<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>3-kasim-secimleri &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/3-kasim-secimleri/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "3-kasim-secimleri"</description>
	<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 22:59:33 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Tarihi Bir Dönemecin Eşiğinde Türkiye]]></title>
<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/tarihi-bir-donemecin-esiginde-turkiye/</link>
<pubDate>Fri, 01 Aug 2003 16:47:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
<guid>http://sabirlik.wordpress.com/2003/08/01/tarihi-bir-donemecin-esiginde-turkiye/</guid>
<description><![CDATA[Türkiye’nin 80 yıllık siyasi hayatına yön veren temel parametreler birer birer etkisizleşiyor. Statü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Türkiye</strong>’nin 80 yıllık siyasi hayatına yön veren temel parametreler birer birer etkisizleşiyor. Statüko her geçen gün biraz daha aşınıyor. 3 Kasım’ın ortaya koyduğu bu oldu. Sözgelimi Türkiye’yi yönetenlerin neredeyse 80 yıldır yok saymaya <strong>çalıştığı Kürt sorunu</strong>, artık yok saymanın anlamsızlaştığı yeni bir evreye girdi. ABD’nin sorunun doğrudan tarafı olduğu bir aşamada <strong>“Kürtler aslında dağ Türkleridir”</strong> söylemi artık ne kadar işe yarayabilir.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Dünyada durumu tartışırken ortaya koymaya çalıştığımız gibi, ABD, Türkiye’nin de bir parçası olduğu coğrafyada, Türkiye’yi etkilememesi mümkün olmayan kapsamlı bir harekat başlattı. Bu harekatla birlikte 50 yıllık Türk-Amerikan ittifakı çatırdamaya başladı. <strong>Ortadoğu’da Türkiye’nin çıkarları ABD ile çakışmıyor, çatışıyor.</strong> ABD yanlılarının <strong>“kaderimiz ortak”</strong> tiradlarına rağmen gerçekte yolun sonuna gelindi.</p>
<p>Türkiye <strong>ABD</strong> güdümüne II. Dünya Savaşı’nın ertesinde girdi. O zamanlar Türkiye’den beklenen <strong>SSCB</strong>’ye karşı bir ileri karakol, bir füze üssü görevini görmesiydi. Devletin yapısı bu ihtiyaca göre dizayn edildi, anti-emperyalist, sol güçler <strong>12 Martlarda 12 Eylüllerde</strong> en acımasız yöntemlerle bu amaç için ezildi.</p>
<p>SSCB’nin çöküşünün ertesinde Türkiye’nin bu fonksiyonu anlamını yitirdi. Türkiye’yi yönetenler, aç tavuk kendini darı ambarında sanır misali, yeni bir hedef ortaya attılar: Türkiye yeni dünya düzeninde <em><strong>“Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan Türklük dünyasının lideri”</strong></em> rolüne soyunacaktı.</p>
<p>Bunun pratikteki karşılığı ABD ile olan bağları daha da güçlendirmek, ilişkiyi stratejik ittifak düzeyine yükseltmek ve stratejik ittifaka <strong>İsrail</strong>’i de dahil etmek oldu. Türkiye’yi yönetenler bölgesel güç olma amaçlarına, <strong>Kafkaslar, Ortadoğu, Balkanlar</strong> üçgeninde <strong>ABD</strong>’ye ve <strong>İsrail</strong>’e dayanarak, onların projelerine dahil olarak ulaşabileceklerine inanıyorlardı. Türkiye’nin son 10 yılına bu düşünce hakim oldu.</p>
<p>Türkiye’nin son 10-12 yılının ne denli karanlık bir dönem olduğunu uzun uzun hatırlatmaya gerek yok, iki büyük ekonomik kriz, aşırı sağın yükselişi, faili meçhuller, aydın cinayetleri, hak ihlalleri, çeteler, 28 Şubat.. bunlar hep <strong>“bölgesel güç”</strong> olma hayallerinin sonuçları.</p>
<p>Maliye Bakanlığı’nın raporuna göre Türkiye’de her yeni doğan bebek <strong>3 bin dolar</strong> borçla doğuyor. Bu yıl iç ve dış borçların toplamı 204,4 milyar dolara ulaştı. Kişi başına milli gelir <strong>2 bin 200</strong> dolar civarında kalırken kişi başına düşen borç miktarı 3 bin dolara yükseldi.</p>
<p>Türkiye’nin ABD’nin güdümüne girdiği 1950 yılında Türkiye’nin 775 milyon lira borcu vardı. 12 Eylül darbesinin yapıldığı 1980 yılında Türkiye’nin  toplam borcu 25 milyar dolardı. Askeri darbenin ve sağ partilerin yönetiminde geçen 20 yılda Türkiye’nin borçları 20 kata yakın artarak <strong>204.4</strong> milyara ulaştı.</p>
<p>Bu borcun-faizin karşılığında ülkenin tüm varlıkları ipotek altına alındı. Borçlar çalışanların sırtından ödeniyor. Yine onların emekleriyle yaratılmış kamu işletmeleri, borçların ödenmesi için yok pahasına özelleştiriliyor. <strong>Türkiye&#8217;de hükümetler alacaklı uluslararası sermaye tarafından düzenleniyor.</strong></p>
<h2>AKP hangi role soyunuyor?</h2>
<p>ABD’ye dayanarak bölgesel güç olma hayalinin şampiyonluğunu şimdi Recep Tayyip Erdoğan ve AKP sürdürüyor.  <strong>“Türkiye’nin çıkarları”</strong> söylemiyle Türkiye’yi bataklığa sürüklemeye çalışıyor. Irak’a asker göndererek Türkiye’yi ABD’nin başını çektiği <strong>işgalci Koalisyon&#8217;a</strong> dahil etmek istiyor.</p>
<p>Irak halkı ABD’nin başını çektiği Koalisyon güçlerini kurtarıcı olarak değil işgalci olarak değerlendiriyor. İşgalcilere karşı direniyor. ABD kendisinin kontrol etmeyi başaramadığı ve direnişin en yoğun biçimde sürdüğü <strong>Sünni-Arap</strong> bölgesini Türkiye’nin “denetimini”ne bırakmak ve böylece kendi askeri zaiyatını azaltmak istiyor.</p>
<p>50 yıldır ABD’ye dayanarak tepemizde duran güçler, yolun sonunun geldiğini, ABD’ye ve İsrail’e dayanarak bölgesel güç olma siyasetinin çıkmaza girdiğini kabul etmek istemiyorlar. Son bir gayretle ve oldu bittiye getirerek Türkiye’yi ABD’nin dünya hakimiyeti için sürdürdüğü haksız savaşın suç ortağı durumuna düşürmek istiyorlar. Halkın yüzde 96’sı ABD’nin Irak’taki savaşını haksız buluyorken, her üç kişiden ikisi ABD’nin Türkiye için askeri tehdit oluşturduğunu düşünüyorken, halkın iradesine rağmen Türkiye’yi ABD’nin başını çektiği işgal Koalisyonu’na dahil etmek istiyorlar.</p>
<p>Eğer Irak’a asker gönderilirse bunun son 10 yılda yaşadığımızdan çok daha yıkıcı sonuçları olacaktır. Bu karar,</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’nin bir bataklığa saplanmasına, gençlerimizin hayatını kaybetmesine,</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin uluslararası meşruiyeti olmayan bir savaşın suç ortağı durumuna düşmesine,</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nın Irak halkı tarafından işgalci bir güç olarak değerlendirilmesine, yayılmacı olmakla suçlanmasına,</strong></li>
<li><strong> Müslüman dünyanın, bölge halklarının ve komşularımızın Türkiye’ye tepki duymasına, uzaklaşmasına ve hatta aramıza kan girmesine,</strong></li>
<li><strong>Başta AB ve Rusya olmak üzere büyük güçlerin Türkiye’ye cephe almasına, dışlamasına,</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin yalnızlaşmasına, itibar kaybetmesine, ABD ve İsrail’e mahkum kalmasına neden olacaktır.</strong></li>
<li><strong> Türkiye yarın dönüp kendi gövdesine saplanacak olan emperyalist kurşunu ateşleyen silahın tetiğini, bugün kendi eliyle çekmiş olacaktır. </strong></li>
</ul>
<p>Türkiye’nin işgal koalisyonuna dahil olmasının iç politikada da çok yakıcı sonuçları olacaktır.</p>
<p>Zaten bıçak sırtında yürüyen ekonomi krize girecektir. Çünkü başta turizm olmak üzere pek çok sektör çökecektir. Demokrasi askıya alınacak, baskıcı rejimler gündeme gelecektir.</p>
<p><strong>Ülkede barışla bölgede barış arasında kopmaz bir bağ vardır.</strong> Bölgede savaşı üstelik haksız ve gerici bir işgal savaşını sürdüren Türkiye’nin kendi içinde barışçı ve demokratik yöntemleri tercih edeceğini sanmak yanlış olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Türkiye tarihsel bir dönemecin eşiğine gelmiştir. Irak’a asker gönderilmesinin faturası AKP açısından acı olacaktır. Seçmen tabanını kaybedecektir. Neden oldukları krizi başkalarının toprağına göz dikerek aşmaya çalışanlar, tam da Irak’a asker gönderdikleri zaman artık son kozlarını da oynamış olacaklar, bunların ülkeyi ne büyük bir tehlikeye sürüklediği açığa çıkacak. Şimdi emek ve demokrasi güçlerinin işçi hareketinin ve sendikal hareketimizin önünde tarihsel bir görev var: <strong>Ülkemizin ve gençlerimizin sahipsiz olmadığını göstermek.</strong></p>
<p><strong>Türkiye’nin çıkarı yayılmacı maceralarda değil barışta, bağımsızlıkta ve demokrasidedir.</strong> Türkiye’nin komşularıyla çatışma içinde olmaktan hiçbir çıkarı olamaz. Türkiye’nin bütün dünyanın nefretini toplayan, kendi çıkarları için başkalarının ata topraklarını işgal etmekten kaçınmayan, haksız ve gayri meşru bir savaş yürüten ABD’nin suç ortağı olmaktan hiçbir çıkarı olamaz.</p>
<p>Türkiye bölgenin ve müslüman dünyanın en önemli ülkelerinden biridir. Yüzyılın başında başını İngiltere ve Fransa’nın çektiği emperyalist işgalcilere karşı verilen <strong>Kurtuluş mücadelesi</strong> nasıl bütün mazlum ülkelere esin kaynağı oldu.</p>
<p><strong>Türkiye kimseye bağımlı olmadan ayakta durabilecek potansiyellere sahiptir.  Şimdi bağımsızlık, barış, demokrasi ve emek güçlerinin görevi bu potansiyeli açığa çıkarmaktır.</strong></p>
<p>Ağustos 2003</p>
<p>DİSK Genel-İş II. No’lu Şube Kongresi Raporu için yazıldı ve burada yayınlandı</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kardeşlik İçin Genel Af!]]></title>
<link>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/kardeslik-icin-genel-af/</link>
<pubDate>Sat, 07 Jun 2003 21:24:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
<guid>http://sabirlik.wordpress.com/2003/06/07/kardeslik-icin-genel-af/</guid>
<description><![CDATA[Türkiye bir karar anına geldi. Irak Savaşıyla başlayan süreç, Kürt sorununa “Kürtlerin ve Kürt sorun]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Türkiye bir karar anına geldi.</strong> Irak Savaşıyla başlayan süreç, Kürt sorununa <strong>“Kürtlerin ve Kürt sorununun varlığını inkar ederek”</strong> yaklaşan resmi ideolojinin sonunu getirdi. <strong>“İnkar ve çözümsüzlükte”</strong> ısrar artık Türkiye’ye yapılabilecek kötülüklerin en büyüğüdür.</p>
<p><!--more--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye ya çözümsüzlükte ısrar edecek, şövenizme, emperyalizme ve yayılmacılığa teslim olacak, çürüyerek parçalanacaktır. Ya da Kürt sorununa adil ve kalıcı bir çözüm geliştirerek yepyeni ve pırıl pırıl bir geleceğin kapısını açacaktır. Türkiye’nin vereceği karar budur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Çözümsüzlükte ısrar, bölgeyi istikrarsızlaştırarak sömürgeleştirme savaşında emperyalistlerin silahına kurşun sürmek anlamına gelecektir.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>ABD’nin bölgeye ilişkin planları kapsamlıdır. Aslında <strong>Ortadoğu Savaşı</strong>, Amerikan imparatorluğunun dünyayı hakimiyeti altında tutmak, AB ve Japonya gibi diğer emperyalist güçlerle sürdürdüğü rekabetteki gerileyişini silah gücüne dayanarak geciktirmek amacıyla sürdürdüğü büyük savaşın sadece bir cephesidir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Irak’ın işgali daha şimdiden bölgedeki bütün dengeleri değiştirdi. ABD, Ortadoğu’yu yeniden işgal savaşında hamle yaptıkça bütün statüko tuzla buz olacaktır. Süreci okuyamayan, sürece uygun hazırlık yapmayan ülkeler bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerdir. Baas diktatörlüğünün Irak’ı düşürdüğü aciz durum ve Vietnam ve Küba halklarının vatan savunmasını zaferle taçlandırması ve bizim kurtuluş savaşımız herkese ders olmalıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Anti-demokratik yaklaşımlarda ısrar, emperyalistlerin ekmeğine yağ sürecektir.</strong> Çözümsüzlükte ısrar emperyalist provokasyonların kolayca tertiplenmesine ve amacına ulaşmasına zemin hazırlayacaktır. İnkarcı yaklaşımlarda ısrar, emperyalistlerin bölgenin bölünüp parçalanarak ve istikrarsızlaştırılarak teslim alınması politikalarının başarıya ulaşmasını sağlayacaktır. Demokrasi yolu tutulmazsa 21. yüzyıl bütün bir bölge için ve dünya için kara bir yüzyıl olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Tarihsel görev Türkiye’de!</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Türkiye bölgenin en kritik ülkelerinden biridir.</strong> Türkiye, paradoksal biçimde bir yandan Kürtlere yönelik en katı yaklaşıma sahip bölge ülkesiyken, bir yandan da çözüme en yakın ülke durumundadır. Büyük ölçüde vesayet altında da olsa demokratik bir zemin vardır. Bölgenin en güçlü ve deneyimli emek hareketi Türkiye’dedir. Onca badireye ve tecride rağmen solun etkinliği kırılamamıştır. Her şeyden önemlisi Kürt demokratik muhalefetinin savunduğu <strong>“ortak vatan demokratik cumhuriyet” </strong>perspektifi, Türkiye çözümü arayışı Türkiye’nin en büyük şansıdır. Adil bir barış ve kalıcı bir kardeşlik için gereken her şeye sahibiz. Türkiye adım atma cesaretini göstermeli, kendi makus kaderini yenmelidir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Türkiye kendi Kürt sorununu adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturmakla, sadece kendisine değil, hem bütün bölgeye, hem de bütün bir dünyaya çok büyük bir iyilik yapacaktır.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sorunun çözümü dünyanın tümü için büyük bir iyilik olacaktır. Türk-Kürt Barışması Amerikan emperyalizminin bölgeye ilişkin bütün planlarını alt üst edecektir. Amerikan saldırganlığı durdurulacaktır. Bu Türklerin ve Kürtlerin uygarlığa ve insanlığa en büyük hizmeti olacaktır. Türkleri ve Kürtleri dünya halklarının gözünde onurlu bir yere taşıyacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Türkiye kendi Kürtleri ile barışmalı, Irak Kürtleriyle dostça ilişkiler kurmalıdır</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye’nin bölünme korkusundan kurtularak Kürt sorununa çözüm bulması bölgede barışın tesis edilmesi için büyük bir adım olacaktır. Kendi Kürtleriyle barışan Türkiye bütün bölge Kürtlerinin dostluğunu kazanacaktır. Bölge ülkeleri Kürtleri tehdit unsuru olarak gören yaklaşımları aştığında, sadece ABD değil, Kürtleri ABD’nin yedeğine takmaya çalışan<strong> “ilkel milliyetçilik”</strong> denen çizgi de güç kaybedecektir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bugün Kürt hareketi içinde belli başlı iki akım çatışma halindedir. Bir yanda <strong>‘ilkel milliyetçiliği”</strong> işbirlikçilikle bağdaştıran akım. Diğer yanda halklar arasında demokrasi zeminde gönüllü birliği hedefleyen akım.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İlkel milliyetçilik bir teslimiyet ve işbirlikçilik çizgisi olarak Washington şahinleri tarafından tehdit yoluyla dayatılıyor. ABD Kürtlerin koruyucu meleği rolüne soyunmuştur. Bunu ciddiye alıp güneyde Kürtlere tanınan bazı sınırlı haklarla yetinip işbirlikçiliğe soyunmak bizi önünde sonunda ABD’nin Ortadoğu halklarına karşı sürdürdüğü savaşın paralı askeri durumuna düşürür. Bu çizgiye karşı kesin tavır almak zorundayız. Geçmişte Kürt halkının uğradığı zulüm ABD işbirlikçiliğinin mazereti olarak kabul edilemez.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu çizginin karşısında Ortadoğu halklarının arasında demokraside gönüllü birlik çizgisi var. Bu çizginin güçlenmesi ABD emperyalizminin başlıca silahının elinden alınması anlamına gelecektir. Anadolu’da demokrasi geliştiği zaman, bölgedeki ABD tezgahı bozguna uğrayacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Ne ABD, ne AB Türkiye’nin geleceği Türk-Kürt Kardeşliğinde</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürt sorununu hakça ve kalıcı bir çözüme kavuşturmak Türkiye’nin kendisine yapabileceği en büyük iyilik olacaktır. Türkiye’yi yönetenler Türkiye’nin önünde ABD ya da AB seçeneğinin olduğuna inanmamızı istiyorlar. Hiçbir emperyalist Blok’un güdümüne girmek zorunda değiliz. Türkiye’nin geleceği bunlardan birinin yanında yer almaktan değil, Kürt ve Türk kardeşliğini tesis etmekten geçiyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bölgemizin tarihinin açıkça gösterdiği gibi Türkleri Kürtlerden ayrı düşünmek mümkün değildir, bu iki halkın kaderleri ortaktır. Bunun son örneği Kurtuluş Savaşımızdır. 1920’lerde iki halkın eşitlik temeli üzerinde gönüllü birliği kuruldu ve bu stratejik ittifak sayesinde emperyalistlerin planları bozuldu.</span><span>  </span>Şövenizmin kör edici peçesini yırtıp görmemiz gereken tarihi gerçekler bunlardır. Bölgenin diğer kesimlerinde yaşayan Kürtleri de kapsayacak şekilde Kürt-Türk kardeşliğini yeniden ve kalıcı bir biçimde tesis edebilirsek sadece sorunları çözmüş olmakla kalmaz, Türkiye’nin önünde tertemiz ve umut dolu bir gelecek açabiliriz. Türkiye’nin ekonomisi de düze çıkar, toplum hayatı da temizlenir.</p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Kalıcı barışı ve Demokrasiyi kazanmanın ön koşulu eşit haklılık temelinde gönüllü birliktir, Türklerin olduğu gibi Kürtlerin de istedikleri gibi yaşama hakkına sahip olmalarıdır.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ancak böyle bir eşit haklılık geçmişte kader birliği yapmış bu iki öznenin gönüllü birliğinin önünü açabilir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Mağdurlara özgürlük çetelere yargılama</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürt sorununun kalıcı bir çözüme ulaşabilmesi adil bir çözüm geliştirilmesine doğrudan bağlıdır. Şu temel adımlar atılmaksızın adil bir çözüm sağlanamaz:</span></p>
<ul>
<li><span><strong>Ayrımsız ve şartsız genel af ilan edilmelidir.</strong></span></li>
<li><span><strong>Susurluk çetesi başta olmak üzere bütün çeteler dağıtılmalı, “özel savaş” politikasını gündeme getirenler ve uygulayanlar yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.</strong></span></li>
<li><span><strong>DEHAP’ın üzerindeki baskılar sona erdirilmeli, örgütlenme özgürlüğü teminat altına alınmalı, siyasi yasaklar kaldırılmalı, ayrımsız biçimde tüm yurttaşların siyasete katılma kanalları açılmalıdır.</strong></span></li>
<li><span><strong>OHAL uygulaması bütünüyle kaldırılmalı, 15 yıllık çatışma döneminde mağdur edilenlerin zararları tazmin ve tamir edilmeli, boşaltılan ve tahrip edilen köyler yeniden imar edilmeli, köyüne geri dönmek isteyenlere destek olmak için kaynak ayrılmalıdır. Kürdü, Kürdü kullanarak etkisizleştirme, Kürdü Kürde düşürme çarpık mantığının ürünü olan Koruculuk düzeni lağv edilmelidir.</strong></span></li>
<li><span><strong>Kürtlerin kimlik, kültür, dil ve folklorlarını koruma, geliştirebilmelerine, kendi dillerinde eğitim görmelerine, tüm medya olanaklarından özgürce yararlanabilmelerine olanak tanınmalı, yasaklar ve fiili engeller sona erdirilmelidir.</strong></span></li>
<li><span><strong>Bir cunta dayatması olan 1982 Anayasası yerine demokrasi ve hukukun üstünlüğüne dayanan, Kürtlerin Cumhuriyet&#8217;in asli unsuru olduğunu güvenceye alan bir Anayasa yürürlüğe konulmalıdır.</strong> </span></li>
</ul>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Çözümün sağlanmasında emek güçlerine ve sol güçlere büyük rol düşüyor.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Statükocu güçlerin bir çözüm geliştirmesini beklemek hayal olur. Şimdi emekçi hareketimiz ve demokratik kamuoyumuz Kürt sorununun eşitlik ve özgürlük temelinde demokratik çözümü için inisiyatif göstermelidir. Kürdün hakkını aldığı bir ülke emekçinin hakkını daha kolay alabildiği bir ülke olacaktır. Aynı zamanda bu, 12 eylül hukukunu ortadan kaldırmanın önündeki en büyük engelin sonu demektir. İnsan haklarının tastamam tanınması, sendikal hakların genişletilmesi, düşünce, toplantı, gösteri ve örgütlenme özgürlüğünün, genel grev hakkının elde edilmesi Türkiye&#8217;nin <strong>&#8220;bölücü terör&#8221;</strong> umacısından kurtulmasına da bağlıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Acil görev: Barış, Kardeşlik ve Bağımsızlık için birleşik bir mücadele sürdürmek emek güçlerini, Kürt demokratik muhalefetini, samimi demokratları, gerçek yurtseverleri bir araya getirecek bir cephe inşa etmek.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>3 Kasım seçimlerinin hemen öncesinde kurulan <strong>Emek, Barış ve Demokrasi Bloku</strong>’nun tarihsel önemi Irak Savaşı’nın ardından daha belirginleşiyor. Blok, halkların birlikte yaşama isteğinin somutlanmasıydı. Bir seçim Bloku olmanın ötesinde anlamı vardı.</span><span>  </span>Türk ve Kürt emekçilerini ve onların siyasi temsilcilerini bir araya getiren Blok <strong>“kardeşliğin laboratuarı”</strong> oldu.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Emek, Barış ve Demokrasi Bloku Türkiye çapında kitlesel bir seçenek haline gelme potansiyellerine sahiptir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong> Şimdi acil görevimiz emek güçlerini, Kürt demokratik muhalefetini, samimi demokratları, gerçek yurtseverleri bir araya getirecek geniş bir cephe inşa etmektir.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu cephe yeni ve kardeşliğin hüküm sürdüğü bir ülkenin müjdecisi olacaktır.</span><span>  </span>Namaz kılanla kılmayan, Kürtle Türk, Aleviyle Sünni bu cephede yanyana gelecektir.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Emekçiler, kadınlar, gençler, engelliler Barış Kardeşlik ve Bağımsızlık için omuz omuza verecektir.</span></p>
<p class="MsoNormal">Birlik Bülteni 4, 7 Haziran 2003</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SDP ve 3 Kasım: Cesaretle ileri atılalım, partimizi örgütleyip solu birleştirelim]]></title>
<link>http://sabirlik.wordpress.com/2002/11/16/cesaretle-ileri-atilalim-partimizi-orgutleyip-solu-birlestirelim/</link>
<pubDate>Sat, 16 Nov 2002 21:40:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
<guid>http://sabirlik.wordpress.com/2002/11/16/cesaretle-ileri-atilalim-partimizi-orgutleyip-solu-birlestirelim/</guid>
<description><![CDATA[SDP olarak temel sorunumuz geç kalmışlıktır. SDP’nin kuruluş koşulları çok daha önce olgunlaşmıştı. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal"><span>SDP olarak temel sorunumuz geç kalmışlıktır. SDP’nin kuruluş koşulları çok daha önce olgunlaşmıştı. Ancak kendi öznel ve içsel dengelerimiz yüzünden adım atmakta geç kaldık.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Sorumluluğumuzu kabul ediyoruz, özeleştiri vermekten kaçınmıyoruz</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><!--more--></p>
<p class="MsoNormal"><span>SDP olarak temel sorunumuz geç kalmışlıktır. SDP’nin kuruluş koşulları çok daha önce olgunlaşmıştı. Ancak kendi öznel ve içsel dengelerimiz yüzünden adım atmakta geç kaldık. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Böylece solu örgütlemesi ve harekete geçirmesi beklenen SDP, kendi örgütsel zayıflığı yüzünden kendisinden beklenen görevleri yerine getirmekte eksik kaldı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Buradan çıkarmamız gereken ders şudur: Bugünden sonra boşa geçireceğimiz her gün, emekçi halka, sosyalist hareketimize ve devrim mücadelesine ihanetle eşdeğer görülmelidir. Eksikliklerimizi hızla tamamlamak zorundayız.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Solda birlik süreci devam etmelidir. SDP başta EBD Bloku’nu destekleyen partiler ve çevreler olmak üzere sosyalist solun kendisini ulusalcılıktan ve sol liberalizmden ayıran bütün kesimlerini bir araya getirmek için çabalamalıdır. Tercih edilen bunun sosyalist solun çoğulcu ve birleşik partisi çatısı altında olmasıdır. Ancak burada sonsuz bir esneklik ve yaratıcılık gerekir. SDP solu nasıl biraraya getireceğinin yollarını düşünmeli ve bulmalıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>SDP kendi örgütlüğünü geliştirmelidir. Açabileceğimiz her ilçede parti örgütü açılmalıdır. Örgütlenebileceğimiz her yerde örgütlenilmelidir.</span><span>  </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>SDP sosyal demokrasiden, sol liberalizme kendi sağını nasıl ittifaka dahil edebileceğini düşünmelidir.</span></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[3 Kasım ve Kürtler: Seçim sonuçları HADEP açısından başarılıdır]]></title>
<link>http://sabirlik.wordpress.com/2002/11/16/secim-sonuclari-hadep-acisindan-basarilidir/</link>
<pubDate>Sat, 16 Nov 2002 21:24:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
<guid>http://sabirlik.wordpress.com/2002/11/16/secim-sonuclari-hadep-acisindan-basarilidir/</guid>
<description><![CDATA[HADEP, SDP, EMEP ve diğer sosyalist çevrelerin 3 Kasım seçimlerine Emek, Barış ve Demokrasi Bloku iç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span>HADEP, SDP, EMEP ve diğer sosyalist çevrelerin 3 Kasım seçimlerine Emek, Barış ve Demokrasi Bloku içinde, DEHAP çatısı altında katılması, tarihsel bir adımdır. Blok, emekçi halkın kendi iktidarının ilk adımıdır, emekçilerin Türkiyesi’nin ilk habercisidir.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal"><!--more--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Seçimlerden çok kısa süre öncesinde oluşturulmasına rağmen Blok, kendisini oluşturan bütün partileri canlandırdı, halkın güvenini artırdı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Emek, Barış ve Demokrasi Bloku</strong>, 13 ilde birinci parti oldu, bütün bölgede oylarını artırdı. Kürt halkının Blok’a sahip çıkışı övgüye değerdir. Bölgede elde edilen sonuç</span><span>  </span>Blok’un büyük bileşeni HADEP’in eseridir. HADEP’li arkadaşlarımız seçim sürecinde üstlerine düşeni büyük oranda yerine getirdi.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Emek, Barış ve Demokrasi Bloku, batıda ve büyük kentlerde beklenenin altında bir sonuçla çıktı. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Metropollerde Emek, Barış ve Demokrasi Bloku’nun önemi ve anlamı yeterince iyi anlatılamadı. Emek, Barış ve Demokrasi Bloku bir bütün olarak kendisini topluma sunamadı, medyadaki tecrit, aydınların desteğinin geç gerçekleşmesi vb. yüzünden buluşmanın tarihselliği, hem kadrolara, hem seçmen kitlesine, hem de Türkiye kamuoyuna layıkıyla kavratılamadı, ittifak görüntüsü zayıf kaldı. Bunların ve sandık başında yaşanan anti-demokratik engellemelerin yanısıra,</span></p>
<ol>
<li><span>Sosyal demokrat güçlerin Blok’ta yer alacak cesareti ve basireti göstermekten uzak kalması,</span></li>
<li><span><strong>ÖDP, TKP</strong> gibi partilerin, çeşitli sosyalist grupların, çevrelerin küçük hesaplar ve sekterlik yüzünden bloğun dışında kalması,</span></li>
<li><span>Sosyalist solun parçalanmışlık ve koordinasyonsuzluk yüzünden potansiyellerini harekete geçirememesi, sahip olduğu imkanların tümünü kullanamaması gibi nedenler de etkili oldu.</span></li>
</ol>
<p class="MsoNormal"><span>Deyim yerindeyse tarih, Emek, Barış ve Demokrasi Bloku bileşenlerine <strong>“hazırlanın yeniden gelin”</strong> dedi</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Barajı aşmak istiyorduk aşamadık, Blok kendi önüne koyduğu hedefe ulaşamadı bu doğrudur. Ama kimi liberal yorumcular tarafından seçimlerin hemen ortasında ortaya atılan <strong>“ortam yumuşadıkça etnik siyasetin önemi azalıyor”</strong> tezi kesinlikle doğru değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Onların <strong>“etnik siyaset”</strong> dediği şeye biz Kürt Yurtsever Hareketi diyoruz. KADEK Genel Başkanı Sayın <strong>Abdullah Öcalan</strong>’ın ABD’nin tertiplediği bir uluslararası komplo sonucu Türk devletine teslim edilmesinin harekette <strong>‘gerilemeye’</strong> neden olacağı sanılıyordu. Bunu sabırsızlıkla bekleyen, olası çözülüşten ekmek yemeyi planlayan <strong>‘solcular’</strong> bile vardı. Aksi oldu. İmralı’dan önce harekete geçirilemeyen pek çok kesim İmralı süreciyle ve <strong>“Demokratik Cumhuriyet”</strong> stratejisi ile birlikte aktifleşti harekete geçti. Halk liderliğin arkasında kenetlendi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Emek, Barış ve Demokrasi Bloku geliştirilerek sürdürülmelidir.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Emek, Barış ve Demokrasi Bloku mücadele alanlarında birlikte örgütlenmelidir.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal">Birlik Bülteni no:2, 16 Kasım 2002</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Emek, Barış ve Demokrasi Bloku mücadele içinde büyüyecek]]></title>
<link>http://sabirlik.wordpress.com/2002/11/16/emek-baris-ve-demokrasi-bloku-mucadele-icinde-buyuyecek/</link>
<pubDate>Sat, 16 Nov 2002 21:06:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
<guid>http://sabirlik.wordpress.com/2002/11/16/emek-baris-ve-demokrasi-bloku-mucadele-icinde-buyuyecek/</guid>
<description><![CDATA[Çözümsüzlükte ısrar parlamenter demokrasiyi sakatladı. Meclis’in meşruiyetine gölge düşürdü 3 Kasım ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span><strong>Çözümsüzlükte ısrar parlamenter demokrasiyi sakatladı. Meclis’in meşruiyetine gölge düşürdü</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>3 Kasım seçimleri 21. Meclis’te bulunan 7 partiden 6’sını barajın altında bıraktı. En büyük erimeyi eski iktidar partileri yaşadılar. İktidarıyla muhalefetiyle hepsinin, baraj altında kalacağı belliydi, ona rağmen seçim yasasını değiştirmediler, barajı indirme cesaretini gösteremediler. Kürt iradesini Meclis’in dışında tutmak için Bülent Ecevit’in sözleriyle ‘intihar etmeyi’ tercih ettiler.</span><!--more--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürt demokratik muhalefetinin Meclis’te temsil edilmesini engellemek amacıyla konulan yüzde 10 barajının kaldırılmaması, Kürt sorununda inkar politikalarının aşılmaması ve çözümsüzlükte ısrar edilmesi, seçmenlerin yüzde 60’ının iradesinin Meclis’te temsil edilememesine yol açtı. Parlamenter demokrasi sakatlandı, Meclis’in meşruiyeti tartışmalı hale geldi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>DEHAP 13 ilde sandıktan, neredeyse diğer bütün partilerin aldığı oydan çok oy alarak birinci parti çıktı. Baraj örneğin Almanya’daki düzeye yüzde 5’e inmiş olsaydı DEHAP parlamentoya giren 7 partiden biri olacaktı. 50 civarında milletvekili kazanacaktı. Seçim gecesi televizyonlarda gösterilen Türkiye haritalarında üç renk, üç parti vardı: Batı’da CHP, ortada AKP ve Doğu’da DEHAP. Bu renkten sadece ikisi Meclis’te temsil edildi, ‘Kürt kırmızısı’ dışarıda bırakıldı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>3 Kasım’da ortaya çıkan sakatlığın aşılması ve meşruiyet sorununun çözülmesi için başta seçim yasası olmak üzere bütün anti-demokratik yasalar derhal değiştirilmeli ve yeniden seçime gidilmelidir. Barışın önkoşulu olarak Kürt iradesinin Meclis’te temsiliyetinin önü açılmalıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Çözümsüzlükte ısrar Türkiye’yi AKP’ye mahkum etti</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Anti-demokratik seçim sistemi, ülkenin ve bölgenin son derece kritik bir konjonktür içinde bulunduğu, savaşın kapımıza kadar geldiği, ekonominin suni teneffüsle hayatta tutulabildiği koşullarda, Türkiye’nin AKP’ye teslim edilmesine neden oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>AKP, emperyalist güçlere ve tekelci sermayeye yaranmak için hiçbir fırsatı kaçırmayacak; liberalden daha vahşi liberal, ırkçıdan daha kafatasçı, Amerika’dan daha Amerikancı, siyonistten daha İsrailci, yayılmacı emeller besleyenlerden daha yayılmacı, ‘şahinlerden’ daha saldırgan olmaktan çekinmeyecektir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürtlerin önüne baraj koyanların tarihsel suçu, savaşın ortasında Türkiye’yi Tayyip Erdoğan’a mahkum ettikleri için ağırdır. Türklerle Kürtlerin eşit haklı ve gönüllü kardeşliğinin önüne baraj diktikleri, üstelik bunu, iç barışa acil ihtiyaç duyduğumuz bu kritik koşullarda yaptıkları için cezaları müebbetliktir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Türkiye eskiyi istemiyor, yeniyi bulamıyor</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>3 Kasım’da bir yönüyle bir ‘yarım devrim’ yaşandığını öne süren yorumcular oldu. Bu benzetme şu yönüyle haklıdır, celladın kendi ipini çekmesi gibi oligarşik yapı yüzde 10 barajlı erken seçim kararıyla kendi tasfiye sürecini de başlattı.</span><span>  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>II. Dünya savaşı ertesinde oluşturulan dış politikada ABD’ye ekonomide IMF’ye bağımlı düzen, Truman doktriniyle, soğuk savaş stratejisiyle, yeni dünya düzenbazlığı ile 12 Martla, 12 Eylül’le, 15 yıllık kirli savaşla, 28 Şubatla kurumsallaştırılan oligarşik yapı Türkiye’yi çöküşün eşiğine getirdi, şimdi kendisi çöküyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yönetenler eskisi gibi yönetemediği gibi yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemiyor. Seçime katılımın düşüklüğü, geçersiz oylar, Cem Uzan gibi demagoglara verilen oylar bunu gösteriyor. Türkiye eskiyi istemiyor, yeniyi bulamıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Türkiye devrimci sosyalistleri bekliyor</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>IMF’ye bağımlılık DSP’yi, ANAP’ı, MHP’yi ve DYP’yi tarihin çöplüğüne yolladı. ABD’ye bağımlılık ve Irak savaşı karşısında takılınacak Amerikan yanlısı tutum AKP’yi çöplüğe yollayacak. AKP gidicidir. Meclis muhalefetsizdir. Baykal’ın ve Derviş’in CHP’si toplumun sesini ve itirazlarını Meclis’e taşıma kapasitesine sahip değildir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sorun yapısaldır. Türkiye’nin son 50 yılıyla hesaplaşması, kendisini ABD’ye ve IMF’ye bağlayan bağlardan kurtulması gerekiyor. Bu dönemin sorgulanması ve yargılanması gerekiyor. Türkiye, tarihin eleştirilerini haklı çıkardığı anti-emperyalistleri, devrimci sosyalistleri bekliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ucu devrimci değişimlere açılabilecek bir sürecin içinde bulunuyoruz. Şimdi Türkiye halkının karşısında iki seçenek, Türkiye’nin karşısında iki olasılık var: Ya IMF’nin, ABD’nin, oligarşinin ve tekellerin Türkiyesi ya da Türk ve Kürt halklarının eşit haklılık temelinde biraraya geldiği, emperyalizmden bağımsızlaşmış, dünyada ve ülkede barış için çabalayan, sömürünün ve baskının olmadığı Emekçilerin Türkiyesi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sorun ikinci seçeneği kitleselleştirmektir. Görev emekçi sınıfların tarihsel taleplerinin savunucusu devrimci sosyalistlerle, Kürt yurtsever hareketi arasında kurulan ittifakı derinleştirmek, emekçi sınıflarla Kürt halkının ittifakına dönüştürmektir. İşçi sınıfı hareketi ile Kürt yurtsever hareketini mücadele alanlarında birleştirmektir. Emek, Barış ve Demokrasi blokunu mahalle mahalle, fabrika fabrika örgütleme, emekçilerin alternatifini inşa etme günüdür.</span><span>  </span>Görev emekçilerin, ezilen halkların, ilerici muhalefetin arkasında toplanacağı Tekellerin Türkiyesi’nden Emekçilerin Türkiyesi’ne geçişi öngören bir toplumsal değişim programı oluşturmak ve bu güçleri bir araya getirecek bir birleşik cephe kurmaktır.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Seçimler Emek, Barış ve Demokrasi Bloku’nun ete kemiğe bürünmesini sağladı. Blok kurulduğunda ‘Pazara kadar değil, zafere kadar’ demiştik. Şimdi karşımızda Irak’a yönelik emperyalist saldırganlığın, yağma savaşının engellenmesi görevi var. Önümüzde 1 Aralık var. Halkın yüzde 90’ı savaşa karşıdır. Emek, Barış ve Demokrasi Bloku bütün güçleriyle 1 Aralık Mitingine akmalıdır. Blok’un savaşa karşı yüzbinleri harekete geçirmesi halkın dikkatinden kaçmayacak, gözlerin Blok’a çevrilmesine yol açacaktır. Böylece Emek, Barış ve Demokrasi Bloku geçici bir seçim ittifakı değil, kalıcı bir mücadele cephesi olduğunu kanıtlayacaktır. Savaşa karşı yüzbinlerin harekete geçmesi, herşeyden önemlisi emperyalistlerin ve onların yayılmacı suç ortaklarının gerici planlarını alt üst edecektir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Öyleyse şimdi savaşa karşı mücadele zamanıdır!</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Şimdi 1 Aralık ‘Savaşa Hayır’ mitingini örgütleme zamanıdır.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal">Birlik Bülteni no:2  16 Kasım 2002</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Emek, Barış ve Demokrasi Bloku’nu Üniversitelerde de İnşa Edelim]]></title>
<link>http://sabirlik.wordpress.com/2002/11/22/emek-baris-ve-demokrasi-bloku%e2%80%99nu-universitelerde-de-insa-edelim/</link>
<pubDate>Fri, 22 Nov 2002 21:53:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
<guid>http://sabirlik.wordpress.com/2002/11/22/emek-baris-ve-demokrasi-bloku%e2%80%99nu-universitelerde-de-insa-edelim/</guid>
<description><![CDATA[Bir toplumsal hareket olarak öğrenci hareketi hemen hemen tüm siyasal akımların ilgi alanına girmiş,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal"><span>Bir toplumsal hareket olarak öğrenci hareketi hemen hemen tüm siyasal akımların ilgi alanına girmiş, en sağdan en sola kadar çeşitli siyasal görüşlerde, çeşitli yaklaşımlar benimsenmiştir. Genel itibari ile bu yaklaşımların çoğu öğrenci hareketini ya görmezden gelmiş, ya da bastırmaya çalışmış; öğrenci hareketine sıcak bakan, onu bir toplumsal hareket olarak değerlendirip, toplumsal muhalefet unsurlarından biri olarak gören sol siyasal yaklaşımlar da bu hareketlerden arzu edilen sonuçları ve devinimi çıkartamamışlardır. Bu 1968 Fransa’sında da, 1970’ler boyunca Türkiye’de böyle olmuş, belirli bir dalga ile yükselen öğrenci muhalefeti, bir seviyeye geldikten sonra bölünerek izole olmuş ya da etkisizleşmiştir.</span><!--more--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yakın tarihimizin iki farklı kuşak öğrenci hareketi de bu şekilde bir gelişme ve yükselme eğilimine girdikten sonra, gerek dış faktörler, gerekse kendi iç bölünmüşlüğü ile etkisizleşmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İlk deneyim daha 84’lerden başlayan<strong> ‘dernekleşme’</strong> süreci ile 80’lerin sonunda etkinlik kazanmış, YÖK uygulamalarına karşı <strong>‘özerk-demokratik üniversite’</strong> talebi ile kendini örgütlemiş, belli bir kitlesellik yakalayıp harekete geçtikten sonra Körfez Savaşı dönemi olağanüstü koşulları ile geriye çekilmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İkinci kuşak olan ve ‘94 sonrası yükselen öğrenci hareketi, öncelikli olarak <strong>B.Ü. Sol Platform</strong> ve <strong>İTÜ Taşkışla Anafora Karşı Cephe</strong> çalışmalarıyla başlamış ve Koordinasyon süreciyle zirveye çıkmış, harç zamlarına ve paralı eğitime karşı yürüttüğü mücadele ile kitleselleşmiş ve bir dizi içsel nedenin yanısıra aslolarak <strong>28 Şubat</strong>’ın duvarına çarparak toplumsal muhalefetin diğer parçaları gibi geriye çekilmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yakın tarihte yaşanmış her iki deneyimde de görülebilen şey bir önceki dönemin deneyimlerinin ve birikimlerinin bir sonraki döneme öyle veya böyle aktarılarak belli bir sürekliliğin yakalanabildiğidir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bir önceki dönemin deneyimlerini paylaşan yeni kuşak dönemine ve mücadele ettiği talebin ihtiyacına uygun olarak örgütlenmiş ve böylelikle belli bir kitleselleşme seviyesi yakalamıştır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yukarıda anlattıklarımız ışığında söylenebilecek en önemli şey; bugün her ne kadar bölünmüş olsa da aslen öğrenci hareketinin <em>–diğer tüm toplumsal hareketler gibi-</em> içinde birlik eğilimleri taşıdığıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Koordinasyon</strong> hareketinin gerilemeye başladığı dönemden beri parçalanan ve kabuğuna çekilen farklı öğrenci grupları aslen bugün için belli bir talep ve örgütlenme modeli altında birleşmeyi beklemektedirler. Çünkü yaşadığımız son 4-5 yıllık deneyim bize parçalanarak ve kabuğuna çekilerek kimsenin büyüyemediğini ve öğrenci muhalefeti olarak ülke siyasetinde söz sahibi olamadığını, böyle devam edilirse olunamayacağını çok yakın bir şekilde gösterdi.. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu noktada yapılacak olan şey aslında çok açık ve nettir. İçinde birlik eğilimi taşıyan bütün bu parçalanmış gruplarla mümkün olan en geniş öğrenci kitlesini bir araya getirmek. Aslında bunun adımları başka bir düzeyde atıldı ve belli bir aşamaya gelinmiş durumda. 3 Kasım seçimlerinden önce <strong>HADEP-SDP- EMEP</strong>’ten oluşan <strong>Emek-Barış ve Demokrasi Bloku</strong> öğrenci hareketinin ihtiyaç duyduğu birlik projesi için en büyük ilham kaynağıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Seçimler düzeyinde başlamış olan ve bileşenlerinin derinleştirerek sürdürmekte kararlı göründüğü bu <strong>Emek, Barış ve Demokrasi Bloku’</strong>nun olumlu yönlerinin öğrenci muhalefeti tarafından da sahiplenilmemesi için hiçbir sebep yoktur. Sahiplenilmelidir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bir yanda Kürt hareketi ve diğer yanda Türkiye sosyalistlerinin oluşturduğu bu projenin öğrenci hareketindeki etkisi şu günkü parçalanmış halinde bile öğrenci muhalefetine büyük bir güç ve moral kazandıracaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ülke ve dünya gündeminde yaklaşan Irak savaşı başta olmak üzere, YÖK, paralı eğitim, demokratik üniversite mücadelesi gibi de bir yığın siyaset malzemesi de okullarda bizi beklemektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bütün bu parçalanmışlık içinde <strong>SDP</strong>’li öğrencilerin her zamankinden daha fazla birleştirici olması gerekmektedir. Çünkü SDP bir adım atmış ve bugüne kadar solda başarılamamış olan bir şeyi başarmıştır. Bu da seçim öncesi kurduğu ve halen devam etmekte olan Emek-Barış-Demokrasi Bloku’dur. Bu işbirliğinin öğrenci hareketinde de devam ettirilmesi zorunludur. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bütün bunları başarabilmek için öncelikle SDP- öğrenci gençlik ilişkisini belirleyecek araçlar yaratmak da biz SDP’li öğrencilere düşen bir görevdir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bunun için geniş katılımlı bir SDP Türkiye Gençlik Forumu’nu mümkün olan en kısa zamanda örgütleyerek, bu ilişkiyi kurumsallaştırmalıyız. Düzenlenecek olan forumdan çıkacak kararlar partimizin 1. Büyük Kongresinde de tartışılarak, Tüzükte ve Programda da yer almalıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kısacası önümüzde çok önemli görevler bizi beklemektedir. Bir yanda yaklaşan savaşa ve YÖK uygulamalarına karşı mümkün olan en geniş öğrenci cephesini kurmak diğer taraftan yeni kurulmuş olan partimizin öğrenci-gençlik eğilimlerini ve kararlarını belirlemek. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bütün bu görevlerin üstesinden gelebildiğimiz anda kendimizi çok farklı bir dünya ve Türkiye manzarasında bulmamız işten bile değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>“HEP BİRLİKTE, BİRLİK İÇİN, DEMOKRASİ İÇİN, BARIŞ İÇİN, KARDEŞLİK İÇİN, EMEĞİN KURTULUŞU İÇİN BİR ARAYA GELELİM, KAZANALIM.”</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>22 Kasım 2002 </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sosyalist Öğrenci</span></p>
<p class="MsoNormal">Birlik Bülteni 4, 7 Haziran 2003</p>
<p class="MsoNormal"><em>*SDP Gençliği Toplantısına Sunulmuştur.</em></p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Oylar "Türkiye'nin Delikanlısı" Mihri Belli'ye]]></title>
<link>http://sabirlik.wordpress.com/2002/10/01/oylar-turkiyenin-delikanlisi-mihri-belliye/</link>
<pubDate>Tue, 01 Oct 2002 17:06:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
<guid>http://sabirlik.wordpress.com/2002/10/01/oylar-turkiyenin-delikanlisi-mihri-belliye/</guid>
<description><![CDATA[DEHAP’ın 1. Bölgedeki en büyük kozu Mihri Belli’dir. Tarihsel birikimi, on yıllardır büyük bir istik]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal"><a href="http://sabirlik.files.wordpress.com/2007/03/delikanli.jpg" title="Oylar “Türkiye’nin Delikanlısı” Mihri Belli’ye"><img src="http://sabirlik.wordpress.com/files/2007/03/delikanli.kucukresim.jpg" alt="Oylar “Türkiye’nin Delikanlısı” Mihri Belli’ye" align="left" hspace="5" /></a><strong>DEHAP’ın 1. Bölgedeki en büyük kozu Mihri Belli’dir.</strong><span>  </span>Tarihsel birikimi, on yıllardır büyük bir istikrarla savunduğu politik duruşu ve kişiliği <strong>Mihri Belli</strong>’ye düşmanının bile saygı duymak zorunda kaldığı bir kimlik kazandırmış durumdadır. Mihri Belli, sosyal demokratlardan kemalistlere gerçek yurtseverlerden samimi müslümanlara kadar genişleyen çok büyük bir kesimden oy alma potansiyeline sahiptir<!--more--></p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal"> EMEK, BARIŞ ve DEMOKRASİ BLOKU/DEHAP 3 KASIM SEÇİMLERİ İÇİN</p>
<p class="MsoNormal">İSTANBUL 1. BÖLGE KAMPANYA ÖNERİSİ</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="border-style:none none solid;border-width:medium medium 1pt;padding:0 0 1pt;">&#160;</p>
<p class="MsoNormal" style="border:medium none;padding:0;"><strong>Amaç:</strong></p>
<p class="MsoBodyText">Bu kampanyanın temel amacı İstanbul 1. Bölgede alacağımız oy oranını artırmaktır. Mihri Belli etrafında yürütülecek etkili bir kampanya solun geleneksel olarak güçlü olduğu bu bölgede, DEHAP’ın beklenenin çok üzerinde bir oy almasını sağlayacaktır.</p>
<p style="border-style:none none solid;border-width:medium medium 1pt;padding:0 0 1pt;">&#160;</p>
<p class="MsoNormal" style="border:medium none;padding:0;"><strong>Gerekçe</strong></p>
<p class="MsoNormal"><img src="http://sabirlik.files.wordpress.com/2007/03/delikanli.jpg?w=490&#038;h=854" alt="Oylar “Türkiye’nin Delikanlısı” Mihri Belli’ye" height="854" width="490" /></p>
<p class="MsoNormal"><strong>DEHAP’ın 1. Bölgedeki en büyük kozu Mihri Belli’dir.</strong><span>  </span>Tarihsel birikimi, on yıllardır büyük bir istikrarla savunduğu politik duruşu ve kişiliği Mihri Belli’ye düşmanının bile saygı duymak zorunda kaldığı bir kimlik kazandırmış durumdadır. Mihri Belli, sosyal demokratlardan kemalistlere gerçek yurtseverlerden samimi müslümanlara kadar genişleyen çok büyük bir kesimden oy alma potansiyeline sahiptir.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Mihri Belli</strong>, Türkiye’nin çözüm bulması gereken bir Kürt sorunu olduğunu ilk kez ortaya koyanlardandır, onların birincisidir. Neredeyse bütün siyasi hayatını Kürt sorununu görmezden gelen, inkar, imha ve asimilasyonla onu ortadan kaldırabileceğini sanan Türk şövenizmine karşı mücadeleyle geçirmiştir. 40 yılı aşkın süredir, usanmaksızın Türkiye’de ileriye doğru bir şey yapabilmesinin ön koşulunun Kürt-Türk kardeşliğini tesis etmek olduğunu anlatmıştır. Emperyalizme karşı sürdürülen milli mücadeleyi örnek göstererek genç Türk solcularına bunun gerçek yurtseverliğin ve gerçek devrimciliğin ön şartı olduğunu kavratmaya çalışmıştır. Mihri Belli’nin ve devrimcilerin savunduğu ezilen ulusun kendi geleceğini tayin etme hakkını dokunulmaz gören, <strong>“eşit haklılık temelinde gönüllü kardeşlik”</strong> çözümünden başka bir çözüm yolu olmadığının herkes farkındadır. Bu anlamıyla Mihri Belli sadece Türk solunun değil, bütün bir Türkiye halkının namusunu kurtarmıştır. Bugün DEHAP ittifakında somutlaşan aşağıdan kardeşleşmenin de mimarlarından ve kardeşliğin sembol isimlerindendir.</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">Mihri Belli ve yetişmesinde onun büyük katkısının olduğu 68 kuşağı, gelişinin şerefine genelevlerin badanalandığı Amerikan emperyalizmine karşı mücadeleyi başlatmış olmanın da şerefine sahiptir. Irak’ın işgal edilmek üzere olduğu, Amerika’ya bağımlılığın ülkeyi uçurumun kenarına getirdiği bugün, anti-emperyalist mücadelenin sembol ismi Mihri Belli gibi bir adayımızın olmasının ve onun öne çıkarılmasının faydası çok büyük olacaktır. Devrimci hareketimizin ‘71 atılımı, Kürt yurtsever hareketinin liderliğinin büyük bir isabetle altını çizdiği gibi aynı zamanda modern Kürt hareketinin de doğuşunun habercisidir. Sol bilincin canlanması Kürt yurtsever hareketinin, meşruiyetini ve hareket kabiliyetini olağanüstü derecede artıracak, ve kardeşliğin eşit haklılık temelinde tesis edilmesini kolaylaştıracaktır.</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">Bir diğer nokta, DEHAP barajları aşarak gireceği 21. Meclis’i Mihri Belli’nin açacak oluşudur. Gerçekte bugün, 1. Meclis gibi kurucu bir Meclis’e ihtiyaç vardır. Böylesi bir Meclis’in şimdilik uzağındayız, ama gerek Kürt halkının temsilcilerinin Meclis’te yerini alması, gerekse Meclis’i Mihri Belli’nin açması oraya giden yolu kısaltacaktır. Bu bizim açımızdan tarihsel önemi çok büyük bir hamle olacaktır. Kürt vekillerini Meclis’in dışına bir kez daha itmeye niyetli birileri varsa onların oyunları bozulacaktır. Seçim kampanyası boyunca Mihri Belli’nin öne çıkarılması bu tarihsel hamlenin altının çok daha kalın çizgilerle çizilmesi anlamına gelecektir.</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">Bir diğer önemli nokta ise Mihri Belli’nin rakipleridir. Mihri Belli’nin rakibi <strong>Kemal Derviş</strong>’tir. Ama bu rekabette avantajlı durumda olan ABD kuklası, DB memuru Derviş değil Mihri Belli’dir. CHP’nin emekçi tabanında Derviş’e karşı büyük bir öfke var. Kartal’da yuhalandığından beri Derviş sokağa çıkmaktan imtina ediyor. CHP’nin geleneksel tabanını oluşturan emekçiler ve aleviler <strong>“sosyal-liberal”</strong> sentezi içine sindiremiyor. Baykal Derviş’i yanına alarak İstanbul sermayesinin ve üst orta sınıfların tabanını etkilemeye çalışıyor. Bunda bir ölçüde başarı sağlayabilir ama kendi emekçi ve solcu tabanının bir bölümünü kaybedeceği açıktır. İşte bizim hedefimiz aslında zaten bizim saflarımızda olması gereken bu tabanı, bu vesileyle saflarımıza kazanmaktır. Derviş’e atılacak her tokat bu tabanı DEHAP’a yaklaştıracaktır. O “Osmanlı tokadını” Derviş’in suratında Mihri Belli patlatacaktır.</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">En son ve en önemli SHP’nin ve ÖDP’nin ittifaktan ayrılmasının yarattığı hasar bu kampanya ile bir ölçüde giderilebilecektir. SHP ve ÖDP’nin çekilişi DEHAP’ta oluşturulmaya çalışılan geniş sol ittifaka zarar verdi. Oysa DEHAP, geniş bir ittifak olduğunu, en azından ittifak olduğunu gösterebilirse başarıya ulaşabilecektir. DEHAP faaliyetinin batıda sosyalistler taşınması, ittifakta sosyalistlerin rengini belirginleşmesi başarının anahtarıdır. EMEP de SDP de sahip oldukları potansiyelin henüz çok küçük bölümünü örgütleyebilmiş durumdadır. İstanbul 1. Bölgede canlı bir Mihri Belli kampanyasının yürütülmesi yukarda sayılanların yanı sıra bu açıdan da büyük bir önem taşımaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="border-style:none none solid;border-width:medium medium 1pt;padding:0 0 1pt;">&#160;</p>
<p class="MsoNormal" style="border:medium none;padding:0;"><strong>Kampanya teması:</strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong>Kampanya Mihri Belli – Kemal Derviş karşıtlığı üzerine oturmalıdır. Bu bağlamda bizim önerdiğimiz ana slogan şudur:</strong></p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<h2>Amerikan kuklasına değil</h2>
<h1><span style="font-size:24pt;">OYLAR TÜRKİYE’NİN DELİKANLISI’NA</span></h1>
<p class="MsoNormal">OYLAR MİHRİ BELLİ’YE, OYLAR DEHAP’A</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="border-style:none none solid;border-width:medium medium 1pt;padding:0 0 1pt;">&#160;</p>
<p class="MsoNormal" style="border:medium none;padding:0;">Araçlar</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:36pt;text-indent:-18pt;"><!--[if !supportLists]--><span>1-</span><span>      </span><!--[endif]-->Afişler</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:36pt;text-indent:-18pt;"><!--[if !supportLists]--><span>2-</span><span>      </span><!--[endif]-->“<strong><em>Mihri Belli samimi demokratları, gerçek yurtseverleri, yürekli sosyal demokratları ve devrimcileri göreve çağırıyor</em></strong>” üst başlığı altında bir ya da bir dizi bildiri..</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:36pt;text-indent:-18pt;"><!--[if !supportLists]--><span>3-</span><span>      </span><!--[endif]-->Pankartlar</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:36pt;text-indent:-18pt;"><!--[if !supportLists]--><span>4-</span><span>      </span><!--[endif]-->Derviş’in ve diğerlerinin gerçek yüzünü ortaya koymayı, DEHAP’ı ve Mihri Belli’yi tanıtmayı hedefleyen 6-8 sayfalık bir ya da iki sayı gazete</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:36pt;text-indent:-18pt;"><!--[if !supportLists]--><span>5-</span><span>      </span><!--[endif]--><a href="http://www.mihribelli.org">www.mihribelli.org</a> şeklinde aynı amaca hizmet eden bir internet sitesi</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:36pt;text-indent:-18pt;"><!--[if !supportLists]--><span>6-</span><span>      </span><!--[endif]-->ve önerilebilecek diğer araçlar&#8230;</p>
<p style="border-style:none none solid;border-width:medium medium 1pt;padding:0 0 1pt;">&#160;</p>
<p class="MsoNormal" style="border:medium none;padding:0;">Notlar:</p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal">DEHAP 1. Bölge, bu kampanyayı Genel Merkez’e yük olmadan, kendi içinde halledebilecek olanaklara büyük ölçüde sahiptir. (Ekim 2002)</p>
<p class="MsoNormal"><em> 3 Kasım 2002 Seçimleri için, DEHAP Bostancı Seçim İrtibat Bürosu tarafından Emek, Barış ve Demokrasi Bloku/DEHAP İstanbul Yürütmesine sunulan Mihri Belli temalı kampanya önerisi. Öneri teknik gerekçelerle Istanbul Yürütmesi eliyle değil, önerenler tarafından hayata geçirildi.</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SDP'nin Kuruluşunun Anlamı]]></title>
<link>http://sabirlik.wordpress.com/2002/09/07/sdpnin-kurulusunun-anlami/</link>
<pubDate>Sat, 07 Sep 2002 22:09:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
<guid>http://sabirlik.wordpress.com/2002/09/07/sdpnin-kurulusunun-anlami/</guid>
<description><![CDATA[Tekellerin Türkiyesinden Emekçilerin Türkiyesine doğru yürüyüşe başlıyoruz Halkı Meclis&#8217;e taşı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal"><span><strong>Tekellerin Türkiyesinden Emekçilerin Türkiyesine doğru yürüyüşe başlıyoruz</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Halkı Meclis&#8217;e taşıyoruz</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Sosyalist Demokrasi Partisi Türkiye&#8217;nin 50. partisi olarak kuruldu. Parti enflasyonunun yaşandığı, solun binbir parçaya bölündüğü bir ortamda SDP&#8217;ye ihtiyaç var mıydı? Vardı! Çünkü SDP, solu bölmek için değil sosyalistleri birleştirmek için yola çıkıyor.</strong></span><!--more--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Krizin, bölgesel savaşın ve kirli savaşın potansiyel birer tehdit olarak karşımızda durduğu günümüz koşullarında, emekçilerin, yoksulların ve ezilen halkların yanyana durmaktan, omuz omuza vermekten başka çaresi yoktur. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu ölümcül tehlikeleri savuşturamazsak ağır bedeller ödemek zorunda kalacağız. Tam da çelişkilerin keskinliğinden ötürü, emperyalizmin ve egemen sınıf bloğunun gerici saldırılarını püskürtebilirsek, gericiliği püskürtmekten çok daha fazlasını kazanacağız.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kaybedeceğimiz çocuklarımızın geleceği, kazanacağımız ise, bağımsız, Türküyle, Kürdüyle bütün halklarının eşit haklılık temelinde &#8220;bir orman gibi kardeşcesine&#8221; birlikte yaşadığı, eğitim ve sağlık hizmetlerinin herkes için eşit ve parasız olduğu, çocukların doyasıya süt içebildiği, ırk ve cins ayrımcılığının ortadan kaldırıldığı, toplumsal hayatının sömürülenler ve ezilenler lehine, sömürüyü ve baskıyı ortadan kaldırmak amacıyla düzenlendiği yepyeni bir ülkedir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Emek, barış ve özgürlük güçlerinin mücadele birliğinin sağlamlaştırılarak inşa edilmesi işte böylesine hayati öneme sahiptir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Burada en kritik rol sosyalistlere düşüyor. Oysa sosyalist sol hak ettiği kitleselliğin çok uzağında. Zengin bir tarihe, mücadele içinde yetişmiş deneyimli kadrolara sahip olmamıza rağmen, potansiyelimizin çok küçük bölümünü örgütleyebiliyoruz. Bunun nedeni bölünmüşlüktür. Kapısını çaldığımız her emekçi devrimcilerin bölünmüşlüğünden yakınıyor, birlikten doğacak kuvveti hepimiz hissedebiliyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Öyleyse gün, birlikte mücadelenin bayrağını yılmadan ve yeniden yükseltme günüdür!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Öyleyse gün, sömürülenlerin, ezilenlerin, ayrımcılığa maruz kalanların, horlananların ve dışlananların taleplerinin savunucusu, mücadelelerinin öncüsü olacak; daha kadın, daha emekçi, daha genç, daha çevreci, daha kitlesel, daha çoğulcu, daha birleşik ve daha devrimci bir parti inşa etmek için kolları sıvama günüdür.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Farklı geleneklerden gelen sosyalistler olarak bizler, işte bu nedenle sosyalist solun birlik partisi SDP&#8217;yi kuruyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sosyalist hareketin ulusal ve uluslararası geleneğini kendi tarihi olarak görmeyen bir parti sosyalist sıfatını hak edemez!</span><span>  </span>Bilimsel sosyalizm geleneğinin savunucusu olarak bizler, uluslararası işçi hareketinin ve geleneğimizi Paris Komünü ve Ekim Devrimi başta olmak üzere bütün mücadelelerini ve deneyimlerini kendi tarihimizin parçası olarak değerlendiriyor ve sahip çıkıyoruz.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Berlin Duvarı&#8217;nın çöküşü sosyalizmin yanlışlanmasının değil, bürokratik yozlaşmayı ve sosyalist demokrasinin tasfiye edilmesini eleştiren marksistlerin doğrulanmasının deliliydi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Demokratik iç işleyişe sahip olmayan bir sosyalist parti, kapitalist demokrasisiden milyon kez daha demokratik olan sosyalist demokrasiyi temsil edemez. Kendisini geliştiremez. Özgür tartışma ve çoğulculuk, geçmişte yaşanan deneyimlerden ders çıkartabilmenin olduğu kadar, marksizmin sınıf mücadelesi içinde sürekli yenilenebilmesinin de koşuludur. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>SDP&#8217;nin bütün partiler içinde en demokratik iç işleyişe sahip parti ve çoğulcu tek sosyalist parti olmasının nedeni işte budur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Başka bir dünya mümkün!</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>SDP, uluslararası ve ulusal çapta büyük tarihsel dönüşümlerin yaşandığı bir konjonktürde kuruluyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Emperyalist güçler arasındaki rekabet giderek sertleşiyor, çıkar çatışmaları keskinleşiyor. Bunlar arasındaki çatlaklar derinleştikçe; kaynakları yağmalamak, pazarları ele geçirmek ve halkları tahakküm altına almak amacıyla yürütülen emperyalist politikalar daha da gericileşiyor. Emperyalist politikanın silahlarla sürdürülen biçimi olarak savaşlar gündeme geliyor. Emperyalist rekabet, uygarlığın ve doğal çevrenin karşısındaki en büyük tehdit unsuru olarak duruyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ancak bu madalyonun sadece bir yüzüdür. Bir yandan da yeni dünya düzenine ve neo-liberalizme yönelik eleştiriler yaygınlaşmasına tanık oluyoruz. Yeni dünya düzeni efendilerinin ideolojik hegemonyası parçalanıyor. Kitle iletişim araçlarından yayılan yalanlarla kandırılan halklar, emperyalizmin ve &#8220;yeni dünya düzeni&#8221;nin ne anlama geldiğini acı bir şekilde görüyorlar. Dünya çapında, geçmiş deneylerden dersler çıkaran devrimci güçler ve kapitalizm karşıtı muhalefet</span><span>  </span>umut verici adımlar atarak gelişiyor.<span>  </span>Emperyalist bölgesel savaşların ve paylaşımların kurbanı olan halklar arasında sosyalizmin rönesansına doğru ilk uyanışlar başlıyor.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Bütün bunlar, bir işçi-emekçi seçeneğinin ilk habercileridir. 21. Yüzyılda, Ekim Devrimi&#8217;nin açtığı çağın yeniden ve dünya çapında başlatılmasının koşulları olgunlaşıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Tekellerin değil, emekçilerin Türkiyesi!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Öte yandan emperyalizmin, onunla içiçe geçmiş az sayıda tekelin, kara paracı spekülatif sermayenin ve bunlarla organik bağa sahip endüstriyel askeri kompleksin egemenliği altındaki Türkiye, krizden krize sürükleniyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ekonomi, IMF ve DB gibi küresel tefecilerin dikte ettiği programlarla yönetiliyor. Tekelleşen sermaye giderek asalaklaşıyor, yerli ve yabancı spekülatif mali sermaye sanayi üretiminin önünde engel haline gelmiş bulunuyor. Fabrikalar sökülüyor. İşsizlik kronikleşti. Türkiye küçülüyor, toplumsal hayat çürüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Egemen sınıf</span><span>  </span>içinde bulunduğu krizden çıkış yolunu yayılmacı maceralarda arıyor. Emperyalizmin Avrasya&#8217;daki yağma sofrasından beslenmeyi ve ABD-İsrail ittifakına dayanarak bölgesel bir güç olmayı hayal ediyor. Bu maceranın emekçilere ve ülkeye faturası ağır olacaktır. Çünkü bu gerici strateji, ülkeyi büsbütün ucuz işgücü cennetine çevirmeden, muhalefeti<span>  </span>bastırmadan, Kürtlerin gücünü kırmadan ve Türkiye&#8217;yi bölgesel savaş maceralarına sürüklemeden amacına ulaşamaz.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Gericiliğe mahkum değiliz. Tekellerin egemenliğini kırıp, bu gerici stratejiyi etkisizleştirmek ve üretenlerin yönettiği bir ülke kurmak mümkündür.</span></p>
<blockquote>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Krizden çıkmak, işsizliği ve yoksulluğu sona erdirmek için, iç ve dış borçlar tanınmamalıdır.</strong></span><span><strong> </strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Meşruiyeti olmayan bu borçları tanımayan bir Türkiye emperyalist tefecilerin elinde krizden krize sürüklenen bütün gelişmekte olan dünyaya örnek olacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Böylesi bir kararın Türkiye&#8217;yi tecrit edeceği palavradır. Tam tersine Türkiye, küresel direniş hareketinin ve azgelişmiş dünyanın desteğini hemen yanında bulacaktır. Latin Amerika ve Afrika ülkeleri olmak üzere pek çok ülke Türkiye&#8217;yi izleyecek ve ortaya küresel tefecileri köşeye sıkıştıracak muazzam bir hareket çıkacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Dış ve iç borç ödeme yükünden, IMF ve DB reçetelerini yırtıp atarak kurtulan Türkiye, neo-liberal uygulamanın bütün sonuçlarını ortadan kaldırma olanağına kavuşacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Demokrasiyi ve iç barışı kazanmak için Kürt sorunu eşit haklılık temelinde çözüme kavuşturulmalıdır.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye Kürt sorununu çözmek zorundadır. Çözüm, iki kardeş halkın eşit haklılık temelinde birleşmesiyle sağlanabilir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürt sorunu çözülürse ülke ve demokrasi &#8220;bölücü terör&#8221; umacısından kurtulacaktır. 12 Eylül hukukunu ortadan kaldırmanın önündeki bütün engeller ortadan kalkacaktır. Emperyalizme büyük bir darbe vurulucaktır. Bölge barışının tesis edilmesine büyük katkı sağlanacaktır. Özgürleşen Kürtler ağır bedeller pahasına elde ettikleri muazzam deneyim sayesinde bölgesel devrimci sürecin başlıca itici güçlerinden biri olarak, bölgedeki gericilikten yana güçler oranını değiştiren önemli bir etken olacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Eşit haklılık temelinde çözüm için, savaşın en temel sonuçlarını ortadan kaldırmalı, Kürtlerin ağır bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlar güvence altına alınmalıdır..</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Bölge çapında barışın ön koşulu olarak, ABD-İsrail-Türkiye gizli antlaşmalarını iptal edilmeli<span>  </span>ve Türk silahlı güçlerinin ülke dışına sevk edilmesi sona erdirilmelidir.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>ABD-İsrail-Türkiye ittifakı bölgenin en gerici gücü olarak, bölgede savaş tehlikesini büyüten başlıca faktördür. Bu ittifakın girişeceği savaşlar asla haklı savaşlar olmayacak, hegemonyacı saldırı savaşları olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye&#8217;nin savaş siyasetine sürüklenmesi yalnız emperyalist devletlerin ve NATO&#8217;nun yüzünden değildir. Türkiye&#8217;de kapitalist tekelci çıkar, yapısal ekonomik kriz, militarist devlet egemenliği, pan-türkist ve pan-islamist ideolojik hegemonya savaşın içimizdeki kaynaklarıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu ittifakın dağıtılması sadece bölge barışı için tarihi bir kazanım olmakla kalmayacak aynı zamanda emperyalist saldırganlığın içimizdeki kaynaklarını da kurutacaktır. Partimiz tüm savaş karşıtlarının tek cephede birliği ve bölge halklarının enternasyonal dayanışması için çalışacaktır. Enternasyonal dayanışmanın hedefi, her ülke halkının kendi egemen güçlerinin yenilgisi için mücadele etmesidir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Demokrasinin etnik iç barışın ve bölge barışının sağlanması için, onbeş yıllık savaşta oluşan militarist çevrelerle içiçe geçen faşist hareket etkisizleştirilmelidir.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Son hükümet döneminde faşist hareketin güçten düşmesi yanıltıcı sonuçlar doğuruyor. Bu hareketin kendiliğinden güçten düşeceği ve etkisini yitireceği düşüncesi büyük bir tehlikedir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Derin bir ekonomik krizin patlaması ve Türkiye&#8217;nin bir bölgesel savaşa sürüklenmesi faşist tehlikeyi büyütecektir. Faşist hareket Kıbrıs sorununda, Kafkasya&#8217;da, Orta Doğu&#8217;da yayılmacı, militarist ve savaş yanlısı sermayenin vurucu gücü, emperyalizmin Avrasya&#8217;daki hegemonya politikasının en gerici aracıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Faşist hareket gericilik bloğunun en tehlikeli olduğu kadar en gayrimeşru aracıdır. Hiçbir gerçek demokraside faşist partilerin yeri yoktur. Türkiye&#8217;de olmamalıdır. Demokrasinin, Le Pen&#8217;e olduğu kadar Devlet Bahçeli&#8217;ye karşı da kendisini koruma hakkı meşrudur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>SDP, sosyalist hareketimizin ve anti-faşist güçlerin mücadele içinde elde ettiği birikimi canlandıracak, faşist tehlikeye karşı uyanıklığı sağlayacak, herşeyden önce sendikalardaki faşistleştirme hareketine karşı emekçileri örgütleyecek, varoşlarda faşist demagojinin iç yüzünü açığa vuracaktır.</span></p>
</blockquote>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Pazara kadar değil..</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye krizin ve sosyal patlamanın, Irak savaşının ve muhtemel yeni kirli savaş konseptlerinin önünde durduğu bir ortamda seçime gidiyor. Anketlere göre seçime giren 23 partiden sadece biri barajı geçmeyi garantilemiş durumda. Buna rağmen baraj aşağıya çekilemiyor. Bunun nedeni basittir ve bellidir. Gerici blok, HADEP’in parlamentoya girmesini engellemek istiyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>HADEP’in parlamentoya girmesi, 15 yıllık savaş döneminin geride kaldığı, ancak kalıcı barış için samimi hiçbir adımın atılmadığı, tersine Kürt hareketinin liderliğine aba altından sopa gösterildiği bir dönemde, gerici bloğun stratejisini etkisizleştiren bir adım, eşit haklılık temelinde kuruculacak kardeşlik için büyük bir kazanım olacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>HADEP’in Türkiye parlamentosundaki varlığı, bölgedeki tüm Kürtler için güvence oluşturacak, emperyalistlerin bölge halklarını birbirine kırdırma politikası ağır bir darbe alacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Öyleyse gün ezilen halkın temsilcilerini parlamentoya taşıma zamanıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Emek barış ve özgürlük güçlerinin geniş sol ittifakının çatısı altında, gerçek demokratlara ve samimi sosyal demokratlara da yer vardır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Solun ittifaka kazandıracağı her oy Türk emekçilerinin ezilen Kürt kardeşlerine uzattığı bir barış gülü olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Biz, emek, barış, özgürlük güçlerinin birlikteliklerini pazara kadar değil zafere kadar sürdürmesi, partilerimizin sadece sandıkta değil günlük mücadelede ve sokakta da birleşmesi gerektiğine inanıyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>SDP bu hedefi gerçekleştirmek için ve bu sorumluluk duygusuyla kuruldu. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Krizin faturasının emekçilere çıkarılmasını engelleyebiliriz ve IMF’den kurtulabiliriz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye’nin ABD’nin Irak’ı yağma seferine dahil edilmesini önleyerek savaşı durdurabiliriz. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürt sorununu eşit haklılık temelinde çözüme kavuşturarak iç barışı, ABD-İsrail-Türkiye gerici ittifakına son vererek bölge barışını sağlayabiliriz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Demokrasiyi, çetelerden, kontrgerilladan ırkçılıktan ve faşizmden temizleyebiliriz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Çağrımız bütün sosyalistlerdir. Gelin sosyalist hareketimizin birleşik partisini birlikte inşa edelim.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Çağrımız, sosyal demokratından, yurtseverine, sosyalistinden demokratına, emekçilere, kadınlara, gençlere, Kürtlere, alevilere, anti-faşistlere, anti-emperyalistlere, anti-kapitalistlere, savaş karşıtlarına, ekolojistlere Türkiye’nin aydınlık ve ilerici güçlerinedir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Gelin, 3 Kasım seçimlerinde ve her an, her alanda güçlerimizi birleştirelim. Ülkemizi ve geleceğimizi IMF gibi küresel tefecilerin, emparyalistlerin, tekellerin ipoteğinden kurtarmak ve emekçilerin Türkiyesini kurmak için emeğin, barışın ve özgürlüğün en geniş cephesini kuralım.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>7 Eylül 2002</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Birlik Grubu’nda birleşiyoruz!]]></title>
<link>http://sabirlik.wordpress.com/2002/08/23/birlik-grubu%e2%80%99nda-birlesiyoruz/</link>
<pubDate>Fri, 23 Aug 2002 09:35:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
<guid>http://sabirlik.wordpress.com/2002/08/23/birlik-grubu%e2%80%99nda-birlesiyoruz/</guid>
<description><![CDATA[Sosyalist Alternatif, Devrimci Marksist Kolektif gruplarından ve bireysel sosyalistlerden oluşan biz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span><strong>Sosyalist Alternatif</strong>, <strong>Devrimci Marksist Kolektif</strong> gruplarından ve bireysel sosyalistlerden oluşan bizler, güçlerimizi tek bir parti grubunda birleştirmeye karar vermiş bulunuyoruz. Bundan sonraki faaliyetimizi <strong>DEVRİMCİ MARKSİST BİRLİK GRUBU</strong> adıyla ve ortaklaşa sürdüreceğimizi ilan ediyoruz.</span><!--more--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Birlik Grubu&#8217;nu biraraya getiren en temel zemin parti programı ve tüzüğüdür. Programımızın, sadece bizim için değil Türkiye sosyalist hareketinin tümü için pusula işlevi göreceğine inanıyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Sosyalistlerin birliği zorunludur</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Birlik Grubu, sosyalist soldaki birlik çabalarının derinleştirilerek sürdürülmesi gerektiğine inanıyor.</strong> Sosyalist hareketimiz parçalanmışlığını aşamadığı sürece işçi hareketi ve ülke için alternatif oluşturma şansını bulamayacaktır. Bu yüzden birlik çabası günceldir ve devrimcidir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ancak yaşadıklarımız, birlik sürecinin bir yönüyle de ayrışma süreci</span><span>  </span>olmasının kaçınılmazlığını ispatladı. Sol içinde kabaca üç ana küme şekilleniyor. <strong>Sol liberalizm, sol milliyetçilik ve devrimci sosyalizm!</strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sol liberallerin ufku, küresel kapitalizmi ve piyasayı ıslah etmekle sınırlı. Geçtiğimiz yüzyılda Kautsky’nin ortaya sürdüğü tezlere paralel biçimde küreselleşmenin ulus-devletleri ortadan kaldırdığına, emperyalist rekabeti yumuşattığına inanıyorlar. AB’den gelecek demokrasiye(!) umut bağlıyorlar. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sol milliyetçilere göre ise<strong> ‘ulusal’</strong> kapitalistlerin neredeyse hiç suçu yok. Herşey emperyalizmin tezgahı. Onlar da yerli burjuvaziye ve genelkurmaya göz kırpıyorlar. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Emekçi sınıfların gündelik ve tarihsel çıkarlarıyla çelişen bu eğilimlerin, sosyalist hareketimizin saflarına kadar sızması endişe vericidir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Geçmişte sosyalizmin uluslararası bir faktör olduğu koşullarda, sol saflarda politika yapan kimi orta sınıf entellektüellerin ve liderliklerin liberalizmin ve milliyetçiliğin hegemonya alanına doğru kayışısının nedenleri özünde maddidir, sınıfsaldır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Tam bu yüzden içinde bulunduğumuz koşullarda sosyalistlerin birliği ancak ve sadece sol liberalizmden ve milliyetçilikten kendisini titiz bir keskinlikle ayıran bir politik/ideolojik zeminde inşa edilebilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Partimizin tarihsel anlamı bu noktada açıklığa kavuşmaktadır. Bizim partimizin amacı devrimci sosyalist güçlerin birliğini sağlamaktır. İP ve ÖDP liderlikleri dışarda kalmak üzere, bu partilerin tabanındaki devrimciler de dahil olmak üzere, bir bütün olarak Türk solu hala büyük ölçüde devrimci sosyalizm alanındadır. Birlik çabamızın muhatabı hala bütün sosyalist harekettir.</span><span>   </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Partimiz, devrimci sosyalizmin birleşik partisidir. Biz devrimci sosyalist partiler, çevreler açısından bir sonraki adımı temsil ediyoruz. Sorumluluğumuz herkesten fazladır.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu anlamda Birlik Grubu’nun temel amacı, liberalizmin ve milliyetçiliğin sol üzerindeki etkilerine karşı mücadele etmek, devrimci sosyalizm zeminini ve onun birleşik partisini güçlendirmek ve nihayet devrimci sosyalistlerin birlik zeminin devrimci marksizme doğru derinleştirilmesini hızlandırmaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Gelecekle geleneği buluşturmak</strong></span><span><strong> </strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Berlin</span></strong><span><strong> Duvarı</strong>&#8216;nın çöküşü emekçi sınıflara ve yoksullara yönelik neo-liberal saldırıyı daha da vahşileştirdi. SSCB’nin çöküşü kapitalizmin zaferine kanıt olarak sunuldu. Aynı anda sosyalizme ve eşitlikçi, toplumcu fikirlere karşı da büyük bir ideolojik saldırı sürdürüldü. Çöküşün bilimsel sosyalizmi de geçersizleştirdiği ileri sürüldü. Amaç bir yandan bir bütün olarak emekçi sınıfları geriye doğru iterken, onun öncüsünün de devrimci marksizmle bağını koparmaktı. Sosyalist sol içine düştüğü şaşkınlık yüzünden bu büyük karşı devrimci dalgayı savuşturmakta güçlük çekti.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu gerici dönemin sonuna doğru yaklaşıyoruz. Sosyalizm düşmanlarının, sosyalizmsiz bir ‘yeni dünya düzeni&#8217; vaaz eden ideologların maskesi düştü, karanlık yüzleri ortaya çıktı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sonsuz barış bir yana emperyalist güçler arasındaki rekabet giderek sertleşiyor, çıkar çatışmaları keskinleşiyor. Bunlar arasındaki çatlaklar derinleştikçe; kaynakları yağmalamak, pazarları ele geçirmek ve halkları tahakküm altına almak amacıyla yürütülen emperyalist politikalar daha da gericileşiyor. Emperyalist politikanın silahlarla sürdürülen biçimi olarak savaşlar gündeme geliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong>Başka Bir Dünya Mümkün! </strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Aynı zamanda neo-liberal politikalara karşı nefret dünya çapında yoğunlaşıyor. <strong>IMF</strong>’yi, <strong>Dünya Bankası</strong>’nı, savaşı kapitalizmi protesto gösterilerine yüzbinlerce insan katılıyor. Tam da bu yüzden Bulunduğumuz noktada ikili bir görevle karşı karşıyayız: <strong>Gelecekle geleneği buluşturmak.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Anti-kapitalist hareket</strong> geleceğin bugünkü işaretidir. Kapitalizm karşıtı uluslararası eylemler yeni bir muhalif kuşak yetiştiriyor. Anti-kapitalist hareketin içine giren sol kendisini yeniliyor. Biz partimizin kapitalizm karşıtı küresel mücadelenin aktif öznelerinden birisi olması gerektiğini düşünüyoruz. MYK bürolarımızdan birinin <strong>&#8220;Anti-Kapitalist Hareket Bürosu&#8221;</strong> şeklinde örgütlenmesinin yerinde olacağına inanıyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Öte yandan dünya çapında mayalanan muhalif dalganın istikrarla büyüyebilmesi ve insanlığın ücretli kölelik düzeninden kurtuluşu mücadelesinde anlamlı bir kilometre taşı olabilmesi için, bu dalganın bilimsel sosyalizm geleneği ile buluşması zorunlu. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Geçmişte yaşanan sosyalizm deneyimleri şimdi ve tam bu bağlamda yeniden ve soğukkanlı bir şekilde ele alınmak zorunda. Programızda <strong>Ekim Devrimi</strong> ve onu gerçekleştirenlerin geleneğine sahip çıkılmaktadır. Bu sosyalist hareket saflarında yapıcı bir tartışmanın başlayabilmesi ve sürdürülmesi için uygun bir zeminin varlığına işarettir. Bu tartışmada öncelikle ortaklıklar ortaya konmalı ve bunlar referans olarak kabul edilmelidir. Bizim inancımız, <strong>Lenin</strong>’in <strong>bütün eserlerinin</strong> ve <strong>III. Enternasyonal</strong>’in en azından <strong>ilk dört kongresinin</strong> de partimizin <strong>ortak referansı</strong> olarak kabul edilebileceği yönündedir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Birlik Grubu olarak bizim ortaklaştığımız nokta ise şudur: <strong>SSCB deneyiminin devrimci marksist eleştirisi, ancak kendisinden önce yapılmış marksist eleştirileri -eleştirel bir değerlendirmeyle- içselleştirdiği oranda amacına ulaşabilir.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Eleştirel bir değerlendirme denemesine bizden önce girişenler de oldu, bürokratikleşmeye yönelik ilk marksist eleştiriler bizzat devrimi gerçekleştiren kuşağın üyeleri tarafından başlatıldı. Lenin, siyasi yaşamının son dönemini tümüyle <strong>“bürokratik yozlaşmaya”</strong> karşı mücadeleye adamıştı. Aynı dönemde <strong>Bolşevik Parti</strong> ve <strong>Komünist Enternasyonal</strong> içinde bürokrasiye karşı güçlü bir <strong>Sol Muhalefet</strong> ortaya çıktı. Sovyet demokrasisine, <em>(sosyalist demokrasiye),</em> Bolşevik Parti’ye, Enternasyonal’e ve Marksizme sahip çıkarak bürokratik yozlaşmayı eleştirenler, tam da marksist yöntemi bürokrasiyi eleştirmek amacıyla kullandıkları için hunharca bir baskıya maruz kaldılar. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bugün, samimi hiçbir marksist eleştiri geçmişte ölümü göze almak pahasına aynı işi yapmış olanların emeğini ve kahramanca gayretini yok sayamaz. <strong>Biz ‘reel sosyalizme’ yönelik eleştirel geleneğimizi, bürokratikleşmeye dikkat çeken Lenin’in son yazılarıyla, Komünist Enternasyonal-Sol Muhalefet ile başlatıyoruz.</strong></span><span>  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Programımızın dünya analizi ve sosyalizm deneyimlerinin yorumlandığı bölümlerine yönelik düşüncelerimizi kaba hatlarıyla ortaya koymuş olduk. Buraların derinleştirilmesi gerektiğine inanıyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye analizi, egemenliğin <strong>‘emperyalizmin, onunla içiçe geçmiş az sayıda tekelin, temelinde kara para yatan spekülatif sermayenin ve bunlarla organik bağa sahip endüstriyel askeri kompleksin’</strong> elinde olduğu saptamasıyla başlıyor, egemen sınıfın</span><span>  </span><strong>“emperyalizmin Avrasya&#8217;daki yağma sofrasından beslenmek ve bölgesel bir güç merkezi olmak stratejisi”</strong> ile içinde bulunduğu krizi aşmaya çalıştığını ve bu stratejinin <strong>“somut olarak Avrasya&#8217;da ABD-İsrail ittifakına dayanarak bölgesel güç merkezi olma süreci içinde Avrupa Birliği&#8217;ne Türkiye&#8217;yi entegre etmek amacı”</strong> taşıdığını vurguluyor, “<strong>Bu strateji, ülkeyi büsbütün ucuz işgücü cennetine çevirmeden, devlet aygıtının anti-demokratik, baskıcı yapısını koruyarak muhalefeti zor kullanarak bastırmadan, &#8220;ulusal birlik, bütünlük&#8221; adı altında Kürtlerin ulusal ve siyasal gücünü kırmadan ve ‘ulusal çıkar’ adı altında Türkiye&#8217;yi bölgesel savaş maceralarına sürüklemeden amacına ulaşamaz”</strong> deniyor.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu meselenin doğru konuş şeklidir. Bu tesbitler, Türkiye&#8217;nin gelecekte içine sürükleneceği savaşların, haklı savaşlar olmayacağı,</span><span>  </span>hegemonyacı saldırı savaşları olacağı saptamasıyla yanyana düşünüldüğünde programımızın devrimci özünü oluşturmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Birlik Grubu, bu yaklaşımın olgusal gerçeklerle, verilerle, <strong>Mihri Belli</strong>’nin deyimiyle <strong>‘etüd çalışması yaparak’</strong> zenginleştirilmesi görevini önüne koyuyor. Aynı şeyleri genel olarak programın geri kalan kısmı için de söylemek gerekiyor. Burada özel olarak birkaç söz söylemek gereken kısım ittifaklarla ilgili bölümdür.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Hedefimiz Sol İttifak</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Birlik Grubu’nun ittifaklar konusundaki yaklaşımı özü itibarıyla partimizin yaklaşımıyla paraleldir. Türkiye işçi sınıfı ve emekçileriyle Kürt yoksullarının ittifakı, onların siyasal temsilcilerinin, sosyalistlerin, sosyal demokratların, Kürt yurtsever hareketinin, erkek egemen sisteme karşı mücadele eden kadın hareketinin ve diğer özgürlük hareketlerinin, doğal çevrenin tahrip edilmesine karşı mücadele eden ekolojist hareketin, gençlik hareketlerinin, anti-militaristlerin, anti-kapitalistlerin, anti-emperyalistlerin, anti-faşistlerin işbirliği ve ortak mücadelesi: <strong>Geniş bir Sol ittifak!</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Böyle bir ittifak hem gerçekçidir, hem aşırı sağı engellemenin tek yoludur, hem de <strong>Tekellerin Türkiyesinden Emekçilerin Türkiyesi</strong>’ne geçişin önkoşuludur. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>Birliğin önkoşulu çoğulculuktur</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sosyalist solun birleştirmenin ön koşulu demokratik merkeziyetçiliğin çoğulculuğu ve tartışma özgürlüğünü kapsayan yönünü kuvvetlendirmektir. Bize göre programatik zemin temelinde eylem birliği esastır. Birlik Grubu karar sürecinde azınlıkta da kalsa da partinin eylem birliğini korumaya özel önem gösterecektir. Biz çoğulculuğu partiyi oluşturan grupların temsiliyet oranlarında arayan yaklaşımı kendimize yabancı buluyoruz. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Solun birliği ve sosyalizmin rönesansı ancak özgür tartışma süreci sonucunda gerçekleşebilir. Çoğulculuğun, parti içindeki her fikrin partinin bütün örgütlerinde özgürce dolaşımınının ve tartışılmasının sağlanmasıyla hayata geçebileceğine inanıyoruz. Bu bağlamda tüm üyelerin katılımına açık bir parti bülteninin çıkarılmasının, tüm yayınların tek bir elden dağıtılmasının faydalı olabileceğini düşünüyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Grupların varlığı nesnelliktir ancak organik bütünleşme için grupların parti grubuna dönüşmesi gerekir. Birlik Grubu, her biri uzun ve çetin mücadeleler sonucu ortaya çıkmış olan devrimci grupların meşruiyetini tartışma konusu yapmayı anlamsız bulur. Grupları kaynaştırmanın tek yolu partiyi güçlendirmektir. Ancak gruplar kadar istikrarlı olabilen ve onlardan daha büyük bir politik enerji yaratan bir parti grupları potasında eritebilir. Grupların ise atması gereken adım kendilerini parti grubu olarak yeniden inşa etmektir. Devrimci Marksist Birlik Grubu daha en baştan kendisini parti grubu olarak ilan ediyor.</span><span>  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Parti grupları ile parti ve partililer arasındaki ilişkinin üç temele dayandığına inanıyoruz: <strong>Partinin üstünlüğünün her koşulda kabulü. Parti ve partililer karşısında tam açıklık. Kurucu sorumluluğu.<span>  </span></strong>Birlik grubu kendisini bu üç temel üzerinde inşa ediyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>23 Ağustos 2002</span></p>
<p class="MsoNormal">&#160;</p>
<p class="MsoNormal"><strong>PARTİYE KARŞI TAM AÇIKLIK </strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Devrimci Marksist Birlik Grubu, partinin organik bir grubu olarak kendi geleceğini parti saflarındaki sosyalistlerle birleştirmiştir. Grubumuz, üç yılı aşkın süre boyunca kolektif olarak yaratılan çizginin kendi özgün görüşleriyle uyum içinde olduğunu belirtir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Birlik Grubu, parti tüzüğünde grupların varlığının tanınmasını, buna karşın partinin üstünlüğünün de gruplar tarafından kabülünü önemli bir ilke sayar. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Birlik Grubu, parti karşısında tam açıklık ilkesine uyacak, parti grubu olarak tüm partiye her konuda düzenli olarak hesap verecek, parti üyelerinin, özellikle grup dışı üyelerin çalışmalarımızı denetlemesine razı olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Birlik Grubu,tüzüğümüzde bir Hakemlik Kurulu’na yer verilmesini, oluşturulacak Hakemlik Kurulu’nun gruplar arası, gruplarla organlar ve tek tek üyeler arası, parti birliğine, üyelik haklarına, partinin devrimci eylem birliğine zarar verici her türden ihtilafı hakkaniyet ilkeleri içinde çözmeye yetkili olmasını talep eder. Talebinin kabul edilmesi durumunda Hakemlik Kurulu kararlarını tanıyacağını ilan eder.</span><span>   </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>23 Ağustos 2002</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HADEP'ten Korkuyorlar, Çünkü Demokratik Çözümden Korkuyorlar]]></title>
<link>http://sabirlik.wordpress.com/2001/12/01/hadepten-korkuyorlar-cunku-demokratik-cozumden-korkuyorlar/</link>
<pubDate>Sat, 01 Dec 2001 00:04:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabirlik</dc:creator>
<guid>http://sabirlik.wordpress.com/2001/12/01/hadepten-korkuyorlar-cunku-demokratik-cozumden-korkuyorlar/</guid>
<description><![CDATA[Seçim anı yaklaştıkça egemen sınıfların HADEP korkusu depreşiyor. Son günlerde görüldüğü üzere, hiçb]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal"><span>Seçim anı yaklaştıkça egemen sınıfların HADEP korkusu depreşiyor. Son günlerde görüldüğü üzere, hiçbir demokratik rejimde söz hakkı olmayan güçler bile HADEP’i dillerine doluyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bütün IMF partileri hızla oy kaybediyor, eriyor, halkın hiçbirine güveni kalmamış durumda. Barajı düşürmekten başka çareleri yok. Ama birileri barajların düşmesini istemiyor. Çünkü arkasındaki desteği her geçen gün biraz daha artıran HADEP baraj 1-2 puan düşse bile hiç zorlanmadan parlamentoya girecek. Kürt sorunu daha demokratik parlamenter zeminlerde gündeme gelecek.</span><!--more--></p>
<p class="MsoNormal"><span>İşte HADEP’i dillerine dolayanlar bundan, Kürt sorununun demokratik zeminlerde tartışılmaya başlanmasından korkuyorlar. Demokratik çözümden kaçıyorlar. Sanki HADEP parlamentoya girmezse Kürt sorunu ortadan kalkmış olacak. Devekuşu da kafasını kuma gömdüğü zaman kendisini kimsenin görmediğini sanıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türk yönetici sınıfı <strong>“çözemiyorsan süründür”</strong> yaklaşımını<strong> ‘zekice’ </strong>bir taktik sanıyor. Böylece Kürt muhalefetinin yorulacağı güçten düşeceği hesaplanıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Oysa yaşanan gerçek bambaşka, Kürtler liderliklerine güvenoyu verircesine kitleler halinde HADEP’e yöneliyor, İmralı süreci sanıldığının aksine halkın hareketten uzaklaşması bir yana HADEP etrafında kenetlenmesine yol açtı. HADEP sadece bölgede değil batıda da oyunu artırıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><strong>ittifakı engelleyemezsiniz</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>HADEP’e yönelik saldırıların asıl amacı belli, olası bir HADEP, sosyal demokrasi ve sosyalist sol ittifakını engellemek. Geçtiğimiz aylarda açığa çıkan bir ‘andıç’ta belirtildiği gibi böyle bir ittifakın oy potansiyeli yüzde 30’u aşıyor. Sandıktan birinci güç olarak çıkıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>HADEP’i hedef tahtasına yerleştirenler aslında sosyalist sola ve sosyal demokratlara aba altından sopa gösteriyor. İttifakı engellemeye çalışıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ama Kürt-sosyalist-sosyal demokrat ittifakı bugün IMF’nin ve ırkçılığın elinde can çekişen ülkenin ve emekçilerin biricik umududur. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>En başta sosyalistler bu umudun karartılmasını engellemek için canla başla çalışacaktır ve ittifak gerçekleşecektir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Seçim barajlarının arkasına sığınanlar, Türkiye’nin aydınlık yüzü barajları yıkıp Meclis’e girdiğinde bakalım saklanacak delik bulabilecekler mi?</span></p>
<p class="MsoNormal">SA Bülten 3, 1 Aralık 2001</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
