<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>almanya &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/almanya/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "almanya"</description>
	<pubDate>Sat, 05 Dec 2009 06:05:14 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Almanya]]></title>
<link>http://superbilgiler.wordpress.com/2009/11/29/almanya/</link>
<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 20:50:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>superbilgiler</dc:creator>
<guid>http://superbilgiler.wordpress.com/2009/11/29/almanya/</guid>
<description><![CDATA[ALMANYA Yüzölçümü : 344.360 km² Nüfusu : 76.898.000 Başkent : Bonn Önemli Şehirler : Bonn, Berlin, K]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a name="avr1"></a><b>ALMANYA</b></p>
<p><b>Yüzölçümü :</b> 344.360 km²</p>
<p><b>Nüfusu :</b> 76.898.000</p>
<p><b>Başkent :</b> Bonn</p>
<p><b>Önemli Şehirler :</b> Bonn, Berlin, Köln, Hamburg, Münih, Essen, Frankfurt, Dortmund, Duesseldorf, Stuttgart, Leipzig, Dresden, Magdeburg, Rostoek, Erfurt, Brandenburg, Bremen, Hannover, Nürnberg.</p>
<p><b>Yeri :</b> Hollanda, Belçika, Fransa, İsviçre, Avusturya, Danimarka ile komşudur.</p>
<p><b>Dil :</b> Almanca</p>
<p><b>Din :</b> Protestan, Katolik</p>
<p><b>Para birimi :</b> Alman Markı, Avro</p>
<p><b>Önemli coğrafi yerler :</b> Neisse ırmağı, order ırmağı, Erzgebirge dağları, Elbe ırmağı, Ren ırmağı, <a href="http://www.superbilgiler.com/" target="_blank">Mosel ırmağı</a>. </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir uçak kaç günde boyanır]]></title>
<link>http://lagaluga41.wordpress.com/2009/11/29/bir-ucak-kac-gunde-boyanir/</link>
<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 11:53:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>yvzblog</dc:creator>
<guid>http://lagaluga41.wordpress.com/2009/11/29/bir-ucak-kac-gunde-boyanir/</guid>
<description><![CDATA[Uçağın boyanması tam 21 gün sürüyor. 650 kilogramda boya harcanıyor Uçaklar, mükemmel bir mühendisli]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://lagaluga41.wordpress.com/files/2009/11/manset_ic_189544.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-183" title="manset_ic_189544" src="http://lagaluga41.wordpress.com/files/2009/11/manset_ic_189544.jpg" alt="" width="290" height="296" /></a>Uçağın boyanması tam 21 gün sürüyor. 650 kilogramda boya harcanıyor<!--more--><br />
Uçaklar, mükemmel bir mühendislik becerisi ve teknoloji harikası olarak tanımlanıyor. Üretim programları için milyarlarca dolar harcanan demir kuşların, gövdesinden aviyoniğine, motorlarından kabin içi eğlence sistemine kadar, üretiminde dünyanın dört bir yanından yüzlerce tedarikçi şirketin katkısı var.<br />
Günümüzün en güvenli seyahat aracı olarak kabul edilen uçaklar, üretimleri tamamlandıktan sonra çok ilginç bir yolculuğa çıkıyor. Gövdesi tamamlanan uçağın içi tamamen boştur. Bu duruma havacılıkta “yeşil uçak” adı veriliyor. Fabrikadan çıkan sıfır kilometre yeşil uçak, müşterinin istekleri ve tercihleri doğrultusunda baştan aşağı giydiriliyor. Daha sonra ise, bir uçağın havayoluna teslim edilmeden önceki son işlem olan boyama safhasına geçiliyor.</p>
<p><strong>A380, 21 günde boyanıyor</strong><br />
Bugün için dünyanın en büyük yolcu uçağı, Avrupalı Airbus’a ait A380. Jumbo jetin boyama işleminin yapıldığı tesislerden biri de Airbus’un Almanya-Hamburg’taki Finkenwerder tesisleri. 22 bin metrekareden büyük bir alana sahip tesiste 100 kişilik bir ekip, 4 vardiya halinde çalışarak A380’in 3 bin 100 metrekarelik gövdesini boyuyor. Uçağın boyanması tam 21 gün sürüyor. Uçağın kuyruğu ise ayrıca boyanıyor.</p>
<p><strong>650 kg boya tüketiliyor</strong><br />
A380’in sadece gövdesi için 24 boyacı, 3 kez astar çekiyor. Her bir astar 60 dakika sürüyor. Daha sonra 3 kat boyama yapılıyor. Dünyanın en büyük yolcu uçağı A380’i boyamak için 650 kilogram boya kullanılıyor. Boyama işleminde elektrostatik boyama tabancaları kullanılıyor. Böylece boya daha verimli oluyor. Ayrıca boyamada 8 adet hareketli teleskopik platform yer alıyor. Böylece uçağın her alanına rahatça erişilip, boyama yapılabiliyor.</p>
<p><strong>Çevreci boyama</strong><br />
Boya yapılan hangardaki 112 havalandırma borusu ise havayı saatte 18 kez devr-i daim yapıyor. Bütün bu boyama işlemi son derece çevreci bir şekilde yürütülüyor. Çünkü Airbus, ISO 14001 çevre sertifikasyon standardı alan ilk şirket. Hangarda bulunan 4 adet gaz temizleyen alet havada oluşan boya zerreciklerini bertaraf ediyor.<br />
Tüm boya işlemi bittikten sonra dev uçak hangardan çıkıp üzerindeki yeni elbisesiyle havayoluna teslim edilmeye hazır hale geliyor. Göklerin bu en büyük jumbo jeti artık yolcularını karşılayabilir, gökyüzünde misafirleriyle beraber süzülebilir…Uçaklar, mükemmel bir mühendislik becerisi ve teknoloji harikası olarak tanımlanıyor. Üretim programları için milyarlarca dolar harcanan demir kuşların, gövdesinden aviyoniğine, motorlarından kabin içi eğlence sistemine kadar, üretiminde dünyanın dört bir yanından yüzlerce tedarikçi şirketin katkısı var.<br />
Günümüzün en güvenli seyahat aracı olarak kabul edilen uçaklar, üretimleri tamamlandıktan sonra çok ilginç bir yolculuğa çıkıyor. Gövdesi tamamlanan uçağın içi tamamen boştur. Bu duruma havacılıkta “yeşil uçak” adı veriliyor. Fabrikadan çıkan sıfır kilometre yeşil uçak, müşterinin istekleri ve tercihleri doğrultusunda baştan aşağı giydiriliyor. Daha sonra ise, bir uçağın havayoluna teslim edilmeden önceki son işlem olan boyama safhasına geçiliyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[imralının sevdalısı, aponun dışkı yiyicisi, T&uuml;rkiye d&uuml;şmanı avrupa! şimdi de memleketin aydınlık y&uuml;z&uuml; Fenerbah&ccedil;e d&uuml;şmanlığı mı yapmaya başladın?!]]></title>
<link>http://leydifenerli.wordpress.com/2009/11/24/imralinin-sevdalisi-aponun-diskisini-men-eden-trkiye-dsmani-avrupa-simdi-de-memleketin-aydinlik-yz-fenerbahe-dsmanligi-mi-yapmaya-basladi/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 14:52:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>mescalinia</dc:creator>
<guid>http://leydifenerli.wordpress.com/2009/11/24/imralinin-sevdalisi-aponun-diskisini-men-eden-trkiye-dsmani-avrupa-simdi-de-memleketin-aydinlik-yz-fenerbahe-dsmanligi-mi-yapmaya-basladi/</guid>
<description><![CDATA[şimdi bir bahis ve şike meselesi çıktı ve zürriyet denen eskinin gazetesi şimdinin şantaja maruz kal]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p align="justify"><strong>şimdi bir bahis ve şike meselesi çıktı ve zürriyet denen eskinin gazetesi şimdinin şantaja maruz kalmış paçavrasında habire sarı-lacivert uefa topunun eşliğinde bombardıman edilip duruyor fenerbahçe maçlarının isimleri.</strong></p>
<p align="justify"><strong>hayır bu gastemsi nesnenin internet sitesine dönüp baktığında porno ve fenerbahçe aleyhine yayından başka bir şey olsa gam yemeyeceğiz. memleketin esaslı meselelerine dair yani. ama yok işte sadece pornografi, tayyip erdoğan yalakalığı ve de fenerbahçe aleyhtarlığı var. başka bir numaraları yok gastecilik niyetine. </strong></p>
<p align="justify"><strong>galatasarayın avrupadaki kayırılma olayının imralı sempatisinden olduğunu bilmeyen de yoktur aslında.</strong></p>
<p align="justify"><strong>ha bir de fettullah mı, fetullah mı, fethullah mı her neyse işte etkisinin memleketimizde estirdiği gerici ve anti-Türkçü rüzgarların ve bu rüzgarlara yelken açmış malum kulübün avrupadan aldığı destek de bunun bir ekstrası, bonusu zaten.</strong></p>
<p align="justify"><strong>memleketimin aydınlık yüzü fenerbahçem ise, dünya kulübü olma yolunda ne etnik, ne de cemaatsal faaliyetlere yanaşmadı ya, sadece kendi taraftar imkanları ile en modern avrupa kulüplerinin tesis ve gelir seviyesine yaklaşmaya başladı ya, avrupada onca “hakem tarafından kesilme çabalarına” rağmen çeyrek final oynamayı başardı ya, yine avrupada henüz bismillah kritik bir penaltı alamadığı halde etnik yandaş ve cemaatçi unsurları bakımından ecnebinin sevgilisi olan gs’ ye kritik anlarda penaltı dahil kıyaklar yağdırılmakta ya, (bkz. geçen sezon hertha berlin-galatasaray olmayan son dakika penaltısı), şimdi de habire fenerbahçe maçlarını şikeye bulaştırma gayretleri var.</strong></p>
<p align="justify"><strong>gözüne battı mis gibi kulübüm, avrupanın! </strong></p>
<p align="justify"><strong>gözleri çıksın inşallah!</strong></p>
<p align="justify"><strong>hiç inandırıcı değilsin abdullah öcalanın, nam-ı diğer itbaşının hayranı avrupa hem de hiç!</strong></p>
<p align="justify"><strong>eğer sorununuz gerçekten de adalet dağıtmak ise bölücü uefa, ben sizin yerinizde olsam daha başka bir yere bakmadan önce, ilk önce, en başta galatasaray maçlarına bakardım. bir de hakemlerine. ve fenerbahçe maçları ile kıyaslardım. neden galatasaray maçlarında yabancı hakemlerin hep gs lehine kararlar verip rakiplerine saç-baş yoldurduklarını ve fenerbahçe maçlarında da tam tersini yaşattıklarını sorgulardım mesela.</strong></p>
<p align="justify"><strong>bu arada aziz başkan yabancı hakem istediği zaman hep acı acı gülüyorum.</strong></p>
<p align="justify"><strong>değişmez ki başkanım hakemler bu pkk ve ermeni itbaşı yanlısı avrupadan gelecek olduktan sonra ve bir de dünya futbolunun başkanı fransız olunca!</strong></p>
<p align="justify"><strong>ha unutmadan, o sarı-lacivert topla “top olma özelliği bakımından” soydaş ol e mi zürriyet spor servisi sorumlusu!</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TÜRK-ALMAN İTTİFAKI BİR BAŞKA BAHARA...	]]></title>
<link>http://makulfikir.wordpress.com/2009/11/24/turk-alman-ittifaki-bir-baska-bahara/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 12:11:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>makulfikir</dc:creator>
<guid>http://makulfikir.wordpress.com/2009/11/24/turk-alman-ittifaki-bir-baska-bahara/</guid>
<description><![CDATA[talih kuşu türkiye&#39;yi mi tıklıyor... “Batı Cephesi”nde neler oluyor ve de neler olabilir?       ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[talih kuşu türkiye&#39;yi mi tıklıyor... “Batı Cephesi”nde neler oluyor ve de neler olabilir?       ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[“EM BI WE RE NE” û çend name ]]></title>
<link>http://zinarala.wordpress.com/2009/11/16/%e2%80%9cem-bi-we-re-ne%e2%80%9d-u-cend-name/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 14:54:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>Zinar Ala</dc:creator>
<guid>http://zinarala.wordpress.com/2009/11/16/%e2%80%9cem-bi-we-re-ne%e2%80%9d-u-cend-name/</guid>
<description><![CDATA[Hêmen Kurdaxî Hêmen Kurdaxî Me hin rewşenbîr, nivîskar, hunermend, kesayeyetî, siyasetvan, &#8211; h]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hêmen Kurdaxî Hêmen Kurdaxî Me hin rewşenbîr, nivîskar, hunermend, kesayeyetî, siyasetvan, &#8211; h]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Robert Enke]]></title>
<link>http://jestman.wordpress.com/2009/11/13/robert-enke/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 22:56:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>jestman</dc:creator>
<guid>http://jestman.wordpress.com/2009/11/13/robert-enke/</guid>
<description><![CDATA[Tarih 10 Ağustos 2003. Fenerbahçe &#8211; İstanbulspor maçının tribünlerindeyim. Kaleye gelen 3. top]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Tarih 10 Ağustos 2003. Fenerbahçe &#8211; İstanbulspor maçının tribünlerindeyim. Kaleye gelen 3. topu da yiyerek 52 bin kişinin küfürünü yiyen çiçeği burnunda yeni kalecimiz Enke&#8217;ye bir küfür de ben sallıyorum. Rüştü&#8217;yü Barcelona&#8217;ya gönderen Fenerbahçe, kaleci tercihini yine Barcelona&#8217;nın üçüncü kalecisi olan alman Robert Enke&#8217;den yana kullanıyordu. 31 Temmuz 2003&#8242;de imzayı atan Enke, ilk maçına da 10 Ağustos&#8217;daki bol küfürlü maçta çıkıyordu. Fakat o maç&#8230; Her futbolcuya nasip olmayacak (ki olmaması da gerek) bir şanssızlıkla Enke&#8217;nin Fenerbahçe kariyeri tek maç sürüyor ve maçtan iki gün sonra takımla karşılık kontratları feshediyordu.</p>
<p>O günden sonra ara sıra Enke ne yapıyor diye baktığım oldu. Hannover takımında kendine iyi bir kariyer edinmişti. Hatta son zamanlarda Alman milli takımının kalesini koruduğu gibi Football Manager oyununda da birçok defa gözümü çarpmıştı. Dayanamayıp Fenerbahçe&#8217;ye transfer ettiğim bile oldu. Geçen sene Bundesliga&#8217;da yılın kalecisi seçildi Enke.</p>
<p>Fakat gel gelelim geçtiğimiz gün acı bir şekilde kaybettik Enke&#8217;yi. Trenin önüne atlayıp bu fani dünyadaki hayatına son noktayı koydu. Ardından da bir veda mektubu bıraktı. 2 yaşındaki kızını birkaç ay önce kaybetmesi etkendi tabii buna. Ancak ne olursa olsun böylesine üzücü bir olay beni derinden etkiledi. Çünkü Enke&#8217;yi tek canlı, çıplak gözlerle gördüğümde sağlam küfür sallamıştım. Ya şimdi? Ölüm haberiyle çok üzüldüm.</p>
<p>Bu ölüm bana büyük bir ders oldu açıkçası. Neden mi? Çünkü maç izlerken futbolcuların da birer insan olduğunu gözden kaçırdığımızı büyük oranda farkettim. Yine birçok fanatiğe göre daha bilinçli futbol izlerim. En azından &#8220;parasını alıyosa tekmeye kafasını uzatıcak&#8221; gibi bir düşünce tarzım yoktur. O konuda o da insan derim. Fakat küfür kısmını gözden kaçırdığım gördüm. Bir insana yaptığı, daha doğrusu yapamadığı bir için küfür etmek, kin duymak&#8230; Kötü bişey. Eğer bu yazıyı okuyan insanlar varsa bu konuda tek isteğim şu; futbolcuların insan olduğunu sakın unutmayın. İnsanlar hata yapmak için vardır zaten. Hata yapıp hatalardan bişey öğrenmek için. Bu konuda Enke&#8217;den sonra hatasını anlayan Fenerbahçe yönetimini kutluyorum; Deniz Barış&#8217;ı uzun süre takımda tuttuğu için. Gönderileceği sırada Almanya&#8217;dan karısı ve çocuğunun ölüm haberi geldi. Yıkıldı tabii doğal olarak. Fakat Fenerbahçe onu göndermektense takımda tuttu, yetmedi daha fazla süre verdi maçlarda. Deniz oynadıkça, bir iki de gol attıkça hayata yeniden bağlandı. Şimdi bakıyorum da yeni sevgilisi tribünlerde Deniz&#8217;i izlemek için geliyor. Bu çok çok güzel bir olay. Bir insanın hayata yeniden bağlanışının canlı hikayesi. Şu saatten sonra Deniz&#8217;i bir başka takıma gönderdiğiniz de iki tarafın da içi rahat ve huzurlu olacak.</p>
<p>Bir diğer farkettiğim nokta da bir hayli ilginç. Yaklaşık iki hafta önce, iki sene önce sevdiğim bir kızın ölüm haberini aldım. Beni ne kadar reddetmiş olsa da aramız hiç bozuk değildi. Çok nadir konuşurduk, ama birbirimize karşı gayet iyiydik. Ölüm haberini aldığımda nedense hiç üzülmedim. Fakat nedense Enke&#8217;nin ölümüne bu kızdan daha çok üzüldüm. Bunun nedenini de &#8220;son&#8221;lara bağlıyorum. Birinde hiç aramız bozulmadı iyi sonla ayrıldığımız için vizdanım rahattı. Ötekinde ise küfürle ayrıldığımız için vicdan azabı çekiyorum. İnsanoğlu işte&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[(12.11.2009) Eşit Haklar]]></title>
<link>http://misawatruth.wordpress.com/2009/11/12/12-11-2009-esit-haklar/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 12:17:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>misawatruth</dc:creator>
<guid>http://misawatruth.wordpress.com/2009/11/12/12-11-2009-esit-haklar/</guid>
<description><![CDATA[Eşit Haklar “Önce farenin şerrini defet, sonra buğday biriktirmeye çalış.“ Hz. Mevlana Hangi ülkede ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Eşit Haklar “Önce farenin şerrini defet, sonra buğday biriktirmeye çalış.“ Hz. Mevlana Hangi ülkede ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ALMANLAR İKTİDAR ARAYIŞINDA ]]></title>
<link>http://makulfikir.wordpress.com/2009/11/11/almanlar-iktidar-arayisinda/</link>
<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 16:12:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>makulfikir</dc:creator>
<guid>http://makulfikir.wordpress.com/2009/11/11/almanlar-iktidar-arayisinda/</guid>
<description><![CDATA[2. Dünya Savaşı sonrası Almanya-Köln Almanya,  zaman zaman biraz geriye düşse de adeta dünyanın anam]]></description>
<content:encoded><![CDATA[2. Dünya Savaşı sonrası Almanya-Köln Almanya,  zaman zaman biraz geriye düşse de adeta dünyanın anam]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İKİ (DÜZENBOZUCU) RAKİP : ALMANYA VE İSRAİL                                                                                              ]]></title>
<link>http://makulfikir.wordpress.com/2009/11/09/iki-duzenbozucu-almanya-ve-israil/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 21:11:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>makulfikir</dc:creator>
<guid>http://makulfikir.wordpress.com/2009/11/09/iki-duzenbozucu-almanya-ve-israil/</guid>
<description><![CDATA[Bu durum tabii ki Türkiye açısından, Türkiye&#8217;nin bugünkü siyasi duruşu bakımından. İnsanlar kı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bu durum tabii ki Türkiye açısından, Türkiye&#8217;nin bugünkü siyasi duruşu bakımından. İnsanlar kı]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[4G'li cepler geliyor]]></title>
<link>http://sametcatak.wordpress.com/2009/11/09/4gli-cepler-geliyor/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 11:56:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>samtdesign</dc:creator>
<guid>http://sametcatak.wordpress.com/2009/11/09/4gli-cepler-geliyor/</guid>
<description><![CDATA[3G teknolojisi ile yeni tanıştığımız bu günlerde 4G&#8217;li telefonlar yola çıktı.   LG Electronics]]></description>
<content:encoded><![CDATA[3G teknolojisi ile yeni tanıştığımız bu günlerde 4G&#8217;li telefonlar yola çıktı.   LG Electronics]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türk Emlak Piyasalari İspanya İzinde ]]></title>
<link>http://emlaktown24.wordpress.com/2009/11/08/turk-emlak-piyasalari-ispanya-izinde/</link>
<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 12:31:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>emlaktown24</dc:creator>
<guid>http://emlaktown24.wordpress.com/2009/11/08/turk-emlak-piyasalari-ispanya-izinde/</guid>
<description><![CDATA[Emlaktown24. Com kuruluşunu tamamen Avrupa Gayrimenkul piyasalarında son yıllarda olan gelişmelere b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a class="aligncenter" title="http://www.emlaktown24.com" href="http://www.emlaktown24.com" target="_blank">Emlaktown24. Com</a> kuruluşunu tamamen Avrupa Gayrimenkul piyasalarında son yıllarda olan gelişmelere borçludur.  Avrupa ülkelerinde Topluluk vatandaşlarının istediği ülkede çalişabilmesi ve yaşayabilmesi belli bir kesim için orta ve kuzey Avrupadan güneye göçleri yaklaşik 20-25 yıl önce baslatmış oldu.</p>
<p>Son 4-5 yilda önce iyi bir cikis yapan ve ancak daha sonra yaklasik son 1,5-2 yilda uluslararasi ve türkiyedeki krizlerden etkilenerek inise gecen türkiye emlak piyasasi Ispanyanin son 15-20 yilda yaptigi cikisa yakin bir ivmeyi yaklama potensiyeline sahip. Ispanya ile olan benzerliklerimiz gercekten cok; Dogal özelliklerin yanisira bir cok kültürel ve makro ekonomik degerlerimizde benzer; Günes, akdeniz dogasi, Futbol, yemekler, tekstil ve turizm. Ayrica gecmiste yasanan benzeri politik olaylar ve enflasyonda yine ortak yanlarimizdan.</p>
<p>Avrupa Topluluguna tam üyelikten önceki Ispanya makro ekonomik bakimdan Türkiyeye cok benzerlikler göstermekteydi. Ispanya AT üyeliginden sonra hem ülke icindeki dinamikler hemde yurtdisindan gelen taleplerden positif ivme kazanan emlak piyasasi 80 li yillarin sonlarindan itibaren yillik bazda 10% üzerinde büyümelere gecti ve 90 li yillarin orta ve sonunda yillik büyüme artik 20-25% lik düzueylerde dolasmaktaydi. Amerikadaki son emlak ve mortgage krizi Ispanyayida negatif etkileyerek önce durusa gecmesine ve son 1 yilda yaklasik olarak 10% deger kaybetmnesine sebep oldu. Ancak gecen haftaki Ispanya´ya yaptigim is seyahatimde durgunlugun hakim oldugunu ancak büyük bir negatifligin olmadigini gördüm. Krizin daha 1-2 yil sürebilecegi düsüncesi hakim.</p>
<p>Kisaca Ispanya emlak piyasasinin son yillardaki cikisinin arkasindaki faktörlere bakacak olursak;</p>
<p>A) Öncelile Ispanyol halki tipik bir akdeniz ülkesi ve kültürü olarak ev sahipligi orani cok yüksek.  Bu durum bizim ülkemizdede mevcut.</p>
<p>B) Ikinci önemli bir fakltör ise yatirim kültürleri arasindaki benzerlik; Türkler gibi Ispanyollarda emlaka yapilacak yatirimin cok saglam ve kalici olan bir yatirim araci olarak degerlendirmektedir.</p>
<p>C) Ücüncü bir ortak yan ise kuzey avrupalilarin ülkemize ve özellikle deniz kiyisi yerlesim yerlerine duyduklari ilgi. Italya, Ispanya, Yunanistan ve Portekiz kuzey avrupalilardan taleplerden dolayi büyük bir boom yasamislardi. Ülkemizde emlak fiyatlari ideal hava kosullarinin yanisira özellikle kuzey Avrupalilar icin son derece uygun (grafik 1). Dördüncü bir faktör olarak emlak aliminda finansman kaynaklarinin olusmasi. Ülkemizdede getirilen mortgage yasasi halkin ev sahibi olmasinda kolaylik saglayacagindan emlak piyasalarina cok büyük bir ivme saglayacaktir (Grafik 2-3). Yüksek oranda nakit sahibi olmayan orta gelir grubuda emlak alabilecek duruma gelecektir.  Türkiyede son özellikle son 2-3 benzeri bir durum yasamaktayiz. Bu faktörlere türkiyenin dinamik nüfus faktörünü eklersek türk emlak piyasasinin potensiyelini daha iyi anlariz.</p>
<div id="attachment_12" class="wp-caption aligncenter" style="width: 510px"><a href="http://www.emlaktown24.com/ratgeber/experten/fachartikel-11/"><img class="size-full wp-image-12" title="Avrupadaki ortalama ev fiyatlarinin karsilatirma tablosu" src="http://emlaktown24.wordpress.com/files/2009/11/grafik-1.jpg" alt="Grafik-1" width="500" height="315" /></a><p class="wp-caption-text">Avrupadaki ortalama ev fiyatlarinin karsilatirma tablosu</p></div>
<p style="text-align:center;">
<p>Grafik 1. Avrupadaki ortalama ev fiyatlarinin karsilatirma tablosu</p>
<div id="attachment_13" class="wp-caption aligncenter" style="width: 510px"><a href="http://www.emlaktown24.com/ratgeber/experten/fachartikel-11/"><img class="size-full wp-image-13" title="Grafik 2 Konut edinirken kredilendirme oranindaki son 11 yillik gelisme tablosu" src="http://emlaktown24.wordpress.com/files/2009/11/grafik-2.jpg" alt="Konut edinirken kredilendirme oranindaki son 11 yillik gelisme tablosu" width="500" height="283" /></a><p class="wp-caption-text">Konut edinirken kredilendirme oranindaki son 11 yillik gelisme tablosu</p></div>
<p>Grafik 2 Konut edinirken kredilendirme oranindaki son 11 yillik gelisme tablosu</p>
<div id="attachment_14" class="wp-caption aligncenter" style="width: 510px"><a href="http://www.emlaktown24.com/ratgeber/experten/fachartikel-11/"><img class="size-full wp-image-14" title="Grafik 3 Konut edinirken kredilendirme oraninoin ülke milli hasilasina orani" src="http://emlaktown24.wordpress.com/files/2009/11/grafik-3.jpg" alt="Konut edinirken kredilendirme oraninoin ülke milli hasilasina orani" width="500" height="260" /></a><p class="wp-caption-text">Konut edinirken kredilendirme oraninoin ülke milli hasilasina orani</p></div>
<p>Grafik 3 Konut edinirken kredilendirme oraninoin ülke milli hasilasina orani</p>
<p>Türk emlak piyasasinin ispanya modelini yasayabilmesi ve benzeri cikisi yakalayabilmesi icin ön plana cikan hususlar var, bu husulari ve yapilmasi gerekenleri bir dahaki yazimda belirtmek üzere hoscakalin.</p>
<p>Dogan Gündogdu, 40</p>
<p>Dogan Gündogdu; Istanbul Üniversitesi kamu yönetimi mezuniyetinden sonra Almanya, Ingiltere ve Ispanya Master sahibi ekonomist Dogan Gündogdu Is hayatinda Frankfurtda, Londra ve Barcelona da bankacilik, danismanlik sektörlerinde calisti ve yöneticilik yapti. Avrupa da Is ve egitim hayatinda cesitli ödüllere sahip olan Dogan Gündogdu Subat 2007 de Almanyada Süper Türklerden secildi.</p>
<p>Dogan Gündogdu, MBA</p>
<p>AKFINA</p>
<p>Im Mediapark 2</p>
<p>50670 Köln / Deutschland</p>
<p>Tel: +49 160 944 570 33</p>
<p>d.gguendogdu@emlaktown24.com</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hadise Rusya'yı sallayacak]]></title>
<link>http://lagaluga41.wordpress.com/2009/11/07/hadise-rusyayi-sallayacak/</link>
<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 12:17:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>yvzblog</dc:creator>
<guid>http://lagaluga41.wordpress.com/2009/11/07/hadise-rusyayi-sallayacak/</guid>
<description><![CDATA[Ramazan Hazar, Rusya&#8217;da Hadise ile tanıtım yapacaklarını, bu sayede iyi bir çıkış yapmayı hede]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-39" title="hadise-003" src="http://lagaluga41.wordpress.com/files/2009/11/hadise-003.jpg" alt="hadise-003" width="250" height="300" />Ramazan Hazar, Rusya&#8217;da Hadise ile tanıtım yapacaklarını, bu sayede iyi bir çıkış yapmayı hedeflediklerini kaydetti<!--more--><br />
Türkiye Deri Konfeksiyoncuları Derneği (TDKD) Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Hazar, Rusya&#8217;da Hadise ile tanıtım yapacaklarını, bu sayede iyi bir çıkış yapmayı hedeflediklerini kaydetti.</p>
<p>Deri sektörüne ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Hazar, Türk deri firmalarının, Türkiye&#8217;de istediklerini bulamadıklarını, hedeflerinin Avrupa ve Rusya&#8217;da ellerinde tuttukları pazarı korumak ve bu pazarları geliştirmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Almanya, İngiltere, Fransa ve Rusya&#8217;da deri ürün satışında önemli bir paya sahip olduklarını dile getiren Hazar, Rusya&#8217;daki deri firmalarının deri üretimine girmeye çalıştıklarını, ancak deri üretiminin emek yoğun bir sektör olması ve bu emek güçlerinin olmaması nedeniyle bunu başaramadıklarını ifade etti.</p>
<p>Deri üretiminde Türkiye&#8217;nin dünyada yedinci, Avrupa&#8217;da ikinci sırada olduğunu anlatan Hazar, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Rusya&#8217;da ise deri konusunda rakipsiziz. Dünyada İtalyanlar bu işin başını çekiyor. İtalyanlar&#8217;ın bizden tek üstün tarafları tasarım. Ancak biz de artık tasarımlarımızı kendimiz yapıyoruz. Tasarımlara verdiğimiz ağırlık artık Türkiye&#8217;yi taşıyacak duruma geldi. Türk tasarımcıları artık Avrupa ile yarışıyorlar. Kazandığımız paraları bu işlere de ayırarak tasarımcılarımızın önünü açtık.</p>
<p>Üst giyim görsel bir şey. Bunu kalkıp da internetten pazarlayamazsınız. İnsanlar görmek istiyorlar ve derinin tanıtımını yapacak kişilerin de o ülkenin gençlerinin sevdiği insanlar olması lazım. ABD&#8217;de Cindy Crawford ile bir tanıtım yapmıştık ama beklediğimizi alamadık. Kadın meğerse 20 yıl önce meşhurmuş. Artık bu hatayı yapmak istemiyoruz. Cindy bize pahalı bir ders oldu. Şimdi Rusya&#8217;da Hadise ile iyi bir çıkış yapmayı hedefliyoruz. Cindy Crawford tanıtımı bize 500 bin dolara mal oldu. Hadise, şu an gündemde ve dünya starı olma yolunda. Rusya&#8217;da Hadise ile çok ilgi çekeceğimizi düşünüyoruz.&#8221;</p>
<p>Hazar, &#8221;Hadise, baştan aşağı moda kokuyor. Çizme ve ayakkabıyı da çok iyi taşıyor. Biz hep şikayet ederiz marka değiliz diye. Bu da ülkemizin markalaşma yolunda bir adım olacak. Deri bizim, ürün bizim, sunuşu yapan da bizden biri olsun istiyoruz&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin deri ihracatının yüzde 30-35&#8242;inin Rusya&#8217;ya yapıldığını ve Rusya&#8217;da deri pazarının yüzde 60&#8242;ına hakim olduklarını belirten Hazar, krizde Rusya&#8217;ya yapılan deri ürün ihracatının yüzde 30 civarında düştüğünü, bu düşüşü Hadise ile yapacakları reklam filmi ve konser çalışmalarıyla toparlamak istediklerini söyledi.</p>
<p>&#8221;DERİ MONTUN AĞIRLIĞINI 250 GRAMA KADAR DÜŞÜRDÜK&#8221;</p>
<p>Ramazan Hazar, 12-14 Kasım 2009 tarihleri arasında düzenlenecek İstanbul Deri Fuarını da sektörün vitrini ve en iyi ürünlerini tüm dünyaya sergilemek için önemli bir fırsat olarak değerlendirdi.</p>
<p>Fuarda ekonomik kaygıdan çok İstanbul&#8217;un moda merkezi olması isteklerinin ağır bastığını dile getiren Hazar, şöyle konuştu:</p>
<p>&#8221;Milano&#8217;ya gittiğimizde görüyoruz. Şehirde her zaman bir hareketlilik ve her zaman turist var. Bunun sebebi, şehirde daima bir kongre veya fuar olmasıdır. İstanbul neden böyle bir merkez olmasın? Fuara katılım geçtiğimiz yıla göre hemen hemen aynı. Aslında iki yıl önceye kadar daha büyük alanlarda yapıyorduk, 20 bin metre kareleri bulduğumuz olmuştu ama iki yıldır 10 bin metre kare alanda gerçekleştiriyoruz. Krizden dolayı bir düşüş var ama bu düşüş sadece bizde değil, tüm dünyada&#8230; İtalya&#8217;da da fuar 7 salonda yapılırken 2 salona düştü.</p>
<p>Bu yılki fuarın, sektörün sıçrama noktası olacağına inanıyoruz. Toplamda 150 katılımcı var. Bunların 50&#8217;sinden fazlası ise yabancı katılımcı. İtalya, İspanya, Almanya, Yunanistan, Finlandiya, Dubai, Hindistan, Pakistan, İngiltere, Arjantin ve Avusturya&#8217;dan firmalar katılıyor. Bir firmamız deri montu 500 grama düşürdüğünde olay olmuştu. Bugün 300 gramın üzerinde deri montumuz yok. Bizim İtalya&#8217;dan daha iyi olmamız lazım. Deriyi dokusuna da zarar vermeden inceltebildiğimiz kadar incelttik. Deri montun ağırlığını 250 grama kadar düşürdük. Bu şekilde sezonu 8 aya çıkarmak istiyoruz. Fuarın bu yıl daha verimli geçeceğini düşünüyorum. 500 milyon dolarlık iş bağlantısı bekliyoruz.&#8221;</p>
<p>&#8221;TANITIMI BİZ YAPTIK AMA PİYASAYI ÇİN VE HİNDİSTAN KAPTI&#8221;</p>
<p>Hazar, yerli tüketimde henüz istedikleri seviyeye ulaşamadıklarını vurgulayarak, bu güne kadar yaptıkları tanıtımların sektöre katkısının fazla olmadığını bildirdi.</p>
<p>Deri Tanıtım Grubu&#8217;nun yaptığı tanıtımların, bekledikleri etkiyi göstermediğini dile getiren Hazar, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;Tanıtımı biz yaptık ama piyasayı Çin ve Hindistan kaptı. Halen de o furya devam ediyor. Bir çok firmaya gittiğinizde mağazalardaki derilerin Çin ve Hindistan malı olduğunu görürsünüz. Tanıtım, derinin moda olmasına vesile oldu ama piyasayı Çin ve Hindistan&#8217;a kaptırdık. Çünkü çok ucuza deri ürün satıyorlar. Bizim ürünlerin standartları yüksek olduğu için onlara göre pahalı kalıyor.</p>
<p>Avrupa&#8217;ya yaptığımız ihracatın düşmesi ise tamamen krizin getirdiği etkilerdendir. Avrupa krize girince bizim ürünlerimiz pahalı geldi ve Çin, Hindistan ürünlerine yöneldiler ama krizin etkilerinin geçmesiyle tekrar bize yöneleceklerdir. Zaten bilinçli bir insanın Çin ve Hindistan&#8217;da üretilen deri ürünleri giymemesi lazım. Deri üretiminde kullanılan kimyasal malzemeler çok önemli. Kalitesiz bir üretimde kullanılan kimyasal malzemeler insan sağlığını da bozar.&#8221;</p>
<p>&#8221;DERİLER GÜZEL ÇIKARILSIN Kİ PARAMIZ ÜLKEMİZDE KALSIN&#8221;</p>
<p>Ramazan Hazar, devletin krizde önemli teşvikler verdiğini ancak KOBİ&#8217;lerin ve küçük esnafların bu fırsatları değerlendiremediklerini söyledi.</p>
<p>KOBİ&#8217;lerin, bu teşviklerden nasıl yararlanacaklarını bilmediklerini dile getiren Hazar, &#8221;Sonra kalkıp bazıları &#8216;Devlet bir şey yapmıyor&#8217; diyor. Devlet çok şey yaptı ama kaç kişi faydalanıyor derseniz 100 firmadan ancak ikisi&#8230; İnsanlar müracaat etmekten korkuyor. Çünkü daha önce böyle bir şey görmemişler&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Bazı sektörlerin, &#8221;Hassas sektör&#8221; olarak ilan edilerek, tanıtımına daha çok önem verilmesi gerektiğini savunan Hazar, şunları söyledi:</p>
<p>&#8221;Devletin bazı sektörleri vitrin sektör yapması lazım. İtalyanlar mesela ABD&#8217;ye ayakkabı ve deri montla girmişler. Devlet yetkililerinin soğuk ülkelere giderken derici iş adamlarını yanında götürmesi ve devamlı bu konunun işlenmesi lazım. Tamam Afrika&#8217;ya giderken bizi götürmesin ama bir Rusya&#8217;ya, Norveç&#8217;e giderken bizi de götürmesi lazım. Bugün Başbakanımız Rusya&#8217;ya giderken iki tane derici iş adamını yanında götürse ve Vladimir Putin&#8217;e bir deri mont hediye etse bambaşka bir ortam yakalarız. Biz yüzde 100 Türküz. Türk iş adamıyız, Türk üretimiyiz, Türk işçiler çalıştırıyoruz. Bizim kazanmamız, Türkiye&#8217;nin kazanmasıdır.&#8221;</p>
<p>Ramazan Hazar, Kurban Bayramının da sektöre katkısı olduğunu belirterek, Türkiye&#8217;nin ham deride dışa bağımlı olduğunu, Kurban Bayramı sayesinde ise bu bağımlılığın bir ölçüde azaldığını söyledi.</p>
<p>Geçen yıl Levent Kırca ile kurbanın nasıl kesilmesi gerektiğini anlatan bir klip hazırladıklarını hatırlatan Hazar, &#8221;Belki bunu tekrar gösterime koyabiliriz. Çünkü Kurban kesilirken derinin güzel çıkartılması lazım. Bu gün özellikle koyun derisinde dışa bağımlıyız. İspanya, İtalya ve Yunanistan&#8217;dan alıyoruz. Deriler güzel çıkarılsın ki paramız ülkemizde kalsın&#8221; dedi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hirçên zooya Leipzigê rût mane]]></title>
<link>http://zinarala.wordpress.com/2009/11/06/hircen-zooya-leipzige-rut-mane/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 16:32:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>Zinar Ala</dc:creator>
<guid>http://zinarala.wordpress.com/2009/11/06/hircen-zooya-leipzige-rut-mane/</guid>
<description><![CDATA[AVESTA &#8211; Li zooya Leipzigê (Almanya) sê hirçên mê bi navê Lolita, Dolores û Bianca ji nişka ve]]></description>
<content:encoded><![CDATA[AVESTA &#8211; Li zooya Leipzigê (Almanya) sê hirçên mê bi navê Lolita, Dolores û Bianca ji nişka ve]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Alman İstihbaratı ve Kaplancılar]]></title>
<link>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/06/alman-istihbarati-ve-kaplancilar/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 09:24:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>Nn</dc:creator>
<guid>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/06/alman-istihbarati-ve-kaplancilar/</guid>
<description><![CDATA[Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin kontrol ve güdümünde Türkiye karşıtı eylemlerini sürdüren grup]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin kontrol ve güdümünde Türkiye karşıtı eylemlerini sürdüren gruplar&#8230;</p>
<p>Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin kontrol ve güdümünde Türkiye karşıtı eylemlerini sürdüren PKK, Dev-Sol, TİKKO, Milli Görüş Teşkilâtı gibi terör örgütü ve radikal grupların arasında &#8220;Kaplancı&#8221;ların mümtaz (!) bir yeri vardır. Kendi Anayasasında Komünist Partisi&#8217;nin kurulmasına olanak tanımayan Alman Devleti, Türkiye&#8217;den kaçan tüm komünist terör örgütlerinin militanlarına -sığınmacı statüsü ile maaşa bağlayarak- destek vermekte; yine Anayasasına göre laikliği temel kural kabul eden bu devlet, Türkiye&#8217;deki tarikatların ve mezhepsel yapılanmaların kendi ülkesindeki uzantılarına da adeta kol-kanat germektedir. Bırakınız uzak geçmişi, Hitler döneminin en yüzkızartıcı insan hakları ihlâllerinin hâtıraları ve müzeye dönüştürülen toplama kampları gibi somut izleri dururken; Türkiye ile ilgili olarak, &#8220;Ermeni&#8221;, &#8220;Pontus&#8221;, &#8220;Kürtçülük&#8221; gibi çarpıtılmış etnik sorunları bahane ederek insan hakları sorgulamasında bulunabilmektedir.</p>
<p>Kesin olan gerçek şu ki, Alman Devleti, sadece Alman kökenli vatandaşları için bir &#8220;Hukuk Devleti&#8221;dir. AB ülkeleri dışında kalan &#8220;arka bahçe&#8221; ya da bir başka ifadeyle &#8220;hayat alanı&#8221; içindeki ülkeler içinse bir &#8220;Faşist Devlet&#8221;tir. Bu çifte standart, Alman ırkçılığı ile özdeşleşen devlet politikasının tipik göstergesidir. Sadece Türkiye&#8217;den şu veya bu şekilde gidip de Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin kontrol ve güdümünde eylem koyan komünist, bölücü, mezhepçi-şeriatçı militanlar için tanınan hak ve özgürlükler, Alman Devletinin hasım yüzünü ortaya koymaktadır:</p>
<p>1. Türkiye&#8217;de terör olaylarına karışıp da hakkında &#8220;kırmızı bülten&#8221; çıkarılmış onbinlerce terörist, suç dosyalarındaki cinayet ya da benzeri suç fiillerine bakılmaksızın, iade edilmek bir yana, &#8220;sığınmacı&#8221; statüsünde kabul görüp, sosyal yardımlarla bizzat Alman Devleti tarafından beslenmektedir. En son yaklaşık 30.000 Türk vatandaşının ölümünden sorumlu Abdullah Öcalan&#8217;ın yargılanması ile ilgili olarak bu ülkenin takındığı tutum, bir hukuk devleti olmanın ötesinde, oportünist bir faşist devletin tüm belirtilerini ortaya koymaktadır.</p>
<p>2. Almanya&#8217;daki ve de AB ülkelerindeki uyuşturucu trafiğinin önemli bir bölümünü, &#8220;sığınmacı&#8221; statüsünde kabul edilmiş militanlar gerçekleştirmektedir. Keza, boyutları büyük meblağlara ulaşan haraç, kalpazanlık, beyaz kadın, kaçak göçmen ve illegal silah ticareti, siyasal cinayet, kamu malına zarar, hırsızlık, çevre kirliliği, yasadışı gösteri gibi suçların önemli bir bölümü, sözkonusu sığınmacı statüsü tanınmış militanlar marifetiyle işlenmektedir. İşlenen bu suçlarla, yakalanıp da cezaya çarptırılanların oranına bakıldığında, Almanya, &#8220;fail-i meçhuller&#8221; açısından dünyanın en ileri (!) ülkesidir.</p>
<p>3. Eylemleriyle Türkiye&#8217;ye ait sefaret binalarına, THY ve Turizm Bürolarına zarar vermenin de ötesinde ileri gidenler, yani sınırları önceden belirlenmiş suç işleme hakkını (!) suistimal ederek Almanya&#8217;nın imajını zedeleyenler, özel mülke zarar verenler ya da kamu mallarını tahrip edenler, -bazı hallerde- gözaltına alınabilmektedir. Ancak, yargılama süreci başlamadan Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin militan gözlemcisi konumundaki avukatları devreye girmekte; servisin kontrol ve güdümünü ve de tetikçiliğini üstlenenler salıverilmektedir. Böylece, onbinlerce militan, Alman &#8220;derin devleti&#8221;nin mutlak gözetiminde tasmalanmaktadır. Sınırdışı ya da Türkiye&#8217;ye iade işlemi, militanlar yerine, basit ve önemsiz disiplin suçları işlemiş Türk işçi çocukları için uygulanmaktadır.</p>
<p>I. BND VE ALMANYA&#8217;DAKİ TÜRK ŞERİATÇILARI</p>
<p>1970&#8242;lerin başlarına kadar, Türkiye&#8217;nin etnik ve dinsel sorunları ile ilgili sosyal istihbarat çalışmaları yürüten ve bu çalışmalar için bağlantılı akademisyenleri (filolog, tarihçi, sosyal antropolog vb.) kullanan Alman İç İstihbarat Servisi, bu yıllardan itibaren ajitasyon faaliyetlerine hız vermiştir. Nedenine gelince, Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu gibi konularda bütün Avrupa ülkeleri gibi Almanya&#8217;nın da Türkiye&#8217;ye husumet göstermesi üzerine, Türk Basınında bazı kalemler bir kampanya çağrısında bulunmuşlardı: &#8220;Türk işçileri, Alman bankalarındaki tasarruf mevduatlarınızı hemen çekin ve Türkiye&#8217;deki bankalara yatırın!&#8221;. İşte bu kampanyanın Alman ekonomisini zora soktuğunu; Alman Devletinin imaj ve otoritesine zarar verdiğini saptayan Alman İç İstihbarat Servisi, Türk sağı ile doğrudan ilgilenmeye başlamıştır. İlk hedef, liderliğini M. Serdar Çelebi&#8217;nin yaptığı Avrupa Türk Dernekleri Federasyonu olmuştur. Türkiye aleyhine Avrupa&#8217;da yürütülen her türlü kampanyaya karşı dev kitlesel protesto eylemleri ile karşılık veren bu örgütü pasifize etmek, mümkünse de parçalamak için, yöneticileri büyüteç altına alınmıştır. Gerek, &#8220;Papa Suikastı&#8221; olayına adı karışan Serdar Çelebi ve gerekse uyuşturucu trafiği ile ilişkili bazı üst düzey yöneticiler ve aktif üyeler, Alman İç İstihbarat Servisi marifetiyle gözaltına alınarak sorgulanmış ve bağlantılı avukatlar kanalıyla &#8220;serbestiyet ve siyasal dokunulmazlık&#8221; karşılığı bu kişiler ülkücülüğü terk ile &#8220;siyasal islamcılığa&#8221; kanalize edilmişlerdir. Avrupa&#8217;daki Türklerin en etkili sivil toplum örgütü olan Federasyon, bu suretle önce amacını ve etkinliğini yitirirken ardından ikiye bölünerek pasifize edilmiştir. Alman İç İstihbarat Servisi, ayrıca, Türklük bilincine karşı mezhep bilincini egemen kılmaya yönelik stratejisinin gereği, Türkiye dahil Avrupa&#8217;daki en güçlü Alevi örgütlenmesine -kendi ülkesinde- olanak vermiştir.</p>
<p>Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin destek verdiği ve maşa olarak kullandığı en önemli şeriatçı yapılanma, tüm Almanya&#8217;da ve pek çok Avrupa ülkesinde ve Türkiye&#8217;de örgütleşme sürecini tamamlamış olan &#8220;Milli Görüş Teşkilâtı&#8221;dır. 1970&#8242;lerin başından itibaren Almanya&#8217;daki Türk işçileri arasında örgütlenme çalışmalarını sürdüren bu örgüt, Türklük bilinci yerine dinsel bilinci; milliyetçilik yerine ümmetçiliği öngördüğü için Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin şemsiyesi altına alınmakta gecikmemiştir. Türkiye&#8217;de Anayasa Mahkemesi kararları ile kapatılan Milli Nizam Partisi, Milli Selâmet Partisi ve Refah Partisi&#8217;nin Avrupa&#8217;daki uzantısı olarak ortaya çıkan -yeni adıyla- &#8220;İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilâtı&#8221;, kısa bir sürede &#8220;Hamas&#8221;, &#8220;Hizbullah&#8221; gibi terörist örgütlerin yanısıra, başta Libya, Suudi Arabistan, İran, Afganistan, Malezya, Kuveyt, Pakistan gibi ülkelerin yönetimleriyle de doğrudan ilişki kuracak; Çeçenistan ve Bosna&#8217;da silahlı çatışmalarda yeralacak ölçüde güç ve itibar kazanmıştır. Alman İç İstihbarat Servisi, &#8220;İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilâtı&#8221; aracılığıyla, başta Türkiye olmak üzere, tüm İslam Dünyasındaki şeriatçı yapılanmalara nüfuz edebilmektedir. Bu teşkilâtın özellikle de A.B.D. karşıtı &#8220;Hamas&#8221;, &#8220;Hizbulllah&#8221; gibi örgütlerle organik ilişki içinde bulunması, bölgede A.B.D. ile çıkar çatışması halini sürdüren Almanya için stratejik bir avantajın elde tutulması anlamına gelmektedir. Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin &#8220;İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilâtı&#8221;na sağladığı siyasal ve lojistik desteği şöyle özetlemek mümkündür:</p>
<p>1. Alman Devleti, Milli Görüş Teşkilâtının Türk işçileri arasında nüfuz ve itibarını arttırarak daha da güçlenmesini sağlamak için Köln&#8217;de &#8220;Şeyhülislâmlık&#8221; kurmalarına izin verdiği gibi resmi makam olarak da tanımıştır. Ancak, Almanya&#8217;daki Türk Konsolosluklarının verebileceği resmi evrakın bir bölümünü (özel hukuka ilişkin olanları yani evlenme akdi, çocuk belgesi, özel beyan onayı vb.) bu &#8220;Şeyhülislâmlık&#8221; makamının (!) verebilmesini mümkün ve geçerli kılmıştır. Teşkilâtın tarihsel ve ideolojik özlemini gösteren bu makamın (!) varlığı, Almanya ile aramızdaki ikili antlaşmaların yeniden gözden geçirilmesi gereğini gündeme getirmiştir. Ancak nedense, Türkiye bu oldu-bitti durumunu sineye çekmenin ötesinde misilleme kararlılığını gösterememiştir, gösterememektedir de.</p>
<p>2. Alman İç İstihbarat Servisi, bu teşkilâta, gerek Almanya içinde ve gerekse delegasyon olarak gittikleri ülkelerde &#8220;koruma&#8221;, &#8220;rezervasyon&#8221;, &#8220;para transferi&#8221; ve &#8220;protokol&#8221; hizmetleri sunmaktadır. Ayrıca, her yıl yapılan Hac organizasyonunun yanısıra, Türkiye&#8217;deki genel seçimler için onbinlerce üyesinin uçaklarla taşınmasının yarattığı tüm sorunlar, Alman İç İstihbarat Servisi kanalıyla çözümlenmektedir. Suudi Hükûmeti, Türk Hükûmeti&#8217;ne koyduğu hac kotasını Milli Görüşçülere uygulamayarak itibar ve güç desteği verirken; diğer taraftan da Almanya ile yazılı olmayan bir dayanışma sergilemektedir. Almanya ise, bu teşkilâtın üyelerinin genel seçimlerde Türkiye&#8217;ye taşınmasına aracılık etmekle, Türk siyasal yaşamına dolaylı da olsa müdahale gücünü elde etmektedir. Bu karmaşık ve çok taraflı çıkar ilişkisinin tek mağduru vardır, o da yüzbinlerce saf vatandaşının kendisine düşman edilmesine seyirci kalan Türk Devletidir.</p>
<p>3. Alman İç İstihbarat Servisi, son beş yıldır Milli Görüşçülerin imaj mühendisliğini de üstlenmiştir. Köln&#8217;de düzenlenen kongreler, stadyumlarda en az 30.000 ile 50.000 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen &#8220;Barış ve Kardeşlik Şenliği&#8221; gibi adlar taşıyan etkinliklerle tabana maledilmeye çalışılmaktadır. M. Sabri Erbakan&#8217;ın Genel Başkanlığını üstlendiği bu teşkilât, hatipleri itibariyle kapatılan Refah Partisinin Avrupa&#8217;daki sesi olma havasını da sürekli olarak pompalamaktadır. Alman İç İstihbarat Servisi, bu teşkilâtın hatiplerine ve üst düzey yöneticilerine ikâmet iznini hiç ama hiç sorun çıkarmaksızın sağlamaktadır. Hasan Mezarcı, Şevki Yılmaz gibi isimlerin Almanya&#8217;da bu kadar uzun süreyle nasıl kalabildiğinin başka bir açıklaması bulunmamaktadır. Türk Devleti bu hain odağın üst düzey maşalarına karşı ne gibi önlem almaktadır? Acıdır, önlem almadığı gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde milletvekili olarak dokunulmazlık zırhına bürünmelerini; daha fazla kitlelere ulaşıp zehirleme fırsatına sahip olmalarını karşı Türk Basını, haklı bir biçimde Merve Kavakçı, Oya Akgönenç gibi A.B.D. vatandaşlarının üzerine giderken, Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin maşalığını yapan bu teşkilâtın üst düzey yöneticilerinden T.B.M.M.&#8217;nde milletvekili olanları ise atlamaktadır. &#8220;İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilâtı&#8221;nın bırakın laik Türkiye aleyhtarı söylemlerle dolu yerel toplantılarını, stadyum toplantılarında sarfedilen sözlerden dolayı teşkilât yöneticilerinin D.G.M.&#8217;de yargılanmaları işten bile değildir. Yeter ki Cumhuriyet Savcıları görevlerini ihmal etmesinler.</p>
<p>II. BND VE KAPLANCILAR</p>
<p>Alman İstihbarat Servisi, Milli Görüşçüleri, uzun vadede, daha ziyade legal görünüşlü faaliyetlerde kullanmaktadır. Bir başka ifadeyle, tetikçilik yaptırarak yıpratmayı düşünmemektedir. Bu itibarla, şeriatçı militanlık alanındaki boşluğun doldurulması, &#8220;Kaplancı&#8221;lara bırakılmıştır.</p>
<p>Almanya&#8217;daki en radikal islâmi grup olarak bilinen &#8220;Kaplancı&#8221;ları tanımak için önce müteveffa lideri Cemalettin Kaplan&#8217;ın, nam-ı diğer &#8220;Kara Ses&#8221;in bilinmesi gerekir:</p>
<p>1926&#8242;da Erzurum&#8217;un İspir ilçesinin Dangis köyünde doğan Cemalettin Kaplan&#8217;ın etnik kökeni ile muhtelif rivayetler bulunmaktadır. Türklükten nefreti sabit olan bu meczup, cahil mollaların köy evlerinde (sözde medreselerde) dini eğitim (!) aldıktan sonra nurcularla münasebet tesis etmiştir. Erzurum&#8217;da, Kırkıncı Hoca, fethullahçıların lideri Hocaefendi (!) gibi &#8220;nurdaş&#8221;ları ile aynı eğitimi (!) paylaşan Kaplan, yurdun pek çok yerinde imamlık, vaazlık yaptıktan sonra, Türk Devletinin kendini savunma mekanizmasının işlemeyişinden de yararlanarak oldukça önemli görevlere gelmiştir. Sırayla ilkokul, ortaokul ve liseyi dışarıdan bitiren ve yaklaşık 40 yaşında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi&#8217;nden de mezun olan meczup, oğlu tarafından kaleme alınan biyografisine bakıldığında, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde &#8220;Müfettiş&#8221;, &#8220;Personel Dairesi Başkanı&#8221;, &#8220;Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı&#8221;, &#8220;Adana Müftülüğü&#8221; gibi nitelik isteyen işlevsel görevlerde bulunmuştur. 12 Eylül döneminde, Adana&#8217;da açmış olduğu illegal medresenin Sıkıyönetim Komutanlığınca farkedilmesinden sonra, re&#8217;sen emekliye sevkedilen Cemalettin Kaplan, medresesindeki eğitimi (!) noksan kalan 400&#8242;ü aşkın özel seçilmiş İmam-Hatip Lisesi öğrencisinin eğitimini tamamlamak amacıyla Almanya&#8217;ya gitmiştir. Başlangıçta, Kaplan&#8217;daki cevheri (!) keşfedemeyen Alman İç İstihbarat Servisi, turist olarak ya da kaçak yollardan Almanya&#8217;ya girmeye çalışan öğrencilerinin bir kısmını sınırdışı etmiştir.</p>
<p>Cemalettin Kaplan&#8217;ın Almanya&#8217;da ilk sığındığı teşkilât, &#8220;Milli Görüş Teşkilâtı&#8221; olmuştur. Başlangıçta, bu teşkilâtın &#8220;Fetva Komisyonu Reisliği&#8221;ni yapan Kaplan, ihanet yolundaki yarışta, derin ilmine (!) duyduğu özgüven, megalomani ve de liderlik hırsı ile bu teşkilâttan koparak &#8220;Avrupa İslami Cemiyet ve Cemaatler Birliği&#8221;nin kurucu başkanlığını üstlenmiştir. 1983&#8242;den itibaren Köln&#8217;de Ulu Cami adını verdikleri sözde dinsel mekânda -gerçekte örgüt merkezi- kurduğu medresede &#8220;Kaplancı&#8221; yetiştirmeye başlayan Cemalettin Kaplan, bir süre sonra Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Türkiye&#8217;den Almanya&#8217;ya kaçak yollardan giren ya da turist vizesiyle gelip de geri dönmek istemeyenleri ağına düşüren Cemalettin Kaplan, bu suretle mürit sayısını 3.000&#8242;li rakamlara ulaştırmıştır. Alman İç İstihbarat Servisi, sözkonusu müritleri &#8220;sığınmacı&#8221; statüsünde kabul etmiş, ancak çalışma izni vermeyerek tüm mesailerini Kaplan&#8217;ın emrine hasretmelerini sağlamıştır. Müritlerini &#8220;mücahit&#8221; ve &#8220;mücahide&#8221; olarak tanımlayan Kaplan, bunların askeri disiplin içinde eğitimi (özellikle bomba eğitimi) konusunda mesafe katettikten sonra &#8220;Milli Görüş Teşkilâtı&#8221; ile tüm organik ilişkisine son vererek, yine Köln&#8217;de &#8220;Federe İslam Devleti Reisliği&#8221;ni ilân etmiştir. Hemen akabinde de &#8220;Emir&#8217;ül-Mü&#8217;minin ve Hilâfet&#8217;ül-Müslimin&#8221;liğini yani Hilâfet Devleti Reisliğini ve Halifeliğini açıklamıştır. Video ve ses bantları ile tüm Avrupa&#8217;ya ve Türkiye&#8217;ye ulaşarak mürit sayısını arttırmaya çalışan Cemalettin Kaplan, bir yandan da Türk Devletine karşı savaş ilânını öngören cihat fetvalarını peşpeşe yayınlamıştır. Nurcuların ve fethullahçıların &#8220;bölge imamları&#8221; esasına kurulu teşkilât yapısını biraz değiştirerek &#8220;bölge emirleri&#8221; tayin eden meczup, Milli Görüşçülerin &#8220;Şeyhülislamlığı&#8221;nın üstünde kendini &#8220;Halife&#8221; ilân ederek Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin üzerine miras (!) kavgasına girişmiştir. Gerek bu iki şeriatçı yapılanma arasındaki giderek çatışmaya dönüşen rekabeti sonlandırmak ve gerekse hilafet törenini (!) televizyonlardan izleyen Türk kamuoyunun ve Dışişleri Bakanlığı&#8217;nın tepkilerini absorbe edebilmek için Alman İç İstihbarat Servisi bir kez devreye girerek göstermelik önlem almıştır: O da, Alman polisi Köln&#8217;deki külliyeyi (cami, yatakhane, medrese, aşhane vb.) bir kez basmış; müritleri dışarı çıkardıktan sonra suç delilleri aramıştır. Tabii ki bulamayarak çekilmiştir.</p>
<p>Cemalettin Kaplan&#8217;ın ölümünden sonra, Türk Devletinin şeriatçı yapılanmalara karşı nasıl hazırlıksız olduğu cenaze töreni sırasında anlaşılmıştı. Bu Türklük ve Türk Devleti düşmanı meczubun cenazesi, müritlerinin eşliğinde Türkiye&#8217;ye getirilmiş ve ailesinin-müritlerinin talebi üzerine resmi bayram günü toprağa verilmiştir. Niçin resmi bayramdan önce ya da sonra değil, sorusuna hiçbir resmi makam cevap verememiştir.</p>
<p>Cemalettin Kaplan&#8217;ın ölümünden sonra bu şer yuvasında taht-post kavgası başlamıştır. Babasının makamının (!) doğal miras hakkı olduğunu savunan &#8220;küçük kaplan&#8221; Mehmet Metin Müftüoğlu&#8217;na rakipler çıkmıştır. Örneğin, küçük kaplanı hırsızlık, yolsuzluk ve ehliyetsizlikle suçlayan Dr. Halil İbrahim Sofu, Cemalettin Kaplan&#8217;ın en önemli yardımcısının kendisi olduğunu söyleyerek isyan bayrağı açmıştır. Örgütün dağılma tehlikesi karşısında, küçük kaplan inisiyatifi ele alarak bu iktidar kavgasını en radikal biçimde sonlandırmıştır. Nasıl mı? Önce, 15 Mayıs 1996&#8242;da Ayhan Ayan adında bir işadamı, ardından bir ay sonra 19 Haziran 1996&#8242;da örgütün bir başka etkili ismi Hasan Basri Gökbulut&#8217;un eşi Zübeyde Gökbulut ve son olarak da en etkili muhalif aday Halil İbrahim Sofu 7 Mayıs 1997&#8242;de hayli dramatik biçimde öldürülmüştür. Failler mi?!. Alman polisi ve dolayısıyla Alman İstihbarat İç Servisi, bu cinayet dosyalarını &#8220;fail-i meçhul&#8221; dosyalar arasına katmıştır. Ve sonra bir daha örgüt içinden hiç kimse, yeni halife (!) Metin Müftüoğlu&#8217;na karşı sesini bile yükseltememiştir.</p>
<p>Alman İç İstihbarat Servisi, &#8220;Kaplancı&#8221;lar adıyla bilinen bu cahil sürüye, Alman Devletinin kulu ve tetikçisi olmaları bağlamında altyapı desteği vermektedir:</p>
<p>1. Örgüte gayrıresmi yoldan büyük meblağlar akıtılmaktadır. Müritlere ücretsiz televizyon ve video temin edilmektedir. Keza, eğitim (!) kasetleri ücretsiz olarak Avrupa ve Türkiye&#8217;ye dağıtılmaktadır.</p>
<p>2. Almanya&#8217;da yakalanan şeriatçı söylemli ve kılıklı kaçak Türklere, &#8220;sığınmacı&#8221; statüsüne geçebilme şartı olarak kaplancıların adresi gösterilmektedir. Böylece, örgütün mürit kaynağı Alman İç İstihbarat Servisi marifetiyle kurumamaktadır.</p>
<p>3. Alman İç İstihbarat Servisi, &#8220;kaplancı&#8221;lara internet üzerinde bir türlü çökertilemeyen ve sürekli yenilenen bir web sitesi tahsis etmiştir (http://www.hilafet.org). Sitedeki bilgiler, Türkçe, Arapça, Kürtçe, İngilizce, Fransızca, Holllandaca, Farsça dillerinde verilmektedir. Ayrıca, periyodiklerin yanısıra, geniş kitlelere ulaşılmasına olanak sağlamak üzere bir de Televizyon kurulmuştur. Hakk TV, Fransız &#8220;Telecom 2 D&#8221; uydusundan kiralanan kanal üzerinden (11.598 &#8211; 1848 MHz) deneme yayınlarını sürdürmektedir. Şimdilik sadece Pazar günleri müteveffa Cemalettin Kaplan&#8217;ın eski video bantları ile &#8220;küçük karases&#8221; Metin Müftüoğlu&#8217;nun Köln Camiindeki vaazları banttan ya da canlı olarak yayınlanmaktadır. Türk Devleti&#8217;nin yetkili resmi kurumları, sevindirici bir duyarlılıkla, tıpkı Med-TV&#8217;de olduğu gibi, Hakk TV için de diplomatik ve teknik müdahaleye Şubat 1999&#8242;un başı itibariyle başlamıştır.</p>
<p>SONUÇ :</p>
<p>Karasesçiler ya da nam-ı diğer kaplancılar konusunda Alman İç İstihbarat Servisi, ektiğini biçmeye başlamıştır. Türkiye müdahalede çok geç kalmıştır. Ancak zararın neresinden dönülürse de kârdır. Başta Sakarya olmak üzere, özellikle Doğu Anadolu&#8217;da ve de özellikle etnik sorunu olan vatandaşlarımız arasında hızla örgütlenmeye başlayan ve son operasyonlarla önemli darbeler yiyen &#8220;Hizbullah&#8221;ın alternatifi gözüyle bakılan kaplancılar, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve Malatya İnönü Üniversitesi başta olmak üzere pekçok üniversitede seslerini duyuracak konuma gelmişlerdir. Türban konusuna destek vermeyen tek radikal şeriatçı örgüt olarak, kadınlar için İslami giyim olarak sadece ve sadece kara çarşafı öngörmektedirler. Sivas yakınlarında zaman ayarlı bombanın otobüs hareket halindeyken patlamasıyla önplana çıkan çarşaflı mücahideleri (!), Anıtkabir&#8217;e 10 Kasım 1998&#8242;de uçakla gerçekleştirilecek intihar saldırısı ve de Fatih Camiinde yapılacak provakasyon girişimi izlemiştir. Kaplancı tehlike, sadece Almanya&#8217;daki işçilerimiz için sözkonusu olmaktan çıkmış, hiç şüphesiz kapımıza kadar gelmiştir.</p>
<p>Türk Dışişlerinin kaplancılar hakkında Alman Devleti nezdindeki girişimleri, her zamanki gibi &#8220;beklemeye&#8221; alınmıştır. Nasıl mı? Karlsruhe Federal Başsavcısının talebiyle Alman polisi, Köln&#8217;deki örgüt merkezine sözde habersiz bir baskın yapmıştır. İçeride bulunan evraklara elkonulurken, Mehmet Metin Müftüoğlu önce gözaltına alınmış, arkasından tutuklanmıştır. Örgütün (pardon Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin) parasını zimmetine geçirerek yolsuzluk yapmakla ve bir de Türkiye&#8217;nin talebine uygun olarak &#8220;terör örgütü&#8221; kurmakla suçlanan &#8220;küçük karases&#8221;in sorgulaması nedense hala sürmektedir. Anlaşılan Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin avukatları yönlendirme ve güdülendirme pazarlığını henüz bitirememişlerdir. Bu gecikmede, sorgulamada sürekli sinir krizleri geçiren Metin Müftüoğlu&#8217;nun psikolojik bozukluklarının payı da olsa gerektir.</p>
<p>Türkiye, PKK başta olmak üzere TİKKO, Dev-Yol gibi terörist-komünist örgütlere ve de şeriatçı yapılanmalara büyük destek veren Alman İç İstihbarat Servisini yakın takibe almak zorundadır. Misilleme kaçınılmaz olmuştur:</p>
<p>1. Doğu Anadolu&#8217;da ve Karadeniz Bölgesinde faaliyet gösteren Alman İç İstihbarat Servisi elemanlarına (bilim adamı, gazeteci gibi hangi kimliğe sahip olurlarsa olsun) olası bir pazarlığa konu teşkil etmek üzere sınırdışı edilmenin ötesinde ve Türk konukseverliğine uygun bir tarzda kalıcı ve de caydırıcı biçimde ağırlanmaları sağlanmalıdır.</p>
<p>2. Başta kaplancılar olmak üzere, milli görüşçülerin ve diğer yasadışı terör örgütlerinin tüm aktif kadrosunun elemanları yakın takibe alınmalı; konsolosluklarda pasaport temditleri yapılmamalı; Türkiye&#8217;ye girenler de sınır kapılarında saptanarak derhal tutuklanıp mahkemeye sevkedilmelidir. Bu gibi sağ-sol-bölücü militanlara yargı kararıyla yurtdışına çıkış yasağı getirilmelidir.</p>
<p>3. Tıpkı Arnavutluk&#8217;da olduğu gibi, Alman İç İstihbarat Servisi&#8217;nin faaliyetlerinden rahatsız olan uygun ülkelerle bilgi alışverişine dayalı işbirliğine gidilmelidir.</p>
<p>4. Mehmet Metin Müftüoğlu&#8217;nun ısrarlı bir biçimde iadesi istenilmelidir. Kaplancı iktidar savaşımı sırasında öldürülen üç Türk vatandaşının dosyaları sık sık gündeme getirilip bilgi istenmelidir. Bu konuda kamuoyunun desteği için Basına sürekli bilgilendirme hizmeti sunulmalıdır.</p>
<p>5. Alman İç İstihbarat Servisi bağlantılı Alman Üniversiteleri ve de vakıfları adına Türkiye&#8217;nin sosyal yapısı ile ilgili proje yürüten Türk bilim adamları ve fakülte bölümleri saptanmalı; sosyal istihbarata yönelik bilgi akışı durdurulmalıdır. Aynı şekilde, Dışişleri, İçişleri gibi stratejik önemi büyük olan bakanlıklarda ya da ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personelin güvenlik soruşturmalarında Alman İç İstihbarat Servisi bağlantılı vakıflardan burs alıp almadıkları değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.</p>
<p>6. Almanya&#8217;daki Türkiye yanlısı Türk kuruluşları ile koordineli çalışma sürdürülürken, Alman İç İstihbarat Servisi mağduru, derin devlet olgusundan rahatsızlık duyan Alman demokratları yöntemine uygun tarzda örgütlenmeli ve her yönden desteklenmelidir.</p>
<p>7. Almanya&#8217;nın neden olduğu sorunların izalesi için, ilgili devlet kuruluşlarının üst düzey yetkililerinin katılacağı -sürekli sekretaryaya sahip- bir kriz merkezi kurulmalıdır. Bu merkezin hareket yeteneğini arttırmak için normal bütçe ödenekleri yerine örtülü ödenek devreye sokulmalıdır. Konu acildir, çünkü Almanya, bugün sadece kendi ülkesindeki Türk işçilerini parçalayıp bölmekle, Türkiye aleyhine kullanmakla kalmıyor; Türkiye&#8217;nin ideolojik, etnik ve mezhepsel sorunlarını da kaşıyor, iç işlerimize alenen müdahale ediyor. Balkanlarda, Orta Asya&#8217;da, İslam Dünyasında ve hatta sınır komşularımızda hep karşımıza çıkıyor, çıkarlarımızı tehdit ediyor, hasım devletleri örgütlüyor&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hasım ülke Almanya]]></title>
<link>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/06/hasim-ulke-almanya/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 09:08:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>Nn</dc:creator>
<guid>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/06/hasim-ulke-almanya/</guid>
<description><![CDATA[Almanya Bundesnachrichtendienst (Alman İstihbaratı-B.N.D) ve Kosova Sorunu Türk Toplumunda, İngilter]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_1319" class="wp-caption aligncenter" style="width: 289px"><img class="size-medium wp-image-1319" title="germany_map" src="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/11/germany_map.gif?w=279" alt="germany_map" width="279" height="300" /><p class="wp-caption-text">Almanya</p></div>
<p><strong>Bundesnachrichtendienst (Alman İstihbaratı-B.N.D) ve Kosova Sorunu</strong></p>
<p>Türk Toplumunda, İngiltere, Fransa, Yunanistan, Rusya, Ermenistan, A.B.D., İtalya gibi çeşitli ülkelerle ilgili olarak, kaynağını tarihin derinliklerinden alan ve günümüzü de kapsayan önyargılı &#8211; olumsuz değerlendirmeler hep süregelmiştir. Aynı durum, son yüzyıl içinde Türkleri “düşman” olarak gören Suriye, Irak, İran gibi İslâm ülkeleri için de sözkonusudur. Ancak, bir ülke vardır ki, hâlâ “müttefik” kabul edilir; kamuoyunda gereğince tartışılmaz, değerlendirilmez Almanya!.. Toplumumuzun önemli bir kesimi için Almanya, I. Dünya Savaşı’nda yanyana savaştığımız, üstelik milyonlarca vatandaşımızın halen yaşamakta olduğu ve belki bir o kadarının da kaçak bile olsa çalışmak için can attığı ekonomik açıdan bir cazibe merkezidir, bir dost ülkedir.</p>
<p>Almanya ile ilgili toplumumuzdaki bu imaj, Alman ırkçılarının arada sırada Türk ailelerini “yakma” eylemlerine, Alman Devletinin sağ-sol ve bölücü örgüt militanlarına geniş kapsamlı lojistik destek sağlamasına rağmen bir türlü değişmez. Son Abdullah Öcalan olayında olduğu gibi İtalya’ya gösterilen organize tepki, çok daha fazlasını hak eden Almanya için asla gösterilmez. Oysa, Alman toplumundaki Türkiye ve Türklük imajı, son derecede olumsuz olup, bu ülkenin Türkiye’ye yönelik pan-germenist dışpolitikasının temel belirleyicisidir. İşte bu çelişki, Türk kamuoyunda bugüne kadar tartışmaya hiç açılmamıştır. Türk Devletine düşman olan sağ-sol ve bölücü unsurlar, ideolojik ve dinsel gerekçelerle başta A.B.D. olmak üzere pekçok ülkeyi karşıt hedef gösterirken, Almanya’ya hiç “dokunmamaya” çıkarları açısından özel önem vermişlerdir. Nitekim, Türkiye’de gündemi oluşturmada hayli etkili olan şeriatçıların, aşırı sol dinazorların ve de ayrılıkçı kürt faşistlerinin yeraldıkları sivil toplum kuruluşlarının (bir başka ifadeyle demokratik kitle örgütlerinin) kendi gündemlerine Almanya’yı hiç almamış olmaları, bu açıdan bir rastlantı sayılmaz, sayılmamalıdır da&#8230;</p>
<p><strong>1. TÜRK-ALMAN İLİŞKİLERİNDEKİ TEK YANLI ALMAN İHANETİNİN TARİHSEL KÖKENİ VE NEDENLERİ </strong></p>
<p>XIX.Yüzyılın ikinci yarısında Bismark ile kurumsallaşan, XX. Yüzyılın hemen başlarında II. Wilhelm döneminde emperyalizm ve devlet kavramlarıyla özdeşleşen Alman faşizmi -kabul edilebilir milliyetçilik anlayışının da ötesinde- iki temel hedefin gerçekleştirilmesini öngörmekteydi: Ekonomik açıdan yeni “hayat alanları”na yani ürettiklerini pazarlayabilecekleri sömürgelere sahip olurken, siyasal açıdan da “arka bahçe”de yani Avusturya-Macaristan, Romanya, Çarlık Rusyası gibi ülkelerde yaşayan Alman ırkını bir bayrak altında toplamak yani pan-germenizm!..</p>
<p>1. Birinci Dünya Savaşı Dönemi (Öncesi ve Sonrası)</p>
<p>Fas başta olmak üzere sömürge arayışlarından somut bir sonuç elde edemeyen II. Wilhelm Almanya’sı için, Osmanlı İmparatorluğu, stratejik açıdan hayati bir önem taşımaktaydı. Örneğin, Bağdat Demiryolu Projesi, ekonomik getirilerinin yanısıra, İngiltere’nin Hindistan yolunu tehdit etmesi açısından da planlanmıştı. Ancak, Kayzer Wilhelm’in iki kez Osmanlı ülkesine gelmesi ile gelişen ikili ilişkiler, Kerkük-Musul bölgesinde arkeolojik çalışma yapma izini ile gelen sözde arkeologların jeolojik çalışma yaptıklarının anlaşılması ile ortaya çıkan kuşkuları giderememişti. Sözkonusu bölgede zengin petrol yataklarının bulunması, Osmanlı İmparatorluğu üzerinde emperyalist paylaşım kavgasında İngiltere, Çarlık Rusyası ve Fransa’yı da harekete geçirmişti. Bu nedenle ortaya çıkan Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda, Almanya, tüm bu olumsuz gelişmelere sadece seyirci kalarak ikiyüzlülüğünü, bir başka ifadeyle güvenilmezliğini ortaya koymuştu. Almanya’nın emperyalist politikasının bir yansıması olan vefasızlığın bedelini, Trablusgarp’ı, 12 Adayı ve Rumeli’deki topraklarımızın önemli bir kısmını kaybederek ödeyen Osmanlı yöneticileri, özellikle de İttihatçılar, 1911’den itibaren İngiltere ve Fransa’ya ittifak önerisinde bulunmuşlardı. Hatta, I. Dünya Savaşına girilmezden kısa bir süre önce, Mayıs 1914’de, Sadrazam Talât Paşa bizzat Kırım’a giderek Rus Çarı II. Nikola’ya ittifak teklif etmişti. Bu üç emperyalist ülkenin yanısıra, Yunanistan ve Bulgaristan gibi küçük ülkeler bile Osmanlı Devletinin ittifak önerisini reddettikten sonradır ki, Almanya, yeniden -bu defa alternatifsiz olarak- gündeme gelmişti. İttihatçıların kendilerine güvenmediğini bu ittifak arayışları nedeniyle anlayan Alman Hükûmeti, savaşa birlikte girme karşılığı resmen iki temel konuda “açık çek” talep etmişti: Birincisi, İngiltere’yi sömürgelerinde meşgul etmek ve hammadde kaynaklarını zaafa uğratmak için Padişah-Halifenin tüm müslümanlara yönelik olarak “Cihad-ı Ekber” (kutsal savaş) çağrısında bulunması. İkincisi, Osmanlı Ordusunun en az % 25’sinin Alman Genel Kurmayı emrine verilmesi. Almanya’nın istekleri tartışılmaksızın yerine getirilmişti.</p>
<p>Osmanlı Devleti, 2 Ağustos 1914 tarihli Osmanlı-Alman İttifak Anlaşmasının tüm yükümlülüklerini yerine getirirken, Almanya’nın ikiyüzlü ihaneti yeniden sahneye çıkmıştı. Şöyle ki:</p>
<p>1. Almanya, taahhüt ettiği silâh ve malzemeyi, özellikle de Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının savunması için elzem olan uzun menzilli topların teslimini geciktirmişti. Bu gecikmenin bedeli Çanakkale muharebelerinde Türk askerinin kanıyla ödenmişti.<br />
2. Alman Genelkurmayı, Galiçya’da ve Kanal Harekâtında, Osmanlı Devletini doğrudan ilgilendirmediği halde Türk Ordusunu kullanırken; kendi çıkarları için en seçkin birliklerimizin ağır kayıplar vermesine neden olmuştu. Türk askerini canlı kalkan olarak kullanma oyunu, hristiyan İtilâf askerlerini de kollamak (imhasını önlemek) amacına yönelik olarak Çanakkale’de sahnelenmişti. İtilaf birliklerini en az 6 ay Çanakkale’de oyalamayı hesaplayan Alman Genel Kurmayı, bu doğrultuda General Liman Von Sanders vasıtasıyla planını uygularken, Türk tarafının ikiyüzbini aşkın asker kaybının başlıca sorumlusu olmuştu. Ta ki, Yarbay Mustafa Kemal’in ünlü müdahalesine kadar&#8230;<br />
3. Almanya’nın samimiyetsizliği daha I. Dünya Savaşı’nın hemen başlarında belli olmuştu. Osmanlı Hükûmeti’nin İtilâf emperyalistlerine karşı tepki olarak, 1 Ekim 1914’den itibaren geçerli olmak üzere Kapitülâsyonları kaldırdığını açıklayan (9 Eylülde İstanbul’daki Büyükelçilere tebliğ edilen, 17 Eylülde de resmen yayınlanan) kararına öncelikle ve en sert karşı çıkan ülkeler, Almanya ile diğer savaş müttefiğimiz Avusturya-Macaristan İmparatorluğu olmuştu. İttihat ve Terakki Partisi liderlerinin sert eleştirileri sonrasında bu iki ülke kapitülasyonlarla doğan haklarını her ne kadar daha sonra reddetseler de, kendileri ile ilgili kuşku ve güvensizliğin bu vesileyle bir kez daha pekişmesine engel olamamışlardı.<br />
4. Almanya’nın güvenilmezliği ve hatta hainliği, Kafkas Cephesinde açık biçimde ortaya çıkmıştı. Hazar petrolleri ile ilgili olarak Kafkasya ve Azerbaycan’ın Osmanlı kontrolü altına girmesini istemeyen Almanya, Galiçya ve Ukrayna’da savaştığı can düşmanı Ruslarla işbirliğine gitmiş ve bu gelişme Teşkilât-ı Mahsusa tarafından belgelenmişti. Keza, stratejik açıdan önemi büyük olan Kudüs, düşman İngiliz birlikleri tarafından işgal edildiğinde, Alman Kiliselerinde şükran ayinleri düzenlenmişti.</p>
<p>Aynı şekilde, Savaş sona erdikten sonra Almanya, kendisine sığınan Talât Paşa başta olmak üzere önde gelen İttihatçı liderlerin Ermeni teröristler tarafından vahşice öldürülmelerine seyirci kalmıştı. Hatta, Talât Paşa’nın katili, Türk Milleti ve de Hukukun temel kuralları ile alay edilircesine Alman yargısı tarafından beraat ettirilmişti. İşte, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, tüm bu deneyimleri unutmayarak Almanya ile mesafeli durmaya gayret etmiş; bu arada Hitler’in yükselişini kuşku ve endişe ile izlemişti. Atatürk, Almanya’nın dostu olunamayacağını; dostluk ya da düşmanlık kavramlarını ancak bu ülkenin çıkarlarının ve de üstün ırk nazariyesinin belirlediğini çok iyi bilmekteydi.</p>
<p><strong>2. II. Dünya Savaşı Dönemi (Öncesi ve Sonrası) </strong></p>
<p>Alman toplumunda zaten var olan şoven ve saldırgan (irredantist) milliyetçilik duyguları, Versay Barış Antlaşması’nın Almanya’ya yüklediği 56 Milyar Dolar savaş tamirat borcunun neden olduğu ekonomik çöküntü ortamında daha da gelişerek yükseliş trendine girmişti. İtilaf Devletlerinin daha sonra ödenmesi mümkün olmadığı anlaşılan bu borcu 33 Milyar Dolara çekmesi, sonucu değiştirmemiş; yalnızca Hitler’i iktidara getirmeye yetmişti. Hitler’le birlikte, pan-germenizm bir devlet politikasına dönüşerek hayata geçirilmiş; hatta daha da ileri gidilerek “ari ırkın dünya egemenliği” söylemleri açıkça ifade edilmişti. Hitler Almanyası’nın ilk hedefi, Alman dilinin konuşulduğu Alsas-Loren bölgesinden başlayarak İdil (Volga) nehrinin boylarında yaşayan küçük Alman kolonilerini kapsayacak bir “germen vatanı” oluşturmaktı. Bu vatan kapsamına, Türk bölgelerinden Kırım, Gence şehrindeki birkaç yüz kişilik küçük bir Alman kolonisinin varlığı nedeniyle bu şehre kadar tüm Kuzey ve Güney Kafkasya ile iç Rusya’nın önemli bir bölümü girmekteydi. İşte, İkinci Dünya Savaşı’nda Alman Ordularını Stalingrad (Volvograd) önlerine kadar getiren neden buydu. Eğer Almanlar savaştan zaferle çıkmış olsalardı, sıra tüm dünyanın Alman “hayat alanı”na dönüşmesine gelecekti.</p>
<p><strong>3. Soğuk Savaş Döneminde Alman Milliyetçiliği </strong></p>
<p>2. Dünya Savaşı’nın Almanya’da yarattığı ekonomik, toplumsal ve siyasal tahribat, savaşta kazanılan tüm toprakların yanısıra Doğu Almanya’nın da kaybedilmesi ve ülkenin müttefik devletler tarafından işgal edilmesiyle daha da büyük boyutlara ulaşmıştı. Ancak, bu olağanüstü zor koşullarda Alman milliyetçiliğinin gelişimini önlemek asla mümkün olmadı. İşte bu noktada Almanya yöneticileri, milliyetçiliklerini gizleyerek hatta ırkçı parti kurulmasını kâğıt üzerinde yasaklayarak dış dünya önünde farklı bir imaj yaratmaya yöneldiler. Bir yandan A.B.D.’nin baskılarına boyun eğerek Münih’de C.I.A. tarafından finanse edilen “Sovyetler Birliği’ni Araştırma Enstitüsü”, “Hürriyet Radyosu”, “Hür Avrupa Radyosu” na izin verirken; diğer taraftan Macaristan, Romanya, Sovyetler Birliği ile gizli pazarlıklar sürdürürerek soydaşlarını kişi başına ortalama 35.000 Marktan başlayan ve eğitim durumuna göre yükselen bedel karşılığı “satın almaya” başladılar. Alman Hükûmetinin bu girişimi elbetteki salt milliyetçilik duygularıyla izah edilmezdi; konunun insani boyutu da kuşkusuz mevcuttu: II. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte, Stalin, Alman Ordusu ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle, Türkiye sınırında yaşayan “güvenilmez halklar” kapsamında Kırım, Karaçay, Balkar ve Mesket (Ahıska) Türklerini, Çeçenleri, İnguşları ve de Volga boyunda yaşayan Almanları, -bebeğinden yaşlısına kadar cinsiyet ayırımı yapmaksızın tümünü- Urallar, Sibirya, Özbekistan, Kazakistan ve benzeri sürgün bölgelerine göndererek cezalandırmıştı. Örneğin, sadece Kırım Türklerinin hayvan vagonlarında, en ilkel koşullarda ve yaklaşık iki ay süren yolculuklarında toplam nüfusunun % 46’sını kaybettiği gözönüne alındığında, Alman asıllı sürgünlerin kayıpları hakkında bir kıyaslama yapmak mümkün olabilir. İşte Alman Devleti, sürgündeki soydaşlarının yanısıra, Macaristan ve Romanya gibi komünist rejimin esareti altındaki soydaşlarına sahip çıkmak, onların mağduriyetini gidermek yolunda bu ülkelere büyük meblağlar akıtmıştı&#8230; Ya Türkiye?!.</p>
<p><strong>2. ALMAN “ DERİN DEVLET”İ </strong></p>
<p>Alman İstihbaratı Bundesnachrichtendienst (B.N.D), II. Dünya Savaşı sonrasında en az C.I.A. ve Mossad kadar özgün bir yapılanmayla ortaya çıkmıştır. Örneğin, “askeri istihbarat”, “sanayi-teknoloji istihbaratı”, “karşı istihbarat” gibi klasik uğraş alanlarının yanısıra, Doğu Almanya ile bütünleşme dahil her alandaki stratejilerinin oluşturulmasında ve hayata geçirilmesinde; doğu blokundan -yukarıda bahsedildiği gibi- göçmen getirtilmesinde önemli görevler üstlenmiştir. Bölgedeki güç dengeleri arasında ikili oynamak konusundaki ilk başarı da, 1972’de Münih Olimpiyatları sırasında Sovyet Hükûmeti’nin tahrik edilmesi ve sonucunda oluşan tepkinin “Sovyetler Birliği’ni Öğrenme Enstitüsü”nün kapatılma gerekçesi olarak kullanılması ile sağlanmıştır. Böylece, A.B.D.’nin onayı da alınarak doğu bloku ile ilişkiler yoluna konulmuştur. Daha sonra ekonomik ve siyasal açıdan ağırlığını iyice hissettiren Almanya; A.B.D. ve İngiltere gibi ülkelerden bağımsız stratejiler geliştirmiştir. Örneğin, batılı müttefiklerine rağmen İran’la askeri-ticari ilişkilerin geliştirilmesi; Birleşmiş Milletler ambargosu öncesi Libya ve Irak’la askeri-ticari ilişkilerin sürdürülmesi; özellikle Irak’daki muhalif kürt gruplarına ülkesinde kucak açıp destek sağlarken, Irak yönetimine Halepçe Katliamında kullanılan Hardal Gazı başta olmak üzere her türlü kimyasal ve konvansiyonel silâh ve askeri amaçlı elektronik araç ve gereçleri satması gibi.</p>
<p>Alman İstihbaratı BND, “arka bahçe” olarak nitelendirilen ve ekonomik açıdan “hayat alanı” kabul edilen Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk, Makedonya, Moldova, Ukrayna, Beyaz Rusya, Estonya, Letonya, Litvanya, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Afganistan, İran, Türkiye ve Irak gibi ülkelerin yeraldığı geniş bir coğrafyada, Alman Devleti’nin çıkarlarını koruyup kollama görevini fonksiyonel biçimde yerine getirmektedir. Klasik istihbaratçıların yanısıra, ilgili tüm ülkeler hakkında “key-man’s” niteliğinde özel olarak hemen her alanda, örneğin filolog, tarihçi, araştırmacı-gazeteci, antropolog, sosyal antropolog, arkeolog, sosyolog, mühendis, çevreci, insan hakları uzmanı, sanatçı, sanat tarihçisi, ruhban, asker, demografi uzmanı, tıpçı, ziraatçı, siyaset bilimcisi, halkbilimci, jeolog gibi farklı meslek dallarına mensup elemanlar da istihdam edilmektedir. A.B.D.’nde Jamestown Vakfı, Hoover Enstitüsü gibi akademik nitelikli kuruluşların örneklerine, Almanya’da Humboldt Vakfı ve Üniversitesi, Osteurope Enstitüsü, Gettysburg Koleji, Bamberg Üniversitesi gibi çok sayıda “ilişkili” akademik kuruluşlarda rastlamak mümkündür. İstihbarat servisi veren masum görünüşlü vakıfların yanısıra, tıpkı A.B.D. ve İngiltere’de olduğu gibi sözkonusu servisler tarafından kurdurulan ve yönetilen-yönlendirilen sivil toplum örgütleri, Almanya için de aynen ve de fazlasıyla sözkonusudur. Başta İnsan Hakları olmak üzere, azınlıklar, göçmen ve mültecilik konularında bu servisler ve bağlantılı vakıflar, enstitüler ve sivil toplum örgütleri birbirleriyle sürekli paslaşmakta; enformasyon alışverişinin yanısıra birbirlerini de sürekli yakın takip altında tutmaktadırlar.</p>
<p>Alman Servisi BND’nin, A.B.D. ve İngiliz Servislerinin nitelikli profesyonel kadrosuna oranla daha fazla “gönüllü” elemana sahip olmasının temelinde, bu toplumun adeta genlerine işlemiş milliyetçilik duygularının ve de bilincinin yattığını kabul etmek gerekir. Aynı duruma İsrail’de de rastlamak mümkündür. İsrail’de de tüm Yahudilerin -ister A.B.D., ister Rusya Federasyonu ve isterse de dünyanın herhangi bir yerinde yaşasın- birer doğal Mossad elemanı olduğu kabul edilir. Nasıl Yahudiler için Mossad’a çalışmak ve görev verildiğinde sorumluluk üstlenmek ve yerine getirmek bir ulusal onur-dinsel vecibe olarak kabul ediliyorsa, aynı durum Almanya için de daha yumuşatılmış olarak böyledir. Ancak, Almanya, profesyonel istihbaratçıların yanısıra, yukarıda da belirtildiği gibi akademisyenlerden, gazetecilerden ve de avukatlardan fazlasıyla yararlanmaktadır. Alman Servisi, adeta küçük bir avukat ordusuna sahip bulunmaktadır. “Hayat Alanı” ya da “Arka Bahçe” olarak nitelendirilen hedef ülkelerdeki azınlıkların her türlü legal-illegal ve hatta terörist örgütlerinin temsilcilerine, militanlarına kendi ülkesinde yaşama hakkı tanımaktadır. Bu iş için Kiliselerden Mason localarına kadar pekçok kuruluşu ve özel olarak oluşturulan yardım (!) amaçlı sivil toplum örgütünü (NGO) kamuflaj olarak kullanan Alman Servisi, buralarda “ajan” olarak kullanabilecekleri işbirlikçileri saptama ve yetiştirme fonksiyonunu yerine getirebilmektedir. Keza, hedef ülkelerdeki yetenekli, gelecek vaad eden ve Almanya’ya karşı önyargısı bulunmadığı anlaşılan politikacıların, özellikle de etnik ve dinsel sorunu mevcut olan politikacıların yanısıra, genç akademisyenlere de akademik nitelikli burs dağıtan vakıflar yolu ile deyim yerinde ise “çengel” atılmaktadır. Aynı şekilde, hedef ülkelerin üniversitelerinde paraya zaafı olan yetenekli akademisyenlere, o ülkenin “aile yapısı”, “toplumsal sorunları”, “dinsel farklılıkları”, “azınlıkların kültürel özellikleri”, “bölgelerarası ekonomik farklılıklar”, “insan hakları” gibi doğrudan dikkat çekmeyecek ama sosyal-siyasal ve kültürel istihbaratta kullanılanılan verilerin elde edilmesini sağlayacak bilimsel projelere destek sağlanmaktadır. Saptanmış eleman adaylarına belli bir yönlendirme sürecinin sonunda gereksinim duydukları alanda her türlü destek sağlanmaktadır (tıpkı A.B.D. ve İngiltere’de sözkonusu olduğu gibi). Almanya’da yaşayan yabancılardan sözkonusu standarda sahip olan, bir başka deyişle nitelikli gençlere aynı yolla “çengel” atılırken, kontrolünde güçlük çekilen ama işe yarayan militan-teröristler de avukatlar aracılığıyla sevk ve idare edilmektedir. Örneğin, kabul edilebilir eylem sınırlarını aşan, Alman Devletine ters düşen ya da dıştaki imaj açısından tutuklanması gerekenler, gözaltına alınmakta; sonra da bağlantılı avukatlar devreye sokulmaktadır. Gözetim süresinde pazarlık ve yönlendirme yapıldıktan sonra, tutuklananlar kontrollü olarak ama Alman Servisinin denetiminde serbest bırakılmaktadır. Hiç bir ülke Servisinde bulunmayan bu kadar çok avukat, Alman “ Derin Devleti”nin karakteristiğini oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>C. KONTROL EDİLEBİLİR İSTİKRARSIZLIK STRATEJİSİ</strong></p>
<p>Günümüz koşullarında hedef düşman ülkeyi mahvetmek istiyorsanız, Irak, Libya ve Yugoslavya örneklerinde olduğu gibi -A.B.D.’nin desteğini almak kaydıyla- Biirleşmiş Milletler gibi uluslararası mekanizmayı kullanabilirsiniz. Ancak, güç kullanarak yapacağınız tahribatı kontrol edebilmeniz kesinlikle olanaksızdır. Aynı şekilde, hedef ülkede ekonomik kriz çıkarabilirsiniz, ancak bunun sonucunu da kontrol etmeniz sözkonusu değildir. Keza, yakın gelecekte hedef ülkenin iletişim-elektronik ağının çökertilmesi de mümkün olabilir, ancak tüm bu “güç kullanma” yöntemlerinin sonuçlarını önceden kestiremezsiniz, önlem alamazsınız. Bu tür güç kullanımları, sözkonusu ülkelerde olduğu gibi ulusal birliği daha da pekiştirmeye, liderlerinin sürekli iktidarda kalmalarına yol açabilir ya da yapay olarak çıkartılan ekonomik krizin dalgalar halinde -Uzak Doğu ve Rusya’da olduğu gibi- Batıyı etkilemesi de olasılıklar dahilindedir. Bu durumlarda harekâttan umulan çıkarların -en azından kısa ve orta vadede- elde edilmesi de sözkonusu olamaz, üstelik çok yüksek meblağlara ulaşan masrafları da cabası.</p>
<p>İşte, hedef ülkeyi elde tutmanın ya da güçsüz düşürmenin en kolay, en güvenli ve ekonomik yolu, “kontrol edilebilir istikrarsızlık” stratejisini uygulamak, bu yolda sürekli politikalar üretmektir. Bu stratejiyi dışpolitikasında en sık kullanan ülkelerin başında A.B.D. ve A.B. ülkeleri gelmektedir. Bu stratejinin en etkili yolu, önce hedef ülkedeki zaaf noktalarının bir başka ifadeyle “yumuşak karın bölgeleri”nin saptanmasından geçmektedir. Bu bağlamda hedef ülkede mevcut etnik-dinsel azınlıkların tüm boyutları ile profilinin çıkarılması ve potansiyelinin çok yönlü belirlenmesi; ayrılıkçılığın tahrik ve teşvik edilmesi; tarihsel husumetin körüklenmesi; terörün elaltından desteklenmesi ile ekonomik-siyasal-toplumsal kaos ortamının yaratılması; ulusal birliğin zaafa uğratılması; zayıf ve kişiliksiz yöneticilerin desteklenmesiyle hedef ülkenin dış müdahalelere sürekli açık hale getirilmesi vb. Bu stratejide ikili oynamanın her türlüsü var, ancak doğrudan düşmanlık yok, müttefik görünmek ise ön koşul. Ne sizin yıkılmanızı istiyorlar, ne de bölgedeki emperyalizmin belirlediği güç dengelerini bozacak biçimde kalkınarak güçlenmenizi. Bu stratejinin tüm aşamalarını Türkiye dün yaşadı, bugün de yaşamakta; kendisini yöneten çapsız alaturka politikacılarlar iş başında kaldığı sürece de yaşayacak. Önce, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşanan “ Doğu Sorunu” çerçevesinde yapılan dış müdahaleler ve ayrılıkçı terör; Cumhuriyet döneminde ise şeriatçı ve kürtçü ayaklanmalar; sonra sırayla Ermeni sorunu ve terörü; arkasından sağ-sol çatışması;daha sonra kürtçü PKK terörü; sırada şeriatçı örgütlenme (Hizbullahçılar, Fethullahçılar, Kaplancılar, Milli Görüşçüler vb.), Ege ve Kıbrıs sorunları; yeni yeni Pontus-Rum sorunu belki yine Ermeni sorunu ve terörü, mezhep kavgası ve daha nice ihtimaller&#8230; Kısaca, bu stratejiyi oluşturup izleyenler var olduğu ve de devletimiz gerçek devlet adamları tarafından yönetilmediği sürece, içte ve dışta yapay sorunlarla sürekli meşgul edilen-tokatlanan Türkiye bölgesinde güçlenemeyecek, ağırlığını hissettiremeyecek, düşmanlarına karşı tehdit oluşturmayacak!..</p>
<p><strong>4. ALMAN “ DERİN DEVLET”İ VE KOSOVA SORUNU </strong></p>
<p>Alman Servisinin güç ve yetenekleri konusunda fikir veren en tipik örnek Yugoslavya’dır. Bu ülkenin parçalanmasında en önemli rol işte bu BND’ye aittir. Önce Yugoslavya’nın Alman Servisi tarafından uzun yıllar önce büyüteç altına alındığı anlaşılıyor. Bu ülkedeki etnik ve dinsel grupların çok iyi analiz edildiği; Yugoslav bütünlüğünün simgesi olarak kabul edilen Tito’nun ölümünden sonra da, Alman Servisinin katolik Hırvatlar ve Slovenler üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdığı; Yugoslav Askeri Haberalma Örgütü K.O.S.’un buna engel olamadığı biliniyor. Nitekim, Hırvatistan ve Slovenya’yı ilk tanıyan ülkenin Almanya olduğu, Hırvat ve Sloven ayrılıkçılarına tüm lojistik desteğin Almanya’dan geldiği de bilinen bir gerçek. Almanya’nın bu desteğini, ezilen azınlıklara ve insan haklarına karşı duyarlılığın tezahürü biçiminde algılamak da mümkün değil. Ortodoks olmayan ama Yugoslavya’nın en zengin ve refah içindeki bu iki bağlı cumhuriyetini koparmanın arkasında somut çıkar nedenlerini bilmek gerekir. Keza, Almanya’nın, hem Sırplar ve hem de Hırvatlar arasında sıkıştırılıp katledilen yüzbinlerce Boşnak’ın dramına -sırf Hırvatlara taraf oldukları için- seyirci kaldığı da biliniyor. Hırvatlara yaptırım gücü olduğu halde bunu kullanmayarak sorunun çözümünü uzatan, üstelik müslüman Boşnaklara yönelik etnik temizlik amacı ile kullanılmak üzere silâh sağlayan “insan hakları savunucusu” Almanya’nın, “insan hakları” konusundaki çifte standardını tüm boyutları ile ortaya koymak gerekmektedir.</p>
<p>Yaklaşık 15 yıllık iktidarı boyunca Alman faşizmini devletine egemen kılan Kohl döneminde, müslüman olarak Kürt ayrılıkçılara örtülü ama tam destek sağlanırken, Arnavutlar da ihmal edilmemişti. Ortodoks Arnavutların Yunanistan’ın güdümünde olduğunu; üstelik de sayısal açıdan müslüman Arnavutlardan daha az olduğunu gözlemleyen ve de bu ülkedeki kaos ortamını dikkate alan Alman Servisi, Enver Hoca’nın ölümü ve Arnavutluk İstihbarat Örgütü SİGURİKİ’nin dağılmasını fırsat sayarak, -1988’den itibaren- illegal iktidar gücüünü elinde bulunduran Arnavut mafyası üzerinden müslüman Arnavutlar’a oynamaya başlamıştır. 1990’lardan itibaren, Doğu Almanya’dan intikal eden ve NATO standartlarına uymayan Rus yapımı silâh ve malzemeyi Arnavutluğa hibe eden Almanya, bu kapsamda önemli miktarda silâh ve mühimmatın da Kosova Kurtuluş Ordusu U.Ç.K.’nın eline geçmesini sağlamıştır. Keza, sürgündeki Kosova Hükûmeti’nin tanınmayan Başbakanı Bujar Bukoshi’yi Bonn’a götürerek tüm ihtiyaçlarını karşılayan ve Almanya’yı iletişim-enformasyon üssü olarak kullanmasına izin veren Almanya, Kosova sorununda da doğal olarak müslüman Arnavutların yanında yer almıştır. Hiç şüphesiz bu ilgide, Kohl sonrası Sosyal-Demokrat yönetiminin A.B.D.-İngiltere yakınlaşmasından rahatsız olmasının rolü de büyük olsa gerekir. İki Almanya’nın bütünleşmesinden sonra, Orta Avrupa, Orta Doğu, Uzak Doğu, Orta Asya ve CIS ülkeleri ile Rusya Federasyonu’nda bağımsız politika yürüten bu ülkenin giderek tehlikeli bir “dev”e dönüşmesi karşısında, tedirginliği artan İngiltere’nin, Avrupa Birliğinin örgütsel disiplininden kopma pahasına A.B.D.’ne yanaştığı biliniyor. İşte Almanya’nın Yugoslavya’ya yönelik askeri harekâta destek vermesinin temelinde, bu ikili kombinasyona karşı şimdilik yalnız kalma riskini göze alamamasının bulunduğu da ayrıca değerlendiriliyor. Şunu da kaydetmek gerekir ki, Almanya’nın Arnavutluk ve Kosova’daki istihbarat-ajitasyon ve benzeri faaliyetlerinin önünün, gerek M.İ.T. ve gerekse Makedonya’da Üsküp üzerinden bölgeye yönelik olarak çalışan C.I.A. istasyonu tarafından kesildiğine, etkisizleştirildiğine ilişkin olumlu duyumlar alınıyor. Ancak bilinen gerçek şu ki, Bosna’daki müslüman Boşnakların katillerinin en büyük destekçisi olarak müslüman Arnavutlar arasında prestij ve imaj kaybına uğrayan BND, silâh akışını sürdürdüğü ve tüm dünyadaki Arnavutların nakdi yardımlarını Almanya üzerinden transfer ettiği ve de sırtını yalnızca U.Ç.K.’ya dayadığı için bölgedeki varlığını sınırlı da olsa hissettiriyor.</p>
<p>Burada esas olan, Kosova olayları dolayısıyla şimdilik bir insanlık sorunu ama ileride A.B.D., Almanya, İngiltere gibi ülkelerin Servisleri marifetiyle yükselen bir Arnavut milliyetçiliğine doğru gitmesi kaçınılmaz olan Kosova sorununun Türkiye’deki yansıması. Türk Devletinin tüm gelişmeleri izledikten, olasılıkları değerlendirdikten sonra alternatifli senaryolar üretmesi, değişen durumlara karşı değişen görevler üstlenmesi ve önlemleri alması gerekmektedir. Çünkü, önünde sonunda Arnavut milliyetçiliği, en azından Arnavutçanın eğitim dili olarak kabulü istemiyle, Türkiye’de yaşayan ve -abartılı da olsa- 5 milyon civarındaki Arnavut kökenli vatandaşlarımıza da bulaştırılmaya çalışılacaktır. Türk Devleti’nin bugüne kadar dikkate almadığı bir başka sorun da Kosova Türkleridir. Müslüman Arnavut mültecilerle Kosovalı Türk mülteciler arasında insani yardım açısından bir ayrım yapmak mümkün değilse de, Türkiye, kaybedilmiş ülkelerimizin millli hatırası olan Türklere daha fazla ve özellikle sahip çıkmak durumundadır. Onlara Türk olmanın gururunu ve ayrıcalığını tattırmak zorundadır. Bu sahip çıkış, Türk olmanın, Türklük bilincini dış politikaya egemen kılmanın, tarihine saygının, köklü ulusal devlet olmanın kaçınılmaz gereğidir.. .</p>
<p><strong>1. Kosova’da Türk Olmak ya da Arnavutlaşmak </strong></p>
<p>Balkan Savaşından sonra Kosova’yı terkederken, daha doğrusu Kosova ulusal sınırlarımız dışında kalırken, geride tam 524 yıllık egemenliğin hâtırası olarak küçümsenemeyecek bir Türk topluluğu ile nice sanat eserleri bırakmıştık. Bu eserlerin en anlamlısı da hiç şüphesiz Meşhet mevkiindeki Sultan I. Murat’ın türbesiydi. Sırpların, Bulgarların ve Yunanlıların, gerek Balkan Savaşı sırasında ve gerekse savaşın hemen sonrasında sivil Türklere karşı sürdürdükleri etnik temizlik sırasında yüzbinlerce masum soydaşımız hayatını kaybederken, bir o kadarı da geri çekilen Türk askerleri ile birlikte İstanbul’a doğru kitlesel göçe başlamıştı. Türk Tarihinin en dramatik geri çekilişiydi bu. İstanbul’a ulaşabilenler, gerçi her ne kadar canlarını kurtarabilmiş iseler de, uzun süre açlık dahil her türlü sıkıntıyı çekmişlerdi. Ya geride kalanlar, farklı nedenlerle doğup büyüdükleri topraklardan ayrılamayanlar, ayrılmak istemeyenler?! İşte geride bıraktığımız Kosova Türkleri, tam 524 yıllık Türk egemenliğinin bedelini, kanları ve malları ile Sırplara ödemeye başlamışlardı, hâlâ da ödemekteler. Sadece Sırplara mı? Elbetteki hayır!.. Türklerden boşalan evlere, müslüman Arnavutlar iskân edildiğinde yeni bir tehdidin başlayacağını hiç kimse tahmin bile etmiyordu. Hazır camilerin, bakımlı evlerin ve verimli toprakların sahipsiz kaldığını duyan fakir Arnavutların göçü öylesine ani olmuştu ki, Türkler kısa sürede azınlık konumuna düşmüşlerdi. Kaldı ki, Sultan I. Murat’ın kanının akıtıldığı toprakları ortodoks-slav mantığı ile kutsal toprak olarak kabul eden ve Sırp milliyetçiliği ile özdeşleştiren Sırpların iskânı da hep bu kısa süre içinde gerçekleşmişti.</p>
<p>Sırp-Hırvat-Sloven Krallığının devlet terörü yaratarak Türk azınlığını sindirmeye yönelik çabaları sonucunda, 1930’lu yılların başında onbinlerce Türk aile Kosova’yı terketmek zorunda kalmıştı. Bunların şanslı olanları karayolundan ve yaya olarak Türkiye’ye ulaşabilirken, bir kısmı da yollarda yitip gitmişti. İşte, Mustafa Kemal Atatürk, uluslararası nitelikteki nedenlerin ve gereklerin yanısıra, Yugoslavya ile Türk azınlığın sorunlarını “düşman” olarak değil de “dost” bir müttefik olarak çözebilmek; göç dalgasını durdurabilmek; Türk azınlığın yaşadıkları yerlerde varlığını sürdürmesini sağlamak amacıyla 27 Kasım 1933’de bir Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması imzalanmasına önayak olmuştu. Her ne kadar bu antlaşmada Türk azınlıkla ilgili bir hüküm yeralmamışsa da göçlerin arkası önemli ölçüde kesilmişti. Kısa bir süre sonra da (9 Şubat 1934) Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında bölgesel güvenlik kuşağı oluşturmayı amaçlayan Balkan Antantı yürürlüğe sokulmuştu. İkinci Dünya Savaşı, neden olduğu tüm yokluk ve tahribata rağmen, başta Kosova olmak üzere Yugoslavya’da yaşayan Türk azınlığının en mutlu olduğu dönem olarak hatırlanıyor. Zira, bu savaşa kadar Türk azınlığa baskı uygulayanların kendileri, savaş süresince Alman baskısı altına girmişlerdi.</p>
<p>Kosova Türkleri, ilk kez 1951’de Türkçe okulların açılmasıyla asimile edilme korkusunu üzerlerinden atmışlardı. Ancak bu defa tepki, milliyetçi Arnavutlardan gelmişti. Bu tarihe kadar sadece Prizren’de yaklaşık 50.000 Türkün şu veya bu şekilde Arnavutlaştırıldığını, milli kimliğini kaybettiği bilindiği için, bu defa Arnavut baskılarına karşı bir direniş başlatılmıştı. Bu arada Stalin yanlısı Rankoviç’in iktidardaki yükselişinin sürmesi üzerine iki ateş arasında kalan Kosova Türkleri, 1956-57 Yılları arasında Türkiye’ye yönelik bir göç dalgasına kendilerini kaptırmışlardı. Son olaylar öncesinde, Prizren’de toplam Türk nüfusu sadece 10.000 civarında. Geriye kalanlar da Priştine ve diğer kasaba ve köylerde yaşamaktalar. Bugün, Kosova Türkleri, Arnavutlardan ayırdedilmeksizin Sırp katilleri tarafından kitlesel biçimde imha ediliyor. Canlarını kurtarabilenler, başta Arnavutluk, Makedonya, Türkiye, Almanya, Karadağ gibi ülkelerde kurulan mülteci kamplarında yaşama savaşı veriyor. Ölüm ve açlık-hastalık arasında yaşama mücadelesi veren Kosovalılara etnik ya da dinsel açıdan ayrım yaparak yaklaşmak elbette ki insanlığa sığmaz. Ancak, Kosova Türkleri, tüm kamplar taranarak Türkiye’ye getirtilmeli. Parçalanmış aileler Türkiye marifetiyle birleştirilmeli, yaraları sarılmalı. Arnavut mültecilere her türlü insani yardım yapılırken, Türk asıllılara çok daha fazlası yapılmalı. Türk oldukları için 1913’den bu yana büyük acılar ve ıstıraplar çeken Kosovalı soydaşlarımıza, Türk olmanın gururu hissettirilmeli, bunca yıllık ihmalin, unutulmuşluğun tahribatı giderilmeli. Kosova sorunu sona erdikten sonra Arnavutlar memleketlerine gönderilirken, zaten sayıları çok az olan soydaşlarımızın Türk vatandaşlığına alınmasıyla çifte vatandaşlık hakkının sağlanmasına çalışılmalı. İsteyenlerin Kosova’ya dönmesine de -sırf o topraklarda tarihsel kimliğimizin muhafazası için- zorlama olmadan teşvik getirilmeli.<br />
<strong><br />
2. Dost Değil, Hasım Bir Ülke Olarak Almanya<br />
</strong><br />
Tarih şu gerçeği ortaya koymaktadır: Şovenizme, saldırganlığa, ırkçılığa dayalı milliyetçilikler, asla refah ortamında değil, aksine büyük acıların ve sıkıntıların yaşandığı dönemlerde gelişmektedir. Son olaylarla Arnavut milliyetçiliğinin ivme kazandığı da herkes tarafından bilinmektedir. Kısa vadede Türkiye’yi ya da Kosova Türklerini ilgilendiren bir sorun henüz yok görünüyor. Ancak ya orta ve uzun vadede?!. Özellikle de arkasında Almanya gibi müttefikler (!) varsa&#8230;</p>
<p>Bu makale, bilimsel endişelerden uzak bir biçimde, dost görünen, Türk kamuoyunda hâlâ olumlu bir imaja sahip Almanya’nın gerçekte “hasım”, “düşman” bir ülke olduğu gerçeğine dikkat çekmek için yazılmıştır. Almanya’nın pek bilinmeyen profilinin ortaya konulmasına yöneliktir. Bu alanda yazılan uyarı niteliğindeki ilk makale olma gibi bir dezavantaja da sahiptir. Bir bilim adamı titizliğiyle saptanan hususların her biri ile ilgili araştırmaların ve yayınların yapılması, Türk halkının bilinçlendirilmesi ve yöneticilerin bilgilendirilmeleri açısından kaçınılmazdır.</p>
<p>23 Nisan 1999 İtibariyle Almanya’daki mülteci kamplarındaki Arnavutların sayısı, Türkiye’dekinin yaklaşık ikibuçuk katıdır (yaklaşık 9.900 kişi). Alman İstihbarat Servisi BND, bugüne kadar kullandıklarının yanısıra, bunların ve daha geleceklerin içinden “çengel” atacağı Arnavutları hiç şüphe yok ki yetiştirecektir. Bu bir kehanet ya da tahmin olmanın ötesinde gerçektir. 1960’lı yıllarda, Türkiye’den Almanya’ya giden işçilerimiz arasında, “Kürt”, “Çerkez”, “Pomak”, “Boşnak”, “Arnavut”, “Laz” vb. kökenli vatandaşlarımızla, Marksist-Siyasal İslamcı-Ümmetçi-Tarikatçı ve de Mezhepçi vatandaşlarımız arasında “çengel” atılanların sayısı hiç de az değildir. Kamuoyumuz tarafından hiç bilinmeyen bir örnek vermek gerekirse, BND ilişkili bir akademisyen olan Dr. Wolfgang Feurstein, 1960’lı yılların başından itibaren Lazların ayrı bir ulus olduğu gerekçesiyle BND bünyesinde bir birim oluşturmuştur. Bu birim, önce masum bir biçimde, Karadenizli işçilerimiz arasından “Kaşkar Kültür Halkası” teorisine taraftar bulmaya çalışmıştır. Sıra, lazca alfabenin hazırlanmasına, sonra da bu alfabe ile yazılmış ders kitaplarının basımına ve dağıtımına gelmiştir. Lazcanın bağımsız ve yeterli bir dil haline dönüştürülmesi için akademik nitelikli çalışmalar yapılmış ve tüm yayınlar, folklorik nitelikteki periyodikler dahil, başlangıçta gazeteci, akademisyen ve turist kimlikli BND elemanlarının bavullarındaTürkiye’ye sokularak hedef bölgeye ulaştırılmıştır. Ancak, Feurstein’in yaklaşık 20 yıl öncesinde Türk makamları tarafından şüpheyle yakalanarak sorgulanması ve bir süre gözaltında tutulmasından sonra, bu iş Almanya’da laz bilinciyle yetiştirilen ikinci jenerasyon işçi çocuklarına havale edilmiştir. BND, sırf güvenlik gerekçesiyle ve Türkiye’yi uyandırmamak amacıyla, uzun yıllar bu tür yayınları posta yerine güvenilir kuryelerle bölgeye göndermeyi yeğlemektedir. BND’nin finanse edilmesi ile Türkiye’de 1994’ün ilk aylarında çıkarılan Türkçe-Lazca OGNİ adlı gazetenin mahkeme kararı ile kapatılması ve editörünün gözaltına alınması olayı ile 1992’de İstanbul Üniversitesi’nde aşırı sol örgütlere mensup öğrencilerin bir boykot eyleminde lazca yazılmış afiş asılması olayı, Alman medyasında Türkiye aleyhine defalarca kullanılmıştır. Bugün Alman üniversitelerinde laz kürsüleri mevcuttur. Nitekim, Yunanistan’da da laz kimliğini kabul eden yaklaşık 300 Türk vatandaşının burslu olarak üniversite eğitimi aldığına ilişkin duyumlar gelmektedir.</p>
<p>Almanya’nın Türkiye düşmanı ayrılıkçı Kürtçü örgütlere, tüm şeriatçı tarikat ve radikal gruplara, Dev-Yol, TİKKO gibi terörist marksist örgütlere sağladığı akılalmaz boyutlardaki destek, hiç şüphe yok ki güvenlik birimlerimizin ve Dışişlerimizin bilgileri dahilindedir. Sağı-solu ve bölcüsüyle Almanya’nın kucak açarak destek verdiği, her ay mülteci-sosyal yardımı adı altında yüzmilyonlarca Mark ödediği bu vatan hainlerinden BND’nin beklediği ve talep ettiği tek hizmet, belli günlerde Türkiye Büyükelçiliği, Konsoloslukları, T.H.Y. ve Turizm Büroları önünde Türkiye aleyhine slogan attırmak; bu görüntüleri medyada kullanarak Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturmaktır. Bir de olası bir gelişmeye karşı bu sürüyü “tetikçi” olarak kullanmaktır. Nedendir bilinmez, sokaktaki sade Türk insanı, Almanya’nın bu yönlerini hiç bilmez&#8230; Sadece Almanya mı?!. Elbette ki hayır!.. Abdullah Öcalan örneğinde görüldüğü gibi İtalya’nın, İskandinav ülkelerinin, İsviçre’nin, İngiltere’nin, Romanya’nın ve daha neredeyse bütün Avrupa ülkelerinin aynı senaryoyu sahnelediklerini bizim insanımız bilmez, çünkü devletimiz tarafından bilgilendirilmez&#8230;</p>
<p><strong>SOMUT ÖNERİLER:</strong></p>
<p>1. Türkiye’de geçmişi Teşkilât-ı Mahsusa’ya dayanan Milli Merkez yapılanması yeniden canlandırılarak “Kosova Milli Merkezi” kurulmalıdır. Aynı şekilde, Kosova sorununu yurt içinde ve dışında savunacak sivil toplum örgütleri (dernek ve vakıf) yeterli sayıda oluşturulmalıdır. Gerek Kosova Milli Merkezi ve gerekse ilgili sivil toplum örgütlerinin yönetimi, A.B.D., Almanya, İngiltere, İsrail modellerine uygun biçimde profesyonellere bırakılmalıdır (amatörlere değil). Sorunun başından itibaren içinde yeralan Almanya’nın bu alanda NGO sıkıntısı bulunmamaktadır. A.B.D. ise, NGO oluşturulmasındaki sorununu yakın bir geçmişte çözümlemiştir (AFP Ajansının 31 Mart 1999 tarihli haber bülteninde, Başkan Bill Clinton’ın Beyazsaray’da “National Albanian-American Council” Başkanı Avni Mustafaj ile 15 dakika süren bir toplantı yaptığı ve bu toplantıyı Beyazsaray Sözcüsü David Leavy’nin de deklare ettiği belirtilmektedir).<br />
2. 12 Eylül öncesinde “halklara özgürlük” sloganı kapsamında yeralan “Türkiye’deki Arnavutlara kendi dillerinde eğitim ve mahkemelerde savunma hakkı” söylemlerinin biraz farklısı, Kosovalı Arnavutların ılımlı lideri İbrahim Rugova tarafından Hürriyet Gazetesi yazarı Sayın Ferai Tınç’a ifade edilmiştir. Kosova olaylarından çok önce Rugova, Tınç’a Türkiye’de beş milyondan fazla Arnavut’un bulunduğunu söyleyerek “Arnavutça eğitim talebinde bulunuruz. Bu demokratik bir hak” demiştir. Türkiye’nin ileride Batı destekli bu tür taleplere karşı hazırlıklı olması ve kaynağa anında müdahalede bulunması zorunludur.<br />
3. Türkiye ayrılıkçı nitelikte bir Arnavut milliyetçiliği hareketine karşı güvenlik önlemlerini şimdiden belirlemelidir. Türkiye’de yaşayan Arnavut kökenli vatandaşlarımız bugüne kadar Türkiye Devletine bağlı kalmışlardır. Ancak, Osmanlı İmparatorluğunda da bu bağlılıklarını sürdürürlerken, özellikle Balkan Savaşı’nda Kumanova’da Sırbistan Ordusuna karşı savaşan Türk Birliklerinin, tüm Arnavutlar arasında küçük bir oran olan ayrılıkçılar tarafından nasıl arkadan vuruldukları da, keza bu ihanetin tüm Balkan savaşının seyrini nasıl değiştirdiği de bir anekdot olarak hatırlardan çıkarılmamalıdır. Her zaman yeni yeni Esat Toptanilerin var olabileceği dikkate alınmalıdır.<br />
4. Kosova Türkleri Türk Devletinin salt himayesine alınmalıdır. Bunun için projeler üretilmeli; sonuçları yakından takip edilmelidir. Türkiye, Yugoslavya ile bundan sonraki ilişkilerinde, Niş başta olmak üzere Yugoslavya’nın doğusunda yaşayan Türk azınlığını da dikkate almalıdır.<br />
5. Almanya’nın salt bir hasım devlet olduğu gerçeğinden hareketle, güncel gelişmelere kolaylıkla adapte ettirilebilen esnek misilleme stratejileri belirlenmelidir. Almanya, Balkanlarda karşımızdadır. İran’a her açıdan destek vermektedir. Bu ülkedeki nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan ve temel insan haklarından mahrum edilen Azeri Türklerinin, Türkmenlerin, Karapapakların ve benzeri Türk azınlıklarının karşısındadır. Aynı şekilde, Doğu Türkistan Türklerine karşı Çin’e destek vermektedir. Keza, Orta Asya’da müttefik olarak kendisini Türk kabul etmeyen, Yunanistan’la Askeri Savunma Antlaşması imzalayan Özbekistan Cumhurbaşkanı İslâm Kerimov’u seçmiştir. Kısaca, Türkiye’nin çıkarları ile Almanya’nın çıkarları her yerde çatışma durumundadır. Almanya, diğer taraftan Türkiye’nin kendisine işçi vatandaşlarını kullanarak olası misilleme yapmasına karşı önlemini çoktan almıştır. Yıllar önce, “Türk işçileri tasarruflarını Alman bankalarından aynı gün çeksinler” yolundaki çağrıları değerlendiren Almanya, Türk işçileri arasındaki ideolojik-etnik ve dinsel ayrılıkları mükemmel biçimde derinleştirmiş; işçi kuruluşlarını provoke ederek birbirine düşürmüştür. BND’in bu yoldaki en büyük başarısı, Ermeni ve Kürt sorunu ile ilgili olarak Türkiye’nin yanında yer alan en etkili örgüt olarak bilinen Avrupa Türk Dernekleri Federasyonu’nu pasifize etmek olmuştur. Bugün bu örgütün yöneticileri olan eski ülkücüler, siyasal islamcılığın şemsiyesi altına girip, Milli Görüşçülerle, Kaplancılarla, Hizbulllahçılarla omuz omuza “Ya Allah Bismillah” sloganı atarak BND’ye hizmet sunmaktadırlar.<br />
6. Türkiye, tıpkı Almanya’da ve diğer Batılı müttefiklerimizin biçtiği modele uygun olarak “İnsan Hakları Dernekleri”ni kurmak ve etkinliğini arttırmak zorundadır. Ülkemizdeki mevcut dernek, insan hakkı kavramını P.K.K.’lı teröristlerin hakkı olarak algılamakta; mevcut yasalara göre izin almadan uluslararası kuruluşlarla ve Türkiye aleyhine işbirliği yapmaktadır. Bu derneğin tasfiyesi, hukuka göre gereklidir, kapatılmaması ise Cumhuriyet Savcılarının ihmalidir. İnsan haklarına en fazla önem veren -başta Almanya olmak üzere- ülkelerin insan haklarına yönelik sivil toplum örgütlerinin yapılanması esas alınmalıdır. Bu cümleden, Türkiye’de devlet eliyle resmen oluşturulan ancak birkaçı dışında üyelerinin devlet bilincine ve sorumluluğuna sahip olup olmadığı tartışılan “İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu”nun gereği de kalmamaktadır. Zaten, Avrupa’da devlet eliyle resmen kurulan oluşumlara önem verilmemektedir. “ Derin Devlet” olgusunun var olduğu Batılı ülkelerde, insan haklarını savunan sivil toplum örgütleri, kendi devletinin uygulamaları dışında sadece hedef hasım ülkelerin uygulamalarını eleştirmektedir. Özetle, A.B.D., İngiltere, Almanya gibi ülkelere kendi silâhları ile karşılık vermenin zamanı çoktan gelmiştir, geçmektedir&#8230;<br />
7. Türkiye, dıştan gelen baskı ve müdahalelere karşı hazırlıklı olmak üzere, üniversitelerin, Ticaret ve Sanayi Odaları ve Borsaları Birliği’nin, T.S.K.’nin ve ilgili kurum ve kuruluşların en üst düzeyde temsilcilerinin yeralacağı “Kriz Koordinasyon Merkezleri” oluşturmalıdır. Akademik toplantılardan, resmen ilân edilmeyen ticari ambargolara, imza kampanyalarına, kontrollü nümayişlere kadar her türlü önlem bu merkezlerde karara bağlanıp uygulanmalıdır. En basitinden, İtalya örneğinde görüldüğü gibi, Türkiye ile iş yapan firmalar, çıkarları uğruna Türkiye adına lobicilik yapabilmekte, hükûmetlerini sallayabilmektedir.<br />
8. Türk Devleti, önüne her an çıkarılan ve sırada bekleyen etnik ve mezhepsel sorunlarla ilgili olarak farklı dillerde konferans verebilecek; kitaplar yazabilecek ve hatta hasım ülkelerin etnik ve dinsel sorunlarını takip, özellikle insan hakları ihlalleri konusunda sorgulayacak düzeyde iyi yetiştirilmiş akademisyen kadrosuna sahip olmak mecburiyetindedir. A.B.D., Almanya ve İngiltere’nin gücü buradan gelmektedir. Türkiye her türlü dış baskı ve müdahaleye karşı hazırda beklemek; sonra da karşılığını vermek durumundadır.</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><em>Atatürk Türkiye’si, 2000 Yılına girerken, çıkarlarına ve onuruna sahip çıkmak; “<strong>NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!</strong>..” özdeyişini hayata geçirmek zorundadır&#8230;</em><br />
</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiyedeki Alman vakıfları raporu -2-]]></title>
<link>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/06/turkiyedeki-alman-vakiflari-raporu-2/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 08:45:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>Nn</dc:creator>
<guid>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/06/turkiyedeki-alman-vakiflari-raporu-2/</guid>
<description><![CDATA[Rapor-2 Bütün bu olumsuz gelişmelere karşı Türk Devleti ne yapmaktadır? Ulusuna ve tarihine layık ol]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_1309" class="wp-caption alignleft" style="width: 217px"><img class="size-medium wp-image-1309" title="alman vakıfları" src="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/11/alman-vakiflari.jpg?w=207" alt="alman vakıfları" width="207" height="300" /><p class="wp-caption-text">Rapor-2</p></div>
<p>Bütün bu olumsuz gelişmelere karşı Türk Devleti ne yapmaktadır? Ulusuna ve tarihine layık olmayan ya da ‘etki ajanı’ konumundaki kimi politikacıların, kimi istihbaratçıların, kimi medya mensuplarının, kimi akademisyenlerin, kimi tarikat şeyhlerinin, kimi iş adamlarının varlığı, Türk Devleti’nin söz konusu küreselleşmeci NGO’lar karşısında sadece seyirci konumuna gelmesine neden olmuştur ve olmaktadır. Tipik bir örnek olmak üzere, Başbakanlığa bağlı olarak kurulan İnsan Hakları Üst Kurulu’nun küreselleşmeci benzerlerinden farklı hiçbir fonksiyonu bulunmamaktadır. Ekonomik önlemler için hükümet, milyonlarca üyesi olan ulusal nitelikli sivil toplum kuruluşları yerine, sıradan bir dernek statüsündeki TÜSİAD’dan öncelikle görüş alırken, eleştirilerinin gereğini de anında yerine getirmektedir. Kısaca, Türk Devleti, kendini savunma mekanizmasını çalıştıramadığından, kendi NGO’larını da kuramamaktadır. Özellikle kurulan devlet kaynaklı vakıfların, kamu çıkarları yerine, kimi devlet bürokratlarına hareket –daha doğrusu harcama– esnekliği ve serbestisi sağlaması, uluslararası literatürde GONGO olarak nitelendirilen “Governmental NGOöların artışına yol açmaktadır 1. Tapu-Kadastro, Adalet, Polis, MEB, Üniversiteler başta olmak üzere hemen hemen tüm kamu kurum ve kuruluşlarının katrilyonlara hükmeden GONGO’ları, kamu kaynaklarından ve halkın sırtından haksız kazanç sağlamaya devam etmektedir. Sorun sadece bu kadarla kalsa yine kabul edilebilir boyutlarda. Daha kötüsü, sırf kamu kaynaklarını hortumlamak amacı ile kurulan yüzlerce NGO’ya en tipik örnek, vakıf üniversiteleridir. Devlet malına vakıf olunamayacağına ilişkin tarihsel ilkeye rağmen, kurulan vakıf üniversiteleri, kimi sermaye sahiplerine ya da cemaat şeyhlerine, reklâmın yanında, yüz binlerce metrekarelik bedava arsa, hatta boğaz manzaralı orman arazisi, vergi indirimleri, cari harcamaların % 45’ine varan ölçülerde devlet desteği de sağlamaktadır. Harcama faturaları biraz şişirildiğinde, vakıf üniversitelerinin neredeyse cari harcamalarının tamamı devlete yükletilirken, zaten maddi olanaksızlıklar içinde kıvranan devlet üniversitelerine bütçe içinde ayrılan pay da giderek azalmaktadır. Özetle söylemek gerekirse, Türk Devleti’nin ne küreselleşmeci NGO’lara, ne kendi GONGO’larına ve ne de halk deyimi ile ‘hortumcu’ NGO’lara karşı belirlenmiş bir politikası bulunmaktadır. Bu acizlik görüntüsü, 21-22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi’nde ilk maddede yer alan aşağıdaki yargıyı hatırlara getiriyor: “&#8230;hükûmet, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor.</p>
<p>2. TÜRKİYE’ DEKİ ALMAN VAKIFLARININ GENEL KARAKTERİSTİĞİ</p>
<p>ABD’nin hedef ülkelerdeki küreselleşmeci NGO’lara dolaylı parasal destek için, NED (Demokrasi Milli Fonu) üzerinden Cumhuriyetçi Parti’ye bağlı IRI (Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitüsü) ve Demokrat Partiye bağlı NDI (Ulusal Demokrasi Enstitüsü) ağırlıkta olmak üzere, CIPE (Uluslararası Özel Girişimciler Merkezi), ACILS (Amerikan Uluslararası İşçi Dayanışması Merkezi), Hoover Enstitüsü gibi merkezlere sahip olduğu biliniyor. NED, ABD Kongresi denetiminde oluşturulmuş resmi bir para fonu olduğundan, harcamalarının gizliliği bulunmuyor. Bu fona sadece Federal Bütçe’den kaynak aktarılmıyor, ilâveten uluslararası şirketler ve stratejik müttefik ülkeler de destek sağlıyor. Dolayısıyla, Türkiye dahil hangi üçüncü dünya ülkesinin hangi işbirlikçi NGO’su bu merkezlerden hangi miktarda nakit yardım almış, internete yüklenmiş resmi kaynaklardan kolaylıkla öğreniliyor 3.<br />
AB ülkelerinin de aynı amaçlı “birinci sınıfö NGO’ları bulunuyor; ancak Türkiye’ye baktığımızda, en etkin Avrupalı NGO’lar arasında, özellikle Almanların başı çektikleri gözlemleniyor. Türkiye’de faaliyet gösteren Alman Kültür Merkezleri’nin yanı sıra, Beyrut merkezli “Morgenlaendische Gesellschaftöa bağlı Orient Institut’un İstanbul Şubesi ve Goethe Enstitüsü, Alman NGO’larının Türkiye’deki ilk sıçrama noktaları olarak kabul ediliyor.<br />
Türkiye’de faaliyet gösteren Alman vakıfları ve enstitüleri, gerçekte Alman İstihbarat Servisi BND’nin kontrolünde çalışan, tüm masrafları Federal Bütçe’den karşılanan ‘taşeron’ NGO’lardır. İşin ilginç tarafı, hemen her vakıf, -aşırı sağcı CSU ve solcu PDS dışında- rejime entegre sorunu olmayan mevcut siyasal partilerin birer yan kuruluşudur. Örneğin, Almanya’nın en büyük partilerinden biri olan Hıristiyan Demokratik Birliği-CDU, Konrad Adenauer Vakfı’na, Yeşiller ise Heinrich Böll Vakfı’na sahiptir. Aynı şekilde, Sosyal Demokrat Partisi-SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı, Hür Demokrat Parti-FDP’nin Friedrich Naumann Vakfı da aynı statü içindeki vakıflar arasında yer almaktadır. Alman Parlamentosu’nda grubu bulunan partilerin bünyesi içindeki bu vakıfların tamamı, iktidar-muhalefet ayrımı yapılmaksızın Federal Hükümetin “Politik Eğitim Fonuöndan finanse edilmektedir. Bu vakıfların yurtdışı faaliyet giderleri de tamamıyla Federal Hükümet tarafından karşılanmaktadır. Resmen Alman Hükümeti’nden yardım alan söz konusu vakıflar, dış ülkelere “Hükümet dışı Sivil Toplum Örgütleri yani NGO olarak takdim edilmektedir. İşte bu vakıflar, 1984’ten itibaren Türkiye’ye gelerek ve de yasal boşluklardan yararlanarak, her biri birer “taşeronun taşeronu yasal Türk NGO’sunun tabelası ardında faaliyetlerini sürdürmektedirler.<br />
Söz konusu Alman vakıflarının yıkıcı-bölücü ve de espiyonaj faaliyetlerine karşı ilk kez Türk kamuoyunu bilgilendirerek uyaran Türkiye’nin tek Doğu bilimcisi Tamer Bacınoğlu, söz konusu vakıflarla ilgili şu çok önemli değerlendirmeyi yapmaktadır:<br />
“&#8230; Alman parti vakıfları, devlet finansmanlı çok özel NGO’lardır ve Alman dış politikasının önemli bir aracı durumuna gelmişlerdir. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın &#8230; yayınında, ülkelerin içişlerine sorun yaratmadan karışabilmek için ne tür ‘kamuflaj projeleri’ kullanabileceği üzerine bir dizi ‘pratik örnek’ verilmektedir. ‘Politik Vakıflar’ın bu bağlamda ‘diyalog programları ile yapıcı bir rol oynayacakları’ en yetkili ağızlardan itiraf edilmektedir.<br />
Ankara ve İstanbul’da şubeleri bulunan tüm Alman parti vakıflarının programları kabaca şu üç maddeden oluşur: Birinci maddedeki etkinlikler, Kemalizm’in iflas ettiğini ve sorunun geçici bir hükûmet sorunu değil, ‘yapay ve uyduruk Türk ulusunu tepeden inme yöntemlerle yaşatmaya çalışan Türk devleti’ olduğunu kanıtlamayı amaçlar. Bu çerçevede üçlü bir strateji izlenir: A- ‘Toplumun değişik katmanlarını Kürt sorunu üzerine tartışmaya ve çözüm üretmeye alıştırmak’ ve buna paralel olarak ‘kürtçü gruplar’ ile Almanya arasında köprü kurmak. B- ‘Toplumun değişik katmanları ile siyasal islâmcıları bir araya getirmek’ ve buna paralel olarak islâmcılar ile Alman devleti arasında köprü kurmak. C- ‘Alevilerin aşırı islâma karşı oluşlarını dikkate alarak, Aleviler ile özel görüşmek ve konuyu gerektiğinde Kürt sorununa kaydırmak’.<br />
İkinci maddedeki etkinlikler, ‘Türkiye’de yerel yönetimlere işlerlik kazandırmak’ amacıyla Almanya’da adı var, kendi yok ‘federal sistem’i Türkiye’ye tanıtmayı hedefler. FDP’nin Friedrich Naumann Vakfı, ‘federalizmi tanıtma’ çabalarını genelde Batı Anadolu’da yürütürken, Yeşillerin Heinrich Böll Vakfı ‘federal yönetimin nimetleri’ni Doğu Anadolu konusunda gündeme getirmektedir. Yeşiller’in bu vakfı şu sıralar, Türkiye’nin etnik çetelesini tutmakla meşgul ve hem Alman Dışişleri Bakanı ile hem de aynı bakanlığa bağlı Alman resmi ‘araştırma’ enstitüleri ile ortak çalışmakta. SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı da, daha ‘global’ bir yaklaşımla ‘Türkiye’de sivil toplum kurulabilmesi’ için çaba gösterirken, daha çok ‘ekonomi ağırlıklı diyalog arayışında olduğu izlenimini vermek istiyor. Türkiye’de ‘İslâm’ı demokrasiyle barıştırmak’ yolunda en kapsamlı projeler ise CDU’nun Konrad Adenauer Vakfı’nca yaşama geçiriliyor.<br />
Vakıf ajandasının üçüncü maddesi, ‘yerli köprübaşları oluşturmayı’ öngörür. Almanya’ya davet edilen Türk akademisyenleri, aydınlar, burs verilen doktora öğrencileri, vakıf şubelerine alınan Türk elemanlar için ödenen Alman ‘kalkındırma yardımı’, bazı duyumlara göre yıldan yıla katlanarak artırılmaktadır. Etkinlik alanlarının farklılığı, parti programlarının farklılığından değil, aralarındaki görev dağılımından kaynaklanır&#8230;.<br />
Almanya kökenli vakıflar, ‘biz NGO’yuz’ diyor. Ancak ‘sivil toplum’, ‘küresel ekonomi’ ve ‘insan hakları’ için uğraşı verdiklerini iddia ederken, ‘Türk devletinin varlığı sorundur, Türk ulusu uyduruk bir yapıdır’ da diyebiliyorlar. Hepsi de ‘dost ve müttefik Almanya’ hesabına çalışıyor. Söylev’deki ‘Her tarafta ecnebi zabit ve memurları ve hususi adamları faaliyette..sözlerini hep anımsamalıyız 4.<br />
Federal Alman İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Aralık 2000’de yayınlanan “Yeni Türkiye Konsepti, Alman vakıflarına, rutin faaliyetlerinin yanında –özellikle espiyonaj ağırlıklı- yeni görevler yüklemektedir: “Köylülerde çevre bilincini geliştirmek; köylü kadınları politikaya duyarlı hale getirmek; sistem karşıtı eleştirel ve alternatif medyacılığı teşvik; çevre düşmanı yatırımlara özellikle turizm bölgelerinde gereksiz endüstri tesislerine, otoyollara ve baraj inşaatlarına karşı sivil itaatsizlik eylemleri organize etmek vs. vs.</p>
<p>DİPNOTLARI</p>
<p>1) Gönüllü kuruluşların (NGO’ların) kazandıkları prestij, sahip oldukları cazibe, bürokrasinin katı kurallarından uzak olan esneklik ve hareket kabiliyeti, zaman zaman hükümetleri, daha doğrusu kamu otoritesini de NGO’lar kurmaya yöneltiyor. Bunlara, yine İngilizce’de, azıcık şaka yollu, “Governmental Non-governmental Organization veya “Governmental NGO, daha da kısaltılarak “GONGO deniyor. GONGO’lar; gönüllü kuruluş kavramını, dernek ve vakıf kavramını zedeleyen, zaman zaman belli ölçüde kamu gücünün devredildiği, ama; bürokratik kurallara uymadan at oynatılan kuruluşlardır. Bkz. “Gongoları Ayıklayalım, Çevre, 86, Mart 2001, s. 1.</p>
<p>2) Ayrıntılı bilgi için bkz. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara, 1961, s. 22-23; Tayyib Gökbilgin; Milli Mücadele Başlarken, Ankara, 1959, s. 146-148. “Uzun Vadeli Strateji ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 2001-2005öde mevzuat ve uygulamadaki boşluklara dikkat çekilmektedir: “(1972) Özellikle uluslararası bağışçıların ve teknik yardım sağlayanların, yardımlarını belirli şartlara bağlamaları, idari kontrol sağlama ve yönlendirme gayretleri Sivil Toplum Organizasyonlarının inisiyatif kullanmalarını etkileyebilmektedir. Bu durum, ülke çıkarlarının gözetilmesi ve milli politikaların gösterdiği hedefler doğrultusunda faaliyette bulunmalarının sağlanması açısından STO’ların demokratik bir şekilde yapılanmalarını, idari ve mali açıdan şeffaf olmalarını gerektirmektedir (1974). Ulusal ve uluslararası kaynakların harekete geçirilerek kalkınma çabalarının güçlendirilmesi amacıyla, STO’ların milli politika hedefleri istikametinde faaliyet göstermeleri sağlanacaktır (1978). STO’ların katkı yaptıkları kesimlere, kendi üyelerine ve devlete yönelik olarak demokratik, şeffaf ve sorumlu bir çerçevede faaliyetlerini sürdürmesi sağlanacaktır (1979). Sivil Toplum Organizasyonlarıyla ilgili gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır. (s. 203).<br />
3) CIA bağlantılı merkezlerden sadece NED’den “proje bedeli adı altında para alan Türk STK’larından TESEV, TÜSES, TUSİAD, Ka-Der, Türk Parlamenterler Birliği, TESAV, Türk Demokrasi Vakfı en tanınmışları. El altından verilen yardımların(!) kanıtlanması mümkün olmamakla birlikte, resmen verilenler bellidir. Örneğin, Doğu Ergil’in TOSAV’ına Türk-Kürt sorunu çözüm çalışmaları için 92.000 ABD doları ile 6250 pound, Gökhan Çapoğlu’nun ANSAV’ına parti örgütlenmesi için 189.604 dolar, Stratejik Araştırmalar Vakfı’na 190.193 dolar, Bülent Akarcalı’nın Türk Demokrasi Vakfı’na 106.100 dolar, Liberal Düşünce Topluluğu’na 111.500 dolar, Türk Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’na 1.111.000 dolar vd. IRI’den “proje bedeliö alanlar arasında ise ARI Grubu 278.500 dolar ile dikkat çekmektedir. NDI’nin diğer Türk STK’larına verdiği 824.900 doların yanı sıra, Yeni FORUM Dergisine verilen bedel 150.000 dolar ve ayrıca 11.766 dolar, vs. vs. Söz konusu merkezler hakkında derli toplu bilgi için bkz. Mustafa Yıldırım, “Şifre Çözücü: Project Democracy 1ö, Müdafaa-i Hukuk, 32: Mart-Nisan 2001, s. 23-39; 33: Mayıs 2001 s. 39-56; Attila İlhan, “Çok Veren Maldan mı?, Cumhuriyet, 26.1.2001. Ve de bu yardım (!) merkezlerinin internetteki web sayfaları.</p>
<p>4) “Ülkemizdeki Alman vakıflarının programını en özlü ifade eden kişi sanırım Steinbach’dır. 15 Eylül 1998 günü Katolik Kilisesi’ne bağlı Lingen Akademisi’nin çağrısı üzerine verdiği ‘İslâm’ın Avrupa İçin Önemi’ konferansında şöyle demiştir: ‘Sorun, Atatürk’ün bir Paşa fermanıyla yarattığı yapay bir ürün Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun, Kemalizm ve Kemalizmin ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur. Olmadığını, Türkiye’de yaşayan Kürt/Türk, Müslüman/Laik, Alevi/Devlet çatışmalarında görmekteyiz. Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu? Önce Ermenileri yok ettiler, sonra da Rumları. Kürtleri şu güne kadar neden yok etmediler, bilinemez&#8230;’ Alman devletinin finanse ettiği Steinbach’ın enstitüsünün Türkiye’de bağlantısı olmadığı Alman vakfı ya da ‘araştırma kurumu’ yoktur. Örneğin, Steinbach’ın elemanlarından ‘Alevilik ve Kürtlük uzmanı’ Heidi Wedel, hem SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı ile yakın ilişkidedir, hem de Amnesty International adına Türkiye raporları hazırlar. Alman Doğu Enstitüsü’nün İstanbul şubesi bünyesinde ‘Gazi Mahallesi Araştırması’nı da yapmıştır. Bu enstitü, Türkiye’de çalışan tüm Alman vakıflarına ‘bilimsel’ yol göstericilik görevini üstlenmiştirö. Geniş bilgi için bkz. Tamer Bacınoğlu, “Türkiye’de Alman Vakıflarının Marifetleri, Cumhuriyet, 6 Temmuz 1999.</p>
<p>5) “Konseptin mesajı açık: ‘Lider sultası altındaki partilerle Türkiye’de sivil toplum inşa edilemez. Örgütlenme tabandan başlatılmalı; yerel düzlemde örgütlenmelere gidilmeli, özellikle köylü hareketlerine öncelik tanınmalıdır. Türk halkı bu konularda tecrübesiz olduğu için, Alman NGO’lar teorik, parasal ve lojistik yardım sunmalıdırlarö: Argun Erbay, “Alman NGO’larının 2001 Türkiye Programı</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["ERASMUSLA ALMANYA WIESBADEN" Hochschule RheinMain ]]></title>
<link>http://weniwidi.wordpress.com/2009/11/05/almanya-wiesbadenda-erasmus-hochschule-rheinmain/</link>
<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 21:45:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>eckotan</dc:creator>
<guid>http://weniwidi.wordpress.com/2009/11/05/almanya-wiesbadenda-erasmus-hochschule-rheinmain/</guid>
<description><![CDATA[Sıradaki paylaşımımız 2008-2009 Eğitim Öğretim yılının güz döneminde Almanya, Wiesbaden’de Hochschul]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Sıradaki paylaşımımız 2008-2009 Eğitim Öğretim yılının güz döneminde Almanya, Wiesbaden’de Hochschul]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sen buna hak etmedin. Sen oyna dilber]]></title>
<link>http://sreepot.wordpress.com/2009/11/05/sen-buna-hak-etmedin-sen-oyna-dilber/</link>
<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 04:04:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>sreepot</dc:creator>
<guid>http://sreepot.wordpress.com/2009/11/05/sen-buna-hak-etmedin-sen-oyna-dilber/</guid>
<description><![CDATA[Träume Leben Träume geben auch wenn man HIPHOP nicht mag der DIlber Song past grade sehr gut Sen oyn]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Träume Leben Träume geben auch wenn man HIPHOP nicht mag der DIlber Song past grade sehr gut</p>
<p>Sen oyna dilber biz çalarız. Alem bizi ister çengi gibi döner. Sanki bizler, oynatamayız. Titrer sayemizde tüm dizler.</p>
<p>Sen buna hak etmedin. Sen oyna dilber</p>
<h2>Ceza &#8211; Sen Oyna Dilber</h2>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/P7j59ew5rXA&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/P7j59ew5rXA&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
<p>Zoe bedeutet auch &#8220;geistiges&#8221; Leben,  Zo (neugriech.) &#8220;Leben&#8221; &#8220;die Lebendige&#8221; (griech.) &#8220;das Leben&#8221; Zoé ,Zoë Das Leben zu finden ist die Kunst Sen Oyna Dilber</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül, Ankara Batıkent'te yapılması planlanan eskrim tesisinin projesini inceledi]]></title>
<link>http://eskrimaktuel.com/2009/11/04/genclik-ve-spor-genel-muduru-yunus-akgul-ankara-batikentte-yapilmasi-planlanan-eskrim-tesisinin-projesini-inceledi/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 13:56:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>sporgunlugu</dc:creator>
<guid>http://eskrimaktuel.com/2009/11/04/genclik-ve-spor-genel-muduru-yunus-akgul-ankara-batikentte-yapilmasi-planlanan-eskrim-tesisinin-projesini-inceledi/</guid>
<description><![CDATA[Eskrim Federasyonu&#8217;nun sitesinde bir haber yayınlandı. Habere göre, Gençlik ve Spor Genel Müdü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Eskrim Federasyonu&#8217;nun sitesinde bir haber yayınlandı. Habere göre, Gençlik ve Spor Genel Müdü]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fenerbahçe, Galatasaray Ve Beşiktaş Maçlarını Şifresiz İzlemek]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/02/fenerbahce-galatasaray-ve-besiktas-maclarini-sifresiz-izlemek/</link>
<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 18:17:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/02/fenerbahce-galatasaray-ve-besiktas-maclarini-sifresiz-izlemek/</guid>
<description><![CDATA[Beşiktaş-Wolsfburg, Fenerbahçe-Steua Bükreş ve Dinamo Bükreş-Galatasaray maçlarını nasıl şifresiz iz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Beşiktaş-Wolsfburg, Fenerbahçe-Steua Bükreş ve Dinamo Bükreş-Galatasaray maçlarını nasıl şifresiz iz]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Almanya'nın Kızıl Zamanı - Der Baader Meinhof Komplex]]></title>
<link>http://neizlesem.wordpress.com/2009/10/31/almanyanin-kizil-zamani-der-baader-meinhof-komplex/</link>
<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 07:13:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>lordlothar</dc:creator>
<guid>http://neizlesem.wordpress.com/2009/10/31/almanyanin-kizil-zamani-der-baader-meinhof-komplex/</guid>
<description><![CDATA[Bir süredir bu filmi seyremek istiyordum ancak 2.5 saat olan filme önce zihnen hazır olmam gerekiyor]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bir süredir bu filmi seyremek istiyordum ancak 2.5 saat olan filme önce zihnen hazır olmam gerekiyor]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[En yaşlı JUMPER!!]]></title>
<link>http://cokenteresan.wordpress.com/2009/10/23/en-yasli-jumper/</link>
<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 13:28:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>twofbirdrock</dc:creator>
<guid>http://cokenteresan.wordpress.com/2009/10/23/en-yasli-jumper/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Bungee Jumping&#8221;.. bunu bi düşünün.. gözünüzün önüne gelen görüntüde genç bir adam bunge]]></description>
<content:encoded><![CDATA[&#8220;Bungee Jumping&#8221;.. bunu bi düşünün.. gözünüzün önüne gelen görüntüde genç bir adam bunge]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Wolfsburg-Beşiktaş Maç Görüntüleri]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/10/22/wolfsburg-besiktas-mac-goruntuleri/</link>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 16:19:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/10/22/wolfsburg-besiktas-mac-goruntuleri/</guid>
<description><![CDATA[Beşiktaş Puanla Tanıştı 22 Ekim 2009 Perşembe Beşiktaş Şampiyonlar Ligi&#8217;nde puanla tanıştı. Gr]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Beşiktaş Puanla Tanıştı 22 Ekim 2009 Perşembe Beşiktaş Şampiyonlar Ligi&#8217;nde puanla tanıştı. Gr]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Google grip arayacak]]></title>
<link>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/10/22/google-grip-arayacak/</link>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 10:05:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>ikadioweb</dc:creator>
<guid>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/10/22/google-grip-arayacak/</guid>
<description><![CDATA[Amerikalı internet devi Google’ın yeni başlattığı hizmetle grip salgınının Avrupa’daki seyri interne]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Amerikalı internet devi Google’ın yeni başlattığı hizmetle grip salgınının Avrupa’daki seyri interne]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Wolfsburg-Beşiktaş]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/10/21/wolfsburg-besiktas/</link>
<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 17:05:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/10/21/wolfsburg-besiktas/</guid>
<description><![CDATA[Kartal &#8221;Kurt&#8221; Avında! 21 Ekim 2009 Çarşamba Şampiyonlar Ligi&#8217;nin puansız tek takım]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Kartal &#8221;Kurt&#8221; Avında! 21 Ekim 2009 Çarşamba Şampiyonlar Ligi&#8217;nin puansız tek takım]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
