<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>anma &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/anma/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "anma"</description>
	<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 15:11:32 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Calle Mayor]]></title>
<link>http://callesdepamplona.wordpress.com/2009/10/19/calle-mayor-pamplon/</link>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 06:40:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>RLZ</dc:creator>
<guid>http://callesdepamplona.wordpress.com/2009/10/19/calle-mayor-pamplon/</guid>
<description><![CDATA[Calle Mayor Vista del Palacio del Condestable desde la calle San Saturnino, confluencia de la calle ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Calle Mayor Vista del Palacio del Condestable desde la calle San Saturnino, confluencia de la calle ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gölcük'te 17 Ağustos için sessiz anma]]></title>
<link>http://lidafx15gazetelerbiberhapinoraseo.wordpress.com/2009/08/16/golcukte-17-agustos-icin-sessiz-anma/</link>
<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 21:51:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>Çağrı</dc:creator>
<guid>http://lidafx15gazetelerbiberhapinoraseo.wordpress.com/2009/08/16/golcukte-17-agustos-icin-sessiz-anma/</guid>
<description><![CDATA[17 Ağustos 1999 Depremi&#8217;nde hayatını kaybedenler, olayın onuncu yıldönümünde Gölcük&#8217;te g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>17 Ağustos 1999 Depremi&#8217;nde hayatını kaybedenler, olayın onuncu yıldönümünde Gölcük&#8217;te gerçekleştirilen sessiz yürüyüşle anıldı.</p>
<p>Gölcük Anıt Park&#8217;ta toplanan kalabalık, depremin en çok vurduğu yerlerden biri olan Kavaklı sahiline yürüdü. Yürüyüşe Kocaeli Valisi Gökhan Sözen, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kocaeli Milletvekilleri Cevdet Selvi ve Hikmet Erenkaya, Kandilli Rasathanesi&#8217;nin eski Müdürü Ahmet Mete Işıkara, Türk ve Koreli bilim adamları, Gölcük Belediye Başkanı Mehmet Ellibeş ve çok sayıda davetli katıldı.<br />
<img src="http://lidafx15gazetelerbiberhapinoraseo.wordpress.com/files/2009/08/golcuk.jpg?w=150" alt="gölcük" title="gölcük" width="150" height="112" class="alignnone size-thumbnail wp-image-175" /></p>
<p>Kocaeli Valiliği, Kızılay, Kocaeli Üniversitesi, Gölcük Belediye Başkanlığı, Mahalle Afet Gönüllüleri, GESOTİM, AKUT, Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası üyeleri tarafından oluşturulan 10. Yıl Anma Platformu tarafından hazırlanan anma programı, Gölcük Anıtpark&#8217;ta yapıldı. Anma programında depremi hatırlatmak amacıyla gerçekletirilen Kuzey Anadolu Fay Hattı Bisiklet Turu&#8217;na katılanlara, protokol üyeleri tarafından plaket verildi. Teşekkür belgelerinin verilmesinin ardından platforma destek veren resmi ve sivil kuruluşlar Kavaklı sahiline doğru yürüyüşe geçti.<br />
Sessiz yürüyüşte meşaleler yakıldı.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[james brown, elvis presley, michael jackson, prince...]]></title>
<link>http://kirkiki.wordpress.com/2009/07/08/james-brown-elvis-presley-michael-jackson-prince/</link>
<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 23:57:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>erdemakin</dc:creator>
<guid>http://kirkiki.wordpress.com/2009/07/08/james-brown-elvis-presley-michael-jackson-prince/</guid>
<description><![CDATA[mj&#8217;i yeni defnettiler. izleyenleriniz vardır. staples center&#8217;da bir anma töreni düzenlen]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>mj&#8217;i yeni defnettiler. izleyenleriniz vardır. staples center&#8217;da bir anma töreni düzenlendi. bedava biletler çekilişle verildi. satılanlar oldu. arada ilginç bir bilgi, bedava verilen biletlerden biri ebay&#8217;de satışa sunuldu ve 100.000$ a satıldı.cenazesi bile milyonlar etti mj&#8217;in. son konserler var ya hani mj&#8217;in çıkamadığı, işte o konserler 7 ya da 8 (tam hatırlayamadım şu saatte) tane 20.000 kişilik arenada olacaktı. 8 olsa 160.000 bilet eder toplamda. hesplayan türk erkeği moduna geçmedim merak etmeyin, sadece başka bir bilgi vermek için bu hesabı yaptım. fakat satılan bilet sayısı kaç biliyor musunuz? 1.200.000 kadar. yani herkes o kadar emin ki mj söylemeden bile yeni biletler satılmış. garip geldi bana çünkü mj yaptığı açıklamada bunlar son konserlerim olacak demişti. ama asıl garip olan bu biletlerin mj&#8217;in ölümünden sonra da satmaya devam etmesi. neyse anıldı şarkılarla, zaten unutulmayacak olan adam.<br />
başlığın sebebi youtube&#8217;da bulduğum bir video. james brown, konserinde orada bulunan mj&#8217;i ve prince&#8217;i sırayla sahneye çağırıyor. bütün olay bu. şimdi düşünün bir, prince dediğimiz adam sürekli mj&#8217;le kıyaslanmış, hatta en büyük rakibi olarak görülmüş adam. 30 enstrüman çalan falan garip bir ademoğlu, cidden bir müzik dehası. ama bence, her zaman mj&#8217;in gölgesinde yaşamış, hiç bir zaman onun kadar olamayacak bir sanatçı. kimine göre dostça bir rekabet yaşamışlar, kimine göre kıran kırana&#8230; prince&#8217;in biraz kıskanç olduğunu düşünüyorum ama ben nedense. mj&#8217;le ara ara dalga geçme denemeleri varmış okuduğuma göre. böyle bir durumda mj&#8217;in çocuğunun adının prince olması ironik değil midir?<br />
videoya gelince, kaliteli bir video değil ama godfather of soul, king of pop ve eeee prince&#8217;i aynı sahnede görmek oldukça garip. prince&#8217;in hareketleri daha da bir garip. ha hazır böyle kingtir godfatherdır bağlantısından bahsederken, başka bir şey daha söylemek istiyorum.<br />
mj bir evliliğini lisa marie presley ile yaptı. nasıl bir kadındır ki hayatından iki kral geçmiş. biri babası elvis &#8220;the king&#8221; presley diğeri &#8220;the king of pop&#8221; michael jackson. hala garipserim ben bu kadını.<br />
bahsettiğim videoyu da vereyim;<br />
<span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/1CoxNzOOoQU&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/1CoxNzOOoQU&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nicolas Michelin, architecte français]]></title>
<link>http://pfrunner.wordpress.com/2009/06/05/nicolas-michelin-architecte-francais/</link>
<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 16:52:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>pfrunner</dc:creator>
<guid>http://pfrunner.wordpress.com/2009/06/05/nicolas-michelin-architecte-francais/</guid>
<description><![CDATA[Nicolas Michelin, French architect. Conférence à Paris. 2009.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="color:#666699;">Nicolas Michelin, French architect. </span></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-344" title="vue.php" src="http://pfrunner.wordpress.com/files/2009/06/vue-php.jpg" alt="vue.php" width="353" height="520" /></p>
<p>Conférence à Paris. 2009.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Basın Açıklamasına Çağrı: Çağla Son Olsun!]]></title>
<link>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/05/25/basin-aciklamasina-cagri-cagla-son-olsun/</link>
<pubDate>Mon, 25 May 2009 19:22:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>ifsaeylem1</dc:creator>
<guid>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/05/25/basin-aciklamasina-cagri-cagla-son-olsun/</guid>
<description><![CDATA[22 Mayis 2009 Cuma gecesi Ankara’da transseksuel arkadasimiz Cagla evinde olduruldu. Cagla, son 3 yi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>22 Mayis 2009 Cuma gecesi Ankara’da transseksuel arkadasimiz Cagla evinde olduruldu. Cagla, son 3 yilda haberdar olabildigimiz 29. kaybimiz.</p>
<p>Cagla’yi unutmayacagimizi, katil(ler)inin, davasinin, nefret suclarinin takipcisi olacagimizi, homofobi ve transfobi sona erinceye dek mucadeleye devam edecegimizi gostermek icin 26 Mayis 2009 Sali gunu Taksim’de bulusuyoruz.</p>
<p>Basin Aciklamasi<br />
Tarih: 26 Mayis 2009 Sali<br />
Saat: 13:00<br />
Bulusma Yeri: Taksim Tramvay Duragi<br />
Basin Aciklamasi: Galatasaray Meydani</p>
<p>Karanfilli Anma:<br />
Tarih: 26 Mayis 2009<br />
Saat: 18:30-19:30<br />
Yer: Galatasaray Meydani</p>
<p>Iletisim: lambda@lambdaistanbul.org 0 (212) 245 70 68</p>
<p>Cagricilar:<br />
LGBTT Haklari Platformu<br />
Izmir Siyah Pembe Ucgen Dernegi<br />
Kaos GL Dernegi<br />
Lambdaistanbul LGBTT Dayanisma Dernegi<br />
MorEL Eskisehir LGBTT Olusumu<br />
Pembe Hayat LGBTT Dayanisma Dernegi<br />
Piramid Diyarbakir</p>
<p>Istanbul-LGBTT Sivil Toplum Girisimi<br />
Voltrans<br />
GLADT, Berlin-Brandenburg Turkiyeli Escinseller Dernegi<br />
EHP’li LGBTT’ler<br />
Filmmor<br />
Kadin Kapisi<br />
Turkiye Ayilari<br />
Nefret Cinayetlerini Duyuruyoruz Inisiyatifi<br />
Amargi Kadin Kooperatifi<br />
Ankara Kadin Platformu<br />
EHP’li Kadinlar<br />
Eskisehir Demokratik Kadin Platformu<br />
Feminist(B)iz<br />
Gokkusagi Kadin Dernegi<br />
Halkevci Kadinlar<br />
Izmir Amargi<br />
Ka-der<br />
Kadin Dayanisma Vakfi<br />
Kadinin Insan Haklari-Yeni Cozumler Dernegi<br />
Kirkoruk Kadina Yonelik Siddetle Mucadele Kooperatifi<br />
TCK Kadin Platformu<br />
Lilith Kolektifi<br />
Sosyalist Feminist Kolektif<br />
Ucan Supurge Kadin Orgutu<br />
Anarsi Kolektifi Ankara<br />
Ceviri Eylem Kolektifi<br />
Insan Haklari Gundemi Dernegi<br />
BEDI (Biz Erkek Degiliz Inisiyatifi)<br />
Kardesime Dokunma Inisiyatifi<br />
Sosyal Kalkinma ve Cinsiyet Esitligi Politikalari Merkezi<br />
DSIP (Devrimci Sosyalist Isci Partisi)<br />
Yesiller Partisi</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[]]></title>
<link>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/05/24/423/</link>
<pubDate>Sun, 24 May 2009 21:18:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>ifsaeylem1</dc:creator>
<guid>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/05/24/423/</guid>
<description><![CDATA[26. MAYIS SALI GÜNÜ SAAT 13.00TE TAKSİM TRAMVAY DURAĞINDA, SAAT 18.30DA GALATASARAY MEYDANINDA ÇAĞLA]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h1><span style="text-decoration:underline;">26. MAYIS </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">SALI GÜNÜ </span></h1>
<p><span style="text-decoration:underline;"><br />
</span></p>
<h1><span style="text-decoration:underline;">SAAT 13.00TE </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">TAKSİM </span></h1>
<p><span style="text-decoration:underline;"><br />
</span></p>
<h1><span style="text-decoration:underline;">TRAMVAY DURAĞINDA, </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">SAAT 18.30DA </span></h1>
<p><span style="text-decoration:underline;"><br />
</span></p>
<h1><span style="text-decoration:underline;">GALATASARAY </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">MEYDANINDA </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">ÇAĞLAYI </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">ANMAK, </span></h1>
<p><span style="text-decoration:underline;"><br />
</span></p>
<h1><span style="text-decoration:underline;">HOMOFOBİ </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">VE </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">TRANSFOBİYE, </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">EŞCİNSEL, </span></h1>
<p><span style="text-decoration:underline;"><br />
</span></p>
<h1><span style="text-decoration:underline;">TRANSSEKSÜEL </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">VE </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">TRAVESTİ </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">CİNAYETLERİNE </span></h1>
<p><span style="text-decoration:underline;"><br />
</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><br />
</span></p>
<h1><span style="text-decoration:underline;">HAYIR </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">DEMEK </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">İÇİN </span></h1>
<h1><span style="text-decoration:underline;">BULUŞUYORUZ!</span></h1>
<p><span style="text-decoration:underline;"><br />
</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>PS.: SAAT 18.30DA ÇAĞLA İÇİN ANMA DÜZENLENECEKTİR, LÜTFEN KOYU RENK GİYİNİNİZ.</strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Melekler Seni Korusun Melek!]]></title>
<link>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/04/12/melekler-seni-korusun-melek/</link>
<pubDate>Sun, 12 Apr 2009 21:01:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>ifsaeylem1</dc:creator>
<guid>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/04/12/melekler-seni-korusun-melek/</guid>
<description><![CDATA[Pazar, 12 Nisan, 2009 Ankara’da hunharca öldürülen Melek’i anmak için arkadaşları bir gece önce olay]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:right;">Pazar, 12 Nisan, 2009</div>
<div><img style="width:224px;height:260px;" src="http://kaosgl.com/resim/Siddet/melek.jpg" border="7" alt="" hspace="7" vspace="7" align="right" />Ankara’da hunharca öldürülen Melek’i anmak için arkadaşları bir gece önce olayın gerçekleştiği saatte, evinin önünde toplanarak bir basın açıklaması gerçekleştirdiler ve mumlar yaktılar.<strong> “Susma sustukça sıra sana gelir”, “Nefret öldürür, transfobi öldürür”, “Katil devlet hesap verecek” </strong>gibi sloganlar eşliğinde okunan basın açıklamasının tam metni şöyle:</div>
<div><strong><br />
“Arkadaşımız Melek, dün bu sokakta, bu evde, bu saatlerde öldürüldü.</p>
<p></strong></div>
<div><strong>Onlarca kez bıçaklanıp vahşice katledilen Melek’in çığlığını mahalle</strong><strong> sakinleri, kolluk kuvvetleri, ahlak bekçileri, siyasiler görmezden, duymazdan geldiler.</p>
<p></strong></div>
<div><strong>Bizler bu gece burada çığlıklarımızı duymanız için bir araya geldik!</p>
<p></strong></div>
<div>Dilimizde tüy bitti derdimizi anlatmaktan. “Arkadaşlarımız gözlerimizin önünde öldürülüyor, ne olur artık sesimizi duyun” demekten hal kalmadı. Bu işlenen kaçıncı cinayet? Daha ne yapmalıyız sizleri harekete geçirmek için, ey devletimizin ‘her işi bilen’ yetkilileri?</div>
<div></div>
<div>Nerede sizin o “hoşgörü” diyarı memleketiniz? Yaşam hakkına saygı, hani nerde eşitlik, adalet vaatleriniz?</div>
<div></div>
<div><strong>Teker teker öldürerek bizi neyle sınıyorsunuz? </strong></div>
<div></div>
<div>Arkadaşlarımızı katleden zihniyeti sorgulamadıkça, katilleri bulup yargıya teslim etmedikçe, hukuksuz “tahrik” indirimleriyle suçluları ödüllendirmekten vazgeçmedikçe, yaşanan cinayetlerin “münferit” olaylar olduğuna kimseyi inandıramazsınız.</div>
<div></div>
<div><strong>Su testisi suyolunda kırılır demek suç ortaklığıdır!</strong></div>
<div></div>
<div>Yetkililer gereken yasal/fiili önlemleri almadıkça, bu cinayetlere sessiz kalıp, “su testisi su yolunda kırılır” gibi tehlikeli yaklaşımlarını sürdürdükçe suç ortağı olacaklardır.</div>
<div></div>
<div>Yetkililere sesleniyoruz: Her geçen saniye ve alınmayan her önlem, bir başka nefret cinayetine davetiye çıkarmaktadır. Bundan sonra işlenecek her bir cinayetteki suçluluk payınız, bir öncekinden daha fazla olacaktır.</div>
<div></div>
<div>Hayatlarımızın ellerimizden umarsızca çekilip alınmasına sessiz kalmayacağız.</div>
<div>İsteğimiz, yaşam hakkımıza yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir “nefret” cumhuriyeti değil, yaşam hakkımızın gasp edilmediği bir “insan hakları” düzenidir.</div>
<div></div>
<div><strong>Eşcinsel ve Transseksüel Kanlarıyla Kirlenmiş Ahlakınız Batsın!</strong></div>
<div><strong>Melekler korusun seni sevgili Melek!”</p>
<p></strong></div>
<p>Melek’in arkadaşları alkışlar ve ıslıklar eşliğinde tepkilerini gösterirken mahalle sakinleri eylemi pencerelerinden izledi. Basın açıklamasının ardından Melek’in arkadaşları katil bulunana kadar her Cuma Saat 19:00&#8242;da aynı yerde buluşacaklarını belirtip sessizce dağıldı.</p>
<p>eylem fotoğrafları: <a href="http://kaosgl.org/content/melekin-ardindan-seni-cok-ozleyecegiz">http://kaosgl.org/content/melekin-ardindan-seni-cok-ozleyecegiz</a></p>
<p>Kaos GL</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ebru Dilan'ı Ankara ve İstanbul'da anıyoruz!]]></title>
<link>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/03/11/ebru-dilani-ankara-ve-istanbulda-aniyoruz/</link>
<pubDate>Wed, 11 Mar 2009 19:58:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>ifsaeylem1</dc:creator>
<guid>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/03/11/ebru-dilani-ankara-ve-istanbulda-aniyoruz/</guid>
<description><![CDATA[Çarşamba, 11 Mart, 2009 Haber: Ali Erol Basın Açıklamasına Davet Yıllardır “Eşcinsel ve Transseksüel]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:right;">Çarşamba, 11 Mart, 2009</div>
<div style="text-align:right;"><strong>Haber: </strong><a href="http://kaosgl.org/user/145">Ali Erol</a></div>
<p><strong>Basın Açıklamasına Davet</strong></p>
<p><strong></strong>Yıllardır “Eşcinsel ve Transseksüel Cinayetleri Politik Cinayetlerdir” diyen bizler;</p>
<p>“Nefret suçu” tanımlamasının yapılmamasını,<br />
Katillerin türlü türlü ceza indirimleriyle adeta ödüllendirilmesini,<br />
Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüellerin haklarının anayasal güvenceye alınması talebini ciddiye almayan siyasi iradeyi,<br />
Bir transeksüeli öldürmeyi bu kadar kolaylaştıran heteroseksist ve transfobik sistemi protesto edeceğiz.<strong></strong></p>
<p><strong></strong>Ebru Dilan ve transfobinin sayısız kurbanını anmak için <strong>Ankara&#8217;da Yüksel Caddesi’nde, İnsan Hakları Anıtı önünde ve İstanbul&#8217;da Kazancı Yokuşu, Pürtelaş Sokak Girişi&#8217;nde (Kazancı Ali Paşa Camii karşısı) bir basın açıklaması, mumlu eylem ve anma gerçekleştireceğiz.</strong></p>
<p>İçinde yaşadığımız karanlığa itirazı olan herkesi Ankara ve İstanbul&#8217;da dayanışmaya davet ediyoruz.<strong></strong></p>
<p><strong>Basın Açıklaması ve Anma: (Mumlu Eylem) Ankara<br />
Tarih: 12 Mart 2009 Perşembe<br />
Saat: 18:00<br />
Yer: Yüksel Caddesi, İnsan Hakları Anıtı Önü, Kızılay, ANKARA</strong></p>
<p><strong>Basın Açıklaması: İstanbul<br />
Tarih: 12 Mart 2009 Perşembe<br />
Saat: 13:00</strong></p>
<p><strong>Anma: İstanbul<br />
Tarih: 12 Mart 2009 Perşembe<br />
Saat: 18:30<br />
Yer: Kazancı Yokuşu, Pürtelaş Sokak Girişi (Kazancı Ali Paşa Camii karşısı)</strong></p>
<p><strong></strong><img src="http://kaosgl.org/resim/ahlakiniz_batsin.jpg" alt="" width="440" height="300" /></p>
<p><strong>LGBTT Hakları Platformu</strong></p>
<p>İzmir Travesti ve Transseksüel İnisiyatifi<br />
Kaos GL Derneği<br />
Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği<br />
MorEL Eskişehir LGBTT Oluşumu<br />
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği<br />
Piramid LGBTT Diyarbakır Oluşumu<br />
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[LOS LUGARES DE ANMA]]></title>
<link>http://andrealguero.wordpress.com/2009/02/01/los-lugares-de-anma/</link>
<pubDate>Sun, 01 Feb 2009 21:37:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>alguero</dc:creator>
<guid>http://andrealguero.wordpress.com/2009/02/01/los-lugares-de-anma/</guid>
<description><![CDATA[PROYECTO DEL 2006. Pesadillas de diferentes colores, los malos sueños de Anma.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-full wp-image-9" title="LOS LUGARES DE ANMA" src="http://andrealguero.wordpress.com/files/2009/02/pesadillaspk.jpg" alt="LOS LUGARES DE ANMA" width="460" height="269" /></p>
<p>PROYECTO DEL 2006. Pesadillas de diferentes colores, los malos sueños de Anma.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Endülüs'te Raks by Bekir Ünlüataer]]></title>
<link>http://cangalabazhane.wordpress.com/2009/01/28/enduluste-raks-by-bekir-unluataer/</link>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2009 22:59:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>b!</dc:creator>
<guid>http://cangalabazhane.wordpress.com/2009/01/28/enduluste-raks-by-bekir-unluataer/</guid>
<description><![CDATA[A few months ago, we coordinated a concert for the 50th death anniversary of Yahya Kemal Beyatlı, gr]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>A few months ago, we coordinated a concert for the 50th death anniversary of <strong>Yahya Kemal Beyatlı</strong>, great Turkish poet, at Cemal Reşit Rey Concert Hall. It was an amazing one -although there were lots of  mishaps and I was very nervous <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Our singer <strong>Bekir Ünlüataer</strong>, who is a bright young tenor, prepeared a  repertoire contains wonderful Yahya Kemal songs.  Time by time, I still listen that concert record again and again. Last week, I meet with Aslıhan at CRR at the Seyyid Hussein Nasr&#8217;s conferance, and she asked for the concert record of  the <em>Endülüs&#8217;te Raks</em>. Yesterday when Bekir came to our office, I remembered the  Aslıhan&#8217;s wish. It was really a hard process; to convert the cda records to mp3 than crop it before make ready the record for sharing <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Here I aslo upload it to rapidshare. If you a Turksih Music lover, as me, I gurantiee that you will enjoy with the Bekir&#8217;s performance. I really liken his voice to <strong>Münir Nurettin Selçuk</strong>, by the way, if we compare, absolutely Ünlüataer is the fresh one with his records <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Mutlulukla isir g&ouml;zlerimizin i&ccedil;iCan g]]></title>
<link>http://elmahapi.wordpress.com/2008/11/14/mutlulukla-isir-gzlerimizin-iican-g/</link>
<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 15:13:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>elmahapi</dc:creator>
<guid>http://elmahapi.wordpress.com/2008/11/14/mutlulukla-isir-gzlerimizin-iican-g/</guid>
<description><![CDATA[ATATURK CAGLARI (10 KASIM ATATURK&#8217;U ANMA GUNU VE ATATURK HAFTASI ILE ILGILI SIIRLER) 1/11/2008]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>  ATATURK CAGLARI (10 KASIM ATATURK&#8217;U ANMA GUNU VE ATATURK HAFTASI ILE ILGILI SIIRLER) 1/11/2008  Kategori: Belirli Gn Ve HaftalarATAT&#220;RK &#199;AGLARI (10 KASIM ATAT&#220;RK&#8217;&#220; ANMA G&#220;N&#220; VE ATAT&#220;RK HAFTASI ILE ILGILI SIIRLER)&#160;Seni d&#252;s&#252;n&#252;nceG<!--more-->  ATATURK CAGLARI (10 KASIM ATATURK&#8217;U ANMA GUNU VE ATATURK HAFTASI ILE ILGILI SIIRLER) 1/11/2008  Kategori: Belirli Gn Ve HaftalarATAT&#220;RK &#199;AGLARI (10 KASIM ATAT&#220;RK&#8217;&#220; ANMA G&#220;N&#220; VE ATAT&#220;RK HAFTASI ILE ILGILI SIIRLER)&#160;Seni d&#252;s&#252;n&#252;nceG&#252;zel aydinlik dolar i&#231;imize.Mutlulukla isir g&#246;zlerimizin i&#231;iCan gelir g&#252;c&#252;m&#252;ze.&#160;Karanliklari dagitan aydinligiSenin g&#246;zlerinde buluruz.K&#246;k salarsin derin sevgilerdeEvrimlesmek, b&#252;y&#252;mek onurumuz.&#160;Al gelincikler a&#231;ar kabrindeYarinlara y&#246;nelir sesimiz.I&#231;imizde b&#252;y&#252;r senin &#231;i&#231;eklerin&#214;l&#252;nceye dek izindeyiz.&#160;Senin sevginle gelistik, b&#252;y&#252;d&#252;kSen verdin bize &#246;zg&#252;rl&#252;g&#252;m&#252;z&#252;.Dalgalaniyorsun g&#246;klerde bayrak bayrakSen g&#252;ld&#252;rd&#252;n y&#252;z&#252;m&#252;z&#252;.&#160;Bir kez daha &#246;grendi bizi d&#252;nyaT&#252;rk tutsak olmaz .evrimin masmavi aydinligindaA&#231;ar ak karanfiller.&#160;Yurdumuzun daglarina vurur ulu sesinYansir b&#252;t&#252;n yildizlar.Uzat ellerini bize Atat&#252;rkDolassin varligimizda nefesin.&#160;Seni yasamanin kivancina ortak.G&#252;&#231;lenir b&#252;y&#252;kl&#252;g&#252;nle &#231;aglarSes ver &#246;l&#252;ms&#252;zl&#252;g&#252;n dorugundan10 Kasim&#8217;larda ulusun aglar&#8230;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Sahinkaya DIL</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[What is An-Ma?]]></title>
<link>http://anmatherapy.wordpress.com/2008/09/24/an-ma/</link>
<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 04:49:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>anma therapist</dc:creator>
<guid>http://anmatherapy.wordpress.com/2008/09/24/an-ma/</guid>
<description><![CDATA[Anma massage therapy as described in ancient Chinese medical history translates in Japanese as ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h3><span style="color:#9d6238;"><strong>Anma massage therapy</strong> as described in ancient Chinese medical history translates in Japanese as &#8220;press&#8221; (An) and &#8220;Friction&#8221; or &#8220;Rubbing&#8221; (Ma).</span></h3>
<p><span style="color:#9d6238;">Anma is the traditional massage therapy <strong>based on the energetic system of Traditional Chinese Medecine</strong>. It is one of the five foundations of ancient Chinese medicine (the five types of ancient Chinese medicine include Anma, Acupuncture, Herbs, Biane and Moxibustion).</span></p>
<p><span style="color:#9d6238;">In addition to friction an rubbing, Anma includes other techniques such as kneading, vibrating, shaking, exercising, correcting, and tapping.</span></p>
<p><span style="color:#9d6238;">All of these techniques are performed on the meridians and vital points, called TSUBO points, which when stimulated through Anma improve the normal <strong>circulation of &#8220;ki&#8221; or &#8220;chi&#8221; (vital force)</strong> by balancing the excess or shortage of ki (chi).</span></p>
<div dir="ltr"><span style="color:#9d6238;"><br />
Consequently, Anma therapy can promote health in one&#8217;s body, mind and spirit.</span></div>
<div dir="ltr"><span style="color:#9d6238;"><br />
</span></div>
<div dir="ltr"><span style="color:#9d6238;">Anma can prevent and heal diseases, and it is a powerful tool and technique for maintenance of good health.</span></div>
<div dir="ltr"><span style="color:#9d6238;"><br />
Anma massage is an essentially neutral therapy which can be applied when the patient&#8217;s condition is neither overwhelmingly &#8220;yin&#8221; nor &#8220;yang&#8221; in nature.<br />
Anma, which does not deplete the system of energy (as may acupuncture), nor over-stimulate the body (as may Moxibustion), is <strong>held to be very safe and effective</strong>.</span></div>
<p><span style="color:#9d6238;">Anma is the oldest form </span><span style="font-size:small;color:#9d6238;">of massage in the world. </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hava Şehitlerini Anma Günü ( 15 Mayıs )]]></title>
<link>http://belirligunlerhaftalar.wordpress.com/2008/09/23/hava-sehitlerini-anma-gunu-15-mayis/</link>
<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 02:54:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>xpass</dc:creator>
<guid>http://belirligunlerhaftalar.wordpress.com/2008/09/23/hava-sehitlerini-anma-gunu-15-mayis/</guid>
<description><![CDATA[İnsanlar çok eskiden beri havacılığa ilgi duymuşlar, uçmayı amaçla­mışlardır. İlk uçak yapım çalışma]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>İnsanlar çok eskiden beri havacılığa ilgi duymuşlar, uçmayı amaçla­mışlardır. İlk uçak yapım çalışmalarını Roger Bacon başlattı. Sonra Leonardo da Vinci bugünkü uçağın ilkel biçimini hazırladı. Clement Ader 1890 yılında buharla çalışan ilk hava aracını yaptı. Wright kardeşlerin 1913 yılında yaptıkları uçakla uçmalarından sonra; uçaklar savaşta kullanılmaya başlandı.<!--more--><br />
Tarihte ilk uçak saldırısı 1911 yılında Trablusgarb&#8217;ta İtalyanlar tarafından Türklere karşı yapıldı. Bu savaşta uçaklardan biri, askerlerimizin ateş etmesi sonucu düşürüldü.<br />
Havacılığın ilerlemesi ile birlikte uçak kullanmak ve yönetmek bir meslek halini aldı. Hava taşıtını kullananlara pilot denir.<br />
İlk Türk pilotları Fransa ve İngiltere’de öğrenim gören Hüseyin, Münif öğretmen, Sadi Fuat, Fazıl, Fethi, Sadık ve Nuri Beylerdir.<br />
Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın başladığı 1914 yılında Fethi Bey görevli olarak uçağı ile Mısır&#8217;a doğru yola çıktı. Uçak Arap Yarımadasında Tabariye Gölü yakınında düştü. Fethi Bey şehit oldu. Arkadaşlarından haber alamayan Sadık ve Nuri Beyler onu aramak için Arabistan&#8217;a giderken Toroslar üzerinde uçaktan düştü. Onlar da şehit oldu.<br />
İlk savaş pilotlarımızdan Binbaşı Fazıl Bey Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın son günlerinde İstanbul üzerinde beş İngiliz uçağı ile tek başına savaştı. Düşman uçaklarından birini düşürdü. Kurtuluş Savaşı başlayınca Anadolu&#8217;ya geçti. Savaş boyunca uçak bölük komutanı olarak görev yaptı.<br />
27 Ocak 1923 günü Fazıl Bey&#8217;in uçağının motoru bozuldu. Dönüşe dayanamayan uçak düştü. Fazıl Bey şehit oldu.<br />
1964 yılında Kıbrıs Harekatında pilot yüzbaşı Cengiz Topel de şehit düştü.<br />
Hava şehitlerimiz yurdumuz uğruna şehit düşmüşlerdir. Yurdumuz; üzerinde yaşadığımız topraklardan ülkemizi çevreleyen deniz kıyılarından ve bunlar üstündeki gökyüzünden oluşur.<br />
Çağımızda savaşlar çoğu zaman göklerde başlıyor. Zaferler göklerde kazanılıyor. Bunun için Atatürk havacılığın gelişmesine önem verdi. Gençleri havacılığa özendirmek için 1925 yılında Türk Hava Kurumu&#8217;nun kurulmasını istedi. Türk Hava Kurumu yurttaşların yardımı ile günden güne gelişmektedir.<br />
Hava şehitlerimizin anılarını yaşatmak için İstanbul’da Fatih Parkında ve yurdumuzun çeşitli kentlerinde anıtlar yapıldı. Her yıl bu anıtlar önünde düzenlenen törenlerle Hava Şehitlerimiz anılır. Anma törenlerinde havacılığın önemi anlatılır. Şiirler okunur. Uçaklar gösteri uçuşları yaparlar. </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gazete ilancılığı ile alakalı bir yazı]]></title>
<link>http://gazeteilanservisi.wordpress.com/2008/09/05/gazete-ilanciligi-ile-alakali-bir-yazi/</link>
<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 20:56:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>sqrtmedya</dc:creator>
<guid>http://gazeteilanservisi.wordpress.com/2008/09/05/gazete-ilanciligi-ile-alakali-bir-yazi/</guid>
<description><![CDATA[Sabah sarı sayfalara İstanbul, Ankara, İzmir&#8217;den seri ilan bürosu. Posta Gazetesine tekstil, B]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;color:#808080;"> Sabah sarı sayfalara İstanbul, Ankara, İzmir&#8217;den seri ilan bürosu. Posta  Gazetesine tekstil, Büro, mobilya, eleman ilanı, Vatan Gazetesine seri  ilanlar, Star Gazetesi, Milliyet, Akşam Gazete ilanları, Türkiye ilanlar, Zaman, Cumhuriyet ve diğer gazetelere  satılık kiralık villa, konut, daire, işyeri, arsa, arazi, emlak ilanları.  		Vasıta, oto, otomobil, araba, panelvan, kamyon, kamyonet, otobüs,  TIR, dorse, tekne, motoryat, yelkenli ilanları.</p>
<h4><a href="www.andajans.com/insankaynaklari-ilani">Hürriyet İK</a>, İnsan Kaynakları eki, Sabah İşte İnsan gazeteleri ve Yenibiriş kariyer portalına Mimar, Mühendis, Muhasebeci, Yönetici, Pazarlama <a href="http://www.gazetex.net">Satış Elemanı</a>, Tekniker, Asistan, Sekreter, Şöfor vb. günlük eleman ilanları. Gazetelere online Vefat, Anma, Başsağlığı, Mevlit, Taziye, Doktora Teşekkür ve <a href="www.gazetex.net/dogum-ilani">Doğum ilanları</a>nız yayınlanır.</h4>
<p></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cemil Meriç ve "Bu Ülke"de Yaşamak]]></title>
<link>http://vahadergisi.wordpress.com/2008/07/08/cemil-meric-ve-bu-ulkede-yasamak/</link>
<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 22:13:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>zindegrubu</dc:creator>
<guid>http://vahadergisi.wordpress.com/2008/07/08/cemil-meric-ve-bu-ulkede-yasamak/</guid>
<description><![CDATA[Yazar: Ekrem ÖZDEMİR Nasıl anlatmalı, nereden başlamalı, bilmem ki! Mü&#8217;min desen değil, kafir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Yazar: Ekrem ÖZDEMİR</strong></p>
<p>Nasıl anlatmalı, nereden başlamalı, bilmem ki! Mü&#8217;min desen değil, kafir desen hiç değil. Kemalist değil, marksist değil, ateist değil, liberal değil, hümanist değil. Değil, değil, değil&#8230; Hepsinde var, hiçbirinde yok. İsa&#8217;dan Saint Simon&#8217;a uzanan Batı&#8217;nın inkırazı, Buda&#8217;dan Gandhi&#8217;yi doğuran Doğu&#8217;nun inkısarı, asırlarca kıtalara ferman yazdığı dünyanın kalesinde, köşeye sıkışan bir kedi gibi, Mehdî bekleyen Türk&#8217;ün intiharı&#8230; Ne söylesen boş, ne anlatsan yalan. Tarih, güçlünün elinde yap-boz tahtası. Kelime, İblis&#8217;in mahfesinde, hiç olmadığı kadar habis. &#8220;Binbir kalıba bürünen İblis, kelimelerde tecelli ediyor.&#8221; Eros&#8217;tan başka dostu kalmayan bir dünyada, fikir namusundan bahsetmek, bir nevî hazineyi hırsıza sunmak. Belki bir kuyumcu çıkar da, talip olur defineye. Belki, belkiler&#8230;</p>
<p><strong>Kalbi Var Kitapların</strong></p>
<p>Hepimiz Cemil Meriç&#8217;in çocuklarıyız. &#8220;Ma&#8217;şerî vicdanda üç kişinin birleştiği bir hakikat yok.&#8221; Hakikat de neyin nesi? İsa&#8217;nın havarileri olmasa böyle bir derdi olur muydu insanlığın? Çocuklarına Mahabbarata&#8217;nın tanrılarını anlatan Hintli anneler, hakikat bahçesinde mi geziyordu? Herkes yaşadığı hayatı gerçek zannetmekte masumdur. Niyazı Mısrî, &#8220;Üzerine marifet giydirilmemiş hakikat, sokağa bırakılmış çıplak bir kadına benzer.&#8221; diyor. Herkesin horladığı hakikat. Çıplak gözle güneşe bakmak zararlıdır. Bir elbise lâzım hakikate. Mânâ sûrete bürünmek zorunda. Cemil Meriç bir elbise mi olmak istiyordu? Tanzimat&#8217;tan beri, hazır elbiseye meraklı Türk aydınının içinde, elbisesini kendi kumaşıyla, kendi mi dikmek istiyordu? Ciddiye alınacak bir zemini var mı bu fikrin? &#8220;Kimseyi hakir görme&#8221; diye uyarıyor Mevlâna, &#8220;İster mü&#8217;min, ister kafir, hepsinde mukaddes bir emanet gizlidir.&#8221; Herkes Allah&#8217;ın kulu. Hazret-i Muhammed&#8217;den sonra gelen herkes onun ümmeti. Musa, dua ederdi Rabbi&#8217;ne: &#8220;Beni Muhammed ümmetinden kıl.&#8221; İnsandan büyük hakikat var mı bu âlemde? İnsan denen meçhul. Hangi insan? Hangi hakikat? &#8220;Bana hakikati değil, muradını söyle.&#8221; Beyninde milyonlarca hakikat var, ama hepsi bir insan etmiyor. Cemil Meriç hasta, Cemil Meriç âmâ, Cemil Meriç kederli. Herkes kendi diliyle anlatır hakikati. İnsan sayısı kadar hakikat, insan sayısı kadar Allah tasavvuru. Tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz bu muammanın. &#8220;Hakikati tam olarak bilemeyiz. Bilsek de anlatamayız.&#8221; Bilemeyiz, çünkü buna ne ruh dayanır, ne akıl. &#8220;Göklerde ve yerde ne varsa, gören göz, işiten kulak için hepsi birer hakikat&#8221; diyor Kur&#8217;ân. İbret olsun diye geçmiş kavimlerin hikayelerini anlatıyor. &#8220;Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?&#8221; Bilmek önemli. Ama nereye kadar? Her şeyi bilmek, herkesi okumak yetmez. İman, başka türlü bir şey. &#8220;Hidayet bir Allah vergisi.&#8221; Kütüphanesinde on binin üzerinde kitabı olmak, hakikat adamı olmaya yetmiyor demek.</p>
<p>Okuyucusunu gebe bırakmayan yazar, raflarda sürünmeye mahkumdur. Büyük adamlar, büyük ızdırapların çocuğu. Kader, her şeyini ister adamdan. Canını, malını, saadetini. Sevenle sevilen arasına ağyar sokulmaz. Paylaşmak halkın saadetidir, Hakk&#8217;ın değil. Sevdiğini kıskanmayan sevilmeyi unutsun. Sen ve ben. Sadece ikimiz varız. Gerisi dünya, gerisi yabancı, gerisi düşman. Her ilişki kendi tabiatında meyve verir. Şeyh-mürid, hoca-talebe, kadın-erkek. İşin edebi bu. İşin başı bu. İlim sonra, kalem sonra. Kitaplarda bile görülen bir hassasiyet: &#8220;Kitaplar ancak dostlarına açılıyorlar&#8230; Kalbi var kitapların, onları bir kerhane sermayesi gibi haşin parmaklarınla mıncıkladın mı senin oldular sanıyorsun. Gaflet. Senin olan, sadece on dakikalık tenleri&#8230; Kahrını çekeceksin kitabın, hizmetinde bulunacaksın. Senelerce, senelerce hiçbir şey beklemeden diz çöküp emirlerini dinleyeceksin.&#8221; Mevlâna, Hakk&#8217;ın kitabına yaklaşmak için yol gösteriyor: &#8220;Kur&#8217;ân-ı Mecîd, bir arûs-ı zîbâ gibidir. Birden tülünü kaldırırsan sana kendini tanıtmaz.&#8221; Arûs-ı zîbâ; süslü gelin. Yaklaşmayı, sevmeyi bilmezsen hakikat bir canavar kesilir ve seni yutar.</p>
<p><strong>İnsan Tanrıdan Vazgeçtiği Gün </strong></p>
<p>Bir yanlış var ortada. Allah&#8217;a yaklaştıkça dünyaya bağlanmak da neyin nesi? Cemil Meriç kimin Rabb&#8217;ini arıyordu? İsa&#8217;nın mı, Musa&#8217;nın mı, Buda&#8217;nın mı, Hazret-i Muhammed&#8217;in mi? Rabbü&#8217;l-erbâb olan Rab. &#8220;İsa ile çarmıha gerilmek isterdim&#8221; derken dürüst müydü? Ya da &#8220;Düşüncenin gökkuşağını bütün renkleriyle seyrettim&#8221; dediği Buda mıydı onun aradığı? En nihayet, &#8220;Gençliğimin tanrılarından&#8221; dediği Zola, Taine, Ribbot, Nordeau, Marks gibi Batı&#8217;nın Tanrı&#8217;yı öldüren kullarına sarıldığında ne bekliyordu? Cennetin anahtarını mı? &#8220;Hakikat bir<br />
tepenin arkasında sanırdım. Kapital&#8217;i okuyunca bütün sırlar çözülecek. Belki birçok sırlar çözülür &#8216;Kapital&#8217;i okuyunca. Ama &#8216;Kapital&#8217; nasıl okunur? Dilini bilmediğim bir dünya. Her bahis sokaklarını tanımadığım bir şehir, haritam yok. Nereye gidiyorsun? Ve nihayet dünya &#8216;Kapital&#8217;le bitmiyor.&#8221; Kapital&#8217;de bitmeyen dünya Himalaya&#8217;da mı bitecekti? Olemp&#8217;e giderken Upanişat&#8217;a rastlayan gezgin ruh, ne vakit tatmin olacaktı? &#8220;Tanrı öldü&#8221; diyordu Nietzsche. Kilisenin tanrısı ölmüştü. &#8220;İnsan Tanrıdan vazgeçtiği gün kederinden öldü Tanrı. Onunla<br />
beraber İnsanlık da öldü.&#8221; Ne oluyor dünyaya? Tanrı kim, kul kim, peygamber kim? &#8220;Beni bulmamış olsaydın aramazdın, diyor Tanrı.&#8221; İnsanlık bir yalanın peşinde mi koşuyor yoksa? Niçin yaratıldı bu kâinat? Bu hırgür niye? Tanrım! Beni niye yarattın? &#8220;Tanrının alkışa ihtiyacı olmasaydı insanı yaratmazdı.&#8221;</p>
<p>&#8220;Her gördüğü aydınlığı yangın zannedip söndürmeye çalışan halk&#8221;, Cemil Meriç&#8217;i dinleyecek değildi herhalde. Efendisini yutan Caliban, bir araya toplanıp kararını vermişti: Bu memlekette yaşanmaz. Kaçan kaçana, bavulunu toplayan ver elini Avrupa. Nedir senin derdin? &#8220;Bu memlekette yaşanmaz, diyenlerin yüzüne tüküresim geliyor&#8230; Bu memlekette yaşanmaz diyenler bu memleketi yaşanmaz yapanlardır.&#8221; Kapakları açılmış bir baraja benziyor memleket. İpini koparan kaçıyor. Kalabalığa &#8216;dur&#8217; denilir mi? &#8220;Kime anlatıyorsun sen? Domuzlar mukaddes kitaplarla beslenmez.&#8221; İstanbul sokaklarında aç, sefil, yalnız gezen<br />
bir adam. &#8220;Yok senin vasfettiğin dilber bu şehr içre Nedim.&#8221; İstanbul&#8217;u kurtlar kemiriyordu. Gövdesi, tarihi oyulan şehir, kendini zor tutuyordu ayakta. Kimseyi görmek istemiyordu, Cemil Meriç&#8217;i de görmedi. &#8220;Yıllarca aç kaldım. Koca bir şehirde yapayalnız&#8230; Ama beni isyana sürükleyen açlıktan çok tek oluşumdu. Aç ve tek olmak. Gurbet ve açlık. Bu şehrin kaldırımlarında bir başka aç Cemil Meriç hiçbir zaman dolaşmamıştır diye düşünürdüm.&#8221; Sadece sen misin aç ve tek olan? İstanbul hasta, İstanbul yatakta, kangren olmuş. Hastalar birbirini tedavi edebilseydi tabiplere ne hacet! Aşk yarası değil ki bu!</p>
<p><strong>Daima Başka Daima Yabancı </strong></p>
<p>Yirminci yüzyılın hayat danışmanı Freud&#8217;a göre, kişinin yaşadığı her olay çocukluğuyla ilgili. Her şey, babamıza duyduğumuz nefretin, anamıza duyduğumuz şehvetin bir ürünü: Ödip kompleksi. Ne ki, Cemil Meriç&#8217;in hayatı, &#8220;göbeklerine bakıp tanrıyı keşfeden&#8221; bu zihniyetin pek işine yaramıyor.</p>
<p>Çocukluktan başlayalım. Hangi çocukluk? Çocuk olmadı ki hiç. Evcilik oynadığı komşu kızı, saklambaç oynadığı arkadaşları yoktu hayatında. Düşman bir çevre ve insansız bir dünya. Asık suratlı, eski bir yargıç olan baba ve hasta ve mızmız bir anne. İtilip kakılan, hor görülen, dışlanan çocuk kitaplarda bulur çareyi. &#8220;Okumak için okumak&#8221; gibi bir şeydir yaptığı. Her yıl gözleri biraz daha zayıflayan, her gittiği okulda bilgisi ve zekasıyla önce takdir, sonra tahkir edilen Cemil, iyice kapanır içine. Sevmekten büyük suç, sevilmekten büyük ceza<br />
yoktur bu dünyada.</p>
<p>Arkasından lise yılları. Eğitim ağırlıklı olarak Fransızca. Reyhanlı&#8217;dayız. Hatay henüz bir Cumhuriyettir o tarihlerde. Tecessüsü sınır tanımayan çocuk, Rıza Tevfik&#8217;ten Engels&#8217;e, Nazım Hikmet&#8217;ten Marks&#8217;a, dünyayı dolaşır kitaplarda. Önce camiyi terkeder, sonra duayı, sonra her şeyi. İmandan şüpheye, şüpheden inkâra, inkârdan maddeciliğe geçişin yaşandığı bu yıllar, &#8220;fırsat yoksulu&#8221; olarak kazınır Cemil&#8217;in beynine. &#8220;Yıldız&#8221; isimli dergide çıkan &#8220;Unutma ve Affetme Türk Genci&#8221; başlıklı yazı, mektep idaresiyle çatışma, sınavlara on beş gün kala okuldan ayrılış, kaçan imkânlar. Türkiye&#8217;de, özellikle Mülkiye&#8217;de okuma imkânı&#8230;</p>
<p>On dokuz yaşında bir genç. Dayıyor tabancayı şakağına. Basıyor tetiğe, patlamıyor. Alıp toprağa sıkıyor, silah patlıyor. &#8220;On dokuzunda putperesttir insan. Kurtulmak ister kozasından.&#8221; Neden intihar? L. Meynard&#8217;a göre intihar; &#8220;Kişinin kendisini en üst derecede reddetmesidir.&#8221; Her şeyi bilmek, her şeyi yaşamak isteyen genç, ümitsizliğe kapıldığında kendi dahil, her şeyi reddeder. &#8220;12 Aralık&#8217;ta doğan çocuk itilip kakılmış, düşman bir dünyada dostsuz büyümüş. Daima başka, daima yabancı&#8230; Hasta bir gurur, pencerelerini dış dünyaya kapayan bir ruh&#8230;&#8221; Yirmi yıllık Hatay safhasında ferahlatıcı tek bir hatıra yok. Ve İstanbul&#8230; Açlık, sefalet, kimsesizlik.</p>
<p><strong>Onlar Sürü Yavrum </strong></p>
<p>İstanbul. Bir kitap için 24 saat aç kaldığı şehir. Pertevniyal Lisesi&#8217;nde on ikinci sınıfa devam edip tahsilini tamamlar. Yokluk yapışır yakasına. Vapurla İskenderun&#8217;a dönüş. İlkokul öğretmenliği, Tercüme Bürosu&#8217;nda reis muavinliği, Aktepe&#8217;de yirmi iki günlük nahiye müdürlüğü,&#8230; Tekrar Reyhanlı, tekrar ilkokul öğretmenliği, THK&#8217;da sekreterlik, Belediyede kâtiplik,&#8230; Yıl 1939. Cemil Meriç tutuklanır. Yirmi üç yaşında, Marksist bir delikanlıdır. Kitaplarına ve dergi koleksiyonuna el konur. Suçu; Hatay Hükümeti&#8217;ni devirmek. İdam talebiyle yargılanır, iki ay sonra beraat eder. Tekrar İstanbul. İki yıllık Yabancı Diller Okulu, ardından tayin: Elazığ. Elazığ&#8217;dan önce evlilik. Karısı olmaya, adını taşımaya razı olan kadın: Fevziye Menteşoğlu. Elazığ, acının ve ızdırabın, şekil ve mekân değiştirmiş hali. Üst üste iki çocuk düşüren karısı, aşırı derecede miyop gözleri, anlaşılmaz biçimde polis takibi ve bir sabah aniden evinin aranışı.</p>
<p><strong>Nezarethane</strong></p>
<p>Boğulacaksan büyük denizde boğul. Kaderin istikameti: İstanbul. &#8220;Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti&#8221; ile çağlayıp &#8220;Kültürden İrfana&#8221; varıncaya değin akan su yatağını bulur: Babıali. Yıl 1945. Millî şef dönemindeyiz. Tek partili yönetimden çok partili hayata geçmektedir Türkiye. Bu karar, emekleyen demokrasiye yürümeyi öğretmek içindir. Acaba? Öyle mi gerçekten? &#8220;Türkiye&#8217;de partiler yok. CHP var ve onun kolları.&#8221; Yatak odalarını kitaplara taşıyan romanı, &#8216;Garip&#8217; akımıyla yolunu değiştiren şiiriyle, yeni bir iklime geçmiştir Babıali. Uzun bir yolculuktur başlar Cemil Meriç&#8217;in hayatında. Hedef ne? Hakikat mi yine? &#8220;Yol, yolculuktan sonra belirmeye başlar.&#8221; Nerede bulunur bu cevher? Kiminle gidilir oraya? Klavuz gerekir mi? Kiminin Simurg, kiminin Upanişat, kiminin de Promete dediği yerler var. Hangisi doğru? Aradığın her şey senin içinde. Doğru. Peki oraya nasıl gidilir? &#8220;Olemp&#8217;e yalnız gidilmez. Yoldaş gerek. Senin yoldaşın korkuların, acıların, utançların. Olemp&#8217;e yalnız gidilmez. Kervanla çıkılır yola. Bin çıkılır, bir varılır. Bir çıkılıp, bir varılmaz.&#8221; Yalnızsın. Etinle, kemiğinle, ruhunun en ücra köşelerine kadar yalnız. Hakikat paylaşılmaya gelmez. Yalnız gideceksin. Tanımayacaklar seni, tanımlayacaklar. Zincirleyip kilitleyecekler sandığın içine. Kim onlar? &#8220;Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok.&#8221; Kendi ehramlarından bihaber kadınlarıyla, yüzüne küfretmek için sıraya geçmiş bu adamlara ne verebilirsin ki! Bir elbise lâzım sana. &#8220;Sevenlerin kavuşması çıplak olsun isterim.&#8221; diyen Mevlâna, vuslat öncesine usûl gösteriyor: &#8220;Kayısı çekirdeğini kabuksuz ekersen yetişmez. Onu koruyacak bir kabuk lâzım.&#8221; Mânâ sûrete bürünmek zorunda. Hakikatin elbisesi olmak isterken, kendi elbisesiz kalan bir Mecnun: Mü&#8217;min değil, kâfir değil, kemalist değil, marksist değil. Değil, değil, değil,.. Vurun kahpeye.</p>
<p><strong>Ve kadın: Biraz Sessizlik </strong></p>
<p>&#8220;İnsan mağarasını terketti edeli kaderle boğaz boğazadır.&#8221; İhtiyaçlarını hep gayr-ı meşru yollardan gidermek zorunda kalmak, büyük adamların kaderi midir acaba? Fevziye Menteşoğlu ile evleninceye kadar beş ayrı kadın girer Cemil Meriç&#8217;in hayatına. Linda, Emine ve sonrakiler&#8230; Abanozdan Sevim, pansiyon komşusu Alis. Sonra Rayegân. Hepsi kaderin karşısına çıkardığı kadınlar. Açlık bu. Tenin, midenin ve ruhun açlığı. Karşısına çıkan kadınların üçü fahişe idi. İkisi yıllanmış, biri acemî. Emine ile Rayegân&#8217;ın elini bile sıkmadı. Bu kadınların hepsi, Cemil Meriç&#8217;in hayata tutunmak istediği birer daldı. &#8220;Düşen tutunacağı dalları seçmez.&#8221; Hepsini sevdi, Rayegân hariç, hepsine evlenme teklif etti. &#8220;Bütün kadınlar reddettiler. Bütün kadınlar. Hepsi bu.&#8221; &#8220;Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmek lâzım hiç değilse. Hayatın maddî olaylarıyla ancak kronoloji<br />
yapılabilir. Kronoloji aptalların tarihi.&#8221; Sahip olduğumuz dil, hayatımızı şekillendiren fikir, bir insanı tanımaya yetiyor mu ki! Kitap okumak için odanın ortasına masayı yerleştiren, üstüne çıkıp lambanın altında dünyasını aydınlatan bir aydının ızdıraplarını hissedecek hayatı kim yaşıyor? Üniversite profesörlerinin sökemediği kitapları, ilkokul çağında hocalarına yorumlayan bu adam, gerçekten de dünyamıza yabancı olmaya mahkum. Konya yolculuğunda ona, &#8220;Sen bizden değilsin&#8221; diyen genç, belki de onu en iyi tarif eden kişidir. Tek bir işçinin bile elini sıkmayan bir Marksizm, Ziya Gökalp&#8217;i beğenmeyen bir Türkçülük tecrübelerinden sonra, ne devlete, ne aydına, ne halka, ne de Allah&#8217;a güvenen, sadece kitaplara dost, sadece kütüphanede huzurlu bir ruhtan bahsediyoruz.</p>
<p>Nedir istediği peki Cemil Meriç&#8217;in? Hiçbir şey olamadı hayatta. Ne iyi bir baba, ne de iyi bir koca. &#8220;Siz, gönüllerini bir ideale verenler, ne koca olabilirsiniz, ne baba.&#8221; Nesin sen? Hiç. &#8220;İnsan ya Tanrı olmalı ya da Goril.&#8221; Tanrıyı mı kıskanıyordu? Yeni bir dünya mı yaratmak istiyordu? Her kadında aradığı kadın, fildişi kulesinin şuh kadını Lamia Çataloğlu acıyla kıvranan ruha üflemektedir: &#8220;Daima dikkat ettim, hiçlerle konuşur, tartışır, onları konuşturur, onları takdir eder, sonra içinden eğlenirsin. Sen cüceler ülkesindeki Güliver, Sen Lucifer, sen Wuthering, Heghist Hecliff ve sen beni didikleyen, harabeden, öldüren Cemil Meriç&#8230;&#8221; 48 yaşında, evli, iki çocuk babası Cemil Meriç&#8217;in hayatına giren Lamia, gözlerini kaybetmiş bir adama, karısında, çocuklarında, iş hayatında ve dostlarında bulamadığı bir iklim bahşetmektedir: &#8220;Sizinle insan büyüyemiyor, daima sizin hükümranlığınıza tabi. Ama bu tabiyette bir yücelik var. Sizin sevginize layık olmanın, aşılmaz his aleminize yaklaşmanın gururu ile sarhoşum. Sizde her şey hoş, bambaşka olsa bile hoş. İnsan size rehberlik ederken dahi bir rehber tarafından idare edildiğini anlıyor.&#8221;</p>
<p>Kim bu Lamia Çataloğlu? Kaderin bir lütfu mu? Yıllarca, ama yıllarca çekilen açlığın, sefaletin ve yalnızlığın, ızdırabın bir hediyesi mi? Nietzsche, &#8220;Kadın, sevmeyi bilmez&#8221; diyor. &#8220;O ancak sevişmeyi bilir.&#8221; Yoksa sevmeyi de bilen bir kadınla mı muhatap oluyoruz? En son değil de, ilk kadın olsaydı Lamia, acaba Cemil Meriç diye birinden bahseder miydi tarih? &#8220;Her kadın bir Messalinadır ve yumurtalıklarıyla düşünür.&#8221; diyen adam, her şeyiyle sahip olmak istediği kadını göklere çıkarır: &#8220;Kalbimi kelimelerle doldurdum. Mektuplarım onun için parmaklarını yakıyor. Dudaklarını da yakacak. Ben pervane değil, ateşim. Kıskanıyorum kelimeleri. Birer kelebek gibi sana uçuyorlar. Kelimeler, senin kokunla sarhoş. Saçlarını okşayan rüzgârı kıskanıyorum. Tenine sarılan entarini kıskanıyorum. Saçlarında dolaşan tarağı kıskanıyorum. Anlıyor musun? Aynanı kıskanıyorum. Yatağını kıskanıyorum. Yılları kıskanıyorum. Kimsin sen? Kadın veya serap. Tanrıyı kıskanıyorum: seni beraber yarattık. O başladı, ben tamamladım. Sevmek yaratmak demektir.&#8221; Kendine dünyada bir yer arayan adam, her şeyini, tanrılarını dahi bırakıp, bir kadının kollarına koşuyor. &#8220;Tanrı, onun bütün günahlarını affedecek, çünkü çok sevdi, diyor İsa.&#8221;</p>
<p>Bir devletin, bir aydın sınıfının, bir toplumun, bir şehrin, bir mesleğin ve bir ailenin vermediği güveni, sevgiyi ve huzuru, Antakya&#8217;da İngilizce Öğretmenliği yapan yabancı bir kadınla yaşadığı evlilik dışı bir ilişki verir Cemil Meriç&#8217;e. Ne hazin! Büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladı olmak zorunda mı? Padişah İbrahim&#8217;i Deli İbrahim yapan tarih, Cemil Meriç için de geçerli galiba. Konyalı genç, efendisinin hizmetkârı olan tarihin hükmünü koyuyordu ortaya: &#8220;Sen bizden değilsin.&#8221;</p>
<p><strong>İnsanla Kelime Arasında</strong></p>
<p>Spinoza düşünmüş: &#8220;Havaya fırlatılan taş konuşabilseydi, kendi isteğiyle yolculuğa çıktığını söylerdi.&#8221; Kurallarını kabul etmediği bir oyunun içindedir üstad: Babıali. Kavgasıyla, gürültüsüyle, aşkları ve ihanetleriyle, her sokak başında bir yazar, her kaldırımda bir şair üreten, edebiyatın, şiirin, ideolojilerin cenk meydanı. Cemil Meriç kurtlar sofrasında. &#8220;Altınlarını cam karşılığı dağıtan kızıl deriliye&#8221; kadeh şangırtıları arasında kahkahayla gülünen bir sofra. İnsanlar bir yana, ölümün bile sağcı ve solcu diye ayrıştığı bir yerdeyiz. &#8220;Kavga, insanla kader arasında değil artık, insanla kelime arasında.&#8221; Gerici, ilerici diye birbirini yaftalamakla meşgul, her biri &#8220;ehramlara taş taşıyan birer köle&#8221; hayatına namzet aydın sınıfı içinde, kim kabul eder bu imansız kalemi? &#8220;Sağ okumuyor, sol küskün.&#8221; Asya&#8217;dan Avrupa&#8217;ya dünyayı İstanbul&#8217;a taşıyan seyyah, gördüklerini anlatacak adam aramaktadır. Ne söylediğin değil, kim olduğun önemli. Çalınan her kapıda aynı cevap: &#8220;Sen bizden değilsin.&#8221;</p>
<p>Bu &#8216;lânet çemberi&#8217;nin içinde, gene de düşünceyi hoş gören birkaç yer bulunur: Hisar, Türk Edebiyatı ve Hareket dergileri. Ayrıca Yeni Devir gazetesi de üstada kapısını açanlardan. Saint Simon&#8217;u basınca sol, Hint Edebiyatı&#8217;nı basınca sağ damgasını yemekten kendini kurtaramayan Cemil Meriç&#8217;e, mücadeleyi devam ettiren amaç neydi acaba? Baki kalan bu kubbede bir hoş sadâ bırakmak mı? Yazmak niye? &#8220;Yazı, meçhule atılan bir kement&#8230; Denize atılan şişe.&#8221; Anlatmak niçin? &#8220;Her söz bir davettir.&#8221; Neye veya kime davet? &#8220;Düşünceye&#8230; Düşünce şüphe demektir&#8230; Düşünce tezatlarıyla bütündür.&#8221; Kime arzediyorsun? &#8220;Elinde hiçbir adres yok&#8221;ken hem de. Vigny&#8217;nin dediği gibi, &#8220;En muhteşem cevap sükût&#8221; değil mi? Birilerinin rahatını kaçırmak için mi doğdun sen? Havarilerin nerede? Efendisini şeyh yapan müritlerin hani? Yalnızsın. Dostun yok. O halde niye? Hak bildiğin yolda yalnız yürümek mi? Senin hakikatin yok ki! Nedir seni ayakta tutan? &#8220;Hiçbir zaman iktidar rüyası görmedim. Ama her büyük adam ismi telaffuz edilirken içim ürperdi.&#8221;</p>
<p>Cemil Meriç, Tanrıdan kaçan bir mü&#8217;min. Dostoyevski gibi. &#8220;Dosto ve Biz&#8221; Büyük adam kaderle savaşmak zorundadır. &#8220;Bu bir keşifti. Kristof Kolomb&#8217;un önüne Amerika&#8217;yı çıkaran kader, benim karşıma da Dosto&#8217;yu çıkarmıştı, Dosto&#8217;yu yani sonsuzu. Bu girdaplar ve zirveler dünyasında, tek başıma dolaşacak yaşta değildim. Kıyıdan seyrettim ummanı. Aylarca Raskolnikov&#8217;u yaşadım. Sonya&#8217;yı sayıkladım aylarca&#8230;Bir ölüyü öldürmüştü Raskolnikov, bir abesi yok etmişti&#8230; Anlayamazdım Dosto&#8217;yu. İnsanın kendi kendisi ile kavgasını anlayamıyordum.&#8221; Sadece Cemil Meriç değil, Türk milleti anlayamazdı Dosto&#8217;yu, yılların geçmesi gerekiyordu. Gün geldi, Türk insanı anlayamadığı Dosto&#8217;yu yaşamak zorunda kaldı. &#8220;Dosto&#8217;yu anlayabilir miyiz? Evet. Hem de Batı&#8217;nın bütün romancılarından çok. 1968&#8242;den beri kurbanı veya seyircisi olduğumuz trajediyi, bütün çıplaklığı, bütün eziciliği ile Ecinniler&#8217;de yaşıyoruz. Sosyalizm, anarşizm, batıcılık&#8230; Dosto, bütün dertlerimizin üstünde düşünmüş, tabiî bir Rus milliyetçisi olarak.&#8221;</p>
<p><strong>Fildişi Kule </strong></p>
<p>&#8220;İsa otuz üç yaşında ölmüş, Nitezche otuz üç yaşında delirmiş. Ben yolumu otuz üç yaşından sonra buldum.&#8221; Otuz dokuz yaşındaydı, artık gözleriyle değil, beyni ve kalbiyle seyrediyordu ummanı. Diliyle bütün dünyayı dolaşan adamı idamla yargılayan devlet, üniversiteye çağırdı.</p>
<p>Okutmanlık yaptı, yıllarca. Ne ki, Türkiye&#8217;de üniversite yoktu, varsa da ilim yoktu. &#8220;Çünkü üniversite ilim yeri değildir.&#8221; Her şey, ama her şey kuru bir taklitçilikten ibaretti. Öğrenciler bölünmüştü, kitaplar bölünmüştü, düşünce bölünmüştü. Kelime ikiye bölünmüştü, kullarına ayrı dünyalar anlatıyordu. O a&#8217;raftaydı. Bazen Asya&#8217;ya kanat çırpıyor, Ganj kıyılarında dolaşıp, topladığı meyvaları ülkesine sunuyordu. (1964, Hint edebiyatı- Bir Dünyanın Eşiğinde). Kızıyordu Babıali, sağcı oldu diye. Bazen Avrupa&#8217;yı dolaşıyor, kilisenin yerine makineyi, vahyin yerine aklı tercih eden Batı insanını çağırıyordu ülkesine. (1967, Saint Simon, ilk Sosyolog- İlk Sosyalist). Kızıyordu Babıâlî, bu kez solcu oldu diye. Yine de yazıyordu, (1941&#8242;den beri, İnsan, Yücel, Gün, Ayın Bibliyografyası gibi dergilerde) bıkmadan, usanmadan yazıyordu. Bu lanet çemberinden kurtulamazdı. Çare yok, &#8216;Fildişi Kule&#8217;sine çekilmeliydi. Hisar&#8217;da anlatmaya başladı &#8216;Fildişi Kule&#8217;sini. Mümkün değil, düşünce tezatlarıyla bütünleşmek istemiyordu. Herodott&#8217;tan bu yana insanlık Doğu-Batı diye ikiye ayrılmıştı.</p>
<p>Ve 1974. Cemil Meriç, elli sekiz yıllık hayatında gördüğü &#8216;Bu Ülke&#8217;yi yazdı. Yer yerinden oynadı. &#8220;İzmler üzerimize giydirilmiş birer deli gömleğidir.&#8221; diyordu. Olacak şey değil. Herkes masallarını yakmalıydı. &#8220;Düşüncenin kuduz bir köpek gibi takip edildiği bir ülkede, düşünce adamı&#8230;&#8221; çıkmayacağını herkes bilmeliydi. Şair duruşlu adam, kustu bütün öfkesini. Hiçbir kalıp tanımıyordu. Hemen ardından &#8216;Umrandan Uygarlığa&#8217; (1974) geçişin öyküsünü yazdı. Medeniyetleri anlatıyordu üstad, &#8216;Medeniyet üç günde inşa edilmez&#8217; diyordu. İdeolojinin macerasını koydu Babıali&#8217;nin sofrasına. Vuzuhu kilitleyen anahtar kelimeyi. Tanıyordu insanını. &#8220;Aydınlarımız ne yapsın? Mefhumun kendisi kaypak ve karanlık”tı. Ve A&#8217;raftakiler. Yeryüzünün en büyük beyinlerinden birini anlattı onlara: İbn Haldun. &#8220;Kendi semasında tek yıldız&#8221; bu adam, belki bu lanet çemberinin içinden çıkarabilirdi Babıâli&#8217;yi. Ne ki, &#8220;Herkes, hangi düşünceye kulak kesilmişse öbürüne sağır&#8221;dı. Devlet böyle istiyordu çünkü. Emir büyük yerdendi.</p>
<p>Ve Mağaradakiler. 1978. Bazen Asya&#8217;yı, bazen Avrupa&#8217;yı anlatan üstad, hemen üstümüzde duran devasa Rusya&#8217;nın macerasını da okudu müritlerine. Ülkesi giderek geriliyor, asker dipçiğinin ayak sesleri duyuluyordu uzaktan. Kalbi kanıyordu memleketinin. Akacak kan damarda durmazdı, ve durmadı. 1971&#8242;de sağ gösterip sol vuran devlet, yeni bir balans ayarına ihtiyaç duymuştu. Ve 1980. Tarih kanla yazılmaktan vazgeçmiyordu. Kırkambar (1980) çıktı bu dönemde. Sular kabarmaya devam ediyordu üstadın ruhunda. Kendine dünyada bir yer arayan adam, dalgalarla kelimelerle yoğuruyordu dünyasını. Hâlâ a&#8217;raftaydı, yani ortada. Henüz taraftar değildi. Düşünce ve fikirleriyle sağa, eylem ve yaşantı tarzıyla sola yakındı. Henüz Tanrı&#8217;yla barışmamıştı a&#8217;raftaki adam. Dostoyevski gibi, Raskolnikov gibi. Tanrı&#8217;ya yenik düşmüş, ama henüz onunla anlaşmamıştı.</p>
<p><strong>Sen Bizden Değilsin </strong></p>
<p>1981. Bir Facianın Hikayesi yazıldı. Suların niye kabardığını anlatıyordu üstad. Belki de Tanrı&#8217;yı anlamaya başlıyordu. Kâinatın düzenini, doğanın yasalarını. Dostoyevski&#8217;nin Alyoşa&#8217;yı yazdığı süreçti belki de bu. Zaman ilerliyordu ve güneş her günkü gibi Doğu&#8217;dan doğuyor, Batı&#8217;dan batıyordu. &#8220;Beşerin yavuz, sonsuz, perişan, dastânı&#8221;nı yazdı üstad. (1984, Işık Doğudan Gelir). Güneş yakındı artık. Işığı gören kalp, onunla ısınıyordu artık ve &#8220;hakikati bulan veya bulduğunu sanan kişi, ne olursa olursa olsun, onu haykırmak zorundaydı.&#8221; Asya&#8217;ya çevirdi bakışlarını. &#8216;Avrasya&#8217; dedi. Kurtuluşumuz, &#8220;Avrasya Düşünce Topluluğu&#8221;dur. Ve zaman devrini yapa yapa merkeze yaklaşıyordu üstadın ruhunda. &#8220;Kültürden İrfana&#8221; (1985) geldi son olarak. &#8216;Bu Ülke&#8217;, nasıl olmuş da, efendilik ruhunu terketmiş, azad kabul etmez bir köleliğin kollarına atılmıştı. Îmandan inkâra, inkârdan şüpheye, şüpheden maddeciliğe, Türk&#8217;ün bulduğunu sandığı şeyi anlatıyordu üstad. Bu, insanlara yazdığı son mektuptu. Yaptığı son davet. 13 Haziran 1987. Cemil Meriç öldü. &#8220;Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez&#8221; diyordu Yunus. Ölmeden önce, zaman devrini bitirmiş, döne döne çıktığı noktaya geri gelmişti: &#8220;Muhammed Sevgilim.&#8221; Bu bir tercih miydi, yoksa bir mecburiyet mi? Gizli ve açık herşeyi bilen Allah&#8217;ın ilminde saklı. &#8220;Her şey bulunur, derde devadan gayrı.&#8221; A&#8217;raftakilerin hükmünü Hakk&#8217;tan başkası veremez. Efendisinin hizmetkârı olan tarih, bu yüzden onu kucaklamadı: &#8220;Sen bizden değilsin.”</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[A Summer Visit to Anma and PawPaw]]></title>
<link>http://connerandainsley.wordpress.com/2008/06/25/a-summer-visit-to-anma-and-pawpaw/</link>
<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 21:45:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bernie</dc:creator>
<guid>http://connerandainsley.wordpress.com/2008/06/25/a-summer-visit-to-anma-and-pawpaw/</guid>
<description><![CDATA[While on a visit with Anma and PawPaw, they took you and cousin Hailey on a train ride through the G]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>While on a visit with Anma and PawPaw, they took you and cousin Hailey on a train ride through the Great Smoky Mountains&#8230;.
<div></div>
<div></div>
<div>
</div>
<div></div>
<div>&#8230;and they also took you to the Goat Farm&#8230;</div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div>And for some other snapshots of them visit, click&#8230;.<a href="http://picasaweb.google.com/berniedawg/ASummerVisitToAnmaAndPawPaw#">HERE</a>.</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çanakkale Şehitlerini Anma Günü]]></title>
<link>http://ankaraliseliler.wordpress.com/2008/03/18/canakkale-sehitlerini-anma-gunu/</link>
<pubDate>Tue, 18 Mar 2008 18:00:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>Furkan</dc:creator>
<guid>http://ankaraliseliler.wordpress.com/2008/03/18/canakkale-sehitlerini-anma-gunu/</guid>
<description><![CDATA[Çanakkale Şehitleri Anma Günü ( 18 Mart 2008 ) için okulumuz tiyatro salonunda tören yapıldı.. Fotoğ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Çanakkale Şehitleri Anma Günü ( 18 Mart 2008 ) için okulumuz tiyatro salonunda tören yapıldı.. Fotoğ]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
