<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>asalet &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/asalet/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "asalet"</description>
	<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 03:34:16 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Kristina]]></title>
<link>http://gayrimesur.wordpress.com/2009/11/20/kristina/</link>
<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 22:49:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>Gayri Meşur</dc:creator>
<guid>http://gayrimesur.wordpress.com/2009/11/20/kristina/</guid>
<description><![CDATA[Adı Kristina ama ben ona asalet diyorum..]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Adı Kristina ama ben ona asalet diyorum..]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Şehir Milliyetçiliği]]></title>
<link>http://isimaratmabana.wordpress.com/2009/09/04/sehir-milliyetciligi/</link>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2009 02:00:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>stoppickingonme</dc:creator>
<guid>http://isimaratmabana.wordpress.com/2009/09/04/sehir-milliyetciligi/</guid>
<description><![CDATA[İzmirli arkadaşı olanlar bilir,bu aralar Facebook’ta bir İzmir furyasıdır gidiyor.İzmiri anlatan sla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="margin:0;padding:0 0 10px;">İzmirli arkadaşı olanlar bilir,bu aralar Facebook’ta bir İzmir furyasıdır gidiyor.İzmiri anlatan slaytlar,videolar falanlar,fulunlar..Başlarda her şey çok güzeldi,İzmir’in en güzel fotoğrafları sırasıyla ekranda beliriyor,Tuba Özerk’in şahane “İzmir” parçası fonda çalarken bunları izlemek,tüyleri diken diken ediyor,insan içinde yaşadığı şeyin değerini bazen unutur ya,onu hatırlatıyordu.Ama son zamanlarda,artık RTE bize “gavur” dediği için mi,yoksa çok değerli basın mensuplarının “Expo’yu kazandınız” ,”yok lan kazanamamışsınız”,şakasına tepki midir bilinmez,bunları pompalayanların sayısı arttı,biraz tadı kaçmaya başladı,olay başka boyutlara gitmeye yüz tutar oldu.</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;"><img class="aligncenter" title="İzmir" src="http://iztechgo.files.wordpress.com/2009/06/izmir.jpg?w=560&#038;h=389" alt="" width="560" height="389" /></p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">Hani kimsenin de buna çok tasalandığından değil.Başka memleketten gelmiş adamın;“ulaaan gevrek demiyoruz biz ona” ya da “pasaportta çay içmemiştim abi ya,söylesenize,içirdiniz bana italyanın macchiatosunu,kaldım böyle antepli” gibi bir tepki vereceğini zannetmiyorum.Hatta ve hatta,ben bile bir İzmirli olarak bunları görmekten sıkılmışsam,adamların bunu,genital bölgelerinin bir nanometre<span style="font-size:14px;margin:0;padding:0;">²</span>’sine bile takacağını sanmıyorum.Ama bu insanlar yine de o kadar takmışlar ki bu “İzmirlilik” olayına,yetki verilse,güzel şehrimizi ayrı bir ülke gibi lanse etmekle kalmayıp,insanları da bunun içine sürükleyecekler.Düşünsenize iktidarda olduklarını;</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Kordonda sevgilinle elele dolaşabiliyorsan….</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Sorry,I can’t speak Turkish.</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Pasaport’ta bir kere de olsa güneşin batışını izleyip,çay içtiysen…</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- I can’t understand you,what are you talking about..??</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Ve bir kez olsun,Konak-Karşıyaka vapurunda güneşlendiysen..</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Where is Hilton?</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Hilton’a bakıp,”bizim de bir gökdelenimiz var dediysen…</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Yes,Hilton.Where is it?</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- İzmirlisin demektir…</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- İzmir??Yeah,it’s a beautiful city but transportati….</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- İzmirlisin dedim sana..</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- How can I go the…</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- İzmirlisin lan!</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">Turiste bile rahat vermezler benden söylemesi..Ya da başka bir anlarına gelir de “İzmirlileştirme” modunda olmazlarsa;</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Ahah,İstanbullu lan bu kesin.Şuna bak şuna,martılara nasıl bakıyor kamil.</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Bostanlı sahilinde bile yürümemiştir lan bu,ahah,ehi,eki.</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Kenkartı bile yoktur dallamanın,huhehaha.</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">gibi de tepkilere gebedir bu yetki.</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">Bir de şöyle,İzmirlilik Pompalayıcıları Üst Kurulu gibi bir merci olsa çıkıp söyleyeceklerim ve olası cevaplara bir bakalım :</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Tamam arkadaşım kordonda yürüyorsun,martılara simit falan atıyorsun da yeter artık.Tanım manyağımısınız nesiniz oğlum siz,size mi sorucam lan nasıl İzmir’li olacağımı?</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Ahh,tam bir İzmir’li..Nasıl da parlıyor,deniz çocuğu işte..</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Başlatma denizinden de çocuğundan da,kimsiniz oğlum siz?</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Biz İPÜK’üz*,doğma büyüme İzmir’li olduğumuzdan,başka da yapacak işimiz olmadığından,boş beleş videolar hazırlıyoruz,veriyoruz coşkuyu facebooka.</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Amacınız nedir yani?</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Böyle facebookta,falan yerde,izmirli olmayanları hem dışlar gibi yapıp,hem de “şunları şunları,yap,ohh şahane izmirli olursun” efekti veriyoruz.</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Peki bu size nasıl bir his veriyor?</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- İzmirli hissi..Ahh..(Sanarsınız hepsi Rutkay Aziz estetiğiyle konuşan boyunbağlı,beyefendiler.)</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Tekrar tekrar saldınız ortamlara,baymadınız mı hala?Kim için çalışıyorsunuz?</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- İzmir için.</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Bak şimdi..Adın ne senin?</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- İzmir..</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">- Ulan ben şimdi senin!….</p>
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">
<p style="margin:0;padding:0 0 10px;">İşte bu konuda hissettiklerim bunlar,biraz uzun bir yazı oldu kusuruma bakmayın,bayadır kafamı kurcalıyormuş demek ki…Ama şunu söyleyeyim;ben de İzmirliyim,İzmir’de doğdum, büyüdüm ve gerçekten bahsedilenleri ben de hoşlanarak yapıyorum,yaşıyorum,yaşadığım şehri çok seviyorum ve gurur duyuyorum.Ama kabak tadı vermeyin,insanların gözüne sokmayın artık bunları,şehrimiz bize yeter.Kime,neyi kanıtlamaya çalışıyorsanız,boşverin,bırakın,şehrimizin en güzel iki özelliğini yansıtın bünyenizden; asalet ve sükûnetini..</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türk'ün Asaleti]]></title>
<link>http://anayasa.wordpress.com/2009/07/02/turkun-asaleti-2/</link>
<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 11:16:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>okuz</dc:creator>
<guid>http://anayasa.wordpress.com/2009/07/02/turkun-asaleti-2/</guid>
<description><![CDATA[ÇANAKKALE KAHRAMANLARININ MENKIBELERİ DEĞERLENDİRME VE TAHLİL 3. Kolordu 7. Tümen 20. Alay l. Tabur ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p align="center">ÇANAKKALE KAHRAMANLARININ MENKIBELERİ DEĞERLENDİRME VE TAHLİL</p>
<p align="justify">3. Kolordu 7. Tümen 20.<br />
Alay l. Tabur Komutanı<br />
Memduh ÖZKAN<br />
Bey&#8217;in 4.08.1952<br />
tarihinde Milli Savunma<br />
Bakanlığı İstanbul<br />
dairesine gönderdiği Çanakkale Savaşları&#8217;yla ilgili sunuş yazısında:<br />
&#8220;Takdimine cür&#8217;et<br />
ettiğim ilişik yazılarım<br />
manevî kıymetler timsali olan Çanakkale&#8217;nin ruhlara huzur veren cazibesi içinde hayalimde canlanan maziye ait şahametin ruhumda uyandırdığı üstün duyguları ifadelendirebilirse kendimi bahtiyar addedeceğim.&#8221; İlgili yazı şudur:<br />
&#8220;Türk asalet ve kahramanlığını cihana tanıtan milletler tarihinin siyasî akışını çevirip Türklüğün alın yazısını çizen cihanşümul harbin kilit noktası Çanakkale.<br />
Milletin ruhunda insanlık âleminde sönmez ve ebediyen sönmeyecek olan hâtıra Çanakkale;<br />
Çanakkale: Devletlerin ittifak manzumelerini değiştirdi. Hâkim oldukları topraklar üzerinde güneş batmayan zengin imparatorlukların birleşerek çıkardıkları bin vesaite karşı binde bir nispette çarpışan Türk gençliğinin millî imanından döktüğü kanla &#8220;Milli Misak&#8221; hududunu çizdirdi. Memleket irfanının /100.000/ Türk gencini aziz topraklarına gömdüğü bu mübarek yurt parçasının, her dakikasının müstesna bir kahramanlık destanı ile dolu muhteşem günlerini unutmayacak, hayata gözlerimizi kapayıncaya kadar seni hep Çanakkale diye anacağız. Milletimiz namına gurur ve iftihar duyacağız.<br />
VAZİYET: Boğazın methal kısmı Seddülbahir, Kumkale sükût etmiş, düşman harp sefineleri Morto Limanı açıklarından başlayarak Bozcaada istikâmetinde kademeler teşkil ettikten sonra Saros Körfezi&#8217;ni doldurmuştu. Ve karaya çıkardığı yüksek sesli ve yüksek çaplı toplarıyla Kirte berzahını ateşten bir çember içerisine almıştı.<br />
Sanırım ki, içende kaldığımız bu ateş halesi, harp ettiğimiz mıntıkayı koparıp kaldıracak ve bir volkanın indifai gibi, denizlere gömülecekti.<br />
HARP MINTIKASI: Kirte Köyü&#8217;nün güneyinde Kereviz Dere&#8217;den başlayıp kanlı Kirte dereleri yatak ve yamaçlarından geçerek Zığınderesi&#8217;nde, Saros sahilinde nihayet bulan beş buçuk, altı km.&#8217;lik siper hatlarıyla Güney mıntıkasının gerisini çevirmek maksadıyla Arıburnundan Kocaçimene kadar uzanan fundalıkları, yamaçları dik sırtları, sarp yarları ihtiva eden yarım daire şeklindeki düşman hattımüdafaa siperlerimizle çevrilmişti. Esas tabiyesini setir için tali mıntıkalara çıkan düşman kısa zamanlarda mahvedilerek atılmış ise de düşman 1915 senesi Temmuzu ortalarında başladığı çıkarma tabiyesiyle Arıburau Muharebe Hattı, Anafartalar batısında Suvla&#8217;nın Kemikli koylarını taşlı kireç tepelerine ulaşmıştı. İşte düşmanlarımızla bu hatlarda çarpışıyorduk.<br />
Gelibolu berzahının dil gibi uzanmış bu dar cephesinde gemi ve kara toplarının püskürttüğü alevli dumanlar, siyah bulutlar halinde her tarafı kaplıyor, binlerce gök gürültüsünün velvelesi içinde devam eden ateş, iniltili gürlemelerle semalara yükseliyor, boğucu seslerin akisleriyle her taraf sarsılıyor, sanki binlerce tonluk dağların gürültüleri içinde, onbinlerce tüfek ve makineli tüfeklerin şakrak uğultularından çıkan kurşunlar, başların hemen üstünden coşkun sellerin akışı gibi geçiyor, bombaların, lağımların, tayyare bombalarının koparıcı gürültüleriyle, obüs mermilerinin yırtıcı sesleri içinde harp gittikçe artan bir şiddet ve şehametle devam ediyordu.<br />
Koca Tümenlerin bile bir günlük kısa bir zamanda mahvedildiği bu mahşeri cehennemi bir nefeslik sükûn devresinde, harp sahasını dolduran, parça parça olmuş cesetlerin arasında sağ kaldıklarını hayretle görenler hayatında aziz bildiği vatanı için batan güneşler gibi renkler içinde yatan şühedanın mukaddes hatıralarından doğan ve sineleri doldurup taşan kudretle, ölümü hiç düşünmeden yurdumuzun kapısını kahir düşmanlara karşı kapamaya, geçilmez bir hale getirmeye, imanlı bir azimle son dem hayatlarına kadar çalışıyor, artan bir gayretle uğraşıyorlardı.<br />
-Ölümden Korkma- Allah&#8217;ın izni olmadıkça kimse can veremez. Başa gelmesi mukadder olan her şey mutlak gelecektir. Onu sarsılmaz bir yürekle karşılamak gerekir. Bu azim ile dağlar devrilir, müşküller yenilir. Her yaradılış bir ölçüye tabidir. Kur&#8217;anda bu ölçü takdir manasınadır. Takdir; bütün mevcudat ve mahlûkatın tabi bulunduğu kanundur. Değişmez, değiştirilemez. Bu düsturu hikmeti rehber olunca ölümden de korkulmaz. &#8220;Harp, Savaş&#8221; yedibuçukluk sahradan sonra, onbeşlik obüslerden başlayıp, otuzsekizlik ağır mermilerin düştüğü kara parçalan zelzelelerle sarsılıyor, infılâkten husule gelen seslerle karışık parçalanmalardan isabet ettiği yerde, ne bulursa zerrata taksim ederek, kopardığı kanlı taşları parçalamış demirleriyle beraber minareler boyunca yükselerek dağıtıyor, alevli siyah dumanlar içinde fışkırarak yükselen bu topraklar; canlı kalanların üstüne yığılarak onları ölmeden görmüyordu.<br />
Her taraf dumanlarla karışmış, alevler içinde yanıyor, topraklar insan ve şüheda kanı ile yoğruluyordu. Büyük şairimiz Akif in dediği gibi: &#8220;Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda&#8221; numunesini gösteriyordu. İşte bu bunaltıcı ölüm çemberinde harp bütün şehametine devam edip gidiyor. Çanakkale; bu mübarek vatan parçası, dünya ölçüsünde bir inhidamın ma&#8217;kesi oluyordu. Öyle günler oldu ki, müdafaa siperlerimizin bulunduğu beş yüz metre karelik müstatili bir sahaya düşman ateşini azami teksif ederek on binlerce mermi yağdırdı. Bu ufacık kara parçasını havanda döver gibi durmadan dövdü. Siperlerimizde tüfek, makineli tüfek ne varsa parçalanarak üç beş metre derinliklere gömüldü. Karşısında canlı kimse kalmadığını anlayan düşman ateşi ile açtığı gedikte genişlemeye ve ilerlemeye çalıştı. Hasıl olan vaziyet derhal müdafaamızla çevriliyor, cenahlardan ve koltuk siperlerden yapılan mukabil taarruzlarla ihata, düşmanı girebileceği mıntıkada imhaya, takatin üstünde bir gayretle uğraşılıyordu.<br />
Geceli gündüzlü devam eden bu hunrizane çarpışmalarda sahayı harp cesetlerle doluyor, muharebeler devam ederken gömülemeyen ölüler de yaz günlerinin sıcağında hemen tefessüh ederek muhitteki hava teneffüs edilmez bir hale geliyordu. Bu ikrah verici kokular arasında gıda almak mümkün olmadığından, gıdasız, uykusuz tahammül edilmez meşakkat ile harap olan hayat sönüp gidiyordu. Bir çok yerlerde siperlerimizle düşman siperleri arasındaki mesafe on metreyi geçmiyordu.<br />
Her iki taraf siperlerinin önlerine attığı yek diğerine bağlı dikenli telin /Kirpi denilen/ manialarla bu aralıklar kapatılıyor, ani baskınlara karşı daima bir teyakkuz içinde sathi bir emniyet temin ediliyordu. Bazı mevzilerde ise aramızda bir mangalık siper boş bırakılmak suretiyle aynı siperler hattında karşılaşılıyordu. İhtiyat kuvvetleri yetişip mevzilerimizi teslim alıncaya kadar düşmanlarımızla boğuşarak muannidane boğazlaşıyorduk.<br />
Türk azim ve imanının çizdiği bu ölüm ve kalım hattında düşman bir gün, bir lâhza Kocaçimen&#8217;e çıkarak sevinç içinde boğazın sularını görmüş ve nihai zafere ulaşmak hülyasıyla bir dakika yaşamışsa da büyük kurtarıcı ATATÜRK&#8217;ün iman ve iradesiyle süratle yetişebilen kuvvetlerle derhal mukabil taarruza geçilerek tard edilmişti. Türkün ölümü hiçe sayan salveti ile vatanı için istihkarı hayat derecesine hiçbir hırsi menfaat düşünmeden milletimizin üstün fedakârlığı feragatin yüksek timsali ve cihanın pek güzel tanıdığı hakiki kahraman Mehmetçiğimizin her maniayı aşan, müşkülleri delen süngüsü ile düşmanı bir daha avdet etmemek üzere eski yerlerine atmış, güney cephesinde de mukayese kabul edilemeyecek üstün vesaitine rağmen çıkamadığı Alçıtepe eteklerinde kahhar kuvvetiyle eritilmiş olarak tutunmaya çalıştılar.<br />
Topraklarımız bu suretle karış karış müdafaa edilmiş, vatanın her karış toprağı için yüzlerce şehit vermiştik. Harp sakatları ile malûl gazi denilen canlı şehitlerle memleketimizi intibah levhalarıyla doldurduk. Hiç unutmayalım ki Çanakkale Türk milletinin memleket irfanına, ırkımızın gençliğine çok pahalıya mal olduğu da ruhlarımızda, duygularımızda paha biçilmez yadigâr kaldı.<br />
Türk&#8217;ün azmini, imanını yenemeyeceklerini anladılar. Meydanı, harbi bırakıp çekildiler.<br />
Tarih boyunca gelen Türk şehameti Çanakkale&#8217;ye münhasır değil, Kafkas&#8217;ın karlı, buzlu şahikalarında, Sina&#8217;nın, Irak&#8217;ın kızgın ve ateşin çöllerinde, Hicaz&#8217;la İran&#8217;ın iç topraklarında müttefiklerimizle beraber Avusturya&#8217;nın, Galiçya, Romanya, Makedonya, İtalya&#8217;nın İzonzo Cephelerinde de ayni hissi fedakârlıkla çarpıştık. Türk&#8217;ün asaleti ruhiyesini bütün dünya milletlerine tanıttık. İşte koca bir tarihi dolduracak olan İstiklâl Harbimiz de istiklalimizi kazandırdı.<br />
Bugün Kore&#8217;de, asırlardır duyula gelen Türk; kahramanlık ve mertliğini en canlı ölmez örneklerle insanlık tarihine temiz kanı ile yazıyor. Şehamet destanları yaratarak Türk&#8217;ün adını bütün dünyaya tanıtıyor. Süngüsünün ucunda beşeriyetin emniyetini sağlıyor. Evet Çanakkale dünya tarihine Türk milletini haritai alemden silmek için ittifak eden İngiliz, Fransız ve Rusların muazzam kuvvetlerine ve tarihin bu acı ihtimaline karşı, her fertte savaş imanını, beden takatinin, zekânın ve nihayet Türk ırkına has imanlı cesaretin, beşer hududu üstüne çıkmasına âmil oldu.<br />
Gaza kılıçlarının üstüne yazılı -Allah bizimle- ismi celâlini sure-i ihlas ve tevhit ile tekrar ederek meydan-ı gazada ecdatlarına lâyık birer evlât bulunduklarını gösterdiler. Tarihin aydınlığı içinde apaçık görünen yeryüzündeki insanların şüphesiz en büyüğü Peygamberimiz Hazreti Muhammed&#8217;in sözlerinden ilham alarak &#8220;Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahiretine çalış&#8221; vecizeleriyle çalıştılar ve kazandılar.<br />
Ey vatanımızın aziz parçası;<br />
Seni, hayata gözlerimizi kapayıncaya kadar; hep Çanakkale diye anacağız. Ve milletimiz namına gurur ve iftihar duygusu ile nesiller boyunca övüneceğiz.<br />
Ey candan ziyade sevilen vatan, eşsiz güzelliklerle dolu cennet vatanını, semalara yükselerek göklerde ihtişam eden bayrağımızın hakimiyetinde ebediyen yaşa! Türk&#8217;ün sana olan cevher ve aşkıyla sonsuz yaşa!</p>
<p align="justify"> </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türk'ün Asaleti]]></title>
<link>http://anayasa.wordpress.com/2009/07/02/turkun-asaleti/</link>
<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 11:14:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>okuz</dc:creator>
<guid>http://anayasa.wordpress.com/2009/07/02/turkun-asaleti/</guid>
<description><![CDATA[Şimdi size anlatacağım olay yaşanmış bir olaydır. Bu olayın kahramanı ise hala yaşıyor. Bir Doktor. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Şimdi size anlatacağım olay yaşanmış bir olaydır. Bu olayın kahramanı ise hala yaşıyor. Bir Doktor.</p>
<p>Ben okuduğumda tüylerim diken diken oldu. Türk olduğum için bir kere daha gurur duydum.<br />
Dünyadaki diğer ülkeler tarafından istilacı millet diye anılan Türk milletinin asaleti bu olayla bir kere daha gözler önüne seriliyor.</p>
<p>Çanakkale zaferlerinde bu ve bunun gibi birçok olayı okumak bilmek mümkün. Bu sadece onlardan bir tanesi. Bu savaşın dünya tarihindeki önemini ise tek bir cümleyle anlatmak gerekirse, bir milletin, Türk milletinin, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde emperyalizme karşı kazandığı zaferdir demek yeterli olacak bana göre. İşte dış güçlerinde hazmedemediği budur. O günden bugüne değişen bir şey olmamıştır. En korktukları millet Türk milletidir. Ömür boyuda korkmaya, bu devleti yıkmak için ellerinden geleni yapmaya devam edeceklerdir. Bunun açık nedenini işte aşağıdaki hikâyede bulacaksınız.</p>
<p>1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesi&#8217;nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD&#8217;ye giden Doktor Ömer Muşluoğlu, görev yaptığı hastanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatmaktadır:</p>
<p><span style="color:#ff0000;">Amerika &#8216;ya gittiğim ilk yıllar. New York’ta, Medical Center Hospital&#8217; da görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer zamanlarda da laboratuvarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında.</p>
<p>—Kan vereceğim kolunuzu açar mısınız? Dedim.</p>
<p>Adamcağız kanserdi ve aynı zamanda kansızdı. Kolunu açtım, baktım pazusunda bir Türk bayrağı dövmesi var. Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan edemedim:</p>
<p>-Siz Türk müsünüz?<br />
—Kaşlarını yukarıya kaldırarak &#8220;hayır&#8221; manasına bir işaret yaptı.<br />
—Ama ben hala merak ediyorum. &#8220;Peki, bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir?&#8221;<br />
-&#8221;Aldırma öylesine bir şey işte&#8221; dedi.</p>
<p>Ben yine ısrarla: &#8220;Fakat benim için bu çok önemli, çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım&#8230;&#8221;</p>
<p>Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu:</p>
<p>-Siz Türk müsünüz?<br />
—Evet Türk&#8217;üm.</p>
<p>İhtiyar gözlerime tanıdık bir göz arıyor gibi baktı. Anlatmaya başladı:</p>
<p>&#8220;Yıl 1915. Çanakkale diye bir yer var Türkiye&#8217;de. Orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben, Avustralya Anzaklarındandım. İngilizler bizi toplayıp dediler ki: &#8216;Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda. Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. &#8216; Biz de inandık sözlerine ve savaşmak isteyenler arasına katıldık. Beynimizi yıkayan İngilizler Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale&#8217;ye sevk ediyormuş. Bizi gemilere doldurup Mısır&#8217;a getirdiler, orada birkaç ay talim gördük, sonra da bizi alıp Çanakkale&#8217;ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler geceyi gündüze çeviriyordu.</p>
<p>Her taarruzda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki, onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer bu barbarlıktan değil, kalplerindeki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş. Biz karaya çıktık. Taarruz edeceğiz, bizi püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz, bizi gene püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmişim.</p>
<p>Gözlerimi açtığımda kendimi yabancı insanların arasında buldum. Nasıl korktuğumu anlatamam. İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya&#8230; Ama dikkat ettim, bana hiç de öfkeli bakmıyorlar, yaralarımı sarmışlar. İyice kendime gelince bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana.</p>
<p>İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki kendi kendime:</p>
<p>-Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler, ama öldürmüyorlar&#8230; Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Hâlbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı.</p>
<p>Bu duygularla</p>
<p>—Yazıklar olsun bana! Böyle asil insanlarla ben niye savaşıyorum, niye savaşmaya gelmişim?<br />
Bu İngiliz milleti ne yalancıymış, ne kadar Türk düşmanıymış! diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki&#8230; Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce.<br />
Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu Türk bayrağı dövmesini yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte.</p>
<p>Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti:</p>
<p>Talihin cilvesine bakın ki, o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarf eden bir Türk&#8230;</p>
<p>Ne garip değil mi? Avustralya &#8216;dan Amerika&#8217;ya gelirken bir Türk ile karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar, buna bütün kalbimle inanıyorum.</p>
<p>Peşinden nemli gözlerle<br />
—Bana adınızı söyler misiniz?&#8221; dedi.<br />
—Ömer&#8221; cevabını verdim. Merakla tekrar sordu:<br />
—Peki, niçin Ömer ismini vermişler sana?<br />
—Babam Müslümanların ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Ömer adını vermiş.&#8221;<br />
—Senin adın Müslüman adı mı?<br />
—Evet, Müslüman adı deyince yüzüme baktı, doğrulmak istedi. Onun yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:<br />
—Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Josef Miller idi, şimdiden sonra &#8220;Anzaklı Ömer&#8221; olsun.<br />
—Olsun dedim.<br />
—Peki, doktor beni Müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu ?&#8221;</p>
<p>Şaşırdım, nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar vermişti. Meğer o bunu hep düşünüyormuş da kimseyle konuşup soramadığı için gerçekleştirememiş..</p>
<p>—Tabii dedim. &#8220;Müslüman olmak çok kolay.&#8221; Sonra kendisine imanın ve İslam’ın şartlarını anlattım, kabul etti. Hem kelime-i şahadet getiriyor, hem de ağlıyordu..</p>
<p>Mırıldandı:</p>
<p>—Siz Müslümanlar tespih çekersiniz, bana da bir tespih bulsan da ben de yattığım yerden tespih çekerek Allah&#8217;ımı ansam olur mu? Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakk&#8217;ı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Hemen bir tespih bulup kendisine getirdim. Hasta yatağında tespih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk. Bir gün yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica etti.</p>
<p>—Beni yalnız bırakma olur mu?</p>
<p>—Ne gibi Ömer amca?</p>
<p>—Ara sıra gel de bana İslamiyeti anlat! Sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor.&#8221;</p>
<p>O günden sonra her gün yanına gittim, bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum;</p>
<p>-Doktor Ömer, lütfen 217 numaralı odaya gelin!</p>
<p>Hemen yukarı çıktım.</p>
<p>Ömer amcanın odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi:</p>
<p>Sağ elinde tespih, açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı, göğsünde imanı ile koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu. Hemen başucuna oturdum, kendisine kelime-i şahadet söylettirdim, o şekilde kucağımda teslim-i ruh etti&#8230;</span></p>
<p>Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk Milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu.</p>
<p>Ne yalan söyleyeyim, ağladım&#8230;</p>
<p>Saygılarımla.</p>
<p>Zeynep ORUNCAK (TÜRK)</p>
<p><!-- / message --></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ağanın Asaleti]]></title>
<link>http://anayasa.wordpress.com/2009/07/02/aganin-asaleti/</link>
<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 10:30:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>okuz</dc:creator>
<guid>http://anayasa.wordpress.com/2009/07/02/aganin-asaleti/</guid>
<description><![CDATA[Arif Molu’ nun şahsında tecessüm eden “Ağa” asâleti, bu insanların, ne şartlar altında ve ne şekilde]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Arif Molu’ nun şahsında tecessüm eden “Ağa” asâleti, bu insanların, ne şartlar altında ve ne şekilde olursa olsun, başkalarının huzuru için, nefislerinde duydukları acıları bala tahvil etmenin çarpıcı tezahürleriyle doludur. Bir gün, içlerinde Darsıyak’ lı Hacı Mahmut Bey’in bulunduğu, Kayseri’ li seçkinlerden, oluşan bir kalabalık, Molu’ ya, Arif Bey’i ziyarete giderler. Saygıdeğer konuklar, pencereleri geniş avluya bakan odalarda ağırlanmaktadırlar. Bu arada ilahi bir raslantı başgösterir. Arif Bey’in çoktan beri hasta yatan oğlu Cafer, ölür. Yaslı baba, konuklarının neş’esini kaçırmak istemez. Ev halkından, çığlıklarını, göğüslerinin derinliklerinde boğmalarını rica eder. Hıçkırıklar boğazlarda düğümlenir, kimseden çıt çıkmaz. Evin arka duvarı yıktırılır, cenaze oradan çıkarılır, kaldırılır. Konuklara bir şey sezdirilmez. (Ahmet KAPLAN) Erciyes’in Eteğinden Geçenler, Kayseri Ticaret Odası Yayınları:28, Ocak 2000, Kayseri Sayfa:101</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Helena Rubinstein.]]></title>
<link>http://ahmetturkan.wordpress.com/2009/01/30/helena-rubinstein/</link>
<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 07:29:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahmetturkan</dc:creator>
<guid>http://ahmetturkan.wordpress.com/2009/01/30/helena-rubinstein/</guid>
<description><![CDATA[Şöven bir Yahudi milliyetçisi. Gerçi İsrail&#8217;de yaşamıyordu ama, Yahudi ırkına, kültürüne hiç t]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Şöven bir Yahudi milliyetçisi. Gerçi İsrail&#8217;de yaşamıyordu ama, Yahudi ırkına, kültürüne hiç t]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Karanligin asaleti]]></title>
<link>http://oluryabirgun.wordpress.com/2009/01/19/karanligin-asaleti/</link>
<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 10:36:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>keskin</dc:creator>
<guid>http://oluryabirgun.wordpress.com/2009/01/19/karanligin-asaleti/</guid>
<description><![CDATA[Asalet asillikten gelir. Asillik ise belirsizlikten &#8230; Karanlik belirsizdir &#8230; Cunku siyah]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Asalet asillikten gelir. Asillik ise belirsizlikten &#8230; Karanlik belirsizdir &#8230; Cunku siyah icinde her rengi barindirir ama ne oldugu belli degildir. Tum renkleri birbirine katarsan siyahi verir. Ama siyahi ayristiramazsin &#8230; Beyaz renge bir damla siyah koyarsan grilesir &#8230; Artik beyaz degildir &#8230; Siyah asaletin temsilcisidir &#8230;</p>
<blockquote><p><em>Tesekkurler Gul &#8230;</em></p></blockquote>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kağan'ın gömüleceği yer gizli kalmalıdır]]></title>
<link>http://anayasa.wordpress.com/2009/01/02/kaganin-gomulecegi-yer-gizli-kalmalidir/</link>
<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 08:35:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>okuz</dc:creator>
<guid>http://anayasa.wordpress.com/2009/01/02/kaganin-gomulecegi-yer-gizli-kalmalidir/</guid>
<description><![CDATA[Ekleyen Dede Korkut    Pazar, 05 Mart 2006 Hayrani Ilgar’ın hazırladığı fakat henüz yayınlanmadığı t]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><table class="contentpaneopen" border="0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" width="70%" align="left" valign="top"><span class="small">Ekleyen Dede Korkut </span>  </td>
</tr>
<tr>
<td class="createdate" colspan="2" valign="top">Pazar, 05 Mart 2006</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" valign="top"><span style="font-size:x-small;font-family:Tahoma;">Hayrani Ilgar’ın hazırladığı fakat henüz yayınlanmadığı tarihi romanlardan CENGİZHAN adlı kitabı şöyle başlıyor:“Ben Nakubeğoğlu Boğorçu,<br />
Bugünlere kadar at sırtından inmeyen,günlerce ve aylarca yol alıp yorulduğunu bilmeyen;otlattığı kısraklardan kımız yapmak için süt sağan,yağı içine şimşek gibi ağan,güçlü kolları ile üç ayıyı boğan;yapılan bütün savaşlara giren,karanlıkta bile yağıyı gören,dostuna ihanet nedir bilmeyen,hakkı olmadan bir lokma aş yemeyen Boğorçu!&#8230;Kaan Cengiz Han ile dolanan, hem mutlu hem de yaslı günleri çok olan Kaan’ın hem yoldaşı hem de sırdaşı;yakınlarının neşesi ve gözyaşı Boğorçu!&#8230;Ömür boyu savaştan savaşa koşan,vuruşmalarda her şeyi unutup çoştukça çoşan,çok yağı başı ezen,yüzlerce kent görüp gezen,dostunu da düşmanını da gözünden sezen Boğorçu!&#8230;Bir gün olsun yumuşak döşekte yatmayan,midesine haram aş katmayan,işveli ve alımlı da olsa yad avratlarla yatmayan,kimsenin dinine ve inancına hor bakmayan Boğorçu!&#8230;</p>
<p>Devletin yücelmesini Türklüğün güçlenmesini en büyük ülkü bilen,yalnız Kaan ve yasalar önünde baş eğen Boğorçu!&#8230;.</p>
<p>Savaş ve uğraşlardan artık elimi çektiğim şu kocalmış günümde çevreme toplanmış olan Çok sevdiğim torunlarım!&#8230;.Anlatacaklarım sizlere ders ve ibret olsun isterim.Sakın ola ki, yaşadığınız süre içinde millet arasında boyculuk,hele hele bölgecilik yapmayın…Milleti ve Türklüğü bir bütün olarak görüne….Doğruluktan asla sapmayın,tek ve ulu Tanrı’dan başkasına tapmayın!&#8230;</p>
<p>Bu günlere kadar çok çeşitli kavimler ve topluluklar gördüm;çeşitli dinler ve inançlar tanıdım.En sonunda kocayınca yanınıza geldim,uçmağa burada ulaşmak istedim…Yerimi gençlere bırakmanın daha yerinde olacağını düşündüm…</p>
<p>Sizlere anlatacaklarımın içinde eksiği vardır,fazlası ve hele hele yalanı asla yoktur!&#8230;Benim için önemsiz sayılan veya haberim olmayan olayları anlatmamış olabilirim.Ama anlatacaklarım gerçeğin ta kendisidir torunlarım!&#8230;.</p>
<p>Sizlere anlatacaklarım kendi macerammış gibi görünse de ben aslında Çingiz Kaan’ın hayatını anlatacağım!&#8230;.Zira ömrüm kanın yanında geçti,onsuz geçen günüm pek olmadı diyebilirim…Çingiz Kaan daha Kaan olmadan,daha adı Temuçin iken üç beş hayvanından fazlası,beş on kişiden fazla yakını bulunmadığı,çok günler karnını doyuramadığı için aç yattığı günlerde Temuçin’e yoldaş ve arkadaş oldum…Şimdi o geçmiş günler aklıma geliyor da içim şenleniyor,gönlüm o günlerin özlemini çekiyor…Sizler de içinde yaşadığınız dönemin değerini bilin,o döneme hakkını verin ve gerekenleri eksiksiz yapın ki, sonradan gönlünüz benimki gibi huzurla dolsun…</p>
<p>Bizler hiçbir zaman ve hiçbir yerde aman dileyene ve hatunlara ve çocuklara kılıç çekmedik;ağlayanın gözyaşını sildik….Ama bu arada, yasalarımızı dinlemeyip bizlere karşı gelen,yolumuza engel olan,bizlere kötülük yapan ve yalan söyleyenlere de asla aman vermedik….Hayatta dileğim odur ki,sizler de aynı yolda yürüyün ve Temuçin’in koymuş olduğu yasaların dışına çıkmayın…. “</p>
<p>Cengizhan kitabının sonu ise şöyledir:</p>
<p>“Çağatay’ın konuşması üzerine dedim ki:<strong>töremize</strong> <strong>göre</strong> Kaan’ın gömüleceği yer bilinmemelidir,herkese saklı olmalıdır!&#8230;Bunun için arabanın önünde ben gideceğim,arabayı da yalnız kanın çocukları takip etmelidir.ötekiler bizleri burada beklemelidirler!&#8230;Son sözüm budur…</p>
<p>Benim bu konuşmama karşı konuşan yine Çağatay oldu…Büyük Komutan Boğorçu yine doğru söyler!&#8230;Bizler dönünceye kadar bizi burada bekleyeceksiniz….Yürü Komutan Boğorçu!&#8230;</p>
<p>Arabanın önünde ben arkasında oğulları olduğu halde Çingiz’i Burhan Haldun dağına götürdük…Orada Çingiz’in zaman zaman Gök Tanrı’ya yakardığı tepenin kayalıklarına vardık.Orada kazdığımız çukura Çinzgiz’i koyduk ve üzerini toprakla örttükten sonra,kimse tarafında anlaşılmayacak şekilde üzerini kuru ağaç dalları ile kapatarak ayrıldık…</p>
<p>Böylelikle,Çingiz’in gömüldüğü yer kimse tarafından bilinmiyor,bilinmeyecek de….”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Milletine hizmet eden Asildir!]]></title>
<link>http://anayasa.wordpress.com/2009/01/02/milletine-hizmet-eden-asildir/</link>
<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 08:08:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>okuz</dc:creator>
<guid>http://anayasa.wordpress.com/2009/01/02/milletine-hizmet-eden-asildir/</guid>
<description><![CDATA[MİLLÎ ÖLÇÜLERİMİZ   • Milletin efendisi ona hizmet edendir. - Hadis - Târih boyunca Türk Milleti]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div><span style="font-size:x-small;color:#ff0000;font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong>MİLLÎ ÖLÇÜLERİMİZ</strong></span></div>
<div> </div>
<div><span style="font-size:xx-small;font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"><span style="color:#0000ff;">• Milletin efendisi ona hizmet edendir.<br />
- Hadis -<br />
</span></span></div>
<div><span style="font-size:xx-small;color:#0000ff;font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;">Târih boyunca Türk Milleti&#8217;nin hayât akışına dikkatle bir göz atarsak, orada şaşmaz bir takım ölçülerin varlığını müşâhede ederiz. Bu ölçüler o derece şaşmaz ve isâbetlidir ki, çok kere, vahye dayanan hükümlerle ayniyet göstermekte, yâni vahiy, o ölçünün aynen doğru olduğunu teyit etmektedir. Meselâ, <strong>Töremize</strong> <strong>göre</strong>, Türk Milleti için büyük ve hayırlı birtakım işler yapmamış birisine hiç bir sûretle Beylik ve asalet verilmez. Hattâ böyle birisi, önceleri kendine bir ad bile alamaz. Millet için hayırlı bir iş yapacağı güne kadar adsız kalır. Ne zaman ki büyük bir iş yapar veya bir kahramanlık gösterirse işte o zaman kendisine bir ad verilir. Esasen o da, kendisinin ruhî asâlet ve necâbetini isbât eder bir şey yapmadıkça milletten herhangi bir talepte bulunamaz. Durup dururken, kendisine beylik &#8211; asâlet &#8211; soyluluk verilmesini istemez. Üstelik, milleti için yaptığı hayırlı büyük işi, şan-şöhret kazanmak ve şahsî-nefsânî duygu ve ihtiraslarını tatmin etmek hevesiyle yapmaz. Bilâkis, gönlünden geldiğince ve sırf milletine faydalı olmak maksadiyle yapar. Sonunda kendisine verilen Beylik ünvânını da Kemâl-i tevazu içinde ve hiç bir kasıntıya kapılmadan kabul eder. Artık bir Oğuz &#8211; Türk Beyi olan bu kişinin bundan sonraki hayâtı, milletinin huzûru, refahı, saadet ve selâmeti uğrunda fisebilillâh çalışmakla geçer. Açları doyurmak, çıplakları giydirmek, zayıfları ve düşkünleri himâye etmek, başlılara baş eğdirmek, dizlilere diz çöktürmek,&#8230; onun başlıca vazifeleri arasındadır. Bu hususiyetler Oğuz &#8211; Türk Beylerinin o derece tabiileşmiş vasıflandır ki, Malazgirt zaferinin büyük kumandanı Gâzî Alpaslan&#8217;ın ağzından şöyle ifâde edilir:<br />
- Biz Türkler temiz müslümanlarız. Riyâ nedir bilmeyiz&#8230;<br />
Türk milletinin. kendisi için büyük ve hayırlı işler yapmayanları beyliğe ve asâlete lâyık görmemesi bir ölçüdür. Bu ölçünün doğruluğunu da, yazımızın başına meâlini aldığımız peygamber sözü tasdik etmektedir.<br />
- Milletin efendisi ona hizmet edendir&#8230;<br />
Fakat, şan &#8211; şöhret &#8211; gösteriş için, şahsî &#8211; nefsanî duyguların tatmini için ve sırf menfaat hesaplariyle yapılan hizmetler aslâ makbul değildir. Töremizle vahiy arasında bu hususta da ayniyet vardır.<br />
Her devirde, sırf şahsı ihtiraslarını tatmin için hizmete talip olanlar bulunur. Böyleleri günümüzde de bulunacaktır. Hattâ diyebiliriz ki, birtakım menfaat hesaplariyle hizmete tâlip olanların sayısı zamanımızda daha da kabaracaktır. İşte bu noktada, milletin efendisi olmağa lâyık ve kabiliyetli kişilerin, köşelerinde pusmayıp derhal ortaya çıkmaları gerekir. Aksi halde meydan yine menfaatçılara kalır.<br />
Yeni bir devreye girildiği şu günlerde, yukarıdan beri izâhına çalıştığımız ve vahiy ile de teyid olunan bu millî ölçüyü milletçe iyi kullanmamız gerekiyor&#8230;.<br />
Olaylara Bakış Dergisi 14. Sayı 1983</span></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[::::::::Filistinde:::::::::]]></title>
<link>http://intibahdersi.wordpress.com/2008/10/15/filistinde/</link>
<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 10:50:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>intibahdersi</dc:creator>
<guid>http://intibahdersi.wordpress.com/2008/10/15/filistinde/</guid>
<description><![CDATA[FİLİSTİN&#8217;DE OKULA GİDERKEN Yolculuk böyle başlar Hebron&#8217;da, Çocuklar sabah okula giderke]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>FİLİSTİN&#8217;DE OKULA GİDERKEN</strong><br />
<strong> Yolculuk böyle başlar Hebron&#8217;da, Çocuklar sabah okula giderken kontrol noktalarından böyle geçiyor.</strong></p>
<p><a href="http://intibahdersi.files.wordpress.com/2008/10/image001kg5ew41.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-73" title="image001kg5ew41" src="http://intibahdersi.wordpress.com/files/2008/10/image001kg5ew41.jpg?w=418" alt="" width="418" height="278" /></a></p>
<p> </p>
<p><strong>Askerler çocukların duvarı geçmesini engelliyor ve &#8220;eve dönün!&#8221; diye emrediyor&#8230;</strong></p>
<p> </p>
<p><a href="http://intibahdersi.files.wordpress.com/2008/10/image003er8kz81.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-74" title="image003er8kz81" src="http://intibahdersi.wordpress.com/files/2008/10/image003er8kz81.jpg?w=418" alt="" width="418" height="278" /></a></p>
<p><strong>Çocuklar askerle mücadele ediyor ve kontrol noktasını   geçmeye çalışıyor&#8230;</strong></p>
<p> </p>
<p><a href="http://intibahdersi.files.wordpress.com/2008/10/image004pk9qf0.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-72" title="image004pk9qf0" src="http://intibahdersi.wordpress.com/files/2008/10/image004pk9qf0.jpg?w=418" alt="" width="418" height="278" /></a></p>
<p><strong>Küçük çocuklar bile ellerinden geleni yapıyor, ancak boşuna&#8230; Sonunda cadde üzerindeki kontrol noktası yanında  derslerini yapmaya karar veriyorlar.</strong></p>
<p><a href="http://intibahdersi.files.wordpress.com/2008/10/image005mz4lg4.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-75" title="image005mz4lg4" src="http://intibahdersi.wordpress.com/files/2008/10/image005mz4lg4.jpg?w=418" alt="" width="418" height="278" /></a></p>
<p><strong>İnanılmaz bir cesaret!&#8230;</strong></p>
<p> </p>
<p><a href="http://intibahdersi.files.wordpress.com/2008/10/image006if2yw8.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-76" title="image006if2yw8" src="http://intibahdersi.wordpress.com/files/2008/10/image006if2yw8.jpg?w=418" alt="" width="418" height="278" /></a></p>
<p><strong>Çocuklar yaşlarına göre çok daha fazlasını yapıyor ama sonunda ölüm veya tutuklanma olan bir çırpınış&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://intibahdersi.files.wordpress.com/2008/10/image007gc6ug9.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-77" title="image007gc6ug9" src="http://intibahdersi.wordpress.com/files/2008/10/image007gc6ug9.jpg?w=418" alt="" width="418" height="278" /></a></p>
<p><strong>İşte Filistin&#8217;li çocuğun gözündeki cesaret ve duruşundaki heybet&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://intibahdersi.files.wordpress.com/2008/10/image009ai8nf2.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-78" title="image009ai8nf2" src="http://intibahdersi.wordpress.com/files/2008/10/image009ai8nf2.jpg?w=418" alt="" width="418" height="278" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mistress Alexia - Gallery I]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/23/mistress-alexia-gallery-i/</link>
<pubDate>Wed, 23 Apr 2008 22:51:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/23/mistress-alexia-gallery-i/</guid>
<description><![CDATA[Mistress Alexia &#8211; Gallery I]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://www.mistressalexia.com/gal.php?action=show&#38;id=3" target="_blank">Mistress Alexia &#8211; Gallery I</a></p>
<p><a href="http://img209.imagevenue.com/img.php?image=90879_IMG_8341_copy_123_506lo.jpg" target="_blank"><img src="http://img209.imagevenue.com/loc506/th_90879_IMG_8341_copy_123_506lo.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img244.imagevenue.com/img.php?image=90882_IMG_8354_copy_123_336lo.jpg" target="_blank"><img src="http://img244.imagevenue.com/loc336/th_90882_IMG_8354_copy_123_336lo.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img18.imagevenue.com/img.php?image=90887_IMG_8359_copy_123_1065lo.jpg" target="_blank"><img src="http://img18.imagevenue.com/loc1065/th_90887_IMG_8359_copy_123_1065lo.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p><a href="http://img193.imagevenue.com/img.php?image=90960_IMG_8390_copy_123_425lo.jpg" target="_blank"><img src="http://img193.imagevenue.com/loc425/th_90960_IMG_8390_copy_123_425lo.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img195.imagevenue.com/img.php?image=90965_IMG_8791_copy_123_511lo.jpg" target="_blank"><img src="http://img195.imagevenue.com/loc511/th_90965_IMG_8791_copy_123_511lo.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img212.imagevenue.com/img.php?image=90970_IMG_8807_copy_123_348lo.jpg" target="_blank"><img src="http://img212.imagevenue.com/loc348/th_90970_IMG_8807_copy_123_348lo.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Her Son Bir Baslangic]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/23/her-son-bir-baslangic/</link>
<pubDate>Wed, 23 Apr 2008 14:35:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/23/her-son-bir-baslangic/</guid>
<description><![CDATA[Kadere inanmak da olasilik dahilindeydi, ama o hep bu olasiligi gozardi etmisti.. Hayatini kendisini]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kadere inanmak da olasilik dahilindeydi, ama o hep bu olasiligi gozardi etmisti.. Hayatini kendisinin belirleyecegini sanmisti, ne buyuk bir yanilgi. Korkularini gostermemeye calistikca, daha da guclu sekilde ortaya cikiyordu.. Kendisinden buyuk bir gucun varligi , siyrilip kurtulamayacagi sekilde onu kendisine cekiyordu..<br />
<img style="vertical-align:middle;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/8/81/BDSM_collar_back.jpg" alt="" width="400" height="267" /><br />
Ipler baglanmis ve her saniye, onceden belirlenmis ona yaklastiriyordu onu belki de hayati boyunca.. Ama o bu ipleri sona yaklastikca farketmisti.. Olacagina ihtimal dahi vermiyordu boyle bir seyin.. Buna benzer hikayeler duymus ama bir turlu inanmak istememisti.. Oyle ya o her seferinde kendini tasmalamak isteyenlere karsi mucadele ediyordu ve kimse bunu basaramamisti.. Ama asil gozden kacirdigi boynuna baglanmak istenen seyden kurtulmaya calisirken ayagina baglanan ve hem de siki sikiya baglanan ipti..<br />
<!--more--><br />
Simdi kendi sonuna dogru gelirken , kurbanlarn hikayeleri anlatilirken zihninde canlanan korku dolu insan tiplemesinden eser yoktu kendisinde.. Bu kabullenmislik degilse neydi ? Gorebildigi alan yerin en fazla yarim metre kadar ustuydu , tum bu dusunceler icinde yerde suruklendigini vucudundaki yanma hissi hatirlatmisti ona..</p>
<p>Gecen her saniye, tas zeminde biraz daha aciyla kivranarak ilerlemesini sagliyordu.. Ve yolun sonunda onu bekleyen neydi ? Hayatina son verecek olan celladi mi, aslinda tum bu olan bitenin oyun oldugunu soyleyecek biri mi ya da en son tercih edecegi sey: ayaklarinin altinda olmaktan sonunda mutluluk ve huzur duymaya baslayabilecegi bir kadin.. Aslinda kendine bile itiraf edemedigi en buyuk zaafi miydi yoksa bu tercih edecegi en son sey..</p>
<p>Sonuna yaklastigini artik gorebiliyordu.. Gozunun ucunda yere kadar sarkan bir latex elbise belirdi.. Guclukle secebiliyordu los ortamda , ki hucreye sizan isik huzmesi cizmenin celik topugundan yansiyarak yardimci oldu.. Yardim herhalde bu durumda aklina gelebilecek en son seydi.. Sandalyede oturan her kimse sarsilmaz bir kararlilikla bekliyordu hamlesini yapacagi ani..</p>
<p>Ayagin yavas yavas kalktigini gordu.. Bir metronom gibi inip kalkan kamcinin sesini duyabiliyordu deri eldiven uzerindeki yankisiyla..  Artik hareket etmiyordu, iste olmasi gereken noktadaydi.. Ayagin tabani sanki milimetrelerle cizilmis bir yere iner gibi yanagina inmisti sertce.. Ayagin saga sola hareketleri ile eziliyordu yuzu.. Hepsi bu kadar mi diye dusundugu anda kamci indi sirtina..</p>
<p>Bu aci vermek icin yapilmis bir hareket degildi ama rolleri tam anlamiyla belirlemekteydi.. Mutlak hakimiyet ve mutlak bagimlilik.. Bir sigara tabakasi aildi ve icinden ozemle eldivenden cikmis el bir tane sigara aldi ve tabaka tekrar tek elle kapandi.. Icine dustugu kiskaci cagristiran daramatik bir sesti.. Sigara ozenle agizliga yerlestirildi masanin uzerinde duran kalin mumun atesinde yandi, duman ortaliga yayilmaya baslamisti..</p>
<p>O dumandan bir nefes cekebilmek icin basini kaldirmak istedi, ama imkansizdi.. Elleri iki yana ayrildi , zihninin yarattigi ve asla olmayan ip kisisel gercekliginde de yok olmustu.. Ama bu kez de bu durumdan kurtulmak istemiyordu.. Hayatini bu sekilde gecirebilirdi ya da bu da bir sonraki sonunu hazirlayan bir baslangicti..</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Domme'lar, Kis ve İstanbul ...(Jason Bourne)]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/23/dommelar-kis-ve-istanbul/</link>
<pubDate>Wed, 23 Apr 2008 12:27:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/23/dommelar-kis-ve-istanbul/</guid>
<description><![CDATA[BDSM denen, hayatlarımızı kendine, kendini tutkularımıza, günahlarımıza esir eden, tasmanın ucundan ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>BDSM denen, hayatlarımızı kendine, kendini tutkularımıza, günahlarımıza esir eden, tasmanın ucundan tutan elin sisli puslu olduğu bu merede en çok yakışan mevsim hangisidir düşündünüz mü hiç?</p>
<p>Bence kıştır.</p>
<p>Yaz aylarıyla hımbıllaşıp gevşeyen doğanın sarsıcı bir gerçeklikle silkinip asıl dirilişini yaşadığı mevsimdir kış.<br />
<img style="vertical-align:middle;" src="http://www.gaxxi.com/onder/onder/gorsel/dosya/1174672922cellat-mezarligi.jpg" alt="" width="300" height="225" /><br />
Üstünlüklerine samimiyetle inandığımdan benim için her biri ayrı saygınlıkta ve domme, ama genlerinde yatandan bihaber olanların çoğunluğu oluşturduğu yalnız kadınları şevkatle sarmalayan tek mevsimdir aslında. İçtenmiş gibi gözüken, aklınıza gelebilecek tüm günahlara vize veriyormuşçasına cömert bir maskeyle dolaşan, fakat rutubetli İstanbul öğlenlerinde yalnızlığın kara humma gibi zihnimize sülük gibi yapışmasına sebep olan yaz aylarından daha merttir kış.</p>
<p>Denizden, sahile yaklaşan karayel, sedef kakmalı deri bir kırbaç gibi Caddebostan sahillerini kamçıladığında dalgakıranların itaatini izlediniz mi hiç hayranlıkla. Ya da bu ritüeli hüzünlü gözlerle izleyen, haylidir tenine yürekten bir erkeğin teni değmemiş olan orta yaşlı kadınların sahil yürüyüşlerine tanık oldunuz mu?<br />
<!--more--><br />
En domme, en sert, en güçlü olanının dahi dokunduğunuzda 4 yaşındaki bir kız çocuğunun masumiyetine dönüşmelerini sağlayan coğrafyaları vardır. Göremeyenlerin, bunu görememe sebepleri o kadınların bu zaafı sakladıklarından değildir. Bir kadının gözlerine nasıl bakılacağını bilmediğinizdendir. İstanbul&#8217; un erkekleri, gezegenin diğer kalanı gibidir.</p>
<p>Ama İstanbul&#8217;un kadınları, İstanbul gibidir.</p>
<p>En emin olduğunuz anda sizi dünyanın en şaşırtıcı sürpriziyle başbaşa bırakıp geleceğinizi yakabilir, ya da mutlulukla cilalayabilirler.</p>
<p>Mahur Erenköy sabahları nasıl ki akıl almaz bir huzurla, sahra ıssızlığını aynı anda üflüyorsa, kadınları da öyledir. En anaç anlarında bile merhametin uğramadığı insafsızlıklarını kınlarından çıkartıp kalbinize saplayıverirler. Ölmez, ama hayat boyu kanarsınız.</p>
<p>İstanbul&#8217; da, kadınları gibidir. Siz ne kadar bakmayı bilirseniz, o da o denli güzelliklerini gösterir size. Bu dünyanın içinde ayrı bir özerk gezegen gibidir. Kadınları bu yüzden özeldir.</p>
<p>Hangi kentten gelmiş olursa olsun, her kadını kendi kahkaha, gözyaşı, mutluluk, hüzün, ahlak ve ahlaksızlıklarıyla yoğurmayı başarır. Boğaz Köprüsünden geçerken camı aralayıp Anadolu Kavağına bakarken gözleri esen lodosla yalanan bir kadın artık nereliyse, &#8220;oralı&#8221; olamaz, İstanbul&#8217; ludur.</p>
<p>Tapılası, birbirinden farklı tad ve dokulara sahip binlerce ayak, parmak arası terliklerle vedalaşarak yüksek ökçeli kışlık ayakkabılara, çizmelere, yeni ikametlerine geçecekler. İnsanın yüzünü yakarcasına keskin esen fırtınaların ardından yağan yağmurlarla raksedecekler, yağmurun nemi çizmelere sızacak ve naylon çoraplardan izin kopartarak tabanlardaki terle flörte başlayacaklar.</p>
<p>Vapurla seyahat edenler, sabah gazetelerini okuyan kadınların topuklarından kurtulmuş parmak uçlarında sallanan ruganlarını izleyerek martılara simit atmayı ihmal edecekler.</p>
<p>Taksim Meydanında yüzlerce yüksek ökçenin ritmik sesleri birbirine karışacak, trafiğin gürültüsüyle birleşerek isimsiz Jazz şarkılarına dönüşecekler.</p>
<p>Kimi kadınlar uzun kışlık mantolarının kol kanat gerdiği bacaklarındaki tutkulu köle öpücüklerinin hazzıyla yürüyecek, kimileriyse itaatkar erkeklerin bakışlarını tahlil için cafelerde pusuya yatacak.</p>
<p>İstanbul&#8217; un dominantları da, İstanbul gibidir &#8230;</p>
<p>Tam insafsızlıklarına, hoyratlıklarına, size yaşattıkları öksüzlüğe isyan noktasına geldiğinizi hissettiğiniz anda anne karnındaki huzurunuzu aratmayacak ufak bir dokunuşla teninizde karnavallar yaşatırlar.</p>
<p>Dengesizliklerinden mi?</p>
<p>Hayır&#8230;</p>
<p>Biz erkeklerin denge fukaralığından.</p>
<p>Hep yaşadığımız anın içine sıkıştığımız ve geçmişle geleceği ıskaladığımızdan. Doğamızda var bu.</p>
<p>İstanbul, içinde yaşayan kadınları kendine benzetir. O kadınlar da kendilerine ait erkekleri, köleleri&#8230;</p>
<p>İstanbullu olabilmenin yolu, kadınlarından geçer bu yüzden.</p>
<p>Ardarda açılan yüzbinlerce latex fermuarının hışırtısını andıran bir uğultuyla boşalacak yakında yağmurlar.</p>
<p>İstanbul &#8220;kadınlarını&#8221; sarmalayacak, kadınlar erkekleri İstanbullu yapacak &#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[20 Soru - Chilek]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/23/20-soru-chilek/</link>
<pubDate>Wed, 23 Apr 2008 10:06:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/23/20-soru-chilek/</guid>
<description><![CDATA[Marcel Proust, Bernard Pivot ve James Lipton’a tesekkurlerimle.. 20 soru kosemin bugunku konugu etki]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Marcel Proust, Bernard Pivot ve James Lipton’a tesekkurlerimle..</p>
<p>20 soru kosemin  bugunku konugu etkileyici arkadasim Chilek..</p>
<p>Istegimi kirmadi ve blogum icin kendisi 20 soruyu cevapladi..</p>
<p>Tesekkurler Chilek..</p>
<p><a href="http://img231.imagevenue.com/img.php?image=44942_11_122_586lo.JPG" target="_blank"><img src="http://img231.imagevenue.com/loc586/th_44942_11_122_586lo.JPG" border="0" alt="" /></a><a href="http://img120.imagevenue.com/img.php?image=44943_123456_122_613lo.JPG" target="_blank"><img src="http://img120.imagevenue.com/loc613/th_44943_123456_122_613lo.JPG" border="0" alt="" /></a><a href="http://img201.imagevenue.com/img.php?image=44948_n1040086335_8022_1771_122_125lo.jpg" target="_blank"><img src="http://img201.imagevenue.com/loc125/th_44948_n1040086335_8022_1771_122_125lo.jpg" border="0" alt="" /> </a></p>
<p>1- en sevdiğiniz kelime?</p>
<p>ÇiLeK</p>
<p>2- nefret ettiğiniz kelime?</p>
<p>(Bir “kelime” olduğundan  emin olmamakla birlikte)   “ yoff ”</p>
<p>3- ne sizi heyecanlandırır?</p>
<p>Zeka parıltısı görmek</p>
<p>4- heyecanınızı ne öldürür?</p>
<p>Salaklık</p>
<p>5- en sevdiğiniz ses nedir?</p>
<p>Dalga sesi<br />
<!--more--><br />
6- nefret ettiğiniz ses nedir?</p>
<p>Karaktersiz Kadın Sesi ( Karaktersiz olan kadın Değil Ses / Sesin karakterinden bahsediyorum!!!!)</p>
<p>7- hangi mesleği yapmak istemezsiniz?</p>
<p>Polis olmak istemem ASLA !</p>
<p>8- hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?</p>
<p>En önemlisine sahip olduğumu biliyorum, Görüyorum.</p>
<p>9- kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?</p>
<p>Olmazdım sanırım</p>
<p>10- nerede yaşamak isterdiniz?</p>
<p>Huzur bulduğum yerde</p>
<p>11- en önemli kusurunuz nedir?</p>
<p>Asla unutmamak, Hiçbirşeyi!</p>
<p>12- size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?</p>
<p>İstediğim kadar ve istediğim herşeyi yiyip ASLA kilo almayarak etrafımdakileri delirtmek <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>13- kahramanınız kim?</p>
<p>Don Kişot</p>
<p>14- en çok kullandığınız küfür?</p>
<p>Pussycat’e saygılarımla onun yüzünden alışarak “ a .q .”</p>
<p>15- şu anki ruh haliniz?</p>
<p>Şımarık</p>
<p>16- hayat felsefenizi hangi slogan özetler?</p>
<p>“ OLduğumda ÖLeceğim.”</p>
<p>17- mutluluk rüyanız nedir?</p>
<p>İşimde en iyisi olmak</p>
<p>18- sizce mutsuzluğun tanımı?</p>
<p>Mutlu olmama hali <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>19- nasıl ölmek isterdiniz?</p>
<p>Öldüğümde bir önemi kalmayacak sanırım</p>
<p>20- öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı&#8217;nın kapıda size ne söylemesini istersiniz?</p>
<p>‘HOŞ’geldin.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[20 Soru - Pussycat]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/22/20-soru-pussycat/</link>
<pubDate>Tue, 22 Apr 2008 23:09:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/22/20-soru-pussycat/</guid>
<description><![CDATA[Marcel Proust, Bernard Pivot ve James Lipton&#8217;a tesekkurlerimle.. 20 soru kosemin ilk konugu he]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Marcel Proust, Bernard Pivot ve James Lipton&#8217;a tesekkurlerimle..</p>
<p>20 soru kosemin ilk konugu herkesin en azindan nickini bildigi Pussycat..</p>
<p>Yogun calismalar sonucu ulastim ve blogum icin kendisi 20 soruyu cevapladi..</p>
<p>Tesekkurler Pussycat..<br />
<a href="http://img243.imagevenue.com/img.php?image=05016_hdhfdhf_122_570lo.jpg" target="_blank"><img src="http://img243.imagevenue.com/loc570/th_05016_hdhfdhf_122_570lo.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img185.imagevenue.com/img.php?image=05219_picresized_th_1201575131_STP63034_122_153lo.jpg" target="_blank"><img src="http://img185.imagevenue.com/loc153/th_05219_picresized_th_1201575131_STP63034_122_153lo.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img242.imagevenue.com/img.php?image=05225_picresized_th_1201576835_STP62989_122_528lo.jpg" target="_blank"><img src="http://img242.imagevenue.com/loc528/th_05225_picresized_th_1201576835_STP62989_122_528lo.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p>1- en sevdiğiniz kelime?</p>
<p>Neden?</p>
<p>2- nefret ettiğiniz kellime?</p>
<p>Demagoji</p>
<p>3- ne sizi heyecanlandırır?</p>
<p>Sadizm =)</p>
<p>4- heyecanınızı ne öldürür?</p>
<p>Hevessizlik</p>
<p>5- en sevdiğiniz ses nedir?</p>
<p>Viyolonsel</p>
<p><!--more--></p>
<p>6- nefret ettiğiniz ses nedir?</p>
<p>Törpü</p>
<p>7- hangi mesleği yapmak istemezsiniz?</p>
<p>Doktorluk</p>
<p>8- hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?</p>
<p>Hayır diyebilmek (doğa üstü; uçabilmek… )</p>
<p>9- kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?</p>
<p>Kendim olmasaydım, var olmazdım…</p>
<p>10- nerede yaşamak isterdiniz?</p>
<p>New York (lakin İstanbul’un havasına, suyuna, taşına, toprağına… <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  )</p>
<p>11- en önemli kusurunuz nedir?</p>
<p>Geç kalmak</p>
<p>12- size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?</p>
<p>Alkol, sigara</p>
<p>13- kahramanınız kim?</p>
<p>He-man (ironi?)</p>
<p>14- en çok kullandığınız küfür?</p>
<p>‘Yorumsuz…’</p>
<p>15- şu anki ruh haliniz?</p>
<p>Yorgun</p>
<p>16- hayat felsefenizi hangi slogan özetler?</p>
<p>2. kere düşünme</p>
<p>17- mutluluk rüyanız nedir?</p>
<p>Ne şekilde olduğu önemli değil sadece huzurlu olabilmek…</p>
<p>18- sizce mutsuzluğun tanımı?</p>
<p>Yalnız kalmak</p>
<p>19- nasıl ölmek isterdiniz?</p>
<p>Hızlı ve eğlenceli…</p>
<p>20- öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı&#8217;nın kapıda size ne söylemesini istersiniz?</p>
<p>“ Görüp görebileceğin bundan ibaret, fazla bir şey bekleme…”</p>
<p>(Bari önceden bilelim bu sefer…)</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[OWK Queen's Guard]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/22/owk-queens-guard/</link>
<pubDate>Tue, 22 Apr 2008 17:12:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/22/owk-queens-guard/</guid>
<description><![CDATA[Kralice&#8217;nin Muhafizlari&#8217;nin gorevi OWK topraklari ustunde gecerli kanun, kararname ve di]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kralice&#8217;nin Muhafizlari&#8217;nin gorevi OWK topraklari ustunde gecerli kanun, kararname ve direktiflerin uygulanmasini saglamaktir.. Bunun otesinde polis gucu, zindan koruma ekibi, gumrukler, guvenlik ve koruma gorevlerini yurutur ve kriminal olaylarda sorusturma birimi olarak gorev yapar..</p>
<p>Not: Daha fazla resim icin ismin ustune tiklayin.. Click on the names to see the full gallery..</p>
<p><strong>Kralice&#8217;nin Muhafizlari&#8217;nin Yapisi</strong></p>
<p>Headmistress of the Queen´s Guard</p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=72" target="_blank">Madame Loreen</a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk72-ddfdx5.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p>Lady Officers</p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=68" target="_blank">Madame Jana </a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk68-0b3fx2.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=176" target="_blank">Madame Katarina</a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk176-efc8x8.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=258" target="_blank">Madame Taylor</a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk258-4c24x17.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p><a href="http://www.owk.cz/roberta/" target="_blank">Mistress Roberta </a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/roberta/pic/3.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p><strong>Guardesses </strong></p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=212" target="_blank">Madame Elena</a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk212-1a4fx5.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=80" target="_blank">Madame Veronika </a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk80-2eb0x3.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p>Madame Danielle</p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.humananimals.cz/freegallery/pic2/ha102-4b14x0008.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=78" target="_blank">Madame Samantha</a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk78-b9cbx1.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=77" target="_blank">Madame Rita</a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk77-f06ax1.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=70" target="_blank">Madame Laura </a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk70-3495x3.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=69" target="_blank">Madame Karma</a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk69-becdx7.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p><a href="http://www.owk.cz/freegallery/freepictures.php?galery_id=75" target="_blank">Madame Miranda </a></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.owk.cz/freegallery/pic2/owk75-94c0x3.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Amsterdam'da Bir Garip Hikaye (Onur666)]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/22/amsterdamda-bir-garip-hikaye-onur666/</link>
<pubDate>Tue, 22 Apr 2008 11:59:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/22/amsterdamda-bir-garip-hikaye-onur666/</guid>
<description><![CDATA[I tamı tamına 3 ay olmuştu, Paris&#8217;ten Amsterdam&#8217;a, abimin yanına taşınalı&#8230;ve tam 1]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>I</p>
<p>tamı tamına 3 ay olmuştu, Paris&#8217;ten Amsterdam&#8217;a, abimin yanına taşınalı&#8230;ve tam 1 ay olmuştu, abimin &#8220;sıkıldım Honoré&#8230; buralar senin artık&#8221; diyip gidişinin üzerinden&#8230;evet benimdi artık &#8220;buralar&#8221;&#8230;ha bu arada adım Jacop, abimin bana Honoré demesinin sebebini tam çözememekle beraber Paris&#8217;te sanat eğitimi almama bağlıyorum&#8230;ama seviyorum o ismi ne hikmetse daha az sıradan bir isim gibi geliyor kulağa&#8230;neyse uzatmayacağım&#8230;dedim ya benimdi artık &#8220;buralar&#8221;, peki ya neydi artık benim olan &#8220;buralar&#8221;&#8230;aslen Maltalıyız, ailem babamın &#8220;yuppiliği&#8221; nedeniyle 70&#8242;lerde Amsterdam&#8217;a yerleşmiş&#8230;burada da abim Silvio ve ben gelmişiz dünyaya&#8230;babam ben Paris&#8217;teyken ölünce, annem Malta&#8217;ya geri döndü&#8230;neyse işte şimdi burdayım, ve abimin &#8220;buralar&#8221; derken kastettiği coffeshop&#8217;u işletiyorum&#8230;çevredeki diğer coffeshoplara göre ufacık bi dükkan bizimkisi adı Zion&#8230;burayı işletmek kolay gelirdi bana Silvio başındayken&#8230;zira sadece dumanlanmak için uğrardım&#8230;şimdi anlıyorum kazın ayağının asıl şeklini&#8230;<br />
<img style="vertical-align:middle;" src="http://www.onnoot.com/uploaded/images/150_5060-amsterdam-rijnkanaal.jpg" alt="" width="300" height="225" /><br />
hareketsiz aylardaydık, şehirde hemen hemen hiç turist yoktu, bi kaç junkee dışında dükkanıma uğrayan yoktu&#8230;böyle oluca abimin dealer&#8217;ı Jay Jay&#8217;in el altından sağladığı müthiş Jamaica otunun tadını ben yalnız başıma çıkaracağım diye seviniyordum bir yandan da&#8230;işler gayet kesat olduğu için de sık sık kapıyı kilitleyip arkadaki atölyemde duman etkili resimler yapıyordum&#8230;asıl anlatmak istediğim de burda başlıyor zaten&#8230;bir gün ayaklarımı uzatmış babamın eski çubuğuna süper kalite Jamaica mahsulünden doldurmuş üflüyordum, ilk deneyişimdi bunu, hatta J.J &#8220;böylesini Grassoppers(amsterdamın en büyük ve popüler coffeshop&#8217;u) &#8216;da bile bulamzsın&#8221; demişti&#8230;</p>
<p><!--more--></p>
<p>bir kaç nefesten sonra J.J&#8217; e hak vermeye başlamıştım&#8230;eski pikapta abimin Edit Piaf plaklarından biri çalıyordu&#8230;kadını hayal etmeye çalışıyordum&#8230;çok net bir sesi vardı, acaba nasıldı saçları, siyah olmalıydı, düz ve kısa küt kesilmiş&#8230;ancak bir süre sonra &#8211; ki ne kadar o süre kestiremiyorum &#8211; ne kadar uğraşırsam uğraşayım gözümün önünde, sarışın 30lu yaşlarda, kendinden emin ifadeli bir kadın beliriyordu&#8230;&#8230;ilk seferinde sadece şaşırmıştım, ancak önemsememiştim pek&#8230;fakat her seferinde adını hatırlayamadığım o eski fransızca şarkının tam da aynı yerinde karşımda belirip o kelimeleri fısıldıyordu bana&#8230;nedense her seferinde farklıydı&#8230;yüzü aynıydı saçı da hatta dudağının gülümserkenki sağa kıvrılışı da &#8211; ve buna bayılıyordum- ama kıyafetleri değişiyordu hep&#8230;ve ayakkabıları&#8230;neden dikkatimi çekmişti bilemiyorum her seferinde birbirinde farklı ayakkabılar oluyordu ayağında&#8230;sık sık parmaklarını gösteren ucu açık yüksek ökçeli ayakkabılar, bazen de dizine kadar yükselen siyah çizmeler&#8230;dikkatim aynı anda hem yüzündeki hafif buğulu ifadede hem de ayaklarında oluyordu&#8230;ve ben muhtemelen salak salak bakıyordum dumanlı zihinmin yaratısı bu kadına, gerçekte olsa komik bulurdu muhtemelen beni&#8230;</p>
<p>zaman geçiyordu&#8230;ve artık öğleden sonra 3-6 arasını bu esrarengiz ziyaretçiye ayırıyordum&#8230;Jamaica malının da sonu geliyordu&#8230;umrumda değildi bu, Esrarengiz kadının uzun süre kalmasını istiyordum yanımda artık&#8230;kafam netleşse de yüzünü ve ayaklarını hatta yanındaki beyaz kediyi bile en ince ayrıntısına kadar hatırlıordum&#8230;.</p>
<p>II</p>
<p>günler günleri kovalarken, ben rengarenk ama hep aynı rüyalarla gündüzümü geceye karıştırmış bu esrarengiz ziyaretçiyi resmetmeye karar vermiştim..önce boşlukta bir dudak belirdi fırçamın ucundan, muzur bir kıvrımla bitiyordu gülümsemesi&#8230;kırmızısı hiç bilmediği bir kırmızıydı o dudağın, hiç duyulamış sesler fısıldamak için kimsenin daha önce görmediği bir dansla aralanırdı&#8230;sonra bir yay çizdi fırçam ve bir yüz belirdi ansızın, sonra içine çekildiğimi hissetiğim bir çift göz sıçradı fırçamın ucundan&#8230;bakmıyordum bile bunları yapmak için kozmik tuvalime, gözlerim kör ancak tüm benliğim gözlerimdi ve yerleri buluyordu fırçam açığa çıkartıyordu hem de nerdeyse ezbere&#8230;zarif bir vücut hafif yana kaykılmış, sanki az önce güzel bir felakete neden olmuş da onu izliyor gibi, bir kaç çizgizi hafif kalkık, resimdeki kadın öyle baktıkça ben utanıyordum, utandıkça daha da belirginleştiriyordum Onu&#8230;düzgün bir çift bacak zarif bilekler, bir çift kan kırmızı ayakkabı içinden her biri bana seslenen parmakalar&#8230;hiç görmediğim ama her ayrıntısını bildiğim ayaklar&#8230;&#8221;neden, nasıl oluyor bu, kimsin sen&#8221; dedkçe her ayrıntı patlıyordu zihnimde&#8230;ne kadar sürdü, birkaç saat mi,bir kaç günmü? bilemiyordum&#8230;ta ki bi akşam dizlerimin üzerinde uyanana kadar&#8230;tuvalin içinde ayakta dikilmiş bana bakıyordu&#8230;güç bela doğruldum&#8230;çok güçsüz hissediyordum, üstüm başım boya içindeydi, ağzım kupkuruydu&#8230;karnım sırtıma yapışmış bi vaziyette lavaboya yürüdüm&#8230;gözümü kapayınca tablodaki kadını götüyordum&#8230;</p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.elisetomlinson.com/blog/archives/painting-woman-blonde-hair-blue-eyes.jpg" alt="by Elise Tomlinson" width="225" height="300" /></p>
<p>kafamı musluğun altına sokup bir süre toparlanmayı bekledim soğuk suyun etkisiyle&#8230;nasıl bir obsesyona dönüşmüştü duman sefam,nasıl bir oyun oynuyordu çarpık zihnime,neden öyle bir kadın yaratmıştı otun etkisiyle çarpılan zihnim ve neden etkileniyordum o kadından&#8230;sorulara cevap bulamama yaramasa da kendime biraz da olsa gelememi sağlamıştı soğuk su&#8230;aynadaki yansımam yemeden içmeden geçen o ayin vari zamanda ne hale geldiğimi hiç kıvırmadan direk çarpı vermişti suratıma&#8230;tam anlamıyla bitik görünüyordum&#8230;bişeyler yemem şarttı&#8230;ve de su&#8230;dudaklarım kurumuştu&#8230;içim kavruluordu&#8230;musluğu yeniden açıp ağzımı dayadım kana kana içiyordum&#8230;gözlerimi gayri ihtiyari kapamıştım; &#8216;elinde kilden bir testi vardı sanki 1000yıl öncesine ait, tek ayağını dayamıştı dudağıma ve dizinden aşağı döküyordu suyu,teninin yanık şekerimsi aromasıyla karışan buz gibi su ferahlatıyordu benliğimi&#8230;&#8217; aniden irkilerek açtım gözlerimi, zihnim artık ayıkken oyunlar oynuyordu bana&#8230;görüntünün şokunyla bir miktar su genzime kaçmıştı&#8230;öksürüyordum deli gibi iki büklüm&#8230;</p>
<p>III</p>
<p>&#8220;TAK! TAK! TAK!&#8221; biri kapıyı vuruyordu&#8230;gözlerimi araladım buz gibi fayansta boylu boyuna uzanmıştım, yorgunluğa daha fazla dayanamamıştı bedenim&#8230;&#8221;TAK! TAK! TAK!&#8221; biri kapıyı vuruyordu&#8230;hala&#8230;sürünerek banyo eşiğinden aşırdım bedenimi&#8230;içeri vuran ışık gözümü alıyordu kapıdaki her kimse seçemiyordum&#8230;sağa sola tutuna tutuna kalktım dizlerim taşımamakta ayak diriyordu sahiplerini&#8230;bu küçük ama haklı ihanete kulak asmadım&#8230;yalpalayarak kapıya doğru ilerledim, doğrusu eskivlerim başarısızdı bi kaç sandalyeyi devirdim&#8230;&#8221;TAK!TAK!TAK!&#8221; kapıya vuruyordu biri ve ben biliyordum&#8230;</p>
<p>camın arkasında kise yoktu&#8230;ama yemin edebilirdim birinin az önce (ve belki baygınken de ) kapıyı vurduğunu&#8230;zihnim gene mi oyun oynuyordu&#8230;emin olmak için açtım kapıyı&#8230;kimse yoktu&#8230;sonra bileklerime yumuşak bir sürtünme hissettim&#8230;bir kedi&#8230;beyaz bir kedi&#8230;olayları bir birine bağlamakta zorlanıyordum..eğildim hemen atlayı verdi kucağıma&#8230;benbeyaz güzel uzun tüylü bir kediydi&#8230;tasması da vardı&#8230;sahipliydi&#8230;heralde yemek yada biraz hovardalık için dışarı çıktı ve öncesinde demlenmek için buraya uğradı&#8230;kötü bi espiri yeteneğim olduğunu miyawlamadan hatırlattı bana kedi&#8230;&#8221;oooh onu bulmuşsunuz!!!&#8221; sesin içinde sewinç ve tanıdıklık yüreğimi yerinde sıçratmıştı&#8230;o an hissettiklerimi anlatacak kelimem yok benim&#8230;hangi söz grubunu kullansam sıradanlaşıyor dile geldiğinde&#8230;</p>
<p>IV</p>
<p>kulaklarımdaki yanma, göğsümdeki tam-tamlarla bir olup başımı dönürüp beni içeri doğru ittiler adeta&#8230;sarı saçlarının ardından halime biraz acıyan biraz da merak eden gözlerle bana bakarak içeri girdi o da&#8230;kedisi kucağımdaydı hala&#8230;&#8221;iyimisin? oturmak ister misin, doğrusu buna ihtiyacın var giibi görünüyor&#8221; dedi&#8230;sesi güzeldi&#8230;bu kelime yeterliydi&#8230;sesi güzeldi&#8230;gözünün önüne düşen saçı da güzeldi &#8216;tıpkı yaptığım tablodaki gibi&#8217;, dudakalrı belirgin di sağ tarafa doğru güzel bir yaya çiziyordu gülümserken &#8216;tablodaki gibi&#8217;&#8230;ona kucağımdaki kediyi beceriksizce verdim ve bir iskemle çekip oturdum&#8230;kediyi kokladı yüzündeki gülümseme yayıldı&#8230;&#8221;sağol Rita iyiki sana rastlamış&#8230;yoksa napardı sokakta.sonra görüşürüz o halde.&#8221; dedi&#8230;sanırım bu felce uğramış halime anlam verememiş ve biraz da sıkılmıştı&#8230;arkasını döndü&#8230;bişey yapmalıydım&#8230;yüksek ökçeli terliklerinin zemindeki titreşimlerinin de yardımıyla zar zor seslenebildim arkasından &#8220;sizi görüyorum!&#8221;&#8230;doğrusu mükemmel derecede manalı bir giriş cümlesi olmuştu tam hay salak diye kendimi paylıyordum ki döndü &#8220;pardon?nasıl yani?&#8221; dedi&#8230;&#8221;bilmiyorum&#8221; dedim -bilmiyordum- &#8220;nasıl açıklayabileceğimi,ama sizi her ayrıntınıza kadar gördüm tanıdım&#8221; dudakları her zamanki hafif alaycılığıyla karışık bir şaşkınlıkla aralandı bana doğru yürümeye başladı &#8211; diz kapakları çok güzeldi-&#8230;&#8221;bir sandalye çekti karşıma oturdu &#8220;anlayamadım&#8221; dedi, &#8220;nasıl görüyorsunuz beni ve tanıyorsunuz&#8221; dedi&#8230;terliğini biraz da sabırsızca sallıyordu ayağında, tırnakları gene kırmızıydı&#8230;&#8221;açıklayabilir miyim bilmiyorum, yani denerim ama sözle ne kadar becerebilirim emin değilim&#8230;ama arkada size göstermek isteyeceğim ve görmeniz gereken bir şey var&#8221; dedim daha cümlem bitmeden gene salakça bir cümle kurduğumu farketmiştim hemen ekledim &#8221; yalnış anlamayın ben ressamım yani burayı işletiyorum ama aslında ressamım adım Jacob&#8221; iskemleden kalkıp elimi uzatmaya çabalarken bitkinliğimin etkisiyle dizlerimin üzerine ve onun ayaklarının dibine düşütüm&#8230;telaşlandı doğrulmaya çabalamadım&#8230;ona bu şekilde yakın olmak hoşuma gitmişti dumanlı hülyalarımdaki gibi&#8230;beni kaldırmaya yeltendi ama &#8220;biraz böyle oturayım ve lütfen şu arkadaki odaya gidip bakın&#8221; dedim &#8220;merak etmeyin kıpırdayabileceğimi zannetmiyorum&#8221; diyerek gülümsedim&#8230;halimi hem komik buluyor hem de bu tuhaf tesadüften hoşlanıyordu&#8230;ışıldıyordu anlamlı gözleri &#8221; peki kıpırdama yerinden&#8221;dedi &#8220;ama bunu sana güvenmediğim için değil kendini daha fazla yormaman için istiyorum&#8221; dedi ve o meşhur gülüşüne bir de göz kırpması ekledi&#8230;yanımdan geçerken kokusunu yakalamak amacıyla derin bir nefes çektim&#8230;hafif bir vanilya ve çikolata kokusu doldu ciğerlerime&#8230;vakur yürüyordu&#8230;merakla,telaşla,korkuyla yürüse bile vakurdu&#8230;arkasından izledim onu&#8230;mermerden oyulmuştu sanki&#8230;pembe beyaz bir teni vardı&#8230;her hattı güzel kavislerden oluşuyordu&#8230;omuzu, beli, dirseği, kalçaları, baldırları, topukları&#8230;keyifliydi onu izlemek&#8230;tüm şaşkınlığımı bir yana atmıştım, deliriyor bile olsam umrumda değildi&#8230;acaba deliriyormuydum&#8230;hala bir uyuşturucu tribinde miydim?kapıdan içeri girdi&#8230;ben başımı öne eğdim&#8230;ne olacaktı merak ediyordum&#8230;</p>
<p>V</p>
<p>oracacıkta oturmuş olmakta olanları düşünüyordum, paristeki günlerimde de kimi zaman gerçeklikle kurguyu karıştırırdım, okuldayken iyi oluyordu bu durum, yaptığım çalışmaların içi bomboş da olsa sınırlarda dolaşan bir adam imajı normalde 5 para etmeyen işlerimi &#8216;şeklim&#8217; dolayısıyla hep ilgi çekici yapmıştı&#8230;ama şimdi olan neydi, şu geçen 1 ay&#8230;ayık gezmeyen bir ressam olsam işin felsefesine uyacağından gene dert etmeyecektim, ama bir işletmeciydim de ne boktan bir hal almıştı durum&#8230;benden de tam bekleneceği gibi, dükkanın kasası tam takırdı&#8230;beceremiyordum bu işi&#8230;ama dert ettiğim bu da değildi&#8230;rahatsız olduğum ama bir yandan da olmaması için hiç bir şey yapmadığım şey gerçekten kurguyla gerçeği karıştırıyor olabileceğimdi&#8230;yani şimdi burda onun içerden gelmesini bekliyordum, ama hiç de emin değildim onun gerçekten var olduğuna&#8230;bu düşünce sanırım çimdikledi kaba etimi ve ayağa doğrulamadan emekleyerek arkaya yöneldim,gözlerim onun gerçekliğini kanıtlayacak izler arıyordu yerde&#8230;kapıya vardım, başımı içeri uzattım kedisini yere bırakmıştı&#8230;kuyruğu bileklerini okşuyordu&#8230;ellerini kavuşturmuş kendini seyrediyordu -gerçekten de tablodaki kadın kendisiydi-&#8230;kedi ayaklarına sürtünüyordu&#8230;ilkkez yaptığım tabloya ayık gözlerle bakıyordum tablonun merkezinde düşlerimin de merkezini oluşturan kadın tüm zarifliği ve ihtişamıyla duruyordu,muhtemelen ihtişam benim algıladığım bir şeydi o resimden zira kadın gerçekten zarifti&#8230;ama ihtişamlıydı da işte&#8230;yüzü rönesans madonnaları kadar güzeldi ama asla sizi suçlu ve kötü hissettiren o masumlukta bakmıyordu gözleri, aksine günahkarlığımı anlıyor ve onaylıyordu dudağındaki kıvrık gülümsemeyle ve dahasını da bekliyordu kalkık kaşı&#8230;çalışırkenki kafa dumanım tabloda da vardı, kadın dumanların içinde asılı duruyordu, ayak parmakları hafifçe aralıktı duman o aralıklardan geçiyordu&#8230;kedi odadaki gerçek kadının bacakalarını okşuyordu, duman da tablodaki kadının tüm bedenini&#8230;.gözlerim daha tablonun aşağılarını izlemeye koyulmuştu, bir kaç ufak erkek bedeni cansız yatıyordu yerde, kadının gözlerindeki günah davetinin sonucuna katlanmışlardı, bir kaçı da sonlarını secde etmiş bekliyorlardı, biri vardı ki muhtemelen bendim o, diğerlerinden daha bir cesaretle başını kaldırmış kadına bakıyordu&#8230;ve kadın &#8216;dahası&#8217; diye fısıldıyordu&#8230;</p>
<p>kedi miyavladı usulca, kadın eğildi kucakladı onu&#8230;sessizdi.. şaşkınlıktan mı, cüretimden duyduğu rahatsızlıktan mı emin değildim&#8230;yüzünü görmeden anlayamzdım ki&#8230;sonra döndü kapıda diz çökmüş halde beni gördü&#8230;gülümsüyor olması içimi rahatlatmıştı&#8230;tek kelime etmedi&#8230;kapıya yanaşıp üzerimden atladı&#8230;tezgahın arkasına masaların yanına geçti, bir iskemleye oturdu kediyi yeniden yere bıraktı&#8230;bıraktığı yerde kaldı o da bir açıklama bekliyordu heralde&#8230;ben gene iki büklüm onlara doğru yanaştım&#8230;açıkcası görüntü gerçekten komik olmalıydı, dükkanın içinde bir oraya bir buraya 4 ayak üzerinde dolanıp duruyordum&#8230;hala güçsüzdüm&#8230;güç bela doğrulup tam karşısında bir iskemleye yığdım bedenimi&#8230;bir sigara yaktı&#8230;kadın hakkında hiç bir bilgim yoktu, ama hani vardırya kimi insanlar, ufacık bir yer fıstığını bile keyşfle sanki bir ziyafet çekermiş gibi yerler,bu kadın öyle biriydi işte&#8230;öyle bir çektiki sigarasının ilk nefesini sigaraya acıdım ama o kadının ciğerleri olmayı istedim o an&#8230;ben tüm bu saçma düşüncelerle boğuşurken &#8220;adım Heliné&#8221; deyiverdi&#8230;&#8221;hiç bir anlam veremsem de, tablonu çok beğendim, gerçekten benim ordaki, yüzümüzün benzerliğinden ötede ama bu söylediğim&#8230;anlayabiliyor musun?&#8221; anlıyordum tabi beni de delimiyim ben diye kıvrandıran bu durumdu&#8230;&#8221;sizce delimiyim ben&#8221; dedim&#8230;&#8221;muhtemelen&#8221; dedi gülümseyerek, hem içtendi konuşurken hem de önemsizdim onun için&#8230;ne bekliyordum ki, böyle boktan bi tablo yüzünden boynuma sarılmasını mı? &#8220;şaka yapıyorum, açıkcası etkilendim, sorgulamaktan da vaz geçtim nasıl yaptınız neden diye&#8221; dedi&#8230;&#8221;ama hoşuma gitti, ben yazgıya inanırım&#8230;evim bu cadde üzerinde ve muhtemelen de gördünüz beni buralarda, ve burda sattığınız şeylerden de kullandığınızı düşünürsek&#8230;&#8221;dedi gülüyordu gene bunları söylerken&#8230;&#8221;belki&#8221; dedim&#8230;&#8221;peki şu size bir şey ifade ediyor mu : &#8217;seni utandırmayı seviyorum&#8217; &#8221; diye sordum&#8230;iskemlesinde oturuyordu bacak bacak üzerine attı&#8230;&#8221;bunu gördüğüm düşlerde kulağıma fısıldıyordunuz&#8221; dedim&#8230;kalktı, heralde gidecekti&#8230;kapıya ilerledi,kedi oturuyordu hala&#8230;kapının sürgüsünü çekti&#8230;jaluzileri indirdi&#8230;tekrar bana doğru yürüdü&#8230;kulağıma eğildi &#8220;kaç yaşındasın jacop&#8221;dedi&#8230;&#8221;yir..yirmi sek..iz&#8221; diyebildim zar zor&#8230;ateş basmıştı kulaklarımı&#8230;&#8221;evet gerçekten de güzel utanıyorsun&#8221; dedi&#8230;.</p>
<p>VI</p>
<p>bir sorgu memuru gibi dolanıyordu etrafımda,ağır ağır&#8230;bir oyun başlamıştı sanki&#8230;içimden bu ne kötü bir zamanlama diye geçiriyordum&#8230;berbat görünüyordum, bitkindim, olan biten üzerinde hiç bir hakimiyetim yoktu.hakimiyet için çabaladıkça daha da zayıf düşüyordum&#8230;ve o sanırım zihnimi okuyordu&#8230;yada gene zihnim zırvalıyordu&#8230;&#8221;nasıl ve neden çizdin o tabloyu, ne neden oldu bunu yapmana merak ediyorum&#8221; diye fısıldadı kulağıma birden&#8230;nefesi ense kökümü kulağımı ve sol yanağımı baştan çıkarmaya yetmişti&#8230;kedi de benle beraber aynı hipnotizma etkisinde onu izliyordu&#8230;ben susyordum o miyawlamıyordu&#8230;</p>
<p>&#8220;bir duş almalısın&#8230;&#8221; diye seslendi, ayak seslerinden uzaklaştığı anlaşılıyordu&#8230;ne kadar rahattı&#8230;iskemlemde doğrulmayı başardım birkaç denememden sonra&#8230;eski model küvete su dolduruyordu&#8230;yüzümdeki şaşkınlıktan keyif aldığı aşikardı artık&#8230;&#8221;gir biraz dinlen su iyi gelir&#8230;ben de buraya bir iskemle çeker oturur hikayeni dinlerim senden&#8221; dedi&#8230;bin yıldır tanışıyorduk ve ben onun bir dediğini iki etmezmişim gibi &#8220;peki&#8221; diyebildim&#8230;dışarı çıktı,ben gömleğimden kurtulmaya çalışırken&#8230;su çok sıcaktı ama eklemlerimin varlığını hatırlattı bana..dayanmaya çalışarak girdim içine&#8230;O da kapıdaki yerini almıştı&#8230;bacak bacak üstüne atmış bana bakıyordu&#8230;gözlerine bakamıyordum çok sık ve uzunca&#8230;su o kadar iyi geldi ki bu teklifi yaptığı için kendimi teşekkür borçlu hissediyordum ona karşı&#8230;&#8221;adınızı&#8230;ha.hala öğrenemedim&#8221; dedim&#8230;gülümsedi &#8221; aslına bakarsan adım da vahiy edilmiştir sana diye düşünüyordum&#8230;adım Heliné&#8230;bilmen gerekenler tablodakinden fazlası değil adım dışında&#8230;&#8221;dedi ve &#8220;doğrusu çok etkilendim o resimden&#8230;kendimi resmetmeye kalksam bundan çok farklı olmazdı&#8221;diye devam etti&#8230;sivri burunlu yüksek ökçeli terliğini tutan baş parmağına takılıyordu gözüm&#8230;ordan ayak çukurundaki toz pembesi kavise,ordan ayak bileğine,half-halında biraz dolandıktan sonra güçlü bileklerine..daha yukarı çıkmadan yakalıyordum bakışlarımı&#8230;farkında mıydı?muhtemelen &#8230;gerçi karşısında küvette çırılçıplaktım&#8230;daha kötü ne olabilirdi ki&#8230;</p>
<p>&#8220;rasta bir tip vardır buralara takılır..arkadaşım adı Jay Jay ve bu kafenin bazı ihtiyaçlarını karşılar&#8230;bir gün jamaika mahsulü olduğunu söylediği bir kaç torba ot aldım ondan burda satmak için&#8230;ancak pek kalabalık değil burası gördüğünüz gibi&#8230; ve neredeyse hepsini ben içtim &#8230;ilk denememde gördüm sizi&#8230;edit paif çalıyordu, onu hayal etmeye çabalıyordum sanırım&#8230;çok net hatırlıyorum&#8230;onu görmeye çabaladıkça siz iyice belirdiniz karşımda&#8230;&#8221;dedim ve durakladım&#8230;ilk kez böylesine uzun bir cümle kurmuştum ona ve sanırım soluklanma vaktimdi&#8230;&#8221;eee devam et&#8221; dedi&#8230;mola istemiyordu anlaşılan&#8230;&#8221;sonraları ziyaretleriniz daha sık ve uzun olmaya başladı, sırf sizi görmek için dükkanı kapalı tutup içip durdum&#8230;her seferinde geldiniz&#8230;ve seni utandırmayı seviyorum dediniz&#8230;her defasında&#8221; ve işte gene utanmıştım&#8230;ayak değiştirdi bir sigara yaktı&#8230;&#8221;evet&#8221; dedi &#8220;tenin kızarmıyor ama sesin azalıyor ve bakışlarını nereye koyacağını şaşırıyorsun utanınca&#8221;dedi ufak bir kahkaha eşliğinde&#8230;sandalyesini içeri çekti biraz daha küvete yanaşmıştı&#8230;sudan daha sıcak olmuştu bedenim&#8230;tek ayağını küvetin kenarına koydu&#8230;bakamıyordum&#8230;sudaki baloncuklarla ilgileniyordum..ve eminim çok komik görünüyordum o an&#8230;&#8221;resimde yerde cansız yatan bedenlerin yanında hayatta kalmış ve &#8216;bana&#8217; uzanan figür sensin değil mi?&#8221;&#8230;&#8230;.sessizlik&#8230;kalp atışlarım&#8230;.damlayan musluk&#8230;dudağındaki kıvrık gülümseme&#8230;ayak parmakları&#8230;o soru&#8230;.sessizlik&#8230;&#8221;evet benim o&#8221;&#8230;kıyamet kopmamıştı&#8230;aksine rahatlamıştım&#8230;&#8221;neden öyle çizdin kendini?neden kendini de yanımda dikilmiş elini belime dolamış çizmedin de öyle minacık çizdin?&#8221; tenimdeki ısı suyu fokurdatacak mı acaba diye merak ediyordum&#8230;.köşeye sıkışmıştım&#8230;sorusunun cevabını ben de bilmiyordum&#8230;efsunlanmış gibiydim o resimi çizdiren şey her ne ise onun tarafından&#8230;gerçi karşımdaydı o resmi çizmeme sebep olan &#8216;her ne ise&#8217;&#8230;ve hin hin bakıyordu bana&#8230;küvetin kenarına dayadığı ayağı zaten pek de sağlıklı düşünemeyen aklımı karıştırıyordu&#8230;fetişist değildim aslında&#8230;bu kadını görene kadar değildim&#8230;aslında sadece ayakları değildi beni etkileyip salağa çeviren&#8230;rahatlığı, gülümsemesi, sigaraya davranışı, oturuşu, sesi&#8230;ama başlangıç noktası nedense ayaklarıydı&#8230;kendimi onlara doğru atılıp dokunmamak için zzor tutuyordum&#8230;ben tutmuyordum aslında o tutuyordu&#8230;&#8221;seni dinliyorum hadisene&#8221; dedi gülümseyerek &#8220;takılma ayakalrıma rahat duramazlar pek&#8221;&#8230;oyun oynadığı barizdi&#8230;-toparlan be oğlum, en azından katıl oyununa sende- &#8220;bilmiyorum&#8230;emin değilim ama hülyalarımda sizi gördüğümden beri böyle hissediyorum&#8230;tüm kontrolümü elinize geçirmişsiniz gibi&#8221; doğrusu alkışlamam gerekirdi kendimi, ne yüzümdeki yanma hissine ne de göğsümde çalan davullara kulak asmadan dalmıştım Onun oyununa&#8230;&#8221;ve bundan da şikayetçi değilim&#8230;yani değildim&#8230;o sırada resmi çizerken..&#8221;diye düzelttim hemen iplerimi hemen vermeyi reddeder gibi ve sanki ipler onda değilmiş gibi&#8230;ben konuşup konuşmalarımı kafamda kendi kendime yorumlarken o birden ayağımı suya soktu, öyle bir irkildim ki küvetin içinde kayıp sulara gömüldüm&#8230;</p>
<p>VII</p>
<p>gülümsemesi kaybolmuştu, parmakları dizimin bir karış üzerindeydi hemen, gülümsemiyordu ama gözlerindeki ışıltı, bu oynadığı oyun her neyse, ondan çok hoşlandığını söylüyordu&#8230;elim istemsizce uzandı ve deydi ayak tabanına&#8230;ve çekmedim elimi,çekemiyordum ki&#8230;ne muntazam diziliydi parmakları&#8230;ben dokundukça oynatıyordu onları&#8230;tam avucuma almıştım ki çekiverdi ayaklarını sudan&#8230;abuk subuk bir yutkunma düğüm oldu gırtlağımda&#8230;utançla açlık birbirine girmişti&#8230;kaynar sular dökülüyordu kafamdan aşağı ama ben arzıca bundan keyif alıyordum,saçlarımı savura savura&#8230;dudaklarım aralık ona bakıyordum o ise sigarasıyla ilgileniyordu gene ben orda yokmuşum gibi&#8230;&#8221;sudan çık&#8221; dedi bir anda&#8230;işte gene o hipnoz etkisi&#8230;apar topar çıktım sudan&#8230;peşisıra takip ediyordum onu başka bir seçeneğim yokmuşcasına&#8230;tablonun olduğu odaya girdi, ve tam önünde dikildi&#8230;yaklaştım ürkek ürkek&#8230;kafamı ellerinin arasına aldı, yüzünü yüzüme yaklaştırdı &#8220;kalbinin avuçlarımda atması çok hoş&#8230;ama biraz da ayaklarımda atsın&#8221; dedi ve beni aşağı bastırdı&#8230;diz çökmüştüm önünde&#8230;tablodakinin aynısı olmuştu görüntümüz&#8230;ne yapacaktım nasıl yapacaktım emin değildim&#8230;yüzümü yaklaştırdım gayri ihtiyari ayaklarına&#8230;çıplak bıraktığı ayağını yüzüme bastırdı yavaşça, tam yanağıma&#8230;yüzüm alev alevdi,o bastırdıkça nabzımı hissedebiliyordum tabanında&#8230;nabzım belirginleştikçe o bastırıyordu&#8230;ayağını kulanarak başımı çevirdi,şimdi burnum ve dudaklarım tabanındaydı ve teninin aroması başımı döndürüyordu, bu dükkandaki hiç bir uyuşturucu bu hale getiremezdi insanı&#8230;kokusu sinirlerimi uyardıkça iştahlanıyordum..dudaklarımı araladım hafiften tadı daha da arttırdı sarhoşluk etkisini&#8230;o yüzümle oynadıkça ben kayboldum, ben kayboldukça o tabanlarıyla yeniden yarattı beni, ben her yeniden varoluşumda biraz daha cesaretlendim, cesaretlendikçe yeni bir mana kazandım tabanlarının altında, kelimelendiremiyordum ne ozaman ne de şimdi, ama anlıyordum, kader, yazgı, tesadüf, karma adı her ne haltsa&#8230;apaçık bulmuştu beni bir şekilde işte!..bu yazgının tohumları Jamaica&#8217;da bir tarlada atılmıştı, zenci bir çiftçi yetiştirmişti onu, tek motorlu ufak bir uçağı olan biri Amerikalıya satmıştı yazgımı, o da ülkesine getirmişti, ordan Bronx&#8217;a, California&#8217;ya Vegas&#8217;a gitmişti, bir ro-ronun içindeki arabalardan birine zulalamıştı bir Türk ve Avrupa&#8217;ya gelmişti yazgım o zulada, sonra yazgım abime bu dükkanı bana teslim ettirdi, sonra J.J kuzeninden bir telefon aldı ve yazgımı getirdi bana J.J ve işte şimdi o yazgının sonucunun yada yazgının ta kendisinin ayaklarının altında anlıyordum tüm anlamımı&#8230;iliklerime kadar mutluydum, ufalmak hiç bu kadar keyifli olmamıştı&#8230;</p>
<p>kemerini çıkardı zincir deri karışımı değişik bir kemerdi&#8230;saçımdan tutup kaldırdı başımı&#8230;kemeri boynuma geçirdi&#8230;sıktı&#8230;inledim huzurla&#8230;ışıldadı gözleri, ben yutkunurken, gülümsedi gene kıvırarak dudağını&#8230;ve &#8220;hoş geldin yeni hayatına oyuncağım&#8221; dedi&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Plastik Kablo ve Zavallı Bilekler (Onur666)]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/22/plastik-kablo-ve-zavalli-bilekler-onur666/</link>
<pubDate>Tue, 22 Apr 2008 11:39:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/22/plastik-kablo-ve-zavalli-bilekler-onur666/</guid>
<description><![CDATA[Zihnimde mi yankılanıyordu bu ses yoksa 1 metre kadar üzerinde sallandığım taş zeminde mi, emin deği]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Zihnimde mi yankılanıyordu bu ses yoksa 1 metre kadar üzerinde sallandığım taş zeminde mi, emin değilim&#8230;ama gittikçe yaklaşıyordu&#8230;<br />
Eklem yerlerim bilmem kaçıncı saatten sonra yalvarıp bağırmayı bırakmıştı&#8230;şimdi sadece, ince ama keskin bir sızı kalmıştı plastik kabloların sardığı ve tüm ağırlığımı taşıyan -en zavallı yerim olan- bileklerimde&#8230;<br />
<img style="vertical-align:middle;" src="http://secondarts.files.wordpress.com/2007/11/angel-in-bondage-by-jm.jpg?w=250&#038;h=200" alt="" width="250" height="200" /><br />
TAK!TAK!TAK!<br />
duyuyorum sigarasının dumanını üflüyor şimdi!&#8230;duruyor&#8230;bilmiyorum ne kadar yakın bana&#8230;bilmiyorum,lanet bantlardan göremiyorum,o görüyor mu beni&#8230;ve bilmiyorum ne kadar dayanır bileklerim&#8230;ama o biliyor&#8230;herşeyi bildiği gibi&#8230;ve görüyor ve bekliyor&#8230;ne kadar daha direnebilirim teslim olmamaya&#8230;teslim olmamak mı(?)&#8230;burda tavanda asılı olan kim be adam!neden direniyorsun mini minnacık olmamaya&#8230;ya da nasıl direnirsin hala&#8230;tek gerçek direnç bileklerinde şimdi&#8230;kan sızan,morarmış zavallı bileklerinde&#8230;<br />
<!--more--><br />
&#8220;yaptığın holywood,sibel can ve isveç diyetlerinden daha çok işe yaramış bak benim belirlediğim şeyleri yemen&#8230;ve tabii ki içmen&#8230;&#8221; aklımda dönüp duruyordu her kelimedeki dehşetengiz vurgusuyla bu son cümlesi,ben paslı,kırık eski aynada, gerçeğimden daha az zavallı olan yansımama bakarken&#8230;<br />
morluklar,çizikler ve kabuk bağlamaya yüz tutmuş yaralarla kaplı derimin altında eski birikimlerimden eser kalmamıştı&#8230;ki açık açık görebiliyordum, hala şiddetle inip kalkan göğüs kafesimi sarmalayan kaburgalarımı&#8230;<br />
tavanda geçen bir kaç geceden sonra yere inmiş olmama sevinemiyordum artık&#8230;zira soğuk taş zemin,temas etmeden daha sıcak görünüyordu bana&#8230;</p>
<p>3 gün&#8230;3kere ışık girdiğini gördüm, şu ufak pencere bozması gedikten&#8230;demek ki 3 gün olmuş, en azından bayılmadan 3 kere gördüm ordan güneşe ait olduğunu umud ettiğim ışığı&#8230;peki ne kadar bilinçsiz yattım&#8230;GÜNLERDİR BURADAYIM ALLAHIM!&#8230;buranın dışında bir yerlerde bir hayatım vardı..belki bir iki gün sorun olmazdı&#8230;ama en iyi ihtimalle bir haftadır burdayım&#8230;</p>
<p>bilmiyorum&#8230;emin değilim&#8230;gerçekten istemesem, kimin gücü yeterdi ki aslında buna&#8230;bu tutsaklığa&#8230;dillema tepelerinde dolanıp durmak bedenimdeki zonklamalardan daha rahatsız edici&#8230;<br />
kaç gün oldu&#8230;bu neden bu kadar önemli&#8230;hep yeni bir hayat istememiş miydim?peki ya o mermerden oyulmuş surattaki gülümseme ne demişti sana:&#8221;yeni yaşamına hoş geldin&#8230;&#8221;</p>
<p>gerçekten inanmamıştım arabasının bagajına sığacağımı söylediğinde&#8230;sonuçta küçük bir arabaydı&#8230;ama fiyakalıydı&#8230;</p>
<p>sarsıntılardan önce rahat bile sayılırdım. aslında..bir süre asfalt yolda ilerledik&#8230;ama sadece bir süre&#8230;sonra sekmeler ve zıplamalarla çalkalanmış kola gibi hissetmeye başladım kendimi&#8230;ellerim boynum ve bacaklarım mühendis işi bir el becerisiyle bağlanmıştı&#8230;-küçükken- kurbanlık hayvan taşındığını çok görmüştüm böyle&#8230;.bir cenin pozisyonundayım ve kordonum beni kıskıvrak yakalamış..ne ironik, oysa hiç birzaman iddia etmemiştim doğuştan bir köle olduğumu&#8230;&#8221;i was born to die!&#8221; ve kabinin içine sızan şarkıdan dilime takılan buydu&#8230;<br />
araba durdu&#8230;müzik durdu&#8230;Tak!Tak!ayak sesleri&#8230;ve dev silüetinin ardında sonsuz bir ışıma&#8230;sonunda gelmiştim mezbahama&#8230;</p>
<p>plastik kablo ve zavallı bilekler: son/mutlakiyet</p>
<p>Konsatrasyon,adaptasyon&#8230;</p>
<p>O kadar çok gürültü geliyordu ki aralık kalmış pencereden&#8230;hava da bir ayaza yazmış gece&#8230;hele hele kaba etlerse açıkta kalan, böylesi rüyalar pek normal&#8230;ancak o sesler&#8230;dışarlıklı sesler&#8230;zerzevatçı,sucu ve tüpçü&#8230;ne olurdu tamamalyabilseydim rüyamı&#8230;ne olurdu bir 15 dakika geç başlasaydınız bu sabah mesaiye&#8230;<br />
şimdi yattığım yerde düşünüyorum,&#8217;nedir elimde kalan ve nedir aslolan;<br />
&#8220;yıldızlaaaar suuuuu ve badades soğaaaan!&#8221;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kolenin Aski, Ve Kapanan Pencereler.. (Jason Bourne)]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/21/kolenin-aski-ve-kapanan-pencereler-jason-bourne/</link>
<pubDate>Mon, 21 Apr 2008 19:17:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/21/kolenin-aski-ve-kapanan-pencereler-jason-bourne/</guid>
<description><![CDATA[Aşkın, BDSM oryantasyonuna halel getirdiğine, bu özel duruşun tutkusuna zarar verdiğine inanırdım ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Aşkın, BDSM oryantasyonuna halel getirdiğine, bu özel duruşun tutkusuna zarar verdiğine inanırdım &#8220;asıl ben&#8221;i henüz keşfettiğim yıllarda.</p>
<p>Büyük konuşurudm bu mevzuuya dair o sebeple..Hem de çok büyük.</p>
<p>Ve Tanrı&#8217; nın en büyük hazlarından birisinin, büyük konuşan kullarına o büyük lokmaları yalatıp yutturmak olduğunu da pek bilmezdim, ama gün geldi, öğrendim.</p>
<p>Bundan yaklaşık üç bucuk yıl önce yuttum o büyük lokmaları. Aniden aklıma düşüşünün sebebiyse, acımı katladı. Öğrendim ki, o zamanlar, o da bana aşıkmış.</p>
<p>O aşkı hükmetmenin doğasına serpiştirip yakıştıramadığından, ben aşkımı köleliğimin önüne geçer mi diye tedirgin olduğumdan birbirimize söyleyemedik.<br />
<img style="vertical-align:middle;" src="http://www.mcclub.sm/accessori/fotohomeartisitico.jpg" alt="" width="300" height="250" /><br />
Şairin dediği gibi, &#8220;Gözleri, kıyametim olurdu&#8221; o zamanlar&#8230;</p>
<p>Geri çekilir miydiniz? Size yaklaşan hazdan kaçar mıydınız? Sizi mahvolmaya razı edecek bir hazzın ışıklarıyla gözlerinizin kamaşmasından korkar mıydınız?</p>
<p>Beraber mahvolacağınız birini bulmak&#8230;<br />
<!--more--><br />
Bu bir şans mı, şanssızlık mı?</p>
<p>Belki öyle birini aramayız, korkarız öyle bir arayışa girmekten ama ya karşımıza çıkarsa o, sıradan mutluluklarla mutsuzlukların sınırladığı hayatımızı parçalayacak, bize varlığından bile haberdar olmadığımız zevkler verecek, bizi elimizden tutup yok oluşun kenarına etimizi hazdan uyuşturarak götürecek birine rast gelirsek&#8230; İşte sahibim olan kadın, öyle biriydi.</p>
<p>Doğuştan sahip olduğum, memleketim, dinim, adım v.b. hakedilmemiş, otomasyon olarak beraberimde gelen sıfatlarımdan, çalıp emek vererek kazandığım sıfatlara, kariyerime varıncaya dek hepsinden bir celsede vazgeçmek, ve sahip olacağım tek sıfatın &#8220;O&#8221; na ait olmaktan ibaret kalmasını istemiştim. Her insanın, oranları değişmekle beraber sahip olduğu &#8220;emniyet kemer&#8221; lerinden soyunup sadece bana reva göreceklerine adamıştım kendimi. Ve her gün, binlerce erkeğin binlerce kadına sarfetiği &#8220;aşk&#8221; bence böyle yaşanması gereken bir cesaretti.</p>
<p>Esareti kabullenişim, cesaretimden değil miydi. Kölelik bu yüzden herkesin harcı olamayacak kadar özel bir sıfat değil miydi?</p>
<p>Evet, kesinlikle öyleydi. Ama o da ben de aşkın hummasından zihnimize inen perdeyi aralamayı beceremedik.</p>
<p>&#8220;Benimle yokluğa yürürsen sana varlığında tatmadığın bir zevk vereceğim,&#8221; derdi gözleri&#8230;Ve ben yürümekte bir an olsun tereddüt etmedim. Ama &#8220;Size aşığım&#8221; diyemedim. O da diyemedi.</p>
<p>Lilith&#8217; in soyundan geldiğine inandığım dominant kadınların, diğer kadınlardan farklı olarak hayatımıza kattıkları o akıl almaz ve delilik sınırına yaklaştıran tutkunun bir benzeri var mıdır. Tanrı neden bu dehşet verici güzelliğin içine bazılarımızı salarken aşkı bunca renk içinde sadece GRİ renkte bıraktı?</p>
<p>Domme kadınların, başka hiçbir zaman, başka hiçbir yerde söyleyemeyecekleri sözcükleri fısıldayan dudakları, onların içlerinde bir başka canlı gibi taşıdıkları dişiliklerini ılık ve telaşlı soluklarıyla nasıl yeniden doğuruyor, terli saç dipleri, istekle gerilen bereketli kasıkları, kölelerinin enzimleriyle yakamozlanan tabanları, kapanan gözleriyle ölümün büyük unutuşuna dokunarak, nasıl yeni bir hayata ancak özgürlüğümüzü öldürerek can veriyor?..</p>
<p>O kadar benden, tenimdendi ki, herhangi bir yerde adı zikredilerek &#8220;&#8230;&#8230; kim?&#8221; diye sorsalar, &#8220;Benim&#8221; demekten imtina etmezdim.<br />
O kadar korkardım ki onun hayatıma dokunmaktan vazgeçmesinden, uyurken göz kapaklarına gizlenmek ve hiç çıkmamayı dilerdim.</p>
<p>Birbirimize aşkımızı hiç söyleyemedik.</p>
<p>O bna bunu itiraf etseydi, gözümde zayıf düşmesi ya da dünyevileşmesi şöyle dursun, her hücremi uğrattığı işgal daha da büyür, zaten katışıksız olan itaatim ve sadakatim bambaşka bir renk kazanırdı.</p>
<p>Ben de ona itiraf ettiğimde aramızdaki katmanların nasıl değişeceğini bilemediğimden hep korkmuştum.</p>
<p>O yıllarda, bana dair hislerinin sadece bildik domme duyumsamalarından ötede bir coğrafyada olduğunu hissetmiştim ama inanmama engel olmuştu duyduğum ürperti.</p>
<p>Uzun zaman öncesinde bir yıla yakın zaman boyu ilişki yaşadığım bir kız arkadaşıma rastlamıştık. Sahibem masada kahvesini yudumlarken ben kitap reyonundan alışveriş yapıyordum. Daha teslimiyetimin başlangıcında &#8220;sosyal hayatım ya da kadınlarla birlikteliğim noktasında özgür olduğumu, tenimin değil, ruhum ve kişiliğimin paha ettiğini söylemiş ve sınırları netlemişti. Buna rağmen bir başka kadınla beraberlik bir yana, tenime bir başkasının değmesinden dahi irite olacak kadar bağlanmıştım O&#8217; na&#8230;</p>
<p>Rastlaştığım eski sevgilimle birbirimize hal hatır sorduktan sonra, sarılarak vedalaştık. Ben, eski sevgilimin içinde hep ukdeydim. O da bu ukdeyi hissettirircesine sevgiyle sarılıverdi bana. O bana sımsıkı sarılmış haldeyken, omuzlarının arkasından beni izleyen Sahibemin gözlerindeki ifadenin kanatıcı öfkesini görmüştüm.</p>
<p>Ve işin kötü yanı, o da bunu &#8220;gördüğümü&#8221;, kokusunu aldığımı anlamıştı.</p>
<p>Domme kadınların diğer bildik kadınlarla ortaklaşa yegane paydalarından biri de bu çığlık atarak çok şey söyleyen bakışlarıdır. O sıradaki ses, gerçekten hem ürkütücü hem de çok üzücüdür.</p>
<p>Çünkü yapmaya hazırlandığı hareketin, bütün hayalleri ebediyen yok edeceğini bilir.<br />
Erkek bu sesi duymadığında, kendini ve erkeğini hayat boyu yaralayacak hamleyi yapmak için yola çıkar.</p>
<p>Hemen hemen her konuda çok karmaşık duyguları, olayların her türlü ayrıntısını tek tek fark eden büyük bir algılama yeteneği olmasına rağmen kadının intikamı genellikle tek ve basit bir hamledir.</p>
<p>Bir erkeğin canını en fazla bir başka erkeğin acıtacağını içgüdüleriyle bilir.</p>
<p>Bu darbeyi indirmeden önce sesi yeniden yumuşar, davranışları sokulganlaşır, erkeğin kendini tamamıyla güvende hissetmesini sağlar, ruhundaki yarayı ve intikam isteğini saklar.</p>
<p>Kaplanın pençesi açılır.</p>
<p>&#8220;Hedefinin&#8221; iyice yakına gelmesini sağlar.</p>
<p>Erkeğin kendini iyice güvende hissettiğine, iyice kendine yakın durduğuna inandığında da vurur.</p>
<p>Kendilerini kibrin körlüğüne kaptırmış bütün erkekler bu pençe indiğinde şaşırırlar.</p>
<p>Daha önceki bütün işaretlere, gözyaşlarına, soğuklaşan sese, gizli yakarışlara, yeniden beliren yakınlığa karşın erkek tamamen hazırlıksız yakalanır.</p>
<p>Ait olduğum o hanomefendi gibi vahşi olanlar, tarih boyunca unutulmayacak ve dilden dile gezecek bir biçimde, erkeğin bütün varlığını, güvenini, ruhunu parçalayacak bir şahmerdan gibi korkunç bir vuruşla alırlar intikamlarını.</p>
<p>Kalabalıkların önünde yaralanan kadınlar ise intikamlarını kalabalıkların önünde alırlar.</p>
<p>Ondan sonra ağlayan, yakınan, söylenen, Victor Hugo&#8217;nun deyimiyle &#8220;sevilmediği için bayağılaşan&#8221; erkekler görürsünüz.</p>
<p>Böyle bir darbe aldığında ağır biçimde yaralanmayan bir erkek yoktur.</p>
<p>Ve, bu darbe bir erkeğin kendi varlığının çevresinde oluşturduğu parlak zırhı parçalar, onun altından onun varlığının özü çıkar.</p>
<p>Sanırım bir erkeğin nasıl biri olduğunu en iyi bu zamanlarda anlarsınız.En derininde gizli olan, bir ceset gibi suyun yüzüne vurur.Bayağılığı, çirkinliği, güçsüzlüğü, ucuzluğu ya da tam tersi soyluluğu, gücü, zarafeti böyle zor durumlarda anlaşılır.<br />
Erkeklerin aralarındaki farkları onların acıyı taşıma biçimlerinde görürsünüz.</p>
<p>Çünkü o pençe ruhlarına yapıştığında hiçbiri kendini saklayamaz.</p>
<p>Benim derinliklerimden, suyun üzerine çıkan suretse aşkım olmuştu sadece. Ve ben, o hamleyi ancak aşık bir kadının yapabileceğini tahlil edemeyecek kadar karmaşıktım o yıllarda.</p>
<p>Bir gün, her zaman olduğu gibi Moda&#8217; daki evine çağırdı beni, gittim.</p>
<p>İçeri girer girmez dizlerimin üzerinde beklemeye koyuldum. Her taşı hafızama mühürlü o upuzun koridordan yüksek ökçeli çizmeleriyle ağır adımlarla yürüyerek karşıma geldi. Merhametsizliği, gücü, sevgiyi, tutkuyu, öfkeyi, huzuru aynı anda emziren o düş kapanı gibi gözlerine bakmam için eliyle çenemde tutarak kafamı kaldırarak, şöyle demişti bana;</p>
<p>- Bitti Burak, artık özgürsün. Çıkıp gideceksin, ve bana gerekçeme dair tek soru sormayacaksın.</p>
<p>O cümlenin bitiminde yüreğimdeki sarsıntıyı, ruhumun nasıl acıdığını bugün dahi aynı tesirle hatırlıyorum. Gözlerimdeki yakarışı, bakışlarını kaçırmadan izlemeye çalıştı, yapamadı. Salona doğru yürüyerek sigarasına uzandı. Arkası bana dönük olduğu halde ağızlığına takarak yaktığı sigarasından derin bir nefes çektikten sonra &#8220;Sana git dedim&#8221; diyerek koltuğa oturdu.</p>
<p>Evden çıkıp, gözlerimden akan sicim gibi yaşlarla merdivenleri indim. Yere yıkılmamak için kendimle savaşıyordum. Sokakta yürüyerek ilerlerken hayata felç inmesinin ne demek olduğunu ilk kez deneyimledim, tattım. Nasıl ki gözlerine izni olmaksızın başımı kaldırıp bakamıyor idiysem, o anda da geri dönüp pencereden sırtıma dek işleyen bakışlarıyla karşılaşmaya cesaret edemiyordum. Ama biliyordum, benim gidişimi izliyordu&#8230;</p>
<p>Yıllar sonra öğrendim ki, benim soğuk umarsız bir ifade görmekten korkarak geri dönüp bakmadığım o gözlerde sadece mayıs sabahlarının kızıllığını andıran bir uykusuzluk ve gözyaşı varmış.</p>
<p>Keşke baksaydım.</p>
<p>Keşke baksaydım ve ona aidiyetimin ilk ve son itaatsizliğini yaparak kapısına gelerek gözlerinin en dip noktasına kitlenerek &#8220;Siz söylemeseniz de biliyorum. Ama ben söyleyeceğim. Kendi tenimden, canımdan, hayata dair her şeyden daha fazla seviyorum sizi, sonsuz bir aşkla titriyorum, ve bu hep böyle kalacak. Sizin bana duyduğunuz aşk, sadece çok az köpeğe nasip olacak ayrıcalıklı bir gurur yaşatacak bana. Gücünüze duyduğum hayranlık artacak&#8230;&#8221; diyebilseydim.</p>
<p>Ne O söyleyebildi, ne de ben.</p>
<p>Ben o pencereye dönüp bakamadım.</p>
<p>Hayatı ıskalamamanın en önemli yaşam sanatı olduğunu daha iyi biliyorum artık.</p>
<p>O Pencere, hem O&#8217; nun hem de benim geleceklerimizin, mutluluğumuzun üzerine kapandı.</p>
<p>Söyleyemedik işte, Tanrı ve hayat bizi affetsin&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dominant, Guclu Ama Yalniz Kadinlar (Jason Bourne)]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/21/dominant-guclu-ama-yalniz-kadinlar-jason-bourne/</link>
<pubDate>Mon, 21 Apr 2008 19:05:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/21/dominant-guclu-ama-yalniz-kadinlar-jason-bourne/</guid>
<description><![CDATA[Her birimizin hayatlarının başkenti, güçlerine pazarlıksız teslimiyet için hayatlarımızı emnyet keme]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Her birimizin hayatlarının başkenti, güçlerine pazarlıksız teslimiyet için hayatlarımızı emnyet kemerlerinden sıyırarak ellerne bıraktığımız dominant kadınlar.</p>
<p>Özde hükmetmeyi, yönetmeyi, kontrolü seven, ama her biri Tanrı&#8217; nın ruhlarına üflediği farklı doğalar farklı karakterlerle hayatlarını sürdüren dominant kadınlar var.<br />
<img style="vertical-align:middle;" src="http://www.smh.com.au/ffximage/2007/11/16/Mistress_071116113752701_wideweb__300x375.jpg" alt="" width="200" height="250" /><br />
Ve her nedense güçlerine, bağımsız duruşlarına hayranlık duyduğumuz bu kadınların ciddi bir çoğunluğunun ne kadar onulmaz bir yalnızlık acısıyla, ne denli tuhaf gel-gitler yaşadıklarını göremez çoğumuz.</p>
<p>Onlar her ne kadar &#8220;Tanrıça&#8221; nitelemesiyle anılsalar da yalnızlığın, onları da yaratan Tanrı&#8217; ya mahsus olduğu gerçeği, tenlerimizi tutuşturan aidiyet tutkusunun önüne geçemez.</p>
<p>Hizmet edebilmek ve hazlarına adanmak üzere biraraya geldiğiniz o kadınların, siz ayrılıp geri döndüğünüzde nasıl bir koza içine girdiğini düşündünüz mü hiç. Beni çok yaralar işte bu, hem de çok&#8230;<br />
<!--more--><br />
Yalnızlıklarını paylaşmak ya da deşifre etmeyi, tıpkı kölelerle sex yapmak kadar tartışılmaz bir dogma sayan kadınların yalnızlıkları hiçbirimizin ıssızlığına benzemeyecek kadar çığlık çığlığa ve ürperticidir.</p>
<p>Sadece bir kaç saat önce hayatınızı avuçları içinde küçücük bir saka kuşunu kavrarcasına tutan o hanımefendinin sessizliğe büründükten sonraki ruh rengini bilir misiniz?</p>
<p>Endorfin, ter, kan ve toksinlerle bezeli o mekandan geride kalanl aksesuar ve aparatlar toparlanıp gardroplardaki istirahatgahlarına çekildikten sonra buz gibi acıbadem sütleriyle makyajlarını temizleyen dominantların, cenin misali dizlerini karınlarına çekerek nevresimlerine şevkat beklercesine nasıl sarıldıklarını göremezsiniz. Görmenizi de istemezler. Bu hallerini zayıflık ya da güçsüzlük gibi sığ sıfatlarla başlıklandırmanızı istemez, tahammül edemezler çünkü.</p>
<p>Oysa bence en güçlü anlarındandır bu dominant kadınların. Herhangi bir erkeğin gölgesine ya da bir dost kucağına değil, yine ve sadece kendilerine sığınacak kadar güçlüdürler. Halbuki yalnızlıkları ve yüreklerindeki öksüzlüklerini de tamlayabilmesi gerekmez mi esaretlerindeki kölelerin?</p>
<p>Nedense güçleri ve karakteristik farklılıklarına karşın onların da kadın olduklarını unutur çoğu. Ki bence bu bencilliğin zirvesidir. Sadece inandıkları ve daima görmek istedikleri o dimdik ikonayı isterler. Latexlerin ardındaki tenin de duygularla ürpererek acıyabileceğini pek düşünmezler.</p>
<p>Akşam çökerken, karlı dağların arasından ilerleyen adam ıssız bir yamaca dayanmış bir ev görür.</p>
<p>Eve yaklaştığında kapı açılır ve elinde tüfeğiyle, düşman bakışlı genç bir kadın belirir.</p>
<p>- Hemen git buradan, der, yoksa ateş ederim.</p>
<p>Adam yorgundur, açtır, uykusuzdur, yaralıdır.</p>
<p>Sadece o geceyi geçirecek bir yer aradığını, kötü bir niyeti olmadığını anlatmaya çalışır ama kadın hep aynı cümleyi tekrarlamaktadır.</p>
<p>- Hemen git buradan, yoksa ateş ederim.</p>
<p>Kadının kararlı olduğunu gören adam çaresizce arkasını dönüp yürümeye başlar. Kadın, ya adamın yıkılmak üzere olduğunu anlatan bitkin yürüyüşüne acıdığından ya da adamın gerçekten sığınmaktan başka bir niyeti olmadığını sezdiğinden arkasından seslenerek çağırır.</p>
<p>- Gel.</p>
<p>Adamı eve alır. İçerde bir de bebek vardır.</p>
<p>Yemek ısıtıp adama verir. Sonra ona, alet edevatın durduğu soğuk bir odada yer gösterir.</p>
<p>Adam o kadar yorgundur ki, bir yatağın olmamasına aldırmaz, yere bir battaniye serip yatar.</p>
<p>Biraz sonra kapısı açılır ve geceliğiyle kadın gözükür.</p>
<p>- İstersen, der, içerde yatabilirsin.</p>
<p>Adam eşyalarını toplayıp içeri girer, kadının yatak odasında ne yapacağını bilemeden ayakta durur.</p>
<p>Kadın, adama bakar,</p>
<p>- Yanıma yatıp, başka bir şey yapmadan bana sarılır mısın?</p>
<p>Adam kadının yanına yatar, kadına sarılır. O halde birlikte uyurlar.</p>
<p>Amerikan İç Savaşı&#8217;nda yaşanan dramları anlatan filmdeki birçok acı içinde galiba beni en çok etkileyen, kocası savaşa gittikten sonra o dağ başında yapayalnız yaşayan kadının o cümlesi oldu.</p>
<p>- Yanıma yatıp, başka bir şey yapmadan bana sarılır mısın?</p>
<p>Hem ruhları hem tenleri, duyguların ve dokunuşların binbir çeşidine açık ve duyarlı olan kadınlar hayatın içinde tek başlarına kaldıklarında, hissettikleri yalnızlık bir erkeğinkinden çok daha yoğun ve derin olur. İçlerinde gezdirdikleri o ıssız bahçelerden yükselen yabanyemişi kokularının keskinliğini, seslerinin hafifçe solduğunu, neşeli gülüşlerin altında bir hüznün ve asla itiraf edilmek istenmeyen bir ürkekliğin fısıltısının titreştiğini hissedersiniz.</p>
<p>Çalınmayan bir piyano gibi dururlar hayatın içinde, tuşlarının tozlanacağından, bir daha hiçbir zaman o eski parlak tınılarının duyulmayacağından endişe ederler. Geceleyin, gün boyu hangi kimlikle dolaşıyorlarsa o kimlikten soyunup yalnız bir kadın olduklarında, yataklarına yorgunca otururlar.</p>
<p>Siz, o evi terkederken kürek kemiğinizdeki kamçı acısıyla sızlarken, onlar ıssız yataklarında &#8220;aslında en güçlü oldukları&#8221; hallerini gizlemekten yorgun, ve sizdeki sızıdan daha büyük bir acıyla kalakalırlar. Ve belki de bu ıssızlığı sonlandıracak şu cümleyi telaffuza cesaret ettiklerinde değişecektir hayatları;</p>
<p>- Yanıma yatıp, başka bir şey yapmadan bana sarılır mısın?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kadinlarin Golgesi (Jason Bourne)]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/21/kadinlarin-golgesi-jason-bourne/</link>
<pubDate>Mon, 21 Apr 2008 18:46:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/21/kadinlarin-golgesi-jason-bourne/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Köle&#8221; sıfatına haiz, bu yaftayı taşıyarak yaşamını taçlandırmayı seçenlere, kutbun diğe]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#8220;Köle&#8221; sıfatına haiz, bu yaftayı taşıyarak yaşamını taçlandırmayı seçenlere, kutbun diğer ucunda yaşayan domme kadınlar tanışma seremonilerinde bir çok soru sorarlar.</p>
<p>Adımızı, mesleğimizi, ikamet ettiğimiz lokasyonu, sınırlarımızı ya da sınırsızlıklarımızı v.b.</p>
<p>Ama tuhaftır ki, çok azı en keskin ve yanıtı her şeyi tek celsede nete getirecek o soruyu sorar.</p>
<p>&#8220;NEDEN KÖLESİN?&#8221;<br />
<img style="vertical-align:middle;" src="http://thememoryartist.files.wordpress.com/2007/10/shadow-woman.jpg?w=250&#038;h=250" alt="" width="250" height="250" /><br />
Her birimizin bu soruya vereceği yanıtlar muhteliftir şüphesiz. Fakat benim, sayısını anımsayacağım kadar nadiren karşılaştığım bu soruya yanıtım hep aynıdır. Kadınların hem mental, hem de kimyasal üstünlüklerine yürekten inandığım için&#8230; Tanrı her birinin doğasına ruhundan bu gücü üflemiştir, kimileri keşfeder, kimileri yaşadıkları sosyal çevre ve türlü etkenler yüzünden tetiklenemediğinden DNA&#8217; larında yatan bu kudretten bihaber yaşantısını sürdürür.</p>
<p>Erkeksi, daha kaba, daha sert olan erkek, aldatıldığını ancak kadın kendisine söylediğinde anlıyor. Daha kırılgan, daha zayıf, hatta daha kadınsı olan erkek ise aldatıldığını kadının davranışlarındaki çok küçük değişikliklerden seziyor. Ama ikisinin de aldatılmaya tepkisi hemen hemen aynı. İkisi de aynı soruları soruyorlar.<br />
<!--more--><br />
İlk öğrenmek istedikleri &#8220;diğer herifin&#8221; yatakta nasıl olduğu, nasıl seviştiği.<br />
Bir kadın asla bu sığ sularda debelenmez. Ve hatta bir kadını, beraber olduğu erkeğin bir başka kadınla sevişmesinden daha çok, o kadına sarılarak uyuması ya da duygusal titreşimler yaralar.<br />
Bir örümcek türü var.</p>
<p>Garip bir biçimde çiftleşiyorlar, çiftleşirken erkek vücudunu dişinin başının önüne doğru eğiyor.</p>
<p>Çiftleşmeye başladıklarında, ikisinin bedeni bütünleştiğinde, dişi örümcek de erkeği yemeğe başlıyor.</p>
<p>Erkek dişiyi döllerken, dişi erkeği yiyor.</p>
<p>Çiftleşme bittiğinde erkek de kelimenin gerçek anlamıyla bitiyor, dişi onu yemiş oluyor.</p>
<p>İki örümcek çiftleşmeye başlarken, erkek bunun kendi sonu olacağını, öleceğini biliyor.</p>
<p>Ama birlikte olmak nasıl bir haz veriyorsa, erkek ölümü, öldürülmeyi, parçalanmayı daha baştan kabul ediyor.</p>
<p>Doğa bazen böyle insafsız şakalar yapıyor. Ölüm gibi her canlıyı ürküten büyük bir tehdit yarattıktan sonra, o tehdidi bile unutturabilecek inanılmaz bir haz yaratabiliyor. Ve, eğer o hazzı size tattıracak birine rastlarsanız yok olmaya aldırmıyorsunuz.</p>
<p>Bütün hayatınızdan vazgeçebiliyorsunuz.</p>
<p>Biriktirdiğin ne varsa, para, ün, itibar, aile, iş bir kenara itebiliyorsunuz. Ölüm korkusundan bile daha büyük bir cazibeye dokunabilme karşılığında, ölümden bile beter olana, canlı canlı yenmeye, yavaş yavaş tükenmeye ve üstelik o tükenişten zevk almaya koşuyorsunuz.</p>
<p>Alıyorsunuz da&#8230;</p>
<p>Daha da beteri, siz ölümü bile aşan muhteşem bir hazzı yaşarken, size bakanların, sizi seyredenlerin, böyle bir hazzı hiç tatmamış, varlığından haberdar olmayanların, kendi küçük limanlarında küçük sandallarıyla gezmenin olağanüstü yolculuklar olduğunu sananların, sizi küçümseyeceğini, ne karşılığında hayatınızdan vazgeçtiğinizi anlamayacağını, sizi akılsız bulacağını biliyorsunuz.</p>
<p>Aşksız bir sevişmenin, bir kadının bilincinin gizli bölmelerinde nasıl değerlendirildiğini, kendisini bundan dolayı farkında olmadan nasıl suçlayabileceğini kim bilebilir?</p>
<p>Bir kadın sadece sevişmek için değil ama &#8220;o erkekle&#8221; sevişmek istediği için, &#8220;o erkeği&#8221; sevdiği için seviştiğini düşündüğünde, ruhun her zaman affedilmeye hazır istekleri, bedenin her zaman suçlanan arzularına kendi damgasını vurmuş oluyor, &#8220;aşk&#8221; sevişmeyi kutsuyor, onu ruhun erdemli çeşmesinde yıkayarak yeniden vaftiz ediyor.</p>
<p>Ama biz erkekler sadece içine sıkıştığımız dakikaların telaşıyla kendi sığ sularımızda boğuluyoruz.</p>
<p>Yeni bir hayatın oluşumu için gereken fizyolojik şartları oluşturmak için neden Tanrı bizleri değil de kadınları seçti dersiniz? Neden bir hayatı dünyayla buluşturabilenler biz değiliz de kadınlar? Neden onlar doğurganlık gibi kutsal bir emanete bizden daha çok layık görüldüler. &#8220;Pipi&#8221; lerimizin ucundan ayıklanacak bir kaçmilimlik et parçasının korkusuyla ağaç tepelerine tırmanan erkeklerden kaçı o sürecin birbirinden sancılı anlarını empatiyle düşündü?</p>
<p>Ben, günahı severim. Bu sevgi, bir günahkar olmamdan, günahın baş döndürücü girdaplarında kayboluşun olağanüstü hazlarına düşkünlüğümden değildir sadece.İnsanoğluna sunulabilecek en büyük ödül olan cennette doğmalarına rağmen Havva&#8217;yla Adem&#8217;in uğruna o cennetten kovulmayı bile göze almaları bize günahın çıldırtıcı çekiciliği hakkında bir fikir verir zaten.</p>
<p>Tanrı&#8217; ya en yakın olan ilk insanın kanına ilahi güçten daha çok nüfuz edebilen tek güçtü kadın.</p>
<p>Dominant güdülerinin farkında olmayan kadınların dahi gözlerinde, tavırlarında şu özgüveni görürsünüz, adeta derler ki; &#8221; Şu koca dünyada, yanında ben olmadan, tek başına hiçbir şeyi kusursuz yapamayacağını biliyorum; ikimiz birlikte olmadan, kadınları baştan çıkarmada bile mükemmel olamayacaksın. Şimdi beni anlamaya başlıyor musun? Ben senin yaşamınım, hayatının diğer yarısı benim. Ben yanında olmazsam, sen ne tam bir insan, ne gerçek bir sanatçı, ne doğru dürüst bir oyuncu, ne de yolcu olabilirsin, aynı şekilde ben de sen yanımda olmadan gerçek bir kadın olamam.&#8217;</p>
<p>Erkeklerin belki de hiçbir zaman ulaşamayacağı böylesine korkunç bir bağlanışın şahikasına ulaştığında, kadın, yeryüzünde yaşayan herkesten ayrıldığına, eşsizleştiğine, kaderi değiştirecek bir gücü ele geçirdiğine inanır; öylesine koyu bir kedere ve öylesine parlak bir mutluluk hayaline sahiptir ki geceleyin gökyüzünde ışıklar içinde yanan bir gökkuşağı gibi yaşar.</p>
<p>En koyu karanlık ondadır. En yakıcı parlaklık da&#8230; İşte o zaman, büyük bir inançla fısıldar.</p>
<p>- Seni en çok ben severim&#8230; Kimse seni benim gibi sevemez.<br />
Hissettiği sevginin bütün engelleri yok edebileceğini haykırır.</p>
<p>&#8220;Bir yargıç gibi seni huzuruma çağırıyorum. Seni yepyeni bir yaşama uyandırmak istiyorum, yürümekte olduğun yoldan seni çekip alıyor, bağlı olduğun bütün kuralları söküp atıyorum, çünkü tüm bunlardan daha güçlüyüm, çünkü ben seni seviyorum.&#8221;</p>
<p>Sevdiği erkeğin aldırmazlığına, &#8220;alçaklığına&#8221;, yalanlarına, korkaklığına, sevgiyi kavrayamayan sığlığına rağmen bir çöl gecesi gibi ıssız ve soğuk geçen yaşamını bir mucizeye çevireceğine olan inancı hep o aşktan beslenir. Bir kadın, hissettiği ve kendisini değiştiren büyük aşkın erkeği nasıl değiştiremediğini, erkeğin, karşısında elmastan yontulmuş bir heykel gibi duran bu aşktan nasıl etkilenmediğini hiç kavrayamaz.</p>
<p>Aşık bir kadının korkusuzluğu, aşkına olan güveni, mucizelere olan inancı yanında herkes biraz korkak, güçsüz ve zavallı kalır. Sevdiği erkeğin kendisi kadar güçlü olamadığını görür kadın.Ona rağmen sevmekten vazgeçmez. Erkekteki bütün zaafları kendisinin iyileştirebileceğine, onun korkularını kendisinin geçirebileceğine, onun açgözlü mutsuzluğunu doygun bir mutluluğa çevirebileceğine olan güvenini hayatın kendisi bile sarsamaz.</p>
<p>Biz erkeklerse kadınların himayelerindeyken görkemliş kanatlarıyla gökyüzünde elipsler çizen albatrolslar gibiyizdir. Ama kadınlar eletek çekip bizi kendimizle bıraktıklarında hayatın güvertesine sertçe düşeriz. Ve tıpkı o güverteye düşen albatrosları pipolarıyla iteleyerek dalga geçen balıkçılar gibi, hayat da bizi dilediğince itekler.</p>
<p>Ama bir kadını asla.</p>
<p>&#8220;Seni en çok ben seviyorum,&#8221; demeyi bilmez bir erkek, ne bunu diyebilecek bir güveni, ne sevgiler arasında &#8220;en çok&#8221; olmasını sağlayacak bir rekabete tahammülü, ne bütün ruhunu karşısındakine açacak bir cesareti, ne de sevginin gücüne böylesine bir inancı vardır.</p>
<p>Sevginin ona hayatı değiştirecek bir güç vereceğine değil, onu hayatı kaybetmesine yol açacak bir güçsüzlükle sakatlayacağına inanır. Sevmek durmaktır. Erkek, durmaktan korkar, o kendi varlığını sadece hareket halindeyken hissedebilir çünkü, durduğunda saçları kesilen Samson gibi gücünü yitireceğini sanır.</p>
<p>Köle olduklarının idrakında olan erkekler ve idrak edemeyen erkekler vardır aslında. Özgür doğmayız. Her erkek, bir kadının rahminden doğar, ve kadınların gölgeleri ölene dek üzerilerine düşecektir.</p>
<p>Görebilenler vardır, ve göremeyenler.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Latin Phrases- IV (R-V)]]></title>
<link>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/21/latin-phrases-iv-r-v/</link>
<pubDate>Mon, 21 Apr 2008 17:14:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>dexagon</dc:creator>
<guid>http://dexphenomena.wordpress.com/2008/04/21/latin-phrases-iv-r-v/</guid>
<description><![CDATA[R =================================== Reddite ergo quæ Cæsaris sunt Cæsari et quæ Dei sunt Deo Sezar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>R</strong></p>
<p><strong>=================================== </strong></p>
<p>Reddite ergo quæ Cæsaris sunt Cæsari et quæ Dei sunt Deo<br />
Sezar&#8217;a Sezar&#8217;ın olanı, Tanrı&#8217;ya Tanrı&#8217;nın olanı verin. (Yuhanna İncili, İsa&#8217;nın sözü)</p>
<p>Radix malorum est cupiditas<br />
Açgözlülük bütün kötülüklerin anasıdır.</p>
<p>Reddite ergo quae sunt Caesaris, Caesari<br />
Sezar&#8217;ın hakkı Sezar&#8217;a.</p>
<p>Reductio ad absurdum<br />
Olmayana ergi (mantıkta bir metod)</p>
<p>Rem acu tetigisti<br />
Üzerine parmağınızı koydunuz (Tam üstüna bastınız, doğru tahmin anlamında)</p>
<p>Repetitio est mater studiorum<br />
Tekrar öğrenmenin anasıdır.</p>
<p>Requiescat in pace (R.I.P.)<br />
Barış (nur) içinde yatsın.<br />
<img style="vertical-align:middle;" src="http://www.schoyencollection.com/gothicbkscr_files/ms1276.jpg" alt="" width="200" height="350" /><br />
Res ipsa loquitur<br />
Halin icabından anlaşılabileceği gibi (Hukuk terimi: yani bir şey söylemeye gerek yok, olay kendi kendini anlatacak kadar açık)</p>
<p>Rigor mortis<br />
Ölüm katılığı (Bütün dillerde adlî tıpta halen kullanılan bir terim)</p>
<p>Roma die uno non aedificata est<br />
Roma bir günde kurulmadı<br />
<!--more--><br />
<strong>S</strong></p>
<p><strong>=====================================</strong></p>
<p>Sæpe morborum gravium exitus incerti sunt<br />
Çoğu zaman ağır hastalıkların sonucu belirsiz olur.</p>
<p>Salus ægroti suprema lex<br />
Hastanın iyiliği en üstün yasadır.</p>
<p>Sapiens dominabitur astris<br />
Bilge kişi yıldızlara hükmeder.</p>
<p>Sapientia est potentia<br />
Bilgelik güçtür.</p>
<p>Scio me nihil scire<br />
Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.(Socrates)</p>
<p>Semper fidelis<br />
Her zaman sadık (ABD Deniz Birlikleri dövizi) &#8211; çoğu zaman semper fi olarak kısaltılır</p>
<p>Senatus Populusque Romanus (S.P.Q.R.)<br />
Senato ve Roma Halkı</p>
<p>Sine qua non<br />
Olmazsa olmaz</p>
<p>Si tacuisses, philosophus mansisses<br />
Eğer sessiz kalmış olsaydın, bir filozof olarak kalabilirdin.</p>
<p>Si vales, valeo<br />
Sen iyiysen ben de iyiyim.</p>
<p>Si vis amari, ama<br />
Sevilmek istiyorsan önce sev.</p>
<p>Si vis pacem, para bellum<br />
Eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan.</p>
<p>Si vis pacem, para iustitiam<br />
Eğer barış istiyorsan adalet hazırla (üsttekine gönderme)</p>
<p>Sic<br />
Yani, böylece (basımda kullanıldığında dizgi hatası ya da yanlışlık olmadığını belirtir.)</p>
<p>Sic ad nauseam<br />
Bıkana kadar böyle.</p>
<p>Sic transit gloria mundi<br />
İşte dünyanın ihtişamı böyle geçiyor. (yeni Papa ilan etme törenlerinde söylenir)</p>
<p>Silent leges inter arma<br />
Savaş olduğunda kanunlar susar.</p>
<p>Similia similibus curantur<br />
Benzer benzerini iyileştirir.</p>
<p>Sine die<br />
Belli bir tarih belirtmeksizin.</p>
<p>Sine labore non erit panis in ore<br />
Çalışmadan ağzında ekmek olmaz.</p>
<p>Sine scientia ars nihil est<br />
Bilgi olmadan sanat bir hiçtir.</p>
<p>Si vis amari, ama<br />
Sevilmek istiyorsan sev.</p>
<p>Solem lucerna non ostenderent<br />
Güneş fenerle gösterilmez (bariz olaylar için)</p>
<p>Soli sol soli<br />
Yeryüzünün tek güneşine (Louis XIV-Güneş Kral-&#8217;a ithafen)</p>
<p>Sotto voce<br />
Alçak sesle</p>
<p>Spes salutis<br />
Kurtuluş umudu</p>
<p>Spoliatis arma supersunt<br />
Yağmalananın kalan tek şeyi silahlarıdır.</p>
<p>Statu quo<br />
Daha önce içinde bulunulan durum</p>
<p>Statu quo ante bellum<br />
Savaştan önce içinde bulunulan durum</p>
<p>Sui generis<br />
Kendine özgü</p>
<p>Summum ius summa inuria.<br />
Ne kadar çok kanun,o kadar az adalet (Cicero)</p>
<p>Summum jus, summa injuria<br />
Hukukun zirvesi, haksızlığın zirvesidir. (Kurallar çok katı uygulandığında söylenir)</p>
<p>Sursum corda!<br />
Kalpler yukarı! (cesaretlendirme amacıyla söylenir)</p>
<p>Sutor, ne supra crepidam<br />
Ayakkabıcı, ayakkabının daha yukarısı değil! (Bilmediğimiz şeyler hakkında konuşmamalıyız anlamında. Apelle (Yunan ressam) çizmekte olduğu ayakkabı hakkında bir ayakkabıcıya danışır. Ayakkabıcı resmin geri kalanı hakkında da yorum yapmaya başlayınca Apelle onu nazikçe sınırları aşmaması için uyarır)</p>
<p>Her zaman sadık (ABD Deniz Birlikleri dövizi) &#8211; çoğu zaman semper fi olarak kısaltılır</p>
<p>Senatus Populusque Romanus (S.P.Q.R.)<br />
Senato ve Roma Halkı</p>
<p>Sine qua non<br />
Olmazsa olmaz</p>
<p>Si tacuisses, philosophus mansisses<br />
Eğer sessiz kalmış olsaydın, bir filozof olarak kalabilirdin.</p>
<p>Si vales, valeo<br />
Sen iyiysen ben de iyiyim.</p>
<p>Si vis amari, ama<br />
Sevilmek istiyorsan önce sev.</p>
<p>Si vis pacem, para bellum<br />
Eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan.</p>
<p>Si vis pacem, para iustitiam<br />
Eğer barış istiyorsan adalet hazırla (üsttekine gönderme)</p>
<p>Sic<br />
Yani, böylece (basımda kullanıldığında dizgi hatası ya da yanlışlık olmadığını belirtir.)</p>
<p>Sic ad nauseam<br />
Bıkana kadar böyle.</p>
<p>Sic transit gloria mundi<br />
İşte dünyanın ihtişamı böyle geçiyor. (yeni Papa ilan etme törenlerinde söylenir)</p>
<p>Silent leges inter arma<br />
Savaş olduğunda kanunlar susar.</p>
<p>Similia similibus curantur<br />
Benzer benzerini iyileştirir.</p>
<p>Sine die<br />
Belli bir tarih belirtmeksizin.</p>
<p>Sine labore non erit panis in ore<br />
Çalışmadan ağzında ekmek olmaz.</p>
<p>Sine scientia ars nihil est<br />
Bilgi olmadan sanat bir hiçtir.</p>
<p>Si vis amari, ama<br />
Sevilmek istiyorsan sev.</p>
<p>Solem lucerna non ostenderent<br />
Güneş fenerle gösterilmez (bariz olaylar için)</p>
<p>Soli sol soli<br />
Yeryüzünün tek güneşine (Louis XIV-Güneş Kral-&#8217;a ithafen)</p>
<p>Sotto voce<br />
Alçak sesle</p>
<p>Spes salutis<br />
Kurtuluş umudu</p>
<p>Spoliatis arma supersunt<br />
Yağmalananın kalan tek şeyi silahlarıdır.</p>
<p>Statu quo<br />
Daha önce içinde bulunulan durum</p>
<p>Statu quo ante bellum<br />
Savaştan önce içinde bulunulan durum</p>
<p>Sui generis<br />
Kendine özgü</p>
<p>Summum ius summa inuria.<br />
Ne kadar çok kanun,o kadar az adalet (Cicero)</p>
<p>Summum jus, summa injuria<br />
Hukukun zirvesi, haksızlığın zirvesidir. (Kurallar çok katı uygulandığında söylenir)</p>
<p>Suum cuique<br />
Herkes hak ettiğini bulur.</p>
<p>T</p>
<p><strong>===================================</strong></p>
<p>Tarde venientibus ossa<br />
Geç kalanlara, kemikler. (Yemeğe geç kalanlar için söylenir.)</p>
<p>Tempora mutantur et nos mutamur in illis<br />
Zaman hareket ediyor, biz de onunla birlikte değişiyoruz.</p>
<p>Tempori servire<br />
Şartlara uyum sağlamak</p>
<p>Tempus fugit, aeternitas manet<br />
Zaman uçar,sonsuzluk kalır.</p>
<p>Testis unus, testis nullus<br />
Tek şahit, hiç şahit (tek şahit bir olayı kanıtlamak için yeterli olmaz anlamında)</p>
<p>Timendi causa est nescire<br />
Korkunun sebebi cehalettir. (Seneca)</p>
<p>Timeo Danaos et dona ferentes<br />
Yunanlar&#8217;dan korkuyorum, özellikle hediye getirdikleri zaman. (Virgile&#8217;in kitabından alıntı. Şehirdekilerin Truva Atı&#8217;nı şehre sokmak istemesi üzerine Laocoon tarafından söylenmiştir. İçten pazarlıklı birinin size belirgin bir sevgiyle yaklaşması durumunda söylenir.)</p>
<p>Timeo hominem unius libri<br />
Tek kitabı olan insandan korkarım.</p>
<p>Tres faciunt collegium<br />
Topluluk için üç kişi gerekir</p>
<p>Tu quoque mi fili<br />
Sen de mi oğlum? (Shakespeare&#8217;den alıntı, Jül Sezar&#8217;ın Decimus Junius Brutus&#8217;ten yediği darbe ile düşmesi sırasında söylediği düşünülür)</p>
<p>Tu secanda marmora. Locas sub ipsum funus, et sepulchri. Immemor, struis domos<br />
Ölüm karşına gelmiş. Sen mezarını düşünecek yerde mermer yontturup evler yaptırmaktasın. (Horatius)</p>
<p><strong>U</strong></p>
<p><strong>==================================</strong></p>
<p>Ubi bene, ibi patria<br />
Neresi güzelse, orası vatandır.</p>
<p>Ubi concordia, ibi victoria<br />
Nerde dirlik varsa orda zafer vardır.</p>
<p>Ubi fumus, ibi ignis<br />
Duman varsa ateş de vardır. (Ateş olmayan yerden duman çıkmaz)</p>
<p>Ubi tu Gaius, ibi ego Gaia<br />
Sen nerde olursan, Gaius, ben de Gaia, orada olacağım. (Romalıların evlilik sırasındaki ettiği bağlılık yemini)</p>
<p>Ultima cave<br />
Sonuncuya hazırlıklı ol (Saatten bahsediyor. Güneş saatleri üzerine yazılan geleneksel yazı)</p>
<p>Ultima ratio regum<br />
Kralların son çaresi (Cardinal de Richelieu tarafından silahların üzerine yazdırılmıştır)</p>
<p>Ultra posse nemo obligatur<br />
Kimse yapabileceğinin ötesinde zorlanamaz.</p>
<p>Ulula cum lupis, cum quibus esse cupis<br />
Kurtlarla dolaşan ulumayı öğrenir.</p>
<p>Unum castigabis, centum emendabis<br />
Bir hatanın önüne geçmek yüz tanesini engellemektir.</p>
<p>Urbi et orbi<br />
Şehir (Roma) için ve dünya için</p>
<p>Usus magister est optimus<br />
Tecrübe (ya da pratik) en iyi öğretmendir. (Yani teorik olarak öğrenilen bir ders alıştırmalarla desteklenmelidir.)</p>
<p>Ut ameris, amabilis esto<br />
Sevilmek için sevecen ol.</p>
<p>Ut sis nocte levis, sit cena brevis<br />
Eğer iyi bir gece geçirmek istiyorsan, akşam yemeğini kısa tut.</p>
<p>Ut supra<br />
Yukarıdaki gibi</p>
<p>Uti, non abuti<br />
Kullan ama suistimal etme<strong></p>
<p>V</strong><strong> </strong></p>
<p>====================================</p>
<p>Vade retro satana<br />
Geri çekil, şeytan!</p>
<p>Væ victis!<br />
Yazık yenilenlere (altta kalanın canı çıksın)! (Brennus, Galya komutanı, Roma&#8217;yı aldıktan sonra)</p>
<p>Vasa vana plurimum sonant<br />
En fazla sesi boş çanaklar çıkarır.</p>
<p>Veni vidi vici<br />
Geldim, gördüm, yendim (Jül Sezar)</p>
<p>Verba docent, exempla trahunt<br />
Kelimeler öğretir, örnekler yol gösterir.</p>
<p>Verba volant, scripta manent<br />
Söz uçar, yazı kalır.</p>
<p>Verbatim<br />
Kelimesi kelimesine.</p>
<p>Veritas odium parit<br />
Dürüstlükten nefret doğar. (her doğru söylenmek için uygun değildir anlamında)</p>
<p>Veritas odium parit, obsequium amicos<br />
Dürüstlük düşmanları, yalakalık dostları doğurur.</p>
<p>Veritatem dies aperit<br />
Zaman gerçeği açığa çıkarır.</p>
<p>Versus<br />
..e doğru.(İngilizce&#8217;de yanlış olarak &#8220;karşısında&#8221; anlamında kullanılır.kısaltması: vs.)</p>
<p>Veto<br />
Engelliyorum!</p>
<p>Vi Veri Veniversum Vivus Vici<br />
Gerçeğin gücü evreni fethettirir.</p>
<p>Vice versa<br />
Karşılıklı olarak</p>
<p>Vide supra<br />
Daha yukarsını gör.</p>
<p>Video meliora proboque deteriora sequor<br />
İyi yolu görüyor ve takdir ediyorum, ancak kötü yolu seçiyorum. (Ovidius, Dönüşümler ; Médée&#8217;ye verilen söz)</p>
<p>Vinum aqua miscere<br />
Şarabına su katmak</p>
<p>Vir prudens non contra ventum mingit<br />
Akıllı adam rüzgara karşı işemez.</p>
<p>Vir sapit qui pauca loquitur<br />
Geçek bilge az konuşandır.</p>
<p>Virtus post nummos<br />
Erdemden önce para</p>
<p>Visita Interiora Tellus Rectifacando Inveniens Occultam Lapidem. (VITRIOL)<br />
Dünyanın merkezini ziyaret et, orada gizli taşı bulacaksın (her insanın hakikati kendi içinde bulacağını anlatır)</p>
<p>Volens nolens<br />
İsteniyor mu istenmiyor mu</p>
<p>Vox clamans in deserto<br />
Çölde haykıran bir ses (Jean le Baptiste tarafından &#8220;Kimsin?&#8221; sorusuna cevaben söylenmiştir)</p>
<p>Vox populi vox dei<br />
Halkın sesi tanrının sesidir.</p>
<p>V.S.L.M<br />
«Votum Solvit Libens Merito »nun kısaltılmışı. Adağını yerine getirdi, isteyerek, ve olması gerektiği gibi.</p>
<p>Vulgum pecus<br />
Ortalama/bayağı insanlar</p>
<p>Vulnerant omnes, ultima necat<br />
Her geçen dakika yaralar, sonuncusu öldürür. (Saatten bahsediyor. Güneş saatleri üzerine yazılan geleneksel yazı)</p>
<p>Vulpes pilum mutat, non mores<br />
Tilkinin derisi değişir huyu değişmez</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
