<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>ask-i-dusunce &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/ask-i-dusunce/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "ask-i-dusunce"</description>
	<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 20:37:57 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA['Mutluluk' için 14 öneri]]></title>
<link>http://askihayat.wordpress.com/2007/02/11/mutluluk-icin-14-oneri/</link>
<pubDate>Sun, 11 Feb 2007 17:15:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>yeguner</dc:creator>
<guid>http://askihayat.wordpress.com/2007/02/11/mutluluk-icin-14-oneri/</guid>
<description><![CDATA[Sevmek ve sevilmenin yanına bir de bunların ifade edilmesi eklenmelidir. Sizde eşinizle önerilerimiz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://ailem.zaman.com.tr/images/2007/02/09/mutluluk.jpg" align="right" /> 		 		 		 	 Sevmek ve sevilmenin yanına bir de bunların ifade edilmesi eklenmelidir. Sizde eşinizle önerilerimize kulak verebilir, mutluluk için aslında minik adımların yeterli olabildiğini görebilirsiniz.</p>
<p><strong>1. Tebessüm gösterin</strong></p>
<p>Evliliklerde en çok yaşanan sıkıntıların başında eşlerin birbirlerine karşı asık suratlı ve somurtkan bir tavır sergilemeleridir. Asık bir surat, baskılanmış öfke ve sıkıntıların su yüzüne çıkmasına yardımcı olur. Asık bir surat negatif enerji yayar. Evinizi soğuk bir ortama çevirir. Halbuki güleryüz ve tebessüm, muhabbetin kaynağıdır. Muhabbet, bizi mutlu edecek yegâne ilaçtır. Eşinize karşı tebessüm göstermek zor olmasa gerek…</p>
<p><strong>2. Eşinizin ellerinden tutun</strong><br />
El ele tutuşmanın stresi azalttığını biliyor muydunuz? ABD’de evli çiftler üzerinde yapılan bir araştırmada eşlerin birbirlerinin ellerini tutmasının sinirlerin fark edilir bir şekilde gevşemesine sebep olduğu görülmüş. Siz de eşinizin elini tutun. Duygularınızın daha rahat ortaya çıktığını göreceksiniz.</p>
<p><strong>3. Sevdiğinizi sözle ifade edin</strong><br />
Sevgiyi ifade etmek kadınlara oranla erkekler için çok daha zordur. Erkekler sevdiklerini söylemezler. Hanımlar da genelde bundan şikayet eder. Halbuki biz Müslümanlara Peygamber Efendimiz’in (sas), “Mü’min, mü’min kardeşini sevdiğini söylesin.” tavsiyesi vardır. Müslümanlara söylememiz gereken sözleri eşimizden niye esirgeyelim ki? Sevdiğinizi söylemek erkeklere bir şey kaybettirmez…</p>
<p><strong>4. Birlikte dua edin</strong><br />
Eşinizle oturun ve ellerinizi açın, birbiriniz için sesli dua edin. İçinizden geldiği gibi sözcükleri sıralayın. Dua etmek istediğinizden emin değil misiniz? O zaman bunun yerine sahip olduğunuz nimetleri saymayı deneyin. Her gün başınıza gelen üç iyi (büyük ya da küçük) şeyi yazın ve “Bu iyi şey neden gerçekleşti?” diye sorun. Araştırmalar bunu yapanların üç ay sonra ciddi derecede daha mutlu hale geldiklerini gösteriyor. 30 yıl boyunca duanın gücünü araştıran Harvard’lı bilim adamı Dr. Herbert Benson, bütün dua etme biçimlerinin stresi yatıştırdığını, bedeni sakinleştirdiğini ve şifalı bir gevşeme tepkisi uyandırdığını söylüyor. (Ömrünüzü Uzatın, Sally Brown Optimist)</p>
<p><strong>5. Eve gelir gelmez pijamalarınızı giymeyin</strong><br />
İnsanlar, işe ya da bir gezmeye giderken güzel giyiniyor ve süsleniyor. Ama eve gelince hemen rahatlamayı düşünüyor, pijamalarını giyip öyle oturuyor. Bazı eşler neredeyse uzun süre birbirlerini iyi giyimli görmüyor. Eşler, işleri, dostları için giyindikleri, süslendikleri kadar eşleri için giyinip-süslenmiyor. Erkekler, eve gelir-gelmez pijamalarınızı giymeyin. Hanımlar, eşinizin geleceği saatte siz de neden güzel giyinmiyorsunuz?</p>
<p><strong>6. Bayanların doğum gününü, evlilik yıldönümünü unutmayın</strong><br />
Hanımlar, evlilik yıldönümü, doğum günü gibi özel günlerde çok hassastır. Hatta ilk tanıştığınız günü, nişan gününü, evlilik kararını aldığınız günü bile sorabilir. Erkekler genelde özel günleri unutmaya meyillidir. Siz en azından doğum ve evlilik yıldönümünü unutmayın.</p>
<p><strong>7. Sevgi notları bırakın</strong><br />
Eşinizin görebileceği yerlere sevgi notları bırakın. Evde minik kâğıtlara minik sözler yazıp kimsenin ulaşamayacağı (size özel yerler olursa iyi olur) yerlere bu mesajları bırakın. Sevginizi ifade etmek, bu duygunun beslenmesine vesile olacaktır.</p>
<p><strong>8. Gezmeye gidiyormuş gibi giyinin, evde oturun</strong><br />
Eşlerin iyi giyinmesi, süslenmesi ve birbirlerine değer verdiklerini hissettirmeleri çok önemlidir. Ama bugün bu ters işliyor. İş ve arkadaşlar için iyi giyinilirken, eşler birbirlerine bu yönde değer vermezler. Siz de haftada bir gün güzelce giyinin; ama dışarı çıkmayın, evde baş başa vakit geçirin.</p>
<p><strong>9. Emir kipiyle değil rica kipiyle konuşun</strong><br />
Emretmek, bütün konuşmalarda emredici bir üslup kullanmak hitap ettiğimiz kişiyi rencide eder. Bu, eşimizse daha da üzücü olur. Emir kipiyle konuşmak yerine, rica etmeyi denemek size ağır gelmemeli. Bu bizden bir şeyleri alıp götürmez. Bilakis bize daha da saygınlık kazandırır. Üstelik eşimizin bizim gerçekten hayat ortağımız olduğunu göstermiş oluruz.</p>
<p><strong>10. Sabah kahvaltılarını beraber yapın</strong><br />
Evlilik hayatında eşler arasına iş ve çocuklar girdiğinde karı-kocanın görüşmeleri bile neredeyse asgariye iner. Siz bunun için ailenizin birlikte olduğu zaman dilimlerini iyi değerlendirin. Bu zaman dilimlerinden biri de sabah kahvaltılarıdır. Uyku mahmurluğunu yenip, eşinizle biraz da erken kalkıp kahvaltıda muhabbet etme fırsatı bulabilirsiniz.</p>
<p><strong>11. Dışarıda baş başa yemek yiyin, “aynısı evde daha az maliyetli olur” diye düşünmeyin</strong><br />
Özellikle çocuk sahibi olan çiftlerin en önemli sorunlarından biri, kendilerine vakit ayıramamalarıdır. Bütün gün çocukla işle uğraşmak anne ve babayı yorar. Bir saat de olsa çocukları bir yakınınıza emanet edip, eşinizle dışarıda yemek yemek size güç katacaktır. Aslında ihtiyacınız olan, dışarıda yemek yemek değildir. Ama bu size farklı bir ortamda, yalnız konuşabilme, birbirinize vakit ayırma fırsatı verecektir.</p>
<p><strong>12. Eşinizi kapıdan duayla uğurlayın</strong><br />
Özellikle ev hanımları sabah erken kalkmada zorluk yaşıyor ve eşlerini göndermeyi bir vazife addetmiyorsa, bunu bir daha düşünmeliler. Eşinizi kapıdan uğurlamak onun kalbinin bir yarısını evde bırakmasına vesile olur. Hele eşinize, “Biz açlığa dayanırız; ama ateşe dayanamayız. Bize helal rızık getir. Allah işini rast getirsin&#8230;” demek onu helal kazanca motive eder.</p>
<p><strong>13. Eşinizin ailesine muhabbetle davranın</strong><br />
Eşlerin birbirlerinin aile yakınlarına söyledikleri hoş olmayan sözler, eşlerin duygularını da etkiler. Sizin hanımınızın amcasına ya da hanımınızın sizin ablanıza ima yollu da olsa söyleyeceği sözler, eşlerin kalplerindeki muhabbeti sarsar. Siz sevginize, başkaları yüzünden zarar vermeyin. Eşinizin ailesine gösterdiğiniz muhabbet, eşinizin size göstereceği muhabbeti de artıracaktır.</p>
<p><strong>14. Hitap ederken güzel sözler kullanın</strong><br />
Eşlerin birbirleri hakkında ima edici, itham edici, yargılayıcı, denetleyici sözler sarf etmesi ve bunun davranışlarla da yapılması hep olumsuz sonuçlar doğurur. Eşlerin birbirine güvenini silip atar. Evlilikte güven kalktığı zaman da huzursuzluk başlar. İtham edici tavırlar, “sen bana göre değilsin” mesajı verir. Bu tavırlar sevgiyi öldürür.</p>
<p><em>AYŞEGÜL YARAR</em></p>
<p><em>Kaynak:Ailem/Zaman</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bilim terazisinde aşk tartmak]]></title>
<link>http://askihayat.wordpress.com/2007/02/11/bilim-terazisinde-ask-tartmak/</link>
<pubDate>Sun, 11 Feb 2007 17:13:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>yeguner</dc:creator>
<guid>http://askihayat.wordpress.com/2007/02/11/bilim-terazisinde-ask-tartmak/</guid>
<description><![CDATA[Duygu ve düşüncelerimizin gen ve hormonlardan kaynaklandığı ve bu nedenle de bazı duygu ve düşüncele]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://img179.imageshack.us/img179/6664/ailemmanset2181dk9.jpg" align="top" /></p>
<p>Duygu ve düşüncelerimizin gen ve hormonlardan kaynaklandığı ve bu nedenle de bazı duygu ve düşüncelerimizden sorumlu olmayacağımız yanlıştır.</p>
<p>Beyin nihayet kendini keşfediyor. Bu keşiflerin ötesinde insanlığı hangi sürprizler bekliyor henüz bilmiyoruz. Belki de hiç bilemeyeceğiz. Zira bilgimiz arttıkça bilmediklerimizin boyutlarının tahayyülümüzün ötesinde olduğunu fark ediyoruz. Bilgimiz arttıkça basit açıklamalar yerlerini karmaşık spekülasyonlara bırakıyor. Gerçekte hal böyleyken, bilimsel bilginin özellikle medya aracılığıyla halka arzında çok farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Sözü getireceğim yer aşkın biyokimyası.</p>
<p>Duygu, düşünce ve davranışlarımızla beynimizdeki biyokimyasal faaliyet arasındaki ilişkiye değin bilgilerimiz gün be gün artıyor. Gerçekten de her türlü düşünce, duygu ve davranışımızın beyinde bir karşılığı var. Ama bu, insana ait tüm niteliklerin beynin biyokimyasal süreçlerince belirlendiği anlamına gelmiyor. İşte bilimsel bilginin kullanımında en büyük hata da bu noktada yapılıyor. Sonuçta gazetelerde, dergilerde hatta konuyla ilgili sözde bilimsel kitaplarda hayretten ağzımızı açık bırakacak ifadelerle karşılaşıyoruz. Örneğin bir kitaptan alıntıladığım şu iki cümleye bakalım; ‘Sadakat görevi de oksitosin ve vazopresin hormonlarına verilmiş durumdadır. Hatta bu hormonların aşısının eşlere zerk edilebileceği günü iple çeken insanlar vardır’.</p>
<p>Sadakat, insana ait bir sorumluluktur. Sorumlu olan bizzat insanın kendisidir. Sadakat eğer bir görevse, bu görev insan bedenine ya da bedenin bir bölümüne ya da bu bölümdeki bir nörokimyasal sürece ya da bu süreçte yer alan herhangi bir hormon ya da nörotransmittere yüklenemez. Eğer böyle olsaydı insan olmak ne kolay olurdu. İşin gerçeği, o zaman ‘insan olmak’ diye bir şey olmazdı. Öyle ya, hormonlar görevini yapmıyorsa insan ne yapsın. Bu tam bir materyalist indirgemeci yaklaşımdır. Şimdi bu indirgemeci yaklaşımın sonuçlarını biraz daha açalım. Eğer sadakatten bazı hormonlar sorumluysa ihanetten de sorumlu bazı hormonlar olması gerekir. Ya da ihanet, sadakat hormonlarının görevlerini yapamamalarının ikincil bir sonucu olabilir. İki durumda da sonuç değişmez. Her iki durumda da ihanetin bedeli en azından bir vicdan azabı değil, gerekli hormon preparatını satın almak olur yalnızca. Alıntıladığım ikinci cümlede de sadakat hormonlarının aşısını heyecanla bekleyen eşlerden bahsediliyor. Sadakatsizlik bir hormon aşısıyla çözümlenemeyecek kadar girift bir ilişki sorunudur. Öyle girift ki arka planında bir yığın psikolojik, sosyokültürel dinamik vardır. Bu dinamikler anlaşılmadan insan anlaşılamaz. Bu arada, sadakati önemseyen eşlere şu kötü haberi de verebiliriz; insani ilişkilerin giderek parçalandığı postmodern narsizm çağında sadakat hormonlarından daha çok ihanet hormonlarının talibi olacaktır.</p>
<p>Aşkın biyokimyasına dair medyada yer alan yazıların büyük bölümünde yukarıda eleştirdiğimiz indirgemeci yaklaşım ve abartılı üslup kullanılıyor. Yazıların genel havası şöyle; ‘Bilim aşka el atıp onu laboratuvara soktu. Aşktan sorumlu hormonlar birer birer keşfediliyor’.</p>
<p>Verilerin yorumlanmasına ilişkin vahim yanlışlar bir tarafa, bu çalışmaların pek azı insanlar üzerinde yapılmış. Oysa insanlar üzerinde yapılan pek az çalışma var. Laboratuvar çalışmalarının büyük bölümü deney farelerinin davranışlarıyla ilgili. Örneğin bu deneylerden birinde tek eşli ve çok eşli iki tür tarla faresinin beyni incelenmiş. Bu iki tür arasındaki temel farkın, beyinlerindeki oksitosin ve vazopressin hormon reseptörlerinin yerlerinin değişikliği olarak bulunmuş. Farelerin davranışlarıyla beyin biyokimyaları arasındaki ilişkiler belli bir ölçüde insan davranışlarını anlamamıza yardımcı olabilir. Ama nihayetinde insan, fare değildir.</p>
<p>Diyelim ki benzer bulgular sadık insanlarla sadakatsiz insanların beyinlerinde de gösterilsin. Ben de, çok büyük bir ihtimalle her iki grubun beyin biyokimyalarının farklı olduğunu düşünüyorum. Ama bu veriler bize, insani sadakatin bu hormonlara indirgenebileceğini söylemez ki. Şimdi de insanlarda yapılan bir deneye bakalım. Bir grup deneğe (âşığa) bir kez sevgililerinin bir kez de herhangi bir kişinin resmi gösterilmiş ve her iki durumda beyin etkinliği tespit edilmiş. Âşıklar sevgililerine bakarken, ventral tegmentum ve limbik sistem denen beyin bölgelerinin etkinleştiği görülmüş.</p>
<p><img src="http://ailem.zaman.com.tr/images/2007/02/09/bilim-ask2.jpg" align="right" border="0" />Bu arada dopamin ve noradrenalin gibi uyarıcı nörotransmitter düzeylerinin yüksek, serotonin düzeylerinin ise düşük olduğu gözlenmiş. Peki bu verileri nasıl yorumlayalım? Mesela şöyle diyebilir miyiz? Beynin ventral tegmantum ve limbik sistemi âşık olur ya da âşık olan beyindir. Eğer indirgemeci materyalist bir zihnimiz varsa diyebiliriz. Oysa âşık olan, bedeni de muhtevi, insan denen mahluktur. Ama bu, aşk hali içinde beynin ve bedenin biyokimyasının değişmediği anlamına gelmez.</p>
<p>Aslında yukarıdaki deneyin nihai anlamı, İbni Sina’nın genç bir erkeğin hastalığını nabzını tutarak teşhis etmesinden çok farklı değil. Anlatıldığına göre İbni Sina, hastalığı bir türlü teşhis edilemeyen bir delikanlının asıl sorununun bir aşk derdi olduğunu anlar. Başucuna oturur, nabzını tutar ve sohbet etmeye başlar. Konuşma esnasında sevgilisiyle ilgili olabilecek bahisler açıldıkça delikanlının nabzı hızlanır. Sonunda büyük hekim kalp atım hızındaki değişikliklerin izini sürerek, gencin kime âşık olduğunu ve maşukunun nerede yaşadığını tespit eder. Ama aynı İbni Sina aşk üzerine bir risale yazar ve bu kitapçıkta basit cansız maddede bile aşkın var olduğunu söyler. Daha sonra nebati ve hayvani nefislerdeki aşkı anlatır ve aşk bahsini İlahi aşkla noktalar. Ama günümüzün popüler aşk bilimi yazılarında İbni Sina’daki gibi aşkın ne tanımı vardır ne de kategorileri.</p>
<p>Konunun bir diğer boyutu da aşk denen ruhsal durumun giderek bir psikiyatrik soruna indirgenir olması. Elbette aşk bir psikiyatrik sorunmuş gibi görünebilir ya da gerçekte psikiyatrik bir sorun aşk suretine bürünebilir. Bütün bunları ayırt edebilmek için biraz olsun aşkın farklı vechelerini görebilmek gerekir. Bu konuyu detaylandırmayacağım. Ama en azından popüler aşk biliminde sözü edilen aşklarla, Yunus’un, Mevlânâ’nın bahsettiği aşk arasında bir nitelik farkı olduğunu görelim. Yoksa böyle der miydi Yunus;</p>
<p><em><strong>İşidin ey yarenler<br />
Kıymetli nesnedir aşk<br />
Değmelere verilmez<br />
Hürmetli nesnedir aşk</strong></em></p>
<p><em>PROF. DR. HAYRETTİN KARA</em></p>
<p><em>Kaynak:Ailem/Zaman</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tıp teşhisi koydu: Hastamız âşık!]]></title>
<link>http://askihayat.wordpress.com/2007/02/11/tip-teshisi-koydu-hastamiz-asik/</link>
<pubDate>Sun, 11 Feb 2007 17:00:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>yeguner</dc:creator>
<guid>http://askihayat.wordpress.com/2007/02/11/tip-teshisi-koydu-hastamiz-asik/</guid>
<description><![CDATA[“Aşk nedir?” sorusu, insanlık var oldu olalı sorulan; ama cevabında mutabakata varılamayan bir muamm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://img179.imageshack.us/img179/1482/askdg5.jpg" align="right" height="175" width="148" />“Aşk nedir?” sorusu, insanlık var oldu olalı sorulan; ama cevabında mutabakata varılamayan bir muammadır. Ancak son yıllarda yaşanan aşk cinayetleri ve aşk vakaları neredeyse “aşk bir hastalıktır” sonucunu doğurdu. Aşk kavramının yeni bilgilerle değerlendirilmesi gerektiğini düşünen iki uzman, kara sevdalıların tedavi edilmesi gerektiğini söylüyor.‘Bu akşam ölürüm, ya benimsin ya toprağın, ölümüne sevda, esirin oldum&#8230;’ şeklindeki cümlelerle şarkılarda sıkça geçen kara sevdalar yoksa birer hastalık mı? Mecnun bu devirde yaşasaydı yine Leyla için çöllere düşer miydi? Ya da çağın âşıklarına uyup sürekli Leyla’nın çevresinde dolaşır, radyolardan onun için şarkı ister ve duvarlara “Seni seviyorum Leylaaa” diye mi yazardı! Ferhat, Şirin için dağları deler miydi? Yoksa Şirin’in derdine Boğaz Köprüsü’ne çıkıp “Şirin gelmezse kendimi atarım” naraları mı atardı?</p>
<p>Peki, insan âşık olduğu kişinin onu istememesine hatta yanına yaklaşmaması için mahkeme kararı çıkartmasına rağmen sevmeye nasıl devam eder? Her türlü hakarete rağmen neden onun çevresinde dolaşır, telefonlar açar, yollarına güller döker&#8230; Hatta aşkı için ölür ya da sevdiğini öldürür&#8230; İşte uzmanlar bu duruma “takıntılı aşk” adını veriyor ve takıntılı aşkları hastalık olarak değerlendiriyor. Sadece takıntılı aşklar değil, literatüre geçen birçok aşk hastalığı var. Ve aşk hastalıkları o kadar çok yaygınlaştı ki artık liselerde bile aşk cinayetleri işleniyor. Aşk vakaları ve cinayetleri gazetelerin üçüncü sayfalarından manşetlere taşınıyor.</p>
<p>Bilim, sonu cinayetlere varan toplumsal zararlara sebebiyet verdiği için aşkı yeni bilgilerin ışığında yeniden ele alıyor. İşte bu amaçla uzman psikolog Zehra Erol ve uzman Dr. Funda Güdücü Sağır da, hastalarının öykülerinden yola çıkarak aşk hastalıklarını kaleme almışlar. Erol ve Sağır’ın yazdığı “Takıntılı Aşklar” kitabı Timaş Yayınları’ndan çıktı.</p>
<p>“Aşk nedir?” sorusuna Güdücü, bilimsel bir cevap veriyor: “Aşkın kaynağını, sebebini, biçimini, sürekliliğini sağlayan beyindir. Anlatılan bir duygu da olsa, aşk beynin fizyolojik, yapısal, işlevsel durumuna bağlı gelişen bir olgudur.” Güdücü, aşkın hastalıklı olması ya da olmamasının beynin işlevlerine bağlı olduğunu söylüyor. Beyinde aşkla ilgisi bulunduğu düşünülen hormonlar; “serotonin, dopamin, noradrenalin”dir. Güdücü, yapılan araştırmanlara göre romantik aşk ile serotonin hormonunun düşük seviyesi arasında bir bağlantı olduğunun anlaşıldığını anlatıyor. Bu hormonlar beyinde bir de ruhsal hastılıklarda düşük seviyede oluyor!</p>
<p>Zehra Erol ise takıntılı âşkların nedenini karşısındakinden ayrılmayı kabul etmeme olarak açıklıyor: “Kopamadığı, karşısındaki kişi değil, kendi zihninde idealize ettiği kişidir. Kopamama nedeni de sevgi ihtiyacı, yalnız kalma endişesidir.” Günümüzde diziler, şarkılar, filmler hep aşktan söz ediyor. Hatta liseliler arasında âşık olmayan ya da aşkı olmayanlar dışlanıyor. “Bunun sebebi aşka duyulan açlık mıdır?” diye soruyoruz. Erol, en önemli sebebinin aile olduğunu anlatıyor. “Ailede göremediği sevgiyi dışarıda arıyor çocuklar.” diyor.</p>
<p><font size="+1"><strong>Aşk hastalıkları</strong></font></p>
<p><strong>Erotomanik aşklar: </strong> “Erotomanik tip, sanrısal bozukluk” denilen rahatsızlıkta kişi, çevresindeki herkesin, özellikle de âmirinin, patronunun ya da bir ünlünün kendisine hayran olduğunu düşünür, hatta aşkı olduğuna inanır.</p>
<p><strong>Paranoid aşklar:</strong> Aşırı şüpheci kişilerin sevdiklerine güvenmemesidir. Sürekli kıskançlık krizlerine girer. Size değil çevreye güvenemediği için böyle davrandığını söyler. Aslında onun kendine güveninde problem vardır. Böyle âşıklara karşı daima dürüst davranmak gerekiyor. Yoksa sevdiğine de kendisine de zarar verebilir.</p>
<p><strong>Antisosyal aşklar:</strong> Topluma ve insanlara zarar verirler. Ama bundan vicdan azabı duymazlar. Hırsızlar, kapkaççılar ve hatta ailelerine, kendilerine eziyet eden, alkol ve madde müptelası olan bu kişiler hiç kural tanımazlar. Dürtüsel davranışları ilk zamanlarda onun tutkulu bir âşık olduğunu düşündürebilir. Fakat antisosyal kişiler kolay kolay vicdan azabı duymadıkları için sevdiklerine zarar verir. Antisosyal erkekler genellikle bağımlı kadınlarla evlenirler. Çünkü tüm yaptıklarına ancak bağımlı kişilik yapısında birisi tahammül edebilir.</p>
<p><strong>Depresif aşklar: </strong> Depresif kişileri mutlu bir ifadeyle göremezsiniz. Belki de onların mutluluğu, mutsuzluktur. Zaten onlar aşkı adeta acı çekmek için yaşarlar. Depresif âşık sevdiğine hiç kavuşamayacağını ya da kavuşsa bile hiç mutlu olamayacağını düşünür. Depresif bir kişiyi sevenler, ona karşı sakin ve anlayışlı olmalıdır.</p>
<p style="font-style:italic;">Gülizar BAKİ</p>
<p><span style="font-style:italic;">Kaynak:Cumaertesi/Zaman</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sevgiyle Kal...Sevgiyi Yüreğinden Eksik Etme!]]></title>
<link>http://askihayat.wordpress.com/2006/12/23/sevgiyle-kal-sevgiyi-yureginden-eksik-etme/</link>
<pubDate>Sat, 23 Dec 2006 21:36:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>yeguner</dc:creator>
<guid>http://askihayat.wordpress.com/2006/12/23/sevgiyle-kal-sevgiyi-yureginden-eksik-etme/</guid>
<description><![CDATA[Kendimle savaşım ve duygularımla verdiğim o sayılı mücadele sanırım bu gece sona erdi. Ve ben ilk de]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p align="left">Kendimle savaşım ve duygularımla verdiğim o sayılı mücadele<br />
sanırım bu gece sona erdi. Ve ben ilk defa demir kapıların ardında<br />
gizli güneşimin senin yüreğine doğmasına izin verdim.</p>
<p>Hiç böyle olmamıştım ben bilmem, belki de olmuştum&#8230;<br />
Gökyüzünü izledim bütün gün. Ve ağaçları ve kuşları ve seni&#8230;</p>
<p>Öyle huzur dolu ve öyle mutluydum ki, içimde taşıdığım ve<br />
ağır diye nitelendirdiğim bu sonsuz sevginin aslında beni<br />
yenileyen tek duygu olduğunu farkettim her tebessümde.</p>
<p>Çünkü, gözlerimde senin derinliğin, ellerimde senin sıcaklığın<br />
ve ruhumdaki varlığınla beni sen, sadece sen yaşatıyordun&#8230;</p>
<p>Ve artık ağır gelmiyordu bu aşk bana. Özümdeydi ve bir parçamdı<br />
tıpkı senin gibi&#8230; Aşık olmaktan utanmadım bu gece&#8230;</p>
<p>Eskiden hafif derdim bu yüce duyguya, sadece hafif&#8230;<br />
Belkide gereksiz bulurdum, bilmiyorum.</p>
<p>Kalpte derin, koparması zor ve sürekli içerilere işleyen korkunç<br />
bir yara olduğunu düşünürdüm aşkın. Belki de doğru&#8230; Yaraydı.</p>
<p>Ama gelişimini izlediğin ve kendi ellerinle iyileştirdiğin bir yaraydı bu.<br />
Şimdi, kalbimdeki yaranın acısı, o yürek yanması daha da büyüyor.</p>
<p>Bu çektiğim acı, sana olan sevgimi yüceltiyor, sonsuzlaştırıyor adeta&#8230;</p>
<p>Bilmezdim duyguların en yücesini bu derde düşmeden önce ve<br />
hissetmezdim hiçbir insanı böyle yüreğimde seni sevmeden önce&#8230;</p>
<p>Bu gece odamın duvarları haykırdı bana,<br />
&#8220;Aptal! Bunun adı aşk.&#8221; diye.</p>
<p>Ve susturamadım kalbimin çığlıklarını&#8230; Derken gözyaşlarım<br />
ve hıçkırıklarım bozdu gecenin bütün o güzelim sessizliğini<br />
ve uyandırdı beni tatlı rüyamdan.</p>
<p>Sen rüya idin, ben rüya idim ve yaşam koskocaman bir rüya<br />
idi yalnızca&#8230; Beni sana bağlayansa gördüğüm rüyanın<br />
en büyülü, en şehvetli anıydı sadece&#8230;</p>
<p>Biliyorum, sen beni hiç tanıyamayacaksın. Belki, hiçbir zaman<br />
cesaretimi toplayıp konuşamayacağım seninle;<br />
Ama senin o büyülü sevginle yaşayacağım.</p>
<p align="left">Kimbilir&#8230; Belki de bir gün, bir yerde görüşmek ümidiyle&#8230;<br />
Sonsuz Sevgiyle Kal&#8230;<br />
Sevgiyi yüreğinden hiç ama hiç eksik etme&#8230;</p>
<p align="left"><strong>www.balca.net</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SEN'LE SOHBET...]]></title>
<link>http://askihayat.wordpress.com/2006/12/23/senle-sohbet/</link>
<pubDate>Sat, 23 Dec 2006 21:32:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>yeguner</dc:creator>
<guid>http://askihayat.wordpress.com/2006/12/23/senle-sohbet/</guid>
<description><![CDATA[Sevmek&#8230; &#8220;Sevmek&#8221; dedim. &#8220;Yoluna ölmek&#8221; dedi. &#8220;Yol&#8221; dedim. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p align="left">Sevmek&#8230;</p>
<p align="left">&#8220;Sevmek&#8221; dedim.<br />
&#8220;Yoluna ölmek&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Yol&#8221; dedim.<br />
&#8220;Alıp başını gitmek&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Gitmek&#8221; dedim.<br />
Bir &#8220;Ahh&#8221; çekip, &#8220;Dostlardan ayrılmak&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Dost&#8221; dedim.<br />
Durdu. Bana baktı. &#8220;Dost&#8221; diye mırıldandı.<br />
&#8220;Yüreğime nasıl koysam bilemediğim&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Yürek&#8221; dedim.<br />
&#8220;Dünyaları içine sığdıramadığım&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Dünya&#8221; dedim.<br />
&#8220;Hayatın bir yüzü&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Yüz&#8221; dedim.<br />
&#8220;Ardında ne gizli bilemediğim&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Giz&#8221; dedim.<br />
&#8220;Hep çözmeye çalıştığım&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Çalışmak&#8221; dedim.<br />
&#8220;Bitmeyecek öykü&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Öykü&#8221; dedim.<br />
&#8220;Binlercesini içimde gizliyorum&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Gizlemek&#8221; dedim.<br />
&#8220;İşte, her şeyin bitimi&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Şey&#8221; dedim.<br />
&#8220;Sevda&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Sevda&#8221; dedim.<br />
&#8220;Peşinden koştuğum&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Koşmak&#8221; dedim.<br />
&#8220;Hayat, bir maraton&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Hayat&#8221; dedim.<br />
&#8220;Öyle kısa ki!&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Niçin kısa?&#8221; diye sordum.<br />
&#8220;Yaşanacak çok şey var, zaman yok&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Yaşanması gereken ne var? &#8221; diye sordum.<br />
&#8220;Aşk&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Kaç kere?&#8221; diye sordum.<br />
&#8220;Bin kere&#8221; dedi, &#8220;Milyon kere&#8221;</p>
<p align="left">&#8220;Neden bir kere değil?&#8221; diye sordum.<br />
&#8220;Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Önce ona varsan olmaz mı?&#8221; diye sordum.<br />
&#8220;Keşke olsa&#8221; dedi, &#8220;Ama önce yoğrulmak gerek&#8221;</p>
<p align="left">&#8220;Acı çekmek mi?&#8221; diye sordum.<br />
&#8220;Evet, aşk acısında yok olmak&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Yok olunca!&#8221; dedim.<br />
&#8220;İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Gerçek aşk!&#8221; dedim.<br />
&#8220;Büyük o!&#8221; dedi.</p>
<p align="left">Durdum. Durdum. Ve sustum!</p>
<p align="left">&#8220;Neden sustun?&#8221; diye sordu.<br />
&#8220;Yüreğim titredi sanki&#8221; dedim.</p>
<p align="left">&#8220;Neden?&#8221; diye sordu.<br />
&#8220;Bilmiyorum&#8221; dedim. &#8220;Büyük O!&#8221;</p>
<p align="left">&#8220;Evet&#8221; dedi, &#8220;Büyük O!&#8221;<br />
&#8220;Nerede?&#8221; diye sordum.</p>
<p align="left">&#8220;Her yerde&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Nasıl?&#8221; diye sordum.<br />
&#8220;Yüreğini aç&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Yüreğimi açmak!&#8221; dedim.<br />
&#8220;Bir tebessümle bak her şeye&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Tebessüm&#8221; dedim.<br />
&#8220;Her kapının anahtarı&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Kapı&#8221; dedim.<br />
&#8220;Girmeden bilemezsin&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Ya korku!&#8221; dedim.<br />
&#8220;Bilinmeyenden korkar insan&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Ben bilmiyorum&#8221; dedim.<br />
&#8220;Neyi?&#8221; diye sordu.</p>
<p align="left">&#8220;Ben&#8217;i&#8221; dedim.<br />
&#8220;Sen kimsin?&#8221; diye sordu.</p>
<p align="left">&#8220;Ben kimim?&#8221; diye sordum.<br />
&#8220;Sevgiyle beslenensin&#8221; dedi.</p>
<p align="left">&#8220;Kimin sevgisiyle?&#8221; diye sordum.<br />
&#8220;Büyük O&#8217;nun&#8221; dedi.</p>
<p align="left">Durdum. Durdum. Yine sustum.</p>
<p align="left">&#8220;Kimsin?&#8221; diye sordum.</p>
<p align="left">&#8220;SEN&#8217;im&#8221; dedi.</p>
<p align="left"><strong>www.balca.net</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YAŞAMAK, SEVMEK ve ÖĞRENMEK]]></title>
<link>http://askihayat.wordpress.com/2006/12/23/yasamak-sevmek-ve-ogrenmek/</link>
<pubDate>Sat, 23 Dec 2006 21:29:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>yeguner</dc:creator>
<guid>http://askihayat.wordpress.com/2006/12/23/yasamak-sevmek-ve-ogrenmek/</guid>
<description><![CDATA[Aşıklar sadece daha iyiyi umut etmeyi değil, onu yapmak için çaba göstermeyi de öğrenirler. Aşkı sır]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Aşıklar sadece daha iyiyi umut etmeyi değil,<br />
onu yapmak için çaba göstermeyi de öğrenirler.<br />
Aşkı sıradan şeylerin tutsağı yapmak, onun tutkusunu almak<br />
ve onu sonsuza kadar yitirmek demektir.</p>
<p>Gerçek sevgi, kimin daha kârlı çıkacağını düşünmeden<br />
bir insana vermeyi düşünmektir.</p>
<p>Engellere üzerinden aşılacak fırsatlar olarak bakarsak<br />
sadece çözüm bulmakla kalmayız,<br />
kendimizin genel sorun çözme yeteneklerimizi de artırırız.</p>
<p>Sevgi yetişmek için en verimli toprağı sunar bize.<br />
Sevgi, eski yaraları açmak değildir, onları kapatmaktır.<br />
Ayağa kalkıp yaşamaya devam etmek demektir.</p>
<p>Kalp; tutkularımızın yaşadığı yerdir.<br />
Çok narindir, kolayca kırılır ama inanılmaz derecede esnektir.<br />
Kalbi aldatmaya çalışmanın anlamı yoktur.<br />
Onun yaşaması bizim dürüstlüğümüze bağlıdır.</p>
<p>Yaşam; sevgiyle de korkuyla da yürütülse her zaman<br />
bir serüvendir. Korku; yaşamın sınırlandırılmasıdır, hayırdır.<br />
Sevgi; yaşamın özgürlüğe kavuşturulmasıdır. &#8220;Evet&#8221; deyin.</p>
<p>Derdin ne kadar oturmuş, görünüşün ne kadar umutsuz,<br />
yanlışın ne kadar büyük olduğu hiç fark etmez.<br />
Sevgiyi yeteri derecede anlamak hepsini yok edecektir.</p>
<p>Olgun insan, pek çok yol, pek çok çözüm ve<br />
pek çok sonuç olduğunu bilir. Sevgi kusursuzlukta ısrar etmez.<br />
Ama kim olduğumuz ve nasıl davrandığımız arasındaki<br />
önemli ilişkiyi fark etmemizi gerektirir.</p>
<p>Ne kadar akıllı ya da duyarlı olursa olsun<br />
herkesin yanlışlık yaptığını ve herhalde de yapmaya<br />
devam edeceğini görüp bilmek rahatlatıcı bir şeydir.<br />
O yüzden; neden kusurlarımızı kabul edip,<br />
insan soyuna katılmıyor ve rahatınıza bakmıyorsunuz?</p>
<p>Kendilerine inananlar ve yaşadıkları an&#8217;a güvenenler<br />
yaşamı en keyifli bulanlardır. Bunlar, geçmişin pişmanlıklar değil,<br />
anıları depolayacak bir yer olduğunu, geleceğin korku değil,<br />
umutla dolu olması gerektiğini öğrenmişlerdir.<br />
Ve bizim sadece günümüze ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Sevmekle geçen bir yaşam; asla sıkısı olmayacaktır.</p>
<p>“SENİ SEVİYORUM&#8221; demekten asla bıkmayın ve sakınmayın.</p>
<p>Sadece kalp için hasat zamanı yoktur.<br />
Sevgi tohumu sonsuza dek yeniden ekilmelidir.<br />
<strong> </strong></p>
<p><strong>Leo Buscaglia</strong></p>
<p><strong>www.balca.net</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[AŞK ...]]></title>
<link>http://askihayat.wordpress.com/2006/11/26/ask/</link>
<pubDate>Sun, 26 Nov 2006 14:57:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>yeguner</dc:creator>
<guid>http://askihayat.wordpress.com/2006/11/26/ask/</guid>
<description><![CDATA[Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen. Aşk; bazen bir zaman hatasıdır. Aşk; bazen kavuşama]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.<br />
Aşk; bazen bir zaman hatasıdır.<br />
Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara.<br />
Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır.<br />
Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak&#8230;<br />
Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır.<br />
Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır.<br />
Aşk; bir harabenin ortasında birşey bulup da ne yapacağını bilemeyen<br />
iki savaş çocuğu gibi kalmaktır.<br />
Eylül&#8217;ün toparlanıp gitmesini izlemektir.<br />
Bir bakış bile anlatmaya yeterken herşeyi<br />
kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır.<br />
Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını.<br />
Aşk; vazgeçmektir gözlerinden.<br />
Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır.<br />
Aşk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir.<br />
Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir.<br />
Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır.</span><span style="font-size:10pt;"></span></p>
<p>İclal AYDIN</p>
<p>www.balca.net</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İNSAN KALBİ İÇERDEN AÇILIR]]></title>
<link>http://askihayat.wordpress.com/2006/11/26/insan-kalbi-icerden-acilir/</link>
<pubDate>Sun, 26 Nov 2006 14:37:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>yeguner</dc:creator>
<guid>http://askihayat.wordpress.com/2006/11/26/insan-kalbi-icerden-acilir/</guid>
<description><![CDATA[19. Yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt&#8217;ın, bir bahçeyi tasvir eden bir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-size:10pt;">19. Yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt&#8217;ın, bir bahçeyi tasvir eden bir tablosu Londra Kraliyet Akademisi&#8217;nde sergileniyordu.Hunt&#8217;ın &#8220;Kâinat ışığı&#8221;adını verdiği bu tabloda geceleyin elinde bir fenerle bahçede duran filozof kılıklı biradam görülüyordu.Adam, serbest kalan eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden bir cevap bekler gibi görünüyordu.Tabloyu tetkik eden bir sanat eleştirmeni Hunt&#8217;a dönerek: &#8220;Güzel bir tablo doğrusu,ama mânâsını bir türlü kavrayamadım.&#8221;dedi. &#8220;Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı?Ona kapı kolu takmasını unutmuşsunuz da&#8230;&#8221;Hunt, gülümsedi ve ekledi: &#8220;Adam alelade bir kapıya vurmuyor ki&#8230;Bu kapı; insan kalbini simgeliyor&#8230;<br />
Ancak içerden açılabildiği için dışında kola ihtiyacı yoktur.&#8221; / </span><span style="font-size:10pt;">www.balca.net</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ HERO İLE LEANDROS'un AŞK Hikayesi]]></title>
<link>http://askihayat.wordpress.com/2006/11/26/hero-ile-leandrosun-ask-hikayesi/</link>
<pubDate>Sun, 26 Nov 2006 14:33:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>yeguner</dc:creator>
<guid>http://askihayat.wordpress.com/2006/11/26/hero-ile-leandrosun-ask-hikayesi/</guid>
<description><![CDATA[Çok eski zamanlarda, bugün bizim Çanakkale Boğazı dediğimiz Hellaspontos&#8217;un Avrupa kıyısında, ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Çok eski zamanlarda, bugün bizim Çanakkale   Boğazı dediğimiz<br />
Hellaspontos&#8217;un Avrupa kıyısında, Sestos   adını taşıyan bir şehir<br />
bulunuyordu. Bu şehir surları arasında   Aphrodite için yapılmış<br />
büyük bir tapınak vardı. Bu tapınakta   Hero adında çok güzel bir<br />
rahibe vardı, bu rahibe güzelliği ile   dillere destan olmuştu.<br />
Aphrodite mabedindeki kumrularla ilgilenen   Hero&#8217;yu görenler<br />
onu Aphrodite&#8217;in kendisi zannederlerdi.</p>
<p>Bu genç rahibe güzel olduğu kadar alçak   gönüllüydü de. Bu<br />
yüzden Aphrodite bu kızı kıskanmak bir   yana onu çok severdi.<br />
Her sene ilk baharın gelişi ile birlikte   Sestos&#8217;ta şenlikler düzenlenir,<br />
çevreden insanlar akın akın buraya gelir,   Aphrodite&#8217;in mabedini<br />
ziyaret ederlerdi. İşte böyle bir bayram   günü Leandros adında<br />
yakışıklı bir genç Aphrodite&#8217;in mabedindeki   bir ayine katılmıştı .</p>
<p>Abydos&#8217;lu olan Leandros getirdiği hediyeleri   sunmak üzere mihraba<br />
yaklaştığında; güzel rahibe Hero&#8217;yu görünce   aklı başından gitmiş ilk<br />
bakışta ona aşık olmustu. Ayin boyunca   gözlerini güzel rahibeden<br />
ayıramamıştı. Sanki karşısındaki Aphrodite&#8217;in   ta kendisiydi.</p>
<p>Leandros gün batıncaya kadar mabedinin   bir köşesinde bekledi.<br />
Ziyaretçiler birbir mabedi terk edince   yavaşça tek başına kalan<br />
Hero&#8217;ya yaklaştı. Rahibe genç delikanlıyı   görünce ürkerek geri<br />
kaçtı. Ama Leandros onu durdurdu. Ve oracikta   mihrabın<br />
önünde Hero&#8217;ya duyduğu aşkı dile getirdi.   O günden sonra<br />
Leandros Hero&#8217;nun tüm itirazlarına rağmen   her gün mabede<br />
gelip genç rahibeye duyduğu aşkı anlattı.   Hero defalaca ona<br />
bir rahibe olduğunu ve böyle bir aşka   karşılık veremiyeceğini<br />
söylediyse de Leandros pes etmedi. Duyduğu   sevgi öylesine<br />
büyüktü ki, bir gün mutlaka karşılığını   alacağına inanıyordu.<br />
Tüm çabaları ve ısrarları sonunda arzusuna   kavuştu. Hero da<br />
onu seviyordu ancak aralarında büyük bir   engel vardı.</p>
<p>Hero, deniz sahilinde ıssız bir kalede   yaşlı bir kölenin kontrolü<br />
altında yaşıyordu, üstelik Leandros&#8217;un   yaşadığı şehirle aralarında<br />
deniz vardı. Ama Leandros aşkı uğruna   herşeyi yapmaya hazırdı.<br />
Buna, gece karanlığında yüzerek denizi   geçmek de dahildi.</p>
<p>O akşam yaşadığı şehre geri dödüğünde   sahile inerek denizi<br />
seyretti, gözleri ile karşı kıyıdaki kaleyi   arıyordu. Bu sırada<br />
rüzgâr şiddetini artırmış, bulutlar ayı   ve yıldızları kapatarak ortalığı<br />
karanlığa boğmuştu. Issız kalede köle   ile birlikte oturan Hero<br />
endişe ile dışarıyı izliyordu. Bir ara   yaşlı kadına dönüp; &#8220;Bu<br />
korkunç gecede kim bilir kaç balıkçı yolunu   bulup evine<br />
dönemeyecek. Bence karanlıkta yolunu kaybeden   denizcilere<br />
yol göstermek, onları felaketten kurtarmak   için kalenin üstüne<br />
bir meşale yakarsak Aphrodite&#8217;yi de sevindirmiş   oluruz&#8221; dedi.</p>
<p>Bu sözlerle yumuşayan yaşlı kadın, kalkıp   bir meşale yaktı ve<br />
kalenin tepesine kolayca görülebileceği   bir yere koydu. Esen<br />
rüzgâr onu canlandırdı alevi daha da yükseldi   ve etrafı aydınlattı.</p>
<p>Hero heyecanla dışarıyı seyrederken duyduğu   bir sesle kalbi küt<br />
küt atmaya başladı. Denize doru baktığında   dalgalarla boğuşan<br />
birini gördü bu Leandros&#8217;tan başkası olamazdı..onu   yaşlı köle de<br />
görmüştü. Aşağı inip delikanlıya kıyıya   çıkabilmesi için yardımcı<br />
oldu ve onu rahibenin odasına götürdü.   Leandros yorgunluktan<br />
bitkin ama sevdigini görmekten mutlu bir   halde genç rahibeye<br />
sarıldı. Yaşlı köle buna çok şaşırmıştı   ancak onlara engel olmadı.</p>
<p>O günden sonra Leandros her gece Hellaspostos&#8217;u   yüzerek geçip<br />
sevdiğine ulaşıyordu. Günler haftalar   aylar geçti, güzel yaz günleri<br />
geride kaldı ve kışa yaklaştılar. Deniz   eskisi gibi sakin ve sıcak<br />
değil, dalgalı ve soğuktu. Hero her gece   yüzerek bogazı geçen<br />
Leandros için endişelenmeye başlamıştı   bu yüzden ona bir süre<br />
birbirlerini görmemeleri gerektiğini söyledi.   Bahar gelinceye kadar<br />
ayrı kalmaları gerekiyordu. Kışın boğazı   yüzerek geçmek çok<br />
tehlikeliydi. Leandros her ne kadar istemese   de sevdiğinin bu<br />
isteğine boyun eğdi. Ve bahara kadar gelmeyeceğine   dair ona<br />
söz verdi. Ama bu ayrılığa sadece bir   kaç gün dayanabildiler.</p>
<p>Leandros, Hero&#8217;nun yolladığı özlem dolu   mektubu okuyunca<br />
daha fazla dayanamayarak, düşünmeden kendini   azgın dalgaların<br />
kucağına attı ve bir an evvel sevdiğine   kavuşabilme arzusu ile<br />
dalgalarla boğuşmaya başladı. Fırtına   arttıkça artıyor, dalagalar<br />
daha da aşılmaz bir hal alıyordu. Hero&#8217;nun   yaktığı meşale şiddetli<br />
rüzgârlardan sönerek ortalığı karanlığa   gömdü. Heyecan içinde<br />
Leandros&#8217;un yolunu gözleyen Hero, yaşlı   köle uyuduktan sonra<br />
gizlice sahile indi ancak orada dalgaların   kıyıya attığı sevdiğinin<br />
ölüsü ile karşılaştı. Bu acıya dayanamayan   Hero sevgilisine<br />
sarılarak kendini öldürdü. Kasabalılar   bu haberi duyunca yas<br />
elbiselerine bürünüp kaleye geldiler ve   iki sevgilinin cenaze törenine<br />
katıldılar.Onları deniz kıyısında aynı   mezara gömdüler ve Onların<br />
anısına boğazın azgın sularına güzel kokulu   çiçekler attılar.</p>
<p>Kaynak: www.balca.net</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
