<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>ataturk &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/ataturk/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "ataturk"</description>
	<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 13:47:15 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Atatürk ve sınıf mücadelesi | Doğu Perinçek	]]></title>
<link>http://gizlibelge.wordpress.com/2009/11/29/ataturk-ve-sinif-mucadelesi-dogu-perincek/</link>
<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 00:50:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>gizlibelge</dc:creator>
<guid>http://gizlibelge.wordpress.com/2009/11/29/ataturk-ve-sinif-mucadelesi-dogu-perincek/</guid>
<description><![CDATA[Atatürk ve sınıf mücadelesi CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Dersim isyanı konusundaki sözl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h2>Atatürk ve sınıf mücadelesi</h2>
<p><a href="http://gizlibelge.wordpress.com/files/2009/10/dogu-perincek.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-789" title="Doğu Perinçek" src="http://gizlibelge.wordpress.com/files/2009/10/dogu-perincek.jpg" alt="" width="200" height="150" /></a></p>
<p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Dersim isyanı konusundaki sözleri yaygın bir kampanyayla karşılaştı. Bu tartışmanın, aslında yakın tarihimizdeki ilerici-gerici kamplaşmasını, emperyalizme karşı mücadele ve Atatürk yönetiminin bu saflaşmalardaki konumunu gündeme getirmesi gerekirdi.<!--more--><br />
ATATÜRK SINIF MÜCADELESİNİ<br />
REDDETTİ Mİ<br />
Kemalist Devrim üzerine çalışan birçok araştırmacı, Atatürkçülüğün sınıf mücadelesini reddettiği görüşündedir. Oysa İstiklal Savaşımızın kendisi iç ve dış cephede sınıf mücadelesidir. Emperyalizm, bir sınıftır ve emperyalizme karşı mücadele de, bizim gibi Ezilen Milletler açısından sınıf mücadelesinin milletlerarası boyutudur. Kaldı ki, her bağımsızlık savaşı, aynı zamanda bir içsavaştır. Nitekim İstiklal Savaşı iç cephede 23 gerici isyanın ezilmesiyle yürütülmüştür. Bu isyanlardan ikisi, Kürt yurttaşlarımızın yaşadığı yerlerdedir: Urfa Milli aşireti ve Sivas Koçgiri isyanları. Diğer 21 isyan ise, batıda ve orta Anadolu’dadır. Bu gerici isyanlara karşı savaş da sınıf mücadelesiydi. Karşımızda feodal ve komprador sınıfları temsil eden Osmanlı padişahının ve gericiliğin üzerimize sürdüğü kuvvetler vardı.<br />
ATATÜRK’ÜN SINIF MÜCADELESİ PROGRAMI<br />
Atatürk, Cumhuriyet Devrimi’nin sınıfsal düşmanlarını sık sık belirlemiştir. Kemalist Devrim-2 Din ve Allah başlıklı kitabımızda, bunlar açıklandı ve çözümlendi. Atatürk’ün “Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar ülkesi olamaz” sözü, aslında bir sınıf mücadelesi programıdır ve uygulanmıştır. Bu program, Ortaçağ’ın hâkim sınıflarına ve arkalarındaki emperyalizme karşı mücadeleyi öngörür. “Cumhuriyet Devrimi Kanunları” adı verilen bütün yasalar, devleti ve toplumu feodal sınıflardan arındırmaya ilişkin düzenlemelerdir ve uygulanmıştır. İstiklal Mahkemeleri, Devrim Kanunları’nın uygulanması için, idam cezalarına kadar varan yaptırımları hükme bağlamışlardır ve hükümler infaz edilmiştir. Ağa, Bey, Paşa Gibi Unvan ve Lakapları Kaldıran Kanun’un gerekçesinde, amacın bu unvanları “toplumsal ve ekonomik temelleriyle birlikte ortadan kaldırmak” olduğu belirtilmiştir. Nitekim yasalar çıkartılarak, Osmanlı hanedanının ve diğer feodal sınıf ve dinsel zümrelerin mülkiyetlerini kamulaştıran ve toplumun hizmetine kazanan uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Bunların hepsi, Ortaçağ güçlerine karşı sınıf mücadelesi kapsamındadır.<br />
HER TOPLUM ÖNÜNDEKİ SORUNU ÇÖZER<br />
Kemalist Devrim, 19. yüzyıl ortalarında başlayan Türkiye’nin milli demokratik devriminin en güçlü atılımıdır. Milli demokratik devrimlerde sınıf mücadelesi, emperyalizm işbirlikçisi ve feodal sınıfları hedef alır. Marx’ın da çok özlü belirttiği gibi, “Her toplum önüne çıkan sorunları çözer.” Hiçbir topluma, hiç kimse sınıf mücadelesi adına, tarihsel olarak önünde olmayan bir gündemi dayatamaz. Tarihe meydan okuyan veya tarihe çalım atabilecek kudrette bir güç yoktur.<br />
Burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf mücadelesi, 19. yüzyılın en gelişmiş kapitalist toplumlarının gündemiydi. Almanya ve İtalya bile, 19. yüzyılın sonlarında hâlâ milli birliği ve milli devletin kuruluşunu tamamlamak için mücadele ediyorlardı; demokratik devrim aşamasındaydılar. Marx ve Engels, kendi ülkelerindeki bu milli birleşmeleri desteklediler. 19. yüzyıl ortalarında, Lincoln’ün önderlik ettiği devrimci içsavaş döneminde, ABD’nin önünde bulunan tarihsel sorun da aynıydı. 19. yüzyılın sonlarında, kapitalizmin kalesi olan Avrupa’da dahi, burjuvazi ile proletarya arasındaki mücadelenin belirleyeci önemde olduğu ülkelerin sayısı birkaçı geçmiyordu. İnsanlığın büyük çoğunluğunu oluşturan Asya, Afrika, Latin Amerika ve Doğu Avrupa ise, demokratik devrimler çağını yaşıyordu.<br />
Bu nedenlerle sınıf mücadelesini burjuvazi ile proletarya arasındaki mücadeleye indirgemek, 19. yüzyıl açısından bile, Batı Avrupa merkezli bir tarih şaşkınlığıdır; hele Kemalist Devrim Türkiyesi açısından şaşzamanlılığın da ötesinde, bastığı topraktan haberi olmayanların cehalet örneğidir.<br />
ATATÜRK DEVRİMİ’NİN YAPTIKLARI VE YAPAMADIKLARI<br />
Atatürk önderliğindeki Cumhuriyet devrimciliğinin Ortaçağ sınıflarına karşı mücadelesini yakında yayımlanacak olan Kemalist Devrim-7 Kürt Meselesi ve Toprak Ağalığı başlıklı çalışmamızda inceliyoruz. Ancak Devrimin yaptıkları var, yapamadıkları var. Türk Devrimi, toprak ağalığını ve şeyhliği kökünden temizleyememiştir ve arkasından bir karşıdevrim gelmiştir. Acaba bu başarısızlıkta sınıf mücadelesi gerçeğinden ürkmenin payı nedir? Aslında toplumumuzun bugün yaşadığı bütün sorunlar, işte burada düğümlenmektedir.<br />
Kemalist Devrim, toprak ağalığını ve şeyhliği niçin köklü olarak temizleyemedi? Toprak ağalığının varlığını sürdürmesi ile Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden emperyalist-kapitalist sisteme bağlanması arasındaki ilişkiler nelerdir? Ortaçağ kalıntıları, Kemalist Devrim’in yıkımında hangi rolleri oynadı? Feodalizmin kökünü kurutamayan Cumhuriyet, bugün hangi tehditlerle yüz yüze gelmiştir; hangi tarikat ağları içinde debelenmektedir, hangi bölünmelerin kenarına yuvarlanmıştır ve hangi bedelleri ödemektedir? Toprak ağalığı, aşiret reisliği ve şeyhlik ile Kürt isyanları ve bugünkü bölücü kalkışmalar arasındaki ilişikiler nelerdir? Feodalizmin köklü tasfiyesi görevini yerine getiren Çin Devrimi, bugün dünyanın en hızlı ekonomik ve toplumsal gelişme örneğini ortaya koyarken, Türkiye niçin devrimini yitirmiş ve bir yıkımla karşılaşmıştır? Demokratik devrimlerin sınıf mücadelesi programını önüne koyan ve toplumun bilincine çıkaran devrimler ile Kemalist Devrim’in ideolojik yönelişleri arasındaki farklar nelerdir? Bu farklar, hangi yol ayrımlarına neden olmuş ve bizim geleceğimizi nasıl etkilemiştir? Kemalist Devrim, niçin İsmet İnönü’nün de itiraf ettiği gibi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sürüdürülemedi? Niçin bir karşıdevrimn kuyusuna düştük ve bugünkü yıkıma geldik? Türkiye bu yıkımdan nasıl çıkacaktır?<br />
Görüyoruz ki, bu sorulara önümüze ışık tutan cevaplar vermek yerine, Türkiye’yi etnik ve mezhepsel çatışmalara sürükleyecek planların içinde roller almak birçok insanımızın kolayına gidiyor.<br />
www.doguperincek.info<br />
www.doguperincek.com.tr</p>
<p>Aydınlık sayı 1166</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Manifestatie antiislamica la Ankara]]></title>
<link>http://resurseislamice.wordpress.com/2009/11/27/manifestatie-antiislamica-la-ankara/</link>
<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 15:44:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>responder777</dc:creator>
<guid>http://resurseislamice.wordpress.com/2009/11/27/manifestatie-antiislamica-la-ankara/</guid>
<description><![CDATA[Zeci de mii de oameni au manifestat sambata la Ankara in favoarea laicitatii si Republicii in Turcia]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Zeci de mii de oameni au manifestat sambata la Ankara in favoarea laicitatii si Republicii in Turcia]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TARİH KOKAN ANILAR- ATANIN DİZİNE KONAN BILDIRCIN]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/27/tarih-kokan-anilar-atanin-dizine-konan-bildircin/</link>
<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 06:36:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/27/tarih-kokan-anilar-atanin-dizine-konan-bildircin/</guid>
<description><![CDATA[ATANIN DİZİNE KONAN BILDIRCIN Atatürk, Florya köşkünde misafirleriyle yemek yerken Salih Bozok, bir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[ATANIN DİZİNE KONAN BILDIRCIN Atatürk, Florya köşkünde misafirleriyle yemek yerken Salih Bozok, bir ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ATATÜRK - ATATÜRK FOTOĞRAFLARI]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/26/ataturk-ataturk-fotograflari-22/</link>
<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 08:39:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/26/ataturk-ataturk-fotograflari-22/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kol kırılır yen içinde kalır mı?]]></title>
<link>http://ensetirasi.wordpress.com/2009/11/25/kol-kirilir-yen-icinde-kalir-mi/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 09:29:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>Durmuş Görmez</dc:creator>
<guid>http://ensetirasi.wordpress.com/2009/11/25/kol-kirilir-yen-icinde-kalir-mi/</guid>
<description><![CDATA[CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen&#8217;in 10 Kasım günü TBMM&#8217;de yapılan demokratik açılı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright" src="http://images.habervitrini.com/haber_resim/mvdscaere.jpg" alt="" width="230" height="230" />CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen&#8217;in 10 Kasım günü TBMM&#8217;de yapılan demokratik açılımla ilgili ön görüşme sırasında “ Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz vardı, hepsinin anası ağladı. Kimse çıkıp bu savaşı bitirelim demedi. Kurtuluş Savaşı’nda, Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında, Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Kimse analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok” dedi. Eleştirilere hedef olan Öymen ‘Dersim isyanını ben mi bastırdım. Ben faşistsem Atatürk ne oluyor? Dersim isyanını ben mi bastırdım” diyerek kendini savundu.<!--more--></p>
<p>Demokratik açılımın ilk kurbanı Öymen oldu, espirisinide kendi patlattı “Kurban Bayramı yaklaşıyor. Siz kurban dedikçe de bana bakıyor arkadaşlar. Kendimi kurbanlık koyun gibi hissettim” dedi.</p>
<p>Deniz Baykal ‘‘açılım’’ı başbakanla görüşmemek için işi yokuşa sürdü, aynı meclisteki insanlar bırak muhabbeti mektupla iletişim kurdu, ille de görüşmemizde kamera olacak diye diretilince görüşme yapılamadı. Öymen’in konuşmasını grupla beraber Tunceli’li vekil K.Kılıçdaroğlu tıpış, tıpış alkışlıyor. Aynı kamera Öymen’in ellerini ekrana taşıdığında, kaç şiddetinde titriyor? Ruhundaki sarsıntının boyutu yüzünden okunuyor garibimin. Kameraların önemini daha iyi kavradık sayın Baykal. Hayatta hep Atatürk’e sahip çıktılar ama Atatürk’ün partisi Öymen’i savunamaz hale geldi. Baykal konuyu soran gazetecilere ‘‘Siz hala orada mısınız’’ diye çıkışdı.</p>
<p>Eski bakanlardan İhsan Sabri Çağlayangil’in 1937-1938 Dersim olaylarını anlatırken “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler” açıklamasını kendisi de Tunceli’li olan, elinde yolsuzluk dosyaları görmeye alıştığımız Kemal Kılıçdaroğlu’na yapmış. Takiyyeci Kılıçdaroğlu’nun Öymen gereğini yapmalı tepkiside fos çıktı.</p>
<p>Davarcı diye bir dostumuz var, çaresiz anlarında ‘’iyi ki o bir dünya var’’ der. Ama bazı şeyler bu dünyada çıkıyor.Atatürk ne yapmışsa doğru yapmıştır, biz de aynısını yapalım yaklaşımı, Atatürk’ü bakkal defteri gibi ortaya getirmek, Türk toplumuna onulmaz yaralar açtı. Atatürk’ün hizmetleri için Allah razı olsun derim, fikirlerini de Türkiye’yi muasır ülkeler seviyesine çıkarmak şeklinde anlarım. Şahsi davranışları da kendime örnek alma durumunda değilim, benim sağlığım içkiyi, sigarayı götürmüyor ne yapmam lazım? Atatürk’ü anmak için danslı, müzikli, içkili balolar yaptınız. Atatürk’ün sevdiği şarkılar, türküler diye programlar yaptık. Şimdi gençlik hafif batı musikisinden hoşlanıyor. Çıkın bu işin içinden gardorop Atatürkçüleri.</p>
<p>Atatürk’ü iyi bildiğini sandığım tarihçi profumuz kütüphanemizi ziyaret ediyordu. Nutuk’un orjinalini gösteriyim dedim. Nutku eline tutuşturdum bu nutuk olamaz demesin mi! Meğer nutkun orjinalini Türkçe zannediyormuş. İşte bu insanlar başımıza Kemalist kesiliyorlar, gelin bu işin içinden çıkın. Nutkun aslının ilk baskısı Osmanlıcadır.</p>
<p>Nerede neyi, nasıl yapmamız gerektiğini bilmemiz gerekir. İçki deyince rahmetli bir hocamın hatırasını nakletmek isterim. İnönü Üniversitesinde rektörlük bir kokteyl verecekti, Prof.Dr. Nejat Göyünç hoca ben içmesini severim ama öğrenci kesesinden içmem deyince o zamanın rektörü hocayı tartaklamıştı.</p>
<p>Kendisine devlet adamı diyen devletini, milletini seven herkes ‘’Öymen olayını’’ iyi tahlil etmeli. Alevi vatandaşlarımızdan Atatürk aleyhinde bir söz sadır olmadı. Belki bazı şeyler biliyorlardı ama ‘’kol kırılır yen içinde kalır’’ diye düşünmüş olabilirler. Bizim asıl sıkıntımız ölçümüz yok. Altının kötüsünün bile ölçüsü yani ayarı var. Biz bir türlü ölçüyü, ayarı tutturamadık. Bu ayarsızlık bir gün gelecek bizi zorlayacak, bu bize ders olsun kötü bile olsa ölçümüz olsun, o bize doğrunun yolunu açar. Kim istemez elindeki altının 24 ayar olmasını. Hatta kullanacağımız altının 22 ayar alırız ki aşınmasın diye. İşte fikriyatımız 24 ayar olacak biz istersek 22 ayara düşüreceğiz.</p>
<p>İstemeyerek de olsa sayın Öymen büyük bir sevap yaptı, Allah ondan razı olsun. Meselelerimizi halının altına süpürmekten vazgeçelim. Atalarımız bir nusubet bin hayırdan iyidir, her şerde bir hayır var derler buradan inşallah iyilik ve hayır çıkar.</p>
<p>Birçok İslam bilgini içtihat kapısının açık olduğu konusunda hem fikirdir. Hz. Peygamber bir yolculuk esnasında yorulur bir ağacın altında dinlenir. Sahabe oradan geçerken o ağacın altında dinlenmek ister. Sahabeden biri ben yorulmadım, peygamberin gücü oraya kadardı, benim gücüm daha ilerde dinlenmek istiyor bu sünnet değil diye itiraz eder. Dinde bile içtihat kapısının açık olduğu bir dünyada, değerli yazar Taha Akyol ‘’ Atatürk’ü tabu haline getirmek de yanlış, onun gibi milli bir lidere düşmanlık etmek de yanış’’ diyor. Siyaset bilimci Metin Heper’de “Atatürkçülük, Türkiye’de bir meşruiyet karizmasıdır” diyor. Çünkü Atatürk’e refere edilen her şey meşrulaşıyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ATATÜRK - ATATÜRK FOTOĞRAFLARI]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/25/ataturk-ataturk-fotograflari-21/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 08:45:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/25/ataturk-ataturk-fotograflari-21/</guid>
<description><![CDATA[Güleryüzlü bir lider&#8230;.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Güleryüzlü bir lider&#8230;.]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye’de kafadaki duvarlar yıkılmadıkça açılımlar çok da kolay olmayacak.]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/25/turkiye%e2%80%99de-kafadaki-duvarlar-yikilmadikca-acilimlar-cok-da-kolay-olmayacak/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 08:06:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/25/turkiye%e2%80%99de-kafadaki-duvarlar-yikilmadikca-acilimlar-cok-da-kolay-olmayacak/</guid>
<description><![CDATA[Sizleri ümitsizliğe düşürmek istemem amma Türkiye’de kafadaki duvarlar yıkılmadıkça barış, hukuk, re]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img style="max-width:800px;float:left;margin-top:10px;margin-bottom:10px;margin-right:10px;" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/latif-yildiz.jpg" /><br />
<blockquote>Sizleri ümitsizliğe düşürmek istemem amma Türkiye’de kafadaki duvarlar yıkılmadıkça barış, hukuk, refah, demokrasi için Kürt, Alevi. Ermeni açılımlarının çok da kolay olmayacak.</p></blockquote>
<p><b>M. Latif YILDIZ*</b></p>
<p>1968’de Çekoslovakya’nın başkenti Prag’da sosyalizmin insani yüzünü aramaya kalkışanlar Varşova Paktı orduları tarafından ezilirken öğretmen okulunu yeni bitirmiştim. Yaş haddi nedeniyle öğretmen olarak göreve atamam yapılmayınca kaderin sürüklediği bir serüven sonucu yayına yeni başlayan bir gazetenin İstanbul’da çiçeği burnunda muhabiri olunca bir gazeteci olarak 20 ve de 21. yüzyılda yaşanan bazı olayların da canlı şahidi oldum.</p>
<p>20. Yüzyıl aslında insanlık tarihi için utançlar ile dolu bir yüzyıldır. İki dünya savaşı, milyonlarca insanın ölümü, Osmanlı İmparatorluğunu işgal ve bölme hesapları, kurtuluş savaşı, en korkuncu yaşanan soykırım olayları ve 1961’de inşa edilen Berlin duvarı. <!--more--></p>
<p>Bizde de adı cumhuriyet olarak kurulan ama vatandaşının çoğu Kürt ve Müslüman diye tehdit olarak gören sistemin 20. yüzyılda sıkıyönetim, olağanüstü hal ve de 21. yüzyılın ilk on yılında kafalarda yükselen duvarların devam ettiği bir dönemi yaşıyoruz.</p>
<p>Böylesi berbat bir asırda 9 Kasım 1989’ da sistemin iflası ve halkın isyanı sonucu Berlin duvarının yıkılışı Avrupa’dan başlayarak yayılan demokrasi kıvılcımı bir şans olarak belirdi belirmesine, ancak ülkemize uğramak için bir hayli nazlanıyor. </p>
<p>Totaliter rejimlere karşı başkaldırı 1989 tarihinde umut verirken Prag’da bir dükkânın vitrininde “ 89, 68’in baş aşağı duran halidir” yazılı poster 21 yıl gibi uzun bir süreç alsa da dikta rejimlerine karşı demokrasiyi işaret ediyordu. Yalnız Alman halkı değil birçok toplum, birey, ülke, devlet, ulus Berlin duvarının yıkılışından etkilendi.</p>
<p>9 Kasım’ı 10 Kasım’a bağlayan gece duvar fiziki olarak yıkılırken 2. Dünya savaşı sonrası başlayan 50 yıllık soğuk savaşın sona erdiğini fiili haber verdiği gibi 2 yıl içinde Sovyet sisteminin de çöküşünü hazırladı.</p>
<p>Avrupalılar gelecekleri için duvarı yıkmakla kalmadılar. Başka şeyler de yaptılar. Örneğin; yasalarını demokrasinin en yüksek standardına çıkartarak kurumlarını çok kısa bir zaman zarfında dönüştürmeyi başardılar.</p>
<p>Anayasalarını hak ve özgürlükleri öne çıkartarak ileri yasalar ile yeni baştan yazdılar. Kendileri için yeni bir dünya yarattılar. Kâğıt üstünde değil, içselleştirerek fiili uyguladılar.</p>
<p>Bu değişime şahit olan bu kuşak ancak yüz yıllara sığabilecek gelişmelere yaşayarak tanıklık eder. 1968 kuşağı olarak 1968 ve 1989 Dünya’da ve de Türkiye’de 1960 ihtilali, 1971 muhtırası, 12 Eylül darbesi ve E Muhtıralar ile 49 yıldır demokrasi liginden adımız yoktu. 13 Kasım 2009’ da TBMM’ inde yapılan görüşme bütün olumsuzluklarıyla birlikte kafalardaki duvarların yıkılmasına yani yüz yılda yeni bir ivme kazandığı anlamını çıkartabiliriz.</p>
<p>Avrupa’daki duvarın yıkılışı başka duvarların yıkılışına öncülük etti mi derseniz cevabım hayır olacak. AB ye girecek Türkiye karşı ön yargılarında direttiler, diretiyorlar. Yalnız bununla kalınsa neyse, başka duvarlar devam ediyor, hatta yeni duvarlar örüyorlar.</p>
<p>Bakınız bugün ilk etapta aklıma gelen bazı duvarları sayacağım. </p>
<p>Kıbrıs’taki Lefkoşe duvarı, Belfast’ta Katolik ve Protestan mahalleyi ayıran 15 Km. lik duvar. İki Kore’yi ayıran 241 Km. lik duvar. İsrail’in 2002 yılında Filistinlilere karşı örmeyi sürdürdüğü Berlin Duvarı’nın 4 katı ve yüksekliği 8 metre olan, bittiğinde 703 Km. yi bulacak olan duvar.</p>
<p>Fas’ta AB’ye girişi önlemek için oluşturulan çelik duvar. ABD ve Meksika sınırı boyunca uzanan duvar. Hindistan’ın Keşmir’in de olan duvar akla ilk gelenler. </p>
<p>9 Kasım 1989’da Berlin Duvarının yıkılışı, dünya tarihinde bir dönüm noktası olarak geçtiyse de devam eden duvarlara karşı ne yazık ki sessiz kaldıkları da bir gerçektir.</p>
<p>Türkiye’de mi; 12 Eylül 1980’de başlayan darbe anayasası 29 yıl sonrada olsa değişim için meydana gelen gelişmeler kafadaki duvarları yıkmaya yönelik umut verici gelişmeler olacak mı, doğrusu kuşkuluyuz. 10 Kasım Meclis görüşmelerinde Atatürk’ü konuşuyorum diye Tunceli üzerinden gönderme yapan Onur Öymen’in “analar ağlamaya devam etsin” gibi duvarları daha da yükseltmek isteyen ve de bu saatten sonra bölgede bir tabela partisi bile olamayacak bir CHP ve MHP Mecliste olmazsa belki bir şeyler olur.</p>
<p>Ülkemizde Olağanüstü Hal, sıkı Yönetimler ile yıllarca fili duvarlar örüldüğü gibi kafalardaki duvarlar fiili duvarlardan da kalın olarak karşımıza çıkıyor. Şimdi kafalardaki duvarların yıkılması arifesindeyiz. Kafadaki duvarları yıkmak için cesaret gerektiriyor. Ne yazık ki korku, çekingenlik, endişeli yaklaşım nedeniyle kafalardaki duvarların yıkılmasının pek kolay olmayacağını 13 Kasım 2009 tarihinde Meclis görüşmelerinde şahit olduk.</p>
<p>Avrupa’nın duvarının yıkılışı üzerinde 21 yıl geçmesine rağmen Berlin’de yüz binler bir araya gelerek bu değişimi sevinçle kutluyorlar. Bizimkiler ise zihnimizdeki duvarı yıkmak için bir korku, bir çekingenlik, bir endişe içindedirler. Kafalardaki duvara çentikler, çekiçler, taşlar atanları bile vaz geçirmek için bütün güçleri ile çalışıyorlar. Bu yüzden balyozu eline alıp açık seçik duvarın üzerine çıkıp yıkmaya kimse cesaret edemiyor.</p>
<p>Türkiye’nin duvarları savaşmadan, çatışmadan, kan dökülmeden bir gün balyoz vurulacak mı kestirmek mümkün değil. Ama Meclisteki açılım ile bir umut ışığı belirdi.</p>
<p>13 Kasım 2009 tarihinde TBMM’ inde Cumhuriyet’in ilanından 86 yıl sonrada olsa kördüğüm yapan sistemin değişim sinyalleri belirmeye başladı gibi.</p>
<p>Çünkü birileri 72 milyonun demokrasinin nimetlerini kavradığını anladı. Ve bunu gören bazı siyasilerde anladılar ki demokrasi yalnız halkı değil onları da koruyacak gibi.</p>
<p>En azından Kürt sorununun daha fazla inkâr ve imha ile sonuçlanmayacağı, dağa çıkan, ülkeyi terk eden Kürtleri yurda kabul ederek sorunun çözülmesine katkı sunacaklarını anladılar gibi. “Gibi” diyorum çünkü şu anda o konumdayız.</p>
<p>Çentik atanlar yalnız Kürtler değil, azınlıkların, Alevilerin, Sünnilerin, dini, insani ve vicdani vatandaşın önünde örülen derin duvarın yıkılmasıyla birliğin oluşabileceğini anladılar gibi. Türkiye’nin kronikleşmiş sorunlarından kurtulmasının tek yolunun insan hakları ve demokrasiden geçtiği 86 yıl sonra da olsa en azından Arınç’ın şahsında AKP gördü gibi.</p>
<p>Bu nedenlerle sürecin tamamlanması için Kandilden, Mahmur’dan, Avrupa’dan kimseyi tahrik etmeyecek ve fakat barışı pekiştirecek dönüşleri sürmeli.</p>
<p>Üniversitelerde Kürtçe başta olmak üzere doğu dilleri akademik statüye kavuşmalı.</p>
<p>Tıpkı Kürtçe yayın yapan televizyonların RÜTÜK tarafından önü açıldığı gibi. </p>
<p>Bütün bunların gerçekleşmesi için topluma önderlik yapması gereken; kamuoyunun sesi, kulağı ve dili sayılan; ama savaş, kan ve gözyaşı körükleyen meslektaşlarınız buna izin verirler mi sorusunu yönelttiğinizi duyar gibiyim.</p>
<p>Haklısınız, bu ülkenin 86 yıldır yaşadığı en büyük sorun benim de 41 yıldır iç içe yaşadığım “yazılı silahlı güç” adı verilen medya olduğunu biliyorum. </p>
<p>Özellikle son yıllarda tekelleşen sermaye yoğunlaşmasına karşı mücadele etmek bir hayli güçleşti. Medya – siyaset – ticaret ilişkisi sonucu ortaya çıkan yozlaşma; editöryal bağımsızlık ve nitelikli yayancılığın yok olması; her türlü sansürün; politik, askeri ve çıkar çevrelerin işbirliği sonucu medyanın durumu vahimden öte korkunç. </p>
<p>Onurlu meslektaşlarımı sendikasızlaştırılma, patronlarının tehdit ve baskısı altında görevlerini yapamadıklarını biliyor, görüyor ve yaşıyoruz. Demokrasinin kırdığı diğer duvarlar gibi bizde de kafalardaki duvarlar yıkılır mı; daha özgür, tarafsız ve doğru bir medya oluşur mu bilemiyorum. </p>
<p>Batıda olduğu gibi Türkiye’nin de duvarlar yıkılacak mı bekleyip göreceğiz. Duvarlarını yıkan batı ile bütünleşmek için bıçak sırtında yürüdüğümüz günleri yaşıyoruz.</p>
<p>Türkiye’de kafalardaki Berlin duvarının yıkılması için 12 Eylül anayasasının tümden değişmesi gerekiyor. Ancak iş o kadar kolay gözükmüyor. </p>
<p>Mecliste demokratik açılımdan kaçan bir CHP ve İttihatçı doktrinirlerini mecliste seslendiren MHP oldukça bu iş zor yol alır. Belgeli darbeciyi içerde 24 saat tutamayan ve darbenin yanında saf tutan adalet, askeri vesayetten kurtulmayan bir ülkede iddiası bırakın duvarların yıkılması demokrasinin “D” sinin gerçekleşeceğinden kimse emin değil.</p>
<p>Sizleri ümitsizliğe düşürmek istemem amma Türkiye’de kafadaki duvarlar yıkılmadıkça barış, hukuk, refah, demokrasi için Kürt, Alevi. Ermeni açılımlarının çok da kolay olmayacak. </p>
<p>Her şeye rağmen Demokrasi ve barışa karşı olanlar yeni mevziler kazanmak için yeni buluşlar icat etseler de halkın özgürlük, demokrasi, refah ve huzur isteminin önünde daha fazla duramayacakları yaşadığımız gelişmeler ortaya koymaktadır. </p>
<p><b>*Gazeteci- Yazar</b></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atatürk'ün bilinmeyen 300 fotoğrafı slayt gösterisi ve müzik eşliğinde]]></title>
<link>http://cihangir81.wordpress.com/2009/11/24/ataturkun-bilinmeyen-300-fotografi-slayt-gosterisi-ve-muzik-esiliginde/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 20:03:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>cihangir81</dc:creator>
<guid>http://cihangir81.wordpress.com/2009/11/24/ataturkun-bilinmeyen-300-fotografi-slayt-gosterisi-ve-muzik-esiliginde/</guid>
<description><![CDATA[Atatürk&#39;ün bilinmeyen 300 fotoğrafı slayt gösterisi ve müzik eşliğinde Atatürk&#8217;ün bilinmey]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_417" class="wp-caption alignnone" style="width: 484px"><a href="http://cihangir81.wordpress.com/files/2009/11/ataturk.png"><img class="size-full wp-image-417" title="Atatürk" src="http://cihangir81.wordpress.com/files/2009/11/ataturk.png" alt="Atatürk'ün bilinmeyen 300 fotoğrafı slayt gösterisi ve müzik eşliğinde" width="474" height="368" /></a><p class="wp-caption-text">Atatürk&#39;ün bilinmeyen 300 fotoğrafı slayt gösterisi ve müzik eşliğinde</p></div>
<p>Atatürk&#8217;ün bilinmeyen 300 fotoğrafından oluşan müzikli slayt gösterisi.</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><em><strong><a href="http://rapidshare.com/files/311685076/Atat__rk___n_bilinmeyen_300_fotoae_rafae__slayt_g__sterisi_ve_m__zik_e__iliae_inde.rar.html" target="_blank">Buradan</a> </strong></em></span>bilgisayarınıza yükleyebilirsiniz.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Günün Anlamı]]></title>
<link>http://realityofevolution.wordpress.com/2009/11/24/gunun-anlami/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 16:20:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>God Like</dc:creator>
<guid>http://realityofevolution.wordpress.com/2009/11/24/gunun-anlami/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.&#8221;  M. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[&#8220;Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.&#8221;  M. ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BAŞÖĞRETMENİMİZ ATATÜRK]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/24/basogretmenimiz-ataturk/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 09:14:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/24/basogretmenimiz-ataturk/</guid>
<description><![CDATA[&nbsp; &nbsp;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[&nbsp; &nbsp;]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun.]]></title>
<link>http://alperengiresun.wordpress.com/2009/11/24/ogretmenler-gununuz-kutlu-olsun/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 09:08:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>hrnzr</dc:creator>
<guid>http://alperengiresun.wordpress.com/2009/11/24/ogretmenler-gununuz-kutlu-olsun/</guid>
<description><![CDATA[Kurtuluş savaşında öğretmenlerimiz büyük çabalar göstermiş devlet olmamızda büyük katkıları olmuştur]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter" src="http://www.kadikoy-meb.gov.tr/dimages/news/%C3%96%C4%9Fretmenler%20G%C3%BCn%C3%BC.gif" alt="" width="400" height="400" />Kurtuluş savaşında öğretmenlerimiz büyük çabalar göstermiş devlet olmamızda büyük katkıları olmuştur. Büyüyen ve güçlenen ülkemiz de onların eseridir. Yarınlarımız da sizlerin çabalarıyla olacaktır. Yarınlara bakışınız ülkeyi görmek istediğiniz yer bizlerin görmek istediği yer olacaktır. Sizin ufkunuz kadar ancak ileri gideceğiz.</p>
<p>Zor şartlarda gösterdiğiniz insan üstü gayret maddi olarak paha biçilemez. Siz gönlümüzde hatırlarımızda ruhumuzda yaşayan bizi biz yapan en önemli değerlersiniz.</p>
<p>Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun</p>
<p>&#160;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dersimizi aldık da ediyoruz ezber!]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/24/ataturk-devrimleri/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 08:51:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/24/ataturk-devrimleri/</guid>
<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluş hikâyesi karmaşıktır. Aradan geçen bunca yıla rağmen gerçekler]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluş hikâyesi karmaşıktır.</p>
<p>Aradan geçen bunca yıla rağmen gerçekler bir türlü ortaya dökülmedi.</p>
<p>Bu asla dökülmeyecek demek değil tabi.</p>
<p>Gerçeklerin ortaya çıkmaması önündeki en büyük engel 5816 sayılı Atatürk&#8217;ü koruma kanunudur.</p>
<p>Gerek tarihçiler, gerek araştırmacılar yakın tarih çalışmalarında resmi tarihin ötesine geçemiyorlar.</p>
<p>TC&#8217;nin kuruluş tarihi büyük ölçüde Atatürk&#8217;ün kişisel tarihidir de.<!--more--></p>
<p>Atatürk, Yeni Türkiye&#8217;nin kuruluşunun her noktasında bir şekilde vardır ve onun bu varlığı resmi tarihe göre &#8220;her zaman olumlu&#8221; olmalıdır.</p>
<p>Aksi takdirde 5816 sizi bulur!</p>
<p>Eğer bir savcı size 5816&#8242;dan dava açmışsa hakimlerin bu davayı reddetme şansı pek yoktur.</p>
<p>Bu ülkede hakimler 5816&#8242;dan gelen dosyaları yüzde 99 cezalandırırlar!</p>
<p>Şimdi&#8230;</p>
<p>Yunanlılar&#8217;ı gerçekten denize döktük mü?</p>
<p>Fransızlar, İtalyanlar güneyden neden çekildiler?</p>
<p>İstanbul&#8217;u işgal eden İngilizler neden bırakıp gittiler?</p>
<p>1917 Bolşevik Devrimi TC&#8217;nin kuruluşunu nasıl etkiledi?</p>
<p>Bütün bunlara bir cevap bulunabilir de Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşundan sonra dahilde yaşanan bir kısım hadiselerin açıklanmasında Atatürk&#8217;ü anmadan, onun kutsiyetine halel getirmeden doğrulara ulaşmak mümkün görünmüyor!</p>
<p>Çünkü resmi tarih onun yaptığı her şeyi, attığı her adımı doğru kabul ediyor, tıpkı Onur Öymen gibi.</p>
<p>Bugün bizim için &#8220;Cumhuriyet nasıl kuruldu&#8221; sorusuna verilecek cevap değil, &#8220;kurulduktan sonra yaşanan bir kısım olaylar neden yaşandı, nasıl yaşandı&#8221; sorusuna verilecek &#8220;gerçek cevaplar&#8221; önemli.</p>
<p>Tek Parti döneminin günah galerisi&#8230;</p>
<p>Bir kısım iç isyanlar&#8230;</p>
<p>Bir kısım isyan olmadığı halde isyan varmış gibi gösterilerek yapılan askeri harekatlar&#8230;</p>
<p>Şapka Kanunu&#8217;na muhalefet cezalandırmaları&#8230;.</p>
<p>İstiklal mahkemeleri&#8230;</p>
<p>Bütün bunlar yeni Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin nasıl kurulduğunun bir sonucu gibi geliyor bana.</p>
<p>O yüzden &#8220;nasıl kurulduğu ve kurulduktan sonra o topraklarda yaşayan halka yaşatılan devlet şiddeti birbiri ile alakalı&#8221; dedim.</p>
<p>Kuruluştan sonra yaşananlar da bir tür savaştı aslında.</p>
<p>Milletin bir bölümüyle savaşıldı.</p>
<p>Bu Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin niçin içe dönük bir yapılanma şekline sokulduğunu da gösteriyor!</p>
<p>Hatta bugün ortaya serilen darbe planlarını, milleti kafese sokma planlarını da açıklıyor.</p>
<p>Yeni kurulan yapı bir devrimin sonucuydu.</p>
<p>Onun için &#8220;Atatürk Devrimleri&#8221; deniliyor zaten.</p>
<p>Devrim yani, kendinden öncekini yıkıp yerine başkasını tesis etmek.</p>
<p>İsterseniz siz biraz ileri gidip &#8220;Osmanlı&#8217;yı da Atatürk yıktı&#8221; diyebilirsiniz. Ama ben demem çünkü Türkiye kuruluşundan bunca yıl geçmesine rağmen hâlâ o kadar özgür değil.</p>
<p>Çünkü, yeni kurulan devletin eskisine inkılap etme ihtimali en büyük korkuları.</p>
<p>Eğer İngiliz, Yunan, Fransız, İtalyanlar yıkmış olsaydı Osmanlı&#8217;yı, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra onların yeniden bizi işgal etmesinden korkardık, irticadan değil, değil mi?</p>
<p>Ama onlarla dostuz ve hatta yönümüz Batı&#8217;ya dönük!</p>
<p>Düşman dışarıda değil içeride.</p>
<p>Valla bu bana çok şey anlatıyor, siz ne anlarsanız anlayın artık!</p>
<p>NUH GÖNÜLTAŞ<br />
BUGÜN</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Alevilerin geleceği CHP'nin geleceği]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/24/aleviler-chp/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 08:49:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/24/aleviler-chp/</guid>
<description><![CDATA[CHP’nin Dersim yöresindeki üç ilçe belediye başkanının ve çok sayıda parti yöneticisinin istifa etti]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><b>CHP’nin Dersim yöresindeki üç ilçe belediye başkanının ve çok sayıda parti yöneticisinin istifa ettiği haberi az önce geldi&#8230;<br />
Konuya ilişkin kanaatim, en başından beri, Onur Öymen’in sözlerinin Aleviler tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığı yönünde oldu.</b> Alevilerin Onur Öymen’in CHP yönetiminde kalmasını içlerine sindirmelerini bekleyen yaklaşımlar bana en başından beri gerçekçilikten uzak göründüler.<br />
CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi. Cumhuriyet döneminin olumlu ve olumsuz yanlarının sorumlusu ve bir anlamda mirasçısı. Türkiye Cumhuriyeti tarihi düz bir çizgi üzerinde ilerlemediği için CHP de düz bir çizgi içinde değerlendirilebilecek bir parti olmadı.<!--more--><br />
Örneğin 1970’li yılların başında Bülent Ecevit önderliğinde bir dönem boyunca geleneksel çizgiden koptu. Daha sivil bir konuma yerleşti. Bu kısmen antimilitarist sayılabilecek çizgi 1980 askeri darbesine kadar sürdü ve CHP ile Aleviler arasında daha gönüllü bir buluşmaya da zemin hazırladı.<br />
Bununla birlikte, daha önceki dönemlerde de, Alevilerle Kemalizm arasında bir dostluk vardı. Bu dostluğun nedenleri üzerine birçok farklı değerlendirme yapılabilir. <b>1960’lı yıllarda Tunceli, Elazığ, Erzincan yöresinde yaptığım yolculuklarda, yöre insanlarının evlerini ziyaretlerimde duvarlardaki Atatürk fotoğrafları ilginç bir detay olarak gözüme çarpmıştı.</b> Tek parti iktidarı dönemiyle ve Cumhuriyet döneminin geneliyle çok tatlı anılarının olmamasına rağmen, Aleviler Cumhuriyet’in kurucusu parti olan CHP’yi kendilerine yakın bir parti olarak kabul ettiler.<br />
***<br />
Hacıbektaş Postnişini Veliyeddin Ulusoy, Alevilerin Atatürk döneminde de baskı gördüklerini anlattı.<br />
Bunun o zamanlar dedeleri tarafından nasıl karşılandığı sorduğumda, “Sanırız Atatürk’ün bunlardan haberi yoktu” şeklinde konuştuklarını aktardı.<br />
Alevilerin, Cumhuriyet’le ve CHP ile olan sevgi-nefret ilişkileri, Türk siyasetinin temel paradokslarından biri olarak bugünlere kadar geldi. Alevilerin CHP’yi bunca acı gerçeğe rağmen neden tuttukları sorusu üzerine çok çeşitli şeyler söylenebilir.<br />
Türkiye’deki sağcı partilerin temel özelliklerinden biri, Sünni-Hanefi çizgisinin temsilcisi olmalarıdır. Demokrat Parti de, Adalet Partisi de, Doğru Yol Partisi de, Milli Nizam Partisi geleneği de hep Sünni İslamı kendilerine dayanak olarak gördüler.<br />
CHP’nin ve Kemalizm’in kendine özgü bir tanım içinde de olsa ‘laiklik savunucusu’ bir imaj sergilemeye çalışması, ‘dinci akımlar’ı engelleme iddiası taşıması, Sünni İslamcı kesimin saldırılarından ve yok saymalarından bunalan Aleviler’in CHP’yi ve Kemalizm’i kendilerine yakın bulmalarına yol açtı. Aleviler, sağcı partilere karşı kendilerini koruma amacıyla, bir anlamda ‘kötünün iyisi’ olarak gördükleri CHP’ye yöneldiler.<br />
Alevilerin CHP’ye kızıp kendi siyasi partilerini kurdukları dönemler de, CHP’nin solundaki radikal sol akımlara yöneldikleri dönemler de yaşandı. Ama bütün bunlara rağmen, CHP’nin ve Kemalizm’in onların gözüne esas olarak bir sığınak gibi göründüğünü söylememiz mümkün.<br />
***<br />
Aleviler, Dersim katliamının hangi güçler tarafından gerçekleştirildiğini biliyorlardı. Buna rağmen Atatürk’ü ve İnönü’yü bu katliamdan soyutlamayı tercih ettiler. Suçu Demokrat Partili Celal Bayar’ın üzerine atarak durumu idare etmeye çalıştılar. Gerçek ortada duruyordu, Aleviler gerçeği bilmelerine rağmen acılarını içlerine gömerek yaşamayı yeğliyorlardı.<br />
Onur Öymen’in sözlerinin neden olduğu bu patlamayı bu arka plan bağlamında değerlendirmek gerekiyor&#8230;<br />
‘Anlık bir öfke patlaması’yla karşı karşıya değiliz. İstifa eden Dersimli belediye başkanlarının da dile getirdikleri gibi, ‘Kürt açılımı’ yöre halkını yakından ilgilendiriyor. Düşük yoğunluklu savaşın en çok vurduğu yerlerden birisi de Dersim. Yakılan, yıkılan, boşaltılan köyler ortada. Dersim son 25 yıldır ilaveten yeni büyük acılar çekmişti, çekmeye devam ediyor. Açılım onları ilgilendiriyor.<br />
Barış ve çözüm onları ilgilendiriyor. CHP’nin izlediği ‘savaşçı’ çizgiden duydukları rahatsızlığa rağmen hep durumu idare etmeye gayret eden bir tavır sergilediler.<br />
Onur Öymen, Alevilerin açmazının üzerine tuz biber ekti. Kaldıramayacakları bir saldırı yaparak,<br />
yaraları açığa çıkardı.<br />
Artık, cin şişeden çıktı. CHP yönetimindeki Deniz Baykal ve ekibinin gerçek yüzü anlaşıldı. Alevilerin bunu kaldırmalarını, bu tarz söylemleri olan bir partinin arkasından gitmelerini beklemek artık çok zor. Bu yara derin bir yara. CHP ile Alevilerin çok da içten olmayan beraberlikleri bu kez çok derin bir yara aldı. Yaralar artık tedavisi imkansız sayılabilecek bir noktaya ulaştılar.<br />
CHP yönetimindeki Baykal ekibi, gerçeğe, değişime ve barışa direniyor.<br />
Dersim katliamını savunan CHP ile bunun mağduru Aleviler arasındaki paradoksal birlikteliğin devamı çok zor.<br />
Yolun sonu görünüyor.<br />
Oral Çalışlar / Radikal</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[24 Kasım Öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun]]></title>
<link>http://kaangural.wordpress.com/2009/11/23/24-kasim-ogretmenlerimizin-ogretmenler-gunu-kutlu-olsun/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 23:40:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>kaangural</dc:creator>
<guid>http://kaangural.wordpress.com/2009/11/23/24-kasim-ogretmenlerimizin-ogretmenler-gunu-kutlu-olsun/</guid>
<description><![CDATA[24 Kasım bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum .Ata`mızın öğretmenler hakkındaki söz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/5c/Ataturkstatue.jpg/220px-Ataturkstatue.jpg" alt="" width="220" height="173" />24 Kasım bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum .Ata`mızın öğretmenler hakkındaki sözlerini buldum ve size aktarmak istiyorum . Lütfen okuyun . Ne bu devlet eğitimsiz kurtulur ne de öğretmensiz!Öğretmen her zaman doğru olanı anlatandır.</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p><!--more--></p>
<p>• Yeni kuşak<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> en büyük cumhuriyetçilik dersini bu günkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.(1924)<br />
• Öğretmenler!&#8230; Cumhuriyet<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> fikren<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> ilmen<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> fennen<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. 25.08.1924<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.<br />
• Öğretmenler; Yeni nesli<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> sizin eseriniz olacaktır…25.08.1924<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.<br />
• Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olması mühimdir. Memleket evlâdı<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> her öğrenim aşamasında ekonomik hayatta verimli<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır. 25.08.1924<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.<br />
•   Cumhuriyet sizden &#8220;fikri hür<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> vicdanı hür<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> irfanı hür&#8221; nesiller ister. 25.081924<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.<br />
•   Sizin başarınız<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Cumhuriyetin başarısı olacaktır.<br />
• Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> eğiticiden mahrum bir millet henüz millet namını almak yeteneğini elde edememiştir. Ona basit bir kütle denir<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> millet denmez. 14.10.1925<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> İzmir Erkek Öğretmen Okulunda.<br />
• Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> halk ile beraber olmalı ve halk<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. 07.071927<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Dolmabahçe Sarayı<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> İstanbul Öğretmenler Heyetine Demeç.<br />
• Öğretmenler; yeni nesli Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri sizler yetiştireceksiniz<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> yeni nesil<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> sizin becerinizin ve fedakarlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet: fikren<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> ilmen<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> fennen<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> bu özellik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir.<br />
• Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> aynı şekilde bütün öğretim basamaklarındaki eğitimleri uygulamalı olmalıdır. Yurt evladı<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> her öğrenim basamağında<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> ekonomik hayatta başarılı<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> iz bırakan<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> eser sahibi olacak şekilde bilgilerle donatılmalıdır. Ulusal ahlâkımız<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> çağdaş esaslarla ve hür fikirlerle artırılmalı ve takviye olunmalıdır. Bu çok mühimdir<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> bilhassa nazarı dikkatinizi çekerim&#8230;.Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır.<br />
• Arkadaşlar! yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askeri<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> siyasi<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> idari inkılâplar sizin<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> sayın öğretmenler<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> sizin sosyal ve fikri inkılâptaki başarınızla pekiştirilecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Cumhuriyet sizden “fikri hür<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> vicdanı hür<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> irfanı hür “nesiller ister. (1924<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Atatürk Araştırma Merkezi<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> C. II<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> s. 178 -179)<br />
• Okullarda öğretim vazifesinin güvenilebilir ellere teslimini<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> ülke çocuğunun<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> o görevi kendine hem bir meslek<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> hem bir ülkü sayacak üstün ve saygı değer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini sağlamak için öğretmenlik<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> diğer serbest ve yüksek meslekler gibi<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> aşama aşama ilerlemeye ve her halde zenginlik sağlamaya uygun bir meslek haline getirilmelidir. Dünyanın her tarafında öğretmenler<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> insan toplumunun en öz verili ve saygı değer unsurlarıdır. (1923<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Atatürk Araştırma Merkezi<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> C. I<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> s. 317)<br />
• Ulusa gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> keşiflerinden<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> gelişmelerinden yararlanalım<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> ama unutmayalım ki<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız. (1923<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Konya) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Atatürk Araştırma Merkezi<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> C. II<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> s. 145)<br />
• Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> eğiticiden yoksun bir ulus henüz ulus adını almak yeteneğini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> ulus denemez. Bir kitle ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> öğretmenlere gereksinim duyar. (1925<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> İzmir) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Atatürk Araştırma Merkezi<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> C. II<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Ankara<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> s. 243)<br />
•   Öğrenci ne yaşta ve sınıfta olursa olsun<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın.(1930)<br />
• Uydurma öyküler ve boş düşünceler kafalardan tamamen çıkarılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyinlere gerçeğin nurlarını sokmak olanaksızdır. (1925<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Kastamonu) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Atatürk Araştırma Merkezi<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> C. II<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> s. 224)<br />
• Eski hocalar nasıl dini esastan egemen olmuşlarsa öğretmenler de bilim esasından kazanmaya başladıkları egemenliği sonuçlandırsınlar. Bununla öğretmenlik mesleği gerçek yücelme devrine dahil olacaktır.<br />
• Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> halk ile beraber olmalı ve halk<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. (1927<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> İstanbul) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Atatürk Araştırma Merkezi<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> C. II<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> 1997<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> s. 266)<br />
• Bahçesinde çiçek yetiştiren adam çiçekten bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> çiçek yetiştirendeki hislerle hareket edebilmelidir. Ancak bu şekilde düşünen ve çalışan adamlardır ki memleketlerine ve milletlerine ve bunların geleceklerine faydalı olabilirler. Bir adam ki<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> memleketin ve milletin saadetini düşünmekten daha fazla kendini düşünür<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> o adamın değeri ikinci derecededir.<br />
• En mesut olanlar<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır. Herkesin kendine göre bir zevki vardır. Kimi bahçe ile meşgul olmak<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> güzel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır.<br />
• Öğretmenler! Cumhuriyet<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> fikren<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> bilimsel<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> fennen<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> bedenen kuvvetli ve yüksek sicilli korucular ister. Yeni kuşağı bu nitelik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir. 25.08.1924<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.<br />
• Öğretmenler; Yeni nesli<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> sizin eseriniz olacaktır… 25.08.1924<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.<br />
• Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olması mühimdir. Ülke çocuğu<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> her öğrenim aşamasında ekonomik yaşamda verimli<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır. 25.08.1924<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.<br />
•   Cumhuriyet sizden &#8220;fikri hür<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> vicdanı hür<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> irfanı hür&#8221; nesiller ister. 25.081924<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Muallimler Birliği Kongresi Üyelerine.<br />
•   Sizin başarınız<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Cumhuriyetin başarısı olacaktır. 25.08.1924<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Öğretmenler Birliği Üyelerine.<br />
• Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> eğiticiden mahrum bir Öğrenci her ne yaşta ve sınıfta olursa olsun<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın. (1930)<br />
•   Dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en fedakar ve saygıdeğer unsurlarıdır. 01. 03. 1923.<br />
• Yeni kuşak; en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. (Utkan Kocatürk<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Atatürk Araştırma Merkezi<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Ankara<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> s.129)<br />
• Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> halk ile beraber olmalı ve halk<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. 07.071927<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Dolmabahçe Sarayı<img title="," src="http://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" /> Öğretmenler Heyetine Demeç. 		 		<!-- / message --> <!-- Adsense Reklam3 --></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Atatürk sevgisi ve irtica korkutması ile Aleviler rehin alınmıştır]]></title>
<link>http://dusuncekahvesi.wordpress.com/2009/11/23/ataturk-sevgisi-ve-irtica-korkutmasi-ile-aleviler-rehin-alinmistir/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 21:56:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>dusuncekahvesi</dc:creator>
<guid>http://dusuncekahvesi.wordpress.com/2009/11/23/ataturk-sevgisi-ve-irtica-korkutmasi-ile-aleviler-rehin-alinmistir/</guid>
<description><![CDATA[[Röportaj - Nuriye Akman] Yakında Ermenice haber yayını da başlayacak. Sessizlerin Umudu sloganını b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[[Röportaj - Nuriye Akman] Yakında Ermenice haber yayını da başlayacak. Sessizlerin Umudu sloganını b]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dünyanın En Değerli Varlıkları Olan Öğretmenlerimize,]]></title>
<link>http://temaistanbul.wordpress.com/2009/11/23/dunyanin-en-degerli-varliklari-olan-ogretmenlerimize/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 17:33:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>temaistanbul</dc:creator>
<guid>http://temaistanbul.wordpress.com/2009/11/23/dunyanin-en-degerli-varliklari-olan-ogretmenlerimize/</guid>
<description><![CDATA[TEMA Ailesi olarak, çevresine, ülke ve dünya sorunlarına duyarlı, yaşanabilir, yeşil bir gelecek yar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>TEMA Ailesi olarak, çevresine, ülke ve dünya sorunlarına duyarlı, yaşanabilir, yeşil bir gelecek yaratmak için çaba harcayan ve bunun öneminin bilincinde olan, bu bilinci etrafına aşılayan, sorumluluk sahibi ve toprağının önemini bilen gelecek kuşaklar yaratmada büyük rol oynayan siz değerli öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ kutlar, tüm emek ve özverileriniz için binlerce kez teşekkür ederiz.</p>
<p>ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN….</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ATATÜRK - ATATÜRK FOTOĞRAFLARI]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/23/ataturk-ataturk-fotograflari-20/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 10:41:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/23/ataturk-ataturk-fotograflari-20/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bu ülkeyi tanıyabilecek misiniz?..]]></title>
<link>http://turkspedia.wordpress.com/2009/11/23/bu-ulkeyi-taniyabilecek-misiniz/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 05:05:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>turkspedia</dc:creator>
<guid>http://turkspedia.wordpress.com/2009/11/23/bu-ulkeyi-taniyabilecek-misiniz/</guid>
<description><![CDATA[[Baştan sonuna kadar okuyun, direk sonunu okumayın!..] *Bu ülkede ezan okunurken mutlaka durup dinle]]></description>
<content:encoded><![CDATA[[Baştan sonuna kadar okuyun, direk sonunu okumayın!..] *Bu ülkede ezan okunurken mutlaka durup dinle]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İhsan Sabri &Ccedil;ağlayangil&rsquo;in Anıları]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/23/ihsan-sabri-aglayangilin-anilari/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 23:17:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/23/ihsan-sabri-aglayangilin-anilari/</guid>
<description><![CDATA[&#160; &quot;Atatürk gelmeden Seyit Rıza idam edilecekti&quot; Tanju Cılızoğlu Yıl 1937 Şükrü Sökmen]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><b><img style="border-bottom:0;border-left:0;display:inline;border-top:0;border-right:0;" title="seyitriza2" border="0" alt="seyitriza2" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/seyitriza2.jpg?w=600&#038;h=420" width="600" height="420" />&#160;</b></p>
<p><b>&#34;Atatürk gelmeden Seyit Rıza idam edilecekti&#34;     <br />Tanju Cılızoğlu</b></p>
<p>Yıl 1937 Şükrü Sökmensüer, Atatürk döneminin ünlü emniyet müdürlerinden, birgün beni çağırdı: &#34;Atatürk Diyarbakırda, Singeç köprüsünü açmaya gidecek dedi.   <br />O tarihte <strong>Seyit Rıza,</strong> Dersimin Kürt lideri. Aynı zamanda <strong>Peygamber sülalesinden</strong> geliyor kendisi. <strong>Seyit Rıza</strong>’nın bir de dini vasfı var.</p>
<p>Fırat, Şeytan köprüsü (1) denen mevkide dört metreye kadar daralır. Derinliği de deniz gibidir. 17 metre olur. Burada bir köprü yapmışlar, Köprünün başında bir karakol, Karakolda da 33 askerimiz var. Askerlerin başında İsmail Haki adinda bir yedek tegmen. Yani ihtiyat Mulazim.    <br />Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyor. Baskında karakol yakılıyor ve 33 askerimizde şehit ediliyor. İşte bu olay Dersim isyanının başlamasıdır. <strong>Atatürk</strong> olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor. <strong>&#34;bu meseleyi kökünden hallediniz&#34;</strong> diye.</p>
<p> <!--more-->
<p>Elazığ’da o dönem Muffetişi Umum-i Abdurahman Doğan paşa var.(2) Malatya Emniyet müdürlüğünden bir buçuk ay kadar önce Ankara’ya tayin edilmiştim. Vali İbrahim Etem Akıncı, şovalye çeteci bir adam. Demirci efe ile birlikte kurtulus savaşında çete kurmuş biri. Vali vekalete şifre çekmiş. &#34;emniyet müdürüm Ankara’ya tayin edildi, biz Elazığa gidip Dersim harekatını birlikte görmek istiyoruz&#34; diye. O zaman bu isyan olayı ile ilgili türlü rivayetler var.   <br />Uzatmayalım biz Ankara’dan müsaade istihsal, vali Akıncı ile birlikte Elazığ&#8217;a varıyoruz. Müffetişi umumi Abdurrahman paşanın misafiri oluyoruz. İsteğimizi kendisine anlatıyoruz! Dersim harekatını incelemek istiyoruz. Paşa bize &#34;iyi ki geldiniz, bende yarin orada bir mevkiye gideceğim. Onbeş gün once tercüman aracılığıyla aşiretlerle konuştum. Kendilerine aşiretlerin başı olan kişileri teslim ederseniz harekatı durduracağız, barış yapacağız dedim. Yarın da son gün. Gideceğimiz mevki biraz tehlikeli. Ne olacağı belli olmaz. İsterseniz sizide alabilirim&#34; dedi.    <br />Yemek yedik. Zeytinyağlı sıcak bir yemek. Ben alışkın değildim. Hastalandım. Ateşim 38. Ama olayı kaçırmak istemiyorum. Hasta hasta önceden belirlenen harekat sahasına varmak için yola çıktık. Önümüzde ve arkamızda birer kamyon. Biz ortadayız. Kamyonun birinde askerler var. Diğerinde fırından yeni çıkmış sıcak ekmekler. Yollar devriye dolu. Devriyeler mevzilenmiş. Bu arada devriyeler bize ateş açtı. Önlendi.</p>
<p>Gelecegimiz yere geldik. Yüksek bir yerden asağıya indik. İndigimiz yere silahlı askerler dizildi. Abdurrahman Paşa muhtemel bir pusuya karşı önlemler aldırmıştı. Benim yanımda fotoğraf makinası var. Bir süre bekledik. Ortalarda kimseler yok. Bağırıp çağırdık bir tercüman çıktı ortaya. Abdurrahman Paşa:</p>
<p>-Geldiniz mi, dedi.    <br />-Geldik, dediler.    <br />Ortaya göğsü bağrı açık, uzun boylu levent adamlar çıktı. Abdurrahman paşa gelenlere çuvallarla ekmeği dağıttı. Açtılar. Hemen ekmekleri kırıp yemeğe başladılar. Kalanları koyunlarina soktular. Paşa onlara sordu:    <br />-Listede yazılı olanları getirecek misiniz?    <br /><strong>-Uç kişi hariç on iki kişiyi getireceğiz dediler.</strong>    <br />Abdurrahman Paşa: &#34;olmaz&#34; dedi. Onlar da son derece kararlı bir biçimde:    <br /><strong>-Paşam ne edek, olmazsa olmaz dediler.</strong>    <br />Asiler dağlara sığınmışlar. Bir mavzerle bir alayı durdurur. Paşa onlara biraz sert: &#34;Devletle baş edemezsiniz&#34;! dedi. Ve ekledi.    <br />-Niçin teslim etmiyorsunuz?    <br />İçlerinden en uzun boylu olanı öne çıktı:    <br /><strong>-Bir kadının tek kocası olur. Şimdi siz hükümetsiniz. Askeriniz var. Bugün buradasınız. Şunları size veririz, alır gidersiniz&#8230; Biz yarin yine onların eline kalırız. Bunlar, bu ağalar bizim kulumuzu aittirler. Siz Dersim&#8217;e giremiyorsunuz. Jandarmanızı sokamıyorsunuz&#8230;</strong>    <br />Abdurrahman Paşa durdu. Düşündu. Sonra tercümana şunları söyledi:    <br />-Ben Kastamonuluyum. Kastamonu’nun tarihini bilir misiniz? Şehrin ortasında bir nehir akar. Etraf birdenbire dağ gibi meyillenir. Vaktiyle bir tarafında Kastlar, öte tarafında tumanlar varmış. Şehri bunlar kurmuş. Bunun için &#34;KASTUMAN&#34; demişler. Kelime zamanla Kastamonu olmuş. Sizin aşiretinizde bu gun &#34;DEMENAN&#34;. Siz benim akrabamsınız. Atalarımız bir yerde buluşurlar. Yapmayın. Size onbeş gün daha izin vereyim. Gidin ve onbeşgün sonra bu listedekileri getirin&#34; dedi.    <br />O listede <strong>Seyit Rıza</strong> da var. Ve teslim etmeyecekleri üç kisiden biri de <strong>Seyit Rıza</strong>. Bende bu olayın resimlerini çektim. Erkan-i Harp, Kurmay Albay Neşet bey, Çanakkale valisi olduğumda, bu zatı Çanakkale gornizon kumandanı olarak buldum. Asilerle konuşmaktan döndüğümüzde Neşat Albay bize: &#34;Bu işleri hep Seyit Rıza yapıyor, Seyit Rıza Peygamber sülalesinden değil. Kendisine Kuçükken hastalık gelmis. Ailesine demişler ki, bunu kundağıyla kiliseye götürün bırakın, sabahleyin alın bir şeyi kalmaz. (3) Denileni yapmışlar. Bırakıp sabahleyin almışlar. Rivayete gore çocuklar değişmiş&#34;. Neşat Paşa iddia ediyorki Seyit Rıza peygamber sülalesinden değil. Seyit Rıza büyümüş. Şeytan köprüsünu yıkmış. Dini lider olmuş. Kürtlerin başına geçmiş. Dersim isyanını idare ediyormuş.    <br />Bu olaylardan sonra Ankara’ya döndüm. Onbes günlük ikinci müddet bitmiş, Abdurrahman Paşaya listedekileri teslim etmemişler. Aradan aylar gecti. Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İste bu sırada Ataturk Diyarbakır’daki yeni yapılan Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Elazığ&#8217;a da gelecek karayoluyla Singeç köprüsüne geçecek. Emniyet genel müdürü Şükrü Sökmensuer bey bana diyordu ki &#34;Atatürk Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Dersim harekati bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığa dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Buna meydan vermeyelim&#34;.</p>
<p>1937 yılında resmi tatil günü cumartesi öğleden sonra, Atatürk pazartesi günü Elazığ&#8217;a gelecek. Bizden istenilen &#34;asılacak asılsın&#34; ve Atatürk&#8217;ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun. O dönemde Elazığ valisi Şefik Bey, Savcı Hatemi Senihi bey, Emniyet Müdürü Serezli İbrahim bey, Savcı yardımcısı arkadaşım, Şükrü Sökmensuer, &#34;Emniyet Genel Müdürlüğünün siyasi şubesinden, sivillerden istediğini yanına al. Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait&#34; dedi. Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığa vardım. Emniyet Müdürü İbrahim beye gittim. Savcı için &#34;kuraldışı bir şey yapmaz, mümkun değil &#34; dedi.</p>
<p>Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bana bu konuda hükümetten de şifre aldığını, ama mahkemelerin cumartesi tatil olduğunu, tatilde sonuç almanın mümkün olmadığını bildirdi. Ve ekledi. &#34;ben de mahkemeleri etkileyemem&#34;. Oysaki biz <strong>Atatürk</strong> gelmeden önce mahkemenin kararını vermesini ve gereğinin yapılmasını, <strong>Atatürk</strong> geldiğinde<strong> Seyit Rıza</strong> meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.    <br />Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana &#34;sen valiye söyle, savcı gitsin, rapor alsın. Ben senin istediğini yaparım&#34; dedi. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti.    <br />Mahkeme hakiminin evine gittim. Gittiğimde hakim mahkemenin aldığı kararı evinde yazıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldu. Devir CHP devri. Herkes çekiniyor. Hakim bana: &#34;Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak pazartesi günü mahkemeyi toplar kararı veririz. Salı günü de idam hukümlerini yerine getiririz&#34; dedi.    <br />O zaman dördüncü bölgede temyiz hakkı yoktu. Abdurrahman paşa sıkı yönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek kişi idi. O da &#34;Yukarıdaki karar tasdik olunur&#34; demiş basmış boş kağıda imzasını. Yukarıya &#34;Abdurrahman Paşanın idami&#34; diye yazsanız kendisi idam edilirdi.    <br />Hakime dedi ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasil olmuyor ki. Hakim &#34;Başkaca bir şey yapılamaz&#34; diyerek kestirdi attı. Bende kendisine sordum:    <br />-Sizin saat beşten sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?    <br />-Oooo, çok oluyor cevabını verdi.    <br />-Eee sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz da, baştan beş saat ihlal etseniz olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız.    <br />-Elektrikler kesiliyor dedi, hakim.    <br />Ona çare bulduk. Otomobil farlarıyla hapishaneyi aydınlatırız. Halkevine lüksler koyarız.    <br />Hakim bu defa :    <br />Samiin yok , dedi    <br />Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz.    <br />-Kaç kişi asılacak?    <br />-Onu karardan önce soyleyemem dedi. Ama ekledi: &#34;Savcı 27 kişinin idamını istedi&#34;.    <br />-Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım?    <br />-Bilmem dedi.    <br />Ceza infazi kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu. Gece 12:00 de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık Mahkemenin 72 sanığı vardı.    </p>
<p> <strong></strong><br />
<h1><strong>BENİ ASMAYA MI GELDİNİZ?</strong> </h1>
<p> <strong></strong>
<p>Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi &#34;Peki&#34; dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıkladı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çesitli hapis cezalarına çarptırılmıştı. Kararlar okununca sanıklar ilk anda anlamadılar. İdam &#34;tunne&#34; diye bir velvele koptu. Biz Seyit Rıza&#8217;yı aldık. Otomobilde benimle polis müdürü İbrahim&#8217;in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza Sehpaları görunce durumu anladı.    <br />-Asacaksınız; dedi ve bana döndü. &#34;Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin&#34;? Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü.    <br />Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.    <br /><strong>-Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.</strong>    <br />Bu sırada Fındık Hafız asılırken görmesin diye pencerenin önünde durdum.    <br />Fındık Hafız&#8217;ın idami bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa hitabetti.    <br /><strong></strong></p>
<p><strong>-Evladi Kerbelayimi, Be gunayimi, Ayibo Zulimo, Cinayeta. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir.) dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu. zı yaptı.</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çaresizsen Çare Sensin]]></title>
<link>http://kaangural.wordpress.com/2009/11/22/caresizsen-care-sensin/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 20:09:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>kaangural</dc:creator>
<guid>http://kaangural.wordpress.com/2009/11/22/caresizsen-care-sensin/</guid>
<description><![CDATA[- 7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, orad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>- 7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.<br />
- 8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.<br />
- 10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.<br />
- 17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.<br />
- 24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.<br />
- 25 yaşında sürgüne gönderildi.<br />
- 27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.<br />
- 30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.<br />
- 30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.<br />
- 37 yaşında böbrek rahatsızlığından Viyana&#8217;da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.<br />
- 37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu, dağıtıldı.<br />
- 38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı.<br />
- 38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.<br />
- 38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkartıldı.<br />
- 38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun Kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.<br />
- 39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.</p>
<p>Sonra Ne mi Oldu?</p>
<p>42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu! Okuduğunuz öykü efsanevi lider Mustafa Kemal Atatürk&#8217;e aittir. Şimdi düşünün, sizin başarılı olmanızı engelleyen ama Atatürk&#8217;ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?</p>
<p>Başarınızın önündeki engel ne? Paranız mı yok? Atatürk&#8217;ünde yoktu! Sağlığınız mı bozuk? Atatürk&#8217;ün de bozuktu! Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? Atatürk&#8217;ünde vardı! Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu? Atatürk&#8217;e de vurdular! Aileniz çok zengin değil mi? Atatürk&#8217;ünki de değildi! Amirleriniz hakkınızı mı yiyor? Atatürk&#8217;ünkini de yemişlerdi! Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip size amirlik mi yapıyor? Atatürk&#8217;ün de başına gelmişti! Geçmişte bazı denemeleriniz de başarısız mı oldunuz? Atatürk de olmuştu! Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz? Atatürk&#8217;ün de başına gelmişti!</p>
<div>
<div><a href="http://www.facebook.com/photo.php?pid=2879393&#38;op=1&#38;view=all&#38;subj=197538413640&#38;aid=-1&#38;auser=0&#38;oid=197538413640&#38;id=601806879"><img src="http://photos-f.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs117.snc3/16443_187755691879_601806879_2879393_395041_n.jpg" alt="" /></a></div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hangi Atatürk?]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/22/taha-akyol-ataturk/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 15:11:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/22/taha-akyol-ataturk/</guid>
<description><![CDATA[“Atatürk sorunların çözümünde daha çok askeri metotlara alışkın olduğu için radikaldir. ‘İdare-i mas]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div><img style="max-width:600px;" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/taha_akyol_.jpg" alt="taha akyol" /></div>
<p><b>“Atatürk sorunların çözümünde daha çok askeri metotlara alışkın olduğu için radikaldir. ‘İdare-i maslahatçılar, esaslı inkılâpçı olamazlar’ diye sözü var Atatürk’ün.” </p>
<p>“Büyük Taarruz’a hazırlanırken, ‘Türkiyeliler’ diye konuşan Mustafa Kemal, İzmir’i aldıktan sonra beyanatına, ‘büyük ve asil Türk milleti’ diye başladı.” </p>
<p>“Kemalizm halka dayanan bir rejim değildi. Demokrasi değildi. Rejimin halka değil silaha dayandığını Kemalist Yakup Kadri de, Falih Rıfkı da söyledi.”</b> </p>
<p>* * *<b> </p>
<p>NEDEN: TAHA AKYOL</b><i> <br />CHP’li Onur Öymen’in, Kürt açılımında kullanılan Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün, böyle bir barış girişimine uymayacağını ima ederek Dersim örneğini vermesi, Atatürk’ün “yurtta sulh” konusundaki gerçek görüşlerinin merak edilmesine yol açtı. Bize okullarda okutulan “resmî” Atatürk portresinin dışında bir başka Atatürk portresi daha olabileceği düşüncesiyle, bu konuda titiz araştırmalar yapmış ve </i>Ama Hangi Atatürk? <i>adıyla</i> <i>bu konuda çok kapsamlı bir kitabı yayımlanmış olan ülkenin önde gelen entelektüellerinden Taha Akyol’la görüştük. Şu sıra Atatürk’ün kişiliğinin ve yetişme tarzının politik görüşlerine nasıl yansıdığını anlatan gene çok ayrıntılı ikinci bir Atatürk kitabını yazmakta olan gazeteci yazar Taha Akyol, bize, Atatürk’ün Kürtlerle, dinle, komünizmle, silah arkadaşlarıyla, muhalefetle, demokrasiyle, Cumhuriyet’le ilgili gerçek görüşlerini anlattı. 12 Eylül döneminde MHP İdare Kurulu Üyesi olarak ünlü MHP davasında idamla yargılanan ve 14 ay hapis yatan Taha Akyol’un ayrıca </i>Medine’den Lozan’a<i>, </i>Mezhep ve Devlet<i> adıyla yayımlanmış kitapları var.</i> <br /><!--more--><br />* * * <b></p>
<p>NEŞE DÜZEL: CHP’li Onur Öymen’in Atatürk dönemindeki Dersim katliamından söz etmesi, Atatürk’ün dönemini yeniden tartışmaya açtı. Onur Öymen, Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü değil, Dersim’deki uygulamalarını örnek almak gerektiğini söyledi. Böylece karşımıza söyledikleriyle yaptıkları çelişen bir Atatürk çıktı. Atatürk çelişkileri olan bir lider miydi?&#160;</b> </p>
<p>TAHA AKYOL: Bütün liderler gibi Atatürk’ün de belirli bir dönemdeki sözü ve uygulamasıyla, bir başka dönemdeki sözü ve uygulaması arasında çelişkiler, birbirine zıt ifadeler ve davranışları vardır. <b></p>
<p>Atatürk’ün hangi konularda çelişkileri vardı?&#160;</b> </p>
<p>Mesela Milli Mücadele’de Atatürk Abdülhamit’ten daha İslâmcıdır. Halkı etrafında toplamak için Abdülhamit’ten daha İslâmi bir dil kullanmıştır. Tamamen politik bir davranış bu. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı’nda dışarıdan yardım alabilmek için de Mustafa Kemal, hem İslâm’a hem sosyalizme oynadı. Hatta “ben komünistim” anlamında sözler söyledi. Lenin’in Ankara’ya gönderdiği büyükelçiye, “Biz zaferden sonra sizin gibi Bolşevik bir rejim kuracağız. Zaten bizim Meclis’imiz de halk tarafından seçildiği için Bolşevizm’e yakın” dedi. Büyükelçi, “Sizin Meclis’iniz hacılarla, hocalarla dolu. Proletarya yok orada. Nasıl Bolşevik olacaksınız?” deyince de, “Zaferden sonra ben onları temizleyeceğim” cevabını verdi. <b></p>
<p>Nitekim Anadolu’da kurulan rejim, Sovyet sistemine benzer tek partili totaliter bir rejim olmadı mı?&#160;</b> </p>
<p>Atatürk, Meclis’i, kendi tayin ettiği üyelerden oluşturdu ama bunu proletaryayı iktidara getirmek ve Bolşevizm’i kurmak için değil, Kemalist rejimi kurmak için yaptı. Atatürk’ün bir politikacı olduğunu dikkate almak lazım. Yoksa Atatürk’ün dünya görüşü kapitalizme çok yakındır. Milli Mücadele devam ederken, Amerikalılara Chester imtiyazını verdi. Eskişehir’den Musul’a kadar bir demiryolu kurulacak, etrafındaki belli bir arazide de Amerikalılara petrol ve maden arama ve işletme hakkı verilecekti. Amerikalılar iktisadi bulmadıkları için bu imtiyazdan kendileri vazgeçtiler. Milli Mücadele sırasında genellikle sosyalist terminolojiyi kullanan Atatürk, zafer kazandıktan sonra kapitalist bir dille konuştu.&#160;<b> </p>
<p>Ne dedi?&#160;</b> </p>
<p>Milli Mücadele zamanında yabancı&#160;sermayenin sömürücü olduğunu söylerken, zaferden sonra, mesela İzmir İktisat Kongresi’nde, “yabancı sermaye istiyoruz” dedi. Çünkü Lozan’da İngilizleri yumuşatması gerekiyordu. Atatürk’ün hem mevcut şartlara göre politik manevra olarak söylediği sözler vardır hem de ilerisi için özlem olarak söylediği sözler vardır. <b></p>
<p>Peki&#8230; Atatürk neden o kadar sert bir şekilde bastırdı&#160;Dersim’de ayaklanmayı?&#160;</b> </p>
<p>Milli Mücadele’ye ve Türk milliyetçiliğine önderlik edenler öncelikle Balkanlı&#160;Türklerdir. Bunlar, çocukluklarında Balkanların kaybedildiğini gördüler. Bilhassa Müslüman Arnavutların isyan edip Osmanlı’dan kopmasıyla bir şok yaşadılar. Balkan faciasından sonra bunların hepsinde “mütecanis olmayan milletler çöker” düşüncesi oluştu. “Türklerden mütecanis bir toplum yaratmalıyız” fikri gelişti. Gerçi Atatürk, Milli Mücadele sırasında Kürt unsurunu dikkate alarak, “Türkler ve Kürtler” dedi. Kürtlerin kendilerini geliştirme hakkının olacağını söyledi. Amasya belgelerinde Salih Paşa’ya, “Kürtler kendi kültürlerini geliştireceklerdir. Bunu bilsinler ki, düşmanın propagandasına kanmasınlar, bize katılsınlar” diye ifadeleri var ama&#8230; Milli Mücadele kazanıldıktan sonra&#8230;&#160;<b> </p>
<p>Atatürk’ün Kürt politikası&#160;değişti mi?&#160;</b> </p>
<p>Milli Mücadele kazanıldıktan sonra, memlekette Dersim gibi çok acı olaylara yol açan çok radikal bir Türkleştirme programı uygulandı. Bu Türkleştirme politikasının ilk işaretleri Lozan anlaşması imzalandıktan sonra ortaya çıktı. Lozan’a dek ülkede İslâm vurgusu daha güçlüydü ve Türk kavramı daha azdı. Mesela Sakarya Savaşı günlerinde, Büyük Taarruz’a hazırlanırken, “Türkiyeliler” diye beyanatlar yayınlayan Mustafa Kemal, İzmir’i kazandıktan sonraki beyanatına, “Büyük ve asil Türk milleti” diye başladı. Ayrıca Meclis’te de giderek daha fazla Tük kavramı kullanıldı. Ve Kürt milletvekilleri de bu Türk vurgusuna itiraz etmediler.&#160;<b> </p>
<p>Kurtuluş Savaşı’nda ihtiyaç duyulan Kürtlere, savaş kazanıldıktan sonra artık ihtiyaç kalmadığı düşüncesiyle mi Türk vurgusu arttı?&#160;</b> </p>
<p>Bu düşünce baştan beri var ama giderek daha belirginleşti. Şeyh Sait İsyanı Anadolu’da Türkleştirme politikasının radikalleşmesine yol açtı. O güne dek, devlette Türklük söylemi artmış olsa da, Kürtlerin de Türkleştireceği yönünde bir işaret yok. Ama Şeyh Sait İsyanı patlayınca, bunların zihinlerinde, hafızalarında Arnavut İsyanı canlanıyor. “Memleket bölüşülecek. Bölüşülmemesinin yolu da Kürtleri Türkleştirmektir” diye düşünülüyor. 1925’teki bu isyanla birlikte çok sert ve otoriter bir Türkleştirme politikası başlıyor. Kısacası Şeyh Sait İsyanı, Kemalizm’i etnik Türkçü bir milliyetçiliğe tahrik eden bir sonuç doğurdu. <b></p>
<p>Şeyh Sait İsyanı&#160;etnik bir isyan mıydı yoksa dinî bir ayaklanma mıydı?&#160;</b> </p>
<p>Şeyh Sait İsyanı hem İslâmi’dir hem de etnik anlamda bir Kürt hareketidir. 1924’te hilafetin kaldırılması büyük şok yarattı. Çünkü hilafet Türklerle Kürtler arasında güçlü bir bağdı. Devletin giderek değişen Türk vurgulu dili karşısında Kürtler kendilerini yabancılaşmış hissediyorlardı. Bir de Güneydoğu’da halkı ayaklanmaya hazırlayacak olan network de zaten hazırdı. Şeyhlerin ve feodal ağaların, Cumhuriyet’in Türkçü ve laikleşmeci karakteriyle problemi vardı. Şeyh Sait işte o düğmeye bastı! İrili ufaklı birçok Kürt isyanı oldu. Bunların üçü çok önemlidir. 1925 Şeyh Sait, 1930 Ağrı, 1937 Dersim İsyanları&#8230; <b></p>
<p>Atatürk döneminde 16 Kürt isyanı&#160;yaşandı. Atatürk sertlik yanlısı bir lider miydi?&#160;</b> </p>
<p>Buna şüphe yok. Atatürk sorunların çözümünde daha çok askerî metotlara alışkın olduğu için radikaldir. “İdare-i maslahatçılar, esaslı inkılâpçı olamazlar” diye bir sözü var Atatürk’ün. Jakobenizm budur zaten! Problemlere kesin çözümler getirmek, problemlerin kökünü kazımak, sadece Kemalizm’in değil, bütün devrimlerin tabiatında var. Fransız devrimi de, Bolşevik devrimi de, milliyetçi devrimler de hep böyledir. Dünyada şiddete başvurmayan bir devrim var mı? Bunlar, Balkan faciasının zihinlerindeki izleri yüzünden bölünmekten çok korkup çok fazla kuvvet kullanıyorlar. Zaten Kemalizm otoriter bir rejimdir. Kemalizm’in demokratik olduğu söylenemez. Hele liberal olduğu hiç söylenemez. Oysa liberal olması demokratik olmasından çok daha önemlidir.&#160;<b> </p>
<p>Demokrasi ve liberallik birbirini tamamlayan şeyler değil mi?&#160;</b> </p>
<p>Demokrasi, yönetimin halka dayanmasıyla ilgili bir kavramdır. Liberalizm ise doğrudan doğruya özgürlüklerle ilgili bir kavramdır. Bu yüzden bir demokrasi ancak liberal olduğu zaman özgürlükçü olabilir. Yoksa otoriter ve totaliter demokrasiler de var. Atatürk’ün rejimi liberalizme biraz açık olsaydı iyi olurdu. Atatürk’ün rejimi hem liberal değildi, hem de demokrasi değildi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel sekreteri Recep Peker’in “liberalizm vatan hainliğidir” diye bir konuşması var. Recep Peker o dönemin sadece parti genel sekreteri değil, inkılâp dersi veren hocaların da başta gelenidir.&#160;<b> </p>
<p>Bu rejim halka dayandığını iddia ediyordu. Halka dayanmıyor muydu?&#160;</b> </p>
<p>Halka dayanmıyordu tabii. Kemalist rejim halka dayanan bir rejim değildi. Demokrasi değildi. Demokrasi olmayarak, özgürlüklere belli bir hoşgörü gösterebilirdi ama onu da göstermediği için liberal de değildi. Bunu bugün söylediğiniz zaman Kemalistler, düşmanlık gibi algılıyorlar. Ama rejimin halka dayanmadığını, silaha dayandığını yazan Kemalist Yakup Kadri Karaosmanoğlu’dur. Rejimin halka dayanmadığını, devlet kuvvetlerine dayandığını yazan Falih Rıfkı Atay’dır. <i>Çankaya</i> adlı kitabında Falih Rıfkı, “Hakiki milli egemenliği isteyenler terakkiperverdir. Yani Karabekir ve arkadaşlarıdır. Biz ise ordu ve devlet gücüyle ayakta durarak inkılâpları yapmak zorundaydık” diyor. <b></p>
<p>Peki, Atatürk’ün “yurtta sulh” sözüne uygun davranışları var mıydı?&#160;</b> </p>
<p>Biz bugün sulh kavramını&#160;daha demokratik bir içerikle anlıyoruz ama o zamanki “yurtta sulh”, yurtta itaatin sağlanması, çatışmanın olmaması anlamına geliyor. Onlar şiddet yönteminin sulhu sağlayacağını düşünüyorlar. Atatürk en şiddetli edeplendirme, uysallaştırma politikalarını da, en şiddetli bastırma politikalarını da, “inkılâpları yerleştiriyorum, böylece yurtta sulhu, huzur ve sükunu sağlıyorum” düşüncesiyle yaptı. Ancak 1946 yılına gelindiğinde, İsmet İnönü, Faik Ahmet Barutçu’ya “Atatürk’ün şiddet metotlarıyla artık bu memleket idare edilemez. Kanun devrine (yani hukuk devletine) geçmemiz lazım” dedi. <b></p>
<p>İsmet Paşa da otoriter bir kimlik değil mi?&#160;</b> </p>
<p>Atatürk kadar otoriter değil. Atatürk’e yöneltilemeyen eleştiriler İsmet Paşa’ya yöneltildiği için İsmet Paşa Atatürk’ten daha otoritermiş gibi bir imaj oluştu. Mesela Serbest Fırka’nın kapatılmasına İsmet Paşa karşı çıkmışken, genel kanaat partiyi onun kapattırdığıdır. Ayrıca “Atatürk kendisini değişmez genel başkan ilan etmedi ama İsmet Paşa etti” denir. Bu da doğru değil. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın tüzüğüne ebedî genel başkanlık Atatürk döneminde 1932’de girdi. <b></p>
<p>Atatürk’ü tabulaştıranın ve Atatürk’ü öne sürerek ülkede otoriterliği koyulaştıranın İnönü olduğu söylenmez mi?&#160;</b> </p>
<p>Bu da yanlıştır. Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet Paşa’nın kurdurduğu Refik Saydam hükümetinin programında Atatürk’ün adı geçmez ama Celal Bayar’ın 1937’deki hükümet programında Atatürk’ün adı ulu önder, ulu gazi, ebedî şefimiz diye 42 kez geçer. Çünkü İsmet Paşa’nın hem orduda hem partide gücü vardır. Ama Celal Bayar’ın yoktur. Bugünkü Atatürk imajının oluşmasında Celal Bayar’ın rolü daha fazladır. Atatürk’ü kullanmanın yolunu Bayar açtı. İnönü ise 1950’lerden itibaren Demokrat Parti’ye karşı Atatürk’ü kullanmaya başladı. Ahaliden oy alamayınca, Atatürk kavramı öne çıkarıldı ve orduya mesajlar verildi.&#160;<b> </p>
<p>Atatürk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Kürtlere herhangi bir konuda söz vermiş miydi?&#160;</b> </p>
<p>Kurtuluş&#160;Savaşı sırasında iki ayrı halk oturmuşlar mukavele yapmışlar diye bir şey yok. Ama Atatürk, Kürtlerin 1920 yılına kadar sahip oldukları serbestîlerinin, Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki Türkiye’de de devam edeceği izlenimini verdi.&#160;<b> </p>
<p>Kürtler açısından 1920’lere kadarki tablo nasıldı?</b> </p>
<p>1920’lere kadarki tablo “Türkler ve Kürtler” tablosudur. Lozan’da, İsmet Paşa “biz Türkler ve Kürtler” diye konuşuyordu. Meclis’te çok sık olmamakla beraber Türkler ve Kürtler kavramı kullanılıyordu. Kürtlerin zor kullanılarak Türkleştirilmeleri ise Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra oldu. Türkleştirme politikaları sertleşti ve bugünkü sonuçlar ortaya çıktı. Osmanlı’nın bir Kürt meselesi yoktu. Osmanlı devleti Müslüman kavramına dayandığı için Türk, Kürt diye bir ayırım yoktu. Ayrıca Kürtler coğrafi ve tarihî sebeplerle kendilerini temsil edecek bir aydın sınıf da ortaya çıkaramamıştı. Kürt meselesi, Milli Mücadele’yle, devletin laikleşmesiyle ve Türkleşmesiyle gündeme geldi. <b></p>
<p>Atatürk, bir basın toplantısında, Kürtlere özerklik verileceğine dair sözler etmedi mi?&#160;</b> </p>
<p>O basın toplantısı Ocak 1923’tedir. Lozan’da Kürtlere muhtariyetin tartışıldığı dönemdir bu. İzmit basın toplantısında Atatürk, “Haymana’da bile Kürtler var. Türklerle Kürtleri ayıramayız” dedikten sonra, “Muhtariyetten bahsediyorlar. Bizim anayasamız bütün vilayetlere bir tür muhtariyet –özerklik- veriyor. Bu anayasayı uyguladığımızda, bütün illerin muhtariyeti çerçevesinde Kürtler de kendi kendilerini yönetmiş olacaklardır” diyor. Atatürk burada hem politika hem diplomasi yapıyor.&#160;<b> </p>
<p>Kürtler Atatürk’ün bu sözlerini bir özerklik vaadi olarak algılamakta haksızlar mı?&#160;</b> </p>
<p>Tarihsel olarak haksız değiller. Bu sözler öyle algılanır ama bu sözleri bugünkü bir etnik federasyonun veya özerkliğin gerekçesi sayarlarsa haksız olurlar. Atatürk’ün 24 Nisan 1920’de yaptığı çok önemli bir konuşma daha var. Meclis açılalı bir gün olmuş ve “Türkiye sadece Türk değil. Sadece Kürt değil. Sadece Çerkez değil. Bunların elbette hakları olacak. Ama şu zaferi bir kazanalım, ondan sonra bunu görüşelim. Şimdi yaparsak birbirimize düşeriz” diyor. Zaferi kazanınca da zaten bildiği gibi yapıyor. <b></p>
<p>Atatürk, Şeyh Sait ayaklanmasını, muhaliflerini susturmak için kullandı mı? </b></p>
<p>Kesinlikle&#8230; Atatürk’ün başvekili Fethi Bey bile Takriri Sükûn Kanunu’nun ve sıkıyönetimin sadece isyan çıkan illerde uygulanmasını savunuyor. Atatürk ise İsmet Paşa’yı başbakanlığa getirerek İstanbul’da bile Takriri Sükûn Kanunu’nu uygulatıyor. Gazetecileri, muhalif basını tamamen susturuyor. <b></p>
<p>Atatürk’ü yüksek sesle eleştirebilen hiç kimse kaldı&#160;mı&#160;1926’dan sonra?&#160;</b> </p>
<p>Hayır kalmadı. Atatürk’ü artık çok alçak sesle bile eleştirmek mümkün değildi. Bunu <i>Nutuk</i>’ta da görüyoruz. Dünün Şark Fatihi olan, Sevr’in şark ayağını kırarak, Doğu’yu kurtaran Kazım Karabekir, <i>Nutuk</i>’ta Atatürk tarafından en hain dimağlar olarak niteleniyor.&#160;<b> </p>
<p>Atatürk’e Kurtuluş Savaşı’nda liderlik yolunu açan Karabekir değil midir?&#160;</b> </p>
<p>Evet. İnönü, Abdi İpekçi’ye, “Atatürk, 1927’de Meclis’te <i>Nutuk</i>’u okuduğunda Milli Mücadele’deki yol arkadaşlarına kendisine muhalefet ettikleri için çok öfkeliydi. O kızgınlıkla bunları hain olarak niteledi. Eğer <i>Nutuk</i>’u sonra okusaydı, öfkesi yatışmış olurdu ve daha yumuşak bir dil kullanırdı” diyor. Burada önemli olan, <i>Nutuk</i>’un, İsmet Paşa’nın tanıklığıyla, Atatürk’ün çok öfkeli olduğu bir zamanda söylenmiş olmasıdır. Dolayısıyla <i>Nutuk</i>, ezelî ve ebedî bir kitap değildir. Tarihin, 1927’deki Atatürk’ün stratejilerine göre dizayn edilmesidir <i>Nutuk</i>.&#160; <!--nextpage--><br />Ama Hangi Atatürk?<i> kitabıyla, Atatürk’ün aslında tek bir fotoğrafının değil, pek çok fotoğrafının olduğunu ortaya koyan ve Atatürk’ün kişiliğini ve çelişkilerini, söylediklerini ve yaptıklarını anlatan Taha Akyol’la dün birinci bölümünü yayınladığımız söyleşiye kaldığımız yerden devam ediyoruz.</i> </p>
<p>* * * <b></p>
<p>NEŞE DÜZEL: 1927 yılında Meclis’te okuduğu <i>Nutuk</i>’ta, Atatürk, Milli Mücadele’deki yol arkadaşlarını, kendisine muhalefet ettikleri için hain olarak suçlarken, onlar kendilerini hiçbir şekilde savunamadılar. <i>Nutuk</i>’u Atatürk yazmış olsa da, Cumhuriyet tarihinin bir bölümü <i>Nutuk</i>’ta Atatürk tarafından tek taraflı anlatılmış olmadı mı?&#160;</b> </p>
<p>TAHA AKYOL: Kesinlikle&#8230; Kim yazarsa yazsın, tek taraflı olarak yazılmış oluyor. Düşünün ki, Kazım Karabekir’in <i>İstiklal Harbimiz</i> isimli anıları, ancak 1961’de basılabildi ve o da toplatıldı. Daha sonra güç bela mahkeme kararıyla beraat etti. Kazım Karabekir o kitapta Atatürk’e muhalefet edenlerin bakış açısını gösterir. “Milli mücadeleyle istiklalimizi kazandık ama tek parti rejimiyle hürriyetimizi kaybettik” der. Bana göre tarihin özeti budur. <b></p>
<p>Peki, Atatürk’ü eleştirmenin cezası&#160;neydi?&#160;</b> </p>
<p>Atatürk’ü eleştirmenin cezası&#160;döneme göre değişir. Mesela İttihatçılar arasında siyasi ve iktisadi bakımdan en liberal olan Cavit Bey, darbe girişimi suçlamasıyla idam edildi Aslında öyle bir şey yoktu. Örgütlü muhalefeti tasfiye etmek için yapılmış bir suçlamaydı bu. Zira İttihatçılardan başka Atatürk’e karşı örgütlenebilecek bir güç yoktu. Cavit Bey de İttihatçıydı ve bir muhalefet figürüydü. Mesela Hüseyin Cahit&#8230;&#160;<b> </p>
<p>Dönemin ünlü gazetecisi Hüseyin Cahit ne yaşadı?</b> </p>
<p>Atatürk’ten çok daha önce laikliği savunan bir gazeteciydi Hüseyin Cahit. Cumhuriyet”i, “mutlakıyetçi cumhuriyet” olduğu için eleştiriyordu. Onun da dergisi kapatıldı ve İstiklal Mahkeme’sinde yargılandıktan sonra sürgüne gönderildi. Mesela <i>Kadro</i> Dergisi&#8230; Atatürk’ün sofrasındaki insanlardı bunlar&#8230; Atatürk’e ve Kemalizm’e sadıklardı&#8230; Ama biraz Marksizm karıştırılmış yorumlarıyla Atatürk’ten farklı bir fikir odağı olabilirler düşüncesiyle onların da dergileri kapatıldı. Şevket Süreyya, İktisat Vekaleti’ne alındı. Yakup Kadri, Tiran’a gönderildi ve kendi deyimiyle orada ‘zoraki diplomat’ oldu. Şurası kesin ki, Atatürk gibi liderlerde çok yüksek bir “ben” duygusu vardır.<b> </p>
<p>Atatürk diktatör müydü?&#160;</b> </p>
<p>Atatürk muhalefete, kendisine aykırı olan görüşlere izin vermeyen, tek partiye inanan bir liderdi. Zaten bu tür ego duygusu olmadan da o çapta bir lider olunmuyor&#8230; Mesela o dönemde Türk Ocağı da, Türk Kadınlar Birliği de hep kapatılıyor. Türk Ocağı inkılâp karşıtı değil, gerici değil&#8230; Niye kapatıyorsun? Türk Kadınlar Birliği, laik, çağdaş bir dernek. Balo falan yapıyorlar. Onu niye kapatıyorsun? Kapatılıyorlar çünkü ortada sadece Gazi’nin fikirleriyle teşkilatlanmış tek bir siyasi parti olacak. Gazinin fikirleriyle teşkilatlanmış tek örgüt de Halk Evleri olacak&#8230;&#160;<b> </p>
<p>Atatürk, kendisini diktatör olarak tanımlamıyor mu?&#160;</b> </p>
<p>Atatürk 1930’da Serbest Fırka’yı niye kurdurduğunu anlatırken, kendisinin Batı’da diktatör olarak anıldığını, manzaranın hakikaten bir diktatörlük manzarası olduğunu ve ölürse geriye bir istibdat müessesesi kalacağını, halbuki bunu istemediğini, ömrü boyunca fikri hür, irfanı hür rejimler istediğini ve bunun için serbest Fırka’nın kurulmasını istediğini söylüyor. <b></p>
<p>Peki, Serbest Fırka ne kadar yaşıyor ve kim kapattırıyor?&#160;</b> </p>
<p>Üç ay sürüyor ve Atatürk kapattırıyor.&#160;<b> </p>
<p>Atatürk bugün bir tabudur. Yaşadığı&#160;dönemde de öyle miydi?&#160;</b> </p>
<p>Öyleydi tabii. Gerçi bugünkü kadar ideolojik referans haline gelmiş bir tabu değildi ama&#8230; Atatürk o dönemde bugünkünden çok daha kuvvetli bir siyasi otorite tabusuydu. Atatürk bugün eleştirilebiliyor. Yasakladığı yayınlar basılıyor&#8230; Ama o dönemde bunlar yapılamıyordu. İsmet Paşa’nın anlattığı bir hikâye vardır. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Mustafa Kemal’e Harbiye Nazırlığı sözü veriyor. Harbiye Nazırlığı demek, Enver’in geçmişteki gücünü ele geçirmek demek. Ama Harbiye Nazırı olmuyor ve Atatürk ömrünün sonuna kadar İzzet Paşa’yı affetmiyor. Hatta <i>Nutuk</i>’ta İzzet Paşa’yı ırkından dolayı suçluyor.&#160;<b> </p>
<p>Nasıl suçluyor?</b> </p>
<p>Arnavut diye eleştiriyor. “Milletime bu noktada tavsiye ederim ki, başa geçireceği adamların kanındaki cevher-i asliyeye dikkat etsin” diyor. Atatürk bu kadar ben merkezli, bu kadar otoriter olmasaydı, Atatürk olamazdı. Daha Milli Mücadele döneminde başta Karabekir olmak üzere, Atatürk’ün diktatör olmasından endişe eden pek çok kişi var. “Başımıza yeni bir Enver mi olacak” diye hepsi korkuyorlar. Ama hiçbiri de ona, “Paşam çekil artık, ben lider olacağım” diyemiyor. O sırada Atatürk’ten korktuklarından değil, onun liderliğini doğal kabul ettiklerinden bunu diyemiyorlar. Onun gücünü Halife’yle dengelemeye çalışıyorlar. Mustafa Kemal’in siyasi otoritesini dengeleyen böyle bir kurum olsun diyorlar. <b></p>
<p>Demokrasiyle dengelemeye çalışmıyorlar mı?</b> </p>
<p>Çok partiyle dengelemeye çalışıyorlar. Atatürk ömrü boyunca kuvvetler birliğini savundu. Kazım Karabekir, Rauf Orbay gibi muhalifler ise kuvvetler ayrılığını savundular. Kuvvetler ayrılığı, “Tek kişi hâkim olmaz. Bağımsız yargı olacak”. Bazıları diyorlar ki, “o zaman memlekette okuma yazma yoktu. Demokrasi olur muydu?”<b> </p>
<p>O koşullarda demokrasi olmaz mıydı gerçekten?&#160;</b> </p>
<p>O günün&#160;şartlarında bir demokrasi pekala olurdu. Nasıl savaş devam ederken demokrasi olduysa, öyle demokrasi olurdu. Zaten o dönemde Avrupa’da da bugünkü gibi bir demokrasi yoktu. Asıl önemli olan iktidarın değil, muhalefetin olup olmamasıdır. Atatürk döneminde günümüzdeki gibi bir demokrasi olamazdı ama Kurtuluş Savaşı sırasında olduğu kadar bir demokrasi olurdu. Ama o demokrasi de elden gitti. Karabekir’in “Milli Mücadele’yle istiklalimizi kazandık, ama tek partiyle hürriyetimizi kaybettik” dediği de o zaten.<b> </p>
<p>Birinci Meclis’in Hüseyin Avni Ulaş&#160;gibi üyeleri daha demokrat bir yönetim istediler. Atatürk neden demokratik bir yönetimi tercih etmedi?&#160;</b> </p>
<p>Çeşitli sebepleri var. Birincisi, Atatürk’ün otoriter kişiliğidir. Atatürk’te kendisinin baş olduğu şeklinde doğuştan gelen bir algıma var. </p>
<p>Atatürk hakikaten tek adam olarak yaratılmış bir kişilik. Daha çocukken, kardeşi Makbule Hanım’a “benim emrimden çıkmayacaksın” diyor. Sakarya Savaşı’ndan sonra Halide Edip, “Paşam savaş bitti” diyor. Ona, “bundan sonra da benim emrimden çıkmayacaksınız” diyor. Karabekir Ankara’ya geliyor. Parti kurmaktan bahsediyor. Ona da, “Askerlik bitti ama emrimden çıkmayacaksınız” diyor. Atatürk bu otoriter kişiliğiyle milliyetçilik ve Batılılaşma politikalarını yürütüyor<b> </p>
<p>Atatürk’ün demokratik bir yönetimi tercih etmemesinin diğer nedenleri neler?&#160;</b> </p>
<p>İkinci neden, Atatürk, heyecanla inanmış bir çağdaşlaşmacıdır, modernisttir. “Halkı kendi haline bırakırsak bir hatve (bir adım, bir milim) ileri gidemeyiz” diyor. Ve halkı kendi haline bırakmayan tek partili bir rejim kuruyor. Muhalefet olduğu takdirde bütün bu isteklerini gerçekleştiremeyeceğini düşünüyor. Üçüncüsü, Atatürk, halkın hilafet, şeriat propagandasıyla yanıltılabileceğini düşünüyor ve “bunu, ‘tek parti’ önler” diyor. Dördüncüsü, Atatürk muhalefet olduğu takdirde isteklerini ve modernleşme projesini gerçekleştiremeyeceğini düşünüyor. <b></p>
<p>Atatürk’ün muhalifleri modernleşmeye karşı mıydılar? Yoksa onlar, Atatürk’ün bu hedefe varmada kullandığı baskıcı yönteme mi karşı çıkıyorlardı?</b> </p>
<p>Muhalefet modernleşme karşıtı değildi. Onlar da modernistti. Ancak onların modernleşme modelleri Mustafa Kemal’inkinden farklıydı. Muhalefet, memlekette eleştiri hürriyetinin olmasını istiyordu, piyasa ekonominin modernleşmeyi daha hızlı getireceğini düşünüyordu. Atatürk ise modernleşme projesinin ancak otoriter rejimde uygulanabileceğine inanıyordu.&#160;<b> </p>
<p>Atatürk’le birlikte Kurtuluş&#160;Savaşı’nı yapan birçok silah arkadaşı daha sonra siyasetten tasfiye edildiler. Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele, Adnan Adıvar&#8230; Onlarla Atatürk arasındaki en önemli görüş ayrılığı neydi?&#160;</b> </p>
<p>Rejim tek adam rejimi olacak mı olmayacak mı? Bütün farklılıklar bu meselenin etrafında döner. Onlar, “sen partilerin üstünde tarafsız ol. Memlekette çok parti rejimi olsun” diyorlar. Kişi idaresine karşı çıkıyorlar. Atatürk ise kendisinin mutlak hâkim olduğu bir modernleşme projesini savunuyor. Atatürk’te, doğuştan baş olmak üzere yaratıldığına, lider olduğuna dair bir inanç var. <b></p>
<p>Bu dönemde Atatürk’ün yanında İsmet İnönü, Fevzi Çakmak gibi isimler kalıyor. İsmet Paşa’nın Atatürk kadar otoriter olmadığını söylediniz. O zaman niye muhalefetin yanında yer almıyor da, Atatürk’ün yanında yer alıyor?</b> </p>
<p>Fevzi Çakmak asker olarak Atatürk’ün emrindedir. “Genelkurmay Başkanı olarak benim görevim itaattir” der. İsmet Paşa ise Atatürk’ün yanında ikinci adamdır. Atatürk’ün yanında yer alarak ‘hazretleri’ oluyor, ‘ikinci adam’ oluyor. İsmet Paşa, zaman zaman çatışmaları olsa da, Atatürk’ün her dediğini yapan biriydi. Şevket Süreyya bunu çok iyi anlatır. Atatürk hakikaten tek adamdır. İsmet Paşa da hakikaten ikinci adamdır. Mesela Kazım Karabekir, Rauf Orbay da ikinci adam olabilirlerdi ama İsmet Paşa kadar Atatürk’e sadık ve itaatkâr olmazlardı. Çünkü onlar, Mustafa Kemal’in her dediğini yapacak adamlar değildi. Bir de şunu söylemeliyim. Aslında Türkiye’de liberalizm köksüz bir şey değildir. Osmanlı’da&#8230;&#160;<b> </p>
<p>Osmanlı’da liberalizm var mıydı?&#160;</b> </p>
<p>Çok kuvvetli bir liberalizm vardı. Liberalizm bizde tek parti döneminde kaldırıldı. Mesela Karabekir ve arkadaşları Terakkiperver’in programına açıkça liberal diye yazıyorlar. Çünkü Osmanlı’da meşrutiyette meclis vardı, seçim vardı, parlamenter usuller vardı. Fırka kavramı yerleşmişti. Zaten bu yüzden Birinci Meclis’te farklı görüşten ve etnik kökenden insanların, komünistlerin, hocaların birarada bulunmasını yadırgamıyorlardı. <b></p>
<p>Ama Cumhuriyet’in otoriter ve totaliter yapısı, “şartlar onu baskıcı olmaya zorladı. Demokratik olamazdı” diye savunuldu. Bu ülkede otoriter, baskıcı bir rejim, dönemin şartlarının bir sonucu olarak değil de, bir tercihin sonucu olarak mı kuruldu ve devam ettirildi?&#160;</b> </p>
<p>Atatürk mecbur kaldığı için tek partili rejimi kurmadı. Atatürk ideolojik olarak tek partili rejime inanıyordu. Bütün ömrü boyunca kuvvetler birliğini yani yürütme yasama ve yargının tek elde toplanmasını savundu. “Atatürk, Şeyh Sait İsyanı çıkınca, Karabekir’in partisini kapattırmak zorunda kaldı” derler. Öyle değil. Terakkiperver Fırkası kurulur kurulmaz, Atatürk, Fethi Okyar’ı Karabekir’e gönderiyor. “Çok kötü şeyler olacak. Partinizi kapatın” diyor. <b></p>
<p>Karabekir ne cevap veriyor?&#160;</b> </p>
<p>Karabekir, “Biz cumhuriyet kurmadık mı? Partisiz cumhuriyet mi olur?” diyor. Atatürk’ün projesinin tek partili cumhuriyet olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Atatürk çok partiyi istemiş de, mecbur kaldığı için tek partili rejim kurmuş değil. Atatürk’ün kafasındaki proje tek parti idaresi kurmaktır. Nitekim yabancı bir gazeteciye, “Bunlar nankör, bunları ben kurtardım, bana karşı parti kuruyorlar” diyor. Cemil Koçak bunu belgesiyle açıkladı. <b></p>
<p>600 yıllık bir saltanatı&#160;yıkıp cumhuriyeti kurmak büyük bir cesaret gerektiriyordu. Atatürk bu cesareti gösterdi. Aynı cesareti neden demokrasi kurmak konusunda göstermedi?&#160;</b> </p>
<p>Atatürk’ün cesareti, liderliği, vizyonu konusunda hiçbir şüphe yok. Size ölmeyi emrediyorum derken, kendisi de elinde tabancasıyla askeriyle birlikte savaşa giren birisi o. Ama buradaki problem cesaret değil. Saltanat zaten Vahdettin yüzünden yıpranmıştı. Ve Mustafa Kemal, saltanatı kaldırdığı zaman tek adam olacaktı ve kafasındaki modernleşmeyi uygulayabilecekti. Demokrasi olduğunda ise&#8230;<b> </p>
<p>O zaman ne olacaktı?</b> </p>
<p>Tek adam olmayacaktı ve kendi modernleşme projesini uygulayamayacaktı. Çünkü Karabekir ve arkadaşları da modernleşme istiyorlardı. Muhalefet modernleşme amacına değil, yöntemine itiraz ediyordu. İki tarafın modernleşme modelleri farklıydı ve Mustafa Kemal’de şahsi otorite mücadelesi vardı. Mustafa Kemal’in projesi Karabekir ve arkadaşlarınki kadar yumuşak, liberal ve evrimci değildi. Onun projesi devrimciydi, daha otoriter ve radikaldi. Ancak otoriter bir sistemde uygulanabilirdi. Mesela Kazım Karabekir “Musul meselesi çözülmeden hilafeti kaldırmamız yanlış. Kürtlerin sadakatini kaybederiz. İleride düşünelim bunu” diyor. <b></p>
<p>Haksız mı peki?</b> </p>
<p>Haksız değil. Ama bu, Mustafa Kemal’in modernleşme projesini ertelemesi demekti. Ertelemedi. <b></p>
<p>Cumhuriyeti kurmak o dönemde kolay mıydı?&#160;</b> </p>
<p>Kolaydı. Saltanatın kaldırılması otomatikman cumhuriyet demektir zaten. Saltanatın kaldırılması için verilmiş seksen imzalı bir takrir vardı. Bu takrirde Atatürk’ün imzası sekseninciydi. Önergeyi verenlerin başını Rauf Orbay, Hüseyin Avni, Rıza Nur gibi isimler çekiyordu. Çünkü artık en muhafazakârların kafasında bile Vahdettin’in tavrı yüzünden saltanat bitmişti. Dolayısıyla saltanatın kaldırılması zor değildi. Saltanat kaldırıldıktan sonraki adım da zaten doğal olarak cumhuriyetti. Zaten oradaki ihtilaf da zaten cumhuriyetin kurulup kurulmaması değildir.&#160;<b> </p>
<p>Sorun nedir?&#160;</b> </p>
<p>Atatürk, cumhuriyeti kendisine muhalefet edecek kesimlerin katılımıyla ilan etmek istemiyor. Atatürk cumhuriyeti kendi kararıyla ilan etmek istiyor. Eğer cumhuriyetin ilanına Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Adnan Adıvar, Hüseyin Avni Ulaş gibi Milli Mücadele’nin önde gelen isimleri katılsaydı, bunların cumhuriyet rejimi içinde meşruiyetleri olacaktı. Atatürk cumhuriyetin ilanını, onların İstanbul’da oldukları bir tarihe denk getirdi. Onların, daha sonra “bizi dışladın, devre dışı bıraktın” diye verdikleri tepkileri, cumhuriyet karşıtlığı gibi kullandı. Buradaki mesele, onların, cumhuriyet düşmanı olmaları değildir. Mesele, Atatürk’ün kendi kafasındaki modernleşme projesini uygulamak için, muhalefeti dışlayarak cumhuriyeti ilan etmiş olmasıdır.&#160;<b> </p>
<p>Atatürk, muhalefeti tasfiye edeceğinin ilk işaretini cumhuriyeti kurarken mi veriyor?&#160;</b> </p>
<p>Mustafa Kemal, ileride yapacağı inkılâpların kadrosunu daha Milli Mücadele’yi yaparken kuruyor. Garp cephesi komutanlığına generalleri getirmiyor da, o sırada henüz albay olan İsmet İnönü’yü getiriyor. Aslında Atatürk’ün kurmay ve siyasetçi zekâsı, dehası gözardı ediliyor. <b></p>
<p>Atatürk’ün hangi özelliği daha önde? Askerliği mi, politikacılığı mı?&#160;</b> </p>
<p>“Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır” sözünü mesela birkaç hafta önce Kazım Karabekir de söylemiş. Yani Eskişehir’i bırakıp Sakarya’ya çekilmekte tereddüt etmeyelim. Biz bir hattı savunmuyoruz. Biz bütün vatanı savunuyoruz. Sakarya’da düşmanı yenersek bütün vatanı kurtaracağız demektir bu. Biz bunu sadece Atatürk’ün söylediğini zannettiğimiz için, onun askerî dehası olduğunu düşünüyoruz. Oysa hepsi de bu düşüncedeydi. Çünkü Alman Goltz Paşa’nın askerî mektebinde yetişmiş, Birinci Dünya Savaşı’nı yaşamış kurmay subaylar bunların hepsi. Atatürk’ün diğerlerine üstün olduğu taraf siyasi dehasıdır. İsmet Paşa da, “Atatürk’ün siyasi kabiliyeti, askerî kabiliyetinden üstündür” diyor.<!--nextpage--></p>
<p><b>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</b><i> <br />Taha Akyol’la söyleşimizi üçüncü bölümüyle bitiriyoruz. Dün bizim hatamız yüzünden Kazım Karabekir ‘mareşal’ olarak yazıldı. Taha Akyol’dan ve okurlardan özür diliyoruz.</i> </p>
<p>* * * <b></p>
<p>NEŞE DÜZEL: Atatürk hilafete de son verdi. Hilafetin kaldırılması nasıl tepkilere yol açtı?</b> </p>
<p>TAHA AKYOL: Hilafetin 1924’te kaldırılmasına en önemli tepki Şeyh Sait İsyanı’dır. Sünnilikte devlete, sultana isyan etme geleneği yoktur. Bu yüzden Mustafa Kemal gibi ülkeyi kurtaran bir başkomutana, laik otoriteye Anadolu’da isyan olmadı. Ama hilafet kalkınca Şeyh Sait İsyanı oldu. <b></p>
<p>Atatürk’ün dinle ilişkisi nasıldı? </b></p>
<p>Başta beri emsallerine göre din anlayışı daha mesafelidir ama dinin toplumsal ve siyasi açıdan öneminin de farkındadır. Atatürk dini siyaseten kullanmayı çok iyi başardı. Atatürk’ün şeriatı öven sözleri vardır. Mesela “Bizim kanun-i esasimiz (anayasamız) Kur’an-ı Kerim’dir” dedi. “Allahın emirlerine uymadığımız için geri kaldık” da dedi. Ayrıca, “Hz. Muhammed’in yüce şeriatı” diye yaptığı konuşmalar var. “Cenab-ı Hak insanları yaratırken” diye bir konuşması var. Bu konuşmalar hep Milli Mücadele sırasında oldu. Atatürk, “antiemperyalizm” sözlerini de hep Milli Mücadele sırasında söyledi.<b> </p>
<p>Milli Mücadele’den sonra nasıl değişti?</b> </p>
<p>Milli Mücadele’den sonra ise laiklik yolunda ilerledi. Zaten “anayasamız Kur’an’dır” diyerek laiklik olur mu? Olmaz. O zaman da, “Biz gökten indiği zannedilen kitaplara göre değil, hayatın gerçeklerine göre politika yapıyoruz” dedi. 1937’de Meclis’i açış konuşmasında, “tabiat insanı yarattı” dedi. Ama şu var! Atatürk’ün orada öyle, burada böyle söyleyen biri gibi görünmesi beni rahatsız eder. Çünkü onu böyle ele almak, bizi bilimsel tarih analizinden uzaklaştırır. Biz, dönemlerin nasıl değiştiğini ve bu değişimleri Mustafa Kemal’in nasıl etkilediğini ve kendisinin de yaşanan değişimlerden nasıl etkilendiğini incelemeliyiz. Mesela Atatürk Libya’da savaşırken imparatorluk için savaşıyordu. O dönemde Padişah Vahdettin’e “ayağınızın tozuna yüz sürmeye hasretim” gibi Anadolu’dan gönderdiği telgraflar vardır. <b></p>
<p>Padişaha mı yazıyor?</b> </p>
<p>Tarihçi Sina Akşin, “Bunu yazan M. Kemal olmasa, neredeyse ‘bende’ üslubuyla yazılmış diyeceğim” diyor. Ama M. Kemal o dönemde de saltanata karşıdır. Benim, onun ‘kurmay’ tarafı dediğim de budur zaten. O günün şartlarının taktiğini uyguluyor o. Mesela arkasından da Lozan’da İngilizlere karşı İslâm’ı kullanıyor. Ayrıca İngilizleri yumuşatmak için “Avrupalı Türkiye” tanımına da başvuruyor. “Avrupa’nın hududu Türkiye’nin doğusunda biter” diye konuşmalar yapıyor. Avrupa’da faşizm güçlenmeye başlayınca da İngilizlerle müthiş bir ittifak çalışması yapıyor. sol Kemalistler, Atatürk’ün 1930’larda İngiltere ile ittifak yapmak için nasıl canla başla uğraştığından hiç bahsetmiyorlar, İsmet Paşa’yı suçluyorlar.<b> </p>
<p>Niye?</b> </p>
<p>Bu, ideolojik davranmaktır. Sol Kemalistler, “Atatürk hiçbir emperyalist devletle ittifak yapmadı. Saat dokuzu beş geçe emperyalizm Türkiye’ye girdi. Çünkü, İnönü geldi” diyorlar. Oysa Atatürk İngiltere’yle ittifak yapıyordu, ömrü yetmedi. 1939’da İnönü ittifakı imzaladı. Zaten biz hep 1920’lerden bahsediyoruz. 1930’lardan hiç bahsetmiyoruz. Bu tarihçilik değildir.<b> </p>
<p>Ama şundan da pek söz etmeyiz. 23 Nisan 1920’de Meclis’i dualarla açtığı anlatılır. Atatürk niye yaptı bunu? </b></p>
<p>Meclis’i öyle bir İslâmi gösterişle açtı ki&#8230; Atatürk’e göre çok muhafazakâr olan Karabekir bile “bu kadarı fazla” dedi. Mesela Meclis’in 22 nisan perşembe günkü açılışını 23 nisan cumaya aldı. On beş gün önceden telgraflarla Anadolu’ya genelgeler gönderdi. “Meclis’i cuma günü açacağız, bunun için şu kadar dua okunacak. Şu kadar nafile namazı kılınacak ve bunlar camilerde cemaate ve meydanlarda halka ilan edilecek” dedi. <b></p>
<p>Meclis’i niye İslâmi gösterilerle açıyor?</b> </p>
<p>Bu politik bir davranış. İstanbul’da halife var ve Milli Mücadele’nin aleyhine fetva yayınlamış. Mustafa Kemal’in o dönemde bütün ahalinden destek toplayabilmesi için, kendisinin o fetvada anlatıldığı gibi “şeriata ve halifeye karşı çıkan biri” olmadığını, aksine şeriatı ve halifeyi kurtarmaya çalışan biri olduğunu ispat etmesi lazım. Çünkü İstanbul’da yayınlanan fetvalardan ötürü Anadolu’da bazı iç isyanlar çıkıyor. Mustafa Kemal de, “hayır, ben İstanbul’un söylediği gibi laislâmi bir hareket değilim. Aksine ben daha İslâmi bir hareketim” mesajını vermek istiyor. Aradan iki yıl geçiyor ve Sakarya zaferi kazanılıyor. Meclis’te bir müezzin Mustafa Kemal’in gelişi şerefine ezan okumak istiyor. Onu haşlıyor. “Ezanın yeri burası değil, camidir. Oraya git” diyor. Gücü eline geçirince laikliğe doğru yürümeye başlıyor. Çünkü onun kafasındaki esas model Batılılaşmak! <b></p>
<p>Atatürk’ün din adamlarıyla ilişkisi nasıldı? </b></p>
<p>“Din adamlarını, hocaları sevmem” diyor ama özellikle Milli Mücadele sırasında İstanbul fetvasına karşı, o da 90 küsur imzayla din adamlarının fetvasını aldı. Böylece Milli Mücadele’yi İslâmi bakımdan meşrulaştırarak halkın desteğini almayı başardı. Din adamlarıyla ittifak zaferden sonra bozulmaya başladı. Zaten Atatürk için laiklik, demokrasiden önce gelir. Milli Mücadele sırasında İstanbul’dan yardım almak ve halkı etrafında toplamak için Abdülhamit’ten daha İslâmi bir politika uyguladı ama&#8230; O her zaman Batılı hayat tarzını benimsedi.<b> </p>
<p>Peki, demokrasiyi gözardı etmek Batılı hayat tarzıyla çelişmedi mi?</b> </p>
<p>Hayır. Çünkü Batılı hayat tarzının içinde mutlaka demokrasi vardır düşüncesi bizim bugünkü düşüncemizdir. O zamanki Batılı hayat tarzı “gardırop devrimi” denen türde bir Batılılaşmaydı. Şapka devrimi, balolar vb&#8230; Batılılaşalım derken, alt yapı devrimleri ve ekonomi fazla öncelikli değil. “Fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirelim ama o nesiller Atatürk’ün sözlerine iman etsinler” inancı var. Unutmayın ki o dönemin Batısı aynı zamanda faşizmin yükseldiği bir Batı’ydı. Dünyada Büyük Buhran’dan sonra liberalizm gözden düşmüştü. CHP’nin altı oku müzakere edilirken, Atatürk, Şükrü Kaya’ya “Şükrü Beyefendi siz iktisadi doktrinler uzmanısınız. Liberalizm ne demek” diye soruyor. Şükrü Kaya, “Liberalizm sömürge ekonomisidir” diye cevap veriyor. Atatürk, “O zaman biz liberal olmayacağız” diyor. <b></p>
<p>Atatürk liberalizmi Şükrü Kaya’dan mı öğreniyor?</b> </p>
<p>Liberalizmin ayrıntılarını bilmediği kanaatindeyim. Atatürk’ün okuduğu kitaplar daha çok dil ve tarih meseleleriyle ve ulus oluşturmakla ilgilidir. O’nun aydınlanma kaynağı Fransız jakobenizmidir, Voltaire’dir, Rousseau’dur. İngiliz liberalizmini okuyan ise İsmet Paşa’dır. Size Gagavuz Türklerinin olayını anlatayım. Hamdullah Suphi, “Türkçe konuşan Hıristiyan Gagavuz Türklerini Türkiye’ye alalım” diye rica ediyor. Atatürk kabul etmiyor. Ama Türkçe bilmeyen Boşnakları alıyor. Çünkü, din farkı sosyal entegrasyona engel olabilir diye düşünüyor. Bakın&#8230; Laik cumhuriyet, vatandaşını dine göre tanımlamıştır. Azınlık ne demektir? Gayrımüslim demektir. Kürt yok ne demektir? Türk ve Kürt, ikimiz de Müslümanız demektir.<b> </p>
<p>Vatandaşlık tanımını dine göre yapmak laiklik tanımıyla bağdaşır mı?</b> </p>
<p>Bu, dinin referans olarak alınması değildir. Bu, Müslüman ahalinin ulus-devlet için daha sağlam bir zemin oluşturduğunu düşünmekten kaynaklanan siyasi bir tavırdır. Müslüman ahaliye dayanan bir ulus-devletin daha sağlam olacağını düşündü Atatürk. Gayrımüslim Türkleri yani Gagavuzları almadı, ama Türkçe bilmeyen Boşnakları aldı. Anadolu o sırada boştu. <b></p>
<p>Atatürk, dinin ve din adamlarının laiklik için bir tehlike olacağını mı düşünüyordu? </b></p>
<p>Evet. Hem Atatürk’ün hem de onu takip eden Kemalistlerin “Laiklik elden gidiyor” endişeleri vardır. Kemalist yazar Yakup Kadri, Panorama romanını “Türkiye demokrasiye geçiyor, yobazlar iktidara geliyorlar ve ilericileri kıtır kıtır kesiyorlar” diye bitiyor. Bu bir psikolojiyi gösteriyor. <b></p>
<p>Bu psikolojiyi kim yarattı? </b></p>
<p>Resmî ideoloji yarattı. Kemalist yönetim halk yerine devlet güçlerine dayandı. Böyle olunca da halka şüpheyle bakıldı. Şevket Süreyya, “Kemalist bürokrasi, 1920’lerin ortasından itibaren halktan kopuk bir bürokratik hizip haline geldi” der. <b></p>
<p>Atatürk döneminde mi bu hale geldi? </b></p>
<p>Atatürk döneminde tabii&#8230; Muhalefet olmadığı için yönetimde sorumsuzluk ve yolsuzluk almış başını gitmiş. 1926’da Ahmet Ağaoğlu Atatürk’e bir rapor veriyor. “Paşam, partiniz yolsuzluğa battı” diyor. Atatürk halktan ne kadar kopulduğunu görüyor ve muhalif bir fırka kurmaya karar veriyor. “Bunlar yanlış giden işleri söylesinler ve iktidar kendini düzeltsin” diyor. Ama bu muhalefet partisi halkta öyle bir ilgi patlaması yapıyor ki, “rejim elden gidecek” kaygısıyla hemen partiyi kapattırıyor. <b></p>
<p>Demokrat Parti örneği aslında Atatürk döneminde Serbest Fırka’yla mı yaşanıyor? </b></p>
<p>Bu, tarihsel olarak da, kadro olarak da böyledir. Serbest Fırka’nın İzmir il başkanı Adnan Menderes’tir. <b></p>
<p>Atatürk döneminde komünistler de baskıyla karşılaştı. Atatürk komünizm hakkında ne düşünüyordu? </b></p>
<p>Komünizme karşıydı. Atatürk partisinin ideolojisini Kemalizm olarak benimsedi. Atatürk Kemalizm sözünü benimsedi ve kullandı. CHP’nin 1932 programında “partimizin fikriyatı Kamalizmdir” diye yazılıdır. Ses uyumu açısından o dönemde Kamalizm deniyor. Atatürk Kemalistti ve Kemalizm sözü onun döneminde geliştirildi. <b></p>
<p>Daha sonra komünistleri yakalatacak olan Atatürk, Sovyetler Birliği ile Kurtuluş Savaşı sırasında çok dostane bir ilişki sürdürdü. O dostluğu sürdürürken de mi komünizme karşıydı? </b></p>
<p>Kesinlikle karşıydı. Atatürk Sovyetlerle dostluk ilişkilerine her zaman önem verdi ama bu dostluğu Kurtuluş Savaşı sırasında bir ideolojik ittifak gibi pazarladı ve Sovyetlerden yardım aldı. Hatta Moskova’dan para ve silah yardımı almak için 1921‘de komünist Bolşevik eğilimli halk zümresinin programını kendi halkçılık beyannamesi olarak yayınladı. Moskova’dan yardım alınmasaydı, Milli Mücadele belki başarılamazdı. Sakarya Savaşı bittikten sonra Moskova’nın yardımına ve Meclis’teki solculara ihtiyacı kalmadı ve solcular tutuklanmaya başladı. Mustafa Kemal pragmatiktir. Atatürk’ün bir politikacı olduğunu dikkate almak lazım.<b> </p>
<p>Politikacılığı dikkate alındığında ne değişiyor, ortaya ne çıkıyor?</b> </p>
<p>Mesela Atatürk’ün gazeteciler tarafından çok kullanılan bir sözü daha vardır&#8230; “Basın hürriyetinden ortaya çıkacak olan sakıncaların çaresi yine basın hürriyetidir” diye&#8230; Oysa Takrir-i Sükûn döneminde basının nasıl yasaklandığını gazeteci Ahmet Emin Yalman anlatır. Atatürk’ün politik şartlara göre söylediği sözler vardır. Bir de içinde bulunduğu şartlara göre yaptığı uygulamalar vardır. Mesela Atatürk ömrü boyunca milliyetçi oldu. Ama şartlara ve dönemlere göre, milliyetçiliğinin içeriği değişti. Bu içerik, zaman içinde Osmanlı milliyetçiliği, daha sonra İslâmi bir milliyetçilik, arkasından daha Anadolucu bir milliyetçilik, onun arkasından da daha Türkçü bir milliyetçilik oldu. <b></p>
<p>Atatürk döneminde Kürtlerle, dindarlarla, solcularla, demokratlarla liberallerle devletin sorunlar yaşadığı görülüyor. Peki, Atatürk’ün destekçileri kimlerdi? </b></p>
<p>Destekçileri ordu, bürokrasi ve o zamanın okumuşlarının ve hatta liberallerinin çok büyük bir bölümüydü. Bir de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın tabanındaki esnaf, tüccar ve esnaftı. <b></p>
<p>Atatürk’ün 1915’teki Ermeni tehciriyle ilgili görüşleri nelerdi? </b></p>
<p>Atatürk 1915’teki Ermeni tehcirini savunmadı ama açıkça suçlamadı da. 24 Nisan 1920’de Meclis’te yaptığı konuşmada tehcir için eleştiri anlamında, “fezahat” yani “çok çirkin hadise” dedi. Ama 1921’de İstanbul Hükümeti, “Ermeni hadiselerini suçlayan bir bildiri yayınla” dediğinde, Mustafa Kemal İttihatçıları suçlamayı reddetti. Zira hem ileride başına geçeceği devlet suçlanmış olacaktı. Hem de Milli Mücadele’nin alt yapısını İttihatçılar oluşturuyordu. <b></p>
<p>Sizce Atatürk’ün yönetimde yaptığı en büyük hata neydi? </b></p>
<p>En büyük hatası Şeyh Sait İsyanı üzerine çıkarılan bir tür sıkıyönetim kanunu olan Takrir-i Sükûn’dur. Bu kanun sadece isyanın güç kullanılarak bastırılmasını sağlamadı. Muhalefeti ve basını da susturdu. Hükümete yargı yetkilerini tanıyan bu kanun çok sert uygulandı. <b></p>
<p>Nasıl uygulandı?</b> </p>
<p>Sonunda tek partili cumhuriyet, eleştirisiz bir cumhuriyet oldu. Çünkü Takrir-i Sükûn dönemi, sorunların ekonomik ve sosyal olarak diyalogla çözülmesini dışlayıp, tek çözüm yöntemi olarak kuvvet kullanma alışkanlığını bu ülkede güçlendirdi. Sonuçta Takrir-i Sükûn Kanunu ve onun İstiklal Mahkemeleri bir gün son buldu ama bu dönemin yarattığı kuvvet kullanarak çözme alışkanlığı bu ülkede hep devam etti. Kazım Karabekir o sırada Meclis’te muhalif milletvekiliydi. Takrir-i Sükûn müzakereleri sırasındaki konuşmasında, “Eğer siz İstiklal Mahkemeleri’ni bir reform vasıtası sanıyorsanız, çok büyük bir hata içindesiniz” dedi. <b></p>
<p>Takrir-i Sükûn ve İstiklal Mahkemeleri uygulaması bu ülkenin yaşadığı darbelerin, sıkıyönetimlerin, baskıların anası mıdır aslında? </b></p>
<p>Elbette. <b></p>
<p>İstiklal Mahkemeleri çok mu adam idam etti? </b></p>
<p>Asker kaçakları hariç bin civarında idam oldu. İstiklal Mahkemeleri’ni en iyi tanımlayan Kemalist yazar Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’dur. Katibi olarak o, İstiklal Mahkemeleri için “tedhiş mahkemeleri” diyor. Yani “şiddet mahkemeleri, devlet terörü mahkemeleri” diyor. <b></p>
<p>Neden bugün Atatürk’ü bir lider, bir insan gibi göremiyoruz? Neden Atatürk’ü hiçbir şekilde hata yapmayan biri gibi kabul ediyoruz? </b></p>
<p>Atatürk doğal bir lider olarak algılanırsa, ya laiklik elden gider, ya ülke bölünür gibi korkular var. Aksine Atatürk doğal bir lider olarak algılanırsa ülke daha normalleşir. O yüzden Atatürk’ü tabu haline getirmek de yanlış, onun gibi milli bir lidere düşmanlık etmek de yanış. Atatürk’ün farklı dönemlerinde farklı politikalar uyguladığını bir görebilsek&#8230; Bu, bize, farklı politikalar uygulamanın Atatürk esprisine aykırı düşmediğini anlatacak ama&#8230; Onu tabu haline getirince, “ezelde de böyle, ebediyette de böyle, onu taklit etmekten başka bir yol yok” noktasına geliniyor. O da nedir? Sıkıyönetimdir, yasak-lamadır. Bakın&#8230; Eğer Cumhuriyeti Atatürk’ün sözleriyle tanımlarsanız ve cumhuriyetin Atatürk döneminde var olan cumhuriyet olduğuna inanırsanız, cumhuriyetin zamanla liberalleşmesini “yozlaşma, bozulma” gibi görürsünüz. Ama bazıları, tarihin bir evrim, bir değişim çizgisi olduğunu göremiyor. Oysa 1920’lerdeki Atatürk’ün cumhuriyetiyle 1930’lardaki Atatürk’ün cumhuriyeti bile birbirinden farklıdır. 1920’lerde devletçilik yoktu. 1930’larda devletçilik oldu. <b></p>
<p>Neden özellikle darbeciler ve darbe yanlıları Atatürk’ün adını kullanıyor? </b></p>
<p>Siyaset bilimci Metin Heper, “Atatürkçülük, Türkiye’de bir meşruiyet karizmasıdır” diyor. Çünkü Atatürk’e refere edilen her şey meşrulaşıyor. Darbecilerin meşruiyete ihtiyacı var. Atatürk deyince meşrulaşıyorlar. <b></p>
<p>Neden en Atatürkçü kurum olarak ordu gösteriliyor? </b></p>
<p>Birçok sebebi var. Bir, Mustafa Kemal, başkumandan olarak her askerin kendisini silah arkadaşı gibi göreceği bir tarihî figürdür. İki, bütün ordular eğitimlerinde devletlerinin zaferlerini incelerler. Bu, Mustafa Kemal’siz yapılamaz. Üç, Atatürk’ün döneminde ordunun Atatürk’e sadık olmasına bilhassa çok önem verildi. Atatürk’ün üniformalı resimleri, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yayımladığı beyannameler, Atatürk’ün subayların maaşlarıyla özel olarak ilgilenmesi, orduyla Atatürk arasında hem ideoloji hem meslektaşlık anlamında çok kuvvetli bir bağ meydana getirdi. <b></p>
<p>Atatürkçülük tam olarak ne demek? </b></p>
<p>Atatürkçülüğün temelinde, Kemalizm’in bütün tariflerinde şu üç unsur mutlaka vardır. Bunlar, pozitivizm, milliyetçilik ve otoriterliktir. Bilim dediğiniz zaman, Atatürkçülük pozitivisttir. Yurtseverlik dediğiniz zaman, Atatürkçülük milliyetçidir. Bu, geleneklere, dinî duygulara önem veren bir milliyetçilik yerine laik bir milliyetçiliktir. Küreselleşmeye, liboşlara yer vermemek dediğiniz zaman da, Atatürkçülük otoriter bir rejimdir.</p>
<p>Neşe Düzel / Taraf</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dersim’de Atatürk kızı]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/22/sabiha-gokcen/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 14:11:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/22/sabiha-gokcen/</guid>
<description><![CDATA[Ayşe Hür / Taraf GazetesiDERSİM sonrası Ulusal Kahraman ilan edilen Sabiha Gökçen’e törenle madalya ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><b><img style="max-width:800px;" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/sabiha-gokcen.jpg?w=600" /><br />Ayşe Hür / Taraf Gazetesi<br />DERSİM sonrası Ulusal Kahraman ilan edilen Sabiha Gökçen’e törenle madalya verildi. Salonda tuhaf bir sessizlik vardı. Harekat basından gizlendiği için Dersim bilinmiyordu. Öyleyse bu madalya niçin veriliyordu?</p>
<p></b><i>“Onur Öymen’in Dersim gafına tepkiler sürüyor. Ben de Kürt Meselesi’nin tarihini yazmaya devam ediyorum. 24/25 Eylül 2009 gecesi ATV’de yayınlanan Siyaset Meydanı programında, Türk Hava Kuvvetleri’nin 1930’daki Ağrı Kürt İsyanı’nın bastırılmasında önemli rolü olduğunu söylediğimde, salondaki üniversite öğrencilerinden biri,<!--more--> o günlerde Türk Hava Kuvvetleri’nin uçak sayısının çok az olduğunu, mevcut uçakların ‘pırpır’ tabir edilebilecek nitelikte uçaklar olduğunu, hele bombardıman yapma kabiliyetlerinin olmadığını söyleyerek, beni yalanmaya çalışmıştı. Aslında söylemek istediğim, Türk Hava Kuvvetleri’nin (ve genel olarak TSK’nin) stajını ne yazık ki kendi halkına karşı harekâtlarda yaptığıydı. Bunca tecrübeye rağmen nasıl olup da 1974 Kıbrıs Harekâtı’nda düşman gemisi sanıp Kocatepe Muhribi’ni batırdıklarına değinmemiştim bile. <b>Ancak o gece, esas konudan uzaklaşmamak için, o tarihte Türk Hava Kuvvetleri’nin yaklaşık 300 uçağa sahip olduğunu, Ağrı’daki harekâtlara yaklaşık 60 uçağın katıldığını söylemekle yetinmiştim.</b> Tartışmayı sürdürmeyişim, Ekşisözlük gibi sitelerde eleştiri konusu olmuştu. Bu hafta, o gece söyleyemediklerimi anlatmak istiyorum.” </i></p>
<p>*** </p>
<p>Osmanlı Dönemi’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne kalan uçak sayısının 100 civarında olduğu sanılıyor. Bunların ne kadarının kullanılabilir olduğu bilinmiyor ama 1925 yılında, Mardin, Erzurum ve Diyarbakır havaalanlarında yaklaşık 50 kadar askerî uçak bulunuyordu. 13 Şubat 1925’te patlak veren Şeyh Said isyanı bastırmak için, THK’nın uçakları da seferber edilmişti. Bu müdahalede kaç uçak kullanıldığına dair Türk arşiv belgelerine ulaşmak, malum nedenlerle henüz mümkün değil, ancak Robert W. Olson’un incelediği 27 Nisan 1925 tarihli bir İngiliz istihbarat belgesine göre, Mardin’de bulunan yedi veya sekiz uçaklık filodan sadece iki uçak çalışır durumdaydı. Fransızların 1921’de geri çekilirken bıraktıkları dört uçakla birlikte Mardin’de müdahaleye hazır sadece dört uçak vardı. Yakıtları trenle İstanbul’dan getirilen bu uçaklar günde iki kez uçuyor ve isyan bölgesini bombalıyorlar; olası bir sabotajdan korunmak için de Mardin’e gece dönüyorlardı. Aynı rapora göre, pilotlardan üçü daha önce Almanlarca eğitilmiş Osmanlı ordusundan gelen asker, diğer üçü ise sivil pilotlardı. &#160; <b></p>
<p><font size="3">Britanya ile işbirliği</font></b> </p>
<p>Türk Hava Kuvvetleri’nin isyanı bastırmakta yetersiz olduğunun açıkça görülmesi üzerine Ankara Hükümeti bu konuda adım atması gerektiğini anlamıştı. Bu iş için seçilen ortak çok ilginçti. 5 Haziran 1925 tarihinde Britanya İmparatorluğu ve Türkiye arasında imzalanan bir antlaşma uyarınca, İstanbul’daki İngiliz Askerî Ataşesi Binbaşı R. E. Harene ile İtalyan Ataşesi Deniz Yarbayı Neyroni’den oluşan bir ekip Türk Hava Kuvvetleri’ni yetkinleştirmek için bir dizi rapor hazırlamışlardı. (Resmi tarihe göre Şeyh Said İsyanı’nın arkasında Britanya’nın olduğu söylendiği halde, Türkiye’nin isyan sürerken, Türk Hava Kuvvetleri’ni geliştirmek için Britanya ile askerî işbirliği yapmasının ne anlama geldiğinin yorumunu okurlara bırakıyorum.) </p>
<p>Söz konusu rapora göre 1926 sonu itibariyle Türk Hava Kuvvetleri’nin elinde 153 savaş uçağı vardı. Bunlardan 77’si (20 Bréguet, 10 Junkers, 30 Caudron, 17 Savois markalı) 1925 yılında satın alınmıştı. Ayrıca Osmanlı’dan kalma faal 10 savaş uçağı vardı. Geri kalan uçaklar kullanıma uygun değildi. </p>
<p>Türk Hava Kuvvetleri’nin uçakları ilk olarak 1927 yılı sonbaharında, Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Abdürrahim’in güçlerine karşı kullanıldı. Bir Fransız istihbarat raporuna göre, Palu ve Malatya’dan kalkan uçaklarla, Diyarbakır’a götürülmek üzere 25 Ekim 1927’de trenlerle Mardin’e getirilen beş uçak isyancıları bombalamıştı. Rapora göre, bölgede 24 uçak müdahaleye hazır bekliyordu. &#160; <b></p>
<p><font size="3">Çelik kartallar Ağrı’da</font></b> </p>
<p>Türk Hava Kuvvetleri uçakları esas olarak 1927-1930 arasında birkaç fasılada gerçekleşen Ağrı Kürt İsyanı sırasında kullanıldı. Bu dönemde kullanılan uçak sayısı konusunda resmi bilgi yok. Ancak 27 Ocak 1928 tarihli bir Fransız istihbarat raporuna göre, o sırada Türk Hava Kuvvetleri’nin elinde 200 kadar uçak vardı. (Örneğin 1928’te 45 adet Bréguet 19.7.A2 alınmıştı.) Robert Olson’a göre sayı 1930 sonlarında 300’e ulaşmış, bunlardan 60 kadarı Ağrı’da kullanılmıştı. Araştırmacı Emin Karaca’ya göre ise Ağrı’da kullanılan uçak sayısı 80 civarındaydı. </p>
<p>Ağrı’daki Kürt kuvvetlerinin kumandanı İhsan Nuri Bey’in hatıralarında bu uçakların nasıl moral bozduğunu okuyabiliriz. İhsan Nuri’ye göre 1927 yılı sonbaharında İran sınırından iki kilometre içerde olan Kürdova köyüne yapılan bombardımanı diğerleri izlemiş, 1930 sonbaharına kadar onlarca köy ve mezra imha edilmiş, binlerce Kürt öldürülmüştü. &#160; <b></p>
<p><font size="3">Düşürülen uçaklar</font></b> </p>
<p>Bu uçakların Türk tarafına verdiği güven ve gururu ise Temmuz-Ekim 1930 arasındaki Oramar Harekâtı sırasında gazetelerde çıkan haberlerde okuyoruz. Örneğin 13 Temmuz 1930 tarihli <i>Cumhuriyet</i> gazetesindeki habere göre “10-15 tayyareden mürekkep muhtelif filolar, ağır bombardıman bombaları ile hücum etmişler, büyük telefat veren şakileri şaşkın ve yılgın bir hale getirmişlerdir.” Muhabir Yusuf Mazhar Bey, 16 Temmuz’daki haberinde şöyle devam eder: “Ben böyle zabitlere malik olduğum için bahtiyarım. Arkadaşlarım asiler üzerine öyle kahramanca ve müthiş akınlar yaptılar ki bu ateşli harekâtı tasvir edebilmek bile pek güçtü. Şakilerin üzerine dört beş metreye kadar inerek onları mitralyöz ateşleri içinde mahvettiler.” Yazara göre, ‘çelik kartallarımız’ın yaptığı ‘bilafasıla’ (aralıksız) bombardıman sonucu (uçaklar yangın bombaları da atıyordu) Kürt isyancılar tamamen ezilmişti. Zilan Deresi, ağzına kadar ceset dolmuştu. Zilan’da imha edilenlerin sayısı 15 bin kadardı. Harekât sırasında sekiz uçak düşürülmüş ve isyancıların eline sağ geçen iki pilotun gözleri oyulmuş, burunları kesilmiş, sonra da öldürülmüşlerdi. Kürt kaynaklarına göreyse düşürülen uçak sayısı 12’ydi ve pilotların öldürülmesinden onlar da söz ediyordu. &#160; <b></p>
<p><font size="3">Ebabil Kuşları</font></b> <i></p>
<p>Cumhuriyet</i>’in 23 temmuz tarihli sayısında uçaklar, ‘Ebabil Kuşları gibi’ Kürtlere saldırıyordu. (Ebabil Kuşları, 570 veya 571 yılında Mekke’ye saldıran Yemen Valisi Ebrehe’nin ordusunu yok eden efsanevi kuşlardı.) Aynı günlerde gazetelerde bölgede 60 uçağın kalkış ve inişine elverişli bir havaalanı inşa edildiği haberleri çıktı. Bu haberle birlikte Türkiye ile İran savaşın eşiğine gelmişlerdi. Sonuçta, İran’ın desteği sağlandı, karacısıyla, havacısıyla Türk ordusu, Kürt isyancıları yendi. &#160; <b></p>
<p><font size="4">Dersim’de birAtatürk kızı: Sabiha Gökçen </font></b></p>
<p>1937-1938’deki iki aşamalı Dersim Harekâtı’na Diyarbakır’dan havalanan, 16 ila18 adet Bréuget markalı uçak katılmıştı. (1934’te hizmete girenlerle sayıları 70’e ulaşan Bréguetler 1938’den itibaren Vulteeler ile değiştirileceklerdi.)Harekâta katılanlardan biri, ‘Türkiye’nin ilk kadın pilotu’, ‘ilk askerî kadın pilotu’, ‘savaşa katılan ilk kadın pilotu’ unvanlı Sabiha Gökçen’di. Bu konuda kapsamlı bir makale yazan Ayşe Gül Altınay’ın (ki Gökçen’le ilgili bilgileri, kaynakçada künyesini verdiğim bu makaleden derledim) Sabiha Gökçen’in hatıratından aktardığına göre, 1913’te Bursa’da doğan, anne babasını küçük yaşta kaybeden ve ağabeyi ile yaşayan küçük Sabiha’nın hayatı, 1925’te Mustafa Kemal’in Bursa’yı ziyareti sırasında kökünden değişmişti. Koruma duvarını bir şekilde aşarak, okuma isteğini kendisine ileten Sabiha’nın azminden çok etkilenen Mustafa Kemal, ağabeyinden izin alarak Sabiha’yı evlat edinmişti. Bir süre Arnavutköy Kız Koleji’nde, bir süre Üsküdar Kız Lisesi’nde okuyan Sabiha, sağlığı elvermediği için eğitimine ara vermiş, Heybeliada’da ve Viyana’da bir süre tedavi gördükten sonra Paris’e gitmiş; ancak hem memleket, hem de Paşa’nın hasretine dayanamayarak, tedavisi biter bitmez Türkiye’ye dönmüştü. &#160; <b></p>
<p><font size="3">Soyadını Atatürk veriyor</font></b> </p>
<p>1934’te Soyadı Kanunu çıkınca, Mustafa Kemal kendisine Gökçen soyadını vermişti. Belki de bu soyadının etkisiyle, o güne kadar havacılıkla hiç ilgilenmezken, Mayıs 1935’te yeni kurulan Türk Kuşu’nun açılış töreninde Rus öğretmenlerin planörleriyle yaptıkları gösterilerden çok etkilenmiş ve kendisinin de denemek istediğini söylemişti. Atatürk’ün bu isteğe yanıtı şöyle olmuştu: “Cesaretini beğendim (&#8230;) Gökçen soyadına havacılık çok yakışır doğrusu.” </p>
<p>Paraşütle başlayıp uçaklarla havacılığa devam edecek olan Sabiha Gökçen için artık ‘istikbal göklerde’ idi. Birkaç ay içinde Türk Kuşu’ndaki eğitimini tamamlayan Gökçen, yedi erkek öğrenciyle birlikte Rusya’ya planör öğretmenliği eğitimi almaya gönderildi. Odessa’da planör öğretmenliği diploması alan Gökçen, Ankara’ya dönüşünde Eskişehir Askerî Tayyare Okulu’ndan getirilen motorlu bir uçakla eğitimine devam etti. Motorlu uçakla ilk kez tek başına uçuşundan sonra Atatürk kendisiyle ilgili planlarını şöyle açıkladı: “Teşekkür ederim Gökçen (&#8230;) Beni çok mutlu ettin. Şimdi artık senin için planladığım şeyi açıklayabilirim (&#8230;) Belki de dünyada ilk askerî kadın pilot olacaksın. Bir Türk kızının dünyadaki ilk askerî kadın pilot olması ne iftihar edici bir olaydır tahmin ediyorsun değil mi? Şimdi derhal harekete geçerek seni Eskişehir Askerî Tayyare Okulu’na göndereceğim. Orada özel bir eğitim göreceksin.” &#160; <b></p>
<p><font size="3">Dersim gönüllüsü</font></b> </p>
<p>Bu eğitim gerçekten özel bir eğitimdi, çünkü okuldaki tek kadın Sabiha Gökçen’di. Ona eşlik eden ilkokul öğretmeni Nüveyre (Uyguç) Hanım’la birlikte Eskişehir’de iki yıl eğitim gören Sabiha Gökçen, hatıratına bakılırsa, Atatürk’ü bizzat ikna ederek, kendi isteğiyle Dersim Harekâtı’na katıldı. </p>
<p>1937 yılı ilkbaharında bir ay boyunca “bir gün rasıt (gözleyici) bir gün pilot olarak” çok sayıda uçuş yapan Gökçen, anılarında Dersim harekâtının nedenleri ve sonuçları üzerinde durmaz. O, bu harekâta ülkesinin kendisine “verdiği görevi yerine getirmek” üzere katılmıştır. </p>
<p>Dersim Harekâtı sonrası Sabiha Gökçen bir ulusal kahramandır. Onu ilk kutlayanlar Başbakan İsmet İnönü ve Cumhurbaşkanı Atatürk’tür. Atatürk “Seninle iftihar ediyorum Gökçen! Yalnız ben değil, bu olayı çok yakından izleyen bütün bir Türk ulusu iftihar ediyor&#8230; Genç kızlarımızın neler yapabileceklerini bir kez daha bütün dünyaya ispat ettiğin için övünsen yeridir&#8230; Biz asker bir ulusuz. Yedisinden yetmişine, kadınından erkeğine asker yaratılmış bir ulusuz&#8230; Ancak bizim askerlik anlayışımız asla emperyalist düşüncenin yarattığı bir anlayış değildir&#8230; Barış amacı ile asker olan bir ulusun dünyadaki yeri barış bayrağının yanıdır” demişti. &#160; <b></p>
<p><font size="3">Anlamlı suskunluk</font></b> </p>
<p>Sabiha Gökçen’e 28 Mayıs 1937 tarihinde, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı dahil olmak üzere üç yüzden fazla davetlinin katıldığı bir törenle Türk Hava Kurumu’nun Murassa (=değerli taşlarla bezenmiş) Madalyası verilecektir. Ancak ortada garip bir durum vardır. Sabiha Gökçen’in neden ulusal bir kahraman olduğu konusunda çarpıcı bir suskunluk vardır. Çünkü Dersim harekâtı kamuoyundan gizli tutulmuştur. Nitekim <i>Havacılık ve Spor </i>dergisine göre Sabiha Gökçen bu madalyayı “gerek kurslarda, gerek Türk hava ordusu mektep ve kıt’alarında büyük muvaffakıyetler [gösterdiği] ve son atışlı tatbikatta kahramanca hizmet” ettiği için almıştır. Gökçen’i ateşli bir şekilde tebrik eden gazete yazarları ve hatta madalyayı sunan Türk Hava Kurumu Başkanı Fuat Bulca’nın açıklaması da şöyledir: “Türk Hava Kurumunun madalya nizamnamesi (hayatını istihkâr edecek derecede fedakârlık gösteren uçmanlara) madalya verilmesini kaydeder. Bunun için hava ordusu kıtalarından parlak notlar alan ve Genelkurmay Başkanı Sayın Mareşalin takdirlerini kazanan yiğit Gökçeni, Türk Hava kurumu murassa madalya ile taltife karar vermiştir.” Gökçen’in yaptığı teşekkür konuşmasında da Dersim’in adı geçmez, ancak Mareşal Çakmak’a özel bir teşekkür vardır. &#160; <b></p>
<p><font size="3">Kemalist klişe: Feodaliteyi tasfiye</font></b> </p>
<p>Dersim Harekâtı ve Gökçen’in buradaki başarıları üzerine suskunluk İsmet İnönü’nün TBMM’nde bu konuda yaptığı konuşmanın ardından bozulur. 15 Haziran 1937 gününden başlayarak gazeteler Dersim üzerine haberler yayımlamaya başlar. Aynı gün <i>Tan</i> gazetesinde çıkan bir yazı gazetelerde o güne kadar uygulanan (oto)sansürü açıklamaya çalışır: “Birkaç gün evvel ilk kadın tayyarecimiz Sabiha Gökçene murassa bir madalya verildiği yazıldığı zaman uçuş tatbikatındaki hizmetlerinden bahsedilmişti. Bu hizmetlerin mahiyeti sarahatle (açıklıkla) ortaya konulmamıştı. Buna da sebep şu idi: Feodalizmin son döküntülerinin tasfiyesi için alınan esaslı tedbirlerin tarihi bir ehemmiyeti vardır. Bunların millete ve dünyaya etraflı bir suretle bildirilmesi, İsmet İnönü’nün büyük nutkuna bırakılmıştı.” </p>
<p>Sabiha Gökçen anılarında Tunceli değil de Dersim adını kullanır ancak bu anlatıda ne bombalar vardır, ne ölen, yaralanan, göçe zorlanan insanlar, ne de Dersim Harekâtı’nın içeriğine dair herhangi bir bilgi. Gökçen’in Dersim’deki rolüyle ilgili olarak, ancak 1972 yılında Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayımlanan <i>Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (1924-1938) </i>adlı kitapta birkaç satır okumak mümkün olur: “Bu arada Demenanlı aşiret reisleri nezdinde toplantı halinde bulunan diğer aşiret reislerinin, havadan bombardıman edilmek suretiyle toplantıyı dağıtmak ve aşiretler üzerinde moral kırıcı bir etki sağlamak lüzumu üzerine Tayyare Alay Komutanı komutasında 15 uçaklı bir filo, Kırklar dağı-Darboğaz dere yolu-Zel Dağı-Kırmızı ve Kosur dağları kuzeyindeki Keçizeken (Yukarı Bor) köyünü havadan bombaladı. Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen hanımın attığı 50 kiloluk bir bomba Keçizeken köyünden kuzeye doğru kaçan asi grubuna oldukça ağır zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu” (s. 377) &#160; <b></p>
<p><font size="3">‘Üç maymunlar’</font></b> </p>
<p>Bu açıklamaya rağmen, Sabiha Gökçen, 28 Haziran 1987’de <i>Nokta</i> dergisinden Hıdır Göktaş’a verdiği röportajda harekât sırasında halktan ölenler olup olmadığı sorusunu da şöyle yanıt verecektir: “Yoktu. Keşif yapılıyordu, ordunun da istihbaratı vardı. Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu. Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu. Böyle bir şey olmamıştır.” </p>
<p>O sırada, 19. Piyade Alayı’nda stajyer olarak görev yaparken Dersim’e gönderilen, geleceğin Hava Kuvvetleri Komutanı ve Kontenjan Senatörü, 12 Mart Muhtırası’nın imzacılarından Muhsin Batur yıllar sonra verdiği bir mülakatında okuyucularından özür dileyerek yaşantısının bu bölümünü anlatmaktan kaçınacağını söyler. Bunun nedeni sorulduğunda, Dersim’de tanık olduğu şeylerin bir devlet sırrı olarak kendisinde kalacağını, ancak o dönemde o yörede tanık olduğu ‘şeylerin’ günümüzde de yapılan ve karşısında olduğu ‘şeyler’ olduğunu söyleyerek sözlerini noktalar. </p>
<p>Sabiha Gökçen’in suskunlukla geçiştirdiği, Muhsin Batur’un anlatmaya dilinin varmadığı şeyleri artık konuşuyoruz. Bu konuşmanın, bir çeşit ‘<i>katharsis</i>’ (geçici, yüzeysel rahatlama) seansına dönüşmemesini, aksine kapsamlı bir tarih eleştirisinin ve kapsamlı bir telafi yaklaşımının ilk adımı olmasını dileyelim. <b></p>
<p>Kaynakça:</b> Robert Olson<b>, </b>“The Kurdish Rebellions of Sheikh Said (1925), Mt. Ararat (1930), and Dersim (1937-38): Their Impact on the Development of the<b> </b>Turkish Air Force”, <i>Welt Das Islams</i>, Vol. 40, Number 1, March 200, s. 67-94; İhsan Nuri Paşa, <i>Ağrı Dağı İsyanı</i>, Med Yayınları, 1992; Emin Karaca, <i>Ağrı Eteklerindeki Ateş</i>, Alan Yayıncılık, 1991; Faik Bulut, <i>Dar Üçgende Üç İsyan</i>, Belge Yayınları, 1992; Ayşe Gül Altınay, “Ordu-Millet-Kadınlar: Dünyanın İlk Kadın Savaş Pilotu Sabiha Gökçen”, <i>Vatan Millet Kadınlar</i> (Derleyen Ayşe Gül Altınay), İletişim Yayınları, 2000, s. 246-279; Halit Kıvanç, <i>Bulutlarla Yarışan Kadın: Halit Kıvanç, Sabiha Gökçen’le Söyleşiyor</i>, YKY-THY ortak yayını, 1998; Sabiha Gökçen, <i>Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti</i>, (Anıları kaleme alan Oktay Verel) Türk Hava Kurumu Yayınları II, Evrim Matbaası, İstanbul 1982.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Turkish Al Kaida]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/22/kemal-kilicdaroglu-2/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 14:05:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/22/kemal-kilicdaroglu-2/</guid>
<description><![CDATA[Etyen MahçupyanDanıştay baskını olduğunda Ertuğrul Özkök sosyolojik zekâsını gazeteci ‘derinliği’ il]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img style="float:left;margin-top:10px;margin-bottom:10px;margin-right:10px;" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/etyen-mahcupyan.jpg" /><strong><i>Etyen Mahçupyan</i><br /></strong><b>Danıştay </b>baskını olduğunda Ertuğrul Özkök sosyolojik zekâsını gazeteci ‘derinliği’ ile birleştirip, yazısına “Cumhuriyet’in 11 Eylülü” başlığını koymuştu. Türkiye’de de şeriatçı güçler özgürlüklerden ve demokrasiden yana olan rejimi yıkmak üzere faaliyete geçmişlerdi ve ABD’ye olan küresel direncin bir yansıması da Türkiye’deki dincilerin aydınlık kemalist sisteme saldırısıydı. Hedef de aynen 11 Eylül’de olduğu gibi stratejik olarak seçilmişti. Nasıl New York’taki ikiz kuleler ABD değerlerinin küreselleşmesini temsil ediyorsa, benzer bir biçimde üst yargı da kemalist değerlerin tüm ülkede yerleşik hale gelmesini ifade ediyordu. Ayrıca zaten bu gibi eylemler tamamen dinsel bağnazlıkla bağlantılıydı. Amaçlanan şeyin korkunçluğu, eylemi kat be kat aşıyordu. Karşımızda gözü dönmüş bir cinayet şebekesi ve onu besleyen ilkel bir ideoloji vardı&#8230; <!--more--></p>
<p>Ne var ki ortaya çıkan bulgular bu yaratıcı benzetmenin kolaycı bir yanılsama olduğunu ortaya çıkardı. Hatta bu benzetmenin böylesine kolayca yapılması, Özkök gibilerinin belki de yanılsama nedeniyle değil, ‘bilerek’ bu değerlendirmenin parçası oldukları kuşkusunu doğurdu. Aynı insanların Ergenekon çetesi ile ilgili gerçekler karşısında utangaç ve sıkıntılı tavırları ise, bu kuşkuyu ‘anlamlı’ hale getirdi. Velhasıl buradan bize düşen hisse, bu tür benzetmelerin öyle hızlı bir biçimde yapılmasının sakıncalı olduğudur. Beklemek, delilleri biraraya getirmek ve ancak emin olduğunuz noktada bu tip uyarıcı tanımlar yapmak durumundasınız. O nedenle ben de bir süredir bekliyordum&#8230; Suikast planları, silah depoları, manipülasyon çalışmaları birbirini desteklese, bunlara Dağlıca ve Aktütün benzeri kasıt ima eden ihmalkârlıklar eklense, hatta kendi emrindeki askere mayın döşeyen komutanlar görülse de, doğru olan gazetecilik dürtüsünün dizginlenmesiydi. </p>
<p>Ancak Kafes bizleri özgürleştiren adım oldu&#8230; Şimdi tablonun sadece bütününü değil, gerçekten de ne olduğunu görüyoruz. Söz konusu eylem planının ekleri arasında çıkan notlarda Koç Müzesi ile ilgili olarak şunlar söyleniyor: <b>“Malzemeler yerine konulmak üzere operatöre ulaştırıldı. Müzenin ziyaretçilerini arttıralım&#8230; Öğrenciler projenin en önemli parçası.” </b>Ne kadar sanatsever bir ordumuz var diye de düşünebilirsiniz. Ama bu olayın Müze’deki bir denizaltıda gizlenen bombaların patlatılmasıyla ilişkili olduğunu anladığınızda, bu satırları soğukkanlılıkla yazan, okuyan, onaylayan, ‘eylem planı’ olarak ‘kıymetlendiren’ herkesin muhtemelen caniliğin kıyısında gezindiğini düşüneceksiniz. Al Kaida elemanları da muhtemelen 11 Eylül’ü gerçekleştirmeden önce cinayet işlememişlerdi ama ruhlarını ‘şeytana’ teslim etmişlerdi. </p>
<p>Aslında Özkök’ün aradığı benzetme aynen geçerli&#8230; Türkiye’nin özgürleşmesini, demokratlaşmasını engellemek isteyen, buna tahammül edemeyen gerici, bağnaz, ilkel ve karanlık güçler sembolik bir suikast eylemi planlıyorlar. Hedef stratejik olarak seçilmiş. <b>Koç grubu</b> hem laik burjuvazinin en önde gelen ailelerinden birine ait, hem de bu ailenin hikâyesi Cumhuriyet ile epeyce paralel. Ayrıca hükümete pek yakın olmadıkları da biliniyor. Yani ‘dincilerin’ seçebileceği bir hedef&#8230;<b> Ama daha da önemlisi bu bombalar çocukları havaya uçurmak için ve eylem planını ortaya koyan notlarda görüldüğü gibi, ne kadar çok çocuk öldürülse o kadar iyi. Çocuk ise bilindiği üzere Atatürk’le doğrudan bağlantı kurulabilecek bir simge. </b>Ne de olsa Atatürk bu ülkeyi onlara emanet etmişti&#8230; Dolayısıyla çocuklara saldırı <b>‘dincilerin’</b> bu ülkenin <b>‘aydınlık’</b> geleceğine saldırısı olarak sunulabilir. </p>
<p>İtiraf etmek gerek ki Al Kaida’nın böylesi bir manipülatif kötücüllüğü yoktu. Onlar kendilerine benzemeyeni ve ideolojik olarak mahkûm ettikleri sistemi doğrudan, kendi hayatlarını da feda etme pahasına vurdular. Bu özellikler onları cani olmaktan çıkarmıyor&#8230; Ama anlaşılması zor olsa da bir tür naifliği ima ediyor. Oysa bizdeki Ergenekon’un kötücüllüğü ve vicdansızlığı Al Kaida’yı kat kat aşıyor. Bunların mevki sahibi, saygı gören insanlar olduğunu düşündüğünüzde insanlıkla ve içinde yaşadığınız toplumla ilgili sorularınız daha da artıyor. Al Kaida elemanları kendilerini küresel durumun mağdurları olarak görüyorlardı. Ergenekon elemanları ise ellerindeki gücü bırakmak istemeyen sömürücüler. Al Kaida’nın ideolojik dayanağı, adaleti yücelten bir dindarlıktı. <b>Ergenekon’un ideolojik dayanağı ise adaletsizliği meşru kılan bir resmî söylem ve ona dayanan bir tahakküm sistemi. </b></p>
<p>***<b> </p>
<p>YARSAV’ın</b> yeni seçilen başkanı ezberlenmesi pek de güç olmayan şu cümleyle görevi kabul etmiş: <b>“Temel hak ve özgürlükleri ayaklar altına alan uygulamalara karşı, yargı bağımsızlığı&#8230; hedefiyle mücadele kararlılığımızı sürdüreceğiz.”</b> Türkiye’de yargı, adaletsizliği meşru kılan bir sistemin payandası olmayı içine sindirmekle kalmıyor, tarafsızlığı reddetmesine rağmen ille de bağımsız olmak istemesiyle, aslında o sistemin bilinçli parçası olduğu kanısını doğruluyor. <b>YARSAV </b>üyelerinin <b>Koç Müzesi</b> ‘müstakbel toplu cinayeti’ ile ilgili ne söyleyebileceklerini merak ediyorum. Bu konuda susmanın ne anlama geldiğinin umarım farkındadırlar. O toplu cinayetin gerçekleştiği gün acaba orada olmamak gerektiğini bilenler var mıydı? Bunu bilemeyiz ama belki de <b>YARSAV</b> üyelerinden bazılarının bu konuda ‘tahmin edip’ de söyleyemedikleri şeyler vardır&#8230; <b></p>
<p>*** </p>
<p>Birbirini</b> tamamlayan ikililer hafızamızda özel bir yere sahiptir. Laurel ve Hardy gibi&#8230; Edi ile Büdü gibi&#8230; Öymen ile Kılıçdaroğlu gibi. Aslında Öymen’in eline su dökmek zor. Dersim katliamında Atatürk’ün doğrudan yönlendirici olduğu gerçeğini, resmî uyduruk tarih marifetiyle uzun süre gizlemiştik. Bu kente aynen <b>Muğlalı Kışlası</b> misali nasıl Tunç Eli operasyonu sonucu Tunceli dendiğini de unutmuştuk. Ama sağ olsun Öymen duruma müdahale etti ve çok doğru şeyler söyledi. Örneğin<b> “Atatürk’ün yaptıkları bir bütündür” dedi; “CHP’nin temel görevi Cumhuriyet’e, Atatürk’e sahip çıkmaktır”</b> dedi; <b>“Cesaretiniz varsa Atatürk’ün dönemini eleştirin”</b> dedi; ve nihayet “Ben faşistsem Atatürk ne oluyor” diye de noktalamış oldu. Ülkeyi bu denli rahatlatan bir açıklama son zamanlarda pek olmuyordu. Öymen’e söylenebilecek tek şey herhalde “Allah razı olsun, ağzınızdan bal damlıyor” olmalı. </p>
<p>Kılıçdaroğlu ise Dersimli&#8230; Ama bu duruma düşen Dersimliye başka bir ad mı veriliyor bilemiyorum. <i>Meğerse CHP’nin tüzel kişiliğine sistemli bir saldırı varmış ve bunun amacı da AKP’nin yarattığı korku ve sindirme operasyonunu gizleme çabasıymış. Burada sözü edilen Ergenekon çetesinin üzerine gidilmesi. Anlaşılan Kılıçdaroğlu bunu istemiyor&#8230; </i>Ergenekon çetesinin devlete hâkim olmasına, gerekirse Koç Müzesi’ni havaya uçurmasına, çocukları bu kez mağaralarda değil ama – modernleştik ya- müze koridorlarında havaya uçurmasına itiraz etmiyor. Bunlar hep ‘ikincil’&#8230; Asıl olan sistemin sürmesi. Bunun için de Atatürkçülük lazım. Ne yazık ki o da bir ‘bütün’. Sizi kuşatan, hapseden ve sonuçta bir çetenin pasif militanı haline getiren bir ‘çağdaşlık’ hali&#8230; <b>Cinayet işleyebilen, insanlığından feragat edebilen bir anlayışa ‘çağdaş’ denmesi de işin hoş tarafı.<br />taraf gazetesi<br /></b></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gayrıresmi Atatürk]]></title>
<link>http://dusuncekahvesi.wordpress.com/2009/11/22/gayriresmi-ataturk/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:57:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>dusuncekahvesi</dc:creator>
<guid>http://dusuncekahvesi.wordpress.com/2009/11/22/gayriresmi-ataturk/</guid>
<description><![CDATA[Neşe Düzel&#8217;in, Taraf  Gazetesi için  Taha Akyol ile yaptığı 17.11.2009 tarihli röportajıdır NE]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Neşe Düzel&#8217;in, Taraf  Gazetesi için  Taha Akyol ile yaptığı 17.11.2009 tarihli röportajıdır NE]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Seyit (Seyyid) Rıza'nın evinden hangi kitaplar çıkmıştı?]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/22/seyit-riza/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:21:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/22/seyit-riza/</guid>
<description><![CDATA[Onur Öymen&#8217;in geçen hafta TBMM&#8217;de yaptığı konuşma, 72 yıldır ideolojik derinin altında d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><i><b>Onur Öymen&#8217;in geçen hafta TBMM&#8217;de yaptığı konuşma, 72 yıldır ideolojik derinin altında durmaktan kabuk bağlayan cerahati de patlatmış oldu.</b></i>
<p>Emre Aköz gibi Dersim&#8217;den <b>Atatürk</b>&#8216;ü sorumlu tutanları okuyunca bazı tabuların yıkılmakta olduğuna inanası geliyor insanın. Düşünce özgürlüğü nihayet geliyor mu dersiniz? </p>
<p><b>Dersim&#8217;de bir katliam yaşandığı giderek açıklık kazanıyor. Bunu Necip Fazıl Kısakürek dahi 60 yıl önce &#8220;Büyük Doğu&#8221;da yazmıştı. </b>Ancak sadece Dersim&#8217;le sınırlı kalmamalı sorgulama; son yüz yılda tarihimizin nasıl mıncıklandığını gösterecek bir bütünlüğe ulaşmalıdır. </p>
<p>İşte 31 Mart. Aydınlatılabildi mi? Ermeni tehciri üzerindeki kara bulutlar dağıtılabildi mi? Yüz binlerce gencimizi kara toprağa gömdüğümüz Birinci Dünya Savaşı&#8217;na neden girdiğimizi çözebildik mi? vs. </p>
<p><b><i>Dolayısıyla Dersim, bu yüz yıllık kanlı hesaplaşmanın bir durağı olarak anlaşılabilirse anlam kazanacak, aksi halde bir süre aramıza dönmek için heveslendikten sonra yine sırtını dönecektir. </i></b></p>
<p><!--more-->
<p>Onun için gelin, son bir haftadır yazılıp konuşulanların biraz dışına çıkarak bakmayı deneyelim Dersim&#8217;e. </p>
<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, Dersim Osmanlı döneminde merkezi otoritenin nüfuzundan uzak kalabilmiş ayrı bir ülke gibiydi. Kontrolü zor olan bu bölgeden vergi tahsil etmek, asker toplamak, asayişi sağlamak başlı başına bir sorundu. Cumhuriyet&#8217;in 10. yılına kadar da bu özelliğini korudu. </p>
<p>Atatürk&#8217;ün 1935 Kasım&#8217;ındaki Meclis açış nutkunda belirginleşen Dersim&#8217;in yola getirilmesi planına, isminin &#8220;Tunçeli&#8221; yapılmasıyla başlanır. Başına da sözü kanun olan olağanüstü yetkilere sahip askerî bir vali atanır. Şaşıracaksınız ama amaç, bu gidilemeyen &#8216;vatan&#8217; toprağını ana yurda bağlamaktır. Tunçeli&#8217;ye kışla ve karakollar yanında yollar, sağlık ocakları ve okullar yapılır ki, iktidarın nüfuzu toplumun dokusuna sirayet edebilsin. </p>
<p>Fakat otoritesi sarsılacak olan şeyhler ve sürgün edilecekleri korkusuyla bölge halkı direnir. Ellerindeki silahların teslim edilmesi en önemli şartlardan biridir. Sayıları 15-20 bin olarak tahmin edilir. </p>
<p>Peki bu kadar silah nereden geçmiştir ellerine? Bunun da ilginç bir öyküsü vardır ve bence devlet asıl bu silahların peşindedir. </p>
<p>Nitekim 21 Haziran 1937 tarihli &#8220;Kurun&#8221; gazetesinde silahların kaynağını öğrenme imkânını buluyoruz. Buna göre <b>Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda Rusların hücumuna karşı koyabilmeleri için Dersimli aşiretlere silah dağıtılmış,</b> onlar da bunları sarp dağlarına taşıyarak mağaralara saklamışlardı. Savaştan sonra bütün uğraşmalara rağmen bu silahları geri alamamıştı devlet. (Nuri Dersimi bunları Neşet Paşa&#8217;yı yenerek ganimet aldıklarını söyler.) </p>
<p>Cumhuriyet kurulmuştu ama Dersim&#8217;de Seyyid Rıza&#8217;nın başkanlığında bir silahlı ve örgütlü güç direniyordu. Bölgenin iklimi ve coğrafi yapısı da müdahaleyi zorlaştıran unsurlardı. Üstelik karşılarında hem Alevi hem de Türk olmayan, üstelik Türk olmamaya direnen bir yapılanma vardı. </p>
<p><b>Unutmadan söyleyelim, nüfusları da hızla artıyordu. 1927&#8242;de 543 bin iken sayıları, Tunceli Kanunu&#8217;nun çıkarıldığı 1935&#8242;te 765 bine yükselmişti </b>(yüzde 50). Böyle giderse daha bir iki yıl önce her yaştan &#8220;10 yılda 15 milyon genç yarattı&#8221;ğını iddia eden TC, sınırları içerisindeki bir bölgeye giremeyen aciz bir devlet konumuna düşecekti. </p>
<p>Mesela bölgede <b>hâlâ sarıkla, şalvarla dolaşıyordu insanlar. </b>Vergileri şeyhler topluyordu. Evlenme, boşanma işleri de yine onların göreviydi. Hastalandıklarında onların kapılarını çalıyorlardı. Eğitim deseniz hak getire. </p>
<p>İşte Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak&#8217;ın &#8220;Dersim&#8217;e koloni (sömürge) yönetimi&#8221; getirilmesini istemesinin arkasında bu somut resim durmaktaydı. Öfke, nüfuz edilemeyene yönelikti. <b>Tekkeler kapatılmıştı güya ama bölgede Alevilik sanki Şah İsmail zamanındaki gibi devam ediyordu. </b>Devrimler burada işlemiyordu. Hatay&#8217;ı anavatana katmak için uğraşan Türkiye, kendi haritasındaki beyaz kısmı bir türlü boyayamıyordu. </p>
<p>Velhasıl dönemin bir yetkilisinin dediği gibi Dersim&#8217;e bir ameliyat şarttı. Asimilasyon, yani Türkleştirmek gereğini ifade edenlere de sık sık rastlanıyordu Ankara&#8217;da. </p>
<p>Ne ki sonuç tam bir facia oldu. İyimser rakamlarla 13 bin, yaygın rivayete göre ise 50 bin insanın ölümüyle, binlerce kişinin yaralanması ve sürgünüyle sonuçlanan Dersim operasyonu, yakın tarihimizin kara deliklerine yenisini ekledi. <b>Sadece eli silah tutanlar değil, çocuklar ve yaşlılar da öldürüldü</b>. Başta Seyyid Rıza&#8217;nın genç hanımı <b>Besi </b>olmak üzere pek çok kadın, mağaralarda saklanan silahlarla kendilerini savunmak için harekete geçmişlerdi. </p>
<p>Türk basını ise Besi&#8217;yi &#8216;dağ dilberi&#8217; veya &#8216;dişi kaplan&#8217; diye magazinleştirmekle meşguldü (&#8220;Cumhuriyet&#8221;, 26 Eylül 1937). Tabii Seyyid Rıza&#8217;nın Sabiha Gökçen tarafından bombalanan evinden çıkan garip eşyalar da operasyondan payını alacaktır. Güya evde haçlar, Hz. İsa&#8217;nın parmağı ve Ermenice dinî kitaplar bulunmuştur. <i><b>Mesaj açık değil mi? Seyyid&#8217;i bir şekilde Müslümanlık dalından koparıp düşman kampa dahil etmek. </b></i></p>
<p>Ne var ki, evinden çıkan eşya arasında dikkatimizi başka şeyler de çekmekte. Mesela mı? İşte gazetelerden cımbızla topladıklarım: <b>Kur&#8217;an-ı Kerim, Hadis-i Şerif, En&#8217;am-ı Şerif, Muhammediye, Siyer-i Nebi, Yıldızname, Bektaşiliğe ait bir şiir kitabı vs. (&#8220;Haber&#8221;, 8 Kasım 1937). Bunlar pekala bir Kadirî şeyhinin evinde de bulunabilecek kitaplar. </b></p>
<p><b> Zihnimde susturamadığım soru şu: Yoksa Seyyid Rıza rengarenk Osmanlı düzeninin son adasını mı savunuyordu? </b></p>
<p> Bize düşen anlamak olmalı, değil mi?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
