<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>begendiklerim &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/begendiklerim/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "begendiklerim"</description>
	<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 21:32:01 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Dersimli nasıl CHP’li oldu?]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/11/17/dersimli-nasil-chp%e2%80%99li-oldu/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 17:15:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/11/17/dersimli-nasil-chp%e2%80%99li-oldu/</guid>
<description><![CDATA[Herkes, nasıl olup da Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun Onur Öymen’in Dersim Katliamı’nı savunan sözle]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Herkes, nasıl olup da Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun Onur Öymen’in Dersim Katliamı’nı savunan sözlerini alkışladığına şaşırıyor. Aslında sorulması gereken daha temel bir soru var: Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’de ne işi var?</p>
<p>Sadece Kılıçdaroğlu mu? Dersimliler, Aleviler ortada 1937-38 gibi bir katliam varken nasıl bu kadar CHP’li ve Atatürkçü olabildiler?</p>
<p>Cevaplardan ilki şu: 37-38 Dersim konusunda hayatlarını kolaylaştıracak sahte bir tarih üretip ona inanarak.</p>
<p><strong>Bu alternatif tarihin temelinde Atatürk’ü bu işten temiz çıkarmak var. Son dönemde yapılan tarih çalışmaları ve politik havanın değişmesiyle ikna ediciliği azalsa da özellikle bir kuşak şuna inandırıldı: Atatürk’ün Dersim’de olan bitenden haberi yoktu. Zaten çok hastaydı, ona sormadan yaptılar. Seyit Rıza’yı da o Elazığ’a gelmeden çabucak astılar. O, duysa asılmasına izin vermezdi. </strong></p>
<p><!--more-->Peki, kim yaptı bu katliamı? Bu alternatif tarihe göre 1937’nin ekim ayında İnönü ile arası açılınca Atatürk’ün başbakanlığa getirdiği Celal Bayar. Sağcıların başı Bayar, dönemin Genelkurmay Başkanı ‘gerici’ Fevzi Çakmak. Birkaç da general. İşte bu kadar. Atatürk hastaydı, bilmiyordu. İnönü zaten görevde değildi. Böylece Dersim Katliamı da ihtiyaca binaen klasik sağ-sol, laik-gerici ikiliği içine oturtulmuş oldu.</p>
<p>Halbuki yeni kurulan ulus-devlet otoritesine girmemek için direnen Dersim’i Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katmakta kararlı olan Atatürk, başından sonuna kadar olan bitenin merkezindeydi.</p>
<p>Daha 1936’da TBMM açılışında yaptığı konuşmada Dersim meselesi için “Bu korkunç çıbanı tümüyle temizleyip koparmaktan, kökünden kesip temizlemekten” ve bunun “her ne pahasına olursa olsun yapılması gerektiğinden” bahsetmişti.</p>
<p>Dersimlilerin üstüne uçaklarla “Teslim olmazsanız cumhuriyetin kahredici ordusu tarafından mahvedileceksiniz” bildirileri atıldığı 4 Mayıs 1937 günü Dersim’in kaderini belirleyen Bakanlar Kurulu toplantısına Atatürk başkanlık etti. Atatürk bazı manevraları bizzat izledi. Operasyonu harita başından bizzat takip etti. Çatışmalarda devlete yardım eden kişileri tanıyacak kadar olan biten hakkında saat saat malumat sahibiydi.</p>
<p>Atatürk o dönemde hasta yatağında da değildi. Seyit Rıza ve adamlarının asılmasının ardından hem de yanına Dersim’i bombaladığı için gazetelerin manşetlerinden inmeyen manevi kızı Sabiha Gökçen’i alarak Elazığ’a, Dersim’e gitti, köprü açtı. Ve başta Sabiha Gökçen olmak üzere Tunç Eli denilen operasyona katılan askerlere madalya taktı.</p>
<p>“Atatürk’e ibadetten” söz edecek kadar sıkı bir Atatürkçü olarak yaşamış ve ölmüş Celal Bayar’ın bir röportajında söylediği gibi “Atatürk ‘Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i’ dedi” ve Dersim vuruldu.</p>
<p>Peki, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşamaya devam etmeyi düşünen bir Alevi için bu hakikat ‘faydalı bir hakikat’ miydi? Değildi.</p>
<p>Peki, Dersim meselesiyle ilgili okuyan, çalışmalar yapan, bizzat İhsan Sabri Çağlayangil’in ağzından olan biteni duyan Kılıçdaroğlu ve 1937-38 ile ilgili bunca kitap ve belge ortaya çıkmasına rağmen Aleviler kendi sahte tarihlerinden niye vazgeçmedi ve sıkı Atatürkçü ve CHP’li olarak kaldı?</p>
<p>Çünkü başka çareleri yoktu. Onları çaresiz bırakan CHP çizgisinin karşısındaki sağcı-Sünni siyasetin Alevilere bakış açısıydı. Bir katliamı bile unutturacak önyargılar, aşağılanmalar, adam yerine konulmamalar&#8230;</p>
<p>O kadar ki “Son Devrin Din Mazlumları”nda Necip Fazıl’ın bile “tarihte bir benzeri gösterilemez” diyerek katliamın ayrıntılarını anlatmasına rağmen CHP’li Onur Öymen sahip çıkıncaya kadar Türkiye’deki dindarlar Dersim’de olan bitenle pek ilgilenmedi.</p>
<p>Dersim Katliamı Kerbala’yı unutturmadı. Yavuz’u unutturmadı. İğrenç Kızılbaş hikâyelerini, “kuyruklu Alevi” hakaretlerini unutturmadı. İşte AKP hükümeti Alevi açılımıyla tarihin bu yüküne karşı mesafe almaya çalışıyor.</p>
<p>Yani AKP, Dersimli Kılıçdaroğlu’nu CHP’li yapan koşulları ortadan kaldırmadan Alevilere açılmış sayılmaz.</p>
<p><strong>Yıldıray Oğur</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ayrıştıranlar ve ayrışanlar aslında kimlerdir?]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/11/17/ayristiranlar-ve-ayrisanlar-aslinda-kimlerdir/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 17:12:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/11/17/ayristiranlar-ve-ayrisanlar-aslinda-kimlerdir/</guid>
<description><![CDATA[CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, geçen cuma TBMM’deki özel oturumda yaptığı konuşmada açılımı, “ayrış]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, geçen cuma TBMM’deki özel oturumda yaptığı konuşmada açılımı, “ayrışma ve ayrıştırma” ile özdeşleştirerek AKP’ye karşı verdiği ideolojik mücadeleyi tırmandırdı.</p>
<p>Baykal, “Ayrışmaya kim ‘demokrasi’ diyorsa yanlıştır” dedi.</p>
<p>“Hedef Türk milletinin içinden yeni millet çıkarmaktır, ayrıştırmaya yol açmaktır” diye konuştu&#8230;</p>
<p>“Ayrışma” ve “ayrıştırma” sözcüklerini, kafalarda iyice yer etmesini istercesine defalarca kullandı.</p>
<p><!--more-->MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de öteden beri “açılım” sürecinin bir “yıkım projesi” olduğunu söylüyor.</p>
<p>Diğer taraftan, ne Bahçeli ne de Baykal o oturumda sorunun çözümüne yönelik inandırıcı ve gerçekçi bir vizyon sergileyebildiler.</p>
<p>Baykal, “Barışı gerçekten istiyorsan derhal PKK’nın silah bırakmasını isteyeceksiniz” dedi&#8230;</p>
<p>Bahçeli ise “İşte bizim çözüm önerimiz şudur” dedikten sonra, “Yurtiçinde ve yurtdışındaki bütün teröristler silahları ile birlikte teslim olmalıdır” şeklinde “veciz!” bir cümle sarf ediverdi.</p>
<p>Baykal ve Bahçeli’yi duyan dağdakiler de herhalde “Emriniz olur!” demişlerdir&#8230;</p>
<p>Her ikisinin de ağzından PKK’nın silahı nasıl bırakacağına dair tek bir makul düşünce kırıntısı dökülmedi.</p>
<p><strong>Anaları ağlatıp kargaları güldürmek</strong></p>
<p>Bu arada CHP’li Onur Öymen’i unutmayalım! Onun “Dersim” vizyonu, yani katliam ve tehcir, bu iki muhalefet liderinin son tahlilde buluştukları ideolojinin, 80 küsur yıldır üretebildiği yegâne “sözde çözüm”dür.</p>
<p>Baykal ve Bahçeli’nin “çözüm” anlayışı anaları ağlattı, şimdi kargaları güldürüyor!</p>
<p>Onların bildiği, uluslaşma sürecimizin eksik kalan Kürt yanını bol kan ve gözyaşına boğarak örtmek, gizlemektir&#8230; Ama olmuyor işte; olmadı!</p>
<p>Bütün üslup ve nezaket sorunları bir yana, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasındaki saptama, gerçeğin buz gibi ifadesidir: “Statükoyu devam ettirmenin millete menfaati varsa devam ettirelim. Görüyoruz ki yok. Türkiye’yi daha büyük tehlikelere sokacak olan bir statükoyu benimsemek ne aklen ne vicdanen mümkündür.”</p>
<p>Baykal ve Bahçeli açılıma yüklendikçe “Türk sorunu”nu körüklüyorlar.</p>
<p>Ayrıştıranlar aslında kim? Kürt sorununa siyasi çözümü savunanlar mı, yoksa statükocular mı?</p>
<p>Kim daha fazla ayrışıyor? Kürtler mi, yoksa Türkler mi?</p>
<p><strong>‘Türk sorunu’ daha büyük</strong></p>
<p>Geçen ağustosta AKP iktidarına yakınlığıyla bilinen “Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı” (SETA) ve Pollmark adlı kuruluşun ortaklaşa yaptığı, “Türkiye’nin Kürt Sorunu Algısı” başlıklı önemli araştırma bir gerçeği ortaya koydu: Türkler Kürtlerden, Kürtlerin Türklerden ayrışmasından daha çok ayrışmış durumda! Bunun sorumlusu da mevcut statükodur.</p>
<blockquote><p>Yayımlandığında pek üzerinde durulmayan bulguları aktarıyorum:</p>
<ul>
<li>Kürtler hakkında kötü kanaate sahip Türklerin oranı yüzde 24,6; Türkler hakkında kötü düşünen Kürtlerin ise yüzde 7,2&#8230;</li>
<li>Bir Kürtle evlilik yoluyla akraba olmak istemeyen Türklerin oranı yüzde 24,3; Türklerle evliliğe soğuk bakan Kürtlerinki ise yüzde 10,8&#8230;</li>
<li>“Bir Kürtle yakın arkadaş olamam” diyen Türklerin oranı yüzde 19,3; “Türkle arkadaşlık etmem” diyen Kürtlerin oranı yüzde 6,4&#8230;</li>
<li>“Kürt komşudan rahatsız olurum” diyen Türklerin oranı yüzde 17,3; “Türk komşu istemem” diyen Kürtlerin oranı yüzde 8,3&#8230;</li>
<li>“İş hayatında Kürtlerle beraber çalışmak beni rahatsız eder” diyen Türklerin oranı yüzde 20,8; Türklerle çalışmaya uzak duran Kürtlerin oranı yüzde 9,5&#8230;</li>
</ul>
</blockquote>
<p>Görüldüğü gibi mevcut statükonun neden olduğu şiddet Türkleri daha fazla ayrıştırıyor.</p>
<p>Statükoyu savunan Bahçeli ve Baykal da yangına körükle giderek, ayrıştırıcı rol oynamış oluyorlar.</p>
<p>Türklerle Kürtlerin ortak çıkarlar zemininde üretecekleri bir siyasi çözüm ayrışmaya değil, rasyonel bir bütünleşmeye hizmet edecektir.</p>
<p><strong>Kadri Gürsel</strong> &#124; Milliyet</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek'in kaleminden Dersim Katliamı]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/11/17/necip-fazil-kisakurekin-kaleminden-dersim-katliami/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 16:08:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/11/17/necip-fazil-kisakurekin-kaleminden-dersim-katliami/</guid>
<description><![CDATA[(Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları 10. Basım, Nisan 1990, adlı kitabının &#8221;Doğu F]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><em>(Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları 10. Basım, Nisan 1990, adlı kitabının &#8221;Doğu Faciası&#8221; bölümünden aynen alıntılanmıştır.)</em></p>
<p>En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.</p>
<p>Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi… Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşı -sında sigara içilmesi… Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı…</p>
<p><!--more-->Annesinin karnından sivri uçlu âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk… Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum… Ve buna benzer daha neler, dalıa neler!..</p>
<p>Cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam karari verecektir?</p>
<p>Elâzığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk… Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat’a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar. Hozat yakınlanndaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf Cemil’in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlama ya başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:</p>
<p><em>“- Sizi de onun yanına götüreceğiz!”</em></p>
<p>Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületiliyorlar. Böylece babalarınin yanına gönderilmişlerdir.</p>
<p>Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor:</p>
<p><em>“Durun, ben köy ahalisinden değilim! Muallimim! Müsaade edin, kendimi size isbat edeyim!”</em></p>
<p>Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması oluyor. Adam, evvelâ göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken, çalı yığınlari gerisinde âmir, zevk ve istihza ile sigarasını içmektedir. <em>(Bu vak’a, bana, 1944 yılında, Eğridir’de askerliğimi yaparken, resmî şahıslar huzurunda, yanan adama karşı sigarasını zevkle içtiğini söyleyen Amirden bizzat dinleyenlerce anlatılmıştır.)</em></p>
<p>Yusuf Cemil’in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elâzığ’da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüvviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla berabır, kurşunlanıyor.</p>
<p>Hozat’ın Karaca köyünden Cafer oğlu Kasım… Bu adam, o tarihten 30 sene kadar evvel Amerika’ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para kazanmış ve sonra köyüne dönmüştür. Kasım, Amerika dönüşünde, Birinci Dünya Harbinde Kafkas cephesi Köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi Yüzbaşı Şükrü’nün iki çocuklu karısı Şirin Hatun’la evlenmiş, Hozata gelip yerleşmiş, orada bir mağaza açmış ve ticarete başlamıştır. Hükûmetle de bazı taahhüt işlerine girişmektedir. Dersim hareketi esnasında, işbu Cafer oğlu Kasım, taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere Ovacık Kaymakamlığına müracaat ediyor. Muamelesini tekemmül ettirip parayı kendisine veriyorlar.</p>
<p>Muamele biter bitmez “Seni Hozat’tan çağırıyorlar!” diyerek,onu, mahfuzen yola çıkariyorlar. Cafer oğlu Kasım, kasabadan ayrıldıktan bir saat sonra jandarmalara öldürtülüyor. Koynundaki 6.000 lira da, iki alâkalı idare âmiri arasında taksim ediliyor.</p>
<p>Zavallının zevcesi Şirin Hatun, o esnada, dört çocuğuyla birlikte, komşularına oturmaya gitmiştir. Kadın, evine döndüğü zaman bir de görüyor ki, kapısı kırılmiş ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır. Haykırmaya başlıyor:</p>
<p><em>“- Yetişin, evimize eşkiya girdi!..”</em></p>
<p>Bu feryadına karşılık olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyla beraber öldürülüyor ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma ediliyor.</p>
<p>Bu arada Hozat’ın Zımbık köyünde (Şekspir)in hayaline bile taş çıkartacak, bir vak’a cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyle doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu âletle (süngü) öldürülüyor.Oldurulen kadinlar arasinda biri doğurmak üzere bir gebedir. Bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sag olduğunu dehşetler içinde görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden çocuğu alıyorlar,emzirtip büyütüyorlar ve ona “Besi” adını koyuyorlar. Bu kız bugün hâlâ aynı köyde ve hayattadır. Sivri uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hâlâ bu yarayı topuğunda taşimaktadır.</p>
<p><strong>(24 yil evvelki Büyük Doğu ‘lardan)</strong></p>
<p>Hozat’ın Dolantanır köyünden Veli isminde bir genç, Elâzığ Muallim Mektebinde okuduktan sonra öğretmen olarak Trakya’ya gönderilmiş, orada evlenmiş, 3 çocuk sahibi olmuş ve tam da Dersim hareketi başlamak üzereyken, karısı ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne gitmiştir. Genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve ihtiyarlı doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı âkıbete mahkûm edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.<br />
Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta… Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır.Vazivet birden haber aliniyor.<br />
Cocuklarin oldurulmeleri emriveriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur edemiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor. Nihayet en kara yüzlü çingenelerden daha karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun işi bitiriliyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Muhteşem Bir Fırsat: Zilhicce’nin On Günü]]></title>
<link>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/11/16/muhtesem-bir-firsat-zilhicce%e2%80%99nin-on-gunu/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 15:55:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahmetgevrek</dc:creator>
<guid>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/11/16/muhtesem-bir-firsat-zilhicce%e2%80%99nin-on-gunu/</guid>
<description><![CDATA[Cemil TOKPINAR&#8217;ın yazısı (MORAL DÜNYASI DERGİSİ) Muhteşem Bir Fırsat: Zilhicce’nin On Günü Ram]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Cemil TOKPINAR&#8217;ın yazısı (MORAL DÜNYASI DERGİSİ) Muhteşem Bir Fırsat: Zilhicce’nin On Günü Ram]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bilim Uçan Kuşları Araştırıyor]]></title>
<link>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/11/09/bilim-ucan-kuslari-arastiriyor/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 16:54:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahmetgevrek</dc:creator>
<guid>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/11/09/bilim-ucan-kuslari-arastiriyor/</guid>
<description><![CDATA[Allah bir ayetinde “… O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur…” (Hud Suresi, 56)]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Allah bir ayetinde “… O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur…” (Hud Suresi, 56)]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Konuşan Kuşlar Mucizesi!!!]]></title>
<link>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/11/07/konusan-kuslar-mucizesi/</link>
<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 14:09:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahmetgevrek</dc:creator>
<guid>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/11/07/konusan-kuslar-mucizesi/</guid>
<description><![CDATA[“Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan A]]></description>
<content:encoded><![CDATA[“Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan A]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[11,500 Km'yi aralıksız 9 günde uçan kuşlar]]></title>
<link>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/11/06/11500-kmyi-9-gunde-ucan-kuslar/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 12:52:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahmetgevrek</dc:creator>
<guid>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/11/06/11500-kmyi-9-gunde-ucan-kuslar/</guid>
<description><![CDATA[28 Ekim&#8217;de yayınladıgım &#8220;Pozitif Enerji Kullanmak&#8221; baslıklı yazımda 10,000 Km’yi h]]></description>
<content:encoded><![CDATA[28 Ekim&#8217;de yayınladıgım &#8220;Pozitif Enerji Kullanmak&#8221; baslıklı yazımda 10,000 Km’yi h]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[2 fincan kahve]]></title>
<link>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/10/31/2-fincan-kahve/</link>
<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 13:54:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahmetgevrek</dc:creator>
<guid>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/10/31/2-fincan-kahve/</guid>
<description><![CDATA[Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse veya ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse veya ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Pozitif enerji kullanmak...]]></title>
<link>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/10/28/pozitif-enerji-kullanmak/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 13:14:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahmetgevrek</dc:creator>
<guid>http://ahmetgevrek.wordpress.com/2009/10/28/pozitif-enerji-kullanmak/</guid>
<description><![CDATA[Gunlük hayattaki problemleri, negatifleri, gecmisteki problem ve sıkıntıları, yasadığımız bugünlere ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Gunlük hayattaki problemleri, negatifleri, gecmisteki problem ve sıkıntıları, yasadığımız bugünlere ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Susacak mısınız?]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/10/11/susacak-misiniz/</link>
<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 13:15:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/10/11/susacak-misiniz/</guid>
<description><![CDATA[Bazen tek bir olay, bütün bir ülkeyi anlatır. Şu Ceylan’ın korkunç hikâyesine bakın, Türkiye’yi göre]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bazen tek bir olay, bütün bir ülkeyi anlatır.</p>
<p>Şu Ceylan’ın korkunç hikâyesine bakın, Türkiye’yi göreceksiniz.</p>
<p>Bu ülke, bir roketle bir kız çocuğunun paramparça edilebildiği bir ülke.</p>
<p>Bir sosyal demokrat, bir siyasetçi, bir insan olan Deniz Baykal, “Kürt açılımının içi boş, doldursunlar konuşalım” diyordu.</p>
<p>Ceylan’ı vuran roket o “açılımın” içini dolduramıyorsa hiçbir şey dolduramaz.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Açılım denilen şey bu işte Deniz Bey.</p>
<p>“Anne, bana makarna pişirsene” dedikten sonra evinden çıkan kızın bir roketle parçalanmaması.</p>
<p>Bu kadar basit işte.</p>
<p>O kızın ölmemesi açılım.</p>
<p>Buna karşı mısınız?</p>
<p>Bunun içini boş mu buluyorsunuz?</p>
<p>Aslında bu soruları Baykal’la Bahçeli’ye Başbakan Erdoğan’ın sorması gerekiyordu.</p>
<p>Onun cesareti yetmediği için sormak bize düşüyor.</p>
<p>Başbakan, o roketin bir askerî birlikten atıldığının ortaya çıkmasından çekindiği için olacak ağzını bile açmıyor.</p>
<p>Gazze’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkmak kolay.</p>
<p>Türkiye’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkın siz.</p>
<p>Nedir bu sessizliğiniz?</p>
<p>Kürsü kürsü dolaşıp bağıran Erdoğanlara, Baykallara, Bahçelilere ne oldu?</p>
<p>Zor değil mi bir çocuğu askerler vurunca konuşmak?</p>
<p>“Dağa çıkarım” diye bağırıyordu Bahçeli, o kadar yüreği varsa dağa çıkmasına gerek yok, siyasetçiliğini yaptığı ülkede vurulan çocuğun hesabını sorabilsin yeter.</p>
<p>Bağırmak ne kolay Devlet Bey, bağırmak ne kolay.</p>
<p>Bak senin memleketinin bir köşesinde bir çocuğu vurdular.</p>
<p>Sesini çıkarmak bir yana yüzünü bile gösteremiyorsun.</p>
<p>Bir çocuğa bile sahip çıkamıyorsun, dağa çıkıp ne yapacaksın?</p>
<p>Susuyorlar.</p>
<p>Ceylanın vurulması bize Türkiye’deki siyaseti, siyasetçileri gösteriyor işte.</p>
<p>Susan sadece onlar mı?</p>
<p>Neredeyse bütün Türkiye susuyor.</p>
<p>Şu medyaya bakın.</p>
<p>Bu nasıl bir bıçak kesmez sessizlik Allahım.</p>
<p>Bir gazete neye yarar vurulan bir çocuğun hesabını soramazsa?</p>
<p>Onca kâğıda, mürekkebe, emeğe yazık.</p>
<p>Bir kız çocuğunun bir roketle vurulup parçalandığı, devletin ortadan yok olduğu, savcının köye gitmediği, doktorun karakol bahçesinde otopsi yaptığı bir ülkede yaşıyorsunuz.</p>
<p>Bunlardan hiç mi biri size tuhaf gelmiyor?</p>
<p>Hiç mi birinde haber değeri bulmuyorsunuz?</p>
<p>Bu medya iki grupmuş da, birisi muhalifmiş de, öbürü başbakanı tutarmış da, muhalif olan demokrasi mücahidiymiş de&#8230;</p>
<p>Bunlar iki grup falan değil.</p>
<p>Bunlar tek grup.</p>
<p>Öyle ortak bir sessizlikleri var ki&#8230;</p>
<p>Hele o muhalif geçinenler&#8230;</p>
<p>Ne oldu muhalefetinize?</p>
<p>Bu hükümetin iktidarında bir çocuk vuruldu, niye hükümete hesap sormuyorsunuz, niye muhalefet yapmıyorsunuz?</p>
<p>Hükümet “iyi bir şey” yaptığında muhalefet etmek için yerlerde yuvarlanıyorsunuz, muhalefet edecekseniz hükümetin bu “sessizliğine” muhalefet etsenize.</p>
<p>Olmuyor değil mi?</p>
<p>Roketi atan asker olunca sizin o muhalif dilleriniz tutuluveriyor.</p>
<p>Ceylan’ın annesi, “kızımın parçalarını etekliğimde taşıdım” diyor.</p>
<p>Hiç mi içiniz acımıyor sizin?</p>
<p>Hiç mi vicdanınız yok?</p>
<p>Bu sessizlikten hiç mi utanmazsınız?</p>
<p>Yarın bir gün çocuğunuz çıkıp gelse de, “bir küçük çocuğu vurmuşlar, sen neden yazmadın” dese, ne diyeceksiniz?</p>
<p>Çocuğunuzdan da mı utanmıyorsunuz?</p>
<p>Hadi vicdanınızdan, utanmanızdan vazgeçtik, gazetecilik merakınız da mı yok?</p>
<p>Üç askerî karakolun ortasındaki bir köyde bir küçük kız nasıl bir mermiyle parçalandı, merak etmiyor musunuz?</p>
<p>Her konuda birbirinizden farklıyken bir küçük kız vurulduğunda ortaklaşa sesiz kalmayı size kim öğretti?</p>
<p>“Anne bana makarna pişirsene” dedikten sonra bir kız paramparça oldu.</p>
<p>İstediğiniz kadar susun.</p>
<p>O ölü kızın çığlığı sizin sessizliğinizden büyük.</p>
<p>Siz sustukça o bağıracak.</p>
<p>Siz sustukça o bağıracak.</p>
<p>Ta ki siz de bağırana kadar.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Açıklamalı - İçtihatlı Bono ve Çek Sorunları ]]></title>
<link>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/aciklamali-ictihatli-bono-ve-cek-sorunlari/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 22:32:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>özgür</dc:creator>
<guid>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/aciklamali-ictihatli-bono-ve-cek-sorunlari/</guid>
<description><![CDATA[Açıklamalı &#8211; İçtihatlı Bono ve Çek Sorunları Yazar  :  Abdullah Ç. Oğuzoğlu &#8211; Özkan Oğuz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Açıklamalı &#8211; İçtihatlı Bono ve Çek Sorunları </strong></p>
<p>Yazar  :  Abdullah Ç. Oğuzoğlu &#8211; Özkan Oğuzoğlu<br />
Yayın Yılı  : 2003</p>
<p>Açıklamalı &#8211; İçtihatlı Bono ve Çek Sorunları Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları</p>
<p>Bono ve Çek İhtilafları<br />
Hukuki ve Cezai Sorumluluk<br />
Özel Takip Yolları<br />
Seçilmiş Yargıtay Kararları<br />
İlgili Mevzuat<br />
4814 sayılı Yasa ve Getirdiği Yenilikler</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Uygulamalı Çek Rehberi , 2009]]></title>
<link>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/uygulamali-cek-rehberi-2009/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 22:29:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>özgür</dc:creator>
<guid>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/uygulamali-cek-rehberi-2009/</guid>
<description><![CDATA[Uygulamalı Çek Rehberi Yazar :  Erhan Günay Yayın Yılı  : 2009 Uygulamalı Çek Rehberi Kitabı Hakkınd]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Uygulamalı Çek Rehberi </strong></p>
<p>Yazar  :  Erhan Günay<br />
Yayın Yılı  : 2009</p>
<p>Uygulamalı Çek Rehberi Kitabı Hakkında<br />
Ticari hayatta hızı, kolaylığı sağlayan ve hayati önemi bulunan çekin soru ve yanıtlarla incelendiği kitapta; çekin genel niteliği, keşideci ve hamilin elindeyken kaybolması, kambiyo takibine konu edilen çek gibi ticari ve takip hukukunu ilgilendiren konuların yanında, karşılıksız çek keşide etme, çekle işlenen dolandırıcılık, sahtecilik, tefecilik, senet yağması suçları gibi ceza hukukunu ilgilendiren konulara da yerilmektedir.</p>
<p>Uygulamalı Çek Rehberi Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları</p>
<p>Çek Hukunda Genel Bilgiler<br />
Çekin Keşideci veya Hamilin Elindeyken Kaybolması<br />
Kambiyo Takibine Konu Çek Uygulaması (Soru ve Yanıtlı)<br />
Karşılıksız Çek Keşide Etmek Suçu (Soru ve Yanıtlı)<br />
Çekle İşlenmiş Dolandırıcılık Suçu<br />
Çek Sahteciliği Suçu<br />
Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçu<br />
Çekle Tefecilik Suçu<br />
Senet Yağması Suçu<br />
Yargıtay Özel Daire Kararları</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Açıklamalı - İçtihatlı Tüm Yönleriyle  Bono - Poliçe - Çek ]]></title>
<link>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/aciklamali-ictihatli-tum-yonleriyle-bono-police-cek/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 22:18:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>özgür</dc:creator>
<guid>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/aciklamali-ictihatli-tum-yonleriyle-bono-police-cek/</guid>
<description><![CDATA[Açıklamalı &#8211; İçtihatlı Tüm Yönleriyle  Bono &#8211; Poliçe &#8211; Çek Yazar :  Nazif Kaçak Ya]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Açıklamalı &#8211; İçtihatlı Tüm Yönleriyle  Bono &#8211; Poliçe &#8211; Çek </strong></p>
<p>Yazar  :  Nazif Kaçak<br />
Yayın Yılı  : 2008<br />
Açıklamalı &#8211; İçtihatlı Tüm Yönleriyle Bono &#8211; Poliçe &#8211; Çek /Ciltli Kitabı Hakkında<br />
Kıymetli Evrak Müessesesi hem ticaret hukukunun hem de bu alacaklardan doğan takip hukukumuzun önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Yargılamanın iş yükünün büyük bir kısmını oluşturan konuya dair tüm bilgileri ve dilekçe örneklerini bu kitapta bulabilirsiniz.</p>
<p>Bono &#8211; Poliçe &#8211; Çek Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları</p>
<p>Kıymetli Evrakın Çeşitleri<br />
Bonoya ve Çeke Uygulanacak Poliçeye Dair Hükümler<br />
Vade<br />
Müracaat Hakkı<br />
Açık Bono<br />
Kambiyo Senetlerine Dair Sebepsiz Zenginleşme Davası<br />
Kambiyo Senetlerine Özgü Takip Usulleri<br />
Ticari Defterler<br />
Kumar Borcu Karşılığı Düzenlenen Senetler<br />
Hatır Senedi<br />
Tazminat Senedi<br />
Son Hamile İleri Sürülebilecek Def&#8217;iler<br />
Kambiyo Senetlerinin Unsurları<br />
Çek İle Bononun Karşılaştırılması<br />
Çekte Vergi Kimlik Numarası<br />
İbraz<br />
Açık Çek<br />
Bono ve Çeke Dayalı Takiplerde Menfi Tespit ve İstirdat Davaları<br />
Bedelsiz Senetler, Talil, Sahte Senetler<br />
Kambiyo Senetlerinin Zayi ve İptali<br />
Ayıplı Mal İçin Verilmiş Bono ve Çek<br />
Dilekçe Örnekleri</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Borç İçin Hapis Yasağı ve Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçu ]]></title>
<link>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/borc-icin-hapis-yasagi-ve-karsiliksiz-cek-keside-etme-sucu/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 22:15:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>özgür</dc:creator>
<guid>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/borc-icin-hapis-yasagi-ve-karsiliksiz-cek-keside-etme-sucu/</guid>
<description><![CDATA[Borç İçin Hapis Yasağı ve Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçu Yazar :  Sesim Soyer Güleç Yayınevi : Seç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Borç İçin Hapis Yasağı ve Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçu </strong></p>
<p>Yazar  :  Sesim Soyer Güleç</p>
<p>Yayınevi : Seçkin Yayıncılık</p>
<p>Borç İçin Hapis Yasağı ve Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçu Kitabı Hakkında<br />
Yalnızca sözleşmeden doğan yükümlülüklere aykırılık nedeniyle özgürlüğün kısıtlanması yasağı (borç için hapis yasağı), 4709 Sayılı Kanunun 15. maddesinin son fıkrası ile Anayasamızın 38. maddesine eklenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 4 No&#8217;lu Protokolün 1. maddesinden aynen alınmış olan bu kural, bir kimsenin yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getiremediği için özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı, bunun insan özgürlüğüne ve onuruna aykırı olacağı düşüncesine dayanmaktadır.<br />
<!--more--><br />
Borç için hapis yasağının Anayasaya eklenmesiyle birlikte, mevzuatımızda yer alan bazı suçların bu hükme aykırı hale gelip gelmediği tartışılmaya başlamış, bu tartışmalara sebep olan suçlardan biri ve belki en çok gündemde kalanı, 3&#8243;7 Sayılı Çek Kanununda bağımsız bir suç olarak düzenlenen karşılıksız çek keşide etme suçu ve bu suç karşılığında uzun süre uygulanmış olan hapis cezası olmuştur. Söz konusu Anayasa değişikliğinden sonra, 3&#8243;7 Sayılı Kanunda da bu hükme paralel olarak bir değişiklik yapılması gerektiği yönünde görüşler ortaya atılmıştır. Hatta, Çek Kanununun yürürlüğe girdiği ilk günlerden itibaren, karşılıksız çekin hapis cezası ile cezalandırılması eleştirilmiş ve bu yaptırımla, ceza hukukunda çağdışı kalmış bulunan borç için borçlunun hapsi sistemine geri dönüldüğü haklı olarak ileri sürülmüştür. Gerçekten, Çek Kanunu, temelde özel hukuk alanında karşılıksız çek keşide etmekten kaynaklanan bir borcu, eylemi, dolandırıcılık ve benzeri bir suç da oluşturmayan, keşidecinin sırf çekten doğan borcunu ödemesini sağlamak için özgürlüğü bağlayıcı ceza yaptırımı öngören bir hüküm getirmiştir. Bu arada Anayasa Mahkemesi, karşılıksız çek keşide etme suçuna ilişkin olarak 3&#8243;7 Sayılı Kanunla öngörülmüş olan hapis cezasının Anayasaya aykırı olmadığı yönünde karar vermiş, ancak daha sonra 4814 Sayılı Kanunla ekonomik suça ekonomik ceza ilkesi gerekçe gösterilerek, suç karşılığında öngörülen hapis cezası, suçu ilk kez işleyenler bakımından kaldırılmış ve çek bedeli kadar adli para cezası öngörülmüştür. Ancak tekerrür halinde hapis cezası uygulanmaya devam edecektir. Burada dikkati çeken husus, her ne kadar hapis cezası kaldırılmış dahi olsa, suçun halen ceza hukuku alanında bulunan bir yaptırımla cezalandırılıyor olmasıdır.</p>
<p>Bu çalışmada, öncelikle borç için hapis yasağı kuralının anlamı, unsurları, tarihsel gelişimi ve uluslararası belgelerdeki yeri üzerinde durulmuştur. Bu değerlendirmeler, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 4 No&#8217;lu Protokolün 1. maddesi göz önünde tutularak yapılmıştır. Bu çerçevede, karşılıksız çek keşide etme suçu karşılığında yasal değişiklikten önce uzun süre uygulanmış olan ve tekerrür haline hala uygulanmaya devam eden hapis cezasının, borç için hapis yasağı kuralına aykırılığı ele alınmıştır. Bu bakımdan hükmün Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde ve Türk Hukukundaki yorumu ve uygulanması da incelenmiş ve bir kıymetli evrak olarak çekin sözleşmesel niteliği üzerinde durulmuştur. Diğer taraftan, özellikle Alman Hukukundaki düzenlemelere ağırlık verilmek suretiyle karşılıksız çek keşide etme suçu ile ilgili hükümler, Yeni Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilmiş ve bu fiilin hangi koşullarda ve ne tür bir yaptırımla karşılanabileceği konusunda, çekin niteliği de göz önünde bulundurulmak suretiyle bazı önerilerde bulunulmuştur.</p>
<p>Borç İçin Hapis Yasağı ve Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçu Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları</p>
<p>Borç İçin Hapis Yasağının Anlamı, Unsurları, Tarihsel Gelişimi, Uluslar arası Belgelerdeki Yeri, Avrupa Konseyine Üye Ülkelerde ve Türk Hukukundaki Yorumu ve Uygulaması<br />
Tarihsel Gelişim İçinde Çek Kavramı, Çekin Ekonomideki Yeri ve Çek Türleri, Çekin Hukuki Niteliği ve Unsurları<br />
3167 Sayılı Kanun ve Yeni Türk Ceza Kanunu Hükümleri Açısından Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçu<br />
Ayrıca aşağıdaki soruların cevaplarını ve çok daha fazlasını bu kitapta bulabilirsiniz<br />
Çekin Geçerli Sayılabilmesi İçin Zorunlu Olan Şekil Şartları Nelerdir?<br />
Karşılıksız Keşide Edilen Çekin Şikayete Konu Olabilmesi İçin Gereken Şartlar Nelerdir?<br />
3167 Sayılı Kanundaki Özel Cezai Hükümler Hangi Hallerde Uygulanabilir?<br />
Hamil Şikayetinden Vazgeçmese Dahi, Keşideci Hangi Durumda Kamu Davasını Ortadan Kaldırtabilir?<br />
Suçun İlk Kez İşlenmesi İle Birden Fazla Tekrar Etmesi Durumunda Cezalandırma Açısından Ne Gibi Farklar Meydana Gelir?<br />
Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçunda İştirak, İçtima, Zincirleme Suç Gibi Özel Görünüş Şekilleri Mümkün müdür?<br />
Her Çek Yaprağı İçin Ayrı Ayrı Mı, Tek Bir Suç İçin mi Cezalandırma Söz Konusudur?<br />
Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçu Hapisle Cezalandırılabilir mi?<br />
Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçunun Dolandırıcılık Suçu İle İrtibatı Var Mıdır?<br />
Başbakanlığa Sunulan ?Çek Kanunu Tasarısı Taslağının? Uygulamaya Getireceği Yenilikler ve Değişiklikler Nelerdir?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çek Hukuku , Abuzer Kendigelen  ]]></title>
<link>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/cek-hukuku-abuzer-kendigelen/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 22:14:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>özgür</dc:creator>
<guid>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/cek-hukuku-abuzer-kendigelen/</guid>
<description><![CDATA[Çek Hukuku Yazar :  Abuzer Kendigelen Yayın Yılı  : 2007 Yayınevi : Arıkan Yayıncılık Çek Hukuku Kit]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Çek Hukuku </strong></p>
<p>Yazar  :  Abuzer Kendigelen<br />
Yayın Yılı  : 2007</p>
<p>Yayınevi : Arıkan Yayıncılık</p>
<p>Çek Hukuku Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları</p>
<p>Genel Olarak Çek, Çekin Keşidesi<br />
Çekin Tedavülü, Çekin Ödenmesi<br />
Çekin Ödenmesi ve Sonuçları<br />
Özel Çek Türleri</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yeni Çek Kanunu ]]></title>
<link>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/yeni-cek-kanunu/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 22:12:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>özgür</dc:creator>
<guid>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/yeni-cek-kanunu/</guid>
<description><![CDATA[Yeni Çek Kanunu Yazar :  Ahmet Caner Yenidünya Yayın Yılı  : 2003 Yayınevi : Legal Yayıncılık Yeni Ç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Yeni Çek Kanunu </strong></p>
<p>Yazar  :  Ahmet Caner Yenidünya<br />
Yayın Yılı  : 2003</p>
<p>Yayınevi : Legal Yayıncılık</p>
<p>Yeni Çek Kanunu Kitabı Hakkında<br />
Bu kitapta, getirilen düzenlemelerin uygulamada tereddütlere yol açabileceği fikrinden hareketle, tatbikatçılara yol göstermek maksadıyla konuyla ilgili mevzuat biraraya toplanmıştır.</p>
<p>Yeni Çek Kanunu Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları</p>
<p>Yeni Yasal Düzenlemeler Işığında Çek Suçları<br />
Yeni Çek Yasasının Bankalara Getirdiği Yükümlülüklerden Kaynaklanan Suçlar<br />
Genel Gerekçe &#8211; Madde Gerekçeleri<br />
TTK&#8217;nın İlgili Maddeleri<br />
Posta Kanunu&#8217;nun İlgili Maddeleri</p>
<p>Şu Kategorilere de Gözatabilirsiniz:<br />
Ceza Hukuku<br />
Kıymetli Evrak Hukuku<br />
Ticaret Hukuku</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yeni Çek Yasası ve Uygulaması ]]></title>
<link>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/yeni-cek-yasasi-ve-uygulamasi-2/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 21:43:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>özgür</dc:creator>
<guid>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/yeni-cek-yasasi-ve-uygulamasi-2/</guid>
<description><![CDATA[Yeni Çek Yasası ve Uygulaması Yazar :  Hakan Ay &#8211; Ömer Çakıcı Yayın Yılı  : 2003 Yayınevi : Ya]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Yeni Çek Yasası ve Uygulaması </strong></p>
<p>Yazar  :  Hakan Ay &#8211; Ömer Çakıcı<br />
Yayın Yılı  : 2003</p>
<p>Yayınevi : Yaklaşım Yayıncılık<br />
Yeni Çek Yasası ve Uygulaması Kitabı Hakkında<br />
Bu çalışmada temel olarak, 3&#8243;7 sayılı Yasa&#8217;nın tamamına yakın hükmünü değiştiren 4814 sayılı Yasa&#8217;nın getirdiği yenilikler, yaptığı değişiklikler ele alınmıştır.</p>
<p>Yeni Çek Yasası ve Uygulaması Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları</p>
<p>Genel Anlamda Çek<br />
Çeklerin Düzenlenmesi ve Şekli<br />
Çeklerin Devri<br />
Çekte Ödeme ve Ödemeden Kaçma<br />
4814 Sayılı Yasayla Değişik Çek Yasası<br />
Bankalara Getirilen Yükümlülükler<br />
Merkez Bankası&#8217;nın Görev ve Yetkileri<br />
Karşılıksız Çek</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çekler Hakkındaki 3167 Sayılı Kanunla İlgili Adalet Bakanlığı Taslağı ve Karşı Görüşler Sempozyumu ]]></title>
<link>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/cekler-hakkindaki-3167-sayili-kanunla-ilgili-adalet-bakanligi-taslagi-ve-karsi-gorusler-sempozyumu/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 21:41:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>özgür</dc:creator>
<guid>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/cekler-hakkindaki-3167-sayili-kanunla-ilgili-adalet-bakanligi-taslagi-ve-karsi-gorusler-sempozyumu/</guid>
<description><![CDATA[Çekler Hakkındaki 3167 Sayılı Kanunla İlgili Adalet Bakanlığı Taslağı ve Karşı Görüşler Sempozyumu Y]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Çekler Hakkındaki 3167 Sayılı Kanunla İlgili Adalet Bakanlığı Taslağı ve Karşı Görüşler Sempozyumu </strong></p>
<p>Yayın Yılı  : 2002</p>
<p>Yayınevi : Bankacılık Enstitüsü Yayınları</p>
<p>Çekler Hakkındaki 3167 Sayılı Kanunla İlgili Adalet Bakanlığı Taslağı ve Karşı Görüşler Sempozyumu Kitabı Hakkında<br />
Kitap, Çekler Hakkındaki 3167 Sayılı Kanunla İlgili Adalet Bakanlığı Taslağı ve Karşı Görüşler Sempozyumundaki bildiriler, tartışmalar ve paneldeki konuşmalardan oluşmaktadır.</p>
<p>Çekler Hakkındaki 3167 Sayılı Kanunla İlgili Adalet Bakanlığı Taslağı ve Karşı Görüşler Sempozyumu Kitabında Yer Alan Konu Başlıkları</p>
<p>Açılış Konuşması<br />
Ekonomik Suç Gerçekliği Karşısında &#8220;Ekonomik Suça Ekonomik Ceza&#8221; Söylemi<br />
3167 Sayılı Kanunun Hazırlanması ve Uygulanması Hakkında Açıklamalar<br />
Adalet Bakanlığı Taslağında İleri Tarihli Çekler</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kıymetli Evrak Hukuku (4814 Sayılı Çek Yasası Değişiklikleriyle) ,Prof. Dr. Hasan Pulaşlı ]]></title>
<link>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/kiymetli-evrak-hukuku-4814-sayili-cek-yasasi-degisiklikleriyle-prof-dr-hasan-pulasli/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 21:26:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>özgür</dc:creator>
<guid>http://kitaplistesi.wordpress.com/2009/09/18/kiymetli-evrak-hukuku-4814-sayili-cek-yasasi-degisiklikleriyle-prof-dr-hasan-pulasli/</guid>
<description><![CDATA[Kitap Adı :  Kıymetli Evrak Hukuku (4814 Sayılı Çek Yasası Değişiklikleriyle) Yazar :  Prof. Dr. Has]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kitap Adı :  Kıymetli Evrak Hukuku (4814 Sayılı Çek Yasası Değişiklikleriyle)<br />
Yazar :  Prof. Dr. Hasan Pulaşlı<br />
Yayınevi :  Karahan Kitabevi<br />
ISBN :  9756447257<br />
Basım Tarihi &#8211; Yeri:  2004 -<br />
Sayfa Sayısı :  250<br />
Kitap Açıklaması :</p>
<p>Kıymetli Evrak Hukuku Dersleri kitabımızın bu genişletilmiş 6. baskısında heme hemen tüm konular gözden geçirilmiş ve özellikle 3167 Sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun&#8217;un 4814 sayılı yasanın değiştirilmesi nedeniyle, Çek Hukuku yeni baştan ele alınıp, yazılmış ve yeni literatür ve son Yargıtay içihatları eklenmiştir. Dinamik yaşam sürecinde eksiksiz, noksansız ve hatasız eser olmaz. Kuşkusuz bu kitabımızda da, tüm çabalarımıza rağmen bir takım eksikliklerin olacağını şimdiden kabul ederek, bunların bize gelecek başarısı için çalışma şevki vereceğini belirtelim.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Boş açıklamalar]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/09/12/bos-aciklamalar/</link>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 13:47:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/09/12/bos-aciklamalar/</guid>
<description><![CDATA[Geçenlerde bir general söylemişti dün de Genelkurmay sözcüsü kelime kelime aynen tekrarladı: “Son te]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Geçenlerde bir general söylemişti dün de Genelkurmay sözcüsü kelime kelime aynen tekrarladı:</p>
<p>“Son terörist ölene kadar&#8230;”</p>
<p>Tam “ölene” kadar demiyorlar da sanırım askerî terminolojiye daha uygun olarak “etkisiz kalana kadar” diyorlar.</p>
<p>Bu savaş dün başlamadı.</p>
<p>Bu savaş yirmi beş yıl önce başladı.</p>
<p>Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un bizzat açıkladığına göre yirmi beş yılda “kırk bin” PKK’lı öldürülmüş.</p>
<p><!--more-->Bugün dağda beş bin PKK gerillası var.</p>
<p>Daha önce kırk bin kişi öldürüldüğüne göre demek ki bugüne dek “sekiz kez” beş bin kişilik PKK kadrosu “etkisiz hale” getirilmiş.</p>
<p>Ne olmuş peki?</p>
<p>Savaş bitmiş mi?</p>
<p>Sekiz defa “beş bin kişilik” PKK’lıyı öldürmek bir sonuca ulaşmış mı?</p>
<p>Ulaşmamış.</p>
<p>Ölmekle öldürmekle bitecek bir sorun değil bu.</p>
<p>Siz öldürüyorsunuz yeni gençler dağa gidiyor.</p>
<p>Bundan bir sonuç çıkartamıyor musunuz?</p>
<p>Kürtler “ölümü göze almalarına” yol açacak bir hayat sürdükleri sürece savaş bir işe yaramaz.</p>
<p>Kürtlerin “yaşamaya değer” bir hayatı olması gerekiyor bu savaşın bitmesi için.</p>
<p>Ezilerek, aşağılanarak, ikinci sınıf insan muamelesi görerek yaşamaya razı değiller.</p>
<p>Türklere aynı muamele yapılsaydı Türkler de dağa çıkardı.</p>
<p>Resmî dili Kürtçe olan, eğitimi Kürtçe olan, herkesin Kürt sayıldığı bir Kürdiye Cumhuriyeti’nde yaşamaya razı kaç Türk var bu ülkede?</p>
<p>Fikri bile çıldırtmaya yeter Türkleri.</p>
<p>Türklerin kabul etmeyeceğini Kürtler neden kabul etsin?</p>
<p>Onlar da kabul etmiyor.</p>
<p>Silahla savaşla da kabul ettiremezsiniz.</p>
<p>Yirmi beş yıldan beri bu yöntemi deniyoruz, bir sonuca ulaşmıyor işte.</p>
<p>Bunu anlamamak için Devlet Bahçeli ya da Deniz Baykal olmak gerekir.</p>
<p>Bu savaş dağda sürüyor ama dağda bitirilemez.</p>
<p>Dağda kimsenin kimseyi yenemeyeceği anlaşıldı artık.</p>
<p>Şimdi sorunun çözümü için “silahlıların” biraz geri çekilmesi gerekiyor.</p>
<p>PKK, ordu birliklerini kışkırtmak zorunda değil.</p>
<p>Ordu da, tam bir “anlaşma” sürecinde yeni operasyonlarla gençlerin ölümüne yol açmak zorunda değil.</p>
<p>Bir süreçten geçiyoruz.</p>
<p>Barışa giden bir süreç bu.</p>
<p>Biraz sakin durmak, hem barışa bir şans tanınmasını sağlar, hem de çocukların muhtemel bir barıştan önce gereksiz yere ölmesini önler.</p>
<p>Hükümet, arkasına toplumun önemli bir kesiminin desteğini alarak barış için yola çıktı, Kürt sorununun çözümü için geriye dönemeyeceği şekilde bir niyet beyanında bulundu.</p>
<p>Gizli açık çeşitli temaslar sürdürüyor.</p>
<p>Ciddi ve kararlı olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>Abdullah Öcalan, “federasyon istemediğini, konfederasyon istemediğini, bağımsız devlet istemediğini sadece demokrasi istediğini” söylüyor.</p>
<p>“Operasyonların durması halinde PKK çatışmaya girmeyecek” diyor.</p>
<p>DTP Başkanı Ahmet Türk, “operasyonlar dursun” diyor.</p>
<p>Şimdi operasyon yapmanın anlamı ne?</p>
<p>Ordu, “benim görevim dağdaki silahlı güçleri yok etmek” diyebilir, bu görüşüne hukuki bir destek de bulabilir, tamam, hiçbir devlet dağda silahlı adamların dolaşmasına izin vermez.</p>
<p>Ama “özel” bir süreçten geçiyoruz.</p>
<p>Yirmi beş yıldır dağdan “silah zoruyla” indirilmeyen insanların şimdi “barış” yoluyla inmeleri söz konusu.</p>
<p>Buna bir şans tanımanın nesi kötü?</p>
<p>Daha önce de operasyonların durduğu zamanlar oldu, şimdi bir süreliğine ara verilse ne olur?</p>
<p>Eğer ordunun amacı barışın sağlanması, dağlarda silahlı insanların dolaşmaması ise şimdi bu mümkün gözüküyor. Sadece bu amaç silahla değil “sözle” sağlanacak.</p>
<p>Ahmet Türk’ün, geçen gün Hasan Cemal’le Cengiz Çandar’a da söylediği gibi “operasyonlar dursun, PKK da elini tetikten çeksin.”</p>
<p>Barışa bir fırsat verilsin.</p>
<p>Bu ülke bunu istiyor.</p>
<p>Şehit babaları bile “artık yeter” diye feryat ediyorsa durup bir düşünmek gerek.</p>
<p>Bir ordu her zaman savaşarak hizmet etmez ülkesine, bazen de barışarak hizmet eder.</p>
<p>Bir süre dursun şu silah sesleri, bir süre kimse öldürülmesin.</p>
<p>Bu kez de barışa bir şans tanıyın, elbirliğiyle bitirilsin bu savaş.</p>
<p><strong><em>Ahmet Altan</em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Güçlü Devlet, öyle mi?]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/09/11/guclu-devlet-oyle-mi/</link>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 14:22:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/09/11/guclu-devlet-oyle-mi/</guid>
<description><![CDATA[En sevdiğimiz kavram ne? Güçlülük. Her şeyimiz güçlü anasını satayım. Ordumuz güçlü. Devletimiz güçl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>En sevdiğimiz kavram ne?</p>
<p>Güçlülük.</p>
<p>Her şeyimiz güçlü anasını satayım.</p>
<p>Ordumuz güçlü.</p>
<p>Devletimiz güçlü.</p>
<p>Kırmızı çizgilerimiz güçlü.</p>
<p>Hem güçlüyüz hem üniteriz.</p>
<p>Üniter olmazsak güçlü olamıyoruz zaten.</p>
<p><!--more-->En büyük derdimiz “üniter devlet” olmak.</p>
<p>Hukukçusundan generaline, valisinden siyasetçisine ağzını açıp da “üniter devlet” demeyen yok.</p>
<p>Zaten kırk türkümüz var kırkı da “devlet” üstüne, devlet güçlü olsun, devlet üniter olsun, devlet her şeyin denetimine sahip olsun.</p>
<p>Ne işe yarıyor bu güçlü, üniter devlet?</p>
<p>Memleketin her yanından kan sızıyor.</p>
<p>İnsanlar ölüp duruyor.</p>
<p>Ceset torbasına döndü ülke.</p>
<p>Akıllarını öylesine devlete takmışlar ki dönüp de “millete” bakan yok.</p>
<p>“Güçlü millet” diyene rastladınız mı?</p>
<p>Bu milletin nasıl güven içinde yaşayacağını anlatanı gördünüz mü?</p>
<p>Görmediniz çünkü böyle bir sorunu olan yok.</p>
<p>Devlet güçlü olsun, millet de ne olursa olsun.</p>
<p>Kanadalı bir sendikacının lafını çok severim, daha önce de birkaç kere söz etmiştim, “güçlülük, hanımefendilik gibidir” diyordu adam, “eğer öyle olduğunu söylemek zorunda kalıyorsan, öyle değilsin demektir.”</p>
<p>Bu kadar “güçlülük “lafının altında aslında büyük bir güçsüzlük yatıyor.</p>
<p>Bu ülkede güçlü olan hiçbir şey yok.</p>
<p>Hele devlet hiç güçlü değil.</p>
<p>Devlet dediğiniz şey, halkına hizmet etmek için vardır, gücü halkına götürdüğü hizmetle ölçülür.</p>
<p>Halkını sağlıklı, mutlu, müreffeh tutabilen devlet güçlüdür.</p>
<p>Güç, nutuklarla, aklına gelen her yere bayrak asmakla olmuyor.</p>
<p>Ülkenin bir yanında her gün silahlar patlıyorsa, her gün gencecik çocukların cenazeleri geliyorsa, o devlet güçlü değildir.</p>
<p>Bir iç savaşı bitirmeye gücü yetmeyen, halkının bir bölümünün şikâyetlerine çare bulamayan devletin gücü ne olacak?</p>
<p>Korkutarak güçlü olmaz devlet.</p>
<p>Sorunlara çare bularak güçlü olur.</p>
<p>Bu devlet hangi büyük soruna çare bulabildi yüz yıldan beri?</p>
<p>Her şeyden geçtim, bir yağmur yağıyor, İstanbul’un caddelerinde insanlar boğuluyor.</p>
<p>Daha “derelerini” ıslah edememiş bir ülkede sürekli devleti nasıl daha güçlü kılacağız diye uğraşıyoruz.</p>
<p>“Sel felaketi geliyor” diye bağırıyor meteoroloji, belediye başkanı hiçbir önlem almıyor, hâlâ dere yataklarına binalar inşa ediliyor.</p>
<p>Bizim birinci sayfada Kâğıthane Deresi’nin yatağına yapılan koca binanın resmini göreceksiniz, bugün yarın oraları da sel götürürse ne olacak?</p>
<p>Güçlü bir devlet olsa buna izin verir mi?</p>
<p>Bunları denetlemez mi?</p>
<p>İnsanlarının ölmesini engellemek için önlemler almaz mı?</p>
<p>Bizde devlet insanları yaşatmak için ne yapıyor?</p>
<p>Hiçbir şey.</p>
<p>İnsanlar önemli değil çünkü.</p>
<p>Devletimiz güçlü olsun, ordumuz güçlü olsun, bir de üniter olalım.</p>
<p>Eeeee?</p>
<p>Siz bu kadar güçlüyseniz biz niye bu kadar çok ölüyoruz?</p>
<p>Üniter olmak en önemli mesele de, bu üniter memlekette neden caddelerde bile insanların boğulması engellenemiyor?</p>
<p>“Milletini” unutmuş bir devlet bu.</p>
<p>Sadece kendisiyle ilgili.</p>
<p>Bu son sel felaketinde sorumluluğu olanlara hesap sorabilecek mi bu devlet?</p>
<p>Ayamama Deresi’nin yatağını ona buna peşkeş çeken belediye başkanına, o bölgedeki toprakları yağmalayan medya patronlarına, yaklaşan sel felaketine rağmen dere yatağının yanındaki trafiği bile durdurmayan yöneticiye hesap soracak mı?</p>
<p>Her depremde yıkılan “devlet binalarının” müteahhitlerine hesap sordu mu?</p>
<p>Üniter devlet olmak o kadar önemliyse bu devlet binaları neden yıkılıp duruyor?</p>
<p>Yirmi beş yılda elli bin çocuk dağlarda öldüyse, yağmur yağdığında caddelerde insanlar boğulduysa tabii ki her yere “güçlü ordu, güçlü devlet” diye yazmak zorunda kalırsın.</p>
<p>“Güçlü” olduğunu o afişlerden başka söyleyen yok çünkü.</p>
<p>Oraya buraya bayraklar asıp, “ben çok güçlüyüm” diye bağıracağına gerçekten güçlü ol da insanlar böyle ölmesin.</p>
<p>Zaten insanları koruyacak kadar güçlü olsa bu kadar çok “güçlülük” nutku atmasına ne gerek kalırdı.</p>
<p>Herkes bilirdi onun güçlü olduğunu.</p>
<p> </p>
<p><strong><em>Ahmet Altan</em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir Kürd'ün özürü]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/09/08/bir-kurdun-ozuru/</link>
<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 14:30:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/09/08/bir-kurdun-ozuru/</guid>
<description><![CDATA[Aidiyet duygusundan yoksun, biz vefasız Kürtler, yüce Türk devletine ve aziz Türk halkına verdiğimiz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Aidiyet duygusundan yoksun, biz vefasız Kürtler, yüce Türk devletine ve aziz Türk halkına verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz&#8230;</p>
<p>Ne 1839&#8242;da, ne 1843&#8242;te, ne 1878&#8242;de, ne 1921&#8242;de, ne 1925&#8242;te, ne 1926&#8242;da, ne 1927&#8242;de, ne 1930&#8242;da, ne 1937&#8242;de ve ne&#8230;&#8230;&#8217;de öl öl bitemedik&#8230; Öldükçe çoğaldık ve cellatlarımızdan çok yaşadık, hâlâ 20 milyonuz, özür dileriz&#8230;</p>
<p><!--more--> Selahaddin-i Eyyubiler, Ebu Hanife Ahmet Dineveriler, Meleye Ciziriler, Feqiye Teyranlar, Ehmede Xaniler, Cemal Süreyyalar, Ahmed Arifler, Orhan Asenalar, Yılmaz Güneyler, Yılmaz Erdoğanlar, Yaşar Kemaller, Mehmet Uzunlar, Ahmet Kayalar, Şivan Perwerler yetiştirdik. Kültür, bilim, sanat, din,müzik ve edebiyat&#8217;ta bu coğrafya&#8217;ya ruh kattık, hala da iflah olmadık, özür dileriz&#8230;</p>
<p>1071&#8242;de aynı dindeniz diye size kucak açtık; omuz omuza Malazgirt&#8217;te Bizans&#8217;a karşı savaştık, özür dileriz&#8230;</p>
<p>Çanakkale&#8217;de yedi düvele karşı imparatorluk güneşi batmasın diye oluk oluk kan akıttık, Çanakkale&#8217;yi geçirtmedik, özür dileriz&#8230;</p>
<p>1920&#8242;lilerde itilaf kuvvetlerini hep birlikte Anadolu&#8217;dan çıkarttık, özür dileriz&#8230;</p>
<p>Lozan&#8217;da iki devlete ne gerek var, birlikte kardeş kardeşe gül gibi geçinip gideriz dedik, özür dileriz&#8230;</p>
<p>Ne asıl kuruculuğun nimetlerinden yararlandık ne de azınlıklar kadar hak sahibi olabildik; bu şarkı böyle olmamalıydı diye itiraz ederek de ukalalık yaptık, özür dileriz&#8230;</p>
<p>&#8220;Vatandaş Türkçe Konuş &#8220;kampanyasına karşın biz onurumuz olan, varoluşumuzun nedenlerinden olan Şam şekerinden daha tatlı olan anadilimizle konuştuk, her kelime için&#8221; bedel&#8221; ödedik, yanlış yaptık özür dileriz&#8230;</p>
<p>&#8220;Kuyruklu Kürt, Dağ Türkü&#8221; küfürlerini lügatinize soktuk, analarınızın ak sütü gibi temiz olan dilinizi kirlettik, insanlarınızın edebini bozduk; özür dileriz&#8230;</p>
<p>Varlıklarımızı Türk varlığına tamamen armağan edemedik, Giritlere, Mekkelere, Balkanlara, Kafkaslara ve Ortadoğu&#8217;ya sürüldük, özür dileriz&#8230;</p>
<p>Şehirlerimizin, ilçelerimizin, köylerimizin, dağlarımızın, ovalarımızın isimlerini medenileştirmek adına değiştirdiniz, biz ısrarla ve inatla eski isimlerini kullandık, özür dileriz&#8230;</p>
<p>Alfabenizde olmayan x,w,q harflerini çocuklarımızın isimlerinde kullandık, alfabenizin huzurunu kaçırdık özür dileriz&#8230;</p>
<p>İçlerimizden birileri sadece fikirlerini açıkladığı için gece yarıları jitem&#8217;in kurşunlarına hedef oldu, gündemi fail-i meçhul cinayetlerle meşgul ettik; özür dileriz&#8230;</p>
<p>Kutsal bayramımız newrozlarda &#8220;yaşasın halkların kardeşliği &#8220;dedik, görüntü ve gürültü kirliliği yarattık, özür dileriz&#8230;</p>
<p>Her rengin tıpkı ebruli sanatında olduğu gibi kardeşçe, uyum ve barış içinde biribirini yok etmeden yaşayabileceklerini düşündük, özür dileriz&#8230; Çok özür dileriz&#8230;  Ama çok özür dileriz&#8230;</p>
<p>Mehmet Sönmez</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sizin favori şehidiniz hangisi?  ]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/09/02/sizin-favori-sehidiniz-hangisi/</link>
<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 14:18:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/09/02/sizin-favori-sehidiniz-hangisi/</guid>
<description><![CDATA[Kusura bakmayın ama bu soruyu size sormak zorunda bıraktınız beni: Sizin favori şehidiniz hangisi? 3]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kusura bakmayın ama bu soruyu size sormak zorunda bıraktınız beni:</p>
<p>Sizin favori şehidiniz hangisi?</p>
<p>30 ağustosta Şemdinli’de PKK’nın attığı bombalarla öldürülen Mehmet Güçlü, Sadık Yenieker, Abdullah Erkmen, Aydın Güleken mi?</p>
<p>Yoksa 17 ağustosta teğmen Mehmet Tümer’in verdiği bombayla öldürülen İbrahim Yaman, İbrahim Öztürk, Ali Osman Altın, Mesut Bulut mu?</p>
<p><!--more--></p>
<p>Peki, 27 mayısta Çukurca’da mayına basarak ölen Özkan Dumlu, Ziya Bener, Cafer Çelik, Adil Yıldız, Kemal Özevin, Deniz Demirci için ne düşünüyorsunuz?</p>
<p>20 hazirana kadar “Kürt sorunu diyen vatan hainlerinden cesaret alan kalleş PKK’lıların katlettiği ölümsüz şehitler” diyordunuz biliyoruz.</p>
<p>Peki 20 haziranda internete düşen iki komutanın “mayın bizimdi” konuşmalarından sonra onlar için ne diyorsunuz?</p>
<p>“Orduyu yıpratmamak mı lazım.”</p>
<p>Siz, manyak bir teğmeni, “Elazığ Koçyiğitler’de nöbetçi asker uyurken PKK saldırsaydı ne olurdu? Nöbette uyurken el bombasını çaldıran askere dünyanın diğer ordularında nasıl bir ceza veriliyor? “Bak bi daha olmasın” mı deniyor” diye savunacak kadar şirazesini kaybetmiş Soner Yalçınlar;</p>
<p>Siz, arkalarından “hiç unutmayacağız” diye yazılar yazdığınız, haberler yaptığınız Çukurca’daki altı şehidi, onları öldüren mayınları askerlerin döşediği iddiaları ortaya çıkınca bir anda unutuveren, ailelerini tanımazlıktan gelen Yılmaz Özdiller, Bekir Çoşkunlar, Fatih Altaylılar, Ali Kırcalar, Uğur Dündarlar;</p>
<p>Siz, cenazelerinde “Şehitler ölmez vatan bölünmez” diye bağıran ama onları öldürenin “en büyük asker bizim asker” olduğu ortaya çıkınca arka sokaklara dağılan ülkücüler, vatanını en çok sevenler, Alperenler, söz konusu vatansa gerisi teferruatçılar, peygamber ocakçılar, göz bebeği ordu olanlar.</p>
<p>Şimdi Şemdinli’de şehit düşen dört asker için yine çıkacaksınız meydana. Kaleminizin ucunu açıyor, bayraklarınızı hazırlıyor, sloganlarınızı belirliyorsunuz.</p>
<p>O şehitleri alıp Kürt açılımına vuracaksınız. Annelerin gözyaşlarını Beşir Atalay’ın sözleri üzerine montajlayacaksınız. Sizin için cenazeler miting, musalla taşında yatan tabutlar birer siyasi kaldıraç.</p>
<p>Nereden mi biliyoruz. Çukurca şehitleri için yaptıklarınızdan. Ölüm nedenleri henüz bilinmezken Elazığ şehitleri için yaptıklarınızdan.</p>
<p>Onları da çok sevmiş. Onları da çok el üstünde tutmuş. Onları da hiç unutmayacağınızı söylemiştiniz.</p>
<p>Siz o çocukları sadece şehit tabutunda yatarken seviyorsunuz. Cephede kestirirken değil.</p>
<p>Siz onların fotoğraflarını üzerlerinde bayraklar sallandırılıp, sloganlar atılırken yakışıklı buluyorsunuz. Taraf gazetesi sayfalarında hakkını ararken değil.</p>
<p>Siz onların annelerinin babalarının ellerini “vatan sağolsun”, “bir çocuğum da olsa onu da gönderirim” derken öpüyorsunuz. “Benim çocuğum nasıl öldü” diye mahkemelere giderken değil.</p>
<p>Siz, onlar için ağlamadan önce “seni kimin mayını, kimin bombası öldürdü” diye soruyorsunuz.</p>
<p>Sizden cesaret alanlar dün 33 köylüyü öldürdüğü için hapse atılan Mustafa Muğlalı’nın adını o köylülerin yaşadığı yerdeki bir kışlaya verdi. Siz “orduyu yıpratmamak” adına şehitler arasında böyle ayrım yapmaya devam ederseniz yarın da birileri dört askeri öldürüp hapse atılan Mehmet Tümer’in adını Elazığ da görev yaptığı kışlaya verir.</p>
<p>Siz aylardır internette dolaşan Çukurca şehitlerini askerî mayınların öldürdüğünü itiraf eden komutanların konuşmalarını görmezlikten geliyorsunuz. Onlar için Genelkurmay’dan bir yalanlama istemeyi bile “orduyu yıpratmak” olarak görüyorsunuz.</p>
<p>O halde son Şemdinli saldırısından sonra da Kürtler PKK’ya “niye yaptın bunu” diye hesap sorup, PKK’yı yıpratmasın.</p>
<p>Bırakın anneler, babalar, eşler, çocuklar, barış ve demokrasi yıpransın. Ama ne olur katiller yıpranmasın.</p>
<p><strong>Yıldıray Oğur</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Allah-ü ekber..be deniz ne kadar kabardı;]]></title>
<link>http://omerumitvar.wordpress.com/2009/08/31/alla-u-ekber-be-deniz-ne-kadar-kabardi/</link>
<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 20:49:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>oumitvar</dc:creator>
<guid>http://omerumitvar.wordpress.com/2009/08/31/alla-u-ekber-be-deniz-ne-kadar-kabardi/</guid>
<description><![CDATA[« Allah-ü ekber..be deniz ne kadar kabardı; Esen fırtına ile dalgalandı inci çıkardı.. Elbiseni çıka]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-family:verdana;">« Allah-ü ekber..be deniz ne kadar kabardı;</span><br />
<span style="font-family:verdana;"> Esen fırtına ile dalgalandı inci çıkardı..</span><br />
<span style="font-family:verdana;"> Elbiseni çıkar, ona dal, sonra bırak gayrı;</span><br />
<span style="font-family:verdana;"> Sendeki yüzmeyi, övünülür yanı kalmadı..</span><br />
<span style="font-family:verdana;"> Ve öl..zira Allaha denizinde ölü rahattır;</span><br />
<span style="font-family:verdana;"> Hayatı Allaha hayatı oldu öz ömür aldı »</span><br />
<span style="font-family:verdana;"> (Abdülkerim Ceylî hz. leri)</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kürt şehri Musul bölüşülemedi]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/08/30/kurt-sehri-musul-bolusulemedi/</link>
<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 21:07:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/08/30/kurt-sehri-musul-bolusulemedi/</guid>
<description><![CDATA[Kürtler dışında Arap, Yahudi, Türkmen ve Hıristiyan azınlıkların yaşadığı Musul&#39;un kent merkezin]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_47" class="wp-caption alignnone" style="width: 447px"><img class="size-full wp-image-47     " title="kurden-musule-mossoul" src="http://karadogan.wordpress.com/files/2009/08/kurden-musule-mossoul.jpg" alt="kurden-musule-mossoul" width="437" height="321" /><p class="wp-caption-text">Kürtler dışında Arap, Yahudi, Türkmen ve Hıristiyan azınlıkların yaşadığı Musul&#39;un kent merkezinden bir görünüm (1924).</p></div>
<p>1. Dünya Savaşı sonrasındaki fiili durumu ve Kürt yurdunun dörde bölünmesini resmileştiren Lozan Konferansı’nda üzerinde en çetin tartışmaların yürütüldüğü konu şüphesiz Musul sorunuydu. Savaş galibi İngiltere’nin, zengin petrol yataklarından ve Hindistan yolu emniyeti açısından bulunduğu konumdan dolayı ekonomik ve stratejik olarak elinde tutmak istediği bir bölge olan Musul, Türk idaresi için de Misak-ı Milli’nin vazgeçilmez bir parçası olarak kabul ediliyordu.</p>
<p><!--more--></p>
<p>TBMM adına Lozan’a giden heyetin başında bulunan İsmet Paşa’nın, Türkiye topraklarında ‘eşit ortak’ olarak tanıttığı Kürtlerin kadim topraklarından olan Musul, hak iddia eden herhangi bir Kürt milli hakimiyetinin olmayışından dolayı Türk ve İngiliz tarafları arasında yıllarca çözülemeyen bir soruna dönüştü. İsmet Paşa’nın çeşitli argümanlar öne sürerek, Musul’u dil, din ve kültür bütünlüğünden dolayı Türkiye sınırlarına dahil etme isteği İngilizlerce kabul edilmeyecekti. Böylece çıkmaza giren bu sorun, konferansın ikinci celsesine bırakılmıştı. Türk heyeti, ikinci celsede Musul’da bir plebisit (halkoyu) önererek bölge halkından hangi devletin idaresinde yaşamak istediklerinin sorulması gerektiğini söylediyse de Lord Curzon, bölge halkının oy verme alışkanlığının olmaması ve sınırlar konusunda herhangi bir tecrübe göstermemiş olmalarından dolayı bu öneriyi reddetti. Lord Curzon, bu meselenin ikili görüşmeler neticesinde çözülemeyeceğinin anlaşılması üzerine, konuyu, yine galip devletler tarafından oluşturulmuş olan Milletler Cemiyeti’ne havale etmeyi önderdi. Fakat Türk heyeti hem İngiltere’nin kurucu üye olması hem de Türkiye’nin cemiyete üye olmamasından dolayı öneriyi reddetti. Diğer celselerde de herhangi bir gelişme olmayınca İngiliz tarafının Türkiye’yi görüşmelerden çekilmekle tehdit etmesi üzerine 4 Şubat 1923′te İsmet İnönü, Musul sorununun konferans programından çıkarılarak bir yıl içerisinde Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak bir antlaşma ile çözülmesi gerektiğini önerdi ve böylece görüşmeler sona erdi.</p>
<div id="attachment_53" class="wp-caption alignnone" style="width: 469px"><img class="size-full wp-image-53  " title="turk-abd-ve-ingiliz-heyeti" src="http://karadogan.wordpress.com/files/2009/08/turk-abd-ve-ingiliz-heyeti.jpg" alt="Türk Heyeti başkanı İsmet Paşa, İngiliz ve ABD heyetleriyle İngilizlerin Lozan Konferansı sırasında vermiş olduğu bir çay partisinde (1923)." width="459" height="338" /><p class="wp-caption-text">Türk Heyeti başkanı İsmet Paşa, İngiliz ve ABD heyetleriyle İngilizlerin Lozan Konferansı sırasında vermiş olduğu bir çay partisinde (1923).</p></div>
<p>Aynı tarihlerde Kürdistan’da ise daha sonraları Kürdistan Kralı ilan edilecek olan Şeyh Mahmud Berzencî, İngiliz ve Arap yönetimine karşı ayaklanmakta ve Musul’u da içine alan bir Kürdistan haritası ile bağımsızlık istemekteydi. Ne var ki Lozan Konferansı sonrası sürüncemede kalacak olan Musul sorunu, İngiltere’nin Hakkari üzerinde de hak iddia ettiği 19 Mayıs 1924 tarihli Haliç Konferansı’nda ele alınacak, konu Milletler Cemiyeti Meclisi’nde görüşülecek ve 5-7 Haziran 1926 tarihlerinde imzalanan Ankara Antlaşması ile İngiliz hükümetinin lehine neticelenecekti.</p>
<p>Musul sorunu, 20 Eylül 1924′te Milletler Cemiyeti tarafından görüşmeye alındı. 30 Eylül 1924′te başkanlığına Macaristan eski başbakanlarından Kont Teleki’nin getirildiği bir soruşturma komisyonu kuran cemiyet, Musul sorununu yerinde incelemeye karar verdi. Karşılıklı olarak çatışmaların başlaması üzerine 28 Ekim 1924′te komisyon bir sınır tanımı yaparak, ‘Brüksel Hattı’ olarak adlandırılacak geçici bir Türkiye-Irak sınırı çizdi. Soruşturma Komisyonu, 16 Temmuz 1925′te hazırlamış olduğu raporu Milletler Cemiyeti’ne sundu. Bu raporda Kürtler açısından önemli maddeler şunlardı:</p>
<ul>
<li>Musul vilayeti, Türkiye’nin iddia ettiği gibi Türklerden değil Kürtlerden müteşekkildir. Bu vilayette çoğunluk sayıları 500.000 dolayında olan Kürtlerin elindedir.</li>
<li>Şehir ve kır nüfusu bakımında Kürtler, Arap ve Türk topluluklarından sayıca ve egemenlik alanı olarak fazladır.</li>
<li>Bölgedeki Kürtlere, özerk yönetim ve kültürel hakları verilmek kaydıyla Musul, Irak yönetimine bırakılmalıdır.</li>
<li>İngiltere’nin Hakkari üzerinde hak iddiası haklı bir iddia değildir.</li>
<li>1928′de bitmesi beklenen Irak’taki manda yönetim 25 yıl daha uzatılmalıdır.</li>
<li>Kürtlere özerk yönetim ve kültürel hakların verilmemesi ve Irak’taki İngiliz hakimiyetinin uzatılmaması durumunda, Musul Türklere bırakılmalıdır.</li>
</ul>
<p>Türkiye’nin rapora itirazı üzerine 19 Eylül 1925′te Soruşturma Komisyonu, La Haye Adalet Divanı’ndan görüş istediyse de değişen bir şey olmadı. Böylece Milletler Cemiyeti, 16 Aralık 1925′te Soruşturma Komisyonu Raporu’nu kabul ederek, Brüksel Hattı’nın güneyindeki toprakları Irak’a bıraktığını açıkladı. Türkiye’nin itirazlarının sonuç vermemesi üzerine 5-7 Haziran 1926′da Ankara Antlaşması imzalandı. 18 Maddeden meydana gelen bu antlaşmanın 1. ve 2. maddesinde Türkiye-Irak sınırı tespit edilmiş ve 14. maddede Türkiye’nin üzerinde hak iddia ettiği bölgelerdeki petrol gelirlerinin %10′unun 25 yıl süreyle Türkiye’ye bırakılması öngörülmüştü. İlerleyen zamanlarda Türkiye, çektiği ekonomik sıkıntılar nedeniyle petrol gelirlerinindeki haklarını 500 bin İngiliz Sterlini olarak toplu alacaktı.</p>
<p>Musul sorunu görüşmelerinde dikkat çeken bir başka konu da elbette Musul’un aidiyeti ile ilgili öne sürülen belgelerdi. 16 Temmuz 1925 tarihli Soruşturma Komisyonu Raporu’na göre bir Kürt şehri olarak kabul edilen ve Kürt yönetimin güvenceye alınması önerilen Musul, İsmet Paşa’nın 23 Ocak 1923′te Lozan’da sunduğu rapora göre de apaçık bir Kürt şehriydi. Yine aynı tarihte konferansta sunulan İngiliz delegesi Lord Palmur’a ait bildirgenin Kürtler ile ilgili bölümü ise gerçekten ilginçti. Bölgede o yıllarda hakim olan İngilizler, konferansa gelmeden önce nüfus sayımı yapmış ve istatistikleri sunarak tutanaklara işletmişlerdi. Lozan Barış Konferansı’nın tutanaklarında Musul’daki nüfus bilgileri şu şekildeydi:</p>
<blockquote><p>Lord Palmur’a ait Rapordan (23 Ocak 1923)</p>
<p>Kürt 452.720</p>
<p>Arap 185.763</p>
<p>Türk 62.895</p>
<p>Hıristiyan 62.225</p>
<p>Yahudi 16.865</p>
<p><strong>Toplam 785.468</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Türk Heyeti’ne ait Rapordan (23 Ocak 1923)</p>
<p>Kürt 263.830</p>
<p>Türk 146.960</p>
<p>Arap 43.210</p>
<p>Gayri Müslim 31.000</p>
<p><strong>Toplam 503.000</strong></p></blockquote>
<p>Türkiye’de Kemalist tarihçilerden Seha Meray’ın (Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar, Belgeler, Cilt I., İstanbul, 1993, s 345) da yayımlamış olduğu Türk heyetinin nüfus istatistiklerinde, İngiliz istatistiklerine göre Kürt nüfusu yarısı kadar, Türk nüfusu neredeyse üç kat ve Arap nüfusu beşte bir dolayında gösterilmiştir. Bundaki amaç elbette ki Türk heyetinin Türk/Türkmen kartını iyi oynaması olacaktı. Fakat İngiliz heyeti bölgede Kürtlerle sorunlu olduğu halde ve özellikle de Şeyh Mahmud Berzencî’ye karşı büyük kayıplar vermekteyken dahi Türklere göre gerçekçi rakamlar sunmuştu. Öyle ki daha sonraları Soruşturma Komisyonu Raporu’nda Kürt nüfusun bölge nüfusunun %65′ine tekabül ettiği görülecekti. Nitekim, 30 Haziran 1930′da İngilizlerin Irak’a bağımsızlık vermeleri ve Güney Kürdistan’ın Araplarca ilhakının ortaya çıkması üzerine Kürtler tarafından, Milletler Cemiyeti’ne gönderilen dilekçelerde Musul’daki Kürt nüfusu 527.417 olarak belirtilmekteydi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
