<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>bidat-ehli &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/bidat-ehli/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "bidat-ehli"</description>
	<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 05:51:49 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[MEVDUDİ'İNİN SAPKIN GÖRÜŞLERİ]]></title>
<link>http://abdullahfurkan.wordpress.com/2009/09/12/mevdudiinin-sapkin-gorusleri/</link>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 20:37:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>Abdullah FURKAN</dc:creator>
<guid>http://abdullahfurkan.wordpress.com/2009/09/12/mevdudiinin-sapkin-gorusleri/</guid>
<description><![CDATA[işte bu kişinin yanlış fikir ve görüşleri.. İsmi geçen kitabındaki bazı ifadeleri nakledelim: 1- Gay]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="5455_123311269650_116644614650_2199520_7953576_n" src="http://abdullahfurkan.wordpress.com/files/2009/09/5455_123311269650_116644614650_2199520_7953576_n.jpg?w=150" alt="5455_123311269650_116644614650_2199520_7953576_n" width="150" height="132" />işte bu kişinin yanlış fikir ve görüşleri..<br />
İsmi geçen kitabındaki bazı ifadeleri nakledelim:</div>
<div><strong>1- Gayri müslimler, müminlere verilmiş bütün medeni haklardan aynı şekilde istifade eder. (s.58)</strong></div>
<p><strong>[Yanlıştır, bir gayri müslim, mümin kadınla evlenemez, seçme ve seçilme hakkına sahip olamaz.]</p>
<p>2- Benim nazarımda bütün insanlar eşittir. Bizden olsun veya olmasın. (s.68)</p>
<p>[İnsanlar, insan olarak eşitse de, bir müslümanla bir kâfir asla eşit değildir. Müslüman namaz kılması için zorlanır, fakat kâfir zorlanamaz. (Ancak müminler kardeştir) âyet-i kerimesine istinaden bütün vatandaşların eşit olduğu hükmünü çıkarıyor. s.69-70 ]</p>
<p>3- Sahabeden Hz. Sa&#8217;ad bin Ubade’ye, farklı ictihadı için kabilecilik taassubu diyor. (s.112)</p>
<p>4- Dördünün değil de, ilk iki halifenin icraatı numune kabul edilir diyor. (s.114)</p>
<p>[Hadis-i şerifte ise, (Benden sonra ihtilaflar çıkınca, sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine uyun! Onlara azı dişlerinizle ısırır gibi sımsıkı sarılın!) buyuruluyor. (Tirmizi, İbni Mace)]</p>
<p>5- Hulefa-i raşidinin aydınlattığı meşaleyi [Hz.] Osman söndürdü diyor. (s.117)</p>
<p>6- Hulefa-i raşidinin doğru yolu gösterdiklerini, fakat o yolda gitmediklerini belirtmek için, “Bu zevat-ı kirama hulefa-i raşide &#8211; doğru yolda giden halifeler – değil de, Hulefa-i mürşide &#8211; Doğru yolu gösteren halifeler &#8211; demek daha doğrudur” diyor. (s.122)</p>
<p>7- Beni Ümeyye [yani Hz. Osman sülalesi]nin memleket idaresinde söz sahibi olmasının kabiliyetle izahı mümkün olamaz diyerek iltimas olduğunu iddia ediyor. (s.30)</p>
<p>8- İbni Teymiye&#8217;den bile nakiller yapıyor. (s.135)</p>
<p>9- [Hz.] Osman&#8217;ın siyaseti hatalı idi diyor. (s.141)</p>
<p>10- İslam’ın emrettiği seçim şeklinin modern olmadığını veya modern seçimin İslam’ın koyduğu seçim sisteminden üstün olduğunu, dolayısıyla Hz. Ali’ye haksızlık yapıldığını belirtmek için, “Bugünkü modern usullerle bir seçim yapılmış olsaydı Hz. Ali kazanacaktı” diyor. (s.151)</p>
<p>11- “Talha, Zübeyir ve diğer kan davası peşinde koşanlar” diyor da, şer’i kısas isteyenler demiyor. Aşere-i mübeşşereden bu iki zatı &#8220;kan davası peşinde koşanlar” diye suçluyor. (s.164)</p>
<p>12- Hz. Ali&#8217;nin karşı taraftakilerin şehitlerine hürmet gösterdiğini ve mallarını ganimet saymadığını yazdığı halde hainliğinden karşı tarafa hücum etmekten kendini alamıyor. (s.167)</p>
<p>13- Resulullahın kayınbiraderi, vahiy katibi Hz. Muaviye&#8217;ye uzattığı kirli diline bakın:</p>
<p>Muaviye, Osman&#8217;ın kanını istemek hususunda gayri kanuni yolda yürüyordu. (s.169)</p>
<p>Muaviye, Osman&#8217;ın katillerinden değil, o zamanın halifesinden kan istiyordu. (s.171)</p>
<p>14- Hz. Osman&#8217;ın katilinin Hz. Ali&#8217;nin olduğunu söylemesi için, sahabeden 5 tane yalancı şahit bulundu diye iftira ediyor. (s.173-174)</p>
<p>15- Hakem olayında haklıyı haksızı tespitin, hakemlerin yetkisinde olmadığını, hakemlerin yaptığı işin tamamen yolsuz ve yersiz olduğunu söyleyerek, bu işe rıza gösteren Hz. Ali ile bütün Eshab-ı kiramı yolsuz ve yersiz iş yapmakla suçluyor. (s.182-183-187)</p>
<p>16- Hz. Ali&#8217;nin, Hz. Osman&#8217;ın katline iştirak eden iki sahabiyi vali yaptı diyerek, “İşte Hz. Ali&#8217;nin tek hatalı meselesi budur” diyerek Hz. Ali&#8217;yi suçluyor da, ictihadı böyle idi diyemiyor. (s.187-197)</p>
<p>17- Hz. Ebu Bekir’in Hz. Ömer&#8217;i yerine hilafete seçtiği gibi, Hz. Muaviye&#8217;nin de oğlunu hilafete seçmesini yanlış, hatalı ve usulsüz bir fikir olarak söyledikten sonra Eshab-ı kiramın bu işi aynen kabul etmesini hazmedemediği için Resulullahın arkadaşlarına yükleniyor. (s.197)</p>
<p>18- Hz. Muaviye hakkında ağzına geleni söylüyor, bir defacık olsun Hz. kelimesini bile uygun bulmadığı halde yaptığı hareketlerin tasvibi için bakın nasıl bir dil kullanıyor: Muaviye iyilikleri şöyle dursun sahabi olması hasebiyle hürmete şayan bir zattır. Onun hakkında her kim ileri geri konuşur, ona taan etmeye kalkarsa, o haddini bilmeyen bir kimsedir. (s.204)</p>
<p>[Hem hürmete layık diyor, hem de bir Hz demekten kaçınıyor. Mevdudi’nin samimiyetsiz olduğuna bu cümlesi yetmez mi?]</p>
<p>19- Hz. Muaviye için, “Politik gayeler uğruna şeriat hükümlerini tahrif etti” diyor. (s.235)</p>
<p>20- Şöyle bir iftira ediyor: “Bu hadise esnasında bin kadar kadın kendi kocalarından başka kimselerden gebe kaldı.” (s.247)</p>
<p>[Mevdudi, Eshab-ı kiram ve onların çocukları olan Tabiine bu ırz düşmanlığını nasıl layık görür ki? Hâşâ zina etseler bile gebe kaldığını hain nasıl tespit etmiş ki?]</p>
<p>21- Şirkten başka günahların affedilebileceği Mürcienin itikadı olduğunu söylüyor. (s.302)</p>
<p>Halbuki Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:</p>
<p>(Allahü teâlâ, şirki asla affetmez ve şirkten başka olan bütün günahları dilerse affeder.) [Nisa 48]</p>
<p>22- İmam-ı a&#8217;zamın istisnasız bütün sahabileri hayırla, iyilikle yâdettiğini yazmasına rağmen, kendisi hain olduğu için Hazret-i Muaviye&#8217;ye, Hazret kelimesini bile çok görüyor. (s.326)</p>
<p>23- İslam âlimleri cumhuriyet esasları korunması şartıyla birlik için çalıştılar diyor. (s.360)</p>
<p>24- Sahabiler için, “Bilerek hata yapmaz” diyor ve ictihadi hataları olabilir demiyor. (s.436)</p>
<p>25- Es-sahabetü küllühüm adül, mefhumunun istisnasız bütün sahabiler hakkında varit olduğunu söylediği halde, yine de çokları adil iş yapmadı, şeriatı tahrif etti diyor. (s.437)</p>
<p>26- Bir hata işlemekle bir kimsenin derecesinin yüksekliğine noksanlık gelemiyeceğini belirterek “Eshab-ı kirama dil uzatıyorum ama onlara noksanlık gelmez” demek istiyor. (s.441)</p>
<p>27- “Benim düşüncem şöyle” diyerek kendini, Resulullahın arkadaşlarını, akrabasını hâşâ hesaba çeken savcı olarak görüyor. (s.443)</p>
<p>28- (Eshabım hakkında konuşulurken dilinizi tutunuz) hadis-i şerifine rağmen Sahabe-i kirama kusur yüklemeye, hata bulmaya çalışıyor. (s.444)</p>
<p>29- Sapıkların şahitliği kabul edilmediği halde iftiralarına ibni Sebecilerden delil getiriyor. İntak-ı hak kabilinden mehaz gösterdiği İbni Ebi Hadid&#8217;in ehl-i sünnet olmadığını kendi de itiraf ediyor. (s.445)</p>
<p>30- İbni Kuteybeyi mehaz olarak gösteriyor. İbni Kuteybe’nin ehl-i sünnet olmadığı bir tarafa, Hz. Ali&#8217;yi sevmemek anlamına gelen nasibilikle itham edildiğini belirtiyor. (s.446, 447)</p>
<p>[Sanki Hz. Ali düşmanı olunca sözü senet mi olur?]</p>
<p>31- İbni Teymiye’yi imam diye övüyor. (s.452) [Burada imam, mezhep sahibi büyük âlim demektir.]</p>
<p>32- İbni Arabi&#8217;nin, İbni Teymiye&#8217;nin ve Şah Abdülaziz&#8217;in Şiileri reddiye hakkında yazdıkları kitapların mehaz olamıyacağını beyan ediyor. (s.463-464)</p>
<p>33- Kendi fikirlerini yazdıktan sonra, “Kendi icthad-i fikrimi ortaya koysaydım” diyor. (s.463)</p>
<p>34- [Hz.] Osman&#8217;ın niyeti değil, düşüncesi yanlıştı diyor. (s.465)</p>
<p>35- Hz. Osman&#8217;ın firasetinin noksan olduğunu ispat için, “Herhangi cahil bir insan bile vukuu muhtemel zararları tahmin edebilir, iyi veya kötü bunlara karşı gerekli tedbirleri almayı ihmal etmezdi” diyor. Hz. Osman&#8217;ın bir cahil kadar bile tedbirli olmadığını söylüyor. (s.467)</p>
<p>[Hâşâ ALLAH onu aşere-i mübeşşereden Cennetlik biri olduğunu bildirmekle, Resulullah iki kızını ona vermekle ve sahabe-i kiram, halife seçmekle hata ettiği söylenmiş oluyor.]</p>
<p>36- Hz. Osman&#8217;ın Hz. Muaviye&#8217;yi uzun seneler valilikte bıraktığı için siyaset ve tedbirinin hatalı olduğunu, bir valiyi ancak 5-6 sene istihdam edip değiştirmenin münasip olacağını söylüyor. (s.472)</p>
<p>37- Hz. Osman&#8217;ın akrabalarına karşı olan tutumunu zaaf olarak vasıflandırıyor. (s.476)</p>
<p>[Mevdudi’yi savunan müslüman kardeşlerimiz, Hz.Osman’ı savunsalardı kendileri için daha hayırlı olurdu. Bize ne kadar kızarlarsa kızsınlar, biz Hz.Osman’ı savunuyor ve onun tarafını tutuyoruz.]</p>
<p>38- [Hz.] Osman, bazı valileri değiştireceğine söz verdiği halde yine yerlerinde bıraktı diyerek, onu yalancılıkla suçluyor. (s.483)</p>
<p>39- Eshab-ı kiramın en büyüklerinden Amr İbni As hazretleri için, “Bu zatın yaptığı iş, düpedüz haksızlıktı” diyor. (s.498)</p>
<p>40- Mekke&#8217;nin fethinde [Hz.] Osman&#8217;ın iltiması ile bir zatın suçundan vazgeçildi diyor. (s.506)</p>
<p>[İltimas, bir haksızlığı meşru kılmak için yapılır. Hz. Osman iltimas yaptı demekle hem Hz. Osman suçlanıyor, hem de bu iltiması kabul eden Resulullah efendimiz suçlanmış oluyor.]</p>
<p></strong></p>
<p>Mevdudi, (Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamberin Hayatı) adlı kitaplarında, vahiylerin arası uzadıkça Efendimizin üzüntüsünün ve sıkıntısının arttığını, bazen Sebir, bazen Hıra tepesine gidip oradan kendini atmak, yani intihar etmek istediği yazılıdır.</p>
<p>Halbuki kitaplarda diyor ki:</p>
<p>Resulullah, (Cebrail aleyhisselam gözümden gaib oldu, lakin onun heybet, şiddet ve korkusu üzerimde sabit kaldı. Bana mecnun diyeceklerinden ve bana dil uzatıp kötüleyeceklerinden korktum. Hatice’nin yanına geldim. Vücudum titriyordu. Kendimden geçmiştim. Gördüğüm şeyleri Hatice’ye anlattım ve bana kahinlik arız olacağından korkuyorum dedim) buyurunca, Hz. Hatice, (Allah korusun. Hak teâlâ sana hayır ihsan eder. Hayrından başka şey dilemez. ALLAH hakkı için benim ümidim şöyledir ki, sen bu ümmetin peygamberi olacaksın. Zira sen misafiri seversin. Doğru söylersin ve emin kimsesin. Acizlere yardım eder, yetimleri korur, gariplere iyilik edersin. Ve iyi huylusun. Bu hasletlerin sahibi olana korku ve ürkmek olmaz) dedi. (Medaric-ün-nübüvve)</p>
<p>Mevdudi, Peygamberimize dil uzatıyor</p>
<p>Üstad Ahmet Davudoğlu hoca, Din tahripçileri kitabında, Mevdudi’yi tenkit ederek özetle diyor ki:</p>
<p>Felsefe ile meşgul olan Mevdudi, kolay tarafından din âlimi olmaya heves etmiş, dinde reformcu bir cemaat meydana getirmiştir. Mısır’ın reformcu yazarları onu göklere çıkarırken, Pakistan uleması da yerin dibine batırmıştır. (s.168)<br />
Mevdudi, ulemasıyla, muhaddisiyle, fukahasıyla bütün İslam âlimlerine cahil demiştir. (s.173)</p>
<p>“Peygamber SAV, peygamberlik farzında kusur ettiği için ALLAH ona istiğfar emretmiştir” diyor. (s.173)</p>
<p>“Bütün peygamberler günah işlerler” diyor. (s.174)</p>
<p>“Peygamberimiz Kur’anın eşitlik esası ile ameli terk etti” diyor. (s.176)</p>
<p>Mevdudi, Resail Mesail isimli eserinde (s.57 de) “Resulullah Deccalin kendi zamanında çıkacağını sanıyordu, ama bu zannı üzerinden 1350 sene geçmesine rağmen, peygamberin zannı doğru çıkmamıştır” diyor. (s.179)</p>
<p>Yazılarında bunlara benzer saçmalar çoktur. (s.178)</p>
<p>Son söz olarak Mevdudi’nin kim olduğuna bakalım:</p>
<p>(Hindistan’daki dinde reformculardan, İngiliz casusu Ebülula el Mevdudi İskoç masonu idi.) [Faideli Bilgiler s.303] -alıntıdır- MİLLÎ NAKIŞ</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Risale-i Nur tahrif mi edildi? [Mason Abduh Said Nursi'nin Üstadı mı?]]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/2008/05/08/risale-i-nur-tahrif-mi-edildi-said-nursi-gercekleri/</link>
<pubDate>Thu, 08 May 2008 00:17:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/2008/05/08/risale-i-nur-tahrif-mi-edildi-said-nursi-gercekleri/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Siz nasıl kalem karıştırırsınız!” Mustafa Kaplan Bey, geçen haftaki bir yazısında “Risale-i N]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><a href="http://diyalogcu.files.wordpress.com/2008/05/said-nursi_bediuzzaman_.jpg"><img class="size-full wp-image-158" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/said-nursi_bediuzzaman_.jpg" alt="said nursi" width="287" height="396" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:medium;">&#8220;Siz nasıl kalem karıştırırsınız!”</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Mustafa Kaplan Bey, geçen haftaki bir yazısında <strong>“Risale-i Nurlara el atıldığını ve bazı değişiklikler yapıldığını”</strong> yazıyor ve haklı olarak sert bir şekilde de tenkit ediyordu.<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Sakarya Üniversitesi hocalarından Sayın <strong>Dr. Alaaddin Yalçınkaya</strong> da Cemaleddin Efgani isimli eserinde bu değişikliklerden birine dikkat çekiyor. Alaaddin Bey’in ifadeleri şöyle:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “İttihad-ı İslâm (İslâm birliği) ve Cemaleddin Efgani ile alâkalı, Said Nursi’nin de bazı görüşleri vardır. Said Nursi şöyle demektedir:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “… Ben bu ittihadın efradındanım (bireylerindenim) ve bu ittihadın tezahürüne (meydana gelmesine) teşebbüs edenlerdenim. Yoksa, sebebi iftirak (ayrılık sebebi) olan fırkalardan değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o <strong>Kürtleri</strong> ikaz etti. Onlar da ona biat etti. <strong>Şimdiki Kürtler o zamanki Kürtlerdir.</strong> Bu meselede seleflerim (benden önce aynı düşüncede olanlar) <strong>Cemaleddin Efgani, Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, Ali Süavi, Hoca Tahsin Efendilerle Kemal Bey</strong> (Namık Kemal) ve <strong>Sultan Selim</strong>’dir.”<br />
<em><strong></strong></em></span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><em><strong> (Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Tenvir Neşriyat, 1987, İstanbul, Yedinci Cinayet.)</strong></em><br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Alaaddin Yalçınkaya devam ediyor:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “Said Nursi’nin bu konudaki görüşleri, arada küçük olmakla beraber farklı yorumlara sebep olabilecek diğer bir kaynakta şöyle nakledilmektedir:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “İşte ben bu ittihadın efradındanım ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim. Yoksa sebeb-i iftirak olan fırkalardan, partilerden değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim, onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o, vilayat-ı şarkıyeyi ikaz etti, onlar da ona biat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamandaki şarklılardır. Bu meselede seleflerim; <strong>Şeyh Cemaleddin Efgani, allamelerden Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Süavi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâm’ı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim’dir ki…</strong>”<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><em><strong> (Bediüzzaman Said Nursi, İki Mekteb-i Musibet’in Şehadetnamesi, Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Aksi Seda Matbaası, Samsun, 1957, s 14-15)</strong></em><br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Fark ortada. Birindeki “Kürt” kelimesi diğerinde “vilayat-ı şarkiye” olmuş. Bu durumda, insan “Yoksa Risale-i Nurlarda benzer şeyler yapıldı mı?” diye düşünmez mi? Demek ki, Mustafa Kaplan Bey feveranında yerden göğe kadar haklı…<br />
Bir kelimenin değiştirilmesine bile bizzat Risale-i Nur’un yazarı şiddetle karşı. Bakın:<br />
Mana daha güzelleşiyor diye Fihrist Risalesi’ne yapılan çok küçük bir ilaveye itiraz eden Said Nursi, şiddetli bir tokat aşkettikten sonra, “Titremeliydiniz. Ben dahi (Risale-i Nur’a) kalem karıştıramıyorum. Siz nasıl kalem karıştırırsınız!” demiştir. (ittihad.com.tr sitesindeki 14 sahifelik metnin 6. sahifesi. Aynı cümle Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de de mevcut.)<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> 1996 veya 97’de Aksaray Akgün Otel’de Risale-i Nur toplantısı yapılmıştı. Galiba Filistin’den gelen hatipdi; konuşması içinde <strong>“Said Nursi, üstadlarım Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, Ali Süavi diyor” dedi. </strong>Konuşmaları anında tercüme eden Suat Yıldırım Hoca, hatibin bu cümlesini tercüme etmedi. Arkasından, Suriyeli Ramazan el Buti konuştu. İşe bakın ki, bir önceki hatibin söylediğini o da söylemesin mi… Suat Hocamız, Buti’nin o cümlesini de es geçti. Bendeniz, tercümede bazı yerleri niçin atladığını yazıp kâğıdı masaya bıraktım. Suat Hocamız cevap vermek mecburiyetinde kaldı ve “Efendim biz polemik olmasını istemiyoruz” dedi. Hoca kendine göre bu iki ismi yani <strong>Abduh ve Cemaleddin Afgani’yi Said Nursi’nin üstadı olarak göstermek istemiyordu.</strong> İyi de, Said Nursi kendisi bu isimleri vermekten çekinmemişse bize ne oluyor!..<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Sizin anlayacağınız değerli okuyucular, böyle şeylere şahit oldukça, Mustafa Bey’e bir defa daha ‘haklısın’ demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.<br />
<strong></strong></span></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong> 16 Mart 2006 Perşembe<br />
(Ali Eren, Vakit)</strong></span></span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#600000;font-size:small;"><strong> Ali Eren Bey&#8217;in ifade ettiği gibi; her ne kadar Suat Yıldırım polemik çıkmasın diye saklamaya çalışsa da Said Nursi&#8217;nin Masonluğu tescillenmiş sapık Abduh&#8217;un ve Cemalettin Efgani&#8217;nin izinden gittiğini çok iyi biliyoruz. Bu konu ile ilgili makaleleri de yayınlayacağız inşallah.</strong> </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
