<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>bilim-teknoloji &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/bilim-teknoloji/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "bilim-teknoloji"</description>
	<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 05:01:07 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Bilim Ufolar İçin Ne Diyor]]></title>
<link>http://korkuyoruz.wordpress.com/2009/10/01/bilim-ufolar-icin-ne-diyor/</link>
<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 15:20:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>westsilwer1</dc:creator>
<guid>http://korkuyoruz.wordpress.com/2009/10/01/bilim-ufolar-icin-ne-diyor/</guid>
<description><![CDATA[Bilim ufolar için ne diyor Astronot Albay Gordon Cooper Avustralya üzerinde büyük bir UFO ile karşıl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bilim ufolar için ne diyor Astronot Albay Gordon Cooper Avustralya üzerinde büyük bir UFO ile karşıl]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ölümsüzlüğe 20 yıl kaldı!!!]]></title>
<link>http://heryer.wordpress.com/2009/09/24/olumsuzluge-20-yil-kaldi/</link>
<pubDate>Thu, 24 Sep 2009 06:49:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>magicaey</dc:creator>
<guid>http://heryer.wordpress.com/2009/09/24/olumsuzluge-20-yil-kaldi/</guid>
<description><![CDATA[Geleceğin teknolojileri konusunda uzman olan ABD’li bilim insanı Ray Kurzweil, insanoğlunun ölümsüzl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone" title="ölümsüzlük" src="http://images.habervitrini.com/haber_resim/sevgi_kalp_dunya_eller.jpg" alt="" width="329" height="282" /></p>
<p>Geleceğin teknolojileri konusunda uzman olan ABD’li bilim insanı Ray Kurzweil, insanoğlunun ölümsüzlüğe ulaşması için sadece 20 sene kaldığını öne sürdü.</p>
<p>“HIZLANAN Dönüşler Kanunu” adını verdiği teorisini açıklayan Ray Kurzweil(61), “Ben ve benim gibi pek çok bilim insanı, vücutlarımızın taş devrinden kalma yazılımını yeniden programlayabileceğimize ve yaşlanmayı önce durdurup ardından da tersine çevirebileceğimize inanıyoruz” diye konuştu. Genlerin çözümlenmesi ve bilgisayar teknolojilerinin anlaşılması konusunda hızlı bir gelişme gösterildiğinin altını çizen bilim adamı, nanoteknolojinin sonsuza dek yaşamın anahtarı olduğunu iddia etti. Kurzweil’e göre nanoteknoloji, 20 yıl içinde hayati organların yerini tutabilecek kadar ilerlemiş olacak.</p>
<p>‘Robotlara dönüşeceğiz’</p>
<p>NSANLARIN yavaş yavaş ‘cyborg’laşacağını (hem yapay hem doğal sistemlere sahip olan, sibernetik organizma) iddia eden Ray Kurzweil, nanobotların kan hücrelerinin yerini alacağını ve binlerce kat daha etkili çalışacağını belirterek “25 sene içinde olimpiyatlarda 15 dakika boyunca nefes almadan koşabileceğiz ya da oksijen olmadan dört saat boyunca dalış yapabileceğiz. Zihinsel kapasitemiz, birkaç dakikada kitap yazabilecek kadar artacak. Sanal seks yaygınlaşacak. Zamanla hepimiz yapay organları ve uzuvları olan robotlara dönüşeceğiz” diye konuştu.</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.haberturk.com">www.haberturk.com</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Wp-Sayac]]></title>
<link>http://heryer.wordpress.com/2009/09/13/wp-sayac/</link>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 22:07:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>magicaey</dc:creator>
<guid>http://heryer.wordpress.com/2009/09/13/wp-sayac/</guid>
<description><![CDATA[Sitenizde Kaç kişinin online olduğunu görmek istiyorsanız bu sayaçı tavsiye edrim. Sitenizde gezenle]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone" src="http://hitskin.com/themes/11/22/21/i_whosonline.jpg" alt="" width="256" height="256" /></p>
<p>Sitenizde Kaç kişinin online olduğunu görmek istiyorsanız bu sayaçı tavsiye edrim. Sitenizde gezenleri Üye ziyaretçi ve bot olarak gruplandırma özelliğinede sahip..Tabi isterseniz&#8230;</p>
<p><a href="http://aliemre.org/wp-content/uploads/2009/09/wp-useronline.zip">Dosyayı indir</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Konya'da insansı robot üretilecek ]]></title>
<link>http://kaabus.wordpress.com/2009/09/11/konyada-insansi-robot-uretilecek/</link>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 13:29:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>kaabus</dc:creator>
<guid>http://kaabus.wordpress.com/2009/09/11/konyada-insansi-robot-uretilecek/</guid>
<description><![CDATA[Konya&#8217;da insansı robot üretimi için Ar-Ge çalışması başladı. Akınsoft Yönetim Kurulu Başkanı Ö]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Konya&#8217;da insansı robot üretimi için Ar-Ge çalışması başladı. Akınsoft Yönetim Kurulu Başkanı Ö]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sabit hatsız ADLS kararı]]></title>
<link>http://haberinola.wordpress.com/2009/09/10/sabit-hatsiz-adls-karari/</link>
<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 09:35:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>haberinola</dc:creator>
<guid>http://haberinola.wordpress.com/2009/09/10/sabit-hatsiz-adls-karari/</guid>
<description><![CDATA[Konya Tüketici Mahkemesi, sabit telefon hizmeti olmadan, ADSL hizmetinin sunulabileceği yönünde kara]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h3><img class="alignleft" src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/adsl13b239ef13893877by.jpg" alt="" width="243" height="191" />Konya Tüketici Mahkemesi, sabit telefon hizmeti olmadan, ADSL hizmetinin sunulabileceği yönünde karar aldı.</h3>
<p style="text-align:justify;">Konya’da bir ADSL kullanıcısı 3 Ağustos 2007 tarihinde sabit telefon olmadan, ADSL hizmetinden faydalanmak için Selçuklu Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyetine (TSHH) başvuruda bulundu. TSHH, 24 Ekim 2007 tarihinde aldığı 2007/612 nolu kararla talebi yerinde bularak, telefon hattının iptaline, ADSL hizmetinin yerine getirilmesine karar verdi.</p>
<p style="text-align:justify;">İki hizmeti birlikte veren Türk Telekom’un, TSHH kararının iptali için açtığı davayı reddeden Konya Tüketici Mahkemesi, gerekçeli kararını açıkladı.</p>
<p style="text-align:justify;">Kararda, bilirkişi raporlarına istinaden sabit telefon hizmeti olmadan, ADSL hizmeti sunulmasının önünde teknik bir engel bulunmadığı, Türk Telekom’un sabit telefon aboneliği içermeyen ADSL internet erişimine ilişkin kurumca onaylanmış bir tarifesinin bulunmadığı, mevcut uygulamanın kurum düzenlemelerine aykırılık teşkil etmediği, ancak dünyanın değişik ülkelerinde sabit telefon ve ADSL hizmetinin ayrı ayrı verilebildiği, Telekom’un da altyapısının buna müsait olduğu belirtildi. Kararda, şunlar kaydedildi:</p>
<blockquote><p>”Tüketicinin dilediği hizmeti alma özgürlüğünün bulunduğu, yani sabit telefon hizmetinden faydalanmadan internet hizmetinden faydalanılabileceği, yine telefon ve internet hizmetlerinin ayrı ayrı verilmesinin maliyeti yükselteceği iddia edilmiş ise de kurum tarafından sabit telefon ve internet seçeneklerinin ayrı ayrı ve birlikte tarifeleri belirlenerek tüketiciye sunulması ve tüketicinin istediği paketi seçme özgürlüğünün sağlanması gerektiği ve Telekomünikasyon kurumunca da ayrı ayrı hizmet verilmesi paketlerinin reddedilmeyeceği gelen yazı cevaplarından anlaşıldığından, sonuç ve içerik olarak doğru olan TSHH kararının iptali talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.”</p></blockquote>
<p>Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkan Yardımcısı Ayhan Tekin,</p>
<blockquote><p>”Türk Telekomun keyfi ve hukuksuz bir şekilde uyguladığı ADSL hat ücretlerine karşı Tüketiciler Birliğinin yürüttüğü hukuk mücadelesi zaferle sonuçlanmıştır” dedi.</p></blockquote>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kesilmiş saçlardan elektrik üretti!]]></title>
<link>http://haberinola.wordpress.com/2009/09/10/kesilmis-saclardan-elektrik-uretti/</link>
<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 09:29:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>haberinola</dc:creator>
<guid>http://haberinola.wordpress.com/2009/09/10/kesilmis-saclardan-elektrik-uretti/</guid>
<description><![CDATA[ Nepalli gencin ilginç icadı DÜNYA küresel ısınma nedeniyle ucuz enerji kaynakları ararken, Nepalli ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h2 id="divAdnetKeyword" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial;"><img class="alignleft size-full wp-image-64" title="090920092221127038782" src="http://haberinola.wordpress.com/files/2009/09/0909200922211270387821.jpg" alt="090920092221127038782" width="193" height="102" /></span></h2>
<h2> Nepalli gencin ilginç icadı</h2>
<p style="text-align:justify;">DÜNYA küresel ısınma nedeniyle ucuz enerji kaynakları ararken, Nepalli 18 yaşındaki bir genç ilginç bir icatla ortaya çıktı. Lise öğrencisi Milan Karki, insan saçı kullanarak güneş enerjisinden elektrik üretmeyi başardı. Karki, saçlarda bulunan melanin pigmentinin ışığa duyarlı ve iletken olduğu için silikon yerine kullanılabildiğini belirterek “Silikon kullanımı güneş panellerinin maliyetini artırıyordu. Ancak bu şekilde fiyatlar çok ucuzladı. 18 watt enerji üreten panelin maliyeti sadece 40 dolar” dedi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çarşıda pazarda internet bedava!]]></title>
<link>http://haberinola.wordpress.com/2009/09/09/carsida-pazarda-internet-bedava/</link>
<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 11:00:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>haberinola</dc:creator>
<guid>http://haberinola.wordpress.com/2009/09/09/carsida-pazarda-internet-bedava/</guid>
<description><![CDATA[Evet yanlış okumadınız bedava internet nihayet Türkiye&#8217;ye de geliyor. Şimdi sıkı durun bu inte]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Evet yanlış okumadınız bedava internet nihayet Türkiye&#8217;ye de geliyor. Şimdi sıkı durun bu internet hem de her yerde!</p>
<p><strong><span style="color:#990000;">Çarşı pazara bedava internet geliyor. Ulaştırma Bakanlığı, e-devleti tüm Türkiye’ye yaymak amacıyla alışveriş merkezlerine, postanelere, otogarlara ve havaalanlarına Bilgiye Erişim Noktası (BEN) kuruyor.<br />
</span></strong><br />
Üniversiteye kayıttan fatura ödemesine, pasaport başvurusundan bankacılık işlemlerine kadar pek çok hizmetin sunulduğu bu noktalardan faydalanmak için gereken tek şey ise TC kimlik numarası.</p>
<p>2013 yılında Türkiye’yi bilişim toplumu haline getirmeyi hedefleyen Ulaştırma Bakanlığı, vatandaşın devlet kapısına gitmeden işlerini görebilmesi için ülke genelinde belirlenen merkezlere bin adet ‘BEN’ kuracak.<br />
<span style="text-decoration:underline;"><br />
<strong><span style="color:#990000;">YILBAŞINDA DEVREYE GİRECEK</span></strong></span></p>
<p>Kiosk cihazlarının yerleştirileceği tüm BEN noktal<img class="alignleft size-full wp-image-30" title="27324" src="http://haberinola.wordpress.com/files/2009/09/27324.jpg" alt="27324" width="250" height="190" />arında, BEN’e erişim ücretsiz olacak. Eylül ayı içerisinde ihalesi yapılacak BEN’in yılbaşı itibarıyla vatandaşların kullanımına sunulması planlanıyor. Projenin maliyeti ise evrensel hizmet bütçesinden karşılanacak.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Avrupalılar aslında siyahmış... 5500 yıl önce!]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/avrupalilar-aslinda-siyahmis-5500-yil-once/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:31:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/avrupalilar-aslinda-siyahmis-5500-yil-once/</guid>
<description><![CDATA[Avrupa’da yaşayan ilk insanların cilt renklerinin 5500 yıl öncesine kadar ‘koyu’ olduğu, o yıllardan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignright size-full wp-image-1261" style="margin:3px;" title="Avrupalılar aslında siyahmış... 5500 yıl önce!" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/avrupalilar-aslinda-siyahmis-5500-yil-once.jpg" alt="Avrupalılar aslında siyahmış... 5500 yıl önce!" width="298" height="370" />Avrupa’da yaşayan ilk insanların cilt renklerinin 5500 yıl öncesine kadar ‘koyu’ olduğu, o yıllardan itibaren de hızla açılmaya başladığı iler sürüldü.</p>
<p>Avrupa’da yaşayan ilk insanların cilt renklerinin 5500 yıl öncesine kadar ‘koyu’ olduğu, o yıllardan itibaren de gittikçe açılmaya başladığı belirtildi. Bunun temel nedeni de vücut için yaşamsal önemdeki vitamin D alımının düşmesi.</p>
<p>Oslo Üniversitesi Fizik Enstitüsü’nden Joan Moan ile New York Brookhaven Ulusal Laboratuarı’ndan biofizikçi Richard Setlow’un ortak araştırmasında, İngiltere ve İskandinavya’da binlerce yıl önce yaşayan insan nesillerinin oldukça koyu derili olduğu, ancak avcılıktan tarıma geçiş sürecinde vücuda giren veya orada üretilen vitamin D miktarının azalmasıyla deri renginin de açılmaya başladığı savunuldu.<!--more--></p>
<p>Moan ile Setlow, 5500 ila 5200 yıl önce İngiltere’de yaşayan insan nesillerinin balık tüketiminde hızlı bir düşüş yaşandığı kanısında. Et ve balığa ikame edilen tarımsal gıdaların da vitamin D açısından fazla zengin olmaması, ayrıca Avrupa’nın kuzeyinde yaşayanların vücutta vitamin D üretimini tetikleyen güneş ışığına fazla maruz kalmamaları deri renginin açılmasının işaretleri olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Yine de bu yorumun hemen kabul edilmemesi gerektiğini savunan bilimciler, Avrupa’nın binlerce yıl önceki nüfus hareketlerinin çok karmaşık olduğunu, soğuk ve sıcak bölgeler arasında göçlerin sıkça yaşandığını ve genetik mutasyonun Avrupa’daki her insan grubu için söz konusu olamayacağını söylüyor.</p>
<p>Üstelik Avrupa’ya göç eden ilk insanların bunu tek seferde yapmadığı ve geçen 700 bin yıl boyunca binlerce kere göç akımlarının olduğu, ayrıca buzul çağlarında bu insanların yer değiştirerek daha güneydeki sıcak bölgelere çekildiği gibi bulgular da mevcut.</p>
<p>Öte yandan hava ve beslenme koşullarına bağlı genetik mutasyon ihtimali hala en yaygın ve inanılır görülen teori. Bazı araştırmacılar, insanın konuşmaya başlamasını sağlayan FoxP2 geninin bile 50 bin yıl önce genetik mutasyonla ortaya çıktığını savunuyor.
</p>
<p style="text-align:justify;">NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Savaş bitti, fosil avcılığı başladı ]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/savas-bitti-fosil-avciligi-basladi/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:29:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/savas-bitti-fosil-avciligi-basladi/</guid>
<description><![CDATA[Yakın bir zamana kadar insanların petrol, elmas ve kara mayını aramak için gittiği Angola, iç savaşı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignnone size-full wp-image-1258" title="Savaş bitti, fosil avcılığı başladı angola" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/savas-bitti-fosil-avciligi-basladi-angola.jpg" alt="Savaş bitti, fosil avcılığı başladı angola" width="453" height="273" /></p>
<p style="text-align:justify;">Yakın bir zamana kadar insanların petrol, elmas ve kara mayını aramak için gittiği Angola, iç savaşın bitmesiyle dinozor fosili arayan paleontologların ilgisini çeken bir ülke haline geldi.</p>
<p>Yaklaşık 30 yıl süren iç savaşın 2002 yılında sona ermesinin ardından paleontologların ilgi odağı olan ülkenin, eskiden deniz sularının işgalindeki bölgelerinde köpekbalığı ve diğer deniz canlılarının fosillerine rastlanıyor. Paleontologları bu ülkeye çeken en büyük neden ise dinozor fosili bulma ihtimali.<!--more--></p>
<p>Paleontologlar, Afrika&#8217;nın güneybatısında yer alan ve doğal kaynaklarının zenginliğiyle anılan bu ülkeyi artık &#8220;fosil cenneti&#8221; olarak adlandırıyor ve buradaki çalışmalarına daha fazla dinozor fosiline rastlayabilecekleri düşüncesiyle devam ediyor.</p>
<p>Başkent Luanda&#8217;ya yaklaşık 65 kilometre uzaklıktaki Iembe&#8217;de, 2005 yılında devasa sauropod dinozorlarının kalıntılarını bularak en büyük başarısına imza atan Louis Jacobs, geniş bir ekiple yürütülen &#8220;PaleoAngola&#8221; projesi içinde yer alıyor. Ekip, Angola&#8217;da uzun bir süredir devam eden çalışmaları sırasında, plesiosaur ve mosasaur dinozorlarının yanı sıra birçok kaplumbağa ve köpekbalığı kalıntısına rastladı.</p>
<p>New Lisbon Üniversitesinden Octavio Mateus&#8217;a göre sauropod dinozorlarına ait kemiklerin bulunması henüz bir başlangıç ve gerekli şartlar sağlanırsa çok daha fazla dinozor kalıntısı çıkarılacak. Bu çerçevede bakıldığında Angola, paleontolojinin sınır noktası ve fosil bulmak için olağanüstü bir ülke olarak görülüyor.</p>
<p>Angola&#8217;daki dinozor kalıntılarına dair ilk çalışmalar 1960&#8242;larda yapıldı. Ancak Portekiz sömürgesinden kurtulmak için verilen kanlı mücadele, ardından patlak veren ve 30 yıl sona erdirilemeyen iç savaş, kara mayınlarıyla döşeli ülkedeki paleontolojik araştırmalara izin vermedi.</p>
<p>Paleontoloji, fosilleri ortaya çıkarmakla birlikte, dünyanın on milyonlarca yıl önce nasıl olduğu konusuna açıklık getirmeyi amaçlıyor. Fosiller de hayvanların nasıl, ne zaman ve nereden nereye göç ettikleri hakkında bilgi edinilmesine yardımcı oluyor. Dinozor gibi canlıların varlıklarını sürdürdükleri düşünülen dönemlere ait bilgi edinilmesinde kayalardan da faydalanılıyor.</p>
<p>Birçok bilim adamı, çok büyük bir asteroidin 68 milyon yıl önce Dünya&#8217;ya Meksika yakınlarında çarptığına ve dinozorların bu çarpmanın ardından yok olduğuna inanıyor.
</p>
<p style="text-align:justify;">NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dünyanın ilk kol telefonu Türkiye’de]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/dunyanin-ilk-kol-telefonu-turkiye%e2%80%99de/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:26:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/dunyanin-ilk-kol-telefonu-turkiye%e2%80%99de/</guid>
<description><![CDATA[Dünyanın ticarileşen ilk dokunmatik ekranlı kol saati şeklindeki 3G telefonu LG GD910 dünyayla aynı ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignnone size-full wp-image-1255" title="Dünyanın ilk kol telefonu Türkiye’de" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/dunyanin-ilk-kol-telefonu-turkiye_de.jpg" alt="Dünyanın ilk kol telefonu Türkiye’de" width="456" height="246" /></p>
<p style="text-align:justify;">Dünyanın ticarileşen ilk dokunmatik ekranlı kol saati şeklindeki 3G telefonu LG GD910 dünyayla aynı anda Türkiye’de tüketiciye sunuldu.</p>
<p>İlk kola takılabilir 3G telefonu olan LG GD910 saat telefon (watchphone), bluetooth kulaklığı ile birlikte satışa sunuluyor. Dokunmatik ekranlı arayüzü ve video görüşmeleri için yerleşik kamerayla birlikte gelen saat telefon, görüntülü konuşmanın yanında bir cep telefonunun sahip olduğu pek çok özelliğe sahip.</p>
<p>3G uyumlu LG GD910 saat telefon görüntülü konuşma dışında sesli arama, MP3 çalar, mesaj gönderme gibi cep telefonlarında bulunan tüm özelliklere de sahip. Merak edenler için söyleyelim, saat telefonun kayışı da deriden mamul.<!--more--></p>
<p>Elbette ilk olmanın sağladığı fiyat avantajını da LG ve Turkcell kullanıyor. Sadece Turkcell İletişim Merkezleri’nde ve anlaşmalı zincir mağazalarda satılan ürünün fiyatı 1999 TL. Bu fiyata Turkcell’in hediyesi 1000 dakika/1000 kontör görüntülü görüşme de dahil.</p>
<p>Faturasız hat kullanıcıları 1 hafta kullanım süreli 1000 kontör hediye hakkına bir ay boyunca her 150 kontör yüklemeyle sahip oluyor. Turkcell müşterileri 3G yazıp 2323’e ücretsiz bir kısa mesaj göndererek ücretsiz olarak 3G’ye geçebilecek ve 3G servislerini kullanmaya başlayacaklar.
</p>
<p style="text-align:justify;">NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA['İnsan iskeletli' robot hareket etti]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/insan-iskeletli-robot-hareket-etti/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:23:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/insan-iskeletli-robot-hareket-etti/</guid>
<description><![CDATA[Bilimadamları insan iskeletinin yapı ve işlevlerini taşıyan ‘kemik’ sistemine sahip robotu başarıyla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1252" style="margin:3px;" title="'İnsan iskeletli' robot hareket etti" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/insan-iskeletli-robot-hareket-etti.jpg" alt="'İnsan iskeletli' robot hareket etti" width="298" height="228" />Bilimadamları insan iskeletinin yapı ve işlevlerini taşıyan ‘kemik’ sistemine sahip robotu başarıyla denedi.</p>
<p>Hümanoid (insansı) robot yaratma yolunda bugüne kadar önemli aşamalar kaydeden mühendisler, şimdi insan iskeletinin anatomisine uygun bir ‘kemik yapısı’na sahip robot üzerinde çalışıyor.</p>
<p>Beş Avrupa ülkesinden araştırmacılar, hümanoid robotların insan gibi hareket edebilmesini sağlayacak ilk ‘iskelet’ modelini denedi. Eccerobot adı verilen modelde, insanda bulunan kemik, eklem, kas ve tendonlara benzer yapı ve parçalar kullanıldı.</p>
<p>İnsan vücudundaki en basit hareketin bile oldukça karmaşık bir kemik, kas ve tendon çalışmasıyla ortaya çıktığını belirten ekip üyeleri, robo-iskeletin mekaniği üzerinde geliştirme çalışmalarına da başlamış durumda.<!--more--></p>
<p>Sussex Üniversitesi’nden ekibe katılan Owen Holland hümanoid robotların daha gerçekçi hareketlere sahip olması gerektiğini, bunun da ancak insansı bir iskelet sistemi kullanılan ‘antropomimetik’ robotlarla mümkün olabileceğini söylüyor.
</p>
<p style="text-align:justify;">NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yongaya DNA yerleştirmeyi başardılar]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/yongaya-dna-yerlestirmeyi-basardilar/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:21:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/yongaya-dna-yerlestirmeyi-basardilar/</guid>
<description><![CDATA[IBM şirketi bünyesindeki araştırmacılar DNA moleküllerinin kullanıldığı ilk mikroçipi yapmayı başard]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignright size-full wp-image-1249" style="margin:3px;" title="Yongaya DNA yerleştirmeyi başardılar" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/yongaya-dna-yerlestirmeyi-basardilar.jpg" alt="Yongaya DNA yerleştirmeyi başardılar" width="298" height="297" />IBM şirketi bünyesindeki araştırmacılar DNA moleküllerinin kullanıldığı ilk mikroçipi yapmayı başardı.</p>
<p>İntel’in kurucusu Gordon Moore 1967 yılında bir elektronik dergisine yaptığı açıklamada işlemcilerdeki transistör sayısının her 2 yılda bir 2 katına çıkacağını söylemişti. Sonraları bu söz &#8216;Moore Yasası&#8217; olarak kayıtlara geçti ve IBM bu yasayı 30 yıldır sorunsuz uyguladı. Fakat son yıllarda transistörleri küçültmede sorun yaşayan şirket, çok tanıdık bir moleküle yöneldi&#8230; ve haklı çıktı.</p>
<p>Araştırmacılar çiplerdeki silikon tabakanın içine DNA molekülleri yerleştirerek daha küçük, hızlı ve verimli çipler üretmeyi başardılar. DNA molekülünü devre tahtalarının arasına entegre ederek elde edilen 6 nanometre büyüklüğünde çip, bilgisayar teknolokjisinde bir atılım olarak görülüyor. İntelin en son çıkardığı çipin büyüklüğü 32 nanometre büyüklüğündeydi.<!--more--></p>
<p>IBM kimya dairesi başkanı Robert Allen ‘oldukça fazla uğraş ve biraz kimya sihiriyle şu anki yöntemlere en fazla 25 nanometreye inebilirdik fakat 6 nanometre için klasik yöntemlerden çıkmamız gerektiği çok doğru’ dedi.</p>
<p>&#8220;5 YILA HAZIR&#8221;<br />
Araştırmanın merkezi olan fikir ‘DNA origamisi’ olarak biliniyor.2006 Caltech araştırmacılarından olan Paul Rothermund, DNA ipliklerini kullanıp nanoölçekli şekil ve motifler oluşturarak araştırmanın temelini atmıştı.</p>
<p>Fikir temel olarak viral bir DNA’dan alınan bir örneğin katlanıp zımba gibi birleştirci bir yapıya dönüştürülmesi olarak uygulandı. Elde edilen örneklerin özellikle kendinden tümleşik işlemci yapımında çok işe yarar olduğu vurgulanıyor.</p>
<p>En önemli zorluk ise katlanmış DNA&#8217;ların silikon üstüne başarılı bir şekilde monte edilmesi olarak görülüyordu. İşlemci üstüne koyulan bir organik bir tabanla bu sorun aşılmış görülüyor. Fakat araştırmacılar işlemciye eklenen bu tabanın yarı iletken ve organik olarak iki farklı yapı oluşturduğu ve bunun sorun çıkarabilceğine dikkat çekti. Fikrin babası Allen mükemmelleşmemiz için 5 yıla ihtiyacımıza var’ diyerek DNA tabanlı çipleri şimdiden müjdeledi.
</p>
<p style="text-align:justify;">NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Discovery astronotları 6.5 saat uzayda kaldı]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/discovery-astronotlari-6-5-saat-uzayda-kaldi/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:18:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/discovery-astronotlari-6-5-saat-uzayda-kaldi/</guid>
<description><![CDATA[Discovery uzay mekiğinin iki astronotu, 6,5 saatlik uzay yürüyüşü sırasında Uluslararası Uzay İstasy]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1246" style="margin:3px;" title="Discovery astronotları 6.5 saat uzayda kaldı" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/discovery-astronotlari-6-5-saat-uzayda-kaldi.jpg" alt="Discovery astronotları 6.5 saat uzayda kaldı" width="298" height="238" />Discovery uzay mekiğinin iki astronotu, 6,5 saatlik uzay yürüyüşü sırasında Uluslararası Uzay İstasyonu&#8217;nun devasa amonyak tankını yerinden çıkarma işini başarıyla yerine getirdi.</p>
<p>NASA&#8217;nın web sitesindeki açıklamaya göre, astronotlar Nicole Stott ve Danny Olivas, soğutma için kullanılan 600 kilo ağırlığındaki boş amonyak tankını istasyonun kirişinden söktükten sonra, yine istasyonun robot koluyla sabitledi.</p>
<p>2002&#8242;den beri burada duran boş tank, Dünya&#8217;ya götürülmek üzere mekiğin kargo bölümüne konulmadan önce, 800 kilo ağırlığındaki dolu yeni amonyak tankı buradan alınarak, istasyonun kirişine yerleştirilecek. Tüm bu işlem, ikinci uzay yürüyüşü sırasında yapılacak.<!--more--></p>
<p>Astronotlar, ayrıca Avrupa laboratuvarı Columbus&#8217;a bağlı bir bilimsel araştırma bölümünü de sökerek, Dünya&#8217;ya götürmek üzere Discovery&#8217;nin yük bölümüne yerleştirdi.</p>
<p>Uzay yürüyüşünde endişe yaratan anlardan biri de Olivas&#8217;ın tankın sökülmesi sırasında sağ eldiveninin işaret parmağında bir yıpranmayı fark etmesi oldu. Kontrol Merkezi&#8217;nin birkaç dakika süreyle problemi değerlendirmesinin ardından &#8220;devam&#8221; demesiyle astronot görevini sorunsuz sürdürdü. Eldivende küçük boyuttaki hasarın daha büyük olması durumunda uzay yürüyüşüne derhal son vermek gerekecekti.</p>
<p>Bundan birkaç dakika sonra da Stott, karbondioksit seviyesinde yükselme okuduğunu bildirince, Kontrol Merkezi, herhangi bir belirti hissedip hissetmediğini sordu. &#8220;Hayır&#8221; yanıtı alan Kontrol Merkezi, sorunun sensörlerden kaynaklandığına karar vererek, astronotun uzay kıyafetinde sorun bulunmadığını bildirdi ve çalışmanın sürdürülmesini istedi.</p>
<p>KOŞU BANDI DA YERLEŞTİRİLDİ<br />
Uzay yürüyüşünden kısa bir süre önce de uzay istasyonuna Colbert isimli 5 milyon dolar değerinden yeni bir koşu bandı yerleştirildi. Mayıs ayından bu yana nüfusu ikiye katlanan ve tüm mürettebat için bir koşu seansı ayarlamanın giderek zorlaştığı uzay istasyonuna götürülen ikinci koşu bandına, NASA tarafından düzenlenen bir anketin ardından Amerikan televizyonunun popüler komedyeni Stephen Colbert&#8217;in adı verilmişti.</p>
<p>Bu arada NASA yetkilileri, mekikte yapılan rutin kontrollerin, kalkış sırasında termal kalkanda hiçbir hasar oluşmadığını gösterdiğini ve Discovery&#8217;nin çok iyi durumda olduğunu belirtti.
</p>
<p style="text-align:justify;">NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sadece kulak zarını etkileyen silah]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/sadece-kulak-zarini-etkileyen-silah/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:16:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/sadece-kulak-zarini-etkileyen-silah/</guid>
<description><![CDATA[Bir Amerikalı firma kulak zarında korkunç gümbürtü yaratarak ‘saldırgan’ları etkisiz hale getirecek ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignnone size-medium wp-image-1243" title="42-17799640" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/sadece-kulak-zarini-etkileyen-silah.jpg?w=300" alt="42-17799640" width="300" height="258" /></p>
<p style="text-align:justify;">Bir Amerikalı firma kulak zarında korkunç gümbürtü yaratarak ‘saldırgan’ları etkisiz hale getirecek özel bir silah üzerinde çalışıyor.</p>
<p>Esasen nükleer silahlar için parça üretimi yapan firmanın mühendisleri, uzun süredir ölümcül olmayan silahlar geliştiriyor. Firmanın lokomotif projesi olan Banshee II, kulak zarında dayanılmaz derecede gümbürtüler yaratacak akustik bir silah. Açıklanan rakamlara göre Banshee&#8217;nin ürettiği ses 144 desibel gücünde ve doğrudan kulak zarında yoğunlaşıyor.</p>
<p>Banshee için düşünülen ilk ‘ürün pakedi’, ayarlanabilir akustik bir el bombası şeklinde tasarlanmış. Silahın Taliban ve El Kaide militanlarını Afganistan’da saklandıkları mağaralardan çıkarmak için kullanılabileceği düşünülüyor.<!--more--></p>
<p>ABD Savunma Bakanlığı henüz Banshee siparişi vermiş değil. Ancak firma yetkilileri, her bir ‘ses el bombası’nın 9 voltluk pil parasına üretilebiliyor olmasının bakanlık için ikna edici olabileceği kanısında.
</p>
<p style="text-align:justify;">NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[NATO’ya Türk yapımı kriptolu USB bellek]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/nato%e2%80%99ya-turk-yapimi-kriptolu-usb-bellek/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:10:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/nato%e2%80%99ya-turk-yapimi-kriptolu-usb-bellek/</guid>
<description><![CDATA[NATO envanterine giren 5. Türk ürünü olan &#8221;SIR&#8221; NATO&#8217;ya ait gizlilik düzeyindeki t]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignright size-full wp-image-1237" style="margin:3px;" title="NATO’ya Türk yapımı kriptolu USB bellek" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/nato_ya-turk-yapimi-kriptolu-usb-bellek.jpg" alt="NATO’ya Türk yapımı kriptolu USB bellek" width="298" height="362" />NATO envanterine giren 5. Türk ürünü olan &#8221;SIR&#8221; NATO&#8217;ya ait gizlilik düzeyindeki tüm verileri kriptolamada kullanılabilecek.</p>
<p>TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE) tarafından geliştirilen ve NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanmış alanındaki tek ürün olan Kriptolu USB Bellek &#8221;SIR&#8221; tanıtıldı.</p>
<p>NATO envantere giren 5. Türk ürünü olan &#8221;SIR&#8221; NATO&#8217;ya ait gizlilik düzeyindeki tüm verileri kriptolamada kullanılabilecek.</p>
<p>Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE) Müşteri İlişkileri İş Geliştirme Bölüm Yöneticisi Elektronik Mühendisi Çağrı Koç, TÜBİTAK Gebze Yerleşkesi&#8217;nde düzenlenen basın toplantısında, UEKAE&#8217;nin bilgi güvenliği, haberleşme ve ileri elektronik alanında faaliyet gösterdiğini belirtti.<!--more--></p>
<p>UEKAE&#8217;de 4 test merkezi, kamu sertifikasyon merkezi, VİTAL laboratuvarı, yazılım test merkezi, konuşma ve dil teknolojileri merkezi, kripto analiz merkezi, elektro manyetik test merkezi olduğunu bildiren Koç, &#8221;Amacımız ulusal yazılım cihaz ve sistemler üreterek Türkiye&#8217;nin teknolojik bağımsızlığını sağlamak. Teknoloji ve lisans transferi yapmadan tamamen yerli bilgi birikimi ve insan gücü ile üretim yapıyoruz. Çünkü bilgi güvenliği söz konusu olduğunda kullanılan ürünlerin güvenliği çok önemli. Çalışmalarımız bu nedenle özel yer tutuyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Kripto teknolojisinin bilgi güvenliği açısından önemli olduğunu vurgulayan Koç, şunları söyledi:</p>
<p>&#8221;İlk milli kriptoyu MİLON-1 ürünü ile 1981&#8242;de kullanmaya başladık. O tarihte ABD şifrelerimizi kıramaz durumdaydı ve bu ABD&#8217;de gazete haberlerine de konu olmuştu. UEKAE&#8217;nin ürün yelpazesi oldukça geniştir. Elektronik imza uygulaması içeren askeri ağ güvenliği projeleri, sivil ağ güvenliği projeleri, sistem projeleri, gemi radarı projesi, akıllı kart işletim sistemi, doküman inceleme cihazları, kripto anahtar okuma cihazı, kripto anahtar yükleme cihazı, MİLON-4A veri kripto cihazı, KAYC-10 Kripto anahtar yükleme cihazı, MİLCEP kriptolu mobil telefon bunlardan bazılarıdır.&#8221;</p>
<p>DİĞER ÜRÜNLER<br />
UEKAE İş Geliştirme Sorumlusu Elektronik Mühendisi Koray Arıkan da UEKAE olarak NATO çalışmalarını yakından takip ettiklerini dile getirdi.</p>
<p>NATO&#8217;nun bilgi güvenliğiyle ilgili çeşitli çalışma grupları olduğunu anlatan Arıkan, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;NATO bu çalışmaları Ar-Ge seviyesinden başlatır, biz o seviyeden itibaren takip ediyoruz. Geleceğin çözümleri konusunda çalışmalar yapıyoruz. NATO tarafından onay almış ürünlerimiz var. Yeni nesil anahtar yükleme cihazı (KAYC-S/N), NOLCE1 kodlu Taşınabilir Çevrimdışı Kripto Cihazı (TAÇEK) bu ürünler arasında. NOLCE1 kodlu (TAÇEK) ürünümüz de NATO&#8217;da tek, 2010&#8242;da satışına başlanacak. Yine aynı şekilde kriptolu cep telefonu ürünümüz Kriptolu Mobil Telefon da (MİLCEP-K1) NATO&#8217;nun ihtiyacını karşılayacak bir ürün. Gizli dereceli haberleşmenin sağlanabileceği kriptolu ürün piyasadaki birkaç üründen biri. Yine bir başka ürünümüz olan Farklı Ortamlarda Muhabere Sistemi (FORMUS) NATO&#8217;ya daha önce satışı yapılan bir ürün. İstenilen uzaklıktaki bilgisayar ağlarına erişebilmesine olanak sağlıyor. NATO ve üye ülkelere ihraç edilen bir ürünü 12 ülke kullanıyor.&#8221;</p>
<p>KRİPTOLU USB BELLEK &#8221;SIR&#8221; NATO&#8217;DA TEK<br />
Arıkan, toplantının ana konusunu oluşturan kriptolu USB bellek &#8221;SIR&#8221; hakkında ise şu bilgileri verdi:</p>
<p>&#8221;NATO&#8217;daki adı NOLC2 olan SIR, bu alanda NATO&#8217;daki tek ürün. NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanmış, alanında tek ürün olan SIR, tüm gizlilik düzeylerindeki NATO verisini kriptolamak üzere kullanılabiliyor. NATO&#8217;dan 602 adetlik bir sipariş aldık. Sipariş paketlerimiz hazır, eylül sonuna kadar sevkiyat yapılacak ve NATO personeli tarafından kullanılmaya başlanacak. Bu ürünün küçük boyutta olması önemli bir özellik. Taşınmak istenen gizli verilerin güvenliğinin sağlanması ve saklanması amacıyla kullanılacak. Türkiye 10-15 yıl öncesine kadar yüksek miktarda paralar ödeyerek kriptolu cihaz ithal ederken, yaşanan gelişme süreciyle birlikte bu tür cihazları ihraç eder konuma ulaştı. Bu, Türkiye için çok büyük bir adımdır.&#8221;</p>
<p>Daha sonra SIR&#8217;ı basın mensuplarına tanıtan Arıkan, kriptolu belleğin kredi kartı boyunda, 14 milimetre kalınlığında ve sadece 90 gram ağırlığında olduğunu, kolayca taşınabilir olmasının yanı sıra içindeki bilgileri şifreli bir şekilde saklayabilme özelliği bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Kaybolması veya çalınması durumunda içindeki bilgilere ulaşılamayan SIR&#8217;ın açılmaya çalışılması durumunda ise içindeki gizli bilgilerin kendiliğinden silindiğini ifade eden Arıkan, &#8221;NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanan 11., NATO envanterine giren 5. Türk yapımı ürün olan &#8216;SIR&#8217;, TÜBİTAK UEKAE tarafından tamamen yerli imkanlarla özgün bir tasarım ile geliştirildi&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>NATO ENVANTERİNDEKİ ÜRÜNLER<br />
Türkiye&#8217;den NATO envanterine giren ilk bilgi güvenliği cihaz setini oluşturan diğer dört ürü ise şunlar:</p>
<p>HF iletişim cihazı FORESC-II: Farklı ortamlarla uyumlu muhabere sistemleri (FORMUS) cihazlarından bir tanesi olan FORESC II, HF-VHF-UHF üzerinden güvenli veri iletişimi sağlıyor.</p>
<p>Milli Veri Kripto Cihazı (MİLON-4A): Veri iletişimi yapan sistemler arasında iletilen verilerin, gerçek zamanda şifrelenmesi işlemini gerçekleştiriyor. UEKAE&#8217;de üretilen ilk milli kripto tümdevresi bu cihazda kullanıldı.</p>
<p>Kripto Anahtar Yükleme Cihazı (KAYC-10): Kriptolu veri iletişimi yapan cihazlara offline olarak anahtar yüklemesi yapıyor.</p>
<p>Kripto Anahtar Okuma Cihazı (KAOC-8): Delikli bir şerit üzerindeki anahtar bilgilerini optik okuma yöntemiyle kripto cihazlarına veya anahtar yükleme cihazlarına aktarıyor.
</p>
<p style="text-align:justify;">NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sosyal ağlarda işverenle çalışan karşı karşıya]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/sosyal-aglarda-isverenle-calisan-karsi-karsiya/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:07:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/sosyal-aglarda-isverenle-calisan-karsi-karsiya/</guid>
<description><![CDATA[İnternetteki sanal topluluk ağlarının sayısı günden güne artarken, ofis çalışanlarının bu ortamdaki ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1234" style="margin:3px;" title="Sosyal ağlarda işverenle çalışan karşı karşıya" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/sosyal-aglarda-isverenle-calisan-karsi-karsiya.jpg" alt="Sosyal ağlarda işverenle çalışan karşı karşıya" width="298" height="179" />İnternetteki sanal topluluk ağlarının sayısı günden güne artarken, ofis çalışanlarının bu ortamdaki etkinlikleri kurum yöneticileriyle çalışanları karşı karşıya getirmeye başladı.</p>
<p>ABD’de yapılan araştırmaya göre işveren ve üst düzey yöneticilerin çoğunluğu çalışanlarının sosyal paylaşım sitelerindeki faaliyetlerini ‘kurumsal itibara zarar verici” olarak nitelendirirken, çalışanlar sanal da olsa sosyal paylaşım faaliyetlerine yöneticilerin karışmaması gerektiği kanısında.<!--more--></p>
<p>Deloitte Danışmanlık tarafından ABD’de 2000 çalışan ve 500 üst düzeyli yöneticinin katılımıyla yapılan “Sosyal Ağlar ve Kurumsal İtibar Riski”başlıklı araştırmada, Facebook, Twitter ve Youtube gibi sanal topluluk sitelerinin kurumsal itibara zarar verip vermediği yolundaki soruya çalışanların yüzde 74’ü “kesinlikle” veya “katılıyorum” yanıtını verdi. Buna karşılık çalışanların yüzde 53’ü, sanal topluluk siteleriyle ilgilenmenin işverenin işi olmadığını belirtti.</p>
<p>Çalışma bu konuda yöneticiler ve çalışanlar arasında ciddi bir görüş ayrılığının bulunduğunu ortaya çıkarıyor. Araştırma hakkında bilgi veren Deloitte Türkiye Etik Lideri ve Ortak Sibel Türker şunları söyledi:</p>
<p>“Bireylerin kendi bilgi ve düşüncelerini diğer kişilerle paylaşmalarını, birbirleriyle iletişim kurmalarını ve çeşitli fikirlerin yaygınlaşmasını sağlayan sanal topluluk ağları sürekli gelişme gösteriyor. Günümüz dünyasında yaşanan bu güçlü olguyla birlikte bireylerin özel yaşamı ve kurumsal kimlikleri arasındaki ince çizgiler de giderek silinmeye başlıyor. Bireylerin online ortamda iletişim hakkı olmasına karşılık, bu ortamlardaki iletişim kurumların ve markaların itibarını etkileyebilecek olumsuz sonuçlara da yol açabiliyor. Kurumsal itibar etrafındaki kaygılar tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yöneticileri yakından ilgilendiriyor”.</p>
<p>Kurumlar, çalışanların kendisini rahatça ifade edebildikleri bu sitelerde kurumsal itibarına zarar veren durumlara karşı zaman zaman mücadele vermek zorunda kalabiliyor. Belli başlı küresel markalarla ilgili yapılan haberlerin önemli bir kısmı ise online ortamda gerçekleşen tartışma, öneri ve eleştirilerden ciddi ölçüde etkileniyor.</p>
<p>SADECE YÜZDE 15’İ HAZIR<br />
Deloitte araştırmasına yanıt veren üst düzey yöneticilerin yüzde 15’i yönetimin sanal topluluk ortamlarındaki itibar risklerine karşı hazırlıklı olduğunu ifade ederken, yüzde 58’i ise yönetimin bu konunun farkında olduğunu ve önlemleri tartıştığını söyledi. Buna karşılık görüşülenlerin sadece yüzde 17’si bu konuda bir programa sahip olduklarını vurguluyor.</p>
<p>Yöneticilere sanal ortamdaki risklere karşı şirketin ne tür önlemler aldığı sorulduğunda, yüzde 27’si “yönetici ekibimiz sanal topluluklarla ilgili kurumsal riski azaltma konusunda düzenli olarak tartışıyor”, yüzde 22’si “şirket çalışanlarının sanal topluluk araçlarını ne şekilde kullanacağını tanımlayan resmi kurallar var”; yüzde 22’si “kıdemli yönetici ekibimiz şirket genelinde sanal topluluk ağlarının nasıl kullanılacağını açıkladı”, yüzde 17’si ise “Şirketimin sanal topluluk ağlarıyla ilişkili riskleri izlemek ve azaltmak için geliştirdiği özel bir programı bulunuyor” yanıtını verdi.</p>
<p>ÇALIŞANLARLA YÖNETİCİLER KARŞI KARŞIYA<br />
Yöneticilerin yüzde 60’ı sanal sosyal topluluk ağı ortamına katılanların kendilerini nasıl tanımladıklarını şirketin “bilme hakkı” bulunduğunu savundu. Çalışanların yüzde 53’ü ise sanal topluluk siteleriyle ilgilenmenin işverenin “işi” olmadığı görüşünde.</p>
<p>Bununla birlikte, çalışanların yüzde 61’i, işveren sanal topluluk ağlarını izlemeye karar verirse kendilerinin bu konudaki yaklaşımlarını değiştirmeyeceğini, zira sanal topluluk ağlarında bulunmanın çok özel bir durum olmadığını ve dahası sanal ortamdaki profillerini istedikleri gibi düzenleme esnekliği olduğunu söylüyor.</p>
<p>İş sahipleri ve yöneticiler, yeni gelişen ortamda nasıl bir tutum izlemeli? Araştırma bunun kolay bir yanıtının olmadığını ortaya koyuyor. Belli kurallar ve politikalarla bu alandaki riskleri aşmak kolay görünmüyor. Deloitte’un çalışması son derece iyi tanımlanmış şirket kurallarının bile, katılımcıların yaklaşık yüzde 50’sinin sanal alemdeki tutumlarında herhangi bir değişiklik yaratmayacağını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu nedenle, sosyal topluluklara katılım konusunda kurum içinde sıkı kural ve politikalar oluşturulurken, şirketin iş kültürüne ve değerlerine özellikle vurgu yaparak, bunları hatırlatmak çalışanların işbirliğini sağlamak açısından önem taşıyor.
</p>
<p style="text-align:justify;">NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Uzayda da büyük balık küçüğünü yutuyor]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/uzayda-da-buyuk-balik-kucugunu-yutuyor/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 21:05:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/uzayda-da-buyuk-balik-kucugunu-yutuyor/</guid>
<description><![CDATA[Andromeda galaksisi tarafından soğrulan veya parçalanan cüce galaksi kalıntıları, galaksilerin ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignnone size-medium wp-image-1231" title="uzayda büyük balık küçük balığı yutuyor" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/uzayda-buyuk-balik-kucuk-baligi-yutuyor.jpg?w=300" alt="uzayda büyük balık küçük balığı yutuyor" width="300" height="159" /></p>
<p style="text-align:justify;">Andromeda galaksisi tarafından soğrulan veya parçalanan cüce galaksi kalıntıları, galaksilerin &#8220;yamyamlıkla&#8221; genişledikleri modelini doğruluyor.</p>
<p>Kanada Victoria&#8217;daki Herzberg Astrofizik Enstitüsünden Alan McConnachie ve meslektaşları M31 kod adlı Andromeda galaksisinin merkezkaç etkisi yüzünden tahrip olan cüce galaksilerden geriye kalan yıldız ve gök cisimleri tespit etti.<!--more--></p>
<p>Nature dergisinde yer alan habere göre Andromeda&#8217;nın ortasındaki diskin çevresinde yer alan yoğun bölgede, ortaya çıkmaları için yeterince gaz yoğunluğu bulunmamasından ötürü tam oluşmamış yıldızlar keşfedildi.</p>
<p>Üçgen adlı galaksinin de M31 ile son karşılaşmalarının kanıtlarını taşıyan bol yıldızlı bir kuşak ile çevrili olduğu ve milyonlarca yıldızın Üçgen&#8217;in dışına püskürtülmüş halde bulunduğu belirtiliyor. Astronomlar, bu &#8220;karşılaşmanın&#8221; 2 milyar yıldıza sahip Üçgen&#8217;in 100 milyar yıldızı bulunan dev komşusu Andromeda&#8217;ya &#8220;sadece&#8221; 130 bin ışık yılı yaklaşmasıyla birkaç milyar yıl önce meydana geldiğini tahmin ediyor.</p>
<p>Gökbilimcilere göre, bu geçiş sırasında Andromeda&#8217;nın diskinin de karışması Üçgen&#8217;in devasa komşusunu beslediğini gösteriyor. Bu durumun, daha küçük galaksilerin galaksilere katılımıyla, &#8220;galaksilerin hiyerarşik oluşum modeli&#8221; ilkesini doğruladı savunuluyor.</p>
<p>Uluslararası astronom ekibi, Andromeda&#8217;nın Samanyolu&#8217;nun 2,5 milyon ışık yılı (1 ışık yılı: 9 bin 500 milyar km) uzağında bulunan &#8220;banliyösünü&#8221; gözlemlemek için Kanada-Fransa ortaklığındaki Hawai teleskobunu kullandılar.
</p>
<p style="text-align:justify;">NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Alzheimer ve Parkinson önceden tespit edilecek]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/02/alzheimer-ve-parkinson-onceden-tespit-edilecek/</link>
<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 08:06:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/02/alzheimer-ve-parkinson-onceden-tespit-edilecek/</guid>
<description><![CDATA[Bir Amerikan ilaç şirketi, Alzheimer ve Parkinson’u ortaya çıkmadan yaklaşık 6 yıl önce tespit edebi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bir Amerikan ilaç şirketi, Alzheimer ve Parkinson’u ortaya çıkmadan yaklaşık 6 yıl önce tespit edebilen bir test geliştirdiğini duyurdu.</p>
<p>ABD’de bir ilaç firması, Alzheimer ve Parkinson’u hastalık ortaya çıkmadan yaklaşık 6 yıl önce tespit edebilen bir test geliştirdiklerini açıkladı. Sözkonusu test, kandaki beyin rahatsızlıklarının riskini artıran bazı proteinlerin izlerini araştırıyor ve yüzde 90 doğruluk payıyla sonuç veriyor.</p>
<p>Uzmanlar bu sayede hastaların erkenden tedbir almaya yöneltilebileceğini söylüyor.</p>
<p>Test, yaz aylarında ABD’de piyasada olacak.</p>
<p><a href="http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=0&#38;cbVideo=4301&#38;cbQuality=1" target="_blank">Video haber</a></p>
<p>NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Lazer teknolojisiyle ameliyat nasıl yapılır, tedavi kalıcı mıdır ?]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/02/lazer-teknolojisiyle-ameliyat-nasil-yapilir-tedavi-kalici-midir/</link>
<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 08:05:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/02/lazer-teknolojisiyle-ameliyat-nasil-yapilir-tedavi-kalici-midir/</guid>
<description><![CDATA[Ameliyat nasıl yapılır, tedavi kalıcı mıdır gibi konular hala insanları düşündüren sorular arasında…]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://www.ntvmsnbc.com/news/282824.jpg" align="left" width="300" height="400" hspace="6" />Ameliyat nasıl yapılır, tedavi kalıcı mıdır gibi konular hala insanları düşündüren sorular arasında…</p>
<p>Göz kusurlarının tedavisinde, ağrısız, kısa sürede gözlük ve lensten kurtulmanın yolu olan lazer teknolojisi her geçen gün gelişiyor. Öyle ki 16 yıl önce tanıştığımız lazer cerrahisi sayesinde dünyada milyonlarca insan gözlüklerinden kurtuldu. Ancak tıp dünyasında yerini alan kolay ve bir o kadar da ciddi bir operasyon olan lazer cerrahisi ilgili hastalardan gelen sorular yıllardır hiç değişmedi.</p>
<p>Lazer operasyonu Miyop-hipermetrop-astigmat gibi kırma kusurları olan birçok hastaya uzun yıllardır büyük rahatlıklar getiriyor. 1990’lı yıllardan beri alınan başarılı sonuçlar ile Avrupa’nın lazer cerrahi merkezi haline gelen Türkiye’de, her geçen gün gelişen lazer teknikleri göz hastalıklarının tedavisinde yoğun olarak kullanılıyor. Göz kusuru olan birçok kişi, sosyal hayatların kısıtlayacak gözlük ve kontakt lens kullanımından kurtulmak için bu yöntemi tercih ediyor.<!--more--></p>
<p>Şimdiye kadar 50 binden fazla göze lazer ameliyatı uygulayan Acıbadem Göz Hastanesi Medikal Direktörü Doç. Dr. Bozkurt Şener lazer ameliyatlarının yaygın ve benimsenmiş bir tedavi olmasına rağmen hala kafalarda sorular oluşturduğunu vurguluyor. Lasik, lasek, Femtosecond lazer(keratom denilen bıçak sistemi kullanılmadan) gibi birçok çeşidi olan lazer tekniklerinin yıllar içinde oldukça basit ve kolay operasyonlar gibi gösterilmesine rağmen son derece ciddi ameliyatlar olduğunu da belirten Şener, “Bu yaygın tedavi yönteminin gerektirdikleri, sonuçları ve uygulanma yöntemi birçok kişi tarafından biliniyor. Ancak bazı hastalar bu operasyonlardan hala tedirgin oluyor. Bence de birçok merkez tarafından basit bir teknik olarak gösterilmesine rağmen lazer bir ameliyattır. Ve o yüzden hastaların bu tekniği uygulamadan önce kafalarındaki her türlü sorunun cevaplarını almaları gerekir. Yıllardır yurt dışında da lazer ameliyatları yapıyorum ve oradaki hastalar ameliyata girmeden bütün detayı ile her şeyi biliyor. Oysa Türkiye’de 16 yıldır bu teknik uygulanmasına rağmen ameliyat olan hastalar dahi soruların birçoğunun cevabını bilmiyor. Önemli olan bu operasyona karar vermiş olan kişilerin bu soruları cevaplarını da bilerek bize başvurmaları” şeklinde konuştu.</p>
<p>16 YILDIR DEĞİŞMEYEN SORULAR<br />
Göze lazer operasyonu ile ilgili en sık karşılaştıkları soruların operasyonun süresi, uygulama şekli ve kalıcı olup olmadığı gibi konular olduğunu belirten Şener, ileri teknoloji ile ameliyat olunmasına rağmen yine de tıp bilimi olarak gözün iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, konuyla ilgili merak edilen soruları yanıtladı;</p>
<p>Lazer ameliyatı nasıl yapılır?<br />
Operasyon öncesi lokal veya genel anestezi verilmez, gözler iğne ile değil damla ile uyuşturulur. İki göz için operasyon süre uygulanan yönteme göre 5 ile 10 dakika arasında değişir. Operasyon boyunca hasta ağrı, acı duymaz ancak gözüne dokunulduğunu hisseder. Operasyon sonrası hasta taburcu edilir. Hastanede yatması gerekmez.</p>
<p>Kimler lazer tedavisi olabilir?<br />
18 yaşından tercihen 21 yaşından büyük, gözlerinde miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusuru olan ancak yapılacak muayene ve tetkikler sonucu doktorun uygun gördüğü kişiler bu tedaviyi olabilir.</p>
<p>Kimlere lazer uygulanmıyor?<br />
Lazer tekniği uygulanması düşünülen kişinin korneası inceyse, gözyaşı aşırı kuruysa, gözün arka tarafında diyabete ya da başka bir nedene ait kontrol edilemez bir retina problemi varsa, kontrol edilemeyen bir romatizmal hastalık, diyabet gibi bir takım hormonal hastalıklar söz konusuysa ya da hasta hamilelik döneminde ise lazer tekniği uygulanmaz.</p>
<p>Operasyon sonrası neler yapılabilir?<br />
24 saat sonra işinizin başına dönebilir, kontrol sonrası herhangi bir komplikasyon yoksa duş alabilirsiniz. Ertesi gün yapılacak kontrolden sonra araba kullanabilir, makyaj yapabilirsiniz. 1 hafta sonra yüzebilir ve 3 hafta sonra da dalabilirsiniz.</p>
<p>Lazer de başarı şansı nedir?<br />
Gözlüğü ve kontakt lensi atma olarak adlandırılan lazer ameliyatlarında sınırlar değişiyor. Teorik olarak sınırlar 13-14 dereceye kadar miyoplar. 6-7-8 dereceye kadar da hipermetrop ve astigmatlar. Ama pratikte böyle uygulamıyoruz. 8-9 derecenin üzerinde miyoplara, 5-6 derecenin üzerindeki hipermetroplara pek lazer tavsiye etmiyorum.</p>
<p>Geri dönüşüm var mı? Birkaç yıl sonra göz eski numarasına döner mi?<br />
Eski dereceye gelmez ama ilk 3 ayın sonunda 1 yıla kadar olan süre içinde numaranın yüzde 10’u ile yüzde 30’u geri kazanılabilir tekrar. Bunun tabi ki sebepleri arasında yüksek numarayı yapmak, uygun olmayan göze yapmak gibi etkenler var. Ama çok doğru seçilmiş bir gözde beklenilenin dışında bir geri geliş çok nadir rastlanan bir durumdur.</p>
<p>Operasyon ne kadar sürüyor ve ameliyat sonrası ağrı oluyor mu?<br />
Hastanın odaya girip çıkması 9-10 dakika kadar sürüyor. Ameliyat sonrası 2-3 saat süren hafif batma ve sulanma şikâyeti olabilir. Hasta gözünü 2-3 saat kapatıp istirahat ederse bu sürenin sonunda artık rahatsızlık duymaz.</p>
<p>LAZER GERÇEKLERİ<br />
* Kontakt lens kullanıcıları muayeneye gelmeden önce, yumuşak kontakt lens ise en az 2-7 gün, sert ve yarı sert kontakt lens ise en az 2-3 hafta önceden lens kullanmayı bırakmalıdır.<br />
* Lazer tedavisi olmak, gözde ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek herhangi bir hastalığın örneğin katarakt tedavisine engel teşkil etmez.<br />
* Gözde kayma problemi varsa, kontakt lens veya gözlük takıldıktan sonra tedavi ile kayma da düzelebilir.<br />
* Lazer tedavisi göz tembelliğini tedavi etmez.</p>
<p>NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yapay diş kökü tedavisi]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/02/yapay-dis-koku-tedavisi/</link>
<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 08:03:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/02/yapay-dis-koku-tedavisi/</guid>
<description><![CDATA[İmplant olarak tanımlanan yapay diş kökü tedavisinde fiyatların gerilemesiyle hastaların, bu tedavi ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://www.ntvmsnbc.com/news/282816.jpg" align="left" width="300" height="225" hspace="6" />İmplant olarak tanımlanan yapay diş kökü tedavisinde fiyatların gerilemesiyle hastaların, bu tedavi yöntemine olan ilgisinin arttığı belirtildi.</p>
<p>Teras Dental Diş Kliniği hekimlerinden Şenol Alkan, eksik olan dişlerin fonksiyon ve estetiğini tekrar sağlamak amacıyla protez dişlere dayanak sağlaması için çene kemiğine yerleştirilen implantların, diğer tedavi yöntemlerine göre önemli üstünlükleri bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Doğal dişlerin en yakın alternatifi olarak gösterilen implant tedavisinin, diğer tedavilere göre özellikle hasta konforu ve sağlamlık açısından çok daha avantajlı olduğunu belirten Alkan, dişlerinin tamamını kaybeden ve protez taşıyan hastaların sürekli ağrıdan ve iyi çiğneyememekten şikayetçi olduğunu, tat alma duygusunun azalması ya da mide bulantısı gibi şikayetlerin de oluşabildiğini belirtti.<!--more--></p>
<p>Tek veya birkaç dişini kaybeden hastalara uygulanan köprü tedavisinde ise kaybolan dişin ön ve arkasındaki dişlerin de kesilmesi nedeniyle riskler oluştuğunu kaydeden Alkan, implant tedavisinin tüm bu risk ve şikayetleri ortadan kaldırabildiğini bildirdi.</p>
<p>Dünyada genelinde köprü tedavisi uygulamalarında başarı oranı ortalama yüzde 65-70’lerde kalırken implant tedavisinde yüzde 98 olarak saptandığını ifade eden Alkan, implantın ömrünün sağlıklı bir uygulama ve doğru bakım yöntemiyle sınırsız olabildiğini ifade etti.<br />
Tüm avantajlı özelliklerine rağmen özel bir ürün olan implantın geçmişte sadece ithalatla temin edilmesi nedeniyle fiyatlarının oldukça pahalı olduğunu ifade eden Alkan, yerli üretimin başlamasıyla fiyatların da gerilediğini söyledi. Alkan, fiyatların düşmesiyle artık daha çok hastanın bu yöntemi tercih ettiğini dile getirdi.</p>
<p>İmplant tedavisi konusunda bilgi seviyesinin hızla arttığını vurgulayan Alkan, şunları söyledi:<br />
“1-2 yıl öncesine kadar bu tedaviyi çok fazla meslektaşımız uygulamadığı için hastalardan ‘vücut implantı reddederse’ gibi sorularla karşılaşabiliyorduk. Ancak uygulayan hekim sayısı arttıkça hastalar da bilinçlendi. İnsanlar çevrelerinden ya da internetten aldıkları bilgilerle bize geliyor.<br />
Tek dişini kaybetmiş bir hastaya eskiden üç üyeli köprü tedavisi uygulayabiliyorduk. Kaybedilmiş dişin önü ve arkasındaki dişler kesilerek küçültülüyor, yapılan köprü üzerine de protez yerleştiriliyordu. Bunun bedeli bugün kullanılan malzemeye göre 750 ile bin 500 YTL arası değişiyor.<br />
İmplantı ise daha önce ithalatçı firmalardan ortalama bin YTL’ye alıyor ve 1500 YTL’ye uygulama yapabiliyorduk. Ancak geçen yıl Türkiye’de de üretimin başlamasıyla bunu 750 YTL’ye temin ederek proteziyle birlikte tek diş kaybına ortalama bin YTL’ye uygulayabiliyoruz. Değişik tedavilerde aradaki fiyat farkı yüzde 20’ye kadar gerilemiş durumda.”</p>
<p>FİYAT AVANTAJI VE SAĞLIK TURİZMİ<br />
Alkan, yurt dışından gelen hasta sayısının hızla arttığına dikkati çekti. Türkiye’de Avrupa standartlarında tedavi yapılması ve fiyatların bu ülkelere göre çok düşük olmasının avantaj yarattığına işaret eden Alkan, halen tüm Avrupa ülkelerinden hastaları bulunduğunu ifade etti.</p>
<p>Danimarka’dan gelen bir hastanın ülkesinde diş tedavisine ödeyeceği ücretin, Türkiye’de tedavi ve tatilini yaptırdıktan sonra ödeyeceği ücretten daha fazla olduğunu söyleyen Alkan, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
“Kuşadası, Çeşme gibi turistik bölgelerde yer alan kliniklere yıllık ortalama 100’ün üzerinde yabancı hasta talebi oluyor. Artık diş hekimleri kliniklerinde bir yabancı departmanı oluşturuyor ve internet siteleri aracılığıyla bağlantı sağlamayı başarıyorlar. Bunu, özellikle Macaristan çok iyi yapıyor. Çok profesyonel, konaklama ve barınma ihtiyaçlarını da dahil ederek tedavi programları yapılıyor. Türkiye’de de benzeri merkezler açılmaya başladı. Özellikle termal tedavi merkezleri bu konuda büyük avantaj. Çünkü buraya gelen kişiler en az 15 gün kalıyor. Bu süre de ortalama bir diş tedavisi için yeterli olabiliyor” dedi.</p>
<p>Alkan, implant tedavisinde ise yerli üretimin fiyat avantajı getirmesiyle birlikte bu tedaviyi uygulamak için de özellikle Avrupa ülkelerinden çok sayıda hastanın geldiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>NTV</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Robotlar ve insanlar]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/01/robotlar-ve-insanlar/</link>
<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 23:46:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/01/robotlar-ve-insanlar/</guid>
<description><![CDATA[Yasalar, teknolojiye yetişebilir mi? Robotlar söz konusu olduğunda ne şekilde uygulanabilir? Bilimku]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignnone size-medium wp-image-1219" title="i-robot-10 robotlar ve insanlar" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/i-robot-10-robotlar-ve-insanlar.jpg?w=300" alt="i-robot-10 robotlar ve insanlar" width="300" height="166" /></p>
<p style="text-align:justify;">Yasalar, teknolojiye yetişebilir mi? Robotlar söz konusu olduğunda ne şekilde uygulanabilir?</p>
<p>Bilimkurgu edebiyatının en kült isimlerinden olan Isaac Asimov&#8217;un, meşhur &#8220;robot kanunları&#8221;nı duymayanımız kalmamıştır herhalde. Biz yine de 92 yılında kaybettiğimiz bu büyük dehanın, ilk kez ölümünden 50 yıl önce yazdığı kısa bir öyküde yer verdiği bu kanunları kısaca bir hatırlayalım:<br />
1. Bir robot, bir insana zarar veremez. Ya da hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz.<!--more--><br />
2. Bir robot, insanların verdikleri emirlere uymak zorundadır. Ancak bu tür emirler birinci yasayla çeliştiği zaman durum değişir.<br />
3. Bir robot, birinci ve ikinci yasayla çelişmediği sürece varlığını korumak zorundadır.</p>
<p>İyi ama, zaman içerisinde yeterli olmadıkları gerekçesiyle üstadın bir madde daha eklemek zorunda kaldığı bu kanunları neden hatırlatma gereği duyduk? Onu da şimdi söylüyoruz: İngiliz &#8220;The Royal Academy of Engineering&#8221; (Kraliyet Mühendislik Akademisi) tarafından, bu ay yayınlanan &#8220;Otonom Sistemlere Dair: Sosyal, Hukuki ve Etik Mevzuat&#8221; adlı rapor; tıp, ulaşım, savunma, sistem mühendisliği, sivil toplum, bilgisayar ve finans gibi farklı alanlardan temsilcilerin bir araya geldiği bir toplantı sonucunda oluşturulmuş. Toplantının konusu da, özetle: Robotlar ve hukuk!</p>
<p>Burada &#8220;Otonom sistemler&#8221;den bahsederken, internet terminolojisinde &#8220;AS&#8221; olarak da ifade edilen ve &#8220;bir ağ grubunun tek bir sistem olarak yönetilmesi&#8221; olarak kabaca özetleyebileceğimiz protokoller bütünüyle bir anlam ayrımına gittiğimizi belirtmekte de fayda var.</p>
<p>&#8220;Otomatik&#8221; kavramının bir aşama üstünü ifade eden &#8220;Otonom&#8221;; &#8220;uyum sağlama&#8221;, &#8220;öğrenme&#8221; ve &#8220;karar verme&#8221; özelliklerine sahip, bağımsız sistemleri nitelemek için kullanılıyor. Tam otonom sistemlerde, işlevin -veya hatanın- kaynağını bir kaç yerde birden bulmak mümkün.</p>
<p>Evet, söz konusu bu karmaşık sistemler olduğunda bile insan faktörü, hala bir yerlerde gizli; ancak bir aksaklık sonucu meydana gelebilecek bir yaralanma veya ölüm durumunda, kanuni sorumluluk kime ait olacak: Tasarımcı mı? Üretici mi? Programcı mı, yoksa kullanıcı mı? İşte söz konusu raporda, bu temel sorunun yanı sıra, otonom sistem standartlarına ilişkin sertifikasyonun ve hukuki sorumlulukların belirlenmesi ile ilgili bir dizi soruya cevap aranıyor.</p>
<p>Otonom sistemler daha şimdiden hayatımıza önemli ölçüde girmiş durumda. Ulaşımdan bankacılığa, tarımdan maden aramaya ve savunma sanayine kadar geniş bir uygulama alanı, halihazırda mevcut. Peki ya bunlardan doğabilecek ciddi aksaklıklara ilişkin yasal düzenlemeler? Konunun vahametini kavramak için son yıllarda meydana gelen uçak kazalarıyla ilgili davalara bakmak yeterli.</p>
<p>Henüz bilişim hukukunda bir arpa boyu yol gidilmiş ülkemizde, yapay zeka ve kanun ilişkisini tartışmak için biraz erken gibi görünebilir, ancak bir gün antibiyotiğinizin saatini aksattığınız için &#8220;ev&#8221;iniz sizi polise verirse, siz kimi-kime şikayet edeceksiniz?
</p>
<p style="text-align:justify;">Hürriyet</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Buharın Gücü]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/01/buharin-gucu/</link>
<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 23:38:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/01/buharin-gucu/</guid>
<description><![CDATA[Buharlı otoların geçmişte kaldığını düşünüyor olabilirsiniz ama onlar bugün bile hız rekoru kırıyor.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;">Buharlı otoların geçmişte kaldığını düşünüyor olabilirsiniz ama onlar bugün bile hız rekoru kırıyor.<img class="alignright size-full wp-image-1213" style="margin:3px;" title="buharli otomobil hız rekoru" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/buharli-otomobil-hiz-rekoru.jpg" alt="buharli otomobil hız rekoru" width="200" height="200" /></p>
<p>Buharlı otomobiller son yıllarda giderek daha çok kişinin ilgisini çekmeye başladılar. Bunun sonucu olarak da daha dayanıklı ve daha hızlı araçlar üretilmesi için çalışan insanların sayısı arttı. Bu ilginin bir sonucu olarak da İngiltere&#8217;de British Steam Car (BSC) adlı bir grup kendi araçlarını üretti ve şimdi de buharlı otomobiller sınıfının hız rekorunu kırmayı başardı.</p>
<p>Hız rekoru denemesi normal şartlarda geçtiğimiz hafta gerçekleşecekti. Fakat deneme öncesi yapılan test sürüşlerinin ikincisinde ortaya çıkan teknik bir aksaklık, denemenin ertelenmesine yol açmıştı. Ve beklenen deneme nihayet gerçekleşti. Buharlı otomobil, İngiliz pilotu Charles Burnett III ile birlikte saatte tam 225 kilometre hıza ulaşarak, 1906 yılından beri kırılamayan hız rekorunu tarihe gömmeyi başardı. Eski rekor, saatte 205 kilometreydi.<!--more--></p>
<p>Bu rekora rağmen BRC durmak niyetinde değil. Yaptıkları açıklamada asıl hedefin saatte 280 km olduğu ve bu hedefe ulaşmak için çalışmaya devam edeceklerini söylüyorlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Hürriyet</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cepte mobil reklam dönemi]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/01/cepte-mobil-reklam-donemi/</link>
<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 23:27:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/01/cepte-mobil-reklam-donemi/</guid>
<description><![CDATA[Cep telefonlarına yüklenecek kısa bir yazılımla ekrana mobil reklam gelecek ve kullanıcılar da bu iş]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1209" style="margin:2px;" title="cepte mobil reklam dönemi" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/cepte-mobil-reklam-donemi.jpg" alt="cepte mobil reklam dönemi" width="200" height="200" />Cep telefonlarına yüklenecek kısa bir yazılımla ekrana mobil reklam gelecek ve kullanıcılar da bu işten karlı çıkacak.</p>
<p>Görüşmenin ardından telefonun ekranında gelecek reklamlardan ilgisini çekmeyeni kapatabilecek olan  kullanıcılar, beğendiği reklamın hedef linkini “tık”layabilecek. Kullanıcılar,  reklamları takip durumlarına göre ödüllendirilebilecek.</p>
<p>MyScreen tarafından geliştirilen  uygulama, özellikle “akıllı cep telefonu” olarak da adlandırılan, Windows  Mobile, Symbian, Palm ve RIM yazılımı yüklü “Smartphone” türü cep telefonları  üzerinde çalışıyor.<!--more--></p>
<p>SİSTEM, BİR SMS İLE KURULUYOR</p>
<p>Kullanıcıya gönderilen bir SMS ile uygulama cep telefonuna  yüklenebiliyor. Kullanıcı bu yazılıma ilgi duyduğu alanları işaretliyor ve daha  sonra uygulama o alana yönelik reklam görüntülerini konuşma bittikten sonra  ekrana yansıtıyor.</p>
<p>Reklam, kullanıcının ilgisini çekerse üzerinde bulunan linke  “tıklanarak” ilgili ürünün internet sitesine de ulaşılabiliyor. Buradan  alışveriş yapıldığı takdirde de kullanıcıya çeşitli promosyon hediyeler  veriliyor. Bu hediyeler yakın bir gelecekte nakit paraya dönüştürülebilecek ve kredi  kartına yatırılabilecek ya da hayır işleri için bağış olarak da  kullanılabilecek.</p>
<p>Yurt dışında kullanılan uygulama, Türkiye&#8217;de de Turkcell tarafından,  belirli bir kullanıcı kitlesiyle test ediliyor.
</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/12390511.asp?gid=234" target="_blank">Hürriyet</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kredi kartı gibi ama...]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/01/kredi-karti-gibi-ama/</link>
<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 23:21:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/01/kredi-karti-gibi-ama/</guid>
<description><![CDATA[Freecom&#8217;un USB belleği hem ebatları hem de depolama alanı ile sizi çok şaşırtacak. BT-üreticis]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1205" title="kredi kartı gibi usb bellek" src="http://aliaksoy.wordpress.com/files/2009/09/kredi-karti-gibi-usb-bellek.jpg" alt="kredi kartı gibi usb bellek" width="200" height="200" /></p>
<p style="text-align:justify;">Freecom&#8217;un USB belleği hem ebatları hem de depolama alanı ile sizi çok şaşırtacak.</p>
<p>BT-üreticisi Freecom &#8220;USB Memory&#8221; ile kredi kartı büyüklüğünde bir veri depolama birimi tanıttı. USB bellek 160 GB&#8217;a kadar veri saklayabiliyor.</p>
<p>USB Memory 80 gram ağırlığında ve 8,5 x 5,8 cm ebatlarında. Bu büyüklükteki cihaza 32.000 MP3 dosyası, 110.000 dijital fotoğraf, 160 DivX film veya 36 komple DVD sığıyor. Veriler USB 2.0 arabirimi üzerinden cihaza aktarılıyor.</p>
<p>Ekstra bir adaptöre ihtiyaç duyulmuyor. Harici bellek USB girişinden gelen elektrik ile besleniyor. Ayrıca Freecom&#8217;a göre cihazda fan olmadığı için tamamen sessiz çalışıyor.</p>
<p><a href="http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/12381720.asp?gid=234" target="_blank">Hürriyet</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
