<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>cerrahiyye &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/cerrahiyye/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "cerrahiyye"</description>
	<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 04:59:42 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[İBRAHİM FAHRETTİN EFENDİ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/13/ibrahim-fahrettin-efendi/</link>
<pubDate>Wed, 13 Jun 2007 16:11:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/13/ibrahim-fahrettin-efendi/</guid>
<description><![CDATA[&nbsp; İbrahim Fahreddin Efendi 1886 Eylul&#8217;unde dergahta dunyaya gelen Fahreddin Efendi,bir ta]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="margin:0;">&#160;</p>
<h2 align="center"><font size="5"><strong><!--begin page_title--> İbrahim Fahreddin Efendi<!--end page_title--></strong></font></h2>
<hr size="1" /><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><br />
</font></font></p>
<h3><!--begin heading_1--><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"> <!--end heading_1--></font></font></h3>
<p><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><!--begin text_1--> <font color="black" face="times new roman"><strong><br />
<span style="color:#000099;">1886 Eylul&#8217;unde dergahta dunyaya gelen Fahreddin Efendi,</span><br /><span style="color:#000099;">bir taraftan devrin gerektirdigi zahiri ilimleri tahsil ederken,</span><br /><span style="color:#000099;">bir taraftan da, babasi Mehmed Riza Efendi&#8217;den tarikat terbiyesi alarak,</span><br /><span style="color:#000099;">once dergahin Kahve Nakibligine, sonra sirasiyla ceragciliga, dergah mutfaginin asci yamagligina,</span><br /><span style="color:#000099;">turbedarliga, asciliga, Uskup Kocane Dergahi Seyh Vekilligine,</span><br /><span style="color:#000099;">Uskudar Arakiyeci Haci Mehmed Mescidi bunyesindeki Mehmed Arif Dede Dergahi</span><br /><span style="color:#000099;">Seyhligine yukselmis, bilahare de babasi daribeka edince, onun yerine postnisin olmustur.</span></strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
1912&#8242;lerde posta oturan, mesrutiyetin son, cumhuriyetin ilk yillarinin korkunc yikimlari icinde dergahi ayakta tutmak icin buyuk gayretler sarfeden Ibrahim Fahreddin Efendi,<br />
dergahlarin devrana kapatildigi tarihlerde daha bir gayretlenerek, Nureddin Cerrahi Dergahini teslim etmemek icin kelle koltukta savasmistir..Tekkelerle birlikte turbeleri de kapatan kanun yururluge girince:</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
<em>Asumandir kubbesi hep ihtiran kandilleri,<br />
En ziya bahsa kandili gunesle mahdir!<br />
Kapatilmakla tekaya kaldirilmaz zikr-i Hak,<br />
Cumle mevcudat zakir butun kainat dergahtir!</em></strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
esprisi icinde hareket eden Ibrahim Fahreddin Efendi, dergahi devrim yobazlarina cignetmemek icin yigitce mucadele etmistir.</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
</strong></font></font></font></p>
<hr /><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
</strong></font></font></font><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong>Son Demleri(Sefer Efendi Anlatiyor)</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
Iste o son sene..Fahreddin Efendim seyh odasinda yatiyor.<br />
Bazen daraliyor, kalkiyor oturuyor yataga: Yahu ikindi gecti, gunes gurub ediyor, cabuk su getirin, abdest alayim, namaz kilayim! diyordu.Kendinde olmadigi halde boyle soyluyordu.</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
O son dem rahatsizliklarinda: Gidiyoruz artik, gidiyorum! dedigi zaman, Valide Sultan(HANIMI): Efendi, hep gidiyorum, diyorsun! Bizi kime birakiyorsun? diye sizlaninca: Bana bak kadin!.. (Kendi cocuklari yoktu) sana oyle evlatlar birakiyorum ki, bundan sonrasi sana raci!.. Kendi sulbumuzden gelseydi bu kadar hayirli olmazlardi!.. dedi.</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
Iste o aksam, Valide Sultan: Safer oglum, bu gece burada kal, gitme! dedi.</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
Gitmedik tabii, dergahta kaldik.Aralik ayi,1966.. Mevsimsiz karpuz getirmisler, bir parca beyaz peynirle biraz karpuz yedi.Yakinlarindan iki kadin vardi.Onlara tenbihatta bulundu: Sakin ha bagirip cagirmayin! Insanin cani bolunur!.. Ve beni yalniz birakmayin, Seytan bir yudum su icin insanin imanini alabilir!.. dedi.</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
Sonra o gece bir ara eli hareket etti.Kostum, bir sey soyleyecek sandim&#8230; Aaaaaa!.. Baktim ki hal donmus!.. Evvelce de vasiyeti var bana: Hal donunce, hemen evrad-i serife basla! Ben isi anlarim! demisti&#8230;</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
Kesik kesik nefes aliyor. Ben hemen evrad-i serife basladim! 10 euzu, 9 besmele, 100 istigfarla basliyor bizim evrad-i serifimiz fakat tamamini okuyamadim!..</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
Bir ara baktim, bir alay adam dolmus odaya. Halbuki iki tane kadin vardi sadece. Ondan sonra karyolayi ortaya cektik, halaka olduk etrafinda, tevhid ediyoruz: La ilahe illallah, La ilahe illallah, Men kale ahir kelamuhu La ilahe illallah, dahalel cenneh!.. Boyle goctu..</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
Ana ve babasi tarafindan seyyid olan Fahreddin Efendi&#8217;nin bir vasiyeti daha vardi bize: Ben gocunce Kerbela topragini koyun gozume! diye. Gozleri acikti goc ettigi zaman. Ne yaptimsa kapatamadim gozlerini.</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
Ertesi gun yuduk, kefenledik. Kerbela topragindan yapilma tableti gozlerinin ustune bizzat ben koydum. Tabuta koyduk, goturduk Fatih Camii&#8217;nde namazini kildik, getirdik. Kucagima aldim, kabrine koydum, sicacik. Halbuki meyyit soguk, kaskati olur ama Fahreddin Efendim sicacikti, yumusacikti. Koydum topraga, kendisi dondu kibleye!..</strong></font></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="3"><font face="arial, helvetica, sans-serif"><font face="times new roman"><strong><br />
Sonra, mubarek yuzunu son bir defa daha goreyim diye kefenini bas ucundan actim. O Kerbela tabletini kaldirayim da bir daha bakayim gozlerine diye ne kadar ugrastimsa, o elimle koydugum tableti bir turlu kaldiramadim! Ve gozlerinden sapir sapir kan geliyordu, o Kerbela tasinin altindan!.. Tabutu kan icindeydi. Hala lekesi var, tabutu duruyor turbede!..</p>
<p>kaynak: www.dergahs5.com<br />
</strong></font></font></font></p>
<hr /><!--end text_1--></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[EL-HAC EŞ-ŞEYH AŞKI MUZAFFER OZAK]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/13/el-hac-es-seyh-aski-muzaffer-ozak/</link>
<pubDate>Wed, 13 Jun 2007 16:08:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/13/el-hac-es-seyh-aski-muzaffer-ozak/</guid>
<description><![CDATA[&nbsp; Muzaffer Özak Hocaefendi Muzaffer Hoca, gençlik yıllarında Ayasofya Camiinde tefsir dersleri ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="margin:0;">        <a href="http://seyyahin.wordpress.com/files/2007/06/seyyahin_rhamuzafferozak.jpg" title="seyyahin_rhamuzafferozak.jpg"></p>
<p style="text-align:center;">&#160;</p>
<p style="text-align:center;"><img src="http://seyyahin.wordpress.com/files/2007/06/seyyahin_rhamuzafferozak.jpg" alt="seyyahin_rhamuzafferozak.jpg" /></p>
<p></a></p>
<p class="MsoNormal"><span><font size="4"><strong>                               <font size="5"> Muzaffer Özak Hocaefendi</font>  </strong> </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4"> Muzaffer Hoca, gençlik yıllarında Ayasofya Camiinde tefsir dersleri alırken çok güzel bir rüya görür. Peygamberimiz, Hz. Ali’nin tuttuğu bir devenin üzerindedir. Hz. Ali’nin diğer elinde ise meşhur kılıcı Zülfikar bulunmaktadır. Efendimiz ona sorar:  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">-Müslüman mısın?  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">-Evet.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">-İslam için başını verir misin?  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Muzaffer Efendi yine “evet” cevabını verir. Peygamberimiz başını kesmesi için Hz. Ali’ye talimat verir. Allah’ın Aslanı da, başını gövdesinden ayırır. Hazret korku içinde uyanır. Rüyayı Kur’an-ı Kerim hocasına anlatır. Hocası bu son derece önemli rüyayı yorumlar ve der ki: “Sen Hz. Ali efendimizin yoluna gireceksin ve bir tarikatın şeyhi olacaksın!”  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Gönül insanı ve aşk timsali Muzaffer Efendi’yi neseb itibariyle tanımak gerekirse; O 1916 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Hacı Mehmet Nuri Efendi, annesi ise Ayşe Hanımdır. Karagümrük’teki Cerrahî tekkesinin bitişiğinde bulunan bir evde dünyaya gelen Muzaffer Ozak’ın babası âlim bir kimseydi. 2. Abdülhamit devrinde huzur hocalığı yapmıştı.   </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Annesi Ayşe Hanım ise, Halvetî şeyhi Seyyid Hüseyin Efendinin büyük torunudur. Anne tarafından Evlad-ı Rasul’e bağlı olan Efendi hazretleri, altı aylıkken babasını kaybetti. Büyük abisinin de şehid düşmesi neticesinde aile fakir ve çaresiz bir hale düştü.   </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Beş altı yaşlarındayken babasının arkadaşı Seyyid Şeyh Abdurrahman Efendi’nin himayesine girerek Şeyh efendiden Kur’an dersleri aldı. Ortaokul yıllarında Abdurrahman Efendi’nin vefatı kendisini hayli sarsar. Kur’an eğitimini Fatih Camii Başimamı Mehmet Rasim Efendinin talebesi olarak tamamladı.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Hüsnü Efendi’den sekiz yıl fıkıh ve hadis dersleri aldı. Konumları gereği hem çalışıp hem okuyan Muzaffer Efendi müezzinlik ehliyetini aldıktan sonra Ali Yazıcı Camiinde göreve başladı. Muhtelif camilerde görev yaptıktan sonra Beyazıd Camii’ne tayin edildi. Değişik hocalardan ilahî ve meşk dersleri aldı. Hocası tarafından çok sevdiği Gülsüm Hanım’la evlenirler. Vezneciler Camii’ne imam olarak atanan Muzaffer Hoca bilahare yaklaşık 23 yıl Süleymaniye Camiinde fahri imamlık görevinde bulunur.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Askerliği yapmadan önce, Güzel Sanatlar Akademisi’nin ünlü hocalarından hat ve tezhip dersleri aldı yazmalar hakkında geniş bilgi sahibi oldu. Yirmi yıl süren birinci evliliğinden hiç çocuğu olmadı. İkinci evliliğinden bir kız bir de erkek evladı dünyaya geldi.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Ortadoğu ülkelerinin bir çoğuna defalarca gidip-gelen ve bu arada çok değişik zevatla tanışıp hayli istifade eden Muzaffer Ozak, en ziyade ilk şeyhi Sami Saruhaniyyül Uşşakî’den faydalanır. Nevşehirli Hacı Hayrullah ve Atıf Hoca’dan tefsir dersleri aldı. Bütün bu hocalardan aldığı bilgilerle İstanbul’da tam kırk iki camide otuz yıl vaaz etti.   </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">   </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">MUZAFFER EFENDİ AVRUPA’DA  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Hiç şüphesiz Muzaffer Ozak Hoca’nın en büyük özelliklerinden biri de dünyanın muhtelif ülkelerinde göze ve kulağa hoş gelen zikir meclisleri oluşturması.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Almanya Berlin’deki opera binasında yaptığı zikir meclisi, kendilerinin dışında bütün izleyicilerin de tevhid getirmesine sebep olur. Devran için ayağa kalktığında salondaki gayr-i müslimler de aynı şekilde hareket edip zikre katıldılar.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Kendisine: “Siz müslüman olduğunuz halde hiçbir fark gözetmeksizin hıristiyanları da meclisinize kabul ediyor, onların da zikretmelerine izin veriyorsunuz. Bunun sebebi ve hikmetini açıklar mısınız?” sorusuna şu karşılığı verdi:  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">-Ben fakir bir müslüman ve bir şeyhim. Allah diyen herkesi meclisime kabul eder; Allah derim ve Allah dedirtirim!”  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Bir çok gazete ve TV bu zikir ziyafetinden övgüyle bahsetmiştir. İstanbul’da çıkan Dünya gazetesi de Paris muhabirine dayanarak “Dervişlerimiz Avrupalıları büyüledi” başlığıyla okuyucularına duyurdu.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Türk Tasavvuf ve Tekke musikisinin göz kamaştıran ritmiyle ve ahengiyle Avrupalıları kendinden geçiren Hacı Muzaffer Efendi, dervişleriyle birlikte Fransa’dan New York’a gitti. Orada yaptığı zikirlerden sonra Amerikalıları kendilerine hayran bıraktılar.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Bilahare New York radyosunda bir programa konuk olarak çağrılır. Önce ezan daha sonra da Kur’an ve akabinden manasını vererek sürdürdüğü programını o kadar insan dinlemiş ki, özellikle Kanada ve ABD’nin diğer eyaletlerinden bir sürü insan Hoca Efendiyi görmeye gelmişler. Bu olayı kendisi şöyle anlatıyor: “Gözyaşlarımı tutamadım ve ağlamaya başladım. Nasıl ağlamasa idim ki, milyonlarca Amerikalı, radyoları başında bizi dinliyorlar ve tevhid etmemizi bekliyorlardı. Tevhid etmeye başladım ve benimle birlikte bütün Amerikalı aşıklar da tevhide iştirak ettiler&#8230;”  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Müridinin epeycesi Batıdan olan Hoca Efendi bir çok kimsenin ulaşamadığı kişilere el uzatmıştır.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">   </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">SAHAFLAR ŞEYHİ MUZAFFER HOCA  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Beyazıd Camiinin yanındaki sahaflar çarşısındaki kitap dükkanında bulunduğu sürece, birçok kimseyi etkileyen Muzaffer Ozak; bir gün dükkana gelen bir çocuk için ayağa kalkıyor, sevgiyle birlikte saygı da gösteriyor. Etrafındakilerin şaşkın bakışlarını görünce şunları söylüyor:  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">“Bu çocuk Osmanlı hanedanına mensuptur. Nasıl saygı göstermeyelim ki, bizler onların sayesinde bu topraklarda oturuyoruz.”   </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Bir akşam üstü de dükkana bir hanımefendi geliyor. “Sizde padişah fermanı var mı?” diye soruyor. Muzaffer Hoca birkaç ferman gösteriyor. Hanım fiyatını sorunca o zamanın parasıyla yüz lira diyor. Kadın, “Şimdi yanımda bu kadar para yok.” Cevabını verdikten sonra çıkıp gidiyor. Tam o sırada biri gelip, “Tanıdınız mı, bu bayan Neslişah Sultan’dı” şeklinde konuşuyor.   </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Neslişah Sultan birkaç gün sonra gelip parasını vererek fermanları almak ister. Muzaffer Hoca: “Aman efendim! Bunlar sizin dedelerinizin&#8230; ne diye para alalım” diyerek para almak istemez. Fakat Neslişah Sultan, indirimi dahi kabul etmeyerek, ilk defada söylenen yüz lirayı ödeyerek fermanları alır ve gidir.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Kendisini bizzat ziyaret edip duasını aldığımdan kendimi bahtiyar hissediyorum. İlk gördüğümde şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Fakat sohbetini dinledikçe merakım arttı. “Aşk Yolu Vuslat Tariki” isimli eserini armağan ederek başımı okşadı. İlim muhibbi genç bir talebe için bu ne güzel bahtiyarlık.   </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Cesur, hareketli ve atak bir müslümandı. Bunun en bariz örneği, Türkiye’nin mümtaz şahsiyeti Ali Fuat Başgil vefat ettiğinde hiçbir müslüman cenazesini taşımaya cesaret edemiyor. Polis ve jandarma alıp tenha bir yere defnetmeyi tasarlıyorlar. Muzaffer Hoca müridanıyla birlikte, tekbir ve tehlillerle cenazeyi alıp götürmüşler. Kemal-i edeple defnetmişler.   </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Hacı Muzaffer Efendi 13 Şubat 1985 tarihinde hakka yürüdü. Cenazesini yıkama görevini Kâdirî şeyhi Nazmi Geylan Baba yerine getirdi. Namazını Gönenli Mehmet Efendi Hazretleri kıldırdı. Mübarek nâşını oğlu Cüneyt kabre indirdi. Mezarı Karagümrük’teki Nureddin Cerrahî Türbesindedir.(1)  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">Allah rahmet eylesin.  </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">   </font></span></p>
<p style="color:#000099;" class="MsoNormal"><span><font size="4">1-a) Ayaklı kütüphaneler: Dursun GÜRLEK, Kubbealtı Neşriyat, Ekim 2003 İst.  </font></span></p>
<p class="MsoNormal"><span><font size="4"><span style="color:#000099;">b) İz Bırakanlar: Vehbi Vakkasoğlu: Cihan Yayınları 1987 İst.</span>  </font></span></p>
<p class="MsoNormal"><span><font size="4"> </font></span></p>
<hr /> <u>Eserleri</u><br />
<em>Envaru&#8217;l Kulub(3 cilt)<br />
Irsad(3 cilt)<br />
Ziynetu&#8217;l-Kulub<br />
Gulzar-i Arifan<br />
Ask Yolu Vuslat Tariki</em><br />
<hr /> <em><br />
<span style="color:#ff6666;">Ask yoludur Hak dost bizim yolumuz,</span><br />
<span style="color:#ff6666;">Ask yolunda asiklara ar olmaz!</span><br />
<span style="color:#ff6666;">Cerrahiyyul Halvetidir kolumuz,</span><br />
<span style="color:#ff6666;">Dervislere Hakdan gayri yar olmaz!</span></em></p>
<p style="color:#ff6666;"><em><br />
Pir elinden ask badesi icmisiz,<br />
Dost cemalin gorup serden gecmisiz,<br />
Met-u hayran ask iline gocmusuz,<br />
Fani cihan mulku bize dar olmaz!</em></p>
<p style="color:#ff6666;"><em><br />
Talib-i ask nerde ise kosariz,<br />
Vuslat icin deniz derya asariz,<br />
Ehl-i aska kavusunca cosariz,<br />
Ask yolunda bundan buyuk kar olmaz!</em></p>
<p style="color:#ff6666;"><em><br />
ASKI tutmus ask yolunu gidersin,<br />
Canan icin canin feda edersin,<br />
Can olmadan sen canani nidersin?<br />
Hak&#8217;da fani olmayanlar var olmaz!</em></p>
<p><em><br />
</em></p>
<hr /><!--end text_2--></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ENVAR'UL-KULUB]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/13/1030/</link>
<pubDate>Wed, 13 Jun 2007 16:05:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/13/1030/</guid>
<description><![CDATA[&nbsp; ENVAR&#8217;UL-KULUB Bu bolumde Muzaffer Ozak&#8217;in &#8220;Envar&#8217;ul-Kulub&#8221; isi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="margin:0;">&#160;</p>
<h2><strong><!--begin page_title--><font color="green"><strong>ENVAR&#8217;UL-KULUB<!--end page_title--></strong></font></strong></h2>
<p><strong><font color="green"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><br />
</font></font></strong></p>
<h3><!--begin heading_1--><strong><font color="green"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2">Bu bolumde Muzaffer Ozak&#8217;in &#8220;Envar&#8217;ul-Kulub&#8221; isimli eserinden alintilar bulacaksiniz!..<!--end heading_1--></font></font></strong></h3>
<p><strong><font color="green"><br />
<font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><!--begin text_1--> <!--end text_1--></font><br />
</font></strong></p>
<hr size="1" /><!-- text here --></p>
<p align="center">
<table border="0" cellpadding="5" cellspacing="3">
<tr align="center" valign="bottom">
<td><!--begin image_2--> <!--end image_2--><br />
<font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><strong><!--begin heading_2--> <!--end heading_2--></strong><br />
<!--begin text_2--><font color="black" face="times" size="3"><strong><br />
</strong></font></font><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><u>Bir Hikaye</u></strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Ibrahim Vasit-i Hazretleri rivayet buyurmuslardir:<br />
Bir kimse, Arafat&#8217;ta bulundugu sirada, o mubarek yerden<br />
yedi tane tas almis ve:</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
- Ey taslar! Imanima sahit olun, diyerek bu yedi tasin uzerine<br />
Kelime-i Sehadet getirmis: O gece, bir ruya gormus.Ruyasinda kiyamet kopmus ve<br />
butun insanlar mahser yerinde hak huzurunda toplanmislar.<br />
Sira bu zata gelmis,mizan ve hesaptan sonra, gunahlari agir geldiginden<br />
Hak celle ve ala kendisinin cehenneme atilmasini emr-u ferman buyurmus.<br />
Azap melekleri, onu alip cehenneme goturmusler.Fakat Arafat meydaninda topladigi<br />
ve her biri uzerine kelime-i sehadet getirerek imanina sahit tuttugu<br />
taslarin, cehennem kapilarini kapattiklarini gormusler.Azap melekleri<br />
ne kadar ugrasmislarsa da, o taslari oradan sokup atamamislar.Diger kapilarin da<br />
ayni sekilde ve ayni taslar tarafindan tikandigini ve o kimsenin cehenneme atilmasina<br />
imkan birakmadigini anlamislar ve onu tekrar huzur-u izzete goturup niyazda bulunmuslar:</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
-Ya Rab! Bu kimseyi atese atmamiz irade ve ferman buyuruldu.Emrinizi yerine getirmek uzere cehennemin<br />
yedi kapisina da vardik, her birisinin kapisini birer tasla tikanmis oldugu halde bulduk.<br />
O taslari yerinden kaldirmaga ve fermanınızı yerine getirmege kasdettik.<br />
Ancak, gucumuz ve takatimiz buna elvermedi.O kucucuk taslar o kadar agir ki, bize bahs ve ihsan buyurdugun kuvvet<br />
ve kudrete ragmen onlari yerlerinden dahi kipirdatamadik.</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Cenab-i Erham-er-Rahimiyn&#8217;den hitab-i izzet seref sadir oldu:</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
- Ey Kulum! Arafat&#8217;ta imanina sahit tuttugun taslar, cehennemin kapisini kapatti.Senin hakkini<br />
ve sehadetini o kucucuk taslar bile zayi ve inkar etmediklerine gore, ben azim-us-san nasil olur da senin sehadetini zayi ederim.<br />
Kerem, ancak bana yakisir.Ben de sana ve senin iman ve sehadetine sahidim.Ey meleklerim! Bu kulumu alin ve cennetime goturun&#8230;</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Melekler, o zati bu defa da cennet kapisina getirirler ki, ne gorsunler? Cennet kapilari da kapali degil mi? Fakat, o zat hemen kelime-i sehadet getirir, cennet kapilari derhal acilir ve sad-u handan cennete dahil olur.</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Ey Hakkin varligina ve birligine sehadet eyleyen mutlu kisi!</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Daglar ve taslar, senin bu sehadetine sahit olduklari gibi, Allahu Teala ve melekleri de sahittirler.Bu sehadetin hurmetine seni atesten azad ve cennete idhal edeceklerdir.Bu iltifat-i ilahiyye, yalniz ahiret hayatina mahsus ve munhasir degildir.<br />
Mu&#8217;minler, bu iltifata dunya hayatinda da nail ve mazhar olurlar.Cennete girerler, didari gorurler.Seksen yil delalet batakliklarinda bulunsan, bir kerre sehadet nasip olursa, ebedi saadet ve selamete erersin.Illa tevhid, illa zikrullah ve sehadet!..</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
</strong></font></font></p>
<p><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><em>Gel omrunu etme heba,<br />
Zikr-i Huda et daima,<br />
Divane desinler sana,<br />
Zikret hemen leyl-u nehar&#8230;<br />
Zikre calis, koy gafleti;<br />
Et masivadan nefreti,<br />
Kil zikrile unsiyyeti,<br />
Zikret hemen leyl-u nehar&#8230;</em></strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Otururken hakki zikredersen, o da seni zikreder ve:</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
- Lebbeyk kulum! Benden ne istiyorsun, vereyim? der.Affini dilersen affeder.Magfiret dileniyorsan magfiret olunursun.Cennetini diliyorsan cennetini, cemalini ozluyorsan cemalini ihsan ve inayet eyler ve mahser yerinde butun enbiya o gunun siddet ve dehsetiyle<br />
dizustune cokup oturduklari zaman, Rabbin seni zikreyler ve narindan azad buyurur.Zakirlerle, sakirlerle, asik-i sadiklarla, zumre-i enbiya ile hasreyler.</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Rabbini kiyamen zikrediyorsan o da seni zikreder; ayaklarini kotuye, cirkine gitmekten alikoyar, iyilige, hayra, hasenata kosanlardan, hak rizasina ulasanlardan ve o yolda sabit-kadem olanlardan eyler.<br />
Yarin, mahkeme-i kubraya gitmek uzere butun mahlukat kabirlerinden kalkarak emre muntazir ayakta durup beklerken, Rabbin seni zikreder de mahser yerine yuruyerek goturmez.Salihler zumresiyle hasrederek cennetten gonderilen bineklere, buraklara bindirilerek mahser yerine izzet ve ikram ile<br />
davet olunanlar arasinda bulundurur.</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
O gun, mahsere giden halk 3 siniftir:</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Bir kismi, biraz once anlattigim gibi bineklere, buraklara bindirilerek goturulenlerdendir.<br />
Bir kismi, yuruyerek gidenlerdir.<br />
Bir kismi da, kafirlerdir ki, yilan, ciyan ve benzeri ayaksiz hayvanlar gibi yuzleri ustune surune surune goturulenlerdir.</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Bu alemde, Rabbini ayak ustu zikredenler, o gun ayak uzre durmazlar, yurumez ve yurutulmezler.Onlara cennetten ozel binekler gonderilir.Herkesin ac kaldigi gun, onlara cennet nimeti, didar devleti, af ve magfiret lezzeti tattirilir ve taltif olunur.Herkesin ciplak oldugu o gun, onlara cennet hulleleri giydirilir.Herkesin susuzluktan yanip tutustugu o gun, onlara Kevser sarabi sunularak susuzluklari giderilir.Onlarin yuzleri ak ve gonulleri berrak olur.</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Bu alemde, yanlari ustu yatarken Rabbini zikredenleri, Allahu teala bu alemde iken de zikrettigi gibi, dunyanin son ve ahiretin ilk menzili olan kabirlerinde yanlari ustu yattiklari zaman zikreder.Onlarin kabirlerindeki zulmeti, zikirlerinin nuruyla nurlandirir, kabir ferahligi bahs ve ihsan, sorulara cevabini asan kilar.Munkir-Nekir adlarindaki iki korkunc melegi, guzel yuzle gonderir, kabir azabindan emin kilar ve onlarin kabirlerini cennet bahcelerinden bir bahce haline getirir.<br />
Bu hal, hasre kadar hergun nimetlerinin artmasi seklinde devam eder.Velhasil, uzun soze ne hacet! Allah diyen, mahrum olmaz. Allah diyen, mahzun kalmaz. Allah diyen, mahcup olmaz. Allah diyen, mahkum olmaz; hakkin gulleri solmaz, hak asiklari olmez, fani dunya evinden baki ve ebedi olan ahiret sarayina goc eder, hak rizasina varir, cennete girer.</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
Ya Erham-er-Rahimiyn! Her ne murad eylersen olur.Ne dilersen mutlaka yerini bulur.Her nefeste, senin hukmun yurur.Hukmune karsi gelebilecek kimse olamaz.Ne istersen yaparsin.Malik-el-Mülk ve zul-celal-i-vel-ikram sensin!Hersey senin ve hersey sana muhtactir.Sen, diledigini af ve diledigine azap edersin.Eger, azap edersen biz ne yapabiliriz? Kul senin, kevn-u mekan senin! Affedersen, sen gaffar ve settarsin.Bab-i lutfuna geldik, sana iltica ve dehalet ediyor, senden affimizi talep eyliyoruz.<br />
Bi-hurmeti seyyid-il murseliyn, bizleri de affina mazhar olan kullarindan eyle, mu&#8217;min olarak oldur, salihlere ilhak eyle ya Rabbi!..</strong></font></font></p>
<p style="color:#336666;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><br />
</strong></font></font></p>
<p><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font face="times" size="3"><strong><em>Soylenir vasfina Rabbil-alemiyn,<br />
Gafir-iz-zunub, hayr-ur-rahimiyn;<br />
Eyle bizlere keremler ya mu&#8217;in,<br />
Kul senin, ihsan senin, gufran senin&#8230;</em></strong></font></font><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font color="black" face="times" size="3"><strong><br />
</strong></font></font><a href="http://seyyahin.wordpress.com/files/2007/05/seyyahin_cerrahi2.jpg" title="seyyahin_cerrahi2.jpg"><img src="http://seyyahin.wordpress.com/files/2007/05/seyyahin_cerrahi2.jpg" alt="seyyahin_cerrahi2.jpg" /></a></td>
</tr>
</table>
<p style="text-align:center;"><a href="http://www.maploco.com/view.php?id=1250545"><img src="http://www.maploco.com/vmap/1250545.png" alt="Visitor Map" border="0" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SEFER EFENDi]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/13/sefer-efendi/</link>
<pubDate>Wed, 13 Jun 2007 16:00:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/13/sefer-efendi/</guid>
<description><![CDATA[SEFER EFENDi 20 Agustos 1926 Cuma gunu Istanbul Egrikapi&#8217;da dunyaya gelen Sefer Efendi&#8217;n]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="margin:0;"> <!--begin image_2--> <!--end image_2--><br />
<font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><strong><!--begin heading_2--><span style="color:#006600;">SEFER EFENDi</span></p>
<hr /> <!--end heading_2--></strong><br />
<!--begin text_2--><font face="times new roman"><strong><br />
20 Agustos 1926 Cuma gunu Istanbul Egrikapi&#8217;da dunyaya gelen Sefer Efendi&#8217;nin annesi Rumeli muhaciri, dedesi Emir Sultan sulalesindendir. Babasi ise Arnavut, Sadik Ramazan.</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
ikinci cihan harbinin getirdigi darlik ve zorluk yillarinda orta okul tahsilini birakmak zorunda kalan Sefer Efendi, cocuklugunda namaz surelerini Canfeda Hatun Camii&#8217;nde Ramazan&#8217;da imam efendi&#8217;den ogrenmistir.</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
1950 de askerlikten terhis olduktan sonra Fahreddin Efendiye intisab etmistir.</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
1984 yilinda Muzaffer Efendi&#8217;nin vefat etmesiyle Seyhligi devralmis ve 21 Subat 1999 Pazar gunu Beka Alemi&#8217;ne goc etmistir..<br />
</strong></font></font></p>
<hr /><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
<u>Bir Hikaye</u></strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
27 Mart 1995 Pazartesi meskinden once, Sertarik odasinda, lokma faslinda, yemekten sonra soyle bir sey anlatiyor Sefer Efendi:</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Vaktiyle Istanbul&#8217;da, artik hangi devirdeyse, Padisahla Sadrazam arasinda: Mollalar mÄ± daha mukemmeldir, dervisler mi? diye bir muhasebe gecmis.</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Sadrazam: Mollalar!.. demis, Molla Efendiler daha mukemmel olsalar gerekdir!.. deyince, Padisah: Eh! demis, pekala!.. Onu ogrenmek zor degil!..</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Sadrazam: Nasil olacak bu?</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Padisah: Kolay!.. demis, bu hafta filan gun Istanbul&#8217;un butun kalburustu mollalarini saraya davet edin, aksam yemegine!.. Yemekte aliriz bunun cevabini!..</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Irade teblig edilmis, aksam butun mollalar sarayda toplanmis. Padisahla Vezir de tebdil-i kiyafetle ulemanin arasina karisarak ve hepsini de ikisi birlikte kume kume dolasarak: Hos geldiniz, safalar getirdiniz!.. efendim, Mollalar hazerati olarak, aranizda en ulunuz, en aliminiz, en onde geleniniz kimdir? diye sual etmisler.</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Hem anket yapiyorlar, hem de olgunluklarini tartiyorlar?</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Kime ve hangi kumeye ugradilarsa, hepsi de: Taniyamadin mi? iste karsinda duruyor ya!.. Yani ben! der gibi bir tavir sergilemisler. Hic birisi de: Filandir! diyememis, herkes, hepsi kendisine yontmus.</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Bu yoklama islemi bittikten sonra, padisah vezir&#8217;e: Hani, demis, kemali nerde mollalarin? Hepsi kendi beniyle memlu!.. Digergamlik olgunlugunu gormedim hic birisinde ben!.. ama dur!.. Bitmedi!.. Dahasi var!.. Bir sinavdan daha gecsinler, gorelim bakalim ne yapacaklar!..</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Karsilasma faslindan sonra sofraya buyur edilmisler. Sofraya da kume kume oturtulmus mollalar yine.Kumelerin ortasinda buyuk buyuk genis Sultani Saray Sinileri&#8230; Her sininin ortasinda buyuk yemek lengeri&#8230;Herkese ayni kaptan yedirmek ve nasil yiyeceklerini olcmek icin de uzun uzun, birer metrelik kasiklar vermisler mahsustan.Bakalim ne yapacaklar ve nasil lokmalanacaklar, diye..</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Kesmekes olmus ortalik tabii. Dogru durust yemek yiyemedikleri gibi, birbirlerinin ustunu basini da batirmislar, homurdanarak cikmislar: Bu ne bicim ziyafet boyle? Hem ac kaldik, hem rezil olduk!.. olmaz olsun boyle davet! diyerek cikmislar.</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Ertesi hafta ayni davet ayni ziyafet dervisler icin de tekrarlanmis. Padisah ve Vezir, yine tebdil-i kiyafetle kume kume butun dervislere: icinizde hanginiz daha ilerde? Hanginiz daha yucelerde seyran ediyor? diye sormuslar. Hepsi de, ya yanindakini ya karsisindakini gostermis!.. O onu, o onu, o onu, hepsi birbirini gostererek tam bir tevhid hali, vahdet sergilemisler.</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Sonra sofraya oturmuslar,ayni zerafet, ayni digergamlik orada da devam etmis.Sofralar buyuk, kaplar tek ve kasiklar uzun ya!.. Tarikat terbiyesi icinde edindikleri zerafetle, hepsi birbirini kollayarak, herkes kendi kasigiyla karsisindakine lokma vermis.. O ona, o ona, o ona!.. Tamam!.. Ondan sonra da, bir de sofra virdi, sofra ilahisi:</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Haktan gelen nimeti,<br />
Yedik Elhamdulillah!<br />
Zillullahtan serbeti,<br />
Ictik Elhamdulillah!</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Hak nimetin bol ede,<br />
Doysun hem bay, hem geda,<br />
Herkese versin Huda,<br />
Doyduk Elhamdulillah,</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
Padisahim cok yasa!<br />
Kaybetti Vezir pasa!<br />
Sirdan gelen nidayi,<br />
Aldik Elhamdulillah!..</strong></font></font></p>
<p style="color:#000099;"><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="3"><font face="times new roman"><strong><br />
demisler, bitirmisler. Padisah da, vezir de erimisler tabii&#8230;<br />
</strong></font></font></p>
<hr /><font face="arial, helvetica, sans-serif" size="2"><font color="black" face="times new roman" size="3"><strong>KAYNAK: www.dergahs5.com<br />
</strong></font> <!--end text_2--></font></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MUHAMMED NÛREDDÎN CERRÂHÎ  [ Kaddesallahu Sırrahulaziz ]]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/14/muhammed-nureddin-cerrahi-kaddesallahu-sirrahulaziz/</link>
<pubDate>Mon, 14 May 2007 11:30:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/14/muhammed-nureddin-cerrahi-kaddesallahu-sirrahulaziz/</guid>
<description><![CDATA[MUHAMMED NÛREDDÎN CERRÂHÎ [ Kaddesallahu Sırrahulaziz ] &#8220;Ya Hazret Sultan Muhammed Nureddin el]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><font size="6"><span style="color:#cc0000;"><br />
</span></font></font></p>
<p style="text-align:center;"><font size="4"><font size="6"><span style="color:#cc0000;">MUHAMMED NÛREDDÎN CERRÂHÎ</span></font></font><br />
<font size="4"><font size="6"> </font></font><br />
<font size="4"><font size="6"> <span style="color:#cc0000;">[ Kaddesallahu Sırrahulaziz ]</span></font></font><br />
<font size="4">    </font></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/05/seyyahin_cerrahi.gif" title="seyyahin_cerrahi.gif"><img src="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/05/seyyahin_cerrahi.gif" alt="seyyahin_cerrahi.gif" /></a><font size="4">  </font><br />
<font size="4"><span style="color:#000099;">&#8220;Ya Hazret Sultan Muhammed Nureddin el-Cerrahi el-Halveti&#8221;</span></font></p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
1671 (H.1082) senesi Rebîülevvel ayının on ikinci gecesi, Cerrah Mehmed Paşa Câmiinin karşısındaki Yağcızâde konağında doğdu. İsmi Muhammed olup, babasınınki Abdullah&#8217;tır. Babası, Sultan Dördüncü Mehmed Hanın Mîrâhûr ağalığından emekliye ayrılmıştı. Nûreddîn Cerrâhî&#8217;nin soyu, Ebû Ubeyde bin Cerrâh&#8217;a ulaştığı için, Cerrâhî denilmiştir. Cerrahpaşalı olduğu için böyle denildiği de söylenmiştir. Çoğunluk birinci rivâyette ittifak etmişlerdir. Nûreddîn Cerrâhî, daha küçük yaşta Kur&#8217;ân-ı kerîmi, Cerrahpaşa mektebinde öğrendi. Kur&#8217;ân-ı kerîm hocası Yûsuf Efendidir. Tahsîlini tamamlayan Nûreddîn Cerrâhî, zâhirî ilimleri öğrenmek için medreseye gitti. Medrese tahsîlini tamamladıktan sonra, çok genç yaşta Mısır kâdılığına tâyin edildi.</font></p>
<p><font size="4">Nûreddîn Cerrâhî Mısır&#8217;a gitmeden önce, vedâ etmek için Üsküdar&#8217;da bulunan dayısı Hüseyin Efendinin konağına gitti. Hava iyi olmadığı için dayısının konağında bir müddet bekledi.Bir gece dayısı, onu evin karşısında bulunan Selâmi Dergâhına götürdü. Yatsı namazından sonra dergâhta ders veren Ali Efendinin yanına gittiler. Nûreddîn Cerrâhî, Ali Efendinin elini öpünce Ali Efendi; &#8220;Oğlum Nûreddîn!Safâ geldiniz.&#8221; diye ismini söyledi. Bunun üzerine Nûreddîn Cerrâhî&#8217;yi bir muhabbet ve cezbe hâli kapladı. SonraAllahü teâlâyı zikrederken vecde geldi.Nûreddîn Cerrâhî, Ali Efendiden kendisini talebeliğe kabûl etmesini ricâ etti. Ali Efendi de, onun ricâsını kabûl buyurup; &#8220;Oğlum Nûreddîn! Mâsivâdan sıyrılıp, abdestini tâzele.&#8221; diye uyardı. Bunun üzerine kendisine verilen Mısır kâdılığı vazîfesini kabûl etmeyerek, tâyin fermânını şeyhülislâma geri gönderdi. Nûreddîn Cerrâhî bütün dünyevî işlerini terk edip, hocası Ali Efendiye tam teslim oldu. Bunun üzerine Ali Efendi, Nûreddîn Cerrâhî&#8217;yi abdest aldıktan sonra halvete koydu. Erbaîni (kırk gün Allahü teâlâya ibâdetini) tamamlayınca, onda büyük bir huzur hâli meydana geldi.Ali Efendi ona icâzet vererek, hırka giydirdi. Sonra Ali Efendi; &#8220;Oğlum Nûreddîn! İstanbul&#8217;a git, Karagümrük yakınında ve dört yol ağzında, Kethüdâ Canfedâ&#8217;nın yaptırdığı câmi-i şerîfin yanında, Bakkal İsmâil Efendi isminde bir zât senin için bir oda yaptırdı. O odada ibâdetle meşgûl ol. Umulur ki, senin için o civarda bir dergâh yapılır. O zaman insanlara doğru yolu göstermeye çalış. Süleymân Veliyyüddîn ve Muhammed Hüsâmeddîn efendiler senin yanında kemâle gelecekler.&#8221; buyurdu. Nûreddîn Efendi, hocasının emri ile, Süleymân Veliyyüddîn ve Muhammed Hüsâmeddîn yanında olduğu halde Karagümrük&#8217;e gittiler. İsmâil Efendi, hocasının bahsettiği odanın anahtarını Nûreddîn Cerrâhî&#8217;ye teslim etti ve odayı Resûl-i ekremin emri ile yaptığını söyledi. Nûreddîn Cerrâhî, evinin yanındaki Cerrah Mehmed Paşa Câmiinde Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatırdı. Onun sohbetlerinin güzelliği kısa sürede İstanbul&#8217;a yayıldı. Sultan bile sohbetlerini dinlemeye gelirdi.Kapı kethüdâlarından Bekir Efendinin 1703 (H.1115)&#8217;de vefât etmesi üzerine, Karagümrük civârında bulunan konağı boş kaldı. Dârüsseâde ağası Beşir Ağa, bu konağı alacağı sırada rüyâsında Nûreddîn Efendiyi gördü.Konağı satın almamasını söyledi. Aynı gece Sultan Ahmed Hana da rüyâsında Nûreddîn Efendinin ihtiyâcını gidermesi emredildi.Pâdişâh ertesi gün, boş kalan konağı satın alsınlar diye, Yahyâ Efendiyle Nûreddîn Cerrâhî&#8217;ye üç yüz altın gönderdi. Nûreddîn Cerrâhî bu altınları kabûl etmedi. Bir dergâh yaptırsalar, daha makbûle geçeceğini söyledi. Yahyâ Efendi, huzûrundan ayrılırken, Nûreddîn Cerrâhî&#8217;nin ellerini öpeceği sırada, Nûreddîn Efendinin Ali Efendiye talebe olması sırasında meydana gelen mânevî hâlin aynısı, Yahyâ Efendide de meydana geldi. Bu sırada Yahyâ Efendi, Nûreddîn Efendiden kendisini talebeliğe kabûl etmesini ricâ etti.Yahyâ Efendi, getirdiği paraları başka birisi vâsıtasıyla Sultana gönderdi. Bunun üzerine Sultan o konağı aldırarak, orayı dergâh hâline getirdi ve Nûreddîn Efendiye tahsis etti. Nûreddîn Cerrâhî, burada ibâdet yapmak ve insanlara doğru yolu göstermek için çalıştı.</font></p>
<p style="text-align:center;"><font size="4">   </font><a href="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/05/seyyahin_cerrahi1.jpg" title="seyyahin_cerrahi1.jpg"><img src="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/05/seyyahin_cerrahi1.jpg" alt="seyyahin_cerrahi1.jpg" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><font size="4"> <span style="color:#000099;">Nureddin Cerrahi [K.S.]&#8216;nin İstanbul Karagümrük&#8217;teki<br />
dergahı içerisinde bulunan kabri.</span></font></p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
Nûreddîn Cerrâhî bir gün annesine; &#8220;Anneciğim!Bana izin ver de hacca gideyim. Dînin bana farz kıldığı vazîfemi yapayım.&#8221; dedi.Annesi bu isteğini uygun buldu. Nûreddîn Cerrâhî hazırlıklara başlayıp, gerekli parayı tedârik ettikten sonra, annesi ve sevenlerine vedâ etti. Onu hacca götürecek kervanın yanına giderken, yolda iki gözü iki çeşme ağlayan bir adam gördü. Adam âdetâ kendisinden geçmiş, hem ağlıyor, hem Allahü teâlâya şöyle duâ ediyordu: &#8220;Yâ Rabbî! Ölümden evvel lütfet, bana borçlarımı ödemek nasîb eyle. Beni borçlu yatırma yâ Rabbî!&#8221; Nûreddîn Cerrâhî merak edip, adamın koluna girerek; &#8220;Kardeşim ne kadar borcun var?&#8221; diye sordu. Borçlu adam kendine suâl soran bu nûr yüzlü gence ümitle bakarak, mikdârını söyledi. Adamcağızın borcu, Nûreddîn Cerrâhî&#8217;nin cebindeki para kadardı. Nûreddîn Cerrâhî cebindeki para kesesini çıkarıp adama vererek; &#8220;Bu sana Allahü teâlânın bir ihsânıdır.&#8221; dedi ve oradan hızla uzaklaştı. Bir süre sonra; &#8220;Ben nereye gidiyorum? Artık param da yok.&#8221; diye düşündü. Ayakları onu Edirnekapı Sakızağacı kabristanlığındaki namazgâha götürdü. Allahü teâlânın izni ile kilometrelerce uzaklıktaki Kâbe&#8217;ye giderek hac törenine katıldı. Arife günü, binlerce hacıyla birlikte; &#8220;Lebbeyk, lebbeyk!&#8221; derken, semâya uzattığı elleri, kavurucu güneş altında yanıp kavruldu. Hac töreni bitince, Nûreddîn Cerrâhî, Sakızağacı&#8217;ndan evine döndü. Annesi bu duruma hayret etti. Fakat bir şey söylemedi. Kervanlar dönünce, İstanbul&#8217;da bir kaynaşma başladı. Yükünü eve bırakan doğru Nûreddîn Cerrâhî&#8217;nin dergâhına gelerek; &#8220;Tebrik ederiz, tebrik ederiz. Arafat&#8217;ta &#8220;Lebbeyk, lebbeyk!&#8221; çağırırken ne güzel, ne mübârektin! Hepimiz seni seyrederek nûrlandık. Çoğumuz rüyâmızda senin hürmetine haccımızın kabûl olduğunu gördük.&#8221; dediler.</font></p>
<p><font size="4">Nûreddîn Cerrâhî buyurdu ki:&#8221;Hakk&#8217;ı seven kişi dâimâ Hakk&#8217;ı söyler, sonunda âriflerden olup, Hakk&#8217;ın lütuf ve ihsânına kavuşur.&#8221;</font></p>
<p><font size="4">&#8220;Aba giyinmiş birini görünce küçültücü bir nazarla bakma. Kibirle arkadaşlık eden sonunda kahredilmişler safında yer alır.&#8221;"Sen dünyâya gönül verme, aşk denizine dalarak lezzete kavuş. Hakk&#8217;ı tanımayanın, O&#8217;ndan uzak olacağını bil.&#8221;</font></p>
<p><font size="4">Nûreddîn Cerrâhî 1720 (H. 1133) senesi Eylül ayında İstanbul&#8217;da vefât etti.Cenâze namazı, Fâtih Câmiinde öğle namazından sonra kalabalık bir cemâat tarafından kılındı. Karagümrük&#8217;teki dergâhının içine annesi Emine Hâtunun ayak ucuna defnedildi.</font></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/05/seyyahin_cerrahi2.jpg" title="seyyahin_cerrahi2.jpg"><img src="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/05/seyyahin_cerrahi2.jpg?w=481&#038;h=208" alt="seyyahin_cerrahi2.jpg" height="208" width="481" /></a></p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
</font></p>
<p style="text-align:center;"><font size="4">      Nûreddîn Cerrâhî&#8217;nin eserlerinden bâzıları şunlardır:</font></p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
1) Mürşid-i Dervişân Risâlesi, 2) Nutk-ı Şerîf, 3) Nasîhat-ı Âli.</font></p>
<p style="text-align:center;"><font size="4"> Nûreddîn Cerrâhî [K.S.]&#8216;den bir ilâhi :</font><br />
<font size="4"> </font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Dil beytini pâk eden,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Dervişi ankâ eden,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Âlem-i İlâhîye giden,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Mevlâ zikridir, zikri.</span></font><br />
<font size="4"> </font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Zikreden hâlet olan,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Âşinâ-yı rûh olan,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Ukbâda devlet bulan,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Mevlâ zikridir, zikri.</span></font><br />
<font size="4"> </font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Terk ehline karışan,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Hem zevkine erişen,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Bahr-i ledünle görüşen,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Mevlâ zikridir, zikri.</span></font><br />
<font size="4"> </font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Erenlerin yolunu,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Sürerler hep demîni,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Dervişlerin mu&#8217;îni,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Mevlâ zikridir, zikri.</span></font><br />
<font size="4"> </font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Nûreddîn&#8217;i diri kılan,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Tevhîd ile çerâğı yanan,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Bi-hamdillâh tevfik olan,</span></font><br />
<font size="4"> <span style="color:#993300;">Mevlâ zikridir, zikri.</span></font></p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
EDEB</font></p>
<p><font size="4">Bir talebesine yazdığı mektup şöyledir:</font></p>
<p><font size="4">“Ey evlâdım! Bu söyleyeceğim edebler, Allahü teâlâyı sevmek ve O&#8217;na yaklaşmak isteyen herkese lâzımdır.</font></p>
<p><font size="4">Evlâdım! Allahü teâlâyı sevmek ve O’na yakın olmak isteyen herkese lâzım olan edebler şunlardır: Az konuşmalı, az uyumalı, insanlarla lüzumu kadar görüşmeli, elemlere, musîbetlere, acılara, açlığa, insanların sıkıntılarına sabretmeli ve kendisine zulmedeni affetmeli ve ondan intikam, öç almaya kalkmamalı, kendi için sevdiğini herkes için sevmeli ve istemeli, malıyla cömertlik yapmalı, insanlardan bir şey istememeli ve beklememeli, sâdece Allahü teâlâdan beklemeli, her ihtiyâcını Allahü teâlâya ısmarlamalı. Yaptığı amellere ve kabûl olduğuna güvenmemeli bilakis “Amellerim ayıplı ve kusurludur.” demeli; şahsı ile, ibâdetleri ile, ameli ile sevinmemeli, övünmemelidir. Aksine Allahü teâlâya ve Resûlüne ve O’nun şerîatına uymakla sevinmelidir.”</font></p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;">&#160;</p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><a href="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/05/seyyahin_rhamuzafferozak.jpg" title="seyyahin_rhamuzafferozak.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/05/seyyahin_rhamuzafferozak.jpg" title="seyyahin_rhamuzafferozak.jpg"><img src="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/05/seyyahin_rhamuzafferozak.jpg?w=525&#038;h=757" alt="seyyahin_rhamuzafferozak.jpg" height="757" width="525" /></a></p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;">&#160;</p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4">  Cerrahi Dergahının Son Postnişinlerinden Şeyh Muzaffer Ozak [K.S.]<br />
1) Sefînet-ül-Evliyâ; c.5, s.40<br />
</font></p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
2) OsmanlıMüellifleri; c.1, s.178<br />
</font></p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
3) Gülşen-i Aziz; Abdüllatif Fazlı (Ali Emîri Şer&#8217;iyyeBölümü, No: 1099)<br />
</font></p>
<p style="color:#006600;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
TASAVVUF VE SUFİLER<br />
</font></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[NUREDDİN CERRAHİ HAZRETLERİ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/04/30/nureddin-cerrahi-hazretleri/</link>
<pubDate>Mon, 30 Apr 2007 17:39:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/04/30/nureddin-cerrahi-hazretleri/</guid>
<description><![CDATA[Bir gün, anlatmak lütfunda bulunmuşlardı. Biz de burada elimizden geldiğimiz kadarıyla, mümkin merte]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bir gün, anlatmak lütfunda bulunmuşlardı. Biz de burada elimizden geldiğimiz kadarıyla, mümkin mertebe aslına sadık kalarak sizlere ulaştırmaya çalışalım : Halveti tarikatını Ramazaniye şubelerinden (cerrahiye) kolunu tesis eden Nureddin Cerrahi (K.S) Hazretlerinin bir hikayesini anlatmışlardı. (Nureddin Cerahi Hazretleri İstanbul&#8217;ludur. Cerrahpaşa semtinde otururlardı. Bu sebeple (Cerrahi) namını almışlar ve kendi namları ile Halvetiye Tarikatının cerrahi kolunu tesis buyurmuşlardır.) Şöyle ki :</p>
<p>Hazreti pirin yeni yetişmekte oldukları bir devirdir. Muhterem anneleri ile birlikte fakirane bir hayat sürmekte bir taraftan ilm-ü irfan tahsil etmektedirler. Amel, ibadet, kemalat ve füyüzat sahasında pek ileri derecelere yükselmişlerdir. İslami ve imani sahadaki tahsillerine devam ederlerken bir taraftan gönüllerinde Kabe-i Muazzamayı ziyaret arzusu alevlenmekte. bu ateş dayanılmaz hal almaktadır. Ne var ki; mali kudretleri böyle bir yolculuğu karşılayacak derecede bulunmamaktada, geçimlerini bile güçlükle sağlamaktadırlar. Şüphesiz bu hal, bu şiddetli arzunun tahakukuna engeldir. Bununla beraber teslimiyet ve tevekkülleri icabı ile; her şeyin sahibi, her devranın nazımı olan Cenab-ı Hak ve Celle Hazretlerinin lütuf ve kereminden de ümid kesmiş değillerdir.</p>
<p>Bu yakıcı arzuların saliha, abide ve devişe bir hanım olan sevgili annelerine fırsat buldukça açmakda duasını istemekte , o veliye meşreb hatun da gece ve gündüz oğlunun arzusunu neticelendirmesi , onu sevindirmesi için Mevlasına can ve gönülden, göz yaşları ile niyazda bulunmaktadır.</p>
<p>Aradan seneler geçer.. Sabır, tahamül ve fakat kalb ağrıları, göz yaşları ile geçen bu günlerden sonra bir anacığı sevgili oğluna ;</p>
<p>- Oğlum! Rabbimiz nasib kılarsa bu sene Hac vazifeni eda eyle der.</p>
<p>Geçimlerinin darlığını birikmiş beş kuruş paraları dahi olmadığını bilen evladcığı :</p>
<p>- &#8220;Anacığım ! Nasıl giderim. Halimiz malum. Ama, inşallah; Allahu Teala Hazretleri senin bu işaretini inayet ve keremi ile hakikat kılar. Elbette ki sen bu sözü boşuna söylemedin. Hikmeti beraberindedir.&#8221; diye cevap verir.</p>
<p>Vefakar, muhabbetkar ana oğluna bir kese uzatır. Ağlamaktadır. Memnun bahtiyar güç konuşabilmektedir.</p>
<p>- Yavrum! İstediğini Mevlamız ihsan buyurdu. Al bu kesenin içinde sana yetecek yolluk var.</p>
<p>Nureddin Cerrahi Hazretleri şaşırmış, ne söyleyeceğini unutmuş, bir an içinde hakikat olan arzularının tahakkuk safhasına girmiş olmasının sevinci ile sermestir. Meğer o mübarek ve emsalsiz ana; evladının kendisine arzusunu açtığı ilk günden itibaren günlük nafakalarından artdırdığı üç beş kuruşu bir tarafa koymuş. bir Hac masrafını bulur bulmaz da evladcığına müjdeyi vermiştr.</p>
<p>Artık Nureddin Cerrahi Hazretlerine hazırlanmak kalmıştır. Hac mevsimi de gelip çatmış, gidecek olnlar hararetle bu mukaddes yolculuğun hazırlıklarına başlamışlardır. Kendisi de karınca kararınca en lüzumllu ihtiyaçlarını temin edr. Surre Alayından (O zamanlar develerden müteşekkil bir kervan hazırlanır. Üsküdardan yola koyulurdu. Bu kervanın adına Surre Alayı denilirdi. Bu kervan üç ayda Hicaz&#8217;a varır, üç ayda da geri dönerdi.) kendisine yer ayırtır ve vakit gelince anacığının elini, ayaklarını öper,konu komşuya veda edip evinden ayrılır. Annesinin hayır duaları, sıcak göz yaşları, evladının boynunda halkalanan kolları izah edilemiyecek bir levha vücuda getirmiş Hazret bu misilsiz sahnenin tesiri ile yola koyulmuştur. Sokakları geçdikçe sağdan soldan kendisini tanıyanlara veda etmekde, onlarun dualarını almaktadır.</p>
<p>biraz daha yürüdükten, bir iki sokak geçdikten sonra birden feryad -ü figan içinde bir şeyler söylemeye çalışan bir adam görür. Vakti dardır, ancak Üsüdar&#8217;a geçecek , Hac kervanına yetişecekdir. Duracak, bekliyecek bir zamanı yokdur. Fakat adamcağız öyle perişan , öyle ağlayıp çağımaktadır ki; gayri ihtiyari durur. Yanına varır Sorar :</p>
<p>- Derdin nedir, neden böyle perişansın, nedir seni bu hale düşüre&#8221; sebeb? &#8230;</p>
<p>Adam; boş ve ma&#8217;nasız gözlerle ona bakar, cevab verir: &#8211; Sen benim derdlme dermAn olamaz!ın. Git işine &#8230;. Hazretin fakirane, dervişane, kalenderane. hali ona; derdini dökecek birini bulmuş olmanın sevincini vermemişdir. Hazret ısrar eder, halini mutlak açıklaması isteğinde bulunur. Bunun üzerıne adam feryadını keser. anlatır :</p>
<p>- BorcUm vardı. ödeyemedım. Alacaklılar evimi haczettiriyorlar. Çoçucuğumla sokakda kalacağım. Bizi kimler yanına alacak, kim bakar? Eyvah, eyvah &#8230;.</p>
<p>Hazret sorar:</p>
<p>- Ne kadar borcun vardı ki, bu hale düşdün?</p>
<p>Şu cevabı alır:</p>
<p>- Sen yoluna git &#8230;. Öğrenip de ne yapacaksın? Halimi öğrendin ya yeter. Haydi yürü &#8230;. Sen kendin yardıma muhtaçsın.</p>
<p>Hazret-I Pir tekrar ısrar eder:</p>
<p>- Söyle diyorum &#8230;. O kadar mı çok? Ne kadardır, anlat&#8230;.</p>
<p>Adam, muhtaç olduğu parayı açıklar ve tekrar ağlayıp çağırmaya, gelenden geçenden yardım istemeye başlar. Nüreddin Cerrahi Hazretleri adamın cevabı ile bir anda düşünür. Bu biçare insanın muhtaç olduğu para anacığının kese içinde kendisine verdiği ve senelerdır blrikdirdiği para kadardır. Ne olursa işte, o kısa zaman içinde olur. Bır anlık düşünce ve karar &#8230;. Yıllarca beslenllen ümidlerin, kurulan hayallerin, visal iştiyaklarının sıfıra indiği ve kim bilir bir daha hangi uzak geleceklere kadar ekilecek bir hasretin gönül acılarının devamına başlangıç olan bir an&#8230;</p>
<p>Elini kuşağına sokuyor ve çıkardığı keseyi, hala feryad etmekde bulunan felaketzede adamın önüne koyuyor.</p>
<p>- Al!. SenIn Istediğin kadar para bunun Içindedir. Hacetini gör, derdinden kurtul!.</p>
<p>Evet; ne acib hikmet ve tecellidir ki. adamın muhtac olduğunu söylediği paranın tamamının anacığın kendisine emanet etdiği kesedeki paranın kuruşu kuruşuna olduğunu dÜşünen Hazret, bu zuhuratın içindesakladıpı hakikatlara, tatlı cilvelere vakıf olduğu an, kararını vermişdir.</p>
<p>Şaşkına dönen adam bir Hazretin yÜzüne, bir de önüne konulan şeye bakar ve sonra keseyi boşaltır, paraları sayar. Yine hayret idraksizlık içinde paraları keseye doldurdUğu gibi «Allah razı olsun dahi diyemeden gaaib olur, gider. Hazret-i Pir; bu müstesna sahnenin vukuu ile meydana gelen deruni haz deryasının ıçinde bir müddet öy kalır. Şimdi ne yapacakdır, eve mi dönecekdir, anacağına ne diyecektiryectir? Aylarca sürecek uzun, gah meşakkatli, gah rahmetli yolları, o yolların nihayetindeki visal makamlarını bir anda düşünür. Bir gönül yapma uğruna hayal etmekden dahi uzakda kalan bir saadetin anlatılmaz, acib tecellileri ile geri döner. Bir kuruşu kalmamışdır. Arkasındaki torbada bir iki günlük azığı vardır. Bütün bunları düşünecek, ne yapacağım diyecek kadar bile bir endişe içinde değildir. Evlerine giden yolun aykırısındaki sokaklardan yürüyerek Edirnekapı&#8217;dan dışarı çıkar. Hilkat aleminin letaifin seyr ede ede Sakız Ağacına gelir. (Şimdi şehidlik olan sağ tarafdaki mahal. Sol tarafdaki şehidliğin karşısındadır.) Heybesini çıkarır, ağaca asar. Ve ağacın gövdesine dayanır, kalır. Memnun, mesrur handan, şadan, bahtiyardır.</p>
<p>Günler; burada, böylece geçmiye başlar. Gündüz saatleri ıçinde yoldan geçenler onu aynı yerdre görmekde, bu garib dervişin haline bakmaktadırlar. Dağarcığındaki azığın tükenmiye başladığı günden itibaren sanki bunu hissetmişler gibi, yolcular ona yiyecek içecek getirmiye onu hiç bir şeye muhtac bırakmamaktadırlar.</p>
<p>Gündüzleri ona mihrab olan Sakızağacı, geceleri sanki bütün dallarını Beytullah&#8217;a, Harem-i Şerif-i Nevebi&#8217;ye ışıklı nurdan kollar hainde uzatmakda, onun aşk ve şevk ile demlenmiş gözlerine oralarını göstermekde, o da gidemediği ve fakat gidip görmekden daha ziyade bir canlılıkla o mübarek makamatı seyretmektedir. Gece namazları ile, zikirleri ile, virdleri ile şafak vaktine ulaşmakda ve ondan sonra da günün diğer ibadetlerı ile meşgul olmaktadır. Artık onda Surre Alayına katılıp yola koyulamamanın. Kabe&#8217;ye, Medine&#8217;ye gidememenin üzüntüsü yokdur.Kendisininde anlamadığı o ma&#8217;na aleminin derin ve ulaşılma zevki ifle mustağrak ve medhuşdur.</p>
<p>Tavaf günlerinin başladığı, Arafat deminin girdiği anlardan itibaren hemen heme ayakda, Kıble&#8217;ye dönük durmakda, geceleri de tam bır uzlet içinde bu vakfelerini sürdürmektedir.</p>
<p>Günler, haftalar, aylar yine geçer. Artık o mübarek beldeden dönüş başlamıştır. Kendisine öteberi getiren, duasını alan yolculardan; Huccac-ı dönüş günlerini sormaktadır. Anacığını göreceği gelmişdir. Hasreti yüreğini dağlamaktadır. Küçücük, alçak bir kulübeden ibaret olan evinde başını secdeye koyduğu odasını hayal etmekde, kendilerinden feyiz almakda olduğu aziz mürşidini. İse iştayakla arzulamaktadır. Uzun ve hasret dolu ayların türlü tecellileri ile gıbta olunur bir irade, sabır,tehammül, rıza ile baş başa yaşayan bu aziz Veli; Hac mevsiminin bitmiş olması ile beraber bütün bunlara karşı arzu ve hasret duymaya başlamışdır.</p>
<p>Nihayet bir gün kendisine ;Surre Alayı&#8217;nın döneceği günü bildirirler.Aylardır altında oturduğu, kendisine mekan, mescid ve bir bakıma (Mahall-i tavaf) yapdığı o mübarek ağaca veda eder. Evinin yolunu tutar. Yolda düşünmekde, anacığına ne diyeceğini tasarlamaktadır. Evine yaklaşmışdığı sırada karar vermişdir. Annesine hiç birşey söylemiyecek, Hac&#8217;dan, Dönüyormuş &#8216;gibi yaparak onun ellerine, ayaklarına kapanacak, boynuna sarılacak, hasret giderecekdir. Onun misk gibi kokusunu koklayacak evladına kavuşmuş, onun şahsında Hac seadetine ermiş olmanın verdiği sürür ile söylemeye çalışacağı memnuniyetlerini dinliyecekdir.</p>
<p>Sokaklarına girdikten biraz sonra evinin kapısını çalar. Kendisini pencerede kafesin arkasında beklemekde olacak ki, kapı açılır ve karşısında anacığı belirir. Kalem; bu anı tasvir edemez, hiç bir insan bu anı dile getiremez iki hasretzede kavuşmuş, biri birlerine kenetlenmişdir. Göz yaşı birbirilerinin yüzleri, omuzlarını ıslatmakda, birisinin dulaklarından sadece :</p>
<p>- Yavrum!</p>
<p>diğerinin dudaklarından ise :</p>
<p>- Anacığım!. iniltileri çıkmaktadır. Açık kapıdan içeriye dolmakda olan komşuların huzuru onları ayırır. Misafirlerini odaya alırlar. Sohbet ve muhabbet başlar. Tebrik edenler, kendisinden hayır dua isteyenler, Hac&#8217;cının hikayesin! soranlar, o hikayeyi haklı olarak onun ağzından dinlemek isteyenler çokdur. Kendisi ise ne söyliyeceğini şaşırmış, bu vefakar dostlara sözün neresinden başlayacağını ta&#8217;yinden aciz kalmışdır. Çünki kendisine göre anlatılacak bir şey yokdur ki&#8230;.</p>
<p>İşte tam bu sırada evin önünde konuşmalar olur. Kalabalık bir topluluk yüksek sesle bir şeyler söylemekde, bir şeyler sormaktadırlar. Bir aralık sesler duyulur :</p>
<p>- Efendi Hazretlerini görmek, ziyaret etmek istiyoruz. Kalabalık bir erkek cemaat olan bu topluluk içeriye alınır. Cümlesi odaya girerler. Büyük bir hürmet ve hayranlıkla Nureddin Cerrahi Hazretlerinin huzurunda dururlar. Hep bir ağızdan :</p>
<p>- Haccınız mübarek olsun .. Mebrur olsun Efendim!. Müsade ederseniz mübarek ellerinizden öpmek, dualarınızı almak, feyze erişmek Istiyoruz. Destur buyurun &#8230;. » derler.</p>
<p>Hazret ise; mu&#8217;tadı olan her zamanki tevazuu ve mahviyetle hiç bilmediği, tanımadığı bu cemaata ancak:</p>
<p>- &#8220;Estağfiruııah &#8230;. Biz henüz eli öpülecek bir mertebeye gelmedik. Buyurun, oturun &#8230;. » diyebilir. Onlar ise arzularında ısrar halindedirler. Nihayet içlerinden biri söz alır:</p>
<p>- Efendi Hazretleri!. Kendinizi gizlemeyiniz ve bizleri feyzinizden, himmetlerinizden mahrum kılmayınız. Biz sizi biliyoruz. Hac vazifesinden bugün döndük. Evlerimize gitmeden ziyaretinize koşduk. Biz KAbe-i Muazzama&#8217;da bu kardeşlerimiz hep birlikde tavaflarımızı yaparken bir ses duyduk: diyordu. Başlarımızı kaldırdık. Sizi Beyt-i Şerifin yukarılarında, Huccac-ı Kiramın üzerlerinde bir meleğin kanadları üzerinde tavafınızı yaparken gördük. Her şeyimizi unutduk, kaçıncı şavtda olduğumuzu bilemedik. diye yalvardık. Meydanda o halavetli sesin aksini duyduk:</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Karagümrük Cerrahi Asitanesi Meşayihleri]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/04/30/karagumruk-cerrahi-asitanesi-mesayihleri/</link>
<pubDate>Mon, 30 Apr 2007 12:32:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/04/30/karagumruk-cerrahi-asitanesi-mesayihleri/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/04/seyyahin_sultanlar.jpg" title="Karagümrük Cerrahi Asitanesi Meşayihleri"></p>
<p style="text-align:center;"><img src="http://seyyahin.files.wordpress.com/2007/04/seyyahin_sultanlar.jpg?w=624&#038;h=283" alt="Karagümrük Cerrahi Asitanesi Meşayihleri" height="283" width="624" /></p>
<p></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
