<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>cevre &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/cevre/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "cevre"</description>
	<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 13:47:09 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[GÜNÜMÜZ İNSANLARI ÜZERİNE OYUNLAR ]]></title>
<link>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/11/23/gunumuz-insanlari-uzerine-oyunlar/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 18:35:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailhakkialtuntas</dc:creator>
<guid>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/11/23/gunumuz-insanlari-uzerine-oyunlar/</guid>
<description><![CDATA[İnsanların temel istekleri “Kimsenin kimseyi öldürmediği, sömürmediği aksine yardımlaştığı bir dünya]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;">İnsanların temel istekleri <strong><em>“Kimsenin kimseyi öldürmediği, sömürmediği aksine yardımlaştığı bir dünya”</em></strong> dır. Ancak günümüz insanların ilişkilerinde çıkarlar ön plandadır. Bu nedenle tarih boyunca bu çıkarlar uğrunda çatışmalar yaşanmıştır ve de yaşanmaya devam edecektir. Geçmişe oranla dolaylı yöntemlerin daha ağır bastığı günümüzde, mücadele tekniklerinden birisi de <strong><em>“Psikolojik müdahele” </em></strong>dir. Bu ise belirli yollarla insanlar etki altına alınarak, istismar etmek ve çıkarlar doğrultusunda hareket etmek ve psikolojik etkinlikler bu imkânı oluşturmaktır.]<a href="http://ismailhakkialtuntas.wordpress.com/wp-admin/post-new.php#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align:justify;">[Tarihin derinliklerinden günümüze kadar, akıllı liderlerin üstünlük elde etmek için başvurduğu psikolojik müdahaleler, kimi zaman her hamlesi düşünülmüş, kimi zamanda plansız ve programsız kullanılmış, etkili ve yerinde kullanıldığında ise beklentiler ötesi sonuçlar kazandırmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Günümüzde psikolojik faaliyetlerin üç yöntemi olan <strong><em>propaganda, psikolojik savaş</em></strong> ve <strong><em>dezinformasyon<a href="http://ismailhakkialtuntas.wordpress.com/wp-admin/post-new.php#_ftn2"><strong>[2]</strong></a></em></strong> çok etkin olarak kullanılmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Propaganda</strong>, bir taraftan kitleleri inandırırken, diğer taraftan da onları yönetmek içindir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Her türlü propaganda, düşünce düzeyi ne kadar aşağı olursa olsun düzeyini seslendiği kişilerin en kalın kafalısının anlama yeteneğine göre ayarlanmıştır. Bunu sağlanmasıyla inandıracağı insan kitlesi o kadar geniş olur.” </em></strong><a href="http://ismailhakkialtuntas.wordpress.com/wp-admin/post-new.php#_ftn3">[3]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Bilinen dünyada, en kanlı savaşların yaşandığı 20. yüzyılda ve sonrasında, milletler politik hedeflere ve ekonomik çıkarlara ulaşmada tek ve en geçerli yol olarak bilinen sıcak savaş, yerini insanların bilinçaltı ve duygularını hedef alan <strong><em>psikolojik savaşa</em></strong> bırakmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Dezinformasyon</em></strong> ise, kamuoyunun kandırmak gayesinden hareketle gerçekmiş gibi gösterilip, yalana dayanan kışkırtıcı bir haberlerdir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Dezinformasyon birçok senelere yayılmış ve uzamış bir faaliyettir. </em></strong>Dezinformasyon faaliyetleri içeriğine göre <strong><em>siyasi, ilmi</em></strong> vb. olabilir. <span style="text-decoration:underline;">Dezinformasyonun esası gerçek gibi doğrulanmak istenen bir yalandan ibarettir.</span> Dezinformasyon diğer psikolojik faaliyetlerden farklı olarak her ülkede veya her kitleye karşı uygulanamaz. <strong><em>Uluslararası platformda tüm gelişmiş ülkeler, amaçladıkları hedeflere ulaşmak için dünya siyasetini yönetmeyi isterler.</em></strong>]<a href="http://ismailhakkialtuntas.wordpress.com/wp-admin/post-new.php#_ftn4">[4]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Anlattığımız faaliyetler yüzünden yüzyılımız itibarıyla görülen insanlık kimliği temiz özünden uzaklaşmaya başlamıştır. Unutulmamalıdır ki; son dönemde ortaya çıkan kişilik kimliklerinde <strong><em>“tesadüfler nazariyesi”</em></strong>nin işlemediği bilinen bir gerçektir. (En basiti d.. gribi)</p>
<p style="text-align:justify;"> Hangi dinde olursa olsun, muhakkak kendi içindeki doğmaları <strong><em>“kesin fikirleri”</em></strong> insanın dayanılmaz hırsını didiklediğinden kurtulmak isteğini içinden atamayanlar için sıkıntı doğurmaktadır. Bunu engellemek ise zor olunca sınırlarını aşmak zorunda kalanlar insanlığın başına bela olurlar. Çünkü kimliğini kaybetmiş kimlikler vardır. Bu kimlikler şeytanî düzeninin emellerine hizmet etmek görevini kendine şiar ve görev edinmiştir. Bu kişiler <strong><em>şeytanın yeryüzündeki temsilcisi</em></strong> olmaktan kendini kurtaramadıklarını görmekteyiz. Bu kişiler o kadar aşağılık durumdadırlar ki; yalan söylemek ve aldatmak onlar için sadece bir iştir. Çünkü onların şeytan ile kopmaz göbek bağları vardır. Onlar için her şey sahne gösterisidir.</p>
<p style="text-align:justify;">Hulasa; emperyalist güçlerinin sonsuz hırsları ile elde ettikleri servetlerini korumak için teşkilatlanmaları şeytânî ve dayanılmaz emelleri yıkılmaz örgütlerini kurmalarına sebep olmuştur. Bunlar insanlığın başına bela olup huzursuzluğun temsilcisi olmuşlardır. Sonuçta kalplerde Allah Teâlâ korkusu da kalmayınca her şey birbirine karışmış güven sarsılmıştır. Öyleki zamanımızda artık maddiyat ve maneviyat birbirlerinin muhalifi olmaktan uzaklaşmış, birbirini kovalayan vagonlara dönmüştür.</p>
<p style="text-align:justify;">Son sözümüz aldanmamak için uyanık olma zamanını kaçırmamaktır. Yoksa, hiçbir şeyin anlamı kalmayacaktır.</p>
<p style="text-align:right;"><strong>İhramcızâde İsmail Hakkı</strong></p>
<p>&#160;</p>
<hr size="1" />
<p style="text-align:justify;"><a href="http://ismailhakkialtuntas.wordpress.com/wp-admin/post-new.php#_ftnref1">[1]</a> ÇİÇEK, J. Ü. (2006 ). <em>Günümüzde Devletler Tarafından Uygulanan Psikolojik Operasyonlar Teorisi .</em> Ankara: Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri Enstitüsü Güvenlik Bilimleri Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi-220011; s. II</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://ismailhakkialtuntas.wordpress.com/wp-admin/post-new.php#_ftnref2">[2]</a> <strong>Disinformation: </strong>i. kasten yanlış haber verme, yanlış bilgi verme</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://ismailhakkialtuntas.wordpress.com/wp-admin/post-new.php#_ftnref3">[3]</a> DOMENACH, Jean-Marie. Politika ve Propaganda<strong> </strong>(trc. Tahsin YÜCEL), İstanbul, Varlık Yayınları, 2003. s.60</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://ismailhakkialtuntas.wordpress.com/wp-admin/post-new.php#_ftnref4">[4]</a> (ÇİÇEK, 2006 ), s. 1-4</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Migros Geri Dönüşüm Köşesi]]></title>
<link>http://nettuketici.wordpress.com/2009/11/23/migros-geri-donusum-kosesi/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 13:24:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>Yıldıray</dc:creator>
<guid>http://nettuketici.wordpress.com/2009/11/23/migros-geri-donusum-kosesi/</guid>
<description><![CDATA[Pazar öğleden sonra, Caddebostan Migros’a uğradım. Ödeme yaparken, kasanın arkasındaki bir pano gözü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://nettuketici.wordpress.com/files/2009/11/migros1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-231" style="margin:4px;" title="migros1" src="http://nettuketici.wordpress.com/files/2009/11/migros1.jpg" alt="" width="173" height="180" /></a>Pazar öğleden sonra, Caddebostan Migros’a uğradım. Ödeme yaparken, kasanın arkasındaki bir pano gözüme ilişti: Geri Dönüşüm Köşesi.</p>
<p>Geri dönüşüm köşesinde plastik, karton, metal, cam gibi atıklar ve bitmiş piller için ayrı bölmeler var. Tek yapmanız gereken bu atıkları Migros’a kadar taşımak. Üstelik bundan kazançlı da çıkıyorsunuz. Getirdiğiniz atıkların barkodlarını okutuyorsunuz ve böylece Migros Club kartınıza “çevre puanı” yükleniyor. Geri dönüşüm köşesi Çekmeköy Eltes Mağazası, İstinye, Kartal, Soyak ve Caddebostan Migroslarda var.</p>
<p>Migros, bir süre önce çevreci bir değişim geçirmişti ve doğada %100 çözünebilen poşet uygulaması başlatmıştı. Ayrıca, poşet kullanımını azaltmak için bez torbalar da üretmiş ve müşterilerine sunmuştu. <a href="http://www.migros.com.tr/Content.aspx?IcerikID=85" target="_blank"><strong>Migros internet sitesinde</strong></a> bu konuda kısa bir sunum var. Bu sunumda bir poşetin kullanım süresinin sadece 12 dakika olduğu; buna karşılık aynı poşetin doğaya karışıp yok olmasının 1000 (bin) yıl sürdüğü belirtiliyor.<!--more DEVAMI BURADA--></p>
<p><a href="http://nettuketici.wordpress.com/files/2009/11/migros_1244092661-211x3001.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-236" style="margin:4px;" title="migros_1244092661-211x300" src="http://nettuketici.wordpress.com/files/2009/11/migros_1244092661-211x3001.jpg" alt="" width="211" height="300" /></a>Doğada %100 çözünebilen poşetleri Banu “<a title="D&#38;R'dan geri Dönüşümlü Poşet" href="http://nettuketici.wordpress.com/2009/11/04/drdan-geri-donusumlu-poset/" target="_blank"><strong>D&#38;R’dan geri Dönüşümlü Poşet</strong></a>” başlıklı yazısında geniş biçimde ele almıştı.</p>
<p>Dünyamızın son durumu düşünülürse, çok sayıda tüketicinin alışveriş ettiği Migros, D&#38;R gibi işletmelerin çevreci kampanyalar ve uygulamalar yapmasının önemi daha iyi anlaşılır. Umarız bu uygulamalar küçük, büyük tüm işletmelere örnek olur.</p>
<p>Hamiş 1: İstinye Migros&#8217;daki geri dönüşüm köşesi deneyimi hakkında <a title="Migros geri dönüşüm köşesi deneyimi" href="http://www.geridonusum.org/component/option,com_fireboard/Itemid,29/func,view/id,37/catid,9/" target="_blank"><strong>bir yazı</strong></a>.</p>
<p>Hamiş 2: Migros&#8217;un doğada tamamen çözünen poşetleri ve bez torbaları hakkında <a title="Bez Torba" href="http://pazarfilesi.blogspot.com/2009/05/migros-cantalar.html?showComment=1258981368619_AIe9_BEA8FyGAwqxcPNX-7Jr2VaLfen90rEIiAv4QStyAC9PY-tU1FE_o4RUMgfrsV_luQ6vZM3YnExF4ebdI8qdKISjm_Bx47xjCD66gisLOHJw-VbB1LLMQOKhpIcC_1soQDqey16LEtxbfAsOytUGBGrncJeajBi2LRRbYpdpaLQ-acyOLllRWNwXgELR5BUWc-m2_M5qj11cwzSHIO6alHnlTjC57gBlqXdiC59vl-fdSKM9Gl0#c984311246648113794"><strong>bir blog yazısı</strong></a>.</p>
<p>- Yıldıray</p>
<p><a title="NetTüketici Buluşma Noktası" href="http://www.facebook.com/#/pages/NET-TUKETICI/310729080507?ref=ts" target="_blank"><strong>BULUŞMA NOKTASI</strong></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kopenhag zirvesine yeni umut]]></title>
<link>http://knnkpln.wordpress.com/2009/11/23/kopenhag-zirvesine-yeni-umut/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 08:34:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>knnkpln</dc:creator>
<guid>http://knnkpln.wordpress.com/2009/11/23/kopenhag-zirvesine-yeni-umut/</guid>
<description><![CDATA[Aralık ayında yapılacak iklim zirvesine 60 devlet ve hükümet başkanının katılacağının belli olması u]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Aralık ayında yapılacak iklim zirvesine 60 devlet ve hükümet başkanının katılacağının belli olması umutların artmasına yol açtı.<a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2009/11/091123_copenhagen_leaders.shtml"><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="091106135421_climate226" src="http://knnkpln.wordpress.com/files/2009/11/091106135421_climate2261.jpg" alt="" width="226" height="170" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kopenhag zirvesine yeni umut]]></title>
<link>http://sagopakajmer007.wordpress.com/2009/11/23/kopenhag-zirvesine-yeni-umut/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 08:33:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>sagopakajmer007</dc:creator>
<guid>http://sagopakajmer007.wordpress.com/2009/11/23/kopenhag-zirvesine-yeni-umut/</guid>
<description><![CDATA[Aralık ayında yapılacak iklim zirvesine 60 devlet ve hükümet başkanının katılacağının belli olması u]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Aralık ayında yapılacak iklim zirvesine 60 devlet ve hükümet başkanının katılacağının belli olması umutların artmasına yol açtı.</p>
<p><a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2009/11/091123_copenhagen_leaders.shtml"><img class="aligncenter size-full wp-image-21" title="091106135421_climate226" src="http://sagopakajmer007.wordpress.com/files/2009/11/091106135421_climate226.jpg" alt="" width="226" height="170" /></a></p>
<p><!--more--></p>
<p><a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2009/11/091123_copenhagen_leaders.shtml">devamı için&#8230;</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kopenhag zirvesine yeni umut]]></title>
<link>http://haydarfoto.wordpress.com/2009/11/23/kopenhag-zirvesine-yeni-umut/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 08:33:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>haydarfoto</dc:creator>
<guid>http://haydarfoto.wordpress.com/2009/11/23/kopenhag-zirvesine-yeni-umut/</guid>
<description><![CDATA[Aralık ayında yapılacak iklim zirvesine 60 devlet ve hükümet başkanının katılacağının belli olması u]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Aralık ayında yapılacak iklim zirvesine 60 devlet ve hükümet başkanının katılacağının belli olması umutların artmasına yol açtı.</p>
<p><a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2009/11/091123_copenhagen_leaders.shtml"><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="091106135421_climate226" src="http://haydarfoto.wordpress.com/files/2009/11/091106135421_climate226.jpg" alt="" width="226" height="170" /></a></p>
<p>7 ile 18 Aralık tarihleri arasında yapılacak zirveden güçlü ve anlamlı bir anlaşma çıkmayacağı konusunda yaygın kaygılar var.</p>
<p>Çin ABD ve Hindistan gibi dünyanın çevreyi en çok kirleten ülkelerinin liderleri henüz Kopenhag zirvesine katılacaklarını açıklayanlar arasında değil.</p>
<p>Fakat gözlemciler, yine de bu kadar çok sayıda hükümetin toplantıya en üst düzeyde katılmaya karar vermiş olmasının beklentileri yeniden artıracağını söylüyorlar.</p>
<p>Normal koşullarda Birleşmiş Milletler&#8217;in yıllık İklim Değişikliği Konferansı&#8217;nda ülkeler Çevre Bakanları düzeyinde temsil ediliyorlar.</p>
<p>Kopenhag&#8217;daki zirveye katılacak 192 ülkenin temsilcileri 1997 tarihli BM Kyoto İklim Protokolü&#8217;nün yerini alacak yeni bir anlaşma sağlamaya çalışacaklar.</p>
<p>İngiltere Başbakanı Gordon Brown, liderler kendi prestijlerini ortaya koyduğu takdirde bir anlaşma sağlanması ihtimalinin artacağını söylemişti.</p>
<h2>Güçlükler</h2>
<p>Kopenhag&#8217;da önemli rol oynaması beklenen liderlerden Avustralya Başbakanı Kevin Rudd, zirvede bir anlaşma sağlanması konusunda dünya liderleri arasında büyük bir kararlılık olduğunu söyledi.</p>
<p>Fakat BBC&#8217;ye verdiği mülakatta Rudd, Kopenhag&#8217;da bağlayıcı bir anlaşmaya değil, ilerde böyle bir anlaşmaya temel teşkil edebilecek bir çerçeve anlaşmaya varılmasının mümkün olabileceğini kaydetti.</p>
<p>Rudd ayrıca bunun bile garanti olmadığını, pazarlıkların çok sert geçeceğini de sözlerine ekledi.</p>
<p>Avustralya, atmosfere sera etkisi yaratarak dünyanın ısınmasına neden olan zehirli gazları kişi başına en çok yayan ülkelerden biri.</p>
<p>Kevin Rudd ise Kopenhag&#8217;daki görüşmelere, herkesin &#8220;elleri kirli&#8221; gittiğini söylüyor.</p>
<p>Kopenhag&#8217;daki zirve öncesi, sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları  giderilebilmiş değil.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkeler, sanayileşmiş ülkelerin, sera gazı salımlarını  azaltması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Sanayileşmiş ülkeler özellikle Hindistan ve Çin gibi ülkelerin daha fazla çaba sarfetmesi  gerektiği kanısında.</p>
<h2>APEC Zirvesi&#8217;nde anlaşmaya varılamamıştı</h2>
<p>Son olarak geçen hafta Singapur&#8217;daki Asya Pasific Zirvesi&#8217;nde de, Kopenhag&#8217;daki zirve öncesi hedefler üzerinde bir anlaşmaya varılamamıştı.</p>
<p>Zirve bildirisine ilişkin taslakta, sera etkisi yaratan gazların 2050 yılına kadar yarı yarıya azaltılması hedefi yer almış ama daha sonra bu hedef de bildiriden çıkarılmıştı.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kopenhag zirvesine yeni umut]]></title>
<link>http://nuraygazetecilik.wordpress.com/2009/11/23/kopenhag-zirvesine-yeni-umut/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 08:31:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>nuraygazetecilik</dc:creator>
<guid>http://nuraygazetecilik.wordpress.com/2009/11/23/kopenhag-zirvesine-yeni-umut/</guid>
<description><![CDATA[Aralık ayında yapılacak iklim zirvesine 60 devlet ve hükümet başkanının katılacağının belli olması u]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2009/11/091123_copenhagen_leaders.shtml"><img class="aligncenter size-full wp-image-22" title="iklim" src="http://nuraygazetecilik.wordpress.com/files/2009/11/iklim.jpg" alt="" width="226" height="170" /></a>Aralık ayında yapılacak iklim zirvesine 60 devlet ve hükümet başkanının katılacağının belli olması umutların artmasına yol açtı. <a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2009/11/091123_copenhagen_leaders.shtml">Devamını okuyun&#8230;</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TOPLUMLARIN ÇÖKÜŞÜNÜ BİLMEK KEHANET DEĞİLDİR]]></title>
<link>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/11/20/toplumlarin-cokusu-bilmek-kehanet-degildir/</link>
<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 07:59:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailhakkialtuntas</dc:creator>
<guid>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/11/20/toplumlarin-cokusu-bilmek-kehanet-degildir/</guid>
<description><![CDATA[Hayatın ve insanlığın değersizleştiği dönemlerin gelişi ile kaos ortamlarının her yeri kaplaması ve ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;">Hayatın ve insanlığın değersizleştiği dönemlerin gelişi ile kaos ortamlarının her yeri kaplaması ve fesadın yayıldığı gelecekte toplumların çöküşüdür..</p>
<p style="text-align:justify;">[<strong><em>Toplum,</em></strong> insanın muhafaza ve gelişmesine yönelik belli amaçları, sosyal güçler yardımı ile uygun zaman ve zeminde gerçekleştiren, kendi kendine yeterli grup ve kurumların bir bütünüdür. Daha açık bir ifadeyle toplum, belirli bir coğrafyada yaşayan, sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için etkileşen ve ortak bir kültürü paylaşan çok sayıdaki insanın oluşturduğu birlikteliğin adı olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Toplum hayatı, insanların belirli bir amaç etrafında birleşmelerinin sonucudur. Şekilsiz ve düzensiz bir toplum hiçbir zaman var olmamıştır. Dolayısıyla toplum bir <strong><em>“sürü”</em></strong> değildir. En küçük toplumlardan en geniş toplumlara kadar her toplumun kendine göre kuralları, sosyal, ekonomik ve dini normları, bunları idare edecek yönetim mekanizması ve teşkilatları vardır. Toplum, bir yandan insan davranışlarını sınırlandırırken öte yandan da hürriyete kavuşturma fonksiyonu icra eder. Devamlı değişme halinde olan toplum, böylece dinamik bir karaktere de sahiptir.</p>
<p style="text-align:justify;">Şüphesiz toplumları oluşturan insanlar bir anda bir halden başka bir hale dönüşüp farklılaşmamaktadır. Ancak aile, okul, arkadaş, çevre ve millet faktörlerinin etkisiyle bir süreç sonucunda zamanla değişime uğrarlar. Birçok insanın birlikteliğinden oluşan toplumların ise değişimi ve yok oluşu için de aynı şekilde bir süreç gereklidir.</p>
<p style="text-align:justify;">İçtimâi çöküşü öncelikle değişim ve değişim ile olan sürecini incelemek gerekmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>1-İÇTİMÂİ ÇÖZÜLME</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Bugün yeryüzü toplumlarının karşı karşıya kaldığı sorunlar içerisinde başta olanın daha çok sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel alanlarda yoğunlaştığı bilinmektedir. Çünkü bu sorunlar beraberinde toplumların kendi içlerinde kırılmalar yaşanmasına, hatta birey-toplum ilişkilerinde uzaklaşma ve kopma diye nitelendirebilecek olumsuz yaşam biçimlerinin artış göstermesine; giderek derinleşen ve kaygı verici bir seviye kazanan bireysel/içtimâi sorunların çözümlenmelerinin de güçleşmesine sebep olmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Çözülme veya sosyal çözülme problemi kendi içtimâi varlığımız için göz ardı edilemeyecek bir önemi arz etmektedir. Çözülme, makro olarak ve toplum seviyesinde, bir toplum düzeninin bütün boyutlarıyla işlerliğini kaybetmesi ve tıkanıklıklara yol açması olarak tanımlanmaktadır. Bu anlamda çözülme, içtimâi parçalanma ve çöküşün ilk basamağı olarak görülmektedir. Yaşanılan gerçekliğin en belirgin özelliği olarak içtimâi yapı ve hayatta değerler bütünlüğünün korunamaması gösterilmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Sosyal çözülme sürecinde toplum, bir canlı gibi yine ayakta, yürümekte, görevlerini yapmaya çalışmakta, ancak, o eski sağlıklı, bütüncül özelliğini kaybetmiş bulunmaktadır. Bireyler arasındaki sosyal ilişkilerde zayıflama ve güvensizliğin olmasıyla, ekonomi, din, siyaset, eğitim, aile gibi sosyal kurumlarla bireylerin kurduğu ilişkiler gevşemektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong>2- İÇTİMÂİ DEĞİŞİM</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Değişme, bir halden başka bir hale geçiş ya da önceki durum veya davranıştan uzaklaşma biçimi olarak tanımlanır. İçtimâi değişme ise bir toplumun sosyal sistemi içerisindeki kurumların, sosyal rol kalıplarının ve insanlar arasındaki ilişkiler ağının değişmesi anlamına gelmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Dinamik bir yapıya sahip olan toplum, değişim özelliğine sahiptir. Dolayısıyla toplum, sürekli bir oluş ve hareket içindedir. Ancak bu değişim, toplumdan topluma fark eder. Her toplumda değişim aynı ölçüde olmayabilir.</p>
<p style="text-align:justify;">İçtimâi değişimden maksat sosyal sistemi oluşturan katmanların değişimidir. Gündelik değişiklikler değildir. Dolayısıyla sosyal değişim toplumun tamamını veya önemli bir bölümünü etkileyen bir değişmedir. Örneğin gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle sınıfların oluşması toplumda meydana gelen köklü değişimlerdendir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>3- ÇÖKÜŞ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Çöküş, içtimâi değişim ve peşinden gelen içtimâi çözülmeden sonra ortaya çıkan kaçınılmaz bir durumdur. Başlayan ve dönüşü olmayan bu durumlarda gelecek hüsrandır.</p>
<p style="text-align:justify;">[Çöküş denince her insanın zihninde farklı çağrışımlar yapar. Kimilerine göre gerilemek anlamına gelirken, kimilerine göre dini ve ahlaki değerlerden uzaklaşmak anlamına gelebilir. Bazıları için ekonomik çöküntü akla gelirken, bazıları için siyasi çöküntü akla gelebilir. Nihayet bazılarınca toplumun batması, yok olması ve hayat sahnesinden silinmesi anlamına gelebilir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Toplumların çöküşü, bazı filozof ve sosyologların dediği gibi hârici veya dâhili dış faktörler ya da bir takım evrimci modeller değil, bizzat insanın kendisidir.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Nitekim çöküşün en önemli tetikleyicisi, insanın hür irade ve isteğiyle seçmiş olduğu batıl inançlarıdır. Bunların başında da Allah Teâlâ’ya isyan gelmektedir. Çünkü isyan toplumdaki sosyal dengeden ekonomik dengelere kadar her şeyi altüst ederek bozar ve toplumların sağlıklı işleyişine engel olur. Bu durum da toplumları çöküşe götürür. Bu çöküşün neticesinde iyi ile kötünün ayırt edilmemesi toplumun birbirleri hakkında sorumlu tutulmalarıdır.]<a href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align:justify;">[Hepimiz tarihe gömülen toplumların romantik esrarıyla zaman zaman ilgilenmişizdir: <strong><em>Klasik Maya</em></strong> ve <strong><em>Yucatan kültürleri</em></strong>, <strong><em>Paskalya Adası'nın yerlileri</em></strong>, <strong><em>Anasazi</em></strong>, <strong><em>Bereketli Hilal toplumları</em></strong>, <strong><em>Angkor Wat</em></strong>, <strong><em>Büyük Zimbabwe</em></strong> vb.</p>
<p style="text-align:justify;">Son on yirmi yıl içinde de arkeologlar, bu yıkılışların birçoğunun arkasında, çevresel sorunların olduğunu ortaya çıkardılar. Öte yandan, dünyanın birçok yerinde de toplumlar bin yıllardır yok oluş belirtisi göstermeden gelişmelerini sürdürmektedir: <strong><em>Japonya, Java, Tonga </em></strong>ve <strong><em>Tikopea</em></strong>.</p>
<p style="text-align:justify;">Şu halde, öyle görünüyor ki, bazı bölgelerdeki toplumlar diğerlerinden daha kırılgan. Bazı toplumların neden diğerlerinden daha kırılgan olduklarını nasıl anlarız? Bu soru, açık bir şekilde günümüzü de ilgilendirir, çünkü bugün, henüz yeni çöküşe uğramış toplumlar görüyoruz: <strong><em>Somali, Ruanda</em></strong> ve <strong><em>Eski Yugaslavya</em></strong>.</p>
<p style="text-align:justify;">Ayrıca çöküşün eşiğinde olabilecek toplumlar da vardır: <strong><em>Nepal, Endonezya </em></strong>ve<strong><em> Kolombiya</em></strong>. Peki ya kendimiz?</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Toplumumuzun, geçmiş zaman toplumları gibi çökmesini engellemek için öğrenebileceğimiz hangi dersler vardır?</em></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Kuşkusuz, bu sorunun cevabı sadece bir faktör olmayacaktır. Eğer birisi size toplumların çöküşlerini açıklayan tek bir faktör olduğunu söylerse, onun aptal olduğunu hemen anlarsınız. Bu karmaşık bir konudur. Ama bu konunun karmaşıklığının içinden nasıl çıkarız?</p>
<p style="text-align:justify;">Toplumsal çöküşleri incelerken, beş maddelik bir çerçeve sayabiliriz. Çöküşleri anlamama yardımcı olmak için beş maddelik bir liste sayılabilir. Bu listeyi, <strong>İskandinav Grönland</strong> toplumunun yok oluşu açıklayarak olursak. Burası, yazılı kaynakları olan Avrupalı bir toplumdu, dolayısıyla bu insanları ve amaçlarını büyük ölçüde M.S 984'te İskandinavlar Grönland'a gidip yerleştiler ve 1450'de yok oldular.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em><span style="text-decoration:underline;">Toplumları çöktü ve toplumlarının içindeki her bir birey de helak oldu. Niye sonunda hepsi helak oldu?</span></em></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Bunu beş madde ile açıklayabiliriz.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em><span style="text-decoration:underline;">1-İnsanların, çevrelerine yaptıkları etki:</span></em></strong> İnsanların dikkatsizce bağımlı oldukları kaynakları tüketmeleri. İskandinavya Vikingleri de dikkatsizce humuslu toprağın erozyonuna ve ormansızlaşmasına yol açtılar. Bu onlar için ciddi bir sorundu; çünkü ormanı kullanarak kömür, kömürü kullanarak da demir yapıyorlardı. Dolayısıyla, demirsiz kalmış bir Avrupalı Demir Çağı toplumuna dönüştüler.</p>
<p style="text-align:justify;">Allah Teâlâ buyurdu ki;<strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Yanından ayrılınca yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekinleri, zürriyetleri helâk etmeğe çalışır. Allah Teâlâ ise fesadı sevmez.”</em></strong><a href="#_ftn2"><strong><strong>[2]</strong></strong></a><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em> “İnsanların ellerinin kazandığı şey sebebiyle karada ve denizde fesat zuhûra gelir. Allah da onlara yaptıkları şeylerin bazısını tattırır. Gerek ki, onlar dönüverirler.” </em></strong><a href="#_ftn3">[3]</a><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><em><span style="text-decoration:underline;">2-İklim değişikliği:</span></em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">İklimler ılıyabilir, soğuyabilir, kuruyabilir veya nemlenebilir. Grönland&#8217;daki Vikingler&#8217;e bakarsak, 1300&#8242;lü yıllarda ve özellikle 1400&#8242;lerde iklimlerinin soğuduğunu görürüz. Soğuk bir iklim illâ ölümcül olmak zorunda değil, çünkü bu soğuyan iklim, Grönland Eskimoları&#8217;na köstek olmaktansa destek oldu. Peki neden Grönland İskandinavları&#8217;nın işine yaramadı?</p>
<p style="text-align:justify;">Allah Teâlâ buyurdu ki;<strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“ Artık Biz de onların üzerlerine uğursuz günlerde pek ziyâde soğuk bir rüzgâr gönderdik ki, onlara dünya hayatında bir zillet azabını tattıralım, ve elbette ki, ahiret azabı daha ziyâde zilletlidir ve onlar yardım da olunmazlar.” </em></strong><a href="#_ftn4">[4]</a><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“ Ve Allah bir beldeyi bir örnek irâd eder ki, emin ve sükunet içinde idi, ona rızkı da her yerden bol bol gelirdi. Sonra Allah&#8217;ın nîmetlerine nankörlükte bulundular. Artık Allah da onlara işledikleri şeylerden dolayı açlık ve korku libasını tattırdı.” </em></strong><a href="#_ftn5">[5]</a><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“ Fakat nefislerine zulmedenler, sözü kendilerine söylenilenden başkasına tebdîl ettiler. Biz de zulmeden kimseler üzerine yaptıkları fısklar sebebiyle gökten korkunç bir azap indirdik.” </em></strong><a href="#_ftn6">[6]</a> <strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“ Artık Semûd (kavmi) hadden aşırı bir hadise ile helâk edildiler. Âd (kavmi) ise onlar da son derece kuvvetli bir rüzgar ile helâk edildiler. (Cenâb-ı Hak) Onu (o rüzgarı) yedi gece ve sekiz gün ardı ardına onların üzerlerine musallat etti. Artık o kavmi görürsün ki, onlar sanki içleri bomboş hurma kökleriymiş gibi yere yıkılmışlardır.” </em></strong><a href="#_ftn7">[7]</a> <strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em><span style="text-decoration:underline;">3-Komşu dost toplumların desteği:</span></em></strong> Eğer bu destek ortadan kalkarsa, bu toplumu çöküşe yaklaştırabilir. Grönland İskandinavları anavatanları Norveç ile ticaret yapıyorlardı. Ancak bu ticaret hem Norveç&#8217;in zayıflamasıyla, hem de Grönland ve Norveç arasındaki denizin buzlanmasıyla giderek azaldı.</p>
<p style="text-align:justify;">Allah Teâlâ buyurdu ki;<strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Sonra fırkalar kendi aralarında ihtilâfa düştüler. Artık görülecek günün en şiddetli azabı, kâfir olan kimseler içindir. Bize gelecekleri gün neler işitecekler ve neler göreceklerdir. Fakat o zalimler bugün pek açık bir sapıklık içindedirler.”<a href="#_ftn8"><strong>[8]</strong></a></em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em> “Hâlbuki bir nice zulmeden beldeyi helâk ettik ve onlardan sonra başka başka birer kavim vücuda getirdik.” </em></strong><a href="#_ftn9">[9]</a> <strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em><span style="text-decoration:underline;"> </span></em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em><span style="text-decoration:underline;">4-Hasım toplumlarla ilişkiler:</span></em></strong> Grönland İskandinavları&#8217;nın hasımları Grönland&#8217;ı İskandinavlar&#8217;la paylaşan Eskimolardı. İlişkileri kötüydü ve İskandinavlar&#8217;ı öldürürlerdi. daha da önemlisi, İskandinavyalılar&#8217;ın fok balığı avlamak için yılın belli bir zamanında gitmeye mecbur oldukları dış körfezlere ulaşımlarını engellemiş olabilirler.</p>
<p style="text-align:justify;">Allah Teâlâ buyurdu ki;<strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong> <em>“ Şüphe yok ki, Allah Teâlâ imân eden kimselerden kâfirlerin eziyetlerini def&#8217;eder. Muhakkak ki, Allah Teâlâ herhangi bir haini, nankörü sevmez.”</em></strong> <a href="#_ftn10">[10]</a><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“ Andolsun ki, Biz sizden evvelki nice nesilleri, zulmettikleri zaman helâk ettik. Halbuki, onlara rasülleri açık delillerle ile gelmişlerdi. Onlar ise imân eder olmadılar. İşte günahkârlar olan kavmi Biz böyle cezalandırırız.” </em></strong><a href="#_ftn11">[11]</a> <strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em><span style="text-decoration:underline;"> </span></em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em><span style="text-decoration:underline;">5-Toplumun politik, ekonomik, sosyal ve kültürel faktörlere göre çevresel sorunlarını fark edip bu sorunları çözebilme ihtimalinin artması veya azalması:</span></em></strong> Grönland İskandinavları&#8217; nın Hıristiyan olup da katedral inşaasına büyük yatırım yapmaları, şeflerin birbirleriyle rekabet etmeleri ve Eskimoları aşağılık bulup onlardan ders almayı reddetmeleri, çevresel sorunlarını çözmelerini zorlaştıran kültürel faktörlerdi.</p>
<p style="text-align:justify;">Allah Teâlâ buyurdu ki;<strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“ Yeryüzünde müfsitler olarak fesat çıkarmayınız.”</em></strong><strong> <a href="#_ftn12"><strong>[12]</strong></a></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“ Ve Biz bir beldeyi helâk etmek murad edince onun devlet sahiplerine (hakka itaat etmelerini) emrederiz. Onlar ise orada fısk (ve fücurda) bulunmuş olurlar. Artık o beldenin üzerine söz (helâkları hakkındaki hüküm) hak olmuş olur. İmdi onu (o beldeyi) tamamen helâk ile helâk etmiş oluruz.” </em></strong><a href="#_ftn13">[13]</a> <strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">İşte, beş maddelik çerçeve, Grönland İskandinavları&#8217;nın çöküşü ve nihai yok oluşlarını böyle açıklanabilir. Birçok geçmiş toplumu ve günümüz toplumunu, bu çöküş nedenlerine göre incelenince, ortaya genel sonuçlar çıkıyor mu? Tolstoy&#8217;un, her mutsuz evliliğin farklı olduğunu söylediği gibi, her çökmüş veya tehlikedeki toplum farklı hepsinin ayrıntıları değişiktir. Fakat  yine de, geçmiş ve bugünkü toplumların çöküşe uğrayanlarını ve hayatta kalanlarını karşılaştırınca, belirli ortak ipuçlarına ulaşılabilir. <em><span style="text-decoration:underline;">İlginç bir ortak ipucu, toplum bir kere zirvesine çıktıktan sonra çöküşün ne kadar hızlı geldiğiyle ilgilidir</span></em>.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“ Ve o kimseler ki, Bizim âyetlerimizi yalanladılar, işte onları bilmez oldukları cihetten yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız.” </em></strong><a href="#_ftn14">[14]</a><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Birçok toplum yavaş yavaş ortadan kalkmadı. <span style="text-decoration:underline;">Daha ziyade, toplumlarını inşaa ettiler, zenginleştiler ve güçlendiler, sonra kısa bir zaman içinde, zirveye erişmelerinden yirmi otuz yıl içinde çöktüler. </span>Örnek olarak, Yucatan yarımadasındaki klasik ova Maya kültürü, erken 800&#8242;lerde çökmeye başladı. Bu Mayalar&#8217;ın en büyük eserlerini yaratmalarından ve nüfuslarının zirve yapmasından sonraki otuz kırk yıl içinde gerçekleşti.</p>
<p style="text-align:justify;">Bir örnek daha vermek gerekirse, <span style="text-decoration:underline;">Sovyetler Birliği&#8217;nin çöküşü, gücünün zirvesine ulaşmasından sonraki yirmi otuz, hatta belki de on yıl içinde gerçekleşti.</span> Bunu deney kabındaki bakterilere benzetebiliriz. Eldeki kaynaklar ve bu kaynakların tüketimi veya ekonomik gelir gider arasında bir dengesizlik olduğunda bu ani çöküşlerin gerçekleşme ihtimali artıyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Deney kabında bakteriler çoğalır. Her kuşakta sayılarının ikiye katlandığını farz edelim: Sonlarının gelmesinden beş kuşak önce deney kabının 16&#8242;da 15&#8242;i boştur, sonraki kuşakta 4&#8242;te 3&#8242;ü boştur, sonraki kuşakta da yarısı boştur. Yarısı boş olduktan bir kuşak sonra kap doludur. Artık yiyecek kalmamıştır ve bakteriler çöküş yaşar. Dolayısıyla, toplumların güçlerinin zirvelerine ulaştıktan çok kısa süre sonra çöküş yaşamaları, tekrarlanan bir durumdur. Bunu matematiksel olarak açıklamak istersek, eğer bugünkü toplumlardan birini incelemek isterseniz, matematiksel fonksiyonun bugünkü değerine, yani zenginliğe değil, fonksiyonun birinci ve ikinci türevlerine bakmanız gerekir. Bu genel kurallardan biridir. İkinci bir genel kural da, toplumları diğerlerinden daha kırılgan yapan, çoğunlukla ilk bakışta görünmeyen çevresel faktörler olduğu ve bu faktörlerin çoğunun henüz iyi anlaşılmadığıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Örnek olarak, neden Pasifik&#8217;teki yüzlerce Pasifik adasının arasında Paskalya Adası en tahrip edici, ormansızlaşmayı yaşadı? Öyle anlaşılıyor ki, Paskalya Adası yerlilerinin aleyhinde çalışan yanardağ püskürtüsü, enlem ve yağışla ilgili dokuz değişik çevresel faktör bulunuyordu; bunların bazıları da kolay fark edilemeyecek türdendi. En zor görünenlerinden biri de, Orta Asya&#8217;dan gelen kıta tozunun, adanın humuslu toprağının verimine katkıda bulunup, Pasifik adalarındaki doğal hayatı koruyor olmasıydı. Bütün Pasifik Adaları arasında, Asya&#8217;dan gelen bereketli tozun en azı Paskalya Adası&#8217;na ulaşır. Bu durum ancak farkına 1999 yılında anlaşılmıştır. Dolayısıyla, bazı toplumlar, ilk bakışta gözlemlenemeyen çevresel sebeplerden dolayı, diğerlerinden daha kırılgan oluyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Son olarak bir genel kural daha vardır. Bu da toplumların başlarına geleni fark edememeleridir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“ Ve hiçbir ülke yoktur ki, illâ onu Kıyamet gününden evvel Biz ya helâk ederiz veya onu şiddetli bir azap ile cezalandırırız. Bu, kitapta yazılmış bulunmaktadır.” </em></strong><a href="#_ftn15">[15]</a><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Nasıl oldu da Paskalya Adalılar yaşadıkları ortamı ormansızlaştırabildi?</p>
<p style="text-align:justify;">En son palmiye ağacını keserken ne düşündüler?</p>
<p style="text-align:justify;">Yaptıklarını fark etmediler mi? Bu toplumlar nasıl olup da çevrelerine verdikleri etkileri görüp vaktinde durmadılar?</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“ Allah&#8217;ın nîmetini küfre değiştirenleri ve kavimlerini helâk yurduna sevkeyleyenleri görmedin mi?”<a href="#_ftn16"><strong>[16]</strong></a> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Eğer insan medeniyeti varlığını sürdürürse, gelecek yüzyılda insanların şu soruyu sormalarıdır:</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“2003 senesinde yaşayan insanlar nasıl olup da yaptıkları bariz yanlışları görüp de önlem almadılar?”</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Geçmiştekilerin yaptıkları inanılmaz görünüyor. Gelecektekilere de bizim bugün yaptıklarımız inanılmaz görünecek. Toplumların neden sorunlarını çözemediklerine dair hiyerarşik bir sebepler listesi geliştirmek gerekiyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Neden sorunlarını fark edemiyorlar veya eğer fark ederlerse, neden üzerinde duramıyorlar?</p>
<p style="text-align:justify;">Veya üzerinde durdularsa, neden çözmekte başarılı olamıyorlar?</p>
<p style="text-align:justify;">Bu konuda sadece iki tane genel kuraldan bahsedilebilir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Felakete davetiye çıkarıp çöküşü yaklaştıran bir reçete, karar verici yöneticilerin kısa vadeli çıkarları ile toplumun uzun vadeli çıkarları arasında bir çatışma olmasıdır.</em></strong> <strong><em>Özellikle, söz konusu yöneticiler kendilerini hareketlerinin sonuçlarından soyutlayabildikleri zaman bu sorun vahimleşiyor. Kısa vadede yöneticilerin çıkarına olan şeyler uzun vadede topluma zarar verdiğinde, yöneticilerin toplumun uzun vadede düşüşüne yol açacak işler yapmaları çok muhtemeldir.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Örnek olarak, Grönland İskandinavları&#8217;nın rekabetçi şefleri, daha fazla kul, daha fazla koyun ve daha fazla kaynak edinip, rekabette komşu şeflerin önüne geçmek istiyorlardı. Bu istekleri yüzünden, topraklarını aşırı zorlayıp harcadılar: toprağı aşırı kullanarak yerel çiftçileri bağımlı kıldılar. Bu, şeflerin kısa vadede güçlenmelerine yol açtı, ancak uzun vadede toplumun çöküşünü getirdi. Bunun gibi çıkar çatışmaları, günümüzde Amerika Birleşik Devletler&#8217;de de ciddi bir sorundur. Özellikle de Birleşik Devletler&#8217;in karar vericileri, yüksek duvarlı yapılarda yaşayıp, şişelenmiş su içerek verdiklerin kararların sonuçlarından kendilerini soyutlamaktadır. Son birkaç sene içinde de iş hayatındaki yüksek kademedeki yöneticiler, toplum için uzun vadede zararlı olup da kısa vadede kendileri için faydalı olan bir takım hareketleri yaparak, kendi çıkarlarına hizmet edebileceklerini keşfettiler: Enron ve benzeri şirketlerden bir kaç milyar doların hortumlanması gibi. Bu keşifleri doğruydu: gerçekten de bu hareket kısa vadede kendileri için faydalı, ama toplum için uzun vadede zararlı. Bu da, toplumların nasıl yanlış kararlar verdikleriyle ilgili bir genel kural: çıkar çatışmaları. Bahsetmek istediğim ikinci genel kural da şu: hararetle savunulan, çoğu koşulda faydalı ama bazı şartlarda zararlı olan değer yargıları çelişki yarattığında, doğru kararın verilmesi çok zorlaşıyor. Örnek olarak, Grönland İskandinavları bu zorlu çevre şartlarında, dört buçuk yüzyıl boyunca dine ortak bir bağlılık ve güçlü bir toplumsal dayanışma ile beraberce ayakta kalabildiler. Ancak bu iki şey ‐ yani dine bağlılık ve toplumsal dayanışma ‐ sona yaklaştıklarında değişim geçirerek Eskimo yerlilerinden ders alıp öğrenmeyi onlar için zorlaştırdı.</p>
<p style="text-align:justify;">Bugünün Avusturalya&#8217;sı da başka bir örnek olabilir. Avusturalya&#8217;nın, Avrupa medeniyetinin bu uzak karakolunda 250 sene boyunca var olabilmesini sağlayan şey, Britanyalı kimliğiydi. Ama bugün, Britanyalı kimliğine olan bu bağlılık, Asya&#8217;daki konumlarına adapte olmaları gerektiğinde Avusturalyalıların işine yaramıyor. Dolayısıyla, başımıza gelen dertlerin sebepleri, aynı zamanda gücümüzün de kaynağı olduğunda, rota değiştirmek zor oluyor. Günümüzdeki sorunların sonuçları ne olacak? Günümüzde, geri sayıma devam eden bir düzine saatli bomba olduğunu düşünebiliriz. Bu bombaların bazılarının fitilleri 20 ‐ 30 yıllık fitiller, hiçbirininki de 50 yıldan fazla değil. Bu bombaların herhangi biri sonumuz olabilir. Bunlar, su, humuslu toprak, iklim değişikliği, mütecavüz türler, fotosentetik tavan, nüfus problemleri, zehirli atıklar, vs&#8230;, vs&#8230;toplamda yaklaşık bir düzine. Bunların hiç birinin fitili 50 seneyi geçmese de, çoğunun fitili sadece 20 ‐ 30 senelik, bazı bölgelerde de fitil çok daha kısadır. Bugünkü hızla, Filipinler&#8217;deki ulaşılabilir odunluk ağaçları beş yıl içinde kaybedeceğiz. Solomon Adaları&#8217;ndaysa odun ağaçlarının bitmesine sadece bir yıl kaldı, üstelik bu Solomonlar&#8217;ın en büyük ihraç ürünüdür. Bu durum Solomon Adaları&#8217;nın ekonomisi için muhteşem olacaktır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“O memleketleri ki, zulmeder oldukları vakit onları helâk ettik. Ve onların helâkleri için bir muayyen vakit tayin etmiş idik.” </em></strong><a href="#_ftn17">[17]</a> <strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">İnsanlar soruyorlar;<strong><em> </em></strong><em>dünyanın çevresel sorunlarını çözmek için yapmamız gereken en önemli şey nedir?</em>.</p>
<p style="text-align:justify;">Bunun cevabı, <em>yapmamız gereken en önemli şeyin, yapmamız gereken en önemli tek bir şey olduğunu unutmak olduğudur</em>.</p>
<p style="text-align:justify;">Daha ziyade, herhangi biri bizim sonumuzu giderebilecek bir düzine sorun vardır. Bunların hepsini çözmeliyiz; çünkü on birini çözüp de on ikincisinde tıkanırsak, başımız dertte demektir. Örnek olarak, su, humuslu toprak ve nüfus sorunlarımızı çözüp de zehirli atık problemlerimizi çözmezsek, başımız derttedir. İşin aslı şu ki, bugünkü gidişatımız, sürdürülebilir bir gidişat değil, yani bu şekilde devam etmemiz imkânsızdır. Bu sorunlar, yirmi otuz sene içinde çözülecektir. Bu şu anlama geliyor: Bu odada 50 ‐ 60 yaşından genç olanlar, bu paradoksların nasıl çözüldüğünü görecekler, 60 yaşından büyükler ise görmeyebilirler, ama çocukları ve torunları kesinlikle görecektir. Bu çözümler, iki şekilde tezahür edebilir: bu sürdürülemeyen fitillere acilen müdahale ederek kendimize uygun, bizim seçtiğimiz, hoş çözümler buluruz veya bu problemler, bizim seçimimiz dışında, tatsız şekillerde çözüme ulaşır: Savaş, salgın hastalık ve kıtlıkla. Ancak kesin olan, bu sürdürülemez gidişatın şu ya da bu şekilde yirmi otuz sene içinde çözülecek olmasıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Günümüzde karşılaştığımız büyük sorunlar, bizim kontrolümüz dışında olaylar değildir. Ancak <strong>unutturuluyoruz.</strong> En ciddi tehdit, bizi çaresiz bırakacak, bize çarpmak üzere olan bir asteroid değildir. Aksine, karşılaştığımız bütün ciddi tehditler, kendi yarattığımız sorunlardır. Bu sorunları biz yarattığımıza göre, bunları çözmemiz de mümkündür. Demek ki, bu sorunları ortadan kaldırmaya kudretimiz yetiyor. Özellikle, her birimiz ne yapabiliriz? Bu seçimlerle ilgilenenlerimiz için yapılabilecek birçok şey vardır. Anlamadığımız ve anlamamız gereken çok şey vardır. Öte yandan, anladığımız ancak yapmadığımız, ama yapmaya başlamamız gereken birçok şey de vardır.] <a href="#_ftn18">[18]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Buradan çıkarmamız gereken iyi bir değerlendirme yaparak ülkemizin çöküş tarihini bulmak çok kolay olacaktır. Eğer tarih olarak 2000 yılını esas alarak <strong><em><span style="text-decoration:underline;">politik, ekonomik, sosyal ve kültürel faktörlere göre çevresel sorunların sonuçlarına</span></em></strong> göre bir yorum yapılırsa 50 yılı görmeden yurdumuzda çok büyük ihtimallere gebe olduğu görülmektedir. Uzun vadeli fedakâr düşüncelerin kaybolduğu zihniyet ve siyasetlerin toplum desteğiyle kuvvetlenmediğinde fazla bir şey beklemek hatalı olmaktadır. Toplum neyin nereye ve niçinlerine cevap bulmadığı zamanlar ve etik değerlerini kaybettikçe fazla bir umutlu olmak aptallık gibi görünüyor. Kopuk, kaçık, kültürden yoksun nesiller için değer yargıları olmadığı için içtimai çöküş hızlanmıştır. Bunun neticesi ise emperyalist güçlere köle olmak kaçınılmaz sonuç olabilir. Bu nedenle Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem de çöküş konusunda ümmetini uyarmıştır. <strong><em>“İnsanlar zalimi görür de elinden tutup zulmüne mani olmazlarsa Allah onların hepsini en kısa zamanda cezalandırır.”</em></strong> <a href="#_ftn19">[19]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Bir başka hadisinde de şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Bir toplumda günahlar islenir, (salih olan insanlar) güçleri yettiği halde bu kötülükleri değiştirmeye çaba sarf etmezlerse Allah Teâlâ en yakın zamanda hepsini cezalandırır.”<a href="#_ftn20"><strong>[20]</strong></a></em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Toplumların yok oluşu veya çöküşü, zorunlu, kaçınılmaz değildir. Çöküş insanlığın tabiatında yer alan tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktan değil, irâdi ihmaller ve ahlak bozukluklarından ileri gelmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de bu olguya şu şekilde işaret etmektedir:</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“</em></strong><strong><em>Fakat, Ne yazık ki, (yok ettiğimiz) sizden önceki kuşaklar arasında, yeryüzünde yozlaşmaya karşı çıkan (doğru yolu izledikleri için) kendilerini kurtardığımız küçük topluluklar dışında- akıl, iz&#8217;an ve erdem sahibi kimseler çıkmalı ve zulme eğilim gösteren çoğunluk yalnızca kendilerini yozlaştıran hazların peşine düşüp günaha gömülüp gittiler.”<a href="#_ftn21"><strong>[21]</strong></a></em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Bu konuya dikkat çeken Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemde <strong><em>“Eğer onlar, aralarında kötü amellerin yaygınlaştığını gördükleri halde onları önlemeye ve ortadan kaldırmaya çalışmazlarsa, Allah Teâlâ’nın onlara genel bir azap göndereceğinden (korkulur)”<a href="#_ftn22"><strong>[22]</strong></a></em></strong> buyurmuştur. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin hanımlarından Hz. Zeyneb radiyallâhü anha anlatıyor</p>
<p style="text-align:justify;">“Bir gün Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem  korku ve endişe içerisinde yanıma geldi&#8230;Dedim ki</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Ey Allah&#8217;ın Resulü içimizde salihler olduğu halde yok olur muyuz?”</em> O da</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Evet; kötülükler çoğaldığında”</em></strong> diye cevap verdi.<a href="#_ftn23">[23]</a></p>
<p style="text-align:right;"><strong>İhramcızade İsmail Hakkı</strong></p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> <strong>YAZICI Mahmut</strong> Hadislerde Toplumların Çöküşü. - İstanbul : Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Hadis Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi 209165, 2007.</p>
<p>&#160;</p>
<p><a href="#_ftnref2">[2]</a> Bakara,205</p>
<p><a href="#_ftnref3">[3]</a> Rum, 41</p>
<p><a href="#_ftnref4">[4]</a> Fussilet, 16</p>
<p><a href="#_ftnref5">[5]</a> Nahl, 112</p>
<p><a href="#_ftnref6">[6]</a> Bakara, 59</p>
<p><a href="#_ftnref7">[7]</a> Hakka, 5-7</p>
<p><a href="#_ftnref8">[8]</a> Meryem, 37-38</p>
<p><a href="#_ftnref9">[9]</a> Enbiya, 11</p>
<p><a href="#_ftnref10">[10]</a> Hac, 38</p>
<p><a href="#_ftnref11">[11]</a> Yunus, 13</p>
<p><a href="#_ftnref12">[12]</a> Ankebut, 36</p>
<p><a href="#_ftnref13">[13]</a> İsra, 16</p>
<p><a href="#_ftnref14">[14]</a> Â’raf, 182</p>
<p><a href="#_ftnref15">[15]</a> İsra, 58</p>
<p><a href="#_ftnref16">[16]</a> İbrahim, 28</p>
<p><a href="#_ftnref17">[17]</a> Kehf, 59</p>
<p><a href="#_ftnref18">[18]</a><strong>Jared Diamond</strong>:Toplumların Çöküşü Üzerine;http://www.ted.com,  TED Open Translation Project. Erişim: 27 Temmuz 2009</p>
<p><a href="#_ftnref19">[19]</a> Tirmizî, Fiten, 8.</p>
<p><a href="#_ftnref20">[20]</a> Ebu Davud, Melahim, 17.</p>
<p><a href="#_ftnref21">[21]</a> Hud, 116</p>
<p><a href="#_ftnref22">[22]</a> Tirmizî, Fiten, 8.</p>
<p><a href="#_ftnref23">[23]</a> Buharî, Fiten, 4, 38; Enbiya, 10.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ormanlarda iflas etti]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/20/ormanlarda-iflas-etti/</link>
<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 22:40:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/20/ormanlarda-iflas-etti/</guid>
<description><![CDATA[Karbondioksit salımı o derece arttı ki, artık karbondioksit emen ormanlar ve okyanuslar, &#8216;doğa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong> </strong></p>
<p><a href="../files/2009/11/ormanlar.jpg"><img title="ormanlar" src="../files/2009/11/ormanlar.jpg" alt="" width="600" height="258" /></a><strong> </strong></p>
<p><strong>Karbondioksit salımı o derece arttı ki, artık karbondioksit emen ormanlar ve okyanuslar, &#8216;doğal karbon kuyusu&#8217; işlevini yerine getirmekte güçlük çekiyor.</strong></p>
<p>Araştırmalara göre, artık ormanlar ve okyanuslar karbondioksidi emmekte eskisi kadar etkili değil.</p>
<p><strong>Araştırma 1)</strong> &#8220;Nature Geoscience&#8221; dergisinde yayımlanan, Corinne Le Quere liderliğindeki uluslararası bir araştırma, 50 yıldır atmosferde kalan karbondioksit oranının yüzde 40&#8242;tan 45&#8242;e çıktığını gösterdi. Araştırmanın sonuçlarına göre, ormanlar ve okyanuslar eskisinden daha az karbondioksit emiyor.<!--more--></p>
<p><strong>Araştırma 2)</strong> &#8220;Nature&#8221; dergisinde yayımlanan başka bir araştırma da, okyanusların karbondioksidi emme oranının 50 yıldır kademeli olarak arttığını, ancak 2000-2007 yıllarında yüzde 10 azaldığını ortaya koydu.</p>
<p>Bilim adamları, okyanusların ne kadar karbondioksit emerse o kadar asitlendiğini, okyanuslardaki asit miktarı arttıkça emme özelliğinin kaybolmaya başladığını belirtti.</p>
<p>Konuya ilişkin makale, Fransız &#8220;Le Nouvel Observateur&#8221; dergisinin internet sitesinde de yer alıyor.</p>
<p><strong>ABD hala adım atmıyor</strong></p>
<p>Danimarka&#8217;da yapılacak BM İklim Konferansı&#8217;na 3 haftadan az kalırken, bu araştırmalar, sera etkisi yaratan gazların salımının azaltılmasının konferansın ana konusu olması gerektiğini bir kez daha gözler önüne serdi.</p>
<p>Ancak dünyanın en büyük sera gazı salımını yapan ülkesi ABD, tüm çağrılara rağmen, küresel ısınmaya karşı Kyoto Protokolü&#8217;nü hala imzalamış değil. Zira, protokolü imzalayan ülkelerin gaz salımını azaltması gerekiyor.</p>
<p>&#160;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Biten Yazıcı Kartuşu Nereye Atılır?]]></title>
<link>http://nettuketici.wordpress.com/2009/11/18/biten-yazici-kartusu-nereye-atilir/</link>
<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 12:34:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>Yıldıray</dc:creator>
<guid>http://nettuketici.wordpress.com/2009/11/18/biten-yazici-kartusu-nereye-atilir/</guid>
<description><![CDATA[Tüketici olmanın ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu yeniden anladım. Bir arkadaşım “biten yazıcı ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://nettuketici.wordpress.com/files/2009/11/e-waste.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-185" style="margin:4px;" title="e-waste" src="http://nettuketici.wordpress.com/files/2009/11/e-waste.jpg?w=300" alt="" width="300" height="300" /></a>Tüketici olmanın ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu yeniden anladım. Bir arkadaşım “biten yazıcı kartuşu nereye atılır?” diye sordu. Ben de bilmiyordum. Kendime ait bir yazıcım yok. Çok gerekirse, bir fotokopiciye gidip “çıkış” alıyorum. Dolayısıyla, kartuş gibi bir atık hakkında hiç düşünmem gerekmedi.</p>
<p>Sorunun yanıtını merak ettiğim için küçük bir araştırma yaptım. Dünyamızın giderek büyüyen bir e-atık (WEEE) sorunu olduğunu ne zamandır biliyorum. Fakat konunun gerçek çapı hakkında hiçbir fikrim yokmuş.<!--more DEVAMI BURADA--></p>
<p>Yazıcı kartuşu gibi e-atıklar “<a title="Evimizdeki Tehlikeli Atıklar" href="http://www.cevreciyiz.com/images/contents/At%C4%B1klar%20ve%20Geri%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20Dosyas%C4%B1/12_tehlikeliatik.pdf" target="_blank"><strong>evsel TEHLİKELİ atıklar</strong></a>” sınıfına giriyor. Tehlikeli atıkların, evsel atıklarla karıştırılmaması, bunların çöpe atılmaması, özel olarak toplanması, özel olarak ayrıştırılması gerekiyor. Ne yazık ki, Türkiye bu konuda gelişmemiş bir ülke. Yine de, e-atıkların büyük bir <a title="‘E-atıklar’ ekonomide büyük yer alacak haberi" href="http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/455827.asp" target="_blank"><strong>ekonomik değer</strong></a> oluşturması <a title="ODTÜ diplomalı e-hurdacı" href="http://www.hurriyet.com.tr/pazar/6244852.asp?gid=59" target="_blank"><strong>girişimcilerin</strong></a> dikkatini çekmiş. E-atık toplayan <a title="E-atık geri dönüşüm tesisi" href="http://www.dogaentegre.com/tr/" target="_blank"><strong>özel şirketler</strong></a> ve <a title="Sakarya Belediyesi e-atık topluyor" href="http://www.sakarya.bel.tr/haber.php?id=1564&#38;uk=16&#38;ak=44&#38;uk2=1564" target="_blank"><strong>belediye</strong></a> birimleri var. <a title="Mediamarkt e-atık kutuları" href="http://www.mediamarkt.com.tr/geridonusum/default.html" target="_blank"><strong>Mediamarkt</strong></a>, mağazalarına e-atık kutuları koydu. TURÇEK, İstanbul Kadıköy&#8217;de <a title="TURÇEK e-atık toplama noktası adres/tel." href="http://www.bugday.org/article.php?ID=90" target="_blank"><strong>e-atıklar için bir toplama noktası</strong></a> oluşturdu.</p>
<p>E-atık konusunun ciddiyetini kavramak için Mak. Yük. Müh. Erkan Sevinç’in <a title="Mak. Yük. Müh. Erkan Sevinç’in sunumu" href="http://www.tusiad.org.tr/FileArchive/ErkanSevinc.pdf" target="_blank"><strong>sunumundaki bilgilere</strong></a> bakalım: GreenInnovation şirketi, 22 milyon nüfuslu Avustralya’da yazıcı kartuşu tüketimini incelemiş.</p>
<ul>
<li>Kartuşlar plastik, metal, toner tozu, mürekkep, köpük gibi doğa/çevre/insan sağlığına      potansiyel zararlı malzemelerden üretiliyor.</li>
<li>Her bir      kartuşun üretilmesi için 3,4 litre yağ (petrol) harcanıyor.</li>
<li>Doğaya bırakılan bir kartuşun yok olması için 450 yıl gerekiyor.</li>
<li>Avustralya’da her bir dakikada 34 kartuş çöpe atılıyor; yıllık çöp miktarı 5000 ton.</li>
<li>Bu kartuşların geri dönüşümü sağlanabilse, sadece petrol tüketiminden yıllık 4,3 milyon      litre tasarruf sağlanabilir.</li>
</ul>
<p>Rakamlar korkunç, değil mi? Üstelik bunlar sadece Avustralya’yla ve yazıcı kartuşlarıyla sınırlı bir araştırmanın sonuçları. Diğer e-atıkların yarattığı yıkımı düşünmek dehşet veriyor.</p>
<p>İnsanın yarattığı bu yıkımla mücadele etmede her bireye büyük iş düşüyor. Her birimiz tüketici olmanın sorumluluğunu üstlenmeliyiz. Kullandığımız elektronik nesnelere bakış açımızı gözden geçirmeliyiz.</p>
<p>Hamiş 1: Çevresel Yıkım başlıklı bir yazı. Okumak için<a title="çevresel yıkım" href="http://martaval.wordpress.com/2009/03/15/evresel-yikim/" target="_blank"><strong> tıklayınız</strong></a>.</p>
<p>Hamiş 2: Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın &#8220;Mesleki Eğitim ve Öğretimin Güçlendirilmesi Projesi&#8221; kapsamında hazırladığı <a title="MEB e-kitap" href="http://megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/modul_pdf/523EO0084.pdf" target="_blank"><strong>e-kitapta</strong></a> konuyla ilgili ilginç bilgiler var.</p>
<p>Hamiş 3: Daha geniş bilgi için yazı önerileri: <a title="Sanal Dünyanın Gerçek Çöpü E-atıklar" href="http://www.habervesaire.com/haber/1452/" target="_blank">Sanal Dünyanın Gerçek Çöpü E-atıklar</a>, <a title="Elektronik Atıklar Tehlikeli ve Değerlidir" href="http://surdurulebilir-yasam.blogspot.com/2008/10/elektronik-atk-tehlikeli-ve-deerlidir.html" target="_blank">Elektronik Atıklar Tehlikeli ve Değerlidir</a>, <a title="Teknolojik Atık" href="http://www.indigodergisi.com/bc41.htm" target="_blank">Teknolojik Atık</a>, <a title="Elektronik Atık Yönetimi" href="http://surdurulebilir-yasam.blogspot.com/2008/10/elektronik-atk-ynetimi-2006.html" target="_blank">Elektronik Atık Yönetimi</a>, <a title="E-atık Nedir?" href="http://www.ekoses.com/ekolojikyasamportali/bpg/publication_view.asp?iabspos=1&#38;vjob=vdocid,147262" target="_blank">E-atık Nedir?</a>, <a title="Take Personal Action Recycle your E-Waste" href="http://www.globalwarmingsolutions.org/personal-action/recycle-your-e-waste" target="_blank">Take Personal Action Recycle your E-Waste</a>, <a title="The WEEE man and a global campaign" href="http://pamlin.net/blog/2008/07/weee-man-and-global-campaign.html" target="_blank">The WEEE man and a global campaign</a></p>
<p>- Yıldıray</p>
<p><a title="NetTüketici Buluşma Noktası" href="http://www.facebook.com/#/pages/NET-TUKETICI/310729080507?ref=ts" target="_blank"><strong>BULUŞMA NOKTASI</strong></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ÇEVRECİ AHLAK]]></title>
<link>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/11/18/cevreci-ahlak/</link>
<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 07:36:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailhakkialtuntas</dc:creator>
<guid>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/11/18/cevreci-ahlak/</guid>
<description><![CDATA[Sağlıklı ve güzel bir hayatın yaşandığı cennet gibi ortamın ve zamanın geldiği gelecektir. Çevrecili]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Sağlıklı ve güzel bir hayatın yaşandığı cennet gibi ortamın ve zamanın geldiği gelecektir. Çevrecilik Âdem aleyhisselâm’dan başlamıştır. Kur’ân-ı Kerim’de ilk defa çevre koruma işini ele alan kişinin İbrahim aleyhisselâm gösterilmektedir.<a href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p>Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem <strong><em> ‘Hz. İbrahim aleyhisselâmın Mekke’yi haram kıldığını’ </em></strong>söylüyor ve <strong><em>‘ben de Medine’yi haram kıldım’ </em></strong>diyor. Bunun anlamı şudur: Haram kılınan o iki şehrin otu yolunmaz, ağaçları kesilmez, hayvanları avlanmaz şeklinde bir yasak koyuyor. Bu bir çevreciliktir.</p>
<p> [Eko-merkezcilik <a href="#_ftn2">[2]</a> ilkesine göre, insan ve diğer organizmalar ancak tabiat içinde ve tabiata bağımlı olarak yaşayabildiğine göre, ekolojik topluma geçilebilmesinin ve sürdürülebilmesinin şartlarından biri, artış hızıyla, tüketim düzeyiyle ve oluşturduğu atıklarla yaşamın fiziksel ve biyolojik altyapısını tahrip eden insan nüfusunun, organizmalar-çevre ilişkisinde belirli bir dengeyi sağlamasıdır.</p>
<p>Şimdiye kadar, <strong><em>toplum-tabiat</em></strong> <strong><em>ilişkisini</em></strong> <strong><em>bir hükmeden-hükmedilen ilişkisine </em></strong>dönüştürmenin araçlarını sunan bilimsel-teknolojik gelişmeler, içtimai denetimin demokratik mekanizmalarında süzüldüğünde, çeşitlilik, karmaşıklık, kendine yeterlilik, daha az enerjiyle daha niteliklinin üretimi, daha az kirlilik, yeniden kullanım ve geri kazanım gibi ekolojik toplumun ilkelerini gerçekleştirmenin maddi imkânlarını sunmaktadır. Bu çerçevede düşünüldüğünde, çevreciliğin sürdürülebilir toplum ideali çevreselliğin sürdürülebilir kalkınma ya da sürdürülebilir büyüme idealinden farklıdır.</p>
<p>Sürdürülebilir kalkınma, daha çok, çevre ile ekonomiyi ilişkilendiren ve etkinlik, verimlilik, çevresel kaynak kullanmada rasyonellik, yer seçimi vb. gibi ekonomik ilkelerin belirlediği bir çevreye duyarlı büyüme anlayışını yansıtır. Oysa, çevreciliğin sürdürülebilir toplum ideali, bireysel, İçtimai ve kültürel gelişmenin önünü açacak sektörlerde nitelikli büyüme dışında, büyümenin, nüfus artışının ve teknolojik ilerlemelerin sınırlarını dikkate alan, fiziksel, doğal ve ekolojik ilkelerin belirlediği ve sürdürülebilir kalkınmadan daha kapsamlı bir proje olan <strong><em>ekolojik toplum idealidir</em></strong>.</p>
<p>Çevreci ideolojide, her ne kadar ekolojik topluma şimdide geçilmesinin altı çizilse de, bu, bir yıkımdan kurtuluşa geçiş öngördüğü için, bir yandan diğer siyasal ideolojilerle benzeşen biçimde, bir <strong><em>&#8216;gelecek&#8217;</em></strong> ütopyası geliştirildiği söylenebilir. Ama öte yandan, onlardan farklı olarak, çevreci ideolojide insanın potansiyelinin ve kapasitesinin sınırlılığının vurgulanıyor olması, bu toplumun gerçekleştirilmesi ile ilgili kuşkuların oluşmasına neden olur. Çevrenin yanında, insanın da maddi (fiziksel, biyolojik) sınırlılıkları nedeniyle gelişmenin ve ilerlemenin sınırlarına dikkat çekilirken, insanın, sınırlılığı da kabul edilmekle birlikte, bilinçsel (düşünce, etik, değer, sorumluluk) değişim potansiyeli ön plana çıkarılarak ekolojik topluma geçişin önü açılmak istenir.</p>
<p>Bu noktada iki temel sorun belirir. Birincisi, eko-merkezcilik çerçevesinde, insan (ve genel olarak organizmalar) -tabiat ikiliği terk edilmek istenirken, maddi/fizikî-ilmî/fikrî olan ikiliği yaratıldığı için, söz konusu ikiliğin ortadan kaldırılması bir yana, tersine, yeniden üretilme zemini hazırlanmaktadır. Kartezyen düşünüşün <strong><em>madde-bilinç</em></strong>, <strong><em>beden-düşünce</em></strong> ikiliği, insanı tabiattan ayıran insan-tabiat ikiliğine dayalı yaklaşımların belirleyenlerinden biri olagelmiştir. Bunu destekler içerikteki bir başka nokta, eko-merkezciliğin felsefi bir ilke olmaktan siyasal, ideolojik bir unsura doğru evrilme sürecinde bazı kırılmalara maruz kalmasıdır.</p>
<p>İdeologların ve Yeşil partilerin manifestolarında, insanın gereksinimleri, bireyin bilincinde, düşünce sisteminde, etik, değer ve sorumluluk anlayışındaki değişim, uygun ölçeğin aynı zamanda insanî ölçek olarak nitelenmesi, insanın gezegenin idare memuru olarak görülmesi ve dünyayı korurken insanların aslında kendilerini, kendi çıkarlarını korudukları ve çoğu insanın kendi çocukları için daha iyi bir gelecek istemesi gibi, insana vurgu yapan ifadeler öne çıkmaktadır. İnsan bir yandan yaşamın merkezinden alınmaya çalışılırken, diğer yandan ona, tabiatın bakıcısı olarak (tabiat ve bilinçlenmiş bakıcısı ikiliği) yeniden işlevsellik kazandırılarak ekolojik topluma geçişte kurucu bir rol yüklenmektedir. Bu, çevreci ideolojinin yaygınlaşması için tabiatının geri kalanına değil de insana yönelmenin kaçınılmazlığından kaynaklandığı kadar, insanın biyolojik sınırlılıkları-bilinçsel değişim potansiyeli ayrımı ile de beslenmektedir.</p>
<p>Bu ayrıma bağlı ikinci sorun, ekolojik topluma geçişle ilgilidir. Çevreci ideolojide bireylerin düşüncesindeki değişim abartılarak, ekonomi gibi maddi yapıların etik/bilinç değişimi ile dönüştürülebileceği varsayılır. Kapitalist toplumun sorunlarının nedenleri endüstriyalizme indirgendiği için, etik, bilinç, ideoloji değişimi endüstri toplumunu ekolojik topluma dönüştürmenin ana dinamiği olarak ele alınır. İçtimai biçimlenmenin bileşenlerinden biri olarak ideoloji önemlidir, ama ideolojik değişim karmaşık ve çok boyutlu İçtimai bütünlüğü değiştirmeye yeterli midir? Örneğin, kapitalist birikim süreçleri terk edilmeden, ideolojide değişimle ekolojik toplumun gerçekleştirilebilmesi mümkün müdür?</p>
<p>Çevreci ideolojide kapitalizme ve sosyalizme eşit uzaklıkta durulur, her ikisinin de ekolojik ve, içtimai krizlere yol açtıkları savunulur ve çıkış bir dönüşümde, ekolojik topluma geçişte görülür. Serbest pazar ekonomisi eleştirilir ama kapitalizmin yıkılması gerektiğine dair bir tartışmaya yer verilmez.</p>
<p>Pratikte nasıl bir değişim doğuracağı, geri ye kalan bilinç değişikliğinin ise ekolojik topluma geçişi nasıl mümkün kılacağı sorusu, çevreci ideolojide cevapsız kalmaktadır. Kuşkusuz, yukarıda belirtildiği gibi, çevreci ideolojide her soruya cevap oluşturulduğu iddiası yoktur. Ama topluca bir yıkıma karşı çözüm olarak sunulan çevreci ideoloji, dönüşüm mekanizmalarının yetersizliği ölçüsünde kendi tarihinin başladığı yere dönmüş olmaktadır: <strong><em>Toptan bir yıkım</em></strong>.]<a href="#_ftn3">[3]</a></p>
<p>Gelecekte toptan yıkım olmazsa herkes çevreci, çevreci teknolojiler, geri dönüşüm, kontrol altına alınır. Her şey maksimum çevreci olacak şekilde yapılandırılmaya çalışılır. Yukarıda anlatılanlara bakılınca çevreci gelecek mümkün görünmemektedir. İnsanın tabiatındaki hırsın ve menfaat ilişkisi düzeyinde yıkımın olma sebeplerini oluşturmakta gayreti daha çok görülmektedir. Zamanımızda çıkan kuş, çin, d.. gribi, vb. bütün hastalıklarla çevreci geleceğin olmayacağıdır. Hastalıklar eğer insan unsuru tarafından etkilenme periyoduna girmezse Allah Teâlâ kurduğu düzende salgın oluşmasını engelleyecek tedbirleri rahman sıfatı gereği koymuştur. Ancak tedbirlerin muhafazasını dolaylı olarak insana bırakarakta kader ve imtihan hikmetini işleme koyarak beşeri hayatı tanzim etmiştir.</p>
<p style="text-align:right;"><strong>İhramcızâde İsmail Hakkı</strong><strong> </strong></p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü Risale Haber’e değerlendiren Prof Dr. İbrahim Canan, İslam dininin çevreye çok önem verdiğini söyledi. <a href="http://www.moralhaber.net">http://www.moralhaber.net</a>: 31 Temmuz 2009</p>
<p>&#160;</p>
<p><a href="#_ftnref2">[2]</a> <strong>Ekoloji</strong>: canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Ekosistem ise canlı ve cansız çevrenin tamamıdır. Ekosistemi de abiotik faktörler (toprak, su, hava, iklim gibi cansız faktörler) ve biyotik (üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar) faktörler olmak üzere iki faktör oluşturur.</p>
<p><a href="#_ftnref3">[3]</a> <strong>Aykut Çoban. </strong>Çevreciliğin İdeolojik Unsurlarının <strong>Eklemlenmesi, </strong>Ankara Üniversitesi SBF Dergisi. 57-3,</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[II. Yerel Yönetimlerin Mali Yönetimi Forumu Sunumları]]></title>
<link>http://yonetisim.wordpress.com/2009/11/16/yerel-yonetimlerin-mali-yonetimi-forumu/</link>
<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 21:10:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>Turgay ALTUN</dc:creator>
<guid>http://yonetisim.wordpress.com/2009/11/16/yerel-yonetimlerin-mali-yonetimi-forumu/</guid>
<description><![CDATA[II. Yerel Yönetimlerin Mali Yönetimi Forumu: Yerel Yönetimlerin Alternatif Finansman Yöntemleri (21 ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="_mcePaste" style="text-align:center;">
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 490px"><img class=" " title="II. Yerel Yönetimlerin Mali Yönetimi Forumu: Yerel Yönetimlerin Alternatif Finansman Yöntemleri (21 Ekim 2009)" src="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/resimler/mahalli2.jpg" alt="" width="480" height="95" /><p class="wp-caption-text">II. Yerel Yönetimlerin Mali Yönetimi Forumu: Yerel Yönetimlerin Alternatif Finansman Yöntemleri (21 Ekim 2009)</p></div>
</div>
<div style="text-align:justify;"><span style="font-family:verdana, tahoma, arial, sans-serif;font-size:12px;color:#333333;">II. Yerel Yönetimlerin Mali Yönetimi Forumu, <strong>“Yerel Yönetimlerin Alternatif Finansman Yöntemleri”</strong> başlığı ile 21 Ekim 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenmişti. Söz konusu forumda yapılan sunumlara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz;</span></div>
<div style="text-align:justify;"><span style="font-family:verdana, tahoma, arial, sans-serif;font-size:12px;color:#333333;"><br />
</span></div>
<div style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/I_OTURUM/Ercan_Topaca.pdf" target="_blank"><strong><em>Yerel Yönetimlerde Alternatif Finansman Yöntemleri &#8211; Ercan TOPACA (İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürü)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/I_OTURUM/Ozgur_Pehlivan.pdf" target="_blank"><strong><em>II. Yerel Yönetimlerin Mali Yönetimi Forumu &#8211; Özgür PEHLİVAN (Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/I_OTURUM/Hidayet_Atasoy.pdf" target="_blank"><strong><em>Kamu-Özel Sektör İşbirliği &#8211; Hidayet  ATASOY (İller Bankası Genel Müdürü)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/I_OTURUM/Orsalia_Kalantzopoulos.pdf" target="_blank"><strong><em>Municipal PPP projects Emerging Thoughts from recent Experience in Middle Income Countries &#8211; Orsalia KALANTZOPOULOS (Dünya Bankası Finans ve Özel Sektör Başkan Yardımcılığı Baş Danışmanı)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/OgleYemegi/WorldBank_Jose_Luis_Guasch.pdf" target="_blank"><strong><em>The Delivery of Municipal Services: Options and Challenges from Financing to Modalities of Service Provision &#8211; Jose Luis GUASCH (Dünya Bankası Kamu Özel İşbirliği Global Uzman Ekibi Başkanı)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/II_OTURUM/DPT_Kemal_Madenoglu.pdf" target="_blank"><strong><em>Türkiye’de Kamu-Özel İşbirliği &#8211; Kemal MADENOĞLU (DPT Müsteşarı)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/II_OTURUM/Hakan_TOKAC.pdf" target="_blank"><strong><em>Yerel Yönetimlerin Kamu-Özel Sektör İşbirliği Modelleri &#8211; Hakan TOKAÇ (Hazine Müsteşarlığı Kamu Finansmanı Genel Müdür Yardımcısı)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/II_OTURUM/Ibrahim_KARAOSMANOGLU.pps" target="_blank"><strong><em>Kocaeli&#8217;de Kamu ve Özel Sektör İşbirliği Uygulamaları &#8211; İbrahim KARAOSMANOĞLU (Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/II_OTURUM/Andy_CARTY_EPEC.pdf" target="_blank"><strong><em>Types of PPP and Key Considerations &#8211; Andy CARTY (EPEC Özel Danışmanı)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/II_OTURUM/Joyce_ROMBOUTS_Delfland.pdf" target="_blank"><strong><em>PPP Waste Water The Hague Region &#8211; Joyce ROMBOUTS (Delfland Atıksu Yönetimi Bölümü Atıksu Zinciri ve Sözleşme Yönetimi Grubu Müdürü)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/III_OTURUM/Hasan%20Zuhuri%20SARIKAYA-II.pdf" target="_blank"><strong><em>Yerel Yönetimlere Sağlanan Hibeler &#8211; Prof. Dr. Hasan Zuhuri SARIKAYA (Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı)</em></strong></a></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/III_OTURUM/Yusuf_Ziya_Y%C4%B1lmaz.pdf" target="_blank"><strong><em>Yerel Yönetimlere Sağlanan Hibeler &#8211; Yusuf Ziya YILMAZ (Samsun Büyükşehir Belediyesi Başkanı)</em></strong></a><strong><em> </em></strong></div>
<div id="_mcePaste" style="text-align:center;"><strong><em><br />
</em></strong></div>
<div style="text-align:center;"><a href="http://193.25.125.6/Mahalli_Idareler_Forumu/Sunum%20Metinleri/pdf/III_OTURUM/JICA_Turkce.pdf" target="_blank"><strong><em>Yerel Yönetimlerin Gelişmesinde Japonya Deneyimi ve Türkiye’de JICA &#8211; Kazuhide NAGASAWA (JICA Türkiye Ofisi Baş Temsilcisi)</em></strong></a></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[JEOMÜHENDİSLİK UYGULAMALARI - 1]]></title>
<link>http://nalincikeseri.wordpress.com/2009/11/13/jeomuhendislik-uygulamalari-1/</link>
<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 16:22:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>nalincikeseri</dc:creator>
<guid>http://nalincikeseri.wordpress.com/2009/11/13/jeomuhendislik-uygulamalari-1/</guid>
<description><![CDATA[Jeomühendislik kavramının beni hem ürküttüğünü hem de heyecanlandırdığını yazmıştım daha önceki bir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Jeomühendislik kavramının beni hem ürküttüğünü hem de heyecanlandırdığını yazmıştım daha önceki bir ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Eskişehir Güneş ve Rüzgardan elektrik üretme]]></title>
<link>http://guneskisehiruzgar.wordpress.com/2009/11/10/eskisehir-gunes-ve-ruzgardan-elektrik-uretme/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 22:58:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>abdelk</dc:creator>
<guid>http://guneskisehiruzgar.wordpress.com/2009/11/10/eskisehir-gunes-ve-ruzgardan-elektrik-uretme/</guid>
<description><![CDATA[Eskişehirde Güneş ve Rüzgardan elektrik üretip, kullanmak isteyenlere&#8230; http://www.gunesolaruzg]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Eskişehirde Güneş ve Rüzgardan elektrik üretip, kullanmak isteyenlere&#8230; http://www.gunesolaruzg]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[JEOMÜHENDİSLİK (GeoEngineering)]]></title>
<link>http://nalincikeseri.wordpress.com/2009/11/10/jeo-muhendislik-geoengineering/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 18:59:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>nalincikeseri</dc:creator>
<guid>http://nalincikeseri.wordpress.com/2009/11/10/jeo-muhendislik-geoengineering/</guid>
<description><![CDATA[Chomsky&#8217;nin &#8220;Crisis and Hope: Theirs and Ours&#8221; isimli makalesini okurken oğlumun k]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Chomsky&#8217;nin &#8220;Crisis and Hope: Theirs and Ours&#8221; isimli makalesini okurken oğlumun k]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Pet şişe yerine matara, ama hangi matara?]]></title>
<link>http://nettuketici.wordpress.com/2009/11/06/pet-sise-yerine-matara-ama-hangi-matara/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 12:22:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>Yıldıray</dc:creator>
<guid>http://nettuketici.wordpress.com/2009/11/06/pet-sise-yerine-matara-ama-hangi-matara/</guid>
<description><![CDATA[Pet şişelerden su içmeyi hiç ama hiç sevmem. Hele yazın… O pis plastiğin tadı olduğu gibi suya geçer]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-medium wp-image-136" style="margin:4px;" title="laken" src="http://nettuketici.wordpress.com/files/2009/11/laken.jpg?w=300" alt="laken" width="270" height="270" />Pet şişelerden su içmeyi hiç ama hiç sevmem. Hele yazın… O pis plastiğin tadı olduğu gibi suya geçer. Bu da şu anlama gelir: Pet şenin tadı suya geçtiğine göre, pet şişe yapımında kullanılan malzemeler zamanla çözülüp şişenin içindeki suya karışıyor demektir. Yani su içeyim derken plastik içiyoruz! Bu yetmezmiş gibi, suyu içip bitirince (ve eğer <a title="atıklar" href="http://patikayolculari.wordpress.com/2009/09/20/besikten-besige-iv-%E2%80%93-iyi-olma-heyecani/" target="_blank"><strong>doğaya saygılıysak</strong></a>) tutup çöpe attığımız pet şişe yüzlerce yıl boyunca direnip yok olmuyor ve tüm bu süre boyunca <a title="Plastik dpğayı zehirliyor" href="http://www.turkforum.net/showthread.php?t=1108659806" target="_blank"><strong>doğayı zehirlemeye</strong></a> devam ediyor.<!--more DEVAMI BURADA--></p>
<p>Banu’yla oturup bu meseleyi tartıştık. İyi de bir çözüm bulduk: Matara. Bu sefer de nasıl bir matara sorusu gündeme geldi. Konuyu araştırdık: Laken marka mataralar en uygunu çıktı.</p>
<p>Bu markayı tercih etmemizin önemli bir nedeni var. Bildiğiniz gibi, alüminyum hafif ama sağlık için çok da yararlı bir şey değil. Bu nedenle mataraların iç yüzeyi özel bir malzemeyle kaplanıyor ve alüminyumla suyun temas etmemesi sağlanıyor. Ancak sorunlar burada bitmiyor.</p>
<p>Mataraların iç yüzeyinde kullanılan bu kaplama eğer <a title="BPA nedir?" href="http://www.cocuklahayat.com/2009/03/evimizdeki-zehir-bpa/" target="_blank"><strong>BPA</strong></a> denen bir madde içeriyorsa <a title="BPA zararları" href="http://www.kimyamuhendisi.com/content/view/786/1/" target="_blank"><strong>sağlığınız hala tehlike altında</strong></a> demektir. BPA denen bu madde polikarbon ve plastik üretiminde kullanılan sentetik bir malzeme. Bilimsel araştırmalar, BPA’nın kanser tümörü oluşumu, erkek bebeklerde gelişim bozukluğu, kız çocuklarında erken ergenlik, erkeklerde sperm kalitesinde bozulma gibi sağlık sorunlarına neden olduğunu ortaya koyuyor. İşte bizim Laken marka matara tercih etmemizin nedeni de bu: Saf alüminyumdan üretilen bu mataraların iç kaplaması BPA denen maddeden arındırılarak yapılıyor.</p>
<p>Pet şişe yerine matara kullanmak <a title="Dünyamızı hep birlikte nasıl kurtarabiliriz?" href="http://www.cevrebilinci.com/dunya-icin-bir-sey-yap-dunyamizi-hep-birlikte-nasil-kurtarabiliriz/" target="_blank"><strong>çevre ve doğa</strong></a> için son derece gerekli bir davranış. Fakat kaş yapayım derken göz çıkarmamak için kullanacağınız matarayı iyi seçin. Özellikle çocuklarınızın okul çantasına koyduğunuz <a title="Mataralarda kanserojen madde" href="http://www.loyya.com/2009/09/14/kirtasiyede-kanserojen-panigi/" target="_blank"><strong>mataralara </strong></a>dikkat edin!</p>
<p>- Yıldıray</p>
<p><a title="NetTüketici Buluşma Noktası" href="http://www.facebook.com/home.php?ref=home#/pages/NET-TUKETICI/310729080507" target="_blank"><strong>BULUŞMA NOKTASI</strong></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[D&amp;R'dan geri dönüşümlü poşet]]></title>
<link>http://nettuketici.wordpress.com/2009/11/04/drdan-geri-donusumlu-poset/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 18:12:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>Banu</dc:creator>
<guid>http://nettuketici.wordpress.com/2009/11/04/drdan-geri-donusumlu-poset/</guid>
<description><![CDATA[Yıldıray’la alışverişlerimizde mümkün olduğunca naylon torba kullanmıyoruz. Onun yerine bez torbalar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://www.ecoplast.com.tr/"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-113" style="margin-left:4px;margin-right:4px;" src="http://nettuketici.wordpress.com/files/2009/11/biodegradable.jpg?w=102" alt="biodegradable" width="102" height="150" /></a>Yıldıray’la alışverişlerimizde mümkün olduğunca naylon torba kullanmıyoruz. Onun yerine bez torbalarla dolaşmak en iyisi. Ama bazen naylon torbaya mecbur kalıyoruz. Bugün olduğu gibi&#8230; Bugün <strong><a href="http://www.dr.com.tr/" target="_blank">D&#38;R&#8217;</a></strong>a uğradık. Kasada ödememizi yapınca, aldığımız ürünü poşete koydular. Poşetin üzerinde, D&#38;R’ın eski torbalarında olmayan bir yazı dikkatimi çekti:</p>
<p><em>“degradable plastics – Elinizde tuttuğunuz alışveriş poşeti, D&#38;R’ın doğaya ve insana katkısı olarak %100 çözünür “OxoBiodegradable” hammaddeden üretilmiştir. <a href="http://biyoplastik.info/biyoplastik_biyobozunabirlik.htm" target="_blank"><strong>Biodegradable</strong> </a>malzeme doğaya bırakıldığı zaman yaklaşık 12-24 ay içinde ısıya, basınca ve ışığa maruz kaldıkça biyolojik olarak kırılıp; çok büyük bir oranı doğadaki basit materyallere dönüşecektir. Bozulma süreci tamamıyla doğaldır ve d2w teknolojisi ile kontrol edilmektedir.” </em></p>
<p>SONUÇ: Birilerinin doğaya karşı hassalaşmaya başladığını görmek güzel. Konuyla ilgilenenler<strong> <a href="http://www.degradable.net/" target="_blank">www.degradable.net</a></strong> veya <a href="http://www.ecoplast.com.tr/" target="_blank"><strong>www.ecoplast.com.tr</strong></a> adreslerini ziyaret edebilirler.</p>
<p>– Banu</p>
<p><a title="NetTüketici Buluşma Noktası" href="http://www.facebook.com/home.php?ref=home#/pages/NET-TUKETICI/310729080507" target="_blank"><strong>BULUŞMA NOKTASI</strong></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[DOMUZ GRİBİ Mİ, ISLAK İMZA MI? Prof. Dr. M. Kerem DOKSAT yorumu]]></title>
<link>http://zmumcular.wordpress.com/2009/11/01/domuz-gribi-mi-islak-imza-mi-prof-dr-m-kerem-doksat-yorumu/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 20:03:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>Zafer Mumcular</dc:creator>
<guid>http://zmumcular.wordpress.com/2009/11/01/domuz-gribi-mi-islak-imza-mi-prof-dr-m-kerem-doksat-yorumu/</guid>
<description><![CDATA[Prof. Dr. M. Kerem DOKSAT Prof. Dr. Güngör Uras, 27.10.09 tarihinde (bugün) Milliyet’te açık açık ya]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. M. Kerem DOKSAT Prof. Dr. Güngör Uras, 27.10.09 tarihinde (bugün) Milliyet’te açık açık ya]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ÇOCUKLARI YETİŞTİREMEYİZ, KENDİLERİ YETİŞİRLER ]]></title>
<link>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/10/28/cocuklari-yetistiremeyiz-onlar-kendileri-yetisirler/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 07:06:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailhakkialtuntas</dc:creator>
<guid>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/10/28/cocuklari-yetistiremeyiz-onlar-kendileri-yetisirler/</guid>
<description><![CDATA[Günümüzde  anne baba hükmetmek, çocukta iktidarına kavuşmak istiyor. Hakikat bir, bakışlar ise binle]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Günümüzde  anne baba hükmetmek, çocukta iktidarına kavuşmak istiyor.</p>
<p>Hakikat bir, bakışlar ise binlerce. Sıkıntılı ve kavuşulmaz hırsların içerisinde herkes bir hırs kurbanı olmuş ve acı çekiyor.</p>
<p>Geminin batacağını dışarıdan bakan görür. İçinde olan ise battığında anlar. Gerçek açıktır ve gören gözün inancı tamdır.</p>
<p>Çocuğuna</p>
<p>-Bugün ne öğrendin, kaç puan aldın? Diyen anne baba sayısı her gün artıyor. Çünkü hayat zorlaştı.</p>
<p>Üzülme ve anlatma hakkını da kaybetmiş çocuk ise günün güzel geçtiğini bile düşünemeyecek kadar psikolojik baskı altındadır.</p>
<p>Öğretmeni dersteki başarısına, ebeveyni yükselecek mi davasına, kardeşleri varsa onlarda kazanılmış hakların en yükseği ile yarışında yoğunlaşmış gidiyor.</p>
<p>Unutulan bir şey mi var?</p>
<p>Evet; çocuklar fabrikadan çıkan bilgisayar değil canlı bir yaratıktır..</p>
<p>Herkesin umudu tepe noktası. Kurban olan inekler gibi semirilmeye çalışılıyor.Ancak  herkes mutuna ulaşamayacak ki,</p>
<p>Ahırdaki inek hep sevinirmiş, beni ne güzel besliyorlar diye, aslında kasabın bir gün onu keseceğini anlasa önüne konan otu yiyemezdi.</p>
<p>Çocukları inek gibi beslemek yerine insan olduklarını hatırlayıp, onlara önce ahlakın yüceliğini ve yaşamayı öğretelim.</p>
<p>Ayrıca inanç konusunda bile  onları ikna ederek yetiştirelim. Onları aldatmayalım. Çünkü en büyük aldatıcılar bilenler arasından çıkmıştır.</p>
<p>Sonuç olarak “Çocuk yetiştirmek zordur”</p>
<p>Unutmayalım ki, çocukları yetiştiremeyiz,  kendileri yetişirler.</p>
<p>Allah Teâlâ buyurdu ki;</p>
<p><strong><em>“Ailene namazı (dini yaşamayı)emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir.”</em></strong> (Taha; 132)</p>
<p style="text-align:right;">İhramcızâde İsmail Hakkı</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Reklam sanattır II]]></title>
<link>http://ekranmemuru.wordpress.com/2009/10/27/reklam-sanattir-ii/</link>
<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 11:19:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ekran Memuru</dc:creator>
<guid>http://ekranmemuru.wordpress.com/2009/10/27/reklam-sanattir-ii/</guid>
<description><![CDATA[Bugün de WWF&#8217;nin dünya çapında yayınladığı kampanyalardan örnekler verelim. Bir yandan da çevr]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bugün de WWF&#8217;nin dünya çapında yayınladığı kampanyalardan örnekler verelim. Bir yandan da çevr]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Digiturk vs. D-SMART]]></title>
<link>http://kirkiki.wordpress.com/2009/10/22/digiturk-vs-d-smart/</link>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 19:47:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>erdemakin</dc:creator>
<guid>http://kirkiki.wordpress.com/2009/10/22/digiturk-vs-d-smart/</guid>
<description><![CDATA[Şu an başlanmış ama zaman yokluğu nedeniyle bitirilememiş 3 adet yazıyı bir kenara bırakıp, onların ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Şu an başlanmış ama zaman yokluğu nedeniyle bitirilememiş 3 adet yazıyı bir kenara bırakıp, onların yerine az önce bitmiş olan <strong>Fenerbahçe-Steaua Bükreş</strong> maçıyla ilgili bir yazı yazmak istiyorum. Bu yazının amacı başlıktan anlaşıldığı gibi maç içinde olan biten ya da futbol falan değil, <strong>D-Smart ve Digiturk arasında yaşanan çekişme</strong>.</p>
<p>Bir Fenerbahçeli olarak maçın TNT&#8217;de yayınlanacağını duyduktan sonra izlemeye karar verdim. Pek dışarıya çıkıp kafelerde maç izleyen adamlardan olmadığım için evde böyle bir imkan olunca maçı kaçırmamam gerekiyordu. Maç saatinden önce televizyon karşısına geçip izlemeye başladım. İlk dakikalarda ters bir durum yoktu ama TNT&#8217;nin yayın haklarını aldığı maçın hem Digiturk&#8217;te hem D-Smart&#8217;ta hem de kablolu tvde yayınlanıyor olması maçı bütün izleyenler açısından rezil etti. Önce yayın haklarının D-Smart&#8217;a ait olduğu belirtilen bir altyazı geçmeye başlandı. Tabi bu altyazı D-Smart reklamı da içeriyordu. Neyse bir süre bu devam etti. Daha sonra rezil maç anlatımına zor dayandığım Emre Tilev bu maçın hakkının D-Smart&#8217;ta olduğunu, başka bir dijital platformun izinsiz yayınladığını tekrarlamaya başladı. Digiturk adını söylemedikleinden dolayı ayrıca uzatıyordu cümlelerini. Zaten yayın kalitesizdi, altyazı geldi, altyazıyı geçtim kötü anlatım bir reklam, sitem, serzeniş karışımı cümlelerle karışınca yayın gittikçe çekilmez olmaya başladı. Ufak kesintilerden,görüntünün donmasından falan bahsetmiyorum bile.</p>
<p>İkinci yarı başladığında altyazı devam ederken Digiturk efendi efendi siyah bant üzerine maçın yayın haklarının tam olduğunu, yayınlamaya izinlerinin olduğunu yazdığı siyah bir bant koydu ekrana. Bu bant tam D-Smart altyazısının üstüne geliyordu ve D-Smart&#8217;ın beyaz fonlu-hareketli yazısının aksine insanı hiç rahatsız etmiyordu. 2 dakika kadar durduktan sonra Digiturk kullanıcılarının rahatlığını düşünmüş olmalı ki, yayının içine etmemek için yazıyı kaldırdı. Daha sonra D-Smart dayanamadı ve ekrana koskoca pek de saydam sayılmayacak logosunu koydu. Logo o kadar büyüktü ki, maçı logonun içinden seyretmek gerekiyordu. Tabi bu arada bir de gol oldu. Logo sağ olsun tam görünmedi gol. Bu arada kesintiler arttı, maç daha fazla donmaya başladı, bir de üzerine Emre Tilev iyice saçmalayıp D-Smart&#8217;a &#8220;düşler sahnesi&#8221; falan demeye başlayınca iş iyice çığrından çıktı. D-Smart logosunu ara ara kaldırsa da önemli pozisyonlarda logo tekrar görünür oldu, sanıyorum bu şekilde Digiturk kullanıcılarına eziyet çektirmek ve kullanılacak özet görüntüleri üzerinden reklam yapmak amaçlanıyordu. Altyazı da bir ara üst kısımda da dönmeye başladı. 2 adet yazılı şerit ve logo ekranı gayet kapattı.</p>
<p>Maç sırasında kablolu yayına abone olanların 4-5&#8242;er dakikalık kesintiler yaşadıklarını öğrendim. Ben Digiturk tarafında yaşananları aktarmaya çalıştım. D-Smart&#8217;ta da logonun ve altyazının göründüğüyle ilgili bir kaç şey okudum. </p>
<p>Sonuç olarak bu maç TNT&#8217;yi hangi platformdan takip ediyorsa etsin, izleyiciye eziyet oldu. D-Smart sürekli ekrana birşeyler koyup yayının kalitesini iyice bozarken, marka yönetimi konusunda sınıfta kaldı. Hem reklam yapıp, hem de görüntünün sürekli engellenmesi, zaten D-Smart abonesi olmayan izleyiciler üzerinde kötü bir izlenim bıraktı. Digiturk ise sakince ekrana getirdiği 3 dakikalık siyah bant ile meramını anlatarak, zaten D-Smart tarafından yeterince içine edilmiş yayını saptırmayarak gönüllerde taht kurdu. Düşünüyorum da eğer bu maç Super Bowl gibi milyonların izlediği bir maç olsaydı ve milyonlarca dolarlık bir reklam pastası paylaşılmaya çalışılsaydı, Digiturk çok abone kazanırken, D-Smart çok abone kaybederdi. Gerçi çok önemli bir maç olmasa da futbol ile adlarını duyurmuş bu iki platformun kapışmasında bugün futbolseverler maçların nerede olmasına dair bir fikir edinmiş oldular.</p>
<p><strong>Not</strong>: Yazıyı biraz alelacele yazdım. Sıcağı sıcağına yazılmış bir yazı olduğundan dolayı hatalar, tekrarlamalar veya anlatım bozuklukları olabilir.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hak mücadeleleri toplantısı]]></title>
<link>http://izmirhalkevleri.wordpress.com/2009/10/20/hak-mucadeleleri-toplantisi/</link>
<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 22:40:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>izmirhalkevi</dc:creator>
<guid>http://izmirhalkevleri.wordpress.com/2009/10/20/hak-mucadeleleri-toplantisi/</guid>
<description><![CDATA[İzmir Halkevleri bugün (19 Ekim) Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Marmara Salonu&#8217;nda hak mücad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright" title="hak-mucadeleleri-toplantisi" src="http://www.sendika.org/resimler/izmir-2009-10-20.jpg" alt="" width="283" height="212" />İzmir Halkevleri bugün (19 Ekim) Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Marmara Salonu&#8217;nda hak mücadelelerinin tartışıldığı bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda farklı çalışma alanlarında mücadele yürüten kurumların da katılımıyla sorunlar ve çeşitli hak mücadelesi deneyimleri tartışıldı. Toplantıda bir kez daha 25 Ekim&#8217;de yapılacak &#8220;Krize Karşı Halkın Hakları Var&#8221; mitingine çağrı yapıldı.</p>
<p>Toplantının açılış konuşmasını Konak Halkevi Yönetim Kurulu Üyesi Nakiye Atasoy yaptı. Atasoy halkın eğitim, sağlık, barınma gibi kamusal haklardan yoksun yaşadığını ve tüm hizmetlerin paraya dönüştürüldüğü bir ülkede hayatta kalmanın şansa bağlı olduğunu belirtti. Atasoy ülkemizde her an her şeyle karşılaşılabileceğini ifade ederek “İzmitli depremzedeysen 17 Ağustos&#8217;tan aldığın yaralar yetmiyormuş gibi konutundan bürokratların yerleştirileceği haberiyle atılmaya çalışılabilir, evsiz kalabilirsiniz, işe giderken bir minibüsün içinde boğularak güvencesiz çalışmanın kurbanı olabilirsiniz” dedi.<!--more--></p>
<p>“Artık para vermiyoruz, hakkımızı arıyoruz”</p>
<p>Atasoy’un ardından Gültepe Halkevi Başkanı Sadık Göksel İnce, eğitim alanında yaşanan hak gaspları ve buna karşı mücadele yöntemlerine dair bir sunum yaptı. İnce, konuşmasında Halkevi şubelerinde verilen eğitim hakkı mücadelesini okulda toplanan paralara karşı durmak, kadrolu öğretmen, güvenceli, yeterli sayıda hizmetli istemek, sosyal aktivelerin artırılmasını talep etmek gibi çok başlıklı bir mücadele örgütlemeye çalıştıklarını belirtti.</p>
<p>İnce’nin ardından Çiğli Halkevi Başkanı Cuma Kuzu okullarda toplanan paralara karşı yürüttükleri mücadeleyi anlatırken; okulun tişörtlerini parayla satılmasına karşı müdürün şikayetiyle göz altına alınarak 3 Halkevci veliye dava açıldığını söyledi. Bu davadan yargılanan Halkevcilerden biri olan Cuma Kuzu, 11 Kasım’da İzmir Adliyesi&#8217;nde yapılacak duruşmaları için herkese çağrı yaptı. Kuzu’dan sonra söz alan Yeliz Yeşildağ isimli bir veli “8 yıl boyunca eğitime para verdim ama Halkevleri sayesinde artık para vermiyoruz, hakkımızı arıyoruz” dedi.</p>
<p>&#8220;Haklar yoksa barış da yok&#8221;</p>
<p>Sağlık hakkı mücadelesi konusunda ise aile hekimliği konusundaki mücadele deneyimleri anlatıldı. Bir sağlık çalışanı ve Dev Sağlık-İş üyesi olan Sedat Özcan eğitim, sağlık, su ve temiz bir çevre hakkının gasp edildiği bir ortam varken barış ortamından bahsetmenin gerçeği yansıtmayacağını ifade etti.</p>
<p>“Gericiliğe karşı, 18 Kasım’da İzmir Adliyesi’ne”</p>
<p>Ozan Ercan isimli bir Halkevci, gericiliğe karşı mahallelerinde yaptıkları çalışmalar konusunda bir sunum yaptı. Ercan, AKP&#8217;nin halkı zorunlu din dersi uygulamalarıyla, yardım paketleriyle, iş bulma vaatleriyle sindirmeye çalıştığına işaret etti. Ercan, AKP&#8217;nin seçim döneminde mahallerinde çalışma yürütmelerine izin vermediklerini ve halkın desteğini gördüklerini belirtti. Ercan, seçim çalışması yürüten AKP&#8217;lileri protesto ettikleri için haklarında dava açıldığını belirterek gericiliğe karşı olan herkesi 18 Kasım’da İzmir Adliyesi’nde görülecek davaya çağırdı.</p>
<p>“Söz konusu sağlık olunca din kardeşliği bile bozuluyor”</p>
<p>Gültepe Halkevi’nden Sezer Asilbay, mahallelerinde baz istasyonuna karşı verilen mücadeleyi anlattı. Asılbay, halkın sağlığıyla oynayan iletişim tekellerinin kurduğu baz istasyonlarına karşı mücadelenin insanları bir araya getirme konusunda çok elverişli olduğunu ve farklı mücadele biçimlerini açığa çıkardığını belirtti. Asılbay, Gültepe’de baz istasyonu kurulu olan evin sahibinin yan komşusu ile birbirini düştüğünü, her iki tarafın öncesinde yakın komşu olduklarını ve hacca gidip geldiklerini belirtti. Asılbay, bu örneğin ardından “Din kardeşliği, söz konusu sağlık olunca bozulabiliyor, sorgulanabiliyor ve iki taraf birbirlerine düşman kesilebiliyor” dedi.</p>
<p>EGEÇEP: “Temiz çevre hakkı kapitalizme karşı bir mücadeledir”</p>
<p>EGEÇEP adına toplantıya katılan Avukat Berrin Esin Kaya, İzmir’de de Bergama, Efemçukuru, Aliağa gibi örnekleri bulunan ve daha bir çok yerde yaşananan çevre katliamları hakkında bir bilgilendirme sunumu yaptı. Sağlıklı bir çevrede yaşanmadığı taktirde yaşam hakkının tehlikeye girdiğini belirterek, temiz bir çevre mücadelesinin kapitalizme karşı bir mücadele olduğuna değindi.</p>
<p>“Engelliler üzerinden rant sağlıyorlar”</p>
<p>Çağdaş Görmeyenler Derneği adına bir konuşma yapan Zühtü Turgut ise engellilerin istismara çok açık bir kesim olduğunu söyledi. Turgut, günümüzde engelliler üzerinden rantlar elde eden büyük tekellerin oluştuğunu; “özel okul açmak, rehabilitasyon merkezi açmak” adı altında kimi kesimlerin devletten para alma gayesinde olduğunu belirrti. Turgut, geliştirilmekte olan dilencilik politikalarına en uygun olan kesimin engelliler olduğunu belirtti ve bu durumun engellileri mücadele etmek yerine sisteme uyum sağlamaya zorlandığını dile getirdi.</p>
<p>Emekliler sendikalarını açık tutuyor</p>
<p>Turgut’un ardından DİSK Emekli-Sen Buca Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi İmam Göğülter söz aldı. Göğülter, emeklilerin uğradığı hak gasplarının çok yoğun olması nedeni ile örgütlülüğe açık olduklarını; dolayısıyla sendikalarını kapatma kararı alınmasına karşın açık tuttuklarını belirti.</p>
<p>“Yoksulluğunuz yoksulluğumuzdur”</p>
<p>Liseli Genç Umut adına söz alan Duygu Değirmencioğlu ise liselerde eğitimin piyasacı ve gerici uygulamalara sürekli maruz kaldıklarını belirterek “25 Ekim&#8217;de tüm bunlara karşı mücadelemizi Ankara&#8217;ya taşıyacağız” dedi. Öğrenci Kolektifleri üyesi Volkan Avci da yüzde 500’e varan harç zamlarını geri çektirme süreçlerini ve üniversitelerini ziyarete gelen AKP&#8217;li vekilleri protestolarıyla rahat bırakmadıklarını anlattı. Avci, “Nitelikli, bilimsel, parasız eğitim mücadelesinin yanında; insanca bir yaşam mücadelesi veren onurlu insanların yanında olmak bizim onurumuzdur. Onların yoksulluğu, bizim yoksulluğumuzdur. Bu yüzden 25 Ekim&#8217;de Ankara&#8217;dayız” diyerek konuşmasını sonlandırdı.</p>
<p>Toplantı, 25 Ekim Ankara Mitingi için İzmir’de 22 Ekim’de Kemeraltı girişinde yapılacak basın açıklamsının duyurulması ile son buldu.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yılbaşı Çevre Dekorasyonu Oyunları]]></title>
<link>http://oyunlar44.wordpress.com/2009/10/18/yilbasi-cevre-dekorasyonu-oyunlari/</link>
<pubDate>Sun, 18 Oct 2009 10:28:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>oyunlar44</dc:creator>
<guid>http://oyunlar44.wordpress.com/2009/10/18/yilbasi-cevre-dekorasyonu-oyunlari/</guid>
<description><![CDATA[Yılbaşı Çevre Dekorasyonu Oyunları Oyna]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://www.flashoyunlar1.com/oyunlar/YilbasiCevreDekorasyonu.html"><img src="http://www.flashoyunlar1.com/oyn/YilbasiCevreDekorasyonu.jpg" alt="Yılbaşı Çevre Dekorasyonu Oyunları" class="oyun" border="0" height="135" width="180"><br />Yılbaşı Çevre Dekorasyonu Oyunları Oyna</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tweetleri Toplayıp Blog Yazısı Oluşturmak...]]></title>
<link>http://kirkiki.wordpress.com/2009/10/16/tweetleri-toplayip-blog-yazisi-olusturmak/</link>
<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 22:58:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>erdemakin</dc:creator>
<guid>http://kirkiki.wordpress.com/2009/10/16/tweetleri-toplayip-blog-yazisi-olusturmak/</guid>
<description><![CDATA[Yazı yazasım var ama bu kez her zaman olduğu gibi tek konsept üzerine gidemeyeceğimi düşünüyorum. Et]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Yazı yazasım var ama bu kez her zaman olduğu gibi tek konsept üzerine gidemeyeceğimi düşünüyorum. Etrafta olan olaylara ve takip ettiğim konulara dair ufak tefek yorumlar yapmayı düşünüyorum ama bu kez de yazacağım yazının twitter denilen ne işe yaradığını anlamadığın acayip icada farklı zamanlarda eklenmiş tweetlerin bir araya toplanmasından farklı olmayacak sanırım. Tabi şu an böyle başladığım yazı sonuna yaklaştığımda çok çok farklı olabilir. O yüzden azcık sabredin.</p>
<p>Şu ara en çok konuşulan konuyla başlamak istiyorum. Türkiye-Ermenistan arasında protokol imzalandı. Tabi olması gerektiği gibi öncesinde 1-2 saatlik bir krizle beraber. Ben daha büyük bir şeyler bekliyordum ama neyse ki çabuk atlatıldı. Bu protokolün imzalanması sırasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu&#8217;nun gülümsemesi, fakat Ermenistan Dışişleri Bakanı&#8217;nın inatla sert davranmaya çalışması gündemi bir süre meşgul etti. Tabi daha sonra protokolün kendisinden daha çok konuşulan maça çevrildi gözler. Siyasi açılım falan denildi maç ama bu maç öyle bir olaydı ki medya için, açılımın da protokolün de barış girişimlerinin de Karabağ sorununun da geride kalmasına yol açtı. Bütün Türk Medyası önceliğini Sarkisyan&#8217;ın Bursa&#8217;ya gelip gelmemesine verdi. Burda garip olay şuydu, bu süre içerisinde haberleri izlediğim hiç bir kanal Sarkisyan&#8217;dan Ermenistan Cumhurbaşkanı diye bahsetmedi. Sürekli Sarkisyan denildi. Garip olan olay ise, sanki Ermenistan&#8217;ı tanımıyormuşuz gibi ya da daha bir kaç gün öncesinde aynı diplomatik belgeye imza atılmamış gibi davranılmasıydı. Tamam her şekilde medya titiz olmak zorundadır ama insanların sıfatının verilmesi gerektiğine inanıyorum. En azından haberlerin başında Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan denilse ve geri kalan kısımda kullanmamış olsa yine anlaşılabilir bir durum olurdu ama tamamen silip atmak hiç bir kanal için doğru değildi bence.</p>
<p>Bu arada tüm Türkiye milli maçlara kilitlendi. Dünya Kupası şansımız devam etmeliydi ama zaten oynadığımız futbol şahsi kanaatimce o kadar kötü ki, bence böyle bir şans baştan beri yoktu. Çünkü A Milli Futbol Takımımız ne sahadaki oyunu kontrol edebiliyordu, ne de belli bir taktik çerçevesinde oynuyordu. Tek cümleyle özetlemem gerekirse, bence bir takım ya İspanya, Brezilya, İngiltere gibi sahada hep güçlü, yöneten olabilmeli ya da bizim gibi bunu yapabilecek oyunculara sahip değilse en azından Yunanistan gibi sıkı savunmaya yönelip, 1-0 olsun bizim olsun diyebilmeli. Tabi bir takımın performansını etkileyen bir sürü dinamik vardır ve bir takım sadece bir (bu gibi) cümleyle oluşturulamaz bunun farkındayım ama bir bakın, kendince bu kadar iddialı bir takımın duruma göre taktik değiştirmeye çalışması ama becerememesi biraz saçma değil mi? Ya beklentileri düşük tutmak ya da yüksek beklentiyi karşılamak için iyi futbol oynuyor olmak lazım. Bu kadar büyük beklentinin kaynağı da anlaşılabilir tabi. 2002&#8242;de gelen dünya 3&#8242;lüğüyle kazanılan güven, arada başarısız bir dönemde sürekli &#8220;daha önce başardık yine başarabiliriz&#8221; diye gazlanan bir takım, Euro 2008&#8242;de bu başarısızlıkların arkasından beklenilemeyecek kadar düzgün oynayan, mantalite olarak neredeyse tamamiyle yenilenmiş bir ekip&#8230; Bu sürecin arkasından 2010 Dünya Kupası&#8217;nda üst sıraların hedeflenmesi normaldi. Nasıl kura çekilirse çekilsin &#8220;dişimize göre çıktı&#8221;, &#8220;güle oynaya tur bizim&#8221; diyen medya da bunun üzerine eklenince rehavet çökmesi doğaldı. Rehaveti geçtim, 3 büyük takımın bazı futbolculara yıllardır duyduğu anlamsız güven de A Milli Takım&#8217;ı etkiledi haliyle. Son yıllarda takip etmediğim ligden bazı oyunculara daha iyi alternatifler çıkacağını düşünüyorum. Bırakın A Milli Takım&#8217;ı, bir Fenerbahçeli olarak görmek istemediğim, futboluna anlam veremediğim Selçuk Şahin ve aynı şekilde Galatasaray&#8217;a pek de bir katkısını görmediğim Sabri Sarıoğlu bunlarında başında geliyor. İsim saymak kolay, kötü maçtan sonra kötülemek de kolay ama bir taraftan abartmak da kolay. Zamanında Tuncay Şanlı&#8217;ın Fenerbahçe taraftarı ve medya tarafından abartılması durumunu şimdi Arda Turan yaşıyor. Sürekli gaz veriliyor oyunculara. Hiç bir zaman kötü olduğunu söylemedim Arda&#8217;nın ama şu da bir gerçek ki, ne kadar iyi olsa da kendisine sürekli pozitif bakan bir fan grubu var ve &#8220;dünya starı&#8221; yakıştırması yapmadığınız sürece garip karşılanıyor ve hatta futbolla hiç alakanız yokmuş gibi nitelendirilebiliyorsunuz. Dünyada Ronaldinho gibi oyuncular gözden düşerken bizim Arda Turan&#8217;a sıkı sıkıya tutunmuş olmamız abes kaçıyor haliyle.</p>
<p>Değinmek istediğim bir başka konu Cengiz Semercioğlu&#8217;nun bugün Hürriyet Kelebek&#8217;te yazmış olduğu yazı (<a href="http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/12692667.asp?yazarid=105&#38;gid=225">link</a>). Linke bakmak istemeyenler için kısaca özetleyeyim. Cengiz Bey katıldığı bir lansmandaki davet edilen bloggerlardan bahsetmiş. Bu yazının önemli olduğunu düşünüyorum. Daha önce de bloglar hakkında yazılar çıkmış olsa da, &#8220;Blogger da sarı basın kartı alabilmeli&#8221; başlıklı bu yazı Türkiye&#8217;de geleneksel gazeteciliğin yeni medya düzeniyle ilişkisini ilk defa işliyor. Dünyada daha önce davetlere, toplantılara bloggerlar çağrılmış, bloggerların yazdıkları haber kaynakları olarak kabul edilmiş olsa da Türkiye&#8217;de ilk defa birisi gazeteci kimliğiyle bunu yazıyor (sanırım ilk). Medya devlerinin önemli bir kısmını kaybetmeye başladıkları haberleşme hizmeti gittikçe bireyselleşiyor. En ufak bir kaza görüntüsü de olsa insanlar kendi aralarında paylaşıyorlar ya da birbirlerini haberdar ediyorlar ve bu şekilde kimse günlük olayları öğrenmek için gazete, tv gibi mecralara ulaşmak zorunda kalmıyor. Tıpkı MJ&#8217;in ölüm haberleriyle ilgili dünya devlerinin gösterdikleri kaynak internet siteleri ya da daha günlük bir noktaya inmem gerekirse, bir kaç gündür Bilkent Üniversitesi&#8217;nde ortaya çıkmış domuz gribi gibi. Viral olarak yayılan haberler önemine göre yerelden ulusal ya da uluslarası hale geliyor, medya da haberleri yetiştirmek için biraz geç kalıyor. İşte bu yüzden medya şirketleri arasında yeni trend herkesin kendi haberini sunması. Gönderdiğiniz haberin kabul edilmesiyle muhabir olmanız ya da CNN&#8217;in yaptığı gibi haberi sunup videoyla gönderdiğiniz takdirde o haberin internette, zaman zaman da televizyonda sizin sunumunuz ile yer alması işleri daha hızlı hale getiriyor. Her ne kadar çok blog olsa da ve bu bir haber kirliliğine yol açsa da, yeni medya düzeninin bu şekilde oluşacağını söylememek yanlış olur. Bu yüzden de Cengiz Semercioğlu&#8217;nun yazısını yeni nesil gazetecilerin teknolojiyle iç içe olmalarına bağlıyorum.(Bu şekilde de konuyu bitirirken Mehmet Ali Birand tavrı yakalamış oldum.)</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
