<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>cocuk-kitaplari &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/cocuk-kitaplari/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "cocuk-kitaplari"</description>
	<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 09:53:29 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Deniz'in Kitaplığından: Doktorda...]]></title>
<link>http://blogcuanne.com/2009/11/19/denizin-kitapligindan-doktorda/</link>
<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 06:09:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
<guid>http://blogcuanne.com/2009/11/19/denizin-kitapligindan-doktorda/</guid>
<description><![CDATA[Deniz küçükken şimdiye oranla daha sık gerçekleştirdiğimiz doktor randevuları bir olay olurdu. Dokto]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:left;"><a href="http://www.tubitak.gov.tr/home.do?sid=232&#38;cid=11618"><img class="alignleft size-full wp-image-2872" title="Doktorda" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/11/doktorda.jpg" alt="" width="250" height="250" /></a>Deniz küçükken şimdiye oranla daha sık gerçekleştirdiğimiz doktor randevuları bir olay olurdu. Doktorumuz her ne kadar çok yumuşak, sevgi dolu bir kadın olsa da sonuçta doktor işte. Orasını burasını çekiştirmeye başladı mı, hele bir de aşı yaptı mı olay biter, Deniz çığlığı basardı.</p>
<p>Yine de Deniz küçük olduğu için bir şekilde tutması zor olmazdı. Annem kollarından, ben bacaklarından tutar, Deniz katılırcasına ağlarken doktor da aşısını yapıverirdi.</p>
<p><!--more Devamı için tıklayın.--></p>
<p>Sevimsiz bir tabloydu tabii. Ve giderek Deniz’de doktor fobisi olmasından çok korktum.</p>
<p>Ancak son zamanlarda tam tersini yaşıyoruz. Doktorumuza karşı derin bir sempati duyuyoruz. Ve bunda kesinlikle DOKTORDA kitabının büyük etkisi var.</p>
<p>Doktorda, TÜBİTAK&#8217;ın 3-6 yaş çocuklarını hedefleyen Erken Çocukluk Kitaplığı serisinden bir kitap. <a href="http://www.tubitak.gov.tr/home.do?sid=232&#38;cid=11618" target="_blank">TÜBİTAK’ın web sitesinde</a> şu şekilde tanıtılıyor: <em>“Doktora muayene olmaya giden bir çocuğun nelerle karşılaşabileceği 3-6 yaş arası çocuklara uygun ve açık bir dille anlatılıyor. Doktora gitmek üzere evden çıkılmasından eczaneden ilaçların alınıp eve gelinmesine kadar bütün süreçten bahsediliyor.”</em></p>
<p>Hikâyede anne, üç çocuğunu birden doktora götürüyor. Çocuklardan birinin kolu ağrıyor, biri üşütmüş, en ufak olan bebeğin de aşı olması gerekiyor. Anne önce doktoru arayıp randevu alıyor, birlikte doktorun ofisine gidiyorlar, doktor her bir çocuğu tek tek muayene ediyor, bebeğin aşısını yapıyor (ve bu kitapta aynen anlatıldığı gibi <em>“sadece azıcık acıtıyor”</em>), sonra ilaçları yazıyor. Doktordan çıkışta beraber eczaneye gidip ilaçları alıyorlar, sonra eve döndüklerinde hasta olan çocuk ilacını içip yatağına yatıyor.</p>
<div>
<dl>
<dt><a href="http://www.tubitak.gov.tr/home.do?sid=232&#38;cid=11618"><img title="Doktorda2" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/11/doktorda21.jpg" alt="" width="600" height="301" /></a></dt>
<dd><span style="color:#888888;"><em>Kitaptan sayfalar. (Kaynak: TÜBİTAK) </em></span></dd>
</dl>
</div>
<p>Bütün bu süreç Deniz’e çok güzel hitap etti. Artık doktora gitmeden önce mutlaka bu kitabı okuyoruz, sonra yanımızda doktora götürüp “Doktor Teyze”ye de gösteriyoruz. O da orada yapılanları aynen uyguluyor, <em>“Bak, çocuğun kulağına bakmış, gel ben de seninkine bakayım”</em> dedikçe Deniz’in daha da hoşuna gidiyor.</p>
<p>Hatta “Doktor Teyze”miz o kadar çok beğendi ki bu kitabı <em>“Kesinlikle ben de bir tane burada bulundurmalıyım”</em> dedi. Ben de siparişini verdim, elime geçer geçmez kendisine hediye edeceğim.</p>
<p>Özellikle de domuz gribi yüzünden doktor ve hastane ziyaretlerinin doruk noktasına çıktığı şu günlerde çok faydalı olacak bir kitap Doktorda. Biz, aynı Erken Çocukluk Kitaplığı serisinden Diş Hekiminde ile birlikte tanesini 2,50 TL&#8217;ye almıştık. İnternetten sipariş vermeyi tercih edenler için <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=442345&#38;sa=48739796" target="_blank">kitapyurdu</a>&#8216;nda da 2,34 TL&#8217;ye satılıyor.</p>
<p>&#8211;</p>
<p><em>Bu da ilginizi çekebilir: <a href="http://blogcuanne.com/denizin-kitapligi/denizin-turkce-kitaplari/" target="_blank">Deniz&#8217;in Türkçe Kitapları</a></em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Deniz'in Kitaplığından: Thomas'ın Treni]]></title>
<link>http://blogcuanne.com/2009/10/11/denizin-kitapligindan-thomasin-treni/</link>
<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 18:42:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
<guid>http://blogcuanne.com/2009/10/11/denizin-kitapligindan-thomasin-treni/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;60 yıldır 150 milyon çocuğun eğitimine katkıda bulunan Thomas ve Arkadaşları şimdi Türkiye]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-1923" title="Thomas ve Arkadaşları" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/10/thomasintreni.jpg" alt="Thomas ve Arkadaşları" width="200" height="220" /><em>&#8220;60 yıldır 150 milyon çocuğun eğitimine katkıda bulunan Thomas ve Arkadaşları şimdi Türkiye&#8217;de!&#8221;</em></p>
<p>Doğan Egmont yayınevi tarafından Türkçe yayınlanmaya başlayan Thomas serisinin Türkiye ve Türkçedeki varlığı bu şekilde duyuruluyor.</p>
<p>Biz Thomas ve arkadaşlarıyla geçtiğimiz yaz tanıştık. Kanada&#8217;dan gelen kuzenlerimiz bize üç tane Thomas kitabı getirmişti ve Deniz daha önce varlığından haberdar olmadığı bu kahramanlara anında ısınmıştı. Çizgileri basit, dili basit, hikayeler akıcı ve dili güncel.  Eh, 150 milyon çocuk Thomas&#8217;ı sevdiğine göre bir kerameti olsa gerek.</p>
<p><!--more Devamı için tıklayın.--></p>
<p>Anlaşılacağı gibi ben bayılmıyorum. Bana Thomas biraz bencil, biraz kibirli geliyor. Ancak güzel mesajlar da yok değil, ve çocukların giden taşıtlara karşı olan zaafları göze alındığında gerek Thomas, Gordon, Percy gibi trenlerden oluşan tren filosunu, gerekse Helikopter Harold ya da Otobüs Bertie&#8217;yi neden bu kadar sevdiklerine çok da şaşırmamalı.</p>
<p>Deniz&#8217;in trenlere olan ilgisi kısa süre önce babasının ona Thomas, James ve kırmızı bir vagondan oluşan ve kendi tren yollarını kurabildiği bir ahşap tren seti almasıyla daha da arttı. Onlarla yatıp onlarla kalkıyoruz. Böyle olunca geçenlerde bir arkadaşımıza hediye almak üzere gittiğimiz D&#38;R&#8217;da Türkçe Thomas serilerini görünce bir tanesini tabii ki edindik. Sonrasında sağ olsun Deniz&#8217;in Nunu&#8217;su da bir tane daha alınca İngilizce-Türkçe karışık Thomas koleksiyonumuzun sayısı bir hayli arttı.</p>
<p>Kitapları tek tek değerlendirmeyeceğim. Genelde tavsiye ediyorum. Sevmeyen, kendini kaptırmayan çocuk görmedim, duymadım. Bir taneyle başlayın, gerisi gelecektir.</p>
<p>Thomas ve Arkadaşları serisi D&#38;R&#8217;da 4,50 TL&#8217;ye satılıyor. <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=442063" target="_blank">Kitap Yurdu</a>&#8216;nda 3,51 TL.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuk Kitapları (Türkçe Pdf,Cbr Formatında)]]></title>
<link>http://cobrax02.wordpress.com/2009/08/22/cocuk-kitaplari-turkce-pdfcbr-formatinda/</link>
<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 14:00:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>cobrax02</dc:creator>
<guid>http://cobrax02.wordpress.com/2009/08/22/cocuk-kitaplari-turkce-pdfcbr-formatinda/</guid>
<description><![CDATA[Binbir Gece Masalları Cilt1(pdf),İlkler Ansiklopedisi,Caf Caf Ve Kemik (cbr formatı),Okusunda Büyüsü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone" src="http://i30.tinypic.com/21e21w5.jpg" alt="" width="320" height="320" /><br />
<strong>Binbir Gece Masalları Cilt1(pdf),İlkler Ansiklopedisi,Caf Caf Ve Kemik (cbr formatı),Okusunda Büyüsün Dünya Çocuk Masalları (pdf Formatı)</strong></p>
<p><strong><!--more--><br />
</strong></p>
<p>http://rapidshare.com/files/266275402/cocuk_Kitaplar_.rar</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Deniz'in Kitaplığından Bir Kitap: Little Critter]]></title>
<link>http://blogcuanne.com/2009/08/16/denizin-kitapligindan-bir-kitap-little-critter/</link>
<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 07:46:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
<guid>http://blogcuanne.com/2009/08/16/denizin-kitapligindan-bir-kitap-little-critter/</guid>
<description><![CDATA[Deniz&#8217;in kitapları arasında en çok sevdiğim ve en çok eğlenerek okuduğum karakter şüphesiz Lit]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="size-full wp-image-1351 alignright" title="Little Critter" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/08/littlecritter4.jpg" alt="Little Critter" width="150" height="203" />Deniz&#8217;in kitapları arasında en çok sevdiğim ve en çok eğlenerek okuduğum karakter şüphesiz Little Critter. Amerikalı çocuk kitapları yazarı Mercer Mayer&#8217;ın 1975&#8242;te yarattığı Little Critter hikayeleri ailesi ve arkadaşlarıyla birlikte Critterville&#8217;de yaşayan Little Critter etrafında geçiyor. Hikayedeki tüm karakterler hayvanlardan oluşsa da hepsi de insanlar gibi hayat sürüyorlar.</p>
<p>Tam olarak ne olduğu belli olmadığı için &#8220;Küçük Yaratık&#8221; olarak adlandırılan ancak en çok hamstera benzeyen, ilkokul birinci sınıf öğrencisi olan Little Critter sıradan bir çocuk gibi: arkadaşlarıyla oyun oynamaya bayılıyor; yer yer kız kardeşiyle kavga etse de ona abilik etmeye çalışıyor. Her çocuk gibi geniş bir hayal dünyası var; örneğin okulundaki &#8220;büyük çocuklar&#8221; gibi olabilmek için kendine bir &#8220;Büyüme Makinası&#8221; yapıyor ve içine giriyor. Kedi, köpek gibi alışılagelmiş evcil hayvanlarının yanı sıra birçok hikayede karşımıza çıkan ve ona yaptığı işlerde (örneğin odasını toplamak gibi) yardım eden fare, çekirge, örümcek gibi sıra dışı dostları da var. (Little Critter&#8217;ın kendini tanıttığı yazı İngilizce olarak <a href="http://www.littlecritter.com/aboutlc2.html" target="_blank">burada</a>)</p>
<p><!--more Devamı için tıklayın.--></p>
<p>Mercer Mayer hikayeleri yazarken çocukken kendi başına gelen olayları esas alıyormuş. Bu yüzden olsa gerek ortaya hem çok gerçekçi, hem çok esprili, hem de eğitici hikayeler çıkıyor. Örneğin büyümeye çalıştığında annesine ne yapması gerektiğini soruyor, annesi de ona &#8220;Sebze yemelisin. Sebzeler büyümene ve güçlü olmana yardımcı olur&#8221; deyince bir sonraki öğünde tüm ıspanağını bitiriyor. Deniz&#8217;in ıspanak yemesinde çok büyük etkisi oldu bu &#8220;<em><a href="http://www.amazon.com/Little-Critter-Just-Big-Enough/dp/0060539631/ref=sr_1_1?ie=UTF8&#38;s=books&#38;qid=1250408609&#38;sr=8-1" target="_blank">Just Big Enough</a></em>&#8221; adlı hikayenin.</p>
<div id="attachment_1354" class="wp-caption alignleft" style="width: 309px"><img class="size-medium wp-image-1354" title="Little Critter" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/08/littlecritter.jpg?w=299" alt="Little Critter" width="299" height="300" /><p class="wp-caption-text">Little Critter babasının defalarca söylemesine rağmen pijamasını giymek yerine oyun oynamayı tercih edince en sonunda azar işitiyor. </p></div>
<p>Ya da annesine sofrayı hazırlamasında, babasına ise bahçeyle uğraşmasında yardımcı olmaya çalışıyor. Her ne kadar kaş yapayım derken göz çıkarıyor, ve tabakları taşırken kırıyorsa ya da çiçekleri budayayım derken kökünden kesmeye kalkışıyorsa da çocuklara &#8220;ev işlerine dahil olmaları ve sorumluluk almaları&#8221; adına güzel bir örnek teşkil ediyor niyeti&#8230;</p>
<p>Zaten bence hikayenin bu komik ayrıntıları da (annesine yardımcı olmak amacıyla paketleri taşırken yumurtaları kırıp dökmesinin ardından annesinin surat ifadesi, ya da büyükbabası bahçeyi sularken yardım etmek isteyip her yeri ıslatması) hikayeleri büyükler için eğlenceli hale getiren, zekice kurgulanmış detaylar.</p>
<p>Little Critter tek tek hikaye kitapları halinde satıldığı gibi birden fazla hikayenin toplandığı kitaplar şeklinde de bulunabiliyor. Bizde <em><a href="http://www.amazon.com/Little-Critter-Collection-Mercer-Mayer/dp/0375832556/ref=sr_1_1?ie=UTF8&#38;s=books&#38;qid=1250407518&#38;sr=8-1" target="_blank">Just a Little Critter Collection</a></em> ve <em><a href="http://www.amazon.com/Little-Critter-Storybook-Collection-Mercer/dp/0060820098/ref=sr_1_2?ie=UTF8&#38;s=books&#38;qid=1250407518&#38;sr=8-2" target="_blank">Little Critter &#8211; A Storybook Collection</a></em> adında, her biri 6-7 hikayeden oluşan kitaplar var. Her hikaye birbirinden eğlenceli.</p>
<p>Bu sevimli seriye Türkiye&#8217;de henüz rastlamadım. Little Critter&#8217;ın <a href="http://www.littlecritter.com/" target="_blank">kendi web sitesinde</a> videolar ve Mercer Mayer&#8217;ın kendi sesinden hikayeler var, ancak kitabın kendisi gibi değil tabii ki&#8230; Şeytan diyor çevir bir-iki tanesini, yayınevlerini kapı kapı dolaş. Bütün kitapçılarda satılan, ancak -örneğin altına kaçıran arkadaşına bebek muamelesi yapması gibi örnek olmayan davranışları yüzünden- <a href="http://blogcuanne.com/2009/08/12/deniz%E2%80%99in-kitapliginda-yer-almayacak-olan-bir-kitap-lutfen-de-hande/#comment-196" target="_blank">çok da iyi eleştiriler almayan</a> Cemile serisinden bence çok daha eğitici&#8230;</p>
<p>&#8211;<br />
<em>Bu da ilginizi çekebilir: <a href="http://blogcuanne.com/denizin-kitapligi/denizin-ingilizce-kitaplari/" target="_blank">Deniz&#8217;in İngilizce Kitapları</a></em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Masal treni Çuf Çuf]]></title>
<link>http://kucukarkadasim.wordpress.com/2009/07/29/masal-treni-cuf-cuf/</link>
<pubDate>Wed, 29 Jul 2009 15:46:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>elif şevval</dc:creator>
<guid>http://kucukarkadasim.wordpress.com/2009/07/29/masal-treni-cuf-cuf/</guid>
<description><![CDATA[Masal treni çuf çuf&#8217;un içindeki 25 masalın her birinde güzel bir davranışı öne çıkaran mesajla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="summary2595357807299503331"><span style="float:left;padding:0 10px 5px 0;"><img src="http://3.bp.blogspot.com/_-23aLg16How/SnBuB9K9KrI/AAAAAAAAAB8/OfswkaAKuTU/s320/9df1c9f439b085bc9ee638c1224a52b8.jpg" alt="" width="200" height="200" /></span>Masal treni çuf çuf&#8217;un içindeki 25 masalın her birinde güzel bir davranışı öne çıkaran mesajlar yer alıyor. Gündelik hayatta, insan ilişkilerinde çocuklarımızın güzel davranışlar geliştirmesine katkısı olduğuna inandığım bir masal kitabı bu. Biz çok sevdik, yatmadan önce mutlaka bi tane seçip okuduk. Yatılı misafirliklerimizde bile taşıdık yanımızda.</p>
<p>Hangi durumlarda nasıl davranabileceğine dair güzel fikirler verdiğini düşünüyorum bu kitabın kızıma. Paylaşmak, fedakarlık, özür dileme, teşekkür&#8230; gibi altbaşlıklar var kitapta ve mesajlar da bu yönde.</p></div>
<div>Daha detaylı bilgi, okur yorumları ya da sipariş için ; <a style="font-family:georgia;" href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=442860&#38;sa=43507125">buyrun</a></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Deniz'in Kitaplığında Yeni bir Kitap: Pamuk Karga]]></title>
<link>http://blogcuanne.com/2009/07/21/denizin-kitapliginda-yeni-bir-kitap-pamuk-karga/</link>
<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 07:05:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
<guid>http://blogcuanne.com/2009/07/21/denizin-kitapliginda-yeni-bir-kitap-pamuk-karga/</guid>
<description><![CDATA[Türkçe kitaplarımız arasına yakın zamanda kattığımız ve toplam 6 kitaptan oluşan bir takımın parçası]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-830" title="pamuk karga" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/07/pamuk-karga-melike-gunyuz.jpg" alt="pamuk karga" width="240" height="200" />Türkçe kitaplarımız arasına yakın zamanda kattığımız ve toplam 6 kitaptan oluşan bir takımın parçası olan Pamuk Karga, gerek hikâyesi, gerekse çizimi itibariyle çok sevimli&#8230; Meşhur çocuk masalları yaratıcısı Hans Christian Andersen&#8217;in Çirkin Ördek Yavrusu adlı masalında olduğu gibi burada da kardeşlerinden farklı olarak beyaz doğan bir karganın etrafında dönüyor hikâye&#8230; Serçelerle beraber aynı çınar ağacında yaşayan ve bağırıp çağırmalarından bir türlü rahat vermeyen Bay ve Bayan Karga&#8217;nın bir gün sesleri kesilince ortalığı bir merak alıyor. Bir de bakıyorlar ki yumurtadan yeni çıkan yavrulardan biri beyaz! Olur muydu, olmaz mıydı derken ulu çınar &#8220;Farklılık güzeldir&#8221; diyerek noktayı koyunca aralarına kabul ediyorlar adını Pamuk Karga koydukları bu beyaz kargayı.</p>
<p>Ben Çirkin Ördek Yavrusu&#8217;nu masalını hep acımasız bulmuşumdur. Farklı olduğu için itilen, dışlanan bu kuşun hikâyesi de ilk bakışta üzücü gelse de farklılığın güzel olduğuna dair doğru bir mesaj da verilmesi güzel bir tat bırakıyor minik ve anne okurların damağında&#8230;</p>
<p><span style="color:#888888;"><em>Deniz&#8217;in kitaplığındaki diğer kitaplar için </em></span><a href="http://blogcuanne.com/denizin-kitapligi/" target="_self"><span style="color:#888888;"><em>burayı tıklayın</em></span></a><span style="color:#888888;"><em>.</em></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Güneşten sarı baldan tatlı bir iz]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/07/08/gunesten-sari-baldan-tatli-bir-iz/</link>
<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 18:34:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/07/08/gunesten-sari-baldan-tatli-bir-iz/</guid>
<description><![CDATA[Simla Sunay bir mimar, aynı zamanda çocuk kitapları yazıyor. Daha da güzeli her iki uğraşı üzerinden]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Simla Sunay bir mimar, aynı zamanda çocuk kitapları yazıyor. Daha da güzeli her iki uğraşı üzerinden de çocuklarla bir arada, onlarla alış veriş içerisinde olmaya çaba harcıyor. Geçenlerde, yine böylesi bir çabayı kaleme almış. Çocuklara kent bilinci kazandırmak amacıyla yürüttüğü Nasıl Bina?=Nasıl Biri? adlı bir projeden söz etmiş bir <a href="http://www.istanbulist.net/bilesenler/koseyazilari/yazi.php?yazi_no=859">yazısında.</a> Çocuklardan çeşitli bina resimlerini incelemelerini, sonra bu binaları çizerek bir canlıya dönüştürmelerini ve nasıl biri yarattıklarını yazmalarını istediği bu atölye, kent dokusunun çocukları nasıl etkilediğine fazlasıyla kafa yoran biri olarak beni çok etkiledi. Çocuklar üzerinden gözlemlemeye çalışarak az çok kafamda kurduğum bu etkinin somut bir yansımasıydı çünkü atölye. Açıkçası bir kez daha kentte yaşama, kenti planlama, kenti dönüştürme meselelerinde çocuğu yok saydığımızı hissettirdi aynı zamanda. Adam yerine koymadığımız çocuklarımızın bize verdiği mesajlar o kadar etkileyici ki oysa! Nasıl Bina?=Nasıl Biri? ve buna benzer atölyelerin çıktılarını kesinlikle kenti tasarlayanlara, kent yaşamı üzerine ahkam kesenlere referans olarak göndermek gerekiyor! </p>
<p><img src="http://antipopuler.wordpress.com/files/2009/07/guneskapak2.jpg?w=300" alt="guneskapak" title="guneskapak" width="300" height="202" class="alignleft size-medium wp-image-172" />İşte bu atölyenin sonuçlarını okumanın verdiği heyecanla epeydir kütüphanemde okunmayı bekleyen Simla Sunay’ın Güneşten Sarı Baldan Tatlı adlı kitabını da bitirdim bir çırpıda. Yeni bir kitap değil aslında bu, Hayykitap’tan 2006 yılında çıkmış. Ben de geçen yıl almıştım ama bir şekilde okuyamamıştım. </p>
<p>İnce-uzun olduğumdan zaman zaman bana da, zürafa dendiği için sempati duyarım zürafalara. Simla Sunay da nedendir bilmem bir zürafanın dilinden yazmış kitabını. Ne kadar uzun boylu olduğundan yakınan bir zürafa, sarılar giyinmiş sevimli bir kız; Naz ile karşılaşıyor bir gün. Bir adı bile olmayan zürafa, kendisine Uzunbal adını koyan Naz’la bir yolculuğa çıkıyor. Beyaz bir yolun izini sürmeye başlıyor… Sakarköy, komşusuz ev, kullan-at kasabası, yıldızcı, gamze toplayıcısı derken beyaz yola ulaşıyor ikili. Bu uzun bir yol, ama Uzunbal mutlu; çünkü hayatında ilk kez bir dostu oluyor ve insanların dünyasını keşfediyor… </p>
<p>Böylesi bir özetle Güneşten Sarı Baldan Tatlı’nın bir dostluk hikayesi olduğu sonucunu çıkarabilirsiniz, doğru da. Ancak tek derdi bu değil, Türkiye’deki çocuk yazınında pek de rastlamadığımız katmanlı bir yapısı var öykünün. Çünkü çocuk kitaplarının bir meselesi olması gerektiğine inanıyor Simla Sunay. Buradaki öyküde mimar kimliği de ağır basmış ve biraz da fantastik kent dokularıyla örmüş hikayesini. İkilimiz, bütün bu tuhaf isimli yerleşim yerlerinde tuhaf insanlarla ve olaylarla karşılaşıyor ve bu hikayeleri biriktiriyorlar. Her bir yerleşim yeri kendi içinde bir öykü ve hepsinin de söyleyecek çok önemli sözleri var. Uzunbal’ın karşılaştığı insanlar sürekli kafasını karıştırıyor. Naz da şaşırıyor ama biraz daha doğal karşılıyor olanları; çünkü kendisinde de bir sır saklı. </p>
<p>Güneşten Sarı Bladan tatlı, masalsı gibi görünse de, azıcık kafa yorduğunuzda yaşadığımız gerçek dünyanın dejenere olmaya başlamış halini seriyor gözler önüne. İlk okuduğunuzda bazı mesajları kaçırabilirsiniz, o nedenle birkaç kere okunması gerekenlerden kitap. Biraz da Küçük Prens etkisi yarattı bende. Öykünün kurgusu; Naz’ın gizemli hali ve bir hedefi olması, Uzunbal’ın onu anlamaya çalışması ve tıpkı Küçük Prens’in gezegenleri gezmesi gibi tuhaf kentleri gezmemiz yarattı bu etkiyi. Pek çok insan gibi benim için de çok özeldir Küçük Prens. O nedenle biraz da garip geldi bu etkiyi hissetmek. Hani biriciktir ya Küçük Prens, o nedenle pek de hoşlanmadım bunu hissetmekten. Yine de sevdim Uzunbal ile Naz’ın yolculuğunu. O nedenle onlara bırakıyorum son sözü ve Simla Sunay’ın çocuklarla buluşmalarını çoğaltmasını diliyorum:</p>
<p>- Teknoloji nedir? diye sordum Naz’a.</p>
<p>- Bizsiz bizi yaratan şeydir, dedi.</p>
<p>- Nasıl yani?</p>
<p>- Makineler insanların elleri olur. Bilgisayarlar beyinleri. Robotlarsa gövdeleri. İşte teknoloji budur.</p>
<p>- Peki insanlar sıkılmazlar mı o zaman?</p>
<p>- Yooo. Onlar da oturup televizyon seyreder. </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bataklığın kıyısındaki tazelik]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/05/14/batakligin-kiyisindaki-tazelik/</link>
<pubDate>Thu, 14 May 2009 08:12:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/05/14/batakligin-kiyisindaki-tazelik/</guid>
<description><![CDATA[Bataklığın kıyısındaki eski bir evde yaşayan yaşlı ve gizemli bir büyükhala. 14 yaşında, insanları b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bataklığın kıyısındaki eski bir evde yaşayan yaşlı ve gizemli bir büyükhala. 14 yaşında, insanları büyüleyecek kadar iyi keman çalabilen, ukala bir genç erkek. Küçük Vahşi diye çağrılan, kendini kamufle etmeyi son derece iyi beceren dokuz yaşlarında zeka küpü bir kız. Baykuş lakaplı, esrarengiz ve sevimsiz bir adam. </p>
<p>Bütün bu insanların yaşadığı; meydanında fıskiyeli bir süs havuzu, az sayıda ev ve tek bir marketin yer aldığı küçük bir kasaba. Merkezin dışında tek tük evler…Biraz daha uzaklaşınca, kenarında serinlenilebilen minik, sakin bir dere…Kahramanlarımızın ‘kükürt kokusu uzaklardan gelen bir mektup gibi önlerinde açıldığında’ kolaylıkla ürkmeye başlayabildikleri bir bataklık… </p>
<p>Güneşin doğmasına yakın gökyüzünde renkler kovalamaca oynamaya başlıyor bu kasabada. ‘Neşeli bir kırmızı laciverdin ardından koşarken, bebeksi bir mavi, parlak sarıyı yeryüzünden kovalıyor.’ </p>
<p>Her şey sıradan! Herkes sakin! Kıyısında bir bataklığın yer aldığı bir kasabada hayat nasıl olabilirse öyle yani! Büyükhalanın davetiyle kasabaya gelen maceraperest yeğeni için öyle değil ama…</p>
<p>Hikaye yavaş yavaş, büyükhalanın mis kokulu çiçeklerinin, meyve ağaçlarınının, çeşitli güzel otlarının, rahat hamağının yer aldığı keyifli bahçeden sıyrılıp bataklığın gizemlerine daldıkça biz de anlıyoruz öyle olmadığını.   </p>
<p>Kent kent gezen, süper eğlenceli sirkler. Havada uçan, yürekleri hoplatan trapezciler, aslan terbiyecileri, palyaçolar… Baykuş’un ürküten planları… Ser veren sır vermeyen halleriyle bir cadıyı hatırlatan büyükhala. Tıpkı onun gibi gizlerle örülü evi. Bir yandan da inadına hiçbir şey yokmuş gibi keyifli geçen günler.</p>
<p>Ben çok çok sevdim Bataklığın Kıyısındaki Ev’i. Yaşamın akışındaki tuhaflıklarını, gündelik yaşamın günümüze uymayan, biraz geçmişi anımsatan detaylarını sevdim. Mesela coca cola yerine, üzerine taze nane yaprağı konulmuş ev yapımı limonata içiyor bu kitabın gençleri -büyükhala etkisi. Ağaçların, çiçeklerin adlarını biliyor, teknolojiden uzak da eğlenebiliyorlar. Yaşamlarında televizyon, telefon (cep telefonu değil ama), sinema var. Ama tercihleri doğa yürüyüşleri, bisiklete binmek, kitap okumak, keman çalmak veya resim yapmak aslında. Derenin kıyısında veya ağaçların gölgesinde sohbet etmek. Tabii onları oyalayan, heyecanlandıran müthiş bir maceranın içindeler bir yandan. Ama artık bizim çocukluğumuzda kaldığını düşündüğüm, bütünüyle sokakta, doğada biçimlenen bir eğlenme biçimleri var. Kentte değil de taşrada olmalarının da sonucu bu tabii. Ama belli ki kentte de kitap okumayı, resim yapmayı, doğayı tercih eden çocuklar/gençler kahramanlarımız. </p>
<p>Özellikle etkileyici ve çok güçlü olduğunu düşündüğüm bir yanı da betimlemeleri kitabın. Tıpkı bu kitap gibi, “Mızıkacı” ve “Hayaletli Gölün Çocukları” adlı kitapları da Günışığı Kitaplığı’ndan çıkmış yazar Yeşim Armutak, daha önce hiçbir çocuk kitabında rastlamadığım bir edebi dil seçmiş kendine. Yalın, direkt, basit ama güçlü bir anlatım yerine şiirsel, zengin bir dil kullanımı var. Bu dil taşra kasabası ve büyükhalanın varlığıyla somutlaşan eski zaman duygusunu da belirginleştirmiş. Neredeyse zaman kavramı yok olmuş hikayede. Deminden beri anlatmaya çalıştığım geçmiş-şimdiki zaman durumları da aslında bu zamansızlık hissiyatında eriyip gidiyor. Anlamını yitiriyor. Bu da yazarın bilinçli tercihi aslında. Ayrıca, belli belirsiz bir flört ve eski, sıradışı bir aşk hikayesiyle kendini hissettiren hoş romantizmi de destekliyor bu dil kullanımını. </p>
<p>Öte yandan, cadı hikayelerini anımsatan gerilimli bir hikayenin, okuyanda bu kadar sakinleştirici bir tazelik duygusu yaratması çok şaşırtıcı. Şimdi tüm bu tazelik duygusu, romatizm ya da zaman kavramının belirsizleşmesi çocukları -ya da bu kitabın kahramanlarını düşünerek gençleri demek daha doğru sanırım- ne kadar ilgilendirir bilemiyorum. Ama Peren ve Kuzey’de kendinizden bir şeyler bulabileceğinize ve bu merak uyandıran sıcak hikayeyi seveceğinize eminim. </p>
<p><em>Bu yazı ilk kez 18 Mayıs 2007&#8242;de Radikal Kitap&#8217;ta yayımlanmıştı.</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gianni Rodari’den masallar]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/04/28/gianni-rodari%e2%80%99den-masallar/</link>
<pubDate>Tue, 28 Apr 2009 15:01:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/04/28/gianni-rodari%e2%80%99den-masallar/</guid>
<description><![CDATA[Çok seyahat eden bir baba, her gece yatmadan önce kızına masal anlatmak için söz verirse ne olur? Ma]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Çok seyahat eden bir baba, her gece yatmadan önce kızına masal anlatmak için söz verirse ne olur? Masalları telefonda anlatır. Telefonda anlatılan masallar nasıl olur peki? Kısa. </p>
<p>Evet, kısa kısa 70 masal var Gianni Rodari’nin Telefonda Masallar kitabında. Sadece eğlencelik olan da var, ciddi kafa yormanız gerekeni de. Kesin olan; bir çoğunun gerçekten çok güzel olduğu. Üstelik dönüp dönüp okuyacağınız, istediğiniz zaman, istediğiniz yerinden başlayacağınız hikayeler bunlar. Bazı kahramanlar, farklı masallarda yeniden çıkabiliyor karşınıza şaşırmayın: Büyük seyyah, meşhur kaşif Giovannino Perdigiorno gibi. Perdigiorno’nun gezdiği kentlerin çok şaşırtıcı olduğunu da eklemeliyim hemen. Aslına bakarsanız Rodari’nin tüm kahramanları, tüm masalları için ‘şaşırtıcı’ denebilir rahatlıkla. Neden mi? </p>
<p>Sınırsız bir hayal gücü var bir kere. Yok, yok. Öyle böyle değil. Bütün çocuklarla rahatlıkla yarışabilir hayal kurmak, uyduruk hikayeler anlatmak konusunda. Sonra çok komik. Hayvanları çok seviyor. Galiba iyi de anlıyor onları. Dünyayı da çok seviyor ama uzayı, başka gezegenleri de merak ediyor. Bir de Gagarin’i çok seviyor galiba. Hani şu 1961 yılında uzaya çıkan ve dünyanın çevresini turlayan ilk insan olan Rus kozmonotu.</p>
<p>Dondurmadan saraylar, tepesiz ülkeler, kaçan burunlar, uyduruk numaralar, eski atasözleri, ölmesi gereken krallar, hiçbir yere çıkmayan yollar, kristal Giacomo, yaşlı Ada teyze, her zaman düşen Alice Cascherina, masalları şaşıran dede, hepsi ama hepsi çok etkileyici/komik/şaşırtıcı. </p>
<p><img src="http://antipopuler.wordpress.com/files/2009/04/rodari.jpg?w=300" alt="rodari" title="rodari" width="300" height="223" class="alignleft size-medium wp-image-124" />Bir yetişkin olarak, okurken sürekli başka alt metinler okuyorum ben Rodari’nin masallarında. Hüznü sonuna kadar hissediyorum mesela kuşları tarlalardan uzak tutmak için korkuluk olmak zorunda kalan Gonario’nun hikayesinde. Oysa bu durum hayli ilginç geliyor oğluma. O da eğlenmiyor ama kesinlikle sıradışı olan o müthiş yaratıcılık merakını uyandırıyor. “Üzücü değil mi” diye sorduğumda, rahatlıkla “hayır” diyebiliyor o nedenle. </p>
<p>Çanlardan yapılan bombalar patlamayı bir yana bırakıp müzikal sesler çıkarınca savaşmaktan vazgeçip dans etmeye başlayan askerlerin hikayesi bana da oğluma da çok eğlenceli geliyor. Ama ben ‘savaş değil barış’ mesajını bu kadar incelikli, oyunlu verebildiği için şaşarken oğlum bombaların seslerinde eğlenmeyi sürdürüyor. </p>
<p>Telefonda Masallar’ı tekrar tekrar okudukça Rodari’ye olan ilgim de artıyor. Telefonda Masallar’ın yanına Alis Masallarda ekleniyor. Araştırıyorum ve kitaplarıyla yeni yeni tanışmaya başladığımız <a href="http://giannirodari.it">Gianni Rodari</a> ’nin dünyada oldukça tanınan bir yazar olduğunu öğreniyorum. Kısa öğretmenlik serüveninin ardından, II. Dünya Savaşı’na katılıyor ve savaş sonrası Komünist Parti’ye üye olarak partinin dergisinde gazeteciliğe başlıyor. Bir yandan da çocuk kitapları yazıyor. İlk kitabı Çocuklar İçin Şiirler ve Soğan Oğlan 1951 yılında yayımlanıyor. (Bu arada Soğan Oğlan da Türkçe çevirisini bulabileceğiniz üçüncü kitap.) Yine partinin çocuklar için çıkardığı derginin editörlüğünü de yapmaya başlıyor. Evleniyor, bir kızı oluyor ve çocuklar için projelerde yer almaya ve yazmaya devam ediyor. 1970 yılında Hans Christian Andersen Ödülü’ne değer görülüyor. Kitapları farklı dillerdeki çocuklarla buluşuyor. 1980 yılında çocuklar için nefis masallar, hikayeler bırakarak göçüyor dünyadan. </p>
<p>Rodari’nin yarattığı dünyalar gerçekten sıradışı, ama o kadar olağan bir dille anlatıyor, o kadar sıcacık ki hikayeleri ‘bütün bunlar gayet olabilir’ hissiyatı yaratıyor. Müthiş eğlenceli ayrıca. Bir hikaye bu kadar rahat sarmalayabilir ve hemencecik o eğlenceli dünyasına çekebilir sizi ancak. Üstelik açtığı pencereler umutla dolduruyor insanın içini. “Bu dünyaya gelen her çocuk, dünyanın içindeki her şeyin sahibidir, tek kuruş bile ödememelidir, sadece kollarını sıvamalı, ellerini uzatmalı ve onu almalıdır,” diyen Gianni Rodari’nin yarattığı masalları sevmemek mümkün değil. O nedenle yayınevlerinden daha çok Rodari çevirileri bekliyoruz!</p>
<p>Son son: Telefonda Masallar’ın resimleri Frencesco Altan’a ait. Altan’ın çizimleri Rodari’nin yarattığı dünyalarla o kadar güzel örtüşmüş ki, keşke orijinalinde olduğu gibi renkli olabilseydi Türkçe baskıda da diye düşünmeden edemiyor insan. İtalya’da Rodari’nin diğer kitaplarında da Frencesco Altan’ın resimleri var ki nedeni belli. Öte yandan Alis Masallarda’nın genç çizeri Anna Laura Cantone’nin kitaba katkısının koskocaman olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kumkurdu; en iyi arkadaş]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/04/07/kumkurdu-en-iyi-arkadas/</link>
<pubDate>Tue, 07 Apr 2009 09:05:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/04/07/kumkurdu-en-iyi-arkadas/</guid>
<description><![CDATA[Zackarina ve Kumkurdu. İki iyi dost. Her şeyi bilen Kumkurdu ile öğrenmeye meraklı, yaşamı kavramaya]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Zackarina ve Kumkurdu. İki iyi dost. Her şeyi bilen Kumkurdu ile öğrenmeye meraklı, yaşamı kavramaya çalışan Zacharina. </p>
<p>Güzel bir çocuk Zacharina, doğayı, özellikle de denizi çok seviyor. Kent dışında, deniz kenarında bir evde, anne ve babasıyla sakin bir yaşamı var. Yine de zaman zaman anne ve babasına kızıyor; tüm çocuklar gibi. O büyüklerin dünyasını anlamaya, anne-babası ise onu anlamaya çalışıyor. Bunu her zaman başarabiliyorlar mı? Hayır. </p>
<p>Sonra bir gün sahilde yine babasına kızmış, kendi başına oyun oynarken -daha doğrusu babasına tuzak hazırlarken- Kumkurdu ile karşılaşıyor Zacharina. İlk önce temkinli yaklaşıyorlar birbirlerine, yavaş yavaş ısınıyorlar sonra ve her geçen gün daha iyi arkadaş oluyorlar. Zacharina kafasını karıştıran, anlamakta zorlandığı her şey için ya da sinirleri bozulduğu zamanlarda Kumkurdu’na sığınıyor. Kumkurdu da her zaman onun derdine deva olmayı başarıyor. Her zamanki soğukkanlı ve işbilir tavrıyla Zacharina’nın sorularına/sorunlarına çözüm bulabiliyor. İşte bu özelliğiyle çoğu zaman Zacharina’nın anne-babasını anlamasına da yardımcı oluyor ve dolaylı olarak onların da Zacharina’yı anlamalarına. </p>
<p><img src="http://antipopuler.wordpress.com/files/2009/02/zacharina.jpg?w=300" alt="zacharina" title="zacharina" width="300" height="223" class="alignleft size-medium wp-image-67" />Dünya var olduğundan beri var sanki Kumkurdu. Bir ormanın içinde, bir de sahilde iki ayrı evi var. Güneş ışığında altın gibi parlayan tüyleri, uzun, sivri kulakları ve muhteşem güzel kuyruğuyla nev-i şahsına münhasır bir kurt. Enteresan arkadaşları var; Zacharina’nın anneannesinin anneannesi gibi, ya da fareyi anımsatan Kuyrukluyıldız gibi, melekler gibi. Hem çok bilge hem çok yaşlı hem de çok oyuncu, çok çocuk. Günışığını da geceyi/karanlığı da seven gizemli bir kişilik. Zacharina’nın anne-babasına hiç yanaşmıyor, onlara görünmüyor -gerçi ilk karşılaşmalarında hızla babasına doğru yanaşmış, baba da ‘bir kurt muydu o?’ diye sormuştu ama her şey o kadar hızlı gelişmişti ki, ne olduğunu anlayamamıştık. Öte yandan yanında olmasını istediği her an Zacharina’nın yanında. Zacharina için gerçekten çok iyi bir yol gösterici, güvenilir bir arkadaş. Hayali ve eğlenceli ve zeki ve şaşırtıcı. Gerçekten şaşırtıcı. Konuya öyle bir yerden girip sonra öyle akıllıca soruna bağlıyor ve çözüm üretiyor ki, hayranlıkla karışık bir şaşkınlık yaratıyor insanda. </p>
<p>İlk okumada naif bir hikaye gibi gelebilir Kumkurdu. Sonra her akşam okumaya başladığınızda, her seferinde yeni bir pencere açılıyor zihninizde ve kocaman bir gülümseme beliriyor zaman zaman yüzünüzde ve çocuğunuz kıkırdıyor ara ara ve sorularına yanıt bulmaya başlıyor ve tipik anne-baba profili bütün yalınlığıyla ‘paaat’ diye yüzünüze çarpıyor. Hikayeyle birlikte kendinizi de sorgulamaya başlıyorsunuz ve bu bütün çocukların sevebileceği bu yalın kurgunun gerçekliği karşısında büyüleniyorsunuz. Kumkurdu başucunuzda yerini alıyor kısacık zamanda. </p>
<p>Vazgeçilemeyen bir seri çünkü. Ufak fantastik dokunuşlarıyla, Kristina Digman’ın gülümseten resimleriyle, macera üstüne maceralarıyla, anlatımıyla&#8230; İnsan sahilin dinginliğini sonuna kadar hissediyor ve çoğu zaman Zacharina ile Kumkurdu’nun sohbetlerine dahil olmak istiyor mesela. Daha Fazla Kumkurdu‘na gereksinim duyuyor. </p>
<p>İsveçli yazar Asa Lind -ki bu seriden sonra takibe alacağınız bir yazar olacaktır kesinlikle- bu gereksinimi sezmiş olsa gerek Daha Fazla’sını ve hatta Daha da Fazla’sını yazmış (ya da muhtemelen yazarken o kadar keyif aldı ki, ona da yetmedi tek bir kitap!) Daha, daha daha fazlası yok yine de, ama seriyi döndüre döndüre, ortasından, başından, istediğiniz zaman istediğiniz yerinden okuma şansınız hep var. Bizim hep elimizin altında Kumkurdu ve biliyor musunuz defalarca okuduğunuzda iyiden iyiye ayrılamıyorsunuz Kumkurdu ve Zacharina’dan. Çok iyi arkadaşlar gibi&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir kitap tavsiyesi de Aras'tan: Bay Kocaburun]]></title>
<link>http://hmozturk.wordpress.com/2009/03/31/bir-kitap-tavsiyesi-de-arastan-bay-kocaburun/</link>
<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 09:31:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>hmozturk</dc:creator>
<guid>http://hmozturk.wordpress.com/2009/03/31/bir-kitap-tavsiyesi-de-arastan-bay-kocaburun/</guid>
<description><![CDATA[Dün gezinirken mağazada bazı kitapların indirimli olduğunu gördüm ve bu kitabı da aralarında bulduğu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><img class="aligncenter" title="Bay kocaburun" src="http://img8.imageshack.us/img8/9454/275873k9401.jpg" alt="" width="75" height="108" /></p>
<p><strong><em>Dün gezinirken mağazada bazı kitapların indirimli olduğunu gördüm ve bu kitabı da aralarında bulduğumda da şşşırdım açıkcası. Heyeceanla aldım ve eve getirdim. aras yeni kalkmıştı, kitabı çantamdan çıkardım ve koltuğa geçtik hemen. İlk defa bu kadar çok sayfası olan bir kitabı baştan sona dinledi. Bay kocaburan&#8217;a güldü hatta. Tamamını anlamasa da burnu uff olmuş bak dediğimde birde burnuna boya sürülmüş çok komik değil mi dediğimde kahkaha attı. Küçükken bu serinin fransızcasını okumuştum o zamanlar bir kütüphane kurdu olarak. Gerçekten sevimli bir dizi. Bazı dizeleri düşündürse bile çoçuğunuza okuyabileceğiniz keyifli bir kitap.</em></strong></p>
<p><strong><em>Tavsiye ederiz&#8230;</em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hayalet köpeğin ‘şansı’]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/03/29/hayalet-kopegin-%e2%80%98sansi%e2%80%99/</link>
<pubDate>Sun, 29 Mar 2009 19:54:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/03/29/hayalet-kopegin-%e2%80%98sansi%e2%80%99/</guid>
<description><![CDATA[Şanssız kitap “Hayalet Köpek”. Tesadüfen ilk satırlarını okuyup, elimden bırakamadığım iyi oldu, çün]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Şanssız kitap “Hayalet Köpek”. Tesadüfen ilk satırlarını okuyup, elimden bırakamadığım iyi oldu, çünkü o kapağı görüp de ilgi göstermem mümkün değildi normal koşullarda. Kime gösterdiysem de aynı tepkiyi aldım üstelik. Pete Johnson adı da bana ‘henüz’ bir şey ifade etmiyordu; heba olup gidecekti vallahi. Özellikle vurgulamak istiyorum; kapak tasarımı hiç çekici değil gerçekten ama içindeki çizimleri görünce buna bile şükrediyorsunuz. Hepi topu üç ana çizim yapılmış kitap için ve bu çizimler kitap boyunca tekrarlanıp duruyor, neden olduğunu anlamadığım bir şekilde. Bir de her bölüm başında bir köpek çizimi çıkıyor karşımıza; kitabın kurgusuna paralel şekil değiştiren. Ama sonuçta, ‘çocuk kitabı, resimsiz olmasa iyi olur’ düşüncesiyle, çizmiş olmak için çizilmiş izlenimi veren, fazlasıyla özensiz karikatürize çizimler bunlar. Pete Johnson’ın yayınevinden çıkmış diğer kitaplarının da akıbeti aynı üstelik. Çizimleri yapan Ünver Alibey’e ve tabii ki yayınevine duyurulur.</p>
<p>Palas pandıras girdim yazıya farkındayım ama okurken o kadar takıldım ki bu duruma böyle başladı işte yazım da… Neyse, gelelim kitabın kendisine. Dedim ya Pete Johnson ile ilk tanışıklığım bu. Zaten yine Büyülü Fener’den çıkmış iki kitabın dışında Türkçe’de rastlayamadım adına ama İngiltere’de ve dünyada tanınan, bol ödüllü, iyi bir çocuk ve ilk gençlik kitapları yazarı. Yazarlıktan önce film eleştirmenliği yapıyormuş, yazma dürtüsü ağır yani. Korku meselesine biraz takılmış. “Hayalet Köpek” de bu tarzda yazdığı ödüllü kitaplardan biri.</p>
<p>Kitabın konusuna gelince… Daniel, Laura ve Harry üç iyi arkadaş. Yaklaşan Cadılar Bayramı’nda korkunç bir parti düzenlemek istiyorlar ve Daniel annesini evlerinde bir parti yapmaya ikna ediyor. Ancak sürpriz bir gelişmeyle partiye sevimsiz, ukala Aaron da dahil oluyor. Daniel ve arkadaşları Aaron’ı korkutmak için hayalet köpek hikayesini uyduruyorlar. Ancak hikaye hiç tahmin etmedikleri şekilde uykusuz, korkulu geceler geçirmelerine neden oluyor. </p>
<p>Bir solukta okunuyor “Hayalet Köpek”. Çok akıcı, çok heyecanlı, çok eğlenceli. Aynı zamanda çok sıcak, çok yaşamın içinden bir hikaye. Çocukların birbirlerine karşı ne kadar acımasız, büyüklerin yaşamsal kaygılarının ise çocuklar için ne kadar yıpratıcı olabileceğini çarpıcı bir basitlikle ortaya koyuyor. Ve iyi arkadaşların koşullar ne olursa olsun birbirlerine destek olmalarının önemini vurguluyor. Yaşamın önemli detayları bunlar ama olaylar akıp giderken hem çocuklar hem de büyükler detayları göremeyebiliyorlar bazen. Pete Jonhson’ın kitabını bu kadar doğal, bu kadar başarılı kılan da bu küçük detaylara farkına varmadan dikkatimizi çekebilmesi sanırım. Gerçekte başarılı bir korku kitabı “Hayalet Köpek” ama fonda Daniel’a, Laura’ya, Aaron’a ve Billy’e (!) dair, gündelik yaşamlarımıza dair esaslı bir kurgu var. Bu da Pete Johnson’un yazdığı diğer kitaplara karşı dayanılmaz bir merak uyandırıyor. Umarım Büyülü Fener devamını -mümkünse biraz daha özenli- getirir.</p>
<p><em>Bu yazı ilk kez 9 Şubat 2007&#8242;de Radikal Kitap&#8217;ta yayımlandı.</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Uzak bir gelecek mi gerçekten?]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/03/18/uzak-bir-gelecek-mi-gercekten/</link>
<pubDate>Wed, 18 Mar 2009 10:49:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/03/18/uzak-bir-gelecek-mi-gercekten/</guid>
<description><![CDATA[Korkuyorum. Eskiden severdim bilim kurguları. Ulaşılmaz, müthiş bir hayal ürünüydü bilim kurgular be]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Korkuyorum. Eskiden severdim bilim kurguları. Ulaşılmaz, müthiş bir hayal ürünüydü bilim kurgular benim için. Şimdiyse hepsi çok yakın, çok olabilirmiş gibi geliyor ve korkuyorum.</p>
<p>Küresel ısınma gerçeğini alenen yaşamaya başlamışken, savaşlar, afetler bu kadar artmışken, yanı başımızdayken, masumiyetten, güzel, güvenli, huzurlu günlerden söz etmek çok büyük bir kandırmaca gibi geliyor bana. Büyüdük artık, yaşlanma sürecine girdik belki de ama ya çocuklarımız&#8230; Onları büyütürken dünyanın güzelliklerinden söz ediyoruz. Oysa dünyanın iyiye gitmeyen halinin hesabını nasıl verebileceğimizi hiç ama hiç bilmiyorum. Koskocaman yalanlar söylüyormuşuz gibi geliyor çocuklarımıza. Sonra biraz büyüdüklerinde, gerçeklerin bu kadar masalsı, güzel olmadığını anlamaya başladıklarında, “sorumluları biziz” demek yeterli olacak mı? Neden onlara bilim kurgu romanlarındaki, filmlerindeki gibi çorak, vahşi, sıkıntılı, güvensiz bir dünya bırakmak zorundayız? Neden bilim kurgular eskisi gibi heyecan verici hayal ürünleri değil sadece? Ne zaman ayacağız çocuklarımıza karşı, kendimize, dünyamıza karşı sorumluluklarımızı en ivedi şekilde yerine getirmek için fazla vaktimiz kalmadığına?</p>
<p>Mad Max gibi yaşamak istemiyorum ben. Bir gıdım su için insanların birbirini kırıp geçirdiği, pislik, hastalık içinde, yeşilsiz, mavisiz, havasız bir dünya istemiyorum. </p>
<p>Rodman Philbrick Evrendeki Son Kayıt’ta böyle bir dünya kurgulamış ama. Okurken, hiç de uzak şeylermiş gibi gelmiyor. Hatta çok mümkün, o kadar yakınmış parçalanmış, dağılmış bir dünya gibi geliyor. </p>
<p>Klişe bir hikayeden yola çıkmış aslında Rodman Philbrick. Çok çok büyük bir sarsıntı (deprem) oluyor ve dünyada artık hiçbir şey eskisi gibi olamıyor. Çünkü bütün uygarlık çöküyor. Hastalıklar, yoksunluklar, açlık, insanlar arasında kavgalar, çekişmeler başlıyor. Sonra genetik bilimciler kusursuz insanı yaratmaya uğraşıyorlar ve bunu başarınca da kendilerini sıradan insanlardan soyutlayıp sadece ‘gelişiklerin’ yaşayabildikleri, şimdiki mavi-yeşil dünyamızın aynısı Eden’de yaşamaya başlıyorlar. Sıradanlara ise dünyadan geriye kalan çöplük, Yerleş’te yaşamaya çalışmak düşüyor. </p>
<p>Kitabın kahramanı Spaz da Yerleş’te yaşamaya çalışanlardan. Beyinlerini sanal eğlence aracı ‘burgu’ ile harcayan kitlenin arasında, ama sara hastalığı olduğu için burgusuz, yani onlardan olamadan yaşıyor. Bölgenin racon kesenleri Zımbacıların lideri kolluyor onu, karşılığında da bazı işleri halletmesini istiyor. Zaten hiçbir şeyi olmayan insanları soymak da bu işlerden biri. Soygunlardan birinde ‘dişidökük’ Yhazan çıkıyor karşısına. Tuhaf, bilge bir yaşlı adam. Kafayı bir kitap yazmakla, geçmişten kalanları kayda almakla bozmuş bu adam, bir şekilde Spaz’ın yaşamına giriyor ve onu ararken karşısına çıkan konuşmayı bilmeyen Küçük Surat. Spaz, yanından ayrılmak zorunda bırakıldığı kız kardeşi Bean’in çok hasta olduğunu öğrenince onun yanına gitmeye karar veriyor ve üçünün yolları bu zorlu yolculukta birleşiyor. Sonra aralarına gelişik kız Lanaya da katılıyor ve macera iyiden iyiye çetrefilleşiyor.</p>
<p>Yazarın büyüklere yönelik yazdığı başarılı dedektiflik ve bilimkurgu kitaplarından sonra gençler için kaleme aldığı ilk kitabı Freak The Mighty o kadar tutulmuş ki, The Mighty (bizde İyilik Meleği olarak vizyona girmişti) adıyla, Sharon Stone’un başrolünde yer aldığı filmi bile çekilmiş. Evrendeki Son Kayıt 2000’de kaleme aldığı bol ödüllü bir gençlik romanı. Kitapta çok hoş ve zekice üretilmiş yeni tanımlamalar ve sözcüklerle yaratıcı ve eğlenceli bir dil yakalamış yazar. Hikayenin çıkış noktası her ne kadar klişe olsa da bu farklı, ilginç dil ile ve akılcı, gerçekçi olay örgüsüyle çok güçlü bir etki bırakıyor okuyanda. Belleğinizde müthiş bir görsel imgelem yarattığını da söylemeden edemeyeceğim. Kitabı okurken, hep bir film izliyormuş hissiyatındaydım aynı zamanda ve gerçekten de iyi kotarılırsa ses getirecek bir film çıkar bu hikayeden. </p>
<p>Ancak yazıya başlarken sözünü ettiğim tuhaf ruh halini de yaşıyordum bir yandan. Hem elimden bırakamıyor, ne olacağını merak ediyor hem de o dünyanın içinde olma hissiyatı beni çok yoruyordu. Romanın bıraktığı bu güçlü etki, şu an yaşadığımız dünya ile bu bilim kurgu dünyası arasındaki farkların gitgide kapandığı duygusunu yaratıyordu bende. Arayı açmanın elimizde olduğunu çaktırmadan kafamıza vurması umut olduğunu gösterse de hala ödüm patlıyor&#8230; </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ayşegül, Cemile, Atakan]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/03/10/aysegul-cemile-atakan/</link>
<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 09:09:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/03/10/aysegul-cemile-atakan/</guid>
<description><![CDATA[Nedir bu Ayşegül’ün sırrı bilemiyorum. Ben çocukken deliler gibi okurdum, şimdi oğlumun favorisi. Ho]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Nedir bu Ayşegül’ün sırrı bilemiyorum. Ben çocukken deliler gibi okurdum, şimdi oğlumun favorisi. Hoş daha okumayı bilmiyor ama resimleri her şeyi gayet iyi anlatıyor zaten. Okumayı bilmese de hikayeyi çözebiliyor. Zaten Ayşegül’ü vazgeçilmez kılan da resimleri sanırım. Çok çok güzel. Çok gerçekçi. Bir yandan da gerçek olamayacak kadar kusursuz çizimler bunlar. Bir sürü sağlıklı, neşeli, mutlu çocuk. Sevimli hayvanlar. Sakin, huzurlu evler, mekanlar. Doğayla iç içe bir yaşam. Bizi de anında içine çeken masalsı bir dünya. Eh, bir çocuk ve aslında bir büyük daha ne ister öyle değil mi? Bu kadar güçlü bir çekim merkezi varken, neler anlattığının da bir önemi kalmıyor ki aslında. Ama resimlerin çekiciliği hikayeyi de okutuyor kaçınılmaz olarak. Ama ne yalan söyleyeyim, hikayeler resimler kadar çekici değil aslında. Zaten çocukluğumdan belleğimde kalan Ayşegül de hikayelerden çok resimlerle kalmış. Fazla didaktik hikayeler çünkü; ders verir gibi hatta. Hikayeyi okuyup, alacakları aldıktan sonra, resimler üzerinden yeni hikayeler kurgulamak daha eğlenceli bence. Biz bazen öyle yapıyoruz oğlumla.</p>
<p><img src="http://antipopuler.wordpress.com/files/2009/03/marcelmarlier.jpg?w=300" alt="marcelmarlier" title="marcelmarlier" width="300" height="299" class="alignleft size-medium wp-image-94" />Ayşegül, Belçikalı çizer Marcel Marlier’in kahramanı. Orijinal adı Martine. Marlier, Gilbert Delahaye’nin öykülerini resmetmiş Martine’de. İçlerinde Tenten’in de yer aldığı pek çok ünlü çizgi romanı dünyaya tanıtan Casterman Yayınevi tarafından ilk kez 1954 yılında yayımlanmış; Martine a la ferme / Ayşegül çiftlikte. Sonrasını biliyorsunuz zaten. 50’yi aşkın Ayşegül hikayesi, benim ablalarımın çocukluğundan şimdi bizim çocuklarımıza kadar ulaşmış durumda. Tüm dünyada sayısını bilmediğimiz kadar çok dile çevrilip, farklı isimlerle çocukların en azından bir dönem, vazgeçilmez karakteri olmaya devam etmiş. Muhtemelen çocuklarımızın çocukları bile Ayşegül’ün Ormanda, Okulda, Mutfakta, Kampta, hayvanlarla, köpeğiyle, kuzenleriyle, arkadaşlarıyla maceralarını okumaya devam edecek. </p>
<p>Son zamanlarda Ayşegül’e bir rakip çıktı ama; Cemile. Yine Belçikalı bir ekibin yarattığı küçük Cemile, kızılımsı, tepeden toplanmış iki küçük at kuyruğu saçları ve yanından ayırmadığı ayısı Tombiş’i ile pek sevimli. Ama ne yalan söyleyeyim bu çizimler Ayşegül’de olduğu kadar canlı ve insanı içine çeken etkiye sahip değil. </p>
<p>Hikayeler çocuk kitapları yazarı ve illüstratör Aline de Petigny, çizimler Nancy Delvaux’e ait. Kahramanımızın orijinal adı Camille. Cemile’den çok da farklı değil yani. Yayınevi Hemma, 3-6 yaşa öneriyor seriyi. Buradaki yayıncı Kaknüs, “Karakter Eğitimi” diye bir not düşmüş kitapların üzerine. Bana tuhaf geldi bu tanımlama. Kitapları okuyunca anladım nedenini ama tuhaflığını yitirmedi yine de. </p>
<p>Okul öncesi dönem için sevimli, eğlenceli bir seri Cemile. Yayınevinin vurgulamayı seçtiği gibi, doğru davranışa yönlendirme, öğretme kaygısı da var. Cemile’nin büyürken karşılaştığı sorunlar, anlayamadığı durumlar, sevinçleri, mutlulukları, korkuları, sevdikleri, sevmedikleri üzerine bir dolu hikaye. Cemile Çişini Altına Yapıyor, Oyuncaklarını Paylaşmak İstemiyor, Doktora Gidiyor, Kabus Görüyor, Banyo Yapmak İstemiyor şeklinde uzayıp gidiyor maceralar. Çocuğunuzun içinde bulunduğu ruh hali, yaşadığı, keşfettiği yeni durumlara denk düşen bir macera mutlaka çıkıyor karşınıza yani. İşte o zaman çocuğunuzla birlikte Cemile’nin yaşadıklarını okuduğunuzda, çocuğunuz da arkadaşı Cemile gibi davranmak isteyebilir. Bunun için var zaten Cemile. Size ve çocuğunuza arkadaşlık etmek, model olabilmek için. Karakter Eğitimi dedikleri de bu. </p>
<p>Ben oğlumla hem Ayşegül’ü hem Cemile’yi keyifle okuyorum. Hatta bir de Atakan var hayatımızda. Cemile’nin erkek versiyonu. Hani her zaman kız çocuklarına daha bol seçenek vardır ya; bu kez erkekleri unutmamışlar! Atakan erkeklere, Cemile kızlara modellik yapıyor aslında. Ayşegül abla, Cemile ve Atakan kardeş gibi. Gerçekte de Ayşegül biraz daha büyük, dolayısıyla uğraşları da daha büyük çocuklara göre aslında. Cemile ve Atakan ise anaokulunda henüz. O nedenle bu yaştaki çocuklar gerçekten arkadaş ya da kardeş gibi benimseyebiliyorlar bu karakterleri. Aynı dertleri, aynı heyecanları, aynı rutinleri var çünkü. Biz çok yararlandık onların tecrübelerinden. İyi ki varlar&#8230; </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Keşif başlıyor, hazır mısınız?]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/03/03/kesif-basliyor-hazir-misiniz/</link>
<pubDate>Tue, 03 Mar 2009 11:11:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/03/03/kesif-basliyor-hazir-misiniz/</guid>
<description><![CDATA[“Resim yapmanın sayısız yolları vardır! Bu yolların her biri kişiyi farklı yerlere götürür. Bu kitab]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>“Resim yapmanın sayısız yolları vardır! Bu yolların her biri kişiyi farklı yerlere götürür. Bu kitabı hazırlamaktaki amacım resim yapmanın çeşitliliğini, kolaylıklarını ve ne kadar zevkli olduğunu göstermek.”</p>
<p>Uzun yıllardır çocuklarla sanat atölyeleri yapan, onlara kitaplar yazan çizen sanatçı Leyla Sakpınar Resimde Çocuklarla Keşfet adlı kitabına böyle başlıyor. Ve sonra da tahmin edebileceğiniz gibi bu sayısız yollara kılavuzluk ediyor. Malzeme ve malzemenin farklı kullanım biçimlerine odaklanan kitap, çocuklardan çok anne-babalara ve hatta eğitmenlere kılavuzluk ediyor aslında. Çocuklar önlerine konan her türlü materyali -kısıtlanmadıkları takdirde- eşsiz hayal güçleriyle çoğu zaman bizim algı düzeyimizin çok dışında birer sanat eserine dönüştürebiliyorlar ne de olsa. Genelde yaratıcı olma, hayal gücümüzü kullanma dürtümüzü bastırmış biz büyükler zorlanıyoruz çocuklarla üretmek konusunda. İşte Resimde Çocuklarla Keşfet, bize bu konuda yardıma koşuyor.</p>
<p>Kitapta, füzen, kurşunkalem, renkli kalemler, pasteller, mürekkep, sulu boyalar gibi malzemeleri tanıtıp, bu malzemelerin nasıl kullanılacağını anlatırken, örneklemeler hep çocukların yaptığı işler üzerinden veriliyor. Hepsi de birbirinden şaşırtıcı, bazıları son derece yalın, bazıları ise gerçekten akıldışı resimler bunlar. Bir de bazı tekniklere yer vermiş Leyla kitabında; kağıt batik, sade ebru, baskı ve kolaj teknikleri gibi. Sonra bir adım öteye geçip yumuşak dokulu resim (pamukları renklendirerek resim yapmak), resim dikmek (tahmin edebiliyorsunuz herhalde, kumaş yerine kağıdı dikmek!) gibi biraz daha yaratıcılığınızı kullanıp farklı malzemeleri araştırmanıza yardımcı olacak yöntemler önermiş. Hani bazılarımız ısrarla resimden anlamadığını, çizgi bile çizemediğini söyler ya, Leyla öyle bir tablo yaratmış ki bize kitabıyla, hemen elinizin altında en kolay ulaşabileceğiniz ne varsa koyup önünüze kaybolmayı düşleyebiliyorsunuz o malzemelerle. Sınırsız bir teşvik var kitapta. Çok çok güzel bir duygu. </p>
<p>“Resimde her şey mümkün ve serbesttir, saçmalamak dahil!” diyor zaten Leyla. Çocuklarınızı ve kendi içinizdeki çocuğu özgür bırakın demenin bir başka yolu bu. Çünkü ancak o zaman resim yapmanın tadını keşfedip, kendinizi bu şekilde de ifade edebileceğinizi fark ediyorsunuz. </p>
<p>Kitabın beni asıl heyecanlandıran yanlarından biri de, ülkemizde daha önce bu konuda, bu özenle hazırlanmış bir yayın olmaması. Yazıyı yazmadan önce tekrar taramaya çalıştım konuyla ilgili yayınları ama gerçekten bu kadar yalın, basit bir anlatımla, kafa karıştırmadan bilgilendiren ve daha da önemlisi resmi çekici kılan bir kitap daha yok. Tasarımı (Ulaş Eryavuz), baskısı, içeriğiyle de ilgiyi hak ediyor Resimde Çocuklarla Keşfet. Tabii bu noktada Leyla kadar İş Bankası Kültür Yayınları’nı da kutlamak gerekiyor. </p>
<p>“Açık, pozitif ve araştırıcı yaklaşımın bulaşıcı olduğuna inanıyorum” diyor Leyla kitabının son sözünde. Ben bu kitabın bulaşıcı olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Umarım hızla bulaşır ve bu konudaki örnekler çoğalır. </p>
<p><em>Bu yazı ilk kez 9 Mart 2007&#8242;de Radikal Kitap&#8217;ta yayımlanmıştı.</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Jeremy James’in gülümseten maceraları – 6]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/02/24/jeremy-james%e2%80%99in-gulumseten-maceralari-%e2%80%93-6/</link>
<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 12:41:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/02/24/jeremy-james%e2%80%99in-gulumseten-maceralari-%e2%80%93-6/</guid>
<description><![CDATA[“E peki o zaman savaş kimin işine yarıyor?” diye sordu Jeremy James. “Kimsenin aslında,” dedi Baba. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>“E peki o zaman savaş kimin işine yarıyor?” diye sordu Jeremy James.<br />
“Kimsenin aslında,” dedi Baba. “Askerlerle politikacılar dışında tabii.”<br />
“Poli Tikacılar kim?” diye sordu Jeremy James.<br />
Politikacılar, insanlara sözde kendi iyilikleri için ne yapmaları gerektiğini söyleyen kişilerdi.<br />
“Annem de Poli Tikacı mı?” diye sordu Jeremy James.<br />
“Hayır,” dedi Baba. “Annen sana ne söylüyorsa, gerçekten senin iyiliğin için söylüyor. Ben de sana ne söylüyorsam senin iyiliğin için söylüyorum. Ama politikacıların söyledikleri, genellikle bir tek kendi iyilikleri içindir.”</p>
<p>Bir çocuğa politikacıların ne işe yaradığı bundan daha iyi açıklanabilir mi? Jeremy James son hızla devam ettiği maceralarında, büyüklerin kendi mantıklarıyla anlamlandırdıkları dünyayı kavramaya çalışırken karşısına bir başbakan, parlamentoda tartışan politikacılar, tıpkı bir polis gibi görünen ama aslında olmayan bir polis ve dev dinozorlar çıkıyor bu kez.</p>
<p>Ülkesi İngiltere’de çocuk kitapları kadar yazdığı oyunlarla da tanınan David Henry Wilson, serinin altıncı kitabı Lütfen Dinozorlara Binmeyiniz’de Jeremy James ve Babasının yolunu Londra’ya düşürüyor. Ben ilk beş kitabı okumadım ne yazık ki, o nedenle tereddütlü de başladım okumaya. Önceki maceralara ufak göndermeler var ama belli ki her biri birbirinden bağımsız da okunabiliyor rahatlıkla. Çok da keyifle okunuyor üstelik. Önceki maceraları sıraya koydum bile. Çünkü çok şaşırttı beni yazar. Jeremy James, her çocuk gibi fazlasıyla meraklı ve akıllı bir çocuk. Onda sıra dışı olan inanılmaz uyumlu olması belki. Ama Baba karakteri gerçekten şaşırtıcı. Çok çok ideal bir örnek. Doğru yerde doğru cevapları verebilen, fazlasıyla büyük ama çocukları anlamaya çalışan, sakin biri. Biz büyükler her zaman bu kadar sakin, rahat olamıyoruz oysaki. Bu yönüyle gerçek dışı gibi ama öte yandan o kadar büyüklere özgü davnanış modelleri var ki, bu da bir o kadar gerçek kılıyor Baba’yı. En takdir ettiğim özelliği Jeremy James’e kaçamak cevaplar vermemesi, durum/olay neyse onu söylemesi, açıklaması. Jeremy James için her olayın mantığını, nedenini, niçinini kavramak o kadar kolay olmuyor, çünkü büyüklerin mantığı her zaman o kadar da akılcı olamıyor, ama elinden geleni yapıyor Jeremy James. Bir büyük olarak zaman zaman çok üzüldüm onun için ve tabii aslında tüm çocuklar için. Çünkü biz büyükler bazen çok tuhaf olabiliyoruz gerçekten de!!! Bu kitapları bizim de okumamız bu nedenle gerekli bence. İnsan dönüp kendine daha objektif bakabiliyor o zaman. </p>
<p>Neyse, kitaba dönersek yeniden… Söylediğim gibi bir Londra macerası bu. Trafikten bezmiş, yol bilmeyen taksi şoförleri, metrosu, güvercinleri besleyen yaşlı teyzesi, mutsuz insanları, lokantaları gibi günlük yaşamdan izlerin yanı sıra bir kültür macerası Jeremy James’inki aynı zamanda. Bir buçuk günde, Kraliçe’nin evini, parlamento binasını, balmumu heykellerin olduğu ünlü Madame Tussaud’nun müzesini, tiyatroyu ve sonunda kitaba da ismini veren kocaman dinozorların bulunduğu Doğal Tarih Müzesi’ni ziyaret ediyor çünkü. Tabii bu arada Londra’ya gelmelerinin nedeni olan Baba’sının görüşeceği Bayan Robinson’la da bir yemek yiyorlar. Bayan Robinson’un hikayesi de çok çarpıcı açıkçası ve tabii Jeremy James’in onun derdine deva olma arayışı. Bütün bu maceranın gözümüzün önünde daha iyi canlanmasına Axel Scheffler’in çizimleri yardım ediyor. (Burada Mercan Yurdakuler Uluengin’in çevirisinin de gayet iyi olduğunu vurgulamak isterim.)</p>
<p>Günlük yaşamımızda sürekli karşılaştığımız küçük sürprizler, sorunlar, keyifler, hepsi bir arada kitapta. Şimdi yazarken fark ettim; karakterler tamam ama gündelik yaşama odaklı hikaye beni daha çok şaşırttı galiba. Kurgusal hikayeler de keyifli ama bu kadar yalın ve bir o kadar da eğlenceli bir kalem inanılmaz iyi geldi bana. En güzeli Jeremy James sürekli gülümsetmeyi başarıyor okuyanı. Ben bir büyük olarak çok farklı şeyler hissederek okudum muhtemelen bu kitabı. Çok fazla arka plan vardı benim okuma serüvenimde. Oysa çok heyecan verici bir macera ve gerçekten merak ettim; çocuklar ne düşünüyor Jeremy James’in maceraları konusunda? </p>
<p><em>Bu yazı ilk kez 23 Mart 2007&#8242;de Radikal Kitap&#8217;da yayımlanmıştı.</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yazar masalı yazmaktan vazgeçerse…]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/02/12/yazar-masali-yazmaktan-vazgecerse%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 16:21:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/02/12/yazar-masali-yazmaktan-vazgecerse%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[Masal Masal İçinde sırrı isminde saklı bir masal. Rapunzel, Denizkızı, Uyuyan Güzel gibi masallar as]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Masal Masal İçinde sırrı isminde saklı bir masal. Rapunzel, Denizkızı, Uyuyan Güzel gibi masallar asıl masalın içindeki yardımcılar. Asıl masalda ise olaylar biraz karışık&#8230;</p>
<p>“Bir kral, bir kraliçe ve bir de prenses kocaman bir masal sarayında yaşıyorlardı. Bu saray, olağanüstü güzellikte bir gül bahçesiyle çevriliydi. Sarayın beş tane kulesi vardı ve her kulede bir oda bulunuyordu…” diye başlıyor asıl masal. Anlayacağınız her şey olması gerektiği gibi başlıyor aslında. Kocaman saray, kraliyet ailesi ve sonrasını siz de okursanız göreceksiniz, hizmetkarlar, kocaman kocaman salonlar, muhteşem güzel yemekler… </p>
<p>Sonra yavaş yavaş soru işaretleri beliriyor zihninizde. Sarayın etrafındaki rengarenk küçük evlerde yaşayan kimse olmaması, kraliçenin de genellikle gündüzleri uyuyup geceleri ayakta geçirmesi gibi sıra dışı durumlar, ‘dur bakalım, ne çıkacak bunun altından’ dedirtiyor bize. Öte yandan mutlu bir aile kraliyet ailesi. Hizmetkarlarına da çok iyi davranıyorlar. Derken bir sabah kral ve prenses kahvaltı ederken hizmetkarlarının onlara yardımcı olmadığını fark ediyorlar. Kraliçe onlara katıldığında durumda bir değişiklik olmuyor. Hizmetkarlar kendilerindeler ama kıpırdayamıyorlar bir şekilde. Ve anlıyoruz ki, masalın yazarında bir sorun var. Evet yanlış okumadınız: Masalın yazarı masalı yazmaktan vazgeçmiş! Çünkü bir türlü nasıl devam etmesi gerektiğini bilemiyor masalın. Bir yaratıcılık sorunu var. Kafasını toplayabilmek için de ara veriyor masalına. Kraliyet ailesi de sabah kahvaltısının ortasında, kalakalıyorlar bir başlarına…</p>
<p>Sonra ne oluyor dersiniz? Başta da söylediğim gibi olaylar biraz karışıyor. Yazar kendini sokaklara vurup, yeni fikirler arıyor. Kraliyet ailesi de boş durmuyor, saraydan çıkıp bizim yaşadığımız dünyaya dalıyor. Ama onlar birer masal kahramanı olduğu için kimse onları görmüyor, duymuyor, hissetmiyor. Gitgide çaresizliğe kapıldıkları bir sırada karşılarına küçük bir sokak çocuğu çıkıyor ve onları görebiliyor, duyabiliyor. Kraliyet ailesini bir heyecan sarıyor. Öğreniyorlar ki, bu küçük çocuk da kendileri gibi bir kitap kahramanı, ama yazarı ona ihtiyacı olmadığı için kitabından çıkartmış. O da tıpkı kraliyet ailesi gibi yaşamını kaybolmuş bir halde sürdürmeye çalışıyor. Üstelik tek başına da değil. Kendisi gibi kitap sayfalarından atılmış ya da yarım kalmış kitaplardan sokaklara dalmış bir sürü kahraman var! Bu yeni bilgi kraliyet ailesini çok şaşırtıyor ve en doğru davranışın sokak çocuğunun yardımıyla yazarlarını bulmak olduğuna karar veriyorlar. Onlar yazarlarını ararken, yazarları da onları aramaya karar veriyor. Bu arayış sırasında yarım kalmış kitapların kahramanlarıyla karşılaşıp yeni maceralar yaşıyorlar. Ama sonunda hepsinin yolları çakışıyor ve yazar masalını tamamlıyor. </p>
<p>Bir masalda olması gereken tüm kahramanlar var bu masalda da. Hatta sonradan kötüler de karışıyor işin içine. Hadi bir sır daha vereyim; ejderhası bile oluyor masalın. Ama gördüğünüz gibi hikaye bildiğimiz masallardan biraz daha farklı gelişiyor. Yazarla kahramanlar birbirleriyle konuşabiliyorlar örneğin. Bütün bu farklılıklar Masal Masal İçinde’yi ilginç ve heyecanlı kılıyor. Nasıl bitecek bu masal bir türlü tahmin edemiyorsunuz. Sürekli yeni bir şey oluyor çünkü, ama bitiyor sonunda. Hem de bütün masallar gibi bitiyor (sayılır). Tabii sonunu yazamam. </p>
<p>Ama yazmam gereken bir şey daha var. Çok eğlenceli bir masal bu. Hayalinizde kral, kraliçe ve prenses nasıl canlanıyor bilemem ama Sybille Hein bizim için resmetmiş masalı. Ve hepsi de çok komik tipler. Ben en çok ejderhayı sevdim. </p>
<p>Bir de masalın gerçek yazarı Marjaleena Lembcke’nin bakış açısını sevdim. Bir yazarın, bir hikayeyi yazarken hiç de kolaylıkla yazmadığını anlatmaya çalışıyor bize çünkü. Evet, bir masal okuyoruz ama bir yandan da yazarların o çok sevdiğimiz masalları yazarken neler yaşayabildikleri hakkında fikrimiz oluyor. Belki de Marjaleena Lembcke gerçekten de bu şekilde yazdı masalını. Olamaz mı?</p>
<p>B<em>u yazı ilk kez 4 Mayıs 2007&#8242;te Radikal Kitap&#8217;ta yayımlanmıştı.</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sakinlemek için Muhteşem İkili]]></title>
<link>http://antipopuler.wordpress.com/2009/02/11/sakinlemek-icin-%e2%80%9cmuhtesem-ikili%e2%80%9d/</link>
<pubDate>Wed, 11 Feb 2009 18:59:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
<guid>http://antipopuler.wordpress.com/2009/02/11/sakinlemek-icin-%e2%80%9cmuhtesem-ikili%e2%80%9d/</guid>
<description><![CDATA[Çocuk yazını söz konusu olduğunda hayvanlar hep vazgeçilmez karakterlerdir. Biraz çocuklara hayvanla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Çocuk yazını söz konusu olduğunda hayvanlar hep vazgeçilmez karakterlerdir. Biraz çocuklara hayvanları sevdirme çabası, ama daha çok da hayvanların dayanılmaz sevimlilikleri sanıyorum buna neden. Elimde baş kahramanları hayvanlar olan bir kitap var yine işte. İsmet Bertan imzalı Muhteşem İkili. Hayvanların dünyasına dair yedi öyküyü barındırıyor kitap. Belgeselci İsmet Bertan’ın Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan üçüncü kitabı bu. Biri çocuklara (Hızlı Tosbi), diğeri gençlere (Golat Kalesi Tutsağı) yazılmış iki romanın ardından yine çocuklara sevimli hikayeler anlatmış bu kez Bertan. Ama bence yaşları biraz daha büyümüş, şöyle dokuzları falan bulmuş çocuklara hikayeler bunlar.</p>
<p>Öykülerin ana ekseninde hayvanlar var dediğim gibi, ama ortak özellikleri yaşamlarının bir yerinde insanlarla kesişmeleri -ayı hariç. Öyküleri keyifli kılan insanlarla hayvanların olağan ilişkileri, şaşırtıcı kılan hayvanlar hakkında gerçekten bir sürü detaylı bilgi öğrenebilmemize olanak sağlaması. Kim mi bu hayvanlar; miço tavşan Aliço, Zebra kedi, Lolipop papağan, kara leylek yavrusu Layza, muhteşem köpek Portofino, okula giden keçi Aliye ve tembel ayı. Söylemeden edemeyeceğim; benim içlerinde en sevdiğim miço tavşan Aliço oldu. Hopuduk’un Aliço’ya dönüşmesi gerçekten sıra dışıydı.</p>
<p>Bir büyük olarak ben bile bilmediğim bir dolu şey öğrendim bu hayvanlar hakkında öykülerden. Üstelik hiç de kuru kuruya değil, son derece ilgi çekici bir anlatımla aldım bu bilgileri. Bir oturuşta, ardı ardına dalarken hayvanların dünyasına, insanlarla kesiştikleri noktalarda, “keşke gerçekten böyle olsa insanlarla hayvanların ilişkileri” diye düşünmekten alamadım zaman zaman kendimi. Biraz fazla iyimser geldi olayların gelişimi bana, ama İsmet Bertan belli ki ideal olanı ya da daha hafifletilmiş bir ifadeyle, olması gerekeni aktarmaya çalışmış çocuklara. Bu dürtü acayip naif kılmış kitabı. İşte bu noktada kafama bir dolu soru işareti takılmadı değil. Gönlüm çok istedi tıpkı benim gibi çocukların da bu hikayeleri keyifle okuyabilmelerini. Okurlar da belki, ama sıkılma riskleri de var. Bilgisayarlarla, cep telefonlarıyla, DVD’lerle, Felaket Henry’ler, Harry Potter’lar ve hatta Hobbit’lerle sarmalanmış, hızdan başı dönmüş çocukları düşünürsek, fazla sakin gelecektir Muhteşem İkili onlara çünkü. Öte yandan bana soracak olursanız tıpkı bizim gibi onların da biraz sakinlemeye gereksinimleri var. Kent yaşamından, fantastik dünyalardan başka, daha sade, daha donanımsız, saf dünyalar, saf arkadaşlıklar olduğunun da ayrımına varabilmeleri için iyi bir seçenek Muhteşem İkili. </p>
<p>Son olarak, kitabın çizimlerine değinmeden bitiremeyeceğim yazımı. Çünkü Muhteşem İkili&#8217;nin her öykü başlangıcında resmedilmiş hayvanları acayip sevimli. Kitabın kapağı da çok çekici. Çitin üzerinde duran eğreti leylek iki yaşındaki oğlumun bile dikkatini çekti mesela; düşecek diye endişelendi leylek için. Gerçekten de düşüyor leylek sonra, başına gelmedik kalmıyor. Merak kitabın kapağında, sayfaları şöyle bir çevirdiğimizde gözümüze çarpan resimlerle başlamıyor mu? O zaman yazarı kadar çizerine de iş düşüyor zaten. Ve belki de çocukları yakalayabilmenin en direkt yollarından biri bu. Desenler ve kapak resmine imza atan Gözde Bitir Sındırgı’nın ellerine sağlık, bu işi iyi kotarmış. İsmet Bertan’ın kahramanlarını çok iyi resmetmiş. Hoş desenler renkli olsaydı çok daha çekici olurdu, diye düşünmeden edemedim ama&#8230;  </p>
<p><em>Bu yazı ilk kez 2 Şubat 2007&#8242;de Radikal Kitap&#8217;ta yayımlanmıştı.<br />
</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yılın Her Günü Peygamberimizle…]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/01/04/yilin-her-gunu-peygamberimizle%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 06:34:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/01/04/yilin-her-gunu-peygamberimizle%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[Nurdan Damla &#8211; Resimleyen: Osman Turhan Dizi: Çocuk ve Din (9+yaş) 448 sayfa, İlk Baskı Tarihi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright" src="http://www.timas.com.tr/resim/kapak/tmp/65662be4c6ff2f5540696afbacb37d51.jpg" alt="ss" width="193" height="270" /></p>
<p>Nurdan Damla   &#8211; Resimleyen: Osman Turhan<br />
Dizi:  Çocuk ve Din (9+yaş)<br />
448 sayfa,<br />
İlk Baskı Tarihi: Nisan 2007<br />
11.baskı<br />
25 TL</p>
<p>Türkiye’de bir ilk!<br />
365 Günde Sevgili Peygamberim, anne babalar ve eğitimciler için bulunmaz bir kaynak…<br />
Nurdan Damla’nın akıcı, sıcacık bir üslupla kaleme aldığı, Osman Turhan’ın özgün çizgileriyle resimlediği kitapta Peygamber Efendimizin hayatı 365 kesite bölünerek anlatılıyor.<br />
Kronolojik sıraya göre birbirini takip eden prın her biri, kendi içinde bir bütün…<br />
Çocuklar her gün bir bölümü okuyarak/dinleyerek Efendimizin hayatını sıkılmadan öğrenebilecekler…<br />
Ayrıca kitabımızın başında yer verdiğimiz konu dizininden faydalanarak sevgili Peygamberimizin ve sahabelerin cömertlik, vefa, misafirperverlik, dürüstlük, barışseverlik, affedicilik gibi eşsiz niteliklerini keşfedebilecekler. Ebeveyn ve eğitimciler çocukların karakter gelişimlerini bu yüksek ahlak modelleriyle destekleyebilecekler…<!--more--><br />
Kitabımızla birlikte hediye ettiğimiz ‘Mutluluk Çağı Haritası’ ile de kitapta anlatılan olayların nerelerde gerçekleştiğini görebilecek, görsel hafızalarına da yerleştirebilecekler.<br />
Çocuklarınızın bütün bir yılı biricik Peygamberimizin hayatıyla dopdolu geçirmesini istemez misiniz?&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Resim Heykel Seramik Takı Tasarım Dersleri]]></title>
<link>http://sanatmerkezi.wordpress.com/2008/11/07/resim-heykel-seramik-taki-tasarim-dersleri/</link>
<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 04:14:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahmetnuray</dc:creator>
<guid>http://sanatmerkezi.wordpress.com/2008/11/07/resim-heykel-seramik-taki-tasarim-dersleri/</guid>
<description><![CDATA[  Ebru Dersleri    Türk süsleme sanatının vazgeçilmez tekniklerinden olan “ebru” günümüzde yayGın ol]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong><a href="http://sanatmerkezi.files.wordpress.com/2008/11/ahmet-nuray-bekilli-son-eser-fotograf-23.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-68" title="ahmet-nuray-bekilli-son-eser-fotograf-23" src="http://sanatmerkezi.wordpress.com/files/2008/11/ahmet-nuray-bekilli-son-eser-fotograf-23.jpg?w=200" alt="ahmet-nuray-bekilli-son-eser-fotograf-23" width="200" height="300" /></a>Ebru Dersleri</strong> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Türk süsleme sanatının vazgeçilmez tekniklerinden olan “ebru” günümüzde yayGın olarak tanınmakta ve uygulanmaktadır.<br />
 </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bizim yapmak istediğimiz ise; bu tekniğin öğrenilmesi sonrası uygulama alanını genişleterek resim sanatı ile bütünleştirmeyi öğretmektedir. Alışıla gelen ebru tekniklerini ebru sanatını uygulayanlar kendi yetenekleriyle birleştirebilir. Bu ders sayesinde herkes kendi yaratıcılığını, hayalini kağıt üzerine yine kendi kontrolü ile geçirebilme becerisini geliştirebilir.<br />
 </span></p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:10pt;">Ebrunun, karakalem, suluboya, yağlı boya ve baskı teknikleriyle birleşimi sonucu değişik sonuçlar elde edilebilir.</span></p>
<p><strong>Özgün Baskı Dersleri</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Karakalem ve tasarım derslerinden sonra alınması gereken bir derstir. İçsel dünyamızdaki tasarımların metal üzerinde kalıcı hale getirilmesiyle başlayan bir serüvenin, binlerce defa kağıt üzerine geçirilmesiyle başlayan bir tekniktir.<br />
 </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Metal, plastik, mantar levha üzerine, ağaç, muşamba, mukavva üzerine uygulanabilir.  Değişik malzemelerin karışımı ile elde edilen düz satıhlar üzerine uygulanan özgün baskı tekniği uygulamalı olarak öğretilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"><strong>Tasarım Dersleri</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin-top:0;margin-bottom:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sanatçının yaratıcı gücünü düşüncelerinden kağıda aktarmasını sağlamak oldukça zordur. Her sanatçı bu dönemden geçmiştir. Alışıla gelen yöntemlerden alınan sonuçlar sanatçıya yetmiyorsa, araştırma yapmaya başlamalı, nasıl kendini yenileyeceğini öğrenmelidir.<br />
 </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Öğrenmeyi öğrenmek bir tekniktir. Herkesin kendine ait bir öğrenim biçimi vardır. Bunun gelişmesi için yan eğitimlerin güçlenmesi gerekir. Ruhsal olarak konsantrasyon eksikliği olan bir sanatçının öğrenim esnasında bilgi depolaması zordur. Hemen hemen her birey zaman zaman bu sıkıntıyı yaşar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tasarım dersinin başlangıcında, beyin gücünün ortaya çıkması için beyin fırtınası adı altında bir konuşma platformu oluşturuyoruz derslerimizde. Tasarım derslerinin nasıl oluşacağına da birlikte karar veriyoruz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tasarım=Yaratıcılık</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Yaratıcılık= Pozitif düşünce</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Pozitif düşünce= Olumluluk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Olumluluk= Yaratıcılık</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Yaratıcılık= Tasarımcılık<br />
 </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu eşittir ilkesi böylece devam eder. Yerinde durmayan devamlı gelişen bizim düşüncelerimizdir. Düşünen, yaratan beyin gelişimi açıktır ve bu ders sayesinde birlikte gelişebiliriz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong>Kuyumculuk Dersleri</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong>Heykel Kalıp Teknikleri Dersleri</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong>Profesyonel Sanatçılara Stil Oluşturma Dersleri</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong>Karışık Teknik (Mixed) Heykel Dersleri</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong>Sanatla Yaşam Dersleri</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong>Kuantum Sanatının 3. Boyutta Uygulanması Dersleri</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong>Foton Kuşağının Sanatı Algılama,Yorumlama ve Uygulamasının Üç Boyutlu Hale Getirilmesi Dersleri</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong>Mistik Düşünce Sanatı (Üç Boyutlu Uygulanması) Dersleri</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong><span style="color:#993366;">NOT : HER BİR DERS KONUSU İÇİN UZMANLAR TARAFINDAN BİREBİR EĞİTİM</span> </strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kitap Resimlerinin Canı Nazan Erkmen]]></title>
<link>http://ozansari.wordpress.com/2008/08/19/kitap-resimlerinin-cani-nazan-erkmen/</link>
<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 16:12:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ozan Sarı</dc:creator>
<guid>http://ozansari.wordpress.com/2008/08/19/kitap-resimlerinin-cani-nazan-erkmen/</guid>
<description><![CDATA[Çocuk Kitabı Gurusu olarak kabul ettiğim Prof. Dr. Nazan Erken ile sanatçı Tülay Çellek&#8216;in yap]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Çocuk Kitabı Gurusu olarak kabul ettiğim Prof. Dr. <strong>Nazan Erken</strong> ile sanatçı <strong><a href="http://www.tulaycellek.com/tulay/default.asp" target="_blank">Tülay Çellek</a>&#8216;</strong>in yaptığı ve  sitesinde yayınladığı röportaj.</p>
<table style="height:504px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="410">
<tbody>
<tr>
<td><strong><span class="menu"><strong>KİTAP RESİMLERİNİN CANI NAZAN ERKMEN</strong></span></strong></td>
<td align="right"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">
<div style="text-align:justify;"><span class="menu222"></p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://www.tulaycellek.com/sergiler2.asp?resim=nazanerkmen.jpg"><img src="http://www.tulaycellek.com/gorsel/nazanerkmen.jpg" border="0" alt="”Resmi" width="130" /> </a></td>
<td></td>
<td>Çalışmaya Boğaziçi Üniversitesinde başlayıp MÜ Güzel Sanatlar Fakültesinde idareci olarak sürdüren Sayın Prof. Dr. Nazan ERKMEN, öğretim üyeliğinin yanında kitap resimlemeleri, sergi ve konferanslarıyla yaşantımızı zenginleştiriyor.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p></span></div>
<div style="text-align:justify;">
<p>Ben de, farklı alanların insanlarıyla söyleşi yaparak yaşamı güzelleştirmeyi umuyorum birlikte…</p>
<p><strong>TÇ-</strong><em> Sizi çalışkanlığınız, organizasyonlardaki başarınız ve tabii kitapların canını oluşturan resimlerinizden tanıyorum. Çok sevimli resimler, sanki onların annesi gibisiniz. Alanınız olan Grafik Sanatında, tasarımı ve önemini anlatır mısınız? Yani, Tasarım ve Grafik.</em></div>
<div style="text-align:justify;"><strong>NE-</strong> Tasarım bir sistemin en basit, ya da bir yapı içerisindeki düzenidir. Tasarım bir problem çözme aktivitesidir. Tasarım kelimesinin pek çok yorumu olmasına rağmen, benim için tasarım kelimesinin tam karşıtı “profesyonelleşme”dir. Kendi alanım olan grafik sanatı üzerinde yoğunlaştığımızda, ortaya koyduğu tasarım ile birlikte sorumluluk gerektiren bir yükün altına girmektedir. Tasarımcı kendi rekabetini yürütmekle de sorumludur. Grafik tasarımı yapan sanatçı mesajı yapısal ve estetik fonksiyon olarak ele alan problemi objektif olarak çözen. Ve en önemlisi toplumla iletişim kuran bir sanatçıdır. Fikrin görsel iletişim şekline dönüştürülmesi ve bu dönüşüm süreci içerisinde görsel dilin ürün içerisinde yaratılması tasarım alanını<span class="menu222"> kapsar&#8230;</span></div>
<div style="text-align:justify;">Röportajın devamı aşağıdaki linktedir.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Röportajın devamı için lütfen <a href="http://www.tulaycellek.com/tulay/eser.asp?id=268" target="_blank"><strong>TIKLAYIN</strong></a>&#8230;.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mete'nin Dünyası]]></title>
<link>http://ozansari.wordpress.com/2008/08/15/metenin-dunyasi/</link>
<pubDate>Fri, 15 Aug 2008 10:51:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ozan Sarı</dc:creator>
<guid>http://ozansari.wordpress.com/2008/08/15/metenin-dunyasi/</guid>
<description><![CDATA[Eşimle birlikte resimlediğimiz Mete&#8217;nin Dünyası Farklı Yayıncılıktan bir süre önce satışa çıkt]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://img294.imageshack.us/img294/5107/mete1za7.jpg"><img class="alignleft" src="http://img526.imageshack.us/img526/3913/metesvt3.jpg" alt="" width="194" height="150" /></a></p>
<p>Eşimle birlikte resimlediğimiz <strong>Mete&#8217;nin Dünyası</strong> <a href="http://www.farkliyayincilik.com/" target="_blank"><em>Farklı Yayıncılık</em></a>tan bir süre önce satışa çıktı. Seri 10 kitaptan oluşuyor ve her fasikülde 16 sayfa ve 14 resim var. Seri <a href="http://www.hasankallimci.com/index.html" target="_blank">Hasan Kallimci</a>&#8216;nin kaleminden çıkma, kapak ve iç resimler eşim <a href="http://emelalp.wordpress.com/" target="_blank">Emel Alp Sarı</a> ve benim eserlerimiz.<a href="http://img514.imageshack.us/img514/3855/mete2fo9.jpg"><img class="alignright" src="http://img512.imageshack.us/img512/3512/metes2uz7.jpg" alt="" width="285" height="84" /></a></p>
<p><!--more--></p>
<p>Mete&#8217;nin Dünyası</p>
<p><img src="http://www.farkliyayincilik.com/media/mete_toplu.jpg" alt=" " /></p>
<p>İlköğretim okulu 1. sınıflar için Hasan Kallimci tarafından hazırlanan &#8220;Mete&#8217;nin Dünyası&#8221;, 10 kitaptan oluşan set halinde yayınevimiz tarafından değerli öğrencilerimizin beğenisine sunulmuştur.</p>
<p>Okumayı yeni öğrenmiş 1.sınıf öğrencileri için yazılan bu kitaplarda, yazarın çocuk edebiyatına kazandırdığı şiir, bilmece ve tekerlemeler şiirsel bir dille anlatılmaya çalışılmıştır.</p>
<p>Çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı ve sevgisini eğlenceli bir şekilde kazandırmaya yönelik setimiz; her biri 16 şar sayfadan oluşan, rengârenk resimlerle süslenmiştir.</p>
<p><a href="http://www.farkliyayincilik.com/index.php?option=com_content&#38;task=view&#38;id=121&#38;Itemid=114">Setimiz hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.</a></p>
<p><a href="http://www.farkliyayincilik.com/index.php?page=shop.product_details&#38;flypage=shop.flypage&#38;product_id=144&#38;category_id=8&#38;manufacturer_id=0&#38;option=com_virtuemart&#38;Itemid=94">Satın Almak için Tıklayın.</a></p>
<p><!--more--></p>
<p>Emel Alp Sarı&#8217;ya ait bir kaç Mete çalışması.</p>
<p>Kapak;<br />
<img src="http://img412.imageshack.us/img412/7306/kapakjt1.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" width="284" height="390" /></p>
<p>Kapak çiziminin 3 aşamasi;<br />
<a href="http://img341.imageshack.us/img341/3069/kapakasamalarwebdevbr5.jpg" target="_blank"><img src="http://img152.imageshack.us/img152/4214/kapakasamalarwebmediumew9.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ateş Karınlı]]></title>
<link>http://ahmetheman.wordpress.com/2008/08/10/ates-karinli/</link>
<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 16:44:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahmetheman</dc:creator>
<guid>http://ahmetheman.wordpress.com/2008/08/10/ates-karinli/</guid>
<description><![CDATA[Varoluşçu felsefeye kucak açan öykünün çıkış noktası ise son derece yalın bir gerçeğe, yazar ile kız]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:left;">Varoluşçu felsefeye kucak açan öykünün çıkış noktası ise son derece yalın bir gerçeğe, yazar ile kızının başından geçen bir olaya dayanıyor: J. C. Michales, kızının isteği üzerine, evcil hayvan mağazasından ateş karınlı bir kurbağa alır. Kızı, onlarca kurbağa arasından birini seçer. Ama eve geldiklerinde kurbağanın dört yerine iki ayağı olduğunu fark ederler. Seçim seçimdir; kızı kurbağayı geri götürüp değiştirmek istemez ve adını Eksik Parçalar koyar. Michales, Nepal&#8217;e giderken kızına, Eksik Parçalar ile ilgili bir öykü yazacağına dair söz verir ve Jannu Zirvesi&#8217;nin kuzeye bakan yüzündeki buzul vadisine nazır çadırında öyküyü yazar. İşte o öykü, daha sonra kendini bu romana tamamlar.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Görmezlerin Kitap Okumasını Sağlayan Çocuk]]></title>
<link>http://ahmetheman.wordpress.com/2008/08/10/gormezleri-kitap-okumasini-saglayan-cocuk/</link>
<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 15:07:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahmetheman</dc:creator>
<guid>http://ahmetheman.wordpress.com/2008/08/10/gormezleri-kitap-okumasini-saglayan-cocuk/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Louis Braille&#8221; adli kitabı ilk elinize aldığınızda arka kapağa değen parmaklarınızla ba]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#8220;Louis Braille&#8221; adli kitabı ilk elinize aldığınızda arka kapağa değen parmaklarınızla bazı noktacıklar hissediyorsunuz ve hemen çevirip bakıyorsunuz. Sonra tüyleriniz ürperiyor&#8230; Görmezle için bir alfabe yaratan, kendi de -çevirmenin tabiriyle- bir &#8220;görmez&#8221; olan Louis Braille&#8217;nin gerçek yaşam öyküsü, Margaret Davidson&#8217;ın kalemiyle ve Tülin Sadıkoğlu&#8217;nun başarılı Türkçesiyle Can Yayınları&#8217;ndan çocuk romanı olarak yayımlandı. Henüz on beş yaşında Braille Alfabesi&#8217;ni yaratan Louis&#8217;in zorlu ama azim ve umut dolu günleri bir çırpıda okunuyor. Biyografide &#8220;kör&#8221; yerine &#8220;görmez&#8221; sözcüğü duyarlılık amacıyla kullanıldığı izlenimini uyandırıyor. Ancak kör nitelemi de kullanılsaydı, metin, inceliğinden bir şey kaybetmezdi. Yine de &#8220;engelli&#8221; eki yer almadığı için çevirmeni kutluyorum. Körlüğü ötekileştiren onu bir &#8220;engel&#8221; olarak adlandırmaktan başka nedir ki?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
