<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>duvar &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/duvar/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "duvar"</description>
	<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 17:25:35 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[İlginç Resimler-İlginç Foto-Pes yani dedirtecek resimler]]></title>
<link>http://hitkazan.wordpress.com/2009/11/25/komik-resimler-2/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 16:09:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>chaatlaax</dc:creator>
<guid>http://hitkazan.wordpress.com/2009/11/25/komik-resimler-2/</guid>
<description><![CDATA[Açıklama: İlginç Resimler,İlginç Foto,komik,Pes yani dedirtecek resimler, komik duvar yazıları, komi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td valign="top"><strong>Açıklama:</strong></td>
<td valign="top"><strong>İlginç Resimler,İlginç Foto,komik,Pes yani dedirtecek resimler, komik duvar yazıları, komik tabelalar, en sevilen komik resimleri, komik wallpaper, komik arkaplan, komik duvar kağıtları, komik masaüstü resimleri, komik fotoğraflar, komik gif, eğlenceli resimler, komik hayvan, komik bebek, komik çizimler, komik karikatür, komik kaza, komik yazılı resimler, komik galatasaray, komik fenerbahçe, komik beşiktaş resimleri, komik fotolar, hareketli komik resimler, komik gifler</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><img src="http://zehranet.com/multimedia/resimler/komik%20resimler/komik%20resim6.jpg" alt="" width="450" height="472" /><br />
<img src="http://www.resimle.net/data/media/14/Komik%20Resim%20(11).jpg" alt="" /><br />
<img src="http://img2.blogcu.com/images/h/a/y/hayatkaidesi/dostalemi_komik_araba__5__1237722650.jpg" alt="" width="450" height="300" /><br />
<img title="Komik Dilenci Köpek" src="http://www.resimcenter.com/data/media/1064/Komik_Dilenci_Kopek.jpg" border="1" alt="Komik Dilenci Köpek" width="450" height="366" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ölü bir dilin artıkları]]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/11/21/olu-bir-dilin-artiklari/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 17:33:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/11/21/olu-bir-dilin-artiklari/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Hikaye anlatıla anlatıla anlaşılmaz bir yığına dönmüştü, bir çalı topağı gibi rüzgarda sürükl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#8220;Hikaye anlatıla anlatıla anlaşılmaz bir yığına dönmüştü, bir çalı topağı gibi rüzgarda sürükleniyor, çözülüp dağılıyordu. Hikaye yoktu, çoktan zamanını doldurmuş, bitmiş, sona ermiş, bir çukurda kaybolmuştu. Bunlar ölü bir dilin artıkları, sırıtan, çok önce ölmüş ama ölmeye karşı koyan, bir gevezelik gibi kendini  yenileyip duran  sözcük parçaları, paçavralar, bir çuval dolusu çöp, bitmeyen uğultuydu, bir toz dumanıyla her yeri kaplayan karmaşaydı.  Karmaşanın gerisinde bazı bazı henüz dil olmayan, sessiz bir şey kapalı bir ağzın içinde, dişlerin gerisindeki bir dil gibi kıpırdayıp kendini belli belirsiz duyuruyordu.Gece iniyordu.&#8221;</p>
<p>[ <em>Kenarda</em>, <strong>Ayhan Geçkin</strong>, sf.198, Metis Yayınları]</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[angelus novus]]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/11/11/angelus-novus/</link>
<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 09:26:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/11/11/angelus-novus/</guid>
<description><![CDATA[Paul Klee, 1920, &quot;Angelus Novus&quot; &#8220;Hazırım kanat çırpmaya &#8216;Dönsem&#8216; derim,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_2264" class="wp-caption alignleft" style="width: 225px"><a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/files/2009/11/angelus-novus1.jpg"><img class="size-full wp-image-2264 " title="angelus Novus1" src="http://mutlaktoz.wordpress.com/files/2009/11/angelus-novus1.jpg" alt="1920, Paul Klee, &#34;Angelus Novus&#34;" width="215" height="269" /></a><p class="wp-caption-text">Paul Klee, 1920, &#34;Angelus Novus&#34;</p></div>
<p style="text-align:left;">&#8220;Hazırım kanat çırpmaya<br />
&#8216;<em>Dönsem</em>&#8216; derim, &#8216;<em>dönsem geriye&#8217;</em><br />
Bir an daha kalırsam burada<br />
Korkarım hiç dönemem diye.&#8221;</p>
<p style="text-align:left;"><em>Gerhard Scholem</em>, &#8216;<em>Meleğin Selamı</em>&#8216;</p>
<p style="text-align:left;">Klee&#8217;nin &#8216;Angelus Novus&#8217; adlı bir tablosu var. Bakışlarını ayıramadığı bir şeyden sanki uzaklaşıp gitmek üzere olan bir meleği tasvir ediyor: Gözleri faltaşı gibi, ağzı açık, kanatları gerilmiş. Tarih meleğinin görünüşü de ancak böyle olabilir, yüzü geçmişe çevrilmiş. <em>Bize</em> bir olaylar zinciri gibi görünenleri, <em>o</em> tek bir felakat olarak görür, yıkıntıları durmadan üstüste yığıp ayaklarının önüne fırlatan bir felaket. Biraz daha kalmak isterdi melek, ölüleri hayata döndürmek, kırık parçaları yeniden birleştirmek&#8230;Ama Cennet&#8217;ten kopup gelen bir fırtına kanatlarını öyle şiddetle yakalamıştır ki, bir daha kapayamaz onları. Yıkıntılar gözlerinin önünde göğe doğru yükselirken, fırtınayla birlikte çaresiz sırtını döndüğü geleceğe sürüklenir. İşte, ilerleme dediğimiz şey, <em>bu</em> fırtınadır.</p>
<p style="text-align:left;">
<p style="text-align:left;">[<em> Son Bakışta Aşk</em>, <strong>Walter Benjamin</strong>, "Tarih Kavramı Üzerine", IX, sf.43, Metis Yayınları, Nurdan Gürbilek seçkisi ]</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Duvar: Umut (Bölüm 4 - Son)]]></title>
<link>http://nihbrin.wordpress.com/2009/11/01/duvar-umut-bolum-4-son/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 04:43:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>nihbrin</dc:creator>
<guid>http://nihbrin.wordpress.com/2009/11/01/duvar-umut-bolum-4-son/</guid>
<description><![CDATA[1- Karanlığın Ayazı ve Işığın Alazı &#8220;Ne kadar uzağa giderse gitsin kırlangıçların geri dönecek]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>1- Karanlığın Ayazı ve Işığın Alazı</strong></p>
<p>&#8220;Ne kadar uzağa giderse gitsin kırlangıçların geri döneceklerini bilmektir hayat. İnsan bununla yaşar, değişikliğin olduğunu ama buna rağmen asıl yolculuğun geri dönüşün kendisinden ibaret olduğunu bilmektir insan olmak. İnsan olmak her solukta kendini yakmaktır, bir gün bitmeye hükümlü günlerin nihayetini itelemek ve yanmaya devam etmek için nefesi arzulamaktır. İşte bu yüzden sigara içmeyen insanlara güvenmem bayım.&#8221; Dedi Madam Gretchen. Gösteri grubunun insan sağlığından anlayan tek üyesinin günde üç paket tütünü yuvarlaması değildi aslında ilginç olan; sesinin gruptaki en güzel ses olmasıydı. Reon ve Mathilda onlar ile beraber sislerden çıktıktan sonra haftalar geçirmişlerdi karnavalda. Pek çok kasabaya uğramışlardı ve insanlar vagonları ufuktan her görüşlerinde saat kaç olursa olsun örümcek bürümüş çene kasları gülümsemeden duramıyordu. Herkesin mutlu olduğunu görürken Reon karnavalın başına kızgın kalamıyordu. Yanı sıra Gretchen&#8217;in askın yüzü, sesi kadar güzel değildi. Pipo içen Reon&#8217;a sataşmadan duramıyordu. &#8220;Hepsi havaya gidiyor!&#8221; diyordu. Reon hiç bir tepki vermeden yolculukları boyunca onu dinledi ve dumanını Gretchen&#8217;in asık yüzüne üfledi. Bir gün Mathilda Gretchen&#8217;in sözünü keserek araya girdi;  &#8221; Hayat her nefesinden keyif almak ise eğer, siz ikiniz ot ile kendinizi her geçen anda boğuyorsunuz.&#8221; deyi verdi. Reon&#8217;un kaşları kalkmış dudaklarını piposuna götürmeye çekinir gibiydi. Gretchen ise sadece &#8220;tsch!&#8221; demek ile yetindi ve omuz silkti. Şu uzun filtresi ile tutulan ağır kokulu sigaralardan içerdi hep. Hızla ayrılan kızın ardından külünü silkeledi.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Söylediğinden ve karşı verilmemesinden memnun kalan kız uzun adımlar ile yemek vagonuna doğru yola koyuldu, karnı deli gibi açtı. Bu sırada her zaman ortalıkta olan Tim denen oğlan ona katıldı ve sırtına hızla beş parmağını indiri. Şaplayan ses Mathilda&#8217;nın çıkardığı minik çığlığı bastırdı ve Tim ekledi &#8220;Yaşlı cadıyı susturdun küçük bayan!&#8221; Mathilda&#8217;nın gözünden acı yüzünden yaş geliyordu. Sağ elini kaldırıp öfke ile konuşmaya başlayacaktı ki birden tüm sesler azaldı ve Mathilda kendini durmak zorunda hissetti. Sanki hava hafiflemiş zaman yavaşlamıştı. Tüm göstericiler ve kasabadan gönüllü olarak çalışmaya gelenler birbirine anlamaz ve büyük gözler ile bakarlarken ince bir ıslık sesi dört bir yanı kapladı. Sıradaki kasabanın tek gecelik gösterisi için hazırlanırken herşey çok güzeldi birkaç saniye önce. Şimdi ise hava hızla kararıyor, soğuyor ve ağırlaşıyordu. Kötü bir şeyin orada onlar ile olduğunu veya yanlarına varmak üzere olduğunu herkes kalplerinde korku ile hissederken &#8220;Ölüm böyle olmalı&#8221; diye fısıldadı Tim eli kalkmış kızı tamamen unutarak göğe bakıp git gide yükselen sesi ile yaklaşan ıslığın kaynağını görmeye çalışarak.</p>
<p>Sırtındaki acıyı tamamen unutan Mathilda diğerlerinin göremediği &#8216;şeyi&#8217; görüyordu bulutsuz akşam üstü ışığı altında. Haftalardır uğradıkları her kasabada bir şeyler görmüştü. Yaşlı insanların ağrılarını dindirmiş, körleri ışığa kavuşturmuş, kötürümleri yürütmüştü. Diğerleri onun bir çeşit mucize olduğunu söylüyorlardı ve adı karnavaldan önde gitmeye başlamıştı bile. İnsanların başlarındaki sıkıntıyı görmek gibi bir durumu vardı. Bunu engelleyemiyordu, arada sırada mutfaktaki yemekleri aşırmak için köşeye beriye sığınmış ufak yaratıkları yada karavanların tekerlekleri arasında onlar ile yolculuk eden küçük adamları  görür gibi oluyordu ama çok hızlıydılar; kolayca kaçıyorlardı görüşünden.</p>
<p>Görmekti onun niteliği, diğer kimsede olduğu duyulmamış ve görünüşe bakılırsa en işlevsel yetenekti. Kolunda kocaman bir kitle oluşmuş felçli bir çocuktu ilk iyileştirdiği. Madam Gretchen bile oğlanı umutsuz vaka olarak teşhislendirmişti. Mathilda onu o şekilde görmeye dayanamamış ve ağlamıştı; &#8220;Bakın ama kolunda bir gölge oturuyor&#8221; dediğinde kimse cevap vermemişti. Kız onlara çok sinirlenmiş ve Reon&#8217;un bıçaklarından birisini alarak hasta oğlanın odasına dalmıştı. Herkes ardından korku ile odaya daldığında asite batırılmış gibi eriyip giden bıçak ve normale dönmüş koluna şaşkınca bakan pembe yüzlü sağlıklı bir çocuğun yanı sıra kendinden emin kan ter içinde kalmış soluk soluğa bir kız vardı. &#8220;Onları görüyorum Reon&#8221; demişti o gece sadece. Normale dönene kadar onlarca kişiyi daha iyileştirdi ancak o gece o oğlanı düzeltmek Mathilda&#8217;dan bir şeyler eksiltmişti sanki, yada öyle büyük bir yük edinmişti ki kendisi bunun altında gözlerden ırakta kalmıştı. Reon günlerce ona başta güvenmediği için kendisini hiç affademeyeceğini söylemiş kişisel işkencesi olmuştu. Aynı bir daha hiç pipo içmeyeceği o konuşmasından sonra bir daha onun hakkında şüphe duymayacaktı; asla.</p>
<p>Mathilda&#8217;nın kurulan çadırlar ve halkasal karavanlar arasında gördüğü şey kocaman bir kapıydı bulutsuz akşam üstü ışığı altında. En büyük çadırın yirmi metrelik direğinden çok daha yüksekte ama tüm kamp alanını içine alacak kadar genişlikteydi. Görünüşe bakılırsa ahşap hatları ile sıradan, dev bir kapı gibi görünüyordu. Islık sesi kapı deliğinden geliyordu, dişleri arasında boşluk olan insanların nefes alırken çıkardıkları ses gibi bir sesti. Öyle bir kapı deliği ki Mathilda içinden kolayca geçebilirdi. Kapı gerçekten oradaysa ve üzerilerine düşecek olur veya içinden bir &#8216;şey&#8217; çıkacak olursa herkes altında kalırdı. O güne kadar Mathilda&#8217;nın görebildiği hiç bir şeyi diğer insanlar hissedememişti bile ancak bu herkesi neredeyse bayıltacak kadar ağır bir aura yayıyordu. Tim&#8217;in yılgınlıkla omuzuna tutunduğunu farkettiğinde ayakta sağlamca durabilen tek kişi olduğunu anladı. Dev gibi Reon bile karavan kapısına yaslanmış nefes almaya çalışıyordu. Mathilda nasıl bir süredir tüm hastalıkları ve belaları sadece sivri şeyler ile insanların üzerlerinden aldıysa bunu da herkesin üzerinden almalıydı. Daha önce hiç biri böylesine biçim bulmuş ve büyük değildi ama bir yolu olmak zorundaydı.</p>
<p>Islık durdu ve tüm sesler kesildi. Anahtar deliğine gözlerini dikmişti, herkes yere yığılıyordu ama o dimdik duruyordu. Aniden delikte bir göz belirdi, göz bebeği bir kedininki gibiydi ama daha hastalıklı ve kısıktı, sürekli haraket ediyordu. Sanki bir şey arıyordu. Mathilda&#8217;nın kalbi ağzından fırlayacakmış gibi delicesine çarpıyordu, kan çanağına dönmüş gözü gördüğü anda saçları ağarmıştı. Zımparalanmış sert tahtaya sürtülen tırnak gibi, tüm sinirleri alt üst eden incecik ve yırtık bir ses ile kapı konuştu. &#8220;Etchrador&#8217;un kızını bana verin, sefil hayatlarınızı bağışlayayım&#8221; Öylesine dalgalı ve gürültülüydü ki tüm camlar kırıldı. Mathilda da dizlerinin üzerine çöküp kulaklarını elleri ile kapamamak için tüm iradesini kullandı, sanki sağ kulağı kanıyordu ama bunu daha sonra düzeltebilirdi. Mathilda titremesine rağmen göze doğru kesintisizce konuştu; &#8220;Duvarların ardında saklanan korkağın bizlere sefil demesi mi daha komik yoksa burada aradığının olmaması mı?&#8221; Söyledikleri kendi kulağına anlamsız geliyordu ama içinden bir ses söylenmesi gerekenlerin bunlar olduklarını söylüyordu ona. Kapının ardındaki her neyse korkuyordu, saklanıyordu, sinmişti ama birini aramaktan geri kalmıyordu. Öylesine umutsuz olmalıydı ki bu korkusuna üstün geliyordu, geri püskürtülmek için korkusu neyse bulunmalı ve kapı kapatılmalıydı. Kapının ardındaki göz Mathilda&#8217;nın üzerinde yoğunlaştı, &#8220;aaaah buradasın yerden bitme çamur, yaratıcın kadar sivri dillisin ve onun kadar safsın&#8221; Bunu dedikten sonra kapı en yüce depremi mumla aratır şekilde zangırdamaya başladı. Binlerce yıldırım düşmüş gibiydi, kırılmadan dayanmak için elinden geleni yapıyordu kapı. Mathilda nedense kapının kendisinin canlı olduğunu düşünmeden edemedi, bir mühür gibi kapalı kalmak istiyordu. Oysa ardındaki dehşet her neyse onu açmaya çalışıyordu, içine gireceği dünyadan korkmasına rağmen Mathilda&#8217;yı daha çok istiyordu. Ama neden? Kapının üstündeki kanatlarını açmış bir kuşun çarmıha gerilmiş siluetine benzer basit bir oyma Mathilda&#8217;nın gözüne takıldı. Sembolde içini ısıtan ve güven veren bir his vardı, &#8220;Ne karanlığın ayazı nede ışığın alazı seni soldurabilir&#8221; denmişti bir vakit ona. Kim demişti anımsamıyordu ama sesi şimdi titremiyordu, kendisi inandığı için değil yaratık buna inandığı için söyledikleri kulağa gerçek geliyordu; &#8220;Etchrador biricik kızı öldürüldüğünü duyduğunda seni sağ bırakır mı sanıyorsun? Gözünü gördüm ve adını biliyorum iblis! Adın Ribahle! Seni oraya kapattığını görebiliyorum, çıkarsan öleceğini bile bile kanımı istediğini de biliyorum. Şimdi onu çağırmadan önce defol&#8221; Üçüncü kez keskin bir sessizlik oldu. Adının bu olduğunu nereden biliyordu? Adı El-habir&#8217;in tersiydi? Bunun anlamı ne olabilir? Kafasında onlarca sorun vardı ve insanların yüzlerine bakarak isimlerini görme durumu yeni bir şey olmasa da yaptığı bu şeye kendisi de şaşırmıştı. Kapı yavaşça gözden kaybolurken anlamadığı bir dilde var olan en ağır küfürleri duydu. Anlamlarını bilmiyordu ama sadece duymak bile iliklerini dondurdu. Bu kez kullandığı sivri şey, diliydi.</p>
<p><strong>2- Şehir</strong></p>
<p>Reon o gece Mathilda ile beraber herkese hoşçakalını dilemişti. Reon için en zoru Ezel&#8217;e elveda demekti, kız bunu bilmese bile karşısındaki adam bir zamanlar onu sevmişti. Onlar ile beraber olmaları sadece bela demekti, gezerlerken iyilik yaptıkları onca kişiye rağmen yarardan çok zarar getiriyorlardı. Karısını iyi etmesi için aile yadigarı bir çifte tüfek ile karnavalı basan deli adamın getirdiği ceset ve vurulan Goosberg adlı işçiden başka diğer bir çok bela açmışlardı bu iyi insanların başlarına. Mathilda dev kapı ver ardındaki iblisten hiç bahsetmedi ama Reon biliyordu, onun yüzüne baktığında onu anlayabiliyordu. Mathilda Reon&#8217;a orada kalması için bir konuşma hazırlamıştı kafasında aslında ama Reon çantalarını toplamış kapısında belirdiğinde ağlayan Mathildanın karşısında durmuş ve yanağından süzülen yaşları silmişti; tüm konuşma o anda soldu. &#8220;İblisin dediği doğruysa&#8221; diye düşündü Mathilda, &#8216;yine de Etchrador kişisi babam değil&#8217; diyebildi içinden ve Reon&#8217;a &#8220;Senin de saçların ağırmış bayım&#8221; dedi. Göz yaşlarını silerken bir yandan gülüyordu. Reon ister istemez biraz utandı ve sessizce cevap verdi &#8220;O anda, sadece seni izledim. Korkun, içime işledi&#8221;.  İki siluet yeni doğan güneşin aydınlığı altında parlayan gümüş saçlarıyla eski yolda yürüdüler. Karnavalda başka kimsenin gümüş saçları yoktu, Ezel dışında.</p>
<p>&#8220;Neden Oraya gidiyoruz Mathilda?&#8221; Demişti siyahlı adam  onlarca araba ve insanın yürümüş olduğu tarihi taş yolda. Yolda şu eskiden kullanılan beyaz ve aralıklı şerit bile silikçe görülebiliyordu. &#8220;Çünki dün başımıza gelen o şeyi Nul yolladı.&#8221; dedi sadece. İkisi de fazla konuşmuyordu, gerek duymuyorlardı. Reon eskiden &#8217;sormazsan, yalanları duymazsın&#8217; diye düşünürdü ama kız ile beraberken durum bundan çok farklı olmuştu hep. O hiç yalan söylemiyordu, en utanç verici şeyleri bile rahatlıkla paylaşabiliyor ve hiç sıkılmıyordu. Şehrin ilk ışıklarını görmeleri için on dokuz gün boyunca yürüdüler. Atların çektiği vagonlarda yolculuk etmekten ikisi de biraz hamlamıştı ancak Nul&#8217;un ülkesi savaş öncesi devler gibi yıllarca bir köşesinden diğerine yürünülen bir yer değildi. Ekvatorun çok kuzeyinde kaldıklarını biliyorlardı. Esasında ikisi de eski dünya haritalarını görmüşlerdi, savaştan sonra ve delilik döneminde oldukça değişime uğramış olsa bile kıtaların temel hatlarını koruduklarına eminlerdi. Buna rağmen aslında dünyanın neresinde olduklarını soğuk bir yerinde olduklarından başka hiç bilmiyorlardı. Kimileri Nul&#8217;un büyücülerine ülkeyi taşıttığını söylüyordu. Toprağın sürekli haraket ettiğini ve daha az radyoaktif mekanlar için duraksız bir arayış içinde olduklarını söyleyenler de vardı. Kesin olan şey Sisler Karnavalının bölgelere her daim sahip olduğuydu, çıkış noktaları ve girişleri her zaman ülkenin içindeydi ama gittikleri yollar sislerin arasında nerelerden geçiyor sadece tanrı bilebilirdi. Kraliçe Nul şehrini dairesel olduğu söylenen ülkenin merkezine kondurmuş ve arayanları bulmaları için bilinç altında yönlendiren bir his ile dolduran güçler ile donatmıştı. Ancak bilinmeli ki hem Reon hemde Mathilda şu anda bu çok yararlı olabilecek hisden mahrumdu. Reon çözümü en yakın kasabadan bir posta köpeği satın almakta bulmuştu. Onlar çok yaygındı ve şehre gitmek için eğitilenleri her zaman olurdu. Mathilda ona bir ad koymuştu bile, yada görmüş müydü Reon emin değildi; &#8220;Rathana&#8221;.</p>
<p>Rathana kulaklarını dikip kısık kısık soluduğunda ve mutlu bir şekilde etraflarında döndüğünde önlerinde sadece bir tepe vardı. Acele ile çıktılar ve tüm ihtişamı ile, çelik yapılarını mağrurca göklere salan, kimsenin ona bakınca hakkında kötü bir şey düşünemediği parlak şehri gördüler. Tüm göğü aydınlatıyordu, etrafındaki topraklar bereket ile gecenin üçünde bile yem yeşil parlıyor ve yaşam saçıyordu. Üzerinde yürüdükleri yol düm düz bir hat boyunca şehire kadar devam ediyor ve açık, eğimsiz, tarlalar dışında ağaçlıksız ovada engelsiz biçimde şehrin kapılarında son buluyordu. Aslında gelen herkesi kucakladığını söyleyen bir görünüşü vardı. Mathilda birkaç adım attı ve Rathana onunla beraber yürümeye başladı, ancak Reon devam etmedi. Kız bir iç çekip arkasına döndü ve koca siyahlı adama baktı. Yüzünde endişeden başka bir ifade varsa o bile göremiyordu. &#8220;Bundan emin olduğunu biliyorum, seninle sonuna kadar geleceğim. Yine de bu tepeden aşağıya inmemen için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Gerçekten başka bir yolu yok mu Mathilda&#8221; dedi. Kız ona bakmaya devam etti ve yanına gidip ona sarıldı. Bunu pek sık yapmazdı, &#8220;Reon sen iyi bir adamsın, lütfen böyle kal. Onlar senin zincirlerine sahip değiller. Eğer&#8230; eğer başıma bir şey gelirse onlara dönme. Ne olur dönme, Ezel seni bekliyor.&#8221; Diyebildi. Sesi yaşlara boğulmuş ve yüzünü adamın göğsüne bastırmıştı. Adam ona efendilerinden hiç bahsetmemişti, kimlerin kölesi olduğunu ve aslında ne iş yaptığını da, ne diyeceğini bilmiyordu. Adam kızın önünde diz çöktü ve sol elini öperken konuştu. &#8220;Hiç bir yere gitmiyorum Mathilda, sonuna kadar seninleyim&#8221; dedi ay ışığının altında. Ne Mathilda ona karnavala geri dönmesini açıkça söyleyebilmişti nede Reon onu tepeden ileriye gitmeye alı koyabilmişti.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-109" title="Reon&#38;Mathilda" src="http://nihbrin.wordpress.com/files/2009/11/reonmathilda.png" alt="Reon&#38;Mathilda" width="398" height="558" /></p>
<p>Ana kapıya vardıklarında dev gibi bir yapı buldular. Yanı sıra küçük bir girişi vardı. Dev kapı gösteriş için oraya konmuş gibiydi. Küçük girişin önünde yüzlerce kişi kamp kurmuş girebilmeyi bekliyordu. Ne adam nede kız böyle bir görüntü ile karşılaşmayı beklememişti. Şehir uzaktan öyle mükemmel görünüyordu ki bu beklenemezdi bile. Kirli, aç, tedirgin yüzlerce insandan oluşan ağır kanlı bir guruh orada resmen minik bir kasaba kurmuştu. Tüm çadırlar ve barakalar en az aylardır oradaymış gibi duruyorlardı. Hemen hepsinin niteliği olduğunu söyledi sessizce Mathilda Reon&#8217;a. Belli ki evlerinden dışlanan ve niteliksizlerden doğma sonradan kimsesiz hale gelmiş insanlardı büyük kısmı. Onları gören herkes dönüp bir daha bakıyordu. Çok tuhaftılar, gümüş saçları ve boylarının ortantısızlığı ile iki kişiydiler. Reon göz göze geldiği herkesi sindiriyordu ancak Mathilda ilgiyi topluyor gibiydi, sonuçta adı karnavaldan önce giden kızdı o. Kimse meşhur Mathilda&#8217;yı birebir görmemiş ve gümüş saçı ile ilgili hiç dedikodu duymamıştı ama &#8216;büyük adam ile küçük kız&#8217; profiline uyuyorlardı. Şehrin kapılarına dayanmış umutsuz bir insan guruhundan bahsediyorsak hastalık ve çaresizlik taşıdıklarını da belirtmek gerekir. Mathilda yanına gelenleri Reon&#8217;un onaylamaz bakışları altında iyi etti. Kendisine ait altından bir hançeri vardı, basit çelik gibi erimiyordu. Hançeri gören hırsızlar olmuşsa bile iyi olmak için birbirini ezen grubu atlatması gerekiyordu. Kapıya adım adım yaklaşırlarken şimdiden dört adam görme yetisine kavuşmuş, iki kadının kısırlığı tedavi edilmiş, konuşamayan bir adamın yerinde olmayan dili geri gelmişti. Mathilda ile ilgili bu durum yaşadığı çevre için sıradışıydı; pek çok nitelikli kişi bu tip iyileştirmeler yapabilirdi ama hiç biri yerinde olmayan bir dili yerine getiremez, oyulmuş bir gözü oyuğuna konduramaz veya yakılmış bir rahmi onaramazdı. Gümüş saçlı kızda kimsede olmayan bir yeti vardı, olması gereken doğal şekline geri döndürebiliyordu her şeyi. Önce onu görüyor ve sorunu hançeri ile gideriyordu. Bu maddeyi yoktan var etmek anlamına bile gelse her şey eski gerçek formuna kavuşuyordu.</p>
<p>Çelik kapı önlerinde durduğunda insanlar kapıda değil onların önünde kuyruk olmuşlardı. Yalvaranlar ağlayanlar sızlananlar bağıranlar ve itişenler korkutucu bir topluluk oluşturuyordu. Reon insanları geride tutmak için elinden geleni yapıyordu ama Mathilda sakince hiç çekinmeden en yakınındaki kimse sorununu çözü veriyordu. Kapının etrafındaki gözetleme aygıtları onun üzerinde odaklandığında Reon Mathilda&#8217;nın amacını anladı. Orada olduğunun bilinmesini istiyordu. Ne bekliyordu ki? Nul&#8217;un onu ayaklarına getirtip konuşmasını mı? Kadın onu iki kere öldürmeye çalışmıştı ve iyi niyetli Mathilda&#8217;sı halen asilce konuşmayı bekliyordu. Reon elinde kalan son kübü cebinden zorlukla çıkardı ve &#8216;GOHN&#8217; diye bağırdı. Zaman durmuştu. Mathilda kafasını anlamaz şekilde kaldırıp ona baktığında Reon ne diyeceğini bilemedi. Kız etkilenmemişti! &#8220;Acele etmeliyiz 75 saniyemiz kaldı&#8221; dedi sadece. Kızı ne dediğini umursamadan omuzuna aldı ve kılıfından çıkardığı bir silahı ağzı ile tutarak kendisine yer açtı ve metrelerce yükseklikteki çelik duvara doğru gerindi. Mathilda Reon&#8217;un teninden çıkmaya başlayan buhar ile irkildi &#8220;Gözlerini kapat&#8221; dedi adam; dik duvara doğru koşmaya başladı. O kadar hızlı koşuyordu ki kızın saçları arkalarından yer ile paralel salınıyordu. Sonra duvara dik koşmaya başladığında ise saçları aynen o şekilde kaldı. Arada boşta olan sağ eli ile çelikte bir oyuk açarak hız kazanıyordu, sanki hamurmuşçasına parmakları altında bükülen duvar düz yol gibi önlerinde akıyordu. Duvarın en tepesine vardıklarında Mathilda içinden 50&#8242;ye kadar saymıştı. Reon kendisini tepeden aşağıya bıraktığında şehrin dışarıdan görüldüğü kadar güzel olmadığını kesinlikle idrakına vardığı bir manzara karşıladı onu. Reon bunu biliyor olmalıydı. Bu yüzden &#8220;gözlerini kapat&#8221; demişti, tüm pisliği ve eskimişliği görmemesini istemişti. Makyajın ardındaki dumanlı sanayi ve kirliliğe bu kadar net şahit kalmasını istememişti&#8230; zaten buraya gelmeyi bile istememişti. Düşerlerken ona sımsıkı sarıldı.</p>
<p>Adam yüzü kıpkırmızı yorgunlukla kaba etinin üstüne yığıldığında kükürt kokan ara sokaklardan birisine girmişler çalan sirenleri dinliyorlardı. Kız adama bir şeyinin olup olmadığını sormuş ve hayır cevabını almıştı. Böylesine göze batan bir giriş yapmayı hesaba pek katmamıştı. Reon bacaklarını ovuşturuyordu. Normal bir insanın kemiklerini tuzla buz edecek bir düşüşü ayaklarının üstüne, yerdeki betonu kıran bir iniş ile bitirmişti ama burnu bile kanamıyordu. Garip buhar teninden çıkmayı bıraktığında o yorgunluktan yığıldı. Reon&#8217;un solukları derin ve ağırdı. Mathilda onu olabildiğince iyi saklayarak ufak bir yürüyüşe çıkmıştı bile. Çantasından saçını gizleyecek bir fular çıkarmış adamı uykuda bırakmıştı. Duvarı tırmanmak için ne yaptıysa kendisine zarar vermişti. Kısa süre sonra Mathilda&#8217;nın kısa araştırma gezisi kesin bir arayışa dönüştü. Nul&#8217;un sarayına ulaşabilmek için sokaklardaki tüm ip uçlarını inceliyordu. İnsanlara baktığında nerede yaşadıklarını ve nereye gittiklerini görebiliyordu. Her binanın bir geçmişi vardı ve ona anlatmaları için uzun uzun bakılmaları yeterliydi. Her taş, her insan Nul&#8217;u tanıyordu. Şehir yedi kattan oluşuyordu görünüşe bakılırsa ve bu pis giriş katı üçüncü kattı. İlk katı merak ettiğinde tüyleri ürperdi. Binalar bu katta bile yeterince yüksekti ama bazı sokaklarda ufukta bulutları delen harikaları görüyordu. Onların Yedinci katta olduklarına emindi ve en yüksek olanının en tepesinde kraliçenin tahtının olduğu gibi romantik bir fikre kapıldı. Bu kadar uzaktan emin olamıyordu ama bina ona bunu anlatıyor gibiydi. Herkesin yapacak bir işinin olduğu, kimsenin sıradan bir yaşam sürmediği pis şehrin merkezine doğru yolculuğuna devam etti Mathilda, izlendiğinin farkında bile değildi.</p>
<p><strong>3- Anahtar ve Umut</strong></p>
<p>&#8220;Afadersiniz bayım ama acaba -jonder&#8217;in kısrağı- denilen yeri nerede bulabilirim?&#8221; dedi beline kadar gelen küçük bir kız Hungrus&#8217;a. Adam her gün aynı yerde uyanır, aynı yerde çalışır, aynı yerde yer ve aynı yerde uyurdu. Dilenciydi. Oturduğu yerden dünyayı dinler ve pek çok şeyi bilirdi. Bildikleri için onu herkes rahat bırakır ama günü geldiğinde sorgulamayı da bilirdi. Yine de 60 yılı aşkın hayatı boyunca hiç bir küçük tatlı kız Hungrus&#8217;a böylesine rezil ve alakasız bir mekanı sormamıştı. Kendisini hem aşağılanmış hem de kutsanmış hissediyordu. İçindeki ironi karmaşasını susturabildiğinde kıza en içten pazarlıklı olduğunu ummadığı şekilde baktı ve tam konuşacakken kızın kaşları çatıldı &#8220;Doğruyu söyleyin efendim.&#8221;, adam şaşırmıştı. Hiç kimse yaşlı dilencinin ruhunu okuyamazdı, hele ki bu velet. &#8220;Alacağım cevabı aldım ben teşekkür ederim efendim&#8221; dedi ikinci kez adamın ağzındaki lafı çıkarmasına izin vermeden. Hungrus şaşkındı, aşağılanmıştı ve daha yıllarca anımsanacak o büyük değişikliklerin olduğu günde &#8220;Mathilda&#8217;yı görmüştüm&#8221; diyerek hava atabilecek tek  gerçek kişi olacaktı.</p>
<p>Hiç bir şehirli ona dikkat etmiyordu. Giydiği giysi çok şıktı ama köylü işiydi ve paçaları yırtık içindeydi, kafasındaki fular moda dışıydı (yada tiksinti dolu yüzü ile bir kadının ona bakarken aklından geçirdiği buydu) Sıradandı, elbette saçları görülmedikçe. Her adımında, her sorgusunda Nul&#8217;a daha çok yaklaştığını hissederken ne yapacağını düşünüyordu. Ya onunla konuşur ve anlaşamazsa. Yüzlerce yıldır tüm tehtidlerden kurtulmuş kraliçe karşısında bu yetenek ile bile ne yapabilirdi? Elinin altında onca takipçisi ve koruması olacaktı. Duyduğu şey korkudan başka bir şeydi yine de, rasyonal düşüncenin getirdiği çaresizlikti ondaki. İhtiyaç duyduğu umudun kör açlığıydı ancak elinde hiç yoktu.</p>
<p>Umut hiç ummadığı bir yerde karşısına çıktı; 5. kattaydı ve herkesin başına üşüştüğü bir kadın kocaman cam küresi ile tuhaf araçların hızla ilerlediği yollardan birinin kavşağında kaldırımda bağdaş kurmuş siyahi tombul elleri ile gelenlerden paralarını alarak geleceklerine bakıyordu. Yüzünde samimiyet vardı, gerçekten bir izleyiciydi. Niteliklilerin en bol olduğu yerde bile nadirdiler. Merak ile karışık yanına gittiğinde zenci kadın tüm kalabalığın ardından bej yırtık elbisesi ama temiz yüzü ile bir şekilde sıyrılan kıza odaklandı aniden. Gülümsemesi bu şehirdeki o ana kadar görmediği bir sıcaklık taşıyordu; &#8220;Hugo&#8217;nun yoldaşları ile yürümüş birisinden para almam hanımım, gelin ve falınıza bakayım.&#8221; Mathilda gerçekten şaşırmıştı. Kadını okuyamıyordu ama gerçek samimiyeti nerede olsa tanırdı. Yanına geldi ve &#8220;Ne yapmam gerekiyor?&#8221; dedi. &#8220;Sadece elini uzat ve küreye koy hanımım&#8221; dedi kadın. Mathilda elini küreye koyar koymaz izleyici-falcı kadın&#8217;ın göz akları göründü ve kızın yüzüne baktı, yüzündeki ifade dehşetti. &#8220;Sen ki anahtarsın, adını unutmuş birinin ve bir kölenin kızısın. Yıkım ve ölüm getireceksin, gördüklerini kendine saklamak ve diğer herkes ile paylaşmak arasında seçim yapman gerekecek küçüğüm. Ya biri yada öteki olmak zorunda, sadece kadersiz ve isimsiz olan baban bunu değiştirebilir.&#8221; Kadın uzun bir ara verdi. Mathilda gerçekten korkmuştu ama yine de yavaşça sordu, &#8220;peki o kim?&#8221; kast ettiği en yüksek dağdaki kürenin efendisiydi. Ona en umutsuz anında yardım etmiş olan ve bu gözleri vermiş kişiyi sormuştu. İçinden bir his falcının bunu bileceğini söylüyordu. Aklından bunu geçirdiği anda çevrelerini sarmış onca korkmuş insanın bakışları altında zenci kadın gürledi &#8220;O SENİN KARDEŞİN!&#8221;</p>
<p>Kafası karışmış Mathilda 7. kata kadar dolu kafasını boşaltmak ve amacına odaklanmak için yürüyüşü boyunca hiç bir şey düşünmedi. Sadece olağan sorularını soruyordu nesneler ve insanlara. Zenci kadın kehanetinin ardından bayılmıştı ve birkaç yardım sever tarafından oradan taşınmıştı. Mathilda burada bile insanlığın ölmediğini görmekten mutlu oluyordu. Umudu veren falcı değildi aslında, onun en baştan taşıdığı gülümsemesi ve onu düşünüp evine taşımalarıydı. Buna rağmen kadın kızın aklını daha çok karıştırmıştı. Yinede işte buradaydı. Bir şirket binası gibi görünen Nul&#8217;un sarayı. Kapı yol boyunca gördüğü diğer binalar gibi tipik bir döner kapı ve korumadan oluşuyordu. Genç adam ona bakmadı bile, oda adama neden bakmadığını sormadı. Etrafında bir pus varmış gibiydi. Birisi yolu Mathilda için boşaltıyor ve kolaylaştırıyordu sanki. Hole geldiğinde asansörlerden birinin kapıları kayarak açıldı ve tatlı bir zil sesi duyuldu. Kız oraya gitmesi gerektiğini biliyordu. Asansör ilk beş kattan sonra camekan bir tüpün içinde ilerlemeye başladı. Oldukça hızlıydı ama şehri sergilemekte de bir bu kadar başarılıydı. Şehrin çirkin kısımları güzel binalarca maskeleniyordu bu gök delenden. Öyle bir kritik noktaya inşa edilmişti ki sanki tüm şehir taze, temiz ve teknolojiden nasibini almış gibi duruyordu asansörden. Nul&#8217;da acaba kafasını toprağa mı gömmüştü? Görmek istemediklerini perdelerin arkasına mı gizliyordu? Bunu öğrenme zamanı gelmişti.</p>
<p><strong>4- Kapanış ve Son</strong></p>
<p>Asansörün ibresi 777. katta durdu ve usulca açıldı, henüz çıkılabilecek 1 kat daha vardı ama orada durmuştu. Mathilda&#8217;nın kulakları çınlıyordu, basınç düşüktü. Kendisini karşılaşabileceği her şeye hazırlamıştı, oldukça iyi aydınlatılmış mermer koridorda altın varaklı geniş kapılar ile sonlanan karşılama sessizdi. Tedbiri elden bırakmadan yavaşça kapılara yürüdü ve o yaklaştığında kendiliğinden açıldılar. Bulutların üzerinde oval ve tamamen boydan boya, tavandan yere cam dev pencerelerin önünde iki deri koltuk olan yarı daire bir odaya açılıyordu. Koltuklardan birinde birisi oturuyordu ve yanında bir hizmetçi çaydanlığı ile bekliyordu. Mathilda düşünmeden boş koltuğa yönlendi ancak ev sahibinin 4 adım ötesinde durup ona baktı. Nul&#8217;un gözleri alaycıydı ancak bilgi doluydu. &#8220;Çay?&#8221; dedi usulca. Mathilda Nul&#8217;un hayatında gördüğü en güzel şey olduğunu düşünmeden edemedi. Kuzgun siyahı düz saçları mükemmel elmacık kemiklerini paralel izliyor, küçük çenesinden daha aşağıya kadar omuzlarında son bulup, yine mükemmel olan ipek elbisesi ile devam eediyormuşçasına denk düşüyordu. Elbisesi de siyahtı. Kendi çayından bir yudum aldı ve oturmasını işaret etti. Mathilda gerçekten oturmak istemeseydi bile oturmaya zorlanırdı gibi hissetti. Sanki Nul&#8217;un tüm haraketleri kesinlik taşıyordu, emir niteliğindeydiler. Hizmetçi geniş fincana çayı doldurdu ve kıza uzattı. Sakince fincanı alırken teşekkür etti ve bir yudum aldı. Nul bunun ardından soluksuz konuşmaya başladı, &#8220;Burada olmaya cesaret etmeni anlayabilirim, yıllarca elimde büyümüş ve canları pahasına ülkemi korumuş insanları yolunda acımadan öldürmeni anlayabilirim, sınır bekçilerimden en kudretlisini korkak köpek yavrusuymuş gibi savuşturmanı bile anlayabilirim. Ancak neden insanların acılarını karşılıksız dindiriyorsun bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Ben bile yaptığımın karşısında saygı beklerim. Senin içinde his yok, sadece karanlık var ve bil bakalım neden sen ve o kürenin içinde insan olmaya özenmiş şeye -Karanlık Tanrı- diyorum? Çünki ikiniz de hiç bir gerçek insani duyguyu taşımıyorsunuz&#8221; , &#8221; sevgi&#8221; dedi  Mathilda hiç düşünmeden. &#8220;Sevgiyi yegane duygu olarak göremiyorsan benim görebildiğim kadar sen de körsün&#8221; dedi kendinden emin bir şekilde. Nul ona dikkatle baktı, &#8220;O&#8217;da bunu söyledi.&#8221; Nul gülümsedi ve Mathilda&#8217;nın onun gerçek yüzünü görmesine izin verdi.</p>
<p>Gümüş saçlı kız fincanı yere düştüğünde çıkardığı sesi bastıran bir çığlık atarak ayağa fırladı. Geniş cam odada sesi yankılanırken gözleri yerlerinden fırlayacak gibiydi. &#8220;ONU KENDİ BEDENİNE Mİ SABİTLEDİN SENİ&#8230; SENİ AŞAĞILIK, PİS, FAİ..&#8221;  sözü bir emir ile son buldu &#8220;Kes sesini!&#8221; Mathilda ağzını açamıyordu, gördüğü şey karşısında şok olmuştu. O adam, falcının kardeşi olduğunu söylediği kürede yaşayan adam&#8230; Nul onu kendi bedenine sabitlemişti. &#8220;Bunu o istedi Mathilda&#8221; dedi sessizce. &#8220;Bir insan olmak ve sevdiğine yakın olmak nasıl bilmek istedi, tüm ağırlığı hissetmeyi ve güçsüz olmayı diledi. Ancak bu ona yetmedi ve özgür kalmak istedi&#8230; bırakamazdım. Anlamanı beklemiyorum. Bu canice! Beni tüm bunlardan sonra yüz üstü bırakıp gidecek olması&#8221; Asaleti ve hayal kırıklığına uğramış hatları ile Nul, ağzını sol eliyle tutarken ona nefret dolu bakışlarını savuran Mathilda&#8217;ya ağlayan gözlerini saklama gereği görmeksizin bakıyordu. Mathilda diğer eli ile fincanı düşürürken hançerini kol yenine götürmüştü bile, ağzını sakladığı elinin ardından konuştuğunda Nul&#8217;un üzgün ifadesi çarpıldı &#8220;Beni susturamazsın. Körsün ve görmen gerekli&#8221; Hançeri çıkarıp tüm hızı ile kendisini ona savurduğunda kapı çarparak açıldı ve siyahlı bir siluet Nul&#8217;u tuttuğu gibi camekandan aşağı uçtu. Mathilda ne olup bittiğini anlayamadan onu tutan &#8216;şey&#8217; ve Nul aşağı düşüyorlardı bile. Kırılan camdan dışarıya odadan hava boşalmaya başladı ve dehşet ile Mathilda&#8217;nın sesi 1. kattaki en sefil vatandaşa kadar herkes tarafından duyuldu &#8220;REON!&#8221;</p>
<p>Kızın öfkesi, acısının ağırlığı, göz yaşlarının yanaklarından boğazına dökülürken her damlada yakışı ve elbisesini ıslatması, hançerin o anda eline saplanıp kanını yere akıtması ve ona insan olduğunu hissettiren diğer her şey. O kadar ağırdılar ki bitmeliydi. Her şeyin bitmesini istedi bir an. Tek istediği bitmesiydi, unutmak ve camdan aşağı atlayan Reon isimli adamı hiç tanımamış olmak. Onun oraya kadar nasıl çıktığını bilmemek. Göğsündeki korumalarca saplanmış 4 kılıcı görmezden gelmek. Kanını Nul&#8217;a buladıktan sonra gülerek kendisini hücrelerine işlenmiş patlayıcı tılsım ile havaya uçurmasını bilmemek isterdi. Patlamayı duymayı da istemezdi. Kardeşinin özgür kaldığını ve ona seslendiğini, teşekkür ettiğini de bilmek istemiyordu. Dünya ağırdı, üzerinde bir şeytan oturuyordu ve kanserini her yere bulaştırıyordu. Sivri bir şey ile hepsini alıp temizlemek istiyordu. Kalbinden tüm acısını sökmek ama Reon&#8217;un o son anda &#8220;seni seviyorum&#8221; dediğini sonsuza kadar bilebilmek. Abisi yanında beden bulduğunda ona sarıldı, &#8220;Hepsi geçecek Mathilda, bak, o burada bizimle&#8221; Yaşların buğulandırdığı gözleri başta bir şey seçemedi. Ancak artık o gökdelenin 777. odasında değildi. Yeşil çimenlerin ve temiz bir göğün bugüne kadar hiç tatmadığı bir nefes hava ile onu en leziz güneşin kutsadığı dokunulmamış toprakların üzerindeydiler, güzel bir yerdeydiler. Onu görür görmez her şey hızla aklında belirmeye başladı:</p>
<p>&#8220;Bu kadarı yetmez mi artık&#8221; dedi karşısındaki adam ona. Üzerinde kalın bir cüppe vardı adamın. Elleri sargılıydı. Sağ elini ona gelmesi için uzatıyordu, hafif bir meltem vardı ve sargıları hafifçe salınıyordu. Parmak uçları temiz ve sağlıklıkydı. Yüzü, Nul&#8217;un en güzeli olduğunu düşünmüştü ama onu unutturacak bir yüzü bu kadar kısa süre içerisinde görmeyi hiç beklemiyordu. Kirli ve siyah dağınık saçları arasında parlak gözleriyle ona bakan bir adamdı seslenen kısaca. &#8220;Yeterli olduğunu sen de biliyorsun. İkiniz de bu dünyayı değiştirebileceğinizi düşündünüz. Selan, sen hırs ve fikirlere boğulmuş mükemmeliyetçi bir kıza aşık oldun ve o senin için dünyayı değiştirdi, çünki senin bunu yapacak cesaretin yoktu: Hiç bir şey aynı kalmaz. Mathilda, sen acının olmadığı bir dünya için acı çektin. Amaç araçtır ve en büyük hatan buydu, yine de bir insan bir dünyadır: Hiç umulmadık birinin hayatını değiştirdin.&#8221; Dedi ve ekledi &#8220;İkinizde pek çok şey öğrendiniz. Biriniz aşkı öteki ise kaybı öğrendi&#8221; gülümsediğinde sanki güneş daha parlaktı, &#8220;Bir şey yapacağım ama unutmayın bu sizin için değil. Asla beni bu şekilde algılamayın. Yapacağım iki iyilik tamamen size iyi davranmış iki kişi içindir. Nul tekrar seninle tanışmadan önceki haline dönecek, yaptığı hatalar umrumda değil, ben tanrı değilim ve birisi yaptıkları için pişman değilse gözümde suçlu değildir. Reon&#8217;a gelince&#8230; artık kimsenin kölesi olmayacak, Ezel denen insana da bir iyilik yapmış olabilirim. O dünyaya gelince&#8230; nasıl ilerleyeceği umrumda değil&#8221; Kız ne olduğunu anlamış ve kabullenmişti, eski benliğine tamamen kavuştuğunda oda kardeşinin yanında aynı onun gibi vakur ve güçlü duruyordu; ağlayan kızdan eser kalmamıştı. Kardeşi de kendisi de tüm hafızaları silinerek babaları tarafından o dünyaya gönderilmeyi dilemişlerdi. Kendi boyutlarına ölmek üzere olan bir güneşi yollamış ve kıyametlerini ertelemiş olan bu insanlara yardım etmek istemişlerdi. Bunu yapabilmişler miydi emin değillerdi ancak babaları durumu adil kılmak için ikisinin de hafızasını onlar gitmeden önce silmişti. Etchrador çok çakal tabiatlı biriydi. Yine de çocuklarının kendisi gibi insan olma özlemi duymasından gurur duyuyordu. Belki de bu yolculuk onları öncekinden daha insan kılmıştır. Öğrenmek bir gün mümkün olacak. Bir gün.</p>
<p>Kardeşler Etchrador&#8217;un huzurundan ayrıldığında, Mathilda gözlerini kapatarak ona kalmış bir anıyı tekrar anımsadı ve sol elini hafifçe öptü&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[dekoratif duvar resimleri yapılır]]></title>
<link>http://ressambarisyildiz.wordpress.com/2009/10/30/dekoratif-duvar-resimleri-yapilir/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 14:20:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>ressambarisyildiz</dc:creator>
<guid>http://ressambarisyildiz.wordpress.com/2009/10/30/dekoratif-duvar-resimleri-yapilir/</guid>
<description><![CDATA[ev ve çeşitli iş yerlerinize dekoratif duvar resimleri yaptırmak istersieniz bize ulaşabilirsiniz de]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>ev ve çeşitli iş yerlerinize dekoratif duvar resimleri yaptırmak istersieniz bize ulaşabilirsiniz<br />
decorative wall paintings were made in large sizes; short video link: http://bit.ly/pSyvl</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["savaş ve barış"tan "savaş ya da barış"a]]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/10/22/savas-ve-baristan-savas-ya-da-barisa/</link>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 08:33:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/10/22/savas-ve-baristan-savas-ya-da-barisa/</guid>
<description><![CDATA[Kandil&#39;den gelen gerilla grubu Bu fotoğraf, görece çok uzun olmayacak bir zaman kesitinde muhtem]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_2201" class="wp-caption alignnone" style="width: 410px"><a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/files/2009/10/baris_sinirda_20091019_141701.jpg"><img class="size-full wp-image-2201" title="Baris_sinirda_20091019_141701" src="http://mutlaktoz.wordpress.com/files/2009/10/baris_sinirda_20091019_141701.jpg" alt="Baris_sinirda_20091019_141701" width="400" height="266" /></a><p class="wp-caption-text">Kandil&#39;den gelen gerilla grubu</p></div>
<p>Bu fotoğraf, görece çok uzun olmayacak bir zaman kesitinde muhtemelen, şu an içinden geçilmekte olan sürecin simgesi olacaktır. &#8220;Barış elçileri&#8221; olarak Kandil&#8217;den gelen gerilla grubunun <a href="http://karakok.wordpress.com/2009/10/19/baris-elcileri-sinirdan-gecti/" target="_blank">sınırdan geçişi</a>, her şeyden önce &#8216;<em>savaş ve barış</em>&#8216; politikalarının yeni bir eşiğe geldiğini, &#8216;<em>savaş ya da barış</em>&#8216;a dönüştüğünü gösteriyor. Usluptaki kırılmaların, &#8220;kürt sorunu&#8221;na endeksli söylem alanının yeni evrilmeler ve gerilimlerle yeniden biçimlendirilebileceği bir sürece girilmesinden söz ediyoruz.</p>
<p><!--more--></p>
<p>&#8220;Kürt realitesini tanıyoruz&#8221;dan başlayarak beliren çatlakların &#8220;resmi söylem&#8221;de giderek derinleşen yarıklar ve kırılmalarla geldiği bir <em>eşik</em> sözkonusu burada. <em>Eşik</em>, her şeyin hükme bağlandığı ve kesinlendiği bir düzlem değildir elbette; fakat tam bu noktada bunun, hem &#8216;resmi-egemen söylem&#8217;in yapısında hem de <em>ulusalcı reflekslelerle</em> çoktandır kemikleşmiş olan &#8216;toplumsal algılama&#8217;da <em>önce</em> ile <em>sonra</em>yı ayıran<em> bir politik an</em>&#8216;a karşılık geldiğini söyleyebiliriz. PKK ve Kürtler nezdinde eşikte olmanın anlamı ise, silahlı mücadelenin tıkandığı ve tükendiği noktada bir yeni politik yönelişin ifadesi anlamına geliyor.</p>
<p>Resmi ideoloji, politik islam ve fakat esas olarak kürt haraketi tarafından uzun zamandan beridir <a href="http://www.serbestyazarlar.com/baris-sureci-iki-galip-iki-maglup.html" target="_blank">aşındırılmış</a>, uluslararası-veyahutta uluslar-üstü- sermayenin, daha doğrusu İmpratorluk&#8217;un bölgedeki girişimlerinin de etkisiyle <em>sistemin bir yeniden düzenlenme zeminini</em> gündeme getirmiştir.  Öcalan, AKP&#8217;nin bu zeminde ve düzenlenişlerde aldığı  rolün  ve aynı zamanda ona rol kaptırmamak derdinde battıkça batan ulusalcı-statükocu kesimin farkında olarak hamleler yapmakta, her hamlesinde de kürtlerin kendisiyle özdeşleşme halkalarını sağlamlaştırmış  olmaktadır. İlginç ve önemli bir süreç gelişmektedir böylelikle.</p>
<p><a href="http://taraf.com.tr/makale/8032.htm" target="_blank">Coşkunun ve tedirginliğin</a> birbirine karıştığı, içiçe geçtiği zamanlardır <em>eşikte olma halleri</em>, doğallıkla.</p>
<p>&#8220;Barış elçileri sınırdan geçtiği&#8221;nde nihai anlamda reel karşılığı ne olursa olsun, ilk andan itibaren, birbiriyle çatışan taraflar arasında olduğu kadar, söylemlerin kendi içlerinden de bir takım sınırların geçildiğini, geçilmek üzere olunduğunu söylemek mümkün.  Özellikle, politik konumlanışını &#8217;savaş&#8217;ın sürdürülmesi üzerinden işleten &#8216;resmi söylem&#8217;in dilini iyice sivriltmesi, canhıraş bir şekilde &#8220;ihanetten&#8221; ve &#8220;vatanın peşkeş çekilmesinden&#8221; sözetmesi ve bu dili kullanırken de ister istemez kendi kendini deşifre ediyor olması, atılan sembolik adımların sınırları zorlayıcı etkisini gösteriyor.</p>
<p>İçinde bulunduğu olanaksız koşullar ve çoğunluğun haklı olarak söylediği gibi başından beri sergilediği  &#8220;teslimiyet hali&#8221;nin demoralize ediciliğine rağmen bir politik irade olarak durmayı ve politika yapmayı başaran Öcalan, son hamlesiyle <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12730855&#38;yazarid=69&#38;tarih=2009-10-20" target="_blank">&#8220;patron&#8221; olduğunu göstermeni</a>n de ötesinde, politik alandaki kırılma noktalarını derin bir yarılmayla karşı karşıya bırakmış oluyor. &#8220;Kürt sorunu&#8221; bu sınırdan geçme hamlesiyle, hem tarafları hem de genel olarak algılanma düzeylerinde bir evrilme noktasına geliyor.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-5921" src="http://www.serbestyazarlar.com/wp-content/uploads/baris_elcileri_sinirdan_gecti_20091019_154652.jpg" alt="baris_elcileri_sinirdan_gecti_20091019_154652" width="400" height="267" /></p>
<p>Sürecin politik muhataplarını, hem birbirlerin karşısında hem de kendi içlerinde zorlayan/sıkıştıran bir durum ortaya çıkarmaktadır bu hamle. &#8220;Kürt tarafı&#8221; kendisinin de sıkıştığı zemini bu yoldan açmayı denerken, &#8220;ulusalcı egemen zihniyeti&#8221; bir kez daha zora sokmaktadır. Bu zihniyet dilini sivriltikçe, çözümsüzlüğü tekrarlayan bir retoriğin sahibi olarak çaresizleşmektedir. Siyasal iktidar çözümsüzlüğün kurumsallaştırıldığı iktidar düzleminde çözümden sözetmekte, ancak gelişmelerin yönüne dair hiçbir projeye sahip olmadığını göstermektedir.</p>
<p>Bir yanda, politik hedefleri ne olursa olsun, kendisini &#8220;kanın durması&#8221;, &#8220;savaşın bitirilmesi&#8221;, &#8220;hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi&#8221; ile ifade eden yaklaşım varken, öbür yanda politik gücü ve resmiyeti ne olursa olsun &#8220;<a href="http://www.derindusunce.org/2009/10/01/son-terorist-eceliyle-mi-olecek/" target="_blank">son terörist</a>&#8220;e kadar kan dökme paradoksunu ve şiddeti vaat eden, inkarı ve imhayı dayatan, adına ne denirse densin belirmiş olan ve otuz yıldır <em>düşük yoğunluklu savaş</em> halinde seyir eden <em>sorunu</em> &#8220;devlet terörü&#8221; dışında ele alamayan yaklaşım durmaktadır. &#8220;Savaş ve barış&#8221;ın &#8220;savaş ya da barış&#8221;a dönüştüğü nokta tam olarak burasıdır.</p>
<p>&#8220;<em>Sorunun kaynağında durmak</em>&#8220;la &#8220;<em>çözümün tarafı olmak</em>&#8221; arasındaki farkı belirginleştiren bir süreç olarak biçimleniyor gelişmeler dolayısıyla. <em>Kimsenin kazanmadığı savaş</em> durumundan, <em>kimsenin kaybetmediği barış</em> durumuna geçme çabası olarak okunabilir gelimenin bu yönü; uluslararsı güçlerin varlığıyla birlikte &#8217;savaş&#8217; ve &#8216;barış&#8217;ın politik oyunun unsurları olarak alınması sözkonusu edilebilir. Fakat nasıl olursa olsun, sürecin aynı zamanda, <em>sorunu çözme çabaları</em>yla <em>çözümsüzlüğü politik olarak dayatma</em> arasındaki derin farka dönüşmesi de kaçınılmaz oluyır.</p>
<p>Hem <em>sorunun</em> hem de <em>çözümün</em> ne olduğunu giderek kesinleştiren bir yol ayrımı belirginleşiyor böylelikle.  &#8220;Çözümsüzlüğün dili&#8221;, giderek kendi kendini daha fazla ajite eden bir yolda, &#8220;savaşın dili&#8221;ni konuşuyor zorunlu olarak. &#8220;Barış politikaları&#8221; ise, çözüm arayışlarını &#8220;kanın durması&#8221;, &#8220;demokratik hak ve özgürlüklerin sağlanması&#8221; ekseninde yürütmeye çalışıyor. Her iki düzlemde de çok taraflı olan konu böylece ikili bir eksene dönüşüyor.</p>
<p>Baştaki fotoğrafın sembolik gücü, tam da bu sürecin dönüşümünde üstlendiği rol dolayısıyla ortaya çıkmaktadır. Endişeli ve kuşkulu da olunsa, savaş çığırtkanlığı dışında, &#8220;kürt sorunu&#8221;nun &#8220;barışçıl çözümü&#8221;nün türkiyenin demokratikleşme sürecinde bir eşik olduğunu anlamak zor değil. Dolayısıyla bir yanda yine &#8220;savaşçıl çözümsüzlük&#8221;, tahammülsüzlüğünü artık dizginleyemediği bir <em><a href="http://taraf.com.tr/makale/7995.htm" target="_blank">kontrolsüzlükle saldırganlığını</a></em> derinleştirirken, buna rağmen ve bunun karşısında <em><a href="http://kenardan.wordpress.com/2009/10/20/bu-ulkede-guzel-seyler-oluyor/" target="_blank">bu ülkede iyi şeyler oluyor galiba</a></em> eğilimin güçlendiğini görüyoruz.</p>
<p>Bu süreç elbette, henüz eşiktedir, belki eşikte bile değildir tam anlamıyla, ne yana düşeceğini tam kestiremeyeceğimiz bir boyutta seyretmektedir şimdilik. Fakat eşiğe doğru, &#8220;savaş ve barış&#8221;tan &#8220;savaş ya da barış&#8221; doğru adımlar atıldığı ve bu sürecin yeni saflaşmalarla yol aldığı açıktır. Bu haliyle de sürecin resmi söylemdeki bir kırılma anına karşılık geldiğini söylemek mümkün. <a href="http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=19150&#38;y=KursatBumin" target="_blank"><em>Dağdan gelen mektubun</em></a> etkileri ve sonuçları daha da belirginleştirecektir bu süreci. Elbette, eşikte uzun ve sallantılı bir dönem geçirileceği de kimse için süpriz olmayacaktır herhalde. Süreci &#8220;küçük hesaplara&#8221; kurban etme girişimleri de tesadüf olmayacaktır yine.</p>
<p>Umulur ki, bu süreç  gerçekten iyi şeyler olmasıyla sonuçlansı. &#8220;Osmanlı da oyun çok&#8221; diyor doğal olarak, AKP&#8217;nin zigzaglarını hatırlatanlar. &#8220;<a href="http://www.taraf.com.tr/makale/8048.htm" target="_blank">Barışa alışmak</a>&#8221; da kolay değil oyun olsun olmasın.</p>
<p>________</p>
<p>*kısmen editlenmiş halde, <em>serbest yazarlar</em>&#8216;a koyduğum yazıyı buraya da alıyorum.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Edirne Karaağaç'tan Kareler...]]></title>
<link>http://hucurat.wordpress.com/2009/10/19/edirne-karaagactan-kareler/</link>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 15:31:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>hucurat</dc:creator>
<guid>http://hucurat.wordpress.com/2009/10/19/edirne-karaagactan-kareler/</guid>
<description><![CDATA[Eylül&#8217;ün 2. haftası Trakya Üniversitesi&#8217;nde okuyan kardeşlerimizi ziyarete gittim sağols]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Eylül&#8217;ün 2. haftası Trakya Üniversitesi&#8217;nde okuyan kardeşlerimizi ziyarete gittim sağols]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[GEMİMLE YOLCULUK ( ŞİİRLERİM )- SIĞINDIM BEN SANA]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/10/17/gemimle-yolculuk-siirlerim-sigindim-ben-sana/</link>
<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 09:56:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/10/17/gemimle-yolculuk-siirlerim-sigindim-ben-sana/</guid>
<description><![CDATA[                                                                                                    ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[                                                                                                    ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Duvara konuşmak...]]></title>
<link>http://gorelelihikmet.wordpress.com/2009/10/08/fikra-9/</link>
<pubDate>Thu, 08 Oct 2009 09:29:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>gorelelihikmet</dc:creator>
<guid>http://gorelelihikmet.wordpress.com/2009/10/08/fikra-9/</guid>
<description><![CDATA[Kudüs&#8217;e atanan bir Amerikalı gazeteci, ağlama duvarının önünden gelip geçerken, bir Musevinin ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Kudüs&#8217;e atanan bir Amerikalı gazeteci, ağlama duvarının önünden gelip geçerken, bir Musevinin ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sülük]]></title>
<link>http://erkandemir.wordpress.com/2009/09/14/suluk/</link>
<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 23:21:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>erkandemir</dc:creator>
<guid>http://erkandemir.wordpress.com/2009/09/14/suluk/</guid>
<description><![CDATA[Bir gün nasıl üşüdüğümü anlatayım. Eylül ayıydı ve sıcaktı hava. Çok net hatırlıyorum. Terlediğim am]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bir gün nasıl üşüdüğümü anlatayım. Eylül ayıydı ve sıcaktı hava. Çok net hatırlıyorum. Terlediğim ama sırtımdan çatalıma doğru buzların aktığı bir gündü. Hafta sonuydu ve aslında dışarı çıkmam için bir sebebim de yoktu. Çocukluğumda sabahın köründe dışarı attığımdan kendimi, ilerleyen yıllarda evimde-odamda geçirmem gereken zaman artmıştı. Çocukluğumun diyetiydi bu böbreklerimle birlikte. Bir de bana hiç barış getirmeyen zeytin dalalrı vardı etrafta.<br />
Dışarıda yürüyordum denize paralel şekilde. Yolun kenarında bir okulun bahçe duvarı uzanıyordu. Üzerinde bir sülük gördüm. Yapış yapış, çirkin bir sülük. Duvara tutunmuştu ve duvar bile sülükten daha çirkindi. Ben bile hayattan daha çirkindim. Hayatım bile bedenimden ödünç alınmıştı. Bedenim bile sülüğünki kadar yumuşak değildi. Hayatımdaki en pis, en yapışkan, en çirkin kısmı bizzat kendim oluşturuyordum. Sülük, benden hızlı ilerliyordu hayatta.<br />
Omurlik soğanımın suyunu hissediyordum çatalıma doğru akan. Kokan ve buz gibi akan suyu&#8230; Tadına bakmıştım çocukken terimin. Her seferinde alnımdaki teri elimle siler ve emerdim. Onda dokuzu sidikmiş. Kendi pisliğini içen adamım ben. Kendi pisliğiyle susuzluğunu gideren insanım ben. Tiksinmem kendimden.<br />
Nasıl üşümüştüm? Cevabım yok. O gündü işte. Kulaklarımda bir şarkı çalınıyordu. Aklıma bir cümle gitiriyordu. O cümle beni üşütüyor, şarkı üstüme buz döküyor ve sülük bedenimi emiyordu. Donmak olmasa bile donakalmaktı o anki halim.<br />
Sadece pisliklerimiz yaşatıyor bizi. Terimi içiyorum o sebeple. Üşüdüğünü düşünüp, sevişip, ısınmaya çalışanlardan değilim. Sevişip, terleyip, o teri içenlerden adım.<br />
Bokumu elledim bi kere. Çok sıcaktı. Nasıl üşüdüğüme şaşırdım. Kendinden tiksinenlerden değilim.<br />
Şu yandaki duvarın sülüğüyüm ben. Duvardan pis, benden temiz.<br />
Bu pislik yaşatıyor beni.<br />
Ne ilgilendirir ki sizi?<br />
Susun.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yeni duvar yazıları]]></title>
<link>http://harbikiz.wordpress.com/2009/09/12/yeni-duvar-yazilari/</link>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 20:40:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>harbikiz</dc:creator>
<guid>http://harbikiz.wordpress.com/2009/09/12/yeni-duvar-yazilari/</guid>
<description><![CDATA[♥ Benzinlikte sigara içmeyiniz. Hayatınız ucuz olabilir ama benzin pahalı&#8230; ♥ Bildiğim tek şaşm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>♥ Benzinlikte sigara içmeyiniz. Hayatınız ucuz olabilir ama benzin pahalı&#8230; </p>
<p>  ♥ Bildiğim tek şaşmaz kural bütün kuralların şaştığıdır! </p>
<p>  ♥ Bu tüp bebek hatalı; hep gaz kaçırıyor&#8230; </p>
<p>  ♥ Bukalemunun ikiz yavruları olmuş, isimlerini : Şukalemun, Okalemun koymuş&#8230; </p>
<p>  ♥ Çevreci kızlarla çıkmayın&#8230; Beklete beklete sizi ağaç ederler. </p>
<p>  ♥ Çok yaratıcıyımdır&#8230; Acayip sorun yaratırım! </p>
<p>  ♥ Eskiden kibirliydim&#8230; Şimdi tamamen kusursuzum. </p>
<p>  ♥ Gül&#8217;ü seven abisine katlanır. </p>
<p>  ♥ Hayvanları çok seviyorum,özellikle kızarmış tavuğu ! </p>
<p>  ♥ Hiçbir önyargım yok, bütün insanlardan nefret ediyorum o kadar.. </p>
<p>  ♥ İçerken araba kullanmayın. Bir yere çarparsanız biranız dökülür, ziyan olur&#8230; </p>
<p>  ♥ İşi olmayan giremez çünkü içerde yeterince işsiz var&#8230; </p>
<p>  ♥ İthal kotlar kapış kapış, ne jeans milletiz yahu. </p>
<p>  ♥ Karanlıkta mehtapta oturmak iyidir&#8230; Ama mehtapla karanlıkta oturmak daha iyi! </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Duvar Yazıları]]></title>
<link>http://harbikiz.wordpress.com/2009/09/12/duvar-yazilari/</link>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 20:39:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>harbikiz</dc:creator>
<guid>http://harbikiz.wordpress.com/2009/09/12/duvar-yazilari/</guid>
<description><![CDATA[♥ 8 zayıflı bir karne bulan , insaniyet namına çöpe atsın.. ♥ Aids virüsü de, ebola virüsü de maymun]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>♥ 8 zayıflı bir karne bulan , insaniyet namına çöpe atsın.. </p>
<p>  ♥ Aids virüsü de, ebola virüsü de maymun patentli. Maymundan gelmediğimiz kesinde, galiba maymundan gideceğiz.. </p>
<p>  ♥ Anasına bak, babasından dayak ye&#8230; </p>
<p>  ♥ Babanın fakir olması senin suçun değil, ama kayınpederinin fakir olması senin suçun&#8230; </p>
<p>  ♥ Başarılı adam karısının harcayabileceğinden fazla para kazanandır. Başarılı kadın ise böyle bir adam bulandır. </p>
<p>  ♥ Başına gelenlerin daha korkuncu da olabilirdi . Mesela benim başıma gelebilirdi. </p>
<p>  ♥ Bende şeytan tüyü yok, epilasyonla aldırdım. </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[sözler bahane çizim şahane]]></title>
<link>http://xguilty.wordpress.com/2009/09/07/sozler-bahane-cizim-sahane/</link>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 11:15:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>xguilty</dc:creator>
<guid>http://xguilty.wordpress.com/2009/09/07/sozler-bahane-cizim-sahane/</guid>
<description><![CDATA[  buna da çok şükür deme! yıllar sonra olanlardan ötürü yüzüne tükürürse ufakça bir bebe geçmişin ka]]></description>
<content:encoded><![CDATA[  buna da çok şükür deme! yıllar sonra olanlardan ötürü yüzüne tükürürse ufakça bir bebe geçmişin ka]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[evet, artık yeter]]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/08/31/evet-artik-yeter/</link>
<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 07:34:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/08/31/evet-artik-yeter/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Şehit&#8221; oldukları söylenen dört asker, demek ki &#8220;eğitim zaiyatı&#8221;ymış. Altı a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#8220;Şehit&#8221; oldukları söylenen dört asker, demek ki &#8220;eğitim zaiyatı&#8221;ymış.<br />
Altı askerin &#8220;şehit&#8221; olduğu mayınları da ordu döşemiş.<br />
Tabii böyle bir şey  &#8220;şanlı ordumuz&#8221;da ilk kez olmuyordur, ama bu kez olayın açığa çıkması ve açığa çıkan şeyin de başka başka sonuçları olması sözkonusu.<br />
Üzerine Başbuğ&#8217;un &#8220;yeter artık!&#8221; diyerek tüy diktiği şey de bu zaten. Sıçtı cafer bez getir.<br />
Ordu (hadi adıyla analım Türk Silahlı Kuvvetleri) allem etmiş kullem etmiş, allamış pullamış, sonunda en büyük payenin kendisine verileceği itibar için kendi ellerinde can veren gençleri kimsenin gakguk diyemeyeceği &#8220;şehitlik mertebesi&#8221;ne oturtmuş.<br />
Böyle bir mertebe var mıdır, varsa o mertebede ölene ne olur/olmaktadır bilmiyoruz, herkes kendi ölüsünü şehit ilan ettiğine göre vardır başka bir <em>hikmeti</em> bunun, fakat  mesele bu değil.<br />
Mesele şu ki, <em>bir cezalandırma ve bunun sonucunda dört gencin hayatına mal olan bir cinayet</em> var, en azından bize yansıyan hikaye bu; hayli karmaşık görünüyor olay, göründüğünden anlatıldığından daha kasıtlı bir öldürme olması muhtemeldir, durum anlaşılana kadar emin olamayacağız.<br />
Fakat &#8220;sistem&#8221; burada insanları &#8220;askeri mantıkla&#8221; öldürmekle kalmıyor, bu olayı şehitlik örtüsüyle sarıyor bir güzel ve  o ölülerden &#8216;manevi&#8217; olarak nemalanıyor da.<br />
<a href="http://www.gazeteoku.com/popup.php?id=276&#38;url=http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=69">Pimi çeken sistem</a>, sonrasında da bu kanlı vukuatın sonuçlarından <em>kendi bekası</em> için yararlanmaya çalışıyor. Üstelik bunuda &#8220;vatan-millet-sakarya&#8221; sosuna bandırıp <em>hepimiz için</em> ve <em>hepimiz adına</em> yaptığını söylüyor.<br />
Hangisi daha mide bulandırıcı? Ama, &#8220;mayın vakası&#8221;yla birlikte alınınca bizdeki &#8220;<a href="http://www.taraf.com.tr/makale/7157.htm" target="_blank">esprit de corpus</a>&#8220;un niteliği tam olarak budur.<br />
&#8220;Kanla beslenmek&#8221; diye bir tabir var, şu sıralar daha fazla dolanıyor ortalıkta, bu olay patlak verdiğinde ve en son Başbuğ&#8217;un açıklamarından sonra ilk akla gelen ifade bu olsa gerek.<br />
Kanla beslenmenin bundan daha somut bir karşılığı olamaz herhalde. Birilerini öldürmekle kalmıyor, olan bitenleri gizliyor ve bir de o ölülerden, ideolojik-siyasal motivasyonunu sürdürmek üzere faydalanıyorsun.<br />
Askeri-militarist türdeki örgütlenmelerin çoğunda, belki de işin doğası gereği, vardır böylesi bir gayri-etik nitelik, ama sözkonusu olan (savaşan) bir ordu olunca, &#8220;kanla beslenmek&#8221; sıradan bir durum oluyor.<br />
Olur olmaz her konuda açıklama yapmayı, kırmızı çizgileri çizeceğim diye afra tafra yapmayı ihmal etmeyen Genelkurmay başkanı, şehit denilen ama öyle olmayan askerlerin ölümü sorulunca, “<em>Yeter artık, burada şimdi 30 Ağustos Büyük Zafer gününü kutlamak için bulunuyoruz</em>&#8221; diye çıkışıyorsa, bu sistemdeki ahlakdışılığın sıradanlaşmış olmasını gösterir.<br />
Bu sıradanlaşmaya boyun eğmek istemeyenlerin,  Başbuğ&#8217;un bütün sevimsizliğiyle ortaya koyduğu tepki karşısında midesinin bulanmaması imkansiz.<br />
Dört gencin açıkca katledilmesini ve üzerine cinayetin örtbas edilmesini değil sırf, yalan dolanla ölülerinin istirmar edilmesini de <a href="http://www.seviyesizsiyaset.com/2009/08/yeter-artik/" target="_blank">teferruata</a> dönüştüren &#8220;Şanlı Zafer Bayramı&#8221; ne oluyor bu durumda, bir düşünülsün?<br />
Başbuğ&#8217;un refleksi, kendini devletle özdeşleştiren TSK&#8217;nın kendini açık etmesi anlamına geliyor aslında.<br />
Ve asıl buna &#8220;artık yeter!&#8221; demek gerekiyor.<br />
Yettiniz ulan.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ağustos 2009 Takvimli Duvar Kağıtları – sfkurt hediyesi]]></title>
<link>http://sfkurt.wordpress.com/2009/07/30/agustos-2009-takvimli-duvar-kagitlari-%e2%80%93-sfkurt-hediyesi/</link>
<pubDate>Thu, 30 Jul 2009 19:52:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://sfkurt.wordpress.com/2009/07/30/agustos-2009-takvimli-duvar-kagitlari-%e2%80%93-sfkurt-hediyesi/</guid>
<description><![CDATA[sfkurt.wordpress.com takipçileri için özel hazırladığım “Ağustos 2009 Takvimli Duvar Kağıtları” nı i]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><strong>sfkurt.wordpress.com takipçileri için özel hazırladığım “Ağustos 2009 Takvimli Duvar Kağıtları” nı indirebilirsiniz. Umarım beğenirsiniz.</strong></p>
<p style="text-align:center;">Resimlerin hepsi yüksek çözünürlüktedir (1280×1024)</p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#800080;">Resimleri indirmek için:</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#800080;"><strong>Önce beğendiğiniz bir resme tıklayın. Daha sonra açılan sayfada ki resme sağ tıklayıp “Resmi Farklı Kaydet” diyin bu kadar.</strong></span></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://farm3.static.flickr.com/2675/3772294651_02438ddfed_o.jpg" target="_blank"><img src="http://farm3.static.flickr.com/2675/3772294651_9fc21f6acb_m.jpg" border="0" alt="" width="200" height="160" /></a><a href="http://farm3.static.flickr.com/2543/3773101992_c7043260f6_o.jpg" target="_blank"><img src="http://farm3.static.flickr.com/2543/3773101992_009cf7fcb7_m.jpg" border="0" alt="" width="200" height="160" /></a><br />
<a href="http://farm4.static.flickr.com/3480/3773102698_c7eacfa828_o.jpg" target="_blank"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3480/3773102698_ee32e6c5ea_m.jpg" border="0" alt="" width="200" height="160" /></a><a href="http://farm4.static.flickr.com/3586/3772296469_c032e9438d_o.jpg" target="_blank"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3586/3772296469_754fd1ccd8_m.jpg" border="0" alt="" width="200" height="160" /></a><br />
<a href="http://farm4.static.flickr.com/3597/3772297491_17b5b03776_o.jpg" target="_blank"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3597/3772297491_3dc91d749f_m.jpg" border="0" alt="" width="200" height="160" /></a><a href="http://farm4.static.flickr.com/3570/3772299147_a87459359a_o.jpg" target="_blank"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3570/3772299147_d0168e8953_m.jpg" border="0" alt="" width="200" height="160" /></a><br />
<a href="http://farm4.static.flickr.com/3432/3773106682_ed098dfcf6_o.jpg" target="_blank"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3432/3773106682_74e3b56fdf_m.jpg" border="0" alt="" width="200" height="160" /></a><a href="http://farm4.static.flickr.com/3557/3773107784_8d4176192e_o.jpg" target="_blank"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3557/3773107784_d4d5f60926_m.jpg" border="0" alt="" width="200" height="160" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[herkeslerle paylaş]]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/07/05/herkeslerle-paylas/</link>
<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 10:06:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/07/05/herkeslerle-paylas/</guid>
<description><![CDATA[kacakkova madafaka&#8217;nın entelektüalize edilmiş yazısına şapka çıkardı kacakkova 5posta&#8216;nı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>kacakkova madafaka&#8217;nın entelektüalize edilmiş <a href="http://madafakabasmaz.blogspot.com/2009/07/samimiyet-mi-internette.html" target="_self">yazısına</a> şapka çıkardı</p>
<p>kacakkova <a href="http://5posta.org/" target="_self">5posta</a>&#8216;nın sapkın okurları arasına katıldı</p>
<p>kacakkova <a href="http://oyunkurdu.blogspot.com/" target="_blank">oyunkurdu</a>&#8216;nun kapital okumalarını izlemeye aldı</p>
<p>kacakkova <a href="http://kuntakintetatilde.blogspot.com/" target="_blank">kuntakintetatilde</a> haberiniz olsun diye bildirdi</p>
<p>kacakkova zizek&#8217;in &#8220;<a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/06/24/makine-zizek/" target="_blank">300 spartalı</a>&#8221; filmine solcu film demesine manalı manalı güldü</p>
<p>kacakkova <a href="http://limbo-pillow.blogspot.com/" target="_self">limbopillow</a>&#8216;u keşfetti, allah razı olsun</p>
<p>kacakkova <a href="http://uzagagidenkadin.blogspot.com/" target="_blank">.uzağa giden kadın.</a>&#8216;ın hayranı oldu</p>
<p>kacakkova geceye yalnız şiirler okudu</p>
<p>kacakkova hepsi bir  dedi (içinden), yazsam da yazmasam da, ne olduğunu bilmeyeceksin</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["way" series - great wall of china]]></title>
<link>http://muratgermen.wordpress.com/2009/06/25/way-series-great-wall-of-china/</link>
<pubDate>Thu, 25 Jun 2009 17:23:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>muratgermen</dc:creator>
<guid>http://muratgermen.wordpress.com/2009/06/25/way-series-great-wall-of-china/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;way&#8221; series &#8211; great wall of china, originally uploaded by muratgermen.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:left;padding:3px;"><a title="photo sharing" href="http://www.flickr.com/photos/muratgermen/3657267396/"><img style="border:solid 2px #000000;" src="http://farm4.static.flickr.com/3601/3657267396_2407e85a5a.jpg" alt="" /></a></p>
<p><span style="font-size:.8em;margin-top:0;"><a href="http://www.flickr.com/photos/muratgermen/3657267396/">&#8220;way&#8221; series &#8211; great wall of china</a>, originally uploaded by <a href="http://www.flickr.com/people/muratgermen/">muratgermen</a>.</span></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Neşeli kapılar ]]></title>
<link>http://gizlenmisklasor.wordpress.com/2009/06/23/neseli-kapilar/</link>
<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 21:48:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>yatakalti</dc:creator>
<guid>http://gizlenmisklasor.wordpress.com/2009/06/23/neseli-kapilar/</guid>
<description><![CDATA[Hayatı 4, kimi zaman 5 duvar arasında geçmiş bir adamın odasının kapısını ıslatan bir damla hayat su]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hayatı 4, kimi zaman 5 duvar arasında geçmiş bir adamın odasının kapısını ıslatan bir damla hayat su]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Temmuz 2009 Takvimli Duvar Kağıtları - sfkurt hediyesi]]></title>
<link>http://sfkurt.wordpress.com/2009/06/13/temmuz-2009-takvimli-duvar-kagitlari-sfkurt-hediyesi/</link>
<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 20:00:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://sfkurt.wordpress.com/2009/06/13/temmuz-2009-takvimli-duvar-kagitlari-sfkurt-hediyesi/</guid>
<description><![CDATA[sfkurt.wordpress.com takipçileri için özel hazırladığım &#8220;Temmuz 2009 Takvimli Duvar Kağıtları]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><strong>sfkurt.wordpress.com takipçileri için özel hazırladığım &#8220;Temmuz 2009 Takvimli Duvar Kağıtları&#8221; nı indirebilirsiniz. Umarım beğenirsiniz.</strong></p>
<p style="text-align:center;">Resimlerin hepsi yüksek çözünürlüktedir (1280&#215;1024)</p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#800080;">Resimleri indirmek için:</span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#800080;"><strong>Önce beğendiğiniz bir resme tıklayın.Daha sonra açılan sayfada ki resme sağ tıklayıp &#8220;Resmi Farklı Kaydet&#8221; diyin bu kadar.</strong></span></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://img44.imageshack.us/img44/7015/doga.jpg" target="_blank"><img src="http://img44.imageshack.us/img44/7015/doga.th.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img171.imageshack.us/img171/3114/twilight2.jpg" target="_blank"><img src="http://img171.imageshack.us/img171/3114/twilight2.th.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
<a href="http://img150.imageshack.us/img150/6012/twilighty.jpg" target="_blank"><img src="http://img150.imageshack.us/img150/6012/twilighty.th.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img291.imageshack.us/img291/8774/fantastik.jpg" target="_blank"><img src="http://img291.imageshack.us/img291/8774/fantastik.th.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
<a href="http://img504.imageshack.us/img504/8411/kaykay.jpg" target="_blank"><img src="http://img504.imageshack.us/img504/8411/kaykay.th.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img13.imageshack.us/img13/497/nbaw.jpg" target="_blank"><img src="http://img13.imageshack.us/img13/497/nbaw.th.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
<a href="http://img44.imageshack.us/img44/1985/apple.jpg" target="_blank"><img src="http://img44.imageshack.us/img44/1985/apple.th.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img195.imageshack.us/img195/7171/korku.jpg" target="_blank"><img src="http://img195.imageshack.us/img195/7171/korku.th.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
<a href="http://img195.imageshack.us/img195/2447/gunesligun.jpg" target="_blank"><img src="http://img195.imageshack.us/img195/2447/gunesligun.th.jpg" border="0" alt="" /></a><a href="http://img188.imageshack.us/img188/4226/armonitakvim.jpg" target="_blank"><img src="http://img188.imageshack.us/img188/4226/armonitakvim.th.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p style="text-align:center;">
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Karneval der Kulturen  (Kültür çarpışması)]]></title>
<link>http://gizlenmisklasor.wordpress.com/2009/06/13/karneval-der-kulturen-kultur-carpismasi/</link>
<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 19:23:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>yatakalti</dc:creator>
<guid>http://gizlenmisklasor.wordpress.com/2009/06/13/karneval-der-kulturen-kultur-carpismasi/</guid>
<description><![CDATA[Kreuzberg&#8217;de 3-4 günlük bir süre zarfında tüm Berlin&#8217;i yerinden oynatmış bir festival, k]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Kreuzberg&#8217;de 3-4 günlük bir süre zarfında tüm Berlin&#8217;i yerinden oynatmış bir festival, k]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
