<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>ece-ayhan &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/ece-ayhan/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "ece-ayhan"</description>
	<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 17:01:40 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Şiirsizler]]></title>
<link>http://turgayfisekci.wordpress.com/2009/11/23/siirsizler/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 13:46:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>bfisekci</dc:creator>
<guid>http://turgayfisekci.wordpress.com/2009/11/23/siirsizler/</guid>
<description><![CDATA[Son günlerde yaşananlara baktıkça Ece Ayhan’ın elli yıl önce yazdığı dizesi dilimden düşmez oldu: ko]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Son günlerde yaşananlara baktıkça <strong>Ece Ayhan</strong>’ın elli yıl önce yazdığı dizesi dilimden düşmez oldu:</p>
<p><em>kovalar şiirsizler düşmanlarım ayağa kalksınlar.</em></p>
<p>Kimdi şairin düşmanlarım diye kınadıkları? Şiirsizler.</p>
<p>Şiiri insanın, toplum hayatının dışına çıkaran süreçlerin sonunda, şiirsiz bir toplumun geldiği cinnet ortamının yakından tanığıyız son günlerde.</p>
<p>Şiir, büyük, iddialı sözlerde değil, hayatın küçük ayrıntılarındadır çoğu zaman.</p>
<p>İşte, <strong>İlhan Selçuk</strong>’un sabahın dördünde kendisini göz altına almaya gelen polislere çay ikramı&#8230; Nasıl da şiirsel, hayatı şiirle dolu bir insanın davranış biçimi.</p>
<p>* * *</p>
<p>Bu olay bana, yıllar önce Sinematek’te gördüğüm “Pirosmani” adlı filmin bir sahnesini anımsattı. <strong>Pirosmani</strong>, Gürcistan’da, köylerde, kasabalarda dolaşıp evlerin, lokantaların duvarlarına resim yapan, karşılığında karnını doyuran ve kendisine gösterilen yerlerde yatıp kalkarak hayatını sürdüren bir halk sanatçısıdır. Hayatının sonlarına doğru bir gün Moskova’daki sanat çevreleri tarafından keşfedilir. Bu kente davet edilir. Sergisi açılır. Çevresine hayranları toplanmıştır. “Ne istersiniz, ne yapalım?” diye sorarlar kendisine. O da yıllar boyu içinde yaşattığı şiir ve resim dolu hayatına çok yakışan şu yanıtı verir: “Bir semaver çay demleyelim. Sonra da çevresinde oturup çay içerek konuşalım.”</p>
<p>* * *</p>
<p>Bir yanda eşini, anasını doğrayan insanlar, öte yanda çağdışı bir toplum özlemiyle gözüdönmüş çevreler&#8230; Bu insanlar, böyle çevreler midir bizim toplumumuz? Dünyanın ilk ulusal kurtuluş savaşını vermiş, sömürgeciliğe karşı bağımsızlık bayrağını yükseltmiş, her alanda özgür, kişilikli bireyler yetiştirmiş çağdaş toplumumuz nasıl böyle bir girdabın içine savruldu?</p>
<p>* * *</p>
<p>Geçen hafta ülkemize gelen 1930 doğumlu Kübalı şair <strong>Pablo Armando Fernandez</strong>’i<strong> </strong>dinlerken, şiir ve yaşam dolu Küba’nın havasını hissettim.</p>
<p>Pablo Armando Fernandez, daha genç yaşlarında ABD’de, edebiyat çevrelerinde bulunmuş bir şair. 1961’de Nâzım Hikmet, Küba’yı ziyaret ettiğinde arkadaş olmuşlar. Kübalı yazarlar bu ziyaret sırasında Nâzım Hikmet için dergilerinde bir özel sayı çıkarmışlar. Bu özel sayıda da onunla yaptıkları uzun bir söyleşiyi yayımlamışlar. Bu söyleşinin bir kopyasını, çevirtip Sözcükler dergisinde yayımlamam için bana verdi. Nâzım’la ilgili konuşurken, aradan geçen 47 yıla karşın heyecanının aynı kaldığını gördüm.</p>
<p>Pablo Armando Fernandez’in gelişi bir başka mutlu olayla da birleşti<strong>: Çağrı Kınıkoğlu </strong>ile<strong> Gloria Rolando</strong>’nun yönettikleri, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi ile Küba Sanatlar Kurumu’nun ortak yapımı olan “Nâzım’ın Küba Seyahati” adlı belgesel filmin ilk gösterimi yapıldı.</p>
<p>Bizim ulusal kurtuluş savaşımızdan görüntülerle Küba Devrimi’nin birleştirildiği açılış sahnelerinden sonra, Nâzım’ın “Havana Röportajı” adlı şiirinin kendi sesinden okuması eşliğinde, Küba ziyaretinin ayrıntıları, onu tanımış aydınların tanıklıklarıyla aktarılıyor.</p>
<p>Nâzım ile Küba Devriminin heyecanını birleştirip günümüze taşıyan bu filmin şiirli dünyasını herkesin paylaşabilmesini dilerim.</p>
<p>2.4.2008<strong> </strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çiğ Çağların Esas Kahramanları]]></title>
<link>http://drempro.wordpress.com/2009/11/04/cig-caglarin-esas-kahramanlari/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 13:36:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>drempro</dc:creator>
<guid>http://drempro.wordpress.com/2009/11/04/cig-caglarin-esas-kahramanlari/</guid>
<description><![CDATA[Romain Gary Ne Balzac gibi, “Tanrıdan sonra en çok insan yaratan kişi” unvanını almasına karşın, ölü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_396" class="wp-caption alignleft" style="width: 250px"><a rel="attachment wp-att-396" href="http://drempro.wordpress.com/2009/11/04/cig-caglarin-esas-kahramanlari/gary-2/"><img class="size-full wp-image-396" title="gary" src="http://drempro.wordpress.com/files/2009/11/gary1.jpg" alt="gary" width="240" height="240" /></a><p class="wp-caption-text">Romain Gary</p></div>
<p>Ne <strong>Balzac </strong>gibi, <em>“Tanrıdan sonra en çok insan yaratan kişi”</em> unvanını almasına karşın, ölüm döşeğine düştüğünde bile hâlâ, <strong>“Daha yazacaklarım bitmemişti” </strong>diyen bir hayat arsızlığı; ne de<strong> Marcel Proust </strong>gibi, yedi ciltlik<em> “Kayıp Zamanın İzinde”</em> serisinin son noktasını koyduktan sonra, <strong>“Artık rahatça ölebilirim”</strong> diyen bir tevekküle sarılmış; ömrü boyunca yazdığı ilk ve son romanı <em>“Çağımızın Kahramanı”</em>nda ‘kahraman’ olarak tarif ettiği; çevresindeki bütün kadınları kendine aşık edip, hiçbirine, değil aşık olmak, en ufak bir sevgi ve merhamet dahi beslemeyen hastalıklı <strong>Peçorin</strong>’le, yalnızca çağı değil, çağın kahramanlarını da sorgulatmıştı insanlara <strong>Lermontov</strong>. Peçorin, <em>‘aşık olamayan’ </em>biriydi ve bu haliyle ‘çağımızın kahramanı’ydı.<!--moreDevamı&#62;--></p>
<p>Çağ, şahsi zaaf ve yetersizliklerden ziyade, daha toplumsal, kitlesel hastalıklarla kirlenmeye başlayıp, kalabalıklar yine de yollarına ve ömürlerine kıytırık<em> ‘kahramanlar’ </em>atamakla cebelleşirken, <strong>Brecht</strong> haykırmıştı bu kez, halen pek dikkate alınmayan o muazzam reçeteyi: <strong>“Toplumca ihtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyacı olmayan bir toplumdur olsa olsa.”</strong></p>
<p><strong>Gabriel Garcia Marquez</strong>’in, yazın yolculuğunu noktaladığı ve tüm okurlarına bir dilim çikolatalı pasta gibi sunarken, bana, tamamen özel bir servisle ikram ettiğini duyumsatan, 29 Ağustos doğumlu yaşlı kahramanıyla başucuma yerleşen, <em>“Benim Hüzünlü Orospularım”</em> kitabından sonra, tamamen şahsi nedenlerle başucu kitaplığımın ikinci sırasına yerleşmiş; <strong>“Bu kitabı sizin için yazdım Emre bey” </strong>sözüyle biten, <strong>Murathan Mungan</strong>’ın <em>“Yüksek Topuklar” </em>romanının, benim gözümde Emre’den sonraki en “cool” karakteri olan ve sanki, Mungan’ın, yüzünü ardına saklayarak seslendirdiği eşcinsel yazar Selim’in, <strong>“Hiç kimse kendi çağının kahramanı değildir” </strong>sözü ise, bu yazıya asıl ilham veren teşhistir; tam da yüzden, başınız fena halde beladadır!</p>
<p><strong>* * *</strong></p>
<div class="mceTemp" style="text-align:left;">Çoğunluk için ilk bakışta <em>‘edebi’ </em>ve <em>‘sanatsal’ </em>gibi görünen, ancak daha seyrek bir grup tarafından <em>‘şahsi’ </em>olduğu bilindiği için tek kalemde ve çoğu zaman başlamadan biten, değersizleşen, olduğundan da çok ahlâksızlaşan eleştirilerin iyice arttığı dönemde, bu eleştirilere mümkün olduğunca sükûnet içinde yanıt verip, çoğu zaman sessiz kalan, ama tüm saldırıların şahsi garez ya da komplekslerden kaynaklandığını bildiği ve tüm bu kişisel hesapların, sanatının değerlendirilmesine haksızca alet edilmesinin büyük haksızlığına duyduğu öfkeyi de, her ne kadar kalabalıklara yansıtmasa da tüm hücrelerinde hissederek, kendi kendine yaşayan <strong>Romain Gary</strong>’nin de dikkatle izlediği Fransız Edebiyatı’na bomba gibi bir kitap düşmüştü<strong> 1975</strong> senesinde: <em>“La vie devant soi.”</em> Yani, <em>“Onca yoksulluk varken.”</em></div>
<p>O güne kadar izi bile görülmemiş <strong>Emile Ajar</strong> adında bir yazarın ilk romanı olan ve romandan ziyade uzun bir hikâyeyi andıran; henüz 5 yaşındaki <strong>Momo</strong>’nun dilinden anlatılan <em>“Onca Yoksulluk Varken”</em>in namı, kısa bir süre sonra Fransa sınırlarını aşıyor ve literatüre evvelâ, <em>“kayıp yazar” </em>özelliğiyle kaydoluyordu. Evet, Emile Ajar, kayıptı. Bir kişi dışında (o da mektup vasıtasıyla) hiç kimseye röportaj vermemiş, olumlu-olumsuz tüm eleştirileri yanıtsız bırakmıştı. Ama Ajar, Romain Gary’nin o dönem, <em>“Fransız edebiyatının en büyük yazarı” </em>olduğunu savunanlara karşıt tüm <em>“eleştirmen”</em>lerce, <em>“asıl ve asil yetenek abidesi” </em>ilan ediliyor, lâkin bunu da, tıpkı kötü niyetli saldırıları ve dedikoduları olduğu gibi, hiç umursamıyordu. Gary ise, <em>“kendisinden daha büyük bir yetenek ve dehaya sahip”</em> olarak kabul edilen Ajar hakkında, <strong>“Değerli eleştirmenlerimizin takdiri bu yöndeyse, üzerine söz söylemek benim haddim değildir” </strong>demekle yetiniyor, tevazuuyla yalnızca hayranlarını değil, karşıtlarını da büyülüyordu. Fransız edebiyat çevreleri şimdi, iki farklı kutba ayrılıyordu. Bir yanda Romain Gary, diğer yanda ise, Emile Ajar müritleri. Bir yazarı her şeyiyle sahiplenen, diğerini insafsız bir aptallıkla reddediyordu. Emile Ajar kayıptı, Gary ise acı acı gülüyordu.</p>
<p><strong>* * *</strong></p>
<p>Emile Ajar, ilk romanının ardından kendisiyle ilgili olarak, tamamen kurgulanmış bir başka Emile Ajar daha yaratmış çevreleri hiç de “ince” sayılamayacak kadar sert bir üslupla eleştiren <em>“Yalan Roman”</em>ı, <em>“Onca Yoksulluk Varken”</em>den sadece bir yıl sonra yayınladığında; Romain Gary, <em>“kısa süre sonra çıkaracağı romanın çalışmalarını sürdürdüğünü” </em>açıklamıştı. Ajar’ın romanından bir yıl sonra da, 1977’de, Gary’nin <em>“Kadının Işığı” </em>geldi. Şimdi artık rekabet, böyle uzaktan bir atışma gibi sürecek, önce Ajar sözünü söyleyecek, herkes onun romanlarına hücum edecek, ardından Gary’nin mürekkebi vitrinlere dökülecekti.</p>
<p>1979’da <em>“Kral Solomon’un Bunalımı”</em>yla üçüncü adımını attı Ajar. 1980 yılında yayınladığı <em>“Uçurtmalar”</em>la <em>“müritlerinin” </em>sayısını biraz daha arttıran Gary ise o yıl, bu romanıyla değil,<strong> intiharıyla </strong>konuşulacaktı. Ajar, <em>“Solomon’un Bunalımı”</em>yla sabahlarken, Gary, kendi bunalımının çemberini yaramamış, <strong>2 Aralık 1980 </strong>günü Paris’te, tabancasını şakağına dayamayı tercih etmişti. Bütün dünyada büyük yankı uyandıran intiharın ardından olay yerine gidenlerin teşhis ettikleri cesette gördükleri şey ise, intihardan önce Gary tarafından yazılmış mektupta yer alan,<strong> “Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşçakalın”</strong> sözünden çok daha derin, anlamlı ve anlamsızdı. <strong>İntihar ederek hayatına son veren yalnızca Romain Gary değil, aynı zamanda Emile Ajar’dı. </strong></p>
<p>Kendi şakağına dayadığı tabancadan çok daha öldürücü hamlelerle üzerine çevrilmiş, sözde eleştiri kalemlerinin sivriliğine, kesinlikle daha sivri olmayan bir yöntemle yanıt verip, kendinden bir başka adam daha yaratmıştı; şimdi dünya edebiyatının en önemli isimlerinden biri, daha doğrusu ikisi (!) olarak anılan <strong>ROMAIN GARY</strong>. Üstelik bu yöntemle, kendi düşmanlarını bile kendisine tapar hale getirmiş ve Fransa’daki her yazarın sadece bir kere alma hakkı bulunan <strong>Goncourt Edebiyat Ödülü</strong>’nü, iki kere elde etmişti.</p>
<p>Oysa Romain Gary bile tüm bu özellikleriyle, <em>“kendi çağının kahramanı” </em>değildi. Ölümü, belki de bu gerçeğin en soğuk göstergesiydi.</p>
<p><strong>* * *</strong></p>
<p>Bazen ödeyemediği, bazen ödemek istemediği için borçları gün be gün biriken Balzac, <em>“soylu”</em> çevrelere girmeye çalışırken, sürekli kaçmak zorunda kaldığı için adres değiştirdiği zamanlarda onu kovalamaktan bitap düşmüş alacaklılarının bilmediği şuydu: Onlar, “bir” kişinin peşinde değillerdi. Romain Gary’yi acımasızca eleştirirken, Emile Ajar’ı göklere çıkaranların da, “bir” kişi olarak başedemeyecekleri deha ve yeteneklerin sahipleri olan sanatçılar, özellikle de yazarlar; ömürleri boyunca <em>“kahramanı”</em> olamadıkları çağlarından çok daha ötesine uzanarak isimlerini kazımayı başardılar yeryüzüne.</p>
<p>Oysa karşılarındakiler, tanınmıyorlar bile.</p>
<p>Orhan Veli’nin <em>“hayasızlığının yüzüne tükürmeye”</em> davet edildi bu ülkede de insanlar, kimi kılavuz boku yemiş <em>“yazarlar” </em>ve <em>“eleştirmenler” </em>tarafından. Can Yücel için, <em>“şair değil, küfürbazın teki”</em> denildi; Ece Ayhan, eşcinsel olduğu için kaymakamlıktan azledildi. Çetin Altan, <em>“dönek” </em>denilerek parmakla gösterildi. Nazım Hikmet, fotoğrafları <em>“solcu”</em> gazetelere basılarak, hedef ilan edildi. Orhan Pamuk, Elif Şafak linç edilmek istendi. Yaşar Kemal, işkence tezgâhlarından geçirildi. Neyzen Tevfik, açlık ve yoksullukla <em>“terbiye” </em>edildi. Sabahattin Ali, haince katledildi… ve daha niceleri…</p>
<p>Ama onlar, kendi çağlarının değil sadece; kirleri, kompleksleri, yetersizlikleri, zekâsızlıkları, vicdansızlıkları, ahlâksızlıkları, aşağılıklıklarıyla bütün çağları kirletenlere karşın, çiğ çağlarına ışık oldukları dünyanın, en esas kahramanları… Etrafınıza bakın hemen; parmakla gösterip, <em>“kaka”</em> dediğiniz bir yazar göreceksiniz. Ona bir daha bakın: çünkü o çağlar boyunca yaşayacak, siz, iziniz kalmaksızın çürüyüp gideceksiniz.</p>
<p>Çünkü, evet, <em>“kimse kendi çağının kahramanı değildir”</em>… <strong>sanatçılar hariç!</strong></p>
<p><strong>EMRE DURSUN</strong><br />
<em>&#8216;09, İstanbul</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ"  (Çağdaş Türk Şiiri) ]]></title>
<link>http://simgesiir.wordpress.com/2009/09/16/olu-ozanlar-dernegi-cagdas-turk-siiri/</link>
<pubDate>Wed, 16 Sep 2009 20:06:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>simgesiir</dc:creator>
<guid>http://simgesiir.wordpress.com/2009/09/16/olu-ozanlar-dernegi-cagdas-turk-siiri/</guid>
<description><![CDATA[Antolojide 100 yılın yitirdiğimiz 100 şairinden seçilmiş şiirler yer almaktadır. SEN OLMASAN Sen olm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-medium wp-image-299" title="OLU-1" src="http://simgesiir.wordpress.com/files/2009/09/olu-1.jpg?w=206" alt="OLU-1" width="206" height="300" /></p>
<p style="text-align:center;"><strong>Antolojide 100 yılın yitirdiğimiz 100 şairinden seçilmiş şiirler yer almaktadır.</strong></p>
<p style="text-align:left;">
<h3><span style="color:#000080;">SEN OLMASAN</span></h3>
<p style="text-align:left;">Sen olmasan&#8230; Seni bir dakka görmesen yahut,<br />
Bilir misin ne olur?<br />
Şu gök, güneş ebediyyen kapansa, belki vücut<br />
Soğuk geceyle uyuşmak yolunda çare arar<br />
ve bulur;<br />
Fakat karanlığa mümkün müdür alıştırmak<br />
Bütün güneşle ve göklerle beslenen rûhu,<br />
Bu vurduğun rûhu?..</p>
<p>Sen olmasan&#8230; Seni bulmak hayali kaybolsa,<br />
Yaşar mıyım dersin?<br />
Söner yok olmana bir an inanmış olsa hayal;<br />
Soğur, donar, kırılır senden ayrılınca bakış<br />
ne hazin<br />
Gelir hayat o zaman hem vücuda, hem ruha,<br />
Yaşar mıyız seni kaybetsek ah, ben, kalbim,<br />
Bu mustarip kalbim?</p>
<p>Sen olmasan&#8230; Bu en içten bir itiraf işte :<br />
Sen olmasan yaşamam :<br />
Seninle bağlarımız hoş bir uzlaşım, işte;<br />
Fakat bu bağ geri kalmaz ki ruhu ezmekten.<br />
Akşam<br />
Guruba karşı düşündüm sükûn içinde bunu :<br />
Fena değil sevişip ağlamak, fakat yaşamak<br />
Değer mi gözyaşına!..</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Tevfik FİKRET </strong></span></p>
<p><span style="color:#888888;">(Günümüz Türkçesi: Ahmet Muhip Dıranas)</span></p>
<h3><span style="color:#000080;">VUSLAT</span></h3>
<p>Bir uykuyu cânânla beraber uyuyanlar,<br />
Ömrün bütün ikbâlini vuslatta duyanlar,<br />
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,<br />
Görmezler ufuklarda şafak söktüıü ânı.<br />
Gördükleri rüyâ, ezeli bahçedir aşka;<br />
Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgârı başka,<br />
Bülbülden o eğlencede feryat işitilmez,<br />
Gül solmayı, mehtap azalıp bitmeyi bilmez;<br />
Gök kubbesi her lâhza bütün gözlere mavi,<br />
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;<br />
Sevdaları hulyâlı havuzlarda serinler,<br />
Sonsuz gibi bir fıskiye ahengini dinler.</p>
<p>Bir rûh o derin bahçede bir defa yaşarsa,<br />
Boynunda onun kolları, koynunda o varsa,<br />
Dalmışsa, onun saçlarının râyihasıyle,<br />
Sevmekteki efsûnu duyar her nefesiyle;<br />
Yıldızları boydan boya doğmuş gibi, varlık,<br />
Bir mû&#8217;cize hâlinde, o gözlerdedir artık;<br />
Kanmaz en uzun bûseye, öptükçe susuzdur,<br />
Zîrâ susatan zevk o dudaklardaki tuzdur,<br />
İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan,<br />
Bir sır gibidir azçok ilâh olduğumuzdan.<br />
Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.<br />
Bir gün, nereden, hangi tesadüfle gelirler?<br />
Aşk onları sevk ettiği günlerde, kaderden.<br />
Rüzgâr gibi bir şevk alır oldukları yerden;<br />
Geldikleri yol&#8230; Ömrün ışıktan yoludur o;<br />
Âlemde bir akşam ne semavî koşudur o!<br />
Dört atlı o gerdûne gelirken dolu dizgin,<br />
Sevmiş iki ruh, ufku görürler daha engin,<br />
Sîmâları gittikçe parıldar bu zaferle,<br />
Gök her tarafından donanır meş&#8217;alelerle.</p>
<p>Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,<br />
Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar,<br />
Dünyâyı unutmuş bulunurken o sularda,<br />
- Zâlim saat ihmâl edilen vakti çalar da -<br />
Bir an uyanırlarsa leziz uykularından,<br />
Baştan başa, her yer kesilir kapkara zindan.<br />
Bir fâciadır böyle bir âlemde uyanmak,<br />
Günden güne hicranla bunalmış gibi yanmak.<br />
Ey talih ! Ölümden de beterdir bu karanlık;<br />
Ey aşk ! O gönüller sana mâl oldular artık;<br />
Ey vuslat ! O âşıkları efsununa râm et!<br />
Ey tatlı ve ulvi gece ! Yıllarca devam et !</p>
<p><strong><span style="color:#800000;">Yahya Kemal BEYATLI</span></strong></p>
<h3><span style="color:#000080;">TAHİR&#8217;LE ZÜHRE MESELESİ</span></h3>
<p>Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da<br />
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,<br />
bütün iş Tahir&#8217;le Zühre olabilmekte<br />
yani yürekte.</p>
<p>Mesela bir barikatta dövüşerek<br />
mesela kuzey kutbunu keşfe giderken<br />
mesela denerken damarlarında bir serumu<br />
ölmek ayıp olur mu?</p>
<p>Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da<br />
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.</p>
<p>Seversin dünyayı doludizgin<br />
ama o bunun farkında değildir<br />
ayrılmak istemezsin dünyadan<br />
ama o senden ayrılacak<br />
yani sen elmayı seviyorsun diye<br />
elmanın da seni sevmesi şart mı?<br />
Yani Tahir&#8217;i Zühre sevmeseydi artık<br />
yahut hiç sevmeseydi<br />
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?</p>
<p>Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da<br />
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Nâzım HİKMET</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">BEKLEYEN</span></h3>
<p>Sen, kaçan bir ürkek ceylansın dağda,<br />
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!<br />
İstersen dünyayı çağır imdada;<br />
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!</p>
<p>Seni korkutacak geçtiğin yollar,<br />
Arkandan gelcek hep ayak sesim.<br />
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,<br />
Enseni yakacak ateş nefesim.</p>
<p>Kimsesiz odamda kış geceleri,<br />
İçin ürperdiği demler beni an!<br />
De ki: Odur sarsan pencereleri,<br />
De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran!</p>
<p>Göğsümden havaya kattığım zehir,<br />
Solduracak bir gül gibi ömrümü.<br />
Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,<br />
Bana kalacaksın yine son günü.</p>
<p>Ölürsün&#8230; Kapanır yollar geriye;<br />
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.<br />
Varılmaz hayâle işaret diye<br />
Toprağında bir taş olur, beklerim&#8230;</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Necip Fazıl KISAKÜREK</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">OLVİDO</span></h3>
<p>Hoyrattır bu akşamüstüler daima.<br />
Gün saltanatıyla gitti mi bir defa<br />
Yalnızlığımızla doldurup her yeri<br />
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,<br />
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan<br />
Lavanta çiçeği kokan kederleri;<br />
Hoyrattır bu akşamüstleri daima.</p>
<p>Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar<br />
Unutuşun o tunç kapısını zorlar<br />
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;<br />
İşte, doğduğun eski evdesin birden,<br />
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,<br />
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik<br />
Ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar&#8230;</p>
<p>Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir<br />
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;<br />
İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı<br />
Hatırlar bir gün bir camı açtığını,<br />
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,<br />
Çöküp peynir ekmek yediği bir taﬂı&#8230;<br />
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.</p>
<p>Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla<br />
Halay çeken kızlar misali kolkola.<br />
Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,<br />
İhtiyar ağaçlı kuytu bahçelerden<br />
Ayışığı gibi sürüklenip giden;<br />
Geceye bırakıp yorgun erkekleri<br />
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.</p>
<p>Ebedi âşığın dönüşünü bekler<br />
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler<br />
Artık olmayacak baharlar içinde.<br />
Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!<br />
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;<br />
Her garipsi ayak izi kar içinde<br />
Dönmeyen âşığın serptiği çiçekler.</p>
<p>Ya sen! ey sen! esen dallar arasından<br />
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan<br />
Ne istersin benden akşam saatinde?<br />
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,<br />
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;<br />
Hatıraların bu uyanma vaktinde</p>
<p>Sensin hep, sen, esen dallar arasından.<br />
Ey unutuş! kapat artık pencereni,<br />
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;<br />
Çıkmaz artık sular altından o dünya.<br />
Bir duman yükselir gibidir kederden<br />
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.<br />
Amansız gecenle yayıl dört yanıma<br />
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Ahmet Muhip DIRANAS</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">HÜRRİYETE DOĞRU</span></h3>
<p>Gün doğmadan,<br />
Deniz daha bembeyazken çğkacaksğn yola.<br />
Kürekleri tutmanğn şehveti avuçlarında,<br />
İçinde bir iş görmenin saadeti,<br />
Gideceksin;<br />
Gideceksin ırıpların çalkantısında.<br />
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;<br />
Sevineceksin.<br />
Ağları silkeledikçe<br />
Deniz gelecek eline pul pul;<br />
Ruhları sustuğu vakit martıların,<br />
Kayalıklardaki mezarlarında,<br />
Birden,<br />
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda<br />
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;<br />
Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?<br />
Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı?<br />
Heeey!<br />
Ne duruyorsun be, at kendini denize;<br />
Geride bekleyenin varmış aldırma;<br />
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;<br />
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;<br />
Git gidebildiğin yere.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Orhan VELİ</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">TELEFON</span></h3>
<p>Gözlerin var ya çekik kara kara<br />
Önce gözlerindi en güzel ışık<br />
Beyaz dişlerindi bacakların omuzun<br />
Damalı örtüde bir kâse çorba gibi<br />
Buğulu bir lezzetti karıkocalık<br />
Şimdi bir çınar yeşeriyor içimde<br />
Bir şarkı söyleniyor uzun uzun<br />
Hürriyetin rüzgârlı bayrağı oldu<br />
Bize yeten aydınlığı sevdamızın</p>
<p>Aman dayanamazsam ne etmeli<br />
Bütün pencereler üstlerine açık<br />
Kimler soyar çocukları kimler örter<br />
Biri onbir yaşında öteki küçük<br />
Ya anne diye bağırırsa uykusunda<br />
Belki korkmuş belki de susamıştır<br />
Geceleri su içmeye alışık<br />
Çorap öyle mi giydirilir don öyle mi bağlanır<br />
Gömleği bir tuhaf sarkıyor arkasında</p>
<p>Çocuklara bakma dayanırım<br />
Gide gide çoğaldım halkım ben artık<br />
Dağ taş kalabalık kalabalık<br />
Satar mıyım onları onlar da çocuklarım<br />
Ben kadınım çocuklarımla varım<br />
Telefon nafile açmam seni<br />
Söylemez dillerim yarınla bağlı<br />
Tutmaz parmaklarım kocamdan belli<br />
Telefon benimki de analık</p>
<p>Çocuklara bakma dayanırım<br />
Sevgiydim önce bir çeşit incelik<br />
Şimdi işe yarıyorum kaba saba<br />
Tuzlu bir deniz kokusu havada<br />
Benimle başladı bu müthiş tazelik<br />
Benimle yaklaştı güzel günler<br />
O günlerin eşiğinde beni hatırlayın<br />
Hatırlayın onların vahşetini<br />
Her telefon çalışta kesik kesik</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Oktay RİFAT</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">DEFNE ORMANI</span></h3>
<p>Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri<br />
İçin felsefe yapıyorlardı, çünkü<br />
Ekmeklerini köleler veriyordu onlara;<br />
Köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için<br />
Felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini<br />
Köle sahipleri veriyordu onlara.<br />
Ve yıkıldı gitti Likya.</p>
<p>Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri<br />
İçin ekmek yapıyorlardı, çünkü<br />
Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara;<br />
Felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri<br />
İçin ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini<br />
Felsefe veriyordu onlara.<br />
Ve yıkıldı gitti Likya.</p>
<p>Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin<br />
Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin<br />
Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi.<br />
Ekmeğin sahipsiz felsefesini<br />
Felsefenin sahipsiz ekmeği.<br />
Ve yıkıldı gitti Likya.<br />
Hala yeşil bir defne ormanı altında.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Melih Cevdet ANDAY</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">SEVGİLERDE</span></h3>
<p>Sevgileri yarınlara bıraktınız<br />
Çekingen, tutuk, saygılı.<br />
Bütün yakınlarınız<br />
Sizi yanlış tanıdı.</p>
<p>Bitmeyen işler yüzünden<br />
(Siz böyle olsun istemezdiniz)<br />
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi<br />
Kalbinizi dolduran duygular<br />
Kalbinizde kaldı.</p>
<p>Siz geniş zamanlar umuyordunuz<br />
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.<br />
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk<br />
Geçeceği aklınıza gelmezdi.</p>
<p>Gizli bahçenizde<br />
Açan çiçekler vardı,<br />
Gecelerde ve yalnız.<br />
Vermeye az buldunuz<br />
Yahut vaktiniz olmadı.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Behçet NECATİGİL</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">BAĞIMSIZLIK GÜLÜ</span></h3>
<p>Yerden alıp o gülü<br />
Hangi gülü?<br />
Bir topçu neferinin<br />
Sakaryalı yaz toprağında<br />
Sıcak kan gülü.</p>
<p>Alıp koklamak o gülü<br />
Hangi baharda!<br />
Türkçenin özgür kırlarında<br />
Türkülerde burcu burcu<br />
Bilgeliğin ana gülü!</p>
<p>Bir basmadan alıp o gülü<br />
Hangi basmadan?<br />
Nazilli fabrikasından<br />
Pamuğumuzdan, emeğimizden<br />
Dokuduğumuz halk gülü.</p>
<p>Hoyrat ellerinden alıp o gülü<br />
Hangi ellerden?<br />
Uzak Teksaslı çobanların<br />
Bilmediği, uğruna can vermediği<br />
Türkiye&#8217;li o çileler gülü.</p>
<p>Yerine koymak, kutsamak o gülü,<br />
Hangi yerine?<br />
Mustafa Kemal&#8217;in bahçesine.<br />
Bir ulusun suladığı, beslediği<br />
Yedi veren bağımsızlık gülü!</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Ceyhun Atuf KANSU</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">GELDİM</span></h3>
<p>Beni çağırmadınız, kalkıp ben kendim geldim.<br />
Uzaklardan size bir haber getirdim geldim.</p>
<p>Bıraktıklarınızdan, unuttuklarınızdan,<br />
Sımsıcak-anılası günler getirdim geldim.</p>
<p>Gömütleri andıran yapılarınızdaki<br />
Yaşantılarınıza evler getirdim geldim.</p>
<p>Tek-tek, ayrık-soluyan bitkiseller yerine<br />
Yüzyüze-dönük-gülen sizler getirdim geldim.</p>
<p>Solarken suladığım, koparken bağladığım,<br />
Ölürken canladığım sözler getirdim geldim.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Özdemir ASAF</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">BÖYLE BİR SEVMEK</span></h3>
<p>ne kadınlar sevdim zaten yoktular<br />
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir<br />
azıcık okşasam sanki çocuktular<br />
bıraksam korkudan gözleri sislenir<br />
ne kadınlar sevdim zaten yoktular<br />
böyle bir sevmek görülmemiştir</p>
<p>hayır sanmayın ki beni unuttular<br />
hâlâ arasıra mektupları gelir<br />
gerçek değildiler birer umuttular<br />
eski bir şarkı belki bir şiir<br />
ne kadınlar sevdim zaten yoktular<br />
böyle bir sevmek görülmemiştir</p>
<p>yalnızlıklarımda elimden tuttular<br />
uzak fısıltıları içimi ürpertir<br />
sanki gökyüzünde bir buluttular<br />
nereye kayboldular şimdi kimbilir<br />
ne kadınlar sevdim zaten yoktular<br />
böyle bir sevmek görülmemiştir</p>
<p><strong><span style="color:#800000;">Attilâ İLHAN</span></strong></p>
<h3><span style="color:#000080;">SEVGİ DUVARI</span></h3>
<p>Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa<br />
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi<br />
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür<br />
Salonlar piyasalar sanat-sevicileri<br />
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni<br />
Yakanda bir amonyak çiçeği<br />
Yalnızlığım benim sidikli kontesim<br />
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi</p>
<p>Kumkapı meyhanelerine dadandık<br />
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi<br />
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar<br />
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi<br />
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri<br />
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni<br />
Yalnızlım benim süpürge saçlım<br />
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi</p>
<p>Baktım gökte bir kırmızı bir uçak<br />
Bol çelik bol yıldız bol insan<br />
Bir gece Sevgi Duvarını aştık<br />
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki<br />
Başucumda bi sen varsın bi de evren<br />
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi<br />
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim<br />
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Can YÜCEL</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">SEVİ ŞİİRİ</span></h3>
<p>Ben senin en çok sesini sevdim<br />
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi<br />
Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren<br />
Bana her zaman dost, her zaman sevgili</p>
<p>Ben senin en çok ellerini sevdim<br />
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak<br />
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde<br />
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak</p>
<p>Ben senin en çok gözlerini sevdim<br />
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil<br />
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar<br />
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil</p>
<p>Ben senin en çok gülüşünü sevdim<br />
Sevindiren, içinde umut çiçekleri açtıran<br />
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri<br />
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman</p>
<p>Ben senin en çok davranışlarını sevdim<br />
Güçsüze merhametini, zalime direnişini<br />
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında<br />
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini</p>
<p>Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim<br />
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini<br />
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada<br />
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini</p>
<p>Ben senin en çok bana yansımanı sevdim<br />
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni<br />
Mertliğini, yalansızlığını dupduruluğunu sevdim<br />
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni&#8230;</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Ümit YAŞAR</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">ACILARA TUTUNMAK</span></h3>
<p>acı çekmek özgürlükse<br />
özgürdük ikimiz de<br />
o yuvasız çalıkuşu<br />
bense kafeste kanarya<br />
o dolaşmış daldan dala<br />
savurmuş yüreğini<br />
ben bölmüşüm yüreğimi<br />
başkaldıran dizelere</p>
<p>kavuşmak özgürlükse<br />
özgürdük ikimiz de<br />
elleri çığlık çığlık<br />
yanyana iki dünya<br />
ikimiz iki dağdan<br />
iki hırçın su gibi<br />
akıp gelmiştik<br />
buluşmuştuk bir kavşakta<br />
unutmuştuk ayrılığı<br />
yok saymıştık özlemeyi<br />
şarkımıza dalmıştık<br />
mutluluk mavi çocuk<br />
oynardı bahçemizde</p>
<p>aramakmış oysa sevmek<br />
özlemekmiş oysa sevmek<br />
bulup bulup yitirmekmiş<br />
düşsel bir oyuncağı<br />
yalanmış hepsi yalan<br />
sevmek diye bir şey vardı<br />
sevmek diye bir şey yokmuş<br />
acılardan artakalan<br />
işte şu bakışlarmış<br />
kuğu diye gözlerimde<br />
gün batımı bulutlarmış<br />
yalanmış hepsi yalan<br />
savrulup gitmek varmış<br />
ayrı yörüngelerde</p>
<p>acı çektim günlerce<br />
acı çektim susarak<br />
şu kısacık konuklukta<br />
deprem kargaşasıında<br />
yaşadım birkaç bin yıl<br />
acılara tutunarak<br />
acı çekmek özgürlükse<br />
özgürdük ikimiz de</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Hasan HÜSEYİN</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">SEVDAN BENİ</span></h3>
<p>Terketmedi sevdan beni,<br />
Aç kaldım, susuz kaldım,<br />
Hayın, karanlıktı gece,<br />
Can garip, can suskun,<br />
Can paramparça&#8230;<br />
Ve ellerim kelepçede,<br />
Tütünsüz, uykusuz kaldım,<br />
Terketmedi sevdan beni&#8230;</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Ahmed ARİF</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">ARZI HAL</span></h3>
<p>Ben de günahkâr kullarındanım Allahım&#8230;<br />
Bir “Kulhuvallahi” bilirim dualardan,<br />
Bir de &#8220;Yarabbi şükür&#8221; demeyi doyunca.<br />
Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca,<br />
Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan.<br />
Ben de günahkâr kullarındanım Allahım!..</p>
<p>Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!..<br />
Eğer bilmiyorsan işte, haberin olsun.<br />
Ekmek derdi, aşk derdi unutturdu seni.<br />
İnsan hatırlamıyor dün ne yediğini.<br />
Zaten yediğimiz ne ki hatırda dursun.<br />
Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!..</p>
<p>Yazdiklarıma sakın darılma Allahım!..<br />
Meleklerin sana bunları söylemezler.<br />
Artık, pek yarattığın gibi değil dünya<br />
İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya:<br />
Ne olursun, hoşuna gitmediyse eğer,<br />
Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!..</p>
<p>Sana bir şey soracağım, affet Allahım!&#8230;<br />
Beş vakit kızlar doluyor camilerine,<br />
Beyaz yaşmaklı, beyaz tenli, masum kızlar&#8230;<br />
Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar,<br />
Sen tutulmadın mı, içlerinden birine?<br />
Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!..</p>
<p>İşte insanlar bu minval üzre Allahım!..<br />
Kıt kanaat sere serpe yollar boyunca&#8230;<br />
Sen, bizim için hâlâ o ezeli sırsın.<br />
Sen de, bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın..<br />
Herkesin kederi, gailesi boyunca.<br />
İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!..</p>
<p><span style="color:#000080;"><strong><span style="color:#800000;">Turgut UYAR</span></strong></span></p>
<h3>GELMİŞ BULUNDUM</h3>
<p>Ben mişim&#8212;neymiş?&#8212;su sesiymiş<br />
Oymuş&#8212;cam kırıkları gibi gövdemi yakan&#8212;<br />
Yanağında sardunya kokusuyla yazdan<br />
Kimmiş o gelen ya giden kimmiş<br />
Bir yabancı mı , yoksa bir ermiş<br />
Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.</p>
<p>Güneş mi batarmış bir özel isim bitirir gibi<br />
Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan<br />
Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan<br />
Kim koparmış dalından bu yabani incirleri<br />
Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri<br />
Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.</p>
<p>Yıldızlar, büyülü ülke, adımı unutturan<br />
Bir kaya, bir ot, bir akarsu<br />
Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu<br />
Ki bütün ölüleri sağa çıkaran<br />
Ve kenti bir ölüm derinliğine salan<br />
Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.</p>
<p>Şiirler yazdım, kitaplar okudum<br />
Elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum<br />
Derinlerde kaldım böyle bir zaman<br />
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan<br />
Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları<br />
Söyleşin benimle biraz, bir kere gelmiş bulundum.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Edip CANSEVER</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI</span></h3>
<p>Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında<br />
Bir teneffüs daha yaşasaydı<br />
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür<br />
Devlet dersinde öldürülmüştür</p>
<p>Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:<br />
-Maveraünnehir nereye dökülür?<br />
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı<br />
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.</p>
<p>Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor<br />
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:<br />
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım</p>
<p>O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik<br />
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:<br />
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler</p>
<p>Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:<br />
Aldırma 128! intiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında<br />
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır<br />
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Ece AYHAN</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">DİLEKÇE</span></h3>
<p>Sokağımsan<br />
Ben anahtarı çevirdiğim zaman<br />
Kapanan evin kapısı değil,<br />
Senin kapın olsun açılan.</p>
<p>Adresimsen,<br />
Mektuplarım doğru dürüst gelsin;<br />
İki kişi telefonla konuşurken<br />
Olmayalım hemen üç kişi.</p>
<p>Kentimsen,<br />
Başka kentler de girsin araya;<br />
Daha bir sevinçle katılayım,<br />
Şenliğimsen.</p>
<p>Her şeyi yaz, tarihimsen,<br />
Ama her bir şeyi;<br />
Dilimsen,<br />
Sen de koru biraz dilliğini.</p>
<p>Düşüncemsen,<br />
Kızkardeşim pencereyi açsın;<br />
Sorguçlu bir ışık aracılığıyla<br />
Günyenisi dolsun içeri.</p>
<p>Uzat saçlarını Frigya,<br />
Yarimsen,</p>
<p>Yurdumsan,<br />
Söz ver Anadolu!</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Cemal SÜREYA</strong></span></p>
<h3><span style="color:#000080;">YERLEŞİK YABANCI</span></h3>
<p>Kiminin dikenleri vardır,<br />
Katlanamaz üstüne.<br />
Hep dikine durur<br />
Delmemek için gövdesini.</p>
<p>Kiminin yoktur bir tek kemiği,<br />
Doğrulamaz ayaklarının üstüne.<br />
Ona göre varsa yoksa kendisi,<br />
Dürülüdür ütülü bir mendil gibi.</p>
<p>Ben eğilmem gündüz ama,<br />
Geceleri kanatırım kendimi.</p>
<p>Ben bir söz söylediğim zaman,<br />
Kendine küçük bir pıtrak edinir.<br />
Çok sürmez anlar başına geleceği,<br />
Çarşılarda, pazarda ondan selâm kesilir.</p>
<p>Ben birini sevdiğim zaman,<br />
Göğünü durmadan genişletir.<br />
Ama herkes rahattır kozasının içinde,<br />
O sevgi artık kimsesizdir.</p>
<p>Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli;<br />
Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.</p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Metin ALTIOK</strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[A Return to Ece Ayhan]]></title>
<link>http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/08/29/a-return-to-ece-ayhan/</link>
<pubDate>Sat, 29 Aug 2009 17:03:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>awessels</dc:creator>
<guid>http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/08/29/a-return-to-ece-ayhan/</guid>
<description><![CDATA[A number of weeks ago I posted a poem of the week that was an on the spot translation of an Ece Ayha]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>A number of weeks ago I posted a poem of the week that was an <a href="http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/07/12/poem-of-the-week-xiii/" target="_blank">on the spot translation of an Ece Ayhan poem</a>.  At the time I stated that I would be pleased if someone came in and either cleaned it up or posted an alternate version.  Well, we finally have it!  Neil Doherty has been kind enough to offer his translation, which I think is a definite improvement on mine.  You can see it in <a href="http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/07/12/poem-of-the-week-xiii/#comments" target="_blank">the comments section of the original page</a>, and I will also reprint it here:</p>
<p style="padding-left:60px;">Synthesis</p>
<p style="padding-left:60px;">A Book of Torture Methods<br />
This stone tablet<br />
But where printed<br />
In Babylon<br />
In Babylon then there is a child<br />
One who uses and uses us<br />
But we are not this<br />
That greets us<br />
On the very first pages<br />
The eyes of another<br />
The mouths,the lips of another<br />
Printed in Babylon<br />
Onto our lives<br />
As they open out<br />
One by one</p>
<p>As Doherty mentions in his description of his translation, he believes that the &#8216;Babil&#8217; refers to Babylon, not the Tower of Babel.  While I think the Tower of Babel translation works, I think that using Babylon, and thus &#8216;this stone tablet,&#8217; is more accurate.  My one question being what do we do with &#8216;pages&#8217; in line 9?  My translation was almost a line-by-line translation with really no changes other than word order within the line.  Doherty molds his English translation more, which also works to be a major improvement.  As you can see if you go back to mine, he has cleaned up a bunch of the stilted and off language in mine, as well as properly translated some idioms that are at the current time beyond my abilities with the language.  Doherty claims that he is still unhappy with the translation, which given my experience I think is in part simply because Ayhan&#8217;s twists and turns in the poem are frighteningly abrupt yet, in the Turkish, perfectly formed.  Transferring that smoothness in the midst of panic, so to say, is exceedingly difficult.</p>
<p>The big decision that I am interested in hearing more about (Doherty stated that he will give some crib notes to his translation in the near future) is the ending, choosing to end on &#8220;One by one&#8221; and transferring the last line in the Turkish, &#8220;Hayatımıza&#8221; to the third to last line.  I think it certainly reads cleaner, but at the moment I&#8217;m going back and forth about whether I think it is the appropriate ending of the poem.  There is certainly something poignant about ending on &#8220;One by one,&#8221; but Ayhan ended on &#8220;Hayatımıza&#8221; purposefully, giving the last word to &#8220;our lives.&#8221;</p>
<p>Special thank you to Doherty for taking the time and energy to offer this translation, and again cannot wait to see his notes.  I hope everyone enjoys this improved translation.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Poem of the Week XIII]]></title>
<link>http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/07/12/poem-of-the-week-xiii/</link>
<pubDate>Sun, 12 Jul 2009 21:38:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>awessels</dc:creator>
<guid>http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/07/12/poem-of-the-week-xiii/</guid>
<description><![CDATA[Galata Kulesi (Galata Tower), İstanbul Before we get to the poem, a brief word.  The below is an Ece]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://acompulsivereader.wordpress.com/files/2009/07/dsc02666.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-984" title="Galata Tower #1" src="http://acompulsivereader.wordpress.com/files/2009/07/dsc02666.jpg?w=225" alt="Galata Tower #1" width="225" height="300" /></a><em>Galata Kulesi (Galata Tower), İstanbul</em></p>
<p>Before we get to the poem, a brief word.  The below is an Ece Ayhan poem, which I translated <em>VERY</em> roughly in a <em>VERY</em> short span of time (over the past day.)  I was not helped by not having my book of Turkish grammar here, either, so I plead insufficient resources.  It is a very poor translation, I know, but hopefully some of Ayhan&#8217;s talent survives my butchering.  I am posting both the original Turkish and my translation, so if anybody has any thoughts about how to clean it up, make it a bit clearer and more faithful, please let me know.  In particular, I am curious about the second line &#8220;İşkence Usülleri kitabı&#8221; as I&#8217;m not sure if the capital letters indicate a proper noun (i.e. a publisher, perhaps&#8230;?) or if they are capitalized for emphasis.  Regardless, that second line in particular is causing issues.  There are a number of words beyond that I struggled translating, so please bare with the below rough first attempt.  First the Turkish, then the translation, then some brief thoughts.  <a href="http://www.ykykultur.com.tr/kitap/?id=378" target="_blank">Ayhan&#8217;s selected poems (in Turkish) I culled this from can be found through YKY here</a>.</p>
<h4>Şiir&#8230;</h4>
<p>&#8220;Sentez&#8221;<br />
Ece Ayhan<br />
<em>İlk Şiirler</em></p>
<p style="padding-left:60px;">Şu taşbasması<br />
İşkence Usülleri kitabı<br />
Nerede basma iş<br />
Babil&#8217;de<br />
Babil&#8217;de bir çocuk demek<br />
Bizi kullanıp kullanıp duruyormuş<br />
Ama biz bu değiliz ki<br />
Daha ilk sayfalarda<br />
Karşımıza çıkıveriyor<br />
Başkasının gözleri<br />
Başkasının ağızları dudakları<br />
Babil&#8217;de basılmış<br />
Birer birer açılan<br />
Hayatımıza.</p>
<h4>Poem&#8230;</h4>
<p>&#8220;Synthesis&#8221;<br />
by Ece Ahyan<br />
from <em>First Poems</em></p>
<p style="padding-left:60px;">This lithograph<br />
&#8211;the book of the codes of torture&#8211;<br />
Where the impression is work<br />
At Babel<br />
At Babel a child says<br />
It stops us again and again<br />
But we are not this which<br />
Until now on these first pages<br />
Emerging from our opposite<br />
Your other eyes<br />
Your other mouths, lips<br />
At Babel are printed<br />
Opening one by one<br />
Our life.</p>
<h4>Take&#8230;</h4>
<p>This poem is a bit more difficult to discuss than past selections due to the rough translation, but at the least perhaps I can point out some of the aspects that drew me initially to the poem.  I also cannot really comment upon the tradition of Turkish poetry [<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Turkish_poetry#Poetry" target="_blank">here is Wikipedia's short article on the subject</a>], so like usual I am acknowledging that this reading is openly a mis-reading.  What I initially noticed was the use of repetition: the three uses of Babel, the words that are repeated back to back (kullanıp, birer), the line-starting başkasının, even the use of internal or half-repetition (taşbasması, basma, and basılmış).  Repetition seems to be the backbone of the poem, with the last five lines seeming to cross the repetition over from stylistic and structural element to content element (though I guess the opening idea of lithograph and impression/printing also introduces this as the content of the poem).</p>
<p>I see many echoes of Borges&#8217; work here.  The obsession with books and Babel, of course, as well as the mirroring, done via the printing and reprinting in this poem.  One could also bring in Benjamin::<a href="http://www.amazon.com/gp/product/0674024451?ie=UTF8&#38;tag=acomrea-20&#38;linkCode=as2&#38;camp=1789&#38;creative=390957&#38;creativeASIN=0674024451" target="_blank">The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction</a>, which seems to be a very likely candidate as an influence on Ayhan&#8217;s poem, though of course I&#8217;m unsure of what Ayhan read and studied himself.</p>
<p>The poem weaves two images into one&#8211;the printed lithograph with a human figure.  The printed word a metaphor for the human; the human a metaphor for the printed word.  It is unclear what is the tenor and what is the vehicle, as each image can function in both roles.  Though Babel is the central location, there seem to be some elements of the golem, where via language a human is created.  The human in this instance, though, is one of many indistinguishable humans&#8211;a plethora of eyes, mouths, lips&#8211;which ultimately cause a Babel-confusion through their indistinguishability.</p>
<p>The book-human comparison is interesting for a few different reasons.  The first is the opposition between what is static and what changes.  For instance, the physical object of the book (as in the words on the page) remains static through time (ignoring different editions, of course) but the meaning and understanding of those words evolves and changes over time.  Thus, in a sense, while the physical shell of the book is permanent, the &#8217;soul&#8217; as in how the book functions develops.  A human body, however, works in a way in the opposite way.  The physical of the human is inherently not static&#8211;being born, growing, aging, then eventually dying and decomposing.  What is static is something intangible about the human, what one might call the soul.  Ece Ayhan was Ece Ayhan at his birth, when he wrote the above poem, and at his death.  He was, and always will be, Ece Ayhan even though he is now dead and gone physically from this world.  So there seems to be an inherent fallacy in the comparison between book and human, because the printing of a book achieves a finality that the human being never really can achieve in itself.  It is interesting that Ayhan, then, includes specifically a child, who speaks of &#8217;stopping,&#8217; who is the one changing the fastest.</p>
<p>The multitude of books could also be humanity as a whole&#8211;though in a sense we are all individuals, we are all also for the most part the same under that general scientific term <em>Homo sapiens sapiens</em>, with our differences only being encoded within our DNA, the words within our shell.  What is interesting about this reading is that the books are not a mass-production, but rather each an individual craft.  Or a claim for the infallibility of even a repetitive mechanical system, how there are minor differences within even identically created objects.  Again a fallacy or inconsistency in the comparison that works to create more meaning within the poem, rather than trip up the poem.</p>
<p>I hope that everyone out there is able to at least partially read phonetically the Turkish original, as in particular the final five lines are among the most haunting sounding lines I have come across in recent memory.  The cadences and the sounds are a steady march towards the final word, a chant worthy of the Babel setting.  An aura which I hope to be able to better incorporate into this translation in the future.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[A Turkish Bookstore]]></title>
<link>http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/07/09/a-turkish-bookstore/</link>
<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 17:08:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>awessels</dc:creator>
<guid>http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/07/09/a-turkish-bookstore/</guid>
<description><![CDATA[Robinson Crusoe bookstore, İstiklal Caddesi, poetry on the left, fiction on the right. Upon brief in]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://acompulsivereader.wordpress.com/files/2009/07/dsc02641.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-959" title="Robinson Crusoe" src="http://acompulsivereader.wordpress.com/files/2009/07/dsc02641.jpg?w=225" alt="Robinson Crusoe" width="225" height="300" /></a><em>Robinson Crusoe bookstore, İstiklal Caddesi, poetry on the left, fiction on the right.<br />
</em></p>
<p>Upon brief inspection, poetry sections in the bookstores along İstiklal Caddesi receive much more love than their counterparts stateside.  We are talking prime shelf placement, and significant table display space.  Robinson Crusoe, my favorite so far of the many bookstores along this main drag, has a rather extensive selection of poetry in both Turkish and English (Turkish upstairs, English downstairs.)  The poetry in the Turkish section is primarily from Turkish-language authors, but there was a rather extensive collection of poems from other languages as well, including the following (note: briefly jotted down, no promise as to comprehensiveness):</p>
<p>Paul Auster<br />
Charles Bukowski<br />
Lord Byron<br />
Paul Celan<br />
Paul Eluard<br />
Allen Ginsberg<br />
James Joyce<br />
F.G. Lorca<br />
James Lovett<br />
R.M. Rilke<br />
Pablo Neruda<br />
Novalis<br />
Cesar Pavese<br />
Petrarch<br />
E.A. Poe<br />
Boris Pasternak<br />
Arthur Rimbaud<br />
Sappho<br />
Virgil<br />
William Blake (Marriage of Heaven &#38; Hell and Songs of Innocence, but no Songs of Experience, however we should take that&#8230;)<br />
Ted Hughes<br />
Guillaume Apollinaire</p>
<p>A rather interesting collection of poets to be translated, I think.  Some standards, such as Neruda, that just seem to be sellers everywhere in any language.  Some classics, such as Virgil or Sappho.  Then some kind of seemingly random choices&#8211;Hughes and Byron the British poets?  Ginsberg and Bukowski the American poets?  No Pound, no Eliot, no Whitman, no Wordsworth, &#38;c.  But generally the selection was I&#8217;d say roughly 85-90% Turkish poets, so the work-in-translation is inherently going to be pretty spotty and random.  Would be interested to know how the above listed sell.</p>
<p>Though my Turkish at the time is remarkably elementary, I couldn&#8217;t resist getting three books.  The first was a collection of Ece Ayhan&#8217;s poems, whose work I read in translation and was absolutely blown away, in the selection <a href="http://www.amazon.com/gp/product/1933382368?ie=UTF8&#38;tag=acomrea-20&#38;linkCode=as2&#38;camp=1789&#38;creative=390957&#38;creativeASIN=1933382368" target="_blank"><em>Blind Cat Black and The Orthodoxies</em></a> (which is being re-released this fall by Green Integer).  The second is a collection from Serkan Işın::b０nus.  I was initially looking for a different book of his, that from what I understand recently was released, entitled <em>Dada Korkut</em>, but which nobody around here seems to have (hmmm&#8230;..).  More about this book in a moment.  The final book is Simruy Tüzün::Serpent Yumurtası, which was a bit of a flyer as I was intrigued by the chapbook style of the book, and the strange stylistic turn towards concrete poetry (at a brief viewing&#8211;not claiming that is what is actually going on) towards the end of the collection.</p>
<p>So three hopefully quality purchases, though at the moment the task of actually <em>reading</em> the books is beyond my current abilities.</p>
<p>Oh, but back to Serkan Işın&#8217;s book.  Both that book and the Ece Ayhan book are published by <a href="http://www.ykykultur.com.tr/" target="_blank">YKY (Yapı Kredi Yayınları)</a>.  The Ayhan, though, <a href="http://www.ykykultur.com.tr/kitap/?id=378" target="_blank">appears as a normal trade paperback</a>, in fact in a style that seems eerily similar to some other series of stateside poetry books, which I can&#8217;t quite place at the moment&#8230;The Ayhan clocks in at a standard 14 turkish lira, or roughly $10.  The Işın, though, is <a href="http://www.ykykultur.com.tr/kitap/?id=1289" target="_blank">a completely different style</a>, a single red color, and square(ish) rather than the taller rectangle of a standard trade paperback.  The price is also a completely different price point&#8211;5 turkish lira, or roughly $3.  What I find most interesting, though, is that the pages are uncut.  This is something that I have in fact never encountered before, and something that I am quite excited about.  I need to ask around a bit more to determine if this is the case, but the YKY trade paperbacks seem to be primarily selected and collected works, whereas the smaller, cheaper, almost chapbook type of books seem to be primarily contemporary single book collections.  And I think each style they have chosen really works for the purpose of the book.  The uncut pages, slightly different size, and most of all great price point, certainly create an aura of excitement about buying the book.  It just seems perfectly appropriate in a way that I rarely feel most contemporary American books do.  I most wonder how they achieve such a low price.  I guess it is possible (though I&#8217;m not sure) that YKY has government sponsorship.  There is a YKY bookstore, actually just a bit down the road from Robinson Crusoe, so perhaps that is an assistance as they get to sell at least a portion of their books at retail prices rather than simply wholesale prices.  But I doubt that that in itself is enough.  There is something fundamental about the process that is different.  It isn&#8217;t quality, as the cover and paper are of good quality, at standard trade levels, well above digital/print on demand quality.  The standard style for these contemporary books and resulting savings on design wouldn&#8217;t be enough to account for more than a modest decrease in price.</p>
<p>Regardless, three books I am pretty excited about adding to my collection.  I am contemplating making a rough translation of one of the poems as an upcoming poem of the week, but to promise that seems pretty ambitious.  We shall see.  On an exit note:</p>
<p><a href="http://acompulsivereader.wordpress.com/files/2009/07/dsc02620.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-961" title="Istanbul &#38; Pigeons" src="http://acompulsivereader.wordpress.com/files/2009/07/dsc02620.jpg?w=300" alt="Istanbul &#38; Pigeons" width="300" height="225" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Poem of the Week X]]></title>
<link>http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/05/11/poem-of-the-week-x/</link>
<pubDate>Mon, 11 May 2009 14:18:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>awessels</dc:creator>
<guid>http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/05/11/poem-of-the-week-x/</guid>
<description><![CDATA[Poem&#8230; &#8220;Special Theory of Relativity&#8221; by Rae Armantrout from American Hybrid &amp; ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h4>Poem&#8230;</h4>
<p>&#8220;Special Theory of Relativity&#8221;<br />
by Rae Armantrout<br />
from <em><a href="http://www.amazon.com/gp/product/0393333752?ie=UTF8&#38;tag=acomrea-20&#38;linkCode=as2&#38;camp=1789&#38;creative=9325&#38;creativeASIN=0393333752" target="_blank">American Hybrid</a></em><img style="border:none!important;margin:0!important;" src="http://www.assoc-amazon.com/e/ir?t=acomrea-20&#38;l=as2&#38;o=1&#38;a=0393333752" border="0" alt="" width="1" height="1" /> &#38; <em><a href="http://www.amazon.com/gp/product/0819564508?ie=UTF8&#38;tag=acomrea-20&#38;linkCode=as2&#38;camp=1789&#38;creative=9325&#38;creativeASIN=0819564508" target="_blank">Veil</a></em><img style="border:none!important;margin:0!important;" src="http://www.assoc-amazon.com/e/ir?t=acomrea-20&#38;l=as2&#38;o=1&#38;a=0819564508" border="0" alt="" width="1" height="1" /></p>
<blockquote><p>You know those ladies<br />
in old photographs? Well,<br />
say one stares into your room<br />
as if into the void<br />
beyond her death in 1913.</p></blockquote>
<h4>Take&#8230;</h4>
<p>I just came across this poem for the first time last night.  I have slowly, unsteadily encountered Armantrout&#8217;s work, picking up a poem here and there but never quite immersing myself in a complete collection.  This poem, which I found in <a href="http://www.amazon.com/gp/product/0393333752?ie=UTF8&#38;tag=acomrea-20&#38;linkCode=as2&#38;camp=1789&#38;creative=9325&#38;creativeASIN=0393333752" target="_blank"><em>American Hybrid</em></a>, jumped off the page at me, demanded that I linger through multiple readings.  My readings certainly do not take into consideration Armantrout&#8217;s ouvre, but then again I never claimed to do anything other than misread for my own purposes.</p>
<p>The second part of this poem is missing.  Look again at the structure of the second sentence: &#8220;&#8230;Well, say one stares into your room as if into the void&#8230;&#8221;.  There is no resolution or conclusion to this statement.  The second sentence is a cause, with the poem ending before the effect is explained.  Well, what does happen if there is an old photograph of a woman staring into my room?  The truncation and the specific image are reminiscent of the earlier poems of the week by <a href="http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/03/09/poem-of-the-week-iii/">Souppault</a> and <a href="http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/03/30/poem-of-the-week-v/">Ayhan</a>.  There is assumedly a message from this woman, but what is it?  It is spoken or transmitted but it is never received.  But why is it not received?  The room is likened to a void, meaning that perhaps we have just ignored the message.</p>
<p>The poem also works as a leap across time.  The woman is not speaking from the now, is not speaking as a ghost.  The woman in fact is not the one speaking; it is her image in the photograph, which has taken on a life of its own.  Not only did the woman continue to age and change after the photograph was taken, but she eventually died.  The photograph is a moment of her life frozen in time, and from that time her image is speaking to us.  Let me use this moment to pull out my two terms here again: immediacy and hyper-realism.</p>
<p>The immediacy in this poem is tied directly to the speed with which Armantrout moves through the image, and the nuances she adds at each moment that deepen and enrich it.  We start with what could be a maudlin old photograph of an ancestor, which becomes somewhat ghostly and horrific as it stares into one&#8217;s room, which becomes invested in guilt as the room is a void.  The specificity of the year of death works to both enhance and undercut the immediacy of the poem.  By specifying the year, Armantrout has turned to a specific photograph, one that we as readers do not know.  This to some degree (to me at least) briefly tried to lessen the impact of the poem.  However, by specifying the year, the poem is able to utilize this span of time to make the missed message seem even more resonant; it has existed for decades and still it is just a message off into the void.</p>
<p>The message across time through the locus point of the photograph is precisely a moment of hyper-realism.  Vast boundaries of decades and life/death have been crossed through a logical center of the photograph.  The click of the camera shooting the photograph decades ago is akin to clicking a link on the Internet.  Both the photograph and the link transport us to a connected and expected, but vastly different world immediately.  Also, to go back to the lack of resolution after the second sentence, the poem is a link, ostensibly from the cause to the effect, and through the act of reading the poem we are transported to that effect, though it itself is a void, just like the one the woman in the photograph sees.  Armantrout has sent us somewhere far off with expectations and more importantly a message, but when we get there we see nothing but eternal blackness.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Longing - Aşk &amp; Sevgi Blogu]]></title>
<link>http://bykabus.wordpress.com/2009/05/05/longing-ask-sevgi-blogu/</link>
<pubDate>Tue, 05 May 2009 19:02:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>By.KaBuS</dc:creator>
<guid>http://bykabus.wordpress.com/2009/05/05/longing-ask-sevgi-blogu/</guid>
<description><![CDATA[Tasarımı ve içeriği bakımından çok hoş bir blog Şiirleri , Yazıları ve resimleri &#8230; Çok güzel b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><strong>Tasarımı ve içeriği bakımından çok hoş bir blog <img title="Göz Kirpiyor" src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/wink.gif" border="0" alt="Göz Kirpiyor" /></p>
<p>Şiirleri , Yazıları ve resimleri &#8230; Çok güzel bir blog &#8230;</p>
<p></strong><a href="http://longing123.blogcu.com/"><strong><span style="font-size:x-large;color:#ff0000;">Longing &#8211; Aşk ve Sevgi Bloguna Buraya Tıklayıp Girebilirsiniz&#8230;</span></strong></a></p>
<p><strong><br />
<span style="color:#ff0000;">Aşk;</span> insanın vazgeçilmez duygusu&#8230;<br />
Ve bu duyguyu güçlendirende onun hakkında yazılan yazılar değil mi?</p>
<p>İnsanın kendinden alıp götüren aşk ve sevgi yazıları…</p>
<p>Bende bu duyguyu biraz daha güçlendirmek için böyle bir blog açtım sizlere&#8230;<br />
Ayrılık, acı, hüzün, keder ne ararsanız bu blogda bulabilirsiniz arkadaşlar <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' />  Beğendiğim ve kalıcı kalabilecek her konuyu burada yayınlamaya çalışıyorum <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  İstenilebilecek her türlü şiirler ve yazıların hepsi benim bloğumdadır arkadaşlar. Yakında şairlerin şiirlerini de koymaya başlayacağım… Bloğuma beklerim.<br />
Kendinizi burada bulmanız dileğiyle <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' />  </strong></p>
<p style="text-align:center;"><strong>Teşekkürler By.KaBuS</strong> </p>
<table class="border" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td class="leftside" width="150" valign="top">
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/+Necip+Fazil+Kisakurek/">Necip Fazıl Kısakürek</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/Ahmed+Arif/">Ahmed Arif</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/Atilla+ilhan/">Atilla ilhan</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/Bedirhan+Gok_e/">Bedirhan Gökçe</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/Can+yucel/">Can yücel</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/Ece+Ayhan/">Ece Ayhan</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/Melih+Cevdet+Anday/">Melih Cevdet Anday</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/Nazim+Hikmet/">Nazım Hikmet</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/Tevfik+Fikret/">Tevfik Fikret</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/Ozdemir+Asaf/">Özdemir Asaf</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://longing123.blogcu.com/Umit+Yasar+Oguzcan/">Ümit Yaşar Oguzcan</a></strong></li>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Poem of the Week V]]></title>
<link>http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/03/30/poem-of-the-week-v/</link>
<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 19:05:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>awessels</dc:creator>
<guid>http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/03/30/poem-of-the-week-v/</guid>
<description><![CDATA[Poem&#8230; &#8220;The Horse with Two Wheels&#8221; by Ece Ayhan from The Blind Cat Black and Orthod]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h4>Poem&#8230;</h4>
<p>&#8220;The Horse with Two Wheels&#8221;<br />
by Ece Ayhan<br />
from <a href="http://www.amazon.com/gp/product/1557131023?ie=UTF8&#38;tag=acomrea-20&#38;linkCode=as2&#38;camp=1789&#38;creative=9325&#38;creativeASIN=1557131023" target="_blank">The Blind Cat Black and Orthodoxies</a><img style="border:none!important;margin:0!important;" src="http://www.assoc-amazon.com/e/ir?t=acomrea-20&#38;l=as2&#38;o=1&#38;a=1557131023" border="0" alt="" width="1" height="1" /></p>
<blockquote><p>My son and his friend Benjamin. Couldn&#8217;t fly for years.<br />
Oh, unused garden gates. Ivies.</p>
<p><span style="color:#ffffff;">****</span>Ruins brought to the empire. Arsons. You roar in win-<br />
ters, oh, women who shed their leaves.</p></blockquote>
<h4>Take&#8230;</h4>
<p>This poem reminds me of the American language poets (esp. Silliman for some reason, though I could also go with Hejinian here).  It features disconnected sentences set next to each other, potentially where each sentence is conceived of as a separate semiotic unit that in some way combine on the higher level of the poem as a singular unit of meaning.</p>
<p>Moreso than with other translated poems, I wish that I had access to the original Turkish, to see the linguistic relationship between the words that are likely lost for the most part in the translation.  Alas, a good google search has turned up nothing!</p>
<p>But, regardless, how does the poem work and why do I like it? At first glance the poem seems to lay itself on a bed of disjunctions, though as mentioned above tenuously linked disjunctions.  However, I think the poem is more structured on a series of erasures rather than truly disjunctive statements.  Although each sentence-unit is disconnected, a relationship can be drawn from one to the next, at least tenuously.  The first two sentences could just be combined as subject and predicate.  The second and the third sentencehave a common theme of passed time and disuse.  The third and fourth via the connected imagery of ivy growing on gates, particularly gates that are in disuse, old and unopened.  To further connect sentence two through four, ivy growing over a gate can make it so that the gate couldn&#8217;t be opened.</p>
<p>Which brings us relatively smoothly through the line break and line offset into ruins and the destruction of empires.  Arsons cause destruction and ruins.  The final sentence is where the logical relationship begins to become tenuous and fly away.  Yes, fires roar.  But the connection ending up with &#8216;women who shed their leaves&#8217; is perhaps a bit more difficult to pull as tightly into line.  The imagery of women shedding leaves is at least tangential to shedding tears, particularly if their house is burning down.  From what I have read of the history of Istanbul in the mid-20th Century is that it was routine for the seaside houses of the former royalty and governmental leaders to burn down (see: Pamuk::Istanbul, Zurcher::Turkey: A Modern History)  This is precisely the moment where I would like the original Turkish, as that imagery is possibly entirely English-based and not an aspect of the Turkish original.  Regardless, the English is what I have, what I read, and what I enjoyed.</p>
<p>The end of this poem certainly echoes <a href="http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/03/09/poem-of-the-week-iii/">the Soupault poem</a> from a few weeks ago.  I wonder how much that specific type of image of the woman just hits me for whatever reason.  Oh, and <a href="http://acompulsivereader.wordpress.com/2009/02/22/poem-of-the-week-i/">the woman in Raworth&#8217;s &#8220;Who is Hannibal&#8217;s Descendant&#8230;&#8221;</a>.  Is this a theme of my own?  Uh-oh, and the Raworth also features a horse.</p>
<p>The immediacy I feel comes from the amount of history/culture/&#38;c. that is packed into these few lines.  The fall of the Ottoman Empire, the rise of the Turkish Republic, the both dilapidation and reconstruction of Istanbul, two World Wars that drastically changed the face of the world.  I almost want to say that the power of the poem comes from symbolism.  Not akin to the rose being equal to love, but rather that the poem itself channels the power of the symbol without ever creating a symbol within its bounds.  The seven distinct statements in the poem work, and can only work, as the one locative whole of the poem, which leads to a concentration of energies.  More content and context is being forced into smaller spaces rather than small content being spread thin to cover a larger space.</p>
<p>What happens with all this energy that lies underneath the surface is that the poem itself becomes somewhat innocuous in its initial state.  It is very short, and seemingly a one-off impression of an image.  Something of the poetic equivalent of a quick pencil sketch that might eventually become a large mural much later.  But, given all of the above, this is indeed incorrect.  The poem becomes almost a semi-sarcastic semi-ironic over-summarization of the history of the Turks.  But, in the end, it is also a one-off impression of an image.  It is at the same time a brief recounting of Ayhan watching his son and a friend playing a series of pretend-games together.  And within this realm of game, history erupts as visualized by Ayhan through the minds of the children.</p>
<p>Or, at least, that is partially what I see in the poem.  I am still trying to figure out how to read the title of the poem with relation to the poem itself.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[eCE aYHAN...]]></title>
<link>http://feelozof.wordpress.com/2008/10/20/ece-ayhan/</link>
<pubDate>Sun, 19 Oct 2008 23:38:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>feelozof</dc:creator>
<guid>http://feelozof.wordpress.com/2008/10/20/ece-ayhan/</guid>
<description><![CDATA[susuz rakı tadındadır şiirleri; ilk denemede acı gelebilir&#8230;      &#8220;Denize atılmış şiirdir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoBodyText" style="margin:0;">
<div class="MsoBodyText" style="margin:0;"><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;">susuz rakı tadındadır şiirleri; ilk denemede acı gelebilir&#8230;</span></strong></div>
<div class="MsoBodyText" style="margin:0;"><strong></strong></div>
<div class="MsoBodyText" style="margin:0;"><strong><span style="font-size:small;font-family:Verdana;">     </span></strong></div>
<div class="MsoBodyText" style="margin:0;"><strong></strong></div>
<div class="MsoBodyText" style="margin:0;"><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;">&#8220;Denize atılmış şiirdir bence<br />
Yurtsayan, yurdu bilinmeyen bir yıldız</span></strong></div>
<div><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;">Şiirin deniz kıyısındaki sesine bırakılmış ölümdür<br />
yanacak sarayların kestiği bir, yarım ay&#8230;&#8221;</span></strong></div>
<p><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;"></p>
<div><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;">(Şiirin deniz kıyısındaki sesi)</span></strong></div>
<div><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;"> </span></strong></div>
<p><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></strong></span></strong> </p>
<p class="MsoBodyText" style="margin:0;"><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="margin:0;"><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;">eCE aYHAN</span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="margin:0;"><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<div style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:medium none;border-bottom:windowtext .75pt solid;padding:0 0 1pt;">
<p class="MsoBodyText" style="margin:0;padding:0;"><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
</div>
<p class="MsoBodyText" style="margin:0;"><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">KUDÜS FARELERİ</span></span></strong></div>
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">  </span></span></strong></div>
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Dördüncü konuşmamızda<br />
(ben neredeyim?)<br />
isa&#8217;dan önce bu kentte<br />
bir karınca taciri</span></span></strong></div>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Günahkar bir hayalet için<br />
(biraz ölüm)<br />
uyluk kemiğiyle acı çekecek<br />
saraylarında</span></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Beşinci konuşmamızda<br />
(anlatmak diye bir şey yoktur burada)<br />
arsenik götüren bir uşak<br />
efendisine</p>
<p>Vebalı gecelerden<br />
(makasla kesilmiş sarı bir ay)<br />
kurtulacaklarına<br />
inanırlardı</p>
<p>Biz vaktinde ölmüş olduğumuz için<br />
(satranç taşları gibi)<br />
kireçlerden korkmuyorduk<br />
bir de kudüs fareleri<br />
bir de kudüs fareleri</p>
<p>Bir öyle fareler<br />
bir öyle fareler</p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">eCE aYHAN</span></span></strong></div>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"></p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></div>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></div>
<p></span></span></strong></span><strong><span style="font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></strong></span></strong> </p>
<div style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:medium none;border-bottom:windowtext .75pt solid;padding:0 0 1pt;">
<p class="MsoNormal" style="margin:0;padding:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
</div>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Ne zaman elleri zambaklı padişah olursam<br />
Sana uzun heceli bir kent vereceğim<br />
Girilince kapıları yitecek ve boş!<br />
Azizim, güzel atlar güzel şiirler gibidirler<br />
Öldükten sonra da tersine yarışırlar, vesselam!</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">eCE aYHAN</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<div style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:medium none;border-bottom:windowtext .75pt solid;padding:0 0 1pt;">
<p class="MsoNormal" style="margin:0;padding:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
</div>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">&#8230;&#8230;.<br />
En arka sırada çift dikişliler, sınavda en öne<br />
İntihara ve denizde nasıl boğulmaya çalışırlar<br />
Yalnız Orta Doğu&#8217;da el altında satılan bir atlas<br />
Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz</span></span></strong></div>
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Bakıldı ki kum saati, ters çevrilmiş, çıt, usul isa asi olmuş<br />
İkinci karnede babası yarısını silahıyla dışarda bırakıp<br />
Öyle öğretildiği için saygılı, sınıfa giren parmak çocuğun<br />
Boş yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmuş</span></span></strong></div>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama</span></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların<br />
Bir cenaze töreninde daha ölümü karşılamaya götürüleceğiz</p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Efendiler! Eşekler susabilirler<br />
Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?</span></span></strong></div>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"></p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></div>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></div>
<p></span></span></strong></span><strong><span style="font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></strong></span></strong> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">eCE aYHAN</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<div style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:medium none;border-bottom:windowtext .75pt solid;padding:0 0 1pt;">
<p class="MsoNormal" style="margin:0;padding:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
</div>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">FAYTON</span></span></strong></div>
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">   </span></span></strong></div>
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şey<br />
incecik melankolisiymiş yalnızlığının<br />
intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam<br />
caddelerinden ölümler aşkı pera&#8217;nın</span></span></strong></div>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Esrikmiş herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablam<br />
çiçeksiz bir çiçekçi dükkanının önünde durmuş<br />
tüllere sarılmış mor bir karadağ tabancasıyla<br />
zakkum fotoğrafları varmış cezayir menekşeleri camekânda</span></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"></p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç, bilemem<br />
intihar karası bir faytonun ağışı göğe atlarıyla birlikte<br />
cezayir menekşelerini seçip satın alışından olabilir mi ablamın</span></span></strong></div>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"></p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></div>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></div>
<p></span></span></strong></span><strong><span style="font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></strong></span></strong> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">eCE aYHAN</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[...]]></title>
<link>http://feelozof.wordpress.com/2008/10/05/258/</link>
<pubDate>Sun, 05 Oct 2008 05:15:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>feelozof</dc:creator>
<guid>http://feelozof.wordpress.com/2008/10/05/258/</guid>
<description><![CDATA[2. &#8220;hiç birbirine çarpan kuş gördün mü havada. ama insanoğluna gelince üstelik yerde neler old]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">2.</p>
<p>&#8220;hiç birbirine çarpan kuş gördün mü</p>
<p>havada.</p>
<p>ama insanoğluna gelince üstelik yerde</p>
<p>neler olduğunu</p>
<p>biliyorsun?&#8221; &#8211; Ece Ayhan </span></p>
<p></span></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ece Ayhan'dı "esas duruş, mülkün temelidir" derdi...]]></title>
<link>http://feelozof.wordpress.com/2008/10/05/ece-ayhandi-esas-durus-mulkun-temelidir-derdi/</link>
<pubDate>Sun, 05 Oct 2008 02:50:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>feelozof</dc:creator>
<guid>http://feelozof.wordpress.com/2008/10/05/ece-ayhandi-esas-durus-mulkun-temelidir-derdi/</guid>
<description><![CDATA[             Yazar  Sezai Sarıoğlu      ece ayhan’dı&#8230; karaşındı&#8230; güle şerh koyan annesi ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p> <br />
  <br />
       <br />
Yazar  Sezai Sarıoğlu<br />
 <br />
 <br />
 ece ayhan’dı&#8230; karaşındı&#8230; güle şerh koyan annesi vardı, iki kere güzeldi&#8230; geçilmez melahat’ın vaz geçilmez ahretliğiydi&#8230; istanbul’dan süslü şapkayla üsküdar’a gider gibi köyüne gelirdi&#8230; kimse şehirden köye öyle güzel gelmezdi&#8230; fuhuş tarihinde vesikalıydı, çürük sevişmeler kokardı&#8230; sakıncalıydı, adına güzel ayşe türküsü yakılmıştı&#8230; ece’ydi, çıkmaz sokak milisiydi, kötü caddeye düşmüştü&#8230; tek katlı köylülere iki katlı taş evinden yukarıdan, istanbul’dan bakardı&#8230; annesi güzel ayşe’ydi abanoz’dan terkti, taşların ıskaladığı kuşlardan sarkardı&#8230; çift kapısı çift penceresi alışkanlıktandı, manisi vardı&#8230; su uyur devlet uyumazdı, her yerde demir ahmet vardı&#8230; kaçın kurrasıydı, takma adı nezahat’tı&#8230; mitoloji bilen orospuydu, şehirden en güzel o gelirdi&#8230; ece’ydi, babası yol göstericilik’le geçinirdi&#8230; ece’ydi kefeni keten astarlı histanbul haritasıydı&#8230;</p>
<p> </p>
<p>ece’ydi, ölmüştü, süsüne kaçılmamış bir cenaze töreni için ölümü eleştirmeye gidilirdi&#8230; ece’yle sivil buluşmaya gelinirdi&#8230; devlet uzak geçilirdi. ecey’di pahalı abanoz, ucuz ziba kerhanelerini tarih bilirdi&#8230; şırılçıplak bir türkçe’yle şiire ve şaire etik gelirdi&#8230; ece’liyle çırılyaprak tek ve hür ölmüştü&#8230; hiçbir yerden gelip hiçbir yere giden hiçdünyalı bir piç’ti&#8230; cenazede ustaları ölmüş bir avuç başıbozuk şair vardı&#8230; düzayak üsküdar vardı, sivil izmir vardı, muvazzaf çanakkale yoktu&#8230; otuz birli yeni yetmeydi, çanakkale düzayak geçilmişti&#8230;</p>
<p> </p>
<p>ecey’di, yanlış şairdi, doğru şairler sevmezdi&#8230; yeryüzünden ve az yer kaplayanlardan yanaydı&#8230; haliç vapurlarıyla ve dahi bel suyuyla zap suyu’na ahmed’e hani’ye komşu giderdi&#8230; tarih, yıkıntılardaki incir ağaçlarıdır, derdi&#8230; çift kapılı evlerden köye bandosuz gelenin oğluydu&#8230;</p>
<p> </p>
<p>ece’ydi, melanet hırkasını eynine tersyüz giymişti&#8230; sarıksıklam hoca hafız burhan sesiyle hüzzam makamında üç kez nakarat avazayaz bağırırdı: &#8211; nasıl bilirsiniz merhumu?.. bir inanç boyu ileri çıkan inananlar üç kez nihavent cevaplardı&#8230;; &#8211; iyi biliriz!.. inanmayanlar iki ses geriden ve içlerinden uç kez ustalarını fısıldardı: -şiir ve aşk gibi devletin ve allah’ın tersi biliriz&#8230; bazı şairlerin cazhıraş serenadı töreni bozardı&#8230; rivayet edilir ki, ergülen haydar ve aksak simurg üstündağ metin tüzüksüz kıkırdardı&#8230;abdesti ve duası ve ezberi bozulan sarılsıklam sarışın hoca lahavleye sıçrardı&#8230; cehennet’e devletsiz, duasız parasız yatılı, düzünden geçilirdi&#8230; hiç babalı, çok anneli çocuğun çırılağaç mezartaşına parasız yatılıların kurşun kalemiyle mornot düşülürdü: sen şairi ve şiiri ölerek mi ele verirsin?</p>
<p> </p>
<p>ece’ydi, çok eski ve çok yeni adıyla ece’ydi&#8230; şiiri gibi karaydı&#8230; denizabdaldı ama hep karaya açılırdı&#8230; devlet müsamerelerine çıkmazdı. şiirler yapraklanınca bir tuhaf olurdu&#8230; devletin ve allah’ın tersi aksi ve asi sokak çocuğuydu&#8230; şırılçıplaktı&#8230; çırılyapraktı&#8230; şiirden ve tarihten ve tabiattan ve kuşbilimi’den tahtaya kalkardı&#8230; sivillerin siviliydi&#8230; uygunsuz ve de başıbozuk&#8230; dışlanmışların, orospuların, pezevenklerin, orta ikiden ayrılanların, tarih dışına düşürülenlerin düzayak ülkesinde otururdu&#8230; başıbozukluğun güzelliğine, ihtiyaç toplumuna inanırdı&#8230; düzayak, düşayak, düzuyak civit badanalı bir şiir kurardı&#8230; vakitsiz dünyalıydı; düşyalı&#8230; mor külhaniydi&#8230; akıntıya yürek çekerdi&#8230; “bin dereden bir kendini getirirdi”&#8230; bütün kentlerin kalebendiydi&#8230; iki uç daha fazla uç ece’bentti&#8230; bizim mahallede otururdu, dipkapalıda&#8230; ece’ydi; “her şey tarihtir ve tarih ayağa kakınca görülecek bir şey değildir” derdi&#8230; yakın akraba olmak istediği şairlerden biri ismail beşikçi’ydi&#8230; kapalı güzelliğiyle tanınırdı hâlâ&#8230; ergülen haydar’a göre bir üst şiir yazardı&#8230; şairler okusun diye yazardı&#8230; “özellikle edebiyat çevrelerine sırtını dönmeyeceksin! dikkat” derdi de kimsecikler inanmazdı&#8230; o bunu söyler söylemez aşkolog cemal süreya sahneye fırlayarak mısra düşerdi: “ikinci yeni bir güvercin curnatasıdır&#8230; ben alçaktan uçuyorum, avcılardan değil arkadaşlarımdan korktuğum için&#8230;”</p>
<p> </p>
<p>ece’ydi atından inmeden sevişirdi&#8230; herkes gibi üç oh çekerek devlet ve iktidar koltuklarına oturmazdı&#8230; ölümünden sonra onu iyi yola düşürmeye çalışan sarışın gazeteci ertuğrul özkök’e “çağdaş bir masal babası yerinize utanıyor&#8230;” derdi&#8230; ve düz şiire beş sütün berceste mısra eklerdi: “bu uslu ve uysal topraklarda, koşullar ne olursa olsun, herkes herkesin yerini alabilir iktidar uğruna. yeter ki, bulanık mulanık akan suyun, artı-değer’in başında bulunulsun&#8230; e, iktidar denilen kuş, artı-değer’in paylaşılması üzerine kurulmuştur. üleşmek, mülkün temelidir.”</p>
<p> </p>
<p>ece’di şiirin içini bilirdi&#8230; ece’ydi, “şiir ve kadavra” bir şiirden çok tarih teorisiydi: “parşömen kağıtlar okunduğunda, kıvrıktırlar; şiirin ve/ kadavranın içi açılmamıştır, insan insanın hiç.” “devletin bize giydirmeye çalıştığı ‘entari’, bir kez eynimize uymaz, uymuyor!” cümlesini zapta geçirirdi&#8230; ece bu sözleri söyler söylemez, cemal süreya sahneye fırlar ve şayirden ve şiiirden anlamayan sahabenin kulağını şöyle çekerdi: “- devletin çeşmesinden su içen 6 ay sarhoş, divane gezer. biz bu çesmeye bir de peştamal ekleyelim!” ece’ydi şiir de zorla iskana karşı çıkardı&#8230; devletin, sabancı’nın şairleri olurdu ama şiirleri olmazdı&#8230; muvazzaf ve de üniter şairler gibi devletle iki kaşık gibi iç içe uyumazdı&#8230; toprağın içi açılmış, şairin ve şiirin içi açılmamıştı&#8230; bir çocuk boyuna “1993 Temmuz’unda pir sultan abdal bir daha asıldı. tarihte önemli şairler iki kez asılırmış&#8230;” cümlesini alıntılardı.</p>
<p> </p>
<p>yor savul şiiri’nde “nerede kalmıştık? tarihe ağarken üç ağır yıldız/ sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk” derdi ve ince izah yapardı: yort savul yalnız padişahlar için söylenir. benim şiirimde ise bir padişah ‘üç ağır yıldız’ oldu deniz, yusuf, hüseyin. yani, erzurum, boğazlıyan ve sarız.”</p>
<p> </p>
<p>ece’ydi orta ikiden ayrılan çocuklar için “okul kaçakları imparatorluğu kurardı. kendini başlatan bir şair, evveli ve sonrası yok. “örnek çocuk. Yalnız kendi örneğiyle var olmak istedi.” “tarihten geliyoruz; insanlarız; kendimizle buluşmaya gidiyoruz&#8230;” devlete karşı olmak başka bir şey devletin dışında olmak başka bir şeydi, derdi&#8230; öğretmeni ona, “edip olacağına edepsiz ol” deyince, okulu kırdı öğretmenini kırmadı ve edepsiz oldu&#8230; uygunsuz çocuk&#8230; ilk otuz birini orta birde, jules verne’in aya seyahat romanını okurken çekti&#8230; dar kalabalıkların dar ve nüzül inmiş sorularına kazık yanıtlar verdi: “hem matrak hem acıklı olay: cemal süreya, ortaikideyken bir karikatüre otuzbir çekmiştir. Siz tartışın bakalım, abazanlıktan mı, fakirlikten mi?”</p>
<p> </p>
<p>ece’ydi yokluğuyla vardı, görülmezken görülürdü&#8230; hiçbir yerden gelip, hiçbir yere giderdi, hiçbir yerde otururdu&#8230; sonuç olarak ne diyebilirim ki; şiir gibi değil şiirdi, şair gibi değil şairdi&#8230; yüzüne karşı ardından ne söyleyebilirim ki; sonuçlayarak diyebilirim ki, bir toplumda yeri olmayışı onun yeridir..</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[üç kedili şiir]]></title>
<link>http://feelozof.wordpress.com/2008/10/01/uc-kedili-siir/</link>
<pubDate>Wed, 01 Oct 2008 02:34:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>feelozof</dc:creator>
<guid>http://feelozof.wordpress.com/2008/10/01/uc-kedili-siir/</guid>
<description><![CDATA[-1-   Evvel zaman içinde, kambur zaman içinde Çok uzak değil, yakın bir ülkede Sevimli, uslu, küçücü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"><a href="http://feelozof.files.wordpress.com/2008/10/011.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-294" title="011" src="http://feelozof.wordpress.com/files/2008/10/011.jpg" alt="" width="335" height="500" /></a></span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">-1-</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Evvel zaman içinde, kambur zaman içinde<br />
Çok uzak değil, yakın bir ülkede<br />
Sevimli, uslu, küçücük gözlü<br />
Küçük kediler yaşarmış</span></span></strong></div>
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Yemekleri ortak, yatakları birmiş<br />
Sevinçleri hepsininmiş<br />
Duman rengi, açık kahverengi<br />
Küçük kediler yaşarmış</span></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Yakın ülkenin yanında<br />
Dönemeci dönerken<br />
Rüzgarların sağında<br />
Ormanların solunda<br />
Sesli, hırslı, kocaman, gözlü<br />
Büyük kediler yaşarmış</p>
<p>Sabahları okumakla<br />
Akşamları düşünmekle<br />
Gündüzleri konuşmakla<br />
Geceleri çalışmakla<br />
Yorgun gözleri, şişmiş elleri<br />
Büyük kediler yaşarmış</p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Siz kardeşler hangi kedileri seversiniz?<br />
Hangi kediler gibi yaşamak istersiniz?<br />
Sevimli, uslu, sesli, hırslı?<br />
Hangi kedilerdensiniz?(Bülent ortaçgil&#8221;in iç ısıtan şarkısı)</span></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"></p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></div>
<p></span></span></strong></span><strong><span style="font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></strong></span></strong></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">-2-</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">*bakışsız bir kedi kara*gelir dalgın bir cambaz.<br />
geç saatlerin denizinden.<br />
üfler lambayı.<br />
uzanır ağladığım yanıma.<br />
danyal yalvaç için.<br />
aşağıda bir kör kadın.<br />
hısım.<br />
sayıklar bir dilde bilmediğim.<br />
göğsünde ağır bir kelebek.<br />
içinde kırık çekmeceler.<br />
içer içki üzünç teyze tavanarasında.<br />
işler gergef.<br />
insancıl okullardan kovgun.<br />
geçer sokaktan bakışsız bir kedi kara. ,<br />
çuvalında yeni ölmüş bir çocuk.<br />
kanatları sığmamış.<br />
bağırır eskici dede.<br />
bir korsan gemisi! girmiş körfeze</span></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">eCE aYHAN</p>
<p>kara, kör bir kedi<br />
kör, kara bir kedi<br />
kara, bakışsız bir kedi<br />
bakışsız, kara bir kedi<br />
kara bir kedi, bakışsız<br />
bakışsız bir kedi, kara<br />
bakışsız bir kedi kara&#8230;&#8230;</p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">kEDİ dELİ kEDİ&#8230;</span></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"></p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></div>
<p></span></span></strong></span><strong><span style="font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></strong></span></strong></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">-3-</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">DÜŞÜ NE BİLİYORUM</span></span></strong></div>
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Kimdi o kedi, zamanın<br />
eşyayı örseleyen korkusunda<br />
eğerek kuşları yemlerine,<br />
bana ve suçlarıma dolanan?</span></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Gök kaçınca üzerimizden ve<br />
yıldız dengi çözüldüğünde<br />
neydi yaklaşan<br />
yanan yatağından aslanlar geçirmiş<br />
ve gömütünün kapağı hep açık olana?</p>
<p>Yedi tül ardında yazgı uşağı,<br />
görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o<br />
ve bağlanmıştır körler<br />
örümcek salyası kablolarla birbirine<br />
sevişirken,<br />
iskeletin sevincini aklın yangınına<br />
döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.</p>
<p>Yine de, zaman kedisi<br />
pençesi ensemde, üzünç kemiğimden<br />
çekerken beni kendi göğüne,<br />
bir kahkaha bölüyor dokusunu</p>
<p>düşler marketinin,</p>
<p>uyanıyorum küstah sözcüklerle:<br />
Ey, iki adımlık yerküre<br />
senin bütün arka bahçelerini<br />
gördüm ben!</p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Nilgün MARMARA</span></span></strong></div>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"></p>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;"> </span></strong></div>
<p></span></span></strong></span><strong><span style="font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></strong></span></strong></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hikaye nedir]]></title>
<link>http://yenisiirler.wordpress.com/2008/09/12/hikaye-nedir/</link>
<pubDate>Fri, 12 Sep 2008 15:37:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>siirsitesi</dc:creator>
<guid>http://yenisiirler.wordpress.com/2008/09/12/hikaye-nedir/</guid>
<description><![CDATA[Gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktaran kısa düz yazı şeklindeki anlatıya öykü veya eski adıyla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktaran kısa düz yazı şeklindeki anlatıya öykü veya eski adıyla hikâye denir.</p>
<p>Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır.</p>
<p>Öyküde, olayın geçtiği yer sınırlı, anlatım özlü ve yoğundur. Karakterler belli bir olay içinde gösterilir. Bu karakterlerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır. Konu tümüyle düş ürünü olabilir, ya da son derece gerçekçidir. Genellikle ironik bir rastlantı yoluyla yaratılan özel bir an üzerindeki yoğunlaşma sürpriz sonlara olanak verir.</p>
<p>Eski Yunan’daki fabl ve kısa romanslar, Binbir Gece Masalları öykünün habercileridir. Ama öykü ancak 19. yüzyılda romantizm ve gerçekçilik akımlarının yaygınlaşmasıyla edebi bir tür haline gelebildi. Edgar Allan Poe’nin Grotesk ve Arabesk öyküleri adlı eseriyle yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nde değil Avrupa’da da etkili oldu. Almanya’da Heinrch von Kleist, ve E. T. A. Hoffmann, psikolojik ve metafizik sorunları öykülerinde masalsı bir anlatımla yansıttılar.</p>
<p>20. yüzyıla girildiğinde öyküler ilk kez genellikle gazete ve dergilerde yayınlanıyor ve bu yüzden gazeteciliğe özgü yerel renkler taşıyordu. Bret Harte’nin öyküleri, Ruyard Kipling’in Hindistan’daki yaşamı anlatan öyküleri, Mark Twain’in Missisippi ve O. Henry&#8217;nin öyküleri bu özelliktedir.</p>
<p>Rusya’da Gogol, Dostoyevski, Turgenyev ve Çehov’un öyküleri, öykü türünün edebi eserler arasında sağlam bir yere oturmasına büyük katkı sağladı. Türkiye&#8217;de öykü ya da hikaye kavramı diğer yeni türler gibi Tanzimat&#8217;tan sonra edebiyatımıza girmiştir. Öykünün bizdeki ilk gerçek temsilcisi olarak Ömer Seyfettin&#8217;i görmek mümkündür. Falaka,Başını Vermeyen Şehit,Pembe İncili Kaftan gibi dönemin sosyal olaylarını gözler önüne seren Ömer Seyfettin çok sayıda hikayesiyle Türkiye&#8217;de hikayeciliğin gelişmesine çok büyük katkı sağlamıştır</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Masal nedir]]></title>
<link>http://yenisiirler.wordpress.com/2008/09/12/masal-nedir/</link>
<pubDate>Fri, 12 Sep 2008 15:34:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>siirsitesi</dc:creator>
<guid>http://yenisiirler.wordpress.com/2008/09/12/masal-nedir/</guid>
<description><![CDATA[Olağanüstü öğe, kahraman ve olaylara yer veren yaşanmamış öykülerdir. Masal terimi öncelikle, Külked]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Olağanüstü öğe, kahraman ve olaylara yer veren yaşanmamış öykülerdir. Masal terimi öncelikle, Külkedisi, Çizmeli Kedi gibi sözlü geleneğin ürünleri olan halk öykülerini kapsar. Ama sözlü gelenekle ilişkisi olmayan edebi yönü ağır basan bazı eserler de bu türün içinde yer alır. Halk masalları 4 temel grupta toplanır: Hayvan masalları, olağanüstü ve gerçekçi masallar, güldürücü öyküler, zincirlemeli masallar.</p>
<p>Hayvan masalları genellikle kısa masallardır. La fontaine masalları bu türün en güzel örnekleridir. Şeyhi’nin Har-name adlı eseri de Divan edebiyatındaki hayvan masalları türüne örnek gösterilebilir.</p>
<p>Olağanüstü masallarda, olağan varlıkların yanı sıra cin, peri, dev, ejderha gibi olağanüstü varlıklara da yer verilir. Gerçekçi masalların başlıca kahramanları ise padişahlar, vezirler, prens ve prensesler, zenginler, hırsızlar ya da haydutlar gibi gerçek hayattaki kişilerdir.</p>
<p>Güldürücü masallar okuyan ve dinleyeni eğlendirmeyi amaçlayan masallardır.</p>
<p>Zincirleme masallarda sıkı bir mantık bağıyla birbirine bağlanan, küçük ve önemsiz bir dizi olay art arda sıralanır.</p>
<p>Masal Özellikleri 1.Olağanüstü konular vardır. 2.Kahramanlar olağanüstü özelliklere sahip olabilir. 3.Yer ve zaman belirsizdir. 4.Masallarda bir öğüt (ders) çıkarılabilir. 5.Masallarda kalıplaşmış bir tekerleme ile başlar. 6.Masallarda olağanüstü varlıklar (cin, peri, melek) bulunabilir. 7.Masallar kalıplaşmış tekerlemelerle biter</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MECLİS`İN MÜÇTEHİDİ]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/meclisin-muctehidi/</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 23:53:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>kumrum</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/meclisin-muctehidi/</guid>
<description><![CDATA[Üniversitelerde başörtü yasağının kaldırılması için yapılan çalışmalarda, Meclis çalkalanıp duruyord]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span class="YaziFontu">Üniversitelerde başörtü yasağının kaldırılması için yapılan çalışmalarda, Meclis çalkalanıp duruyordu. İktidar tarafındaki üyeler, kalkması için gerekçe öne sürüyor, muhalefete mensup üyeler ise, endişelerini dile getirip, hırçınlaşıyorlardı. Muhalefetin Lideri Deniz Balkal ise, makul izahta bulunmaya çalışıyordu Meclis kürsüsünden. İslamiyet`i dile getirip, örtü hakkında fetvalar sunuyordu.</p>
<p>Ahmet Hakan, çerçeveyi kaçırmadı. Deniz Baykal`ı sütununa konu edip, O`na, &#8220;İmam-ı azam Baykal Hazretleri&#8220; ünvanını yakıştırıverdi. </span><!--more--><br />
<span class="YaziFontu"><br />
Renkli atışmalardan renk renk olan vatandaşlar, Bilgiç Dayı`ya geldilar. O`na;</p>
<p>&#8220;Söylesene Bilgiç Dayı!..&#8220; dediler. &#8220;Sayın Baykal bu çıkışlarıyla ne yapmaya çalışıyor?&#8220;</p>
<p>Bilgiç Dayı;</p>
<p>&#8220;Müthiş bir şey yapmaya çalışıyor!&#8220; diyerek cevap verdi. &#8220;Meclis`te, fetvacı eksikliğini farketmiş; oluşsun diye, hazırlığını yapıyor!&#8220; </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[buhurumeryem de nerden çıktı...]]></title>
<link>http://ruzigar.wordpress.com/?p=55</link>
<pubDate>Tue, 20 May 2008 21:08:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>ruzigar</dc:creator>
<guid>http://ruzigar.wordpress.com/?p=55</guid>
<description><![CDATA[buhurumeryemi hatırlıyorum sene 2004&#8242;ten&#8230; çokta geçmemiş, sanki aradan uzun yıllar geçmi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[buhurumeryemi hatırlıyorum sene 2004&#8242;ten&#8230; çokta geçmemiş, sanki aradan uzun yıllar geçmi]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[mor külhani]]></title>
<link>http://zahidane.wordpress.com/2007/08/14/mor-kulhani/</link>
<pubDate>Tue, 14 Aug 2007 08:03:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>rint</dc:creator>
<guid>http://zahidane.wordpress.com/2007/08/14/mor-kulhani/</guid>
<description><![CDATA[1.Şiirimiz karadır abiler Kendi kendine çalan bir davul zurna Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>1.Şiirimiz karadır abiler</p>
<p>Kendi kendine çalan bir davul zurna<br />
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan<br />
Taşınır mal helalarında kara kamunun<br />
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir</p>
<p>Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler</p>
<p>2.Şiirimiz her işi yapar abiler</p>
<p>Valde Atik&#8217;te Eski Şair Çıkmazı&#8217;nda oturur<br />
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür<br />
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta<br />
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir</p>
<p>Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler</p>
<p>3.Şiirimiz gül kurutur abiler</p>
<p>Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın<br />
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga&#8217;ya kaçan<br />
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu<br />
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir</p>
<p>Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler</p>
<p>4.Şiirimiz erkek emzirir abiler</p>
<p>İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister<br />
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun<br />
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla<br />
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir</p>
<p>Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler</p>
<p>5.Şiirimiz mor külhanidir abiler</p>
<p>Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz<br />
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde<br />
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle<br />
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.</p>
<p>Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler</p>
<p>6.Şiirimiz kentten içeridir abiler</p>
<p>Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir<br />
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla</p>
<p>Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Misafir Odası-Ece Ayhan]]></title>
<link>http://istirahat.wordpress.com/2006/09/07/misafir-odasi-ece-ayhan/</link>
<pubDate>Thu, 07 Sep 2006 20:02:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>erkan</dc:creator>
<guid>http://istirahat.wordpress.com/2006/09/07/misafir-odasi-ece-ayhan/</guid>
<description><![CDATA[&nbsp; Kapalı ama gizli olmayan, kuraldışı ama gelenekseli soğurmuş, toplumsal tarihi ve insanı inan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoBodyText3">&#160;</p>
<p class="MsoBodyText3"><a href="http://istirahat.wordpress.com/2006/09/07/misafir-odasi-ece-ayhan/ece-ayhan/" id="p28" rel="attachment" class="imagelink" title="Ece Ayhan"><img src="http://istirahat.wordpress.com/files/2006/09/eceayhan.jpg" alt="Ece Ayhan" height="96" width="87" /></a><span style="font-size:12pt;font-style:normal;">Kapalı ama gizli olmayan, kuraldışı ama gelenekseli soğurmuş, toplumsal tarihi ve insanı inanılmaz bir eleştiri cenderesine sokan, dilin uçlarında dolaşan, ortalamaya ve sıradanlığa teslim olmamayı ilke edinen ve aykırı biçem taşıyan şiirleri, Ece Abiyi, İkinci Yeni akımı içinde en çok sözü edilen şairlerinden biri yapmıştır netekim. </span></p>
<p class="MsoNormal"><i><span style="font-size:12pt;">ESERLERİ: ŞİİR; Kınar Hanımın Denizleri, Bakışsız Bir Kedi Kara, Ortodoksluklar, Devlet ve Tabiat, Yort Savul, Zambaklı Padişah, Çok Eski Adıyladır, Kolsuz Bir Hattat.</span></i></p>
<p><!--more--></p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span></span></p>
<table cellpadding="0" cellspacing="0">
<tr>
<td height="0" width="424">&#160;</td>
</tr>
<tr>
<td>&#160;</td>
<td>&#160;</td>
</tr>
</table>
<p><!--[endif]--><!--[if gte vml 1]&#38;gt;--><span>tüllere sarılmış mor bir karadağ</span><span>            </span></p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span></span><span>                                 </span><span>                </span>tabancasıyla</p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span>zakkum fotoğrafları varmış cezayir </span></p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span></span><span>                               </span>menekşeleri camekanda</p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span> </span></p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span> </span></p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span>Ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç, </span></p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span></span><span>                                                       </span>bilemem</p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span>intihar karası bir faytonun ağışı göğe </span></p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span></span><span>                                            </span>atlarıyla birlikte</p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span>cezayir menekşelerini seçip satın alışından </span></p>
<p class="ncedenBiimlendirilmi"><span></span><span>                                      </span>olabilir mi ablamın.</p>
<h1><span>BAKIŞSIZ BİR KEDİ KARA</span></h1>
<p class="MsoNormal"><b><span> </span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:12pt;">Gelir bir dalgın cambaz. Geç saatlerin de-nizinden. Üfler lambayı. Uzanır ağladığım yanıma. Danyal yalvaç</span><span>   </span>için. Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklar bir dilde bilme-diğim. Göğsünde ağır bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler. İçer içki üzünç Teyze ta-vanarasında. İşler gergef. İnsancıl okullar-dan kovgun. Geçer sokaktan bakışsız bir Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:12pt;">Kanatları sığmamış. Bağırır Eskici dede. Bir korsan gemisi! girmiş körfeze.</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
