<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>ecevit &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/ecevit/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "ecevit"</description>
	<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 13:04:35 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Amerikan salatası, şerbetçi otu, CCCP]]></title>
<link>http://bpakman.wordpress.com/2009/07/19/cccp/</link>
<pubDate>Sun, 19 Jul 2009 10:33:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>bpakman</dc:creator>
<guid>http://bpakman.wordpress.com/2009/07/19/cccp/</guid>
<description><![CDATA[Yıl 1947. Dünya yeni sona eren korkunç bir savaşın izlerini silmeye yaralarını kapatmaya çalışıyor. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div>
<div>
<h3><strong>Yıl 1947. Dünya yeni sona eren korkunç bir savaşın izlerini silmeye yaralarını kapatmaya çalışıyor. </strong><strong>Atatürk öldükten 9 yıl sonra, “<em>istiklali tam</em>” ilkes</strong><strong>inin rafa kaldırılıp ABD mandacılığına sığınmamızın miladı.</strong><strong><strong> Savaşa bulaşmayan ancak ekmeği süpürge otu ile yapıp kuyruklarda karne ile dağıtmayı sona erdirebilmiş Türkiye&#8217;de</strong></strong><strong> Hitler ordusu yerine bu kez Stalin korkusu hudut kapılarımızı  çalıyor. İnönü CHP’si iktidarda ama bu ABD ye yetmiyor. İşini sağlam tutması gereken ABD 3 yıl sonra Menderes’i iktidara getiriyor.  Çok küçük de olsam  Kore’de savaştığımızı hayal meyal hatırlıyorum bunun NATO ya alınmamız karşılığında yapıldığını sonradan öğreniyorum. Biraz daha büyüyorum. Okula başlıyorum. Okulda Moskofların düşmanımız, gözlerinin topraklarımızda olduğunu öğreniyoruz. Bir tarafta Marshal yardımı, Amerikadan gelen süt tozları, kevgir çiğnerken ilk kez tanıştığımız üstelik şekerli uzun ince yassı jikletler, İtalyanlar gelir diyerek Akdenizden Anadolu&#8217;ya yol inşa ettirmeyen Fevzi Çakmak politikasının terk edilmesi, Menderes’in karayollarını ihya etmeye başlaması, “I love America” şarkısı, “<em>Amerika dostumuz, onlar olmasa Kuruçef bizi çoktan yutardı</em>” bunları görüyor, öğreniyoruz. Rita Hayward&#8217;lı, Clark Gable&#8217;lı Amerikan filmlerini seyrederek büyüyoruz. Tek katlı garajda yayla gibi bir araba duran, uzun geniş çim bahçeli, marketlerden devasa kesekağıtlarla taşınan yiyeceklerle dolu devasa derin donduruculu, birkaç yatak odalı Amerikan evleri bize “<em>American Way of Life</em>” olarak sunuluyor. “<em>Bakın biz böyle yaptık, siz de bize takılın hayatınızı yaşayın</em>” deniliyor. “<em>Biz bu işi biliriz, biz ne dersek onu yapın</em>” deniliyor.</strong></h3>
<h3><strong>Çocukluğumun geçtiği İskenderun’da bir gece yarısı evimizin önünden tanklar geçiyor, Anneannem korkma oğlum diyor, yıllar sonra anlıyorum, meğer Menderes Irak Baas ihtilali sonucu Bağdat Paktının yıkılmasına çok içerlemiş, Suriye’ye girmeye niyetlenmiş ama ABD “Hoop dur bana sormadan ne halt ediyorsun” deyince aynı tankları bu kez geriye dönerken seyrediyoruz. Bu dönemde Cemal Abdül Nasır önderliğinde Amerikan karşıtı Arap uyanışı bize “araplar pistir, ne arabın yüzü ne Şamın şekeri, onlar bizi arkadan vurmuştu” olarak empoze ediliyor. Araplara düşman oluyoruz, en azından sevmiyoruz uzak duruyoruz, bu yüzden yıllar sonra bize Marsiya&#8217;ya soykırım anıtı dikerek kazık atacak olan dostumuz ve müttefikimiz Fransa&#8217;yı gücendirmemek uğruna Cezayir’in bağımsızlığına karşı Birleşmiş Milletlerde oy veriyoruz.</strong><strong>Derken sadece yol açarak bu işin gitmeyeceğini anlayan ve ağır sanayi kurmak isteyen Menderes ABD’den para alamayınca, Ruslara göz kırpmaya falan niyetlenince iktidardan indiriliyor ve idam ediliyor. Hala küçüğüm 12 yaşındayım, ama büyük olsam da farketmez, bizlere ne öğretildiyse onu biliyorum, 27 Mayıstan sonra cuntanın ilk mesajının neden “<em>Amerika’ya ve NATO’ya bağlıyız</em>” olduğunu da yıllar sonra anlıyorum. Biraz daha büyüyünce Ankara Sakarya’da adı mecburen “<em>Amerikan salatalı</em>“  olarak lanse edilen Goralı sandviçinin herkes gibi ben de müptelası oluyorum. Aslında daha iyisini “Piknik” yaparken kıç kadar bir dükkanda Muammer Goralı kafasını çalıştırıp yeni bir şey yapıyor, king size kol büyüklüğünde sosislisiyle olay oluyor. Resim hocamız rahmetli Eşref Üren &#8220;merak etmeyin yakında o da küçülür&#8221; diyor. Bizim şerbetçiotumuz bize Coca Cola olarak geri dönüyor. Bu arada Yuri Gagarin uzaya gidiyor. Afallıyoruz. Zira bizim idolumuz Amerika yerine Ruslar uzayda. Nasıl olur? Hani Amerika en büyüktü? Amerika nerede, ne yapıyor?<br />
</strong></p>
<p><strong>Artık 15 yaşındayım. TED Ankara Koleji Orta 3 deyim. Sınıf arkadaşlarımızla başlıyoruz düşünmeye. Yahu diyoruz bu neyin nesidir? Niye biz Rus düşmanıyız, neden Amerika’ya bu kadar hayranız?  Neden Ruslar başka takımlarla maç yaparken biz hep karşı takımı tutmak zorunda kalıyoruz? Aramızdan cesaretli biri çıkıyor, teneffüste karatahtaya  CCCP yazıyor, açılımını bilmeden. O zaman TV yok, gazetelerde Rus futbol milli takımının formalarında CCCP yazılı olduğunu biliyoruz, ama neyin nesi olduğunu bilmiyoruz. Sadece Ruslarla ilgili birşey olduğunu tahmin ediyoruz. Güya İngilizce biliyoruz ama ne İngilizce ne de Türkçe de bu harflerin karşılığını göremiyoruz. Zira parayla okuduğumuz Ankara Kolejinde bize Kiril alfabesinin varlığı öğretilmemiş. Neyse dönelim karatahtaya. Teneffüs bitiyor. Türkçe hocamız bayan giriyor sınıfa. Girer girmez CCCP’yi görüyor. Dehşet içinde kalıyor, gece karanlıkta mezarlıktan geçerken hayalet gördüğünü zannediyor zahir.  “<em>Kim yazdı bunu</em>” diyor. Kimseden ses çıkmıyor, bilenler sır vermiyor, zaten CCCP’nin ne olduğunu bile bilmediğinden neler olduğunu da anlayamıyor. Neyse tehditleri takiben yazan arkadaşımız ortaya çıkıp “ben yazdım” diyor, sınıfı kurtarıyor. Hoca hemen çocuğu alıp kat muavinine götürüyor. Sonrasında Mac Carthy&#8217;cilik, günlerce süren çapraz sorgular, soruşturmalar, Milli Eğitimden müfettişler geliyor, bunun arkasında Moskoflar falan var mı araştırılıyor. Hepimiz sorguya çekiliyoruz. Çocuğun annesi okula çağrılıyor, uzun lafın kısası çocuk neredeyse idam edilecekken ben ve bir başka arkadaşın (Mehmet Cengiz, Silivri&#8217;de Doğu Perinçek’in avukatlığını yapan, Ulusal TV’de) “<em>bütün bunlar sadece sporla ilgiliydi</em>” demesiyle ve de bizlerin yeterince korkutulmuş olduğu da görülünce hocalar rahatlıyor olay kapatılıyor. Ancak bu arada Rusların düşmanımız olduğu böyle şeylerin şakasının bile yapılmayacağı konusunda uzun uzadıya sert azarlar işitiyoruz.</strong></p>
<p><strong>Bundan 4-5 yıl sonra özetle içeriğinde “<em>Sakın Kıbrıs’a müdahale etmeyi falan düşünmeyin yoksa fena olursunuz</em>” olan “<em>efendimiz</em>” Johnson’un mektubunu posta kutumuza atıveriyorlar. Buna “<em>yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de o dünyada yerini alır</em>” diye yanıt vermeye cesaret eden İnönü düşürülüp, yerine Celal Bayar&#8217;ın &#8220;<em>şu bizim su müdürü</em>&#8221; dediği Morrison firması temsilcisi  Demirel oturtuluyor. AP içerisinde Sadettin Bilgiç&#8217;in başını çektiği muhafazakar kanadın &#8220;Yahu etmeyin bu adam masondur, o sayede buraya gelmiştir&#8221; falan demesi hatta kayıt belgesinin ortaya çıkması üzerine Demirel hemen gidip Üstadı Azam-Büyük Üstad Necdet Egeran&#8217;dan  &#8220;üyemiz değildir&#8221; diye belge alıyor. Evet bu belge verildiğinde Demirel gerçekten üye değildir, zira Necdet Egeran onun kaydını yok etmiştir. Bu belge Türkiye masonlarını ikiye bölüyor, bir kısmı &#8220;<em>boşverin ne olacak bizden bir başbakan oldu</em>&#8221; derken diğer kısmı &#8220;n<em>e demek biz neden utanıyoruz, bir mason mason olduğunu gizleyebilir ama o hiçbir zaman  mason olmadı da denemez</em>&#8220;. Ama bu belge AP Genel Kurulunda delegelere dağıtılınca Demirel diğer adayı yani Sadettin Bilgiç&#8217;i ezip geçiyor. Demirel muhafazakar Bilgiç ve sonra ortaya çıkan dinci Erbakan tayfasının kendisini yıpratmasını önlemek için Nurcuları milletvekili yapıyor, imam hatip okullarını yaygınlaştırıyor, farkında olmadan bugünkü dinci iktidarının temellerini atıyor. Demirel’in sloganı “<em>Böyyük Türkiye</em>“. Ama o da bir süre sonra Coca Cola fabrikaları ile büyüyemeyeceğimizi anlayıp sanayiye yönelmeye niyetleniyor. Bunun için Moskova’ya gidiyor. Halbuki o zaman kadar  “<em>gomonistler Moskovaya</em>” denilirdi. Neyse o unutuluyor. Sovyet yardımıyla Seydişehir&#8217;de, Karadeniz&#8217;de, İskenderun&#8217;da, Aliağa&#8217;da aluminyum, demir çelik, rafineri, bakır kompleksi falan kurulmaya başlayınca bir de Kongre üyelerinin afyon tarlalarının bombalanması talebini kabul etmeyince Demirel 12  Martta muhtırayla yani yumuşak derbeyle düşürülüyor. Demirel’in o zamanki Dış İşleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil &#8220;<em>12 Martta Amerika vardır</em>&#8221; deyip her şeyi açıklıyor. 12 Mart döneminde AP ve Demirel büyük prestij kaybediyor, bu da Erbakan&#8217;a büyük fırsat sağlıyor, nakşibendi tarikatlarını siyasal örgütlenme içerisine alarak dinci bir parti kuruyor.<br />
</strong></p>
<p><strong>Demirel’in yerine gelen Erim’in ilk icraatı ABD nin isteğini yerine getirerek afyon ekimini yasaklamak oluyor. Ama 12 Mart döneminden sonra yapılan ilk seçimde iktidara gelen Ecevit yaz boz tahtasına dönen afyon ekimini serbest bırakıyor. Üstüne üstlük bundan hemen sonra kendinden gayet emin olarak yapamazsınız demeye gelen Cisco’yu yani ABD’yi dinlemeyip kimsenin cesaret edemediği Kıbrıs çıkarmasını yapınca  iktidarı kaybediyor. Çıkartma sırasında Yunanistan NATO’dan ayrılıyor. Ecevit’ten sonra gelen Demirel 1. ve 2. MC iktidarı boyunca ABD’nin “<em>Yunanistan’ın NATO’ya dönüşünü veto etme</em>” talimatını yerine getirmiyor. Elbette o da düşürülüyor. Sonra <em>Netekim&#8217;in </em>darbe haberini dünyaya Amerika bizden bile önce veriyor. “<em>Netekim</em>” Yunanistan hemen NATO’ya alınıyor. Askeri yönetim Anayasa oylaması geçsin diye tarikatlara dokunmuyor ve bu Demirel zamanında başlayan ve Ecevit koalisyonu vce MC dönemlerinde iktidar nimetlerinden faydalanan dinci siyasal örgütlendirmeyi iyice palazlandırıyor.<br />
</strong></p>
<p><strong>Gelelim yakın zamana. Dinci Başbakanı hazmedemeyen Ordunun Sincan&#8217;da tank gösterileri ve 28 Şubat</strong><strong><strong> müd</strong>ahaleleri ile merkez sağ koalisyon kurulması, içine kapanık garip bir Cumhurbaşkanı ile uyumsuzluk sonucu aniden patlayan büyük ekonomi kriz üzerine ABD’den Kemal Derviş ithal ediliyor. Tam ekonomi sıkı para politikasıyla tekrar doğrulmaya başlarken Devlet Bahçeli durup dururken erken seçim kararı aldırtıyor. Kemal Derviş provakatörlüğü ile merkez ve sağ dağıtılıyor, AKP bu seçimlere tek alternatif olarak giriyor. Böylece Neo Conların Kemal Derviş ile tetiklenen ve Türkiye ayağında Tayyip, ABD ayağında Hocaefendi Feto tarafından yonetilen ılımlı islam devrine geçiyoruz. Tayyip  hazıra konarak, Kemal Derviş’in ekonomik politikalarının kaymağını yiyerek iktidarını sağlamlaştırıyor. Uzun süre özelleştirmelerle, düşük kur-yüksek faiz sayesinde sıcak para gelmesiyle, herkese yeşil kart, sağlık muayene-tedavi kolaylıkları vererek idare ediyor hatta oy patlaması yapıyor.<br />
</strong></h3>
<h3><strong>Benim yaşıtlarımın yediği sadece Amerikan salatası ve içtiğimiz sadece meyankökü/şerbetçiotu değildi elbette. Bir zamanlar “<em>halk işçi gençlik devrim yapacak, bize Amerika selam duracak</em>” sloganı da vardi. Ben bu slogana gülüp geçiyordum. Zira biz Amerika’yı selama durduracak halden çok uzaktık ve zaten o hale getirilmezdik. Biliyordum ki bu sloganı attıran da Amerika idi. Johnson’un mektubundan sonra Türkiye’nin hızla Amerikan karşıtlığına gitmekte olduğunu gören ABD, yabancı ajan, yerli ajan ve provakatör ordusuyla bir devrimci kitle oluşmasına katkıda bulundu. Ama bu kontrol altındaydı. Dönemin İçişleri bakanı zehir hafiye Faruk Sükan boşuna demiyordu “<em>biz solcuların nefes alışını bile izliyoruz</em>” diye.  Devrimcilerin karşısına faşitler çıkarıldı. Özellikle provoke edilen kaos ortamı  darbeye firsat verdi</strong><strong><strong> “<em>netekim</em>”</strong> ve darbeyi meşru göstertti. Sonuçta devrimci falan kalmadı.  Askeri yönetim hepsini eliyle koymuş gibi buldu</strong><strong><strong> “netekim”</strong>. Kimi idam edildi, kimi faşit ve ajanlarca öldürüldü, kimi hapislerde çürüdü, kalanlar ise pasifize oldular. Peki ajan/provokatörler ne oldu? Mesela bilmem kaçyüzbin mermi ile taranan bir evden nasılsa burnu kanamadan çıkan gibi. Onlar bugün liberal, 2. cumhuriyetçi falan olarak anılıyorlar. Ben kısaca entel/dantel/liboş diyorum onlara. Kimi de eskiden Kürkçülük yaparken birden Kürtçü oldu. Artık Amerikan karşıtlığını sadece Ulusalcılar yapıyorken, onlar da Ergenekon uydurmasıyla susturuldular, olay tamamen bitti.</strong></h3>
<h3><strong>Bu süreç 1947 de başladı. O yılda Köy Enstitülerinin tasfiye kararı da alınmıştı. Tesadüf mü? Elbette değil. Tersi olsaydı, yani Köy Enstitüleri kapatılmasa, Amerikaya teslim olmasaydık bugün çok farklı bir konumda olurduk. Bütün bunları başımıza açan Stalin miydi? Bu hala tartışılıyor. Bizim nesil soğuk savaşı Amerikaya teslim olarak boşu boşuna yaşadı ve malesef ömrümüzün en verimli yıllarını Amerika’yı selam durdurmak şöyle dursun, Amerika’ya selam durarak geçirmek zorunda bırakıldık. Ama ABD’nin Büyük Orta Doğu planı &#8211; Ilımlı İslam çerçevesinde bizden sonraki nesli daha da kötü dönemler bekliyor.</strong></h3>
</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Haberal'ı cumhurbaşkanı yapmak istemişler]]></title>
<link>http://kritikderinlik.com/2009/06/15/haberali-cumhurbaskani-yapmak-istemisler/</link>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2009 02:56:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>tiefenmesser</dc:creator>
<guid>http://kritikderinlik.com/2009/06/15/haberali-cumhurbaskani-yapmak-istemisler/</guid>
<description><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Haberal&#8217;ın ismi 2. iddianamenin pek çok yerinde geçiyor. İddianameye yansıyan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Haberal&#8217;ın ismi 2. iddianamenin pek çok yerinde geçiyor. İddianameye yansıyan]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Darbecilikten, cuntacılıktan demokrasi kahramanlığına...]]></title>
<link>http://kritikderinlik.com/2009/06/08/darbecilikten-cuntaciliktan-demokrasi-kahramanligina/</link>
<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 22:34:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>tiefenmesser</dc:creator>
<guid>http://kritikderinlik.com/2009/06/08/darbecilikten-cuntaciliktan-demokrasi-kahramanligina/</guid>
<description><![CDATA[Hasan Cemal, Milliyet İlhan Selçuk gözaltına alınınca neredeyse kırk yıl öncesine gittim. 1969’u, 19]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hasan Cemal, Milliyet İlhan Selçuk gözaltına alınınca neredeyse kırk yıl öncesine gittim. 1969’u, 19]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ECEVİT, HASTANESİNE YATTI DURUMU DAHA KÖTÜLEŞTİ]]></title>
<link>http://ergenekoncetesi.wordpress.com/2009/04/17/ecevit-hastanesine-yatti-durumu-daha-kotulesti/</link>
<pubDate>Fri, 17 Apr 2009 16:32:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>oktay571</dc:creator>
<guid>http://ergenekoncetesi.wordpress.com/2009/04/17/ecevit-hastanesine-yatti-durumu-daha-kotulesti/</guid>
<description><![CDATA[ECEVİT, HASTANESİNE YATTI DURUMU DAHA KÖTÜLEŞTİ Haberal&#8217;ın yerinde ölüyordu Bülent Ecevit, dün]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="detay_manset" style="margin-top:0;margin-bottom:0;" align="center">ECEVİT, HASTANESİNE YATTI DURUMU DAHA KÖTÜLEŞTİ</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://resim.samanyoluhaber.com//haber/1/4/5/8/9/145898.jpg" alt="Haberal'ın yerinde ölüyordu" hspace="2" vspace="2" width="270" height="200" align="left" /></td>
</tr>
<tr>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span class="habermetin"><span class="manset2">Haberal&#8217;ın yerinde ölüyordu</span><br />
<span class="manset_ozet"><strong>Bülent Ecevit, dün Ergenekon&#8217;dan gözaltına alınan Mehmet Haberal&#8217;ın hastanesine yatar yatmaz durumu ağırlaştı. Ecevit ölüme giderken&#8230;</strong></span></span></p>
<p><span class="manset_detay">Bülent Ecevit, Mehmet Haberal’a ait Başkent Hastanesi’nde 2002’de ölümden döndü. Durumu her geçen gün kötüye giden Ecevit, hastaneden çıkınca iyileşti&#8230;<!--more--></span></p>
<p>Mehmet Haberal&#8217;ın rektörlüğünü yaptığı hastane, 57. Hükümet&#8217;in Başbakanı Bülent Ecevit&#8217;in rahatsızlanması ile gündeme gelmişti. Ecevit, tedavi görmek için gittiği hastanede her geçen gün ağırlaşmıştı. Rahşan Ecevit&#8217;in isteği ile apar topar hastaneden çıkarılıp, eve götürülen Ecevit daha sonra iyileşerek görevine devam etmişti. Ecevit&#8217;in rahatsızlanması ile başlayan süreç DSP&#8217;nin bölünmesi ile devam etmişti.<!--more--></p>
<p><strong>11 günde daha da kötüleşti</strong></p>
<p>57. Hükümet&#8217;in Başbakanı Bülent Ecevit, 4 Mayıs 2002&#8242;de rahatsızlanarak, Prof. Dr. Mehmet Haberal&#8217;ın rektörü olduğu üniversitenin Başkent Üniversitesi Hastanesi&#8217;ne kaldırılmıştı. Ecevit&#8217;e bağırsak iltihabı teşhisi konuldu. Bir gün sonra hastaneden çıkan Ecevit, Oran&#8217;daki konutunda dinlenmeye çekildi. Ancak, iki gün sonra evde kaburgasının kırıldığı açıklandı. 17 Mayıs 2002&#8242;de yeniden aynı hastaneye giden Ecevit, hastanede kaldığı 11 günde daha da kötüleşti. Medyada Ecevit’in kemik erimesi olduğu yazıldı. Ecevit hastaneden ayrılarak evine gitti.</p>
<p><strong>Haberal ile randevusuna gitmedi</strong></p>
<p>Başkent Hastanesi&#8217;nden evine gelen doktorları kabul etmeyen Ecevit&#8217;in durumu düzelmeye başladı. Ecevit&#8217;in tedavisini, Demiryolları Hastanesi&#8217;nden Ortopedist Dr. Mücahit Pehlivan yürüttü. Ecevit, 11 Temmuz 2002&#8242;deki randevuya gitmeyerek Başkent Hastanesi ve Prof. Mehmet Haberal ile bağlarını tamamen kopardı. Ecevit&#8217;in Başkent Hastanesi&#8217;nden adeta kaçmasının sırrı dönemin DSP Grup Başkanvekili Emrehan Halıcı&#8217;nın açıklamalarıyla ortaya çıktı.</p>
<p>Hüsamettin Özkan ve Başkent Hastanesi&#8217;ni suçlayan Halıcı, &#8220;O randevuya gitseydi, kendisine &#8216;çürük&#8217; veya &#8216;iş göremez&#8217; raporu verilecek ve Başbakanlıktan düşürülecekti&#8221; demişti. O dönemde Ecevit&#8217;in çok itimat ettiği Halıcı&#8217;nın bu sözleri, bir Başbakan&#8217;ın iktidardan nasıl uzaklaştırılmak istendiğini gözler önüne serdi.</p>
<p><strong>Birgün: Ecevit’i devre dışı bırakmak istediler</strong></p>
<p>Odönemde Ecevit&#8217;in koruma amirliğini yapan DSP İzmir Milletvekili Recai Birgün, o gün yaşananları, şu sözlerle açıklamıştı: &#8220;Dünyada tedaviyi kesip de ayağa kalkan tek insan Sayın Bülent Ecevit&#8217;ti. Ne zaman tedavi kesildi, ayağa kalktı. O gün yaşananlara da 57. Hükümet&#8217;e yapılan operasyonun bir parçası olarak baktık. 57. Hükümet&#8217;in iktidardan düşürülmesi için yapılan bir operasyondu.</p>
<p>Bu operasyonun ayaklarından birisi de Sayın Ecevit&#8217;in devre dışı bırakılmasıydı. Bunun için ilk fırsat Sayın Ecevit&#8217;in rahatsızlanmasıydı. Bu da iyi kullanıldı ve değerlendirildi bu güçler tarafından.&#8221; Gözaltına alınan Haberal&#8217;ın daha önce iddialarından ötürü DSP&#8217;li Birgün&#8217;e yönelik dava açtığı ve davayı kaybettiği de ortaya çıktı. BUGÜN</p>
<p><a href="http://fotogaleri.samanyoluhaber.com/galeri/3232" target="_blank"><img src="http://resim.samanyoluhaber.com/resim/ergenekon_son2.gif" border="1" alt="" width="650" height="200" /></a></p>
<p><a href="http://www.samanyoluhaber.com/arar.php?arama=ergenekon&#38;sayfa=0" target="_blank"><img src="http://resim.samanyoluhaber.com/resim/ergenekonlink.jpg" border="1" alt="" width="650" height="128" /></a><br />
<span class="manset_detay"><strong>14.Nisan.2009 09:37:17</strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkische Wahlen]]></title>
<link>http://verlorenegeneration.de/2009/03/30/turkische-wahlen/</link>
<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 07:37:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>ketzerisch</dc:creator>
<guid>http://verlorenegeneration.de/2009/03/30/turkische-wahlen/</guid>
<description><![CDATA[Heute waren die Kommunalwahlen in der Türkei. Das offizielle Ergebnis steht noch aus. Aber schon jet]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Heute waren die Kommunalwahlen in der Türkei. Das offizielle Ergebnis steht noch aus. Aber schon jetzt zeichnet sich ab, dass die AKP zwar klar als stärkste Kraft bestätigt wird, aber nicht so klar <a href="http://verlorenegeneration.wordpress.com/2009/03/22/gute-nacht-morgenland-zur-lage-der-turkei/" target="_blank">wie befürchtet</a>.<br />
<!--more--><br />
Nach aktuellem (22:00h Ortszeit) <a href="http://www.hurriyet.com.tr/yerelsecim2009/" target="_blank">Stand der Auszählung</a>:<br />
Partei   Provinzen    Bezirke<br />
AKP   	46 		445<br />
CHP  	14 		172<br />
MHP  	8 		126<br />
DTP   	8 		48<br />
DSP  	2 		10<br />
DP    	1 		37<br />
BĞSZ	1 		24<br />
BBP   	1 		3<br />
SP     	0 		22<br />
ANAP	0 		3<br />
EMEP	0 		1<br />
ÖDP  	0 		1</p>
<p>Auch nach Stimmen konnten die Laizisten der CHP zweitstärkste Kraft im Land werden &#8211; mit 22% deutlich vor den Nationalisten der MHP, welche 16% erhielten. Deutlichen Abstand hält die AKP von Tayyip Erdogan mit 39%.</p>
<p>Im türkischen Medien wird aber gerade kolportiert, dass sich das Ergebnis noch <em>etwas</em> zugunsten der CHP verschieben könnte. In traditionellen CHP-Hochburgen in Ankara und Istanbul sei der Strom und das Internet ausgefallen. Dadurch sei bislang eine Übermittlung der Stimmen gescheitert. Mal sehen ob ich diesen Post online bekomme&#8230;</p>
<p>Da hier gerade auch nichts geht, schreibe ich einfach mal weiter: Derzeit befinde ich mich in <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Eski%C5%9Fehir" target="_blank">Eskişehir</a>. Für jeden, der mal seine Vorurteile gegenüber der Türkei abbauen will, eine echte Reiseempfehlung. Es ist eine ganze normale Großstadt. Hier gibt es keine Sehenswürdigkeiten, auch wenn der Name (&#8220;Alte Stadt&#8221;) und Wikipedia solche versprichen. Die Stadt liegt in der Nähe von Ankara mitten im anatolischen Festland und doch ist die Stadt besonders aus zweierlei Gründen:</p>
<p>Erstens ist diese Stadt überaus westlich; obwohl sie abseits des Tourismus, jenseits der Küsten oder altem griechischen Siedlungsgebiet liegt. Die Stadt könnte ebenso irgendwo in Hinterspanien liegen, wenn an sich die Minarette weg und ein paar Kirchen hindenkt. Die jungen Frauen hier tragen kaum Kopftuch und bei den Älteren hat man den Eindruck, dass es eher Ausdruck der Gewohnheit, denn einer religiösen Überzeugung ist. Strenge Kopftuchbindungen oder gar Burkas und dergleichen habe ich hier noch überhaupt nicht gesehen; es sind definitiv weniger als in Hamburg.</p>
<p>Zweitens zeigt diese Stadt, dass einzelne Personen einen Unterschied machen können. Eskişehir ist eine von zwei Provinzen, die von der Demokratischen Linkspartei (DSP) regiert wird, eine Partei wie die SPD, die von ehemaligen Ministerpräsidenten Ecevit ein paar Jahre vor seinem Tod gegründet wurde. Der Bürgermeister ist Architekt und hat die Stadt binnen einiger weniger Jahre in einen lebenswerten Ort verwandelt. Es gibt nun eine ausgedehnte Fußgängerzone im Stadtzentrum, eine moderne Straßenbahn und Spielplätze, die auch zu spielen einladen. Gerade letzteres ist ein mittlere Revolution in einem Land, in dem die Stadtkinder in erster Linien in der elterlichen Wohnung aufgezogen werden. Da ist es kein Wunder, dass der Bürgermeister auch in dieser Wahl wieder mit über 50% wiedergewählt wurde.</p>
<p>(Der Artikel wurde bereits am Abend des 29.03. verfasst, konnte aber nicht gesendet werden.)</p>
<p>Update:<br />
AKP und CHP haben je noch einen Sitz an die MHP abgegeben. (Stand Montagmorgen)</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye' de Ekonomik Krizler - 1969-1974-1978 ve 1980 Krizleri]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/02/20/turkiye-de-ekonomik-krizler-1969-1974-1978-ve-1980-krizleri/</link>
<pubDate>Fri, 20 Feb 2009 11:52:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>editor</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/02/20/turkiye-de-ekonomik-krizler-1969-1974-1978-ve-1980-krizleri/</guid>
<description><![CDATA[Bu makalede anlatılan ekonomik krizlerin sebep ve sonuçlarını okudukça, günü kurtarmaya yönelik önle]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bu makalede anlatılan ekonomik krizlerin sebep ve sonuçlarını okudukça, günü kurtarmaya yönelik önle]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İsrail'in Türkiye korkusu]]></title>
<link>http://yavuzsc.wordpress.com/2009/01/31/israilin-turkiye-korkusu/</link>
<pubDate>Sat, 31 Jan 2009 20:20:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>Yavuz Selim ÇATALBAŞ</dc:creator>
<guid>http://yavuzsc.wordpress.com/2009/01/31/israilin-turkiye-korkusu/</guid>
<description><![CDATA[Krizleri önceden çok iyi bir şekilde tespit edebilen, çözüm önerileri ve bilgisi ile kendini okunur ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Krizleri önceden çok iyi bir şekilde tespit edebilen, çözüm önerileri ve bilgisi ile kendini okunur ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bülent Ecevit'in Hayatı,Bülent Ecevit Kimdir?,Bülent Ecevit Biyografisi Otobiyografisi]]></title>
<link>http://manowark.wordpress.com/2009/01/26/bulent-ecevitin-hayatibulent-ecevit-kimdirbulent-ecevit-biyografisi-otobiyografisi/</link>
<pubDate>Mon, 26 Jan 2009 22:06:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>manowark</dc:creator>
<guid>http://manowark.wordpress.com/2009/01/26/bulent-ecevitin-hayatibulent-ecevit-kimdirbulent-ecevit-biyografisi-otobiyografisi/</guid>
<description><![CDATA[1925&#8242;te İstanbul&#8217;da doğdu. 1944 yılında İstanbul Amerikan Koleji&#8217;ni bitirdi. 1944]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>1925&#8242;te İstanbul&#8217;da doğdu. 1944 yılında İstanbul Amerikan Koleji&#8217;ni bitirdi. 1944&#8242;te çalışma yaş girdikten sonra, işten ayırabildiği zamanlarda Ankara Üniversitesi&#8217;nde İngiliz dil ve edebiyatı, Londra Üniversitesi&#8217;nde Sanskrit, Bengalce, sanat tarihi bölümlerine devam etti.<!--more--> 1957&#8242;de de ABD&#8217; de Harvard Üniversitesi&#8217;nde sekiz ay incelemelerde bulundu. 1944&#8242;te Ankara&#8217;da Basın-Yayın Genel Müdürlüğü&#8217;ne İngilizce çevirmeni olarak girdi. 1946-50 arasında Londra&#8217;da Türk Basın Ateşeliği&#8217;nde çalıştı. 1950-60 arasında &#8220;Ulus&#8221; gazetesinde, ve &#8220;Ulus&#8221;un kapatıldığı yıllarda &#8220;Yeni Ulus&#8221; ve &#8220;Halkçı&#8221; gazetelerinde, yazar ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 1954 sonu ile 1955 başlarında ABD&#8221;de, Kuzey Carolina&#8217;da yayınlanan &#8220;Winston-Salem&#8221; gazetesinde konuk gazeteci olarak görev yaptı. 1965&#8242;de &#8220;Milliyet&#8221; gazetesinde günlük yazılar yazdı. 1950&#8242;lerde &#8220;Forum&#8221; dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı. 1972&#8242;de aylık &#8220;Özgür İnsan&#8221;, 1981&#8242;de haftalık &#8220;Arayış&#8221;, 1988&#8242;de aylık &#8220;Güvercin&#8221; dergilerini çıkarttı. 1957-1980 arasında, önce Ankara, sonra Zonguldak&#8217;tan Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin Milletvekili oldu. 1960-61&#8242;de Kurucu Meclis üyeliği yaptı. 1961-65 yılları arasında Çalışma Bakanlığı yaptı. 1966&#8242;da, CHP Genel Sekreterliğine getirildi. 1971&#8242;de Partisinin askeri yönetimce oluşturulan hükümete katkıda bulunmasına karşı çıkarak bu görevinden ayrıldı. 1972 Mayısında CHP Genel Başkanlığına seçildi. 1974 yılında kurulan CHP-MSP koalisyonunun başbakanı oldu. Bu dönemde Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleşti. 1977&#8242;de bir azınlık hükümeti kurdu fakat güvenoyu alamadı. 1978&#8242;de, Partisinin TBMM&#8217;de çoğunluğu bulunmamakla beraber, bazı bağımsız üyelerin ve küçük partilerin katkısıyla bir hükümet kurdu. Bu Başbakanlık dönemi 21 ay sürdü. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra, askeri yönetime karşı çıkışları nedeniyle üç kez hapse mahkum oldu.</p>
<p>Bülent Ecevit, yasaklı döneminde, eşi Rahşan Ecevit başkanlığında kurulan Demokratik Sol Partinin kuruluşuna katkıda bulundu. 1987&#8242;deki halkoylamasıyla, siyasal haklarına yeniden kavuşunca, DSP Genel Başkanlığına Bülent Ecevit seçildi. Kısa bir süre sonra yapılan genel seçimlerde Partisi iyi sonuç alamayınca bu görevden ayrıldı. Fakat 1989 başlarında, yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığı bir sırada Genel Başkanlık boşalınca toplanan Olağanüstü Kurultay&#8217;da yeniden Genel Başkan seçildi. 1991 seçimlerinde de Zonguldak&#8217;tan milletvekili seçildi. 28 Şubat sürecinden sonra oluşan siyasal kaosta azınlık hükümeti kurma görevi verildi ve 70 milletvekili ile başbakan oldu. 18 Nisan 1999 yılında yapılan genel seçimlerde partisini birinci parti yaparken, MHP ve ANAP ile ortak hükümet kurdu ve bu hükümetin başbakanı oldu.<br />
VEFATI<br />
GATA da 18 Mayıs 2006 dan bu yana tedavi gören eski Başbakan Bülent Ecevit, 05 Kasım 2006 günü saat 22.40 da hayata veda etti. 28 Mayıs 1925 te İstanbul da doğan Bülent Ecevit 81 yaşındaydı. Ecevit in solunum yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiği açıklandı. Ecevit in vefatı ilk kez özel Doktoru Mücahit Pehlivan tarafından kamuoyuna duyurulurken, GATA dan yapılan açıklamada eski başbakanın solunum yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiği bildirildi.<br />
-alıntı-</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ecevit Ve Dil Üzerine]]></title>
<link>http://reyhannfk.wordpress.com/2008/12/11/ecevit-ve-dil-uzerine/</link>
<pubDate>Thu, 11 Dec 2008 15:54:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>reyhan nfk</dc:creator>
<guid>http://reyhannfk.wordpress.com/2008/12/11/ecevit-ve-dil-uzerine/</guid>
<description><![CDATA[-Şu sıralarda solda da bazı imzalar Dil Kurumu’nun çalışmalarına tenkitler yöneltiyor.. -Ecevit’i bi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>-Şu sıralarda solda da bazı imzalar Dil Kurumu’nun çalışmalarına tenkitler yöneltiyor..</strong></p>
<p>-Ecevit’i biliyorsunuz.. Robert Kolej’deyken benim talebemdi. Kitabı var kendisinin, evvela Necip Fazıl’ın tesiri altında kaldım, diyor.<br />
Ben kendisini sınıftan hatırlamıyorum. Demek ki pek parlak bir talebe değildi. Ama talih ona bir imkân verdi. O bunu dili tahrip istikametinde kullandı. Bualo’nun bir sözü var: Bir milletin diliyle oynamak, ona en büyük suikastı yapmaktır, diyor. Bunların hepsini yazdım. İnandıkları garbın fikirlerini. Bakıyorum Allah dememek için özel gayret sarfediyorlar. Tanrı kelimesini bir iman tavrı olarak kullanıyorlar. Tanrı ilah demek. Allah ise, ismi has (özel isim). Bir tek köylü gösterin ki Allah yerine tanrı desin.. Benim, alış veriş edilen bakkalın, aşçının, esnafın bilmediği, kullanmadığı Türkçe, Türkçe olamaz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir hadise yok. Ruslar mesela.. Bütün eskiye düşmanlar. Çünkü eskinin çok bayatlamış tarafları vardır, bunu görmek bir hünerdir. Cemiyetin eski enkazı üzerine kurmaya kalktıkları bina bâtıldır. Yoksa bir çok tenkitlerinde haklı olabilirler.. Kapitalizm tenkitlerinde, şunda bunda haklı olabilirler. Ama çarede sıfırdırlar. Onlar bile, dile bunu reva görmedi. Benim şimdi bu lafımın bir tarafını kapatıp bir tarafını açarsanız beni komünist diye takdim edebilirsiniz&#8230;</p>
<p>(&#8216;Konuşmalar&#8217; kitabından)</p>
<p><a href="http://www.n-f-k.com">www.n-f-k.com</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YEREL SEÇİMLERE DOĞRU ÖCALAN OYUNLARI]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2008/11/04/yerel-secimlere-dogru-ocalan-oyunlari/</link>
<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 22:11:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2008/11/04/yerel-secimlere-dogru-ocalan-oyunlari/</guid>
<description><![CDATA[İmralı Sırlar Odası’nı bir kez daha anlatalım diyen Şamil Tayyar Öcalan nasıl bir yerde kaldığını aç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><b><img style="max-width:800px;float:left;margin-top:10px;margin-bottom:10px;margin-right:10px;" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2008/11/abdullah-ocalan.jpg" />İmralı Sırlar Odası’nı bir kez daha anlatalım diyen Şamil Tayyar Öcalan nasıl bir yerde kaldığını açıkladı.</b></p>
<p><span class="manset_detay"><b>İmralı sırlar odası</b></p>
<p>Yerel seçimlere doğru vizyona yeni giren ‘Abdullah Öcalan’ filmi, 2006 yılındaki ‘APO hücresinde öldürüldü’, 2007 yılındaki ‘APO’yu zehirlediler’ konulu filmlerle karşılaştırıldığında tema, oyuncu ve yönetmen kadrosu bakımından birbirine çok benziyor.</p>
<p>DTP ve PKK’nın birlikte hazırladığı İmralı senaryolarının, seçimler öncesi veya devlet ile bölge arasındaki aidiyetin koparılması maksadıyla mevcut siyasi iktidara yönelik baskı projeleri arifesinde realize edilmek istendiğini biliyoruz.<!--more--></p>
<p>Onlar da çok iyi biliyorlar ki, İmralı’da Öcalan’ın zehirlenmesi, kötü muameleye maruz kalması mümkün olmadığı gibi, ölmek istese bile buna fırsat bulamayacağı çok özel şartlarda mahkum hayatı yaşıyor.</p>
<p>Yanlış bulun veya hak verin, şu bir gerçek; Devlet, istismara yol açmamak için ‘politika’ olarak Öcalan’ı özenle koruyor.</p>
<p><b> Nasıl mı? İmralı Sırlar Odası’nı bir kez daha anlatalım&#8230;</b></p>
<p>İmralı adası, jandarma ve emniyet tarafından birlikte korunuyor. Askeri birliğin başında bir albay, emniyetin başında bir şube müdürü bulunuyor. İki kademeli koruma altındaki adayı çevreleyen sensörlü tel örgüler, cezaevinin etrafında da var.</p>
<p>Silahlı nöbetçilerin yanı sıra köpekli yaya devriyelerin sürekli görev yaptığı adanın etrafında bir savaş gemisi ile Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı 2 feribot tetiktedir. Cezaevinde ise özel eğitimli 500-550 civarında asker ve polis görevlidir.</p>
<p>Öcalan’a yönelik muhtemel bir kötü muamele ve suikast tehlikesine karşı tüm görevli asker ve polis, psikolojik testten geçiriliyor. Ayrıca ‘intikam’ duygusunu ateşleyeceği kaygısıyla şehit yakını bulunanlar tercih edilmiyor.</p>
<p>Hatırlatalım. Periyodik olarak tutulan İmralı nöbetlerinin zamanla görevlileri olumsuz etkileyeceği varsayımından hareketle görevliler 3 ayda bir değiştiriliyor. Yani İmralı’da nöbetçiler için en uzun görev süresi 3 ayla sınırlıdır.</p>
<p>Cep telefonunun kesinlikle yasaklandığı İmralı’da sadece ada komutanının odasında sabit telefon var. Bu telefon da bir nevi dahili hat gibi Bursa Jandarma Alay Komutanlığı’na bağlı. Görevliler, yakınlarıyla ankesörlü telefonlarla görüşebiliyor.</p>
<p>Sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde 2 saat havalandırmaya çıkarılan Öcalan’ın odasında TRT FM’ye ayarlı bir radyo ve tercih ettiği kitaplardan oluşan mini bir kütüphanesi var.</p>
<p>Özel yemek hazırlanmıyor, komanda bölüğünün tabldotundan yararlanıyor. İçtiği su, bölük mutfağındaki pet şişeler arasından rastgele seçiliyor. Zehirleme ihtimaline karşılık bir görevli, Çeşnicibaşı gibi yemek ve sudan tattıktan sonra Öcalan’a servis yapıyor.</p>
<p>Avukatlarıyla görüştüğü odadan açılan bir havalandırma bahçesi bulunan Öcalan, orada saksıda çiçek yetiştirebiliyor. Her gün rutin sağlık kontrolünden geçiriliyor. Ayrıca 21 günde bir, ada dışından farklı 3 doktor ceheck-up için kontrole geliyor. Her kontrolde doktorlar değiştiriliyor.</p>
<p>Öcalan’ın intihar edebileceği ihtimali düşünülerek sürekli gözetim altında tutulduğu odaya çarşaf dahil ipe dönüştürebileceği hiçbir özel eşyaya izin verilmiyor.</p>
<p>Ecevit’in başbakan, Bahçeli ve Yılmaz’ın başbakan yardımcısı olduğu hükümet döneminde olgunlaştırılan sözünü ettiğim İmralı güvenlik sistemi, bazı küçük eklemelerle kökten bir değişikliğe uğratılmadan kesintisiz olarak uygulanıyor.</p>
<p>Tahmin edebiliyorum; Bu satırları okuyan birçok okuyucumuz hop oturup hop kalkıyordur. ‘Bu haini neden besliyoruz’ diyerek öfkesini yüksek sesle haykırıyordur.</p>
<p>Ama buna rağmen DTP ve PKK, periyodik olarak gündeme getirdikleri İmralı mahreçli ‘kötü muamele’, ‘zehirleme’ ve ‘öldürme’ senaryolarıyla sokakları kan gölüne çevirebilmektedirler.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın Van ziyaretini İsrail eski Başbakanı Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa ziyaretine benzetebilmektedirler.</p>
<p>Düşünün ki, bir ülkenin başbakanı açılışlara katılmak üzere yurdun bir köşesine gitmek isteyecek, o yörenin milletvekili sanki başka bir ülkede yaşıyormuş gibi ‘Gelme, yoksa olaylar çıkar’ küstahlığında bulunabilecek.</p>
<p>Hakkari Belediyesi sözüm ona protesto için sokaklarda çöpleri toplamayacak, 6-7 yaşında kimi özürlü çocukların ellerine taş verilecek, güvenlik görevlileri taş yağmuruna tutulacak, AK Partili adaylar ölümle tehdit edilecek, gözdağı amaçlı bombalar patlatılacak, sonra kalkıp ‘özgürlük’ ve ‘demokrasi’ nutukları atılacak.</p>
<p>Bir başbakana konuşma özgürlüğü tanımak istemeyen zihniyetin, özgürlük kaygısı olabilir mi? ‘Özgürlük’ şarkısı söylediği zaman inandırıcılığı kalır mı?</p>
<p>Ne yapmış başbakan?</p>
<p>Artık bir yüzbaşı vatandaşına dışkı yediremiyor. Herkes düşüncesini özgürce ifade edebiliyor. Kürtçe şarkı söyleyebiliyor. Ana dilini öğrenebiliyor. Kürtçe yayın yapılabiliyor. Hastalar büyük ölçüde kızakla değil paletli ambülansla taşınıyor. Mutfaktan musluklar akıyor. Dağın tepesindeki mezraya kadar asfalt döşeniyor. Okullar öğretmensiz bırakılmıyor.</p>
<p><b> Ne demiş başbakan?</b></p>
<p>Hakkari Üniversitesi’nin rektörlük binasını yapacağız. Van-Hakkari yolu, iki yıl içinde duble olacak. Yüksekova Havalimanı’nın temeli 2009’da atılacak. Özürlü çocuklarına bakan anne ve ablalara ödenen ücretler kesilmeyecek. Diğer hizmetler kesintisiz sürdürülecek.</p>
<p><b> O halde derdiniz ne?</b></p>
<p>Efendim Apo’ya kötü muamele yapıldı!</p>
<p>Onu da yukarıda anlattım. Geçin bunları&#8230;</p>
<p>Eksikliklerimiz yok mu? Elbette var. Onlarca yılın ihmalini, birkaç yıl içinde gidermek mümkün değildir.</p>
<p>Önemli olan niyettir. Şu anda devlet adına iyi niyetin izleri görüyorum. Birlikte ve hesapsız yaşamaktan gayri derdiniz yoksa, buyurun&#8230;</p>
<p>Aksi halde kirli oyunun parçası olmaya devam edersiniz. Başbakan, Hakkari’de barış, huzur ve kalkınma için uğrunda her türlü bedeli ödemeye hazır olduğunu açıkladı.</p>
<p>Ya siz? </p>
<p>Şamil TAYYAR &#8211; STAR</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[PKK-MİT ilişkisi]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2008/11/03/pkk-mit-iliskisi/</link>
<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 08:17:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2008/11/03/pkk-mit-iliskisi/</guid>
<description><![CDATA[“Uğur Mumcu&#8217;nun öldürülme nedeni de buna bağlanıyor. Çünkü Uğur Mumcu, ciddi bir biçimde iz üz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><b><img style="max-width:800px;float:left;margin-top:10px;margin-bottom:10px;margin-right:10px;" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2008/11/serafettin-elci.jpg" />“Uğur Mumcu&#8217;nun öldürülme nedeni de buna bağlanıyor. Çünkü Uğur Mumcu, ciddi bir biçimde iz üzerindeydi.” Uğur Mumcu&#8217;nun öldürülme nedeni ile ilgili en çarpıcı değerlendirmeler. Öncesi ve sonrasıyla bölücü faaliyetler ve PKK-MİT ilişkisi.</b></p>
<p><span class="mnb">Türkiye&#8217;nin en tanınan Kürt siyasetçilerinden biri olan Şerafettin Elçi ile Gaziosman Paşa&#8217;daki bürosunda Türkiye&#8217;nin en önemli meselelerini masaya yatırdık. 1977 Milletvekili Genel Seçimleri&#8217;nde Mardin Milletvekili olarak, Parlamentoya giren ve Ecevit Hükümeti&#8217;nde 1978–1979 yılları arasında, Bayındırlık Bakanı olarak görev yapan KADEP (Katılımcı Demokrasi Partisi) Genel Başkanı Şerafettin Elçi, Türkiye&#8217;nin bu en önemli meseleleri ile ilgili çok konuşulacak değerlendirmelerde bulundu.&#160;<!--more--></p>
<p>İşte Elçi ile yaptığımız röportajın ilk bölümü:&#160;</p>
<p><strong><br />PKK HANGİ ŞARTLARDA KURULDU?&#160;</p>
<p>PKK&#8217;yı istihbarat örgütleri mi kurdu?&#160;</strong><br />Tabi bu mesele dünyanın her yerinde böyle. İstihbarat örgütleri her türlü yapılanmanın içine sızmaya çalışırlar bu doğaldır. Bunun Ergenekon iddianamesinde de ifadesine rastlıyoruz. Ergenekon&#8217;un sol örgütlerden sağ örgütlere kadar sızabildiklerini görüyoruz ama doğal olarak etkilenmeleri normal ama her örgütün esas oluşmasına neden olan iç dinamikler var. PKK&#8217;yı etkileyen bazı gizli servisler olsa bile onu besleyen başka özlem ve talepler de göz ardı edilmemeli. Devletin kuruluştan itibaren esirgediği hakların elde edilmesi ile ilgili özlemlerdir PKK&#8217;yı güçlendiren. Çünkü PKK olmadan önce de Kürt hareketleri vardı. Devlet, Osmanlı&#8217;nın çoğulcu yapısı üzerinde kuruldu. Osmanlının farklı yapısını etnik farklılığında olan bir sürü milletler vardı. Cumhuriyet o miras üzerine kurulunca çoğulcu yapıyı devraldı. Homojen bir yapı yok. Şimdi devleti kuranlar, bu çoğulcu yapıdan tek bir millet yapma hedefini güttüler.&#160;</p>
<p><strong>DEVLET ASİLİMASYON POLİTİKASI MI UYGULADI?</p>
<p>Bu hedef kimler tarafından belirlendi?&#160;</strong><br />Bunu Mustafa Kemal çok açık ve belirgin bir şekilde ifade etti. Diyor ki, &#8216;devletin amacı, ırk ve kültür birliği olan Türk milleti yaratmak&#8217;. Yani var olan üzerine bir devlet kurmak değil, devlet kuruluyor. Bu gelişme dünyadaki bütün devletleşmenin tersi olan bir yapı. Başka devletlerde milletler kendi devletlerini kurmuşlar. Ama Türkiye&#8217;de önce devlet kurulmuş. Kendi sınırları içerisinde bir Türk milleti yaratmayı hedefliyor. Bu hedefe varmak için Türk olmayan bütün unsurların asimile edilmesi, Türklük potasında eritilmesi ve Türkleştirilmesi lazımdı. Türklerin dışındaki diğer kavimler için bu zor olmadı. Çünkü onlar zaten ana yurtlarından kopup bu coğrafyaya gelmiş ve bu devletin statüsünü benimseyerek ve devlete sığınarak gelmişlerdi. Devletin onlara uygun gördüğü statüyü beğenmişlerdi. Hiç bir sıkıntı çekmediler. Burada sıkıntı Kürtlerde oluştu. Kürtler tarihin bilinen döneminden beri üzerinde yerleşik olduğu anayurtlarında yaşıyorlardı ve devlet kurulurken onlara verilen sözler, vaatler vardı. İşte kurulurken onların da devleti olacak. Amasya protokolünde 20 Ekim 1919&#8242;da açık ve net bir şekilde Kürtlerin her türlü ırki ve içtimai ve sosyal hakları korunacaktır diye açıkça vaat ediliyor. Meclisteki konuşmalarda, bu meclisin Türklerin ve Kürtlerin Meclisi olduğu, 2 Aralık 1922 de başbakan Fethi Bey, kalkıp açıkça iki necip milletten bahsediyor. Kürt ve Türkler diye. Var olan bir milletin birden bire yok edilmesi fiziki anlamda değil asimile edilerek, koparılarak kendisinin manevi varlığına son verilmesi Kürtler razı olmadı. Tarihin hiç bir döneminde kendini Türk kabul etmedi. Her zaman Türk ayrı Kürt ayrı bir millet. Kendini onun bir parçası olarak görmedi. Ama yıllardan beri beraber yaşaya gelmişlerdi. Herkes kendi benliğini koruyarak beraber yaşama umudu ve inancıyla devletin kuruluşunda destek oldular.&#160;</p>
<p><strong>VAATLER UNUTULDU MU?</p>
<p>Ne değişti peki?</strong>&#160;<br />Ama özellikle Lozan&#8217;dan sonra bu vaatler bir kenara itilince Kürtler de tamamen bir asimilasyon programına içine sokulunca Kürtler isyan ettiler. Direndiler kendi varlıklarını korumak için. Devlet, onları Kürtleştirmek için Kürtler de karşı bir direnç gösterdi.</p>
<p><strong>PKK KİME KARŞI SAVAŞTI?</p>
<p>PKK&#8217;nın kuruluşu ve silahlı mücadelesi kime karşıydı?</strong><br />Bilindiği gibi 1978&#8242;de PKK kuruldu. Bununla birlikte PKK kendi mücadelesini silahlı mücadele temeline oturttu. Çıkışında da öyleydi tamamen silahlı mücadele ile bu ulusan mücadeleyi verebileceğini ön görmüştü ve ilk başta devletten ziyade Kürtlere karşı mücadele verdi. Belli alanlarda KOK denen bir grupla belli alanlarda KAVA ile mücadele etti. Siverek tarafında Bucak aşiretine karşı çok kanlı bir mücadele verdi. 12 Eylül darbesinden sonra, bunlar Suriye&#8217;ye çekildiler. Orada daha fazla örgütlenme ve güç alma imkanına kavuştular. 1984&#8242;ün 15 Ağustos&#8217;unda Şemdinli ve Eruh&#8217;ta karakol baskınları ile silahlı mücadeleyi yürüttüler. Bu mücadele bugüne kadar sürdü.</p>
<p><strong>SİLAHLI MÜCADELE ASLA TASVİP EDİLEMEZ</p>
<p>Siz bu yolu nasıl buluyorsunuz?</strong>&#160;<br />Bizim mücadelemiz, bir şiddetin, silahlı mücadelenin siyasi sorunların çözümünde araç olamayacağı üzerinde duruyoruz. Bize göre bu tamamen siyasi bir sorundu. Barışçıl yöntemlerle bu sorun çözülebilir. Şiddet sorunu çözmeye el vermediği gibi çözümsüzlüğe doğru da sürükler. Biz başından beri silahlı mücadelenin bu konuda ilerleme sağlayamayacağına ve Türkiye&#8217;nin geleceğine zarar vereceğini bu nedenle parti olarak şahıs olarak da bu konudaki tavrımı takındı. Silahlı mücadeleden uzak durdum ve bunu yürüten insanlarla aramıza mesafe koyduk. Parti programımızda da bunu açıkça belirtmişizdir.&#160;</p>
<p><strong>PKK YANLISI SİYASİ OLUŞUMLARA NEDEN DOKUNULMUYOR?</p>
<p>PKK ve ona yakın görünen siyasi yapılanmalara göz mü yumuluyor?</strong><br />Bizim şanssızlığımız şu. Biz silahsız mücadeleyi ön gördüğümüz için PKK bizden daha güçlü oldu. Çünkü PKK, Kürtlük kulvarında kendisinden başka her hangi bir oluşumun varlığına razı değil. Olabildiğince de buna müsaade etmemeye çalışıyor. Bu ayrı bir dert. Bizi esas üzen, devletin de bu konuda bize karşı PKK&#8217;dan daha gaddarca üzerimize gelmesi oldu. Biz yine bir grup arkadaşla tamamen Türkiye&#8217;de var olan siyasi sınırlara sadık kalarak Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümünü ön gören bir siyasi partiyi 3 Ocak 1997&#8242;de kurduk. Kurduğumuz parti, Türkiye&#8217;nin demokrat çevreleri tarafından çok sıcak ve sempati ile karşılandı. Ilımlı Kürtler partileşiyor diye çok sıcak ilgi gördü. Fakat ne hikmetse, mesela bizden önce PKK&#8217;nın güdümünde kurulan partiler faal iken, 1994&#8242;te kurulan partiler vardı, onlarla ilgili kapatılma davası açılmazken bizim kuruluşumuzdan hemen 5 buçuk ay sonra partimizin kapatılması ile ilgili Anayasa Mahkemesi&#8217;nde dava açıldı. Bu dava çok sürdü. Yılları buldu. Ne yazık ki partimiz kapandı. Demokratik Kitle Partisi AYM tarafından kapatıldı. AİHM&#8217;e götürdük. AİHM AYM&#8217;nin bizimle ilgili kararını haksız buldu. Türkiye&#8217;yi tazminata mahkûm etti. Meyletmek isteyenlerdeki arzu ve istek de törpülendi ve uzun bir süre öyle geçirdik. 19 Aralık 2006 yılında Katılımcı Demokrasi Partisi altında bir partileşmeye gittik. Fakat istediğimiz düzeyde örgütlenemedik. Parti yaşatmak her şeyden önce bir maddiyat meselesi. Bir de şu var, savaş ortamında silahın sesi sözün sesinden daha gür ve daha fazladır. Biz maalesef böyle bir ortamdayız. Silahların sesinin gür çıktığı bir ortamda böyle oldukça etkili olamıyoruz.&#160;</p>
<p><strong>AHMET TÜRK BİLMECESİ&#8230;</p>
<p>Kastettiğiniz DTP&#8217;li Ahmet Türk&#8217;ün partisi mi?&#160;</strong><br />Kendileri bunu açıkça söylüyor zaten. Tamamen her türlü faaliyetlerini Öcalan&#8217;a endekslemiş durumda. Seçilmeden önce bir imza kampanyasında ‘Öcalan irademizdir&#8217; diye imza verdiler. Orada her hangi bir tereddüt yok. Bu konuda onları suçlamayalım diye dikkatli oluyorduk ama onlar bunu artık rahatlıkla söylüyorlar.&#160;</p>
<p><strong>KARAYALÇIN VE CHP-DTP FLÖRTÜ</p>
<p>Karayalçın konusunda yapılan flörtü nasıl buluyorsunuz?</strong><br />Seçim ittifakları her zaman ideolojik temellere oturmaz. Çünkü bu seçim ittifakıdır. O andaki seçimden ne kadar yararlanabilirim mantığı geçerli. 1991&#8242;de Erdal İnönü de HEP&#8217;le ittifak kurmuştu. Bugünkü ekipleri meclise soktu. Bu konuda henüz konuşmak çok erken.&#160;</p>
<p><strong>BAŞBAKAN ERDOĞAN&#8217;IN SORUNA BAKIŞI VE ÇÖZÜM ÇABALARI</p>
<p>Erdoğan&#8217;ın Kürt sorununa bakışı ve konuya ilişkin gelişmeler nasıl değerlendiriliyor. Ana muhalefet çok tepkili&#8230;&#160;</strong><br />Sayın Erdoğan Diyarbakır&#8217;da o söyleminden ötürü büyük sempati topladı ve 2007 milletvekili seçiminde meyvelerini topladı. Çünkü bölgede Türkiye ortalamasının üstünde büyük bir oy aldı. MHP ve CHP&#8217;nin anti-kürt söylemleri ve Sayın Başbakan&#8217;ın sadece o söylemi, aslında olumlu adım atılmadı o söylenenlerin dışında. Yapılan hizmetlerin dışında, Kürtlerin beklentisi salt hizmetler değil ulusal ve kültürel taleplerdir. Öncelikli tercih nedenleri bu. Karınlarının doyurulması değil. Siyasi tercihlerinde en etken unsur budur. Başbakan bu konuda önemli bir adım atılmadı. Hem askeri, hem MHP, hem ulusalcı çevrelerden aşırı bir Irak&#8217;ın kuzeyindeki bölgesel yönetimine bir saldırı söylemleri vardı ve Başbakan ona karşı da tavır aldı ve büyük ilgi göstermesine neden oldu. Ama sonradan halk hayal kırıklığına uğradı. Diyarbakır&#8217;dan gelen sivil yetkililerinin kendisiyle yaptığı toplantıda ana dille eğitim talebine karşı, çok sert bir tarzla terslemesi ve toplantıdan kovması olayı güven sarsıcı oldu. Aradan bir yıl geçmesine rağmen, sınır ötesi operasyon yapıldı. Ama görüldü ki bu operasyon hiçbir şeyi çözmedi buna rağmen yeni bir tezkere çıkartıldı ve bu da bir hayal kırıklığı yarattı. Bu sorun Türkiye&#8217;nin sorunu ve çözülmezse sayın Başbakan&#8217;ın iktidarının başını da yer. Son derece dikkatli davranmak zorunda. Askeri alan askeri alan büyüdükçe siyasi iktidarların alanı daralır. Görevini yapamayan askerler şiddetin tırmanmasını durduramayan askerler hükümeti görevden indirdiler. Bu nedenle çok dikkatli olmak lazım.&#160;</p>
<p><strong>UĞUR MUMCU BU İZ ÜZERİNDEYKEN ÖLDÜRÜLDÜ</p>
<p>PKK&#8217;nın kuruluşu ve varlığı nasıl değerlendirilmeli? Kimler kurdu PKK&#8217;yı? Bazıları Kürtlerin siyasi ve kültürel taleplerini fırsat bilerek PKK&#8217;yı kurdu mu demeliyiz?</strong><br />PKK&#8217;nın kuruluşunda kuşkular var. İddianamede çok açık bir şekilde var. Bunun dışında Avni Özgürel&#8217;in Radikal&#8217;de sözleri var. Daha önce Abdullah Öcalan&#8217;ı Ankara&#8217;daki MİT&#8217;in bürosunda kendisini gördüğünü ifade etti. Bunun dışında bugün Ergenekon&#8217;un en önde gelen sanıklarından olan Perinçek&#8217;in Öcalan&#8217;ın akıl hocası ve can dostu olduğuna dair çok açık deliller var. Öcalan&#8217;ın kendisi bizzat yakalanmadan önce dedi ki ‘biz kuruluşumuzdan itibaren devletle dirsek teması içindeyiz.&#8217; Biraz düşünen, iyi bir gözlemci olan insanların kanaati şu ki, devlet PKK&#8217;yı özellikle diğer Kürt hareketlerine karşı adeta kurdu. Uğur Mumcu&#8217;nun öldürülme nedeni de buna bağlanıyor. Çünkü Uğur Mumcu, ciddi bir biçimde iz üzerindeydi. PKK&#8217;nın MİT tarafından kurulduğuna dair. Öldürülmesi de bununla bağlantılı. Kesin delil olmadığı için bunu ispatlayamıyoruz ama bu artık bilinen bir şey.&#160;</p>
<p><strong>Yarın: Asker askerliğini yapmalı!</p>
<p>Yener Dönmez-Engin Kaşdaş/habervaktim.com/ÖZEL</strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[nihat genç,(ecevit)]]></title>
<link>http://turkmasali.wordpress.com/2008/08/23/nihat-gencecevit/</link>
<pubDate>Sat, 23 Aug 2008 17:05:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>klipmekani</dc:creator>
<guid>http://turkmasali.wordpress.com/2008/08/23/nihat-gencecevit/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=-3966178505089624093'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=-3966178505089624093'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ecevit'in koruma müdüründen şok iddia!]]></title>
<link>http://nethaber.wordpress.com/2008/08/17/ecevitin-koruma-mudurunden-sok-iddia/</link>
<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 22:10:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>nsohbetcom</dc:creator>
<guid>http://nethaber.wordpress.com/2008/08/17/ecevitin-koruma-mudurunden-sok-iddia/</guid>
<description><![CDATA[Pamukbank’a el konulması konusunda, dönemin Başbakanı Ecevit&#8217;in Koruma Müdürü Birgün&#8217;den]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Pamukbank’a el konulması konusunda, dönemin Başbakanı Ecevit&#8217;in Koruma Müdürü Birgün&#8217;den]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HERKES KONUŞTU FAKAT DEVLET BAHÇELİ HALA SESSİZLİĞİNİ KORUYOR]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2008/07/18/herkes-konustu-fakat-devlet-bahceli-hala-sessizligini-koruyor/</link>
<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 09:22:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2008/07/18/herkes-konustu-fakat-devlet-bahceli-hala-sessizligini-koruyor/</guid>
<description><![CDATA[Ergenekon&#8217;da herkes konuştu bir o sessiz kaldı&#8230; MHP lideri Bahçeli&#8217;nin bu derin se]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span class="habermetin"><img style="float:left;margin-top:10px;margin-bottom:10px;margin-right:10px;" src="http://resim.samanyoluhaber.com//haber/1/0/9/4/7/109475.jpg" vspace="2" width="270" align="left" height="200" hspace="2" /></span><span class="habermetin"><span class="manset_ozet"><b>Ergenekon&#8217;da herkes konuştu bir o sessiz kaldı&#8230; MHP lideri Bahçeli&#8217;nin bu derin sessizliği akıllarda soru işareti bıraktı..!</b></span></p>
<p><span class="manset_detay">Ergenekon Soruşturması&#8217;nda mevcut iddianame, Ecevit Başbakanlığı&#8217;ndaki hükümete kadar uzandı ancak koalisyonun büyük ortağı Devlet Bahçeli hala sessiz&#8230; Bahçeli&#8217;nin 57. Hükümet&#8217;ten çekilme isteği ve erken genel seçim talebinde Ergenekon&#8217;un etkisi var mıydı? Bahçeli&#8217;nin Kocayayla&#8217;da düzenlenen Türkmen Kurultayı&#8217;da açıkladığı bu karar, bir dönem &#8220;şeytan üçgeni olarak&#8221; bilinen üçgende yapılmasının herhangi bir amacı var mı? İşte Ankara, şimdi bu sorulara cevap arıyor.<!--more--></p>
<p><b> Bahçeli neden suskun?</b></p>
<p>Ergenekon tartışmalarında dikkat çeken önemli bir husus da MHP lideri Bahçeli&#8217;nin sessizliği&#8230; Balgat&#8217;taki MHP üssünde gelişmeleri takip eden Bahçeli&#8217;nin kurmayları da suskun&#8230; 57. Hükümet döneminde milletvekilliği yapmış bir isme göre Bahçeli&#8217;nin bu sessizliğini çok da hayra alemet değil. O isim kendi ismini açıklanmasını istemese de önemli bir konunun altını çiziyor: <b>Eğer, Ecevit&#8217;e bu yönde bir baskı yapılmışsa ki bu doğrudur bunu en iyi bilecek isim Bahçeli&#8217;dir. Bahçeli, 22 Temmuz seçimlerinde, 1999-2007 dönemin önemli bir ismini sürpriz biçimde MHP milletvekili yaptı. Bu kişi asker kökenli ve yaptığı görev itibariyle kilit bir isim&#8230;</b> Ona dair bir kelime daha var ama onu burada söylersem sanırım tüm medya o ismin üstüne çullanır. Uzun lafın kısası Ergenekon&#8217;da o döneme ait doğru dürüst bir bilgi alınmak isteniyorsa en önce sayın Genel Başkan&#8217;ın konuşması gerekir&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce&#8217;de bugünkü köşe yazısında üstü kapalı Bahçeli&#8217;yi işaret etti. Gülerce, yapılan çekil çağrısını Ecevit&#8217;in kendisine de anlattığını söyleyerek ayrıntıları şöyle aktardı:</p>
<p><b>&#8220;Siyasetçi ifadeleri..&#8221;</b></p>
<p>(&#8230;) Ergenekon iddianamesinde yer alan darbe girişiminin hangi boyutta olduğunu bilmiyoruz. Dava sürecinde mahkemede tanıklık edecek siyasetçi ve gazetecilerin ifadeleri, gerçeği tam olarak öğrenmemizi sağlayabilir. Şimdiden görünen o ki, bu Ergenekon davası, faili meçhul cinayetlerin aydınlanmasından tutun da, karanlıkta kalmış pek çok ilişkiyi açığa çıkaracaktır.</p>
<p><b>&#8220;Bahçeli&#8217;nin ayrılışını bende izah edemiyorum&#8221;</b></p>
<p>Bu çerçevede başbakanlığının son döneminde, Ecevit&#8217;e yönelik görevi bıraktırma operasyonu ayrı bir önem taşıyor. Zira Ecevit bu operasyona rağmen görevi bırakmayınca, ardından ne olduğunu hep birlikte hatırlayalım. Tam da hükümetin ekonomide içirdiği acı ilacın neticesi alınacakken, MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli hükümetten çekildiklerini açıklamıştı. Ecevit şaşkındı. Buna bir anlam verememişti. Hatta 3 Nisan 2005&#8242;teki Pazar Sohbeti&#8217;nde, &#8220;Aradan yıllar geçti, Sayın Bahçeli&#8217;nin neden öyle davrandığını şimdi izah edebiliyor musunuz?&#8221; diye sordum. Cevabı &#8220;Bugün de izah edemiyorum.&#8221; oldu. </span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Vıttırıvızzık Yalçın Küçük]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/13/vittirivizzik-yalcin-kucuk/</link>
<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 00:25:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/13/vittirivizzik-yalcin-kucuk/</guid>
<description><![CDATA[Küçük bir şovmen! 1980 öncesi “Sosyalist” geçiniyordu&#8230; Verdiği “gaz”dan etkilenip “dolmuş”a ge]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><img class="alignnone" src="http://s.aktifhaber.com/images/news/70275.jpg" alt="" width="396" height="146" /></span></span></p>
<p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><strong>Küçük bir şovmen!</strong></span></span></p>
<div><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><br />
1980 öncesi “Sosyalist” geçiniyordu&#8230;<br />
Verdiği “gaz”dan etkilenip “dolmuş”a gelen binlerce genç ya çatışmada “öldü” ya da “hapislerde çürüdü!”<br />
Sonra, yurt dışına kaçtı!.. PKK’lılar kendisine kucak açtı ve o da “bir numaralı Apo sempatizanı” kesilip, “Kürtçülük” yapmaya başladı!..<br />
Türkiye’ye döndükten sonra, “Sabetayist sulandırıcılığı” yapmaya başladı!.. Neredeyse, Türkiye’de yaşayan hemen herkes “Yahudi dönmesi”ydi!..<br />
Son günlerde ise; “Sosyalistlik&#8230; Apo sempatizanlığı ve Sabetayist sulandırıcılığı”nın yanına bir özellik daha ekledi:<br />
“Ulusalcılık” ve “Ergenekon sözcülüğü!”<br />
Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten söz ediyorum&#8230;<br />
Ne yalan söyleyeyim; daha önceleri, söylediklerini “ciddi ciddi” dinlerdim&#8230; Ama önceki gün ögrendim ki; Prof. Küçük, televizyon programlarına “fikrî tartışma” için değil, “şov yapması” için çağrılıyormuş!..<br />
Sık sık “el çırpması”nı ve “masaya yumruk vurması”nı, duyduğu heyecandan zannediyordum&#8230;<br />
Meğer; “reyting” yapması için “televizyoncular öyle istiyor”muş da, onun için çırpıyormuş ellerini!..<br />
Bunu, önceki akşam kendisi söyledi&#8230; Şimdi, kararsızım&#8230; Onu; “medya maymunu” olarak mı seyretmeliyim, “şovmen” olarak mı?!?..</span></span></div>
<p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"></p>
<div><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">Hasan Karakaya . <a href="http://www.habervaktim.com">www.habervaktim.com</a></span></span></div>
<p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></span></span> </p>
<p></span></p>
<p>******</p>
<div><strong></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ff0000;"></p>
<div class="title">Yalçın Küçük Üstüne Bir Analiz</div>
<p> </p>
<p></span></strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Şimdiki Zaman TV, yıllar önce Erhan Yıldız&#8217;ın HBB&#8217;deki programında Yalçın Küçük ile Alev Alatlı arasındaki tartışmanın görüntülerini tekrar yayınladı (<strong>Tartışmanın Videosu aşağıdadır</strong>). Bu tartışmada Yalçın Küçük&#8217;ün fikir ve ruh dünyasını tüm çıplaklığı ile ortaya koymamıza yarayacak önemli ipuçlarını yakalama imkanı elde ettik. Öyle ki, Yalçın Küçük ve benzerlerinin hem ülkemiz gerçeklerini ne şekilde ele aldıklarını hem de insanı ürküten bir tehdit içerdiğini de gözlerimizle görmüş olduk.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Tartışmanın hemen başlarında Yalçın Küçük<strong> “aydın nedir”</strong> sorusuna, <strong>aydının serüven peşinde koşan, ütopyası olan adam olduğu şeklinde cevap veriyor. “Bence aydın yorumlayan değil, sentezi olan, ütopyası olan, geleceği yakalamaya çalışan insandır” </strong>şeklinde Marx&#8217;ın ünlü 11. tezi referanslı bir tablo çiziyor. O&#8217;na göre hakikatle, hakikat arayışıyla, insan mutluluğu, esenliği ve huzuruyla hiçbir ilgisi yoktur aydının.<strong> Aydın kavga eder, serüven peşinde koşar, cunta faaliyeti örgütler, bilgiyi bir silah gibi çeker, gerçekleri eğip bükerek kendi “davasına” hizmet için kullanır durur. </strong></p>
<p>Ama bu da yetmez Yalçın Küçük&#8217;e. Kendisine <strong>“devrimci”</strong> olduğunu vehmettiği, aslında düpedüz metafizik bir misyon biçer. Bu misyon, kendince tanımladığı aydın mitosu etrafında halelenir. Hemen belirtelim, <strong>Yalçın Küçük her ne kadar devrimci olduğundan, devrimden falan bahsetse de aslen Bonapartist&#8217;tir.</strong> Yaçın Küçük, Marx&#8217;ın Komünist Manifestosu&#8217;ndan ziyade “Louis Bonaparte&#8217;ın 18 Brumaire&#8217;i”nden etkilenmiştir adeta. <strong>Özetle tanımlarsak, Bonapartizm, siyasal iktidarın silahlı kuvvet kullanılarak ele geçirilmesidir. </strong>Aslında öteden beri ülkenin yaşadığı senaryo Bonapartistler tarafından sahneye konulmaktadır. <strong>Yani demem o ki, Yalçın Küçük ve benzerleri öyle sosyalist bir devrim peşinde falan değillerdir. Bu eğilim sahiplerinin Atatürk&#8217;le, Atatürkçülükle de uzaktan yakından ilgileri olmamıştır. Hatta Atatürk&#8217;e yüzü Batı&#8217;ya dönük olduğu, demokratik devrimler yaptığı, “muasır medeniyet seviyesi”ni hedeflediği için karşıdırlar. Atatürk Cumhuriyeti&#8217;nden hoşlanmazlar. </strong>Tercihleri otarşik, kapalı, küçülmeci, oligarşik bir rejimden yanadır ve bu anlamda <strong>Stalin ile İnönü </strong>arasında gidip gelirler. Zihinlerinin derinlerinde ise bunlara rahmet okutturacak adamlar vardır. Doğru tekellerinde olduğu için, “öteki”lerin her fikri, her eylemi karşı devrimdir, yanlıştır, ihanettir, geridir vs.</p>
<p><strong>Şimdi söz konusu tartışmayı izleyerek devam edelim.</strong></p>
<p>Yalçın Küçük “aydın” kavramını iki kavramla açıklama yoluna gidiyor: Birinci kavramı<strong> “Yeniçeri”. </strong>Yeniçerilerin Hıristiyan çocuklarından devşirildiğini ve esasında iki dinli olduklarını iddia ediyor. “Bana göre Yeniçeri iki dinlidir” diyor. Buradan <strong>“Bana göre Türkiye aydını iki dinlidir</strong>”e geçiyor. Burada hemen belirtmek lazım son dönemin hızlı ulusalcısı Yalçın Küçük ısrarla “Türk” aydını demekten kaçınıyor. Çünkü onların zihninde hep “Türkiye halkları” kavramı vardır. “Türk Milleti” ibaresi en nefret ettikleri ifadelerin başında gelmektedir.</p>
<p>Ve devam ediyor: “Bir yükselişte geleceğe baktı ondan sonra da ikinci şeyde öbür dini çıktı. Sosyalist oldu. <strong>Güçlüyü gördüğü zaman Kemalist oldu</strong>”. Bu satırların altını çizmek lazım. <strong>Zaten Yalçın Küçük&#8217;e göre sağdaki bir kimsenin aydın olma gibi bir iddiası olamaz! Sağdakiler zaten konuşmaya değmeyecek cinstendir</strong> O&#8217;na göre! Ancak Küçük, iddiasını yenilir yutulur olmayan bir noktaya taşıyor: “Güçlüyü gördüğü zaman Kemalist oldu.” Bunu siz nasıl yorumlarsanız yorumlayın, kimlere şamil kılarsanız kılın artık! <strong>Demek Yalçın Küçük&#8217;ün Kemalistlere bakışı da budur! </strong></p>
<p>Devam ediyor Yalçın Küçük: “Ortakçı bir düzen dedi. Güçlüyü gördüğü zaman Sermayeden yana oldu. İki dinliydi bu ortaya çıktı”. “Türkiye”(!) aydınının sermaye uşağı (!) olduğunu da öğrenmiş olduk Yalçın Küçük&#8217;ten. Yalçın Küçük&#8217;ün, diğer taraftan, işin tuhafı kaypak, güce tapan, çift kimlikli sıfatlarıyla tanımladığı aydını neden bu kadar Platonvari bir elitist kutsamaya tabi tuttuğu da başka bir garabet olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Y.Küçük&#8217;ün ikinci kullandığı kavram: <span style="color:#0000ff;">“Azap”. </span>Şöyle açıklıyor: </strong></p>
<p>“Osmanlı&#8217;nın fetihlerde kullandığı, savaşlarda kullandığı bir tiptir. Azap&#8217;ı mesela İstanbul&#8217;un fethinin önünde Fatih, birinci planda Azap&#8217;ı koyar. Azap hayatta kaybetmiş, kumar oynama mecburiyetinde olan insandır, hapis yatmıştır, umudu yoktur. Evvela girecek İstanbul&#8217;a ve ganimet toplayacaktır. Azap budur. Onun için önce girer. Ancak bu <strong>Azap&#8217;ın önemli özelliği şudur: Karşıda ilk güçlükte de geriye doğru kaçar. Ancak II. Mehmet, I. Mehmet hepsi bir şeyi düşünmüşler, bu geriye kaçışı. Geriye kaçarken arkada Çavuşlar olur: Bunları kırarlar baltalarla. Benim yaptığım da budur. Türkiye aydını ileriye doğru yürüdü, ilk güçlükte, bir ganimet toplayacaktı, yepyeni bir toplum olacağını, olamayacağını gördüğü anda geriye doğru kaçtı. Geriye doğru kaçarken ben onları kırıyorum. Geriye doğru kaçmalarını önlüyorum…”</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi, Yalçın Küçük bu defa, Türk aydınını (Yalçın Küçük ısrarla “Türkiye” aydını deyip duruyor) hayatta kaybetmiş, kumar oynama mecburiyetinde olan, umudu olmayan bir statüde resmediyor. Zaten yukarıda sıfatladığı kaypak, güce tapan, çift kimlikli yaftaları da bu statüden besleniyor olsa gerek. E haliyle Yalçın Küçük&#8217;e de hep geride bekleyip (oysa hep darbelerde falan en önde olduğunu söyleyip duruyordu) bunları geriye doğru kaçma anlarında baltalarla kırmak kalıyor. Bu Azap-misal aydınların “Çavuşluğunu” yapıyorum demeye getiriyor Yalçın Küçük.</p>
<p>Bu noktada Alev Alatlı güzel bir cevap veriyor Küçük&#8217;e: “Elinizde balta var çünkü sizin” O&#8217;nun karşı cevabı ise tam evlere şenlik: “Baltayı bana babam vermedi. Ben kazandım, ben bileyledim, ben yaptım”. Yani karşımızda kalem tutan, bilime, sanata, düşünceye katkıda bulunmaya çalışan biri yerine bunları küçümseyen hatta bunları ihanetle, kaypaklıkla, güce tapmakla eşdeğer sayan ve bunun yanında elinde balta, önüne çıkan herkese saldıran bir fikir zorbasıyla karşı karşıyaymışız gibi hissediveriyor insan.</p>
<p>Bu noktada bir parantez açıp Yalçın Küçük&#8217;ün “Eski Aydın İhanetleri: Azap Yazıları III” adlı yazısındaki şu anekdota bir göz atalım:</p>
<p><strong>“İLHAN SELÇUK VE İKİ KİMLİKLİLİK </strong></p>
<p>Tam bir gaflet ve dalalet manzarası ile karşı karşıyayız, çünkü, daha açık ve saf avrupaistler, katılım programı açıklandığında, “Avrupa kültürüne geçiyoruz” diye bayram yapıyorlardı; <strong>kemalistlerin </strong>garplılaşma programının sınırı ise, kültürü korumak idi. Ziya Gökalp&#8217;in ünlü hars ve medeniyet ayrımı budur ve bu, <strong>kemalizm </strong>ile birlikte Türkçülüğün Esası olmuştur; eğer biz harsımızdan, halk kültürümüzden, kendimiz olmaktan, vazgeçeceksek, neden yaşıyoruz, bir halk yozlaşmadıkça bu soru esastır. Demek artık <strong>İlhan Selçuk hem kemalisttir ve hem de halk gerçekliğimize görülmemiş saldırının azap kuvvetlerinin başkomutanıdır. Olur mu? </strong></p>
<p>Bu soruyla birlikte gözümün önüne Doğan Avcıoğlu geliyor, içlerinde Mümtaz Sosyal, İlhan Selçuk&#8217;un de olduğu bir sivil-asker aydın grubuyla iktidara yürüyordu, baatist renkli bir hareketti, Avrupa&#8217;ya ve Amerika&#8217;ya karşı idiler, devlet işletmelerini savunuyorlardı, var olana “cici demokrasi” ya da “filipin demokrasisi” diyorlardı, Avcıoğlu&#8217;nun başbakanlığı konuşuluyordu, fakat, o günleri anlatırken Aziz Nesin bana, <strong>“İlhan kendisini artık başbakan sanıyordu” </strong>diyordu, kaybettiler, Doğan Avcıoğlu bundan sonra İ. Selçuk&#8217;la görüşmeyi reddetti; ben o sırada Cumhuriyet&#8217;teydim, İlhan&#8217;la sık sık beraber oluyordum, ısrar ettiğimde, Doğan, “hem bizimle ihtilal yapmaya kalkıyor ve hem de Ecevit&#8217;i idare ediyor” sözleriyle tepkisini dile getiriyordu, bu en hafifidir, İlhan&#8217;ı iki kimlikli buluyor ve reddediyordu. Bu nedenle “olur” cevabını veriyorum, artık bu Selçuk&#8217;ta ahlak ve bir kimlik&#8217;tir, aklınca hep sağlam oynar, ileriye her adım için kendisini gerideki bir kayaya sıkıca bağlar; bunun iyi bir hesap olduğunu sanıyor ve sonunda bir mezarlıkta yaşıyor.”</p>
<p>Görüldüğü gibi Yalçın Küçük&#8217;ün kişi ve olay tahlillerinde <strong>çift kimliklilik, Azap, aydın, ihtilal, saldırı </strong>gibi kavramlar önemli bir işlev görmektedir. Kimi zaman doğru tespitler de yapmıyor değil hani. Ama çoğu zaman kullanılan araçların yönü değişebiliyor.<strong> Nitekim, burada Azap kuvvetleri ileriye doğru değil geriye doğru yani halka doğru saldırıyor ve komutanlığını da İlhan Selçuk&#8217;a yaptırtıyor.</strong> Şu kısa notta bile o kadar ülke gerçekliğine tutulan ışık var ki: Doğan Avcıoğlu liderliğindeki sivil-asker “aydın” grubunun iktidara yürüdüğünden dem vuruyor. Demek ki mesele iktidarı ele geçirmek, yani Bonapartizm. “Baatist” yani Baasçı renkli bir hareketti diyor, evet halkı hiçe sayan bir avuç faşistin iktidarı. Avrupa ve Amerika&#8217;ya karşı idiler diyor evet demokratik dünyadan, birinci ligden hiç hazzetmezler. Dahası var: <strong>D. Avcıoğlu ile İ. Selçuk&#8217;un aralarının “başbakan olma sevdası” nedeniyle bozulduğunu öğreniyoruz.</strong> <strong>Y.Küçük de diğerleri gibi İ.Selçuk&#8217;u çift kimliklilikle suçluyor, yani gücü görünce Kemalist olanlardan. </strong></p>
<p>Yine konumuza dönelim. Evet, tartışmanın ilk bölümünde ortaya çıkan görüntü buydu. Elinde balta pusuda bekleyen bir adamın (benzerleriyle birlikte) fabrikasyon, tahrifat, gerçekleri tersine çevirme, elitist bir oligarşinin çıkarları doğrultusunda yürütülen propagandayla yıllardır yürüttüğü tahribatın adeta itirafı niteliğindeki bu açıklamaları dikkatle irdelemek lazım.</p>
<p>Esasen Yalçın Küçük, Doğan Avcıoğlu ekolü diyebileceğimiz, Türkiye&#8217;de parlamenter rejimi lüks ve gereksiz bulan, bir avuç asker ve sivil bürokratın otoriter ve totaliter yönetimini hedefe koyan Baasçı rejim sevdalılarının önemli temsilcilerinden biridir. <strong>Kendilerini dev aynasında gören bu adamlar Hitler, Mussolini, Pol Pot, Hafız Esad familyasındandır.</strong> <strong>Bu yolla bir kere iktidara gelip bir daha ayrılmamanın hesaplarını yapmaktadırlar</strong>.</p>
<p>Küçük&#8217;ün (ve benzerlerinin) yazdıklarına, söylediklerine bir bakın: Hep siyaset kurumunun kötülendiğini, Baas benzeri bir rejime taraftar olmayan herkesin ihanetle suçlandığını, cuntacılara göz açtırmayan Genel Kurmay Başkanlarımızın, komutanlarımızın tahkir edildiğini kolaylıkla görebilirsiniz. Onun gibilerin nazarında şu siyasetçi bu siyasetçi ayrımı yoktur. Cuntaya hizmet eden siyasetçi karşı çıkan siyasetçi ayrımı vardır. Onun gibilerin nazarında halk yoktur, hak yoktur, adalet yoktur, tercih yoktur, özgürlük yoktur; sadece ve sadece güç vardır, dayatma vardır, hükmetme vardır, baskı vardır, dönüştürme vardır.</p>
<p><strong>Yalçın Küçük gibiler ne </strong>Marksisttir, ne de Kemalist. Düpedüz Bonapartist&#8217;tir.</p>
<p>Can Yücel ne demişti <strong>“O Bahsi Hiç Açma”</strong> adlı şiirinde;</p>
<p><strong><span style="color:#000000;">Yalçın Küçük küçüktür ama Mide bulandırır&#8230;</span></strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Tarık Berk/Stratejikboyut </strong><a id="result_view_panel_purl_anchor" title="http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=167958" href="http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=167958" target="_blank">http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=167958</a></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Rahşan Ecevit'in canını sıkan soru]]></title>
<link>http://bsra38.wordpress.com/2008/07/07/rahsan-ecevitin-canini-sikan-soru/</link>
<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 19:31:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>bsra38</dc:creator>
<guid>http://bsra38.wordpress.com/2008/07/07/rahsan-ecevitin-canini-sikan-soru/</guid>
<description><![CDATA[Bülent Ecevit&#8217;in eşi Rahşan Ecevit, basın mensuplarının DSP lideri Zeki Sezer&#8217;in istifas]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://www.antalyapost.com/resim/rahsanecevit.jpg" alt="" /></p>
<p>Bülent Ecevit&#8217;in eşi Rahşan Ecevit, basın mensuplarının DSP lideri Zeki Sezer&#8217;in istifasını istediği yönündeki iddialarla ilgili sorulara cevap vermedi.</p>
<p><span style="font-family:Arial;">Eski başbakanlardan rahmetli Bülent Ecevit&#8217;in eşi Rahşan Ecevit, katıldığı bir resepsiyonda basın mensuplarının DSP Genel Başkanı Zeki Sezer&#8217;in istifasını istediği yönündeki iddialarla ilgili sorularını yanıtsız bıraktı. Rahşan Ecevit basın mensuplarının sorularını &#8220;Teşekkür ediyorum arkadaşlar&#8221; diyerek geçiştirdi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Hindistan Büyükelçisi&#8217;nin evinde Büyükelçi Bayan Chitra Narayanan tarafından &#8220;Veda Resepsiyonu&#8221; düzenlendi. Veda resepsiyonuna Rahşan Ecevit ve 8&#8242;inci Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere Amerikan Büyükelçisi Ross Wilson diğer ülkelerin büyükelçileri, askeri erkan ve çok sayıda davetli katıldı. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Büyükelçi Narayanan ziyaretçileri elinde bastonu, kızı ile birlikte karşıladı. Ziyarette gözlerin çevrildiği ve resepsiyona DSP İzmir Milletvekili Recai Birgün ile gelen Rahşan Ecevit basın mensuplarının yönelttiği soruları cevapsız bıraktı. Veda resepsiyonuna katılan Süleyman Demirel ve Rahşan Ecevit birbiriyle selamlaştıktan bir süre sonra resepsiyondan ayrıldılar.</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ecevit ve Gizli Arşivi]]></title>
<link>http://nethaber.wordpress.com/2008/06/19/ecevit-ve-gizli-arsivi/</link>
<pubDate>Thu, 19 Jun 2008 16:00:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>nsohbetcom</dc:creator>
<guid>http://nethaber.wordpress.com/2008/06/19/ecevit-ve-gizli-arsivi/</guid>
<description><![CDATA[Oran’daki büro-evin salonunun hemen arkasındaki odanın dört duvarı kütüphaneyle çevriliydi. Kütüphan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Oran’daki büro-evin salonunun hemen arkasındaki odanın dört duvarı kütüphaneyle çevriliydi. Kütüphan]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BUNAMADAN KAYNAKLANAN BİR SORUN DA OLABİLİR]]></title>
<link>http://ulkudas.wordpress.com/2008/04/28/bunamadan-kaynaklanan-bir-sorun-da-olabilir/</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 10:47:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>ulkudas</dc:creator>
<guid>http://ulkudas.wordpress.com/2008/04/28/bunamadan-kaynaklanan-bir-sorun-da-olabilir/</guid>
<description><![CDATA[BUNAMADAN KAYNAKLANAN BİR SORUN DA OLABİLİR   Rahmetlik olan Ecevit bir zamanlar konuşmasında bunadı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div class="node">
<div class="post">
<h2>BUNAMADAN KAYNAKLANAN BİR SORUN DA OLABİLİR</h2>
<div class="content">
<p class="content"> </p>
<p class="snap_preview"><strong>Rahmetlik olan Ecevit bir zamanlar konuşmasında bunadığından dolayı yanlışlıkla ‘’ben barış değil savaş istiyorum’’ demişti.<br />
Bizim din düşmanı vatandaşlarımız da ‘’Özgürlük istiyorum ama bu özgürlükten Müslümanlar yararlanmayacak’’ diyor.Şimdi ne alaka, bu iki söylem arasında bir bağlantı kuramadım diyorsanız buyurun ben kurmaya çalıştım bir zahmet okuyun.İnsanlar yaşlandıkça bazı unutkanlıklar, yanlış söylemler, garip hareketler yüzünü göstermeye başlar.<!--more--><br />
Tabi bu doğal karşılanır.<br />
Beyin artık bazı şeyleri kaldıramamaya başladığından dolayı bu tür davranışlar olağandır.<br />
Şimdi gelelim bu sorunun din düşmanları üzerindeki etkilerine…</strong></p>
<p><strong>Adamlar akşama kadar meydanlara çıkıp özgürlük, özgürlük yine özgürlük diye böğürüyorlar.<br />
Normal bir düşünceye sahip bir vatandaşta, helal olsun size, özgürlük istorsunuz, aynen destekliyorum, ilerlerin aslanlarım falan diye de duygularını dile getirebilir.<br />
Lakin nerden bilsin bunların istediği özgürlüğü sadece kendilerine istediğini.<br />
Şimdi dersiniz siz dindarlarda sokağa döküldüğünüzde başkasına mı istiyorsunuz.<br />
Siz de kendinize istiyorsunuz.<br />
Eğer böyle bir gaflete düşerseniz adama şöyle derler; yahu birader, ülkemizde yüzde kaç Müslüman, yüzde kaç dinsiz var!<br />
Evet, önce buna bir cevap verirseniz o zaman tamam haklısınız deriz…</strong></p>
<p><strong>Gelelim asıl meseleye.<br />
Bu din düşmanı vatandaşlarımızın özgürlük diye tabir ettiği şey ortaçağdan kalma, egoist bir anlayıştır.<br />
Kendilerinden başka hiç kimseyi düşünmezler.<br />
Onların istedikleri özgürlük olur, Müslümanların istedikleri özgürlük olmaz.<br />
Çünkü Müslümanlar rejim karşıtı özgürlük isterler.<br />
Hep bu anlayışla yaşar bu din düşmanları.<br />
Özgürlük istedikleri ise sadece kendilerine…<br />
Şimdi bu Ecevit’i neden konuya soktuğumu söyleyeyim.<br />
Ecevit yaşlandığından dolayı böyle saçma sapan konuşmalar yapmaktaydı. Malum yaşlılıkta her şey olur.<br />
Bu bizim din düşmanları da halen ortaçağdan kalma özgürlük anlayışını savunmaktalar.</strong></p>
<p><strong>Görüldüğü gibi ortaçağdan bu yana baya bir zaman geçti.<br />
Yani bu düşünce baya bir yaşlandı.</strong></p>
<p><strong>Bizde diyelim ki; bu din düşmanlarının böyle yapmalarının nedeni BUNAMADAN KAYNAKLANAN BİR SORUN DA OLABİLİR…</strong></p>
<p><strong>Selam ve dua ile</strong></p>
<p> </p>
</div>
</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nonalcoholic beer to iranians and hot dog to Germans: ARK istanbul Europe]]></title>
<link>http://arkistanbulkarennnn.wordpress.com/2007/08/09/nonalcoholic-beer-to-iranians-and-hot-dog-to-germans-ark-istanbul-europe/</link>
<pubDate>Thu, 09 Aug 2007 14:14:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>arkistanbulturkey</dc:creator>
<guid>http://arkistanbulkarennnn.wordpress.com/2007/08/09/nonalcoholic-beer-to-iranians-and-hot-dog-to-germans-ark-istanbul-europe/</guid>
<description><![CDATA[Nonalcoholic beer to Iranians and hot-dog to Germans The ship chandleries, who provide food and deck]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h1><span><font size="5"><font face="Cambria">Nonalcoholic beer to Iranians and hot-dog to Germans</font></font></span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';"></p>
<p>The ship chandleries, who provide food and deck material to vessels, have undertaken studies in order to make Istanbul a supply center. Amongst their customers, Iranians are interested in nonalcoholic beer and Germans in hot-dog.</p>
<p></span><em><span style="font-size:10pt;color:#a50000;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">Serkan Arman</span></em><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';"></p>
<p>The ship chandleries, who supply the food, beverage, deck material etc&#8230; requirements of ships that pass in transit or visit the Turkish harbors and who possess a market of 100 million dollars, have taken action in order to make Istanbul one of world’s leading supply centers. </span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">Zihni Memişoğlu, who is the chairman of the Ship Chandleries Association that gathers 22 chandlery companies under its roof, stated that the shipping companies had one main supply point and a secondary supply center in the World and further said the following: “Such locations are determined as per the routes and supply advantages of ships. They are Germany and Holland in Europe, Singapore in the Fareast and Houston in the USA. Although we are not a main point, we have undertaken studies in order to make Turkey the second harbor”. </span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';"><br />
It stays at 3 thousand dollars<br />
Memişoğlu stated that vessels obtained almost everything from the main supply point and made purchases up to 10 thousand dollars from the secondary point, and further stated the following: </span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">“From other points ships only purchase a few thousand worth for urgent needs. Approximately 50 thousand vessels visit the Turkish harbors annually. A purchase conducted by a single vessel rests at 2 – 3 thousand dollars. For instance, the main supply point of the Iranians is Dubai and their secondary point is Rotterdam. The Greeks like the Bosporus a lot but we could not become their secondary supply point. However, we have managed to become the secondary supply point of some German companies. We are trying to increase the number of these. For this purpose, we have undertaken studies to ameliorate services.”</span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">Food Kioskers Run After Supply<br />
</span><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">Memişoğlu stated that insufficient chandler companies defined as “one table, one chair” damage the image of Turkish chandlery companies and that beginning from 2007, they will separate the Turkish companies into A and B categories as per their standards. Memişoğlu further added the following: </span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">“Sometimes even food kioskers try to give supplies. We are under the administration of International World Vessel Chandler Association which gathers the chandlers of the world. There is a quality system on which we have been working for the last two year. We will apply it at the beginning of 2007. The shippers’ warehouse will therefore have the opportunity to choose amongst the intermediary companies. Such companies will be checked every 6 months. Any vessel that has received bad service will never again take its supplies from Turkey”. </span></h1>
<h1><span style="font-size:13.5pt;color:#0a69c9;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">Greek Shipmasters Want Turkish Baklava </span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';"> </span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">Memişoğlu, who also is the chairman of the chandlery company Gimaş, stated that consumptions varied according to the vessels’ country and further stated the following: </span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">“The Turkish vessels take only one type of fish. The British want at least 5 types. Spices are very important for Indians. A lot of salmon fish is sold to Scandinavian vessels. Germans demand a lot of hot-dog and beer. </span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">Memişoğlu stated that they gave away to shipmasters Turkish – specific foods. “The Greek shipmasters are not happy if they are not presented baklava and especially Güllüoğlu brand baklava. Such gifts are later turned into orders. We have given away nonalcoholic beer to the Iranians, we later sold 100 parcels. We are also stocking the sour sauces of the Filipinos. When we provide all these, people begin to think that “We can find all products in Turkey”.<span>   </span></span></h1>
<h1><span style="font-size:13.5pt;color:#0a69c9;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">Agency Affiliated Chandlery Companies Operate W/o Risks</span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';"> </span></h1>
<h1><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">The ship chandlery companies that visit or pass in Transit the Turkish harbors operate more effectively due to the fact that they obtain both cash-purchase and long term purchase guarantees. The contracted chandleries, which provide the food, beverage, deck material etc… requirements of commercial and passenger vessels, make most of their purchases from foreign countries. The ARK Istanbul managers that we consulted on the subject have stated the following: “We can know the annual requirements and work as based on annual programs owing to our affiliated operations. Even our margin of profit is low, we can still make profits due to our purchases realized in cash and our high turnovers”. </span></h1>
<p><span style="font-size:6pt;line-height:115%;font-family:'Arial','sans-serif';">ARK authorities have stated that the sector has largely lacked behind and that they have signed 120 million € worth of contract with foreign countries for 2008. They later added the following: “These goods had to be provided by Turkish companies, however as they did not know the sector and did not take it seriously, we had to realize our purchases from abroad. The ARK authorities stated that the affiliated agencies gave much of the goods they acquired away to the vessel passengers and that they faced difficult situations when these goods could not be supplied or supply </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
