<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>edebiyat-yazilari &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/edebiyat-yazilari/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "edebiyat-yazilari"</description>
	<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 09:04:22 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[İşçi sınıfı edebiyatı]]></title>
<link>http://farukkartal.wordpress.com/2009/04/27/isci-sinifi-edebiyati/</link>
<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 17:09:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>farukkartal</dc:creator>
<guid>http://farukkartal.wordpress.com/2009/04/27/isci-sinifi-edebiyati/</guid>
<description><![CDATA[ “Kitap rüzgar olmalı, perdeyi kaldırmalı” İşçi sınıfı edebiyatı nedir? Yahut öncelikle şunu sormalı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Kitap rüzgar olmalı, perdeyi kaldırmalı”</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">İşçi sınıfı edebiyatı nedir? Yahut öncelikle şunu sormalı, İşçi sınıfına ait bir edebiyat olmalı mıdır? İşçi sınıfı edebiyatı, konusunu sadece ve sadece sosyal sorunlarla, emekçilerin, alt sınıfların, lumpen katmanların içinde yaşadıkları şartların anlatılmasıyla sınırlandıran bir alt edebiyat türüdür denebilir. Aslında buna “tür” demek ne kadar doğrudur bilemiyorum. Çünkü bu İşçi sınıfının her şeyde olduğu gibi edebiyatta da kendi özgün ve sosyoekonomik bakış açısıdır. Sanayi devrimi ile sarsılan üst yapı kurumlarına doğal olarak edebiyatta eklenmiş, romancılık bundan kendi payını almıştır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p><!--more--></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu türde, yada bakış açısında insan yani birey sosyal sistem içinde edilgen (pasif) bir öğedir. Onu ya dönemin sosyoekonomik şartları, yada bu şartlar ile bütünleşen sosyal çevre şartları ve kalıtım özellikleri belirler. Edebiyata bu görev sanayi devrimi sonrası 19.yüzyıl ikinci yarısında yüklenmiş ve <strong>“Toplumcu edebiyat”</strong> kavramı olarak anılmıştır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Edebiyat ve sanat öteden beri Burjuvazi yada egemenler için bir uyutma aracı, baskı aracı olmuştur. Burjuvazi, “emekçileri oyalayacak şeyler üretsin” diye yazarları, sanatçıları ve aydınları satın almış ve kendi çıkarlarının aracı haline getirmiştir. Onları zenginliğe ve rahat yaşama kavuşturarak hem somut anlamda hem soyut anlamda işçi sınıfından koparmıştır. Fakat işçi sınıfının kurtuluşu kendi içindedir, kendisindedir. İşçi sınıfının mensupları, onların aileleri ve kızları burjuva yaşam biçimini öven, burjuva ahlakını yücelten roman ve metinleri okumamalı, kendi hayatlarını ve mücadelelerini anlatan kitaplara yönelmelidirler. Bu nedenle işte bir İşçi sınıfı edebiyatına şiddetle ihtiyaç vardır. İşçi sınıfının bağrında yetişmiş hakiki aydın ve yazarların ürettikleri bir edebiyat…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"><img class="alignright size-full wp-image-120" title="omr1" src="http://farukkartal.wordpress.com/files/2009/04/omr1.jpg" alt="omr1" width="209" height="307" />Geçmişte bunun örneklerini sıklıkla görmüş bulunmaktayız. Fransız edebiyatının büyük yazarlarından Emile Zola, elde kağıt kalem, Paris’in altını üstüne getirmiş, işçi dünyalarının, alt sınıfların “mıntıkalarını” dolaşıp durmuştur. Genelevler, maden ocakları, meyhaneler, garlar onun beslendiği coğrafyanın parçalarıdır. Gene Jack London giydiği döküntü kıyafetlerle 19.yüzyıl Londra’sının doğu yakası denen cehennemine, “Uçurumun dibi”ne inmiş, işçi sınıfının sefil yaşamına tanıklık etmiştir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">“Her gerçek büyük edebiyat kesinlikle halkçı olmalıdır, halkla konuşabilen, halka ulaşabilen edebiyattır klasik edebiyat”</span></strong><span style="font-size:11pt;"> der Maksim Gorki. Gorki, “büyük edebiyat” dediği şeyin insanın dilini çözmesi, gözlerini açması, gerek kendisinin gerekse kaderinin bilincine varması için çalışması gerektiğini söyler.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">İşçi sınıfı Kapitalizm’le doğduğu için ona ait kültürel birikim ve ürünlerde Kapitalizm’le doğmuştur. Bu nedenle Batı işçi sınıfının kültürel birikimi doğu toplumlarına oranla daha zengindir. Ne yazık ki ülkemiz, emekçilerin yaşamını anlatan yazar ve romanlardan yoksundur.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">İşçi sınıfının ülkemiz yazarlarından en bilineni ve önde geleni ise hiç tartışmasız Orhan Kemal’dir. Orhan Kemal Türkiye işçi sınıfının en iyi öykücüsü, romancısıdır. Yazdığı kitaplarla sıradan insanların, işçilerin, avarelerin sıkıntılarını ve küçük kavgalarını anlatan Orhan Kemal’in ölümüyle işçi sınıfı öksüz kalmıştır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu arada günümüz romancılarına değinmek istiyorum. “Nobel almış ilk Türk” olan Orhan Pamuk ne anlatmaktadır? Nişantaşı muhitlerini… Orta sınıfın, küçük burjuva yaşamlarını kalemine dolamamış mıdır? İşçi nerededir? Emekçiler Orhan Pamuk’un kalemine uğrar mı? Bu eleştiri Orhan Pamuk ile sınırlandırılamaz. Eleştiriler genişletilmeli ve mesela Tuna Kiremitçi gibi diğer “yazar”lara kadar bütün günümüz Türk romancılarına getirilmelidir. İşçi sınıfının, Lumpen tabakaların dertlerini kim anlatacaktır? Ne yazık ki toplumcu edebiyat can çekişmiyor, toplumcu edebiyat çoktan ölmüştür. Modern edebiyat, deterjan reklamının yan bilboardında asılı durmaktadır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Şimdi sizlerle işçi sınıfı edebiyatının önde gelen kitaplarını, romanlarını paylaşmak istiyorum:<span>  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">Jack London, Uçurum İnsanları</span></strong><span style="font-size:11pt;">: Jack London bu kitabı geçen yüzyılın hemen başında, “üzerinde güneşin batmadığı” Büyük Britanya İmparatorluğu’nun ihtişam ve gücünün doruğunda olduğu bir dönemde kaleme almıştır. Emekçilerin, bir yüz yıl boyunca verdikleri ağır bedelli mücadelenin sonucunda elde ettikleri hakların tamamen askıya alındığı, insanların günde iki üç işte çalıştıkları, anne babanın geçim derdine düştükleri, çocukların kendi kaderlerine terk edildikleri, berbat çevre ve sağlık koşullarında bulaşıcı hastalıkların, özellikle de veremin kol gezdiği, evsiz barksızların sokak köşelerini paylaşamadıkları bir cehennem çukuru anlatıyor London bize, “çukurun” adı dönemin Londra’sının “Doğu yakası”. Zenginliğin, refahın yoksulluk üretmeden gerçekleşmeyeceğinin anı-belgesi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">Jack London, Demir Ökçe:</span></strong><span style="font-size:11pt;"> Jack London bu kitabında Sosyalizmin karmaşık teorilerini Platon diyalogları tekniğiyle çok basit, sade ve keyifli biçimde anlatıyor. Roman, Avrupa Faşizminden otuz sene evvel yazılmış ve bunu görmüş olması özelliğiyle de dikkat çekici.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">Maksim Gorki, Ana:</span></strong><span style="font-size:11pt;"> Maksim Gorki bu kitapta, 1905 Rus Devrimi’nin eşiğindeki Rusya’nın genel bir panoramasını yansıtıyor. Roman tutuklanan bir işçi lideri annesinin oğlunu kurtarmak ve oğlunun yarım bıraktığı işleri tamamlamak adına kendini Sosyalizm’e adamasını, mücadelesini anlatıyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">Howard Fast, Fırtınadan sonra:</span></strong><span style="font-size:11pt;"> Fırtınadan Sonra romanında Fast, devrimci işçi sınıfıyla Amerikan kapitalizminin yöneticilerini ele alıyor ve tarihsel olayların gerçekçi bir çözümlemesini yapıyor. İlk kez 8 saatlik işgünü ve 1 Mayıs’ın İşçi Bayramı yapılması için yürüyen işçi sınıfının bu direnişini ve liderlerinin tutuklanmasıyla idam edilmelerini ele alan Fast bu romanıyla Amerikan İşçi sınıfının büyük mücadelesini çok etkileyici bir dille anlatarak evrenselleştirmektir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">John Steinbeck, Gazap üzümleri:</span></strong><span style="font-size:11pt;"> 1929 Dünya bunalımının Amerikan emekçi sınıfı üzerindeki etkisini anlatan yazar, iş ve yeni bir hayat için göç eden işçi ailelerinin tek vücut ve tek bir aile oluşları üzerinde de duruyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">John Steinbeck, Bitmeyen kavga:</span></strong><span style="font-size:11pt;"> Steinbeck bu romanında ise meyve toplayan işçilerin grevini, bu grevin önderliğini yapan iki Marksist’i anlatmaktadır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">Gladkov, Çimento:</span></strong><span style="font-size:11pt;"> Gladkov Türkçe’ye “Fabrika” adı ile de çevrilmiş olan bu romanında devrimi ve etkilerini, yeni bir dünya kurma mücadelesini konu edinirken, döneminin ve sonrasının Sovyet romanlarının büyük bölümünden farklı olarak, ülkenin yeniden inşası sürecinin çelişkilerine ve bu bakımdan temel bir olgu olan bürokrasinin uç verişine de kendi tarzında ışık tutar.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">Orhan Kemal, Grev:</span></strong><span style="font-size:11pt;"> İşçilerin dünyasından seçilmiş öykü derlemeleri…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">Hasan Kıyafet, Umut direniyor:</span></strong><span style="font-size:11pt;"> Yazar 2006 yılında yazdığı bu son kitabında ölümlerle sonuçlanan Tuzla tersanelerindeki iş kazalarını ele alıyor, tersane işçilerinin yaşam koşullarını anlatıyor. Yazar ayrıca, bu kitabıyla Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı ödülü’nü de aldı.<span>  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Ve de,</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">Emile Zola, Germinal:</span></strong><span style="font-size:11pt;"> Fransız maden işçilerinin direnişini, grev ve kavgalarını anlatan, karakterlerini ve hikayesini gerçek hayattan almış bir başyapıt. Germinal işçi sınıfı edebiyatının başyapıtıdır. Ter, kan, açlık ve gözyaşıyla yoğrulmuş bir evrensel destandır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu kitapları en kısa zamanda edinerek okumanız dileğiyle… Son olarak; başta çalışan kadınlar olmak üzere bütün kadınlarımızın <strong>“8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”</strong>nü de kutlarım. Önümüzdeki ay görüşmek üzere dostlar…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:right;margin:0;" align="right"> </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Faşizm’in ayak sesleri ve basit bir sosyalizm dersi, Demir Ökçe]]></title>
<link>http://farukkartal.wordpress.com/2009/04/27/fasizm%e2%80%99in-ayak-sesleri-ve-basit-bir-sosyalizm-dersi-demir-okce/</link>
<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 16:55:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>farukkartal</dc:creator>
<guid>http://farukkartal.wordpress.com/2009/04/27/fasizm%e2%80%99in-ayak-sesleri-ve-basit-bir-sosyalizm-dersi-demir-okce/</guid>
<description><![CDATA[Amerikalı bir sosyalist Jack London.   Jack London, 12 Ocak 1876 yılında San Francisco’da dünyaya ge]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Amerikalı bir sosyalist Jack London.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Jack London, 12 Ocak 1876 yılında San Francisco’da dünyaya geldi. Asıl adı John Griffith Chaney’dir. Astrolog olan babası tarafından terk edildikten sonra California’da annesinin ve London soyadını aldığı üvey babasının yanında yetişti. On dört yaşında, yoksulluktan kurtulma ve maceralara atılma hevesiyle okulu bıraktı. San Francisco körfezi’nde istiridye korsanlığı yaparak ve sahil koruma devriyesinde çalışarak geçimini sağladı. Tayfa olarak çalıştığı bir gemi ile Japonya’ya gitti.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">London 1893’teki ekonomik kriz sonrasında yük trenleri ile ülkeyi dolaşarak mitingler düzenleyen işsizler ordusuna katılıp, ABD’nin hemen her yerini dolaştı. Bir süre hapis yattı ve 1894’te, 18 yaşında militan bir sosyalist oldu.</span></span></p>
<p><!--more--><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"><img class="alignleft size-full wp-image-132" title="jack" src="http://farukkartal.wordpress.com/files/2009/04/jack.jpg" alt="jack" width="300" height="333" />Boston’da Darwin, Marx ve Nietzsche’nin eserleriyle tanışan yazar, 1896 Nisanı’nda Sosyalist İşçi Partisi’nin California koluna katıldı. Hemen ardından, yarıda kalan ortaöğrenimini bir yılda tamamlayarak California Üniversitesi’ne girdi; ancak, bir yıl sonra okulu bıraktı ve Klondike’ta altın arayanlara katıldı. 1898’de döndüğünde, gene yoksul ve işsiz olan Jack London, şansını yazarlıkta denemeye karar verdi.</span></span><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Kendisine günlük program hazırlayarak baladlar, soneler, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. Otobiyografik romanı <strong>Martin Eden</strong>’da da (1909) belirttiği gibi, yazar olabilmek için büyük bir iyimserlikle çalıştı. İlk kitabı <strong>Kurt Kanı</strong> (1900) geniş bir okur kitlesine ulaşan London, art arda pek çok kitap yayımladı ve kitaplarının sayısı 17 yıl içinde 50’yi buldu.</span></span></p>
<p><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">ABD’nin en çok kazanan yazarı olduysa da, bu para hiçbir zaman giderlerini karşılamaya yetmedi. 1907’de Snark adlı teknesiyle Güney Pasifik’e açıldı; ancak, yedi yıl olarak tasarladığı seyahatini sağlık sorunları nedeniyle 1909’da yarıda bırakmak zorunda kaldı. <strong>Snark’ın Seferi</strong> (1911) adlı kitabıyla bu seyahatte yaşadıklarını anlattı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">1910’da California’da, Glen Elle yakınlarındaki bir çiftliğe yerleşerek, yaşamının geri kalanını “Kurt Evi” adını verdiği evinde geçirdi. Uzun yıllar böbreklerinden rahatsız olan London, 22 Kasım 1916 akşamı bir yemek sırasında aniden fenalaşıp kırk yaşında hayata gözlerini yumdu. Yaşamının sonuna dek sosyalist görüşlerinden vazgeçmedi ve devrimcilerin gözünde bir kahraman olarak kaldı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">London kitapları yabancı dillere en çok çevrilmiş ABD’li yazarlardan birisidir. London’ın yapıtları birbirine benzememektedir, farklı niteliklerde eserlerdir bunlar. <strong>Vahşetin çağrısı </strong>(1903), <strong>Beyaz Diş</strong> (1906) en bilindik yapıtları arasındadır; bu romanlar birer macera romanıdır. <strong>Demiryolu serserileri</strong> (1907), <strong>Bir alkoliğin anıları</strong> (1913) ve <strong>Martin Eden</strong> (1909) adlı kitapları ise öz yaşamından izler taşımaktadır, öyle ki bunlar için otobiyografik roman demek pek de yanlış olmaz sanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Faşizm’in ayak sesleri ve basit bir sosyalizm dersi; Demir ökçe</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;"><img class="alignright size-full wp-image-133" title="demir ökçe" src="http://farukkartal.wordpress.com/files/2009/04/demir-okce.jpg" alt="demir ökçe" width="200" height="318" />Demir ökçe</span></strong><span style="font-family:&#34;"> adlı kitabın, daha ilk sayfasında, sıklıkla macera romanı yazmış olan London’nın diğer kitaplarından ayrı bir yerde durduğunu anlıyor insan. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Kitap eleştirmenler tarafından “modern negatif ütopya” olarak adlandırılmıştır. Çünkü yapıt geleceğe yönelik karamsar ve karanlık bir tablo çizmektedir. London; demokratik(!) düzen içinde işçi sınıfının haklarının nasıl gasp edilip budandığını, bunun sonucunda ezilen sınıfların ve büyük sermayedarlar tarafından yutulan küçük sermayedarların (orta sınıfın) topyekün ve birleşerek nasıl ayaklandığını, ezen büyük tröst ve burjuvalarınsa bu başkaldırıyı nasıl bir acımasızlıkla, demir ökçesi (topukları) altında ezip yok ettiğini, varlıklı bir ailenin kızı (Avis) ile sosyalist bir liderin (Ernest) duygusal ilişkisinin etrafında anlatıyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Jack London, bu kitabıyla sosyalizmin en karmaşık kuramlarını Platon diyalogları tekniğiyle, okuyucuyu sıkmadan, tartışmanın heyecanına sürükleyerek, basit ve yalın bir estetik anlayışla, titizce yerleştirilmiş imgeler ve sert diyaloglarla açıklamaya çalışmıştır; yazar bunu çok iyi başarmıştır. Fakat bir çok sahnede ise (örneğin aşağıda alıntıladığım pasajda geçen; tartışmanın en hararetli anında kaldırımda yürüyen kopuk kolu işçinin tartışmaya dahil olması sahnesinde görüleceği gibi) yazarın konuyu çözmek için ittirme bir çaba ve yönlendirme telaşına düştüğünü de görmekteyiz.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Gene de sosyalizmin bir çok teori ve kavramını, dev klasikleri okumadan anlamamızı sağladığı için kesinlikle okunması gerekilen bir kitaptır <strong>Demir ökçe</strong>.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Yapıtı özgün kılan bir başka nokta ise; ikinci dünya savaşından yirmi sene evvel, yükselen faşizmin ayak seslerini satır aralarında duyurması, Burjuvazi’nin çıkarlarını savunmak için ne denli acımasız ve gaddar olabileceğini göstermesidir. Böylece, London’nın ileri görüşlülüğünün de bir kanıtıdır bu. <strong>Demir ökçe</strong> bir ütopya kurgusundan çok, gerçekleşmiş bir kehanet olmayı hak ediyor, fazlasıyla üstelik.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Yapıt tüm bu özgünlüğüne rağmen, dünyada diğer Jack London kitaplarının gölgesinde kalmıştır. Fakat kitap sol ve sosyalist çevrelerce çok okunup tartışılmıştır. Öyle ki; Lenin’in konuşmalarında kullandığı “Emek aristokrasisi” deyimini <strong>Demir ökçe</strong>’den aldığı bilinmektedir. London eserin basımından sonra, ABD edebiyat ve yayın çevrelerince kara listeye alınmıştır. Mussolini İtalya’sında kitabın bir kez basımına izin verilirken, işçilerin alamaması için yüksek bir ücretle satılması emir olunmuştur.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Kendi adıma, bugüne kadar okuduğum en iyi “Sınıf mücadelesi” romanı olan <strong>Demir Ökçe</strong>’den seçtiğim en iyi pasajı sizlere sunuyorum.<strong>*</strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Sınıf çatışması üzerine diyaloglar</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Sınıflar arasındaki kini körüklüyorsunuz. İşçi sınıfının dar ve kaba yanlarına seslenmek bence bir yanlış, hatta suç. Sınıf kini anti-sosyal bir duygudur ve bana öyle geliyor ki aynı zamanda anti-sosyalistçedir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Suçsuzum; benim bugüne kadar yazdığım tek bir satırın, ne özünde ne de biçiminde sınıf kini yoktur.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Amma da yaptınız. Sayfa yüz otuz iki; “…böylece sosyal gelişmenin bu aşamasında sınıf mücadelesi, ücretleri ödeyen sınıf ile ücretli sınıf arasında patlak verir.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Burada sınıf kininden söz edilmiyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Ama sınıf mücadelesi diyorsunuz.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Sınıf kininden başka bir şey bu; ve bana inanın, biz kini, hıncı körüklemeyiz. Biz sınıf mücadelesinin, sosyal gelişmenin bir yasası olduğunu söylüyoruz. Bunun sorumlusu biz değiliz. Biz sınıf mücadelesi yapmayız. Yalnızca onu açıklarız, tıpkı Newton’un yerçekimini açıkladığı gibi. Biz sınıf mücadelesini üreten çıkar çatışmasının doğasını açıklarız.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Ama çıkar çatışması diye bir şey olmamalıdır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Ben de yürekten katılıyorum size. İşte biz Sosyalistler de bu çıkar çatışmasının ortadan kalkması için çabalıyoruz. İzin verirseniz birkaç satır da ben okuyayım. Sayfa yüz yirmi altı; “İlkel kabile komünizminin ortadan kalkması ve özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla başlayan sınıf mücadelesi döngüsü, sosyal varlığı sürdürmeyi sağlayan araçların, özel mülkiyet olmaktan çıkartılmasıyla son bulacaktır.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Ama ben sizinle aynı düşüncede değilim. İddianız yanlış; emek ile sermaye arasında çıkar çatışması diye bir şey yoktur yada daha <span> </span>doğrusu olmaması gerekir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Teşekkür ederim, son söylediğinizle benim iddialarımı desteklemiş oldunuz.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Ama ne diye bir çatışma olsun ki?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Çünkü böyle yaratılmışız sanıyorum.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Ama böyle yaratılmadık.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">İdeal insandan mı söz ediyorsunuz? Bencil olmayan, tanrıya benzeyen insandan mı söz ediyorsunuz? Öyle az ki böyle insan, hatta yok. Yoksa sıradan, ortalama insandan mı söz ediyorsunuz?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Sıradan ve ortalama insandan.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Zayıf, saf, yanlış yapmaya hazır insandan mı? Ve bayağı, bencil insandan mı?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Evet.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Dikkat edin, bencil dedim.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Ortalama insan bencildir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Elinin erdiği her şeyi ister?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Mümkün olan her şeye sahip olmak ister, üzücü ama gerçek.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">O halde şimdi avucuma düştünüz. İzin verin de göstereyim size, Şimdi tramvayda çalışan bir işçiyi ele alalım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Sermaye olmasaydı tramvayda çalışamazdı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Doğru, ama siz de kabul edersiniz ki, karı ortaya çıkaran emek olmasa sermaye de yok olacaktı. Tamam mı?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Haklısınız.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">İkimizin düşüncesi de karşılıklı olarak birbirini götürür. Ve böylece konuşmaya başladığımız noktaya dönmüş oluyoruz. Yeniden başlayalım. Tramvay işçileri emeği sağlar, hissedarlar sermayeyi sağlar. Emek ve sermayenin ortak çabasıyla da para kazanılır. Kazanılan bu parayı kendi aralarında bölüşürler. Sermayenin payına düşene kar, emeğin payına düşene ücret denir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Çok güzel. Bu paylaşımın dostça yapılmaması için hiçbir neden yok.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Az önce bir konu üzerinde anlaştığımızı hemen unuttunuz. Ortalama insanın bencil olduğu konusunda anlaşmıştık. İnsan neyse odur. Siz her şeye gökyüzünden bakma alışkanlığınızla, göğe yükseldiniz ve aslında var olan değil de olması gerektiği gibi olan insanlar arasında para bölüştürüyorsunuz. Ama gerçeğe dönecek olursak, emekçi bencil olduğundan bu paylaşımdan elinden geldiğince fazlasını almak isteyecektir. Kapitalist de bencil olduğundan, bu paylaşımdan elinden geldiğince fazlasını almak isteyecektir. Eğer bir şey sınırlı bir miktardaysa ve iki insan bu şeyden mümkün olduğunca büyük paylar almak istiyorlarsa, burada sermaye ile emek arasında bir çıkar çatışması söz konusu olur. Bu uzlaştırılamaz bir çatışmadır. Dünya üstünde işçiler ve kapitalistler oldukça, bu paylaşım üzerinde kavga etmeye devam edeceklerdir. Bu öğleden sonra San Francisco’da olsaydınız, yürümek zorunda kalacaktınız. Çünkü tek bir tramvay çalışmıyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Gene mi grev?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Evet, tramvay şirketinin karlarının paylaşılması konusunda kavga ediyorlar.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Yanlış bir iş. İşçiler ileriyi göremeyecek kadar dar görüşlüler. Böyle davranırlarsa, bizim onlardan yana olmamızı nasıl umabilirler…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Yürümek zorunda kaldığımızda…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Onların bakış açıları çok dar. İnsan insan olmalı, vahşi hayvan değil. Şimdi şiddet ve kıyım olacak, yas tutan dullar ve yetimler olacak. Sermaye ve emek dost olmalı. Ortak çıkarları için el ele çalışmalılar.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Ah, yine havalara çıktınız. Hadi yeryüzüne ininiz. Unutmayın ki, ortalama insanın bencil olduğu konusunda anlaşmıştık.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Ama bencil olmamalı!</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Bu konuda ben de size katılıyorum. Bencil olmaması gerek, ama böyle domuzca bir ahlak üstüne kurulmuş sosyal düzende yaşadığı sürece bencil olmaya devam edecektir. Evet domuzca bir ahlak. Kapitalist sistemin anlamı bu. Kilisenizin desteklediği, kürsünüzde her zaman vaaz verdiğiniz şey bu. Domuzca ahlak! Bunun başka bir adı yok.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ev sahibi:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Korkarım Bay Everhard haklı. Laissez-faire (Bırakınız yapsınlar); herkes kendini düşünsün ve benden sonra kıyamet kopsun, işte sizin aşıladığınız anlayış bu. Geçen akşam Bay Everhard’ın dediği gibi, siz kilise adamlarının işlevi, kurulu düzenin devamını sağlamaya yardımcı olmak ve toplum da bu temel üzerine kurulmuş.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Ama bu İsa’nın öğretisi değil.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Bugünlerde Kilise İsa’nın öğretisini öğretmiyor ki. Emekçilerin, Kilise’yle hiçbir alışverişlerinin olmayacak olmasının nedeni de bu. Kilise, kapitalist sınıfın işçi sınıfını gaddarlıkla ve vahşice sömürüp ezmesine gözünü yummakta ve onaylamaktadır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Kilise buna göz yummuyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Kilise buna karşı da çıkmıyor. Kilise buna karşı çıkmadığı sürece, buna göz yumuyor demektir. Kilise’nin kapitalist sınıf tarafından desteklendiğini de unutmamak gerekir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Olaylara bu ışığın altında bakmamıştım. Yanılıyor olmalısınız. Bu dünyada üzücü ve kötü birçok şey olduğunu ben de biliyorum. Kilise’nin şeyi… sizin proletarya dediğiniz şeyi kaybettiğini de biliyorum.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Siz hiçbir zaman proletaryaya sahip olmadınız. İşçi sınıfı, Kilise’nin dışında ve Kilise’siz gelişip büyüdü.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Seni tam anlayamadım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Öyleyse izin verin de açıklayayım. On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru toplum yaşamına makinelerin girişi ve fabrika sisteminin gelişmesiyle, çalışan büyük emekçi kitleleri topraktan sökülüp ayrıldı. Eski çalışma düzeni bozuldu. Çalışan insanlar köylerinden sürülüp, sanayi şehirlerine doluştular. Analar ve çocuklar, yeni makinelerin başında çalışmaya koyuldu. Aile yaşamı yok oldu. Koşullar korkunçtu. Kanlı bir hikayedir bu.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Biliyorum, biliyorum… Korkunçtu. Ama bu bir buçuk yüzyıl önce olmuştu.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Ve işte o zaman, bir buçuk yüzyıl önce çağdaş proletarya doğdu. Ve Kilise onun varlığını görmezden geldi. Kapitalistler, bu halk mezbahalarını kurarlarken, Kilise sustu. Karşı çıkmadı, bugün de karşı çıkmıyor. Eski bir Sosyalist yazarın o dönem hakkında konuşurken söylediği gibi, kime “Kuzularımı besle” emri verildiyse, o kimseler, bu kuzuların köle olarak satılmalarını ve gıklarını bile çıkarmadan ölümüne çalışmalarını sağladılar. Kilise sustu o zaman, sözlerime devam etmeden önce bana açıkça aynı düşüncede olup olmadığımızı söylemelisiniz. Kilise o zaman sustu mu, susmadı mı?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> …</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">On sekizinci yüzyıl tarihi yazılmıştır. Eğer Kilise susmamış olsaydı, hiç kuşkusuz tarih kitaplarında susmamış olduğu yazardı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Korkarım Kilise sesini çıkarmadı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Ve bugün de aynı suskunluğunu sürdürüyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Bu noktada size katılmıyorum.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Pekala, göreceğiz. Chicago’da doksan sent kazanabilmek için bütün bir hafta boyunca çalışan kadınlar var. Kilise buna karşı çıktı mı?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Bunu ilk defa duyuyorum. Haftada doksan sent ha! Bu korkunç bir şey!</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Kilise buna karşı çıktı mı?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Kilise’nin bundan haberi yok.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Yine de Kilise’ye “Kuzularımı besleyin” emri verilmişti. Alaycı sözlerim için beni bağışlayın Piskopos. Ama sizlerle konuşurken sabrımızın tükenmemesine sanırım şaşırmıyorsunuzdur. Kapitalistlerin emrindeki kiliseleriniz, Güney’deki dokuma fabrikalarında çocukların çalıştırılmasına karşı çıktı mı? Altı, yedi yaşlarındaki çocuklar, her gece on iki saat süren vardiyalarda çalışıyorlar. Kutsal gün ışığını görmekten bile yoksunlar. Sinekler gibi ölüyorlar. Karlar onların kanlarıyla besleniyor. Bu parayla New England’da görkemli kiliseler yapılıyor. Ve siz bu muhteşem kiliselerde, bu çocukların kanlarıyla göbeklerini şişirmiş o kazanç sahipleri adına, tatlı tatlı vaazlar veriyorsunuz.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Bilmiyordum.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Öyleyse karşı çıkmadınız?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Evet.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Öyleyse Kilise on sekizinci yüzyılda olduğu gibi bugün de dilsiz.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> …</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Ve unutmayın ki, kilise adamlarından kim buna karşı çıkarsa hemen işinden atılır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Bunun doğru bir şey olduğunu düşünmüyorum.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Siz karşı çıkacak mısınız?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Bizim bölgede, böyle haksızlıkları bana gösterin, karşı çıkacağım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Göstereceğim. Şu anda hizmetinizdeyim. Sizi cehennemde bir yolculuğa çıkaracağım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Ben de karşı çıkacağım. Kilise suskun kalmayacak.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">İşinizden atılacaksınız.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Piskopos:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Ben size bunun tersini kanıtlayacağım. Eğer bütün dedikleriniz doğruysa bile, Kilise’nin bu olayları bilmediği için suskun kaldığını size kanıtlayacağım. Dahası, ben sanayi toplumundaki korkunç şeylerin, kapitalist sınıfın bunları bilmeyişinden ileri geldiğine inanıyorum. Bilgi edinir edinmez bütün yanlışlıklarını düzeltecektir. Bilgiyi vermek görevi, Kilise’ye düşmüştür.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Unutmayınız ki, siz madalyonun tek yüzünü görüyorsunuz. Çok iyi yönlerimiz de var bizim. Siz sadece, kötü yanlarımızı görüyorsunuz. Piskopos haklı. Endüstrinin yarattığı haksızlıkların, sizin sözlerinizle dehşetin nedeni, yöneticilerin bunu bilmemesidir. Sınıflar arasındaki uçurumu çok derinmiş gibi gösteriyorsunuz.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Vahşi Kızılderililer bile, kapitalist sınıf kadar zorba ve acımasız değildir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Bizi tanımıyorsunuz.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Kanıtlayın.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Nasıl kanıtlayabilirim? Sizin gibi birine hem de!</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Bunu bana kanıtlayın demiyorum, kendinize kanıtlayın.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Ben biliyorum.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ev sahibi:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Hadi, hadi çocuklar.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Umurumda değil…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Yanılmıyorsam, siz yada babanız, her ikisi de aynı kapıya çıkar zaten, Sierra Fabrikaları’na para yatırmışsınız.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Bunun konumuzla ne ilgisi var?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Pek fazla ilgisi yok. Yalnız şu giydiğiniz elbise kan lekesi içinde. Yediğiniz yiyecekler de kan kokuyor. Evinizin çatı kirişlerinden küçük çocukların, güçlü erkeklerin kanı damlıyor. Bunların damla damla çevreme düştüğünü duymam için gözlerimi bir parça kapatmam yeterli. Tıp, tıp, tıp…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Yazarın notu:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Tam o anda kaldırımdan geçen bir adam durdu, içeri baktı. İriyarı, yoksul kıyafetli, sırtında bambu kamışlar ve kumaştan yapılma sehpalardan, sandalyelerden oluşan ağır bir yük taşıyordu. Mal satmak için içeri girip girmemekte tereddüt ediyormuş gibi eve bakıyordu.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Bu adamın adı Jackson’dır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Böyle seyyar satıcılık yapacağına, gidip bir işte çalışacak kadar da güçlü.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Ceketinin sol koluna dikkat edin. Sizin çatınızdan damlayan kanın bir kısmı, bu kesik koldan akıyor işte. Kolunu Sierra Fabrikaları’nda kaybetti ve siz de yaralanmış bir at gibi ölmesi için onu sokağa attınız. “Siz” derken, sizin ve öteki hissedarların fabrikayı yönetmek için parayla tuttuğu yöneticileri, müdürleri kastediyorum. Bu bir kazaydı. Şirkete birkaç dolar fazla kazandırmak için oldu kaza. Kolunu tarağın dişlisine kaptırdı. Makinenin dişleri arasında gördüğü taş parçasını orada bırakabilirdi, en fazla makinenin dişini kırardı. Bu taşı çıkarmak için uğraşırken kolunu, parmak uçlarından ta omzuna kadar dişliye kaptırdı. Geceydi. Fabrikalar mesai yapıyordu. Kazanç su gibi akıyordu. Şirket o mevsim ortaklarına yüksek kar payı dağıtmıştı. Jackson saatlerdir çalışıyordu, kasları gevşemişti artık, hareketleri yavaşlamıştı. Makineye kapılmasının nedeni bu oldu. Bir karısı ve üç çocuğu var…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Peki şirke ne yaptı onun için?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Hiçbir şey. Oh, bağışlayın, unutuyordum, bazı şeyler yaptı elbette. Jackson’ın hastaneden çıktıktan sonra açtığı tazminat davasını düşürdü. Şirket, çok iyi avukatlar çalıştırır, biliyorsunuz.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Hikayenin tamamını anlatmadınız. Belki de hikayenin hepsini bilmiyorsunuz. Belki adam bir küstahlık etti.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Küstah mı! Ha! Ha! Ulu Tanrım! Küstahmış! Kopuk koluyla küstah biri ha! Tam tersine, alçakgönüllü, uysal bir işçiydi, bugüne kadar kimse onun için küstah demedi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Ama mahkeme; bu davada sizin anlattıklarınızın dışında bir şey olmasaydı, mahkemede onun aleyhine karar verilmezdi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Şirketin baş avukatı Albay Ingram’dır. Çok güçlü bir avukattır. Size bir öneride bulunacağım, Bayan Avis, Jackson olayını bir araştırın.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Avis:</span></strong><span style="font-family:&#34;"> Buna karar vermiştim zaten.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:&#34;">Ernest: </span></strong><span style="font-family:&#34;">Pekala, size bu adamı nerede bulabileceğinizi de söyleyebilirim. Ama Jackson’ın kolu yüzünden duygularınızın nasıl değişeceğini düşündükçe sizin adınıza korkuyorum.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><em><span style="font-family:&#34;">*Salt diyalogları sunmanın daha faydalı olacağını düşündüm; kitabı baştan sona okumanızı ve Jack London’nın etkileyici kalemini tatmanızı ayrıca salık veririm.</span></em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 0 18pt;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"><span> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"><span> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir “Osmanlı Komünisti” Kemal Tahir]]></title>
<link>http://farukkartal.wordpress.com/2009/04/27/bir-%e2%80%9cosmanli-komunisti%e2%80%9d-kemal-tahir/</link>
<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 13:43:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>farukkartal</dc:creator>
<guid>http://farukkartal.wordpress.com/2009/04/27/bir-%e2%80%9cosmanli-komunisti%e2%80%9d-kemal-tahir/</guid>
<description><![CDATA[(1910 &#8211; 1973) Hayatı Soyadı “Demir” olan Kemal Tahir, 13 Mart 1910 yılında İstanbul’da doğdu. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>(1910 &#8211; 1973)</strong></p>
<p><strong>Hayatı</strong></p>
<p>Soyadı “Demir” olan Kemal Tahir, 13 Mart 1910 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Tahir bey deniz yüzbaşısı ve II.Abdülhamid’in yaverlerindendi. Ailenin en büyük erkek çocuğu olan Kemal Tahir, Cezayirli Hasan Paşa Rüşdiyesi’nden sonra girdiği Galatasaray Sultani’sinin 10.sınıfındaki eğitimini, annesinin vefatı üzerine yarıda bırakarak çalışmaya başladı. Avukat katipliği, Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde ambar memurluğu yaptı.</p>
<p>1932’de gazeteciliğe adım atan Kemal Tahir; dönemin Vakit, Haber, Son Posta, Yedigün, Karikatür, Karagöz ve Tan gibi önde gelen gazete ve dergilerinde çalıştı. 1937’de Fatma İrfan hanımla evlendi.<!--more--></p>
<p>1938’de Nazım Hikmet’le beraber Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde “Orduyu isyana teşvik” suçlamasıyla yargılandı ve on beş sene hapse mahkum oldu. İşlemediği bu suç yüzünden 1938’den 1950 senesine kadar tam on iki sene, tahta bavuluna doldurduğu sarı defterleriyle Çankırı, Çorum, Nevşehir, Malatya cezaevlerini dolaştı. “Orduyu isyana teşvik”ten suçlanıyordu, fakat aslında “Komünist”liğinin bedelini ödüyordu, işin trajikomik yanı ise: Kemal Tahir o yıllarda Komünist değildi, aksine, ülke sorunlarına duyarlı, Atatürk devrimleri konusunda tavizsiz, muhalif partiye (Serbest Cumhuriyet Fırka’ya) üye olan arkadaşıyla yumruk yumruğa kavga edecek kadar da ateşli bir Kemalist’ti. Kendi deyişiyle tutuklandığında kitaplığında ağırlıkla “sağ yayın ve kitaplar vardı”.</p>
<p>Eşine yazdığı bir mektubunda şöyle diyor Kemal Tahir: “Yarım yamalak bilgili kafama bir çok kocaman meseleler yığdılar. Kant, Descartes, Nietzsche, Engels hatta Marks bomboş kafamda koşmaca oynuyorlar. Demokrasi, liberalizm, komünizm, bolşevizm, faşizm, hitlerizm, emperyalizm fır dönüyor etrafımda. Gözleri yeni açılan anadan doğma bir kör gibiyim(&#8230;) Sınıf kavgalarının korkunç meydan muharebesine seyirci kalmak, muayyen bir cephenin üniformasını giymemek hakkına bile malik değilmişim. (Oportünist denilen şaşkınların arasında durduğun yeter!) diye haykıran inandırıcı bir ses duyuyorum.”</p>
<p>Bu kafa karışıklığına rağmen, sol eğilimli Tan Gazetesi’nde yazı işleri müdürlüğü yapıyor olması, Komünistlikten sicilli Nazım Hikmet’le arkadaşlığı, “uyduruk donanma davası”na adını karıştırmış ve hiç yoktan on iki sene hapis yatmasına neden olmuştu.</p>
<p>1950’de genel af yasasından yararlanarak özgürlüğüne kavuştu ve İstanbul’a döndü. İkinci eşi Semiha Sıdıka hanımla evlendi. Geçim sıkıntısından ötürü çeşitli takma isimlerle gazetelere tefrika romanlar, aşk ve macera kitapları yazdı. “6-7 Eylül olayları” sonrasında tekrar gözaltına alındı ve Harbiye cezaevinde 6 ay yattı.</p>
<p>Bu son ama kısa hapislik günlerinin ardından Kadıköy Şaşkınbakkal’daki evinde 21 Nisan 1973’e –ölümüne- kadar sürecek bir okuma, yazma ve düşünme mesaisi içine girdi.</p>
<p><strong>Fikirleri</strong></p>
<p>Kemal Tahir’i diğer Türk romancılarından ayıran en önemli özellik, bazı roman kişilikleri aracılığıyla dile getirdiği tarihsel toplumsal görüşleridir. Nedir bu görüşler? Kemal Tahir’in radikal ve ateşli solcular tarafından “sağcılıkla”, Kemalistler tarafından da “gericilikle” suçlanmasına, yerden yere vurulmasına neden olan fikirler…</p>
<p>Her şeyden evvel, Kemal Tahir Türk toplumunun gelişim ve evrelerini Batı toplumu ile bir tutmamış, tarihsel ve toplumsal meseleleri de bu çıkış noktasıyla ele almıştır. Çünkü, “Doğu devlet tipi”ni tartışmaya açan Tahir’e göre, tarih doğu’da batı’da olduğundan daha farklı şekilleniyordu. İşte bu yüzden Türk toplumunu anlamak için Osmanlı toplum yapısına merdiven dayamak gerekmektedir.</p>
<p>Kemal Tahir Osmanlı konusundaki görüşlerini “Devlet Ana” adlı romanıyla dile getirdi. Yıl 1967 idi. Bu romandan evvel 1960’lı yıllarda Marks’ın Asya Tipi Üretim Tarzı Türk sosyalizminin gündemine girdi.</p>
<p>İşte bu ATÜT tezi Kemal Tahir’in fikir dünyasının temelini oluşturdu. Tahir’e göre; Bizans, ilk dönemlerinde halkı kollayan, onu sömürmeyen (yada az sömüren) “devletçi” bir model uyguluyordu. Halk da hoşnuttu. Ne var ki sonraki dönemlerde Bizans ATÜT’den ayrılarak tekfurlar eliyle Avrupa feodalliğine benzemeye başladı. Böylece halktan yana olan “insancıl sistem” bozulmaya başladı. Osmanlılar ise işte tam bu yıllarda “Tımar” yada bir başka ad ile “Ikta” sistemine geçerek eski devletçi Bizans modeliyle Ortadoğu devlet biçimlerinin bir sentezini kuruyordu.</p>
<p>Hamurunda dini inançlara ve insana duyulan saygı ve sevgi olan bu model, yükselmekte olan Avrupa feodalizminden daha insancıl ve daha ferah bir yaşam vaat ediği için başta Balkan halkları olmak üzere bütün Doğu Avrupa toplumlarını, köylülerini akın akın Osmanlı bayrağı altına çekiyordu. Köylüler Avrupa feodalizminin zulmünden kaçıyordu. Osmanlı tarihçilerinin araştırmaları da incelendiğinde, ki Kemal Tahir’e de ilham kaynağı olmuş olan Halil İnalcık hocamızın da vardığı sonuç budur. İşte Osmanlı’nın kolayca büyüyüp yayılıp yüzyıllarca ayakta kalabilmesinin sırrı bu sistemdedir: “Tımar” yada “Ikta” sistemi. Ana sebep, ne “İman gücünde” ne de “yeşil sarıklıların” yardımlarında, yalnızca ama yalnızca bilimde, ekonomik şartlarda yatmaktadır…</p>
<p>Tahir, “Tımarlı sipahi sistemini” uygulayan Osmanlı devlet ve toplum yapısını sınıfsız olarak takdim etmektedir. Kemal Tahir’in Osmanlı’ya duyduğu hayranlık bilimsel çalışmalarında ne denli etkili ve yönlendirici oldu bilinmez. Fakat Kemal Tahir, kendince sınıfsız olan bu toplum yapısının, dümen batılılaşmaya kırılmasaydı sosyalizme gideceğini iddia etmiştir.</p>
<p>İşte bu şekilde, Osmanlı Avrupa feodalizminden “daha insancıl ve daha gelişmiş” bir model oluşturduğu için ayakta kalabilmiş, büyümüştür; fakat gene aynı denklemin tam ters biçimi yüzünden, yani feodalizmin bağrından doğan kapitalizme alternatif bir modelle var olamadığı, kendini yenileyerek karşı koyamadığı için, tarihsel olarak kapitalizm karşısında geri duruma düşmüş ve küçülmüş, yıkılmıştır.</p>
<p>Kemal Tahir bu duraklama ve çöküş evresinden kurtulmak için, Tanzimat’tan hatta öncesinden (Yeniçeri ocaklarının kaldırılmasıyla) başlayan Batılılaşma çabalarını sertçe eleştirmiştir. Kemal Tahir Tanzimat’la başlayan süreci Cumhuriyet’le devam ettirir, Cumhuriyet’le pek bir şeyin değişmediğini, gidilen yolun aynı olduğunu söyler. Cumhuriyet devrimlerinin “milletin vicdanında” yer edememiş olduğunu iddia eder. Toplum Doğu-Batı değer yargıları ile ikiye bölünmüş gibidir. Kemal Tahir Yeniçeriliğin kaldırılmasıyla başlayan Batılı olma kaygılarını, değişim denemelerini “bir pislik çukurunda debelenmekten” ibaret olarak görmüştür. Bu nedenle batılılaşma, gerekli altyapısı olmayan bir topluma, soyut ve biçimsel bir üstyapı getirme çabasından başka bir şey değildir. Köklü bir ekonomik ve toplumsal devrim yapılmadan başlatılan tepeden inme uygulamalar taklitçiliktir.</p>
<p>Kemal Tahir Batılılaşmaya karşı yürüttüğü bütün eleştirilere rağmen Mustafa Kemal’i ayrıca önemsemiştir. Ona göre Mustafa Kemal “çağının en iyi komutanı”dır. Kemal Tahir İ.T. hareketini Osmanlı imparatorluğunu batırmakla suçlar. İ.T. demişken; 31 Mart olayı Kemal Tahir’e göre İ.T.’nin, Şeyh Sait olayı da Cumhuriyet’in bir dolabıdır. İdris hoca’nın ileri sürdüğü “Kurtuluş savaşı Anti emperyalist bir savaş değildir, Türk-Yunan savaşıdır” tezini Kemal Tahir de kabul eder. Bu fikirlerini “Anti kapitalist olmayan bir hareket Anti Emperyalist de olamaz” tezi ile desteklerler.</p>
<p>Kemal Tahir İngilizlerin, Kurtuluş Savaşı sonuna doğru, Kuzeyde Sovyetlere karşı bir blok ve güç dengesi olması için Türkiye ile anlaştığını, Türk yönetiminin varlığına izin verdiğini de iddia etmektedir.</p>
<p>Kemal Tahir “Batılı insanla doğulu insanın dış benzerlikten başka hiçbir benzerliği yoktur, birisi kuşsa birisi balıktır” demektedir. Kemal Tahir tarihi sıklıkla Doğu-Batı sorunu şeklinde ele almıştır. Marksizm’e yaklaşımı da bu şekilde olmuştur.</p>
<p>Bürokratik dikta rejimi uygulayan SSCB’yi ise şöyle eleştirir: “Marks üretim araçları devletin yani işçi sınıfının eline geçince sömürünün kalkacağını, devletinde gevşeyip dağılacağını ileri sürmüştür…” Gerçekteyse, SSCB’de işçiler iktidarı ele aldıktan sonra –özellikle Lenin sonrasında- parti içinde doğan Bürokratik güçler önce devleti ele geçirmiştir, sonrada onu kutsallaştırmış, sertleştirmiş ve giderek baskı rejimine kaymıştır.</p>
<p>Tahir, “Önümüzde Sosyalizme fenersiz yakalanan SSCB deneyi dururken daha bize ne oluyor ki halen kendi tarihsel gerçeklerimizi araştırıp bulmuyoruz, bu tembelliğimizi yada yeteneksizliğimizi gösterir” diyerek Türkiyeli Sosyalistleri eleştirmektedir. Kemal Tahir’in ısrarla üzerinde durduğu şey “Toplum yapımızın anatomisinin incelenmesi” meselesidir. Tahir’e göre “Batı toplumunun içinden doğan sistem ve fikirler onun bünyesine uygundur”, Türk toplum yapısı ise batı toplum yapısından farklıdır, öyleyse bu sistem ve fikirlerde Türk toplumluna ters gelecektir, ya bir kaç beden büyük yada bir kaç beden küçük olacaktır.</p>
<p>“Elbise yaptırırken terziye ölçü vermesini biliyoruz da bir sistemi almak istediğimiz zaman sosyal bünyemizin ölçülerini neden aklımıza getirmiyoruz?”</p>
<p>Kemal Tahir Türk toplum yapısını kendince şöyle analiz eder. Öncelikle Türkiye’de Burjuva sınıfı olmadığını, bunun İ.T. yani devlet eliyle yetiştirilmeye çalışıldığına dikkat çeker: “Türkiye’de Burjuva sınıfını var sayıp, onun karşısındaki işçi sınıfını kurtarmaya sıvanmak! Bak sen şu işe . Bir de işçi sınıfı var da kendisini kurtarmayıp, birkaç sapı silik bunları Burjuva canavarının elinden çekip alacak.”</p>
<p>Kemal Tahir, “Burjuva sınıfımız mı var ki” derken Burjuva sınıfını da kendince şöyle tanımlamaktadır: “Burjuva zengin demek değildir. Burjuva üretim çılgınlığına kapılmış, üretmek satmak için ahlak, namus, din, aile, millet, insanlık gibi sosyal varlıkların topunu birden gözden çıkarmış bir rezillik toplamıdır. Bunu yetiştirmek kolay değil. Yetiştirilemez bu meret. Onu şartlar hazırlar.”</p>
<p>Sosyalist Kemal Tahir, bu fikirleri ileri attığı o tarihlerde yükselen TİP hareketine ise sıcak bakmamış, ciddiye almamıştır. TİP hareketi lideri Mehmet Ali Aybar’la olan fikir ayrılıkları bu konuda önemli bir etken olabilir. Gene “68 kuşağı” diye nitelendirilen gençlik hareketlerini de eleştirmiş, hele hele düzenli ordular ve devlet karşısında eşkıya’nın yada gerilla tarzı örgütlerin tutunamayacağına taa 1957 yılında yayımladığı, Yaşar Kemal’in eşkıyayı kahramanlaştıran “İnce Memed” romanına karşılık gelen, “Rahmet yolları kesti” adlı romanıyla da dikkat çekmiştir. Tarih, çok değil on beş sene sonra Kemal Tahir’i haklı çıkarmıştır.</p>
<p>Tahir son tahlilde bizdeki “işçi-işveren alışverişini” ve ilişkisini batıdaki Burjuva-Proletarya ilişkisi ile bir tutmaz, aynı kefeye koymaz. Bunu her iki toplum yapısındaki farklılıklara ve sınıfların tarihsel gelişimlerine bağlar.</p>
<p>“…bu iki sınıf yalnız Batı’da vardır, bizde işveren-işçi alışverişi, burjuva-proleterya alışverişine hiç benzemez! Onların işi başka, bizim işimiz büsbütün başka!.. Batı’da, soyca işçi ailelere bol bol rastlarsınız da, Türkiye’de soyca işçi kalmış aileler bulmak zordur. Çünkü bizde, (Batı’da olduğu gibi) sınıflar arası duvar yoktur! Batı insanı, sınıfının içinde sıkışıp kalmıştır. Başka sınıfa atlamayı düşünmez bile!.. Olası bir iş değildir! “Hiç olmaz” demek istemiyorum. Bazı olağanüstü insanlar, bir kolayını bulmuş, duvarı aşmayı becermiştir. Fakat bu istisnalar, kaideyi değiştirmezler! Asıl kural, sınıfının içinde yaşamaktır.</p>
<p>Bizde böyle sınıflar arası aşılmaz duvar yoktur. Bir insan köyünden kopar, gelir şehrin kenar mahallelerine. Üretimle hiçbir ilişiği olmayan bir iş bulur kendisine. Tutalım bir apartman kapıcısı olur, ya da varlıklı bir ailenin yanında yanaşma. Az sonra, devleti ve vatandaşı soymanın yollarını öğrenmeye başlar. Eğer bir de yatkınlığı varsa, bir süre sonra bakarsın, şehrin göbeğinde koskoca bir apartman dairesine kurulmuş, purosunu tüttürerek, teneke karaborsası, bilet, sigara, viski karaborsasının kralı olmuştur. Soydan ticaretle uğraşa gelmiş öteki insanlar, bu zibidinin aralarına girmesine aldırış bile etmezler! İlk günlerde biraz dilinin kabalığına, görgüsünün azlığına gülüverirler ama sonraları bu da unutulur…</p>
<p>Bizde bir işçi, oğlunu pekâlâ okutur ve başka bir sınıfın adamı yapar… Bunun örnekleri sayısızdır. Türkiye’de orta sınıfı işçi besler. İşçi, bir kuşak sonra dükkân sahibidir. Ama Batı işçisi, çocuğunu parası olsa da dilediği okullarda okutamaz; almazlar! Alsalar bile sınıf geçirmezler! Diplomayı ele geçirse bile, iş vermezler; kurduğu işleri yıkarlar! Burjuva kızını ayarsa, evlenmelerine engel olurlar! Görüyorsun, Batı’da duvarı aşmak bir marifet! Bizde sınıf değiştirmek, bir odadan öbür odaya geçmek kadar kolaydır.”</p>
<p>Kemal Tahir “Sosyalist olmak” meselesine ise şöyle eğilir: “Sosyalist olmak demek o sınıfın içinden gelerek düşünmek demektir. İşçi sınıfının içinden gelmiyorsan istediğin kadar Sosyalizmi öğren Sosyalist olamazsın ve Sosyalist bir işçi gibi düşünemezsin. Gerçekte Sosyalist, teorisini tıpkı şoförün arabasını kullandığı gibi kullanır. Yani bilinçaltına indirerek. Şoför arabasını kullanırken bir dönemece rastladığı sıra, “şimdi gazdan ayağımı hafifçe çekeceğim, direksiyonu kıracağım, dönemeci içerden alacağım” diye düşünmeden bütün bunları bilinçaltı yığıntısı ile nasıl yaparsa Sosyalist de olaylar karşısında “Marks şöyle demişti, Engels’in açıklaması böyle, Lenin bu durum karşısında şu yolu tuttu öyleyse ben de böyle davranmalıyım” gibi şeyler düşünmeden, bilinçaltı davranarak Sosyalizme denk düşer. Sosyalizm işçi sınıfının düşünce biçimidir. Eğer bir insan işçi sınıfından gelmiyorsa işçi sınıfı ile özdeşleşmedikçe Sosyalist olamaz ve Sosyalist gibi düşünemez.”</p>
<p>Özetle, Kemal Tahir Türkiye’de yaygın olan klasik Marksist öğretinin genellikle doğu toplumları ve özellikle Osmanlı imparatorluğu yada Anadolu Türk toplumu konusundaki açıklamalarını yetersiz bulmaktadır. Kemal Tahir’e göre “Batı kalıpları bizim yerli meselelerimizi çözemezdi”.</p>
<p>Karl A.Wittfogel’in “Oriental Despotizm: A Comparative study of total power” ve Mısırlı Marksist ve düşünür Abdül-Malek’in “I’Egpyte, Societe Militaire” adlı eserlerinden, Marks ve Engels’in doğu toplumları konusunda o güne kadar klasik Türk Marksist düşüncesinde geçerli olan görüşlerden farklı açıklamalar ve yorumlar getirmiş olduğunu öğrendi. Bunun üzerine Marks ve Engels’in doğu toplumlarına dair yazdıklarını okuyarak, tekrar gözden geçirdi. Yukarda adlarını zikrettiğim kitaplar ve ardı sıra gelen Marks-Engels’in doğu toplumları hakkındaki kitapları aracılığıyla, doğu toplumlarında “özel toprak mülkiyetinin var olmayışına” Marks ve Engels’in de dikkat çektiklerini açıkça görmüştür. Kemal Tahir’in Türk toplum yapısını anlaması için bir altın anahtardı bu tespit. Kemal Tahir’i küçümseyen kimi sözde Marksistlerin iddia ettiği gibi, Kemal Tahir Marksizm’den sapmak şöyle dursun, doğu toplumlarını anlamak açısından ilk olarak gene Marks’dan ilham almıştır!</p>
<p>Tahir bunun üzerine yerli kaynaklara da yönelmiştir. Üzerinde en fazla durduğu ve etkilendiği kişiler; Fuat Köprülü, Ömer Lütfü Barkan, Mustafa Akdağ, Halil İnalcık gibi araştırmacılardır. Altlı ciltlik “Cevdet paşa tarih kitapları”ndan en az birisinin masasında her zaman durduğunu ziyaretine giden arkadaşları söylemektedir.</p>
<p>Diğer Türkiye Sosyalistlerinin aksine, Kemal Tahir Osmanlıyı önemserdi. Türk toplum yapısını ve Osmanlı üretim biçimini merak eder araştırırdı. Bunu yapmakla Marksizm’den saptığını dillendiren dönemin sözde Marksistleri şöyle azarlar: “Merakın yöneldiği alan değişince dünya görüşünü de değiştirmek; bu antikalık bizim aydınlarımıza has olsa gerek.”</p>
<p>Cumhuriyet rejimi ile Osmanlı tarihine ve mirasına sırt dönen yazar, hayatının ikinci döneminde Osmanlı tarih ve mirasına sahip çıkmıştı. Osmanlı toplum düzenini batı toplum düzeninden, yani Feodalizmden daha adil ve insancıl buluyordu.</p>
<p><strong>Kemal Tahir’e yapılan eleştiriler</strong></p>
<p>Yıl 1967. “Devlet Ana” yayımlanır. Kemal Tahir’in yıllardır araştırdığı, üzerinde durduğu, birikimde bulunduğu konu meyvesini vermiş ve ortaya “tarihsel arka planda toplumsal bir analiz romanı” çıkmıştı. Solcu çevreler bunu hazmedemedi, Osmanlı devletinin kuruluş yıllarını ve temellerini ele alan kitaba ve yazarına karşı tam anlamıyla bir linç kampanyası başlatıldı. Kemal Tahir Osmanlı toplum düzeninin sınıfsız olduğunu iddia etmekle Marksizm’den aforoz edilmişti bile. Daha da ileri gidenler onu “devleti yücelttiği” gerekçesi ile milliyetçilik ve hatta faşizanlık yapmakla suçladı.</p>
<p>Osmanlı mirasını reddeden Kemalistler ise, yazarı Osmanlı’yı övmekle, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını küçümsemekle, devrimleri kötülemekle itham ettiler. Kemal Tahir artık “resmi tarih ve ideoloji” dışına çıkmıştı. Kemal Tahir “putlaştırılan düşüncelere” açtığı savaşın bedelini ödüyordu.</p>
<p>Bu ağır eleştiri bombardımanına karşı yazarı savunmak isteyen yakın çevreleri de övgünün ölçüsünü kaçırdı; Kemal Tahir “bin yıllık Türk düşüncesinin en büyük ve en özgün düşünürü” ilan edildi. Devlet Ana’da “ilk milli Türk romanı…” Ve ne yazık ki bu “ölçüsüz hayranlık gösterileri” çok kısa zamanda alay konusu oldu; Kemal Tahir’e “Osmanlı Sosyalist Şeyhi”, çevresindekilere ise “Tahiriler” sıfatı yakıştırıldı. Kemal Tahir bunlara hiç aldırış etmedi, çalışmalarına ve aykırı fikirlerine devam etti, gerek yazdığı kitaplarla, gerek dost meclislerindeki sohbetleriyle…</p>
<p>Fakat ölüm onu eleştiri yağmuruna tutulduğu bir sohbet gecesinin sabahında, üzerinde bir palto örtülü olduğu halde evinin girişindeki kanepede yatarken buldu.</p>
<p><strong>Kemal Tahir’den etkilenenler</strong></p>
<p>Kemal Tahir’in çevresinde, sıklıkla bir araya geldiği, sohbet ettiği ve üzerinde Kemal Tahir etkisi görülen yazar-aydın isimler şunlardı; İsmet Bozdağ, Sabahattin Selek, Aziz Nesin, Tahir Alangu, Orhan Apaydın… Sinema çevresinden de tanıdıkları, dostları vardı; Halit Refiğ, Duygu Sağıroğlu, Metin Erksan, Ömer Lütfi Akad bunlardan bir kaçı.</p>
<p>“Karılar koğuşu”, “Yorgun savaşçı”, “Esir şehrin insanları” adlı kitapları beyaz perdeye uyarlandı. 12 Eylül’ün ertesinde, devlet tarafından imha edilen filmler arasında “Yorgun savaşçı” da vardı. Kurtuluş Savaşına “resmi tarihin dışından” bakan bu eser, Kemalist çevrelerin yarattığı “Kurtuluş savaşı mitolojisine” uymadığı için rahatsızlığa neden oldu, yok edildi.</p>
<p>Gene Türk Sosyalizminde ve Türk Sosyolojisinde farklı bir tarz yaratan İdris Küçükömer’in Kemal Tahir’den, yada onun Küçükömer’den ne kadar etkilendiği bilinmez, fakat fikirlerinin birbirlerini tamamlayıcı olduğu da apaçık bir gerçektir.</p>
<p>Ve gene bugün, “İkinci Cumhuriyetçi” yada “Liberal Solcu” denen aydınlar tarafından (Mesela; Asaf Savaş Akat, Mete Tunçay, Murat Belge, Altan ailesi ve Engin Ardıç…), Kemal Tahir’in ortaya attığı fikirlerin geliştirilerek kullanıldığı görülmektedir.</p>
<p><strong>Yapıtları</strong></p>
<p>Edebiyat yaşamına toplumsal konuları işleyen şiirlerle giren Kemal Tahir, ilk öykülerini 1941’de yayımladı, daha sonra romana geçti. Dört öyküsünü topladığı “Göl insanları” adlı kitabını okuyan Nazım Hikmet, “Göl insanları Türk edebiyatının en güzel dört hikayesi olarak kalacaktır” demiştir.</p>
<p>Kemal Tahir’in romanları iki kümeye ayrılabilir: Köye yönelik olanlar ve çeşitli tarihsel dönemleri konu alanlar. Genellikle Çorum ağzını kullandığı, köye yönelik romanlarında Çankırı ve Çorum yörelerinin toplumsal sorunlarını, uzun cezaevi yaşamından tanıdığı insanları ele aldı.</p>
<p>Birbirini tamamlayan “Sağırdere” ve “Körduman” romanlarında Ankara’ya çalışmaya giden bir gencin gurbetteki ve köyüne döndükten sonraki yaşamını anlattı. “Yediçınar yaylası”, “Köyün kamburu”, “Büyük Mal” üçlüsünde Tanzimat’tan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar uzanan bir zaman içinde kırsal kesimdeki toplumsal değişmeyi konu aldı. Toprak ağalığının ortaya çıkış nedenleri üzerinde durdu. Eşkıyalık sorununu işlediği “Rahmet yolları kesti”de eşkıyayı bir kahraman olarak gösteren Yaşar Kemal’in “İnce memed” adlı romanına karşı çıktı. Köy Enstitüleri’ne eleştirel bir gözle bakan “Bozkırdaki çekirdek” romanı dolayısıyla olumlu ve olumsuz eleştiriler aldı. “Kelleci memet”te yanında çalıştığı ağayı kaza kurşunuyla öldüren bir gencin hikayesini anlattı. Bu çerçevede cezaevi yaşamını gerçekçi bir biçimde canlandırdı. Ölümünden sonra yayımlanan “Namuscular”, “Karılar koğuşu”, “Damağası” romanlarında da kırsal kesim insanlarını ve cezaevi yaşamını konu aldı. Bütün bu yapıtlarda kırsal kesime özgü, çoğunlukla çarpık insan ilişkilerini sergiledi, dikkat çekici tipler yarattı.</p>
<p>Tarihsel dönemleri ele alan romanlarına bir temel oluşturan ve Tahir’in başyapıtı sayılan ”Devlet Ana”da Osmanlı Devleti’nin kuruluş serüvenine eğildi. Devletin hangi temeller üzerine kurulup gelişebildiğini açıklamaya çalıştı. “Esir şehrin insanları” ve “Esir şehrin mahpusu” romanlarında düşman işgali altındaki İstanbul’u anlattı. “Yorgun savaşçı”da Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan subayların içine düştükleri durumu, yılgınlığın giderek direnmeye dönüşmesini, Kurtuluş Savaşı’nın ilk evrelerini yansıttı. “Kurt kanunu”nda Atatürk’e karşı düzenlenen İzmir suikastı çevresinde, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kadro ile İ.T. yandaşları arasındaki hesaplaşmayı dile getirdi. “Yol ayrımı”nda Serbest Cumhuriyet Fırka’nın kuruluş yıllarını ele aldı. Bu çerçevede “Esir şehir dizisi”, “Yorgun savaşçı” ve “Kurt kanunu”nda bir kavganın içinde olan kişilerin, ulaşılan noktadaki düş kırıklıklarını sergiledi.</p>
<p>Başta da, yazı boyunca da belirttiğim gibi, Kemal Tahir Türk toplumunun batı toplumlarından daha değişik bir gelişme çizgisi izlediğini ileri sürmüştü. Buna bağlı olarak “insan ilişkileri de batıdan değişiktir; bundan dolayı Türk romanı da değişik olmak zorundadır” diyordu.</p>
<p><strong>Kemal Tahir’in kitapları, yayımlanışının kronolojik sıralamasıyla şöyledir:</strong></p>
<p>Göl insanları (1955)</p>
<p>Sağırdere (1955)</p>
<p>Esir şehrin insanları (1956)</p>
<p>Körduman (1957)</p>
<p>Rahmet yolları kesti (1957)</p>
<p>Yediçınar yaylası (1958)</p>
<p>Köyün kamburu (1959)</p>
<p>Esir şehrin mahpusu (1962)</p>
<p>Kelleci memet (1962)</p>
<p>Yorgun savaşçı (1965)</p>
<p>Bozkırdaki çekirdek (1967)</p>
<p>Devlet ana (1967)</p>
<p>Kurt kanunu (1969)</p>
<p>Büyük mal (1970)</p>
<p>Yol ayrımı (1971)</p>
<p>Namuscular (1974)</p>
<p>Karılar koğuşu (1974)</p>
<p>Hür şehrin insanları (1974)</p>
<p>Damağası (1977)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Faydalandığım Kaynaklar</strong></p>
<p>Temel Brıtannıca. Cilt 10. Sayfa 156 / b</p>
<p>Yakınçağ Türkiye Tarihi. Cilt 2. Sayfa 299. Sina Akşin, Bülent Tanör, Korkut Boratav</p>
<p>K dergisi. 12 Ocak 2007. Sayı 15. “Osmanlı Komünisti Kemal Tahir” adlı yazıdan</p>
<p>Kemal Tahir’in sohbetleri. İsmet Bozdağ</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[sezai karakoç'a göre;]]></title>
<link>http://ruzigar.wordpress.com/?p=167</link>
<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 20:01:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>ruzigar</dc:creator>
<guid>http://ruzigar.wordpress.com/?p=167</guid>
<description><![CDATA[ “Kim ne derse desin, bu yeni akımın önderi, En soyutçusu, en dilcisi, en ülkücüsü, en toplumcusu, e]]></description>
<content:encoded><![CDATA[ “Kim ne derse desin, bu yeni akımın önderi, En soyutçusu, en dilcisi, en ülkücüsü, en toplumcusu, e]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[yüz parça]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/04/yuz-parca/</link>
<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 15:47:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/04/yuz-parca/</guid>
<description><![CDATA[parçalara bölünmüş bir şey ellerinin arasına aldığın, yüz parçaya ayırdım birini bulamasam birleşimi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>parçalara bölünmüş bir şey<br />
ellerinin arasına aldığın,<br />
yüz parçaya ayırdım<br />
birini bulamasam<br />
birleşimi hiç<br />
doksan dokuzunu aldın<br />
biri bende kaldı<br />
bana kalan sensizliğim benden<br />
bana bıraktığın da o<br />
ne onsuz elinde olanlar<br />
ne o yani elimde kalanlar<br />
yüz parçadan biri kaldı bende<br />
nasıl yüzüm olsun ki gel demeye&#8230;</p>
<p>su</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yokluğunda]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/04/yoklugunda-2/</link>
<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 15:38:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/04/yoklugunda-2/</guid>
<description><![CDATA[Bir ayrılık sesiydi, duydum. Arkanı dönüp gittiğini görmedim; ama sessizliğinin ve yokluğunu tattım ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bir ayrılık sesiydi, duydum. Arkanı dönüp gittiğini görmedim; ama sessizliğinin ve yokluğunu tattım o anda. Aynı bulut değil artık üstümüzdeki, altımızdaki toprak değil bu çamurlarında en güzel elbiselerin kirlendiği. Ay ve güneşin yaptığı anlaşma sonuna geldi ve sen gittin. Gidişler bana dair kelime oyunları gibiyken bu oyunun keyifsiz ve acı olduğunu; hatta bir oyun bile olmadığını anladım.</p>
<p>Yokluğuna alışmıştım; varlığına daha çok. Yokluğunda acı çekmenin renginin olduğunu anlayıp kapağını senden başka kimsenin görmediği o masmavi defteri açtım; içine söz veren mektuplar atmıştım; alıcı bendim, yazdıklarımı okuyup yokluğunda bir kez daha var olman için bu ayinle uyandım.</p>
<p>Ummak… Var saymak… Buydum hep, böyle denendim. Sayfalara böyle döküldü mürekkebim ve anlaşılmayan bir dilde çok kez varlığın bana elveda dedi. Üst üste bindirdim tüm kelimeleri; ama sana açık mektuplar yazmaktan vazgeçtim. Özlemek ve sevmek kelimelerinin yavaş anlamlarını geçip gidenlerde eskittim. Güç buldum senle Unique…</p>
<p>Yenildim, sözcüklerle oynadığımdan, şarkılarla dokunduğumdan tüm tenlere yenilgileri de çoktan kabul ettim. Ben yerinde oturup, aklına hükmeden kalbi dinleyen adam oldum; yerimde saydım çitten atlayan sevgilileri. Bir, iki, üç… O kadar uzun saydım ki bir tanesinin sayısını söyleyene kadar iki tanesi atlıyordu hayat çitimde; ben yokluğunda ufacık zamanlarda kocaman yaralar açtım kalbimde..</p>
<p>Şimdi bana bir başka yokluğun öyküsü yazdıracaksan, bir hayat çitim olmadan yazacağım onu.. Kalbimin arsızlarına açtım içimi, biri seni götürürse; izin verme, ben hiç izin vermedim senin gitmene…</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[yokluğunda]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/yoklugunda/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 22:34:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/yoklugunda/</guid>
<description><![CDATA[Bir ayrılık sesiydi, duydum. Arkanı dönüp gittiğini görmedim; ama sessizliğinin ve yokluğunu tattım ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-size:85%;">Bir ayrılık sesiydi, duydum. Arkanı dönüp gittiğini görmedim; ama sessizliğinin ve yokluğunu tattım o anda. Aynı bulut değil artık üstümüzdeki, altımızdaki toprak değil bu çamurlarında en güzel elbiselerin kirlendiği. Ay ve güneşin yaptığı anlaşma sonuna geldi ve sen gittin. Gidişler bana dair kelime oyunları gibiyken bu oyunun keyifsiz ve acı olduğunu; hatta bir oyun bile olmadığını anladım.</p>
<p>Yokluğuna alışmıştım; varlığına daha çok. Yokluğunda acı çekmenin renginin olduğunu anlayıp kapağını senden başka kimsenin görmediği o masmavi defteri açtım; içine söz veren mektuplar atmıştım; alıcı bendim, yazdıklarımı okuyup yokluğunda bir kez daha var olman için bu ayinle uyandım.</p>
<p>Ummak… Var saymak… Buydum hep, böyle denendim. Sayfalara böyle döküldü mürekkebim ve anlaşılmayan bir dilde çok kez varlığın bana elveda dedi. Üst üste bindirdim tüm kelimeleri; ama sana açık mektuplar yazmaktan vazgeçtim. Özlemek ve sevmek kelimelerinin yavaş anlamlarını geçip gidenlerde eskittim. Güç buldum senle Unique…</p>
<p>Yenildim, sözcüklerle oynadığımdan, şarkılarla dokunduğumdan tüm tenlere yenilgileri de çoktan kabul ettim. Ben yerinde oturup, aklına hükmeden kalbi dinleyen adam oldum; yerimde saydım çitten atlayan sevgilileri. Bir, iki, üç… O kadar uzun saydım ki bir tanesinin sayısını söyleyene kadar iki tanesi atlıyordu hayat çitimde; ben yokluğunda ufacık zamanlarda kocaman yaralar açtım kalbimde..</p>
<p>Şimdi bana bir başka yokluğun öyküsü yazdıracaksan, bir hayat çitim olmadan yazacağım onu.. Kalbimin arsızlarına açtım içimi, biri seni götürürse; izin verme, ben hiç izin vermedim senin gitmene…</span></p>
<p><span style="font-size:85%;">s.u.</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[tabu]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/tabu/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 22:31:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/tabu/</guid>
<description><![CDATA[sen duvarlar ördükçe ben ağlar ördüm de kaçtım oralardan derin yaralar açtım içimde kiremitleri kan ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div>sen duvarlar ördükçe</div>
<div>ben ağlar ördüm de kaçtım oralardan</div>
<div>derin yaralar açtım içimde</div>
<div>kiremitleri kan rengi bir evde</div>
<div>katlar çıktım sen bulutuna doğru</div>
<div>ben inşaatı bitirdiğimde</div>
<div>ne bir kapı vardı ne bir sır</div>
<div>ne bir tabu vardı ne bir sınır</div>
<div>ben odana girdiğimde</div>
<div>panjurlar dokunmayı bilmeyenlere kapandı&#8230;.</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Omuzlarında Buldular Beni]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/omuzlarinda-buldular-beni/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 22:29:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/omuzlarinda-buldular-beni/</guid>
<description><![CDATA[seni gördüm. omuzlarını ilk kez görmüyordum belki, o dans ettiğimiz gün omuzların açıktaydı ve yüzün]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>seni gördüm. omuzlarını ilk kez görmüyordum belki, o dans ettiğimiz gün omuzların açıktaydı ve yüzün bir çocuğa aitken onlar ileride çok kalbin zelzelesine neden olacak güzellikteydiler. yüzüne gözlerini saklamıştın; gözlerin bana verdiğin ilk benden almadığın tek şeydi hep.</p>
<p>bir ayrılığı hatırlıyorum adını duyunca; zorunlu ve içine kelimeleri sıkıştırdığımız, bir sarılmaya bile muhtaç ayrılığımızı. adının baş harfini taşıyan o çocukluk küpesi hala çekmecende duruyor mu bilmiyorum; ama o küpeyi kulağında hiç göremediğimi biliyorum. bilekliğini hatırlıyorum; hani şu üstünde garip figürler olan çünkü o gün sadece bir dansa sığdırılmış el ele tutuşmamızı ve sadece bir kere söylenmiş (yüz yüzeyken) seni seviyorum&#8217;umu düşünmüştüm. gözlerinin içine bakamamıştım; belki de tanrıya inanacak kadar olgun ya da bir kadının olacak kadar güçlü hissetmiyordum. çok çocuktum diyorum ya inanma. çok çocuğum hala, yüzünü görünce nasıl gülümsediğimi gördün ve hissettin değil mi sana karşı acizliğimi, güçsüzlüğümü, bebekliğimi belki? sözleriyle adam olmaya çalışan o masum çocuk karşında gözleriyle ele verirken kendini yani ben olurken ben uzun süre sonra bir tek sen gördün beni ve sen bana beni geri verdin.</p>
<p>acı nerede, aşk acısı diye soranlar vardı hep ve ben acının sensiz geçen her ana sindirdiğim o duygu olduğunu anladım, gözlerine bakıp bir deli gibi gülmem ondandı şiirdeki tüm yaralarımı iyileştirmek için yalayacak o deliler gözlerimde saklı ve deliler bile seni nasıl sevdiğimin farkında olmamalı, kıskanıp almak isteyecekler senden beni.</p>
<p>su</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[gam]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/gam/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 22:26:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/gam/</guid>
<description><![CDATA[yokluğunda içimde kuruntular buldum zamanlı zamansız kırgınlıklar senli benli suskunluklar gam telim]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;">yokluğunda içimde kuruntular buldum<br />
zamanlı zamansız kırgınlıklar<br />
senli benli suskunluklar<br />
gam telimi buldum bir yerde<br />
sihirli penayı hep ona vurdum<br />
gam, gam , gam&#8230;<br />
varlığın da yokluğunda şehir kadar parlak<br />
bıçağın iki yüzü gibi aslında<br />
biri kanlı ve parlak<br />
diğeri güneş gibi gözlere şenlik<br />
gam, gam , ga<br />
bırakıp gamı<br />
dolaşsak ya memleket memleket<br />
ve sevişsek ya yatak yatak<br />
et et gezmektense<br />
senin bilmediklerine anlamlar kattım<br />
bildiklerim senle daha bir benim<br />
bırakıp hüznü<br />
tutuşsak ya sokak sokak<br />
ve yaksak ya şehri<br />
içimden sıcak<br />
içinden sıcak değil bu gece&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[isimsiz]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/isimsiz/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 22:25:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/isimsiz/</guid>
<description><![CDATA[sana şişe diplerinde rastlamak? eller dökülürken yaprak misali ellerimden kaderi düşmek olmayan bir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;">
<div class="mceTemp">
<dl>
<dt><img class="aligncenter" src="http://haberalbum.ozgurhaber.net/albums/userpics/icki_alkol_sarhos2kjk.jpg" alt="http://haberalbum.ozgurhaber.net/albums/userpics/icki_alkol_sarhos2kjk.jpg" width="150" height="150" /></dt>
</dl>
</div>
<p style="text-align:center;">sana şişe diplerinde rastlamak?<br />
eller dökülürken yaprak misali ellerimden<br />
kaderi düşmek olmayan bir tek sendin<br />
sana gecenin karanlığa doyduğu yerde mi rastlamalı?<br />
söylesene ne bıraktın? neler attın içine<br />
sana kalpteki parmak izlerinde mi rastlamalı<br />
surlarından hangi ordular geçmedi?<br />
bizim için hangi çocuk ağlamadı ve tineri çekmedi içine bir piç yokluğunda?<br />
söyle ne yarattın ve hangi dizelerde ağlattın beni?<br />
ne aldın ne veridin?kimi koydun yerime?<br />
üşümem senden , ürperişim de öyle<br />
sıcağım battaniyem adından dokunas bile<br />
gene kimleri sevdinkimi koydun yerime?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Liman]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/liman/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 22:22:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/liman/</guid>
<description><![CDATA[Gemileri döndürmek için çok geçmiş&#8230; Bir liman mı burası? O büyük okyanus mu yoksa? Kayıp gemil]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><img class="aligncenter" src="http://www.lavinya.net/galeri/data/media/10/liman.JPG" border="1" alt="Sisli liman" width="459" height="305" /></p>
<p style="text-align:center;">Gemileri döndürmek için çok geçmiş&#8230;<br />
Bir liman mı burası?<br />
O büyük okyanus mu yoksa?<br />
Kayıp gemiler kayıp balıklar umut arar ufukta<br />
Kara göründü<br />
Sensizliğime vurmak yarın<br />
Kaptan diyorum<br />
İskele Alabanda<br />
Dalgalarla bir olup<br />
Kıyılara vurmak var ya<br />
Ordayım diyorum<br />
Gidelim en ölümcül kayalardan<br />
en aydınlık kıyılara<br />
Bir kayada belki,<br />
ya da karşıyaka&#8217;ya vuran poyrazda<br />
Ben umut diye her gece biraz sen saklıyorum</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sevgiliye uzun süreden sonra tekrar kavuşmak üstüne]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/sevgiliye-uzun-sureden-sonra-tekrar-kavusmak-ustune/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 22:20:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/sevgiliye-uzun-sureden-sonra-tekrar-kavusmak-ustune/</guid>
<description><![CDATA[tende eksik kalan şeyin andır. sanki buğdaylığa inat inat onun o bembeyazlığı bir parçanızdır ve sev]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-family:georgia;">tende eksik kalan şeyin andır. sanki buğdaylığa inat inat onun o bembeyazlığı bir parçanızdır ve sevgili içinize düşen tek zararsız bombadır. her yerinizle her şeyinizle hissedersiniz onu. kırmızı dudakları nefesinizi hızlandırırken, vücudunun güzelliğine bakıp bir tanrıçadan bunca zaman uzak kalmanın pişmanlığını yaşarsınız, aslında bildiğiniz hiçbir şey yoktur; ama bilir gibi yaparsınız o an. tek istediğiniz dudaklarını kanatacak gibi öpmek, onu sevindirmek mutlu etmek ve o sırada sonsuz mutluluğu güveni tatmaktır. çünkü uzak mesafelerden yürütülen ilişkilerin yükünü hep güven taşır ve o kadar çok yorulur ki eli elinize değmeden anlayamazsınız onun hala canlı olup olmadığını.</span></p>
<p><span style="font-family:georgia;">sevgiliye kavuşmak hele ki uzun bir aranın ardındansa geleceği vapura kadar yüzmek gibi istekler doğurur bazen insanda ve engellenemez. teninize ilk dokunduğu anın hali yanaklarınızı kızartır, saçlarınız sanki okşanmayı bekleyen yumuşak bir alandır haz hasreti çeken. giydiklerin üstünde hep kötü durur çünkü ne kadar iyi olursan ol uzaktaki sevgiliyle kavuşmak ilahına kavuşmak gibidir ve sen küçümseyip ilah yerine koymazsan küçük dış görünüş manevralarıyla bir şeyler yapmaya çalışıp o güzelim gülümsemenin tadını unutabilirsin.sevgiliye uzun bir aradan sonra tekrar kavuşmak bir ayindir; ancak sonunda</span> kimse kurban edilmez veya yenik düşmez, yalnızlık mı? sahi o ne zaman yenildi ki?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bu Şehir Arkandan Gelecektir]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/bu-sehir-arkandan-gelecektir/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 22:04:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/03/bu-sehir-arkandan-gelecektir/</guid>
<description><![CDATA[Sözlerini omzuna yüklenmelisin şimdi. Gözyaşlarını da saklamalısın, bilmelisin ki bu şehir seni sakl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="margin-bottom:0;" align="left">Sözlerini omzuna yüklenmelisin şimdi. Gözyaşlarını da saklamalısın, bilmelisin ki bu şehir seni saklamayacak. Verdiğin yanlış kararların sonucuna katlandın çocuk. Çok ölüm izledin televizyonda, kendininkini fark etmeden. Bir avukat intihar etmiş, pazar yerinde bomba patlamış, bir şair daha açlıktan ölmüş&#8230; Gerçeklerden onların dramıyla kaçma çocuk, sen nereye gidersen git bu şehir arkandan gelecektir.</p>
<p align="left">
<p align="left">Kendini yen çocuk. Üstüne gelecektir içindeki yaratık. Güdülerin, duyguların esiri olarak yaşarken sen, onları yenmeyi unutacaksın. İdealleri unuttun sen önce. Gelmişken memleketi kurtaracağın şehre gidemedin önce. Avukat bey olamadın, herhangi bir bey bile olup olamayacağının belli olmadığı yerden <a href="http://karanlikta.files.wordpress.com/2008/07/dsc00054.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-85" src="http://karanlikta.wordpress.com/files/2008/07/dsc00054.jpg?w=300" alt="" width="300" height="225" /></a>hayata tutunmaya dair çaban. Sessizsin. Kaybetmeye isteriksin biliyorum. Kokmuş çoraplar koklar gibi bakıyorsun son bir &#8211; bir buçuk yıl çektirdiğin resimlere. Bir gün daha dayanır mı acaba diye? Kaybedenler kulübüne asil üyelik ulusunla ilgili değil belki; ama genetik. Dünyanın herhangi bir yerinde tek başına olduğun gerçeğini hiçbir şey değiştirmeyecektir. Ve sen çocuk, büyüsen de; adam da desen kendine sorumluluk surlarının altında hiç istemeden ezildiğin bu koca şehir peşinden gelecektir. Sokakları bok kokan bir şehirden fazlasıysa istediğin ve başka bir ülke mümkün, başka bir ben mümkün diyorsan hala, hala ezilmemenin ve kendin olmanın peşindeysen, utanmadan kaybetmeyi kabullenemeyişinin bilmem kaçıncı yılını kutlayan bir serserisin. Dik başla idama giden mahkum gibisin. Güçsüz ama yenildik, sadece ezilmedik diyen yüz ifadenden utanıyorum. Denize kıyısı olmayan şehirken hayal, çam ağaçlarının arasında yürümek varken binalar arasında yürüyorsan, yarın sevdası yerine et kokusu sarmışsa ellerini, kadın diye sevip sevebileceğin şey seni umursamadıysa bile yani dayayıp şakağı alnına gitsen bile bir başka ölüm yok çocuk.</p>
<p align="left">
<p align="left">Açlıktan, sefaletten, duyguların yokluğundan, parasızlıktan dert yanacağın bu binalarla dolu sıcak bilinen ama seni öldüren şehir tüm kara parçalarında peşinden gelecektir çocuk. Yeni yıldan aptal bir dünya güzeli gibi yeni bir dünya dileme ve gitmekse dileğin ölerek, başka cehennem yok kardeşim. Yıkan da yaratan da bizken Nazım&#8217;ın dediği gibi, bir şey dileyeceksen illa ki daha az yara almayı dile.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Son Otobüsün Kalktığı Terminal...]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/01/son-otobusun-kalktigi-terminal/</link>
<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 19:45:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/07/01/son-otobusun-kalktigi-terminal/</guid>
<description><![CDATA[Not: Yeni öyküden bir bölüm&#8230; O son otobüse binmediğini biliyorum. Kaçarkenki yüz ifadeni bakış]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Not: Yeni öyküden bir bölüm&#8230;</p>
<p>O son otobüse binmediğini biliyorum. Kaçarkenki yüz ifadeni bakışlarının rengini hatırlamıyorum; ama bir gidişe ne çok ihtiyacın varmış! Şimdi bir başka terminalde kaybederken yine bir başka sevgiliyi geçmişte bindiğim tüm otobüslerden hiç inmediğim bir anın hayali var sadece&#8230; Beklediğim; ama varamadığım o durak gibi huzur&#8230;</p>
<p>Sonra tam sen vazgeçmişken ve gitmişken görünüyor durak. İniyorum&#8230; Tanımadığım yüzleri özlemişim. Delik deşik gururum<a href="http://karanlikta.files.wordpress.com/2008/07/dsc00102.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-78" src="http://karanlikta.wordpress.com/files/2008/07/dsc00102.jpg?w=299" alt="" width="211" height="197" /></a>dan bihaber muhtemelen sokak&#8230;</p>
<p>Bir adam ölene dek seni seveceğim&#8217;i söylüyor. Kulaklarımın ihaneti bu diyorum. Önüme hiç bakmadan yürüyorum, yenikliği iş edinmişim kendime&#8230; Yürüyorum denemez, ağır yenilginin sorumlusu kaleciyim işte, top ağlara gitmiş ve ben sadece golden sonra fark edebilmişim topun geçip gittiğini.</p>
<p>Tüm golleri bile bile yemiş gibiyim sanki, ayrı ayrı kadınlardan birbirinden sert şutlar, karnıma çarpıp giriyor, şöyle oluyor böyle oluyor demeyeceğim. Hiç halim yok. Huzur böyle bir şey miydi sahiden? Bu otobüs neden beni bıraktı ki?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[turgut uyar - denge]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/06/22/75/</link>
<pubDate>Sun, 22 Jun 2008 22:28:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/06/22/75/</guid>
<description><![CDATA[denge sizin alınız al inandım sizin morunuz mor inandım tanrınız büyük amenna şiiriniz adamakıllı şi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><strong><span class="posts">denge</span><span class="posts"> </span></strong></p>
<p style="text-align:center;"><span class="posts">sizin alınız al inandım<br />
sizin morunuz mor inandım<br />
tanrınız büyük amenna<br />
şiiriniz ada</span><span class="posts">makıllı şiir<br />
dumanı da caba</span></p>
<p style="text-align:center;"><img src="http://devriye.files.wordpress.com/2007/08/turgut-uyar.jpg" alt="http://devriye.files.wordpress.com/2007/08/turgut-uyar.jpg" /></p>
<p style="text-align:center;"><span class="posts"><br />
</span></p>
<p style="text-align:center;">bütün ağaçlarla uyuşmuşum<br />
kalabalık ha olmuş ha olmamış<br />
sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum</p>
<p style="text-align:center;">ama sok<span class="posts">aklar şöyleymiş<br />
ağaçlar böyleymiş<br />
ama sizin adınız ne </span></p>
<p style="text-align:center;"><span class="posts">benim dengemi bozmayını</span><span class="posts">z</span></p>
<p style="text-align:center;">aşkım da değişebilir gerçeklerim de<br />
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı<br />
yangelmişim diz boyu sulara<br />
hepinize iyiniyetle gülümsüyorum<br />
hiçbirinizle dövüşemem<br />
benim bir gizli bildiğim var<br />
sizin alınız al inandım<br />
morunuz mor inandım<br />
ben tam kendime göre<br />
ben tam dünyaya göre<br />
ama sizin adınız ne<br />
benim dengemi bozmayınız</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><span class="posts"><br />
turgut uyar </span></p>
<p style="text-align:center;">
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[jilet üstüne...]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/06/16/jilet-ustune/</link>
<pubDate>Mon, 16 Jun 2008 18:18:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/06/16/jilet-ustune/</guid>
<description><![CDATA[Eline bir kağıt bir kalem geçerse eğer ve bir mektup yazabilecek kadar da güçlüysen Tenine bir damla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Eline bir kağıt bir kalem geçerse eğer<br />
ve bir mektup yazabilecek kadar da güçlüysen<br />
Tenine bir damla su düşerse eğer<br />
ve suda ıslanmayacak kadar asiysen</p>
<p>Bana gel sevgilim,<br />
ellerimin arasında yüceltirim seni<br />
ben dersimi aldım<br />
ölümün potasında erittim kendimi<br />
şimdi nerde jilet görsem üstüne atlıyorum<br />
nerede biri intihar eder o benim</p>
<p>ve kim seviyorsa seni deli gibi<br />
ta kendisiyim..</p>
<p>o yüzden hissettiğinde yeterince güçlü<br />
hissettiğinde yeterince affetmiş<br />
ve hazır hissettiğinde görmeye beni<br />
ve ben seni zaten beklemişken<br />
tereddüt etme sevgi,<br />
bu sefer üstünden sağlam kalkacağım jiletin.</p>
<p>su 200kaç?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yarım]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/05/11/yarim/</link>
<pubDate>Sun, 11 May 2008 23:07:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/05/11/yarim/</guid>
<description><![CDATA[Bir eksiğin parçalarıyız yalnızca… Sözlerimiz yarım kaldı, Düşlerimiz yarım… Eğer yanında olsaydım! ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bir eksiğin parçalarıyız yalnızca…<br />
Sözlerimiz yarım kaldı,<br />
Düşlerimiz yarım…<br />
Eğer yanında olsaydım!<br />
Umut olabilecekti küçük oğlumun adı…<br />
Büyük kızım deniz kokabilirdi belki..<br />
Tek kızımın da başını okşayabilirdim…<br />
Gözlerinin elasını baldan çalan kızı<br />
Düşümde görebilirdim belki…<br />
Ama yüzü benden kaçıyor,anılar yarım…<br />
Acımışlığıma,hayata kapılmışlığıma<br />
Şaşıyor meleklerim…<br />
eksiğin parçalarıyız yalnızca..<br />
Hayaller yarım kaldı…<br />
Konuşmalar yarım..<br />
Geldiğinde…<br />
Hayalden bir kule bulacaksın…<br />
Gökyüzüne doğru uzanan…<br />
Adını yazan bulutların arasında uzanan..<br />
O kulede…<br />
gözlerin rengini verecek şarkılara…<br />
o zaman bir bizin parçaları olacağız..<br />
gecenin en son elveda diyenleri…<br />
yarının mutluları,bu akşamın hüzünlüleri…<br />
ellerin kavuştuğu saatin bekçileri…</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[denemeler]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/05/06/denemeler/</link>
<pubDate>Tue, 06 May 2008 15:33:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/05/06/denemeler/</guid>
<description><![CDATA[Sağ kalmakla sağ bırakmak arasındaki o derin farkı hala öğretemedim sana. Senin her şeye rağmen sağ ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="margin-bottom:0;">Sağ kalmakla sağ bırakmak arasındaki o derin farkı hala öğretemedim sana. Senin her şeye rağmen sağ kaldığını düşündüğün o günlerde aslında elindeki büyüteçle yaktığın karınca gibiyim kaderim güneşin geliş açısına bağlı ki kader aslında yalnızca bakış açısına bağlı.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">Ellerimi açmışım denize doğru</p>
<p style="margin-bottom:0;">Suya yürür parmaklarım bensiz</p>
<p style="margin-bottom:0;">Sahilden Konak İskele&#8217;ye kadar</p>
<p style="margin-bottom:0;">var mısınız ulan martılar</p>
<p style="margin-bottom:0;">Bütün sokaklarda bir ev yansın bu gece</p>
<p style="margin-bottom:0;">Bu gece bu şehir o şehir değil</p>
<p style="margin-bottom:0;">Sokaklarında beraber ev aradığımız</p>
<p style="margin-bottom:0;">Ve bir battaniyeden kendimize çatı kurduğumuz</p>
<p style="margin-bottom:0;">Bu gece o deniz yok burada</p>
<p style="margin-bottom:0;">Acımasızca bir kara parçası ıslanıyor bir köşesinde</p>
<p style="margin-bottom:0;">Bir yanında yanaklarımdan vuran dalgalar</p>
<p style="margin-bottom:0;">Diğer yanda ege denizi.</p>
<p style="margin-bottom:0;">İzmir, ben seni hiç sevmedim ki&#8230;</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">SU</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kadınıma]]></title>
<link>http://karanlikta.wordpress.com/2008/05/03/kadinima/</link>
<pubDate>Sat, 03 May 2008 11:29:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>sarphan</dc:creator>
<guid>http://karanlikta.wordpress.com/2008/05/03/kadinima/</guid>
<description><![CDATA[Aslı için&#8230; Kaldır şu yalnızlığı şurdan.. Eşyaları toparla kadınâ�¦ Hüzün şu kara torbada dursu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Aslı için&#8230;<br />
Kaldır şu yalnızlığı şurdan..<br />
Eşyaları toparla kadınâ�¦<br />
Hüzün şu kara torbada dursun.<br />
Yalnızlık leş kokar sıkı bağla ağzını<br />
Fotoğrafları yak, sensizlikten bir şey kalmasın.<br />
Sana taşınıyorum bu gece kadın.<br />
Her şeyimden kurtuldum.<br />
Kalemim, kağıdım var onlarla da  seni anlatır sana ağlarım kadınımâ�¦<br />
Hatıraları yak kadın.<br />
Tüm yarım rakıları dök sensiz içilmiş, seninle sevişilmemiş yatakları yak<br />
Sensiz uyanılmamış sabahların kahvaltı kırıntılarını<br />
Süpür şu lanet olası mutfaktan<br />
Sen kokmayan kıyafetlerimi kapıcıya ver<br />
Soy beni ve surlarımı yık kadınâ�¦<br />
Ağlayana kadar sevişmek istiyorum seninle<br />
Eskiden ne varsa yırt defterden<br />
Ve yırtılmış sayfalar arasında benim ol kadın<br />
Sensiz nefes alamıyor, mutlu olamıyorum<br />
Önümden sen yokken geçen aşıkları öldür kadın<br />
Sensizlik cinayeti anlatıyor.<br />
Şu yastıkla muhabbet kuşunu boğ,<br />
Bana kendime söylediğim yalanları anımsatıyor.<br />
Günlükleri yak, soyun ve yanıma yat.<br />
Boşalmış evin her köşesinde inlemek, sevişmek<br />
Ve uykuyu ertelemek bu gece.<br />
Bir Çarşamba gecesi geldin sensiz salıları<br />
Takvimden yırt kadın..<br />
Çocuklarımıza Çarşamba renginde adlar takalım..<br />
Bana bir çift ayakkabı getir, cam üstünde yürüyorum<br />
Kanadı ayaklarım!<br />
Bak bu lise fotoğrafım�¦<br />
O günler adını bile duymadım. Yak hatıraları;<br />
Ama bedenimle ısın kadın.<br />
Bu dizeler ilan-ı aşkıdır ve izdivaca davetidir<br />
Karanlıkta garip bir ozanın.<br />
Duy beni kadınım.<br />
Sensiz ne soyadım kalır<br />
Ne de hatırlanır adım<br />
Duy beni kadınım bu dizeler aşkına dizilmiştir<br />
Bu dizeler yalın, bu dizeler yalnız<br />
Onları buradan kaldır<br />
Yine tam anlatamadım�¦</p>
<p>01.01.2007</p>
<p><strong>- Sarphan Uzunoğlu</strong><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#333333;"><br />
</span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
