<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>firtina &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/firtina/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "firtina"</description>
	<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 16:30:39 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[İsmail YK'nın Facebook şarkısı]]></title>
<link>http://lagaluga41.wordpress.com/2009/11/19/ismail-yknin-facebook-sarkisi/</link>
<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 10:19:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>yvzblog</dc:creator>
<guid>http://lagaluga41.wordpress.com/2009/11/19/ismail-yknin-facebook-sarkisi/</guid>
<description><![CDATA[İsmail YK, yeni albümüyle fırtına gibi esmeye hazırlanıyor. Büyük bir hayran kitlesine sahip olan ün]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://lagaluga41.wordpress.com/files/2009/11/916520091119030951373.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-123" title="916520091119030951373" src="http://lagaluga41.wordpress.com/files/2009/11/916520091119030951373.jpg" alt="" width="272" height="204" /></a>İsmail YK, yeni albümüyle fırtına gibi esmeye hazırlanıyor. Büyük bir hayran kitlesine sahip olan ünlü şarkıcı, albümüne Facebook&#8217;u da taşıdı.<!--more--><br />
İsmail YK, dördüncü albümü “Haydi Bastır”la müzik dünyasına hareket getirdi. Albüm çıkmadan 70 bin sipariş alan genç şarkıcı, internetin hızla yükselen Facebook için de bir şarkı yazdı. İsmail YK, albümünde  &#8220;Ayrılmam&#8221; gibi duygusal parçalara da yer verdi.</p>
<p><strong>İşte İsmail YK&#8217;nın Facebook şarkısının sözleri:</strong></p>
<p>İnternet kafeye gittim (aha aha)<br />
Facebook sayfasına girdim (a a)<br />
Adımı çılgın diye verdim<br />
Artık ben de üye oldum (im im)<br />
Tanıştım güzel biriyle<br />
Yazışıyoruz günden güne<br />
Merham oluyor günlüme<br />
Artık ben de seven oldum</p>
<p>Ama sevmeye bedel<br />
Gözleri çok güzel<br />
Öyle bir tatlı zor bulursun<br />
Herkes sorar nerden buldun</p>
<p>Facebook facebook hergün aradım durdum<br />
Facebook facebook bu kızı ordan buldum<br />
Facebook facebook görür görmez tutuldum<br />
Facebook facebook galiba aşık oldum<br />
Facebook facebook hergün aradm durdum<br />
Facebook facebook bu kızı ordan buldum<br />
Facebook facebook görür görmez tutuldum<br />
Facebook facebook galiba aşık oldum</p>
<p>Lokomotif gülşen<br />
Cıtı pıtı birsen<br />
Ah bir görsen<br />
Cici bibi ebru<br />
Esmer banu<br />
Tanışabilsen<br />
Güzeller güzel beğen<br />
Ne istersen<br />
Herkesin zevkine göre facebookda</p>
<p>Yakışıklı erkan<br />
Karizmatik serkan<br />
Canlar yakan<br />
Sempatik ercan<br />
Cılgın ayhan<br />
Yüzüne hayran</p>
<p>Ister dost ister yeni aşk olursun<br />
Ben zaten aşkımı facebookta buldum</p>
<p>Facebook facebook hergün aradım durdum<br />
Facebook facebook bu kızı ordan buldum<br />
Facebook facebook görür görmez tutuldum<br />
Facebook facebook galiba aşık oldum<br />
Facebook facebook hergün aradım durdum<br />
Facebook facebook bu kızı ordan buldum<br />
Facebook facebook görür görmez tutuldum<br />
Facebook facebook galiba aşık oldum</p>
<p>Hürriyet</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocukluğumun Korkuları]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/14/cocuklugumun-korkulari/</link>
<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 06:22:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>sinestezi</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/14/cocuklugumun-korkulari/</guid>
<description><![CDATA[Korkunç bir Cuma günüydü. Kim korkutmuştu beni bu kadar? Daha sekiz yaşında küçücük bir çocuktum, dü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Korkunç bir Cuma günüydü. Kim korkutmuştu beni bu kadar? Daha sekiz yaşında küçücük bir çocuktum, dü]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BİR KIŞ MASALI ]]></title>
<link>http://ecrinbeyza.wordpress.com/2009/11/06/bir-kis-masali/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 20:35:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>ecrinbeyza</dc:creator>
<guid>http://ecrinbeyza.wordpress.com/2009/11/06/bir-kis-masali/</guid>
<description><![CDATA[BİR KIŞ MASALI Karlar düşer , düşer düşer düşer ağlarım,hep ismini hep ismini anarım diye başlayan ş]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>BİR KIŞ MASALI<br />
                            Karlar düşer , düşer düşer düşer ağlarım,hep ismini hep ismini anarım diye başlayan şarkı kış mevsiminin sevimli yanı.Mevsimin anlamına ve  havasına uygun.Çok  önemli gündem maddeleri var hiç kuşkusuz ama benim için en önemli sorun şu an soğuk.Allaha çok şükür yakacak var  Rabbim olmayana versin.Ama her sene olduğu gibi kış geldiğinde içim bir daralır bir bunalır bir küser  yani ne bileyim işte çok karamsar ve sinirli olurum.</p>
<p>                           Aslında karın lapa lapa yağışı .ilk yağan karın üstünde bulutlara basarak yürüyormuş gibi yürümek çok romantik .Evde sobanın üstünde kestaneler,kaynayan çaydanlığın içindeki suyun sesi hele de sobanın yanında minderiniz varsa kedi gibi kıvrılıp yatmanın zevki.Bunlar güzel yanları biliyorum amaaa ben çok üşüyorum.Zorla değil ya üşüyorum o yüzden kışla aramızda bi-soğukluk-var.Karların çatılardaki,ağaçların dallarındaki incecik iplerin üstündeki o yığılmaları ve kardan adam  ,doğadaki kartpostal resmi gibi görüntüsü ,biliyorum ama ben gene de  üşüyorum.</p>
<p>                           Yaz içimdeki coşkuyu ne kadar artırıyorsa kış o kadar  bunaltıyor.Sabah kuş sesleriyle uyanmak dallardaki çiçekleri seyretmek tertemiz havayı teneffüs etmek ve sıcak  güneş sıcacık ne güzel .Ama ben üşüyoruuuum.Yazın kavurucu sıcakları ne olacak diyebilirsiniz olsun ben razıyım .</p>
<p>                           Ülkede bunca sıkıntı varken senin derdin bumu diyebilir beni egoistlikle suçlayabilirsiniz, haklısınız belki ama ne yapayım üşüyorum.Soğukların artması  birde bir türlü anlam veremediğim saatlerin geri alınması erkenden hava kararınca sanki bütün doğa ölüyor ,herkes evlere çekiliyor ne bileyim işte….</p>
<p>                           Daha öncede bahsettiğim gibi küresel ısınmalardan dolayı mevsimleri elbirliği ile ikiye indirdik, bir yaz bir kış,ara mevsimler yok oldu.Az daha unutuyordum kış geldi sohbet konumuz tekrar başladı. Geçen kış bir arkadaşım bu mevzuda yazmamı  istemişti ama fırsat olmamıştı.Hele bir tahmin edin ..soğuk mu, yakacak mı ,giyecek mi,hepsine birden hayır, amaaan seninle mi uğraşacağız bide bulmaca çözelim istersen demeyin tamam söylüyorum.Bir çoğunuzun tahmin ettiği şey doğalgaz faturası.Geçen kış en çok konuşulan mevzu ne ülke sorunları ne siyaset ne bilmem ne..doğalgaz faturasıydı.Akşam yada gündüz oturmalarında  iki hoşbeşten sonra hemen konu doğalgaz faturalarına geliyordu .Sorulan sorular verilen cevaplar aynı .Sen kaçta yaktın -şunda -,ne geldi -bu -,aaaa çok gelmiş-şunda- yak odaları kapa ben öyle yaptım -bu –geldi. Uzadıkça uzar gider muhabbet!!</p>
<p>                        Yeter kardeşim olan vaaaar olmayan var ,hala soba yakan ,baca temizleyen var,varsa tırnağı başını kaşıyan var değil mi ama.Bize ne sizin doğalgaz faturanızdan canım.Bakın kış geldi bir şeyler yazmak bile istemiyorum.Dedim ya bir karamsarlık çöktü içime  yoksa Rabbinden gelen onun yarattığı her şey çok güzel ve de mutlaka bir sebebi var.Bu sadece bizim ruh halimizle ilgili lütfen bana kızmayın bizler birer beşeriz.Ama ben hala üşüyorum…..</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yurtta Hava! Yağmur, Kar, Fırtına]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/10/31/yurtta-hava-yagmur-kar-firtina/</link>
<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 12:41:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/10/31/yurtta-hava-yagmur-kar-firtina/</guid>
<description><![CDATA[Türkiye Yağmur, Kar Ve Fırtınaya Teslim Oldu 31 Ekim 2009 Cumartesi Ev ve işyerlerini su bastı, deni]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Türkiye Yağmur, Kar Ve Fırtınaya Teslim Oldu 31 Ekim 2009 Cumartesi Ev ve işyerlerini su bastı, deni]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ertuğrul Faciası]]></title>
<link>http://arsiv.wordpress.com/2009/10/19/ertugrul-faciasi/</link>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 10:53:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>5kurt</dc:creator>
<guid>http://arsiv.wordpress.com/2009/10/19/ertugrul-faciasi/</guid>
<description><![CDATA[ERTUĞRUL ve OSMAN isimlerinin, Osmanlı Imparatorluğunun kuruluşunda ne kadar önemli rolü olduğu bili]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>ERTUĞRUL ve OSMAN isimlerinin, Osmanlı Imparatorluğunun kuruluşunda ne kadar önemli rolü olduğu bilinse de, imparatorluğun çöküşünde de büyük bir dönüm noktası oldukları az bilinen bir hikayedir.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-348" title="ertugrul 3" src="http://arsiv.wordpress.com/files/2009/10/ertugrul-3.jpg" alt="ertugrul 3" width="300" height="225" /></p>
<p><!--more--> 1887 yılında, Japon Imparatoru Meiji&#8217;nin yeğeni Prens Akihito Komatsu, bir Avrupa gezisi dönüşünde Istanbul&#8217;da II. Abdülhamit&#8217;i ziyaret eder. Japonya, shogun döneminde yaklaşık 300 sene dunyaya kapalı kaldıktan sonra, Imparator Meiji ile dunyaya açılmaya başlamış, gözünü açar açmaz karşısında bulduğu ABD, Ingiltere, Çin ve Rusya dışındaki ülkeleri de tanımak istemektedir. The Last Samurai filmi o dönemi iyi yansıtır.</p>
<p>II. Abdülhamit, bu ziyarete karşılık vermek istemektedir. O dönemde hızla güçlenen Japonya ile iyi ilişkiler kurulması, iki Imparatorluğun da ortak tehdidi Rusya&#8217;ya iyi bir gözdağı verecektir. Nitekim Japonya, birkaç sene sonra bir deniz savaşında Rus donanmasını perişan etmiş, bu zafer 50 yıl sürecek Asya&#8217;daki Japon emperyalizminin (ve vahşetinin) gaza getiricisi olmuştur.</p>
<p>Ancak, bu ziyaretin ikinci bir gündem maddesi daha vardir. Daha önceleri Rusya&#8217;ya karşı bir müttefik sayılabilecek Ingiltere, birkaç yıl önce Mısır&#8217;ı işgal etmiş, Arapları da Osmanlıya karşı kışkırtmaya başlamıştır. Hilafeti Osmanlı&#8217;nın zorla Araplardan aldığını, ve müslüman dünyasının Osmanlı hilafetini kabul etmemesi gerektiğini öne sürmektedir.</p>
<p>Garp cephesinde kaybetmesi kesin görünen Osmanlı için Abdülhamit&#8217;in kafasında bir çıkış planı vardır; Asya&#8217;da kök salan Ingiliz Imparatorluğu&#8217;nun idaresi altındaki müslüman toplumlarında bir nabız yoklamak, Islam dünyasının sadece Araplardan ibaret olmadığını, Asya&#8217;daki müslümanların da Ingiliz sömürgesindense, Osmanlı hilafetini benimseyebileceğini göstermek.</p>
<p>Bu amaç için, Japonya&#8217;ya bir &#8220;iadeyi ziyaret&#8221; heyeti göndermek çok iyi bir fikirdir. Japonya ile ilişkiler kuvvetlendirilirken, geminin yolda ikmal için uğrayacağı müslüman limanlardaki atmosfer, Imparatorluğun geleceği için önemli bir gösterge olacaktır.</p>
<p>Sıra, geminin ve heyetin seçimine gelmiştir. Ilk akla gelen seçenekler, yeni yapılmış, modern ve zırhlı gemilerdir. Ancak, sadece kömürle yol alacak böyle bir geminin Japonya yolculuğu çok masraflı olacaktır ve Hazinede de kuruş para yoktur. Osmanlı, o dönemde dolmabahçe sarayını yaptırabilirken, imparatorluğun belki de tek kurtuluş şansı olan bir misyon için parayı kısmaktadır.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-353" title="ertugrul 2" src="http://arsiv.wordpress.com/files/2009/10/ertugrul-21.jpg" alt="ertugrul 2" width="400" height="220" /></p>
<p>Bu görev için, 30 yıllık, sadece iç denizlerde yüzebilecek, hem kömür hem de yelken donanımı olan ERTUĞRUL fırkateyni seçilir. Bir iddia da, %100 yerli yapımı olduğu için bu geminin seçildiğidir; ancak geminin okyanuslar aşmaya mecali olmadığı alenen bellidir. Nitekim, geminin başçarkçısı, Ertuğrul&#8217;un makina ve kazan donanımının böyle bir seyehati kaldiramayacağını rapor etmiştir. Ama başçarkçı, bu görevinden alınıp adalara işleyen bir yandan çarklı vapura çarkçıbaşı olarak atanmıştır.</p>
<p>Nazır ise, geminin komutanlığına ve Abdulhamit&#8217;i temsil edecek heyetin başkanlığına kendi damadı Albay Osman Bey&#8217;i atayarak, gemiye güvenini göstermiştir. Gemi kaptanlığına da Hint Okyanusu tecrübesi olan Süvari Ali Bey getirilmiştir. Gemiye, Imparator Meiji&#8217;ye sunulacak hediyeler ile birlikte, o dönem Bahriye Mektebi&#8217;nin (Deniz Harp Okulu) en iyi mezunları da bindirilmiş, böylece uzun seyir tecrübesi kazanmaları amaçlanmıştır. Gemiye çoğu marangoz ustası yaklaşık 500 tayfa verilmiş, yol boyunca çürümesi beklenen tahtaları değiştirerek, yamayarak gemiyi desteklemeleri istenmiştir.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-351" title="ertugrul 1" src="http://arsiv.wordpress.com/files/2009/10/ertugrul-11.jpg" alt="ertugrul 1" width="450" height="293" /></p>
<p>Gemi, bu şekilde 1889 Temmuz&#8217;unda yola çıkmıştır. Gemiye çok az bir kömür tahsisatı verilmiş, sadece limanlara girip çıkarken görüntüyü kurtarmak için  buhar kullanılması, açık denizde yelken açılması emredilmiştir. Gemi bu şekilde birkaç küçük kaza ile Süveyş kanalını geçmiş, Aden&#8217;de bir mola verdikten sonra Bombay&#8217;a doğru yelken açmıştır.</p>
<p>Geminin yolculuğunu en dikkatle takip edenler ise, tek amacın Japon Imparatoru&#8217;na hediyeler vermek olmadığını bilen Ingiliz&#8217;lerdir. Ancak, usta denizci Ingiliz&#8217;lerin bir bakıma gönlü ferahtır, çünkü Ertuğrulun batacağından yana kuşkuları yoktur. Ingiliz denizcileri arasında açılan bahisler, geminin en fazla hangi limana kadar dayanabileceği üzerinedir; bazıları ise, geminin Japonya&#8217;ya varabileceğini, ancak dönüşü tamamlayamayacağını iddia etmektedir.</p>
<p>Ertuğrul, 1889 Ekiminde Ingiliz sömürgesi altında, ancak nüfusunun yarısı Müslüman olan Bombay&#8217;a ulaşır. Ertuğrul&#8217;un Hindistan&#8217;a geleceği, müslüman toplum arasında bir efsane gibi yayılmıştır ve Lahor&#8217;dan, Delhi&#8217;den, Haydarabad&#8217;dan onbinlerce müslüman Bombay&#8217;a akın eder. Gemi limanda ziyarete açılır ve bir hafta içinde 150,000 kişi gemiyi ziyaret eder ki, aralarında müslüman olmayan, ama Ingiliz&#8217;lerden illallah etmiş mihraceler de vardır.</p>
<p>Gemi yoluna devam edip Kasımda Seylan&#8217;ın başkenti Kolombo&#8217;ya ulaşır. Yolda çeşitli  yerlerinden su almaya başlasa da, ziftli bezler ve kalaslarla durum idare edilir. Gemi, bir cuma sabahı Kolombo&#8217;ya varır ve mürettebat cuma namazını kılmak için topluca gemiden inince halkta müthiş bir coşku uyanır. Seylan Genel Valisi, 300.000 nüfusu olan Kolombo&#8217;da 200,000 kişinin gemiyi ziyaret etmek istediğini söyler. Izdiham şeklindeki halk ziyaretlerinin gemiyi yıprattığı bilinse de, ses çıkarılmaz.</p>
<p>Gemi buradan yola çıkıp Kasım sonlarında yine bir Cuma günü Singapur limanına varır. Singapur&#8217;da gemiyi, Osmanlı sancaklarıyla donanmış küçük tekneler halife lehine sloganlar atarak karşılar. Singapur yakınlarındaki ufak müslüman devletçiklerinden olduğu kadar, Çinhindinden, Sumatra&#8217;dan, Java&#8217;dan gelerek toplanan müslümanlar, cuma namazını halifenin memuru olan gemi imamının kıldırmasını isterler. Ertuğrul ve komutanı Osman Bey, umduğunun ötesinde olumlu sinyaller almaya başlamış, Singapur&#8217;a gelen bir telgraf ile Osman Bey tuğamiralliğe terfi ettirilmiştir.</p>
<p>Ancak, uzayan seyahat sonucu harcırah tükenmiş, Imparatorluk Galata Bankeri Ohannes efendiye rica minnet, Singapura 2000 altın göndertmiştir. Gemi birçok onarımdan daha geçmiş, güverte tahtaları değişmiş, ite kaka ayakta durmaktadır. Ertuğrul, Nisan başında Saygon&#8217;a ulaşmış, burada da Çin müslümanları tarafından karşılanmıştır. Daha sonra Hong Kong&#8217;a giden gemi ve heyet, Çin deniz kuvvetleri yetkilileri ile tanışarak temaslarda bulunmuştur.</p>
<p>Temaslar sırasında, Çinlilerden gemideki fare problemi için yeni teknikler öğrenilmiştir. Kedilerle çözülmeye çalışılan sorun, farelerin girdiği deliklere girememeleri ve uzun süre toprağa ayak basmadıklarında denize atlayip intihar etmelerinden dolayı sonuçlanmamıştır. Bunun üzerine gemide un ve alçı karışımı, yem olarak kullanılmaya başlanmış. Yanına ufak bir kapta su konulunca, unlu alçıyı yiyen fareyi hararet basıyor, suyu içince de alçı midesinde donup, hayvanı öldürüyor, ölüsünün de kokmasını önlüyormuş, ama fareler bu tuzağı öğrenmişler.</p>
<p>Çinliler ise, 5-10 adet güçlü fare yakalıyorlar, bunları hapsedip sadece su veriyorlarmiş. 3-5 gün açlığa dayanan fareler birbirlerini yemeye başlıyorlar ve on gün sonra sadece yamyamlığa alışmış 2-3 fare hayatta kalıyormuş. Bu yamyam fareler serbest kalınca hemcinslerini yiyiyorlar, kaçabilenler denize atlıyormuş.</p>
<p>Fareleri de alteden Ertuğrul, Hong Kong&#8217;dan Nagasaki&#8217;ye ulaşmış, yola çıktıktan 11 ay sonra da Yokohama limanına varmış. Limanda gemiyi, Abdülhamit&#8217;i ziyaret eden Prens Komatsu&#8217;nun temsilcisi karşılamış. O günlerde halen yabancıların Japonya içinde dolaşması serbest olmadığından, Yokohama&#8217;da kendilerine tahsis edilen yere yerleşmişler. Birkaç gün sonra komutan Osman Bey, kaptan Ali Bey ve üst düzey heyet, Imparatoru ziyaret amacıyla Tokyo&#8217;ya götürülmüşler. 12 Haziran için planlanan ziyaret, son anda bir gün sonraya ertelenince, heyet 12 Haziran gününü Tokyo&#8217;da üçüncüsü düzenlenen Endüstri Fuarını gezerek geçirmişler.</p>
<p>Sene 1890, ve o günün Japon gazetelerine göre, imparatorluk tarafından 500,000 Japon Yeni bütçe ayrılan ve 1,5 hektarlık bir alana kurulan bu Sanayi Fuarındaki tüm standları gezmek 16 Millik bir yürüme gerektirmekteymiş. Nisan başından beri açık olmasına rağmen, fuarın günlük ziyaretçi sayısı 10,000&#8242;in altına inmemekteymiş. Gosterişli kıyafetleri, kibar ve saygılı tavırları ve içki içmemeleri (ki, o zamanın Japonyası için çok acaip bir durum) ile ilgi toplayan heyetin fuar ziyareti, zamanın Japon basınında büyük yer almış.</p>
<p>Osman Beyin ertesi günkü saray ziyareti ve resmi temasları da çok başarılı geçmiş ve Osman Bey, Imparator, Prensler ve Savaş Bakanı ile görüşmüş. Daha sonra Yokohama&#8217;ya dönen heyet günlerini Ingiliz&#8217;lerin ve diğer yabancıların da bulunduğu Yokohama&#8217;da çeşitli sosyal faaliyetler ve Japon donanması yetkilileri ile görüşmelerle geçirmiş. Japon&#8217;ların savaş gemisi ve silahlarındaki teknolojilerine hayran kalan Osman Bey ve Ali Bey, bazı siparişlerde bile bulunmuşlar.</p>
<p>Temmuz ayında, birkaç hafta sonra yaşanacak trajedinin jenerikleri belirmeye başlamış. Tayfalardan birisi koleraya yakalanarak hayatını kaybetmiş; Japonya&#8217;da kolera görülmediği için gemi hemen kontrole alınmış ve cesedin yakılması istenmiş. Osman Bey, dinen cesedin yakılamayacağını, gömülmesi gerektiğini, ama denize de defnedebileceklerini söylemiş. Japon yetkililer, cesedin ancak körfez dışında denize atılmasını kabul etmişler. Nitekim, tayfanın cesedi  Yokohama körfezinin dışında denize atılmış, ancak olay Japon balıkçılar tarafından öğrenilmiş ve büyük bir infiale sebep olmuş.</p>
<p>Osmanli heyeti lehinde esen olumlu rüzgar birden tersine dönmüş, üstüne üstlük balik fiyatlari keskin bir düşüş yaşamiş, faizler fırlamış. Yokohama balık piyasasını sarsan kolera vakası, gemide yayılıp 36 kişi daha hastalanınca, gemi uzak bir bölgede karantinaya alınmış, ama salgının önü alınana kadar da 12 denizci şehit olmuş ve cesetleri yakılmış. Bu arada, kolera salgını yüzünden, Yokosuka&#8217;da bulunan tersaneler (bugün ABD Donanmasının üssü) Ertuğrul&#8217;un dönmeden önceki tamirat istemini reddetmişler. Iş başa düşünce, gemide ki marangozlar var güçleriyle tamirata girişmişler ve Eylülde gemi sefere hazır hale gelmiş, hazırdan ne kastedildiği meçhul.</p>
<p>Ancak Eylül, Japonya ve civarinda tayfun dönemidir. Osman bey, bu konuda uyarılar aldıysa da, kolera salgınının moral bozukluğu, &#8220;harcırah&#8221;ın dibini bulmaları ve dönüş yolunda kendilerini bekleyen misyon yüzünden denize açılma kararı almış. Nitekim, açıldıktan iki gün sonra tayfuna yakalanan gemi, Oshima adasındaki Kashinozaki deniz fenerinin açıklarında, 19 eylül 1890 sabaha karşı, kayalıklara çarparak parçalanmıştır. Kashinozaki deniz fenerindeki Japon balıkçılar, tayfunun gürültüsünden uyumaya çalışırken,  kapıları çalınır. Karşılarında bitkin, perişan durumda değişik giysili, pala bıyıklı insanlar durmaktadırlar.</p>
<p>Hemen civardaki tüm Japon köyleri seferber olur, ve o fırtınada büyük bir arama kurtarma çalışması başlatırlar. Bu dilini bilmedikleri insanlardan sadece 69 tanesini sağ salim kurtarabilirler, Osman Bey ve Ali Bey&#8217;in de aralarında bulunduğu 500 küsürünün ise ancak cesetlerini denizden toplayabilirler. Yaralıların tedavisi ve bakımı için Japon köylülerin gösterdiği çaba göz yasartıcıdır; fakir balıkçılar, tayfun sezonunda avlanamayacakları için stokladıkları balık ve tavukları kazazedelere verirler. Olay Tokyo&#8217;da duyulur duyulmaz da, Imparator Meiji gemilerinden birini hemen olay yerine gonderir, bu gemi hem köye doktor, hemşire ve yiyecek getirir, hem de ceset arama çalişmalarina yardim eder.</p>
<p>Sonuçta, 500 küsür Türk denizcisi, Japonya&#8217;da yaşanmiş en büyük deniz facialarından birinin kurbanı olarak, Kushimoto yakınlarındaki bir şehitlikte yatmaktadır. Japonya&#8217;da bile bir şehitliğimiz olabileceği kaçınızın aklına gelirdi?</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-355" title="ertugrul 4" src="http://arsiv.wordpress.com/files/2009/10/ertugrul-4.jpg" alt="ertugrul 4" width="450" height="206" /></p>
<p>Büyük bir trajedi, aynı zamanda iki halkın arasındaki dostluğun temelini de atmıştır. Imparator Meiji, kazadan kurtulanları, hediyelerle beraber iki kruvazörünü tahsis ederek Istanbul&#8217;a gonderir. Abdulhamit&#8217;e de hediyeler getiren bu kruvazörler bir ay Istanbul&#8217;da kalır.</p>
<p>Trajediden çok etkilenen bir Japon, Torajiro Yamada, çeşitli gazetelerin de yardım ettiği bir kampanya ile halktan topladığı yardımları Istanbul&#8217;da kazazedelerin ailelerine verir. Herhangi bir afette Turkiye&#8217;ye ilk yardım eden ülke olan Japon&#8217;lar, bu adetlerini 100 küsür sene önce başlatmışlar. Yamada, hazır gelmişken 22 sene Istanbul&#8217;da kalarak, Japon kültürünü tanıtmaya, iki ülke ilişkilerini geliştirmeye çalışır. Abdülhamit tarafından bazı subaylara Japonca öğretmesi de istenen Yamada, Beyoğlu&#8217;nda ilk Japon hediyelik eşya dükkanının da ortaklarından olmuş.</p>
<p>Zamanına göre, stratejik bir öngörü ve misyon ile yola çıkan Ertuğrul, hiç bir amacına ulaşamadı. Göz göre göre yapılan basit hatalar sonucu, Ertuğrul gemisi tarihin en büyük denizcilik facialarından birisinde başrol oynadı ve sadece iki ülke arasında sıcak, aynı zamanda hüzünlü bir dostluğun başlamasına neden oldu. Herhalde bu acemice kaza, Osmanlı&#8217;yı Japonya gözünde güvenilir bir müttefik olmaktan uzaklaştırdı. Bombay&#8217;da, Singapur&#8217;da, Kolombo&#8217;da müslüman halk ise, boşu boşuna Ertuğrul&#8217;un dönerken limanlarını ziyaret etmesini, Islam halifesinin görevlendirdiği imamın arkasında namaz kılmayı beklediler; Ingiliz&#8217;ler derin bir &#8220;oh&#8221; çekerken, &#8220;gidişi olur, dönüşü olamaz&#8221; diyen bahisçiler ceplerini doldurdu.</p>
<p>Gemi Kaptanı Ali Bey de şehitler arasındaydı; kurtulanların şöylediğine gore, geminin  batacağını çok önceden anlamış, sadece törenlerde giydiği sırmalı elbisesini kefen olarak üstüne geçirmişti. Kaptan Ali Bey, kızı Neyyire&#8217;yi 3 yaşındayken son kez kucaklayıp Istanbul&#8217;dan yola çıkmıştı. Neyyire ise babasını unutmamıs olmalı ki, oğluna da Ali ismini koydu. Bu Kaptan Ali Bey&#8217;in torunu, köy enstitülerini kuran Milli Eğitim Bakani Hasan Ali Yücel, torununun oğlu da, Can Yücel&#8217;dir.</p>
<p>Işin enteresan tarafı Türkiye&#8217;de bu konuyu bilen az sayida insan varken, Japon&#8217;lar bu tarihi hikayeyi iyi bilirler. Japon-Türk ilişkilerinde bir başka enteresan olay da 1985 yılında Japon diplomatların Tahran&#8217;dan kurtarılışıdır.</p>
<p>1985, Iran-Irak savaşı sürerken, bir gün Saddam&#8217;ın aklına eser ve 24 saat sonra Tahran hava sahasının sivil uçaklar için dahi güvenli olmadığını ilan eder. Iran&#8217;da vatandaşları bulunan tüm Avrupa ülkeleri, derhal uçak göndererek vatandaşlarını 24 saat içinde Tahran&#8217;dan tahliye eder. Iran&#8217;daki Japon büyükelçisi de durumu merkeze bildirir, hükümet hemen JAL (Japan Airlines)&#8217;dan uçak göndermesini ister. Ancak, Japon pilotlardan olumsuz cevap gelir; süre dolana kadar Japonya&#8217;dan bir uçağin Tahran&#8217;a gitmesi, yolcuları alıp hava sahasını terketmesi çok zordur, bu riske giremeyeceklerdir.</p>
<p>Japon büyükelçisi, olan biteni ümitsizlikle yakın arkadaşı Türk Büyükelçisine aktarır, o da durumu Ankara&#8217;ya bildirir ve haber anında Turgut Ozal&#8217;a ulaşır. Aynı anda, Itochu&#8217;nun eski Türkiye yetkilisi ve Ozal&#8217;in şahsi yakın arkadaşı Mr.Morinaga da Ozal&#8217;ı telefonla arayarak yardım ister. Düşünecek vakit yoktur, Ozal hemen THY&#8217;ye talimat verir, cengaver bir pilotun kumandasında bir uçak Tahran&#8217;a iner, 250&#8242;ye yakın Japon vatandaşını alır ve Saddam&#8217;ın tanıdığı sürenin dolmasına dakikalar kala Türk hava sahasına girer.</p>
<p>Kaynak : Onur Ataoğlu</p>
<p>Aşağıdaki rersimlerde Bu uçuşugerçekleştiren Kağtan Ali Özdemir&#8217;in 1985&#8242;deki halinin ve 2006 yılında 76 yaşında iken Japonya Başbakanıyla buluşmasını görüyorsunuz.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-357" title="ertugrul 5" src="http://arsiv.wordpress.com/files/2009/10/ertugrul-5.jpg" alt="ertugrul 5" width="100" height="132" /><img class="aligncenter size-full wp-image-358" title="ertugrul 6" src="http://arsiv.wordpress.com/files/2009/10/ertugrul-6.jpg" alt="ertugrul 6" width="200" height="214" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fırtına Birliği Zırhı]]></title>
<link>http://swkotf.wordpress.com/2009/09/23/firtina-birligi-zirhi/</link>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 09:58:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>swkotf</dc:creator>
<guid>http://swkotf.wordpress.com/2009/09/23/firtina-birligi-zirhi/</guid>
<description><![CDATA[İmparatorluğun askerleri bilinmezliğin korkusuyla vurur, kolayca fark edilen beyaz zırhlarıyla yüzle]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="outline-width:0;outline-style:initial;outline-color:initial;font-size:12px;vertical-align:baseline;background-image:initial;background-repeat:initial;background-attachment:initial;background-color:transparent;background-position:initial initial;border:0 initial initial;margin:30px 0 0;padding:0;">İmparatorluğun askerleri bilinmezliğin korkusuyla vurur, kolayca fark edilen beyaz zırhlarıyla yüzleri tamamen gizlenmiştir.</p>
<p style="outline-width:0;outline-style:initial;outline-color:initial;font-size:12px;vertical-align:baseline;background-image:initial;background-repeat:initial;background-attachment:initial;background-color:transparent;background-position:initial initial;border:0 initial initial;margin:30px 0 0;padding:0;">18 parçalık zırhlı giysi blaster ateşinden sınırlı bir koruma sunarken, aynı zamanda korkunun silahı olarak hizmet eder.</p>
<p style="outline-width:0;outline-style:initial;outline-color:initial;font-size:12px;vertical-align:baseline;background-image:initial;background-repeat:initial;background-attachment:initial;background-color:transparent;background-position:initial initial;border:0 initial initial;margin:30px 0 0;padding:0;"><a style="outline-width:0;outline-style:initial;outline-color:initial;font-size:12px;vertical-align:baseline;background-image:initial;background-repeat:initial;background-attachment:initial;background-color:transparent;text-decoration:none;color:#000000;background-position:initial initial;border:0 initial initial;margin:0;padding:0 0 1px;" href="http://www.starwars.gen.tr/wp-content/uploads/2009/02/firtinabirligizrhi.jpg"><img style="outline-width:0;outline-style:initial;outline-color:initial;font-size:12px;vertical-align:baseline;background-image:initial;background-repeat:initial;background-attachment:initial;background-color:transparent;background-position:initial initial;border:1px solid #b8b7b7;margin:0;padding:10px;" title="firtinabirligizrhi" src="http://www.starwars.gen.tr/wp-content/uploads/2009/02/firtinabirligizrhi.jpg" alt="" width="450" height="250" /></a></p>
<p style="outline-width:0;outline-style:initial;outline-color:initial;font-size:12px;vertical-align:baseline;background-image:initial;background-repeat:initial;background-attachment:initial;background-color:transparent;background-position:initial initial;border:0 initial initial;margin:30px 0 0;padding:0;">Kemik beyazı zırh, siyah sıcaklık kontrol vücut giysisinin üzerine giyilir. Kemere takılı el üniteleri ile desteklen kaska monte edilmiş comlinkler fırtına birliklerinin her zaman üstleriyle haberleşme içinde olmasını sağlar. Standardize edilmiş alet kemerleri bazı blasterlar için cephane ve tırmanma halatı ve kancası gibi faydalı araçlar sağlar. Fırtına birliği zırhı ayrıca sert vakuma karşı bir uzay elbisesi gibi sınırlı koruma sağlar.</p>
<p style="outline-width:0;outline-style:initial;outline-color:initial;font-size:12px;vertical-align:baseline;background-image:initial;background-repeat:initial;background-attachment:initial;background-color:transparent;background-position:initial initial;border:0 initial initial;margin:30px 0 0;padding:0;">İmparatorluk değişik görev profilleri için birkaç çeşit zırh çeşidi kullanmaktadır. Çöl arazisi zırhı, kar birlikleri zırhı ve öncü birliklerin zırhları birbirinden az da olsa farklıdır.</p>
<p style="outline-width:0;outline-style:initial;outline-color:initial;font-size:12px;vertical-align:baseline;background-image:initial;background-repeat:initial;background-attachment:initial;background-color:transparent;background-position:initial initial;border:0 initial initial;margin:30px 0 0;padding:0;">Luke Skywalker ve Han Solo, Yavin savaşından önce Ölüm Yıldızının içine sızarlerken bu yüzlerini saklayan fırtına birliği zırhının avantajından faydalandılar. Savaş istasyonunun alıkoyma bloğuna tutsak olarak tutulan Prenses Leia Organa’yı kurtarmak için gizlice girmeyi başardılar.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Alanya'da hortum evlerin camlarının kırılmasına sebep oldu]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/09/12/alanyada-hortum-evlerin-camlarinin-kirilmasina-sebep-oldu/</link>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 18:07:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/09/12/alanyada-hortum-evlerin-camlarinin-kirilmasina-sebep-oldu/</guid>
<description><![CDATA[Antalya&#8217;nın Alanya ilçesi Okurcalar beldesinde, şiddetli rüzgar ve yağışın ardından çıkan hort]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Antalya&#8217;nın Alanya ilçesi Okurcalar beldesinde, şiddetli rüzgar ve yağışın ardından çıkan hort]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HAYATLA MAÇ (YAZILARIM)- SÖZCÜK FIRTINASI]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/09/04/sozcuk-firtinasi-2/</link>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2009 10:47:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/09/04/sozcuk-firtinasi-2/</guid>
<description><![CDATA[  SÖZCÜK FIRTINASI Öyle zaman gelir ki, sözcükler ve cümleler kafamda koşturmaya başlarlar! İşte o a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[  SÖZCÜK FIRTINASI Öyle zaman gelir ki, sözcükler ve cümleler kafamda koşturmaya başlarlar! İşte o a]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Giden]]></title>
<link>http://mavisiir.wordpress.com/2009/08/03/giden/</link>
<pubDate>Mon, 03 Aug 2009 19:37:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>crimsonlord2009</dc:creator>
<guid>http://mavisiir.wordpress.com/2009/08/03/giden/</guid>
<description><![CDATA[Çıkınca bedenden can Ne mal kaldı ne canan Bıraktılar beni Kalmadı hatırlayan Mezarımda bedenim Kork]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Çıkınca bedenden can<br />
Ne mal kaldı ne canan<br />
Bıraktılar beni<br />
Kalmadı hatırlayan</p>
<p>Mezarımda bedenim<br />
Korku içindedir<br />
Olsada imandan nasibim<br />
Amellerim fecidir</p>
<p>Huzuruna gelince<br />
Söyledigim söz belli<br />
Kesilmezki ümidim<br />
Rahmetin sınırsızki</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ada ve Batı Uygarlığı]]></title>
<link>http://komparatist.wordpress.com/2009/07/09/ada/</link>
<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 01:35:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>komparatist</dc:creator>
<guid>http://komparatist.wordpress.com/2009/07/09/ada/</guid>
<description><![CDATA[Ada, The Tempest (Fırtına), Robinson Crusoe ve Esrarlı Ada&#8216;da birden çok ve birbirinden farklı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;">Ada, <em>The Tempest</em> (<em>Fırtına</em>), <em>Robinson Crusoe</em> ve <em>Esrarlı Ada</em>&#8216;da birden çok ve birbirinden farklı rollere bürünen bir karakter: kazazedeleri kollarını açan bir doğa-ana, herkesin sahip olmaya çalıştığı bir mülk, bir koloni ve belki de en önemlisi batı uygarlığının gelişiminin ve toplumunun izolasyon yoluyla incelenmesine olanak veren bir araç.</p>
<p style="text-align:justify;"><em>Esrarlı Ada</em>&#8216; da ve <em>Robinson Crusoe</em>&#8216; da kazazedelerin yaptıkları ilk şey doğanın onlara sunduklarını kabul edip, onlar sayesinde hayatta kalmaya çalışmaktı. Ancak, daha sonra doğayı işlemeye başladılar ve kendi yaşam bölgelerini oluşturdular. Robinson önce bir keçiyi daha sonra bir papağanı evcilleştirmeyi ve toprağı işlemeyi denedi. Aynı yönde bir gelişmeyi Esrarlı Ada&#8217;da da görebiliriz. Cyrus Smith ve arkadaşlarının önce belirli yaşadıkları bir alan yokken (göçmen bir yaşam) daha sonra bir mağraya yerleşip toprağı işlemeye başladılar ve bu gelişmeler sırasına genellikle hep görece iyi geliştirilmiş iş aletleri kullandılar &#8211; insanlarla hayvanlar arasındaki en önemli farklardan biri. Adada yaşayan insanların gösterdikleri gelişim aslında uygarlık tarihini kısa ve sembolik bir biçimde ortaya koymakta. <em>The Tempest</em>&#8216; ta böyle bir gelişim görmüyoruz çünkü okuyucu kazazedelerin adada yaşadığı on iki yılın sadece son demlerine tanıklık ediyor ama ortaya sunulan durum itibarıyla Prospero&#8217;nun bu süre zarfında doğa&#8217;yı yönetmeye başladığını ve kolonisini kurduğunu söylemek mümkün.</p>
<p style="text-align:justify;">Batı uygarlığının gelişimini simgelediklerini söylediğim bu üç eserde doğal olarak kolonyal bir taraf da var çünkü kolonileşme Batı&#8217;nın ekonomik gelişiminin en önemli unsurlarından biri ve doğal olarak kaçınılmaz bir konu. Öncelikle Nab dışındaki bütün kazazedelerin beyaz olduğunu görmemiz lazım. <em>The Tempest</em>&#8216;ta beyazlar tarafından yönetilen yerliler var. Robinson Crusoe&#8217;nun sonlarına doğru da olsa yine bir beyaz tarafından yönetilen adada yerli sayılabilecek siyah Cuma karşımıza çıkıyor. <em>Esrarlı Ada</em>&#8216;da da aslında ABD&#8217;li Nab ve adanın yerlisi evcilleştirilmiş orangutan Juup var. Adalarda kaza yoluyla da olsa sonradan gelen beyazların yönetimde olduğu açıkça gözükmekte.</p>
<p style="text-align:justify;">Cuma ve Nab birbirine yakın kişiliklere sahip karakterler. İkisi de “sahip”lerine çok sadık ve doğalarının bir parçasıymış gibi de sahiplerini tatmin etmeye çok istekliler. Cyrus Smith Nab&#8217;a özgürlüğünü “hediye” etse de Nab bunu kabul etmiyor ve sahibinin dibinden hiçbir zaman ayrılmıyor. Her ne kadar Amerikalılar Kuzeyli de olsa ve Nab&#8217;ın özgürlüğünü ona bahşetmiş de olsalar onu hiçbir zaman kendilerine denk görmüyorlar. Top, Cyrus Smith&#8217;in köpeği ve Nab&#8217;dan daha zeki bir karakter. Bir keresinde de Harbert&#8217;in orangutanı evcilleştirirken Nab&#8217;a orangutanın onun yerini alabileceğinden korkup korkmadığını sorması da açık bir biçimde orangutanla Nab&#8217;ın birbirlerinin yerine geçebilecek karakterler olduklarını göstermekte.</p>
<p style="text-align:justify;">Orangutanın evcilleştirilmesi sömürgeleştirmenin güzel bir simgesel anlatımı. Sömürgeci taraf hiçbir zaman için sömürülenleri uygar ve kendilerine denk görmediler, bu yüzden sömürülenler insandan ziyade hayvana yakın varlıklardı. Sömürgeci güçler yerlilere uygarlığı öğreterek ve onları “eğiterek” insanlaştırmak istiyorlardı. İngiltere&#8217;nin Hindistan&#8217;da ya da Afrika&#8217;daki sömürgelerinde yaptığı aslında Harbert&#8217;in orangutanla yaptığından farksız. Her ne kadar Harbert orangutanı eğitmiş de olsa orangutan hiçbir zaman bir insan olamaz, ancak aldığı eğitimden sonra artık Juup bir hayvan da değildir. Juup ne yaptığını ve yaptığı şeyin ne işe yaradığını anlasa(!) da hiçbir zaman insanlar gibi konuşamayacak ve düşünemeyecek. Robinson Crusoe&#8217;da Robinson Cuma&#8217;yı yamyamların elinden kurtardıktan sonra Cuma ona hizmet etmeyi çekinmeden kabul ediyor ve kurtarıldığı günden dolayı da “Cuma” ismini alıyor. Cuma (aslında Friday ve özel isim gibi büyük yazılmasa da olur) her ne kadar Türkçede bir isim de olsa İngilizce&#8217;de kesinlikle bir isim değil çünkü Cuma&#8217;nın kişiliğinin ve varlığının bir önemi yok. <em>The Tempest</em>&#8216;ta ise Caliban adanın yerlilerinden biri ve kesinlikle ne Nab ne de Cuma gibi bir karakter. Caliban hiçbir şekilde Prospero&#8217;ya hizmet etmek istemiyor ancak başka bir seçeneği de yok. Her daim adanın aslında kendisine ait olduğunu dile getiriyor ve Prospero&#8217;dan öç almak için de girişimlerde bulunuyor. Her ne kadar beyazların dilini -onların uygarlığını- öğrenmiş de bu bilgisini sadece sövmek için kullanıyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Eserlerdeki toplumsal ya da politik yapılanmalar birbirine çok yakın. Doğayı kontrol edebilen karakter her zaman lider rolünde. Cyrus Smith bir mühendis, dolayısıyla alet geliştirmeyi ve bunları doğaya karşı kullanmayı diğer karakterlerden çok daha iyi biliyor. Zaten kitabın başından beri bütün karakterler söz birliği etmişçesine Cyrus Smith&#8217;i zekasından ve bilgisinden dolayı doğal liderleri olarak görüyorlar. <em>Esrarlı Ada</em>&#8216;daki bir diğer çok bilgili insan da Harbert. Botanik ve hayvanlar hakkındaki bilgisi çok geniş ancak kendisi Cyrus Smith&#8217;in pratikliğine sahip değil. Robinson&#8217;a bakarsak adada çok uzun bir süre yalnız yaşadığı için bu tarz bir liderlik sorunu ortaya çıkmıyor ama ne zaman ki başka insanlar adaya gelmeye başlıyor kendini hemen adanın “vali”si yapıyor. Burda kullanılan terminoloji de ayrı bir öneme sahip çünkü “vali”ler İngiliz sömürgelerindeki en yetkili resmi makamdır. Prospero&#8217;nun durumu ise bu eserler içindeki en farklısı. Diğer iki örnekteki gibi Prospero da doğaya hükmediyor, eğer perileri ve Caliban&#8217;i adanın bir parçası olarak görürsek. İlginç olan şey adada kimsenin seçme özgürlüğünün olmaması çünkü Prospero herkesi Ariel vasıtasıyla manipule ediyor. Ariel de adadaki perilerden biri ve Prospero&#8217;nun gücünün kaynağı, doğaüstü güçleri var ancak bu güçlere rağmen Prospero&#8217;ya hizmet etmek durumunda. Aristokratlar diğerlerine karşı olan “doğal” üstünlüklerini her zaman ilahi ve doğaüstü güçlerle meşru kılmışlardır. Prospero da bir aristokrat ve “doğal” gücü aynı zamanda doğaüstü.</p>
<p style="text-align:justify;">Ada, eserlerde kendi başına en büyük sorunlardan bir tanesi. Tarih boyunca toprak her zaman için bir sorun teşkil etmiştir. Eserlerde de ada buyurgan ve insanların sahip olmak istediği bir mülk. Robinson&#8217;da bu problemi açıkça görmüyoruz ama kendisi her daim hayatı ve toprağı üzerine bir korkuyla yaşamakta. Bunu sonucu olarak da kendisine nerdeyse bir kale kuruyor zaman geçtikçe. <em>The Tempest</em> ada için verilen kavgayı açıkça gözler önüne sermekte. Caliban&#8217;ın adanın aslında kendine ait olduğu düşüncesi onu Prospero&#8217;ya karşı savaşmaya itiyor. Prospero&#8217;yu öldürmek için diğer kazazedelere adanın yönetimini sunması da yine kazazedelere çekici gelen bir durum. Eserdeki diğer bir karakter de Gonzalo adayı nasıl yöneteceğini ve kendi ütopyasını düşlemekte. Her ne kadar ada üzerine olmasa da başka bir kara parçası için olan sorun da Sebastian ve Alonso arasında. Antonio&#8217;nun Sebastian&#8217;ın aklına girmesi sonucu Sebastian Alonso&#8217;nun kırallığını ele geçirmek için onu öldürmeyi kabul ediyor. <em>Esrarlı Ada</em>&#8216;da ise Cyrus Smith Robinson gibi her daim adada yalnız olmadıklarına dair bir korku içinde ve o da Robinson gibi yaşadığı bölgeyi korumaya çalışıyor. Kitabın sonunda da adaya gelen korsanlarla Cyrus Smith ve arkadaşlarının arasında adaya sahip olmak için küçük çapta bir savaş ortaya çıkıyor. Ancak bütün korsanlar öldükten sonra Amerikalılar kendilerini güvende hissediyorlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Adanın sağladığı izolasyon kazazedeleri kendi uygarlıklarını yeniden kurmaya zorluyor ve bu yeniden inşa sırasında da okur uygarlık tarihinin yoğunlaştırılmış bir gelişimine tanıklık ediyor. Yazı boyunca bu gelişimin gösterimine dair örnekler vermeye çalıştım. İzolasyon aynı zamanda insanların hırslarını ve bilinçaltlarını ortaya çıkaran bir görev üstleniyor: sahip olmak ve bunun için başka insanları öldürmek gibi. <em>The Tempest</em>&#8216;ta Antonio, Sebastian ve Caliban bu uğurda insanlar öldürmeyi göze alıyorlar. <em>Esrarlı Ada</em>&#8216;da Amerikalılar Korsanlarla iletişim bile kurmadan onları öldürüyorlar. Robinson diğerlerini göre daha insancıl gözükse de o da sadece bir köle -bir mülk- alabilmek için diğer yerlileri öldürüyor. Ayrıca Robinson&#8217;un başka bir özelliği de hiçbir değeri olmamasına rağmen enkazlardan bulduğu paraları saklaması bu da toplumun insanlara empoze ettiği değerlerin üzerine insanı düşünmeye iten bir durum.</p>
<p style="text-align:justify;">Son olarak küçük bir not. Foucault&#8217;nun ütopya kavramı üzerine söylediklerini, bu kavramın kelime ve edebi anlamlarını düşündüğümüzde <em>Esrarlı Ada</em> ve ütopya kavramı arasında birçok paralellik kurulabileceğine inanıyorum.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tutunamadığım]]></title>
<link>http://alperentrk.wordpress.com/2009/06/11/tutunamadigim/</link>
<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 13:49:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>Alperen Türkü</dc:creator>
<guid>http://alperentrk.wordpress.com/2009/06/11/tutunamadigim/</guid>
<description><![CDATA[Tutunamadığım.. Sen sağ ben sol Sen doğru ben asi Sen iyi ben kötü Sen pırlanta ben kömür.. Tutunama]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Tutunamadığım..</strong></p>
<p>Sen sağ ben sol<br />
Sen doğru ben asi<br />
Sen iyi ben kötü<br />
Sen pırlanta ben kömür..</p>
<p><strong>Tutunamadığım..</strong></p>
<p>Bitip geçiyor ömür.<br />
Sürgündür senle geçen günüm.<br />
Sensizlikse ölüm.</p>
<p><strong>Tutunamadığım..</strong></p>
<p>Sen ben ben sen değil<br />
Sen gül ben diken<br />
Sen deniz ben fırtına<br />
Sen güneş ben karanlık..</p>
<p><strong>Tutunamadığım..</strong></p>
<p>Dayanmaz bu yürek artık.<br />
Git de dalgalansın bayrak.<br />
Git de bitsin senli firak.</p>
<p><strong>Tutunamadığım..</strong><br />
<em><br />
Yüreğim..<br />
Benliğim..<br />
Senliğim..</em><br />
&#8230;</p>
<p><em>Tutunamadığım<br />
Ruhum..<br />
Suskunluğum..</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mart Kapıdan Baktırdı, Kazma Kürek Yaktırdı!]]></title>
<link>http://akpinar.wordpress.com/2009/03/19/mart-kapidan-baktirdi-kazma-kurek-yaktirdi/</link>
<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 10:20:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>editor</dc:creator>
<guid>http://akpinar.wordpress.com/2009/03/19/mart-kapidan-baktirdi-kazma-kurek-yaktirdi/</guid>
<description><![CDATA[Baharın gelişini müjdeleyen Nevruz Bayramı arefesinde yeni yeni tomurcuklanmaya başlamış meyve ağaçl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Baharın gelişini müjdeleyen Nevruz Bayramı arefesinde yeni yeni tomurcuklanmaya başlamış meyve ağaçl]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İki Yabancı]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/02/25/iki-yabanci/</link>
<pubDate>Wed, 25 Feb 2009 21:15:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>gonca akpınar</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/02/25/iki-yabanci/</guid>
<description><![CDATA[Sevgilim, herşeyim! Tüm hayatımı kendi rengine boyayan benim en derin mavim. Beni benden alan, yılla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Sevgilim, herşeyim! Tüm hayatımı kendi rengine boyayan benim en derin mavim. Beni benden alan, yılla]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kırlangıçlar Dönmeyecekler]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/02/09/kirlangiclar-donmeyecekler/</link>
<pubDate>Mon, 09 Feb 2009 15:55:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>Erkan Mercan</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/02/09/kirlangiclar-donmeyecekler/</guid>
<description><![CDATA[Kırlangıçlar Gökyüzünün müdavimleri Bir ekim sabahı gitmiştiniz Bir elveda bile demeden Kimi inanışl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Kırlangıçlar Gökyüzünün müdavimleri Bir ekim sabahı gitmiştiniz Bir elveda bile demeden Kimi inanışl]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kendin Olmak]]></title>
<link>http://tulaybilin.wordpress.com/2009/02/08/kendin-olmak/</link>
<pubDate>Sun, 08 Feb 2009 17:07:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>tulaybilin</dc:creator>
<guid>http://tulaybilin.wordpress.com/2009/02/08/kendin-olmak/</guid>
<description><![CDATA[Başkalarının hayatlarını gözlemlemek bizi ileri taşıyorsa bu harika bir duygu. Bizi motive edip içim]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Başkalarının hayatlarını gözlemlemek bizi ileri taşıyorsa bu harika bir duygu. Bizi motive edip içimizdeki enerjiyi dışarı çıkarmamıza yarıyorsa güzel de, kıskanmamızı sağlıyor ve hiç bir şey yapmadan sadece onun gibi olmak istiyorsak hiç de güzel değildir.</p>
<p>Başkalarını taklit etmek hep onlar gibi olmayı deniyorsak kendimizden uzaklaşıyoruz demektir. Bir şeyin daima aslı değerlidir. Kopyası geçici bir süre için değer kazanabilir ama aslı gibi olmaz. Kendimiz olmaya çalışmalıyız. Kendimiz olduğumuzda özgüvenimiz tam olur. Herkes tarafından takdir edilir ve seviliriz. Aşağıdaki hikaye de buna bir örnektir. Sizi hikaye ile baş başa bırakıyorum. İyi okumalar&#8230;..</p>
<p>“Evvel zaman içinde, Mogo adında bir fakir Japon vardı. Mogo kendi halinde bir taşçı idi. Zavallıcık hayatını kazanmak için güneşin doğuşundan batışına kadar, yağmur demez, fırtına demez, güneş demez boyuna taş kırardı.</p>
<p>Doğrusu işi çok güçtü ama yine de Mogo&#8217;nun pek o kadar hayatından şikâyetçi olmaması lâzımdı. Çünkü babası, büyükbabası hep taşçıydılar. Daha iyi bir hayat görmeyen Mogo da taşçılığı seve seve yapmalıydı. Mogo, genç ve iri yapılıydı, hastalık nedir bilmezdi, sabahtan akşama kadar çalışması, karnını doyuracak kadar pirinç almasına yetiyordu.</p>
<p>Bu yüzden birçok arkadaşı onu kıskanıyorlardı bile. Çünkü Mogo çalışma zamanında çalışıyor, dinlenme zamanı gelince de babasından kalma evine çekilip, dünyanın bütün kötülüklerine arkasını dönerek rahatına bakıyordu.<br />
Bütün bunlara rağmen Mogo hayatından memnun değildi. Zenginlik ve büyüklük sevdası içini kemiriyor, zaman zaman bir asilzade olarak doğmadığına üzülüyordu. Bütün boş zamanlarında kendi kendine halinden şikâyet eder, kendisini daha iyi bir seviyeye ulaştırması için Tanrı&#8217;ya yalvarırdı. Bu hal bir gün değil, beş gün değil, aylarca, yıllarca devam etti. Tanrı, Mogo&#8217;nun hangi seviyeye gelirse gelsin, daima daha ötesini isteyecek bir yaratılışta olduğunu biliyordu. Bununla beraber ona ders vermek için bütün isteklerini yerine getirmeye karar verdi.</p>
<p>Yine sıcak bir gündü. Mogo yolun kenarında, kan ter içinde taş kırıyordu. Bir ara yoruldu ve kazmasının sapına dayanarak dinlenmeye başladı. O sırada yolun öbür ucundan bir toz bulutu yükseldi. Aynı zamanda kulağına sürekli gürültüler gelmeye başladı.</p>
<p>Toz bulutu yaklaştığı zaman, Mogo, tozların arasında son derece süslü üniformalar giyinmiş süvariler görmeye başladı. Birçok süvarinin arasında ise her tarafı altın, gümüş ve kıymetli taşlarla işlemeli bir tahtırevan geliyordu. Tahtırevanda bir prens vardı. Mogo artık dayanamadı:</p>
<p>- Ey Tanrım, neden ben de bir prens değilim, diye söylendi.<br />
Bunun üzerine Tanrı:<br />
- Peki, dedi, madem ki prens olmak istiyorsun, o halde ol!</p>
<p>Mogo daha ne olduğunu anlamadan kendisini prens haline gelmiş buldu. Sayısız uşakları, askerleri, atları, arabaları, sarayı ve pırıl pırıl işlemeli bir sürü elbisesi vardı. Ama onun asıl hoşuna giden şey, ahalinin kendisine gösterdiği hürmetti. Sokağa çıktığı zaman herkes karşısında iki büklüm eğiliyor, hele eski arkadaşları onu görünce yerlere kapanıyorlardı. Bunlardan çok hoşlandığı için Mogo her gün sokağa çıkıyordu.</p>
<p>Bu hal uzun müddet Mogo&#8217;yu eğlendirdi. Fakat aradan zaman geçince yine düşünmeye başladı. Dünyada kendisinden üstün durumda bulunan birçok prens, birçok kral ve en nihayet de kendi imparatorları Mikado vardı. Düşündü ki, Mikado bile olsa kendisinden üstün başka bir şey daima mevcut olacaktır. Bunun üzerine güneşin, her şeyden üstün olduğu aklına geldi. Şüphesiz ki o, bütün kralların, Mikado&#8217;nun, her şeyin üstündeydi. Dünyayı ısıtan, hayat veren tek varlık güneşti. O halde en iyisi güneş olmaktı. Mogo böyle düşününce:</p>
<p>- Ey Tanrım, dedi, beni prens yapacağına güneş yapsan olmaz mıydı?<br />
- Güneş mi olmak istiyorsun, dedi Tanrı, öyleyse ol!</p>
<p>Ve Mogo bir anda güneş oldu. Doğrusu gökyüzündeki saltanatının keyfine diyecek yoktu. Dünyaya istediği gibi sıcaklık dağıtıyor, ekinleri, meyvaları olgunlaştırıyor, insanları ısıtıyordu. Mogo aylarca güneş olmanın keyfini sürdü, sonra günlerden bir gün, uzaklarda bir siyah nokta gördü. Bu nokta gitgide büyüdü büyüdü ve simsiyah bir leke gibi kendi ışıklarını önlemeye başladı. Bu, buluttu. Mogo ne yaptıysa onu yenemedi. Nihayet bulutlar güneşin her tarafını kapladı ve şiddetli bir fırtına başladı. Bunun üzerine Mogo:</p>
<p>- Ey Tanrım, diye bağırdı, bulut güneşten daha kuvvetli, ben bulut olmak istiyorum.<br />
Tanrı kısaca:<br />
- Ol! dedi.</p>
<p>Ve Mogo bulut oldu. Güneşten daha kuvvetli olmak demek artık kâinatta her şeyin üstünde olmak demekti. Bunu düşünmek zavallı Mogo&#8217;yu büsbütün deli etti. Sevincinden ne yapacağını bilemiyordu. Mogo, güneşi istediği zaman ve istediği yerde kapatabildiği için bunun tadını bol bol çıkarmak istedi. Tarihin hiçbir devrinde Japonya o kadar fırtına, o kadar tayfun ve kasırga görmemişti. Kara ve denizdeki felâketlerin haddi hesabı yoktu. Ama Mogo bütün bunları güneşe karşı kazanılmış bir zafer sayıyor ve gittikçe zulmünü arttırıyordu.</p>
<p>Bu sırada bir gün, Mogo gökyüzünde dolaşıp dururken okyanusun kıyısında âbide gibi dikilmiş muazzam bir kayalık gördü. Granit bir sütun olan kayalığın binlerce seneden beri mevcut olduğu ve tabiatın her türlü olayına göğüs gerip hiçbirinden müteessir olmadığı aşikârdı. Zamanın ve tabiatın bütün tesirlerine karşı koyan bu muazzam kayalık, nihayet Mogo&#8217;nun gözüne çarpmıştı. Mogo onun bu haşmetli halini görünce ne yapıp yapıp yerinden sökmeyi ve denize fırlatarak dalgaların arasında yok etmeyi kararlaştırdı.</p>
<p>Çıkan fırtınada sade gök değil, yer de karmakarışık oldu. Kayanın kıyısında bulunduğu denizde dağlar gibi dalgalar yükseliyor, fakat bütün dalgalar granit kayanın eteklerine çarptığı zaman parçalanıp kayboluyordu. Fırtına üç gün üç gece devam etti. Fırtınanın arkasından şiddetli bir kasırga, onun arkasından bir siklon çıktı. Artık evler yıkılıyor, ağaçlar kökünden çıkıyor, nehirler taşıyordu. Ama aradan bir hafta geçip de fırtına dindiği zaman, kayanın yine eski haliyle, okyanusun kıyısında durduğunu gördü. Mogo hırsından küplere biniyordu. Demek ki bu kaya kendisinden daha kuvvetliydi. Hırsla:</p>
<p>- Tanrım, diye bağırdı, kaya benden daha kuvvetli, ben kaya olmak istiyorum.<br />
- Ol! dedi Tanrı.</p>
<p>Ve Mogo okyanusun kıyısında muazzam bir kaya haline geldi. Artık ona ne güneş, ne bulut, ne fırtına hiçbir şey tesir etmiyordu. Artık kâinattaki bütün varlıkların üstündeydi.</p>
<p>Bir sabah, bir tarafını bir şey sokmuş gibi bir acıyla uyandı. Evet, hakikaten bir yerine bir şey batıyor gibiydi. Sonra vücudundan bir parça et koparmışlar gibi bir acı duydu. Sonra kendisine vurduklarını hissetti. Evet, muntazam aralıklarla durmadan vuruyor, vuruyorlardı. Her vuruşta aynı acıyı duyuyor, her vuruşta vücudundan bir şeyler kopmuş gibi oluyordu. Bu hal saatlerce devam etti, Mogo saatlerce tahammül etti, sesini çıkarmadı ama sonra öyle bir an geldi ki birden kuvveti kesilir gibi oldu, yerinde sallanmaya başladığını farketti. Bunun üzerine:</p>
<p>- Tanrım, diye bağırdı. Bana kayadan daha kuvvetli biri hücum ediyor. Ben o olmak istiyorum.<br />
Tanrı:<br />
- Ol! dedi.</p>
<p>Ve Mogo tekrar taşçı oldu.”<br />
Sevgiler<br />
Tülay Bilin</p>
<p><a href="tulayb18@gmail.com">tulayb18@gmail.com</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Zodiac (2007)]]></title>
<link>http://filmofili.wordpress.com/2009/01/31/zodiac-2007/</link>
<pubDate>Sat, 31 Jan 2009 19:27:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>efkanefe</dc:creator>
<guid>http://filmofili.wordpress.com/2009/01/31/zodiac-2007/</guid>
<description><![CDATA[Zodiac (2007) Yönetmen: David Fincher Senaryo: James Vanderbilt, Robert Graysmith (kitap) Oyuncular:]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_125" class="wp-caption alignleft" style="width: 214px"><a href="http://filmofili.wordpress.com/2009/01/31/zodiac-2007/"><img class="size-medium wp-image-125" title="zodiac-2007-poster" src="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-poster.jpg?w=204" alt="Zodiac (2007)" width="204" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Zodiac (2007)</p></div>
<p><strong>Yönetmen:</strong> David Fincher</p>
<p><strong>Senaryo:</strong> James Vanderbilt, Robert Graysmith (kitap)</p>
<p><strong>Oyuncular:</strong> Jake Gyllenhaal (Robert Graysmith), Mark Ruffalo (Dedektif  David Toschi), Robert Downey Jr. (Paul Avery)</p>
<p><strong>Puan:</strong> <img class="alignnone size-full wp-image-37" title="3½ puan" src="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/3-bucuk.gif" alt="3½ puan" width="100" height="19" /></p>
<p>Bu tür filmler hayatınızda ilk kez böyle bir film izliyorsanız size etkileyici gelebilir ama ilk gençlik dönemlerinizde &#8220;Se7en&#8221; gibi bir film izlediyseniz artık ne yazık ki bu seri katilli filmlerden zevk almamaya başlıyorsunuz. Daha fazla ne yenilik yapılabilir bilmiyorum ama, mesela uzaydan gelen katil falan çok komik<!--more--> olurdu değil mi?</p>
<p>Alışık olduğumuz üzere bu filmde, &#8220;bu hikaye gerçektir, vallah billah&#8221;, gevelemeleriyle başlıyor. Artık bu filmler gerçek olmasa bile başına gerçektir diye ibare koymaları lazım (&#8220;Fargo&#8221;da yapıldığı gibi) yoksa başka türlü kimse polisiye izleyemeyecek. Bir şey ne kadar gerçekse o kadar etkileyici geliyor artık insanlara. Eskiden kapalı kapılar ardında yaşadığımız hayatımız artık internet ve medya sayesinde gözler önünde. Her gün yeni yeni manyakları okuyoruz gazetelerde ve artık şaşırmıyoruz. Bu eski hikaye de gerçekten eski kalmış. Bu hikayenin etkileyici yanı ise katilin yakalanamamış olması, gerçekten akıllıymış demek ki arkadaş.</p>
<p>Filmde beni en çok etkileyen, 60ların sonu ve 70lerin başı olması nedeniyle filmde kullanılan müziklerdi. Gerçekten çok hoş blues ve rock &#8216;n roll şarkıları seçilmiş film için. Bu dönemlerde geçen filmlerin ve özellikle Vietnam savaşıyla ilgili olan filmlerin olmazsa olmazı zaten bu tip şarkılar. Filmin açılışındaki isimlerin yazıldığı ekranda mektup sepetinin ilerleyişi sekansında çalan müzik ve uygulanan kurgu teknikleri gerçekten çok güzel oturmuş o sahneye, eee ne de olsa eski bir video klip yönetmeni var karşımızda.</p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/bEvnwKFUnI0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/bEvnwKFUnI0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
<p>Yönetmen demişken bu filmin yönetmeni o bildiğiniz meşhur &#8220;Se7en&#8221; ve &#8220;Fight Club&#8221; filminin de yönetmeni, müthiş insan David Fincher. Yönetmenlik olarak filmde bir kusur bulmak imkansız, anlatım teknikleri olarak Fincher&#8217;a çağımızın Kubrick&#8217;i diyebiliriz, sinema yaklaşımları da bence birbirlerine bayağı benziyor. Filmin hikayesi ilk başlarda biraz bayıktı ve içine girmekte biraz zorlandım ama sonrasında Jake Gyllenhaal&#8217;ın canlandırdığı Robert Graysmith karakteri biraz daha fazla devreye girmeye, olayları çözmeye çalışmaya başladığında işin rengi değişti. Sonunu merakla beklediğimiz bir filme dönüştü.</p>
<p>Özellikle belirtmemiz gereken bir karakter daha var ki Robert Downey Jr.&#8217;ın canlandırdığı Paul Avery karakteri. Filmin ilk başlardaki dinamiğini o sağlıyordu ve eksikliği sonraki bölümlerde fazlaca hisedildi. Hoş, paranoyak, kibirli ve meraklı bir karakterdi. Allah rahmet eylesin. In spiritu sancti&#8230; Amen <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Filmin gerçek nesnelere yaptığı yaklaşımlar hoştu gerçekten. Filmin içinde gerçek kitapların kullanılması, gerçek kişilerin olması, gerçek olayların incelenmesi filme daha fazla heyecan katıyor. Herkes büyük ihtimalle fimde gördüğü karakterler ve kitaplar hakkında biraz daha fazla bilgi istiyordur. Bu merakı uyandırdığı için filmi tebrik etmek gerekir. <a href="http://www.amazon.com/Codebreakers-Comprehensive-History-Communication-Internet/dp/0684831309" target="_blank">&#8220;The Codebreakers&#8221;</a> kitabı zaten efsane haline gelmiş, kod yaratıcıların ve kırıcıların eskilerden beri başucu kitaplarından biri olmuştur. Kont Zaroff karakteri benim ilerde tekrar incelemem için gerekli olan ilhamı verdi. Bu karakteri gerçekten merak ediyorum. Sizde merak ediyorsanız Richard Connell&#8217;ın yazdığı <a href="http://fiction.eserver.org/short/the_most_dangerous_game.html" target="_blank">&#8220;The Most Dangerous Game&#8221;</a> hikayesini okumalısınız. Zodiac katil nelerden esinlenmiş görmek için ideal.</p>
<p><a href="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-01.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-136" title="zodiac-2007-01" src="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-01.jpg?w=128" alt="zodiac-2007-01" width="128" height="91" /></a> <a href="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-02.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-137" title="zodiac-2007-02" src="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-02.jpg?w=128" alt="zodiac-2007-02" width="128" height="85" /></a> <a href="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-03.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-138" title="zodiac-2007-03" src="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-03.jpg?w=128" alt="zodiac-2007-03" width="128" height="85" /></a> <a href="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-04.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-139" title="zodiac-2007-04" src="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-04.jpg?w=64" alt="zodiac-2007-04" width="64" height="96" /></a> <a href="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-05.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-140" title="zodiac-2007-05" src="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-05.jpg?w=128" alt="zodiac-2007-05" width="128" height="85" /></a> <a href="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-06.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-141" title="zodiac-2007-06" src="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-06.jpg?w=128" alt="zodiac-2007-06" width="128" height="85" /></a> <a href="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-07.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-142" title="zodiac-2007-07" src="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-07.jpg?w=128" alt="zodiac-2007-07" width="128" height="86" /></a> <a href="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-08.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-143" title="zodiac-2007-08" src="http://filmofili.wordpress.com/files/2009/01/zodiac-2007-08.jpg?w=63" alt="zodiac-2007-08" width="63" height="96" /></a></p>
<p>Polis merkezlerindeki iletişim sorunu çok büyük bir problem olarak görülüyor film boyunca. Bir polis merkezi diğer polis merkezine bilgi vermek için karşılığında aynı şekilde bilgi istiyor. Günümüzde de bu sorun bu şekilde sürüp gitmekte. Bürokrasi bütün iyi yapılan işleri yavaşlatmakta hatta durdurmaktadır. Bu bürokrasi filmde çok fazla ismin geçmesine yol açıyor ve bir yerden sonra kopuyorsunuz, kim kimdi iyice karışıyor. Bu özellikle filmin sonlarına doğru çok fazla hissediliyor.</p>
<p>Son bir fikir olarak bence iyi film izlemeyi &#8220;seven&#8221; herkes bu filmi izlemeli. Ama yine de çok fazla bir yenilik beklemeyin, sadece iyi yazılmış bir senaryo ve bu da kitabın kalitesinden kaynaklanıyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kötülülüğü yaşayarak öğrenmeye kalkmayınız]]></title>
<link>http://islamisite.wordpress.com/2008/11/28/kotululugu-yasayarak-ogrenmeye-kalkmayiniz/</link>
<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 15:50:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulayozturk</dc:creator>
<guid>http://islamisite.wordpress.com/2008/11/28/kotululugu-yasayarak-ogrenmeye-kalkmayiniz/</guid>
<description><![CDATA[                Kötü çevreden yılandan sakınır gibi sakınınız. Unutmayınız ki kötü çevre, engerek yı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[                Kötü çevreden yılandan sakınır gibi sakınınız. Unutmayınız ki kötü çevre, engerek yı]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fırtına]]></title>
<link>http://filmmerkezi.wordpress.com/2008/11/26/firtina/</link>
<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 02:01:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<guid>http://filmmerkezi.wordpress.com/2008/11/26/firtina/</guid>
<description><![CDATA[Cemal, üniversite sınavını kazanarak, küçük taşra kasabasından İstanbul’a gelir. Büyük şehrin kalaba]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div class="poster"><img title="Fırtına" src="http://89.149.209.30/images/afis_buyuk/f/Firtina-2.jpg" alt="Fırtına" /></div>
<div class="poster">Cemal, üniversite sınavını kazanarak, küçük taşra kasabasından İstanbul’a gelir. Büyük şehrin kalabalığı içindeki yalnızlığı, sistem karşıtı devrimci bir grup ile tanışmasıyla sonra erer. Grubun öncülerinden Helin ile yaşadığı çatışma, kimliğini keşfetmesi için de bir başlangıç olur. Benzer bir süreci yaşayan Rojda ve Orhan da zamanla değişip grubun aktif birer üyesi olurlar. Henüz on sekiz &#8211; on dokuz yaşlarında olan bu gençler, koca bir dünyayı değiştirmenin hayalleri ile yaşamaya başlarlar. ‘Devrim’ fikri içlerindeki genç ve dinamik enerji ile birleşerek eyleme dönüşür. Bu proje; Cemal, Rojda ve Orhan’ın geçirdikleri hızlı değişim sürecini ve öğrenci grubunun başından geçen olayları anlatır.</div>
<div class="poster"><a title="Fırtına Resimleri" href="//"><img src="http://89.149.209.30/images/ss_kucuk/25093/Firtina_0.jpg" border="0" alt="Fırtına Resimleri" width="135" height="90" /></a><a title="Fırtına Resimleri" href="//"><img src="http://89.149.209.30/images/ss_kucuk/25093/Firtina_1.jpg" border="0" alt="Fırtına Resimleri" width="135" height="90" /></a><a title="Fırtına Resimleri" href="//"><img src="http://89.149.209.30/images/ss_kucuk/25093/Firtina_2.jpg" border="0" alt="Fırtına Resimleri" width="135" height="90" /></a><a title="Fırtına Resimleri" href="//"><img src="http://89.149.209.30/images/ss_kucuk/25093/Firtina_3.jpg" border="0" alt="Fırtına Resimleri" width="135" height="90" /></a><a title="Fırtına Resimleri" href="//"><img src="http://89.149.209.30/images/ss_kucuk/25093/Firtina_4.jpg" border="0" alt="Fırtına Resimleri" width="135" height="90" /></a><a title="Fırtına Resimleri" href="//"><img src="http://89.149.209.30/images/ss_kucuk/25093/Firtina_5.jpg" border="0" alt="Fırtına Resimleri" width="135" height="90" /></a><a title="Fırtına Resimleri" href="//"><img src="http://89.149.209.30/images/ss_kucuk/25093/Firtina_6.jpg" border="0" alt="Fırtına Resimleri" width="135" height="90" /></a><a title="Fırtına Resimleri" href="//"><img src="http://89.149.209.30/images/ss_kucuk/25093/Firtina_7.jpg" border="0" alt="Fırtına Resimleri" width="135" height="90" /></a><a title="Fırtına Resimleri" href="//"><img src="http://89.149.209.30/images/ss_kucuk/25093/Firtina_8.jpg" border="0" alt="Fırtına Resimleri" width="135" height="90" /></a><a title="Fırtına Resimleri" href="//"><img src="http://89.149.209.30/images/ss_kucuk/25093/Firtina_9.jpg" border="0" alt="Fırtına Resimleri" width="135" height="90" /></a></div>
<div class="poster"><span style="color:#0000ff;"><strong>Yapım </strong></span>: 2007, Türkiye<br />
<span style="color:#0000ff;"><strong>Tür </strong></span>: Dram / Politik<br />
<strong><span style="color:#0000ff;">Yönetmen </span></strong>: Kazım Öz<br />
<span style="color:#0000ff;"><strong>Senaryo </strong></span>: Kazım Öz<br />
<span style="color:#0000ff;"><strong>Oyuncular </strong></span>: Ali Sürmeli, Volga Sorgu, Sinan Bengier, Asiye Dinçsoy, Cahit Gök, Havin Funda Saç, Selim Akgül<br />
<span style="color:#0000ff;"><strong>Yapımcı </strong></span>: Kazım Öz, Özkan Küçük<br />
<span style="color:#0000ff;"><strong>Görüntü Yönetmeni</strong></span> : Ercan Özkan<br />
<strong><span style="color:#0000ff;">Müzik </span></strong>: Vedat Yıldırım, Ayhan Akkaya, Burak Korucu<br />
<strong><span style="color:#ff0000;">Vizyon Tarihi</span></strong> : 14 Kasım 2008</p>
<p>kaynak: <a title="Quantum of Solace" href="http://www.vizyonbox.com/" target="_blank"><span style="color:#ff0000;">online film izle</span></a></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Firtinadan arta kalanim Ben]]></title>
<link>http://denizkiyisi.wordpress.com/2008/06/09/firtinadan-arta-kalanim-ben/</link>
<pubDate>Mon, 09 Jun 2008 22:16:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>Deniz Kiyisi</dc:creator>
<guid>http://denizkiyisi.wordpress.com/2008/06/09/firtinadan-arta-kalanim-ben/</guid>
<description><![CDATA[Firtinadan arta kalanim Ben, Savastan kopup gelen, Agaclara aldirmayan, Ben, Firtinadan arta kalanim]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Firtinadan arta kalanim Ben,<br />
Savastan kopup gelen,<br />
Agaclara aldirmayan,<br />
Ben, Firtinadan arta kalanim.</p>
<p>Okyanus hircinliginda bir denizim Ben,<br />
Dalgalarimla kiyilari döven,<br />
Kayalara aldirmayan,<br />
Ben, Okyanus hircinliginda Denizim&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
