<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>guncel-konular &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/guncel-konular/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "guncel-konular"</description>
	<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 05:19:25 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[DOMUZ GRİNİN ARKASINDA BÜYÜK BİR DOMUZ OLMASIN!!!]]></title>
<link>http://ulkumuz.wordpress.com/2009/11/27/domuz-grinin-arkasinda-buyuk-bir-domuz-olmasin/</link>
<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 17:07:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>Türker</dc:creator>
<guid>http://ulkumuz.wordpress.com/2009/11/27/domuz-grinin-arkasinda-buyuk-bir-domuz-olmasin/</guid>
<description><![CDATA[HALKLARIN EN GÜZEL GÜNLERİNDE SOYULMASI Dünyada 2000 kişi domuz gribine yakalandı tüm dünya maske ta]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="color:#ff0000;"><em><strong>HALKLARIN EN GÜZEL GÜNLERİNDE SOYULMASI<br />
Dünyada 2000 kişi domuz gribine yakalandı tüm dünya maske takma yarışında. 25 milyon insan AIDS e yakalandı kimse prezervatif kullanmak istemiyor&#8230;</p>
<p>ÇIKAR SALGINI<br />
Domuz giribinin arkasındaki ekonomik çıkarlar nelerdir ?</p>
<p>Dünyada her sene milyonlarca insan malaryadan ölüyor halbuki basit bir tül sineklik onları koruyabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor!<br />
Dunyada her sene 2 milyon çocuk ishalden ölüyor halbuki 23 cm lik bir sorum onları kurtarabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor!<br />
Kızamık ve zature ve diğer hastalıklardan her sene 10 milyon insan ölüyor. TÜm bu insanlar daha ucuz ilaçlarla kurtulabilir. Gazeteler bunlarda da bahsetmiyor. !<br />
Bundan yaklaşık 10 yıl önce kuş gribi çıktığında&#8230; bütün gazeteler bizi bilgiye boğdu&#8230;<br />
Bütün diğer salgınlardan daha tehlikeli&#8230; Dünyayı tehdit eden salgın! Gazeteler sadece bu tavukların korkunç hastalığından bahsediyordu. Buna rağmen toplam insan kaybı 10 sene de 250. Yani senede 25!</p>
<p>Normal grip senede yarım milyon can alıyor. 25e karşı YARIM MİLYON!<br />
Sadece bir saniye: Niçin kuş gribinden bu kadar bahsedildi?<br />
Çünkü bu tavukların arkasında bir &#8220;horoz&#8221; vardı, büyük ibikli bir horoz. Uluslararası Roche ilaç grubu Asya ülkelerine milyonlarca doz Tamiflu sattı, Ingiltere hükümeti halkını korumak için 14 milyon doz satın aldı. Kuş gribi sayesinde Roche ve Relenza, iki büyük ilaç grubu milyonlarca dolar kar ettiler.<br />
-Dün tavuklarla, bugün domuzlarla<br />
-Evet bugün domuz gribi psikozu başlatıldı. Tüm dünya medyası sadece bundan bahsediyor.<br />
-Ekonomik global krizden bahseden, Guantanamodaki işkencelerden bahseden yok!<br />
-Sadece domuz gribinden ve domuzlardan bahsediliyor. ..<br />
-Kendi kendime soruyorum: Eğer tavukların arkasında bir &#8220;horoz&#8221; varsa&#8230; domuz gribinin arkasında büyük bir domuz olmasın?</p>
<p>Kuzey Amerikan Gilead Sciences Tamiflunun brevet sahibi. Bu işletmenin en büyük hissedarıysa tam bir kişilik, Donald Rumsfeld George Bush dönemi savunma bakanı., Irak savaşının stratejisti. ..<br />
Roche ve Relenza hissedarları milyonlarca dolarlık Tamiflu satışı nedeniyle ellerini oğuşturuyorlardı r. Gerçek &#8220;Pandemie&#8221; (dünyayı etkileyen büyük salgın) çıkar salgınıdır, sağlık paralı askerlerinin çıkarları.<br />
Çeşitli ülkelerin aldığı önlemleri inkar etmiyorum.</p>
<p>İşte burası bam teli (tecüme edenin düşüncesi) Eğer domuz gribi söylendiği gibi gerçekten dünyayı tehdit eden büyük bir salgınsa (pandemiyse) dünya sağlık örgütünün başındaki o kadar bu hastalıktan tedirgin oluyorsa(Margaret Chan adında bir çinli) neden o zaman bu hastalığı dünya sağlığını tehdit eden bir hastalık olarak ilan edip, hastalığa karşı savaşmak için jenerik türevlerinin üretilmesini önermiyor?<br />
Rocheve Relenzanın brövelerinin iptalini isteyip yerine her ülkenin kendi üreteceği jenerik türevlerini üretmiyorlar?<br />
Bu mesajı mümkün olduğu kadar çok insana iletiniz aynı hayat kurtaran bir aşının iletimi gibi…herkes bu büyük salgının arkasındaki gerçeği görsün. Çünkü medya sadece kendi sponsorlarının haberlerini veriyor.</p>
<p>Dr. Carlos Alberto Morales Paitán, Pérou</p>
<p>Türkçe tercüme:xerxesgunes</strong></em></span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ahmet TÜRK!!!]]></title>
<link>http://ulkumuz.wordpress.com/2009/11/27/ahmet-turk/</link>
<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 17:03:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>Türker</dc:creator>
<guid>http://ulkumuz.wordpress.com/2009/11/27/ahmet-turk/</guid>
<description><![CDATA[Yılmaz Özdil’in köşesinden (Mevzu İzmir) Ahmet Türk İzmir’in kaymak tabakasındandır! diyen Hürriyet ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-size:medium;font-family:Arial;"><em>Y</em></span><span style="font-size:medium;font-family:Arial;"><em>ılmaz Özdil’in köşesinden (Mevzu İzmir)<br />
</em></span><span style="font-family:Arial;"><br />
<a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13034754.asp?yazarid=249&#38;gid=61" target="_blank"><strong><span style="font-family:Comic Sans MS;"><span style="color:#000000;">Ahmet Türk İzmir’in kaymak tabakasındandır</span><span style="color:#0068cf;">!</span></span></strong></a><strong><span style="font-family:Comic Sans MS;"> diyen Hürriyet yazarı, İzmir&#8217;de 300 bin TL&#8217;lik yazlığı olan Ahmet Türk&#8217;ü nankörlükle suçladı..</span></strong></span></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">Kan davası yüzünden memleketi Derik&#8217;e 34 yıl gidemeyen Türk&#8217;ün barış için seçtiği İzmir&#8217;i suçlamasına işte böyle isyan ediyor:</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">Vay canına! </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">İzmir’den Çeşme Otoyolu’na gir, topukla, Çeşme’desin, Ilıca’ya sap, Ildırı levhasını takip et, Ildırı’ya gelince, şahane Gerence Koyu önünde, Günkent Sitesi’ni sor&#8230; Eski adı, 18’inci Dönem Parlamenterler Sitesi, helikopter pisti var, müstakil, bahçeli, tripleks, almaya kalk, 300 milyar lira.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">Ahmet Türk’ün<br />
yazlığı orda.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">Dalyanköy’de çipuraları kalamarları götürürken, “fıstık”, işine gelmeyince “faşist” öyle mi?</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">Bitmedi&#8230;</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">Ahmet Türk’ün “Türkiye” isimli üvey annesi, kocasının kuma getirmesi üzerine, kaçmış, Necimoğlu Aşireti’ne sığınmıştı. Ahmet Türk’ün ağabeyi, gitti, annesini vurdu. Bu cinayet yüzünden, iki aşiret arasında kan davası başladı. Bi ondan, bi bundan, 34 sene devam etti, 40 kişi öldü. Baktılar ki, olacak gibi değil, Mardinli bu iki aşiret, barışmak için, bir “barış şehri” seçti&#8230; Restoran kapattılar, buluştular, sarıldılar, barış yemeği yeyip, kan davasını bitirdiler.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">Neresi o seçilen barış şehri?</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">İzmir!</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;"> </span></strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">Milletvekili olduğun memleketin Mardin’in Derik İlçesi’ne 34 sene giremeyeceksin&#8230; Kan davalılarınla barışmak için, 81 vilayet içinde İzmir’i seçeceksin&#8230; Sonra “faşist” öyle mi?</span></strong></span></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">Doğma büyüme İzmirliler bile, İzmir’in nimetlerinden Ahmet Türk kadar faydalanmamıştır.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;"> </span></strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Comic Sans MS;">Gözünü seveyim Ahmet Türk, şunun şurasında üç beş kişiyiz, birbirimizi biliriz&#8230; Bak, DTP Milano Milletvekili Sırrı Sakık’ın hiç sesi çıkıyor mu? Onun da yazlığı orda!</span></strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ]]></title>
<link>http://alasehirli.wordpress.com/2009/11/24/24-kasim-ogretmenler-gunu/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 22:09:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>hzekisungur</dc:creator>
<guid>http://alasehirli.wordpress.com/2009/11/24/24-kasim-ogretmenler-gunu/</guid>
<description><![CDATA[24 Kasım Öğretmenler Günü Sevgili öğretmenlerim, sevgili arkadaşlarım, Geleneksel hale getirdiğimiz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>24 Kasım Öğretmenler Günü<br />
Sevgili öğretmenlerim, sevgili arkadaşlarım,<br />
Geleneksel hale getirdiğimiz&#8221;24 Kasım Öğretmenler Gününde Öğretmenlerimizle Elele&#8221;toplantımızın üçüncüsünü gerçekleştiriyoruz.<br />
Daha nice Toplantılar ve birliktelikler Dileği ile hepinize hoş geldiniz diyor öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum.<br />
Bakın geçmişte öğretmenlerle ilgili ne sözler söylenmiş.<br />
&#8221;Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum&#8221;demiş Hz. Ali,<br />
Diyojen,&#8221;Yeryüzünde öğretmenlikten daha Şerefli bir meslek tanımıyorum&#8221;derken,<br />
Sokrat ise&#8221;Dünya da her şeye değer biçilebilir ama Öğretmenin eserine değer biçilemez&#8221;demiş,<br />
Atatürk,&#8221;Muallimler! Yeni nesli Cumhuriyet&#8217;in fedakar muallim ve mürebbilerini sizler yetiştireceksiniz.Yeni nesil sizlerin eseriniz olacaktır.Öğretmenler Cumhuriyet sizden, fikri hür Vicdani hür, İrfani hür nesiller ister&#8221;, öğretmenlere çok yüce bir görev yüklemiş diyerek<br />
&#8221;Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir&#8217;&#8217;sözüyle de öğretmenlerin ne kadar vefakar olduklarını belirtmiştir.<br />
Sevgili Öğretmenlerimiz işte sizin ışık verdiğiniz öğrencilerinizin bir bölümü burada.<br />
&#8221;Verdiğiniz Işıkla bizlerin karanlığını aydınlattınız, Çağdaş Uygarlık yolunu gösterdiniz&#8221;,<br />
Verdiğiniz bilgilerle cehaletten Aydınlığa çıkardınız, gönüllerimizi ve ufkumuzu açtınız&#8221;,<br />
Bizlerin olabileceğimizin en iyisini olmamızı sağladınız&#8221;,<br />
Sizlere minnettarız, sizlerin hakkını ödememiz mümkün değildir.İyi ki vardınız, iyi ki varsınız.<br />
Öğretmenler gününüzü kutluyor, vefat etmiş öğretmenlerimizi Rahmetle anarken, sizlere sağlık ve mutluluk dolu günler Temenni ediyor ve ellerinizden öpüyorum sevgili öğretmenlerim.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KILIÇDAROĞLU'nun Liderlik Turları..]]></title>
<link>http://koful.wordpress.com/2009/11/21/kilicdaroglunun-liderlik-turlari/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 23:22:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>koful</dc:creator>
<guid>http://koful.wordpress.com/2009/11/21/kilicdaroglunun-liderlik-turlari/</guid>
<description><![CDATA[Kemal KILIÇDAROĞLU ismi yakın zamanda ana muhlefet partisinin, önde gelen isimleri arasında yer alma]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Kemal KILIÇDAROĞLU ismi yakın zamanda ana muhlefet partisinin, önde gelen isimleri arasında yer alma]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türklerin Ata Dini Şaman]]></title>
<link>http://kadinlarcesmesi.wordpress.com/2009/11/16/turklerin-ata-dini-saman/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 18:57:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>mezun</dc:creator>
<guid>http://kadinlarcesmesi.wordpress.com/2009/11/16/turklerin-ata-dini-saman/</guid>
<description><![CDATA[Gök Tanrı Dini Gök Türkler’in dini, Gök Tanrı dinidir. Gök Tanrı düşüncesinin, toprağa yerleşmiş top]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div>
<div>
<p style="text-align:justify;"><strong>Gök Tanrı Dini</strong></p>
<p>Gök Türkler’in dini, Gök Tanrı dinidir. Gök Tanrı düşüncesinin, toprağa yerleşmiş topluluklardan daha çok avcılık, çobanlık ya da hayvancılıkla geçinen göçebe topluluklara özgü olduğu bilindiğinden, bu inancın kökeni, Asya bozkırlarına bağlanmıştır. Türk tarihi ve kültürüyle ilgili araştırmalarıyla tanınmış bilim adamlarına göre Gök Tanrı inancı bütün Türklerin ana kültüdür. Bu kült, Kunlar, Tabgaçlar, Gök Türkler, Uygurlar gibi eski Türk boylarında inanç sisteminin başında yer alır.</p>
<p style="text-align:justify;">Orkun yazıtlarında, Türk Tanrı inancının temelleriyle ilgili bazı bilgilere rastlanmaktadır. Tonyukuk bengü taşında birçok kez adı geçen Tangri ya da Tengri, daha çok “milli” bir tanrı niteliği taşır. Gök Türkler’in Çin esaretinden kurtularak İkinci Göktürk Devleti’ni kurmaları (680-682), Tanrı’nın isteğiyle gerçekleşmiş kabul edilir; Hakan’ı Türklere Tanrı vermiş, budun Hakanı terk edince Tanrı tarafından cezalandırılmıştır. Yani Tanrı Türk Milleti’nin hayatı ve geleceği ile ilgilenen bir ulu varlık durumundadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Gök Tanrı (Kök Tengri) kavramının eski Türk inanışında önemli bir yer tuttuğu konusunda daha somut örnekler de vardır: Tanrıkut Mete (Motun) Çin hükümdarına yazdığı bir mektupta, kendisini tahta Gök-Tanrı’nın çıkardığını bildirmiş, Gök’ün yardımıyla ve kendi askerlerinin ve atlarının çabalarıyla çevresindeki 26 devleti ve (Gansu’dan kuzey Tibet ile batı Türkistan’a kadar uzanan bölgede) bazı halkları yenerek Kun’laştırdığını belirtmiştir. Görüldüğü gibi, günümüze kalan belgelerde, devletin başına kağanı Gök’ün getirdiği belirtilmiş, devletin ve insanların yönetimi de Gök’e mal edilmiştir: Tanrı Türk’ün yaşamına doğrudan karışır, buyruklar verir, iradesine boyun eğmeyenleri cezalandırır, insanlara bağışladığı iktidar (kut) ve kısmeti (ülüğ) değerini bilmeyenlerden geri alır. Şafak söktüren (tan üntürü) ve bitkileri oluşturan da “Ulu Tanrı”dır. O, yaşam verici ve yaratıcıdır, ölüm de Tanrı’nın iradesine bağlıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Bütün bu inanışlar, Gök Tanrı’nın “eşi ve benzeri olmayan, insanlara yol gösteren, onların varoluşuna hükmeden, cezalandıran ve ödüllendiren bir ulu varlık olduğunu” ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Türk inanç sisteminin Gök-Tanrı dışında bir başka özelliği de Atalar Kültüdür. Ölmüş atalara saygı, onlar için kurban kesilmesi, ataerkil ailede baba egemenliğinin belirtisi sayılmaktadır. Kunların her yılın mayıs ayı ortalarında atalara kurban sunulduğu bilinmektedir. Eski Türkler’de en büyük kurban, bozkırlı Türk’ün kutsal bir duyguyla benimsediği “at”tır. Eski Türk bölgelerinde özellikle Altay’lardaki kurganlarda birçok at iskeleti bulunmuştur. Atalarla ilgili kalıntıların kutlu sayılması, mezarlara yapılan tecavüzlerin sert şekilde cezalandırılmasından da anlaşılmaktadır : Batı tarihçilerine göre Attila’nın ikinci Balkan seferinin nedenlerinden biri, Kun hükümdar ailesine ait mezarların Margus (Belgrat dolaylarında, Tuna kıyısındaki kent-kale) piskoposu tarafından açılarak soyulmasıdır. Kunlar’ın büyük bir hakaret saydıkları bu işe piskoposu sevk eden etken, eski Türkler’in erkek ölüleri silah ve değerli eşyalarıyla; ölen başbuğları altın ve gümüş koşumlu atlarıyla; kadınları da süs eşyaları ve mücevherleriyle birlikte gömmeleriydi. Bunun nedeni, Türkler’in, öbür dünyada ikinci bir hayatın varlığına ve ruhların sonsuza kadar yaşadıklarına inanmalarıydı.</p>
<p style="text-align:justify;">Türkçe’de (Gök Türkçe, Uygurca) “ruh” için can anlamına gelen “tin” sözcüğü kullanılıyordu. Bu aynı zamanda “soluk” demekti. Ölüm, soluğun kesilmesi, ruhun bedenden ayrılıp uçması biçiminde düşünülüyordu. Bu yüzden de bazen “öldü” yerine “uçtu” denir, ruhları öbür dünyaya göç eden ataların, orada rahatsız edilmemeleri, iyi yaşamaları gerektiğine inanılırdı. Bu nedenle Eski Türkler’de mezarları gizleme geleneği yoktur, aksine özellikle büyüklerin özel mezarları yapılıp, üzerlerine bir yapı (bark) yapılmış, barkın iç duvarları ölünün yaşarken katıldığı savaş sahnelerini gösteren resimlerle süslenmiştir. Ayrıca mezarın ya da mezar yapısının üstüne Balballar dikilmiş, sıradan kişilerin mezarlarına da, belirli olması için tümsek biçimi verilmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;">Eski Türkler’de “ruh”ların insan biçiminde düşünülmesi söz konusu olmadığı için, tapınmaya ilişkin putlara da rastlanmaz. Türkler gizli güçleri olduğuna inandıkları doğa olgularına kutsallık vermekle yetinmişlerdir. Doğada gizli güçlerin bulunması inancı, Orkun yazıtlarında “yer-su” (yarsub) terimiyle yansıtılmıştır. Bu açıdan yer-su “kutsal” sözcüğüyle nitelendirilmiştir. Genellikle bu tür inançlarda maddi yaşam koşullarının, ekonomik ve toplumsal etkenlerin rol oynadığı kabul edilmektedir. Orkun yazıtlarında, Türkler’in yararına çalışan manevi güçler anlamında kullanılan yer-su sözcüğüne oldukça sık rastlanır. Eski Türkler’de kutsallık “ıduk” kavramıyla dile getirilmiş, özellikle Göktürkler’de sular, dağlar ıduk sayılmıştır. Her boyun her obanın bir kutsal dağı olmuş, bu dağ ıduk olarak benimsenmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;"><!--more--></p>
<p style="text-align:justify;">Gök Tanrı’ya sunulan bütün kurbanlar, adaklar ilgili dağa götürülerek orada törenle, şölenle gereği yapılmıştır. Orta Asya Türkleri arasında en yüce, en kutsal sayılan dağ “Ötüken”dir. Ötüken yalnız dağ değil aynı zamanda bir ormandır. Türkler ona büyük saygı göstermiş, adaklar sunmuş, kurbanlar kesmişlerdir. Kurban, iyi ruhların sembolü ve yerinin gökyüzünde olduğuna inanılan “Bay Ülgen” için kesilmişse başı “doğu”ya, kötü ruhların sembolü ve yeraltında olduğuna inanılan “Erlik” adına kesilmişse “batı”ya çevrilir.</p>
<p style="text-align:justify;">Dağların yanı sıra bazı tepeler, ormanlar, sular, ateş, gök gürültüsü, ay ve güneş de kutsal sayılmıştır: Bizans elçisi Zemakhos Orta Asya’da Batı Göktürk sınırına vardığında, Türkler’in onu ve arkadaşlarını alevler üstünden atlatarak kötü ruhlardan arındırdıklarını belirtmiştir. Kunlar döneminde güneş, ay, yıldız kültleri (daha sonra 6. – 8. yy. larda Türk toplulukları arasında değerlerini yitirmişlerdir) de rol oynamıştır; Kun hükümdarı her sabah doğan güneşe, gece de dolunaya saygısını belirtirdi. Ayrıca Gök-Tanrı’nın yanı sıra yer de büyük önem taşımıştır. Ancak, eski Türk belgelerinde geçen “yer” sözcüğüyle toprağın kastedilmediği, tanrısal gücün öğelerinden biri olarak “yer”i, tanın kültürüne bağlı topluluklardaki “toprak tanrısı” ile karıştırmamak gerektiği. Eski Türk dinine göre “yer”in de Tanrı tarafından yaratılmış olduğu araştırıcılar tarafından belirtilmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Orta Asya Türkleri’nin yaradılış efsanesine göre, tanrıların en yükseği, insanoğlunun atası olan Tengere Kayra Han (ya da Bay Ülgen), “kişi”yi, onun aracılığı ile de yeryüzünü, dağları, vadileri yaratmış; “kişi”nin kendisine baş kaldırması üzerine, ona “Erlik” adını vererek ışık evreninden yeraltı atmış, yerden dokuz dallı bir ağaç büyüterek her dalında bir cins insan yaratmıştır. Orkun yazıtlarında da, Türk evrendoğum inanışı hakkında: “Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış” cümlesine rastlanmaktadır. (Uze Kök Tengırü, asra yağız kılındıkta, ikin ara kişioğlu kılınmış). Bu cümleden bazı araştırmacılar, Kök Tengri deyimiyle bir tek yüce Tanrı’nın değil, doğrudan “mavi gök”ün kastedildiğini; Kök Tengri deyimiyle “Ulu Tanrı” kastedilseydi, “yaratanın da aynı zamanda yaratılmış olması” gibi çelişkinin söz konusu olacağını belirtmektedirler.</p>
<p style="text-align:justify;">Altaylar’da dünyanın sonlu olduğu günün birinde yıkılacağı inancı vardır. Bu inanca göre, yeryüzü yaşamı sürekli değildir; günün birinde sona erecek ve insanlar, hayvanlar, bitkiler yok olacaktır. Bu sona doğru insan soyunda azalma başlayacak, suçlar çoğalacak, günahlar alıp yürüyecek, insanlarda tanrı korkusu kalkacaktır. İyilik simgesi Bay Ülgen’le, kötülük simgesi Erlik arasında oluşacak büyük savaşın sonunda, Bay Ülgen dışında bütün savaşanlar ölecektir. Bay Ülgen bütün canlıların öldüğünü, yeryüzünde kendisinden başka kimse kalmadığını görünce “kalkın ey ölüler” diye bağıracak, bu çağrı üstüne bütün ölüler yattıkları yerden kalkacaktır. “İnsanların yeniden dirilmesi” anlamına gelen “kalkancı çağ” (kalıcı çağ) budur.</p>
<p style="text-align:justify;">Kunlar’da gerçek bir dinle karşılaşılmakta, Gök Türkler’de ise Gök Tanrı bütünüyle manevi bir “güç” durumuna gelmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Gök-Tanrı dininin Türkler’e özgü bir inanç olduğu, “Tanrı” (Tengri) sözcüğünden anlaşılmaktadır: Bu sözcük belirli fonetik farklarla ( Başkurtça dışında ) bütün Türk lehçelerinde yer almasının yanı sıra, birçok Asya topluluğu dillerine giren ortak bir kültür öğesidir; Türkçe olan “Tanrı” sözcüğü en açık biçimde Çince yazılmış bir metinde Kun imparatoru Mete’nin unvanları arasında geçmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Şamanizm</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizm, ata ruhlarına, doğa varlıklarına tapınmaya dayanan eski bir Asya dinidir. Aslında bir dinden ziyade, temel ilkesi ruhlara, cinlere, perilere emir vermek, gelecekten haber almak düşüncesi olan bir çeşit sihirdir. Eskiçağ ve Ortaçağ’daki çok yaygın olan sihirlerden farkı, onların kişisel olmalarına karşılık, şamanlığın başta Orta Asya ve Kuzey Asya halkları olmak üzere, Tunguzlar’da, Moğollar’da, Mançular’da, Laponlar’da, Eskimolar’da, Vogullar’da, Ontiyaklar’da, Samoyedler’de, Kafkaslar’da, Hindistan’da, Çin’de, Japonya’da, Endonezya’da, Malezya’da, Polinezya’da, Avustralya’da, Büyük Okyanus’un öbür adalarında, Alaska’da, Grönland ve İzlanda’da, Kuzey Amerika’da, Guyana’da, Amazon bölgesinde ve Afrika’nın birçok yerinde (ufak tefek ayrılıklar bir yana) temel ilkeler değişmemek koşuluyla az yada çok kalabalık cemaat’ın bulunmasıdır. Şamanlığın ne zaman ortaya çıktığı, ne gibi değişiklikler geçirdiği kesin olarak bilinmemektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Tarih ve din bilimi açısından, Şamanizmin doğuşu ve kaynağı gibi, “şaman” sözcüğünün de nereden geldiği, nasıl bir anlam taşıdığı kesin olarak belirlenememiştir. Bu konuda üç farklı görüş öne sürülmektedir ;</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>1)</strong> Şaman kavramı, Hindistan’daki Pali dilinde “ruhlardan esinlenen kişi” anlamına gelen “samana” sözcüğünden türemiştir,</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>2)</strong> Şaman kavramının kaynağı, Sanskritçe’de “budacı rahip” anlamına gelen samana sözcüğüdür,</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>3)</strong> Şaman kavramı, Mançu dilinde “oynayan zıplayan, bir iş görürken sürekli olarak hareket eden” anlamındaki saman kavramından gelir.</p>
<p style="text-align:justify;">Şaman, Gök Tanrı tarafından bu göreve getirildiğine (güçlerle donatıldığına), Tanrı ile insanlar arasında aracı olduğuna, bazı tanrısal nitelikler, gizli bilgiler taşıdığına inanır.</p>
<p style="text-align:justify;">Şaman her şeyden önce, kendi özel yöntemiyle ulaştığı “kendinden geçme” (vecd) durumunda, ruhunun göklere yükselmek, yeraltına inmek ve oralarda dolaşmak için bedeninden ayrıldığını hisseden bir “aşkınlık” (trans) ustasıdır. Bütün samanların derin sezgileri, geniş düş güçleri vardır. Derin bir coşkunluğa kapılarak kendinden geçer, bütün gökleri, yeraltı dünyasını gezdiğine, ruhların yaşayışlarını gördüğüne, bütün gizli alemleri dolaştığına inanır. Şaman vecd sırasında, ruhları egemenliği altına alarak, ölüler, doğa ruhları (cinler-periler) ve şeytanlarla ilişki kurar. Böylece ruhlar ve tanrılar dünyasıyla doğrudan ve somut ilişkilere girişen şaman, bir çok ruha sahip olur. Çoğunlukla hayvan biçiminde düşünülen söz konusu ruhlar, Sibirya halklarında ve Altay’larda ayı, kurt, geyik, tavşan, çeşitli kuşlar, (özellikle kartal), baykuş, karga suretinde görünebilirler. Ayrıca, büyük böcek, ağaç, toprak, ateş olarak ta ortaya çıkabilirler. Şaman, gerektiğinde bütün yardımcı ruhları dünyanın dört bucağında bile olsalar çağırabilir. Bu çağrıyı davul veya tefini çalarak yapar.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanlık sonradan kazanılan bir görev değildir ; şaman olacak kimsenin, bir şamanın soyundan gelmesi gerekir. Şaman olmak için gerekli belirtileri taşıyan çocuk, belirli bir yaşa gelince eski bir şamanın eğitimine bırakılıp gerekli ön bilgileri edinir. Şamanın denetimi altında bir sınavdan geçtikten sonra şamanlık yetkisi alıp dinsel tören, bayram şöleni, kurban töreni, dua okuma v. b. görevlere başlar. Şaman bu görevler sırasında ; her parçası, üzerine takılan her maddesi, her şekli ayrı bir varlığın sembolü olan garip (özel ) giysiler, külahlar giyer, maske takar ve yine özel bir şekilde hazırlanmış davulunu ya da tefini çalar. Kendinden geçinceye, başka bir deyişle, tanrılarla ve ruhlarla temas sağlayıncaya kadar zıplar, sıçrar, garip sesler, hayvan sesleri çıkarır, söylenir, yalvarır, yerlerde sürünür, bazen de bayılarak düşer. Şamanın okuduğu “hayır dualar”a alkış denir, şamandan alkış alan bir kimse dileklerinin yerine geleceğine inanır.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu konularda en ciddi çalışmalar yapan araştırmacılar ; Orta ve Kuzey Asya topluluklarında dinsel yaşamın daha çok “şaman” çevresinde yoğunlaştığını, fakat bu durumun bütün dinsel etkinlikleri şamanın yönettiği anlamına gelmediğini, bazı yerlerde tanrılara kurban sunucuların “şaman” olmadıklarını, aile reislerinin bile bu işi yapabildiklerini, her sihirle uğraşanın “şaman” sayılmadığını, hastalara şifa vermenin samanlığın temel özelliklerinden biri olmakla birlikte, her şifa sunucunun da şaman olmadığını öne sürmektedirler.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizmde tanrılar “iyilik” ve “kötülük” tanrıları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Ruhlar da tanrılar gibi iyi ve kötü ruhlar olarak vasıflandırılırlar. Eski Türkler’de iyi ruh “Bay Ülgen”, kötü ruh “Erlik” diye adlandırılmıştır. “Bay Ülgen” aynı zamanda iyi ruhların başında bulunan, onlara emir veren bir tanrıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizmde törenler de genel olarak ikiye ayrılmaktadır ; belirli günlerde yapılanlar veya önceden belirlenmemiş törenler. Bu törenlerde, çeşitli halkların inanç, gelenek ve göreneklerine göre farklılıklar olmakla birlikte mutlaka kurban adeti vardır. At ve koyun dışında kan akıtılarak sunulan kanlı kurban bilinmemektedir. Kutsal sayılan bir yere bir değere bir şey sunmak, eşya adamak, şamanın davuluna, kutsal ağaçlara bez bağlama ; çeşitli maddelerden yapılan tanrı tasvirlerine (töz, ongon, tangara, eren ) yemek sunma, ateşe içki dökme ya da atma kansız kurbandır. Kansız kurbanların bir başka biçimi de ruhlara adanıp kırlara salıverilen hayvanlardır. Samanlıkta kurbansız tören de, törensiz kurban da yoktur.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizmin bütün çeşitlerinde tanrı-doğa-insan arasında sürüp giden kopmayan bir bağlantının bulunduğu inancına rastlanır. Bu yaygın inanca göre tanrılar insanları yönetimleri altındaki ruhlarla etkilerler: Bir tanrı insana doğrudan buyruk göndermez, gerekli yasakları koymaz. Bütün tanrılar çeşitli maddelerden yapılan eşyalarla tasvir edilir. Bunlar bazı yerlerde altından, keçeden, paçavradan yapılmış olabilir.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanlığın başka bir özelliği de edebiyat alanındaki etkisidir. Orta Asya halklarından Buryatlar arasında şamanlar zengin bir sözlü destan edebiyatının koruyucuları olmuşlardır. Yakutlar’da halkın kullandığı sözcük sayısı 4000’i geçmezken şamanların sözcük dağarcığı 12. 000’dir.</p>
<p style="text-align:justify;">İlk olarak XIII. y.y. da kullanılmış olan şaman sözcüğünün eski Türkler tarafından kullanılmadığını öncelikle belirtmek gerekir. Eski Türkler’de şaman sözcüğü yerine “Kam” sözcüğü kullanılmıştır. Eski Türkler’de dini törenleri yöneten kişiye “Kam” denildiği, eski Çin kaynaklarından anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Altay Türkleri’nin günümüzde “şaman” anlamında kullandıkları “Kam” sözcüğü, araştırmacılara göre en az 5. y.y.’dan bu yana yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Uygurlar (8. – 11. y.y.) da ise “Kam” sözcüğünün “din adamı” anlamında değil, büyücü, sihirbaz anlamında kullanıldığı bilinmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Uygurca’da “şaman”, “hastalıkları gideren, acıları dindiren, çılgınlıkları, saraları yatıştıran, hastalara ilaç yapan kimse” anlamında, “otacı” diye anılmıştır. Çin kaynaklarına göre, Kırgızlar’da şamanın adı Gan’dır. Altaylılar şamana Kam, kamların yönettikleri törenlere de “kamlama” demişlerdir. Moğolca’da şamanın karşılığı ise Böge’dir. Fakat Orkun yazıtlarında ve ele geçen Göktürkçe yazılı metinlerde ne “din adamı” anlamında, ne de “şaman” anlamında Kam sözcüğüne rastlanmadığı gibi, hiçbir belgede şamanlıkla ilgili açıklamalara rastlanmamıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Bütün bunlarla birlikte, bozkırlar alanındaki dinsel inançların samanlığa bağlanması bir gelenek (alışkanlık) haline gelmiş ve Eski Türk dininin temel niteliğini oluşturduğunda bir hemfikir (görüş birliği) oluşmuştur. Buna etken, 19. y.y.ın ikinci yarısında özellikle Rus araştırmacıların Sibirya’da yaşayan Türkler arasında yaptıkları incelemelerdir.</p>
<p style="text-align:justify;">Gerçek şamanlığın eski Türk topluluklarında görülen tanrılarla ve yer-su inançlarıyla ilgisi olmadığı görülmektedir. Bazı Rus ve Türk araştırmacıları (bu arada Ziya Gökalp) şamanlığı, Türkler’in islamdan önce bağlı oldukları din saymışlardır. Onlara göre günümüzdeki Yakutlar arasında varlığını sürdüren şamanlık eski Türkler’in de diniydi. Fakat daha yeni arştırmalar şamanlığın Türkler’e özgü olmayıp bütün Asya’ya yayıldığını ( Samoyedler’den Endonezya adalarına kadar ) ve Amerika kızılderili kültürlerinde de benzerlerine rastlanan bir sihir sistemi olduğunu göstermektedir. Eldeki tarih belgelerine göre birçok Asya halkında görülen samanlık Moğol istilasından sonra Türkler arasında yayılmıştır. Bundan önceki belgelerde Türk tarihinde şamanlıkla ilgili bir belge bulunmamaktadır. Bu yüzden Göktürkler’in dini samanlık değil, benzerine Çin’de ve Japonya’da rastlanan ikici ve uyumcu bir Gök-Yer dinidir.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanlığın eski Türk topluluklarının diniyle bir ilgisi olmamasına rağmen, arada şaşırtıcı benzerlikler bulunması doğal sayılmalıdır. Şamanlığın temel özelliği, yayıldığı bölgelerdeki halkın ruh dünyasına kolayca uyarlanabilmesidir. Şamanlıktaki vecd (kendinden geçme), ruhun tanrılarla ilişki kurması konusunda eski Türk topluluklarında, doğada varsaydıkları gizemli güçleri adamakıllı istismar etmiştir. Bu durum, özellikle atalar kültünün, kartal inancının, demirciliğin ve at kurban etmenin şamanlığa özgü bir nitelik taşımasında görülür. Böylece şamanlık eski Türkler’in inançlar sistemini yavaş yavaş işlemeyi başarmış, zaman içinde bir “din” sağlamlığına ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Şamanizm ve Türkler</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Orta Asya’da bugüne yansıyan görüntüsü ile Şamanist inanca göre dünya “Gök”, “Yeryüzü” ve “Yeraltı” olmak üzere üç parçadan oluşmaktadır. Altay Türkleri’nde “Aydınlık Âlemi” olarak adlandırılan gökyüzünü “Tanrı Ülgen” ve ona bağlı iyi ruhlar temsil etmektedir. Yeryüzünde, yâni “Orta Dünya”’da insanlar bulunmaktadır. Yeraltı dünyasını yâni “Aşağıdaki Dünyayı” “Tanrı Erlik” ve ona bağlı kötü ruhlar temsil etmektedir. İyiliğin, gücün ve güzelliğin sembolü olan Göktanrı eski Türkler’de en önemli tanrıdır. Tanrı veya en büyük ruh göğün en üst katında ve insan biçimindedir.<br />
Gökle yeraltı arasında yâni güzellik ve kötülük arasında insanların yaşadığı yeryüzü bulunmaktadır. Yeryüzü iki zıtlık arasında yaşamın varolduğu bir yerdir. Siyahla beyazın, iyilik ile kötülüğün, güzellik ile çirkinliğin mücadelesi arasında kalan insanın kendi doğru yolunu ruhlarının yardımı ile bulmaya çalıştığına inanılırdı.</p>
<p style="text-align:justify;">Altay’larda göğün üç ve dokuz katından söz edilmektedir. Âyinler sırasında göğün bu katlarına çıkılır. Bâzı toplumlarda 33 gök dairesinden bahsedilmektedir. Altay Türkleri’nde tanrı Ülgen’in yedi veya dokuz kızı ve birtakım yardımcı ruhları bulunmaktadır. Tanrı Ülgen ve eşi göğün en üst katında oturmaktadır. Tanrı Ülgen’in çocukları ve dünyadaki elçileri de göğün değişik katlarında oturmaktadırlar. Altay Şamanları âyinler sırasında transa geçip göğe yükselirken altıncı katta “Ay Baba’yı”, yedinci katta da “Güneş Ana’yı” selâmlamaktadırlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Türk Tatarlar, birçok başka halklar gibi gök kubbeyi bir çadır gibi tasarlarlar. Daha önce de belirtilmiş olduğu gibi yıldızları temsil eden çadır dikişleri göğün çeşitli katlarının havalandırılması için açılmış delikler olarak tasvir edilir. Göğün ortasında büyük çadırı bir orta direk gibi tutan Kutup Yıldızı parlamaktadır. Samoyetler ona “Gök’ün Çivisi”, Çukçi ve Koryaklar “Çivi Yıldızı” demektedirler. Altaylılar Kutup Yıldızını bir direk olarak tasarlarlar. Moğol Kalmuk ve Buryatlar’a göre “Altın Direk”, Sibirya Tatarları ve Başkurtlara göre de “Demir Kazık”tır. Dünyanın Direği olan Kutup Yıldızı aynı zamanda atların bağlandığı bir direktir. Kutup yıldızını temsil eden bu direk, mikrokozmosta evin direğidir ve kutsaldır. Bu direğe bez parçaları bağlanır ve dibine sunular konur. Şamanlar’ın “Totem Direği” bu direktir.<br />
Gök sırığına enlemesine çakılan 7 veya 9 ağaç, Türk düşüncesinde çok şey ifâde eden sembollerdir. Bilindiği üzere gök, Batı Türkleri’ne göre yedi ve Doğu Türkleri’ne göre ise, dokuz kattan meydana gelmişti. Sırık sembolik olarak göğün direği olmakta üzerine çift başlı bir kartal oturtulmaktadır. Bu düşünce düzeni, Çin denizinden İzlanda’ya kadar uzanan, bütün Altay kültüründe yer bulmuştur. Göçlerle geniş bölgelere yayılmış olan bu fikir yer yer değişikliklere de uğramıştır. Bazıları, bu kutsal çift başlı kartalı, göğün üçüncü katına oturtmuşlar ve bâzıları da onu göğün dokuzuncu katına kadar çıkarmışlardır. Göğün yedinci veya dokuzuncu katı, Büyük Tanrı’nın bir oturağıdır. Bâzı Altay kavimlerince, çift başlı kartalı, Tanrı ile beraber oturtmak hoş gelmemiş, onlar kartalı birkaç kat aşağıya indirmişlerdir.</p>
<p style="text-align:justify;">Eski Türkler dağların Tanrı makamı olduğuna inanırlardı. Dağların, “ana” olarak algılanan yeryüzünün, göğe uzanan ve ”baba” olarak algılanan göksel güçlere dokunmaya çalışan kolları olduğu düşünülürdü. Doğal olarak göksel güçler, önce dağlarla ilişkiye geçerlerdi, bu nedenle dağlar tanrısal mekânlardı. Öldükten sonra yükselen ruhlar, yâni iyi insanların ruhları oraya giderlerdi. Her boyun bir kutsal dağı olurdu ve o dağda oturduğu varsayılan kutsal koruyucu ruhların olduğuna inanılırdı. Eski Türkler’in en kutsal dağı Ötüken’in “ıduk-başı” idi. Bugünkü Altay Türkleri’nin hepsince de Altay en kutlu dağdır. Altaylı Şor ve Beltirler de kurbanlarını Kök Tengri’ye yüksek dağ tepelerinde sunarlardı. Dünya üzerindeki çeşitli toplumların eski geleneksel bilgilerinde yer alan “Kutsal Dağlar” inancı Orta Asya’daki bu kültten gelmektedir. Gök tanrıya yakın olmaları düşüncesiyle kutsanan bu dağlar daha sonra tanrıların mekânları olarak görülmeye başlanmıştır. İsa peygamberin havarileriyle Zeytinlik dağında gizli toplantılarını gerçekleştirmesi, Musa peygamberin Sina dağında on emri alması, Muhammed peygamberin birçok sıra dışı olayları Nûr dağının Hira mağarasında yaşaması hep bu kültün izlerini taşır. Zeus’un Olimpos dağı, Hintliler’in Meru dağı bunlar arasında en fazla duyulanlarıdır. Bunların diğerlerine nazaran daha fazla bilinmesi bu dağların bu dinlerin kutsal kitaplarında dile getirilmiş olmasındandır.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizm tefekkürü çok tanrılı çok ruhlu ve totemli gözükmekle beraber, Uygur tapınakları incelendiğinde farklı bir görüntü ile karşılaşılır. Aslında var olan tek tanrı Gök Tanrısı’dır. Tanrının insanlarla veya başka cisimlerle tasvir edilmesini kabûl etmemektedirler. Putlar tanrının tasviri olarak yapılmamıştır. Birinin çok sevdiği bir yakını öldüğünde onun sûreti yapılmakta ve evde saklanmaktadır. Bu sûretin önüne yemekler konur, en sevilen şeylerin ilk lokmaları sûretle paylaşılır, önünde saygı ile yere eğilinirdi. Bu davranış biçiminin zaman içinde putperestliği ortaya çıkardığı düşünülmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Şamanizm ve Türkler İnanç ve İbadetleri</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanist inanca göre dünya, gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç kısma ayrılır. Altay Türklerine göre “Aydınlık Alemi”, yukarıdaki dünyayı yani gökyüzünü Tanrı Ülgen’le ona bağlı iyi ruhları temsil eder.Yeryüzünü, yani “Orta Dünya”yi insanlar oluşturur. Yer altı dünyası olan “Aşağıdaki Dünya”yı ise Tanrı Erlik ve ona bağlı kötü ruhlar oluşturur. İyi ruhlarla ilişki kurup, iyilik yapan Şamanlara ak-Şaman, yeraltı ruhlarıyla konuşup, Erlik ‘in hizmetinde olanlaraysa kara-Şaman denir.</p>
<p style="text-align:justify;">Eski Türklerin de inandığı din Şamanizm ‘ di. Bu Şamanizm,Yakutlar ve Altaylar’da yaşayan ilkel Şamanizm aşamasını bir süre sonra geride bırakmış, gelişmişti. Avcılık ve ilkel tarımla dar bir bölgede yaşayan boyların inanışlarıyla, büyük devletler kuran, Çin Duvarı ‘ yla Bizans arasına yayılmış halkların inanışları aynı kalmamıştı.</p>
<p style="text-align:justify;">Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre eski Orta-Asya Şamanizm ‘ inin temelleri Gök-Tanrı, Güneş, yer, su, atalar ve ocak (ateş) kültleridir.Bu bağlamda Asya halklarının inandığı Şamanlığın temelinde insan ve doğanın birlik ile beraberliği ve uyumu düşüncesi yer alır. Evren,dünya,insan,hayvan ve bitkiler alemi bir bütün olarak düşünülür. Dünya ve Gök,yaratma eylemini birlikte işbirliği halinde gerçekleştirmektedir. Bunlar bütün varlıkların yaratıcısı olmalarından ötürü kutsaldır. İşte bu yüzden Asya ‘nın Şamanist göçebe halklarında Gökle Yer Su’yu sayma ve bunlara saygı gösterme, bu göçebe halkların inanışlarının özünü oluşturmaktadır. Dağın eteğinde ya da zirvesinde, nehrin ya da gölün kıyısında, yolun ya da atın bağlandığı direğin yanında, bir göçebenin kutsamayla eylemleri, tüm yaşamın ortak bir bilinci paylaştığı doğaya dönüktür.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanlıktaki bir diğer inanışta, insan neslinin sonsuz bir şekilde devamlılığı düşüncesi. Şamanist olan birisi kendini, baba, dede, ve atalarına ait olan bir hayatın devamı olarak görür, bunları bilir ve sayar (Atalar kültü). Bununla birlikte, söz konusu bu insan aynı zamanda kendi geleceğini de sonraki nesillerde görmektedir, ki bu durum varoluşun ana anlamıdır. Bundan dolayı bu insanin görevi çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını aşılayarak yetiştirmek ve hayata hazırlamaktır</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Şaman Kimdir? Kimler Şaman Olabilir?</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şaman dininin ayin ve törenlerini yapan, ruhlarla insanlar arasında aracılık eden kişiye Şaman denir. Şaman sözcüğü Türkçe kökenli değildir. Türkler Şaman yerine kam sözcüğünü kullanırlardı. Avrupa’da 18.yüzyılda kabul edilen Şaman sözcüğü, Rusların, Kuzey Sibirya’da Tunguzlardan öğrendiği bir sözcük. Aslında bu sözcüğün kökeni hâlâ tartışmalı. Bazı bilim adamları sözcüğün Pali dilinde bulunan “şamna” olduğunu, Sanskritçe’de bulunan “çramana” ile aynı kökten geldiğini ileri sürüyorlardı. Bazıları da bu sözcüğün Mançu ‘ ca olduğunu,”zıplayan,dans eden” anlamına geldiği görüşündeler. Bir başka teori de Şaman sözcüğünün Buda inanışına ait bir sözcük olduğudur. Firdevsi’nin sehname’sinde geçen “Semen” (Buda rahibi) sözcüğü dolayısıyla Şaman sözcüğünün Hindistan kökenli olduğu söylenir.</p>
<p style="text-align:justify;">Kasgarlı Mahmut’tan öğrendiğimize göre kamlar, Müslüman Türkler zamanında da unutulmuş değil. Divan-i Lugat-it Türk’te “Kamlar kamik arvisti: kamlar (ayin sırasında) anlaşılmayan bir takım sözler söyledi.” gibi cümlelere rastlanmaktadır. Benzer biçimde Balasagunlu Yusuf Has Hacib, “Kutadgu Bilig” adli eserinde kamlarla hekimleri (otacıları) bir tutmuş, ikisini de insanlar için yararlı isler yapan kişiler olarak göstermişti. Bir yerde söyle der: “Kerek tut otaçi, kerek kam, öligligke her giz asig kilmaz em. (Gerek hekim tut, gerekse kam, eceli gelene ilaç fayda etmez.)</p>
<p style="text-align:justify;">Şaman (kam), tanrılar ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapma gücüne sahip olan kişidir. İnsan, ufak tefek ruhlara, aileyi koruyan ateş ve iyi yer-su ruhlarına bizzat kurbanlar ve saçılar sunabilirse de, kuvvetli, hele kötü ruhlara doğrudan başvuramaz. Kötü ruhlar insanların en büyük düşmanlarıdır. İnsanlara ve hayvan sürülerine hastalık göndermek suretiyle kurban isterler. Bunların istediklerini yerine getirmek gerekir. İnsanlar onların ne istediklerini bilmezler. Ne istediklerini ancak gücünü göklerden ve atalarının ruhlarından alan Şamanlar bilir.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanlık bilgisi öğrenmekle elde edilemez. Şaman olmak için belli başlı bir Şamanın neslinden olmak gerekir. Kimse Şaman olmayı istemez, ancak geçmiş ataların ruhundan biri, Şaman olacak torununa musallat olur; onu Şaman olmaya zorlar. Bu hale Altaylılar “töz basıp yat” (ruh basıyor) derler. Ata ruhu musallat olan adam Şamanlığı kabul etmezse deli olur.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Türklerin Ata Dini: Kamcıllık (Şamanizm)</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Tarihçi ve yazar Enver Behnan Şapolyo, Tarih Boyunca Türk Tefekkürü Şamanizm Tefekkürü adlı kitabını Şamanizm ve Türk tefekkürüne ayırmış ve Şamanizm ile Türk inanç sistemini eş kabul ederek, bu inanç sisteminin semavi dinlerdeki ( Musevilik, Hıristiyanlık, İslam ) günümüze kadar gelen oluşum ve etkilerini incelemiştir :</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>İNANÇLA İLGİLİ DÜŞÜNCELERİN DOĞUŞ YERİ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">İlk inanç tefekkürü Asya da yaşamakta olan insanlar arasında doğup gelişmiştir. İnsanlığın ilk ulu tefekkürü Orta Asya da Tanrı Dağı sakinlerinde doğmuştur. Bu ülkede yaşayanlar yalnızca Türkler di. Türkler bu ilk yurtlarına Günortaç , doğu kesimine Hatay Ülkesi , batı kesimine Horasan İli , kuzey kesimine de Kıpçak Ülkesi adını vermişlerdi. Bu ülkede doğan inanç sistemi üç merkezde kendini göstermiş ve temelleşmiştir : Birincisi Günortaç ta Şamanizm ; ikincisi Orta Asya dan Mezopotamya ya göç eden Sümerler in inancı ; üçüncüsü ise yine göçün sonucu, Mısır da Menfıs mevkiindeki hermetizm tefekkürüdür.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>1. Şamanizm</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizm ; evrenin yaradılış düşüncesidir. Bu ilk düşünceler Orta Asya daki Eski Türkler tarafından ele alınarak yaradılış sırları çözülmeye çalışılmıştır. Sonunda bütün varlıkların, evreni kaplayan bir nur olduğu, bu nurun da Hüsn-ü Mutlak (mutlak güzellik) olduğu inancına varılmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Yaradılış Efsanesi</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Kainat (evren) henüz yaratılmadığı zamanda, yukarıda gök, aşağıda yer ve canlı mahluk ta yoktu. Kainatı yaratan Hüsn-ü Mutlak bu güzelliği tecelli ettirmeyi düşündü, bu güzellikten bütün varlıklar bir anda hasıl oldu. Bunlar arasından insan, evrenin özvarlığını düşündü, bunun Nur-u Ziya olduğu sonucuna vardı. Gök alemini kaplayan yaratıcı ve yaşatıcı , nur-u ziyayı dünyaya hayat vermek üzere Güneş i bahşetti, ayı da ona eş olarak yarattı. Güneş e inananlar Şamanizm inanç sistemini oluşturdular. Böylece Şamanizm Türk tefekkürü olarak ortaya çıktı.<br />
Şamanizmde güneşe gün ana denmekte ve göğü ve yeri aydınlatmaktadır. Ay ise ay ata dır. Bunlar nur-u ziya varlığının kutsallarıdır. Şamanizmde güzelliğin timsali güneş olduğu için kutsaldır, tan yeri ağarırken ona ibadet edilir. Türkler e göre evrende bütün varlıklar dört eşit parçaya bölünmüştür. Dört te manevi cevher vardır; dört yön de dört renk te ( gök – kızıl – ak – kara ) kutsaldır. Şamanizmin din adamlarına şaman veya kam denir. Şamanın ayin yönetmek yanında, sihirle ilgili bazı görevleri de vardır. Şaman kırmızı külah giydiğinden kızılbaş diye de anılır, kopuz, tef, davul çalar, raks eder. Şaman olmak birçok şarta ve merasime bağlıdır. Bunlar kainatın sırlarını çözen tefekküre sahiptirler. Bu tefekkür sisteminin izlerine İslamiyet te tasavvufta rastlıyoruz. Türkler Müslüman olduktan sonra Şamanizm, tasavvuf şeklinde Horasan Erenleri vasıtasıyla Anadolu ya yayılmıştır. Horasan Erenleri nin en büyüğü mutasavvuf Ahmet Yesevi dir. Onu izleyenler Hz. Mevlana, Hacıbektaşı Veli, Ahi Evren Veli, Hacı Bayram Veli Mir. Bu kişiler tasavvuf yoluyla Şamanizmi Türk tarikatları bünyesinde asırlarca yaşatmış ve günümüze kadar gelmesine sebep olmuşlardır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>2. Sümer Medeniyeti ve İnanç Tefekkürü</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Güneşe yani Nur-u Ziya denilen ebedi güzelliğe inanan dini sistem Şamanizm tefekkürü, M. Ö. 5000 dolaylarında Türkler in Orta Asya dan Mezopotamya ya göç etmeleri sonucunda Sinear bölgesinde yerleşen Sümerler tarafından taşınmıştır. Güneş Sistemi olarak gelişen bu inanç sisteminde, Sümerler in en ulu ilahı Güneş ti.<br />
Güneş inancı, Şamanizmden kaynaklanan ve Orta Asya dan göç etmiş Türkler ce oluşturulan bir inançtı. Sümer Türkleri nin büyük bir medeniyet merkezi olan Uruk ta yeni bir inanç gelişti : Bu yeni inanç düşüncesini Uruk lu bir heykeltraş olan Azer in oğlu İbrahim oluşturdu. Bu ilk tek tanrı fikridir. Bu tek tanrı tefekkürü Sümer Türkleri medeniyetinin mirasçısı olan Sami kavimlere geçti. Museviler. Hıristiyanlar ve Müslümanlar tek tanrı inancını kabul ederek üç büyük (semavi) din doğdu.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>3. Mısır Medeniyeti ve İnanç Tefekkürü</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizm tefekkürü Sümerler le beraber Mısır a yerleşen Türkler kanalıyla Hermetzim ( Hermestod ) Tefekkürünü oluşturdu. Mısır ın deltasına yerleşen oymaklar nom adı ile siteler kurdular. Bunların içinde Türk oymaklarının isimlerini taşıyanlar vardır: Bunlardan birinin adı Yuf tur ki bu ada halen Orta Asya nın bir çok yerinde rastlanmaktadır. Tenis şehri de Tan oymağının adını taşımaktadır. Nom sitelerinin devlet başlarına sanı denirdi. Saru eski Türkçe de nur anlamındadır. Hükümdarlar güneşin nurundan unvanlarını almışlardır. Mısırlılar, güneş mabetlerine de het saru (nur şatosu) derlerdi. Saru Sümer dilinde hükümdar, prens anlamındadır. İbranice de şaru kelimesi prens demektir. Mısırlılar da ilk medeniyet kuranların dilleri de Ural-Altay dilinden doğmuş bir karışım olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle din, tefekkür ve ahlaka ait sözcükler Türkçe köklüdür. Mısır dini (inancı) Şamanizme pek benzemektedir: Eski Türkler de olduğu gibi Mısır da da güneş ve onun nuru ilahlarıdır, bu nuru kaplayan da göktür. Mısır inancında en önemli rol sahibi güneştir. Bu düşünce sistemi hermetizm olarak adlandırılan tefekkürü oluşturmuştur.</p>
<p><strong>HERMETİZM ( HERMESTOD ) TEFEKKÜRÜ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">M. Ö. 5000 ile 3000 yıllarında Türklerin Orta Asya dan göçü olmuştur. Bu göçün bir kısmı Mezopotamya ya yerleştikleri tarihlerde bir kısmı da Nil deltasına yönelmiştir. Tarih öncesi devir yaşanmakta olan Mısır da birden tarih çağı başlamıştır. Mısır ın eski tarihi incelendiğinde halkın Afrikalı, Arap ve Kafkas Ari kavimlerinden olmadığı, dilinin de Arapçayla ilgisi olmadığı anlaşılır. Mezarlardan çıkarılan mumyaların beyaz ırktan olduğu, sima, dil ve dini düşüncelerin eski Türkler le pek benzeştiği görüldüğünden bu halkın Orta Asya dan göç eden Türkler den olduğu sonucu çıkmaktadır. Mısır tanrısı nur ilahıdır, güneşin timsalidir. Horus, hor sözcüğünden gelmekte, hor sözcüğü Türkçe de nar-ı beyza anlamını taşımaktadır. Ayrıca, Mısırlılar ın savaş ilahı kurf tur. Bunlar, Mısır dininin, Orta Asya kabileleri tarafından Nil vadisine getirildiğinin işaretleridir.<br />
Mısır ın manevi kitapları Hermes e aittir. Hermes in ne zaman yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir, 42 tomar yazı yazdığı rivayeti vardır. Hermes in oluşturduğu tefekkür, evrenin sırlarını aramaktır. Buna Hermetizm adı verilmiştir. Bu sırlara vakıf olmak isteyenler esrarengiz törenle gizli mabede alınır, orada eğitilir, aydınlatılırdı. Hermetizm ne bir din, ne de mezheptir. Yalnız tefekkür cemiyetidir, doğanın sırlarını araştırma yoludur. Bu yolda çalışanlar müspet bilimlerin köklerini keşfetmişlerdir : Astronomi, fizik, geometri, felsefe, ahlak ve teoloji bilimlerinin kökenine inilmiş, gelecek nesillere önderlik edilmiştir. Bu mabette yetişenler Mısır da devlet idaresi ve firavunluk mertebesine erişmişlerdir. Hermetizm, Şamanizmin Mısır da oluşan en gelişmiş şeklidir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>KABBELA TEFEKKÜRÜ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizmin bir tekamülü olan Hermetizm, Mısır da kapalı bir tefekkür olarak yaşamış, sonunda Mısır daki İbraniler vasıtasıyla Filistin e geçerek Kabbela Tefekkürü olarak gelişmiştir. Kabbela gelenek anlamının taşımaktadır. Hz. Yusuf vasıtasıyla Mısır a gelip yerleşen (M. Ö. 1650) İbraniler ( İsrailoğulları ) zamanla çoğaldılar. Mısırlılar tarafından hakir görülerek zulmedilmeye başlanan İbraniler i, II. Ramses in yeğeni olan (Hz. ) Musa kurtarmaya ahdetti. Musa, Kermes Mabedinde yetişmiş üstadlardandı. Hermes tefekkürünü İbraniler arasında gizlice öğretti, 70 kişi yetiştirdi. Mısır dan ayrılan İbraniler tarafından oluşturulan bu düşünce sistemine Kabbela Tefekkürü denildi. Musa bu tefekkürünü Zohar adlı bir kitapta toplamıştır. Zohar Nur Kitabı anlamına gelmektedir. Bu kitapta yıldızlar aleminin gizleri yazılıdır, başta güneş ve ay gelmektedir. Bu da Şamanizmin hermetizmden sonraki şeklidir. Zoharda dört esas vardır : İlahi ruh, nesih (hava), su ve ateştir. Evrenin sırları, Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat ta değil, Zohar da yer almıştır. Zohar ın içeriği Şamanizmin hüsn-ü mutlak tefekkürüne dayanmaktadır. Tevrat a inananlar Yahudi cemaatini oluştururlar. Tevrat ın, Yahudilerin Babil esaretinden sonra yazıldığı anlaşılmaktadır. Çünkü Tevrat ta yer alan birçok olayın Sümerler den alındığı anlaşılmaktadır: Tufan olayı Sümer kitaplarında aynen mevcuttur.<br />
Hermes ve Kabbela tefekkürü Musevilik ve Hıristiyanlık dinleri içinde yer almamıştır. Dinlerin itikatları dogmatik olduğundan, düşünce hürriyeti taşıyan ve doğa olaylarını akıl yoluyla izleyen düşünce sistemleri, dinler dışında gizli-kapalı şekilde devam etmiştir. Hermetizm ve kabbela Suriye ve Anadolu da gizli mezhepler şeklinde yaşamış, Filistin de taşçılık yapan Kenanlılar arasında yaşatılmış, Haçlı Seferleri ile Anadolu, Suriye ve Filistin e gelen Hıristiyanların bir kısmı, bu kapalı- gizli tefekkür ve Ahilik le tanışmıştır. Bu yolla, eski Orta Asya dini düşüncelerini taşıyan ahiliğin, anılan temaslarla Hıristiyanlar kanalıyla Avrupa halklarına ulaşmış olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizm ; Hermestod, Kabbela ve Epifani tefekkürü ile olgunlaşmıştır. Mısır (Menfıs) gizli mabedinden geçen bu tefekkür (Epifani ile) İtalya ya, oradan da Fransa ya ve İngiltere ye geçmiştir. Bu tefekkür Orta Çağda uyumuş, haçlı seferleri ile yeniden uyanmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>TASAVVUF TEFEKKÜRÜ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Tarih boyunca insanlığın tefekkürü Şamanizm, Hermetizm, Kabbela ve Epifani olmak üzere dört devre geçirmiştir. Budizm, Konfıçyüs dini ile Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık bu dört tefekkürden ilham almış fakat ayrı bir yoldan insanlığı aydınlatmışlardır. Bu dört tefekkür bütün dinlerin dışında kalmış, insanlığı akıl ve hikmet, vicdan ve güzellik duygularıyla etkilemeye çalışmışlardır. Bu tefekkürler İslam aleminde tasavvuf kisvesiyle temelleşmiştir.<br />
Uzun ve kanlı savaşlardan sonra 10. Asırdan itibaren Müslümanlığı kabul eden Oğuz Türkleri, Şamanizm tefekkürünün yüksek tesirinden ayrılamamışlardır : İslamiyet bir dindir ve felsefesi olmaz. İslamiyet uluhiyet tanıyor, ahlak telkin ediyor ve bir hukuk müessesesi oluşturuyordu. Her din gibi o da dogmatik idi ve hür bir tefekküre meydan vermiyordu. Dinin emirlerine kayıtsız şartsız uymak imanın şartı idi. Fakat akıl ve hikmet ; insanlığı, ileriyi, yeniyi, güzeli düşünüyordu. Bu yola giren Müslümanlar İslam ın felsefesi olan kelam ı oluşturdular. Kelam İslami felsefedir. Bu felsefe konu olarak mezhep ve tarikatların ayrı ayrı görüşlerini incelemiştir. Dini konular ele alınarak Kur an ve hadisler incelenmiş, ayrı yollar oluşmuştur. Bunlar mezhep olarak adlandırılır. Bu mezheplere girenler sofi olarak anılmışlardır. Arap, Hint ve İran Müslümanlarında mezhep var, tarikat yoktur. Tarikat yalnız Türkler de doğmuştur. Türk tarikatları Şamanizmden kaynaklanır. Şamanizm, İslamiyette tasavvuf olarak temelleşmiştir. Bütün Türk tarikatları tasavvufa dayanmaktadır. İlk mutasavvuf Ahmedi Yesevi dir. Şamanizmi İslami akidelerle birleştirerek İslam tasavvufunun kurucusu olmuştur. Ahmedi Yesevi müritlerine Horasan Erenleri adı verilmiş ve bunlar, Anadolu Türkler tarafından fetholunca Anadolu ya göç etmeye başlamışlardır. Göç edenlerin en önde gelenleri : Mevleviliği kuran Mevlana Celaleddini Rumi, Bektaşiliği ve Kızılbaşlığı kuran Hacı Bektaşi Veli, Ahiliği kuran Ahi Evran Veli dir. Özellikle Bektaşilik te ve Kızılbaşlık ta Şamanizm tamamen yaşamaktadır. Ahilik te Şamanizmden doğmuştur. Haçlı Seferleri ile Anadolu ya gelen Hıristiyanlar ahiliği incelemişlerdir</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>IV. ŞAMANİZMİN VE ESKİ TÜRK İNANÇLARININ GÜNÜMÜZDEKİ YANSIMALARI</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Din bilimcilerin kitaplı dinler olarak ifade ettiği semavi dinler, eski dinlerin ve inançların etkisinden kurtulamamışlardır. Bu olgu İslam dini ve Şamanizm için de geçerlidir.<br />
Orta Asya da Şaman ya da Gök-Tanrı inancım taşıyan Türkler İslamiyeti kabul ederken, Müslümanlığı Arap Yarımadası nda ortaya çıktığı şekilde değil kendi kültür ve eski inançlarıyla uyumlu olabilecek özellikleriyle birlikte benimsemişlerdir.<br />
Tariçilere göre Türkler le Arap İslam ordularının ilk karşılaşmaları Kafkasya üzerinden Hazar Türkleri, Horasan üzerinden de Göktürkler le olmuştur. Müslüman Arap ordularının Orta Asya ya yayılmak ve hakimiyet kurmak için giriştikleri savaşlar çok kanlı olmuştur. Arap orduları içindeki bedevilere , fethedilen yerlerde vaad edilen ganimet, Türk yurtlarında tarihin ender rastladığı vahşete ve toplu katliamlara yol açmıştır. O tarihlerde Türkler arasında en yaygın din anlayışının başında Şamanizm, budizm yer almaktaydı. Bazı bölgelerde ve Türk topluluklarında ise Hıristiyanlık, Musevilik, çintuizm ve birçok farklı inanç ta hüküm sürmekteydi. Bu nedenle bu kadar çok sayıda ve birbirinden farklı dinlerin aynı coğrafi bölgelerde birarada kavgasız yaşaması, muhtemelen Türkler de başlangıçtan beri varolan tolerans düşüncesinin bir ürünü veya toleransın gelişip yerleşmesine neden olmuştur. Fakat Arap ordularının, zenginliği ile bilinen Türk yurtlarına karşı başlattıkları ve ganimet vaad edilen yayılma ve bir dinin zorla kabul baskılarının doğurduğu çok kanlı savaşlar, Müslümanlığın 300-350 yıl kadar süren büyük bir direnişten sonra kabulüne yol açmıştır. Hazar Türkleri arasında Müslümanlık yerleşememiştir. 8. y.y. başlarında Hazar Hakanı Yahudiliği din olarak seçmiştir. Bu bölgede islamiyet, Hazar Devletinin yıkılışından sonra Özbek Han (1313-1340) zamanında kanlı mücadeleler sonunda yerleşmiştir.<br />
Oğuz ların İslamlaştırılması iki asır sürmüştür. Kıpçak Türkleri nin İslamlaşması ise 10. y.y. başlarından 14. y.y. başlarına kadar devam etmiştir.<br />
Çok uzun süren kanlı savaşlar sonunda kabul edilen Müslümanlığa Türkler eski inançlarını da taşıdılar. Türkler bedevi İslamı aynen benimseme yerine kendi inançlarıyla harman edip yeni bir sentez oluşturdular. Bu sentez İslamın Orta Asyalılaşması olan ve başında Hoca Ahmet Yesevi nin bulunduğu İslamın sufi yorumudur. Sufılik yani tasavvuf, İslamiyetin siyasal mücadelelere, hırs ve menfaate alet edilmesine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu kimseler daha sonraları tıpkı Musevi, Hıristiyan ve Budist rahipler gibi kendilerini halktan ayıran giysiler sof giymeye başladıkları için bunlara sonraları sufi adı verilmiştir. Araştırıcılara göre Türkler arasında İslamiyeti, Emevi Müslümanlığın resmi sözcüleri ve orduları yayamamışlardır. Dinin şer i kurallarını önemsemeyen, dini sufice yorumlayan, halkın benimseyeceği biçimde ifade eden ve halkın eski inançları ile yeni dini kaynaştıran sufiler olmuştur.<br />
9. ve 10. y.y. da Türkistan ı adım adım arşınlayan dedeler, babalar, atalar ; tıpkı şaman dedeler gibi menkıbeler, nasihatler anlatan, halk üzerinde sevgi ve saygıdan kaynaklanan nüfuzları olan kimselerdi. Daha sonra bu dedeler, babalar göçlerin başında, uzun süren yolculuklar sonunda Anadolu ya ulaştılar. Bunlar Anadolu da, dede, baba, abdal ve gazi gibi ad ve unvanlarla Orta Asya daki misyonlarını sürdürmek için dergahlar açtılar : Mevlana lar, Hacı Bektaş Veli ler, Ahi Evran Veli ler, Abdal Musa lar, Sarı Saltık lar, Taptuk Emre ler, Yunus Emre ler bu coşkun ırmağın Anadolu daki kollarıdır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>DEDE – ŞAMAN</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Anadolu da dede olmanın temel koşulu dede soyundan gelmektir. Şamanlarda da durum aynı idi. Gerek dedelik gerek şamanlığın soydan gelme dinsel özelliği dışında, seçiliş şekilleriyle, kıyafetleriyle, gördükleri hizmetlerle ve kendilerine gösterilen sevgi ve saygıda, bu denli zaman aralığına rağmen aralarında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır : Dedeler de şamanlar gibi tamamen hafızaya dayalı zengin halk şiirini, nefesleri, duaları ve sözlü halk geleneğini nesilden nesile aktaran iletişim organları gibidirler. Şamanlar gibi dedelerin de hastalıkları iyileştiren olağanüstü güçleri olduğuna inanılır. Şaman kendi çocukları arasında samanlığa en çok ilgisi olanı seçer ve geleceğe dayalı gizli bilgiyi de vererek yetiştirir. Bu durum aynen Anadolu Aleviliği nde dede yetiştirme biçimine taşınmıştır. Şaman giysisindeki özellikler Bektaşi giysilerine de yansımıştır. Şamanlar ( kamlar ), tanrılar ve koruyucu ruhlar için arak (rakı) saçı saçarlar, bu kansız kurban sayılırdı. Alevi ve Bektaşi tarikatlerinde de içilen içkiye içki , rakı , şarap denilmeyip, şaşmaz bir kural olarak tolu ya da dolu denilmesi ve içilen içkinin dem anlamına gelmesi benzerlik nedenlerini aydınlatmaktadır.<br />
Türkler in İslamiyeti kabulünden bugüne yaklaşık on asır geçmesine rağmen bugün, günlük yaşamımızdaki birçok kültürel, sosyal öğe İslamdan önceki izlerini taşımaktadır. Şimdi bunlardan bazılarını ele alalım :</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>İÇKİ İÇİLMESİ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Sadece düğün, tören, şölen gibi kutlamalarda değil, ayinlerde de içki içilmesi eski Türk kültüründe çok yaygındır; kutlamanın, ayinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Şaman ayinlerindeki dinsel toplantılarda içilen kımız, şarap v. s. bugün Anadolu da bazı dinsel içerikli toplantılarda varlığını dem olarak sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>MEZARTAŞI</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Bu adet eski Türk ve Orta Asya, Mezopotamya kültürlerinden kalmadır. Arap -İslam ülkelerinde mezar taşına rastlanmaz. Mezarlara taş dikilmesi ve onun adeta bir güzel sanat haline gelmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu da vardır ve Türkler in Atalar Kültü ne dayanır. Mezarlar çok temiz ve bakımlı tutulur, süslenir, çiçeklenir. Ruhun ölmezliğine inanıldığı için ölüm kelimesi yerine dünya değiştirdi , göçtü , don değiştirdi , hakka yürüdü gibi terimler kullanılır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>MUM YAKILMASI</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Mum yakılması ve ateş yakılması da eski Türk inançlarındandır. Bunun kökeni ateşin kutsal sayıldığı döneme dayanır. Ateşe, suya, taşa, türbeye dua edilmesi buralardan medet umulması eski inançlardan kalmadır. Anadolu da yatır, türbe, dergah, kutsal taşlar, mezar v. b. ziyaretlere giden insan sayısı bir hayli fazladır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>BEZ BAĞLANMASI, PAÇAVRA BAĞLANMASI</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Halen yatırlara, bazı ağaçlara ve kutsal sayılan yerlere bez veya paçavra bağlamak, bu yolla adakta bulunmak inancı sürmektedir. Bu inanç ta eski Türkler in şamanın davuluna bez veya paçavra bağlanması yoluyla adakta bulunmak, dilemek gibi kansız kurban sayılan inanç ve geleneklerdendir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>GÜNEŞ E, AY A NİYAZ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Anadolu da orta yaşın üzerindeki insanların çoğu, güneşin ve ayın ilk görülmesi sırasında, ya da ay hilalken niyaz eder, dua ederler, kutsarlar. Bunlar İslam da yoktur. Eski Türk inancı olan Göktanrı (Kök-tengri) inancından kaynaklanmaktadır. Akarsuların, kaynakların, göllerin, bazı ağaçların kutsal sayılması onların kesilmemesi doğa inançlarından kalmadır. Eski Türklerin Yer-su (yar-sub) kutsallarıdır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>MEVLİT OKUTULMASI</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Mevlit okutmak, Kur-an ı müzikle okutmaktır. Süleyman Çelebi nin eserleri, Kur-an ın ayetleri, Hz. Muhammet ve Hz. Ali nin hayatının müzikle okunması İslam da yoktur. Bu gelenek, eski Türk inançlarından kaynaklanmaktadır. Şamanlıkta müziksiz ayin yapılmazdı. Ayinde, Şaman davulu, tefi veya kopuz olmadan şaman töreni olmazdı.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>KÜMBETLER</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Anadolu da yaygın mimari yapılardan biri kümbetlerdir. Bunların mimarisine dikkat edilirse, karşıdan çadıra benzemektedirler. Yani göçebe kültürü olan çadır ın mimariye taşınmasıdır. Bu kümbetler aynı zamanda, Gök-tanrı inancından gelen gök kubbelerdir. Göğün mimariye gökkubbe olarak taşınmasıdır. Renk verilirken de, kubbelerin gökyüzünü andıran kısmı mavi olur. Bunun da, İslam öncesi Gök-Tanrı inancının mimariye yansıması kabul edilmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>EŞİĞİN KUTSALLIĞI</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Kapıdan içeri girilirken eşiğe basılmaması da eski Türk inancından (Şamanizmden) kalma bir inanıştır (semboldür). Eşik kapıdır. Kapı ise yeni bir dünyaya açılmaktadır. Bu nedenle saygındır, kutsaldır. Anadolu, Balkanlar ve Türkistan daki din büyüklerinin yattığı yatırlar kitleler tarafından ziyaret edilirken eşikleri niyaz edilir, o kapıdan şefaat beklenir. Anadolu da evlenip yeni evine giren gelin, yeni evine (yeni hayata) girerken evin eşiğini niyaz edip eve öyle girer.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>HALI – KİLİM DESENLERİ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanın üzerine giydiği giysiye yılan, akrep, çiyan, kunduz v. s. yabani – zazarlı hayvan şekilleri çizerek onların kaçırılacağına inanılırdı. Bugün Anadolu da Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim gibi örgüler şaman giysilerinden aynı izleri taşımaktadır. Türkmen halı ve kilimleri üzerindeki akrep, yılan, kırkayak gibi hayvan resimleri, eski Türk inanış ve geleneklerinden kalma özelliktir. Bunun amacının zararlı olan resimdeki hayvanları kaçırmak olduğu kabul edilmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>NAZAR</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Anadolu da halk arasında nazar olgusu çok yaygın bir inançtır. Bazı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bunların bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük yaptığına inanılır. Bunun önüne geçmek için nazar boncuğu , deve boncuğu , göz boncuğu v.s. takılır. Nazar olgusu da eski Türk inançlarındandır. Yine, istenmeyen bir olay duyulduğunda tahtaya el ile tokmak gibi üç kere vurulması da, kötülükten korunmak, kötü ruhların duymasını önlemek amacına yönelik eski bir şaman inanışıdır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>ALTAYLAR’DAN ANADOLU’YA ŞAMANİZM TEFEKKÜRÜ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Sonsuzluğun bilinmeyen bir anında bir büyük patlama oluştu. Devâsâ boyutlardaki gazlar, kütleler sonsuz boşluğa yayıldılar ve patlamanın merkezinden hızla uzaklaşmaya başladılar. Sonsuzluk içindeki hareketlerinde dönüşümlere uğradılar. Büyük patlamadan uzun süre sonra adeta sonsuz uzayda bir toz bulutunu andıran bu sonsuz büyüklük içinde milyarlarca galaksi, güneş ve gezegen meydana geldi. Samanyolu olarak adlandırılan toz kümesi de bu milyarlarca galaksiden sâdece biriydi. Patlama merkezinden uzaklaşma sırasındaki soğuma sürecinde güneş sistemimiz ve dünyamız oluştular. Dünyamızın güneş etrafında dönmesinden kaynaklanan gece ve gündüz kavramları ile zaman değeri oluştu. Sonsuzluk içinde oluşan hareketler ve değişimler sonsuz büyük uzaydaki sonsuz sayıdaki toz zerresinden birinde onun değer ölçüleri ile değerlendirilmeye başlandı. Güneşin ısısı, yerdeki su bir araya geldi ve sularda ilk amino asit zincirleri oluştu. Evrimin son yüz yıllık tarihi içinde yapılan kazılar ve değerlendirmeler sonucu günümüzden 400 milyon yıl öncesinde sularda yaşamın başladığı, 300 milyon yıl öncesinde karada bitkilerin oluştuğu, 150 milyon yıl öncesinde deniz ve karalarda sürüngenlerin yaşadığı, 35 milyon yıl öncesinde de insansılaşmaya hazırlanan maymun türlerinin oluştuğu, 500.000 yıl önce de ilk Neandertal insanının ayakları üzerinde yaşamını sürdürmekte olduğu saptanmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Doğanın ürünü olan bu canlılar ve aralarındaki en gelişmiş türü olan insan başlangıçta yaratıldığı değerler, yâni vahşi doğa içinde çok güçsüzdü. Bugün İlk İnsan olarak adlandırdığımız bu insan lav kayaları üzerine çıkıp çevresine baktığında kendisinden aşağıda ve güçsüz olan diğer canlı ve cansız varlıklara hükmetmekte, onları öldürmekte ve kullanmakta, ancak kendisinden çok daha güçlü olan yukarıda gördüğü doğa karşısında korku duymaktaydı. Uçsuz bucaksız doğanın karşısında çok yalnızdı. Yaşamak için bulduğu güçsüz hayvanları parçalayıp yemekte ancak fırtınalar, seller, gök gürlemeleri ve yanardağlar karşısında silinip gitmekteydi. Uzun bir dönem bu korkular ve sevinçlerle yaşandı. Daha sonra bu güçlere bir anlam ve irade atanmaya başlandı.</p>
<p style="text-align:justify;">Yukarıda bir “Gök” vardı. İlk insan bunu fark ettiğinde evrim sürecinin çok uzun bir döneminde gökten korkacak, binlerce yıl boyunca yücelik, tanrılık ve güçlülük ölçüsü ile maviyi özdeşleştirecekti. Doğa güçleri bir şeyi yakmak istediğinde yakabilmekte, sevmek istediğinde ısıtmakta ve can verebilmekteydiler. Onlar da insan gibi zekâ ve iradeye sahiptiler. Tanrı irade ve zekâsı ve buna yakarış duygusu böylece doğdu. Yaşamın ilk aşamasında avcılık ve tarımla geçinen insanlar için en güçlü tanrı “Doğa Tanrısı” yâni “Gök Tanrı”’sıydı. Gök kubbenin yarattığı yücelik duygusu insanın kozmolojiye ilgisini de arttırdı. Yaşantısının tümünü doğada geçiren insan gökyüzündeki tüm oluşumları ve değişimleri yakından izlemeye başladı. En parlak yıldız olan kutup yıldızı göğün direği olarak algılandı. Gök kubbe de o günün barınağı olan çadırla özdeşleştirildi. Samanyolu çadırın dikiş yerleri, yıldızlar da ışığın gelmesi için açılmış deliklerdi. Zaman zaman tanrılar çadırın bir yerini açıp yeryüzündeki insanlara bakmaktaydılar. Bu zamanlarda da yıldız kaymaları ve meteor yağmurları olmaktaydı.</p>
<p style="text-align:justify;">Göğü inceleyen insan yıldızlarla mevsimleri ve doğa olaylarını bağdaştırdı. Büyükayı takımyıldızının kuyruğunun döndüğü yöne göre, mevsim de değişmekteydi. Büyükayı’nın kuyruğu, kuzeyde ise kış, batıda ise sonbahar, güneyde ise yaz ve doğuda ise ilkbahar geliyordu. Irmakların taşma dönemlerinde görünen yıldızlar “Taşma Yıldızları”, tarlalar sürülürken ve ekin ekilirken görülen yıldızlar “Öküz ve Boğa Yıldızları”, oğlaklar doğduğu zaman görünen yıldızlar “Oğlak Yıldızları” gibi isimler aldılar ve bunlara bu güçler verildi. Gökteki boğanın gücü bir süre sonra yerdeki boğaya da verildi ve yeryüzündeki canlı cansız varlıklar da kutsallaşmaya başladı. İyilik getirdiğine inanılan güçler ve kötülük getirdiklerine inanılan güçler de “İyilik Tanrıları” ve “Kötülük Tanrıları” olarak tanımlanmaya başlandılar. Genellikle İyilik ile Gökyüzü, Kötülük ile Yerin Altı özdeşleştirildiler.</p>
<p style="text-align:justify;">Tarih öncesi olarak tanımlanan dönemde var olduğu söylenen Mu uygarlığının en önemli kolonileri Atlantis’te ve Orta Asya’da bulunmaktaydılar. Orta Asya’da Uygur kolonisi yaşamaktaydı. Bu kolonilerde tanınan en büyük güç, en büyük tanrı gökyüzünde bulunmaktaydı. Atlantis’in Mısır kolonisinde ise dünyaya hayat verdiği için güneş en büyük tanrı olarak görülmekteydi. “Ra” olarak adlandırılan bu tanrı daha sonra semavi dinlerde de “Rab” olarak adlandırılmış olan tüm evrenin tanrısı kavramına dönüşmüştür. Uygur kolonisinde ise gök kubbenin ve bunun altındaki tüm doğal güçlerin bir ruhu olduğuna inanılmaktaydı. Gök kubbenin mavi rengi de en kutsal renkler arasındaydı. Günümüzde de Uygur Kolonisini oluşturan Türk toplumlarının rengi olan “Turkuaz” rengi Gök Tanrı inancının rengidir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Şamanizm İnancı</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Yüzyıllar boyu doğa ile iç içe yaşayan Orta Asya insanı gökteki oluşumların ihtişamını izledi, onlara anlamlar atadı, yeryüzü ile gökyüzü arasında bağlar kurmaya çalıştı. Canlı cansız tüm varlıkların içindeki cevherler keşfedildi, bu güçlerle ilişkiler kuruldu, onlardan medet umuldu, bâzıları onlara yakın oldu. Doğa karşısındaki güçsüzlük sonucu doğaya teslimiyetle doğa dinleri oluştu. Günümüzden binlerce yıl önce yaşanılan bu tefekküre Şamanizm adı verilmiştir. Şamanizm, tarih öncesine âit olan, yeryüzünde hiçbir uygarlığın mevcut olmadığı dönemde oluştuğu varsayılan bir düşünce ve inanç sistemidir. Şamanlığın oluşum serüveninin takvimsel zaman bakımından Mezopotamya ve Sümerler’den 20.000 ilâ 25.000 yıl öncesine dayandığı varsayılır. Temel olarak sihir ve büyüye dayanır. Her hangi bir kurucusu veya kutsal kitabı olmadığı gibi ortaya çıkış tarihi de belli değildir. Köken olarak anaerkil dönemde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Orta Asya’da oluşan Şaman inancı göçlerle dünyanın çeşitli alanlarına yayılmıştır. Şamanlık Laplar’ın ülkesinden Bering Boğazı ile Eskimolar’a, oradan da Kuzey Amerika’ya, Güney Amerika sâhillerine, Hindistan üzerinden de Güney Asya adalarına yayılmıştır. Böylece Orta Asya, Sibirya, Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında, Endonezya, Polenezya ve Avustralya’yı kapsayan dünyanın farklı bölgelerinde küçük ya da büyük toplulukların inanç sistemi olarak yer bulmuştur.<br />
Orta Asya’da Şaman kelimesinin kökeni araştırıldığında bu kelimenin Asya halkları arasında “büyücü, sihirbaz“ anlamında kullanıldığı görülmektedir. Örneğin Tunguz’ca da “Şaman”, Mancu dilinde “Sama” olarak ifâde edilmektedir. Bâzı araştırmacılar da kelimenin kökeninin Sanskritçe’ye dayandığını, Sanskritçe “Budist Râhip, Budist Derviş” anlamına gelen “Sramana” veya “Çramana” kelimelerinden türediğini düşünmektedirler. Şaman sözcüğü Therca’da “Samane”, Çince’de “Samen”, Farsça’da Budist râhip anlamına gelen “Semen” veya “Saman” kelimeleriyle ifâde edilir. Türk kavimleri Şamanlarına “Kam” adını vermişlerdir. Moğollar, Buryatlar ve Kalmuk Türk Boyları erkek Şamanları’na “bö, böge”, Aykutlar “oyun”, Çuvaşlar “yum”, Kırgız ve Kazaklar “bakşı, baskı, bahsı” demektedirler. Türkler’in kullandığı “Kam” kelimesi “kâhin, tabip, filozof, âlim” anlamına gelmektedir. Türkler’in az sayıdaki yazılı belgelerinden biri olan “Divan-ü Lügat İt-Türk”de Otacıların hastaları şifâlı otlarla tedavi ettikleri, kam’ların ise hastayı kendi usûllerine göre daha çok rûhi yollardan, efsun ve sihirle tedavi etmeye çalıştıkları yazmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Orta Asya topluluklarının önemli bir bölümünün tarih boyunca göçebe olarak yaşamaları nedeniyle geçmişe âit çok az sayıda yazılı bilgi bulunmaktadır. Şamanizm’e ve Türkler’e âit bilgilere bu nedenle bu dönemin yerleşik toplumu olan Çinliler’in kaynaklarından erişilebilmektedir. Görüldüğü gibi bu dünyanın en eski inanç ve düşünce sisteminin kökeni konusunda yazılı bir kitabı olmadığı için kesin bir bilgi yoktur. Ancak tarih öncesi dönemlerden bu yana çok geniş bir coğrafyada toplumlar tarafından benimsenmiş bir sistemdir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Nasıl Şaman Olunur</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizm inancını yayan, törenleri yöneten ve toplumlara yön veren din adamlarına verilen ad da “Şaman” olarak tanımlanmıştır. Şamanlar toplumun en duygu yüklü ve farklı bireylerinden seçilmektedir. Bu kişiler trans durumuna geçebilme yeteneğine sâhiptirler. Bir kimsenin Şaman olup olamayacağı çocukluk çağında gösterdiği bâzı ruhsal belirtilerden anlaşılmaktadır. Şaman âyin sırasında önce kendinde büyük bir yorgunluk hisseder, vücudu kasılıp titrer, göğsü daralır ve birtakım sesler çıkartarak ağlamaya başlar. Sonra birdenbire ayağa kalkarak hoplayıp zıplamaya ve dans etmeye başlar. Ağzından köpükler saçarak yere yıkılır. Bu durumu inananlar tarafından Şaman’ın bu dünyadan koparak öbür dünyaya, yâni ruhlar âlemine geçtiği şeklinde algılanır. Nöbet geçtiğinde ayağa kalkar ve davulunu monoton bir ritmle çalmaya başlar. Tanımlanan bu belirtiler epilepsi hastalığı için belirtilen tanıları anımsatmaktadır. Kriz çan sesleri duyulması ile başlamakta ve bittiğinde de hastada zekâ kıvılcımları oluşmaktadır. Kriz bitiminde hayâl gücü en üst düzeydedir ve kişi olağanüstü yaratıcı bir durumdadır. Kriz sırasında cin, peri, devler ve ruhlar gören Şaman ayıldığı zaman öteki dünyadan haberler verir.</p>
<p style="text-align:justify;">Belirtilen özellikleri gösteren Şaman adayı uzun süre sınanır. Genç aday değişik âyinlere ilişkin gerekli bilgileri topluluğun ihtiyarlarından ve kudretli Şamanlar’dan alır. Günü geldiğinde de yaşlı Şaman genç Şaman’ı yüksek bir dağa çıkartır. Orada Şaman elbisesi giydirir ve davulunu verir. Adayın sağında dokuz erkek solunda da dokuz kız çocuk yer alır. Hoca da Şaman elbisesini giymiş olarak adayın arkasında durur. Genç Şaman hocasının okuduğu yemini tekrarlayarak yoksullara ve düşkünlere yardım edeceğine ve yüksek dağların zirvesindeki ruhlara saygı gösterip hizmet edeceğine söz verir. Şaman daha sonra bir “Ölme ve Dirilme” sembolizmasını yaşar. Aday baygınlığa benzer bir trans durumuna geçer. Transa geçince bir deniz hayvanı tarafından yenilip yutulur. İskeleti kalır, ancak bir süre sonra uykudan uyandığında eski hâline döner. Bu görüntüsü ile tören bir inisiyasyon törenini andırır. Dünyanın en eski inanç sisteminde görülen bu yeniden doğuş sembolizmasının daha sonra günümüze kadar uzanan birçok yansıması görülecektir.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizm kan bağına dayanan bir inanç sistemidir. Şamanlık bilgisi sâdece öğrenmekle elde edilemez. Şaman olmak için belli başlı bir Şaman’ın neslinden olmak gerekir. Kimse Şaman olmayı istemez, ancak geçmiş atalarının ruhundan biri, Şaman olacak torununa musallat olur; onu Şaman olmaya zorlar. Bu hale Altaylılar “töz basıp yat” (ruh basıyor) derler. Ata ruhunun musallat olduğu kimse Şamanlığı kâbul etmezse deli olur. Bu anlatım Şamanın ailesinde var olan genetik hastalığın nesilden nesile geçmesi nedeniyle Şamanlığın sâdece eğitimle değil bir âile bağı ile geliştiği göstermektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Şaman Giysisi</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanlar dinsel törenler sırasında kendilerine özgü giysiler giyerler. Giysi Şaman için çok önemlidir. Giysilerinin üzerinde çeşitli maddeler ve motifler bulunur. Bu şekillerin de önemli olduğuna inanılır. Elbise üzerinde de genellikle hayvan motifleri vardır. Bu hayvanlar, kuş, ren geyiği ve ayı olabilir. Örneğin giysisinin üzerinde kuş resmi olan bir Şaman’ın öteki âleme kuş yardımı ile uçabildiğine inanılır. Giysi hangi hayvanı sembolize ediyorsa takı olarak da bu hayvanın tüyleri, kemikleri ve boynuzları takılır. Altaylılar’da Şaman, cübbesinin kollarına ve sırtına çıngıraklar takar. Dans etmeye başladığı zaman çıkan ses kötü ruhları korkutacak ve bunları ortamdan kovacaktır. Şaman giysileri özellikle Sibirya’da yaygındır. Türkler arasında ise Şaman dinî törenleri günlük giysileri ile yönetir. Sâdece Şaman davulu denilen özel davulunu kullanır.</p>
<p style="text-align:justify;">Geleneğe uygun bir elbise hazırlamanın zor geldiği kamlar, ruhların özel izinleriyle birkaç yıl cübbesiz âyin yaparlar. Fakat cübbesiz kamlar kötü ruhlara karşı fazla cesaret gösteremezler. Bunun için kamlar ne yapıp edip Şaman kıyafeti edinirler. Şaman, cübbe ve davulunu kendi arzu ve isteğiyle değil, hizmetinde bulunduğu ruhun emir ve ilhamına göre yaptırır. Cübbe ve davulun nitelikleri, biçimi ve süsleri bütün ayrıntılarıyla bu ruh tarafından belirlenir. Ruhun istediklerinden en ufak biri bile eksik kalsa cübbe ve davul âyin yapmaya yaramaz. Giysi hazırlandıktan sonra özel bir törenle ruhların beğenisine sunulur.</p>
<p style="text-align:justify;">Şaman cübbesi altmışa yakın çok çeşitli parçaya sâhiptir. Cübbenin asıl kısmı maral veya beyaz koyun derisinden yapılan ceketten ibarettir, başka parçalar bu cekete dikilir. Bu parçalar Şamanların ruhlar dünyasında bulunduğunu düşündüğü varlıkların sembolleridir. Sözgelimi cübbenin yakasından sallanan dokuz küçük kukla Ülgen’in dokuz kızını, küçücük cübbeler onların elbiselerini temsil eder. Kötü ruhlarla mücadelede kullandığı “mânevî” yayın ve diğer silâhların sembolleri, küçücük yay ve çıngıraklardır. Kötü ruhların fısıltılarını dinlemek için kulak, ay, güneş, yıldızlar, Erlik dünyasında yaşayan kurbağalar, yılanlar cübbede tasvir edilir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Şaman Davulu</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanlar için cübbeden sonra en önemli parça “Şaman Davulu’”dur. Şaman cübbesini olduğu gibi davulunu da kendi isteğine uygun olarak değil, hizmetinde bulunduğu ruhun istemleri doğrultusunda yaptırır. Davul kayın veya sedir ağacının temiz ve zedelenmemiş, hiçbir insan eli değmemiş ve hiçbir hayvanın yaklaşmadığı düşünülen dallarından yapılır. Şaman öldüğünde davulu parçalanarak bir ağacın dalına asılır. Şaman da bu ağacın dibine gömülür.</p>
<p style="text-align:justify;">Bazı bölgelerde Şamanlar’ın yeraltına veya gökyüzüne yaptıkları yolculuklarda bir binek hayvanı gibi davul ve tokmağı kullandıklarına inanılmaktadır. Davulun derisinin üzerinde birtakım kozmik resimler bulunmaktadır. Bu resimlerin dinsel ve büyüsel anlamları vardır. Davul üzerindeki ağaç motifi “Dünya Ağacını”, merdiven gökyüzüne tırmanmayı, atlar uzun mesafeleri aşmada yardımcı olmayı sembolize etmektedirler.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanların âyin yapmak için zaman zaman kopuz kullandıkları da görülmüştür. Yenisey Kırgızları’nın da Şaman âyinlerinde saz çaldıkları bilinmektedir. Eski Oğuzlarda, İslâm’ın kabûlünden sonra Şaman geleneklerini sürdüren ozanlar kopuzu kutsal saymışlardır. Sözgelimi, Dede Korkut her öykünün sonunda kopuzuyla gelmekte, ad verirken, dua ederken kopuz çalmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Tarih öncesi topluluklar ekonominin avcılığa dayandığı dönemlerde anaerkil özellik gösterirler. Eski Türk toplumlarında da anaerkil denen bir toplumsal dönem yaşanmıştır. Bu dönem erkeğin değil kadının egemen olduğu dönemdir. Şamanlık da anaerkil yapının izlerini taşımaktadır ve bu tarihsel sürecin ürünüdür. Örneğin Yakutlar’da erkek Şamanlar özel cübbelerinin olmadığı zamanlarda âyinlerde kadın entârisi giymektedirler. Erkek Şamanların uzun saç bırakmaları da anaerkil dönemin bir özelliğidir. Eski hanlar ve hakanlar tüm saçlarını uzatmasalar da bir tutam saçlarını uzun bırakarak veya kadına değişik şekillerde benzeyerek geçmişle bağlantı kurmakta, böylece otoritelerini ifâde etmektedirler.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Şamanizm ve Türkler</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Orta Asya’da bugüne yansıyan görüntüsü ile Şamanist inanca göre dünya “Gök”, “Yeryüzü” ve “Yeraltı” olmak üzere üç parçadan oluşmaktadır. Altay Türkleri’nde “Aydınlık Âlemi” olarak adlandırılan gökyüzünü “Tanrı Ülgen” ve ona bağlı iyi ruhlar temsil etmektedir. Yeryüzünde, yâni “Orta Dünya”’da insanlar bulunmaktadır. Yeraltı dünyasını yâni “Aşağıdaki Dünyayı” “Tanrı Erlik” ve ona bağlı kötü ruhlar temsil etmektedir. İyiliğin, gücün ve güzelliğin sembolü olan Göktanrı eski Türkler’de en önemli tanrıdır. Tanrı veya en büyük ruh göğün en üst katında ve insan biçimindedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Gökle yeraltı arasında yâni güzellik ve kötülük arasında insanların yaşadığı yeryüzü bulunmaktadır. Yeryüzü iki zıtlık arasında yaşamın varolduğu bir yerdir. Siyahla beyazın, iyilik ile kötülüğün, güzellik ile çirkinliğin mücadelesi arasında kalan insanın kendi doğru yolunu ruhlarının yardımı ile bulmaya çalıştığına inanılırdı.</p>
<p style="text-align:justify;">Altay’larda göğün üç ve dokuz katından söz edilmektedir. Âyinler sırasında göğün bu katlarına çıkılır. Bâzı toplumlarda 33 gök dairesinden bahsedilmektedir. Altay Türkleri’nde tanrı Ülgen’in yedi veya dokuz kızı ve birtakım yardımcı ruhları bulunmaktadır. Tanrı Ülgen ve eşi göğün en üst katında oturmaktadır. Tanrı Ülgen’in çocukları ve dünyadaki elçileri de göğün değişik katlarında oturmaktadırlar. Altay Şamanları âyinler sırasında transa geçip göğe yükselirken altıncı katta “Ay Baba’yı”, yedinci katta da “Güneş Ana’yı” selâmlamaktadırlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Türk Tatarlar, birçok başka halklar gibi gök kubbeyi bir çadır gibi tasarlarlar. Daha önce de belirtilmiş olduğu gibi yıldızları temsil eden çadır dikişleri göğün çeşitli katlarının havalandırılması için açılmış delikler olarak tasvir edilir. Göğün ortasında büyük çadırı bir orta direk gibi tutan Kutup Yıldızı parlamaktadır. Samoyetler ona “Gök’ün Çivisi”, Çukçi ve Koryaklar “Çivi Yıldızı” demektedirler. Altaylılar Kutup Yıldızını bir direk olarak tasarlarlar. Moğol Kalmuk ve Buryatlar’a göre “Altın Direk”, Sibirya Tatarları ve Başkurtlara göre de “Demir Kazık”tır. Dünyanın Direği olan Kutup Yıldızı aynı zamanda atların bağlandığı bir direktir. Kutup yıldızını temsil eden bu direk, mikrokozmosta evin direğidir ve kutsaldır. Bu direğe bez parçaları bağlanır ve dibine sunular konur. Şamanlar’ın “Totem Direği” bu direktir.</p>
<p style="text-align:justify;">Gök sırığına enlemesine çakılan 7 veya 9 ağaç, Türk düşüncesinde çok şey ifâde eden sembollerdir. Bilindiği üzere gök, Batı Türkleri’ne göre yedi ve Doğu Türkleri’ne göre ise, dokuz kattan meydana gelmişti. Sırık sembolik olarak göğün direği olmakta üzerine çift başlı bir kartal oturtulmaktadır. Bu düşünce düzeni, Çin denizinden İzlanda’ya kadar uzanan, bütün Altay kültüründe yer bulmuştur. Göçlerle geniş bölgelere yayılmış olan bu fikir yer yer değişikliklere de uğramıştır. Bazıları, bu kutsal çift başlı kartalı, göğün üçüncü katına oturtmuşlar ve bâzıları da onu göğün dokuzuncu katına kadar çıkarmışlardır. Göğün yedinci veya dokuzuncu katı, Büyük Tanrı’nın bir oturağıdır. Bâzı Altay kavimlerince, çift başlı kartalı, Tanrı ile beraber oturtmak hoş gelmemiş, onlar kartalı birkaç kat aşağıya indirmişlerdir.</p>
<p style="text-align:justify;">Eski Türkler dağların Tanrı makamı olduğuna inanırlardı. Dağların, “ana” olarak algılanan yeryüzünün, göğe uzanan ve ”baba” olarak algılanan göksel güçlere dokunmaya çalışan kolları olduğu düşünülürdü. Doğal olarak göksel güçler, önce dağlarla ilişkiye geçerlerdi, bu nedenle dağlar tanrısal mekânlardı. Öldükten sonra yükselen ruhlar, yâni iyi insanların ruhları oraya giderlerdi. Her boyun bir kutsal dağı olurdu ve o dağda oturduğu varsayılan kutsal koruyucu ruhların olduğuna inanılırdı. Eski Türkler’in en kutsal dağı Ötüken’in “ıduk-başı” idi. Bugünkü Altay Türkleri’nin hepsince de Altay en kutlu dağdır. Altaylı Şor ve Beltirler de kurbanlarını Kök Tengri’ye yüksek dağ tepelerinde sunarlardı. Dünya üzerindeki çeşitli toplumların eski geleneksel bilgilerinde yer alan “Kutsal Dağlar” inancı Orta Asya’daki bu kültten gelmektedir. Gök tanrıya yakın olmaları düşüncesiyle kutsanan bu dağlar daha sonra tanrıların mekânları olarak görülmeye başlanmıştır. İsa peygamberin havarileriyle Zeytinlik dağında gizli toplantılarını gerçekleştirmesi, Musa peygamberin Sina dağında on emri alması, Muhammed peygamberin birçok sıra dışı olayları Nûr dağının Hira mağarasında yaşaması hep bu kültün izlerini taşır. Zeus’un Olimpos dağı, Hintliler’in Meru dağı bunlar arasında en fazla duyulanlarıdır. Bunların diğerlerine nazaran daha fazla bilinmesi bu dağların bu dinlerin kutsal kitaplarında dile getirilmiş olmasındandır.</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizm tefekkürü çok tanrılı çok ruhlu ve totemli gözükmekle beraber, Uygur tapınakları incelendiğinde farklı bir görüntü ile karşılaşılır. Aslında var olan tek tanrı Gök Tanrısı’dır. Tanrının insanlarla veya başka cisimlerle tasvir edilmesini kabûl etmemektedirler. Putlar tanrının tasviri olarak yapılmamıştır. Birinin çok sevdiği bir yakını öldüğünde onun sûreti yapılmakta ve evde saklanmaktadır. Bu sûretin önüne yemekler konur, en sevilen şeylerin ilk lokmaları sûretle paylaşılır, önünde saygı ile yere eğilinirdi. Bu davranış biçiminin zaman içinde putperestliği ortaya çıkardığı düşünülmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Türklerin İslamlaşması</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Göktanrı’ya inanan Şaman Türkler Müslüman Araplar’ın Orta Asya’ya ulaşması ile binlerce yıllık inançlarını değiştirmek zorunda kalırlar. Türkler’le Araplar’ın ilk karşılaşmaları Kafkasya üzerinden Hazar Türkleri, Horasan üzerinden de Göktürkler’le olmuştur. Türklerin İslâmlaşması 300-350 yıl kadar sürmüştür. Oğuzlar iki asırda, Kıpçak Türkleri de 14. yy başlarında İslâmlaşmışlardır.</p>
<p style="text-align:justify;">Türkler Müslümanlığa eski inançlarını da taşıdılar. İslâm’ı aynen benimseme yerine kendi inançlarıyla harman edip yeni bir sentez oluşturdular. Bu sentez, İslâm’ın Orta Asyalılaşması olan ve başında Hoca Ahmet Yesevî’nin bulunduğu İslâm’ın sufî yorumudur. Sufîlik, yâni Tasavvuf, İslâmiyet’in siyasal mücadelelere, hırs ve menfaate âlet edilmesine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Türkler arasında İslâmiyeti, dinin şer’î kurallarını önemsemeyen, dini sufîce yorumlayan, halkın benimseyeceği biçimde ifâde eden ve halkın eski inançları ile yeni dini kaynaştıran “sufîler” yaymıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">9. ve 10. y.y. da Türkistan’ı adım adım arşınlayan dedeler, babalar, atalar; tıpkı şaman dedeler gibi menkıbeler, nasihatler anlatan, halk üzerinde sevgi ve saygıdan kaynaklanan nüfuzları olan kimselerdi. Daha sonra bu dedeler, babalar göçlerin başında, uzun süren yolculuklar sonunda Anadolu’ya ulaştılar. Bunlar Anadolu’da, dede, baba, abdal ve gâzi gibi ad ve unvanlarla Orta Asya’daki misyonlarını sürdürmek için dergahlar açtılar. Mevlânâ’lar, Hacı Bektaş Velî’ler, Ahî Evran Velî’ler, Abdal Musa’lar, Sarı Saltık’lar, Taptuk Emre’ler, Yûnus Emre’ler bu coşkun ırmağın Anadolu’daki kollarıdır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Şamanlığın Anadolu’daki İzleri</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Türklerin İslâmiyet’i kabûlünden bu yana on asır geçmiş olmasına rağmen, bugün günlük hayatımızdaki birçok kültürel öğe İslam’dan önceki kültürün izlerini taşımaktadır. Şimdi bunlardan bazılarını ele alalım:</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>AY</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Yakut Türkleri ay tutulmasını ayın küçülmesi olarak yorumlamakta, bu küçülmenin ayın kurtlar ve ayılar tarafından yenmesinden kaynaklandığını düşünmektedirler. Altaylılar ise ay tutulmasının “Yelbegen” isimli yedi başlı bir canavarın ayı yemesi sonucu oluştuğuna inanmaktadırlar. Orta Asya’da bu yaratıkları korkutup kaçırmak ve ayı kurtarmak için de havaya taş atılmakta ve gürültü yapılmaktadır. Bu inanışın devamı olarak bugün de Anadolu’da ay tutulması sırasında havaya silâh sıkılır, teneke çalınır ve gürültü yapılır.</p>
<p style="text-align:justify;">Anadolu’da yeni ayın görünmesi sırasında yere diz çökerek niyaz edilmekte, gökyüzüne, aya ve toprağa bakarak dilekte bulunulmaktadır. Yeni ayın yeni umutlara ve yeni başlangıçlara vesile olacağını düşünülür. Bu olgu da Türkler’in eski Göktanrı inancından kaynaklanmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>MUM</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Câmi avlularında mum yakılması, ağaçlara bez ve çaput bağlanması da Şamanizm döneminden günümüze aktarılan geleneklerdir.</p>
<p style="text-align:justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align:justify;">Şamanlar âyinlerinde davul ve kopuz kullanmışlardır. Müziksiz bir âyin düşünülemez. Oysa İslam dininde Kur’an dışındaki dinî eserlerin müzikle okunması günahtır. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da Hz. Muhammed’in, Hz. Ali’nin hayatları müzikle okunmaktadır. Mevlit ve İlâhiler sâdece Anadolu’da uygulanan müzikli anlatımlardır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>40 Sayısı</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şaman inanışına göre ruh fizikî bedeni 40 gün sonra terk etmektedir. Türk destanlarında kırk sayısı çok yer alır ve kırk yiğitler, kırk kızlar epeyce geçer. Manas destanında olduğu gibi, Dede Korkut hikâyelerinde kırk yiğitler görülmektedir. Kırgız türeyiş efsânesinde de, Sağan Han’ın bir kızı ve otuz dokuz hizmetçisi ile kırk kız bir gölün kenarına giderek sudan gebe kalmışlardı. Oğuz’un verdiği şölende, diktirdiği sırıkların boyu kırk kulaç uzunluğunda idi. Hikâyelerde ve masallarda kırk gün ve kırk gece düğünler, kırk haremiler, kırk satır ve kırk katır çok geçer. Bazı ejderhalar vardır ki onlar yenilmez ve ölmezler, ancak bunların tılsımları bozulursa ölürler. Bu gibi ejderhaların kırk günlük bir uyku zamanı vardır. İşte bu zamanda ejderhanın yanına gidilir, üzerinden kırk tâne kıl koparılır, ateşe atılarak yakılırsa ejderha da ölür.</p>
<p style="text-align:justify;">40 sayısı da totemcilik döneminden kalma bir inanıştır. Semâvî dinler dâhil tüm dinlerde 40 sembolizmasının görülmesi dinlerin evrim süreci konusunda fikir vermektedir. İslâmiyet’te ölümün ardından 40 gün geçtikten sonra Kur’an ve Mevlit okutma âdetlerinin, Musa’nın Tanrı’nın buyruklarını Tur dağında 40 gün 40 gecede almasının, eski Mısır’da firavunun ölümünden kırk gün sonra cennete gidebilmek için bir boğa ile mücadele etmek zorunda kalmasının, Hıristiyanlar’ın paskalyaya 40 gün oruç tutarak hazırlanmasının, Ayasofya kilisesinin zemin katında 40 sütununun ve kubbesinde de 40 penceresi olmasının kökeninde o devirlerden kalma şaman veya totem gelenekleri yatar.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>MEZARTAŞI</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şaman âyin sırasında yardımcı ruhlarını kullanmaktadır. Ölülerin, âilenin vefat etmiş büyüklerinin, eski Şamanlar’ın ruhlarının, ormanın, suyun ve yerin yardımcı ruhlarının da Şaman’a yardım ettiği kabûl edilir. Ölen büyüklerin ruhlarının çoğalması sonucu bu ruhların en kıdemlisinin ruhların başına geçeceğine ve bunun da diğerlerinin yardımı ile Şaman’a yol göstereceğine inanılır. Kuş biçiminde düşünülen bu ruhlar Şaman’a gökyüzüne yapacağı yolculukta yardımcı olmaktadırlar. Toplumda ulu kabûl edilen kişilerin ölümünden sonra ruhlarından medet ummak mezarları kutsamış ve bu yerler medet umulan yerler hâline gelmişlerdir. Günümüzde mezar, türbe, yatır ve benzeri yerlerin ziyareti ve bunlardan medet umulması da bu inanç sisteminin devamı olarak ortaya çıkmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Göktürkçe’de ve Uygurca’da “ruh” için can anlamına gelen “tın” sözcüğü kullanılıyordu. Bu aynı zamanda “soluk” demekti. Ölüm, soluğun kesilmesi, ruhun bedenden ayrılıp uçması biçiminde düşünülüyordu. Bu yüzden de bâzen “öldü” yerine “uçtu” denilmektedir. Ruhları öbür dünyaya göç eden ataların, orada rahatsız edilmemeleri, iyi yaşamaları gerektiğine inanılırdı. Bu nedenle Eski Türkler’de mezarları gizleme geleneği yoktur, aksine özellikle büyüklerin özel mezarları yapılıp, üzerlerine bir yapı (bark) yapılmış, barkın iç duvarları ölünün yaşarken katıldığı savaş sahnelerini gösteren resimlerle süslenmiştir. Ayrıca mezarın veya mezar yapısının üstüne Balballar dikilmiş, sıradan kişilerin mezarlarına da, belirli olması için tümsek biçimi verilmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;">Arap dünyasında mezar taşı yoktur. Ölünün toprakla bütünleşmesi ve zaman içinde kaybolması istenir. Kutsanması günahtır. Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın san’at eseri hâline getirilecek kadar süslenmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da görülmektedir. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da mezarlara ölenlerin sevdiği eşyalar bile konmaktadır. Gelin ve genç kızların mezarları tel ve duvaklarla süslenmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>KURBAN</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Göktanrı inancında kanlı kurbanlardan başka bir de kansız kurbanlar vardır. Saçı, yalma, yani ağaçlara veya kamın davuluna bağlanan paçavralar, ateşe yağ atma, tözlerin ağızlarını yağlama ve kımız serpme gibi törenler bu kansız kurbanlardır. Kansız kurbanların en önemlisi ruhlara bağışlanarak başı-boş salıverilen hayvanlardır. Bu tür kurbanlara eski Türkler “ıduk” demişlerdir. Bunun kelime karşılığı “salıverilmiş”, “gönderilmiş” demektir. Terim olarak “tanrıya gönderilmiş, tanrıya bağışlanmış hayvan” anlamını taşır. Anadolu’da da ağaçlara çaput bağlama kafesteki kuşların salıverilmesi hâlen sürdürülen gelenekler arasındadır.<br />
<strong><br />
ÖLÜM</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanizm’de köpek ruhun yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir. Sıradan bir kişi bu ruhu görürse bu onun pek yakında öleceğine işaret sayılır. Anadolu’da günümüzde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır. Köpeklerin bâzı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır. Köpekler duyular dışı algılamalarıyla nasıl ki depremleri önceden haber veriyorlarsa bir evden ölü çıkacağını da önceden hissedebilmekte ve uluyarak duyurabilmektedirler.</p>
<p style="text-align:justify;">Şaman dünyasında ölüme inanılmadığı için Anadolu’da çoğunlukla “öldü” kelimesi kullanılmaz. Ruhun ölmediğini vurgulamak için, “Göçtü”, “Dünya değiştirdi”, “Hakk’a yürüdü” gibi anlatımlar kullanılır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>DEDE – ŞAMAN</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Anadolu’da dede olmanın temel koşulu dede soyundan gelmektir. Şamanlar’da da durum aynı idi. Gerek dedelik gerek Şamanlık’ın soydan gelme dinsel özelliği dışında, seçiliş şekilleriyle, kıyafetleriyle, gördükleri hizmetlerle ve kendilerine gösterilen sevgi ve saygıda, bu denli zaman aralığına rağmen aralarında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır. Dedeler de Şamanlar gibi tamamen hâfızaya dayalı zengin halk şiirini, nefesleri, duaları ve sözlü halk geleneğini nesilden nesile aktaran iletişim organları gibidirler. Şamanlar gibi dedelerin de hastalıkları iyileştiren olağanüstü güçleri olduğuna inanılır. Şaman kendi çocukları arasında Şamanlık’a en çok ilgisi olanı seçer ve geleceğe dayalı gizli bilgiyi de vererek yetiştirir. Bu durum aynen Anadolu Aleviliği’nde dede yetiştirme biçimine taşınmıştır. Şaman giysisindeki özellikler Bektaşî giysilerine de yansımıştır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>İÇKİ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şamanlar (kamlar), tanrılar ve koruyucu ruhlar için arak (rakı) saçı saçarlar, bu kansız kurban sayılır. Oysa İslâm’da içki içilmesi kesinlikle yasaklanmıştır. Eski Türk kültüründe içki içilmesi yaygın bir gelenektir. Özellikle düğünlerde ve mutlu günlerde müzik eşliğinde içki içilmesi geleneği vardır. İçki Şaman âyinlerinin de vazgeçilmez bir parçasıdır. Alevî ve Bektaşi tarikatlerinde içilen içkiye “içki”, “rakı”, “şarap” denilmeyip, şaşmaz bir kural olarak “tolu” veya “dolu” denilmesi ve içilen içkinin “dem” anlamına gelmesi benzerlik nedenlerini aydınlatmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>NAZAR</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Anadolu’da halk arasında “nazar” olgusu çok yaygın bir inançtır. Bâzı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bunların bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük yaptığına inanılır. Bunun önüne geçmek için “nazar boncuğu”, “deve boncuğu”, “göz boncuğu” v.s. takılır. Nazar olgusu da eski Türk inançlarındandır. Yine, istenmeyen bir olay duyulduğunda tahtaya el ile tokmak gibi üç kere vurulması da, kötülükten korunmak, kötü ruhların duymasını önlemek amacına yönelik eski bir Şaman inanışıdır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>KURŞUN DÖKME</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Kurşun Dökme de Şaman geleneklerinden kalan bir âdettir. Şamanlar bu ritüele “Kut Dökme” anlamına gelen “Kut Kuyma” adını vermişlerdi. İnsana musallat olan kötü ruhların olumsuz etkisini ortadan kaldırmaya yönelik olarak çok eski dönemlerde uygulanan sihir kökenli bir ritüeldi. Kurşun dökme, obsesyondan kurtarma yöntemlerinden biri olarak kullanılmış ve günümüzde de Anadolu’da halk gelenekleri arasında yaşamaya devam etmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>HALI – KİLİM DESENLERİ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şaman’ın üzerine giydiği giysiye yılan, akrep, çiyan, kunduz gibi yabanî ve zararlı hayvan şekilleri çizilerek onların kaçırılacağına inanılırdı. Bugün Anadolu’da Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim gibi örgüler Şaman giysilerinin izleri taşımaktadır. Türkmen halı ve kilimleri üzerindeki akrep, yılan, kırkayak gibi hayvan resimleri, eski Türk inanış ve geleneklerinden kalma özelliktir. Bunun amacının resmedilen hayvanları uzaklaştırmak olduğu kabûl edilir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>KÜMBETLER</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Anadolu’da yaygın mimarî yapılardan biri de kümbetlerdir. Bunların mimarîsine dikkat edilirse, karşıdan çadıra benzemektedirler. Yâni göçebe kültürü olan “çadır’ın mimarîye taşınmasıdır. Bu kümbetler aynı zamanda, Göktanrı inancından gelen gök kubbelerdir. Göğün mimariye “gök kubbe” olarak taşınmasıdır. Renk verilirken de, kubbelerin gökyüzünü andıran kısmı mavi olur. Bunun da, İslâm öncesi Göktanrı inancının mimarîye yansıması kabûl edilmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Tarih boyunca insanlığın tefekkürü Şamanizm, Hermetizm, Kabbala ve Epifani olmak üzere dört devre geçirmiştir. Budizm, Konfiçyüs dini ile Musevîlik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık bu dört tefekkürden ilham almış fakat ayrı bir yoldan insanlığı aydınlatmışlardır. Bu dört tefekkür bütün dinlerin dışında kalmış, insanlığı akıl ve hikmet, vicdan ve güzellik duygularıyla etkilemeye çalışmışlardır. Bu tefekkürler İslam âleminde tasavvuf kisvesiyle temelleşmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;">İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana hep var oluşunun nedenini sorguladı. Yeryüzünde olmanın mutluluğunu yaşadı ve ölümsüzlüğü araştırdı. İlkel çağda kurtuluşu gökyüzünde sihirde ve büyüde aradı, geliştikçe kavramsallık ön plâna çıktı. Kurtuluşu olacağını varsaydığı şeylere anlamlar atadı ve kutsallaştırdı. Kimya ile ölümsüzlüğe erişeceği ilaçları aradı ve Simya ön plana çıktı. Kurtuluş reçeteleri hep zâhiri dünyadan geldi. Elçiler tarih boyunca kendinden geçti ve varsayılan öbür âlemden mesajlar ilettiler. Sihir ve büyü binlerce yıldan bu yana hep var oldu. Ölümsüzlüğe erişme ya da ölümden sonra devam etme isteği onu semavi dinlerle birlikte bu dünyada dürüst olma, kurallara uyma ve ölümden sonra mükâfatlandırılma düşüncesine itti. Semboller ilk çağdan bu yana neredeyse hiç değişmedi, onlara hep benzer anlamlar verildi.</p>
<p style="text-align:justify;">Şaman inancındaki üçler, beşler, yediler, dokuzlar ve otuz üçler sembolizmaları, yedi basamaklı merdivenler, hayat ağaçları bugünün akl-ı selîmin ve bilimselliğin ön plânda olduğu düşünce sistemlerinde de yerlerini korudular. Günümüzde simyanın yerini kimya, sihirin yerini bilim aldı, tıp öbür dünyaya geçiş olarak varsayılan trans durumunu bilimsellikle târif etti. Genetik yapının keşfi ile ilâhî programın ilk satırları deşifre edilmeye başlandı.</p>
<p style="text-align:justify;">Ancak sonsuz büyük uzayda büyük patlama ile oluşan yaşam süreci içinde varoluşun özünü hareketin ve dönüşümün oluşturduğu belki de henüz tam anlamı ile algılanamadı. İçinde yaşadığımız uzayda her şey her an hareket ediyor ve değişiyor. Evren, galaksiler, güneşler, gezegenler ve tabii ki dünyamızdaki canlılar ve insanlar. Evrenin mekanizmasını sürekli hareket ve değişim oluşturuyor. Canlılar için doğum, yaşam ve ölüm de bu büyük değişim sürecinin bir parçası. Her canlı için hareket sağlığı, durma ise çürümeyi getiriyor. O hâlde ne mutlu gerçeği aramak için çalışanlara, yerinde durmadan araştıranlara ve mücadele edenlere.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong><br />
Şamanizm – Türkler’in İslamiyetten Önceki Dini; Etik Yayınları, Şubat 2000; Cemal ŞENER<br />
Okültizm – Tarih Boyunca Gizli Bilimler; Ege Meta Yayınları, 1996; M.Reşat GÜNER<br />
İlkel Mitoloji – Tanrının Maskeleri; İmge Kitabevi, Şubat 1992; Joseph CAMPBELL<br />
Düşünce Tarihi; Varlık Yayınları, Ekim 1963; Orhan HANÇERLİOĞLU<br />
Türk Mitolojisinin Anahtarları; Kabalcı Yayınevi, Haziran 2002; Yaşar ÇORUHLU<br />
Şamanizm; Okyanus Yayıncılık, 1996; Nevill Drury<br />
Oyun ve Bügü – Türk Kültüründe Oyun Kavramı; YKY, Ağustos 2003; Metin AND<br />
Türklerin Kültür Kökenleri; Sınır Ötesi Yayınları, Temmuz 2002; Ergun CANDAN<br />
Şamanizm; İmge Kitabevi, Kasım 1999; Mircea ELIADE<br />
Türklerin Dini Tarihi; Rağbet Yayınları, Mart 2003; Ü. GÜNAY, H. GÜNGÖR<br />
Türk Tarihinin Sosyolojisi; IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Temmuz 2003; Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN<br />
Tanrı’nın Türkleri; Kafkas Basın Yayın A.Ş. 2003; Semih Tufan GÜLALTAY<br />
Semboller ve Yorumları; Zafer Matbaası, Nisan 2000; Necmettin ERSOY<br />
Eski Tür İnançları ve Şamanizm; Anahtar Kitap Yayınevi, Ocak 2003; Esat KORKMAZ</p>
</div>
<p>Kategorisi: <a title="Türk Dini kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/turk-dini/">Türk Dini</a> &#124; Etiketlendi: <a rel="tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/ata/">ata</a>, <a rel="tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/dini/">dini</a>, <a rel="tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/goktanri/">göktanrı</a>, <a rel="tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/turk/">türk</a>, <a rel="tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/turklerin/">türklerin</a>, <a rel="tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/saman/">şaman</a>, <a rel="tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/samani/">şamani</a>, <a rel="tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/samanist/">şamanist</a>, <a rel="tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/samanizm/">şamanizm</a>, <a rel="tag" href="http://tr.wordpress.com/tag/samanlar/">şamanlar</a> &#124; <a title="Türklerin Ata Dini Şaman için yapılan yorumlar" href="http://soycular.wordpress.com/2009/09/21/turklerin-ata-dini-saman/#respond">» yorum bırak;</a></p>
</div>
<div id="post-50">
<h2><a title="İçimizdeki Sinsi Düşman Akp’den Alevilere Bir Ayrımcılık Daha" rel="bookmark" href="http://soycular.wordpress.com/2009/09/08/icimizdeki-sinsi-dusman-akpden-alevilere-bir-ayrimcilik-daha/">İçimizdeki Sinsi Düşman Akp’den Alevilere Bir Ayrımcılık Daha</a></h2>
<div>Posted on 08 Sep 2009 by Uluğhan</div>
<div>
<div>
<p>Antakya’da Alevilere ait minibüs hatlarının tasfiye edilmesi halkın tepkisine neden oldu.<br />
Geçen aylarda Alevi kökenli hakemlere görev verilmemesi ile gündeme gelen Antakya’da bu seferde Alevilere ait minibüs hatlarının tasfiye edilmesi halkın tepkisine neden oldu. Alevilere ait hatları tasfiyeye yönelik uygulamayı protesto eden binlerce minibüs şoförü AKP’li Antakya Belediyesinin, hatları halk otobüslerine peşkeş çektiğini söyleyerek protesto gösterisi yaptı.</p>
<p>AKP’li Antakya Belediyesi, trafikle ilgili sorunları çözmek iddiasıyla minibüs duraklarının yerlerini değiştirdi. Çevre belediyeler ile köy minibüslerinin şehir dışından dolaşarak gitmelerini öngören değişiklik nedeniyle mağdur olan minibüs şoförleri ile emekçi halk isyan etti. Yolu trafiğe kapatarak Antakya Valiliği’ne yürüdü. 3 bin kişinin katıldığı eylemde ayrımcılığa neden olan uygulamanın kaldırılması istendi. “Çarşı güzergahına eşitlik istiyoruz” yazılı dövizler açan minibüs şoförleri, Alevilere ait hatları tasfiyeye yönelik uygulamayı protesto etti. AKP’li Antakya Belediyesinin, hatları halk otobüslerine peşkeş çektiğini söyledi.</p>
<p>Minibüs şoförlerinden Yusuf Miroğlu, “Bizim ekmeğimizle oynuyorlar, Antakya Belediyesi etnik ayrım yapıyor” dedi. Bu hatlarda çalışan kooperatiflerin hepsinin Alevi olduğuna dikkat çeken Miroğlu, “Bizi tasfiye edip, hatları kendi yandaşlarına peşkeş çekmeye çalışıyorlar. Bu oyuna izin vermeyeceğiz. Bu iş çözülene kadar trafiği kapatmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p style="text-align:justify;">Eylemler sürerken Antakya Valiliği tarafından sorunun çözümü için çalışma başlatıldığı açıklaması yapıldı.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bu da benim ilerleme raporum]]></title>
<link>http://kadinlarcesmesi.wordpress.com/2009/11/12/bu-da-benim-ilerleme-raporum/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 16:41:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>mezun</dc:creator>
<guid>http://kadinlarcesmesi.wordpress.com/2009/11/12/bu-da-benim-ilerleme-raporum/</guid>
<description><![CDATA[DÜN, dünya görüşümü, fikirlerimi, önyargılarımı bir kenara koyup, AK Parti hükümetinin icraatı ve öt]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>DÜN, dünya görüşümü, fikirlerimi, önyargılarımı bir kenara koyup, AK Parti hükümetinin icraatı ve öteki kurumların gidişatı konusunda kendimce bir “ilerleme raporu” hazırladım.<br />
Tabi “Kendimce” dediğime göre, sahip olduğum yargıları ne kadar kenara koyabildiğim sorgulanabilir.</p>
<p>Hayatını benim ve Hürriyet’in üzerinden kazanan bazı “kesin inançlıları” ikna etmemin mümkün olmadığını biliyorum.<br />
<!--more--><br />
Ben yine de tarafsız bir gözlemde bulunduğuma inanıyorum.</p>
<p>AK Parti hükümeti, PKK sorununu çözmek amacıyla başlattığı “demokratik açılımda” bana göre tarihi önemde iyi şeyler yapıyor. Henüz ortaya çok somut şeyler konmamakla birlikte, niyetin samimiyeti konusunda ikna olduğumu söyleyebilirim. Bu politikayı ben de destekliyorum.</p>
<p>* Ermeni açılımı konusundaki adımları da destekliyorum. O alanda da cesur ve önemli adımlar atıldı. Bu adımlar, Türkiye’nin dış dünyadaki imajının düzelmesine de yardımcı olacak.</p>
<p>* Ortadoğu politikalarında başarılı ve sonuç alıcı bir yol izlendiğine inanıyorum. Ancak, İsrail konusunda gereksiz bir sertleşmeye gidildiği görüşündeyim. Ayrıca bu konuda iç kamuoyunun haddinden fazla “ısıtılmasının” tehlikeli sonuçlar doğurabileceği endişesi taşıyorum.</p>
<p>* Ekonomik krizin yönetimine gelince. Finansal kurumlar düzeyinde, krizin “teğet geçtiği” düşüncesine katılıyorum. Türkiye’nin bu krizi gelişmiş birçok ülkeye göre daha az hasarla atlattığına inanıyorum.</p>
<p>Bunda 2001 krizi sırasında başarılan yeniden yapılanmanın etkisi olduğu kesin.</p>
<p>* Buna karşılık reel ekonomide ve ekonominin mikro alanlarında krizin bırakın teğet geçmeyi, damardan girdiğine inanıyorum. Vatandaşının günlük hayatta ekonomik krizden ağır biçimde etkilendiğini görüyorum.</p>
<p>* Türkiye’nin Batı’dan koptuğu tezine katılmıyorum. Ama Batı ile ilişkilerde, bu izlenimi verecek ve ilerde daha da derinleşebilecek bir üslup sorununun yaşandığına da kesin gözüyle bakıyorum.</p>
<p>* Askerin demokrasi üzerindeki vesayetinin kaldırılmasında çok önemli adımlar atıldı. Atılan adımlar sayesinde, Türkiye’nin asker-sivil ilişkilerinde sağlam bir konsensüse doğru gittiğini söyleyebilirim.</p>
<p>* Ancak, bazı gazetelerin ve köşe yazarlarının askeri eleştirmede “gurur kırıcı” sınırı aşmasının, ordunun psikolojisini olumsuz etkileyecek noktaya geldiğine inanıyorum. Başbakan’ın bu konudaki “ölçülü”, zaman zaman da “kollayıcı” bir üslup ve tutum sergilemesinin de çok iyi olduğu kanaatindeyim.</p>
<p>* Ergenekon davasının, devlet içindeki çetelerin temizlenmesi ve darbe niyetlerinin engellenmesi bakımından tarihi önemde bir dava olduğuna içtenlikle inanıyorum. Bu yapılanmanın tamamen çökertilmesi ve bir daha kimsenin böyle yollara tevessül etmemesi için sonuna kadar gidilmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>* Ancak bu dava sırasında yapılan çok vahim hukuk hatalarının, üzülerek davaya gölge düşürdüğünü gözlüyorum. Bu hataların, ilerde Türkiye’nin başına çok ağır İnsan Hakkı ihlalleri yargılamaları getireceğini tahmin ediyorum.</p>
<p>* Demokrasi üzerindeki askeri vesayet kalkarken, bu defa demokrasi üzerine çok ciddi bir “sivil vesayet” tehlikesinin çökmeye başladığına inanıyorum.</p>
<p>* Devletin çeşitli kademelerinde görev yapan bazı bürokratların ve kurumların, tıpkı askeri vesayet dönemlerinde olduğu gibi “durumdan vazife çıkararak” büyük haksızlıklar yaptıklarını, hukuk ihlallerine yol açtıklarını giderek daha çok örnekte görüyorum.</p>
<p>* Devletin özerk olması gereken bazı çok önemli kurumlarının son yıllarda aşırı derecede siyasallaştığını ve tarafsızlığını kaybederek, cezalandırma aracı haline dönüştüğünü gözlüyorum.</p>
<p>* Yargı üzerindeki baskıların giderek arttığına ve bağımsız karar verebilme imkânlarının azaldığına inanıyorum. Medyanın bir bölümünün yargı üzerinde insafsız bir baskı oluşturduğunu gözlüyorum.</p>
<p>* İllegal telefon dinlemeleri alabildiğine arttı. Ayrıca legal telefon dinlemelerinde de konuyla hiç ilgisi olmayan özel konuşmaların da dava dosyalarına konmaları, sızdırılmaları ile toplumun psikolojik dengesini sarsacak bir korku ortamı oluşturuldu. Bu korku artık iktidar yanlılarına bile sirayet eder hale geldi.</p>
<p>* Basın özgürlüğü konusundaki gelişmeleri ise fevkalade endişe verici buluyorum. Basın üzerindeki baskıların bazı alanlarda askeri rejimleri bile aratır hale geldiğine inanıyorum.</p>
<p>Evet, benim ilerleme raporum da bu.</p>
<p>Son derece samimi ve tarafsız bir duyguyla kaleme alınmıştır.</p>
<p>- Ertuğrul ÖZKÖK</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Başbakan milletin adını koysun]]></title>
<link>http://kadinlarcesmesi.wordpress.com/2009/11/12/basbakan-milletin-adini-koysun/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 16:38:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>mezun</dc:creator>
<guid>http://kadinlarcesmesi.wordpress.com/2009/11/12/basbakan-milletin-adini-koysun/</guid>
<description><![CDATA[aşbakan Erdoğan, Kürt açılımına tepki gelince yeniden “Tek millet” demeye başladı. Hatırlayalım; 200]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>aşbakan Erdoğan, Kürt açılımına tepki gelince yeniden “Tek millet” demeye başladı. Hatırlayalım; 2007 seçimlerinden önce de Türkiye’nin batı bölgelerinde “Tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak!” biçiminde afişler astırmıştı.<br />
Her şeye karşın; Sayın Erdoğan’ın yeniden millet kavramına dönmesini olumlu buluyorum. Şimdi tam da o kritik noktaya geldik: Bu millet hangi millettir?<br />
-İngiliz milleti mi. Amerikan milleti mi, Fransız milleti mi yoksa Türk milleti mi?</p>
<p><!--more--><br />
Başbakan Erdoğan kendi doğduğu yer olan Potamya’daki halka sorsun. “Siz hangi millettensiniz?’ diye… Gelecek cevap yüzde 99 “Biz Türk’üz.’ olacaktır. Adına Potamya da deseniz, Güneysu’da deseniz oradaki vatandaşlarımız Türk’tür. Ve Başbakan Tayyip Erdoğan da Türktür.<br />
Eğer Rizelilerin vereceği cevap yetersiz ise gidip Kasımpaşalılara sorsunlar. Kasımpaşa’dan da yüzde 99 oranında “Biz Türküz.’ cevabı çıkacaktır.<br />
Bu ülkenin adı Türkiye; bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti ise ikisinin temelinde de onu kuran milletin adı vardır: Türk milleti…</p>
<p><strong>AVRUPA ÖRNEĞİ</strong><br />
Başbakan Erdoğan’a akıl veren Fethullahçı -liberal ekip, Avrupa devletlerini yaratan gerçeği inatla görmezden geliyorlar. Avrupa devletleri, tek millet temeline dayanan devletlerdir. O tek yapı içinde etnik gruplar elbette vardır ama o yapılar millet olarak gösterilmezler, onlara milli kimlik verilmez. Tam aksine; millet içindeki etnik gruplar eğitimin ve ekonominin birleştirici gücüyle asimile edilirler. Fransız Krallığı içinde ‘Kelt-Bretonlar, Basklar, Burgundlar, Provanslar’ gibi etnik yapılar vardı ama bunlar eritilip Fransız milleti yaratıldı. ABD’de durum oraya gitmektedir. ABD milletine de “AMERİKAN’ denilir. 250′den fazla etnik grubun yaşadığı Amerika’da, en büyük grubu oluşturan İspanyol kökenlilere ABD’de resmi düzlemde hiçbir özel hak verilmemiştir. Yöneten; “Beyaz-Anglosakson-protestan’ grubudur. Bu grubun egemenliğine yönelik bir tehlikeye Amerikan hükümetinin asla izin vermeyeceğini Zbigniev Brzezinski dile getirmektedir.(Bu konunun ayrıntıları için şu kitabımızın Kimlik Tartışmaları bölümünü inceleyiniz: Yabancı Kaynaklara Göre TÜRK KİMLİĞİ)<br />
Türkiye’de ise nüfusun yüzde 85′ini oluşturan Türk milleti; etnik bir grupmuş gibi gösterilmek istenmektedir. Türk, bu ülkede yüksek çoğunluğu oluşturan kurucu kimliktir. Kurcu kimliği, temel kimliği, üst kimliği oluşturan Türk’ü, etnik bir grupla aynı sıraya sokmak; öbür etnik yapıları (Ve bilinçli biçimde de Kürtleri) Türk’ün seviyesine çıkartarak ona Türk’ten hak isteme ve kopma hakkı vermek gayesini taşır.<br />
Modern devletlerde coğrafi anlamda federalizm olsa da asla etnik federalizm olmamıştır ve olanlar da çökmüştür. Etnik federalizmin sonunun iç çatışma ve çöküş olduğunu Başbakan Erdoğan’a kim anlatacak acaba? Demokratikleşmeyi; ayrışmaya çevirmemek için Başbakan Erdoğan’ı doğru bilgi edinmeye davet ediyorum. ABD’deki veya Almanya’daki federasyonlar etnik olmaktan çok coğrafi nitelik taşır.</p>
<p><strong>BAHÇELİ’Yİ CİDDİYE ALIN</strong><br />
Dünkü yazımda hükümete, Afganistan-NATO modelini önermiştim. Önce güvenliği temin etmeye dayalı buradaki model, hükümetin Batılı ülkelerle görüşmesinde de elini kuvvetlendirebilir… Yok bu yol tutulmaz da Türkiye’nin çözülmesine yol açacak uygulamalar başlatılırsa; ortalık karışır.<br />
Türkiye’deki iki büyük siyasi gelenek vardır: CHP ve MHP çizgileri… Ülkemizin geleceğini ilgilendiren kararlar verilirken bu çizgiler elbette karşı görüşlerini ortaya koyacaklardır.<br />
MHP Lideri Bahçeli cumartesi günkü konuşmasında; ‘Hepsinin bileğini tek başımıza bükeriz, bunların hakkından tek başımıza geliriz. Biz büyük Türk milletiyiz. Ne oyuna geliriz ne oyun oynatırız.’ derken, Kürt açılımı konusunda hükümeti uyarıyordu.<br />
Bu konuşma gösteriyor ki AKP kurmayları, biz şu kadar oy aldık, istediğimizi yaparız derlerse; ortaya çıkacak manzara çok kötü olacaktır.<br />
Şimdi yeniden soruyorum AKP kurmaylarına: Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değdi mi? Ve Başbakan Erdoğan neden kendisini bağladı: ‘Neye mal olursa olsun…’ diyerek…<br />
Bilinmelidir ki ‘Hatadan dönmek de bir erdemdir.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[2009 PMYO Polis Meslek Yüksekokulları Sınav Sonuçları Açıklandı]]></title>
<link>http://kadinlarcesmesi.wordpress.com/2009/11/12/2009-pmyo-polis-meslek-yuksekokullari-sinav-sonuclari-aciklandi/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 16:12:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>mezun</dc:creator>
<guid>http://kadinlarcesmesi.wordpress.com/2009/11/12/2009-pmyo-polis-meslek-yuksekokullari-sinav-sonuclari-aciklandi/</guid>
<description><![CDATA[01 Kasım 2009 Pazar günü ÖSYM tarafından yapılan 2009 PMYO Polis Meslek Yüksekokulları Sınav Sonuçla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>01 Kasım 2009 Pazar günü ÖSYM tarafından yapılan 2009 PMYO Polis Meslek Yüksekokulları Sınav Sonuçları Açıklandı. Sınav Sonuçlarını öğrenmek için <a href="http://sonuc.osym.gov.tr/">BURAYA</a> tıklayabilirsiniz.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Logocu ile logolarınız hazır]]></title>
<link>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/11/12/yeni-logolarimiz/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 15:18:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihy</dc:creator>
<guid>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/11/12/yeni-logolarimiz/</guid>
<description><![CDATA[Bu tür logolar istiyorsanız http://logocu.co.cc/]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bu tür logolar istiyorsanız http://logocu.co.cc/]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Helal arama motoru ı'mhalal.com]]></title>
<link>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/11/12/helal-arama-motoru-imhalal-com/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 13:14:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihy</dc:creator>
<guid>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/11/12/helal-arama-motoru-imhalal-com/</guid>
<description><![CDATA[Son yıllarda Müslümanlar çok Internet üzerinde etkin olmuştur. Müslümanlar için araç olmaması onları]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Son yıllarda Müslümanlar çok Internet üzerinde etkin olmuştur. Müslümanlar için araç olmaması onları]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Manga, Eurovision 2010′a Yeşil Işık Yaktı]]></title>
<link>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/11/12/manga-eurovision-2010%e2%80%b2a-yesil-isik-yakti/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 13:04:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihy</dc:creator>
<guid>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/11/12/manga-eurovision-2010%e2%80%b2a-yesil-isik-yakti/</guid>
<description><![CDATA[Eurovision&#39;da başarılar şimdiden MTV Avrupa Müzik Ödülleri yarışmasında “Avrupa’nın en iyi sanat]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Eurovision&#39;da başarılar şimdiden MTV Avrupa Müzik Ödülleri yarışmasında “Avrupa’nın en iyi sanat]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çin malı telefonların özellikleri]]></title>
<link>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/11/06/cin-mali-telefonlarin-ozellikleri/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 18:37:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihy</dc:creator>
<guid>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/11/06/cin-mali-telefonlarin-ozellikleri/</guid>
<description><![CDATA[1.Çin malı bu ürünlerin malzeme kalitesi kötüdür 2.Bu ürünlerin hepsi aşağı yukarı aynı özelliklere ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[1.Çin malı bu ürünlerin malzeme kalitesi kötüdür 2.Bu ürünlerin hepsi aşağı yukarı aynı özelliklere ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MTV ödülü Manga'nın]]></title>
<link>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/11/06/mtv-odulu-manganin/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 18:23:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihy</dc:creator>
<guid>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/11/06/mtv-odulu-manganin/</guid>
<description><![CDATA[maNga BERLİN &#8211; Türk rock grubu Manga, MTV Avrupa Müzik Ödülleri töreninde &#8216;Avrupa&#8217;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[maNga BERLİN &#8211; Türk rock grubu Manga, MTV Avrupa Müzik Ödülleri töreninde &#8216;Avrupa&#8217;]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ASELSAN'DA SIR MÜHENDİS ÖLÜMLERİ!!! ]]></title>
<link>http://ulkumuz.wordpress.com/2009/11/06/aselsanda-sir-muhendis-olumleri/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 00:25:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>Türker</dc:creator>
<guid>http://ulkumuz.wordpress.com/2009/11/06/aselsanda-sir-muhendis-olumleri/</guid>
<description><![CDATA[  Aselsan`daki sır ölümlere bir yenisi daha eklendi. Bu da intihar olarak açıklandı. ASELSAN`ın Komu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span><em><img class="alignnone size-full wp-image-440" title="aselsan-4_by" src="http://ulkumuz.wordpress.com/files/2009/11/aselsan-4_by1.jpg" alt="aselsan-4_by" width="388" height="335" /></em></span></p>
<p><span><em> </em></span></p>
<p><span><em>Aselsan`daki sır ölümlere bir yenisi daha eklendi. Bu da intihar olarak açıklandı.</p>
<p>ASELSAN`ın Komuta Kontrol ve Haberleşme Yazılım Mühendisliği`nin uçak komuta kontrol merkezi bölümünde başarılı işlere imza atan genç mühendis Burhaneddin Volkan`ın, 3 arkadaşının şüpheli şekilde hayatlarını kaybetmesinin ardından kurumdan ayrıldığı ve yedek subay olarak vatani görevini yapmak üzere gittiği Ankara`daki birliğinde hayatını kaybettiği belirlendi.</p>
<p>ASELSAN`ın 3 başarılı mühendisinin ölümünün ardındaki sis perdesi bir türlü aydınlatılamazken, kurum mühendislerinin bir tanesinin daha şüpheli bir şekilde hayatını kaybettiği belirlendi.</p>
<p>ASELSAN`ın Komuta Kontrol ve Haberleşme Yazılım Mühendisliği`nin uçak komuta kontrol merkezi bölümünde başarılı işlere imza atan Hacettepeli genç mühendis Burhaneddin Volkan`ın, 3 arkadaşının şüpheli şekilde hayatlarını kaybetmesinin ardından kurumdan ayrıldığı ve yedek subay olarak vatani görevini yapmak üzere gittiği Ankara`daki birliğinde hayatını kaybettiği öğrenildi.</p>
<p>2005`TE ASELSAN`A GİRDİ</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra ASELSAN`a mühendis olarak giren ve burada uçak komuta kontrol merkezi bölümünde çalışan 8 mühendisten biri olan Volkan, kurum bünyesindeki 3 mühendisin şüpheli şekilde hayatını kaybetmesi üzerine endişeye kapılarak kurumdan ayrıldı.</p>
<p>Yedek subay olarak askere alınan Burhaneddin Volkan, önce Tuzla Piyade Okulu, ardından Ankara Kızılay`daki Bando Okullar Komutanlığı`ndaki birliğine gönderildi. Mühendis Burhaneddin Volkan, asteğmen rütbesi ile gittiği birliğinde nöbet esnasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.</p>
<p>Askeri yetkililer ailesine Volkan`ın intihar ettiğini bildirdiler.</p>
<p><strong>Aileye kışladan gelen telefonlarda hiç de iç açıcı şeyler anlatılmadı. </strong></p>
<p>8 Ekim 2007 günü hayatını kaybeden Burhaneddin Volkan`ın babası Mahmud Volkan, oğlunun ölümü ile ilgili Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı`na gerekli dilekçeleri sundu. Konunun aydınlatılmasını isteyen baba hiçbir sonuç alamadı. Savcılık`kovuşturmaya yer olmadığına` karar verdi. Aile bu karara Askeri İdare Mahkemesi nezdinde itiraz etti. Aile şimdi yargıdan gelecek son kararı bekliyor.</p>
<p>ASELSAN MÜHENDİSLERİNİN ÖLÜMÜ ŞÜPHELİ</p>
<p>2006-2007 yıllarında 6 ay içerisinde ASELSAN`da 3 mühendis şüpheli bir şekilde ölmüştü. İlk ölüm olayı 7 Ağustos 2006 tarihinde görülürken, 16 Ocak 2007 ve 26 Ocak 2007 tarihlerinde de iki vaka daha yaşandı. Ölen Hüseyin Başbilen, Ali Ünal ve Evrim Yançeken isimli 3 mühendis de ODTÜ mezunu ve ASELSAN`da gizli yürütülen silah projelerinde görev yapıyorlardı.</p>
<p>Bir dönem Aselsan`da çalışan mühendis asteğmen Zafer Oluk da görev yaptığı İstanbul 1. Zırhlı Tugay Komutanlığı`nda 2008 yılının Mayıs ayında hayatını kaybetmişti. Zafer Oluk`un elektrik kazası sonucu öldüğü açıklanmıştı. </em></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İKİ DİL BİR BAVUL]]></title>
<link>http://alasehirli.wordpress.com/2009/11/05/iki-dil-bir-bavul/</link>
<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 22:08:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>hzekisungur</dc:creator>
<guid>http://alasehirli.wordpress.com/2009/11/05/iki-dil-bir-bavul/</guid>
<description><![CDATA[İKİ DİL BİR bavul. Gündemde olan iki film var. Nefes ve İki Dil Bir bavul (İDBB), Nefes&#8217;i seyr]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>İKİ DİL BİR bavul.<br />
 Gündemde olan iki film var.<br />
 Nefes ve İki Dil Bir bavul (İDBB),<br />
 Nefes&#8217;i seyretmiş ve değerlendirmelerimi yazmıştım.<br />
 Dün İDBB u seyrettim,<br />
 Filmlerle ilgili haberleri takip edenler farkındadır Nefes Atatürk Cumhuriyet&#8217;çilerin, Ulus devletçilerin filmi diğeri ise bölücülerin, 2nci Cumhuriyet&#8217;çilerin.<br />
 Ikinci guruptakiler ya Nefes&#8217;ten hiç bahsetmiyorlar veya bahsetseler de araya mutlaka İDBB.yi de sıkıştırıyorlar.Filmin destekçilerinden birinin Uluslar arası Af Örgütü olması filmi ister istemez taraflı kılıyor.<br />
 Filimde ana tema Kürt&#8217;çenin ana dil Türkçe &#8216;nin ise yabancı dil olduğu.<br />
 Filmdeki 23 kutlamaları esnasında kütüphanesini düzenlediğimiz Yeniköy İlköğretim Okulundaki 23 Nisan Torenleri geldi aklıma Nisan.<br />
 Ne zaman Filmdeki köy okulunda YİÖO.da ki gibi 23 Nisan Torenleri düzenlenecek seviyeye ulaşılır o zaman Doğu ve Güney Doğu da her şey düzelir.<br />
 Filim açılımın okullardan ve köydeki vatandaşın Refah seviyesini yükseltecek ekonomik tedbirlerin alınmasıyla başlaması gerektiğini ve öncelikle kızların ve kadınları bilinçlendirmelisi gerektiğini açık ve net olarak ortaya koyuyor ..<br />
 Filmi Kürt Açılımı Kapsamında değerlendirdiğim zaman da açılımın adı Güney Doğu olmalı.<br />
 Filmi bu gözle seyrettiğim zaman da günün mana ve anlamına uygun bir film diye düşünüyorum.<br />
 Ama diğer gözle seyrederseniz Mahmur&#8217;dan ve terörist Kandil&#8217;den getirip dolaylı af etmeye devam.<br />
 O köydekiler kendi hallerinde ne halleri varsa Görsün.<br />
 Zaten istedikleri de bu değil mi?  </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Apo'yu MHP asmadı YALANI...]]></title>
<link>http://ulkumuz.wordpress.com/2009/11/04/apoyu-mhp-asmadi-yalani/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 10:34:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>Türker</dc:creator>
<guid>http://ulkumuz.wordpress.com/2009/11/04/apoyu-mhp-asmadi-yalani/</guid>
<description><![CDATA[STAR gazetesi 2000 yılında yapılan 3 lü koalisyon zirvesi sonucunda imzalanan bir belgeyi utanmadan ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>STAR gazetesi 2000 yılında yapılan 3 lü koalisyon zirvesi sonucunda imzalanan bir belgeyi utanmadan sıkılmadan arsızca tam sayfa halinde manşetten işte apoyu kurtaran belge diye yayınlamıştı.Araştırma yapmayan ,  balık hafızalı ,insanımız bu habere kanıp!  apo&#8217;yu idamdan MHP kurtardı zannetmişti ki hala zannedenler mevcuttur..Bu vatandaşlarımızın anlaması için bir belge daha ekliyoruz..o imzalanan belge apo&#8217;yu idamdan kurtaran belge değildir.İmzalan belgenin neden imzalandığı aşağıda detaylarıyla açıklanmıştır..Bu belgedeki açıklamaya rağmen hala apo&#8217;yu MHP asmadı diyen çıkarsa kalsın kendisini boğaz köprüsünden aşağı atsın <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><strong>unutmayın</strong> o belge imzalandıktan sonra AIHM kararına rağmen idam cezasının kaldırılıp kaldırılmaması TBMM de oylanmış ve MHP haricinde bütün milletvekilleri apo itinin idamının kalkması için evet demiştir.Bunun içinde o dönem fazilet partisinden ayrılıp mecliste grup kuran 40 Akpartili milletvekili de dahildir.Bugün bu imralıdaki o.ç nun asılmaması sizi rahatsız etmiyorsa bu belge hakkında yorum yapmayın!<a>Read More</a></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-432" title="idam2" src="http://ulkumuz.wordpress.com/files/2009/11/idam2.jpg" alt="idam2" width="457" height="627" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[apo itinin idamını kim kaldırdı? İşte diğer ispatı]]></title>
<link>http://ulkumuz.wordpress.com/2009/11/03/apo-itinin-idamini-kim-kaldirdi-iste-diger-ispati/</link>
<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 19:14:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>Türker</dc:creator>
<guid>http://ulkumuz.wordpress.com/2009/11/03/apo-itinin-idamini-kim-kaldirdi-iste-diger-ispati/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-427" title="idam" src="http://ulkumuz.wordpress.com/files/2009/11/idam.jpg" alt="idam" width="500" height="407" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Alt tuşunun marifetleri ☺]]></title>
<link>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/10/27/alt-tusunun-marifetleri-%e2%98%ba/</link>
<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 13:00:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihy</dc:creator>
<guid>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/10/27/alt-tusunun-marifetleri-%e2%98%ba/</guid>
<description><![CDATA[Alt-0128 € Alt-0129 � Alt-0130 ‚ Alt-0131 ƒ Alt-0132 „ Alt-0133 … Alt-0134 ‪ Alt-0135 ‡ Alt-0136 ˆ A]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Alt-0128 € Alt-0129 � Alt-0130 ‚ Alt-0131 ƒ Alt-0132 „ Alt-0133 … Alt-0134 ‪ Alt-0135 ‡ Alt-0136 ˆ A]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Google'dan müzik arama motoru(Google music search)]]></title>
<link>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/10/23/googledan-muzik-arama-motorugoogle-music-search/</link>
<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 08:27:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihy</dc:creator>
<guid>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/10/23/googledan-muzik-arama-motorugoogle-music-search/</guid>
<description><![CDATA[Google kısa zaman içinde Google Audio isimli arama servisini aktif hale getirecek. (beklenen lansman]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Google kısa zaman içinde Google Audio isimli arama servisini aktif hale getirecek. (beklenen lansman]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nefes Filmi]]></title>
<link>http://alasehirli.wordpress.com/2009/10/22/nefes-filmi/</link>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 13:02:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>hzekisungur</dc:creator>
<guid>http://alasehirli.wordpress.com/2009/10/22/nefes-filmi/</guid>
<description><![CDATA[NEFES FİLMİ Biraz önce Nefes filmini seyrettim. Size bu filmi seyretmenizi söylemeyeceğim. Çünkü çoğ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>NEFES FİLMİ<br />
 Biraz önce Nefes filmini seyrettim.<br />
 Size bu filmi seyretmenizi söylemeyeceğim.<br />
 Çünkü çoğunuz bu filmi yaşadınız, bir bölümünüz destek verdiniz, bir bölümünüz duydunuz, dinlediniz, hissettiniz.Düşündükçe kahroldunuz, ettiğiniz yemine sadık kalmak için şehit oldunuz, yaralandınız gazi oldunuz ..<br />
 Ama bunları yaşamayanlar, yaşamayı bırak hissetmeyenler, duymayanlar, ilgilenmeyenler, sırça köşklerinde Yan gelip yatanlar,<br />
 Sonra Kürt açılımı diye bu vatanı satmaya çalışanlar,<br />
 bölenler,<br />
 siyasetçiler,<br />
 Gazeteciler,<br />
 yazarlar<br />
 dönekler,<br />
 ikinci cumhuriyetçiler,<br />
 Liberal geçinen sosyal faşistler,<br />
 dinciler,<br />
 Dağdan inen eşkiyayı salıverenler,<br />
 Lanet Olsun, Lanet Olsun, Lanet Olsun, Lanet Olsun, LANET, LANET, LANET, LANET, LANET &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; &#8230; ..<br />
 Gidin görün göz yaşlarından sonra lanet okumayı unutmayın, kime mi yukarıda yazdıklarıma ve sizin ilave edeceklerinize.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yemekteyiz Öğrenci Evi gülmekten kırıp geçiriyor]]></title>
<link>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/10/22/yemekteyiz-ogrenci-evi-gulmekten-kirip-geciriyor/</link>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 10:20:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihy</dc:creator>
<guid>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/10/22/yemekteyiz-ogrenci-evi-gulmekten-kirip-geciriyor/</guid>
<description><![CDATA[Daha önce fragmanıyla Facebook kullanıcılarını kasıp kavuran Yemekteyiz Öğrenci Evi birinci bölümüyl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Daha önce fragmanıyla Facebook kullanıcılarını kasıp kavuran Yemekteyiz Öğrenci Evi birinci bölümüyl]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Google grip arayacak]]></title>
<link>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/10/22/google-grip-arayacak/</link>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 10:05:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihy</dc:creator>
<guid>http://ikadioweb.wordpress.com/2009/10/22/google-grip-arayacak/</guid>
<description><![CDATA[Amerikalı internet devi Google’ın yeni başlattığı hizmetle grip salgınının Avrupa’daki seyri interne]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Amerikalı internet devi Google’ın yeni başlattığı hizmetle grip salgınının Avrupa’daki seyri interne]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mıhellemi Açılımı]]></title>
<link>http://alasehirli.wordpress.com/2009/10/19/mihellemi-acilimi/</link>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 10:21:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>hzekisungur</dc:creator>
<guid>http://alasehirli.wordpress.com/2009/10/19/mihellemi-acilimi/</guid>
<description><![CDATA[MIHELLEMİ Açılımı   17 EKİM 2009 Tarihli Milliyet gazetesindeki bir haber. Bakan Günay&#8217;dan, Mı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>MIHELLEMİ Açılımı<br />
  17 EKİM 2009 Tarihli Milliyet gazetesindeki bir haber.<br />
 Bakan Günay&#8217;dan, Mıhellemi açılımı.<br />
 Ne yapmış Bakan Mıhellemi&#8217;ce köyünün eski ismini Habsnas&#8217;ı kullanmış adresi olarak.<br />
 Haberdeki fotoğrafla zarfın üzerindeki adresteki yazılım hatalarına dikkatinizi çekerim.<br />
 Medeniyetler yerine MedeniyetYer yazmışlar,<br />
  Midyat yerine Midya yazılmış,<br />
  Haberin içindeki adresle zarfın üzerindeki adres anlamsýz ve farklı<br />
 Dinler Diller &#8230;&#8230;&#8230;<br />
 Kültür Bakanı ile veda etti eski köy adları ile uğraşacağına önce personeline Türkçe öğretsin</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
