<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>hamilelik &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/hamilelik/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "hamilelik"</description>
	<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 11:08:15 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[A'dan Z'ye Gebelik]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/29/adan-zye-gebelik/</link>
<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 16:10:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/29/adan-zye-gebelik/</guid>
<description><![CDATA[A&#8217;dan Z&#8217;ye Gebeliğiniz Boyunca Yapmanız Ve Yapmamanız Gerekenler 29 Kasım 2009 Pazar Ve ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[A&#8217;dan Z&#8217;ye Gebeliğiniz Boyunca Yapmanız Ve Yapmamanız Gerekenler 29 Kasım 2009 Pazar Ve ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Adet gecikmesi, hamilelik, nedenleri, çözümü]]></title>
<link>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/23/adet-gecikmesi-hamilelik-nedenleri-cozumu/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 13:43:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>kalbimcity</dc:creator>
<guid>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/23/adet-gecikmesi-hamilelik-nedenleri-cozumu/</guid>
<description><![CDATA[Adet gecikmesi, adet düzensizliği nedir, adet gecikmesi nedenleri, adet gecikmesi ve hamilelik Adet ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div>Adet gecikmesi, adet düzensizliği nedir, adet gecikmesi nedenleri, adet gecikmesi ve hamilelik</div>
<div>Adet Gecikmesi Nedir<br />
Normal adet gören bir kadında siklüsler fizyolojik olarak 21-35 gün arasında değişir. Bir adet siklüsünün 35 günden uzun sürmesi durumunda adet gecikmesinden bahsedilir. Ancak çok sık karşılaşılan bir durum olan adetlerin birkaç gün gecikmesi bir sorun olarak algılanmamalı. Adet gecikmesinin ne zaman ciddiye alınması gerektiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi’nden Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ebru Füsun Akbay’ın verdiği bilgilere göre, yılda bir iki kez adet gecikmesi olabilir ancak adet düzensizliği 2-3 ay devam ederse doktor tarafından değerlendirilmelidir.</div>
<p>Adet düzensizliği nedir?<br />
Her kadının yaşamı boyunca zaman zaman adet kanamalarında düzensizlikler olabilir. Adet düzensizliği diyebilmek için bu durumun yineleyici nitelikte olması gerekir. Aşağıdaki durumlarda adet düzensizliğinden söz edilebilir. Adet düzensizliği adet kanamasının ritminin, miktarının ya da her ikisinin birden bozulmasıdır.</p>
<p>Adet Gecikmesi Nedenleri<br />
Adet gecikmesinin en sık görülen nedenini yumurtanın geliştiği folikülün çatlamaması sonucu ortaya çıkan bir durum oluşturur. Aslında kadınların bir çoğu yılda bir siklüs yumurtanın çatlamaması durumunu yaşarlar.</p>
<p>Fizyolojik olan bu durum pek çok kez birkaç günlük adet gecikmesine yol açtığı için kadınlar tarafından fark edilmez. Adet gecikmesinde ilk olarak akla gelmesi gereken şey ise gebeliktir. Adet gecikmesi fizyolojik olan bu durumlar dışında yumurtalıklarda gelişebilecek endometriozis kistleri, yumurtalıkların iyi ve kötü huylu tümörleri gibi patolojik kistik oluşumlarda da görülebilir.</p>
<p>Bazı hormonal denge bozukluklarında ilk belirti adet gecikmesi şeklinde olabilir. Bu grup hastalıklar çok çeşitlidir. En sık rastlananları ise polikistik over sendromu, tiroid bezi fonksiyon bozuklukları ve süt hormonu olarak bilinen prolaktin hormonu salgı bozukluklarıdır. Bu hormon bozuklukları arasında adet düzensizliklerine en sık yol açan durumu ise polikistik over sendromu oluşturur.</p>
<p>Her Adet Gecikmesi Mutlaka Gebelik Midir? Hamile miyim?<br />
Her adet gecikmesinde cinsel yönden aktif olan doğurganlık çağındaki kadının  ilk önce yapması gereken hamilelik olmadığının test ile tespit edilmesidir. Adet gecikmeleri ve anormal adet kanamaları mutlaka ilk önce gebeliği  akla getirmelidir</p>
<p>Hamilelik dışında adet gecikmesine neden olabilecek başka nedenler de  vardır;</p>
<p>Hastalık: Çeşitli sistemik ve dahili hastalıklar  adet gecikmelerine neden olabilir.</p>
<p>Stres, sıkıntı : Sıkıntı,üzüntü, depresyon ve benzeri duygusal değişiklikler  gecikmelere yol açabilir.</p>
<p>Yaş: Yeni adet görmeye başlamış ergenlik çağındaki genç kızlar ya da menopoza yaklaşmış kadınlarda adet gecikmeleri doğal  olabilir.</p>
<p>Egzersiz: Yoğun yapılan spor ve egzersizler de adette gecikmelere neden olabilir.</p>
<p>Ani kilo artışı ya da kilo kaybı  sıklıkla regl de gecikme yaratabilir.</p>
<p>Adet Gecikmesi Nasıl Tedavi Edilir?<br />
Tedavi şekli, bulunan patolojiye göre değişir. Tiroid hormonu yetersizliğine bağlı durumlarda tiroid hormonu verilir. Prolaktin hormonunun yüksek düzeyde salgılandığı durumlarda, salgılamayı kesici ilaçlar verilir. Polikistik over sendromunda ise sadece kilo vermeyle bile adetler düzene girebilir. Ayrıca progesteron hormonu veya doğum kontrol haplarıyla da tedavi mümkün olabiliyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hamilelikte Diş Çürükleri]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/22/hamilelikte-dis-curukleri/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 12:58:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/22/hamilelikte-dis-curukleri/</guid>
<description><![CDATA[Hamilelikte Diş Çürükleri Artar mı? 22 Kasım 2009 Pazar  Hamileliğe bağlı olarak meydana gelen hormo]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hamilelikte Diş Çürükleri Artar mı? 22 Kasım 2009 Pazar  Hamileliğe bağlı olarak meydana gelen hormo]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Boş gebelik]]></title>
<link>http://blogcuanne.com/2009/11/17/bos-gebelik/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 07:29:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
<guid>http://blogcuanne.com/2009/11/17/bos-gebelik/</guid>
<description><![CDATA[Fotoğraf: Baby Center Daha önce benim başıma da gelen ve bu vesileyle aslında bilinenden çok daha sı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_2858" class="wp-caption alignleft" style="width: 208px"><a href="http://www.babycenter.com.ph/pregnancy/antenatalhealth/scans/blightedovum/"><img class="size-full wp-image-2858" title="BlightedOvum" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/11/blightedovum.jpg" alt="" width="198" height="198" /></a><p class="wp-caption-text">Fotoğraf: Baby Center</p></div>
<p>Daha önce benim başıma da gelen ve bu vesileyle aslında bilinenden çok daha sık rastlandığını öğrendiğim bir konuyu anne adaylarına ya da hamile kalmayı planlayanlara faydalı olacağı düşüncesiyle paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Çocuk yapmaya karar verip de altyapı çalışmalarını başlattığımız zamanlarda, yani yaklaşık bundan dört sene önce, ilk denememizde tutturmuştuk. Reglim gecikince test yapmıştım, iki çizgi oradaydı. Çok sevinmekle beraber bu kadar kolay olmasına da şaşırmıştık açıkçası.</p>
<p>Nitekim o kadar kolay değilmiş, en azından bizim durumumuzda olmadı&#8230;</p>
<p><!--more Devamı için tıklayın.--></p>
<p>Yaklaşık on gün sonra uçuk pembe başlayan ancak gitgide artan hafif bir kanamam oldu. Hemen doktoru aradık. Gebelikte hiçbir kanamanın normal olmadığını, ultrasona girmemiz gerektiğini söyledi. Apar topar gittik. Ultrasonu yapan teknisyen (Amerika&#8217;da ultrasonun genelde teknisyenler tarafından yapıldığını söylemiştim) görünürde kese olduğunu, ancak içinde bebek olmadığını ve bu durumun altı haftalık bir gebelik için anormal olduğunu söyleyerek doktorun daha çok bilgi vereceğini söyledi.</p>
<p>Nitekim doktorla konuştuk. Kan aldılar, hamilelik hormonu olan HcG&#8217;nin seviyesinin altı haftalık bir gebelikte olması gerekenden daha düşük olduğunu gördüler. Testi iki gün sonra tekrarladığımızda oldukça büyük bir hızda yükselmesi gereken HcG&#8217;nin düşmekte olduğunu, dolayısıyla gebeliğin ilerlemediğini öğrendik.</p>
<p>Karar verilmişti: Bu gebelik geriye doğru gidiyordu ve ya kendiliğinden düşecek, ya da kürtaj olmam gerekecekti. Neyse ki henüz çok erken dönemde olduğum için kendiliğinden düştü de kürtaja gerek kalmadı.</p>
<div id="attachment_2861" class="wp-caption alignright" style="width: 242px"><a href="http://www.dml.co.nz/hbook/5a7b0ab.htm"><img class="size-medium wp-image-2861" title="hcg" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/11/hcg.jpeg?w=232" alt="" width="232" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">HcG hormonunu ile ilgili daha fazla (İngilizce) açıklama için resme tıklayın.</p></div>
<p>Hamile olduğumu öğreneli sadece on gün olmuştu. Ancak o on günde bile acayip havasına girmiştik olayın. Dolayısıyla böyle bir kayıp beni de, Deniz&#8217;in Babası&#8217;nı da çok sarstı.</p>
<p>Ondan sonra neler oldu? Şiddetli kanamayla geçen yaklaşık bir on gün yaşadım. Doktor vücudumun dinlenmesi ve toparlanması için üç regl dönemi geçirmemi (yani üç ay beklememizi) önerdi. (Anladığım kadarıyla bu bekleme süreci doktordan doktora değişiyor, kimisi bir sonraki siklusta denenebileceğini söylüyor). Biz doktorumun dediğini yaptık ve üç ay sonra yeniden denemeye başladık. Ondan da üç ay sonra da yine tutturduk ve ortaya Deniz çıktı.</p>
<p>Doktorum boş gebelik (İngilizcede Blighted Ovum) denilen bu olayın aslında bilinenden çok daha sık rastlandığını, günümüzde gebelik testlerinin hassasiyetleri yüzünden gebeliğin çok daha erken öğrenildiğini ve böylece bu tür “kayıpların” da artık daha çok farkına varıldığını söyledi. Düşündüm de… Hakikaten, hamile kalmayı planlamıyor olsak belki de hemen test yapmayacak, dolayısıyla gebe olduğumu bilmeyecek, sadece reglimin geciktiğini düşünecek, on gün sonra da şiddetli bir regl dönemi geçirdiğime kanaat getirecektim.</p>
<p>Her ne kadar doktor bu olayın bilinenden daha sık yaşandığını ve herkesin başına gelebileceğini söylediyse de ister istemez kafaya taktım. Deniz’e hamile kaldığımda, özellikle de ilk zamanlarda devamlı bir <em>“Acaba kanamam olacak mı?”</em> şüphesiyle tuvalete koşturduğumu hatırlıyorum. Hâlbuki bunun bir kere başınıza gelmiş olması tekrarlayacağı anlamına gelmiyormuş.</p>
<p>Amerikan Hastanesi’nde kadın doğum uzmanı olan Dr. Alper Mumcu bu konuya <a href="http://www.mumcu.com/html/article.php?sid=114" target="_blank">web sitesinde çok güzel değinmiş</a>. Okumanızı tavsiye ederim.</p>
<p>Bir başka kadın doğum uzmanı olan Dr. Kağan Kocatepe de, gerek Deniz’de, gerekse şimdiki ikinci hamileliğimde yaşadığım bir başka olaya açıklık getirmiş.</p>
<p>Boş gebelik olayını yaşadığımdaki kanama da, geçirdiğim ağrılar da normal bir reglden biraz daha şiddetli olmakla birlikte çok da farklı değildi. Her zaman yaşadığım bel ağrısı biraz daha fazlaydı sadece o kadar.</p>
<p>Her iki hamileliğimde de ne zaman regl benzeri bel ağrısı çeksem <em>“Hayırdır, kanamam mı olacak?!”</em> diye tuvalete koştum. Meğer Dr. Kocatepe’nin <a href="http://www.gebelik.org/dosyalar/haftalar/hafta8.html" target="_blank">web sitesindeki bu açıklamaya göre</a>, gebe kadının rahmi gebelik öncesi dönemin alışkanlıklarını sürdürerek adet kanamasına denk gelen günlerde, adet sancılarına benzer kramp tarzı ağrılar oluşmasına ve hatta bazen kanama bile olmasına neden olabilirmiş. Gerçekte gebelik devam etmekte ise de rahim ise sanki adet kanaması olacakmışçasına kurulu bir saat gibi zamanı geldiğinde kasılmaktaymış. Birçok anne adayını endişelendiren bu durum üçüncü aydan itibaren büyük olasılıkla normale dönecek olsa bile çok az anne adayında her ay belli zamanlarda kramp tarzı sancılar devam edebilirmiş. Sanırım ben de bu çok az sayıdaki anne adaylarından biriyim.</p>
<p>Boş gebelik konusuna dönecek olursak… Gebeliğin kaybı, erken de olsa, geç de, üzücü… Ne kadar geç, o kadar yıkıcı. Ben başlarda olmama rağmen ve vücudum kendi kendine iyileşmesine rağmen çok etkilenmiştim. Keşke kimse yaşamasa…</p>
<p><a href="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/11/blightedovum2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2866" title="BlightedOvum2" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/11/blightedovum2.jpg?w=300" alt="" width="210" height="210" /></a>Amerika’da doktorlar çoğunlukla gebeliğin sekizinci haftasından önce sizi görmüyorlar. Türkiye’de ise doktorlar gebeleri hemen gördükleri için ve erken ultrasonla boş gebeliklerin teşhisi mümkün olduğu için sanırım daha kolay oluyor adını koyabilmek. Bizim yaşadığımız gibi kötü sürprizler daha az oluyor belki de…</p>
<p>Ben Deniz’de de, bu hamileliğimde de HcG hormonunu yükseldiğinden emin olana ve bebeğin kalp atışını görene kadar çok sevinmedim. Hep “<em>Hele bir kalp atışını görelim de…”</em> düşüncesi oldu içimde. Ne zamanki görmekle kalmayıp bir de gümbürtüsünü duydum, işte o zaman anladım ki her şey yolunda.</p>
<p>İnsan vücudu ne tuhaf. Kadın vücudu –erkekler kusura bakmasın ama- daha da üstün. Bir ay önce hiçbir şey yokken, al sen, bit kadar şeyi bebeğe çevir. Bebeğe çevrilemeyeceğini düşünüyorsan da <em>“Bu olmaz, yenisini verin” </em>deyip at. Ne garip…</p>
<p><em><strong>Not</strong>: Dr. Alper Mumcu&#8217;nun ve Dr. Kağan Kocatepe&#8217;nin web sitelerinden <a href="http://blogcuanne.com/2009/10/21/hamileyiz-biz-baby-centerin-hik-demis-burnundan-dusmus/#comment-625" target="_blank">haberdar olmamı sağlayan annelere</a> teşekkür ederim. </em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hamileyken Bebeğin Zekasını Geliştirin]]></title>
<link>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/16/hamileyken-bebegin-zekasini-gelistirin/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 19:11:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>kalbimcity</dc:creator>
<guid>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/16/hamileyken-bebegin-zekasini-gelistirin/</guid>
<description><![CDATA[Kalıtımla birlikte gelen genetik unsurların yanı sıra; hamilelik döneminde bebeğe müzik dinletmek, y]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kalıtımla birlikte gelen genetik unsurların yanı sıra; hamilelik döneminde bebeğe müzik dinletmek, yeteri kadar kilo almak, düzenli beslenmek ve spor yapmak gibi bebeğin gelişimini de etkileyen bir çok unsur vardır. Bunları sıralayacak olursak;</p>
<p>Beslenmenize dikkat edin</p>
<p>Hamilelikte beslenme zekâ gelişimindeki en önemli unsurdur. Özellikle sinirsel gelişimde önemli bir rol oynadığından annelerin düzenli ve çeşitli yiyecek gruplarından beslenmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Çok fazla kilo almayın</p>
<p>Alınan kilo miktarı bebeğin ağırlığını, dolayısıyla da beynin büyüklüğünü ve zekâsını etkilediğinden, vücut ağırlığınızın %20’si kadar kilo alınmanız yeterli olacaktır.</p>
<p>Düzenli spor yapın</p>
<p>Gebelik sırasında düzenli egzersiz yaparak vücuttaki oksijen akışı hızlandırılmalıdır. Bu sayede bebeğinize giden oksijen miktarını artırabileceksiniz.</p>
<p>Tiroid beziniz yeterli çalıştığını kontrol edin</p>
<p>Annenin tiroid bezi hormonları bebeğinizin beyin gelişimi üzerinde direkt etkilidir. Bu nedenle gebelik öncesi ve gebeliğinizde tiroid bezi hormonlarınızı kontrol ettiriniz.</p>
<p>Tuzunuzu seçin</p>
<p>İyotlu tuz kullanın.</p>
<p>Omega-3 Kullanın</p>
<p>Gebeliğin son üç ayı ve emzirme döneminizde omega-3 kullanın.</p>
<p>Dişlerinizi kontrolden geçirin</p>
<p>Hamilelik döneminde diş rahatsızlığı geçiren anneler prematüre ya da düşük kilolu bebek dünyaya getirme riski taşıdıklarından ve prematüre doğan bebeklerde öğrenme ve gelişim safhalarında güçlük çektiğinden arada bir diş hekimine gidilmelidir.</p>
<p>Demir ilacı alın</p>
<p>Demir alımı bebeğin entelektüel potansiyelini artırdığından ve hamilelik döneminde yeterli demir alımı asla gıdalarla sağlanamadığından her gün demir içeren tabletlerden içilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Rahat ve huzurlu olmaya çalışın</p>
<p>Bebeğin algıları henüz doğmadan önce başar ve dolayısıyla kendini iyi hisseden bir annenin karnındaki bebekte mutlu olur.</p>
<p>En az 6 ay bebeğinizi emzirin</p>
<p>Anne sütünün içeriği sabit değildir ve bebeğin yaşına en uygun olan özellikleri içerir. Prematüre bebeğin annesinin sütü prematüre bebeğe, 1 aylık bebeğin anne sütü 1 aylık bebeğe, 3 aylık bebeğin anne sütü 3 aylık bebeğe uygundur.<br />
Dolayısıyla, bebekliğinde emzirilen çocukların zekâ seviyeleri hazır mamayla beslenenlere göre daha fazladır.</p>
<p>Bebeğiniz ile her fırsatta iletişim kurun</p>
<p>Bebeğiniz ile olan iletişiminiz anne karnında başlamaktadır. Doğduktan sonra ise bu durum en üst seviyeye çıkmaktadır. Bu nedenle mümkün olan her fırsatta bebeğiniz ile düzgün bir dille konuşun, ona dokunu ve sevginizi gösterin, hissettirin. Yaklaşık 4. aydan sonrada ona bir birey gibi davranmaya başlayın.</p>
<p>Müzik dinletin</p>
<p>Bebeğinizi anne karnında ve doğum sonrasında size göre doğru olan bir müzik türünü dinletiniz. Bu şekilde bebeklerin daha hızlı geliştikleri bilinmektedir.</p>
<p>Jin.Dr.Oktay Kaymak &#8211; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />
Kaynak: www.kucukinsan.com</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hamilelikte Mide Bulantısını Azaltmak İçin]]></title>
<link>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/15/hamilelikte-mide-bulantisini-azaltmak-icin/</link>
<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 16:00:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>kalbimcity</dc:creator>
<guid>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/15/hamilelikte-mide-bulantisini-azaltmak-icin/</guid>
<description><![CDATA[Hamilelikte Mide Bulantısını Azaltmak İçin Hamilelerin en büyük sıkıntılarından biri de mide bulantı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Hamilelikte Mide Bulantısını Azaltmak İçin</p>
<p>Hamilelerin en büyük sıkıntılarından biri de mide bulantıları. Mide bulantıları gebeliğin 5-6. haftasında başlıyor ve daha çok sabahları görülüyor. Bu bulantılar ilk 3 ay devam edip daha sonra azalıyor. Bulantıların şiddeti gebeler arasında farklılık gösterebiliyor.</p>
<p>Sema Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Gülnihal Bülbül hamilelikte mide bulantılarını azaltmak İçin tavsiyelerde bulundu.</p>
<p>• Mideniz boş kalmasın; çünkü boş mide, bulantı hissini daha da kötüleştiriyor. Günde üç ana öğün yerine az miktarlarda ama sık aralıklarla yiyin.</p>
<p>• Aşırı yemek yemeyin.</p>
<p>• Yemekten hemen sonra dişlerinizi fırçalamayın.</p>
<p>• Sabah bulantıları için yataktan kalkmadan önce bir miktar tuzlu çubuk kraker yiyin. Birkaç dakika sindirilmesini bekledikten sonra yataktan yavaşça doğrulun.</p>
<p>• Sizi rahatsız eden koku ve tatlardan uzak durun. Portakal suyu, süt, kahve ve çay genellikle bulantıyı kötüleştirir.</p>
<p>• Susuz kalmayın, bol miktarda sıvı için. Bunun için gazsız ve taze hazırlanmış içecekleri tercih edin.</p>
<p>• Sindirilmesi güç olduğundan bulantı meydana getiren yağlı ve kızartılmış besinlerden sakının.</p>
<p>• Bulantınızı artırabilecekleri için ilk üç ayda demir hapları kullanmayın. İlk üç ay için bunları almak zaten şart değil.</p>
<p>• İstirahat edin; stres ve yorgunluk bulantıyı kötüleştiriyor.</p>
<p>Kusma çok şiddetli ve su kaybı fazla olduğunda yatak istirahatı ve bol sıvı tüketiminin önemli olduğunu söyleyen Dr. Gülnihal Bülbül, özellikle bulantı ve kusmalarla geçen günlerde beslenememenin bebeğe hiçbir zarar vermediğini belirtti. &#8220;Bu dönemde bebek kendi beslenme kesesiyle yeterince beslendiği için anne adayının bu konuda kaygılanmamasını tavsiye ediyorum ve her kadının bu dönemde kendi keşfiyle bulacağı, tolere edeceği, mide bulantısını azaltacak yiyecekler var&#8221; dedi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Son günlerde kendimi hiç anaç hissetmiyorum.]]></title>
<link>http://hazirmiyim.wordpress.com/2009/11/12/son-gunlerde-kendimi-hic-anac-hissetmiyorum/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 14:18:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>Hazırlıksız</dc:creator>
<guid>http://hazirmiyim.wordpress.com/2009/11/12/son-gunlerde-kendimi-hic-anac-hissetmiyorum/</guid>
<description><![CDATA[Bu web günlüğünü tutmaya başladığım zamandan bu yana, ruh halimin kaydı tutulsaydı herhalde şöyle bi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bu web günlüğünü tutmaya başladığım zamandan bu yana, ruh halimin kaydı tutulsaydı herhalde şöyle bi]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hamile Kalmak İçin Çok Seks Gereklimi?]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/11/hamile-kalmak-iin-ok-seks-gereklimi/</link>
<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 17:03:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/11/hamile-kalmak-iin-ok-seks-gereklimi/</guid>
<description><![CDATA[Hamile Kalmak İçin Çok Seks Yapmak Şartmı? 11 Kasım 2009 Çarşamba Gebe kalmada zamanlama çok önemlid]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hamile Kalmak İçin Çok Seks Yapmak Şartmı? 11 Kasım 2009 Çarşamba Gebe kalmada zamanlama çok önemlid]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Evlilere Balayı İçin Püf Noktalar]]></title>
<link>http://asiturks.wordpress.com/2009/11/10/evlilere-balayi-icin-puf-noktalar/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 17:46:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>asiturks</dc:creator>
<guid>http://asiturks.wordpress.com/2009/11/10/evlilere-balayi-icin-puf-noktalar/</guid>
<description><![CDATA[Evlilere Balayı İçin Püf Noktalar Bunu iyi yapılmış bir iş için ödül olarak kabul edin. Bir yılınızı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><img class="alignnone size-full wp-image-6" title="df-150x150" src="http://asiturks.wordpress.com/files/2009/11/df-150x150.jpg" alt="df-150x150" width="150" height="150" /></p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">Evlilere Balayı İçin Püf Noktalar</p>
<p style="text-align:center;">Bunu iyi yapılmış bir iş için ödül olarak kabul edin. Bir yılınızı insanın hayatındaki en özenli olaylardan birini planlayarak harcadınız; yüzlerce lira harcadınız; kıyafet provaları ve davetiyeleri doldurma zahmetine girdiniz; düğüm merasimini bayılmadan başardınız; kabul törenini bile başardınız… Şimdi dinlenme, eğlenme ve yeni eşinizi daha iyi tanıma zamanı. Tek gücünüzün yeteceği şehrin dışında bir gecelik bir tatilse bu elbette mümkün olmayacaktır. Değerli sevgilinizle romantik ömür boyu bir maceraya çıkmak isteyeceksiniz. Ve bunu başarmak için balayını planlamaya uzun bir zaman ayıracaksınız. Evet, biraz daha planlamayla karşı karşıyasınız, fakat balayını görünürde tutun, her şey yolunda gidecek. Tünelin sonunda ışık var, gördünüz mü? Hayır, bu bir tren değil.</p>
<p style="text-align:center;">Geleneksel olarak balayınız genel düğün bütçenizin bir kısmı olarak düşünülmez, çünkü genelde aile ve arkadaşlar ya da her ikisinden bir hediyedir. Diğer yandan, tüm düğün masraflarınızı kendi kendinize ödüyorsanız bunu düğün bütçenize eklememeniz için bir neden yok; bu özel ödüle göz kulak olmak düğünün diğer masraflarını kontrol etmenize yardımcı olacaktır, özellikle de bütçe öldürücü olarak bilinen evlilik resepsiyonunu. Esasen, eğer bütçenizi biliyorsanız balayına ne kadar harcayabileceğinizi bilirsiniz. Bütçe ayırmanız gereken diğer şeyler:</p>
<p style="text-align:center;">• Pasaport (gerekiyorsa)<br />
• Ulaşım<br />
• Seyahat acentesi ücreti<br />
• Kişisel giysiler<br />
• Çocuk ya da evcil hayvan bakımı(gerekiyorsa)<br />
• Kalacak yer<br />
• Yemekler<br />
• Etkinlikler<br />
• Bahşişler<br />
• Para harcama</p>
<p style="text-align:center;">Mali bakımdan zaten düğün için borca giriyorsanız biraz daha fazla ayırıp özenli bir balayına gitmek çok fazla dokunmayacaktır. Diğer yandan, eğer sınırlı miktarda biriktirdiklerinizle çalışıyorsanız balayı para kaynağınız da eşit ölçüde sınırlı olabilir. Limitler seçeneklerinizdir. Bütçeniz darsa ve kayak yapmak istiyorsanız İsviçre Alpleri yerine Uludağ’da kayak yapabilirsiniz. Fakat sevdiğinizle birlikte olduktan sonra bu önemli değil, değil mi? Kayak için nereye giderseniz gidin, sevdiğinizle birbirinize sokulacağınız ve yanan ateşin başında sıcak çikolata içeceğiniz bol bol fırsatınız olacaktır.</p>
<p style="text-align:center;">Elbette bu sakin ve ölü sezon oranlarının avantajlarından yararlanma seçeneklerini önemsemez. Biraz para biriktirebilmeniz için düğün planınızı balayında gideceğiniz yere göre planlamanızı söylemiyoruz. Fakat yine de, belki olabilir. Otel işletmecileri ve ulaşımcıların çoğu yoğun sezonda oranlarını büyük ölçüde arttırırlar. İyi kapitalistler olarak mümkün olduğunca çok para kazanmaya çalışırlar. Bu sizin için iyi bir haber değil fakat sizden bu şekilde faydalanacaklarsa siz neden onlardan faydalanmayasınız? Ölü sezon oranları, özellikle konaklama için, yoğun sezondan %40–50 daha azdır. Neye gücünüzün yeteceğine karar verirken bunu göz önünde bulundurabilirsiniz.Bu kararı verdikten sonraki seçeneğiniz nereye gitmek istediğinize karar vermektir. Bu düşündüğünüzden daha zor olabilir, çünkü yeni eşinizin farklı cennet fikirleri olabilir ve siz de yemekten otel odasına kadar her şeyin yolunda olmasını istersiniz. Yurtdışına çıkmayı düşünüyorsanız, sevgiliniz Karayip Adalarına gitmek isterken siz Havai’ye gitmeyi tercih edebilirsiniz. Açıkça, bu konuyu konuşmalısınız. Eğer kumsal size uygun değilse deniz yolculuğuna ne dersiniz? Örneğin Amerika’nın tüm limanlarını dolaşabilirsiniz. Kayaktan bahsettik, fakat keşfedebileceğiniz daha pek çok dağ ortamı var. Doğal ortamlarında ayı ya da geyik görmek hoş olmaz mı? Eğer maceraya meraklıysanız köpüklü su sal gezisi nasıl olur? Yunuslarla sıçramaya ne dersiniz? Torunlarınız muhtemelen torunlarına balayı için uzay istasyonuna gitmekten bahsediyor olacaklarken, sizin de torunlarınıza anlatacak bir şeyiniz olur.</p>
<div style="text-align:center;">En Tutkulu Şekilde Nasıl Öpüşülür</div>
<p style="text-align:center;">Öpüşme deyip geçmeyin. Cinselliğin en önemli ve belki de en etkileyici kısmı… Bunun için size özel bir rehber hazırladık; işte tutkulu öpüşme kılavuzu…</p>
<p style="text-align:center;"><strong>SEKSİ BİR NEFES<br />
</strong>İlk önce çok hafif bir dokunuşla dudaklarınızla dudaklarına dokunun, sonra başınızı eğip ona sokulun. Dudaklarınızla dudaklarını ısıttıktan sonra, sıra onları dilinizin ucuyla yalamaya geldi. En son, hafifçe üfleyerek, dudaklarını serinletin. “Dudaklarınızı dudaklarına hafifçe sürterseniz, sevgilinizin heyecanlandığını göreceksiniz” diyor “The Kissing Book” (Öpüşme Kitabı) adlı kitabında yazar Tomima Edmark. “Sonra hava vererek dudaklarının nemini alırsanız, hisleri gerçekten doruğa ulaşacaktır” diye ekliyor.</p>
<p style="text-align:center;">27 yaşındaki E., sevgilisinin öpüşünü bakın nasıl anlatıyor: “Hiçbir zaman öpüşmeyi aceleye getirmez. Islak dudaklarını ve dilini dudaklarımda gezdirir. Bu, onu daha fazla</p>
<p style="text-align:center;"><strong>VAKUM ÖPÜCÜĞÜ</strong><br />
Bu cesur hareket sevgilinize patronun kim olduğunu gösterecek. Parmağınızla dudaklarının çevresini çizin (üst dudaktan başlayarak alt dudakta bitirin). Alt dudağına indiğinizde, onu baş parmak ve işaret parmağınızın arasında toplayın (çocukların küsme hareketi gibi). Sonra, başını daha yakına çekerek, daha önce parmaklarınızla tuttuğunuz dudağını şimdi dudaklarınızla kavrayın. “Parmaklarınızın dokunuşu dudaklarınızınkinden daha serttir ve sevgilinizde fırtınalı duygular uyandırır” diyor William Cane, “The Art Of Kissing” (Öpüşme Sanatı) adlı kitabında.</p>
<p style="text-align:center;"><img title="df" src="http://bekliyorumseni.com/wp-content/uploads/2009/11/df-150x150.jpg" alt="df" width="150" height="150" /></p>
<p style="text-align:center;"><strong>SENKRONİZE NEFES<br />
</strong>Bu hareket, onu nefessiz bırakacak. Dudaklarınızı sevgilinizin dudaklarıyla birleştirin ve derin nefes alın. Hareketi yavaş tutun ki, aranızdaki nefes alışverişi sert olup, akciğerlerindeki havayı vakum gibi çekmesin! Bu hareket sırasında onun katılımına da ihtiyaç duyacaksınız, o yüzden başlamadan önce ne yapmak istediğinizi ona anlatın.</p>
<p style="text-align:center;">Ağzındaki havayı yavaşça çektikten sonra, nefes verip, bu kez kendi nefesinizi ona verin. “Bu hareketin başarısı senkronize olmanıza bağlı.” diyor Cane.</p>
<p style="text-align:center;"><strong>VAMP KADIN</strong><br />
Sevgilinizin boynuna doğru eğilirken, etini dişlerinizin arasına alıp bırakın. Unutmayın, erkeklerin yüzde 80′i acılı seksi sever. Uyarılınca, vücudunuz endorfin salgılar ve bu hormon acıyı hissetmenizi bloke eder. 26 yaşındaki S: “Boşalmaya yakınken, daha sert hareketlere ihtiyacım var. Sevgilim ‘Benimsin’ dercesine dişlerini etlerime geçirirken, aklım başımdan gidiyor” diyor.</p>
<p style="text-align:center;"><strong>EMMENİN GÜCÜ</strong><br />
Bu öpüşme stili erkeğiniz için son derece uyarıcı. Başınızı hafifçe arkaya kaldırın. Sevgilinizin üst dudağını dudaklarınızın arasında kavrayın, sonra başınızın yerini değiştirerek, ondan sizin alt dudağınıza aynı şeyi yapmasını isteyin. Önce hafif dokunarak, sonra daha ateşli, sonra yine hafif öpüşün ki, bu hız değişimleri onu daha fazla heyecanlandırsın. Başınızı bir yandan diğer yana çevirerek, alt dudaklarınızdan, üst dudaklarınıza geçirin. Eski Hint inancına göre, üst dudağı klitorise bağlayan bir sinir yolu vardır.</p>
<p style="text-align:center;"><strong>DONDURMA HAYALİ<br />
</strong>Romantik bir yemek sonrasında bir dondurma ve bir kahve ikram edin. Ağzınızı kahveyle ısıtıp, ona sıcak bir öpüşme sürprizi yapın. Sevgilinizin ağzını ısıttıktan sonra, kendi ağzınıza bir kaşık dondurma alın ve bu sefer ağzını buzlu dilinizle soğutun. “Sıcak soğuk değişimi sinir uçlarını harekete geçirir. Bu, orgazma benzeyen bir histir” diyor Cane. 29 yaşındaki M., bu hissi ilk defa yaşadığında neler hissettiğini itiraf etti: “Sevgilimle ben bu öpüşmeyi şans eseri bir barda keşfettik. Ben buzlu bir viski istemiştim, o ise sıcak çikolata. Sıcak dudaklarıyla buz gibi dilime dokunurken, kalbimin daha hızlı atmaya başladığını hissettim. Ne zaman viski içsem, aklıma o gece geliyor.”</p>
<p style="text-align:center;"><strong>HAZİNE AVCISI</strong><br />
Bu tekniği erojen bölgelerini keşfederken kullanabilirsiniz. Boyun ve köprücük kemiği arasındaki yerle başlayın. Dilinizle ufak daireler çizerek, vücudunun diğer yerlerine de geçin. Reaksiyonlarına dikkat edin. Hangi bölgesine dokunurken daha çok heyecanlandığını görün ve dilinizle bütün vücudunu gezdikten sonra, dönüş yolunda oralara daha fazla ilgi gösterin. “Erojen noktalar sadece erkekten erkeğe değişmez, aynı zamanda günden güne de değişebilir” diyor Cane. Öpücüklerle bu gizli yerleri kolayca keşfedebilirsiniz. Her defasında gizli bir hazine bulma şansınız var.</p>
<p style="text-align:center;"><strong>İÇTEN ÖPÜŞME<br />
</strong>Bir dahaki sefere onu öptüğünüzde dilinizi, damağından başlayıp, ağzının ta arkalarına kadar geçirin. Sonra, dilinizi yumuşak tutarak dişlerinin arka duvarlarını süpürün. Aynı hareketi alt dişleri için tekrarlayın. Son olarak dilinizi tamamen onunkine dolayın. “Bu hareketin sihirli bir gücü var, çünkü ağzının her santimini dilinizle geziyorsunuz. Sıradan bir öpüşmede ağzın birçok tarafı keşfedilmezken, bu öpüşme sırasında yeni zevk noktaları keşfedebilirsiniz” diyor Cane.</p>
<p style="text-align:center;"><strong>ELEKTRİK ŞOKU</strong><br />
Boynuna dokunurken hafifçe mırıldanırsanız, zevkten uçtuğunuzu belirtmek için yeterli olacaktır. “Sesiniz teninde hissedebildiği bir titreşim oluşturur” diyor Edmark. Ağzınızı, çenesinin başladığı yere yerleştirin ve boynuna dokunurken çeşitli sesler çıkarın. Çıkardığınız sesleri çeşitlendirmeniz vücudunda ateşli hisler uyandıracaktır.</p>
<p style="text-align:center;"><strong>EROTİK İTİŞME<br />
</strong>Sevişme sırasında erkeğinizin yaptığı her itme hareketiyle heyecanı daha çok artar. Aynı çarpıcı sonuçları bu hareketin dudak dudağa versiyonundan elde edebilirsiniz. Kapalı dudaklarınızı dilinizle aşın, sonra, aynı sevişme sırasındaki gibi, dilinizle içeri-dışarı hareketine başlayın. “Bunu sevgilimle bir kez sevişmeye başlarken denedim. Hareketi son derece seksi buldu. Ağzımla yaptığımız bu hareketi aynı anda basen bölgemizle yapıyorduk. Orgazma yaklaşırken ağız hareketinden vazgeçmek zorunda kaldık. Bağırmaya yakınken, dil hareketlerimize devam etmek pek kolay olmayacaktı” diyor 29 yaşındaki Selen.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[16. hafta: Biri beni tekmeliyor]]></title>
<link>http://blogcuanne.com/2009/11/10/16-hafta-biri-beni-tekmeliyor/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 16:47:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
<guid>http://blogcuanne.com/2009/11/10/16-hafta-biri-beni-tekmeliyor/</guid>
<description><![CDATA[Hamileliğin en güzel olayını yaşamaya başladım bu hafta. Hayır, iddia ediyorum dünyanın en güzel ola]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2694" title="16" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/11/16.png?w=149" alt="16" width="149" height="150" />Hamileliğin en güzel olayını yaşamaya başladım bu hafta. Hayır, iddia ediyorum dünyanın en güzel olayı: bebeğin tekmelemesi&#8230;</p>
<p>Aslında pek de tekmeleme denemez. 11 santim uzunluğunda, 140 gram ağırlığında bir şey sizi tekmelese ne olur, yumruklasa ne olur? Daha çok sanki içimde baloncuklar pıt pıt patlıyormuş, minicik bir çubuk beni dürtüyormuş gibi bir şey. Daha önceden yaşadığım için bunların neye dönüşeceğini çok iyi biliyorum, an gelecek &#8220;Dur oğlum, bir izin ver uyuyayım&#8221; diyeceğim. (İki Numara&#8217;nın da erkek olacağını <a href="http://blogcuanne.com/2009/11/06/bir-erkek-daha-imdat/" target="_blank">söylemiştim</a>.)</p>
<p><!--more Devamı için tıklayın.--></p>
<p><strong>Nefes darlığı </strong></p>
<p>İlk üç ayın geride kalmasıyla birlikte bu aralar söylenecek pek bir şey bulamıyorum. Nefes darlığı dışında&#8230; Özellikle sabahları başlayan ve beni halsiz bırakan bir kalp çarpıntısı ve nefes yetersizliği durumu söz konusu. Her ne kadar doktor nefes yetersizliğinin normal olduğunu söylese de demir ilacına başlamamı tavsiye etti. Zaten bende kansızlık var, üstüne bir de bebeğe kan yetiştirmeye çalışan kalbim yetişemiyor garibim.</p>
<p>Bu demir ilacı olayına pek de sıcak bakmadığımı itiraf etmeliyim. Hâlihazırda tıkanık olan bağırsaklarım daha da tıkanıp çimento kıvamına dönüşecek. Ancak halsizlik çekilecek gibi değil, tam da Deniz’i okula yetiştirmeye çalıştığım, Paphia’yı tuvalete çıkardığım, marketten iki üç parça bir şeyler almaya koşturduğum saatlerde oflaya poflaya gezmek hiç hoş olmuyor.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-2717 alignright" title="16hafta2" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/11/16hafta2.jpg?w=300" alt="16hafta2" width="240" height="180" /></p>
<p>İleri doğru fırlayan göbeğim artık saklanamayacak duruma geldi. Hatta görenler dokunmaya bile başladı. Tabii, ne de olsa orta malı!</p>
<p>Giderek büyüyen göbeğimin yaratmış olduğu başka bir dezavantaj da ayakkabılarımı bağlamama izin vermemesi. Aksi gibi tüm ayakkabılarım bağcıklı. Deniz’in Babası çoğu zaman imdadıma yetişiyor, ama o yoksa eğilip de ayakkabılarımı bağlamam için çeşitli yoga figürleri yapmam gerekiyor. Kış aylarında hamile olmak ne zormuş. Miami’yi özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Nerede o şıpadak terlikle gezdiğim günler!</p>
<p><strong>İçeride neler oluyor?</strong></p>
<p>Doktorun ölçümlerine göre 11 santim uzunluğunda, 140 gram ağırlığında olan iki numara şu an bir avokado büyüklüğündeymiş. Her ne kadar hareketlerini pıtırcık şeklinde hissetsem de bu haftaki doktor randevumuz sırasındaki ultrason boyunca hareketleri boks niteliğindeydi. Bir sağ kroşe, sonra bir sol! Sanki &#8220;Heey, pişşşt, ben buradayım!&#8221; demeye çalışırmış gibi.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2719" title="16hafta" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/11/16hafta.jpg?w=300" alt="16hafta" width="240" height="180" />Zavallı yavrucak testlere tabi tutulmaya devam ediyor. Geçen hafta dörtlü test için kan verdim, sonuçlarını bu hafta sonuna doğru alacağız. Ultrason sırasında her şey normal göründüğü için endişelenecek bir şey olmadığını düşünüyoruz. Yaklaşık bir ay sonra detaylı ultrason için randevumuz da var. Bebeği bu kadar sık görmek iyi hoş ama alışık değilim. Giderek bir tutku haline gelebilir. Ulu şahsiyet Tom Cruise da evine bir ultrason makinası almıştı ya&#8230;</p>
<p>&#8211;</p>
<p><em>Daha önce: <a href="http://blogcuanne.com/hafta-hafta-blogcu-gebe/15-hafta-kontrollu-kilo-alimi/" target="_blank">15. hafta &#8211; Kontrollü (?) kilo alımı</a></em></p>
<p><em>Sonraki: <a href="http://blogcuanne.com/2009/11/17/17-hafta-pitirtilar-iteklemelere-donusuyor/" target="_blank">17. hafta &#8211; Pıtırtılar iteklemelere dönüşüyor.</a></em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Heryerden Haber]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/09/heryerden-haber/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 17:01:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/09/heryerden-haber/</guid>
<description><![CDATA[Heryerden Haber, Heryerden Haberiniz Olsun, Haberler, Haber Oku, Türkiye’den ve Dünyadan Güncel Habe]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Heryerden Haber, Heryerden Haberiniz Olsun, Haberler, Haber Oku, Türkiye’den ve Dünyadan Güncel Habe]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gebelikte Yumurtalık Kistleri]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/09/gebelikte-yumurtalik-kistleri/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 16:29:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/11/09/gebelikte-yumurtalik-kistleri/</guid>
<description><![CDATA[Gebelikte Yumurtalık Kistleri 09 Kasım 2009 Pazartesi Yumurtalık (over ) kistleri gebelik öncesi dön]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Gebelikte Yumurtalık Kistleri 09 Kasım 2009 Pazartesi Yumurtalık (over ) kistleri gebelik öncesi dön]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ve doğum!]]></title>
<link>http://ikinumara.wordpress.com/2009/11/07/ve-dogum/</link>
<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 12:06:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulusturkmen</dc:creator>
<guid>http://ikinumara.wordpress.com/2009/11/07/ve-dogum/</guid>
<description><![CDATA[Pazartesi 2 kasım, rutin doktor randevusu.  Doktora tam bir saattir kasılmasız, devamlı, ama belirgi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-641" title="Aslı!" src="http://ikinumara.wordpress.com/files/2009/11/mslhnzrdgmsn.jpg" alt="Aslı!" width="425" height="273" /><br />
Pazartesi 2 kasım, rutin doktor randevusu.  Doktora tam bir saattir kasılmasız, devamlı, ama belirgin bir ağrı çekmekte olduğumu söylüyorum. Doktor iki kez üst üste NST’ye bağlıyor beni. Rahim ağzında hafif bir yumuşama varmış ama önemsizmiş. “Gece sancı artarsa arayın” diyor. Aynı akşam oğlumun okul toplantısına gidiyorum, yaya olarak. Hava nasıl da soğumuş! Düşünüyorum da, artık manikür, pedikür gibi işleri bekletmemem gerekiyor. Ne hikmetse gidip bir de fön çektiriyorum kuaförde.</p>
<p>Gece hafif bir kasılmayla uyanıyorum. Saat altı olmuştur diye kalkıyorum, meğer daha üçmüş. Uykuya dalamıyorum, sıcak bir duş almaya karar veriyorum. Duşun ardından bir kasılma daha. Eşimi uyandırıyorum, doktora telefon etmeye gerek var mı emin bile değilim. Utana sıkıla arayıp anlatıyorum durumu, “kusura bakmayın rahatsız ettim” diye. Doktor, acile gitmemi ve kontrol ettirmemi istiyor. Barış’ı yalnız bırakamayacağımızdan baba evde kalıyor, ben tek başıma biniyorum taksiye.</p>
<p>Beni hemşirelere götüren temizlik görevlisiyle asansörde kısa bir konuşma yapıyoruz: “İşiniz zor” diyorum ona, “bu domuz gribi yüzünden en çok siz risk altındasınız”. “Sormayın” diyor adam, “sabahtan beri kaç vaka geldi buraya, şimdiden kapıp kapmadığımı merak ediyorum”!</p>
<p>Bebek bakmanın en zor kısmı -benim için- gece uykusuz kalmak olduğundan, “bari kız bugün doğsa da bu gece uykusuz kaldığıma değse” diye düşünüyorum.<br />
NST’de 5 dakikada bir kasılmam olduğu ortaya çıkıyor. Yatışım yapılıyor, ama sancı artmadığı sürece beklemedeyim. Annemi eve çağırıyoruz, sabah Barış’ı okula hazırlasın diye. Kocam hastaneye geliyor, refakatçi yatağına kıvrılıp uyuyor. Ben de dinlenmeye çalışıyorum.</p>
<p>Sabah doktor geliyor. “Kasılmalar başlamış ama henüz latent dediğimiz pasif sancılanma evresindesiniz”, diyor, “yani açılma yok, bebek doğum kanalına yerleşmemiş. Öte yandan, hala dönmediği için ben sezaryen planlıyorum. Bebek 39. haftasında. İsterseniz, sizi yormamak adına eve gönderip bir-iki gün daha beklemek yerine bugün alabiliriz bebeği”.<br />
Hiç itiraz etmiyorum. Benim tek itirazım sezaryene idi, ama kız ters geliyor, doktor da başka müdahale yapmıyor. Ne yaparsınız?</p>
<p><strong>Sezaryen: Tarlada doğursam daha mı iyiymiş?</strong></p>
<p>Kahvaltımı yapmış olduğumdan en erken akşamüzeri ameliyat edilebileceğim söyleniyor bana. Ama birkaç dakika sonra bir hemşire geliyor ve telaşla şöyle diyor: “Şu anda ameliyathane boş. Eğer isterseniz sizi hemen alabiliriz, hadi acele edelim!”<br />
Doğumun o gün olacağı ve o akşamüzeri olacağı fikirlerini sindirmeye çalışırken birden “haydi hop, şimdi!” moduna geçmek beni farkında olmadan germiş olmalı. Gerçi memnunum halimden ama, biraz fazla hızlı gidiyoruz…</p>
<p>Önce doğumhanenin yanındaki odaya alınıyorum, ortam hala olabildiğince “şirin”.<br />
Elime kateter takıyorlar. İğneye olan hassasiyetim yüzünden canım yanınca tansiyonum düşüyor ve koca göbekli bedenimi yan yatırmak zorunda kalıyorlar (zor iş, karın kaslarım çalışmadığı için lambır-lumbur hareket ediliyor, öte yandan hızlı olmaya çalışıyoruz…) Sırtıma epidüral için kateter takılması lazım, anestezist “yatay pozisyonda da yapabilirim ama dik durmanız benim için daha iyiydi” diyor. Bir şey ters gitmesin diye ne yapıp edip dikiliyorum. Kateter takılınca koca göbekli bedenimi bir başka yatağa aktarıyoruz ve şirin bebek katını terk edip asansörle ameliyat katına iniyoruz.</p>
<p>Burası birkaç derece daha soğuk. Üzerimde klasik ameliyat önlüğü: Neresinden nereye bağlı olduğu belli değil, yani aslında her bir tarafım açıkta! Üşümeye başlıyorum. Tekrar oturtuluyorum, sırtıma soğuk bir antiseptik sürülüyor, hortum takılıyor ve koca bantlarla sırtımdan boynumun önüne getirilip sabitleniyor. Ameliyat önlüğü şimdi boynuma dolanmış durumda. Sol parmağımda ayrı, sağ kolumda ayrı bir cihaz. Doktorların “şimdi şöyle durun”, “şimdi böyle yapın” komutlarını takip etmekte zorlanıyorum. Tansiyon ölçer kolumu sıkıp sıkıp bırakıyor. Derken sırtımdaki hortumdan soğuk bir likit akıtılıyor ve anestezist soruyor: “Bacağınızda bir karıncalanma başladı mı?” Başlamadı. Beş dakika bekliyoruz, bir daha ilaç veriliyor. “Ya şimdi?” Başlamadı! İşlem beş kez tekrarlanıyor, bacağımda hala karınca marınca yok! “Kateteri yanlış yerleştirmiş olabilirim” diyor anestezist, “ya da işe yaramıyor”. İlk doğumda ne güzel yaramıştı oysa, tüh! Şimdi ne olacak? Başka bir iğne mi yiyeceğim?<br />
Gitgide daha çok üşümekteyim. Sonunda epidüral yerine “spinal” yapmaya karar veriyor anestezist. Caaaaart! Sırtımdaki bantlar çıkarılıyor, bir şeyler yapılıyor ve yeniden bantlanıyorum. Umurumda değil, yeter ki anestezi işe yarasın!</p>
<p>Yatağım, tekerlekler üzerinde koridorlar kat edip garip bir yere getiriliyor: Geniş bir pencereden geçirilerek, bir bölümden başka bir bölüme aktarılıyorum. Yeni insanlar karşılıyor beni, hepsi güler yüzlü. Burada hava daha da soğuk! Artık resmen takırdıyorum. Üzerime sıcak bir kumaş örtüyorlar ama kısa süre içinde soğuyor. Oturtuluyorum yine. Donuyorum! Derken sırtımdan popoma, oradan bacaklarıma harika bir sıcaklık duygusu yayılıyor. Keşke bu sıcaklık yukarıya da çıksa! Meğer bu, kateterin etkisiymiş. Şimdi hızlı ve net bir uyuşma gerçekleşiyor. Yatırılıyorum, uyuşmamış göğsüm ve kollarım soğuktan tir tir titremekte, bedenimin aşağısı ise yok gibi! Takırdayan kollarımı iki yana yatırıp “kol tutucu”lara yerleştiriyorlar, bir de güzel bantlıyorlar ki, delirip kaçmaya falan çalışmayayım diye! Bu son derece sevimli ortamdan hoşlanmadığımı anlayan doktorla anestezist, bana gülümsüyorlar: “Haydi sıkın dişinizi, birazdan çocuğunuz doğacak!”</p>
<p>Anestezist benimle iki çift laf ediyor: Kız mı erkek mi? Adı ne olacak?<br />
Demeye kalmıyor, doktorum “Aslı çok güzel bir bebekmiş Gülüş hanım, işte geldi!” diyor.<br />
Nasıl! Ne zaman!<br />
Gösteriyor: Karşımda küçücük, şipşirin bir bebek. Barış&#8217;ın kız versiyonu! Bacaklar iki yanda (anne karnında ters duran bebeklerin böyle bacakları açık olurmuş). Hemen yıkamaya alıyorlar. Göbeğini kesmelerini seyrediyorum. Gözlerim yaşardı! Barış’ı doğurmak için cengâver gibi ıkınmaktan öyle farklı ki bu! Barış’ı kollarıma alıp “tamam bebeğim, bitti” diye onu telkin etmiştim doğar doğmaz, kendimi güçlü ve duruma hâkim hissediyordum o zaman. Şimdiyse bir film seyrediyor gibiyim, olan biteni vücudum hissetmemiş!<br />
Ağlıyor. İnce, küçük, güzel bir sesi var Aslı’nın. Barış’ın sesini de hatırlıyorum (kaydetmiştik), bu daha farklı, daha feminen! Çocuk doktoruyla hemşireyi duyuyorum, “güzel bir bebek” diye konuşuyorlar.<br />
Aslı yukarıya, şirin ortama, babasıyla anneannesinin yanına gönderiliyor.</p>
<p>“Şimdi sizin dikişinizi yapacağım ve bitecek” diyor doktor.<br />
Bu sözü duymak kâbus gibi: Sizi dikeceğim! Sizi az önce süper teknolojik araçlarla kesmiştim, kat kat derinizi yüzmüştüm, şimdi de elimdeki iğne ve iplikleri karnınıza batırıp batırıp çıkaracağım, ama hissetmeyeceksiniz! Derken ortalığı bir yanık kokusu sarıyor, “bu ne?” diye soruyorum, “iki damarınızı yaktım, kanama dursun diye”. Kısa süre içinde midem bulanıyor. Oksijen veriyorlar, “şu anda pozisyonunuzu değiştiremem sabredin” diyorlar ve ben daha fena oluyorum. Nefes alamıyorum, kusmam lazım, nefes almam lazım, başımı yana çevirmeye çalışıyorum. Bana maske tutuyorlar ama kusmak üzereyim, ne yapacağımı şaşırdım, başımı kaldırmaya çalışıyorum. “Panik atak geçiriyor” diyor doktor!</p>
<p>Uykudan uyanıyorum. Bana “Dormicum” vermişler ve yirmi dakika kadar uyumuşum. Hala ameliyathanedeyiz. Mis gibi hissediyorum!</p>
<p>Normal doğumu izleyen saatlerde bacaklarımın titremesi dışında bir “zorluk” yaşadığımı hatırlamam. Ama sezaryende, belden aşağınızı hissetmeseniz de kesiğin ağrısı hemen ortaya çıkabiliyor. Günler ağrı kesicilerin yardımıyla geçiyor! Ayağa ilk kalkışım en zoruydu, sanki karnıma yüzlerce iğne batırıldı. Bebeğe gelince, yine sezaryenin bir yan etkisi olarak çok iyi emmeye başlayan kızım ikinci günde emme zorluğu çekti ve kan şekeri düştü, mecburen iki gece birer doz mama aldı. Üçüncü gece evde geçti, inadıma mama vermedim ve çok şükür bebek gayet güzel emiyor…</p>
<p><strong>Ve iyi haberler!</strong></p>
<p>İkinci kez anne olmak tarif edilmez bir keyif! Muhtemelen “cool” bir “ilk anne” idim ama ikinci annelikte bütün gelişmelere hâkimsin, her şeyi ikinci kez yapıyorsun ama bu kez işin keyfini sürüyorsun, tuzaklara düşmüyorsun ve her şey daha kolay, daha hızlı olup bitiveriyor. Emzirme ve bez değiştirme sırasında nasıl az yorulunur; Bebek ne kadar emzirilmelidir; Memeye yapışan bebek canını acıtmadan nasıl oradan alınır; Gaz nasıl kolay yoldan çıkartılır… Haa, gaz demişken: Barış kolikli bir bebekti. Bunun anlamı, olabilecek en zor bebek problemi, piyangoda bize çıkmıştı. Aslı henüz öyle bir işaret göstermedi ve ben de makul sayıda uyandırıldığım bir “ilk gece” geçirdim!</p>
<p>Barış abiye gelince… Meğer nasıl bir sevgiyle, nasıl bir heyecanla bekliyormuş onu! Okuldan koşar adımlarla çıkmış. Hastane odasına girdiğinde önce tuvalete sokulup eli yıkatıldı, o sırada sesini duydum: “Dezenfektan nerde? Sürün elime!” (son günlerde moda olan domuz gribi önlemi) Geldi, önce gözleriyle bebeği aradı, buldu, eğildi baktı. Annemler eline “bebeğin getirdiği” hediyeleri tutuşturdular. İlgisi bir süre dağıldı, bir ara bana, yatağıma ve serumuma baktı, pek anlam veremedi, bebeğe döndü. O ilk gün fazla kalmadı, annemler onu eve geri götürdüler. Evde onu hediyelerin büyüğü bekliyordu: Uzun zamandır kardeşine sipariş vermiş olduğu “içine girilebilen kırmızı araba”. Bütün gün kendinden geçmiş vaziyette onunla oynamış. Akşam yemekte “hoşuma gitti” diye bir laf çıkmış ağzından. “Ne o? Araba mı?” diye sormuşlar. “Hayır, bebek” demiş.</p>
<p>İki gündür evdeyiz. Bana sürekli “anne ben çok sevindim bebek doğdu diye” diye ilan ediyor. İşin en zor kısmı, çok heyecanlı ve hareketli olan oğluma “aman, öyle değil de böyle sev” deyip durmak. Bebeği biraz hırpalamasına izin veriyorum doğrusu! Kıskançlık duygusu uyandırmaktan iyidir. Anneanneler, babaanneler ve hatta baba bile ister istemez bu yönde cümleler kurabiliyor: “Bebeği rahatsız etme”, “Öyle yapma bak kızarım”. Bense bebeği abisinin kucağına veriyor, bazı ilk kazalara da göz yumuyorum (başını döndürmek için onu boğazlamaya yeltenmesi gibi!)</p>
<p><strong>Dipnot</strong><br />
Epidüralli normal doğum mu, epidüralli sezaryen mi?<br />
Eğer anne adayları neyden bahsettiklerini bilselerdi, muhtemelen sezaryene bu kadar rağbet olmazdı.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hafta hafta Blogcu Gebe]]></title>
<link>http://blogcuanne.com/2009/11/06/hafta-hafta-blogcu-gebe/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 09:30:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
<guid>http://blogcuanne.com/2009/11/06/hafta-hafta-blogcu-gebe/</guid>
<description><![CDATA[Deniz&#8217;le bu ara yakın temasta bulunamama olayı bir anlamda işe yaradı: Kendimi üst kata hapsed]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2613" title="Hafta hafta hamilelik" src="http://blogcuanne.wordpress.com/files/2009/11/haftahaftablogcugebe.jpeg?w=128" alt="Hafta hafta hamilelik" width="128" height="150" />Deniz&#8217;le bu ara yakın temasta <a href="http://blogcuanne.com/2009/11/05/deniz-domuz-gribi-herhalde-degil-ama-aslinda-galiba-da-oyle-olabilir-belki/" target="_blank">bulunamama</a> olayı bir anlamda işe yaradı: Kendimi üst kata hapsedip ne zamandır yapmak istediğim <a href="http://blogcuanne.com/hafta-hafta-blogcu-gebe/" target="_blank">Hafta Hafta Blogcu Gebe</a> bölümünü bitirdim.</p>
<p>Bundan böyle her hafta yaşadığım gelişmeleri bu bölümde yazacağım.</p>
<p>Faydasının görülmesi dileği ile&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Merhaba iki çocuklu hayat!]]></title>
<link>http://ikinumara.wordpress.com/2009/11/05/merhaba-iki-cocuklu-hayat/</link>
<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 13:45:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulusturkmen</dc:creator>
<guid>http://ikinumara.wordpress.com/2009/11/05/merhaba-iki-cocuklu-hayat/</guid>
<description><![CDATA[Bugün eve döndüm. Dizüstümü kucağıma aldım ve düşündüm ki, bebeğe radyasyon gelmesin diye karnımdan ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bugün eve döndüm. Dizüstümü kucağıma aldım ve düşündüm ki, bebeğe radyasyon gelmesin diye karnımdan uzak tutmama gerek kalmadı artık: O içimde değil! Salonda, sepetinin içinde uyuyor…<br />
Aslı Türkmen, nam-ı diğer “iki numara”, 3 ekim Salı günü öğle saatlerinde dünyaya geldi. Ama ne geliş! Anlatacak bir değil, çok hikâye var. Bekleyin!</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hamilelikte kaç kilo alınmalı?]]></title>
<link>http://modernkadin.wordpress.com/2009/11/04/hamilelikte-kac-kilo-alinmali/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 08:27:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>modernkadin</dc:creator>
<guid>http://modernkadin.wordpress.com/2009/11/04/hamilelikte-kac-kilo-alinmali/</guid>
<description><![CDATA[Hamilelik döneminde tüm temel besin maddelerinden yeterince ve düzenli olarak alınması gerekiyor.   ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="color:#000000;">Hamilelik döneminde tüm temel besin maddelerinden yeterince ve düzenli olarak alınması gerekiyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;"> </span></p>
<p><span style="color:#000000;"><img class="alignleft size-full wp-image-2314" title="hamile" src="http://modernkadin.wordpress.com/files/2009/11/hamile3.jpg" alt="hamile" width="176" height="362" />Hamilelikte sağlıklı ve ideal kilo alımı önerilerinin, annenin gebelik öncesi kilosuna, yaşına ve çoğul gebelik durumuna göre farklı şekillerde olduğunu söyleyen Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Zuhal Güler Çelik, hem anne adayının hem de bebeğin sağlığı için önerilerini şöyle sıralıyor:</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Gebelik başlangıç ağırlığı ideal kilosunun üzerinde olanların daha az kilo alması istenirken, ağırlığı idealin altında olanların ise bebeğin yeterli gelişebilmesi için daha fazla kilo almaları istenir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Gebelikte kilo alımının izlenmesi çok büyük önem taşımaktadır. İdeal kilosunda olan bir anne için öneride bulunmak gerekirse; ilk üç ay süresinde her ayda 0.5-1 kg, sonraki aylarda ise 1.5-2.0 kg ağırlık kazanması sağlıklı olacaktır.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Gebelik süresince annenin toplam ağırlık kazanımı 10-14kg, ortalama 12.5kg+- yüzde 15 olmalıdır. 7 kg’dan az olan ağırlık kazanımı, hem annenin hem de bebeğin hayatını tehlikeye sokabilir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Ayrıca, hamilelik süresince özellikle de ilk dört aydan sonra annenin kesinlikle kilo vermemesi gerekir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Gebelikte Kilo Dağılımı</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Küçük bir örnekle gebelikteki kilo dağılımını ortalama değerlerle verelim. Hamilelik öncesinde normal kiloda olduğunuzu kabul edelim ve yine hamileliğiniz süresince toplam 12 kilo aldığınızı ve 3500 gram ağırlığında bir bebek dünyaya getirdiğinizi düşünelim. Bu durumda aldığınız kiloların dağılımı şu şekildedir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">BEBEK: 350 gr.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">PLASENTA: 700 gr.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">AMNİYON SIIVISI: 800 gr.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">UTERUS (RAHİM): 900 gr.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">MEME DOKUSU: 400 gr.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">KAN HACMİNDEKİ ARTIŞ: 1250 gr.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">DOKULARDAKİ SU ARTIŞ: 1250 gr.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">ANNEDEKİ YAĞ HACMİ ARTIŞI: 3200 gr.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Anne ve bebek sağlığını etkileyen durumları değerlendirirsek, annenin gebelik yaşının çok önemli olduğunu görürüz. 20-35 yaşları arasında gebe kalan kadınların sağlıklı gebelik geçirme ve sağlıklı bebek doğurma oranı daha yüksektir, ancak ergenlik döneminde ve 40 yaş üzerinde gebelik, hem anne hem de bebek açısından risk teşkil etmektedir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Çok sık aralıklarla doğum yapmak yine annenin ve bebeğin sağlığını tehlikeye sokmaktadır. İki doğum arasındaki süre annenin kendini toparlayabilmesi için en az 2 yıl olmalıdır. Çok sayıda çocuk sahibi olmak yine anne ve doğacak bebeğin sağlığını tehlikeye sokabilir.</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Düşük hakkında bilmeniz gereken her şey]]></title>
<link>http://modernkadin.wordpress.com/2009/11/04/dusuk-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-sey/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 08:22:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>modernkadin</dc:creator>
<guid>http://modernkadin.wordpress.com/2009/11/04/dusuk-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-sey/</guid>
<description><![CDATA[Düşük kimlerde görülür, kürtaj düşüğü tetikler mi, tekrarlayan düşüklere nasıl tedaviler uygulanır? ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="color:#000000;">Düşük kimlerde görülür, kürtaj düşüğü tetikler mi, tekrarlayan düşüklere nasıl tedaviler uygulanır?</span></p>
<p><span style="color:#000000;"><img class="alignleft size-full wp-image-2311" title="hamile" src="http://modernkadin.wordpress.com/files/2009/11/hamile2.jpg" alt="hamile" width="500" height="282" /></span></p>
<p><span style="color:#000000;">Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kağan Kocatepe, düşüğü, “20’nci hafta, yani gebeliğin ilk yarısı tamamlanmadan bebeğin dışarı atılması, gebeliğin sağlıksız bir şekilde sonlanması” olarak tanımlıyor. Gebeliklerin yaklaşık yüzde 15’i düşükle sonlanıyor. Bu da her 20 gebelikten 3’ü anlamına geliyor. Peki bu kadar sık görülen düşüğün belirtileri nedir, kimlerde görülür, riskleri nelerdir? Bu soruların cevaplarını Dr. Kağan Kocatepe veriyor:</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Düşük belirtileri</span></p>
<p><span style="color:#000000;">En sık görülen düşük belirtisi, kanamadır. Kanama ile birlikte ağrı da görülebilir. Düşük belirtisi olmamakla beraber, düşüğe işaret edebilecek ultrason bulgularından bazıları, bebeğin kalp atışlarının belli bir süre sonra görülmemesi, gebelik kesesinin düzensiz olması, gebelik kesesinin hiç oluşmaması olarak sıralanabilir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Kimlerde daha çok görülür?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Düşük riski en yüksek olanlar, 35 yaş üstü kadınlardır. Yumurta hücreleri 14 yaşında olgunlaşarak kadını üreme çağına hazır hale getirir ve her seferinde en kaliteli yumurtalar ilk başta harcanır. Kadın 30 yaşına geldiğinde en kaliteli yumurtalar, yani en iyi döllenebilenler geride kalmış olur. Verimli yumurta hücreleri 35 yaşından sonra giderek azalır ve kalitesi de düşer.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Erkekler üreme çağını daha uzun süre yaşarlar. Özellikle 50 yaşından büyük erkeklerin eşleri için düşük riski daha fazladır. Nedeni de sperm hücrelerinin yaşlanmaya başlamasıdır. Ayrıca, spermlerin kromozom yapısı da bozuk olabileceği için, kromozom yapısı bozuk bir gebelikte düşük riski fazladır.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Kürtaj olmak düşük riskini artırır mı?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Dr. Kağan Kocatepe, kürtaj esnasında, özellikle ileri haftalarda yapılan kürtajlarda rahim ağzının genişletilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu genişletmenin de rahmin kapalı kalma mekanizmasını bozabileceğine işaret ediyor. Ayrıca ileri dönemde yapılmış kürtajın, gelecekte rahim ağzı yetmezliğine de neden olabileceğini söylüyor. Zira rahim ağzı yetmezliği de düşük nedenlerinden biri.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">“Gebelik rahim içinde en uygun alanı bularak yerleşir” diyen Dr. Kocatepe, en uygun alanın rahmin tepesinde ve özellikle rahmin arka duvarındaki alan olduğunu söyleyerek, kürtaj ile o bölgenin kullanılamaz hale geldiğini anlatıyor. “Kürtaj sayısı artarsa, her seferinde o arkadaki verimli alandan bir yer harcanacağı için, sonraki gebelikte düşük olasılığı artacaktır” diyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Hareket etmekle düşük olur mu?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Cinsel ilişki, yüksek bir yere uzanmak, birkaç saat ayakta kalmak düşük nedeni değildir. Şunu iyi bilmek gerekir ki tutunmuş bir bebek varsa, kromozom açısından sorun yoksa ve gebelik rahim içine yerleşmişse, bu tarz fiziksel aktivitelerle kolay kolay düşük oluşmaz. Ufak tefek hareketlerden sonra düşük oluyorsa, bu, bebeğin zaten içeride tutunamamış olduğunu gösterir. Dr Kocatepe, istisnai bir durumu şöyle anlatıyor:</span></p>
<p><span style="color:#000000;">“Tüp bebeğe bağlı çoğul gebeliklerde rahim içine tutunma suni olduğundan, rahim içine tutunmayı destekleyici tedavi verilerek ve fiziksel aktivite kısıtlanarak düşük riski önleniyor. Onun dışında cinsel ilişki veya diğer fiziksel aktivitelerle düşük arasında bağlantı olmadığı kesin.”</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Tekrarlayan düşükler</span></p>
<p><span style="color:#000000;">İki veya daha fazla düşük yaşanmasına, tekrarlayan düşükler denir. Tekrarlayan düşüklerin nedeninin bilinmediğini söyleyen Dr. Kocatepe, diğer düşük nedenlerini ve önlenme şekillerini şöyle anlatıyor:</span></p>
<p><span style="color:#000000;">“Kanın pıhtılaşma mekanizmasının aşırı çalışması, bebeğin rahim içinde kendine kan damarlarından beslenecek verimli ortamı bulmasına el vermeyebilir. Bu tür durumlarda bebeği besleyecek olan plesenta oluşamadığı için hamilelik düşükle sonuçlanabilir. Düşükte en belirgin örneklerden biri budur ve tedavisi vardır. Pıhtılaşmayı önleyen günlük iğnelerle düşük engellenebilir. Onun dışında tiroit sorunu olabilir. Tiroit sorununu gidererek başarılı hamilelik sağlanabilir. Rahim şekil bozukluğu olanlarda da düşük görülebilir. Ameliyatla bozukluk giderilebilir. Rahim ağzı yetmezliğinde de rahme atılan dikişlerle düşük sorunu engellenebilir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">En büyük düşük risk grubu, baba veya annede ya da her ikisinde kromozom bozukluğu olan grup. Tüp bebek tedavisiyle birkaç tane embriyo oluşturulup biyopsi sonucu sağlam çıkanlar rahim içine yerleştirilerek tedavisi yapılabilir.”</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Düşüğün kadına sağlığına etkisi</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Kendi kendine düşük yapan ve ilk gebelik haftalarında olan bir kadında düşük sonucunda hemen hemen hiç büyük bir sorun görülmez. Bir miktar kanama, belki biraz ağrı oluşur. Gebelik haftası büyükse, içeride parça kalabileceğinden enfeksiyon oluşabilir. Herhangi bir şekilde sorunlu bir düşükse, çok fazla kanama olacağı için kadında kansızlık yaratabilir. Uzman olmayan kişi tarafından yapılan kürtajlarda da rahim delinmesi görülebilir. Ancak düşüğe bağlı ölüm tehlikesi milyonda bir kadar küçük bir risktir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Düşük ve diğer sağlık sorunlarıyla ilgili size özel durumlar olabileceğini göz önünde bulundurarak, hamileliğiniz başlar başlamaz bir uzman doktora başvurmakta yarar vardır. Her türlü test ve incelemeleri yaptırarak hamilelik sürecini doktor kontrolünde, güvenle geçirmek en doğrusu olacaktır.</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gebelik ne zaman risklidir?]]></title>
<link>http://modernkadin.wordpress.com/2009/11/04/gebelik-ne-zaman-risklidir/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 08:20:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>modernkadin</dc:creator>
<guid>http://modernkadin.wordpress.com/2009/11/04/gebelik-ne-zaman-risklidir/</guid>
<description><![CDATA[Kimler yüksek riskli gebeliğe dikkat etmeli? Yüksek riskli gebelik takibi nasıl yapılıyor? Hepsi bur]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="color:#000000;">Kimler yüksek riskli gebeliğe dikkat etmeli? Yüksek riskli gebelik takibi nasıl yapılıyor? Hepsi burada…</span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="color:#000000;"><img class="alignleft size-full wp-image-2308" title="hamile" src="http://modernkadin.wordpress.com/files/2009/11/hamile1.jpg" alt="hamile" width="500" height="282" /></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;">Günümüzde tıp bilimindeki gelişmeler ve yeni bilgiler, 18 yaşından küçük ve 35 yaşından büyük anne adaylarının özel olarak izlenmesini, sıkı takibini gerekli kılıyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Yüksek Riskli Gebelikler-Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özlem Pata, tüm gebelerin dikkatle izlenmesinin önemli olduğunu ancak bazı gebelerin çeşitli riskler taşıdıklarını, bu risklerin de anne ve bebek sağlığını riske atabildiğini, bu nedenle ayrıntılı incelemelerin çok önemli olduğunu söylüyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">“Yüksek riskli gebelik takibi” sırasında hastayı tek bir hekimin izlemesi mümkün değil. Bu, farklı branşlardan hekimlerin ortak bilgi ve deneyimleriyle yürütülebilen bir izleme şekli. Ekipte kadın doğum uzmanının dışında, dahiliye uzmanı, endokrinoloji uzmanı, diyetisyen, fizik tedavi ve göz doktoru da bulunuyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Yüksek riskli gebelik ne zaman söz konusu?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Eğer anne 18 yaşın altındaysa, 35 yaş üstündeyse,</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Annenin sistemik hastalıkları varsa</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Annede tansiyon, guatr, şeker, kalp, kolajen doku hastalıkları, damar ve diğer yapıları tutan hastalıkları varsa,</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Anne çok zayıfsa ya da çok şişmansa:</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Bunu değerlendirirken “Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ”nden faydalanıyor. Eğer anne çok zayıfsa ya da obez ise, gebelik riskli olabilir. Zayıf anne karşımıza gelince gıda alım yetersizliği oluyor; bu gebeyi de etkiliyor, ayrıca çok zayıf kişilerde erken doğum riski daha fazla görülebiliyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Şişmanlık ise en büyük sorunlardan biri. Şişman bir anne adayı, gebelikte de kilo alıyor ve tansiyon, kalp, şeker hastalıklarıyla karşılaşılabiliyor. Ayrıca şişman kişilerde “derin ven trombozu” denilen pıhtılaşma eğilimi fazla olduğu için, doğum güçleşiyor, normal doğum azalıyor, sezaryen olasılığı artıyor. Bebekte de kilo sorun oluyor; 4 kilonun üzerinde bebekler doğabiliyor. Damarsal yapıları tutan bir hastalık da eşlik ederse gelişme kısıtlaması görülüyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Ailede akrabalık ilişkisi varsa:</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Aile fertlerinde kalıtsal anomaliler varsa taşıyıcılık riski artıyor. Bunun dışında akrabalık evliliği varsa nadir görülen kan hastalıkları, doğumsal anomaliler olabiliyor. Bu durumda, genetik hastalık olup olmadığını sorgulanıyor; tansiyonu dahil tüm sistemik muayenesi yapılıyor.Daha önceki gebeliklerde riskli durumlar yaşanmışsa: Annenin daha önceki gebeliğindeki durumlar da belirleyici olabiliyor. Gebeliğe bağlı tansiyon, şeker hastalığı olduysa tekrarlama ihtimali de artıyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Preeklempsi (hamileliğin anormal seyrettiği bir durum) varsa kişinin sonraki gebeliklerinde bu durumun görülme riski 7-8 kat artıyor. Tekrarlayan düşük, tansiyon, erken doğum riski olan kişilerde kazanılmış kalıtsal hastalıklardan biri olan trombofiliye bakmak gerekiyor. Bu noktada gebelik boyunca kanı sulandırıcı ilaçlara başlanması gerekiyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Anne ilaç kullanıyorsa:</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Kullanılan ilaçlar da riski gebelik yapıyor. Gebeliğin bir döneminde antibiyotik kullandıysa, psikiyatrik hastalığı nedeniyle zorunlu olarak kullandığı ilaçlar varsa bebeğe zarar vermeyecek olan ilaçlarla tedavinin sürdürülmesi önem taşıyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Yüksek Riskler Bebek Sağlığını Etkiliyor</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Yüksek riskli gebelik olsun ya da olmasın tüm gebeliklerin izlenmesinin önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özlem Pata, “Riskli değil diye düşünürsünüz ama karşınıza ani problemler çıkar. Biz bu nedenle anne adaylarını 28. haftaya kadar izlemek isteriz. Daha sonra da takiplerimize devam ederiz. Eğer tansiyon sorununu kontrol altına alamadıysak hastanede izleriz” diyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Yüksek riskli gebeliklerin sonunda prematüre bebek doğacağına ilişkin görüşün her zaman doğru olmadığını belirten Dr. Pata, ayrıntılı takipler sayesinde hem doğumsal anomalileri hem de erken doğumları azaltmayı amaçladıklarını söylüyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Gebeliğinizi Mutlaka Planlayın</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Kadınlara gebeliklerini planlı bir şekilde gerçekleştirmelerini, bu nedenle önce bir hekime danışarak var olan risklerini öğrenmelerini tavsiye eden Doç. Dr. Özlem Pata, “Kadınlara gebelik istiyorlarsa gebe kalmadan 3-4 ay öncesinden kadın doğum hekimlerine danışmalarını öneriyoruz. Alınacak ilaçların takibi, risklerin incelenmesi, ailedeki hastalıklar, süregelen hastalıkların bilinmesi çok önemli. Bazı kadınlar çok bilinçli bu konuda. Ancak hepsi için aynı şeyi söyleyemeyiz. Örneğin şeker hastalığı olanların açlık kan şekerinin en iyi olduğu dönemde gebe kalmasını istiyoruz. Aksi takdirde, bebekteki anomali riski artıyor” diyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Doğum Sonrası Anne Takibi</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Annelerin izlenmesi doğum sonrası süreçte de devam ediyor. Doğum sonrası 5-7’inci günde, bebek normal doğum yöntemi ve sezaryenle doğmuş olsa da izleniyor. Enfeksiyon, kanama yönünden inceleniyor, annelere meme bakımı gibi konularda bilgiler veriliyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">40 gün ya da iki ay sonra tekrar anneler görüşmeye çağırılıyor. Smear testi yapılıyor, şeker hastalığı varsa şeker yüklemesi yapılıyor, korunma yöntemleri konusunda bilgi veriliyor. Söz konusu olan obez bir anne adayıysa şeker yüklemesi erken isteniyor. Haftada 3 gün spor yapması öneriliyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Normal kilolu annelerden gebeliği 9-10 kilo alarak bitirmeleri isterken, obez anneler sadece 4 kiloyla bitirmeleri gerektiği söyleniyor. Obez annelerin şişman bebek dünyaya getirecekleri düşüncesi vardır; ancak bu her zaman doğru değildir. Çok küçük bebek de dünyaya getirebilirler. Bebek iri olduğunda, bebeğin başının kanala girmesi zor olabiliyor, normal doğum güçleşiyor. Bu nedenle sezaryen yöntemiyle doğum tercih ediliyor.</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
