<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>hikaye &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/hikaye/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "hikaye"</description>
	<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 15:24:41 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[çok uzun bir günün hikâyesi: AĞIT]]></title>
<link>http://drempro.wordpress.com/2009/11/24/cok-uzun-bir-gunun-hikayesi-agit/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 14:29:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>drempro</dc:creator>
<guid>http://drempro.wordpress.com/2009/11/24/cok-uzun-bir-gunun-hikayesi-agit/</guid>
<description><![CDATA[31 Aralık 2009&#39;da... “Yalnızlaştırmak” yazısında şöyle demiştim: &nbsp; “Görüntüye aldanmayın, e]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong> </strong></p>
<p><strong></p>
<div id="attachment_473" class="wp-caption alignleft" style="width: 369px"><a href="http://drempro.wordpress.com/files/2009/11/naz.jpg"><img class="size-full wp-image-473" title="naz" src="http://drempro.wordpress.com/files/2009/11/naz.jpg" alt="" width="359" height="448" /></a><p class="wp-caption-text">31 Aralık 2009&#39;da...</p></div>
<p>“Yalnızlaştırmak”</strong> yazısında şöyle demiştim:</p>
<p>&#160;</p>
<p>“Görüntüye aldanmayın, elimde tuttuğum her şey <strong>‘ilk yalnızlığın’</strong> bir rüşvetiydi aslında. Yedi yaşımda daha, bir kara şimşek düşürdüm elimden yere; bir daha hiç mi hiç gitmediğim, gitmek istemediğim, tesadüfen geçersem başımı çevirdiğim o lain Sarayburnu sahilinde. Henüz rol yapamayacak kadar küçük, ama <strong>‘yalnızlığı’</strong> öğrenmek zorunda kalacak kadar büyüktüm. Yine de, öyle bir ‘yalnızlığa’ dair söyleyebileceğim bir söz yoktu haznemde. Yıkılan o bedenin korkunçluğu ilk gördüğümde büyütmüştü gözlerimi. Çok sonra, ama çok uzun zaman sonra, o bedende hiçbir ürkütücü yanın olmadığını anladım. Bedenin çaresizliğini gördüm, cesetten yıllar sonra. O bedende korkulacak, acınacak, üzülecek, şaşıracak bir şey yoktu. Bir çaresizlik vardı ki, düşman başına! Ama bırakın o çaresizliğe üzülmeyi ya da acımayı; dokunamıyor, tanımlayamıyordunuz bile.</p>
<p><strong>‘Güzel bir hikaye’</strong> olmadı!</p>
<p>Gidip, bir toprağı avuçladım sonra. Daha yeni, taptaze yağmuru yemiş toprak, parmaklarımın arasından usulca süzülürken, o anda kendimde bulabildiğim tüm güçle sıktım avuçlarımı. Ölümünden 8 yıl sonra, tüm günahlarını ve yanlışlarını bağışlayarak uğurladım babamı.</p>
<p><strong>‘Ama sen de beni bağışla’</strong> dedim ayrılırken, sessizce: <strong>‘Şimdi sıra bana geldi artık, şimdi benim ‘günah çağım’ başlıyor. Senin yaran benimdir, buna bir diyeceğim yok, ama günü geldiğinde sen de gel, benden devral benim yaralarımı. Onları senden başka emanet edeceğim kimse olmayacak. Benim çocuğum, o yaraları devralmayacak. Bu yükü toprağa yatırmayışım, sana eyvallahımdır ama, kendimden sonrasına da bir zerresini taşımayacağımı bilesin. Benden sonrası yazamadığın, yazamayacağım hikayenin en güzel yanı. Benden sonrası yarasız, rengarenk bir umut atlası. Benden hikaye umma! Benim ki yeni bir yol değil baba; senin çıktığın, ama eskitmeye fırsat bulamadığın o bulanık yolun, bana kalanı!’”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>* * *</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>17 yıl önce, 31 Aralık 1992 günü; bütün ömrümce sızlayacak koca bir yaranın içine gömülmüş halde ve henüz 32 yaşındayken uğurlandığım babamın, ölümüyle doğumunun birbirine karıştığı bir tek günün hikâyesini, 1 Ocak 2010 günü 50 yaşına girecek genç bir adama; yani yine ona, genç bir adama, ölü bir kahramana, babama adayacağım.</p>
<p>Her şeye rağmen, <strong>“iyi ki doğdun”</strong> demek için: <strong>“İyi ki hâlâ burdasın.”</strong></p>
<p><strong>EMRE DURSUN, Kasım &#8216;09</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Doğru İnsanı Kovalarken !]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/24/dogru-insani-kovalarken/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 08:13:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>editor</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/24/dogru-insani-kovalarken/</guid>
<description><![CDATA[- Yani denedik ama olmadı demek ki doğru insan değilmiş. - Ay evet boşver, bir gün karşına doğru ins]]></description>
<content:encoded><![CDATA[- Yani denedik ama olmadı demek ki doğru insan değilmiş. - Ay evet boşver, bir gün karşına doğru ins]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Önce melekler ölür]]></title>
<link>http://gulbana.wordpress.com/2009/11/22/once-melekler-olur/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 10:11:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
<guid>http://gulbana.wordpress.com/2009/11/22/once-melekler-olur/</guid>
<description><![CDATA[…sahi en son ne zaman duymuştuk sağır kulaklarımızda aşkın şarkılarını, yoksa kulaklarımız sağır değ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://th08.deviantart.net/fs44/300W/f/2009/091/6/9/Fallen_by_sandara.jpg" /></p>
<blockquote><p>…sahi en son ne zaman duymuştuk sağır kulaklarımızda aşkın şarkılarını, yoksa kulaklarımız sağır değil de aşk mı dilsiz…</p></blockquote>
<p>Bir yangınla başlamıştı herşey, içine düşüp parça parça kavrulduğu ve aniden sele dönüşmüş o efsun dolu ateşte&#8230; Umutsuzdu, daha doğrusu gözlerini dikebildiği tüm umutları külden bile koyuydu. Yalnız ve yorgundu. Bacakları onu kurtuluşa götürecek ilahi güçten tamamen yoksun, kolları ateş kaplı kapıları zorlayacak cesaretten bihaber ve bedeni bekleyişin acısını göğüslenecek sabırdan çoktan geçmişti. <br />Aklı, ruhu ve bedeni ızdırap dolu yolculuğun içinde kifayetsiz acıların sırdaşı olurken, dilinde mecburi çığlıklar gibi tek bir cümle yükseliyordu&#8230; </p>
<p>&#8220;Beni kurtar melek&#8221;</p>
<p>Hangi melek onu duyabilirdi, zaten hangi melek böyle bir yerde olabilirdi ki? Böylesi karanlıklarda hangi melek dolaşabilirdi? Onların yeri gözlere bile ihtiyaç duyulmayacak şaşalı aydınlıklardı. <br />Ama bir melek aksi gibi yer edinmişti kendine aydınlık sokaklar yerine karanlık bir dünyayı. Alevler içinde öfkeyle kanat çırpmaktaydı. Kanatlarını kötü duygularla her çırpışı O&#8217;nu siyaha biraz daha buluyordu. Gittikçe meleklikten düşüyordu. O ise bunun farkında olamayacak kadar kapamıştı gözlerini ışıltılı geçmişine. Gözleri kararmış uçarken bir ses duydu, duymaması gereken bir yerde. Adını sesleniyordu biri, burada!? Şaşırdı, burada kimse tanımıyordu onu, tanıyamazdı. Altında yatan siyah dumanı iyice griye çalmaya başlayan geniş kanatları ile adeta delerek kendi içinde bile kavrulan ateşe yöneldi. Taradı boş gözlerle&#8230; Aşağıda herşey o kadar aynıydı ki bakışları ile bulamayacağını anlayınca seslere verdi kulağını. Yanan şeylerden yükselen feryatlara verdi kendini;&#160; bir ağaç yapraklarım diyordu, şaşkınlığın doruklarında birisi; bu kadar mı bu kadar mı, duman duman öksüren bir kaç kişi; anne diye sesleniyordu, şişmanca bir adam; paralarım yanıyor yardım edin, ateş ağlayan bir kız; affet beni, çırılçıplak bir genç ise manasız çığlıklarlar eşliğinde çıplaklığını kızgın çamurlarla örtme derdindeydi&#8230; Derken olanca şeyin içinde oraya ait olmayan bir ses, biri, ona adını bağırıyor, onu çağırıyordu&#8230;</p>
<p>&#8220;Beni kurtar melek&#8221;</p>
<p>Gözlerini iyice kapayıp kendini sese iyice verdi, bir tül yanıyordu kızın üzerinde, beyaz bir tül, tuzlu bir damla kaynıyordu gözlerinde, dudaklarında ise adı buharlaşıyordu&#8230; &#8220;melek&#8221;</p>
<p>Hiddetle açtı gözlerini. Buraya geliş amacı bambaşka idi ama o meleksiliğinden kalan tek şeyi o kız için harcayacaktı. An dondu, alevlerin üzerinde kristal damarlar oluştu, yanan dünya bir saniyeliğine kar gibi beyaz oldu.</p>
<p>Melek kızın hafif bedenine yaklaştı, kanatları sustuğunda artık simsiyah olduğunu farketti. Aldırmadı, ellerini tutuşmuş tüle kapadı ve kızın dolmuş gözlerini&#160; sildi ve usulca fısıldadı;</p>
<p>&#8220;Hepsi geçti, hepsi geçti&#8230;&#8221;</p>
<p>Kız tepki veremeyecek kadar bitkindi, ne olduğunu bile idrak edemeden düşmüş meleğin kollarında yüksekldi, önce siyah bulutları ardından güneşin yakıcılığını aştılar. Karanlıkta ilerlediler uzunca bir zaman, bir süre sonra onlara sicim gibi yıldızlar eşlik etmeye başladılar. Etraflarında binlerce kuyruklu şarkı yol alırken, düşmüş meleğe ve kıza şaşkın şaşkın baktılar geçerlerken. Derken sonunda yol bitti, düşmüş melek ışıktan bir şelalenin altına geldiğinde akan parıltıların yanıbaşına kızı bıraktı. O sırada onlarca melek yanlarına kanatlandı. Bir tanesi hafif kendini beğenmiş bir edayla &#8220;Sen, ne işin var burada, grisin artık, terket bu ışıktan ülkeyi&#8221; Gözleri karanlığın alevinde yanmış gri melek gülümsedi, aldırmadı. Sadece onlara döndü ve&#160; &#8220;Oraya ait olmayan birini getirdim, ona iyi bakın&#8221; dedi. Kızı bıraktığı gibi uçup gidecekken bir an dönüp kıza bakmak gibi bir gaflete düştü, alevlerin içinde anlayamamıştı bile nasıl bir şey getirdiğini&#8230; Bir anda kanatları ürperdi, titredi, gözleri yandı, dili çözülmeden bir kaç an önce ancak şunları söylemesine izin verdi </p>
<p>&#8220;Aşk&#8221;</p>
<p>Düşmüş melek zamana tepkisiz kalmışken onu kolundan tutup sürükleyen diğer meleklere karşı bile koyamazken derin karanlıklarda onun adını sayıklayan kız yavaşça uyanmaktaydı, başında toparlanmış diğer meleklere açtığı düş gibi gözleri umutla parlarken asla tanışamayacağı gri meleğine etmesi gerektiği teşekkürlerini başkalarına hediye ediyordu.</p>
<p>&#8220;Teşekkürler&#8221;</p>
<p>Ona uzakta gülümseyen siyahımsı griliğe ise bunca beyaz ışıltının arasında aldırmadı bile&#8230;</p>
<div class="zemanta-pixie"><img class="zemanta-pixie-img" alt="" src="http://img.zemanta.com/pixy.gif?x-id=b3d8017d-a7e3-883b-9fa8-0f67bdd738ac" /></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HİKAYE]]></title>
<link>http://omerelmas.wordpress.com/2009/11/19/hikaye/</link>
<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 12:59:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>omerelmas</dc:creator>
<guid>http://omerelmas.wordpress.com/2009/11/19/hikaye/</guid>
<description><![CDATA[Bir dönemin ünlü satranç ustası Tartakover çok güçlü bir turnuvada kötü bir performans sergilemiş. 5]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bir dönemin ünlü satranç ustası Tartakover çok güçlü bir turnuvada kötü bir performans sergilemiş.<br />
5 maçını da arka arkaya kaybetmiş. Turnuvanın sonunda kendisiyle<br />
röportaj yapan gazeteci bunun nedenini sormuş.<br />
Tartakover&#8217;in yanıtı şu olmuş.<br />
&#8220;İlk maç sırasında korkunç derecede başım ağrıyordu. Bu nedenle de oyunu kaybettim demiş.<br />
İkinci maç sırasında inanılmaz bir şekildi dişim ağrıyordu. Üçüncü maçı oynarken romatizmalarım azmıştı.<br />
Dördüncü maçta ise karnım ağrıyordu. Bu yüzden kaybettim&#8221; demiş. Gazeteci hemen &#8220;Peki beşinci maçı neden kaybettiniz? diye sorunca.<br />
&#8220;E, yani&#8221; demiş Tartakover, &#8220;Bütün maçları kazanacak değilim ya&#8221;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bekir ile Bekri]]></title>
<link>http://wannavomit.wordpress.com/2009/11/19/bekir-ile-bekri/</link>
<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 08:27:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>darlangac</dc:creator>
<guid>http://wannavomit.wordpress.com/2009/11/19/bekir-ile-bekri/</guid>
<description><![CDATA[Bekir&#8217;in bronzlaşmamış beyaz poposu, vücudunun geri kalanına inat ay gibi parlıyordu karanlıkt]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bekir&#8217;in bronzlaşmamış beyaz poposu, vücudunun geri kalanına inat ay gibi parlıyordu karanlıkta.  &#8217;Çıplak denize girmek ruhumu arındırıyor Eleni, yoksa bu tip taşkınlıkları sevmem bilirsin&#8217; dediği günü hatırladım. Pos bıyıklı, irice bir adamın çırılçıplak denize girmesine şahit olmak beni bir hayli eğlendirmişti.</p>
<p>Aşikar olduğumuz sulardaydık şimdi. Bu koyun her çıkıntısını zihnimize kazımıştık Bekir&#8217;le.  Başkalarına çılgınca gelen bu eylem, bizim hayatımızın bir rutini haline gelmişti. Bekir&#8217;le bir sefere mahsus bir şeyler yapak mümkün değildi zaten. Kendi müfredatını seneler önce oluşturmuştu ve çizgilere basmadan özenle ilerliyordu yolunda. Sürprizden uzak ama heyecanlı bir yol seçmişti belliki.</p>
<p>Onun hayatındaki tek plansızlığı bendim.  Çünkü böyle bir karşılaşma kimsenin planları içinde yer alamazdı.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gecenin Bekçisi Düşünceler]]></title>
<link>http://hayalbesigi.wordpress.com/2009/11/17/gecenin-bekcisi-dusunceler/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 22:59:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>hayalbesigi</dc:creator>
<guid>http://hayalbesigi.wordpress.com/2009/11/17/gecenin-bekcisi-dusunceler/</guid>
<description><![CDATA[Dört duvar arasında sabahın gelmesi için gecenin bekçiliğini yapıyorum bu gece. Elimde kalemim ama d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>   Dört duvar arasında sabahın  gelmesi için gecenin bekçiliğini yapıyorum bu gece.  Elimde kalemim ama düşüncelerim donuk,sözlerim kurgusuz. Gözlerim kağıda odaklı başım eğik,sol elimin altında bir beyaz kağıt, sağ  elimde ters çevrilmiş bir kalem, kulağımdaki ses tık tık tık&#8230; Içim  burkuluyor ve gönülden gelen saf bir gözyaşı damlıyor gönül kurgumu bekleyen temiz sayfama. Önce dairesel şekiller çiziyor  kağıdıma,  aynı noktaya denk düşenler ise kağıdımda gittikçe katmanlar oluşturuyor. Bazı damlalar ise etrafa dağılıyor şımarıkça. Katmanlar giderek  çukurlaşmaya başlıyor. Öylesine alışıyorumki bu yazıya ellerim mani olamıyor gözlerime, akıttıkça akıtıyorum. Gönül söylüyor göz yaşım yazıyor,akıl düşünmüyor duygular dile geliyor lisansız; yani kağıdımla göz yaşım arasında ebediyen saklı olacak bir sır doğuyor.  Ardında bir ölüm geliyor. Kağıdım,   zaman ilerledikçe içine çekiyor göz yaşımı çektikçe kuruyor kağıdım. Benim bile bilmediğim bir sır perdelenir ardından,beyaz bir karanlığa bürünür gönül söyleşim. Kulağımda yine bir ses tık tık,bu sefer daha tok bir ses. Temiz yürekli hayran olduğum bir  kadın elinde Türk kahvesiyle sessizce gelir yanıma. Halimden anlamış bir şekilde iki gözümden de öper ardında anlamlı gözlerime bakar, gözlerini sıkıca yumar ve  iç çekerek gönülsüz ayrılır hanemden.<br />
<!--more--><br />
    Ilk yudumumu almadan önce iç çekerek açıyorum ve dinlemeye başlıyorum bab-ı esrarı. Kulağımda bu sefer iç yakan bir ses. Ayağa kalkıp pencerenin önüne geliyorum beyaz perdeyi aralıyorum ve bekçiliğini yaptığım karanlığı yeniden tanıyorum. O sırada  elimdeki fincandan karanlığı yudunmluyorum. Bu sefer bu geceye özel acı bir karanlık yakıyor içimi ve sertçe geçiyor boğazımdan ama bir daha yudumlamak istiyorum o karanlığı. Ve içiyorum içiyorum. Karanlığa ait  gökyüzü neden göremiyorum seni sabahki gibi ? Neden göstermiyosun bana yüzünü? Ben  mi ulaşayım sana   yoksa öylece senin çıkagelmeni mi beklyeyeim? Bir yudum daha alıyorum  kaderimden. Kaderim bilinmeyenlerin içinde bulunduğu karanlık gibi orada bir perdenin arkasında.  Benim kaderim,sırrım, bu kahvenin içindeki kara suda,kara suyun altında sessizce dibe çökmüş beni beklemede. Kaderim, işte elimdeki şu fincan kahve gibi. Bilirim ki kahve çökmüştür dibe ama içimdeki merak ona ulaşmaya şevk eder beni çünkü bir sır vardır ortada. Ama o sırra ulaştım mı da kaderimi nasıl yaşacağımı yorumlamak isteyip endişeli veya umutlu yaşamaktan korkarım. Çünkü  bu sır ulaşıldığında  şaşırtabilen bir sır. Ne  yapmalıyım? Kaderi gidişatına bırakarak o kara suyu bitirmeden sırra ulaşmamalı mıyım?<br />
   Biraz düşünmeliyim ve iradem kaderimi nasıl şekillendirecek görmeliyim. İradenin oyunu bu,oyuncu ise yine irade. İnsanın kaderi avuçlarındaymış. Evet insana  bir an gelir ve insan avuçlarını sımsıkı sıkar, aslında kaderini gizler. Bazen sinirli anında  bile  avucunu sıkar insan kimi zaman farketmeden kimi zaman farkederek.  Kaderini, kendini herkesten her şeyden saklamak ister insan doğası ve görsün istemez bir başkası. Bu insanın  kendi kaderi ve  gücüdür. Insan bir iradeye sahip olduğu için de seçimlerini bazen kendi yapar ve bu seçimlerinin sonucuna da katlanmayı bilmelidir. Bunun içindir ki isyan edildiğinde ya da bir şey olduğunda hemen kızmak yerine insan iradesince şu ana kadar neler yapmıştır diye düşünmelidir. Çünkü  insana bir an gelir ve insan o ana sarılır  ve bilindik bilenmedik hallere girebilir. Bu durumdan kurtulmanın bir yolu ise avuçlarını sıkmayı bilenin gücünün farkında olduğudur ve gücünün farkında olan insanın da düşünememesi muhtemel bir şey değildir.<br />
 Bir yudum daha alıyorum kahvemden. Bir daha almak üzereyken gözlerim pencere kenarında duran küçük bir böceğe ilişiyor. Biraz ilerliyor duruyor,aynı şeyi yapmaya da devam ediyor ve giderek tavana çıkmak üzere. Seyre dalıyorum onu. Ne yapmalıyım? Onu ,hiç zorluk çekmeden öldürebilirim ve aynı şekilde kurtarabilirim. Bu güç bende var ve bunun farkında olduğum için de o böceği sadece doğaya bırakabilirim.  O sırada bir mesaj geliyor bakıyorum telefonuma. Affedilmeyi bekleyen biri ve affetmem için söylediği şeyleri okuyorum. Affetmek… Affetmeli miyim? Affetme yetkisi bende affetmezsem de hiçbir şey yapamaz karşımdaki ve ben affedene kadar belki direnir belki umutsuzluğa düşer tam affedeceğim sırada pes eder. Bir tecelli&#8230; O an   hayranı olduğum temiz yüzlü annem geliyor hatrıma. Ara ara gözleri nemlenir ve asla affetmem diyen sözlerini işityorum. “Ciğerimi   bilerek yakanları ve de yakmaya devam edip başkalarına da zarar verenleri affedemem oğul. Bilirsin  gönülden af dilemediler hiçbir zaman, öylesine geçiştirip beni de başkalarını da yakmaya devam ettiler. Bu nasıl özürdür oğul gönülsüz belki de çıkar için,besbelli. Hatalarına aynen devam ediyorlar oğul ben ne yapayım? Nasıl göz yumayım? Değişseler belki bu kadar yanmam belkiler geçer içimden ama iş işten geçmiş gibi duruyor oğul…” bu da başka bir tecelli.</p>
<p>Bir tecelli. Bir yaratıcının tecellisi insana naks ediyor semalardan yeryüzüne. Nurundan bir nur iniyor mücerredden müşahhasa. Bir  böceğin kaderi benim irademle mi sınırlı ya da affetmek,affedilmiyor muyuz? Ya kalpleri mühürlü olanlar,onlar affedilmeyecek öyle değil mi?  Peki   biz insanlar hangilerini yapmakta özgürüz, bu tecellilerin kaçımız farkındayız ya da farkında olup da kaçımız doğru şekilde değerlendirebiliyoruz bu durumu? Kim vermiştir bu özellikleri insana ya da hangilerini kullanmakta özgürüz, farkkettik mi  ya da  farkında olan da olanların farkındalığına göre mi hareket ediyor? Zıtlıklar … Hayatımız zıtlıklar üzerine kurulu değil mi? Karanlığın  yarasa için hayat olduğunu ama aydınlığın görmeyen biri  için faydasız olduğunu kim inkar edebilir? Zıtlıklar  içinde hayatlarımız… Aydınlık olan mı karanlık olan mı ya da dara düşen insan mı mutlu olan insan mı en çok düşünür? Peki  ya hangisi daha çok yazdırır? Mutluluk mu üzüntü mü yoksa sadece yazmak için mi yazar insan ve olmayanı oldurur? Oldurmak veya oluşturmak. Olmayanı oluşturmak. Işte başka bir tecelli… Kim vermiştir bu özellikleri düşündük mü ya da kaçımız en güzel şekilde kullanabilik bu özellikleri? Şimdi  geçiyor içimden şu mısralar.. </p>
<p>Uzaklaşır olmasa sözüm dilim<br />
Sırnaşır savunmasıza sözüm dilim<br />
Bir vicdan bırakır uzaklaşan, bir ah çekerim<br />
Geç uyanırım amma başlar tatlı matemim</p>
<p>Rüzgarın tenimdeki hissi geçmişin nefesi<br />
Her yüreğin sesi birer Necip gibi..<br />
Bir hayat var,bildiğim kadarıyla ebedi.</p>
<p>   Bir anda düşüncelerimle öylece kalakalıyorum. Beklemediğim bir sessizlik dolduruyor odamın etrafını ve de düşüncelerimi. O ses kayboluyor. O ses? Babı esrar,ney sesi… Ama o gitse de ben bıraktıklarıyla salınıyorum. Kahvem… Sırrını keşfetmeye bir yudumluk anın kalmış. Ama sana ulaşmayacağım şimdi. Bekleyeceğim.  Yaratılmadan önce de beklemede değil miydi ruh? Ve yaratıldı insan kimisi öldü, onların ruhları kıyameti beklemede, kimi yaşayanlar da bedenleriyle ölümü, ruhlarıyla yine kıyameti beklemede.. Kısacası hayat biz farkında olmadan beklemeyi bir yerde sabretmeyi öğretmiş olmuyor mu bizlere?  Bir yerde farkında olmadan beklemek diğer yanda ise yaptığım gibi farkında olup beklemek. Bu oyunda iradem beklemeyi seçti sonuçlar ise hiç kuşkusuz kabulümdür.</p>
<p>ü</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir Aşk Hikayesi]]></title>
<link>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/17/bir-ask-hikayesi/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 21:03:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>kalbimcity</dc:creator>
<guid>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/17/bir-ask-hikayesi/</guid>
<description><![CDATA[Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar..<br />
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi..<br />
Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar..&#8221;anladım&#8221; der gibi bir gülümseyişti bu&#8230;<br />
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..<br />
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji&#8217;nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..<br />
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan &#8220;tabi&#8221; dedi.. &#8220;bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız..&#8221;</p>
<p>&#8220;Mutluluk işte bu olmalı&#8221; diye düşündü delikanlı.. &#8220;Mutluluk işte bu!..&#8221;</p>
<p>Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki..<br />
Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. &#8220;Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana&#8217;da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak..&#8221;<br />
Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana&#8217;ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana&#8217;ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara&#8217;nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..<br />
Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız &#8220;keşke orada olsaydın&#8221; demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..<br />
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. &#8220;Bu sana&#8221; diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl&#8217;ın dört satırını okurken..<br />
&#8220;Ne hasta bekler sabahı<br />
Ne taze ölüyü mezar&#8230;<br />
Ne de şeytan bir günahı<br />
Seni beklediğim kadar!..&#8221;<br />
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. &#8220;Sana bir şeyler söylemek istiyorum&#8221; dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. &#8220;Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok..&#8221;<br />
&#8220;O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni!&#8221; dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..<br />
Yıllarca sonra Levent Yüksel&#8217;in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu&#8217;nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk &#8220;onurlu&#8221; olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..<br />
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. &#8220;Günlerdir seni arıyorum&#8221; dedi kız. &#8220;Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!..&#8221;<br />
&#8220;Yaa&#8221; dedi delikanlı.. &#8220;Yaa&#8221; dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı: &#8220;Yaaa!..&#8221;<br />
Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. &#8220;Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün..&#8221; dedi. &#8220;Bu da sonu onun&#8230;&#8221;<br />
Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken..<br />
&#8220;Geçti istemem gelmeni<br />
Yokluğunda buldum seni.<br />
Bırak vehmimde gölgeni<br />
Gelme artık neye yarar!..&#8221;<br />
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba?<br />
Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!&#8230;</p>
<p>Hıncal Uluç</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölmeyen Sevgi]]></title>
<link>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/16/olmeyen-sevgi/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 19:13:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>kalbimcity</dc:creator>
<guid>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/16/olmeyen-sevgi/</guid>
<description><![CDATA[Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi&#8230; Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi&#8230; Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller&#8230;  Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller&#8230;  Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, &#8220;Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum&#8221; dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti&#8230; Onları hiç bir şey ayıramazdı&#8230; Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm&#8230;</p>
<p>Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika gece kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü&#8230;<br />
Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki?</p>
<p>İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı&#8230;<br />
Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı.<br />
Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu&#8230; Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara&#8230; Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok&#8230; Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine? Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı. Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki&#8230; O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan.<br />
Artık bıkmıştı&#8230; Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı.</p>
<p>7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı&#8230; Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı&#8230; Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu&#8230; Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı&#8230;</p>
<p>Ona olan Aşkı ve Sevgisi onunla beraber ölmemişti.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İyi Geceler]]></title>
<link>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/16/iyi-geceler/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 08:12:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>kalbimcity</dc:creator>
<guid>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/16/iyi-geceler/</guid>
<description><![CDATA[İyi Geceler Gec olmustu. Aksamlari ozel klinigimde psikolojik danismanlik yapiyordum. Henuz yasamimi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>İyi Geceler</p>
<p>Gec olmustu. Aksamlari ozel klinigimde psikolojik danismanlik yapiyordum. Henuz yasamimi kazanmak icin kendimi yavas yavas oldurdugumun farkina varmamis, psikoterapi sozcugunun gercekte yuregin sesini dinlemek oldugunu anlamamistim. Benden yardim almak uzere gelmisti. Onunla birlikte iceriye gecenin karanligi ve ruh hali de girmisti. Yuzu kaygi cizgileriyle dolu gozlerinin cevresiyse simsiyahti. Sanki buyuk bir trajedi yasamisti ve olmek istiyordu. Cunku trajik olaylardan geriye kalan anilar o andan daha olumculdur. Birseyler adamin icinde birseyleri oldurmustu ve zavalli adam kotu kaderinin farkina varacak kadar kendindeydi. Gercekler ruhunu adeta eziyordu. O gece onunla birlikte kupkuru, yalnizca dikenlerle dolu bir dunyaya cikacagimi anlamistim. Bana, beni neden gormek istedigini anlatti. Bu, 30 dakika aldi aslinda, ama sonsuza kadar surdu sanki. Kizi intihar etmisti. Hicbir yasam belirtisi gostermeyen sozlerini isitiyordum, sanki duygusal bir otenazi yasamisti. Sozleri bitmis, sessizlik icinde oturuyorduk. Yalnizca saatin tik taklari duyuluyordu. Cektigi iskencenin cozumu sanki halinin ilmikleri arasinda gizliymis gibi bos bos yerdeki haliya bakiyordu. Sanki bedeni de yercekimine teslim olmustu. Omuzlari o denli dusuktu. Bir anda bir sey oldu. Engeller yikilmis aglamaya baslamisti. Kirisikliklarla dolu yuzunden gozyaslari sel gibi akiyor, ruhunu islatiyordu. Gozyaslarindan sonra, gercekler gun yuzune cikti. Onyedi yasindaki kizi bir hafta once elinde bir zarfla yanina gelmis ve hamile oldugunu soylemis. O ise kizina hamile degil kusursuz olmasi gerektigini soylemis. Ofkeyle kizinin elindeki zarfi yirtip, parcalarini kizinin yuzune firlatmis. Sonra da  aci sozler soylemis kizina. “Midemi bulandiriyorsun. Bu aile icin utanc kaynagisin. Yuzunu gormek istemiyorum. Simdi su kagitlari topla yerden  ve odana git. O gece genc kiz karanlik yatak odasinin sessizliginde yapayalniz ve kendisinden nefret ederek bir karar vermis. Makas cok keskin, teni ise yumusacikmis. Kani bedeninden suzulur, solugu yavas yavas kesilirken, sessiz geceye “iyi geceler” demis. O kirilgan cocuk yavas yavas Tanri’ya kavusmus. Ertesi sabah cansiz bedenini bulmuslar. Yataginin basucunda bir gun once aldigi kartta sunlar yaziliymis “Babalar Gunun Kutlu Olsun.”<br />
Birlikte ciktik klinikten,ne yapacagimizi bilmez halde, acilar icinde. Beni yeniden arayip randevu alacagini soyledi, ama ikimizde  bir daha hic  karsilasamiyacagimizi cok iyi biliyorduk. Ayrilirken bana “Doktor, bu trajediden alinacak bir ders olmadigini biliyorum, ama baska anne  babalarin cocuklarina daha iyi ve sevgiyle davranmalarini sagliyacagini inaniyorsaniz, hakkimda isittiklerinizi herkese anlatabilirsiniz..” Evet, iste sizlere anlattim isittiklerimi. O gece geceye  “iyi geceler”  diyemiyecegimi biliyordum.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mekanik düşler]]></title>
<link>http://gulbana.wordpress.com/2009/11/16/mekanik-yazilar/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 00:51:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>Tayfun</dc:creator>
<guid>http://gulbana.wordpress.com/2009/11/16/mekanik-yazilar/</guid>
<description><![CDATA[İşlemcisi aşırı ısınmaya önlem alan fanı sayesinde tam güç çalışıyordu. Karşısında tam olarak 1 daki]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img style="max-width:800px;" src="http://fc06.deviantart.net/fs38/i/2008/343/f/4/Injured_artificial_mind_by_pardom.jpg" alt="" height="390" width="241" /></p>
<p>İşlemcisi aşırı ısınmaya önlem alan fanı sayesinde tam güç çalışıyordu. Karşısında tam olarak 1 dakika 12 saniye önce beliren gri renkli kendisiyle aynı işlemcili ancak farklı seri gövdeli cisim ona saatte 1000 metre hızıyla yaklaşıyordu. Gelmekte olan cisim bu hızını korur ise sadece 19,203 saniye sonra ısınmış yakıt haznesini soğutacak likit transferini için gerekli işlemler dizisi başlayacaktı. Ekranında beliren zaman göstergelerini kontol etti, göstergeler yalnıza 15 saniyesini kaldığını işaret etti. Hesaplarına göre fazladan yapacağı her fiziksel hareket kalan saniyelerinden ortalama 0,77 saniye eksiltecekti. Buna göre açıkta kalan 4,203 saniyeyi kapaması için kendine kazandırması gereken ivmeyi son model devreleri sayesinde 0,00000064 saniye içinde hesapladı. Belirlenen hıza uygun emirler süperiletken kablolarında ilerlerken hidrolik bacak ve kolları hareketlenmeye başladı. Bir bacak emirlere tepki vermiyordu, fakat ana kontrol sisteminde bu hata çoktan algılanmış, bacağa iletilen güç kesilmişti. Geri sayım ekranında kırmızı uyarı rengi kalan vaktin son saniyesinde olduğunu gösterdiği anda, hesaplandığı üzere beklenmekte olan cisim aşırı ısınmış yakıt haznesini soğutacak likit transferine tam vaktinde başladı. Sıvı hidrolik sistemde akışkanlık ve sürtünme esaslarına uygun bir şekilde ilerlerken geç kalınması halinde başlayacak yanma tepkimesini önlüyordu. Fazla ısıdan kurtulan ana kontrol sistemi, yüklenmeye neden olan DOH (dış olasılık hesaplayıcısı)&#8217;u kapatacak ön bellek yenilenmesini başlattı. Likit transferi sonlandığında gri cisim geri çekildi. Geri çekilmenin ardından ana kontrol sistemi güvenli çıkış seçeneğini aktive etti. Yakıt haznesi patlaması önlenmiş sistem 3 saniye içinde kapanacakken çarpışma sırasında % 21 oranında zarar görmüş görsel veri sağlayıcısı ona kırmızı renk spektrumundan yoksun bir görüntü sunmaktaydı. Ekranında gri cismin yetersiz bakımının neden olduğu sıvı kaçırganlığından kaynaklı birikintiler oluşturduğunu gösteren görüntüler varken geri sayım sonlandı. Fan sustu, ana kontrol sistemi tamamen kapandığına dair güç göstergelerini sıfırlandırırken bal rengi ışıkları tamamen karanlığa karıştı. Çıkardığı son ses ise hidrolik sisteminde birikmiş karbondioksit gazının mekanik kanallarından boşalması oldu.</p>
<p><img style="max-width:800px;" src="http://fc04.deviantart.net/images2/i/2004/05/8/a/Injured.jpg" alt="" /></p>
<p>Bedeni sarsılıyordu, heyecanla nefes alıp verirken kalbi deli gibi atmaktaydı. Zamanında gelmesini umuyordu. Fazla vaktinin olmadığını hissettirir ağrılar tüm bedeninde kendini gösterirken, kanayan kaşından damlayan ılık kan göz kapaklarına yapışıyor ve kendisine koşmakta olanı görmesini güçleştiriyordu. Baktı, on onbeş metre uzakta saçları dalga dalga savrulan kızın güzelliği bir an için ağrılarını ona unutturur oldu. Olduğu yerden doğrulmalı o da ona koşmalıydı.&#160; Aşkına, sevgisine bir an önce kavuşmalıydı. Kurtulamayacağını biliyordu, kalan değerli saniyelerini tamamen onunla geçirebilmeliydi. Ellerini yere bütün gücüyle bastırırken bir bacağını oynatamadığını farketti. Yırtılmış pantolonu tamamen kırmızı olmuştu, ağzından acının ağırlığı dökülürken güçlükle sürünmeye başladı. Kız yetiştiğinde kendisini onun narin kollarına bıraktı. Kız, terlemiş alnına yapışmış saçlarını düzeltip başını kolları arasına aldı. Bir şeyler söylemek istiyordu, onu ne kadar sevdiğini, yapamadı, dili kurumuş, boğazı iç kanamanın etkisiyle ekşimişti. Nefes alıp verişi gitgide yavaşlarken kız ne yapmak istediğini anlamış olacak ki &#8220;Ben de seni seviyorum sevgilim, ben de seni&#8221; demeye başladı&#8230; Derken kız hafifçe başını yaklaştırdı, dudaklarını yorgun dudaklarına götürdüğünde genç kendini rahatlamış hissetti ve gözlerini yavaşça kapatırken tek yapabildiği dudaklarını bir daha hissedemeyeceği güzelliğin uyumuna bırakmak oldu&#8230;Bir kaç saniye sonra kızın kollarında yatan baş usulca düştü. Kız göz yaşlarına engel olamıyor, sevdiği adama son vedasını tuzlu yağmurlarla yapıyordu. O ise nedenini asla bilemeyeceği garip serinliğin sessizliğinde son nefesi sevgilisine veriyordu&#8230; Kız o son nefesi duyuşuyla hıçkırıklarda kaybolurken yarım ten ötesinde duran bal rengi gözlerin parlaklığı karanlıklarda çoktan kaybolmuştu&#8230;</p>
<p>
<div class="zemanta-pixie"><img class="zemanta-pixie-img" alt="" src="http://img.zemanta.com/pixy.gif?x-id=836ff1ee-be9b-88b6-89e9-a3e61b35a486" /></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Allah namına olunca…]]></title>
<link>http://umuthuzmeleri.wordpress.com/2009/11/13/allah-namina-olunca%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 00:03:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>La Reverie</dc:creator>
<guid>http://umuthuzmeleri.wordpress.com/2009/11/13/allah-namina-olunca%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[    Hz. Ömer (ra) zamanında etkili, sözleriyle insanları âdetâ büyüleyen Cendî isimli güçlü bir şair]]></description>
<content:encoded><![CDATA[    Hz. Ömer (ra) zamanında etkili, sözleriyle insanları âdetâ büyüleyen Cendî isimli güçlü bir şair]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kırmızı Başlıklı Kız]]></title>
<link>http://minikhaber.wordpress.com/2009/11/11/kirmizi-baslikli-kiz/</link>
<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 10:51:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>minikhaber</dc:creator>
<guid>http://minikhaber.wordpress.com/2009/11/11/kirmizi-baslikli-kiz/</guid>
<description><![CDATA[Birgün Kırmızı Başlıklı Kız hasta olan büyükannesini ziyarete gitmiş. Giderken yolda bir kurda rastl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Birgün Kırmızı Başlıklı Kız hasta olan büyükannesini ziyarete gitmiş. Giderken yolda bir kurda rastl]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Diğer taraf]]></title>
<link>http://wannavomit.wordpress.com/2009/11/10/diger-taraf/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 07:44:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>darlangac</dc:creator>
<guid>http://wannavomit.wordpress.com/2009/11/10/diger-taraf/</guid>
<description><![CDATA[Gerilen ipe asılarak kendimi kayalara doğru çektim;  enerjimin son kırıntılarını kullandığımın farkı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Gerilen ipe asılarak kendimi kayalara doğru çektim;  enerjimin son kırıntılarını kullandığımın farkındaydım. Susuzluk bilincimi öyle bulandırmıştı ki, kayaların arkasından uzanan yolun gökyüzüne doğru çıktığını görebiliyordum. Belki de gördüğüm halisünasyon değildi;  ölümüme kendi gözlerimle şahit oluyordum. Göz kapaklarımı sıkıca kapayıp açtım, yol şimdi olması gereken yerdeydi, koyun diğer yakasındaki küçük yerleşim birimine doğru kıvrılıyordu.<br />
&#8230;..<br />
Vathis&#8217;ten bakıldığında Kalymnos oldukça ufak bir kara parçasıydı, aşağılara indikçe yayvanlaşan bir şapkayı andırıyordu buradan görünümü. Babam avlanmak için kıyıya indiği zamanlarda vadiye çıkar incir toplardım. Vathis&#8217;in inciri gibisini hiç bir yerde yemedim. Gerçi Kalymnos&#8217;tan dışarı çıkma şansım olmadı şu yaşıma kadar, Tam 13 sene.<br />
Sepetimi incirlerle doldurup kıyıya doğru inmeye başladım. Babamın el salladığını gördüm, yine bir torba dolusu sünger vardı sırtında. Babam ne zaman sünger avına çıksa ertesi gün med-cezir olur deniz kabarırdı. İçten içe babamın denizin düzenini bozduğunu düşünürdüm. Eğer o süngerleri almasa, hepsi içine suyu çekecek ve deniz taşmayacaktı. Ama babama göre bu deli saçmasıydı. Koşarak yanına indim, sepetteki incirlerden biri fırlayıp denize doğru yuvarlandı. Kıyıdan evimize doğru yürümeye başladık. Esmer teni ve yemyeşil gözleriyle yunan tanrılarını kıskandırıyordu, babamdı.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kalymnos'tan bu yana]]></title>
<link>http://wannavomit.wordpress.com/2009/11/09/kalymnostan-bu-yana/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 08:57:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>darlangac</dc:creator>
<guid>http://wannavomit.wordpress.com/2009/11/09/kalymnostan-bu-yana/</guid>
<description><![CDATA[Gözümü açtığımda muazzam parlaklıktaki güneş ışığıyla burun buruna geldim, sarı bir hareden ibaretti]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Gözümü açtığımda muazzam parlaklıktaki güneş ışığıyla burun buruna geldim, sarı bir hareden ibaretti gördüğüm. Vücudumdaki dayanılmaz acı bayılmadan az önceki kadar şiddetli değildi,  tenime yapışan iyot kavurmuştu açık yaraları. Kalymnos&#8217;tan bu yana çok yol kat etmiş olmalıydım. Günlerdir susuz ve baygın halde oluşum büzüşen derimden belliydi. Kurumuş kan pıhtıları ağzımı burnumu kaplamıştı, nası bu hale geldiğim rastgele kareler halinde gözümün önünden geçiyordu.</p>
<p>Öldüğü sanılan bir vücut için çok da kötü değildi aslında halim. Hayatta kalabilmiş olmanın verdiği enerjiyle gövdemi doğrultmayı başarabildiğimde, nerede olduğuma dair en ufak bir fikrim yoktu. Daha önce hiç bulunmadığım bir kara parçasına paralel sallanıp duruyordu eski kayık. Kuvvetli bir fırtına beni buraya getirmiş olmalıydı, kumluk olsaydı çoktan kıyıya saplanmıştı bu hurda yığını. Bir yolunu bulup karaya çıkmalıyım diye düşünürken teknenin içindeki paslı çapa gözüme ilişti. Çapayı köşede görünen dik kayanın arkasına atmayı başarabilirsem, karaya çıkmam oldukça kolay olacaktı. Güneş ve iyottan tarumar olmuş  ellerim çapayı var gücüyle fırlattı kayaların arkasına, tam isabet!</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[kırık kalp]]></title>
<link>http://yazinak.wordpress.com/2009/11/08/kirik-kalp/</link>
<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 03:41:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>badeba3</dc:creator>
<guid>http://yazinak.wordpress.com/2009/11/08/kirik-kalp/</guid>
<description><![CDATA[Fırtına sonrası güneşim açmasını beklemek gibi seni beklemek. Uzun zaman önce başlayan bir hikayeyi ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-110" title="2l8w77s.jpg" src="http://yazinak.wordpress.com/files/2009/11/2l8w77s-jpg1.gif" alt="2l8w77s.jpg" width="327" height="436" /></p>
<p style="text-align:center;">Fırtına sonrası güneşim açmasını beklemek gibi seni beklemek.</p>
<p style="text-align:center;">Uzun zaman önce başlayan bir hikayeyi sürdürmek öyle zor ki!</p>
<p style="text-align:center;">Tanımadığım insanların yüzüne bakarak senin yüzünü özlemek,</p>
<p style="text-align:center;">Hiç tanım kazanmamış kokuları seninkidir diye içime çekmek öyle zor ki!</p>
<p style="text-align:center;">Ayağı kırık bir atın,yarışı birincilikle bitirme hayaliyle hep en sonda koşması,</p>
<p style="text-align:center;">Ama bitmeyen yıkılmayan umuduyla koşması gibi,</p>
<p style="text-align:center;">Kırgın umudumla sana ulaşmayı bekliyorum.</p>
<p style="text-align:center;">Aslında hangimiz ”ayağı kırık at” bilmiyorum!</p>
<p style="text-align:center;">Dün deniz kenarında çayımı yudumlarken denize hiç bakmadığım gibi baktım.</p>
<p style="text-align:center;">Çayı bir başka içtim,sigarayı bir başka…</p>
<p style="text-align:center;">Martıların bitmeyen telaşını gördüm.</p>
<p style="text-align:center;">“Yağmur geliyor,yağmur.Acele edin!” diyorlardı</p>
<p style="text-align:center;">İnsanlar el ele, yan yana tatil sefası yapıyorlardı.</p>
<p style="text-align:center;">Uzun zamandır hiç tatil yapmadığımı fark ettim,onların dinginliğini görünce</p>
<p style="text-align:center;">Ne bir yere yetişme telaşı,ne de günün yorgunluğu vardı derin huzurlu yüzlerinde…</p>
<p style="text-align:center;">Sevmenin,sevilmenin,hemen yanındaki sıcaklığın dayanılmaz rahatlığı,kedi uysallığı…</p>
<p style="text-align:center;">Benim tatilim ancak sana ulaştığım zaman başlayacak,bunu anladım.</p>
<p style="text-align:center;">Benim hep sana yetişme,senin peşinden koşma telaşım olacak</p>
<p style="text-align:center;">Ta ki;seni buluncaya,bu deli özlemden kurtuluncaya kadar</p>
<p style="text-align:center;">Yanlış insan suratlarında o küskün şefkati aramayı bıraktığım güne kadar…</p>
<p style="text-align:center;">Yağmur dinene kadar!</p>
<p style="text-align:center;">Hani insan evinden uzun bir yolculuğa çıkarken hep evde bir şey unutmuş hissine kapılır ya!</p>
<p style="text-align:center;">Dün gezdiğim,dolaştığım her yerde bu hisse kapıldım;</p>
<p style="text-align:center;">Seni bir yerde unutmuşum hissine!</p>
<p style="text-align:center;">Unuttuğum şeyi bulmak üzere geri döndüğümdeyse bulduğum tek şey:</p>
<p style="text-align:center;">YALNIZLIĞIMDI!</p>
<p style="text-align:center;">Anladım ki;ayağı kırık at bir zaman sonra yarışı bitirecek</p>
<p style="text-align:center;">Sonuncu olarak…Sonuncu!</p>
<p style="text-align:center;">Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayalinin peşinde sonuncu gelecek</p>
<p style="text-align:center;">Ve ödülü ölüm olacak…Kırık ayağının ödülü!</p>
<p style="text-align:center;">Eğer ayağı kırık at bensem;merakla bekliyorum fırtına sonrasında…</p>
<p style="text-align:center;">Kırık kalbimin ödülü ne olacak diye !</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><span style="color:#3366ff;">Ba’De’Ba / 28.May.99(23.00) / KuSaDaSı</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölecek miyim?]]></title>
<link>http://umuthuzmeleri.wordpress.com/2009/11/07/olecek-miyim/</link>
<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 22:10:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>La Reverie</dc:creator>
<guid>http://umuthuzmeleri.wordpress.com/2009/11/07/olecek-miyim/</guid>
<description><![CDATA[  İki yaşındaki çocuğu hastaneye getirdiklerinde durumu iyi değildi. Anne-babası kaygılı gözlerle, t]]></description>
<content:encoded><![CDATA[  İki yaşındaki çocuğu hastaneye getirdiklerinde durumu iyi değildi. Anne-babası kaygılı gözlerle, t]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[bana gözyaşı borcun var]]></title>
<link>http://aliavkaya.wordpress.com/2009/11/04/bana-gozyasi-borcun-var/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 00:40:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>ALi Avkaya</dc:creator>
<guid>http://aliavkaya.wordpress.com/2009/11/04/bana-gozyasi-borcun-var/</guid>
<description><![CDATA[Bana Gözyaşı Borcun Var Adam genç kadına seslendi: - Bana gözyaşı borcun var! Genç kadın sordu: - Na]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bana Gözyaşı Borcun Var Adam genç kadına seslendi: - Bana gözyaşı borcun var! Genç kadın sordu: - Na]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Raif Efendi]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/02/raif-efendi/</link>
<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 10:17:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>Derya Koşar</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/02/raif-efendi/</guid>
<description><![CDATA[Günlerim bir biri ardına sıralandı yine. Zaman durağan… Köşeye çekilip yaşamı seyrettiğim, cam fanus]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Günlerim bir biri ardına sıralandı yine. Zaman durağan… Köşeye çekilip yaşamı seyrettiğim, cam fanus]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[her şey sana bağlı]]></title>
<link>http://umutdiyari.wordpress.com/2009/11/02/her-sey-sana-bagli/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 23:21:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>umutdiyari</dc:creator>
<guid>http://umutdiyari.wordpress.com/2009/11/02/her-sey-sana-bagli/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Bir genç kız bilge adamı şaşırtmak istiyor. İki elinin arasına bir kelebek koyacak ve bilge a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div>&#8220;Bir genç kız bilge adamı şaşırtmak istiyor. İki elinin arasına bir<br />
kelebek koyacak ve bilge adama, &#8216;avucumun içinde bir kelebek var, canlı mı ölümü?&#8217; diye soracak. Ölü derse kelebeği salıverecek, canlı derse avucunu bastırıp kelebeği öldürecek, bilge adam her ne derse tersini ispat etmiş olacak. Kız kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğru uzatıyor: &#8216;Avucumun içinde bir kelebek var: Canlı mı, ölümü?&#8217; <!--more--><br />
Bilge adam cevap vermeden önce uzun uzun kızın gözlerinin içine bakıyor ve cevap veriyor: &#8216;Canlı da olması, ölü de olması senin ellerinde kızım, senin ellerinde&#8217;&#8230;</div>
<div></div>
<div>*******************  *******************</div>
<div>&#8220;Ayvalık&#8217;tayım, 2003 yazı. Kıyıda, bizi dalışa götürecek tekneyi<br />
bekliyoruz. Üç genç kız yanımıza kadar geldi. Kızlardan biri topallıyor, ayağının birini hep sürümek zorunda.<br />
Durdular, bize Belediye Plajının olduğu yeri sordular. Biz de gösterdik; bir kilometre ötede bir yer&#8230; Kızlardan sağlam olan ikisi: &#8216;Yaaa hadi geri dönelim, oraya kadar bu sıcakta yürünmez&#8217; diye fısıldandılar. Engelli olan kız, &#8216;Ne var bunda? Yürürüz&#8217; dedi&#8230;<br />
Şaka gibi bir şey! Yürüme engelli olan kız, bizim gözümüzün önünde öbür ikisini ikna etti, bize teşekkür etti ve devam ettiler. Biz gözlerimiz dolu dolu onları seyrettik. Sizce hangisi daha engelli?<br />
Hayatınızın zor anlarında güçtür mücadele ruhu. Ona sahipseniz hiç korkmayın. Mücadele ruhunuz yoksa anlattığım her şeyi unutun, çünkü boştur sizin için.&#8221;</div>
<p><strong><strong>*******************  ******************* </strong></strong></p>
<p>&#8220;Bundan Üç dört yıl önce USA&#8217;da dünya spastikler olimpiyatı düzenleniyor. Yüz metre yarışı; Down Sendromlu koşucular&#8230; Yarış başladığında koşuculardan birinin ayağı takılıyor, düşüyor ve acıyla bağırmaya başlıyor. Çok ilginç bir şey oluyor, diğer zihinsel engelli koşucular geriye dönüyorlar ve düşen atleti kaldırıyorlar. Down Sendromlu bir kız, oğlanı öpüyor: &#8216;Bu onu iyileştirir&#8217; diyor. Kollarına girip teselli ediyorlar ve hep beraber yürüyerek yarış çizgisini geçiyorlar.</p>
<p><strong> Ahmet Şerif İzgören&#8217;in, &#8220;Avucunuzdaki Kelebek&#8221; isimli kitabindan;</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir Gönül Yolculuğu - 36]]></title>
<link>http://fotografmakale.wordpress.com/2009/11/01/bir-gonul-yolculugu-36/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 20:41:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>MxDönence</dc:creator>
<guid>http://fotografmakale.wordpress.com/2009/11/01/bir-gonul-yolculugu-36/</guid>
<description><![CDATA[Demir kapılar arkasına sakladım sevdamı. Karanlık kuyular doldurdum içime hanidir.. Bütün yeşillerim]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-medium wp-image-3327" title="gönül" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/gonul.jpg?w=300" alt="gönül" width="300" height="300" />Demir kapılar arkasına sakladım sevdamı. Karanlık kuyular doldurdum içime hanidir.. Bütün yeşillerimi kapattım zamana, bir korku çöreklendi son vakti akşamın, yüzümde denizin tuzu, ellerimde rüzgara karışmış kokun, ilmek ilmek çözdüğüm saçların düşümde ve bir mavi gece usulca inmekte gözlerime&#8230;.</p>
<p>Az sonra sevgili son ışıklarda gömülünce dalgın suya, bir kum tanesi daha eksilince ömrümden, her akşam yaptığım gibi, tam da önceden belirlediğim gibi kalkacağım yerimden. Penceremin ardından uzanıp gecenin yaldızlı yüzüne aklımdaki bütün düşüncelerin yerine rüzgarda salınan bir yelkenli koyacağım. Ay ışığı altında nazlı nazlı salınırken, içine papatyalar, hercai menekşeler, şebboylar, gece sefaları serpiştirdiğim yüreğimi koyacağım yanına&#8230;</p>
<p>Eğer özlersem yeni bir sevdayı, süzülüp gecenin içinden düşten bir sevgiliye uzanacağım. Saçları yosun kokan bir Reis düşleyeceğim göğün mavisine aldanıp.. Yaz bulutları geçecek üzerimden bir Haziran akşamı.. Sana benzeyecek kimi, kimi bir balığın ışıltılı sırtına, kimi az önce özgürce havalanan şu martının kanadına.. Ardından ince, ılık bir yağmur inecek düşlerimden avuçlarıma İlk damlalar ak dalgalarla savuracak yelkeni, sonra iri dalgalı yalnızlıklara yol alacak benim gibi. Uzandığım yerde sen diye yağmuru kucaklayacağım&#8230; Her damla yüzün, her yeşil ellerin ve her mavi çıplak ayakların bir Haziran gibi geleceksin geceme, ben sırılsıklam sarhoş olacağım.</p>
<p>Çaresiz, uzak tutacağım seni kendimden.. Bu demirden perde, aşkı anımsatan her nesneyi, her biçimi, her rengi, her güzel kokuyu, her sevdayı kör kuyulara salacak&#8230; Yedi kat mercandan yapılmış, yedi kat deniz dibinde, yedi kat sular altında demir ağlardan örülü kör bir kuyuya&#8230;</p>
<p>Senden sonra sevgili, bu düşün ardından her sabah o fenere gideceğim. Yıllar boyu suların dipsiz karanlıklarından sabahın ilk ışıklarında laciverde boyandığı geceler gibi, sevdanın mavilere boyandığı zamanları bekleyeceğim. Güneşin yükselip denizi gümüş tellerle süslediği, ışığın dalgalarla oynaştığı saatlere dek bekleyeceğim&#8230; Allı yeşilli kuşaklar çekilmiş, beyazı martı gibi bir kayıkla gelmeni düşleyeceğim&#8230; Yorgun bir dalganın önünde koşa koşa gelip o bildik feneri kucakla isteyeceğim köpük köpüğe&#8230; Bütün umutları ardından süpürüp gitmene rağmen, inatla sonsuza dek sürecek bir aşkı bekleyeceğim.. Satırlardan çıkıp gelecek bir rengi, bir sözü, bir maviyi&#8230;</p>
<p>Sözün rengi olsaydım sevgili; ben mavi olurdum, kucağında mucizeler getiren, mucizeleri emziren bir deniz gibi MAVİ&#8230; Meğer yeni doğan güneşin kollarında beyaza mayalansa bile; mavi olmalıydım&#8230;. İşte sevgili sen böylesi düşlerime girip çıkarken, sen hayatımdaki tek sahici göz, tek yalansız söz, sen arada bir bulup bulup yitirdiğim tek sevdayken ;sabah olmadan, tan yeri atmadan dönüp o maviliğe seni bulmalıyım. Yoksun, ama ben sen varmışsın gibi düşlemeliyim.. , Düşünmeli, özlemeliyim&#8230; Özledin mi sevgili? Özledin mi? Ya ben??</p>
<p>Ah sevgili; ben hala bildiğin gibiyim. Hala ürkek bu yürek yeni bir yolculuğun telaşıyla.. Hala ne zaman bir huzur arasam sığındığım tek yer denizin uçsuz bucaksız koynu&#8230; Hala uzun uzadıya mektuplar yazıyorum, özlemini, olmayan bir sevdayı, yokluğu anlatan, hala bir kaç kadeh şarap yoldaş bana yalnız uyuduğum geceler, özleyince tenini birbiri ardına sigara yakmayı sürdürüyorum. yine.. Sözde dostlarla akşam yemeği yiyorum bazen görev icabı, hafta sonları mı ;biliyorsun işte seven sevmeyen kim varsa yanımda ;bir tek sen sevgili olmayan yanım, bir tek sen olmayanımsın.. Okuduğum kitapların sayfaları arasında yeni yolculuklara çıkıyorum hiç bilmediğim, hiç dönmediğim.. Yarım kitapların arasından yine ayraçlar koyuyorum bilinmez bir zamana erteleyip, hala bir iki kitap baş ucumda, bir kaçı salonda koltuklara dağılmış tam bıraktığın yerde, bıraktığın halde.. Yeni değişimler de yaşıyorum ara sıra şaşa kaldığım. Bütün yanlışların suçunu kendime yüklemekten vazgeçtim mesela.. Çok şaşıracaksın ama yeni satırlardan geldim bir kaç saat önce. uzun zamandır okumadığım, ve özlediğimi anladığım, özlemim olan satırlardan.. beni anladığına inandığım mavi satırlardan.. Düşlerin nerede diye soran, düşlerini hiç görmediğim satırlardan. Beni bana anlatan beni bana yazan satırlardan&#8230;</p>
<p>O kadar çok yoktum ki sevgili; ne zaman vardım, ben var mıydım, sevda mıydım, yaşamış mıydım karıştığım bir zamandan.. Ben sevgili; bana bir nehir gibi akan ben gitmedikçe çekip gitmeyecek satırlardan çıkıp geldim..</p>
<p>Yalnız olduğumu düşünme sakın ;daha gidecek pek çok yolum, söylenmeyi bekleyen bir çok şarkım, içimde hınzırca gülümseyen bir yaramaz çocuk, içinde kaybolduğum deli dalgalarım, kocaman okyanus sessizliğim, nasılda ertelediğimi fark etmediğim duygularım, sabrım, gücüm, düşlerim ve sevmeyi bilen bir yüreğim var hala.. Zaman sevgili biliyorum ; koşarak geçti, dört nala geçti ömrümün üzerinden. Mevsimleri savurdu, seneleri yığdı yolumun üzerime.. Demir perdeler gerdi gecelerime, açılmaz bildiğim kilitler vurdu yüreğime.. Lâl kırmızı gün batımında güvercin kanatlarına yüklediğim sevinçlerimi aradım sonra&#8230; Sonra bir gece ıpıssız bir okyanusta yelkenler forayken sesimi hiç duymadan, yüzümü hiç görmeden alabildiğine rüzgar olan satırlardan geldim.., Ben sevgili bitmemiş şiirlerden çıkıp geldim az önce, sevdayı bir şiir gibi yaşayan satırlardan.. Hüzün kadar gerçek, aşk kadar masalsı, sevda kadar güzel.</p>
<p style="padding-left:60px;"><em>Nalan Kara</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Erkeklerin yalan söylediğini anlamak için]]></title>
<link>http://modernkadin.wordpress.com/2009/11/01/erkeklerin-yalan-soyledigini-anlamak-icin/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 09:55:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>modernkadin</dc:creator>
<guid>http://modernkadin.wordpress.com/2009/11/01/erkeklerin-yalan-soyledigini-anlamak-icin/</guid>
<description><![CDATA[1- Tutarsızlık Yaptıkları ile anlattığı arasında tutarsızlık var mı yok mu bakabilirsin… 2- En ummad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="color:#000000;"><img class="alignleft size-full wp-image-2177" title="200206769-001" src="http://modernkadin.wordpress.com/files/2009/11/yalan.jpg" alt="200206769-001" width="197" height="268" />1- Tutarsızlık</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Yaptıkları ile anlattığı arasında tutarsızlık var mı yok mu bakabilirsin…</span></p>
<p><span style="color:#000000;">2- En ummadığı soruyu sor</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Yalan söyleyen bir insanın mutlaka iyi ve sağlam bir hikâyesi vardır. Ve sizin ne sorabileceğinizi bilerek yanıt verirler İnternetteki web yalanlarını yakalamak için yalan söylediğiniz kişiyi iyice izleyin. En umulmadık bir anda hazır olmadıkları bir konuda bir soru yöneltin.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">3- Davranışlarını değerlendir</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Yalanın en önemli göstergelerinden biri davranışlardaki değişiklidir. Genel olarak heyecanlı olan biri sakinse veya sakin biri heyecanlıysa dikkat edin farklı bir şeyler oluyor demektir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">4- Duygulardaki samimiyetsizlik</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Çoğu insan sahte gülümseyemez Zamanlama hatası vardır ve normal gülümsemeden çok daha uzun sürer veya diğer davranışlarla karışır. Bazen kızgın yüzle, gülümseme iç içedir. Dudaklar doğal gülümsemeden daha küçük ve daha cansızdır. 5- İçten gelen tepkilere dikkat</span></p>
<p><span style="color:#000000;">İnsanlar genellikle yalanlarını geçiştirirken şöyle der; ‘İçten gelen bir tepki veya kadına, erkeğe özgü bir sezgi’ ama bu doğru duyguların sapmasından başka bir şey değildir. İçgüdüler yalanların açıklamasında inandırıcı değildir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">6- Çok küçük hareketleri izle</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Çok küçük hareketler mimikler ifadelerin ön açıklamasıdır. Genellikle ikinci dakikanın 25. sn civarında bir gizli duyguyu anlatır. Yani bir kişi çok çok mutlu görünüyorsa gerçekte bazı şeyler için üzülüyor olabilir. Gerçek duygusunun anlaşılmasından duyduğu korku bir an için yüzünde belirir. Gizlenen korku, mutsuzluk, kızgınlık, kıskançlık her neyse bir göz kırpması anı kadar kısa sürede yüze yansır. Bunu yakalamak büyük bir hünerdir. Yapılan araştırmalarda hemen hemen katılanların %99′u bu mikro mimikleri işaretleri göremedi fakat bu bir saatten daha kısa zamanda öğrenilebilir Mikro hareketler sebebi söylemez. Sadece gizlenen bir duygu olduğunu gösterir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">7- İnkâr etme</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Yalan söyleyen kişinin hareketleri, söyledikleri, ses tonu, mimikleri birbirini tutmaz. İnkârı gösteren bazı davranışlar vardır.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">8- Endişe veya tedirginlik</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Karşınızdaki konuşurken gözlerinize bakamıyorsa ve bu onun her zaman ki hali değilse yalan söylediğinden şüphelenebilirsiniz. Uzağa bakıyor terliyor ve tedirgin endişeli bakıyorlarsa hiçbir şey normal değildir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">9- Çok çok fazla detaycılık</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Eğer birisine ‘Nerede kaldın?’ diye sorduğunuzda karşınızdaki ‘Markete gittim ve yumurta süt şeker almam gerekiyordu ve bir köpeğe çarptığım için çok yavaş gitmek zorunda kaldım’ gibi detaylı olarak bir şeyler anlatıyorsa yalan söylediğinden şüphelenebilirsiniz. Çok fazla detay onları içinde bulundukları durumdan kurtulmak için düşünülen bütünlük içeren bir yalan olabilir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">10- Gerçeği görmemezlikten gelme</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Birisine gerçeği anlatmak yalan söylemekten daha fazla kabul edilir. Herkesin bildiği bir şeyin arkasına sığınarak yalan söylenebilir. Böylece insanların kafası karışır ve söylenilenin doğru olabileceği düşünülür.</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Myndos]]></title>
<link>http://wannavomit.wordpress.com/2009/10/31/myndos/</link>
<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 09:29:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>darlangac</dc:creator>
<guid>http://wannavomit.wordpress.com/2009/10/31/myndos/</guid>
<description><![CDATA[Sıkışık ahşap masaların arasından yılan gibi kıvrılarak sıyrıldık derin gürültüden, Mimoza&#8217;nın]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Sıkışık ahşap masaların arasından yılan gibi kıvrılarak sıyrıldık derin gürültüden, Mimoza&#8217;nın hemen yukarısındaki koya doğru giden yoldaydık şimdi. Elleri hep nemliydi, yaşadığı coğrafyayla bütünleşmiş gibi. Ne zaman elini tutsam banyodan yeni çıkmış bir bebeğin tombul, buruşuk ellerine dokunuyormuş hissiyatının  sebebi sanırım buydu. Myndos&#8217;a giden dar patika her zamanki sakinliğiyle uzanıyordu yol boyu.</p>
<p>İki sigara çıkardım arka cebimden, ağzıma götürüp ikisini birden yaktım bir çırpıda. Birini Bekir&#8217;e uzattım. Kavun aromalı rujumun tadını almaktan memnun görünüyordu sigarasının ucunda. Sahile vardığımızda oturulabilecek tek kaya parçasının iki sevgili tarafından işgal edildiğini gördük.</p>
<p>&#8220;Hah! ucuz romantizm yapıyor bunlar, o kaya ne deli aşıklar gördü.&#8221; dedi bir eli kalçamı okşarken.</p>
<p>&#8220;Madem öyle hadi denize!&#8221; Koşmaya başladı birden beni de arkasından sürükleyerek. Koca adımlarına yürürken bile yetişemezken, şimdi uçuyordum peşinden. Tepeye çıkana kadar koşmaya devam ettik.   Ve Myndos ayaklarımızın altındaydı. Bu eşsiz manzarayı belki yüzlerce kez görmüştüm ama her seferinde ihtişamına kapılmaktan alıkoyamıyordum kendimi. Uçsuz bucaksız koyu maviden gelen iyot kokusu ciğerlerimi doldurdu.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nemli tıngırtı sesi  ]]></title>
<link>http://wannavomit.wordpress.com/2009/10/30/nemli-tingirti-sesi/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 12:45:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>darlangac</dc:creator>
<guid>http://wannavomit.wordpress.com/2009/10/30/nemli-tingirti-sesi/</guid>
<description><![CDATA[Cümbüş  sesi geliyor yan masadan. Beyaz ahşaba vura vura şarkı söyleyen kalabalığın neşesiyle cümbüş]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Cümbüş  sesi geliyor yan masadan. Beyaz ahşaba vura vura şarkı söyleyen kalabalığın neşesiyle cümbüşünün tellerine abanıyor Niko, balıkçının demirbaş yunan asıllı türk tırgırtıcısı. Aslında herkes repertuarı ezbere biliyor ama yine de bu sürprizden uzak melodiler silsilesi her cumartesi akşamı keyiflendirmeye yetiyor Mimoza&#8217;nın müdavimlerini.</p>
<p>Bekir oturuyor denize nazır uzun masanın baş köşesinde.  Bol nemli havayı ciğerlerine çektikçe allaşıyor yanakları. Rakı bardağını Tavşan adasına doğrultup şerefe yapıyor, &#8220;Şu arkeolojik kazılar bütün manzaramın içine etti. Ne bulacaklarsa biran evvel bulsalar da gitseler. Günbatımını yaz bitmeden en tepede izlemeliyim yine.&#8221;</p>
<p>Masadaki ses cümbüşünün içine dahil olmak istercesine yüksek sesliydi konuşması, ama cevap gelmeyince başını tekrar adaya doğru çevirdi. Haziran ayında Uludağ Üniversitesi&#8217;nden gelen arkeoloji ekibinin hummalı kazı çalışması bitmek bilmiyordu. Genç arkeologlar dini kalıntıların peşinde kazdıkça kazarken,  Bekir&#8217;in tek derdi rakısına meze olan ada manzarasının demir iskelelerle gölgelenmesiydi. Kekikli peynirden küçük bir parça ağzına götürürken, gözlerimin içine baktı. Koyu yeşil yosun gözler. &#8220;Elenim bu gürültü beni yordu. Hadi koya  doğru yürüyelim. &#8220;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[alıp verememek]]></title>
<link>http://achmeth.wordpress.com/2009/10/27/alip-verememek/</link>
<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 19:07:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>achmeth</dc:creator>
<guid>http://achmeth.wordpress.com/2009/10/27/alip-verememek/</guid>
<description><![CDATA[hani derler ya &#8220;benimle ne alıp veremediğin var&#8221; diye, hayatla alıp veremediği olan insa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>hani derler ya &#8220;benimle ne alıp veremediğin var&#8221; diye, hayatla alıp veremediği olan insanın hikayesidir. murphy yasalarının alayı aleyhine işleyen, işi rast gitmeyen her nevi eksikle mücadele içinde olan kişidir.</p>
<p>geçen gün okula gidiyorum. yağmurlu bir gün ve trafik sıkışık. camdan dışarı bakarken bir yandan da müzük dinliyorum. tam da o sırada otobüsün yanına şık bir araba(jaguar x type) geldi. arabaya baktım gerçekten çok güzel gözüküyordu. istemsiz şekilde arabanın içindekileri izlemeye koyuldum. direksiyonda o arabanın sadece şoförü olduğu belli bir adam vardı. arka koltukta da güzel bir bayan ve yanında bebek koltuğunda oturan şirin bir bebek vardı. bebeğin üzerindeki kıyafetlerden erkek olduğu anlaşılıyordu. sonra kadının telefonu çaldı. son model bir pda çıkardı çantasından başladı konuşmaya&#8230;</p>
<p>kimsenin özel hayatını dikizleme gibi huylarım yok cidden. sevmem en nihayetinde kendime yapılmasını istemediğim hareketi başkasına yapmamayı düstur edinirim elimden geldiğince. ama dedim ya istemsiz şekilde bakıyordum. o anda şunu düşünüyor insan. hayatta bazıları maça 1-0 önde başlıyor. siz aradaki farkı kapatmak için onun iki katı belki daha çok katı kadar çalışmak zorunda kalıyorsunuz. komik olan daha çok çalışmaya çalışan sizde onun sahip olduğu kadar çok imkan olmuyor. insanın içine bir öfke düşüyor o anda. neden sorusu dönüyor kafada. bende bu durum uzun zamandır var esasen.</p>
<p>lisedeyim. yılbaşı ikramiyesi tutarı açıklanmış. haliyle sınıfta konu para olmuş. felsefe öğremenim son ders olmasının da verdiği rahatlıktan olsa gerek sohbete başladı.</p>
<p>+neden zengin olmak istiyorsunuz?<br />
-hayata karşı hıncım var ve bunun gidermek için zengin olmam lazım. sadece maddi değil ama her anlamda. bilgi, birikim, para. bu hayatta ne kadar zenginsen o kadar varsın aksi halde hiçsin.</p>
<p>o anda bunları demiştim. evet hıncım vardı hayata karşı. normalde sınıfta böyle çıkışmam. o gün farklıydı ama. meşhur lise aşkı denen hadiseye düşmüştüm ve aşık olduğum kız cidden zengindi. harbiden zengin. ben okulda simit alıp peyniri evden götürerek maliyet kısma politikası izlerken, kız okula şoförlü arabayla geliyor o derece. hani klasik ayrı dünyaların insanı olma edebiyatı. arkadaşlar arasında geyik çeviriyoruz. dedim ben bu kıza bugün açılıcam. kankam yine bir klişe ile durdurdu. lan çıkıp ne yapacaksın? kızı nereye götüreceksin? ayarını bil ona göre davran madara etme kendini&#8230;</p>
<p>o arabaya, içindeki kadına, yanındaki bebeğe bakarken aklıma bunlar geldi birden. hayata 1-0 önde başlamak bu oluyor. sen okula tabanvay ile giderken o arabayla gidecek. sen üniversite sınavlarına zar zor hazırlanırken, o hemen her dersten özel dersler alacak, en iyi dershanelere gidecek ve senden iyi bir üniversitede okuyacak. sen okulda okuyabilmek için hesap kitap işlerine düşeceksin, onun öyle bir derdi olmayacak. sonra o parasıyla ya da değil çok iyi bir yurt dışı(tercihen abd) üniversitesinde güzel bir yüksek lisans eğitimi alacak. ve senden daha iyi bir yerde, senin maaşından daha iyi bir maaşla çalışacak.</p>
<p>arabesk oldu. evet arabesk oldu ama ne yaparsın itiraf etmek istemediğimiz olaylar bunlar. hayat herkese adil davranmıyor. sen kıçını yırtarken bir şeyler olabilmek için bazıları daha rahat ulaşıyor o hedeflere.</p>
<p>neyse&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sonra !]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/10/21/sonra/</link>
<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 11:38:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>editor</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/10/21/sonra/</guid>
<description><![CDATA[Sabahın erken saatlerinde kalkmıştı adam,önce yüzünü yıkadı sonra rahat olsun diye ranzadan bozup ye]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Sabahın erken saatlerinde kalkmıştı adam,önce yüzünü yıkadı sonra rahat olsun diye ranzadan bozup ye]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
