<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>hosgoru &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/hosgoru/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "hosgoru"</description>
	<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 10:21:24 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[BİR KUŞ MASALI !! - Bircan OĞANKUL]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/24/bir-kus-masali-bircan-ogankul/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 11:44:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/24/bir-kus-masali-bircan-ogankul/</guid>
<description><![CDATA[&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bir uçan kuş varmış. Bir başka uçan kuşu çok seviyormuş. A]]></description>
<content:encoded><![CDATA[&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bir uçan kuş varmış. Bir başka uçan kuşu çok seviyormuş. A]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BİZDEN ÇOK KİM SEVER...]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/13/bizden-cok-kim-sever/</link>
<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 11:12:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/13/bizden-cok-kim-sever/</guid>
<description><![CDATA[Dün kızımızın okulunda biz ebeveynler için, eğitici bir çalışma vardı.   Kendini geliştirme konusund]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Dün kızımızın okulunda biz ebeveynler için, eğitici bir çalışma vardı.   Kendini geliştirme konusund]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Batıda ve Bizde ‘Esmer Çocuk’]]></title>
<link>http://nupak.wordpress.com/2009/11/13/batida-ve-bizde-%e2%80%98esmer-cocuk%e2%80%99/</link>
<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 05:21:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>napak</dc:creator>
<guid>http://nupak.wordpress.com/2009/11/13/batida-ve-bizde-%e2%80%98esmer-cocuk%e2%80%99/</guid>
<description><![CDATA[                    Batının İslam medeniyetine bakış açısı, batıdaki göçmen sorunları (veya islam so]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;">         <img class="size-full wp-image-18 aligncenter" title="pusi" src="http://nupak.wordpress.com/files/2009/11/pusi1.jpg" alt="pusi" width="229" height="320" /> </p>
<p>         Batının İslam medeniyetine bakış açısı, batıdaki göçmen sorunları (veya islam sorunu) ve batının bu soruna bulduğu veya bulmaya çalıştığı çözümlemeler dikkatle incelenmelidir.  Nitekim bizdeki iç sorunlar da bununla paralellik göstermektedir. Her biri sınırsız özgürlükleri ve hoşgörüleriyle ünlü Avrupa ülkelerini müslüman halklara potansiyel suçlu olarak bakmaları, bizim bakış açımıza  ne kadar da benziyor. Söylermisiniz Londra metrosunda, dünyanın en uygar polisinin sırf esmer olduğu için bir genci yere yatırıp tartaklamasıyla, İstanbulun orta yerinde bizim polisimizin bizim esmer çocukları tartaklaması aynı değil midir?  Batıda Müslüman veya esmersen, bizde Kürt veya Alevi isen suçlusundur. Bu potansiyel suçlu olma durumudur. Toplumun sana biçtiği rolü aktif bir şekilde yaşamaktır.</p>
<p>        Topluluklar hakkındaki önyargılar ortadan kaldırılmadan bu tür sorunlar yok olmaz. Mesela, falanca topluluğa, bir yerlere bomba yerleştirdiği için mi kuşkuyla bakılır, yoksa falanca topluluk, kendisine kuşkuyla bakıldığı için mi bomba yerleştirir? &#8230;..  Bu bir kısır döngüdür içinden çıkılması çok güç olan. Bu sorun ancak önyargılardan vazgeçmeyle çözülebilir. Tüm kültürlere ihtiyaç duydukları onuru ve ilgiyi vererek onları yaşama bağlıyabiliriz.</p>
<p>         Yabancı bir kültüre yabancı olduğu sebebiyle göz yummak, saygı göstermek değildir, üstü kapalı biçimde o kültürü aşağılamaktır, isterse iyi niyetle yapılmış olsun.  İşte bizdeki sorun da tam olarak bu nokta ile ilgilidir. Hatta biraz daha ileri gidip ‘x’ kültürünün güzelliklerini yok sayıp, çirkinlikerini hep ön planda tutarak o toplumu aşağılama durumu olduğu bile söylenebilir. Bunu çok kişi yapıyor  iyi niyetliler bile. Halbuki bu durum gelip geçicidir ve de bu durumdan o toplumu sorumlu tutmamız çok saçma olur.  Zenginliklerini sahip olduğu kültürü az bile olsa araştırıp gözlemlersek, bir nebze de olsa görüşlerimizin değişeceğinden eminim.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dağdan inmiş adamlardan ne bekliyoruz?]]></title>
<link>http://gasteci.wordpress.com/2009/10/23/dagdan-inmis-adamlardan-ne-bekliyoruz/</link>
<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 09:29:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>aycicek</dc:creator>
<guid>http://gasteci.wordpress.com/2009/10/23/dagdan-inmis-adamlardan-ne-bekliyoruz/</guid>
<description><![CDATA[M. Kemal AYÇİÇEK – 23 Ekim 2009   Hani birileri  “Dağ Türkleri” diye nitelendirdikleri “Kürtler” içi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://www.karadenizolay.com"><img title="http://www.karadenizolay.com/resimler/yazar/denizingetirdikleri.jpg" src="http://www.karadenizolay.com/resimler/yazar/denizingetirdikleri.jpg" alt="" width="467" height="85" /></a></p>
<p>M. Kemal AYÇİÇEK – 23 Ekim 2009</p>
<p> </p>
<p>Hani birileri  “Dağ Türkleri” diye nitelendirdikleri “Kürtler” için “Türklerin dağlılarıdır onlar” diyordu ya,  ve onların karda yürürken ayaklarından çıkan “kart-kurt” seslerinden adları “kürd”olmuştu ya, işte o kart-kurt Türkleri, dağdan iniyorlar ve onların iniş ve şehirlere girişleri de bizi rahatsız ediyor öyle değil mi? İyi de onlar zaten dağlardan inmiyorlar mı? Onlar, bizim gibi şehirlerde olmadıklarından bizler gibi medeni(!) olmalarını beklemek biraz ayıp olmuyor mu? Onlar, kendilerine yakışır bir şekilde şehre iniş yapıyorlar, yani medeniyetle buluşuyorlar ve onların algısı, sezgisi o kadar ne yapalım? Seyredeceğiz, sabredeceğiz onların da bizler gibi birer uygar insan olması için dua edip bekleyeceğiz var mı bunun başka izahı?</p>
<p> </p>
<p>Adını zaten koymuşuz ve dağdan inen insanlardan da medeni bekleyiş içinde olmak bizi biraz fazlaca iyimser etmez mi? Yani hem adamlara “dağdan iniyorlar” diyerek, ayaklarındaki “mekap” ayakkabılarıyla aşağılayacağız ve hem de onlardan birer medeni insanmış gibi davranış bekleyeceğiz bu bizim kendimizle çelişmemizi doğurmaz mı? Madem bizler, medeni insanlarız o zaman dağdan inen insanlarında bu tavırlarına ve davranışlarına “nasılsa dağdan iniyorlar” diyerek, sabretmemiz ve hoşgörüyle bakmamız gerekmez mi? Tamam, abarttılar diyelim, kendi sevinçlerini kontrol edemediler diyelim bizim bunlara karşı düşmanca hislerle bakmamızı gerektirir mi bu durum? Hani bizler güya onlardan daha medeniydik? Nerde kalır bizim bir dağlı olmadığımız? Bizi onlardan ayıran özellik nerde kalır o zaman?</p>
<p> </p>
<p>Bir de işin öbür tarafı var. Hani MHP genel başkanı Devlet Bahçeli demişti ya, “biz bu açılım sürecine karşıyız gerekirse dağa çıkarız” diye? Biz bir 25 yıl Kürtleri dağlardan indirelim, medeni insan olsun diye nerdeyse savaş verdik, şimdi geldiğimiz noktada MHP “dağa çıkarız” diyor. O zaman bir 25 sene de MHP’lilerin dağlardan inmesi için mi mücadele vereceğiz? Yani Dağlarda nöbet değişimi mi seyredeğiz? 25 yıl sonrada MHP’liler dağdan inecek, onlarda böyle şen-şakrar birer karşılama ve biz de hayat sürdüreceğiz öylemi? Nedir bizim bu dağlardan ve dağcılardan çektiğimiz? Bizim hiç mi dirliğimiz olmayacak bu ülkede. Ömür dediğin üç gün, onu da doğarken birini yemişiz zaten, ikinci günümüz bugünümüzdür. Yaşadığımız bugünler yani, üçüncüsü de öldüğümüz gündür. İki günden zaten haberimiz olmaz. Kim doğduğu günü ve öldüğü günü anımsar, veya anımsasa bunu ifade edebilir mi? Yani anlar mı yaşadığını, anlasa neye yarar? Bari yaşadığımız günlerin kıymetini bilelim daha iyi olmaz mı? Bu hayatı birbirimize zehir edip, karalar bağlayacağına bir günü hep birlikte ve kardeşçe yaşasak kime ne zararımız olur?</p>
<p> </p>
<p>Nedir bu Empatisizlik, nedir bu kendini beğenmişlik, nedir bu kadar hınç ve öfke hali. Bir kadın iki oğlu dağa çıkmışsa, “bende onlarla öleyim” diye dağa çıkmışsa o annenin yerinde başkaları olsa ne yapardı acaba? Çıkmış dağda pişirmiş çocuklarının çorbasını, yedirmiş içirmiş, beslemişse bundan niye rahatsız olalım? Yaşanılan süreç elbette normal bir süreç değildi, elbette masum canlara ve yüzlerce şehit vermemize sebep olmuş tüm bu olaylar ama verdiğimiz şehitlerin hangi birinin yüzünü biz şehit sahipleri olarak görebildik. Bize kendi çocuklarımız “şehit” dediler, ardından fısıltı halinde “tabutları açmayın, eğitim zayiatı” denmedi mi? Yine orada cenazede kulağıma gelen pis bir kaygı da ne deniyordu biliyor musunuz,”Acaba ,Tabutunu açamadığımız  şehitlerimizin iç organlarının herhangi birinin veya herhangi bir komutanın bir yakınına veya parası olan herhangi birine  lazım olan organları için alınmadığını bizler nerden bilelim, ya işin ucunda organ mafyası gibi bir durum varsa?” Öyle ya, bana kendi şehidimin cenazesini göstermeyen mantık, bunu bana ne ile izah edebildi? Ya da edebildi mi? şimdi cenazesini görmeye alışık insanlar böyle konuşabiliyorsa, o insanlara böylesine aşağılık bir kaygıyı yaşatmaya kimin hakkı var?</p>
<p> </p>
<p>Kimseyi ve herhangi birini töhmet altında bırakmak için değil ama bizzat yaşadığımız olaylardan yola çıkarak bunları söylüyoruz. Arsin’in Küçükhara, ya da Yeniköy’ünde bizimde akrabamız olan bir şehit cenazesine gitmiştim. Haber yapacağım ama yeterli bilgi yok. Cenaze sahiplerine yanaştım ve beni de tanıdıkları için usulca sordum, “nasıl şehit olmuş” diye ama bana gayet mağrur ve de mazlum bir halde, “bilmiyoruz, bize tabutu açmayın, eğitim zayiatıdır. Dediler” sadece o kadar. Şimdi benim kafamda o anda neler esti geçti. Bir anneye babaya gösterilmekten imtina edilen “şehit”ler verdik? O şehitlerin kimine “şehit” dendi kimine de “eğitim zayiatı” yani tam şehit değil? Bunun ölçüsünü, kim nasıl koyuyor? Askerlik şubelerine, afişler asılarak “anneniz başörtülüyse, babanız sakallıysa yemin törenine gelmesin” diyerek, benim çocuğumu askere alan bu devlet, bana çocuğumun “askerlik yemini” törenini çok görüyorsa, ben bu askerin ve bu kurumun bana şehit törenlerinde söylediği sözlere ne kadar inanabilirim ki?</p>
<p>Kendi içinde çelişkisi olan bir kuruma benim inancım neden tam olsun? Bunları yaşayan bizleriz, bunu herkes gördü, yaşadı, şimdi bana bir komutanın ne demiş olması neyi ifade eder ki? Tabutları açtırmayan, anneye, babaya öz oğlunu göstermeyen zihniyet, benden bir şeyler gizliyor ve saklıyordur diye düşünmez mi insan?. Bende bu kuşkular ömür boyu sürecekken, ben o şehit mezarının bayrağının solmamasının mücadelesini hangi yürekle vereceğim?</p>
<p> </p>
<p>Bu ülkede askerliği sadece yüksek maaş alanlar mı yapıyor? Biz askerlik yapmadık mı bu ülkede, asker dilinin neyi niçin neden söylediğini anlamayacak kadar aptal mıyız? Bu ülkenin sadece aptal olmayan Subay ,Assubayları mı var? Biz hem çocuğumuz askere gönderecek ve hem de aptal olan taraf olarak ömür tüketeceğiz öylemi? Bizden bunu bekliyorlardı ve biz bu sınırın dışına çıkınca da o “ Devlet garantili” dokunulmazlıklarının arkasına sığınarak bize her istediklerini yapma ve söyleme hakkını onlara bırakacağız öyle mi? Askerin eline el bombasını verip, cezalandıran bir komutanın bu anlayışı sadece verdiğimiz 4 şehit olayımızda mı var? Başkaları yok mu bunun? “yaşa varoolll harbiye” öylemi? Biz bu ezberi bildik de, o Harbiye’nin de biraz sivil insanların özgürlüğünü bilmesi ve hakkını hukukunu teslim etmesi gerekir. Kimse kimsenin kulu kölesi değildir. Asker bu ülkede maaşını alarak görev yapıyor ve o aldığı maaşının karşılığını ödüyor ama vatandaş, maaş almadan sadece devletinin bekası için çocuğunu o askerlere emanet ediyor. Aşağılansın, eline el bombaları verilerek öldürülsün diye değil. kimse kimseye keyif bağışlamasın, herkes kendi görevini hakkıyla yapsın, kimse başka ihsan istemez, bundan emin olun.</p>
<p> </p>
<p> Neyse biraz fazla açıldık dönelim konumuza. Şimdi Bu “Milli birlik projesi”, “kürt açılımı” veya “demokratik açılım” siz nasıl anlarsanız o açılım nedeniyle ülkemize birer “PKK barış elçisi” diye girenlerin karşılanmalarındaki aşırı ve abartılı o davranışlar, elbette bir meydan okuma edasıyla yapılıyor değillerdir!. Onlar, kendi ailelerine, kendi akrabalarına dönüşü öyle yapıyorlar yoksa o davranışları bizlere yönelik değil ki! Onlar zaten bizi hesaba katmıyorlar ki, kendileri “zılgıt” çekip, eğleniyorlar. Yani tüm yaptıkları, kendi dillerinden olan insanlara yönelik çünkü bizim anlamadığımız ve de anlayamayacağımız dili seçerek konuştular. yani hep Kürtçe konuştular, eğer bize bir şeyler göstermek ve anlatmak isteselerdi bize Türkçe konuşur ve bizim de anlamamızı sağlarlardı. Demek ki bize bir lafları yok, onlar kendileri söylüyor kendileri dinliyorlar. Bize kem söz ederlerse Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in en sevdiği küfürü “ker kure kere” (Eşşoğlu eşek) der, kızgınlığımızı ifade ederiz  o zaman bize ne? Onun için sabırlı olmalıyız, çünkü sabrın sonu selamettir , sizlerde bilirsiniz bunu öyle değil mi? Kalın sağlıcakla.</p>
<p> </p>
<p>Not: Bu yazım aynı zaman da <a href="http://www.karadenizolay.com/">www.karadenizolay.com</a> , <a href="http://www.kuzeyhaber.com/">www.kuzeyhaber.com</a> , <a href="http://www.24haber.net/">www.24haber.net</a> ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır. (mka)</p>
<p><span style="font-family:&#34;font-size:12pt;"><a href="http://www.karadenizolay.com/fotograf/main.php?cmd=album"><img class="aligncenter" src="http://www.karadenizolay.com/blok/images/galerireklam3.jpg" alt="" width="468" height="100" /></a></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hayatı Kullanma Kılavuzu / Instruction Manual for Life]]></title>
<link>http://deizm.wordpress.com/2009/10/14/hayati-kullanma-kilavuzu-instruction-manual-for-life/</link>
<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 01:58:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
<guid>http://deizm.wordpress.com/2009/10/14/hayati-kullanma-kilavuzu-instruction-manual-for-life/</guid>
<description><![CDATA[Farklı inançlara tahammülü, saygıyı öğütleyen bu animasyon filmini aslında daha çok dindarların izle]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Farklı inançlara tahammülü, saygıyı öğütleyen bu animasyon filmini aslında daha çok dindarların izlemesi gereken bir film.</p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/14V_ouazqnI&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/14V_ouazqnI&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ailede ahlak eğitimi!]]></title>
<link>http://modernkadin.wordpress.com/2009/10/09/ailede-ahlak-egitimi/</link>
<pubDate>Fri, 09 Oct 2009 06:26:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>modernkadin</dc:creator>
<guid>http://modernkadin.wordpress.com/2009/10/09/ailede-ahlak-egitimi/</guid>
<description><![CDATA[Çocuğunuz büyüdükçe sorunlar da büyüyor ve siz bu sorunlarla nasıl başa çıkacağınızı bilmiyor musunu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span style="color:#000000;"><img class="alignright size-full wp-image-1207" title="aile" src="http://modernkadin.wordpress.com/files/2009/10/aile.jpg" alt="aile" width="200" height="150" />Çocuğunuz büyüdükçe sorunlar da büyüyor ve siz bu sorunlarla nasıl başa çıkacağınızı bilmiyor musunuz?</span></strong></p>
<p><span style="color:#000000;">Çevresinde her şeye başkaldıran, birçok yanlışı art arda yapmaktan çekinmeyen gençleri gören yeni anne-babalar endişeye kapılıyor. Kendi çocuklarının ahlak ve kişilik gelişimleri için kaygılanıyor ve bunun için yeni arayışlar içine giriyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">&#8216;Disiplin ve hoşgörü arasındaki dengeyi nasıl sağlarım?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Hangi durumlarda çocuğumu cezalandıracağım?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">TV ya da bilgisayar başından kalkmayan çocuğu bunlardan nasıl uzaklaştırırım?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Çocuğuma kitabı nasıl sevdireceğim?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Çocuğumun beni terleten sorularına nasıl cevap vereceğim?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Hikâye, masal ve atasözlerini çocuk eğitiminde nasıl kullanırım?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Çocuğum kardeşini kıskanıyor, nasıl davranmalıyım?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Öfkeli ve huysuz bir çocukla nasıl başa çıkarım?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Çocuğum ders çalışmıyor ne yapmalıyım?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Çocuğuma nasıl özgüven kazandırırım?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Ödül verirken nelere dikkat etmeliyim?</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Çocuğu kendimden uzaklaştırmadan evde disiplini nasıl sağlarım?&#8217;</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın&#8217;ın kaleme aldığı &#8216;Ailede Ahlak Eğitimi&#8217; tüm bu sorulara ve çok daha fazlasına güvenilir ve uygulanabilir cevaplar veriyor. Ve evin neşesi ve en değerli varlığı olan çocuğun iyi ahlaklı olması için yapılması gerekenleri anlatıyor.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, dinimizin temel amaçlarından birinin çocukları iyi ahlaklı yetiştirmek olduğunu söylüyor. Zaten din eğitimi de çocuğa vicdan eğitimini kazandırmayı amaçlıyor. İyi ahlak dinin hedeflerinden birini oluşturuyor. Vicdan eğitimi sayesinde de ahlaki açıdan olgun bireylerin yetişmesine zemin hazırlanmış oluyor. Çocuklar, arkadaş ve kitle iletişim araçlarından olumlu veya olumsuz etkileniyor. Buralardan gelebilecek tehlikeleri ve yanlış bilgileri değerlendirip doğruyu bulabilmek ise çocuğun sahip olduğu öz denetim ve vicdan eğitimiyle orantılı.</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Prof. Aydın, çocuğun farkında olmadan yaptığı taklit davranışların zamanla alışkanlığa dönüşmesiyle kişiliğin oluştuğunu söylüyor: &#8220;Çocuk büyüdükçe ahlak kurallarına uymaya başlar. Hayatın çeşitli aşamalarında görür ki, bu yol kendi yararınadır. Çocuk zaman zaman kendi kendine şöyle düşünür: &#8216;Ben kurallara uymazsam, başkaları da uymaz, oyun bozulur. Ben haksızlık edersem başkaları da edebilir. Onun için başkasının bana yapmasını istemediğim şeyi ben de başkasına yapmayayım.&#8221;</span></p>
<p><span style="color:#000000;">Aydın&#8217;a göre çocuğun geldiği bu aşama ahlak bilinci, vicdan ya da üst benlik denen mekanizmanın oluşmaya başladığını gösteriyor. Çocuğun doğru olanı yapmaya alışması, söz dinleyerek disipline boyun eğmesi, aklının ermediği çağda ona iyi alışkanlıklar kazandıracaktır. Anne-baba ve eğitimcilere düşen görev, bu gelişmeyi filizlendirmek, beslemek ve gelişmesini sağlamaya çalışmaktır. Anne-babalar, çocuklarının iyi arkadaş edinmelerini ve arkadaşlarıyla iyi geçinmeleri gerektiğini öğretmelidir.</span></p>
<p><span style="color:#000000;"> </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Islam baski ve zorlamadan uzak, bariş ve hoşgörü dinidir...]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/10/01/islam-baski-ve-zorlamadan-uzak-baris-ve-hosgoru-dinidir/</link>
<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 13:46:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/10/01/islam-baski-ve-zorlamadan-uzak-baris-ve-hosgoru-dinidir/</guid>
<description><![CDATA[İSLAM BASKI VE ZORLAMADAN UZAK, BARIŞ VE HOŞGÖRÜ DİNİDİR Son dönemlerde birtakım çevrelerde İslam ah]]></description>
<content:encoded><![CDATA[İSLAM BASKI VE ZORLAMADAN UZAK, BARIŞ VE HOŞGÖRÜ DİNİDİR Son dönemlerde birtakım çevrelerde İslam ah]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Who is Fethullah Gulen]]></title>
<link>http://gulenmovement.wordpress.com/2009/09/27/who-is-fethullah-gulen/</link>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 14:34:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>hyeniceli</dc:creator>
<guid>http://gulenmovement.wordpress.com/2009/09/27/who-is-fethullah-gulen/</guid>
<description><![CDATA[Known by his simple and austere lifestyle, Fethullah Gülen, affectionately called Hodjaefendi, is a ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-5" title="fethullahgulen" src="http://gulenmovement.wordpress.com/files/2009/09/fethullahgulen1.jpg" alt="fethullahgulen" width="343" height="257" />Known by his simple and austere lifestyle, Fethullah Gülen, affectionately called Hodjaefendi, is a scholar of extraordinary proportions. This man for all seasons was born in Erzurum, eastern Turkey, in 1941. Upon graduation from a private divinity school in Erzurum, he obtained his license and began to preach and teach about the importance of understanding and tolerance. His social reform efforts have made him one of Turkey’s most well-known and respected public figures during the 1960s.</p>
<p>Though simple in outward appearance, he is original in thought and action. He embraces all humanity, and is deeply averse to unbelief, injustice, and deviation. His belief and feelings are profound, and his ideas and approach to problems are both wise and rational. A living model of love, ardor, and feeling, he is extraordinarily balanced in his thoughts, acts, and treatment of matters.</p>
<p>Turkish intellectuals and scholars acknowledge, either tacitly or explicitly, that he is one of the most serious and important thinkers and writers, and among the wisest activists of twentieth-century Turkey or even of the Muslim world. But such accolades of his leadership of a new Islamic intellectual, social, and spiritual revival—a revival with the potential to embrace great areas of the world—do not deter him from striving to be no more than a humble servant of God and a friend to all. Desire for fame is the same as show and ostentation, a “poisonous honey” that extinguishes the heart’s spiritual liveliness, is one of the golden rules he follows.</p>
<p>Gülen has spent his adult life voicing the cries and laments, as well as the beliefs and aspirations, of Muslims in particular and of humanity in general. He bears his own sorrows, but those of others crush him. He feels each blow delivered at humanity to be delivered first at his own heart. He feels himself so deeply and inwardly connected to creation that once he said: “Whenever I see a leaf fall from its branch in autumn, I feel as much pain as if my arm had been amputated.”</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Liberal kimdir?]]></title>
<link>http://haftaici.wordpress.com/2009/09/22/liberal-kimdir/</link>
<pubDate>Tue, 22 Sep 2009 11:53:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>anlaki</dc:creator>
<guid>http://haftaici.wordpress.com/2009/09/22/liberal-kimdir/</guid>
<description><![CDATA[Uzun zamandır, liberal ne demek diye düşünüp duruyor ama bir türlü araştırmıyordum. Tembelliğimden o]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter" title="hahaha (:" src="http://www.moralhaber.net/haberresimleri/liberal.jpg" alt="" width="475" height="687" /></p>
<p>Uzun zamandır, liberal ne demek diye düşünüp duruyor ama bir türlü araştırmıyordum. Tembelliğimden olsa gerek, Google&#8217;a yazmak baya bir zorlamış beni anlaşılan&#8230; Ama bugün öğrendim ne olduğunu, hatta biraz şaşırttı beni.</p>
<p>Ben &#8220;liberal&#8221; demenin ne demek olduğunu bilmez iken, onu aşırı solcu takımın kullandığını düşünürdüm ve bundan biraz negatif elektirik aldığımı itiraf ediyorum. Daha önce de dediğim gibi, aşırı uçtaki bir takım idealistik düşüncelerin esiri olmuş kişilerden pek haz etmediğimi söylemiştim. İşte bu nokta da anladım ki, liberallik de böyle bir şey.</p>
<p>Orucunu tutan, inançlı bir arkadaşımın kendisini çok liberal olarak ifade etmesi asıl beni araştırmaya itti. Çünkü beynim bunu kaldıramazdı &#8220;hem liberal hem muhafazakar?&#8221; pek mümkün gelmedi açıkçası bana. Dedim ben herhalde bu insanı yanlış tanımışım ki, ne pis biriymiş bu böyle ne olduğu belli değil dedim.</p>
<p>Aslında &#8220;liberal&#8221;, ansiklopedi anlamıyla &#8220;kişi özgürlükleri, düşünce özgürlüğü ve siyasi özgürlükler yanlısı kişi; başkalarına karşı hoşgörülü olan kimse, hoşgörüye dayanan tutum.&#8221; demek. Ayrıca ilginç olan bir şey var ki, Liberallik inanılmaz bir anlam kargaşı yaşamışrı. Bu kavramının Amerika&#8217;da solla özleşmesinin temel nedeni, sosyal demokrat bir partinin yaptığı bir takım hareketlere bu ismi takmasıdır. Ve muhafazakarlar bu liberallerden hiç hoşlanmazlar ve onlara liberal diyerek kötüleyici ve aşağılayıcı ithaflarda bulunurlar. Gelelim Türkiye&#8217;ye, biz de ise ilginç olan şu Liberaller sağcı kesim olarak değerlendiriliyormuş. Yani genellikle, sağ partiler ekonomik liberal politikalar uyguladıkları için, ülkemizdeki liberal aydınlar da sağdaki partilere destek veriyorlar. Solcular da bunlara liboş diyorlar ki; liberallik illa ki gay ya da muhafazakar sanılmanın nedeni diyebiliriz.</p>
<p>Sanırım bunun en iyi dengesi Avrupa da var, orada sağ sol karmaşasından çok, merkezde yer alma dengesidir Liberallik. Daha çok, ülkeyi muhafazarların halka karşı baskıcı ya da tutucu yaptırımlarından korumaya yönelik, sağ ve sol partilerle koalisyona giren ve ekonomik ve siyasi liberalizmin yaşandığı yer Avrupa&#8217;dır.</p>
<p>Özet bilgi: Liberallik;</p>
<p>Rakı içen AKP&#8217;li, Namaz kılan CHP&#8217;li, samimiyetin yapmacık görünmesi, özgürlük kavramına kendisi hapsetmiş kişi, gay, muhafazakar, ya da solcu.. Hiç aydınlatıcı değil mi? Nasıl bir kelimesin sen liberal, zamanında hep iyi adamlar için kullanılan sen, şimdi anaya küfretmekten beter bir kavram bile oluyorsun.</p>
<p>Oysa ki ben Liberalim.. o kadar öğrendiğim olumsuz bilgiye rağmen, anlamın çok güzel lan &#8220;Liberal&#8221;.</p>
<p>Liberalim, öyleyse muhafazakar gayim. Var mı?</p>
<p>Peki siz ne kadar muhafazakar gaysiniz ölçtünüz mü? O zaman kendinizi sınayın; <a href="http://haber.sol.org.tr/yazarlar/metin-culhaoglu/kendinizi-sinayin-iyi-bir-liberal-misiniz-metin-culhaoglu-1048" target="_blank"><em><strong>KENDİNİZİ SINAYIN</strong></em></a></p>
<p><em><strong>Sonuçları yorumunuzda paylaşırsanız sevinirim.<br />
</strong></em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kars'ın Ramazan Hoşgörüsü]]></title>
<link>http://songuldundar.wordpress.com/2009/09/13/karsin-ramazan-hosgorusu/</link>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 18:32:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>songuldundar</dc:creator>
<guid>http://songuldundar.wordpress.com/2009/09/13/karsin-ramazan-hosgorusu/</guid>
<description><![CDATA[Yetmişli yılların anarşi ortamında malum olaylardan biri de Erzurum’da Kars otobüslerinin durdurulma]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Yetmişli yılların anarşi ortamında malum olaylardan biri de Erzurum’da Kars otobüslerinin durdurulması ve sorguya çekilmesiydi. “Şoför Aga” adlı öykü kitabımı yazarken öykülerin kahramanı Şoför Aga’dan bizzat duyduğum ve halk arasında fıkralaştırılarak anlatılan olaylardan biri de şöyledir:<!--more--></p>
<p>“Bir Ramazan ayında Kars otobüsü Erzurum’dan geçerken durdurulur. Bütün yolcular bir bir sorguya tutulur. Oruç tutanlar geç diyerek ayrılır, tutmayanlar ise dayaktan geçirilir. Ama işin ilginç yanı; Karslılara dayak atan Erzurumlu gençlerin de oruç tutmayışıdır. Dayak yiyen Karslı dayanamaz ve sorar: “Aye dadaş, özün bize deyirsen ama sen de tutmursan.” Bunun üzerine, Erzurumlu iyice sinirlenerek cevap verir; “Ola Garsli, sen bilmirmisen biz orici tutmirik, tutturirik…”  Karslı, dayak yiyen konumunda olsa da bu olayı kendini aşmış kişiliği ile yetmişli yıllardan beridir anlatır ve güler.</p>
<p>İşin şakası bir yana Kars ve Karslı, Ramazan ayında oruç tutana ve tutmayana, kılana ve kılmayana velhasıl inanana ve inanmayana karışmaz. İsteyen orucunu tutar,  isteyen tutmaz. Hoşgörülü davranmak Karslının mayasında, yani moda olan bilimsel deyimiyle genlerinde var. Bu engin hoşgörü, biz Karslılar için büyük iftihar vesilesidir. Bu hoşgörü anlayışıyla, hiç kimse tanrı ile kul arasına girmez. Kulun Tanrı ile olan bağına ve bağlantısına karışmaz. Allah indinde herkesin kendi günahlarından sorumlu olduğunu mistik bir sufi anlayışı ile kabul eder. Hatta bununla ilgili Kars’ta bir de kıssadan hisse anlatılır. Ramazan ayının ruhani atmosferine uygun olan bu kıssa şöyledir:</p>
<p>Harun Reşit’in kardeşi Behlül Danende, hiç gülmezmiş. Gülmeyişinin sebebini de ağabeyi Harun Reşit’in halka karşı zulmedici tavrına bağlarmış ve ağabeyinin yaptığı bu günahlardan dolayı ahirette kendisinin de sorumlu tutulacağından korkarmış.</p>
<p>Harun Reşit, kardeşinin bu korkusunu bilmemekle birlikte, hiç gülmeyişine kederlenirmiş. Tellal bağırtmış ve kardeşi Behlül Danende’nin güldüğünü görene ödüller vereceğini ve bu dünyalığını karşılayacağını duyurmuş. Bunu duyan halk, ödül alabilmek için Behlül Danende’yi takip etmeye başlamış.</p>
<p>Bir gün haktan bir kişi Behlül Danende’yi kasap dükkânın önünde gülerken görmüş. Koşarak Harun Reşide gitmiş ve gördüklerini anlatmış. Tamam demiş Harun Reşit. Behlül gelsin, gerçekten güldüğünü söylesin, ödül hakkındır. Bunun üzerine muhafızlar Behlül Danende’yi bulup Harun Reşit’e getirmişler. Kendisine gülüp gülmediğin sorulmuş. Behlül Danende; kasap vitrininin önünde güldüğünü doğrulamış ve gülüş sebebi sorulduğunda da şöyle demiş: “Ağabeyim Harun Reşit’in günahlarının yüzünden, kardeşi olarak benim de günahkâr olduğumu düşünürdüm ve gülmeyişimin sebebi de buydu. Oysa kasap vitrinin de gördüm ki; koyunu koyunun bacağından, keçiği de keçinin bacağından asmışlar. İşte o zaman anladım ki herkes kendi yaptıklarından sorumludur.”</p>
<p>Karslı, bu bilgi ve düşünceyle; ne kimsenin tuttuğu oruçtan kendine pay bekler, ne de kimsenin oruç tutması için kendine vazife çıkarır.</p>
<p>Çünkü:</p>
<p>Karslı bilir ki; “her koyun kendi bacağından asılır.”</p>
<p>Mübarek Ramazan ayı vesilesiyle, bunun adı kısaca;</p>
<p>“Kars’ın Ramazan Hoş Görüsü”dür.</p>
<p>Karslıya yakışan budur.</p>
<p>Kars’a yakışan budur.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[CENNET ve CEHENNEM SONSUZDUR! 2]]></title>
<link>http://abdullahfurkan.wordpress.com/2009/09/12/cennet-ve-cehennem-sonsuzdur-2/</link>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 23:09:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>Abdullah FURKAN</dc:creator>
<guid>http://abdullahfurkan.wordpress.com/2009/09/12/cennet-ve-cehennem-sonsuzdur-2/</guid>
<description><![CDATA[DEVAM==&gt; B) İBNÜ’L-KAYYİM’İN GÖRÜŞÜNÜN TUTARSIZLIĞI: İbnü’l-Kayyim’in görüşü: “Cehennem var olduğ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div><a href="http://abdullahfurkan.wordpress.com/photo.php?pid=2648253&#38;op=1&#38;view=all&#38;subj=234388495391&#38;aid=-1&#38;auser=0&#38;oid=234388495391&#38;id=110497026005"><img src="http://photos-f.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs152.snc1/5649_111205631005_110497026005_2648253_2068094_n.jpg" alt="" /></a>DEVAM==&#62;</div>
<p>B) İBNÜ’L-KAYYİM’İN GÖRÜŞÜNÜN TUTARSIZLIĞI:</p>
<p>İbnü’l-Kayyim’in görüşü: “Cehennem var olduğu müddetçe kâfirler orada ebedî kala­caklardır.<br />
Ancak gün gelecek cehennem yok o­lacak- tır. İçindekiler cehennemden cennete taşı­nacak- tır.” şeklindedir.<br />
İbnü’l-Kayyim’in zikrettiği âyetlere ge- lince; o bu dâvâsını desteklediğini zannettiği üç âyet zikretmiştir ki bunlar sırayla şöyledir:<br />
﴿ فَأَمَّا الَّذِينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ خَالِدِينَ فِيهَمَا دَامَتِ السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ إِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَإِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ ﴾<br />
“Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların (öyle feci) nefes alıp vermeleri vardır ki!<br />
Onlar orada gökler ve yer durdukça sü­rekli kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilediği süre başka; çünkü Rabbin, dilediğini yapan­dır.”(Hûd Sûresi:106-107)</p>
<p>﴿ وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْإِنْسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُمْ مِنَ الْإِنْسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِي أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ ﴾</p>
<p>“Allâh, onların hepsini bir araya top­la­dığı gün: ‘Ey cinler (şeytanlar) top­luluğu! Siz insanlarla çok uğraştınız’ buyurur. Onların, insanlardan olan dostları ise: ‘Ey Rabbimiz! (Biz) birbirimizden yararlandık ve bize ver­diğin sürenin sonuna ulaştık’ derler. Allah da: ‘Allah&#8217;ın dilediği hariç, içinde ebedî ka­lacağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin hik­met sahibidir, hakkıyla bilendir.’ buyurur.”(En‘âm Sûresi:128)<br />
﴿ لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا ﴾</p>
<p>“Hukublar (uzun süreler) boyunca ora­da kalacaklardır.”(Nebe Sûresi:23)<br />
Ehl-i Sünnet âlimleri birçok tefsir ve eser­de bu âyetleri önceki âyetlerin doğ­rultusunda anlamışlar ve cehennem ehlinin ateşten sonsu­za dek çıkamayacağını, bir müddet sonra Al­lâh’ın irâdesiyle çı­kacak olanların ise günah­kâr Müs­lümanlar olduğuna icmâ‘ etmiş­lerdir.<br />
Ulemâ buna dâir çok fazla delil getirmiş­lerdir. Yukarıda ismini verdiğimiz kitaplara ba­kılırsa bunun tartışma kaldırmayacak bir mese­le olduğu görülecektir. Biz bu delillerden birka­çını zikretmekle yetineceğiz.<br />
Birincisi; burada geçen (إِلَّا مَا شَاءَ ) istisnâ cümlesi (إِلَّامَنْ شَاءَ)mânâsındadır.<br />
Yâni buranın: “Allâh’ın dilediği müddet hariç” mânâsında değil de, “Dilediği kimse hariç” mânâsında an- laşılması gerekir.<br />
Bu durumda Allâh’ın dilediği kimselerin günahkâr Müslümanlar olması gerekir. Zîrâ onlarca âyet ve hadis ehl-i cehennemin ateşten çıka­ma­ya­cak­larını açıkça beyân etmiştir. Kur&#8217; ân-ı Kerîm âyetleri arasında bir çelişki bulun- madığına göre bu âyet-i kerîmeyi diğer açık i- fâdeli âyet-i kerîmelere göre tefsîr etme zo- runluluğu vardır. Hulâsa:</p>
<p>﴿ فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنٰى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ ﴾</p>
<p>“Hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz.” (Nisâ Sûre- si:3) âyetinde olduğu gibi, burada da “Mâ” lafzı zikredilip “Men” lafzı kastedilmiştir.<br />
İbni Cerir et-Taberî (Rahimehullâh), En‘am Sûresi:128. âyetinde geçen istisnânın tefsirinde bu mânâyı, Katâde, Dahhâk, Ebû Sinan ve Hâlid b. Ma‘dân (Radyallâhu Anhüm)den rivâyet et­miş ve Ehl-i hakkın görüşünün bu olduğunu söylemiştir.<br />
İkincisi; istisna edilen müddet; kabre gi­rildiği zamandan, diriltilme zamânına kadar ge­çecek olan müddet olabilir. İbn Cerir et-Tabe­rî, ikinci ihtimal olarak bu görüşü zikretmiştir.</p>
<p>Üçüncüsü; (إِلَّا مَا شَاءَ) âyeti “Mücmel”dir (ifâde ettiği mânâ kapalıdır). Diğer âyet ve ha­disler ise ateşin ebedîliği mâ­nâ­sında “Zâhir (a­çık ifâdeli)” hattâ “Nass (kat‘î delil olmakta)”­dır. “Zâhir”le “Mücmel”te‘âruz (çelişme arz)­ettiğinde ise mücmel’in, zâhir’in anlaşıldığı mânâda anlaşılması gerekir. Bu husus, usûl ve dinde mukarrer bir kāidedir. Şu halde bu istisna âyetlerini, cehennem azâbının sonu olmadığını bildiren âyetlere göre anlamak gerekir.<br />
Dördüncüsü;( إِلَّا مَا شَاءَ) âyetindeki istisnâ sâdece cehen­nem ehli hakkında değil, cennet ehli hak­kında da nâzil olmuştur. Nitekim Allâh Te‘âla:</p>
<p>﴿ وَأَمَّا الَّذِينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ إِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ عَطَاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ﴾</p>
<p>“Mutlu olanlara gelince, onlar da cen­nettedirler. Rabbinin dilediği hâriç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kala­caklardır. Bu (nîmetler) bitmez, tükenmez bir lütuftur.” (Hûd Sûresi:108) buyurmaktadır.<br />
Hâlbuki cennetin ebedî olmadığını, Cehm b. Safvan’dan başka iddia eden olmamıştır ki, biz onun görüşünün bâtıl olduğunu anlatmıştık.<br />
Beşincisi; “Onlar orada gökler ve yer durdukça sürekli kalacaklardır.”âyet-i celî­lesindeki “Gökler ve yerden” âhiretin yer ve gökleri kastedilmiştir ki onların da ebedî oldu­ğu sâbittir. Bu ifâdelerle dünyâdaki yer ve gök­lerin kastedildiğini iddia edenler, acabâ kı­yâ­metin ardından, yer ve gök­lerin yıkıl­masından sonra diriltilen kâfirlerin hiç cehenneme uğra­mayacaklarına mı inanıyorlar!!</p>
<p>Altıncısı; İbnü’l-Kayyim’in de­lil zannet­tiği: “Hukublar (devirler) bo­yunca o­rada ka­la­cak­lar­dır.”(Nebe’ Sûresi:23) â­yetine gelince:<br />
Bâzı hadislerde “Hukub” lafzı ellibin sene ile tefsir edilmiştir. Şu halde İbnü’l-Kayyim’in hesâbı basit olarak, çoğul sîğasının en azı olan üç i­le ellibini çarparak netice verir ki buna göre yüzellibin sene sonra kâfirlerin cehen­nemden çıkması söz konusu olur.<br />
Fakat bu istidlâl, usûl ilminde “Fâsid istid­lâller” diye bilinen mef­hû­m-u muhâ­lif’in kı­sımlarından biri olan mef­hûm-u a­det istidlâli­dir. Yâni Allâh “Ahkab müddeti o­ra­da kala­caklar” buyurmuştur. Yoksa “Ahkab müddeti bitin­ce çı­kacaklar” bu­yurmamıştır. (Mustafa Sabri Efendi, Yeni İslâm Müctehidle­rinin Kıymet-i İl­miyyesi sh:108)<br />
Kaldı ki mefhuma itibar etsek dahî cehen­nemin sonsuz olduğunu söyleyen âyetlerin mantûku ortadadır. Mantûkun mefhuma (nassın açıkça söylediği mânânın, ondan çıkarılabilen diğer mânâlara) tercih e­dildiğini tüm ulemâ ka­bul etmiştir. Bırakın ule­mâyı, sapık görüş sâ­hiplerinden bile bunu inkâr eden yoktur.</p>
<p>Yedincisi; Hukub kelimesi, “Dehr (uzun zaman)” mânâsına geldiği gibi, lügât itibarıyla “Ebed (ardı arkası kesilmeyen)” mânâsına da gelmektedir.<br />
Yâni bu kelimenin lügât mânâsı, ebediyete münâfî (sonsuzluk mefhûmuna tamamen zıt) olmadığından bu âyetle, cehennemin sonsuz ol­duğunu söyleyen âyetleri hem âyetler, hem ha­disler, hem de icmâ‘ gereği nesh edemezsiniz. Aksine bunca delil sizi bu âyeti de öncekiler gi­bi anlamak zorunda bırakır.<br />
Hulâsa; Allâh-u Te‘âlâ ce­hennemin e­bedî olduğunu bildirmek için ne buyurmalıydı? “Huld” buyursa tevil ediyorsunuz, “Ebed” bu­yursa tevil ediyorsunuz. Ne buyursa tevil edi­yorsunuz!<br />
Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sarih beyanlarına da itibar etmiyorsu­nuz.<br />
Bu durumda biz de sizi ikna etmek mec- buriyetinde değiliz. Kendisine uyulması gere- ken şey ancak hak olandır, hak da ortadadır!<br />
Sekizincisi; İbnü’l-Kayyim’in zikrettiği Sahâbe kavillerine gelince:[2]<br />
Cehennemin müebbed olmadığına dâir Ömer (Radıyallâhu Anh)a nispet edilen söz kasıtlı olarak yanlış yorumlanmıştır. Çünkü o söz:<br />
“Şâyet cehennem ehli cehen­nemde Âlic denilen yerin kumları miktârı uzun zaman kala­cak olsalar da, sonunda çıkacakları bir gün ge­lir” mânâsında değildir. Aksine:“Kumlar sa­yısınca cehennemde bekleyecek olsalardı bi­le, günün birinde çıkar­lardı” şeklindedir ki bu: “Kum tanelerinin bir sonu vardır, ama onlar sonsuz bekleyecekleri için hiç çıkma­ya­caklar. Çünkü kum yığınları tükenir, ebedi olan cehen­nem müddeti tüken­mez.” demektir.<br />
Bu mânâ tıpkı Taberânî’nin, Abdullâh ibni Mes‘­ûd (Radıyallâhu Anh)dan naklettiği:<br />
عَنْ عَبْدِ اللّٰهِ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَوْ قِيلَ لأَهْلِ النَّارِ: إِنَّكُمْ مَاكِثُونَ فِي النَّارِ عَدَدَ كُلِّ حَصَاةٍ فِي الدُّنْيَا لَفَرِحُوا بِهَا، وَلَوْ قِيلَ لأَهْلِ الْجَنَّةِ: إِنَّكُمْ مَاكِثُونَ فِي الْجَنَّةِ عَدَدَ كُلِّ حَصَاةٍ فِي الدُّنْيَا لَحَزِنُوا، وَلٰكِنْ جُعِلَ لَهُمُ الأَبَدُ.»</p>
<p>“Cehennem ehline: ‘Bütün dünyâda bu­lu­nan çakıl taşla­rı­nın sayısı kadar uzun müd­det orada ka­la­cak­sınız!’ denilse, kuşku­suz sevinirlerdi, cennet ehline de: ‘Bütün dünyâ­da bulunan çakıl taş­larının sayısı ka­dar u­zun müddet kalacaksı­nız!’ denilse, kuş­kusuz hüzünlenirlerdi. Fakat onlar için son­suzluk takarrur etmiştir.”(Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, no:­10384, 10/179-180)hadîs-i şerîfine uygun düşmekte­dir.<br />
Demek ki böyle bir şey onlara denilmeye­ceği gibi, cehennem ehli kumlar miktârı kalıp çık­mayacaktır.</p>
<p>Ömer (Radıyallâhu Anh)a nispet edi­len kavli i­se Hasen el-Basrî (Radıyallâhu Anh) Ömer (Radıyal­lâhu Anh)dan munkatı‘ olarak rivâyet etmiştir.<br />
Hasen el-Basrî (Radıyallâhu Anh)ın “Mürsel”­lerinin makbul olup olmadığı ihtilaflıyken, hat­tâ birçokları bu rivâyetleri kabul etmezken İb­nü’l-Kayyim’in, îtikādi bir konuda onlarca â­yet-i kerîmeyi ve sahih hadis-i şerifleri tevil e­derek hak görüşün hilâfına, bâtıl görüşüne delil alması gerçekten üzücüdür.<br />
Zâten Ömer (Radıyallâhu Anh)ın bu sözü, gü­nahkâr Müslümanlar hakkındadır. Üstelik İb­nü’l-Kayyim’in dâvâsı cehennemin yok olaca­ğı hakkındadır, hâlbuki Ömer (Radıyallâhu Anh)ın “Günün birinde çıkarlardı” sözü, cehenne­min son bulacağını aslâ bildirmemektedir.<br />
Aksine cehennem devam ederken ehlinin oradan çıkacaklarını bildirmektedir. Bu ise İb­nü’l-Kayyim’in iddiasına delil teşkil etmez.<br />
Hulâsa; Ömer (Radıyallâhu Anh)ın bu sözünü İbnü’l-Kayyim’in mânâlandırdığı gibi anlaya­cak olsak bile yine bu: “Kalbinde zerre mik­tarı îman olanlar cehennemde Âlic denilen yerin kumları miktarı kalacak olsa bile, el­bet çıkacakları bir gün gelecektir” demek o­lur.</p>
<p>İbnü’l-Kayyim’in; Ebû Hureyre, İbn-i Mes‘ûd ve Abdullah b. Amr b. el-Âs (Radıyallâ­hu Anhüm)ün: “Kuşkusuz cehennem üzerine öy­le bir zaman gelecek ki içinde kimse kalma­yacak”rivâyetini dâvâsına delil göstermesi ye­rinde değildir.</p>
<p>Zîra İbn-i Mes‘ûd (Radyallâhu Anh)a âit bu ri­vâyetin râvîsi olan Ubeydullah b. Mu‘âz:“U­lemâmız bu hadis hakkında: ‘Bununla gü­nah­kâr Müslümanlar kastediliyor’ demiştir” ki, Müslümanların sonunda cehennemden çıkacağı ittifak konusudur.</p>
<p>Yine İbn-i Mes‘ûd (Radıyallâhu Anh)a âit sahih rivâyetler, cehennemden çı­ka­cak olan­la­rın günahkârlar ol­duğunu bildirir. Onun bu gö­rüşünü nakleden sahih rivâyetleri büyük Mu­haddis ve Fakîh İmam et-Tahâvî (Rahimehullâh)ın “Müşkilü’l-âsâr”(14/­341) isimli eserinde ve “Musannef”lerde açık bir şekilde görüyoruz.<br />
İmam Beğavî (Rahimehullâh) bu iki rivâyeti Hud Sûresi:107. âyet-i kerîmesinin tefsirinde zik­ret­miş ve sonrasında: “Ehl-i Sünnet katında bu rivâyeti sahih sayacak olsak, mânâsı: ‘Orada îman sâhibi kimse kalmayacaktır. Kâfirlerin yeri olan cehennem ise ebediyyen dolu kala­caktır.’ şeklinde olur.”demiştir ki, bu görüş bizzat rivâyeti yapan Beğavî (Rahimehullâh) tara­fından bu rivâyetin mâ­nâsının şerhidir.</p>
<p>Bu iki rivâyeti bir an için İbnü’l-Kayyim gibi yanlış anlayarak, cehennem ehlinin oradan çıkacağını hayal edecek olsak dahi yine de söz konusu rivâyetlerde cehennemin yok olacağına dâir hiçbir delil yoktur.<br />
Cehennem yok olmadıkça, ehlinin orada devamlı kalacağını İbnü’l-Kayyim dâhil tüm Ehl-i Hakk’ın kabul ettiğini söylemiştik. Şu halde bunu kabul eden İbnü’l-Kayyim’e bu rivâyetler destek vermemektedir.<br />
Zîrâ bu rivâyetler kabul olunacak olsa da, cehennemin son bulacağını değil, içindeki ehli­nin çıkarılacağını anlatıyorlar. Netîce olarak gelinen noktada: “Birileri oradan çıkarılacak, cehennem ise devam edecek ve cehennem devam ettikçe müşrikler orada dâim kalacak” şeklinde kaçınılmaz üç kazıyye oluşmuştur.<br />
Bu üç kazıyyeyi esas alınca, mânâ mecbûri olarak: “Kâfirler cehennemde ebedî kalırlarken günahkâr Müslümanlar orada ne kadar uzun zaman ka­lmış olsalar da elbet bir gün çıka­cak­lar­dır.” şeklinde olur ki, bu da Ehl-i Sünnet’in îtikādıdır.</p>
<p>C) İSLAMOĞLU’NUN GÖRÜŞÜNÜN TUTARSIZLIĞI<br />
İslamoğlu’nun ‘Cehennemin son bulup-bulmayacağı’ hakkındaki görüşünü üç madde hâlinde ele alıp tutarsızlığını beyan edelim.</p>
<p>1) Meselede dayandığı kaynağı,<br />
2) “Huld” ve “Ebed” kelimeleri,<br />
3) “Cehennemin ebedîliği gaybî bir mese­ledir”, şeklindeki sözü.<br />
Aslında yukarıdaki izahattan sonra konuş­manın gereği olmadığını, zâten hakkın anlaşıl­dığını, bu konuda konuşmanın baş ağrıtacağını söylemek mümkünse de, makālenin asıl yazı­lım amacı; Müslüman kar­deşlerimizin bu çeşit tutarsızlığı sa­vunan birisi­nin zehirli oklarına hedef olup, ileride doğacak daha büyük ihtilaf ve şiddetlerin içine çekilmesini önlemektir.<br />
1) İslamoğlu’nun bu meselede dayandı­ğı kaynağı: İslam­oğlu’nun, kaynak gösterdiği İbnü’l-Kay­yim’in görüşünü ve dayandığı sa­hâbe delillerinin onu desteklemediğini yukarıda anlatmıştık. Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)dan yaptı­ğı rivâyet ise tamâmen asılsızdır.<br />
Burada şunu söylemeliyiz: Bu hususta ge­len rivâyetlerin cehennem ehlinin ebedî olarak orada kalmayacaklarını söylediklerini var­sa­yacak olsak bile, bu rivâyetler “Merfû‘” hadis hükmünde olur. Böyle olunca da Kur’ân âyet- lerini bunların doğrultusunda tevil etmektense, bun­ları Kur’ân âyetlerine ve diğer birçok sahih hadise muvâfık anlamak gerekir.<br />
Ama bu rivâyetleri Kur’ân âyetlerine ve diğer birçok sahih hadise muvâfık anlamazsak yâni muhâlif bir mânâda anlayacak olursak, sâdece bu muhâlefet sebebiyle bile, bu rivâyetler şâz ve ma‘lûl sayılacaklardır. Kaldı ki bunların metin ve senetleri ızdırab (mu‘âraza -çelişki-) ve zayıflıktan kurtulmuş değillerdir.<br />
Zayıf hadisle, fezâil-i a‘mâl bâbında amel edilmesi câizse de, böyle îtikādî bir konuda â­yet-i kerîmelerin ve sahih hadislerin beyânına rağmen zayıf bir hadise tutunmak ilmî emânet­le bağdaşır bir şey değildir.</p>
<p>Şu halde İslamoğlu’nun delil gösterdiği İbnü’l-Kayyim’in görüşünün tutarsızlığı belir­miştir. Fakat kendisi: “Ben İbnü’l-Kayyim’in görüşünü kabul etmedim.<br />
Bilakis ‘Bu mesele ğaybî bir meseledir!’ dedim” diyebilir. Güyâ kendisi “Huld” ve “E­bed” keli­melerini araştırmış da bu kanaate var­mış!</p>
<p>2) İslamoğlu: “Bir Kur&#8217;an talebesi ola­rak Kur&#8217;an’daki &#8220;huld&#8221; ve &#8220;ebed&#8221; kelimeleri­ni tahlil ettim” diyor.<br />
Bir bakalım öyle mi? Arap lügatlerinin en büyük ve en önemlisi olan “Lisanü’l-Arab” ve “es-Sıhah”ta “huld” maddesinde, bu kelime ile ilgili şöyle der: “el-huld”; bir yerden çıkmamak üzere orada devamlı kalmaktır. “Dârü’l-Huld” de âhiretin ismidir. Çünkü ehli orada ebedî kalacaktır.<br />
“Huld” kelimesinin “Sonsuz” mânâsında olduğunun delillerinden biri de; bir yerde de- vamlı olmayıp uzun müddet kalacak olan hak- kında “hâlid” kelimesinin kullanımının mecâzî oluşudur.<br />
Yaşlandığı halde saçlarına ak düşmeyen bir kişiye “muhalled” denilmesi, “Sanki hiç öl- meyecek” mânâsında mecazdır ki bu da söyle- diğimiz mânâyı teyit eder mâhiyettedir.<br />
“Ebed” kelimesine gelince, acaba İslam­oğlu hangi lügatte “ebed” veya “huld” kelime­sini araştırmış da kendine tutanak bulmuş(!) bunu ibraz etse de bir görsek. Oysaki bütün lü­gatler aksini söyler.<br />
“Lisânü’l-Arab”ta zikredildiğine göre; “ebed” kelimesi; dâim, te’bîd ve mekân lafızla­rı ile birlikte kullanıldığında “hiçbir şekilde çıkmamak üzere sonsuz ikāmet” manasındadır.<br />
Mısır halkının “te’bid” kelimesini sınırlı zaman hakkında kullanmaları ise onların örfü olup Kur&#8217;ân-ı Kerîm’in lügati değildir.<br />
Allâh-u Te‘­âlâ Rasûlüne hitap ederek:<br />
﴿ وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍمِّن قَبْلِكَ الخُلْدَ أَفَإِنْ مِتَّ فَهُمُ الخَالِدُونَ كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ المَوْتِ ﴾</p>
<p>“(Ey Muhammed!) Senden önce de hiç­bir insanı ölümsüz kılmadık, sen öleceksen, onlar sonsuz mu kalacaklar?<br />
Her canlı ölü­mü tadacaktır!” (Enbiyâ Sûre- si:34–35)buyurmuş­tur.</p>
<p>İyice bakılacak olsa görülecektir ki, Allah “huld” tâbirini ölüme mukābil getirmiştir. Yâni “Sen fâniysen, onlar bâkî mi kalır?” buyurarak “huld” ve “hâlidûn” kelimelerini “Ölümsüzlük” ve “Sonsuza dek yaşayacak olanlar” mânâsında zikretmiştir. Eğer uzun müddet mânâsında olsaydı, o zaman mânâ; “Ey Muhammed! Sen­den önce de hiçbir insanı uzun ömürlü kılma­dık, sen öleceksin de onlar biraz daha mı yaşa­yacak?” şeklinde olurdu ki bunun yanlışlığı or­tadadır.<br />
Çünkü Nûh (Aleyhisselâm)ın 950 seneden fazla yaşadığı Kur&#8217;ân-ı Kerîm’in nassıyla sâbittir. İşte bütün bunlar şunu göstermektedir ki Kur&#8217;ân-ı Kerîm’de geçen “Huld” kelimesini “Sonsuz” mânâsında tefsîr etme, “Hakîkat”, diğer mânâlarda kullanmak ise “Mecaz”dır.<br />
Burada şunu söylemeden geçemeyeceğim: Kur’ân lügati konusunda mütehassıs olan Râ­ğıb el-İsfahânî (Rahimehullâh) “el-Müfredât” isim­li eserinde: “Ebed” kelimesi “Diğer zamanların bölündüğü gibi bölünemeyecek uzun zamandan ibârettir” demiştir.Bölünemeyecek zaman ise ancak sonsuz zamandır. (el-Müfredât, sh:12)<br />
Benim anlamadığım husus; İslamoğlu’nun nereden nasıl araştırdığı ve işi nasıl karıştırdığı­dır! Hem cumhûr ulemânın görüşüne karşı bir şey söylemek ona mı kalmış? Doğrusu anlaşıl­ması zor ve güç bir şey! Demek insan bir şeye kafayı taktı mı, gün gibi ortada olan hakikatleri göremez oluyor. Rabbimiz bizi hidâyete eriştir­dikten sonra kalplerimizi kaydırmasın! Âmîn!</p>
<p>3) İslamoğlu’nun: “Cennet ve cehen­ne­min zamanı ğaybi bir konudur. Bu konuda konuşmak ğaybı taşlamaktır. Bunu Allah bi­lir. Bize düşen cehennemden sakınmak cen­neti hak etmektir.” şeklindeki hezeyânının reddiyesine gelince:<br />
Geride Ehl-i Sünnet’in ve İbnü’l-Kay­yim’in görüşlerini zikrettik. İbnü’l-Kayyim’in görüşünün tutarsızlığı da anlaşılmış oldu.<br />
Şim­di: “Acaba İslamoğlu, İbnü’l-Kay­yim’in görü­şünü neden söyledi ve sonra ken­di­si, İbnü’l-Kayyim’e de, Ehl-i Sünnet’e de uy­mayıp, bu­güne kadar hiçbir kimse tarafın­dan söylenme­miş bir görüşü kendi görüşü olarak ortaya attı.” konusu merak ediliyorsa, bunun cevâbı basittir.<br />
İslamoğlu, ilk önce İbnü’l-Kayyim’in görüşünü ortaya atarak güyâ bu konuda ihtilaf olduğunu göstermeye çalışmış, sonra da: “Bu konu ihtilaflıdır”, “En iyisini Allâh bilir”, “Bu konuda bir karar vermek ğaybı taşlamaktır” diyerek kafaları karıştırmayı hedeflemiştir.<br />
Böylece o, bunca âyet-i kerîme ve hadis-i şeriflerin ve bütün Ehl-i Sünnet ulemâsının gaybı taşladığını söylemiş olmaktadır. Oysa ğaybı taşlamak, delilsiz ve mesnetsiz konuş- mak ve bilinmedik şey hakkında ahkâm kes- mektir. Ehl-i Sünnet âlimlerinin tümü gaybı taşlıyorsa, kendisi bu meselenin gaybı taşlamak olduğunu nereden bilmiş? Aslında bu sözüyle gaybı taşlayan ancak kendisidir.<br />
Allah aşkına! Ben bu ümmetin böyle ucuz bir şekilde kandırılıp Ehl-i Sünnet çizgisinden uzaklaştırılmaması için yazacak, ilmi bir sa­vunmayla hak görüşü müdafaa edip din kar­deş­lerime anlatma çabası güdeyim, o ise kalkıp “bana iftira atıyorlar, gıybet ediyorlar, kendi ayaklarına mermi sıkıyorlar”, gibi laflarla ken­dini mazlum ve mağdur konumuna koyup mil­letin merhametiyle ve hassasiyetiyle oynasın!<br />
Bir taraftan, yeterince ilmi olmadan bo­yundan büyük işlere kalkışsın, yeri geldiğinde Ehl-i Sünnet’in imamlarını ğaybı taşlamakla it­ham etsin, öte yandan insanlara: &#8220;eleştiri yap­mayalım&#8221; diyerek lafebeliği yapsın! Ey akılları taksim eden Allah’ım! Seni tenzih ederiz.<br />
Bakın şu: “Mezheb kavgası yaparsak ittihadı sağlayamayız” diyene! Demezler mi adama: “Peki ya senin yaptığın ne?!”<br />
Müslümanların ekserîsinin mezhebi olan, hele hele ülkemizde Ehl-i Sünnet’in tamamının görüşü olan ve hiç kimsenin aksine bir görüşü bulunmayan bir konuda Ehl-i Sünnet’e “Ğaybı taşlıyorlar” diye iftira atmakla mı ittihadı sağ­la­yacaksınız?! Biz de inandık!<br />
Artık bize düşen; İslamoğlu gibilerin bid‘­at sayılacak sapık fikirlerinden uzak durup baş­kalarını da bu konuda uyararak ebedî cenneti kazanıp, sonsuz cehennemden kurtulmaya ça­lışmaktır. Zâten yakında âhirete gidildiğinde herşeyin hakîkati ortaya çıkacaktır.<br />
Ve’s-se­lam!</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>[1] www.mustafaislamoglu.com/sorular.php<br />
[2] İbni Cerir (Rahimehullâh) bu kavilleri naklettikten sonra: “Hepsinde ‘kavil’ vardır!” Yâni senet bakımından kabul edilemeyecek du­rumlar, bu sözlerin her birisi için geçerlidir.</p>
<div>
<div>R</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[CENNET ve CEHENNEM SONSUZDUR! 1]]></title>
<link>http://abdullahfurkan.wordpress.com/2009/09/12/cennet-ve-cehennem-sonsuzdur-1/</link>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 23:06:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>Abdullah FURKAN</dc:creator>
<guid>http://abdullahfurkan.wordpress.com/2009/09/12/cennet-ve-cehennem-sonsuzdur-1/</guid>
<description><![CDATA[ÂYETLER GAYBI TAŞLAMIYOR! CEHENNEM SONSUZDUR! Emin Ali Yüksel بِسمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحيِم Bile]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div>
<div><a href="http://abdullahfurkan.wordpress.com/photo.php?pid=2648276&#38;op=1&#38;view=all&#38;subj=234389635391&#38;aid=-1&#38;auser=0&#38;oid=234389635391&#38;id=110497026005"><img src="http://photos-e.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs132.snc1/5649_111206011005_110497026005_2648276_2585552_n.jpg" alt="" /></a></div>
<p>ÂYETLER GAYBI TAŞLAMIYOR! CEHENNEM SONSUZDUR!</p>
<p>Emin Ali Yüksel<br />
بِسمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحيِم</p>
<p>Bilerek veya bilmeyerek, hak görüşleri temelinden sarsmayı âdet hâline getirenler, bir türlü başarılı olamamıştır. Yüzyıllardır çürütül­müş olmalarına rağmen, aynı iddiaların bora­zanlığını yapacak birileri mutlaka olmuştur.<br />
Nedense son asırlarda sesleri daha fazla yükselmiş, hakîkatin savunucularının sessizli­ğinden istifâde etmeye çalışarak meydanı boş zannedip dalmışlardır.<br />
Ehl-i Sünnet müdâfîleri de makāle, dergi, internet ve diğer iletişim vâsıtalarıyla onlara her zaman hak ettikleri cevâbı vermişlerdir.<br />
Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi mer­hum, cehennem azâbının ebedî olmadığını sa­vunan Kazan&#8217;lı Mûsâ Cârullah Bigiyef&#8217;e karşı “Ye­ni İslam Müctehidlerinin Kıymet-i İlmiy­yesi” ismiyle yayımlamış olduğu reddiyesinde bu konuyu son derece güzel açıklamış ve muâ­rızına tutunacak hiçbir şüphe bırakmamıştır.<br />
Yine Takiyyüddîn Ali b. Abdilkâfî es-Sübkî “el-İ‘tibâr bi Bekāi&#8217;l-Cenneti ve’n-Nâr” isimli eserinde, &#8220;el-Emîr&#8221; diye bilinen Muhammed b. İsmail es-San‘ânî de “Ref‘u&#8217;l-Estâr li-İbtâli Edilleti&#8217;l-Kāilîne bi Fenâi&#8217;n-Nâr” isimli eserinde, İbni Teymiyye ve İbnu&#8217;­l-Kayyim&#8217;in cehennem azâbının ebedî olmadığı yönündeki görüşlerini çürüten ve inkâra mahal bırakmayacak şekilde hak görüşü ispat eden deliller getirmişlerdir.<br />
İbnü’l-Kayyim’in kitabı gibi, ona reddiye mâhiyetinde yazılan bu kitaplar da mevcuttur. Ne var ki cehennem azâbının ebedî olduğu ko­nusunda şüphe uyandırmakta sakınca gör­me­yen İslamoğlu, keşke İbnü’l-Kayyim’in kitabı­na gösterdiği ilgiyi ilmî emânet adına bu kitap­lara da gösterseydi.<br />
İslamoğlu’nun kendisine sorulan bir soruya web sitesinde[1] verdiği cevâbı aynen aktarıyoruz.<br />
1. &#8220;Cennet cehennem yok olacaktır&#8221; gö­rü­şü benim görüşüm değildir. Bir Kur&#8217;an talebesi olarak Kur&#8217;an’daki &#8220;huld&#8221; ve &#8220;ebed&#8221; kelime­le­rini tahlil ettim. Cennet ve Cehennemin ebedili­ğinin nasıl anlaşıldığını sahabenin olayı nasıl yorumladığını söyledim. Hz. Ebubekir&#8217;in, Hz. Ömer&#8217;in, Hz. Abdullah b. Mes&#8217;ud başta olmak üzere birçok güzide sahabinin bu konudaki gü­nümüz yaygın kanaatinin aksine olan görüşleri­ni serdettim. Cehennemin sonsuz olmadığını söylediklerini naklettim. Buna da İbnu’l-Kay­yım el-Cevziyyenin yazdığı Hadi&#8217;l-Ervah İla Bi­ladi&#8217;l-Efrah adlı eserini kaynak gösterdim. Bu eser Arapça olarak piyasada var. Her yerde satılıyor. Bakmak isteyen açıp bakar. İbnu’l-Kayyım&#8217;ın ilmi yetkinliğinin derecesini siz bil­mezseniz bilen birine sorabilirsiniz.<br />
Siz yanlış adrese kızıyorsunuz. Hz. Ebube­kir&#8217;e, Hz. Ömer&#8217;e, Hz. Abdullah b. Mes&#8217;ud&#8217;a kız­manız, onlara hesap sormanız lazım. Onlara hesap sormanız gerekirken bana hesap sorma­nız adil değildir. Hak değildir. Zulümdür. Allah razı olmaz.<br />
2. Bakara suresinde Cennet ve nar’ın ilk geçtiği yerde bu konudaki farklı görüşleri bir müfessirin ilim namusu gereği zikrettim. Bir önceki kasette/CD&#8217;de başkalarının görüşünü naklettim. Bir sonraki derste kendi görüşümü naklettim. O da şuydu: cennet ve cehennemin zamanı gaybi bir konudur. Bu konuda konuş­mak ğaybı taşlamaktır. Bunu Allah bilir. Bize düşen cehennemden sakınmak cenneti hak et­mektir.Evet, İslamoğlu’nun hezeyanları burada sona erdi.<br />
Meselenin daha güzel anlaşılabilmesi için; evvelâ İslamoğlu’nun ve İbnü’l-Kayyim’in bâtıl görüşlerini nakledelim, sonra hak görüşün ne olduğunu anlatalım, tâ ki de­lil­lerin kimi ne kadar desteklediği anlaşılsın.<br />
Şunu baştan söyleyelim: Cehennem var oldukça kâfirlerin oradan çıkmayacağı İbnü’l-Kayyim dâhil tüm İslam âlimlerince söz birli­ğiyle sâbittir. Hiçbir şekilde hiçbir görüşü ka­bul edilmemiş ve bâtıl mezheb olduğuna ittifak edilmiş Cehmiyye mezhebi’nin kurucusu el-Cehm b. Safvân’dan başka “Fenâ-i cennet ve nâr (cennet-cehennemin yok olacağı)” görüşü­nü savunan olmamıştır.<br />
Cehennem yok olmadan kâfirlerin oradan çıkacağını ise hiçbir âlim, hattâ el-Cehm b. Safvân dahî söylememiştir.<br />
Şimdi makālemizin temelini oluşturan üç görüşü beyân edelim:</p>
<p>a) Ehl-i Sünnet’in ve diğer mezheplere mensup olan Müslümanların ekseriyeti: Cennet ve cehennem ebedîdir. İçindekiler de o­rada ebedi ka­lacaklardır. Kal­binde zerre mikta­rı îman olan cehennemden çı­kıp cennete gire­cektir. Kâfirler ise aslâ cennete gire­mezler ve cehennemden çıkartılmazlar.</p>
<p>b) İbnü’l-Kayyim: Cehennem var olduğu müddetçe kâfirler orada ebedî kalacaklardır. Ancak gün gelecek cehennem yok olacaktır ve içindekiler cehennemden cennete taşınacaktır</p>
<p>c) İslamoğlu: Cennet ve cehennemin za­mânı gaybî bir konudur. Bu konuda ko­nuş­mak ğaybı taşlamaktır. Bunu Allâh bilir. Şunu da söyleyelim ki; İslamoğlu, nak­let­tiğimiz cevâ­bında “Cen­net cehennem yok o­la­caktır, görüşü benim görüşüm değil­dir.”sözü ile İbni Kay­yim’in görüşünü kastediyorsa bu bir anlama hatâsıdır.</p>
<p>Zîrâ İbni Kayyim sâdece cehennemin son bulacağını söylüyor.<br />
İslamoğlu kendisine sorulan soruya verdi­ği cevabının sonlarına doğru, soran kişiye: “E­ğer Kur&#8217;an&#8217;a, Sünnete, Sahabe kavillerine, İs­lam’ın ana kaynaklarını kendi di­linden okuyup yorumlayacak ve karşılaştıracak bir bilgiye sa­hip âlimseniz, yapacağınız tek şey vardır: gös­terdiğim kaynağı açıp oradan nak­lettiğim bilgi­lerin doğru nakledilip etmediğini kontrol et­mek. İşte bunu yapsaydınız ve benim oradan yanlış, yalan, eksik ve çarpık naklettiği­mi tesbit etseydiniz; Ben, sizi tebrik eder, size dua eder, sizin elinizi öperdim”. diyor.<br />
Biz de gösterdiği kaynağa bakınca gördük ki, görüşünü dayandırdığı sahabeden Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)a ait böyle bir görüş, ne onun kaynak verdiği İbnü’l-Kayyim’in kitabında, ne de başka bir yerde mevcut değildir. Şu halde “bana demediğimi, dedin diyorlar” ve “iftira e­diyorlar” diyen kendisi, kendisini vasıflasın!<br />
Ayrıca, bir kitapta var diye, zayıf-sahih a­yırmadan ve rivâyetlerin mânâları­nın ne oldu­ğunu anlamadan her görülen nakle­dilemez.<br />
İslamoğlu’nun, bâtıl görüşüne delil olarak diğer sahabeden yap­tığı nakillerin gerçekte ne mânâya geldiğini ise makālemizin ilerleyen bö­lümlerinde göreceğiz.</p>
<p>A) EHL-İ SÜNNET’İN VE DİĞER MEZ­HEPLERE MENSUP OLAN MÜSLÜMAN­LA­RIN EKSERİYETİNİN GÖRÜŞÜ<br />
Bu görüşe âit delilleri dört maddede zikre­deceğiz.<br />
1) Cehennemin sonsuz olduğunu açıkça söyleyen âyet-i celîleler:<br />
Eğer İbnü’l-Kayyim’in “Ce­hennem de­vam ettiği müddet kâfirler oradan çıkmayacak, ama gün gelip cehennem son bula­cak” şeklin­deki görüşü doğru olsaydı, azâbın devamlılıkla vasıflanmaması gerekirdi. Zîrâ cehennem son bulunca hâ­liyle azap da son bulur. Oysaki Al­lâh-u Te‘âlâ onların azapta devamlı kalacakla­rını birçok âyet-i kerîmesinde beyân etmekte­dir. Bunlardan bir kısmını zikredecek olursak:<br />
﴿ إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ ﴾<br />
“Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklar. Azapları hafifle­tilme­ye­cektir. Onlar azap içinde kurtuluştan ümit kesmişlerdir.” (Zühruf Sûresi:74–75)<br />
﴿ إِنَّ اللّٰهَ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا ﴾<br />
“Şu muhakkak ki, Allâh kâfirleri rah­metinden kovmuş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır. (Onlar) orada ebedî kalırlar ve ne bir dost bulabilirler, ne de bir yardımcı.” (Ahzâb Sûresi:64–65)<br />
﴿ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَخَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ﴾<br />
“Al­lâh&#8217;a ve peygamberine kim karşı ge­lirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır.” (Cinn Sûresi:23)<br />
﴿ يُرِيدُونَ أَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ ﴾<br />
“Ateşten çıkmak isterler, fakat onlar o­radan çıkacak değillerdir. Onlar için devam­lı bir azap vardır.” (Mâide Sûresi:37)<br />
﴿ وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقْضَى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَا كَذٰلِكَ نَجْزِي كُلَّ كَفُورٍ ﴾<br />
“İnkâr edenlere de cehennem ateşi var­dır. Öldürülmezler ki ölsünler, ce­hennem a­zâbı da onlara biraz olsun hafifletilmez. İşte Biz, küfürde ileri gi­den her nankörü böyle cezâ­lan­dı­rı­rız.” (Fâtır Sûresi:36)<br />
﴿ وَأَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا فَمَأْوَاهُمُ النَّارُ كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا أُعِيدُوا فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ ﴾<br />
“Ama (kâfir olan) fâsıkların barı­nak­ları ateştir. Oradan her çıkmak iste­dik­le­rinde o­raya geri çevrilirler ve ken­dile­ri­ne: “Haydi tadın o ateşin yalan­layıp dur­duğunuz azâbı­nı!” denir. (Secde Sûresi:20)<br />
Görüldüğü gibi âyetler cehennemin son­suz olduğunu bildirmekle birlikte, azâbın de­vamlı ve elemli olduğunu da açıkça söy­lemek­tedir. Yine cehennemin ebedîliğini bildiren bir­çok âyetten bir kaçı şöyledir:<br />
﴿ بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَاطَتْ بِهِ خَطِيئَتُهُ فَأُولٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ ﴾<br />
“Hayır! Kim bir kötülük eder de kötü­lüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada de­vamlı kalırlar.” (Bakara Sûresi:81)<br />
﴿ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًاوَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرًا ﴾<br />
“İnkâr edip zulmedenleri Allâh aslâ ba­ğışlayacak değildir. Cehennem yolundan başka bir yola çıkaracak da değildir. Onla­rın iletilecekleri tek yol cehennem yoludur. Ora­da ebedî olarak kalacaklardır. Bunu yapmak Allâh için pek kolaydır.” (Nisa Sûre­si:­168–169)<br />
﴿ إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ لَوْ كَانَ هَؤُلَاءِ اٰلِهَةً مَا وَرَدُوهَا وَكُلٌّ فِيهَا خَالِدُونَ ﴾<br />
“Siz ve Allâh’ın dışında taptığınız şey­ler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gi­recek­siniz. Eğer onlar birer tanrı ol­sa­lar­dı oraya (cehenneme) girmezlerdi. Hâl­bu­ki hepsi orada ebedî kalacaklardır.” (Enbiyâ Sûresi:98–99)</p>
<p>2) Cehennemin Sonsuz Olduğunu Açıkça Söyleyen Hadîs-i Şerîfler:<br />
Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Resûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:<br />
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُعَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَنْ تَرَدّٰى مِنْ جَبَلٍ فَقَتَلَ نَفْسَهُ فَهُوَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ يَتَرَدَّى فِيهِ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا. وَمَنْ تَحَسّٰى سُمًّا فَقَتَلَ نَفْسَهُ فَسَمُّهُ فِي يَدِهِ يَتَحَسَّاهُ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا. وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِحَدِيدَةٍ فَحَدِيدَتُهُ فِي يَدِهِ يَجَأُ بِهَا فِي بَطْنِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا.»<br />
“Her kim bir dağdan yuvarlanır da kendini öldürürse o da cehennem ateşinde e­bedî ve dâimî olarak yuvarlanacaktır.<br />
Her kim zehir içer de kendini öldürürse o kimse de, zehrini cehennem ateşinde ebedî ve dâimî kalarak içecektir. Her kim kendini bir demir parçasıyla öldürürse, demiri elin­de, onu karnına saplar bir hâlde cehennem ateşinde ebedî ve dâim olarak kalacak­tır. (Bu­hârî, Tıbb:55, 5442, 5/2179; Müslim, Îman:47 no:109, 1/103-104)<br />
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يُجَاءُ بِالْمَوْتِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَأَنَّهُ كَبْشٌ أَمْلَحُ فَيُوقَفُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ فَيُقَالُ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ هَلْ تَعْرِفُونَ هٰذَا فَيَشْرَئِبُّونَ وَيَنْظُرُونَ وَيَقُولُونَ نَعَمْ هَذَا الْمَوْتُ قَالَ وَيُقَالُ يَا أَهْلَ النَّارِ هَلْ تَعْرِفُونَ هٰذَا قَالَ فَيَشْرَئِبُّونَ وَيَنْظُرُونَ وَيَقُولُونَ نَعَمْ هٰذَا الْمَوْتُ قَالَ فَيُؤْمَرُ بِهِ فَيُذْبَحُ قَالَ ثُمَّ يُقَالُ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ فَلَا مَوْتَ وَيَا أَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ فَلَا مَوْتَ.»<br />
Ebû Sa‘îd el-Hudrî (Radıyallâhu Anh)dan ri­vâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlullâh (Sal­lâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Kıyâmet günü (ehl-i cennet, cennete, cehennemlikler de cehenneme ayrıldıktan son­ra) alaca bir koç sûretinde ölüm getirilecek.<br />
Bir dellâl: ‘Ey Cennet halkı!’diye bağı­racak,cennettekiler hemen boyunlarını uza­tıp başlarını kaldıracaklar ve bakacaklar. Dellâl: ‘Bunu tanıyor musunuz?’ diye sora­cak. Ehl-i Cennet&#8217;in hepsi onu görerek: ‘E­vet ta­nıyoruz, bu ölümdür’, diyecekler. Son­ra dellâl: ‘Ey Cehennem halkı!’, diye yüksek sesle ses­lenecek, onlar da boyunlarını uzatıp başlarını kaldırarak bakacaklar.<br />
Dellâl: ‘Bunu tanı­yor musunuz?’ diye sorunca onlar da onu gö­rerek: ‘Evet tanıyo­ruz, bu ölümdür’, diyecekler. Ardından ko­yun sûretindeki ölüm (Cennet&#8217;le Cehennem a­rasın­da) boğazlanacak. Sonra dellâl: ‘Ey Cennet hal­kı! Cennette ebedî yaşayacaksı­nız, artık ö­lüm yoktur’. (Cehennem halkına da) ‘Ey Ce­hennemlikler siz de karargâhınız­da ebedîsi­niz, size de ölüm yoktur!’ diye­cek.” (Müslim, Kitâbü’l-Cennet:­13, no:2849, 4/2188; Buhârî, Tefsîr:221, no:4453, 4/1760; Tirmi­zî, Kitâb-u Tefsîri’l-Kur’ân, Hadis no:3156)<br />
Mu‘âz b. Cebel (Radıyallâhu Anh) şöyle de­miş­tir: Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) beni Ye­men’e gönderdi. Oraya varınca halka şöyle de­dim:</p>
<p>“Ey insanlar! Kuşkusuz ben size Rasûlül­lâh tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Muhak­kak Allâh’a dönüş, cennet ya da cehennemden birine dönüştür. Bu dönüş ölümsüz olacak, oradan ayrılma olmayacak ve cesetlerinize ölüm sirâyet etmeyecek şekilde bir dönüştür.” (Süyûtî, el-Câmi‘u’s-Sağir, no: 852)<br />
Daha birçok meşhur hadîs-i şerîf, kalbinde zerre îman bulunan kimsenin cehennemden çı­kacağını, kâfirlerin ise ebediyyen çıkamayaca­ğını bildirir.<br />
Şefaatle ilgili tevâtür derecesine ulaşmış birçok hadis günahkâr mü’minlerin cehennem­den çıkarı­lacaklarını açık bir şekilde ortaya ko­yar ve bu hüküm sâdece günahkâr Müslüman­lara hastır.<br />
Faraza kâfirler de cehennemden çıkacak olsa­lardı, onlar da günahkâr Müslümanlar gibi olur­lardı ve şefaat hadislerinin hiçbir anlamı kal­mazdı. Zîrâ herkes cehennemden çıkacaksa tahsisin ve Peygamberin şefa­atinin ne anlamı ve önemi kalır ki!</p>
<p>Cehennemin sonsuz olduğuna dâir Sahâbe ve Tâbi‘în’in icmâ‘ı (görüş birliği) vardır.<br />
İbni Hazm, üzerinde icmâ‘ bulunan me­seleleri zikretmek maksadıyla kaleme aldığı “Merâtibu&#8217;l-İcmâ‘” isimli eserinde &#8220;Bekā-i nar­ (cehen­nemin devamlı olması) meselesini de zik­retmiş ve şöyle demiştir: “&#8230;Cehen­ne­min hak olduğunda, buranın ebedî bir azap yurdu olduğunda, kendisinin ve için­de­ki­lerin sonsuz ve ebedî olarak devam edip, fena bulmayaca­ğında ittifak etmiş­ler­dir…&#8221; (İbn Hazm, Merâtibu&#8217;l-İcmâ&#8217;, sh:268)<br />
Bu esere “Nakdü Merâtibi&#8217;l-İcmâ&#8217;” a­dıyla bir tenkit yazmış olan İbni Teymiyye bi­le, yukarıdaki satırlar hakkında tek kelime et­memiştir. (Ebu Bekir Sifil, İnkişaf Dergisindeki “İbn Teymiyye Ve İbnu&#8217;l-Kayyım&#8217;ın Cehennem&#8217;in Ebediliği Meselesindeki Görüşünün Tesbiti” isimli makalesinden.)<br />
Allâme Muhammed Zâhid el-Kevserî şöyle der: “İbni Hazm gibi icmâ‘ meselelerin­de son derece şiddetli dav­ra­nıp her bir icmâ‘ı kabul etmeyen kişinin, kabul ettiği icma‘ en yüksek mertebede bir icmâ‘ olur.” (Muhammed Zahid el-Kevserî, Makalât; “Mes’elet’l-Hulud” 328)<br />
Ehl-i Sünnet îtikādı; cennetin, cehenne­min ve içindekilerin son­suz oldu­ğu, cehennem ehli­nin azâbının hafifle­tilmeye­ceği şeklindedir.<br />
Bunda ihtilaf eden hiç­bir Ehl-i Sünnet âli­mi yoktur.<br />
Sıraladığımız bu delillere daha birçoğunu eklemek mümkündür.<br />
&#8230;&#8230;&#8230;.DEVAMI====&#62;2 DE</p></div>
<div>
<div><a href="http://abdullahfurkan.wordpress.com/photo.php?pid=2648276&#38;op=1&#38;view=all&#38;subj=234389635391&#38;aid=-1&#38;auser=0&#38;oid=234389635391&#38;id=110497026005"></a></div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ümit]]></title>
<link>http://esenkal.org/2009/07/13/umit/</link>
<pubDate>Mon, 13 Jul 2009 13:11:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>eesenkal</dc:creator>
<guid>http://esenkal.org/2009/07/13/umit/</guid>
<description><![CDATA[  “ Ümitsizlik her türlü gelişmeye, olgunluğa, kemale engeldir, manidir.” Nemelazım, bana ne, başkas]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p> <img src="http://www.3ayak.org/imaj/cereza/kozal-redwood-swag.jpg" alt="hp" /></p>
<p>“ Ümitsizlik her türlü gelişmeye, olgunluğa, kemale engeldir, manidir.”<br />
Nemelazım, bana ne, başkası düşünsün anlayış ve yaklaşımı bize, yani toplumumuza<br />
baskıcı rejimlerin, antidemokratik düşünce ve uygulamaların mirası, kalıntısıdır.<br />
 <br />
Ümidini kaybetmiş, karamsarlığa düşmüş bir kişiyi, kurumu veya toplumu büyük hedefler için çalıştırmak, geliştirmek ve başarıya ulaştırmak imkansızı talep etmek demektir.<br />
Ümit yoksa, inançta yoktur. İnanç olmadan da bir amaca ulaşmak, bir hedefe yürümek mümkün değildir.<br />
 <br />
Ümit ve inanç olmadığı veya yetersiz kaldığı zaman, sevgi, istek ve merakta olmaz.<br />
“Merak; ilmin hocasıdır.” Sevgi; harekete geçirici, ateşleyici güçtür.<br />
Sevgi ve merak yok ise bilgi birikimi, ilim, beceri, hedef ve vizyon gibi değerlerde olmaz.<br />
 <br />
İlim ve sevginin, yetersiz olduğu toplumlarda ise, kalite, kalkınmışlık, medeniyet, gelişme<br />
ve erdem aramak gereksiz olur.<br />
Ümitsizlik, korku, bencillik ve hoşgörüsüzlük, bireyi ve toplumu sinsi bir kanser mikrobu gibi içten içe kemiren, bitiren ölümcül hastalıklardır.<br />
 <br />
Günümüz sosyolog, lider ve yönetim bilimcileri, insanların belirlenmiş vizyon, amaç ve hedeflere ulaşmak için; takdir ve teşvik edilerek, yüksek bir motivasyon, istek ve heyecanla çaba harcayıp üstün performans gösterebildiklerini, sonuçta da başarılı ve mutlu olabildiklerini kabul ediyor.<br />
 <br />
Bu doğru yaklaşım, insanları özgüvenlerini kaybettirecek şekilde, sık sık suçlamak, eleştirmek, yasaklarla sınırlamak, tabularla korkutmak, katı bir disiplinle idare etmek yerine; onları kendiliğinden harekete geçirecek, heyecan ve şevk kazandıracak, moral değerlere dayanan sinerjik bir ortam oluşturmayı öngörüyor.<br />
 <br />
Gelişmiş ve refah düzeyi yüksek bir ülkeye, kültürlü, eğitimli, medeni bir topluma sahip olmak istiyorsak ilk ve en önemli şart; İnsanlarımıza sevgi, erdem, dürüstlük, hoşgörü, ümit vb. gibi duygu ve değerleri kazandırmaktır.<br />
 <br />
Ülkemize, milletimize ve bütün insanlığa mutlu, huzurlu, neşe ve ümit dolu sağlıklı bir hayat, güzel ve barış içerisinde bir dünya ve gelecek dileklerimle.</p>
<p>Erdoğan Esenkal</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin Tavsiyeleri]]></title>
<link>http://sahifem.wordpress.com/2009/05/23/mevlana-celaleddin-i-ruminin-tavsiyeleri/</link>
<pubDate>Sat, 23 May 2009 12:43:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>Hüseyin Yüksel</dc:creator>
<guid>http://sahifem.wordpress.com/2009/05/23/mevlana-celaleddin-i-ruminin-tavsiyeleri/</guid>
<description><![CDATA[1.&#8221;Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol!&#8221; Öyleyse sen de, madde ve mânâ yoksulunun ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[1.&#8221;Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol!&#8221; Öyleyse sen de, madde ve mânâ yoksulunun ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hoşgörü ve Merhamet]]></title>
<link>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/05/19/hosgoru-ve-merhamet/</link>
<pubDate>Tue, 19 May 2009 20:11:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>ifsaeylem1</dc:creator>
<guid>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/05/19/hosgoru-ve-merhamet/</guid>
<description><![CDATA[Salı, 19 Mayıs, 2009 Dincilerin dillerinden düşürmeyip, herkese bol keseden dağıttıkları şu ‘hoşgörü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:right;">Salı, 19 Mayıs, 2009</div>
<p>Dincilerin dillerinden düşürmeyip, herkese bol keseden dağıttıkları şu ‘hoşgörü’ kavramının içerdiği gizil faşizmin paçalarından sızması için çok da fazla zorlanmaları gerekmiyor. Aslında o kadar pamuk ipliğine bağlı ki hoşgörüleri, ‘merhamet’lerinin de sınırlarını çiziyor.</p>
<div>Özellikle doksanlı yıllardan başlayarak, dinciler, hoşgörü kavramına sıkı sıkıya tutundu. Bu stratejik bir karardı. İkiyüzlü Batı’nın terörizmle İslam arasında kurduğu ilintiye karşı geliştirilen bir tanıttı. İslam üzerinden konuşurken kendilerinin takındığı bir tutumu onlar da yine dinin bir özelliğiymiş gibi göstermeye çalıştılar.</div>
<div>İslam hoşgörü dinidir, derken kendi büyüklenmeci ruh hallerini dinle cilalamaya başladılar. Bu taktiğe İslam dininin kendisinin son ‘semavi’ din kabul edilmesinin de katkısı oldu.</div>
<div>Hemen kimse şu soruyu sormadı; hoşgörü kavramının anlamı nedir? Kim kimi hoşgörür? Hoşgörenle görülen arasında nasıl bir ilişki vardır?</div>
<div>Aynı durum son zamanlarda yine dincilerin kullanıma sürdüğü ikinci bir kavram için de geçerli: Merhamet! İnsanlığı merhamet duygusunun kurtaracağını, günümüzün kanlı çekişmelerinin ‘modernizmin’ merhamet duygusunu yok etmesiyle ilişkili olduğunu iddia etmeye başladılar. Yine aynı soruyu kimse kimseye sormadı; kim kime merhamet eder?</p>
<p>İkisi de çok şirin ve albenili görünen kavramlar olan hoşgörü ve merhametin içerdiği anlam ve inşa ettiği ilişki tarzı üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü her ikisi de kendisini iktidar, en güçlü, en büyük olan olarak görenin kullandığı kavramlardır.</p>
<p>İlkin her ikisi de bir sınır çizer, daha kullanıldıkları ilk anda. Hoşgörülenler varsa hoşgörülmeyecek olanlar da vardır ve merhamet varsa merhamet edilmeyecek olanlar da olacaktır.</p></div>
<div>Meselenin özü buradan başlar. Hoşgörü ve merhamet ancak, büyükten küçüğe, güçlüden zayıfa, ezenden ezilene yönelik olabilir. Bir yoksulun zengini, kendisini sömürdüğü için hoşgörmesini bekleyebilir misiniz? Bir kadının kendisini döven erkeği, bir çocuğun kendisini taciz eden saldırganı, bir ülkenin kendisini işgal edeni?</div>
<div>Örnekler daha da artırılabilir ama durum değişmez. Öyleyse hoşgörü ve merhamet ancak güçlüden zayıfa, o da güçlünün belirleyeceği sınırlar içinde ve yine onun karar vereceği durumlar için geçerli olabilir.</div>
<div>Ali Bulaç örneğinde dincileri alalım. İnsanların hayat tarzlarına, inançlarına  gösterdikleri ve gösterilmesini bekledikleri hoşgörü, iş gey ve lezbiyenlere gelince, bir çırpıda düşmanlık, dedikodu ve linç çağrısına dönebilmektedir. Türbana özgürlük diye bağırırken ve bu bağırtıyı bin bir dereden kes yapıştır toparlanan sosyolojik, felsefi vs vs tanıtlarla sıralarken, eşcinsellik söz konusu olduğunda, ‘Afganistan’da sivilleri öldürenler eşcinseller (miş)’ düzeyi açığa çıkabiliyor.</div>
<div>Ali Bulaç, bilmez mi, bu lafı bir kere ‘ettiğinde’ ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, sokaktaki cahilin buna körü körüne inanacağını? Bilir tabii ve tam da bildiği için, buna güvenerek, bile bile yapar. Çünkü ona göre de gey ve lezbiyenler, merhamet edilmemesi gereken lanetlilerdir!</div>
<div>Bir taşla hem de kaç kuş vurur. Onu dinleyen sokaktaki adamın ‘aptallığına’ güvenir. Çünkü o adamın aptal olduğunu asıl kendisi düşünmektedir. Dahası kendi ideolojisinin sokaktaki adamı, aptal, cahil, yönetilmesi, yönlendirilmesi, günaha yatkın bir güruh olduğunu varsaymaktadır. Bu ‘aptallar sürüsünün’ ancak dinle ‘adam edilip, denetlenebileceğine’ inanmaktadır. Onları ancak ‘Allah korkusu’nun durdurabileceğini düşünmektedir.</div>
<div>Bu durumda her terbiye edilene, gösterilmesi gereken lanetliyi de inşa etmesi zorunludur. Tıpkı kendisinin onlara gösterdiği hoşgörü ve merhamet gibi, onların da hoşgörüp, merhamet edecekleriyle, hoşgörmeyip, merhamet etmeyeceklerini de onlara talim ettirmesi gerekmektedir.</div>
<div>Verilmesi gereken ilk yanıt, ‘Sen kim oluyorsun da, beni hoşgörmüyorsun, kendini ne sanıyorsun ki bana merhametten söz ediyorsun?’ olmalıdır.</div>
<p>Selçuk Candansayar</p>
<div class="field field-type-text field-field-kaynak">
<div class="field-items">
<div class="field-item odd">BirGün</div>
</div>
</div>
<div class="field field-type-datetime field-field-haber-kaynak-tarihi">
<div class="field-items">
<div class="field-item odd"><span class="date-display-single">05/18/2009</span></div>
</div>
</div>
<div class="field field-type-text field-field-kaynak-link">
<div class="field-items">
<div class="field-item odd"><a href="http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187091205&#38;news_code=1242637716&#38;day=18&#38;month=05&#38;year=2009">http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187091205&#38;news_code=1242637716&#38;day=18&#38;month=05&#38;year=2009</a></div>
</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kültürlerarası Hoşgörü karikatür sergisi]]></title>
<link>http://eskisehirkultur.wordpress.com/2009/02/07/kulturlerarasi-hosgoru-karikatur-sergisi/</link>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2009 23:08:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>abdelk</dc:creator>
<guid>http://eskisehirkultur.wordpress.com/2009/02/07/kulturlerarasi-hosgoru-karikatur-sergisi/</guid>
<description><![CDATA[Kültürlerarası Hoşgörü karikatür sergisi 11 Şubat- 6 Mart 2009 da Karikatür müzesinde Açılış 11 Şuba]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Kültürlerarası Hoşgörü karikatür sergisi 11 Şubat- 6 Mart 2009 da Karikatür müzesinde Açılış 11 Şuba]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Haykırış]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/01/28/haykiris/</link>
<pubDate>Wed, 28 Jan 2009 13:29:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>gonca akpınar</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/01/28/haykiris/</guid>
<description><![CDATA[Şen kahkahalar atan, deli gibi oradan oraya zıplayan küçük kız yok artık karşında. Gözleri ay ışığın]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Şen kahkahalar atan, deli gibi oradan oraya zıplayan küçük kız yok artık karşında. Gözleri ay ışığın]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Konjonktur ...]]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/01/02/konjonktur/</link>
<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 18:27:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/01/02/konjonktur/</guid>
<description><![CDATA[Türkiye&#8217; de iktidarın önce Amerikalılar tarafından Onaylanması gerekiyormuş gibi bir inancın y]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Türkiye&#8217; de iktidarın önce Amerikalılar tarafından<br />
Onaylanması gerekiyormuş gibi bir inancın yaygınlaştığı biliniyor.</p>
<div>Eh, işte Emperyalizm deniyor ya da Globalizm<br />
Ya da  Global Siyonist Amerika diyorlar ya !..</div>
<div>Onlar her şeye hakim hele gelişmekte olan bir ülkeyseniz.</div>
<div>Üstüne üstlük böylesi kıçı kırık Orta- Doğu Bölgesindeyseniz !</div>
<div>Eşbaşkanın dahi bu şekilde atandığı söyleniyor.</div>
<div>Yanlış okumadınız; Eşbaşkan!  yani işte o en büyük siyonist aşamadakini.</div>
<div>Çekip çevirsin diye !..</div>
<div></div>
<div>Esas oğlan vize aldıktan sonra halk bir güzel manüple ediliyor.</div>
<div>Ve belirli odakların ve liderlerin seçtikleri , manüple edilmiş halka seçtiriliyor.</div>
<div>Bu operasyona da  yerine göre yerel ya da genel seçimler deniliyor.</div>
<div></div>
<div>Bu oyunda Eşbaşkan tamamiyle deşifre olmuş durumda.</div>
<div>Uluslararası görevleri, ülkede niçin ve hangi görevlere soyunduğu, kişisel değerleri, herşeyi ile.</div>
<div>Bu konumu suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar gibi  mütemadiyen büyüyor.</div>
<div>Onun doğal vasfı  toplumu  birbirine ötekileştiriyor.</div>
<div>Ötekileşmek bir ülke için sonun başlangıcıdır.</div>
<div></div>
<div></div>
<div>Partisi, parlamentonun çoğunluğuna sahip olmasına rağmen  ülkenin bekleyen bir çok önemli işini çıkaramıyor.</div>
<div>Mesela Anayasa konusunda parmağını oynatamıyor.</div>
<div>Ya da AB nin de beklediği ulusal programa uzanamıyor bile.</div>
<div>Örnekleri arttırmak son derece  kolay.</div>
<div>Genel seçimlerden şu kadar gün, ay , yıl  sonra 29 Mart seçimlerinin bir güven oyu  noktasına getirilmesi bundan.</div>
<div>Hoş, yerel seçimlerden başarılı çıksa dahi onun liderliği her zaman sorgulanır olacak.</div>
<div>Sorgulamanın hep yapılıyor olması canbazın ipten hiç inmemesine benziyor.</div>
<div>Olacak şey değil!</div>
<div></div>
<div>Bu güne kadar sürdürdüğü politikalar toplumu ajite ediyor.</div>
<div>Ona Kasımpaşa&#8217; lı diyorlar.</div>
<div>Ötekileştiren yaratılışının bıçkın tanımı.</div>
<div>Kasımpaşalı yani kuralı kendine göre biçen, bıçkın. Kendi yasasında sıkışmış olan.</div>
<div>Kimi sever ama marjinal.</div>
<div>Ne ülkemize ne de çağımıza uygun bir jargon!</div>
<div>Ama yaman bir adam olduğu belli, doğrusu.</div>
<div>Bir terminatör gibi davranmak misyonunda, zahar!</div>
<div></div>
<div>Hele son hamlesi;</div>
<div>onun  dediğim- dedik  çaldığım- düdük  kişiliğinin bariz bir göstergesi olduğuna işaret ediyor.</div>
<div>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına, şu gerekçelerle;</div>
<div>Düzgünlük, Saygınlık, Eğitim, Tecrübe, en önemlisi de sevilen ve itibar görmesi nedeniyle İ. Melih Gökçek&#8217; i aday gösteriyor.</div>
<div>Bu güne kadar uyguladığı ötekileştirme politikalarına mesela laik- dinci, zenci- beyaz, Türklük- Türk Vatandaşlığı  gibi ayrımların yanına;</div>
<div>Sanki güç gösterme sarasına yakalanmışcasına toplumu birbirine kaynaştıran moral değerleri  de katıyor.</div>
<div>Düzgünlük, Saygınlık gibi değerler ortak kavram olmaktan çıkıyor, göreceliğe sokularak libere ediliyor.</div>
<div>Güce biat eden toplum oluşturmak adına&#8230;</div>
<div>Sonra &#8220;Sadaka Kültürünü&#8221;  meşrulaştırarak acizliğe ötelediği milletinden diyetini bekliyor.</div>
<div>Marabalarına selam çakıyor.</div>
<div>İnanılmaz bir pejmurdelik gösterisiyle kendini denize düşürmüş  ve yılana sarılıyor.</div>
<div>Ötekileşmiş dünyasından buraya bakışı olmadığı için farkedemiyor.</div>
<div>Çırpınıyor.</div>
<div>Türkiye&#8217; nin ihtimali yok onunla yürümeyeceğini belki de hissediyor.</div>
<div>Bağnaz misyonununun liderlik ettiği  irticaya, ülkenin yönünün orta-doğuya çevrilmesinin  devamı adına  eğreti görevini sürdürüyor.</div>
<div>Her an pot kırarak ve babalanarak&#8230;</div>
<div></div>
<div>Ötekileştirdiği toplumda öteki kalan   dişlerini gıcırdatıyor.</div>
<div>Akla en uygunu mahalli seçim sonucunun,  ötekileşmenin önüne geçilebilmesine ve toplumsal hoşgörünün oluşturulmasına uç vermesidir.</div>
<div>Amerika için, bölgemiz için, ülkemiz ve insanlarımız için.</div>
<div>Türkiye&#8217; nin şu anda daha fazla ötekileştirilmesinin  hiç bir yararı yoktur.</div>
<div>Konjonktür!</div>
<div>Hoşgörünün yaşandığı bir Türkiye&#8217; ye ihtiyaç var.</div>
<div>Sıra  ötekileşenlerin demokratik entegrasyonundadır.</div>
<div>Ötekileştiren kaynağın kurutulması sağlandıktan sonra&#8230;</p>
<p>Ahmet Kılıçaslan AYTAR</p></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İHD nedir?]]></title>
<link>http://ingilizceturkcesozluk.wordpress.com/2008/12/11/ihd-nedir/</link>
<pubDate>Thu, 11 Dec 2008 15:33:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>ingilizceturkcesozluk</dc:creator>
<guid>http://ingilizceturkcesozluk.wordpress.com/2008/12/11/ihd-nedir/</guid>
<description><![CDATA[İnsan Hakları Derneği, 1. Hükümet dışı, gönüllü bir insan hakları kuruluşudur. 2. Devletlerden, hükü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div>
<p>İnsan Hakları Derneği,</p>
<p>1. Hükümet dışı, gönüllü bir insan hakları kuruluşudur.</p>
<p>2. Devletlerden, hükümetlerden ve siyasi partilerden bağımsız bir örgüttür.</p>
<p>3. İnsan haklarının evrenselliğini ve bölünmezliğini savunmaktadır.</p>
<p>4. Irk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş ve benzeri nedenlerle yapılan her türlü ayrımcılığa karşı mücadele eder<!--more--></p>
<p>5. Her koşulda ve dünyanın her yerinde ölüm cezasına karşıdır.</p>
<p>6. Her yerde ve her koşulda, kime yapılırsa yapılsın işkenceye karşı çıkar.</p>
<p>7. Herkes için, her yerde ve koşulda adil yargılanma ve savunma hakkını savunur.</p>
<p>8. Her zaman ve her koşulda savaşa ve militarizme karşıdır; barış hakkını savunur.</p>
<p>9. İfade özgürlüğünü koşulsuz ve sınırsız olarak savunur.</p>
<p>10. Düşünce ve inanç özgürlüğünü dokunulmaz bir hak olarak görür. Koşulsuz ve sınırsız bir şekilde savunur.</p>
<p>11. Örgütlenme özgürlüğünü savunur.</p>
<p>12. Ezilen birey, cins, sınıf, halkın/ulusun hakları için mücadele eder.</p>
<p>13. Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını savunur.</p>
<p>14. İnsancıl hukuku savunur.</p>
<p>İnsan Hakları Derneği, kişisel, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ile dayanışma haklarını bir bütün olarak benimser ve savunur.</p></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Saygılı ve Hoşgörülü Yaşamanın Anahtarı ; Empati Kurmak]]></title>
<link>http://sahifem.wordpress.com/2008/11/03/saygili-ve-hosgorulu-yasamanin-anahtari-empati-kurmak/</link>
<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 08:06:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>Hüseyin Yüksel</dc:creator>
<guid>http://sahifem.wordpress.com/2008/11/03/saygili-ve-hosgorulu-yasamanin-anahtari-empati-kurmak/</guid>
<description><![CDATA[Sorunlarımızın çözümünde herkes için“empati” adıyla bilinen bir yöntem var.Empati, kişinin kendini g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Sorunlarımızın çözümünde herkes için“empati” adıyla bilinen bir yöntem var.Empati, kişinin kendini g]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
