<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>ilginc-haberler &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/ilginc-haberler/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "ilginc-haberler"</description>
	<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 12:22:41 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Dünya Dışı Canlılar Aramızda]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/28/dunya-disi-yaratiklar-aramizda/</link>
<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 14:17:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/28/dunya-disi-yaratiklar-aramizda/</guid>
<description><![CDATA[Bulgaristan Uzay Araştırmaları Enstitüsü bilim adamları, Dünya&#8217;da halihazırda uzaylıların oldu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:justify;">
<p><strong><img class="alignleft" src="http://veteknoloji.com/resimler/haberler/20091128112856_uzayli.jpg" alt="" width="201" height="166" />Bulgaristan Uzay Araştırmaları Enstitüsü bilim adamları, Dünya&#8217;da halihazırda uzaylıların olduğunu ileri sürdü.<br />
</strong><br />
Daily Telegraph gazetesinin Bulgar basınına dayanarak verdiği habere göre, Enstitünün Başkan Yardımcısı Lachezar Filipov, uzaylıların varlığıyla ilgili araştırmanın, bunların gerçekten Dünya&#8217;da var olduklarına işaret ettiğini ve varlıklarını aramızda dostça sürdürdüklerini gösterdiği düşüncesinde olduğunu belirtti.</p>
<p>Enstitü, kendilerine gönderilen birçok karmaşık sembolü çözme çalışmalarına başladığını açıklarken, Dünya&#8217;nın dışındaki yaşamla iletişim halinde olduklarını ileri süren Filipov, bilinmeyenlere cevap olacağına inandıkları dünya genelindeki 150 kadar ekin çemberini araştırdıklarını kaydetti.</p>
<p>Filipov, &#8220;Uzaylılar halihazırda aramızda yaşıyor, bizi gözlemliyor. Bize düşmanca yaklaşmıyor, aksine yardım etmek istiyorlar. Ancak biz onlarla iletişim kuracak yeterlilikte değiliz&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Vatikan&#8217;ın dahi uzaylıların varlığını kabul ettiğini belirten Filipov, insanoğlunun Dünya dışı yaşamla, radyo dalgalarıyla değil, düşünce gücüyle iletişim kurabileceğini ve bunun 10-15 yıl içinde kesinlikle olacağını savundu.</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnternet Kafeler 3+ ile çağ atlıyor]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/24/internet-kafeler-3-ile-cag-atliyor/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 23:11:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/24/internet-kafeler-3-ile-cag-atliyor/</guid>
<description><![CDATA[Geleceğin İnternet Kafelerinin Temelleri Kocaeli&#8217;nde Atıldı. Kocaeli&#8217;nde Geleceğin İnter]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:justify;">
<p><strong><img class="alignleft" src="http://www.veteknoloji.com/resimler/haberler/20091124124055_artiuclogo.jpg" alt="" width="200" height="166" />Geleceğin İnternet Kafelerinin Temelleri Kocaeli&#8217;nde Atıldı. Kocaeli&#8217;nde Geleceğin İnternet Kafeleri bir araya geldiler&#8230;</strong></p>
<p>En güncel lisanslı yazılımlar ile güvenli ve gelişmiş bir Internet deneyimi sunan 3+ İnternet Kafe projesi, bu mekanların çağdaş, nezih ve güvenilir ortamlar olarak yeniden konumlanmasına katkıda bulunuyor.<br />
3+ Internet Kafe projesinin Kocaeli kamuouyuna tanıtımı için düzenlenen toplantıda bu işletmelerin toplum içindeki önemi bir kez daha vurgulandı</p>
<p>Yurt çapında yaygın hizmet veren İnternet kafeler, işlevleri ve ekonomiye sağladığı katma değer ile Türkiye için büyük bir önem taşıyor. Özellikle teknolojiye erişimi kısıtlı olan bölgeler ve kitleler için İnternet kafeler kritik bir rol üstleniyor. İnternet kafelerin bilgi toplumundaki yaşamsal önemine inanan Microsoft, İstanbul ve Ankara İnternet Kafeciler Odaları inisiyatifi ve Kültür Bakanlığı desteği ile bu işletmelerin toplumda nezih ve güvenilir birer sosyal mekan olarak algılanmasını sağlayan önemli bir projeye imza atıyor. Bu amaçla geliştirilen 3+ Internet Kafe projesinin detayları 23 Kasım 2009 tarihinde Kocaeli Extreme Internet Cafe’de düzenlenen bir toplantıyla tanıtıldı&#8230;  <!--more--></p>
<p>Toplantıda Microsoft Türkiye Telif Hakkı Müdürü Elçim Barkay, İntera Bilişim Sistemleri  Proje Yöneticisi  Serdar Aytar, İstanbul İnternet Kafeciler Odası Başkanı Ali Yakup Turanoğlu ile Ankara İnternet Kafeciler Odası Başkanı Önder Kaplan da birer konuşma yaptı.</p>
<p>Toplantıda konuşan Microsoft Telif Hakkı Müdürü Elçim Barkay, 3+ İnternet Kafe iş modeli hakkında şunları söyledi:<br />
“Türkiye’de 15 bini aşkın sayıda olduğu söylenen İnternet Kafe’lerimizin toplumun geleceğinde önemli potansiyele sahip olduğunu görüyoruz. İnternet kafelerin 3+ İnternet Kafe çatısı altında gerçekleştirdiği güç birliği ile ekonomiye değer yaratacağına inanıyoruz. Ağırlıkla gençlere ve bilgisayar sahibi olmayan milyonlarca Internet kullanıcısına hizmet veren bu mekanlarda dikkatten kaçan lisanssız yazılım kullanımları, bilgisayar sistemlerini İnternet ataklarına karşı savunmasız bırakabilmekte, güvenlik açısından önemli sorunlara yol açmaktadır. Geniş kesimlerin İnternet ortamına erişimini sağlayan bu işletmelerimiz, Internet bankacılığı, e-devlet ve benzeri uygulamaların toplum tarafından benimsenerek kullanılabilmesi için bugün ve gelecekte en doğru adres olmaya devam edecektir. Bilgi toplumu olma yolunda Türkiye için önemli iletişim ve sosyalleşme merkezleri olarak hizmet veren bu mekanların belli kalite standartlarında hizmet verebilmesi, karlı hale gelmesi ve hatta marka yaratması önem kazanmaktadır. Bu kurumlarımızı, Windows 7 ve Microsoft Office yazılımlarını özel koşullarda alabilmelerine yönelik çözümlerimiz, zengin bir çevrimiçi deneyim sunan Windows Live platformu, bilgisayar okuryazarlığı ve İnternet güvenliği konusunda geliştirdiğimiz özgün içeriğimiz ile destekliyoruz. 3+ İnternet Kafe iş modeli, bu alanda girişimcilerimize en uygun çözümleri sunuyor”.</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye Milyar Dolarları Geri Tepiyor!]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/07/turkiye-milyar-dolarlari-geri-tepiyor/</link>
<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 21:36:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/07/turkiye-milyar-dolarlari-geri-tepiyor/</guid>
<description><![CDATA[Türkiye CERN’de 50 milyon dolar ödemiyor, milyar dolar kaybediyor. Cern’de görevli Doç. Dr. Kerem Ca]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.veteknoloji.com/resimler/haberler/20091107084904_cern.jpg" alt="" width="200" height="166" />Türkiye CERN’de 50 milyon dolar ödemiyor, milyar dolar kaybediyor.</strong></p>
<p>Cern’de görevli Doç. Dr. Kerem Cankoçak, Türkiye’nin CERN’e üye olması halinde ödemesi gereken yıllık 50 milyon doları fazla bulmasını eleştirdi. Cankoçak, “Yetkililer ‘3 vereceğiz 5 almalıyız’ diyor. Bilimde bugün 3 verip yarın 5 alamazsın ama bilime yatırım yapan ülkeler dünyanın en zengin ülkeleri oldu” dedi.</p>
<p style="text-align:justify;">İSTANBUL Teknik Üniversitesi (İTÜ) adına Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (CERN) görevli biliminsanı Doç. Dr. Kerem Cankoçak Türkiye’nin CERN’e üye olması halinde ödemesi gereken yıllık 50 milyon doları fazla bulmasını eleştirdi. Doç. Dr. Kerem Cankoçak, küresel cirosu yaklaşık 1.8 milyar dolar olan ve 2009-2010 faaliyetleri için Türkiye’yi hedef ülke belirleyen Teradata’nın “Bilgi Teknolojileri ve Evrim” başlıklı etkinliğine katılmak için Türkiye’ye geldi. TÜBİTAK yetkililerinin CERN’i ziyaret ettiğinde “50 milyon dolar verilecek peki faydası ne olacak” diye sorduğunu anlatan Doç. Dr. Kerem Cankoçak şöyle konuştu: “3 vereceğiz 5 almak isteriz diyorlar. Bu iş öyle değil. Türkiye’de kullanılan her alet, ses kayıt cihazından bilgisayara dışarıdan alınıyor. Oysa bu insanlar yüzlerce yıl bilime yatırım yaptılar, şimdi onun nimetlerini yiyorlar. Şu anda elektronik çağda yaşıyoruz diyoruz. Elektron 1897’de keşfedildi. Keşfedildiğinde kimse bir elektronik çağda yaşayacağımızı bilmiyordu. Bilime yatırdığımız paranın ileride nasıl döneceğini şimdiden kestiremeyiz. Bugünden yarına bir iş değil. Temel bilimde bugün 3 verip yarın 5 alamazsınız. Ama uzun vadeli yatırımdır ve bilime yatırım yapan ülkeler bugün en zengin ülkeler.”</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#ff6600;"><strong>yazının devamı&#8212;&#62;</strong></span> <!--more--></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>CERN’e üye olursak</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Doç. Cankoçak, günlük hayatta kullanılan birçok şeyin bilimsel araştırmalar sırasında keşfedildiğini belirterek, “En güzel örnek röntgen ışınlarıdır. X ışınları günümüzden 100 yıl önce keşfedildi. Günlük hayatta karşılaştığımız bütün dedektörler, asansörler, otomatik kapıların açılıp kapanması, telekomünikasyon çalışmaları yine temel bilimsel araştırmalardan çıkıyor. CERN’e üyelik bu teknolojilerin Türkiye’ye getirilmesine yol açacak” dedi. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) ve bazı hükümet yetkililerinin CERN’e üyelik durumunda yılda 50 milyon dolar ödemekten bahsettiğini hatırlatan Doç. Dr. Cankoçak, “Bu 50 milyon doların ilk 5 yıl boyunca kademeli olarak büyük kısmı Türkiye’de harcanacak. Hatta ilk yıl neredeyse tamamı Türkiye’de harcanacak. Laboratuvarlar kurulacak, para Türkiye’deki parçacık fizikçilerine aktarılacak” dedi.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Hızlandırıcı teknolojiye fayda sağlar</strong></p>
<p style="text-align:justify;">GELİŞMİŞ ülkelerde Ar-Ge için kullanan hızlandırıcıların ekonomiye ve teknolojiye büyük faydalar sağladığını anlatan Doç. Dr. Kerem Cankoçak, özellikle nano-biyo-teknolojiler gelişmiş lazer sistemleri gerektirdiği için, bu tür merkezlerin (ABD’deki Stanford Universitesi Doğrusal Hızlandırıcı Merkezi, Almanya’daki Alman Sinkrotron Merkezi, Cenevre’deki CERN gibi) yeni buluşlar ve teknolojiler için şart olduğunu vurguladı. Anahtar teslimi bir hızlandırıcının tıpkı otomotiv sanayiindeki gibi yabancı patentli yerli araba gibi tuhaf bir duruma döneceğini savunan Doç. Dr. Cankoçak, “Bu durum Turkiye’deki teknolojiye, AR-GE çalışmalarına hiç bir kazanç sağlamaz. Zaten anahtar teslim bir hızlandırıcıyı çalıştıramayız. Çünkü elimizde yeterli sayıda yetişmiş eleman yok” diye konuştu.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Hiçbir ülke kendi başına CERN kuramaz</strong></p>
<p style="text-align:justify;">“TÜRKİYE kendi CERN’ini kuruyor” haberlerini de eleştiren Doç. Dr. Kerem Cankoçak, “Hiçbir ülke kendi CERN’ini kuramaz. Çünkü CERN uluslararası bir kuruluş. Hem ekonomik olarak hem de beyin gücü olarak hiçbir ülke bunun altından kalkamaz” dedi. Türkiye’de planlanan iki girişim olduğunu söyleyen Doç. Dr. Cankoçak, “Birinci girişim TAEK’in küçük hızlandırıcı projesi. Tıpta kullanılan radyo nükleiti üretmek istiyorlar. Yurtdışından her yıl milyonlarca dolar radyo nükleitlerin ithalatı için gider. TAEK 12-15 milyon dolar civarında bir para ayırdı. Diğer proje de Türk Hızlandırıcı Merkezi. Ancak burası Türkiye’nin CERN’i değil. Bunlar küçük deneyler yapmak için ya da bazı maddelerin radyasyona dayanıklılığını ölçmek için ya da bir lazer ışını elde edip o lazer ışınıyla hem tıpta hem de fizikte birtakım deneyler yapmak için bunlar küçük labaratuvarlar” dedi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[EN İLGİNÇ 3 HABER SEYRET]]></title>
<link>http://klipvideovideoklipizleseyretdinle.wordpress.com/2009/11/04/en-ilginc-3-haber-seyret/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 11:20:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>oyunhilem</dc:creator>
<guid>http://klipvideovideoklipizleseyretdinle.wordpress.com/2009/11/04/en-ilginc-3-haber-seyret/</guid>
<description><![CDATA[HABER VİDEOLARI İZLE,HABER SEYRET,HABER İZLE,EN İLGİNÇ 3 HABER,KOMİK HABERLER,İLGİNÇ HABERLER,HABER ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:center;">
<div>
<p><em><strong>HABER VİDEOLARI İZLE,HABER SEYRET,HABER İZLE,EN İLGİNÇ 3 HABER,KOMİK HABERLER,İLGİNÇ HABERLER,HABER VİDEOLARI SEYRET,HABER VİDEOLARI İZLE,HABER,ÖZEL HABER VİDEOLARI İZLE,ÖZEL HABER,HABER SEYRET,ŞAHAN VİDEOLARI İZLE,KOMİK VİDEOLAR İZLE,İLGİNÇ VİDEOLAR İZLE,CANLI YAYIN VİDEOLARI İZLE,HABER İZLE,EN İLGİNÇ 3 HABER,EN İLGİNÇ 3 HABER VİDEOLARI İZLE,EN İLGİNÇ 3 HABER VİDEOLARI SEYRET,EN İLGİNÇ 3 HABER SEYRET,EN İLGİNÇ 3 HABER GÖRÜNTÜLERİ İZLE,EN İLGİNÇ 3 HABER</strong></em></p>
<h1><a href="http://videoevreni.blogspot.com/2008/10/en-ilginc-3-haber.html" target="_blank">İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ</a></h1>
</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Olumsuzluğun Olumlu Yanlarıda Varmış]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/03/olumsuzlugun-olumlu-yanlarida-varmis/</link>
<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 00:29:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/03/olumsuzlugun-olumlu-yanlarida-varmis/</guid>
<description><![CDATA[Kötü ruh hali kimi zaman iyi gelebilir. Avustralyalı bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre olum]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:justify;">
<p><strong><img class="alignleft" src="http://www.veteknoloji.com/resimler/haberler/20091102091916_olumsuz.jpg" alt="" width="199" height="165" />Kötü ruh hali kimi zaman iyi gelebilir. Avustralyalı bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre olumsuz düşünce, mutsuzluk, insanların yeteneklerini geliştirmesinde büyük rol oynuyor.<br />
</strong><br />
Avustralya&#8217;daki New South Wales Üniversitesi&#8217;nde yapılan araştırmada negatif duygularda olan insanların, kendilerine anlatılan her şeye inanan mutlu insanlara göre daha eleştirici ve bir konuya daha fazla odaklandıkları ortaya çıktı.</p>
<p>Profesör Joseph Forgas&#8217;ın çalışması olan araştırma, pozitif duyguların yeteneği kamçılamadığını, aksine öldürdüğünü savunuyor. Olumsuz ruh halindeki kişinin, dış dünyaya daha dikkatli bakabildiğini söyleyen Forgas, &#8220;Negatif düşünce, hafızayı destekliyor, geliştiriyor&#8221; açıklamasında bulunuyor.</p>
<p>Yaptıkları bir deneyle bunu kanıtlayan araştırmacılar, mutlu ve mutsuz katılımcılardan bazı söylenti ve mitleri yagılamalarını istiyor. Buna göre mutlu olanlar, kendilerine anlatılanlara inandıklarını ve bunların doğru olabileceğini savunuyor.</p>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#ff6600;"><strong>yazının devamı&#8212;&#62;</strong></span> <!--more--></p>
<p>Forgas, negatif düşüncenin konsantrasyonu sağladığını ayrıca en başarılı iletişim yöntemi olduğunu da sözlerine ekliyor.</p>
<p>&#8220;Pozitif duygular hiçbir zaman evren tarafından arzu edilmezler. Negatif insanların üretimi son derece yüksek kalitede olup diğerlerinin daha fazla ilgisini çeker.&#8221;</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Duygusal Zeka - Bilmedikleriniz!]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/02/duygusal-zeka-bilmedikleriniz/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 23:46:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/02/duygusal-zeka-bilmedikleriniz/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:justify;"><img class="alignleft" style="border:0 none;" src="http://www.hafif.org/imaj/massay/eq1.jpg" border="0" alt="\" width="200" height="150" />EQ: Duygusal Zeka;</div>
<p style="text-align:justify;">1980 yılı sonunda Amerikalı iki psikolog, Yale&#8217;den <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Peter_Salovey" target="_blank">Peter Salovey</a> ve New Hampshire&#8217;den John Mayer <a href="http://www.psikolojikdanisma.net/empati.htm" target="_blank">empati,</a> bilinç ve duygusal denetim gibi insan özelliklerini bir araya toparlamak için etkin bir yol arayışı içine girerler.<br />
Birden karşılarına &#8220;<a href="http://www.duygusalzeka.net/icsayfa.aspx?Sid=7&#38;Tid=3" target="_blank">duygusal zeka</a>&#8221; adında akademik çevrelerce bilinmeyen bir tanımlama çıkar. Daha sonra The New York Times yazarı ve psikolog <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Daniel_Goleman" target="_blank">Daniel Goleman</a> bu kavramı en fazla satış yapan kitabına başlık olarak verir. (<a href="http://www.bookrags.com/studyguide-emotional-intelligence/" target="_blank">Emotional Intelligence; Why it can matter more than IQ</a>)</p>
<p style="text-align:justify;">Şimdilerde bu kavram her yerde kullanılmaya başladı. Magazinlerde &#8220;kendi duygusal aklınızı keşfedin&#8221; başlıklı testlerde, çeşitli senaryolarda karşımıza çıkar oldu.</p>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#ff6600;"><strong>yazının devamı&#8212;&#62;</strong></span> <!--more--></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Örneğin; uçağınız aniden kötü bir sarsıntı geçirdi; bu durumda&#8230; </strong></p>
<p style="text-align:justify;">a- film seyretmeye devam ederim.<br />
b- acil durumda uygulanması gerekenleri uygularım.<br />
c- a ve b&#8217;de belirtilenlerin birazını yaparım.<br />
d- bilmiyorum, hiç karşılaşmadım.</p>
<p style="text-align:justify;">tipi sorularla hazırlanan toplam 200 puanlık skorun duygusal bir &#8220;dahiyi&#8221;, 25 puanlık skorun ise bir &#8220;<a href="http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=1014" target="_blank">neanderthal</a>&#8221; i tanımladığı duygusal sınırlamalara yöneldi. Duygusal zeka ilk olarak akademik çalışmalarda yakalandı; fakat 90&#8242;lardan itibaren psikolojik bir sır olma yolunda ilerliyor.</p>
<div style="text-align:justify;"><img src="http://www.hafif.org/imaj/massay/imagesrttttttt.jpg" border="0" alt="\" /></div>
<p style="text-align:justify;">Günümüzde salgın hastalık gibi çevremizi saran vahşi cinayetleri, yürümeyen evlilikleri ve gençlerin uyuşturucuya bağımlılıklarını düşük ahlaka ve karakter çöküşüne bağlamak biraz aptalca ve savunmacı olur. Bu hastalıkları duygusal ve psikolojik bozukluklara bağlamak ise o kadar da yanlış olmaz. Duygusal zeka düzeyini geliştirme olanağı gençleri aynı zamanda yaşamın zorluklarına karşı hazırlama fırsatını da doğurur. Öfkeyi kontrol edebilme, başkalarıyla iletişim kurabilme insanın gelecek başarısı için soyut zekanın ölçülmesi olan <a href="http://zekatestimerkezi.com/index.php" target="_blank">IQ</a> sonucundan daha iyi bir gösterge değil mi?</p>
<p style="text-align:justify;">Eğer belirleyici ise, <a href="http://kisiliktestleri.com/duygusal-zeka-testi-2/" target="_blank">duygusal zeka</a> hakkında iki büyük soru karşımıza çıkar. Duygusal zeka gerçekten anlamlı bir şekilde ölçülebilir mi?<br />
Ölçülebiliyorsa, çocuklardan bu zekayı geliştirebilmeleri için gerekli olan becerileri öğrenmeleri beklenebilir ve duygusal zeka eğitim sistemlerindeki bozukluklar giderilebilir.</p>
<div style="text-align:justify;"><img src="http://www.hafif.org/imaj/massay/beyin-zeka-testi.jpg" border="0" alt="\" /></div>
<p style="text-align:justify;">&#8220;Duygusal zeka&#8221; savunucuları, bu soruların yanıtları konusunda hayli iyimserler. Sadece, kavramı IQ gibi rakamsal bir çubuğa indirme de değil, aynı zamanda &#8220;<a href="http://video.google.com/videosearch?hl=tr&#38;rlz=1W1ADFA_tr&#38;q=marshmallow+testi&#38;um=1&#38;ie=UTF-8&#38;ei=VfLoSuycDKD0nQPttcSMDw&#38;sa=X&#38;oi=video_result_group&#38;ct=title&#38;resnum=1&#38;ved=0CBQQqwQwAA#" target="_blank">marshmallow testi</a>&#8221; gibi tahminleme gücü yüksek olan bir aracı olduğundan duygusal zekanın ölçülebilir olduğuna inanıyorlar.</p>
<p style="text-align:justify;">60&#8242;larda Stanford&#8217;dan psikolog Walter Mischel 4-5 yaş çocuklarından oluşan bir gruba <a href="http://limon-cicegi.blogspot.com/2007/02/marshmallow-nedir.html" target="_blank">marshmallow</a> (sünger-şeker) verir; 15-20 dakika sonra geri döneceğini, şeker yemeyi bu sürenin sonuna erteleyebilirlerse 2. marshmallow ile ödüllendirilebileceklerini söyler. Yıllar sonra Mischel şeker yeme isteğinin önüne geçebilen ve yemeyi erteleyebilen çocukların, bu şekerleri ilk seferde yiyen çocuklardan duygusal, sosyal ve akademik açıdan daha başarılı ve mücadeleci olduklarını gözlemler.</p>
<div style="text-align:justify;"><img src="http://www.hafif.org/imaj/massay/marshmallow-test.jpg" border="0" alt="\" /></div>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Daniel_Goleman" target="_blank">Goleman</a>, zevkleri erteleme yeteneğini, sorgulayan beynin dürtülere karşı kazandığı bir zafer olarak görür. Fakat bu, yeteneğin duygusal zekayı tam olarak belirlediği açıkça belli değildir. <a href="http://www.ronaldgross.com/Marshmallow.html" target="_blank">Marshmallow testleri,</a> sonuçta diğer yeteneklerin de bulunduğu bazı karmaşık beyinsel davranışları gizlemektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Mischel daha sonra başarılı çocukların, başka şeyleri de düşünebildiğini keşfeder. Bazılarının şeker yemektense şarkı söylediğini, ayaklarını yere vurduğunu, birbirlerine hikayeler anlattıklarını ve birisinin de elinde şekerle uyuya kaldığını gözlemler.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu sonuçlardan, istenilen davranışın ortaya çıkmasında, konulan ödülün mutlak etkisi olmadığı, bununla beraber bireyin karmaşık olan bilişsel yeteneklerinin de ortaya çıkan davranışı belirlediği görülür. Zevkleri erteleme yeteneğinin yanında, kendini bilme, dürtü kontrolü, güdülenme ve empati duygusal zekayı oluşturan yetenekler olabilir.</p>
<div style="text-align:justify;"><img src="http://www.hafif.org/imaj/massay/imagesvvvv.jpg" border="0" alt="sünger şeker" /><br />
sünger şeker</div>
<p style="text-align:justify;">Connecticut&#8217;tan psikolog <a href="http://coms.uconn.edu/directory/faculty/rbuck/" target="_blank">Ross Buck</a> ise duygusal zekanın IQ gibi ölçümesi fikrine karşı çıkar. Tanıdık biriyle kurulan iletişim yeteneğinin, bir yabancıyla kurulan iletişimden farklı olduğunu ve her ikisinin kendine özgü duygusal iletişim özelliğine sahip olduğunu iddia eder.</p>
<p style="text-align:justify;">Psikolog <a href="http://www.port.ac.uk/departments/academic/psychology/staff/title,50469,en.html" target="_blank">Vasudevi Reddy</a> bir çalışmasında, küçük bebeklerdeki utangaçlık ifadelerinin, sosyal bünyeye bağlı olarak farklılaştığını belirtir. Bebekler kafalarını çevirerek, kollarıyla yüzlerini kapatarak veya düz bakışlardan sakınarak utangaçlıklarını belli ederler. Fakat bu davranışları ne zaman ve ne sıklıkla yaptıkları kiminle ve kimlerle beraber olduklarına bağlıdır. Goleman, bu davranışların derecelerini çocuklarda ve gençlerde ölçülebilse bile, onlara bu davranışları kontrol etmeyi öğretmenin kolay olmadığını söyler.</p>
<div style="text-align:justify;"><img src="http://www.hafif.org/imaj/massay/image108.jpg" border="0" alt="\" /></div>
<p style="text-align:justify;">Bu karışıklıklara rağmen, ABD ve Avrupa&#8217;da birçok eğitim ve psikolog özel olarak tasarlanmış programlarının yardımıyla duygusal yeteneklerini geliştirmeyi amaçlıyorlar. Davranışları ve tepkileri kontrol etmeyi öğreten dersler veriyorlar. Çocuklara trafik ışığı sistemiyle düşünmeleri öğretiliyor. Sinirden patlayacak durumda olsalar da önce kırmızı ışığı görmeleri, durmaları ve sakinleşmeleri; sarı ışıkta içinde bulundukları sorunu düşünmeleri; yeşil ışıkta ise ılımlı ve saldırgan olmayan bir çıkış yolu bulmaları öneriliyor. <span style="color:#ffffff;">zayzay.wordpress.com</span></p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://www.felsefeekibi.com/Site/default.asp?PG=1394" target="_blank">Aristoteles</a>, &#8220;Herkes öfkelenebilir, bu kolaydır; fakat doğru insana, doğru derecede, doğru zamanda, doğru amaç için ve doğru şekilde öfkelenmek kolay değildir.&#8221; der.<br />
Duygusal zeka kavramı insanlara entelektüel başarılarında duygusal yeteneklerinin önemini hatırlatmada yardımcı olabilir, ancak duygusal zekanın nasıl ölçüleceği ve geliştirileceği konusunda Aristoteles&#8217;in vardığı noktadan daha ileride olunduğunu söylemek mümkün değil.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölümsüzlük Bulundu Mu?]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/01/olumsuzluk-bulundu-mu/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 18:47:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/01/olumsuzluk-bulundu-mu/</guid>
<description><![CDATA[Ukrayna&#8217;daki ‘UNİAN Ajansı&#8217; Ukraynalı bilim adamının biyosibernetik alanındaki çalışması]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:justify;">
<p><strong><img class="alignleft" src="http://www.veteknoloji.com/resimler/haberler/20091029074410_formul.jpg" alt="" width="200" height="166" />Ukrayna&#8217;daki ‘UNİAN Ajansı&#8217; Ukraynalı bilim adamının biyosibernetik alanındaki çalışmasının, beynin fonksiyonlarını yitiren parçalarının yerine protez yerleştirilmesine imkan tanıdığına ilişkin iddiayı yayımladı.</strong></p>
<p>ABD&#8217;de yaşayan Ukraynalı tıp profesörü Konstantin Rasin&#8217;in, kendi geliştirdiği atom çekirdeği yapımı teorisi ile insanın ölümsüzlüğünün önünü açtığı öne sürüldü.</p>
<p>Prof. Rasin, “Biyosibernetik alanındaki son teknoloji sayesinde, çok yakında beynin farklı parçalarının yerlerine protez takılabilecek” iddiasında bulunurken ölen insanların kişiliklerinin kopyalanmasını sağlayacak sensörlerin yapımının da mümkün olduğunu savundu.</p>
<p>Rasin “Artık kimse buna fantezi ya da masal gözüyle bakmıyor. Bu, gerçek” diye konuştu.</p>
<p>Aslına bakılırsa bilim dünyası ölümsüzlüğün formülünü uzun süredir arıyor. Daha önce yine bir Ukraynalı tıp profesörü Genadiv Apasaneko ölümsüzlüğün formülünü deneyecekleri bir proje geliştirdiklerini açıklamıştı.</p>
<p>Apasaneko ve ekibi buldukları ilacın genç insanlarda yaşlanmaya engel olacağını 70 yaşındakileri ise 40 yaşlarına geri götüreceğini iddia etmişti.</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bu Karışımlar Yaşam Enerjinizi Artırıyor]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/01/bu-karisimlar-yasam-enerjinizi-artiriyor/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 02:14:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/11/01/bu-karisimlar-yasam-enerjinizi-artiriyor/</guid>
<description><![CDATA[Bu içecek karışımları size güç, protein, sağlık, ferahlık ve tat verecek. Yağ yakan, dolaşım sisteml]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><a href="http://zayzay.wordpress.com/2009/11/01/bu-karisimlar-yasam-enerjinizi-artiriyor/"><img class="aligncenter" src="http://www.downhamnutrition.org.uk/image/jpgs/citrusai.jpg" alt="" width="600" height="150" /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Bu içecek karışımları size güç, protein, sağlık, ferahlık ve tat verecek. Yağ yakan, dolaşım sistemlerinizi geliştiren, C Vitamini takviyesi yapan en iyi karışımlar size iyi gelecek.</p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="color:#ff6600;">yazının devamı &#8212;&#62; <!--more--><br />
</span></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><img class="alignleft" style="border:0 none;" src="http://askmen.mynet.com/images/saglik-ve-spor/diyet/cuba-banana.jpg" border="0" alt="" width="200" height="350" /><span style="color:#800080;"><strong>Protein deposu</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
2 fincan süt, 2 tatlı kaşığı passion fruit püresi, 10 adet frambuaz, 2 yemek kaşığı bal, 1/2 çay bardağı portakal suyu.</p>
<p><strong>Hazırlanışı</strong><br />
Bütün malzemelerin blender&#8217;ın haznesine doldurun ve homojen bir hal alana kadar karıştırın. Servis edeceğiniz bardağa birkaç buz ekleyerek içeceği doldurun.</p>
<p><span style="color:#800080;"><strong>Cubana banana</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
2 fincan süt, 1 tatlı kaşığı kakao, 1/2 adet muz, 1 tutam tarçın, 1/2 çay bardağı bal.<br />
<strong><br />
Hazırlanışı<br />
</strong>Süt dışındaki tüm malzemeleri blender&#8217;ın haznesine doldurun ve karıştırın. Daha sonra sütü ekleyin ve bütün malzemeler tamamen sıvı hal alana kadar karıştırın. Servis bardağının içine birkaç parça buz doldurup üzerine içeceği ekleyip servis edin.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#800080;"><strong>İçinizdeki ateşi söndürün</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
2 adet kivi, 1 adet salatalık, 1 adet portakal, 1 adet greyfurt, 1 sap nane.</p>
<p><strong>Hazırlanışı</strong><br />
Kivi, portakal ve greyfurtun kabuklarını soyup, blender ile suyunu sıkın. Daha sonra salatalığın suyunu sıkıp hepsini bir bardak içinde karıştırın. İçerisine birkaç parça buz ekleyip servis edin. Sıcak yaz günlerinde ekşi tadı ve serinletici etkisi ile hergün içebileceğiniz bir karışım.</p>
<h3 style="text-align:justify;"><span style="color:#800080;">C vitamini deposu</span></h3>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
2 adet armut, 1 adet kivi, 2 adet limon, 1 adet greyfurt, 1 adet havuç.</p>
<p><strong>Hazırlanışı</strong><br />
Kivi, limon ve greyfurtun kabuklarını soyup blender ile sularını sıkın. Servis bardağına doldurun ve birkaç parça buz ekleyerek servis edin. Bu karışım nezle ve gribe birebirdir.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#800080;"><strong>Enerji deposu</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
1 adet şeftali, 1 adet salatalık, 1 adet portakal, 1 adet yeşil elma.<br />
<strong><br />
Hazırlanışı</strong><br />
Şeftaliyi ortadan ikiye bölün ve çekirdeğini çıkarın. Portakalın kabuklarını soyun. Portakal, şeftali, salatalık ve elmanın blenderla sularını sıkın. Servis bardağına doldurup içerisine birkaç parça buz koyarak servis edin.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#800080;"><strong>Yağ yakıcı</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
2 adet domates, 2 adet kereviz sapı, 2 yemek kaşığı balzamik, 1 adet limon, 1 tutam toz kırmızı biber.</p>
<p><strong>Hazırlanışı<br />
</strong>Önce domateslerin daha sonra kereviz sapları blender ile sıkın. Ardından limonun suyunu sıkın, içerisine toz biberi ve balzamiği ekleyerek iyice karıştırın. Buz doldurulmuş bardağın içine bu karışımı ekleyin ve servis edin. Kırmızı renkteki sebzeler kanın kıvamını ayarlayarak vücuttaki kan akışını hızlandırırlar.</p>
<h3 style="text-align:justify;"><span style="color:#800080;">Bağışıklık sistemi güçlendirici</span></h3>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
2 adet yeşil elma, 1 adet greyfurt, 1 adet zencefil, 3 yaprak tarhun.</p>
<p><strong>Hazırlanışı</strong><br />
Zencefil ve greyfurtun kabuklarını soyun. Sırası ile önce zencefili sonra elmaları blender&#8217;a koyarak suyunu sıkın. Bu karışımı bardağa doldurun ve içine tarhun yapraklarını ekleyerek servis edin.</p>
<h3 style="text-align:justify;"><img class="alignleft" style="border:0 none;" src="http://askmen.mynet.com/images/saglik-ve-spor/diyet/tarhun-portakal.jpg" border="0" alt="" width="200" height="303" /><span style="color:#800080;">Tarhunlu portakal granita</span></h3>
<p style="text-align:justify;"><strong>Mazlzemeler (2 kişilik)</strong><br />
2 adet portakalın suyu, 2 yemek kaşığı agave, 10 küp buz, 4-5 sap tarhun, 3 adet elma.</p>
<p><strong>Hazırlanışı</strong><br />
Bütün malzemeleri blender&#8217;ın haznesine koyarak sularını sıkın. Buz doldurulmuş bir bardağa koyup servis edin. Ağır bir akşam yemeğinden sonra içilebilecek en güzel içki.</p>
<p><span style="color:#800080;"><strong>Kavun zencefil shake</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
2 dilim kavun, 2 top çilekli dondurma, 2 çay kaşığı rendelenmiş zencefil, 1 fincan hindistan cevizi sütü.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Hazırlanışı</strong><br />
Bütün malzemeleri blender&#8217;ın haznesinde karıştırın. Buz doldurulmuş bir bardağa koyup servis edin.</p>
<h3 style="text-align:justify;"><span style="color:#800080;">Vanilya çikolata shake</span></h3>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
1 fincan hindistancevizi sütü, 1 tutam vanilya, 2 top çikolatalı dondurma, 7-8 küp buz.</p>
<p><strong>Hazırlanışı<br />
</strong>Bütün malzemeleri blender&#8217;ın haznesine doldurun ve karıştırın. Buz doldurulmuş bir bardağa koyup servis edin.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#800080;"><strong>Dondurma çilek shake</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
2 fincan süt, 1çay bardağı şeftali suyu, 4 top çilekli dondurma, 4 yemek kaşığı bal.</p>
<p><strong>Hazırlanışı</strong><br />
Bütün malzemeleri blender&#8217;in haznesine doldurun ve karıştırın. Buz doldurulmuş bir bardağa koyup servis edin.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#800080;"><strong>Biber suyu</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Malzemeler (2 kişilik)</strong><br />
1 adet sarı biber, 1 adet kırmızı biber, 3 adet çarliston biber, 2 adet yeşil dolmalık biber, 3 adet kapya biber, 1 adet limon suyu.</p>
<p><strong>Hazırlanışı</strong><br />
Bütün malzemeleri blender&#8217;ın haznesine koyarak sularını sıkın.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bermuda Şeytan Üçgeni]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/25/bermuda-seytan-ucgeni/</link>
<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 21:56:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/25/bermuda-seytan-ucgeni/</guid>
<description><![CDATA[1945 yılında Amerikan Deniz Kuvvetleri&#8217;ne ait 5 bombardıman uçağı, bir keşif uçuşu için pistte]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignleft" src="http://www.hafif.org/imaj/massay/burmuda-triangle1.jpg" alt="" width="200" height="216" />1945 yılında Amerikan Deniz Kuvvetleri&#8217;ne ait 5 bombardıman uçağı, bir keşif uçuşu için pistte son hazırlıklarını yaparlar. Saptanan rota; ilk olarak doğuya 120 mil, sonra kuzeye 7o mil ve sonra da üsse geri dönüştür. Uçuş iki saate planlıdır. Kalkıştan yaklaşık olarak 1,5 saat kadar sonra uçuş sorumlusu Taylor&#8217;un yakalanan telsiz konuşmasında; uçakların rotadan saptıkları, pusulaların devre dışı kaldığı öğrenilir. Son çare olarak kör uçuşla üsse dönmeye çalışacaklarını belirten Taylor&#8217;dan bağlantının kesilmesinden dolayı başka bir bilgi almak mümkün olmaz.</p>
<p style="text-align:justify;">Uçuş kulesinin yardım çabaları sonuç vermemiştir. Yakıtın 6 saatlik bir uçuş için yeterli olduğu düşünüldüğünde, saat 19:00 sularında umutlar yitirilir.</p>
<p style="text-align:justify;">Sahil Koruma Örgütü, söz konusu boylamda bulunan tüm gemileri alarm durumuna geçirir. Arama gemileriyle birlikte &#8221; Training 32&#8243; ve &#8221; Training 49 &#8221; adlı iki deniz uçağı da harekete geçer. <a href="http://209.85.129.132/search?q=cache:TtER9EVGW8sJ:www.cepilan.com/vbb/showthread.php%3Ft%3D23605+Training+49+BERMUDA&#38;cd=4&#38;hl=tr&#38;ct=clnk&#38;gl=tr&#38;client=firefox-a" target="_blank">&#8220;Training 49&#8243;</a> un kalkıştan 1 saat sonra durumunu bildirmesi gerekir. Ancak mürettebattan hiç bir yaşam belirtisi yoktur. Saat 21:oo&#8217;de Ortak Operasyon Merkezi&#8217;nden bir haber gelir: &#8220;45 deniz mili uzakta kuvvetli bir patlama saptanmıştır.&#8221; 19:50&#8242;de olan bu patlama ve yer, &#8220;Training 49&#8243; adlı deniz uçağının bulunması gereken yerle çakışmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#ff6600;"><strong>devamı için tıklayın &#8212;&#62;</strong></span> <!--more--></p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://www.hafif.org/imaj/massay/brown-bermuda-digitalwebthumb.jpg" border="0" alt="\" /></div>
<p style="text-align:justify;">Büyük alarm durumuna geçilir. Gece boyunca arama çalışmaları sürer. 300 uçak ve 21 gemi arama çalışmalarına devam eder, ancak herhangi bir ize rastlanmaz. Bu yoğun çabalar, olayı açıklamaya yeterli olmaz. Kaza olasılığı üzerinde durmayı gerektirecek kanıtlar da bulunamaz.<br />
Böylece ortaya çıkan boşluk, özellikle amatör telsizcilerin spekülasyonlarına yol açar. Uçaklararası konuşmalarda esrarengiz uçan cisimlerin varlığından söz edildiği bile gündeme gelir.</p>
<ul style="text-align:justify;">
<li>1960&#8242;lı yıllarda <a href="http://www.macmes.com/konugoster.asp?id=1446" target="_blank">Vincent H. Gaddis&#8217;in</a> bir dergide yer alan iki makalesi ve 61&#8242; de çıkan &#8220;<a href="http://209.85.129.132/search?q=cache:YHqqig8OVNwJ:www.supermeydan.net/forum/forum448/thread54109.html+Invisible+Horizons&#38;cd=17&#38;hl=tr&#38;ct=clnk&#38;gl=tr&#38;lr=lang_tr&#38;client=firefox-a" target="_blank">Invisible Horizons</a>&#8221; adlı kitabı BERMUDA ÜÇGENİ&#8217;nin dünya kamuoyunda yankılar yaratmasını sağlar. Kitapta sözü edilen bölge, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bermuda" target="_blank">Bermuda adaları</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Florida" target="_blank">Florida&#8217;nın Güneş ucu</a> ve bir Karayip adası olan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Porto_Riko" target="_blank">Puerto Rico&#8217;nun</a> arasında kalan bölgedir.</li>
</ul>
<div style="text-align:center;"><img src="http://www.hafif.org/imaj/massay/the-bermuda-triangle-of-my-bathroom-web.jpg" border="0" alt="\" /></div>
<p style="text-align:justify;">Üçgenin özelliği, 5 bombardıman uçağı ve 1 deniz uçağının yanı sıra açıklanamamış, bir dizi uçak ve gemi kazalarına sahne olmasıdır.<br />
Bermuda Üçgeni&#8217;nin güncellik kazanmasıyla birlikte, bilim adamları, gazeteciler olaydaki gizem perdesinin kaldırılması için çalışmalara başlarlar. Arşivler karıştırılır, ayrıntılar toplanır, tanık ifadeleri gözden geçirilir. Böylece olay gerçekçilikten uzak bir boyut kazanır.</p>
<ul style="text-align:justify;">
<li>1974&#8242;te <a href="http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=120980" target="_blank">Charles Berlitz&#8217;in</a> &#8220;Bermuda Şeytan Üçgeni- Evrene açılan bir pencere mi?&#8221; adlı kitabı 18 ayda 5 milyon satarak satış rekoru kırar. 20 dile çevrilen kitapta Berlitz, olayları bilimsel bakış açısından uzak değerlendirir. İnsan ötesi güçlerin ve mitolojinin yardımıyla yorumlamaya çalışır. Okuyucunun hayal gücünü zorlayarak, dikkatleri olağanüstü güçlere ve bilinmeyen uçan cisimlere çeker. Spekülasyonlar, Tanrısal güçlere, batık şehirlere ve hatta Mayalara kadar ulaşır. 1 yıl kadar sonra Berlitz&#8217;e bir rakip çıkar.</li>
</ul>
<ul style="text-align:justify;">
<li><a href="http://www.hikayeler.net/yazilar/109261/bermuda-cikmazi/" target="_blank">David Kusche</a>, &#8220;Bermuda Üçgeni&#8217;nin gizemi çözüldü.&#8221; adlı kitabıyla Berlitz&#8217;den tümüyle ayrı sonuçlar elde eder. Kusche, Bermuda olayının olağanüstü bir yönünün olmadığını 50 örnekle kanıtlamaya çalışır. Berlitz&#8217;in verdiği örnekler, Deniz kuvvetleri arşivleri ve sigorta belgelerinin incelenmesiyle gizemlerini büyük ölçüde kaybeder. Ancak Kusche&#8217;de birçok gemi ve uçağın kayboluş nedenini açıklayamaz ve yorumu büyük ölçüde okuyucuya bırakır. Bermuda Üçgeni ile ilgili kayıtlar yeni dünyanın keşfedildiği tarihlere kadar uzanır. *<a href="http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=3490" target="_blank"> Kristof Kolomb,</a> Karayip Denizi&#8217;nden Avrupa&#8217;ya dönerken, pusula ibresinin bu bölgede Kuzey yıldızını göstermeyip, büyük ölçüde saptığını seyir defterine işler.</li>
</ul>
<ul style="text-align:justify;">
<li>Fransız deniz araştırıcısı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Jacques-Yves_Cousteau" target="_blank">Cousteau</a> bir raporunda, güvenilir deniz haritalarının bulunmadığı bu bölgede seyretmenin, oldukça riskli olduğunu vurgular. Karayip&#8217;teki araştırmaları sırasında Causteau, 5 mt. ye varan kalınlıktaki bir mercan blokunun altında 300 yıl önce batmış olan bir İspanyol gemisinin kalıntısını bulur.</li>
</ul>
<div style="text-align:center;"><img src="http://www.hafif.org/imaj/massay/bermuda.jpg" border="0" alt="\" /></div>
<p style="text-align:justify;">
<em>(Bugün, Karayip Bölgesi&#8217;nde güçlü yer hareketlerinin ve jeolojik kuvvetlerin varlığı bilinmektedir. Uçak ve gemi enkazlarının bulunamaması ise şöyle açıklanır: Burada Atlantik Denizi&#8217;nin ekvarotal akıntıları devreye girmektedir. <a href="http://www.turkcebilgi.com/meksika_k%F6rfezi/ansiklopedi" target="_blank">Meksika Körfezi&#8217;nde</a> sıcak akımlar nedeniyle enerjiyle yüklenen su kütleleri, Golfstrim olarak Küba ve Florida&#8217;nın arasından Atlantik&#8217;e dökülmektedir. Böylesine güçlü bir akıntının, enkazı, olay yerinden yüzlerce km. uzağa taşıması doğaldır. Deniz tabanında meydana gelen hareketlerle Bahama ve Florida arasında kum tepeleri ve uçurumlar ortaya çıkmaktadır. ve ilginç bir şekilde yer değiştirmektedirler. Akıntılar nedeniyle umulmadık yerlerde umulmadık enkazlar ortaya çıkmakta ve çoğu kez define avcılarının zengin olmalarına yol açmaktadır. )</em></p>
<ul style="text-align:justify;">
<li> <strong>Bermuda Üçgeni sadece define arayıcıları tarafından gözaltında tutulmakla kalmaz. Dünyanın başka hiçbir bölgesi bu denli yoğun kontrol altında tutulmamıştır. Amerikalıları bu bölgede tedirgin eden, belki hayal gücü geniş ilgililerin sandığı gibi dış dünya güçleridir. Veya bilinmeyen uçan cisimlerdir. Veyahutta Küba&#8217;daki, Ruslara ait roket rampalarıdır. Böylece bu tedirginlikte bir üçgene benzetilebilir.</strong></li>
</ul>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[H1N1 Domuz Gribi Hastalığı (Makale)]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/25/h1n1-domuz-gribi-hastaligi-makale/</link>
<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 21:20:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/25/h1n1-domuz-gribi-hastaligi-makale/</guid>
<description><![CDATA[DÜNYA ÇAPINDA SAĞLIK ALARMINI HAKLI ÇIKARMAK İÇİN VERİLERLE OYNAMAK Bu yazı The H1N1 Swine Flu Pande]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.ilkhabergazetesi.com/wordpress/wp-content//2009/04/domuz-gribi.jpg" alt="" width="200" height="200" />DÜNYA ÇAPINDA SAĞLIK ALARMINI HAKLI ÇIKARMAK İÇİN VERİLERLE OYNAMAK</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Bu yazı <a href="http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&#38;aid=14901" target="_blank">The H1N1 Swine Flu Pandemic: Manipulating the Data to Justify a Worldwide Public Health Emergency</a> adlı makalenin, yazarın izniyle yapılmış çevirisidir.</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>BÖLÜM 1<br />
</strong></p>
<p style="text-align:justify;">&#8221;Önümüzdeki aylarda, özel ve kamu sektöründeki ortaklarımızla birlikte ve devletin her kademesinde, daha ciddi bir H1N1 virüsü salgını olasılığına karşı daha kararlı bir biçimde hareket edeceğiz. Farklı senaryolara karşı planlar geliştirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Amerikan halkından, kendi hazırlıklarını yaparak ve tedbirlerini alarak etkin bir şekilde katılım göstermelerini rica ediyoruz. Bu, hepimizin paylaştığı bir sorumluluktur.&#8221; (<a href="http://www.pandemicflu.gov/vaccine/vacresearch.html" target="_blank">ABD Hükümet Rehberi, flu.gov</a>)</p>
<p style="text-align:justify;">&#8221;Dünya çapında bir kamu sağlığı tehdidi, emsali görülmedik bir ölçekte yayılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 4,9 milyar doz domuz gribi aşısı düşünmektedir&#8230; <span style="color:#ff6600;"><strong></strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#ff6600;"><strong>devamı için tıklayın &#8212;&#62;</strong></span> <!--more--></p>
<p style="text-align:justify;">Başkan Obama&#8217;nın Bilim ve Teknoloji alanındaki danışmanlar kurulu, &#8221;H1N1 salgınını ABD için ciddi bir sağlık tehdidi olarak görmektedir &#8211; 1918 İspanyol gribi kadar değil; ama 1976 domuz gribi salgınından daha kötü boyutta.&#8221;:</p>
<p style="text-align:justify;">Yeni H1N1 salgın türü önceki grip tehditlerinden daha ölümcül değildir; ancak çok az insan bağışıklık sahibi olduğu için daha fazla insanın etkilenmesi olasıdır.&#8221; (<a href="http://www.cbc.ca/health/story/2009/08/24/swine-flu-vaccine.html" target="_blank">Domuz Gribi Aşısını Hazırlayın</a>)</p>
<p style="text-align:justify;">Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün hazırladığı kılavuzdan yola çıkarak, Amerika kıtasında, Avrupa Birliği&#8217;nde, Güneydoğu Asya&#8217;da ve dünyanın her yerinde milyonlarca insanı aşılama hazırlıkları sürmektedir. Sağlık işçilerine, hamilelere ve çocuklara öncelik verilmiştir. Bazı ülkelerde H1N1 aşısı zorunlu olacaktır.</p>
<p style="text-align:justify;">ABD&#8217;de, bu hazırlıklardan, federal dairelerle koordinasyon içinde çalışacak olan eyalet hükümetleri sorumludur. Massachusetts&#8217;de, aşı olmayı reddedenler için ağır cezalar ve hapis öngören bir yasa teklif edilmiştir (<a href="http://globalresearch.ca/index.php?context=va&#38;aid=14899" target="_blank">bkz: video: Amerika&#8217;da Zorunlu Aşı mı?</a>)</p>
<p style="text-align:justify;">ABD ordusunun kamu sağlığı tehdidine karşı etkin bir rol oynamasına karar verilmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;">Bütün Kuzey Amerika boyunca okullar ve üniversiteler, toplu aşılama için hazırlık yapmaktadır. (bkz: http://www.cdc.gov/h1n1flu/schools)</p>
<p style="text-align:justify;">İngiltere&#8217;de İçişleri Bakanlığı, ölü sayısının artmasına hazırlık olarak toplu mezar inşa etmeyi tasarlamaktadır. İngiliz İçişleri Bakanlığı, morg kapasitesinde artış ihtiyacı doğacağını bildirmiştir. Havaya panik ve güvensizlik duygusu hakim (bkz <a href="http://globalresearch.ca/index.php?context=va&#38;aid=14845" target="_blank">Michel Chossudovsky: Korku, Yıldırma ve Medya Dezenformasyonu.</a>)</p>
<p style="text-align:justify;">Hastalığın yayılması, ülke bazında teyit edilen ve olası vakalara dair raporlarla ölçülmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu veri ne kadar güvenilir? Veri, büyük kısmı birkaç ilaç şirketine yarayacak olan 40 milyar dolarlık aşı programı da dahil olmak üzere, kamu sağlığı için dünya çapında alarm vermeyi haklı çıkarır mı? Sadece ABDde, H1N1&#8242;e hazırlıklı olmanın maliyeti 7,5 milyon dolar tutuyor (bkz: Flu.gov: http://www.pandemicflu.gov/vaccine/vacresearch.html)</p>
<p style="text-align:justify;">Meksika&#8217;da H1N1 domuz gribinin görülmesinin ardından toplanmaya başlayan veriler, resmi bildirilerin de teyit ettiği üzere yetersiz ve tamamlanmamıştı (bkz: Michel Chossudovsky, <a href="http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&#38;aid=13492" target="_blank">Meksika Gribi mi, Domuz Gribi mi, yoksa İnsan Gribi mi?</a>;  <a href="http://globalresearch.ca/index.php?context=va&#38;aid=13433" target="_blank">Michel Chossudovsky Domuz Gribi Salgınına Dair Politik Yalanlar ve Medya Dezenformasyonu</a>)</p>
<p style="text-align:justify;">Atlanta merkezli Hastalık Kontrol Merkezi (HKM), ABD&#8217;de toplanan verilerin &#8221;teyit edilen ve olası vakalar&#8221; olduğunu bildirdi. Ancak, teyit edilenle olası arasında herhangi bir ayrım yoktu. Aslında, bildirilen vakaların sadece küçük bir kısmı laboratuvar testleriyle teyit edilmişti.</p>
<p style="text-align:justify;">DSÖ, ülke çapındaki yetersiz bilgiye dayanarak 27 Nisan&#8217;da 4. Seviye Salgın ilan etti. İki gün sonra, bunu destekleyecek veri olmadan 5. Seviye Salgın ilan edildi (29 Nisan). 6. Seviye Salgın, 11 Haziran&#8217;da ilan edildi.</p>
<p style="text-align:justify;">Veri toplama sürecini, laboratuar onayı açısından iyileştirecek hiçbir girişimde bulunulmadı. Hatta tam tersi oldu. 6. Seviyenin ilan edilmesinin ardından, hem DSÖ hem de HKM, <strong>domuz gribinin yayıldığından emin olmak için teyit edilmiş ve olası vakalarla ilgili bilgilerin toplanmasına gerek olmadığına </strong>karar verdi. 10 Temmuz itibariyle, altıncı seviye salgın ilanından bir ay sonra, DSÖ, teyit edilmiş vaka verilerini toplamayı bıraktı. Üye ülkelerin, teyit edilmiş ve olası vakalarla ilgili sayıları göndermesi gerekmemektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>DSÖ artık bütün ülkelere dair teyit edilmiş vakaları gösteren tablolar yayınlamayacaktır.</strong> Ancak, H1N1 salgınının yayılmasını kayıt altına alma çabalarının bir parçası olarak, yeni etkilenen ülkelerdeki durumu açıklayan güncellemeler yayınlanacaktır. <strong>DSÖ bu ülkelerden, teyit edilen ilk vakalara dair raporları, ve uygulanabilir olduğu sürece haftalık birikimli sayılarla birlikte ilk vakalara dair açıklayıcı epidemiyolojiyi isteyecektir. </strong>(<a href="http://www.who.int/csr/disease/swineflu/notes/h1n1_surveillance_20090710/en/index.html" target="_blank">DSÖ brifing notları</a> )</p>
<p style="text-align:justify;">Tamamlanmamış ve yetersiz veriye rağmen, DSÖ yine de<strong> &#8221;Önümüzdeki iki yıllık süreçte 2 milyara yakın insan etkilenebilir &#8212; dünya nüfusunun neredeyse üçte biri&#8217;</strong> diye kestirimde bulunmuştur.</p>
<p style="text-align:justify;">DSÖ&#8217;nün açıklamaları çelişkilidir. Bir yandan, yaklaşmakta olan küresel bir kamu sağlığı krizine işaret ederek korku ve güvensizlik atmosferi yaratmakta, bir yandan da belirtilerin orta dereceli olduğunu ve &#8221;çoğu insanın domuz gribinden, tıpkı diğer mevsimsel grip türevlerinde olduğu gibi bir haftada iyileşeceğini&#8221; söylemektedir (22 Ağustos 2009 tarihli Independent&#8217;tan alınan DSÖ açıklaması)</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>BÖLÜM 2</strong></p>
<p style="text-align:justify;">DSÖ&#8217;nün 10 Temmuz tarihli kılavuzu, ulusal bazda veri toplama konusunda yetersiz ve eksik bir yapı oluşturulmasına zemin hazırlamıştır. DSÖ&#8217;ye üye ülkelerin ulusal hükümetlerinden, H1N1 virüsünün yayılmasına dair verilerde laboratuar testi onayı istenmemiştir.</p>
<p>Aşağdaki DSÖ tablosu, krizi coğrafi bölgelere göre göstermektedir. Buradaki sayılar, DSÖ&#8217;nün de bildirdiği üzere, onaylanmış veriler değildir; zira 11 Temmuzdan itibaren devletlerden vakaları test ederek bildirmeleri istenmemiştir. Son derece çarpık bir mantıkla, <strong>üye ülkelerden tekil vakaları test edip onaylamaları istenmediği için,</strong> DSÖ, virüsün yayıldığının kesin olduğu bakış açısıyla, <strong>bildirilen vakaların gerçek vaka sayısından az olacağını öne sürmektedir</strong> (bkz: tablonun altındaki not.). Buradaki soru: ülkeler neyi rapor etmektedir? Bildirilen raporun mevsimsel grip değil de H1N1 virüsü olduğundan nasıl emin olunmaktadır?</p>
<p>TABLO 1<br />
<a href="http://www.who.int/entity/csr/don/GlobalSubnationalMasterGradcolour_20090813_20090819.png" target="_blank">13 Ağustos 2009 tarihi itibariyle etkilenen ülkelerin ve ölümlerin haritası</a></p>
<p><strong>13 Ağustos 2009 tarihi itibariyle birikimli toplam</strong></p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.   Vakalar *     Ölümler<br />
DSÖ Afrika Bölge Ofisi (AFRO)     1469     3<br />
DSÖ Amerika Kıtası Bölge Ofisi(AMRO)     105882     1579<br />
DSÖ Doğu Akdeniz Bölge Ofisi(EMRO)     2532     8<br />
DSÖ Avrupa Bölge Ofisi (EURO)     Over 32000     53<br />
DSÖ Güneydoğu Asya Bölge Ofisi (SEARO)     13172     106<br />
DSÖ Batı Pasifik Bölge Ofisi(WPRO)     27111     50</p>
<p>Toplam      182166 üzerinde    1799<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<ul>
<li>Ülkelerden artık tek tek vakaları test etmeleri ve bildirmeleri istenmediği için, bildirilen sayılar gerçek sayıların altındadır.</li>
</ul>
<p>Kaynak: <a href="http://www.who.int/csr/don/2009_08_21/en/index.html" target="_blank">DSÖ &#124; H1N1 Salgını 2009</a></p>
<p>DSÖ, yukarıdaki verilerin niteliksel belirteçlere dayandığını teyit etmektedir.</p>
<blockquote><p>&#8221;Niteliksel belirteç gözlemleri: gribin küresel bazda coğrafi dağılımı, akut solunum hastalıklarında eğilimler, solunum hastalığının etkinliğinin yoğunluğu, ve salgının sağlık hizmetleri üzerindeki etkisi.&#8221;</p></blockquote>
<p>DSÖ&#8217;ye göre niteliksel belirteçler şunlardır:</p>
<p><strong>Coğrafi Dağılım</strong><br />
Coğrafi dağılım, gribin etkin olduğu bildirilen bölgelerim sayısını ve dağılımını belirtmektedir.</p>
<p>-Etkinlik yok: laboratuar tarafından teyit edilmiş vaka(lar), ya da solunum hastalıkları etkinliğinde artış veya sıra dışı bir durum olduğuna dair delil yok.<br />
-Yerel: Ülkenin (ya da bildiri yapan bölgenin) sadece bir tek idari merkeziyle sınırlı<br />
-Bölgesel: Ülkenin (ya da bildiri yapan bölgenin) çok sayıda ama %50&#8242;den az idari merkezinde görülen<br />
-Yaygın: Ülkenin (ya da bildiri yapan bölgenin) %50&#8242;den çok idari merkezinde görülen<br />
-Bilgi elde edilemiyor: Önceki 1 haftaya ilişkin hiçbir veri elde edilemiyor</p>
<p><strong>Eğilim</strong><br />
Eğilim, solunum hastalığı etkinliğinin bir önceki haftaya kıyasla seviyesini belirtmektedir.<br />
-Artan:  solunum hastalığı etkinliğinin bir önceki haftaya göre arttığına dair delil bulunur.<br />
-Değişmemiş: solunum hastalığı etkinliğinin bir önceki haftaya göre değişmediğine dair delil bulunur.<br />
-Azalan:  solunum hastalığı etkinliğinin bir önceki haftaya göre azaldığına dair delil bulunur.<br />
-Bilgi edilemez</p>
<p><strong>Yoğunluk</strong><br />
Yoğunluk belirteci, grip benzeri hastalıklardan zatüreye kadar bütün spektrumu kapsayan akut solunum hastalığının nüfusa göre tahmini oranıdır.</p>
<p>-Az ya da orta: solumum hastalıklarından etkilenen nüfus oranının normal ya hafifçe artması.<br />
-Yüksek: solunum hastalıklarından nüfusun büyük bir bölümünün etkilenmesi.<br />
-Çok yüksek: solunum hastalıklarından nüfusun çok büyük bir bölümünün etkilenmesi.<br />
-Bilgi elde edilemiyor</p>
<p><strong>Etki</strong></p>
<p>Etki, akut solumum hastalığı yüzünden sağlık hizmetlerinde meydana gelen duraklamadır.</p>
<p>-Az: sağlık hizmetlerine olan talep olağan seviyenin üzerinde değildir.<br />
-Orta: sağlık hizmetlerine olan talep olağan seviyenin üzerindedir ancak o hizmetlerin kapasitesini aşmaz.<br />
-Ciddi: sağlık hizmetlerine olan talep o hizmetlerin kapasitesini aşar.<br />
-Bilgi elde edilemez.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.who.int/csr/resources/publications/influenza/interim_guidance_definitions/en/index.html" target="_blank">DSÖ &#124; H1N1 virüsü enfeksiyonunun araştırılmasında geçici DSÖ kılavuzu, ek 4 </a></p>
<p>Bütün yapı mantıksızlık üzerine kuruludur.</p>
<p><strong>devam edecek.</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[4 Bin Yıllık TÜRK Zeka Oyunu "MANGALA"]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/25/4-bin-yillik-turk-zeka-oyunu-mangala/</link>
<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 19:55:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/25/4-bin-yillik-turk-zeka-oyunu-mangala/</guid>
<description><![CDATA[İki genç işadamı, yeni projeleri için Osmanlı kaynaklarını incelerken birçok minyatürde yer alan küç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://medya.zaman.com.tr/2009/10/18/mangala.jpg" alt="" width="200" height="160" />İki genç işadamı, yeni projeleri için Osmanlı kaynaklarını incelerken birçok minyatürde yer alan küçük bir detaya dikkat kesilir.</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Kahvehanede, evde veya çarşıdaki kalabalığı resmeden minyatürlerde, onca insan arasında iki kişi, üzerinde çok sayıda çukur olan bir tahtanın önüne karşılıklı oturmuş vaziyettedir.  Birçok minyatürde küçük bir ayrıntı olarak yer alan bu tahtanın ne olduğu ve başına oturan iki kişinin ne yaptığını merak ederler. Araştırmaya başlarlar. İşte 4 bin yıllık Türk zekâ ve strateji oyunu mangalanın ortaya çıkması Serdar Asaf ve Serkan Aziz Ceyhan kardeşlerin bu merakının bir sonucu.</p>
<p style="text-align:justify;">1970′lerden sonra unutulan mangala, özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde kahvehanelerde tavla ve satranç kadar yaygın olan bir oyundu. Mangalanın çağdaşı olduğu diğer oyunlardan farkı, dağdaki çobandan, 70 yaşındaki bilgine, İstanbul’da saraydaki hanım sultandan 6 yaşındaki çocuğa kadar her yaştan ve kültürden insanın oynayabilmesi. Bir başka özelliği ise bu oyun için mekâna ve malzemeye bağımlı olunmaması. Toprağa karşılıklı 6 çukur açıldıktan sonra etraftan toplanacak küçük çakıllarla bile oynanabiliyor. Zaten öz Türkçede bu oyunun adı 9 kumalak. Kumalak, keçi ve koyunların tezeklerine deniliyor. Malum bu hayvanların tezekleri zeytin çekirdeğine benziyor ve bu oyun için iyi bir malzeme! Oyunun kumalakla oynanması sebebiyle Orta Asya’da Türk çobanları tarafından geliştirdiği kabul ediliyor. Osmanlı’da 9 kumalak, hareket ettirmek kökünden türemiş olan “mangala” adıyla biliniyor. Literatüre mangala olarak geçen oyuna Anadolu’da her yöre farklı bir isim vermiş; 9 taş, kuyu ve güç oyunu en yaygın kullanılanları. Mangalaya güç oyunu denmesinin sebebi zekâ ve stratejiye dayalı bir oyun olması. Basit bir malzemeyle oynanıyor ama askerî stratejiler geliştirmeyi sağlıyor. Zaten Türkler oyunda kullanılan her bir taşa asker, çukurlara otağ adını vermiş.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#ff6600;"><strong>devamı için tıklayın &#8212;&#62;</strong></span> <!--more--></p>
<p style="text-align:justify;">Mangala gibi oyunlar birçok toplumda var. Fakat Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Doç. Dr. Abdulvahap Kara, stratejileri ve kuralları göz önüne alınınca en komplike oyunun Türk mangalası olduğunu söylüyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Türkiye’de mangalayı oynamayı bilen çok az insan var. Çoğu da yaşını başını almış. Geleneklerinden kopmamış köylerde basit versiyonları biliniyor. Fakat artık kahvehanelerde, evlerde, arkadaş toplantılarında oynanmıyor. Orta Asya’da ise 90′lardan sonra mangala yeniden hatırlanmış. Yaşlılar gençlere öğretmiş. Kazakistan’da 9 kumalak federasyonu kurulmuş. Turnuvalar düzenliyorlar. Ceyhan kardeşler sayesinde Osmanlı mangalası da gün yüzüne çıkacak. (<a href="http://www.3renk.org/" target="_blank">www.3renk.org</a> veya <a href="http://www.mangala.com.tr/" target="_blank">http://www.mangala.com.tr/</a>)</p>
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter" src="http://medya.zaman.com.tr/2009/10/18/mangala01.jpg" alt="" /></p>
<h3 style="text-align:justify;">Türk gibi stratejik düşündüren oyun</h3>
<ul>
<li>Mangala tahtasında karşılıklı 6′şar çukur var. Oyuncuların kazandığı taşları koyması için iki tane de yanlara büyük çukur açılyor. Buraya hazine deniyor.</li>
<li>Oyun 48 taş ile oynanıyor. Her çukura 4 tane taş konuluyor. Bunlar hazineye toplanmaya çalışılıyor.</li>
<li>İlk oyuncu istediği çukurdan 4 adet taşı alıyor ve birini aldığı çukura bırakarak sağ tarafa doğru (saat yönünün tersine) dağıtmaya başlıyor. Başladığı çukura taş koymak, Türklerin baba ocağını terk etmeme geleneğinden geliyor.</li>
<li>Oyuncunun elindeki son taş hazinesine denk gelirse oyuncu bir kez daha oynama hakkını elde ediyor. <span style="color:#ffffff;">www.zayzay.wordpress.com</span></li>
<li>Oyuncunun elindeki son taş, rakip tarafın herhangi bir çukurundaki taşların sayısını çift yaparsa oyuncu o çukurdaki tüm taşları alarak kendi hazinesine koyar. Çift yapma kuralı, Türk inanç ve devlet sistemi tarihinde ikili anlayışı sembolize ediyor.</li>
<li>Oyunculardan herhangi birinin sırasındaki taşlar bittiğinde oyun sona eriyor.</li>
<li>Oyun bittiğinde hazinesindeki taş sayısı 25 ve daha fazla olanlar kazanıyor. Mangala 5 set olarak oynanıyor.</li>
</ul>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bunamamak için Google Kullanın!]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/20/bunamamak-icin-google-kullanin/</link>
<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 19:12:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/20/bunamamak-icin-google-kullanin/</guid>
<description><![CDATA[Google’da araştırma yapmanın, halk arasında bunama olarak bilinen demans hastalığının belirtilerini ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:justify;">
<p><strong><img class="alignleft" src="http://www.turuncutasarim.com/content/image/google-logo.jpg" alt="" width="200" height="141" />Google’da araştırma yapmanın, halk arasında bunama olarak bilinen demans hastalığının belirtilerini yavaşlattığını ortaya çıktı.</strong></p>
<p>California Üniversitesi’nden psikiyatr Dr. Gary Small, daha önce internet kullanmamış yaşlı insanların internette araştırma yapmaya başladıklarında düşünce güçlerinde artış görüldüğünü belirledi. Hem de bir haftadan bile kısa süre içinde! <span style="color:#ff0000;"><strong>DEVAMI İÇİN TIKLAYIN &#8212;&#62;</strong></span> <!--more--></p>
<p><strong>Google bulmacayı çöpe attı<br />
</strong><br />
İnternetin, karar verme ve kompleks düşünceyi kontrol eden ana merkezini çalıştırdığını da belirten Small, “Eskiden bu merkezi, bulmaca gibi zihin çalıştıran oyunların harekete geçirdiğini düşünürdük. Şimdi ise internetin çok kısa bir sürede aynı etkiyi yaratabileceğini biliyoruz” dedi.</p>
<p>Small, 55 ila 78 yaşları arasında 24 gönüllünün katılımıyla gerçekleştirilen araştırmalarının bilgisayarlı teknolojiler konusunda yeni açılımlara yön verebileceği iddiasında da bulundu.</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İki Ünlü Bilim Adamı "CERN Deneyine Gelecekten Müdahale Ediyorlar" Dedi]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/18/iki-unlu-bilim-adami-cern-deneyine-gelecekten-mudahale-ediyorlar-dedi/</link>
<pubDate>Sun, 18 Oct 2009 21:11:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/18/iki-unlu-bilim-adami-cern-deneyine-gelecekten-mudahale-ediyorlar-dedi/</guid>
<description><![CDATA[İki fizikçisinin, ortaya attığı bir iddia komplo teorisi meraklılarında büyük heyecan yarattı. Tanrı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.egitimux.com/UserFiles/Image/CERN_LHC.jpg" alt="" width="199" height="130" />İki fizikçisinin, ortaya attığı bir iddia komplo teorisi meraklılarında büyük heyecan yarattı.</strong><br />
Tanrı parçacığı da denilen Higgs parçacığını bulmak için CERN’de yapılan deneyin karadelik yaratarak zaman tüneli açacağı iddia edilmişti. Şimdi 2 saygın fizikçi bu tünelle deneyin gelecekten sabote edildiğini öne sürdü&#8230; <!--more--><br />
Hakkında en fazla komplo teorisi üretilen konulardan biri olan CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı ile ilgili bugüne kadar bir çok iddia ortaya atıldı. Bir diğer adı “Tanrı parçacığı” olan Higgs parçacığı üretmek için çalıştırılacak olan Hadron’un, dünyayı yutacak bir karadelik yaratacağı, zaman yolculuğuna neden olarak gelecekten insanların gelmesine neden olacağı bunlardan bazılarıydı. Dünyanın merakla beklediği gün, Eylül 2008’di. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, dünyanın gözleri önünde deneyine başladı. Ancak deney, mıknatıslarda gerçekleşen bir arıza nedeniyle durduruldu. 8 milyar dolar harcanan ve 15 yıl süren araştırmalar, ertelendi. Daha sonra CERN’den yapılan açıklamada deneyin Aralık ayında yapılacağı söylendi.</p>
<p style="text-align:justify;">CERN uzmanları, Tanrı parçacığını bulmalarına engel olan arızayı arayadursun, dünyanın en önemli iki fizikçisinin, ortaya attığı bir iddia, bilim dünyasını karıştırdı ve internetteki komplo teorileri sitelerinde büyük heyecan yarattı. Kopenhag’daki Niels Bohr Enstitüsü uzmanı Holger Bech Nielsen ve Kyoto’daki Yukawa Fizik Teorisi Enstitüsü’nden Masao Ninomiya tarafından kaleme alınan iki makalede, Hadron deneyinin gelecekteki bazı insanlar tarafından bilerek sabote edildiği öne sürüldü. Önce fizik sitesi arXiv.org sonra da New York Times gazetesinde yer alan “Büyük Hadron Çarpıştırıcı’na Gelecekten Bir Etki” ve “LHC’nin Üzerindeki Gelecek Etkisi” adlı iki makale yazan uzmanlar, şunları söyledi: “Higgs parçasının elde edilmesi, belki de dünyamız ve doğamız için yıkıcı bir etki yaratacak. Belki de gelecekte yapılan bir etki veya müdahale ile bunun önüne geçiliyor. Tıpkı, dedesine gençliğinde otobüs çarpmasını engellemek için gelecekten gelen bir torun gibi”. Nielsen ve Ninomiya, teorilerine kanıt olarak da 1993’te Higgs parçacığını bulmak için ABD’de yapılan deneyi gösterdi.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>El Kaide şüphesi</strong></p>
<p style="text-align:justify;">United States Superconducting Supercollider’daki deney de milyarlarca dolar harcandıktan sonra iptal edilmişti. Yazarlar, bilim ne kadar ilerlese de Higgs parçacığı deneylerinin sorunla karşılaşacağını, bunun da gelecekteki müdahaleler yüzünden olduğunu söyledi. İddiaların, bu hafta CERN’de El Kaide bağlantılı bir Fransız araştırmacının bulunmasıyla aynı zamana gelmesi, internetteki komplo teorilerini artırdı.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Binlerce Kişi Rüyasında Bu Adamı Görüyor.]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/18/binlerce-kisi-ruyasinda-bu-adami-goruyor/</link>
<pubDate>Sun, 18 Oct 2009 10:51:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/18/binlerce-kisi-ruyasinda-bu-adami-goruyor/</guid>
<description><![CDATA[Rüyalarında aynı adamı gören binlerce insan bu gizemi çözmek için bir internet sitesi kurdu. Rüyalar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://img5.mynet.com/ha5/r/ruya-adam.jpg" alt="" width="201" height="150" />Rüyalarında aynı adamı gören binlerce insan bu gizemi çözmek için bir internet sitesi kurdu.</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Rüyalarında aynı adamı gören binlerce insan bu gizemi çözmek için bir internet sitesi kurdu. Siteye yaklaşık 50 ülkeden “Ben de rüyamda bu adamı görüyorum” diyen on binlerce kişi akın etti&#8230;<!--more--><br />
<strong>Binlerce insan aynı soruyu soruyor</strong></p>
<p style="text-align:justify;">New York kentinde terapi gören bir hasta 2006 yılında psikiyatristine uzun süredir rüyasında bir adamı gördüğünü söyledi. Hasta, daha sonra gördüğü adamın suratını çizerek doktoruna verdi. İki gün sonra doktorun bir başka hastası, masanın üzerinde duran bu çizimi gördü ve “Bu adamı uzun süredir rüyamda görüyorum. Siz tanıyor musunuz” diye sordu. Bunun üzerine şaşıran doktor, çizimi diğer psikiyatrist arkadaşlarına gönderdi.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Üç yıldır arıyorlar</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Gelen haberler şaşırtıcıydı. Diğer meslektaşları da hastalarından bazılarının bu adamı rüyasında gördüğüne yemin ettiğini söyledi. Sonunda aynı adamı rüyalarında gören ABD’liler bir araya gelerek ve bir internet sitesi açtı. Siteye gösterilen ilgi inanılmazdı. Sao Paolo’dan, Sydney’e, Londra’dan, Moskova’ya binlerce insan siteye başvurarak bu adamı rüyalarında gördüğünü söylüyordu. Son üç yıldır, bu adamın kim olduğunu bulmak için büyük bir kampanya başlatıldı. Onlarca kentte sokaklara çizimin posterleri asıldı. Ancak hala bu adam bulunmuş değil.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Medyum diyen de var bilimle açıklayan da</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Uzmanlar bu adamın kim olabileceğine dair birçok teori geliştirdi. İşte bazıları:</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Sabit psikolojik bir yüz olabilir:</strong> Psikanalizmin kurucularından Carl Jung’un teorilerine göre, bu beynin stresli duygusal veya dramatik olaylarda gösterdiği bir yüz olabilir. Yani nasıl tüm insanların bilinçaltı tepkileri aynıysa, bilinç altımızda evrimsel olarak gelişen bir surat olabilir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Bir fenomen olabilir:</strong> Birçok uzmanın da savunduğu bu iddia, en mantıklısı. Uzmanlara göre, bu resmi gören ve rüyalarda görüldüğünü öğrenen insanlar, etkilenerek onlar da rüyalarında görüyor.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Gündüz teorisi:</strong> Bu teoriye göre, rüyalarda gördüğümüz ve tanımadığımız insanların suratlarını aslında hatırlamıyoruz. Böylece, bu suratı, aslında rüyamızda görmüş gibi hatırlıyoruz ancak gördüğümüz bu adam değil.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Dini açıdan “ak sakallı dede”:</strong> Bazı dini teorilere göre, surat bir meleğin, yaratıcının veya temsilcisinin suratı olabilir. Suratın aynı olması, ancak söylediklerinin farklı olması da insanlara duymak istediği şeyleri söylemesi olabilir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Rüya sörfçüsü:</strong> En ilginç teoriye göre, bu insan, bir medyum olabilir ve diğer insanların rüyasına giriyor olabilir. Bazılarına göre ise, bu surat, büyük bir şirket tarafından hazırlanan bir ürünün nöro-pazarlaması için deney de olabilir.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnsanlık tarihinin en önemli buluşu!]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/18/insanlik-tarihinin-en-onemli-bulusu/</link>
<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 22:17:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/18/insanlik-tarihinin-en-onemli-bulusu/</guid>
<description><![CDATA[İnsanlık tarihinde bir devrim! İngiliz bilim adamları, iki insanın beyinleriyle birbirlerine iletişi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:justify;">
<p><strong><img class="alignleft" src="http://www.veteknoloji.com/resimler/haberler/20091016012807_beyin.jpg" alt="" width="201" height="166" />İnsanlık tarihinde bir devrim!</p>
<p>İngiliz bilim adamları, iki insanın beyinleriyle birbirlerine iletişime geçmesini sağlamayı başardı.<br />
</strong><br />
Southampton Üniversitesi tarafından yapılan deneyde, birbirlerinden kilometre uzakta olan iki insan, beyin dalgaları yardımıyla haberleşti&#8230; <!--more--></p>
<p>Uzmanlar, henüz emekleme aşamasında olan bu sistemin, yıllar sonra insanların beyinleriyle konuşabilmesine, birbirlerine mesaj göndermesine veya birbirlerine gördükleri şeyleri aktarmasına olanak sağlayacağını açıkladı.</p>
<p>Araştırmayı yürüten Prof. Christopher James, &#8220;En azından iki insanın beyninin birbirleriyle iletişime girebileceğini anladık. Yaptığımız iş telepati değil. İnternetin yerini alacak bir gelişme&#8221; dedi.</p>
<p>Devrim niteliğindeki araştırmada, daha önceki araştırmalarda da kullanılan ve insanın beynindeki elektrik sinyallerini alan eletkrotlar ve bilgisayarlar kullanıldı. Birinci denekten sol ve sağ elini kaldırmayı düşünmesi istendi. Ancak fiziksel olarak kişi ellerini kaldırmıyordu.</p>
<p>Bilgisayar, denek sol elini düşündüğünde 0, sağ elini düşündüğünde de 1 numarasını ekranına yazmayı başardı.</p>
<p>Bundan sonra bu 0 veya 1 bilgileri internet üzerinden, kilometrelerce uzaklıktaki ikinci deneğin bilgisayarına gönderildi.</p>
<p>Bu insanın bilgisayarındaki bir ampulde 0 geldiğinde ışığı bir kez, 1 geldiğinde de iki kez yakmaya programlıydı.</p>
<p>Bu ampulleri izleyen ikinci deneğin beynine, birincisi gibi aynı aktivitilere oluştu. Prof. James, &#8220;Şu anda ikinci insanın beyninde, herhangi bir düşünce oluşmadı. Yani beyninde beliren 0 ve 1&#8242;lerin anlamını bilmiyordu. Biz bu araştırmada sadee iki insanın beynini &#8216;birleştirmeyi&#8217; başardık&#8221; dedi. Uzmanların ikinci seviyede, ikinci insana bu bilgilerin anlamını da göndermeye çalışacak.</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İlginç bir eğlence teorisi]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/15/ilginc-bir-eglence-teorisi/</link>
<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 16:07:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/15/ilginc-bir-eglence-teorisi/</guid>
<description><![CDATA[Stres ve tembellik katsayısının, insan nüfüs katsayısından 8 kat daha hızlı arttığı gezegenimizde, ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignleft" src="http://www.hafif.org/imaj/winmaker/piyano-merdiven.jpg" alt="" width="200" height="113" />Stres ve tembellik katsayısının, insan nüfüs katsayısından 8 kat daha hızlı arttığı gezegenimizde, &#8220;insanlığı düzeltip dünyayı daha yaşanılabilir bir hale getirecek asıl güç nedir?&#8221; sorusunun cevabı çok basitmiş aslında: Biraz eğlence&#8230; <!--more--></p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://www.vw.com.tr/" target="_blank">Volkswagen</a> hazırlamış olduğu <a href="http://www.thefuntheory.com/" target="_blank">The Fun Theory</a> projesinde bunu ispat etmeyi başarmış.</p>
<p style="text-align:justify;">Mesela, metro çıkışındaki bir merdivenin basamaklarını, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=ivg56TX9kWI&#38;feature=player_embedded" target="_blank">piyano tuşları haline</a> getirmişler ve her basamağı farklı<span style="border-bottom:3px double #ff0000;font-weight:bold;line-height:1.7;color:#ff0000;"> </span> ses çıkaracak şekilde ayarlamışlar. Bundan sonra yürüyen merdivenin yüzüne kimse bakmaz olmuş. O esnada, işe gitmek gibi sıkıcı bir iş yapan insanların ne kadar eğlendiğini düşününce, çok kıskandım bu projeyi.</p>
<p style="text-align:justify;">Diğer proje ise, ilk duyduğunuzda ne işe yarar ki bu diyebileceğiniz çoookk derin bir <a href="http://www.youtube.com/watch?v=4wOe0aqYguY&#38;feature=player_embedded" target="_blank">çöp kutusu</a>. Aslında çok derin değil ama biraz ses efektiyle insanların öyle hissetmesi sağlanmış. Sonuç: Buraya çöp atanlar, muhtemelen buldukları bütün diğer çöpleri de buraya atmaya başlamışlar; çöp kutusunu ıskalayan çöpleri bile üşenmeyip, hatta büyük bir zevkle yerden alıp, tekrar kutuya atmışlar. Onlar eğlenmiş, dünya kazanmış.</p>
<p style="text-align:justify;">Projeyi <a href="http://www.rolighetsteorin.se/" target="_blank">şurdan</a> takip edebilirsiniz. Youtube&#8217;a giremeyenler için <a href="http://www.dailymotion.com/video/xaoun9_happy-people-on-piano-stairs_fun" target="_blank">piyano merdiven</a> ve <a href="http://www.spike.com/video/worlds-deepest/3263154" target="_blank">dipsiz çöp kutusu</a>&#8230;</p>
<p style="text-align:center;"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/ivg56TX9kWI&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/ivg56TX9kWI&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
<p style="text-align:center;"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/4wOe0aqYguY&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/4wOe0aqYguY&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tanrı Dünya Gezegenini Yaratmadı!]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/15/tanri-dunya-gezegenini-yaratmadi/</link>
<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 00:06:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/15/tanri-dunya-gezegenini-yaratmadi/</guid>
<description><![CDATA[Ünlü araştırmacı “Tanrı’ya inanıyorum ama dünyayı Tanrı yaratmadı” diyor.. Dünyanın en büyük ve en s]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.resimcity.com/data/media/108/www.resimcity.com_dunya_resimleri_4.jpg" alt="" width="200" height="149" />Ünlü araştırmacı “Tanrı’ya inanıyorum ama dünyayı Tanrı yaratmadı” diyor..</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Dünyanın en büyük ve en saygın Hıristiyanlık ve Yahudilik araştırmacılarından biri olan, bir zamanlar italyan Umberto Eco&#8217;nun da asistanlığını yapan ve antik belgeler uzmanı Hollandalı profesör Ellen Van Wonde, sanıldığının aksine, &#8220;dünyayı tanrının yaratmadığını&#8221; öne sürdü&#8230; <!--more--></p>
<p style="text-align:justify;">Bugüne kadar yaptığı araştırmaları açıklayan prof. Van Wonde, &#8220;Tevrat&#8217;ın (eski ahit) ilk cümlesinde &#8220;en başta, tanrı cenneti ve dünyayı yarattı&#8221; diye yazar. Ancak bunda çeviri hatası bulunuyor. Eski yazılar ve belgeler üzerinde yaptığı araştırmalara göre, İbranice orijinalinde, &#8220;Baha&#8221; eylemi kullanılıyor. Yani &#8220;yaratmak yerin ayrıştırmak&#8221;.. Dolayısıyla, doğru çeviri &#8220;tanrı dünya  ile Cehennemi ayırdı&#8221; olmadı gerek&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align:justify;">Hollandalı profesör, &#8220;yani kutsal kitaplara göre evet tanrı insanları ve hayvanları yarattı. Ama jeolojik olarak dünyayı yaratmadı. Dünya zaten vardı&#8221; dedi..</p>
<p style="text-align:justify;">Kendisinin de inançlı olduğunu ve Tanrı&#8217;nın varlığına inandığını söyleyen Profesör, &#8221; Bu iddia ile tüm akademik kariyerimi tehlikeye atıyorum. Ama iddiamın arkasındayım. Kutsal kitap dışında eski belgelere göre, bundan 3 bin yıl önce insanlar, insalardan önce dünyanın deniz canavarları ve karanlıkla kaplı olduğuna inanıyordu. Yani Tevrat&#8217;ta, Tanrı&#8217;nın dünyayı yarattığı hiçbir zaman söylenmek istenmedi. Kitabın söylediği şey, insanları ve hayvanları tanrının yarattığıdır. Ama dünyayı değil&#8221; dedi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İskambil kagıtlarının sırrı]]></title>
<link>http://bybart.wordpress.com/2009/10/14/iskambil-kagitlarinin-sirri/</link>
<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 09:20:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>bybart</dc:creator>
<guid>http://bybart.wordpress.com/2009/10/14/iskambil-kagitlarinin-sirri/</guid>
<description><![CDATA[Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. 7. ve 10. yüzyıllar arasın]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone" title="pişti" src="http://img66.imageshack.us/img66/695/pisti.jpg" alt="" width="386" height="306" /></p>
<p>Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor.  7. ve 10. yüzyıllar arasında Çin’de ortaya çıktığı ve 13. yüzyılda Marco Polo tarafından Avrupa’ya getirildiği tahmin ediliyor. Hindistan’dan veya Arabistan’dan geldiğini ileri sürenler de var ama bugünkü şekilleriyle kullanılmalarının 14. yüzyıl Fransa’sına dayandığı kesin gibi.  O tarihlerde, Fransa’da dört sınıf vardı ve iskambil kağıtlarındaki kupa, maça, karo ve sinek bu dört sınıfı temsil ediyordu. Kupa bir kalkanı andıran şekli ile asil sınıfı ve kiliseyi, maça bir mızrağın ucunu çağrıştıran şekli ile orduyu, karo ticari deniz işletmelerinin eşkenar dörtken kiremitlerinden esinlenerek orta sınıfı, sinek ise yonca yaprağına benzeyen şekli ile köylüyü temsil ediyordu. Bugün briç, poker veya benzeri oyunlarda, kupanın en değerli, sineğin ise en değersiz kart Olmasının nedeni işte bu sınıflamadır.  Aslında bizde papaz adı verilen kartın adı İngilizce’de kral (king), kızın ise kraliçedir (queen). Vale veya oğlan için ilk zamanlarda düzenbaz anlamına gelen ‘knave’ kelimesi kullanılırken, günümüzde ‘jack’ ismi kullanılmaktadır. Yani yabancı kartlarda kral ve kraliçe evli iken, bizde biraz yaşlı görülerek krala papaz adı verilmiş, kraliçeye de ‘kız’ denilerek oğlana layık görülmüştür.  Bazı ülkelerde oyun kartlarında değişik isim ve semboller kullanılmasına rağmen, en yaygın olanı Fransızların kullandıklarıdır. Fransızlar ‘maça’ şeklini mızrağa benzeterek ‘pique’ adını vermişlerdir. İngilizce’de ise aynı anlamdaki ’spades’ kelimesi kullanılmaktadır. Her ne kadar bir kalkanı andırdığı için asil sınıfı temsil ettiği ileri sürülse de ‘kupa’ klasik bir kalp şeklidir. Bu nedenle Fransızlar ona ‘coeur’, İngilizler ise ‘heart’ adını vermişlerdir.  ‘Karo’ için Fransızca’da kare anlamındaki ‘carreau’ kullanılırken İngilizler elmas anlamındaki ‘diamond’u tercih etmişlerdir. Bizim ’sinek’ dediğimiz şekil ise çok açık üç yapraklı bir yoncadır. Fransızlar bu anlamdaki ‘trefle’ kelimesini kullanırlarken, İngilizler ‘club’ (kulüp) ismini kullanmışlardır.  İşte bu nedenle briç oyuncuları ‘maça’ya ‘pik’, ‘kupa’ya ‘kör’, ’sinek’e de ‘trefli’ derler, zaten aslına uygun olan ‘karo’yu da olduğu gibi kullanırlar. Birli, papaz, kız ve oğlan için kullanılan as, rua, dam ve vale isimleri de yine Fransızca karşılıkları As, Roi, Dame ve Valet kelimelerinden dilimize geçmiştir.</p>
<p><a title="televizyon" href="http://www.forumover.com">www.forumover.com</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kılıçı nasıl yutuyorlar ?]]></title>
<link>http://bybart.wordpress.com/2009/10/13/kilici-nasil-yutuyorlar/</link>
<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 23:00:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>bybart</dc:creator>
<guid>http://bybart.wordpress.com/2009/10/13/kilici-nasil-yutuyorlar/</guid>
<description><![CDATA[İster inanın, ister inanmayın gösterilerde kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçe]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone" title="kılıç yutma" src="http://img245.imageshack.us/img245/1607/cinzoraaa.jpg" alt="" width="188" height="200" /></p>
<p><strong>İster inanın, ister inanmayın gösterilerde<br />
kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçekten kılıcı yutarlar.<br />
Ana problem gırtlak adalelerini rahatlatmayı öğrenmek, böylece yutkunmaya mani<br />
olmaktır. Bu özellik haftalar boyu süren egzersizlerle kazanılabilir. Kılıcın<br />
boğazı kesme ihtimali yoktur, çünkü her iki tarafı da keskin değildir, yani<br />
kördür. Kılıcın ucu sivri gibi görünür ama midenizin tabanına ulaşamayacak boyda<br />
bir kılıç seçerseniz bu da problem yaratmaz. </strong></p>
<p><strong>Kılıç ve alev yutmanın büyük ustalarından Dan Mannix, bu konuda 1951 yılında bir<br />
kitap bile yazmıştır. Mannix bu işi başarabilmek için haftalar boyunca, günde en<br />
az bir <span style="border-bottom:3px double #ff0000;font-weight:bold;line-height:1.7;color:#ff0000;">saat</span>, kesme ihtimali olmayan bir kılıç ile çalıştığını söylüyor. Birinci<br />
problem yutkunma refleksinden çıkmış. Yine haftalarca öğle yemeği yemeyerek,<br />
kılıç boğazdan girerken boğazın büzüşmesi problemini halletmiş. Sonunda bir gün<br />
kılıcı sokarken boğazı gevşeyebilir hale gelmiş. </strong></p>
<p><strong><img class="alignnone" title="kılıç yutma" src="http://img245.imageshack.us/img245/5134/swallown.jpg" alt="" width="307" height="500" /><br />
</strong></p>
<p><strong>Mannix işin en zor yanını geçtiğini zannederken esas zorlukla Adem Elma’sı<br />
denilen yerin arkasında karşılaşmış. Oradaki kıvrımı da geçmeyi başardıktan<br />
sonra, kaburga kemiklerine de dikkat ederek, kılıcı kabzasına kadar yutabilme<br />
yeteneğini kazanmış. </strong></p>
<p><strong>Kılıç yutmayı evde kendi kendine öğrenmeye kalkışmak son derece tehlikelidir.<br />
Hele bu numarayı yaparken konuşmayı profesyoneller düşünmezler bile. Yutmadan<br />
önce ve sonra kılıcın steril hale getirilmesi de çok önemli bir husustur. </strong></p>
<p><strong>Çok az da olsa katlanabilir kılıçları kullanan bazı hilebazlar ortaya çıkınca,<br />
Mannix kılıcı gerçekten yuttuğunu ispatlayacak başka numaralara geçmiş. Özel<br />
olarak imal edilmiş, çok ince kalınlıktaki, elektrik bağlantıları sadece bir<br />
tarafında bulunan, ‘U’ şeklindeki bir neon tübü yutmuş. Elektrik verilip neon<br />
lambası yanmca, ışık vücudunun dışından da görülmüş. Böylece bu tip şeyleri<br />
gerçekten yuttuğunu ispatlamış. </strong></p>
<p><strong>Mannix ve asistanları işi öyle geliştirmişler ki, kızgın, kızarmış kılıçları<br />
yutma numaraları bile yapmışlar. Tabii önce asbest bir kılıç kınını yutarak.</strong></p>
<p><strong>daha fazlası <a title="televizyon" href="http://www.forumover.com">www.forumover.com</a><br />
</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuklardan Sevimli Google Tanımları]]></title>
<link>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/13/cocuklardan-sevimli-google-tanimlari/</link>
<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 19:34:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>ZAY ZAY</dc:creator>
<guid>http://zayzay.wordpress.com/2009/10/13/cocuklardan-sevimli-google-tanimlari/</guid>
<description><![CDATA[Çocuklara sorun: Google nasıl çalışıyor? Çocukların sorulara verdiği cevaplar bazen çok komik olabil]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignleft" src="http://www.topnews.in/files/kids-pc.jpg" alt="" width="200" height="197" />Çocuklara sorun: Google nasıl çalışıyor? Çocukların sorulara verdiği cevaplar bazen çok komik olabiliyor: İşte çocuk gözüyle Google&#8230;<!--more--></p>
<p>Ofcom&#8217;un İngiltere&#8217;de gerçekleştirdiği yeni bir araştırma, çocuklar ve Google arasındaki ilişkiyi, çocukların Google&#8217;ı nasıl gördüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p>Her üç çocuktan biri, Google&#8217;ın arama sonuçlarını doğruluğuna göre sıraladığına inanıyor. Wikipedia&#8217;nın üst sıralarda çıktığını düşünecek olursak, bu Wikipedia kullanıcıları için hoşa gidecek bir haber olabilir. Bununla birlikte çocukların buna inanması ve tepede yer alan sonuçların doğruluğunda diretmesi pek hoş olmayan durumlar doğurabilir.</p>
<p>Çocukların yüzde 37&#8217;si ise sonuçların kullanışlılığına ya da konuyla alaka derecesine göre sıraladığına inanıyor. Şüpheci yaklaşan yüzde 14&#8242;lük bir dilimde yer alan 12-15 yaş arasındaki çocuklar ise, internet sitelerinin tepede çıkmak için para verdiğine inanıyor.<br />
<strong><br />
Çocuklar Facebook&#8217;ta ne yapıyor?</strong></p>
<p>Yüzde 18&#8242;lik bir dilim, Google&#8217;ın ya da diğer arama motorlarının sonuçları nasıl dizdiğini bilmediğini söylüyor. Bu dilimde geçen yıla göre yüzde 4&#8242;lük bir artış söz konusu.</p>
<p>İş sosyal ağlara geldiğinde ise çocuklar kendilerini daha çok korumayı öğrenmiş durumda. 12-15 yaş arasındakilerin yüzde 69&#8242;u profillerinin kimler tarafından görülebildiğine sınırlama getirmiş. Bu da geçen yıla göre yüzde 10 artış göstermiş.</p>
<p>Neredeyse her yaş grubundaki çocukların aileleri, çocuklarının interneti güvenli bir şekilde kullanacağına güveniyor. Ailelerin yarısı internet içeriğini filtreleyen yazılımlar kurmuş ya da Google&#8217;ın SafeSearch hizmeti gibi aile kontrollerini açmış. İnternet üzerindeki tehlikeler bunlara karşın aileleri televizyon, radyo, bilgisayar oyunları ya da cep telefonlarından daha çok endişelendiriyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yapıştırıcıların yapıştırması olayı]]></title>
<link>http://bybart.wordpress.com/2009/10/12/yapistiricilarin-yapistirmasi/</link>
<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 17:13:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>bybart</dc:creator>
<guid>http://bybart.wordpress.com/2009/10/12/yapistiricilarin-yapistirmasi/</guid>
<description><![CDATA[Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. T]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone" title="uhu" src="http://img408.imageshack.us/img408/2375/uhu20ml.jpg" alt="" width="232" height="81" /><img class="alignnone" title="pritt yapıştırıcı" src="http://img408.imageshack.us/img408/2710/yapistirici.jpg" alt="" width="200" height="200" /></p>
<p><img class="alignnone" title="404" src="http://img408.imageshack.us/img408/1484/404.gif" alt="" width="109" height="60" /></p>
<p><strong>Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı<br />
aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Tabiatta evini yapan<br />
arı, kayalara ve gemilerin <span style="border-bottom:3px double #ff0000;font-weight:bold;line-height:1.7;color:#ff0000;">su</span> altındaki kesimlerine tutunan midye gibi çok iyi<br />
yapıştırıcı üreten canlıların sayısı az değildir. </strong></p>
<p><strong>Yapıştırıcıların hikayesi tarih öncesi çağlara kadar uzanıyor. Mağara<br />
duvarlarına resim benzeri şekiller yapan atalarımız bunları duvarlara yumurta<br />
akı, kurumuş kan ve su bitkilerinin özleriyle sabitliyorlardı. </strong></p>
<p><strong>Sonraları, milattan önce 3 500 yıllarından başlayarak eski Mısırlılar ve<br />
Sümerler hayvan derilerini ve kemiklerini kaynatarak daha sağlam yapıştırıcılar<br />
yapmayı öğrendiler. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler<br />
kullanarak yapıyorlar. 250 temel maddeden binin çok üstünde <span style="border-bottom:3px double #ff0000;font-weight:bold;line-height:1.7;color:#ff0000;">özel</span> türler<br />
üretiyorlar. </strong></p>
<p><strong>Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir.<br />
Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki<br />
madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olmaları</strong><br />
<strong> gerekmektedir. </strong></p>
<p><strong>Aslında iki maddeyi birbirlerine ideal bir şekilde yaklaştırabilsek yapıştırıcı<br />
bile kullanmadan birbirlerine yapışabilirler. Her iki maddenin yüzeylerindeki<br />
atomların farklı kutupları birbirlerini çekerler. Pratikte ise bu oluşumu<br />
sağlamak mümkün değildir. </strong></p>
<p><strong>Atomların birbirlerini çekebilmeleri için iki cismin yüzeyleri arasındaki<br />
mesafenin milimetrenin 10 milyonda birini geçmemesi gerekir. Oysa son derecede<br />
pürüzsüz olarak görülen bir cismin bile yüzeyinde milimetrenin on binde dördü<br />
kadar yükseklikte girinti ve çıkıntılar vardır. </strong></p>
<p><strong>Bu durumda her iki malzeme aynı cins olsalar bile yüzeyleri hiçbir zaman ideal<br />
düzlükte olamayacağından, aradaki boşlukları doldurmak, en fazla miktarda bağ<br />
oluşturarak moleküllerin birleşmesini sağlamak için araya bir yapıştırıcı<br />
gerekir. </strong></p>
<p><strong>Yapıştırıcının akıcı ancak kuruduğunda katılaşıp <span style="border-bottom:3px double #ff0000;font-weight:bold;line-height:1.7;color:#ff0000;">kolay</span> kolay kopmayacak<br />
özellikte, yüzeylerin ıslanabilir, tamamen temiz, toz ve yağdan tamamen<br />
arındırılmış olmaları gerekmektedir. Peki nasıl oluyor da bu kadar <span style="border-bottom:3px double #ff0000;font-weight:bold;line-height:1.7;color:#ff0000;">güçlü</span> olan<br />
yapıştırıcılar tüpün içinde tüpe yapışmadan durabiliyorlar? </strong></p>
<p><strong>Bir çok yapıştırıcının içinde iki tür katkı malzemesi vardır. Biri yapıştırıcı<br />
sıvının moleküllerini birleşmeye zorlar, stabilizer denilen diğeri de tersi.<br />
Tüpün içinde bunlar bir halatı birer ucundan çeken iki kişi gibidirler. Tüpün iç<br />
yüzeyi tamamen nötr olduğundan biri diğerine üstün gelemez, denge halindedirler.<br />
Yapıştırıcı tüpten çıkınca havadaki nem stabilizer kısmının etkinliğini yok<br />
eder, yapıştırıcı sertleşir ve sürüldüğü yere yapışır. </strong></p>
<p><strong>Yapıştırılacak yüzeylere yapıştırıcıdan ince bir tabaka sürülmesi tavsiye edilir<br />
çünkü fazlası yapıştırıcının kendi içinde bağlar oluşturup sertleşmesine yol<br />
açar. </strong></p>
<p><strong>Tüpün kapağı açıldıktan sonra ağız kısmında görülen ve tüpün kullanılması için<br />
delinen sızdırmaz kısım da yapıştırıcının hava ve nem alıp tüpün içine<br />
yapışmaması için alınmış bir tedbirdir.</strong></p>
<p><strong>daha fazlası <a title="uydu televizyon" href="http://www.forumover.com">www.forumover.com</a><br />
</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[dünyada yaşamış insan sayısı]]></title>
<link>http://bybart.wordpress.com/2009/10/12/yasamis-insanlarin-sayisi/</link>
<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 12:54:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>bybart</dc:creator>
<guid>http://bybart.wordpress.com/2009/10/12/yasamis-insanlarin-sayisi/</guid>
<description><![CDATA[Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone" title="insan" src="http://img136.imageshack.us/img136/2927/insanw.jpg" alt="" width="385" height="344" /></p>
<p><strong>Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile<br />
zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan<br />
başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir<br />
birliğine varılabilmiş değil. </strong></p>
<p><strong>Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine<br />
kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim<br />
yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını<br />
kullanmaya başladığı zamandan beri mi inşam “insan” saymak gerekiyor belli<br />
değil. </strong></p>
<p><strong>Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından<br />
nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahinini olarak bu sayının 60 milyar ile 110<br />
milyar arasında olduğu sanılıyor. Resin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise</strong><br />
<strong> dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. Şu<br />
anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip<br />
geçmiş insanların neredeyse yüzde 10′u hala aramızda.</strong></p>
<p>Kaynak:Atma Bilgiler</p>
<p>daha fazlası <a title="uydu dijital" href="http://www.forumover.com">www.forumover.com</a></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İşte uyuşturucunun ibret verici hali]]></title>
<link>http://bybart.wordpress.com/2009/10/12/iste-uyusturucunun-ibret-verici-hali/</link>
<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 09:03:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>bybart</dc:creator>
<guid>http://bybart.wordpress.com/2009/10/12/iste-uyusturucunun-ibret-verici-hali/</guid>
<description><![CDATA[Uyuşturucunun İnsan Bedenine Verdiği Zararları Anlatan İbret Verici Resimler… lütfen çocuklarınıza v]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Uyuşturucunun İnsan Bedenine Verdiği Zararları Anlatan İbret Verici<br />
Resimler…</strong></p>
<p><strong>lütfen çocuklarınıza ve çevrenizdekilere bu konuda duyarsız kalmayalım.</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone" title="uyuşturucu" src="http://img266.imageshack.us/img266/923/39uaz.jpg" alt="" width="420" height="339" /></strong></p>
<p><strong><img class="alignnone" title="uyuşturucu bağımlısı" src="http://img266.imageshack.us/img266/1471/23zv2.jpg" alt="" width="419" height="340" /><br />
</strong></p>
<p><strong>haberler <a title="televizyon" href="http://www.forumover.com">www.forumover.com</a><br />
</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[urfada 8 köşe domates]]></title>
<link>http://bybart.wordpress.com/2009/10/11/urfada-8-kose-domates/</link>
<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 22:44:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>bybart</dc:creator>
<guid>http://bybart.wordpress.com/2009/10/11/urfada-8-kose-domates/</guid>
<description><![CDATA[Şanlıurfa Siverek’te semt pazarından alınan bir kasa domatesin içerisindeki ’sekiz köşeli’ domates g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone" title="8 köşe domates" src="http://img14.imageshack.us/img14/9881/zapotecpinkribbedn9435.jpg" alt="" width="400" height="359" /></p>
<p><strong>Şanlıurfa</strong><br />
Siverek’te semt pazarından alınan bir kasa domatesin içerisindeki ’sekiz köşeli’<br />
domates görenleri şaşırttı. İlçede 15 yıldan bu yana lokanta<br />
işletmeciliği yapan İsmail Boynukara, lokantası için her sabah alışveriş<br />
yaptığını, ancak yapısal özelliği farklı bir domatesle ilk kez karşılaştığını<br />
ifade etti.Boynukara, lokantada sergilediği domatesin müşterilerin de ilgisini çektiğini<br />
söyledi.</p>
<p>daha fazlası <a title="uydu televizyon" href="http://www.forumover.com">www.forumover.com</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
