<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>insan &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/insan/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "insan"</description>
	<pubDate>Sat, 05 Dec 2009 18:21:20 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Geldiğimiz yere kaybederek d&ouml;nmemek]]></title>
<link>http://kemalozer.wordpress.com/2009/11/30/geldigimiz-yere-kaybederek-dnmemek/</link>
<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 20:08:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>Kemal Özer</dc:creator>
<guid>http://kemalozer.wordpress.com/2009/11/30/geldigimiz-yere-kaybederek-dnmemek/</guid>
<description><![CDATA[Düşe kalka başlayan yürüyüş, düşe kalka son bulan bir hayat… Yardıma muhtaç başlanılan bu hayat, yar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Düşe kalka başlayan yürüyüş, düşe kalka son bulan bir hayat…</p>
<p>Yardıma muhtaç başlanılan bu hayat, yardıma muhtaç bir halde sona eriyor…</p>
<p>Zorla telaffuz edilerek başlanan yolculuk, zorla telaffuz edilen kelimelerle son buluyor…</p>
<p>Başkalarının ilk günkü gibi uzatacakları bir kaşık çorba, bir damla suya muhtaçlık…</p>
<p>Yani başladığın noktaya geri gidiştir ihtiyarlık ve ölüm –ki varsa ölüm–</p>
<p>Ölmek elbette yaşamın gerçeği… Lakin materyalistlerin kastettiği anlamda bir yok oluş değil, yeniden doğumun başka bir hâli&#8230; </p>
<p> <!--more-->
</p>
<p>Çocukluk, bitmek bilmeyen öğrenme, hayatımızı birleştirdiğimiz eş(ler), bitmez tükenmez sandığımız dünyalık mücadelesi, çoluk çocuk, torunlar ve bizden önce yolculuğa çıkan eş ve ilk günkü gibi yalnız kalış.</p>
<p>* * *</p>
<p>Şöyle gözlerimizi yumup tefekkür etsek…</p>
<p>Hayatımıza dair hatırladığımız şeyleri bir bir düşünsek…</p>
<p>Hatta bize ait bebeklik fotoğrafları ve bir bebeğin yaşadığı süreci düşlesek…</p>
<p>Bugünümüze kadar sürse bu tefekkür…</p>
<p>Sonra tıpkı gerçek bir tasavvuf erbabının günlük dersi gibi ölüm ve kabirde başlayan sorgu suale kadar götürsek…</p>
<p>Bir bir sorsa melekler, yaşamımıza dair hatırımızda kalan ve unuttuğumuz her şeyi…</p>
<p>Sonra yazsak verdiğimiz ve veremediğimiz cevapları…</p>
<p>Ve her gün, Üstad’ın ‘<em>ne yaptık ne yaptılar mukaddes emaneti’</em> sorusunu, kulaklarımızı patlatırcasına sorsak…</p>
<p>Bu dünyada yapıp ettiklerimizin kullarca büyük bir sabırla bir bir izlendiğini, günü gelince tek tek hesabının sorulduğunu ve aynının daha büyük bir titizlikle bizzat kendimize itiraf ettirilecek şekilde Yüce Yaratıcı’nın koyduğu, sırrına vakıf olamadığımız kayıt mekanizmalarıyla kaydedildiği gerçeğini anlatsak kalın kafalarımıza…</p>
<p>Düşünsek;</p>
<p>Bizi bekleyen akıbetin bir kader olmayıp, kendi yapıp ettiklerimizden kaynaklandığını…</p>
<p>Ömrün; elimize yalnızca bir defa geçecek, israf edilmemesi gereken bir sermaye ve bir miras yedi gibi harcanmaması gerektiğini…</p>
<p>Unuttuğumuz düşünmeyi, edebi, feraseti, erdemi, eminliği, kederi, bilgiyi, hikmeti, fıtrîyi, merhameti ve yardımı, vefayı, davayı, tasayı, diğergâmlığı, sanatı, tasavvuru ve vahyî olanı bir bir diriltmeyi&#8230;</p>
<p>Cevapsız bıraktığımız ve cevapsızlığı yüzünden yüzümüzü yere çivilediğimiz, zamanın idraki içinde kendi gerçeğimize sert bir şamar indirip irkilmeyi…</p>
<p>Ve artık vazgeçsek birilerini kınamaktan, kınayanın kınamasından korkarak ve utanarak gerçeğin gereğini yapmamaktan.</p>
<p>* * *</p>
<p>Atasoy Müftüoğlu’nun belirttiği gibi “Her bireycilik, her bencillik, her milliyetçilik yalnızca parçalayıcıdır. Bilgi, İslam’ın kalbidir. Bilgisiz bir İslamî hayat düşünülemez.”</p>
<p>Bu durumda amaçsız ve anlamsız bir yaşam sürerek, modernizmin dayattığı imajlar dünyasında, en bayağı rolü oynamaktan ibaret saymamalı hayatı insan ve dahi Müslüman.</p>
<p>Reklam, moda ve imajların dünyasında, küresel kasırgaların içinde sürüklenerek gerçeğe yabancılaşmış ve yozlaşmış bir yaşamın bize sağlayacağı şey, kendimizden uzaklaşmak olacaktır.</p>
<p>İrademizi başkalarına teslim etmek, gerçeğe kayıtsız kalmak, umursamazlık ve tepki duymamız gerekenlere tepkisiz kalmak ahlaksızca bir yaşam modelidir.</p>
<p>Günümüzün semboller dünyasında; adam olmak için bilmek, bilmek için okumak gerek. Bilgisiz hayatlar, sahte ve sanal bir yaşam ve bilinçsiz kölelikler doğurur. Modernizmin istediği de; bize sunulana kayıtsız kalarak köleleştirilmemiz değil mi?</p>
<p>O halde bize düşen; modernizmin, kapitalizmin, idolizmin, emperyalizmin, imajizmin, militarizmin dayatmalarından ve prangalarından kurtulmak… </p>
<p>Sivilleşmek…</p>
<p>Her türlü köleliği reddederek özgürleşmek…</p>
<p>Fıtrata dönmek ve vahyin muradına hâsıl ve vâsıl olmak!</p>
<p>Bizimle gidecek olan şey sadece yapıp etmediklerimiz. </p>
<p>Önemli olan Bush gibi değil, Alia gibi izzetle anılmak.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Azad Düşüncə Ruhu]]></title>
<link>http://emajidli.wordpress.com/2009/11/30/azadruh/</link>
<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 13:42:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>emajidli</dc:creator>
<guid>http://emajidli.wordpress.com/2009/11/30/azadruh/</guid>
<description><![CDATA[və yaxud itmiş ruh axtarışında İnsanlar eyni insanlardı&#8230; Keçən əsrin 80-ci illərində Azadlıq m]]></description>
<content:encoded><![CDATA[və yaxud itmiş ruh axtarışında İnsanlar eyni insanlardı&#8230; Keçən əsrin 80-ci illərində Azadlıq m]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fenerbahçeli Kazım Trafik Kazası Geçirdi]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/29/fenerbahceli-kazim-trafik-kazasi-gecirdi/</link>
<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 08:46:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/29/fenerbahceli-kazim-trafik-kazasi-gecirdi/</guid>
<description><![CDATA[Fenerbahçeli futbolcu Colin Kazım, trafik kazası geçirdi. Kazım&#8217;ın vatandaşlar tarafından hast]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Fenerbahçeli futbolcu Colin Kazım, trafik kazası geçirdi. Kazım&#8217;ın vatandaşlar tarafından hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.</strong></p>
<p><strong>Ayrıntılar birazdan&#8230;..</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bayram Durumları]]></title>
<link>http://ulaskurtulusunlu.wordpress.com/2009/11/29/bayram-durumlari/</link>
<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 04:36:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>ulaskurtulusunlu</dc:creator>
<guid>http://ulaskurtulusunlu.wordpress.com/2009/11/29/bayram-durumlari/</guid>
<description><![CDATA[Dünkü Milliyet Gazetesinin haberine göre daha bayramın ilk gününde 2 bin 365 acemi kasap hastanelik ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Dünkü Milliyet Gazetesinin haberine göre daha bayramın ilk gününde 2 bin 365 acemi kasap hastanelik ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Health Advisor]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/28/health-advisor/</link>
<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 22:58:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/28/health-advisor/</guid>
<description><![CDATA[Health Advisor is an expert writer in health and nutritional subjects and has been writing since 200]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Health Advisor is an expert writer in health and nutritional subjects and has been writing since 2004. Some of his articles on health and weight loss have become an instant hit with the readers. For more information on<br />
<a href="http://www.1lig.net" title="health">Health Advisor</a> visit the author’s blog now.<br />
<a href="http://www.1lig.net" title="health">Health Advisor</a> for weight loss from trusted sites.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Rijkard Galatasarayı Bıraktı]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/28/rijkard-galatasarayi-birakti/</link>
<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 13:00:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/28/rijkard-galatasarayi-birakti/</guid>
<description><![CDATA[FOTOMAÇ&#8217;IN ŞOK İDDASI Galatasaray&#8217;da Bursa maçı öncesi adeta deprem yaşandı. Yöneticiler]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>FOTOMAÇ&#8217;IN ŞOK İDDASI</p>
<p>Galatasaray&#8217;da Bursa maçı öncesi adeta deprem yaşandı. Yöneticiler Haldun Üstünel ve Adnan Sezgin, Rijkaard&#8217;a önceki gece, &#8220;Nonda ve Keita&#8217;yı neden birlikte oynatmıyorsun&#8221; dedi. Rijkaard sert yanıt verince tartışma çıktı. Sinirlenen Rijkaard sabah ilk uçakla Hollanda&#8217;ya gitti. Maçta takımın teknik patronluğunu Neeskens yaptı.</p>
<p>Rijkaard kaçtı</p>
<p>&#8216;Eşi hastalandığı için gitti&#8217; denen Hollandalı&#8217;nın &#8220;Keita ve Nonda&#8217;yı birlikte oynat&#8221; diyen Adnan Sezgin ve Haldun Üstünel ile kavga ettiği ortaya çıktı.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Rijkard Galatasaraydan Ayrıldı Mı]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/28/rijkard-galatasaraydan-ayrildi-mi/</link>
<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 13:00:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/28/rijkard-galatasaraydan-ayrildi-mi/</guid>
<description><![CDATA[&#8216;Eşi hastalandığı için gitti&#8217; denen Rijkaard&#8217;ın &#8220;Keita ve Nonda&#8217;yı bir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#8216;Eşi hastalandığı için gitti&#8217; denen Rijkaard&#8217;ın &#8220;Keita ve Nonda&#8217;yı birlikte oynat&#8221; diyen Adnan Sezgin ve Haldun Üstünel ile kavga ettiği ortaya çıktı.</p>
<p>FOTOMAÇ&#8217;IN ŞOK İDDASI</p>
<p>Galatasaray&#8217;da Bursa maçı öncesi adeta deprem yaşandı. Yöneticiler Haldun Üstünel ve Adnan Sezgin, Rijkaard&#8217;a önceki gece, &#8220;Nonda ve Keita&#8217;yı neden birlikte oynatmıyorsun&#8221; dedi. Rijkaard sert yanıt verince tartışma çıktı. Sinirlenen Rijkaard sabah ilk uçakla Hollanda&#8217;ya gitti. Maçta takımın teknik patronluğunu Neeskens yaptı.</p>
<p>Rijkaard kaçtı</p>
<p>&#8216;Eşi hastalandığı için gitti&#8217; denen Hollandalı&#8217;nın &#8220;Keita ve Nonda&#8217;yı birlikte oynat&#8221; diyen Adnan Sezgin ve Haldun Üstünel ile kavga ettiği ortaya çıktı.</p>
<p>G.Saray&#8217;da Frank Rijkaard depremi&#8230; Bursa karşılaşması öncesi gece sabaha karşı apar topar ülkesine uçan Hollandalı teknik adam için kulüp &#8220;Hamile olan eşi rahatsızlandığı için gitti&#8221; açıklamasını yaptı. Ama Bursa sınavında takımın başında yer almayan Rijkaard için FOTOMAÇ öyle iddialara ulaştı ki yer<br />
yerinden oynayacak gibi. İşte olayın perde arkası:</p>
<p>İŞİME KARIŞTIRMAM<br />
Gece geç saatlerde yöneticiler Haldun Üstünel ile Adnan Sezgin, Rijkaard&#8217;ın Bursa sınavında Nonda&#8217;yı yedek bıraktığını öğrendi. Hollandalı hocaya, yöneticiler &#8220;Keita ile Nonda&#8217;yı yan yana oynat&#8221; deyince Rijkaard küplere bindi. &#8220;İşime karışmayın&#8221; diye çıkışan tecrübeli çalıştırıcı yöneticilerin olayda ısrar etmesi üzerine apar topar ülkesine gitti.</p>
<p>Sözleşme ne diyor?<br />
G.Saray&#8217;ın Frank Rijkaard ile yaptığı sözleşmeyle ilgili de bir iddia ortaya atıldı. Sarı-kırmızılı kulübün &#8220;Eğer Rijkaard ayrılırsa yardımcısı Neeskens takımın başında kalacak ve görevine devam edecek&#8221; maddesini koydurduğu dile getiriliyor. </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Plagiat və iki Yazı]]></title>
<link>http://emajidli.wordpress.com/2009/11/28/plagiat/</link>
<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 01:44:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>emajidli</dc:creator>
<guid>http://emajidli.wordpress.com/2009/11/28/plagiat/</guid>
<description><![CDATA[Facebookda son bir ayın ən qızğın mübahisə mövzularından biri də plagiat ilə bağlı idi. İşlərin çoxl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Facebookda son bir ayın ən qızğın mübahisə mövzularından biri də plagiat ilə bağlı idi. İşlərin çoxl]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dostun Attığı Gül Yaralar Bizi]]></title>
<link>http://fotografmakale.wordpress.com/2009/11/27/dostun-attigi-gul-yaralar-bizi/</link>
<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 19:18:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>MxDönence</dc:creator>
<guid>http://fotografmakale.wordpress.com/2009/11/27/dostun-attigi-gul-yaralar-bizi/</guid>
<description><![CDATA[&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hallac-ı Mansur, cezbe ve sekir halinde söylediği ve mazur bulunduğu Ene]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/gul.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3365" title="Gül" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/gul.jpg?w=300" alt="" width="300" height="200" /></a></p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>Hallac-ı Mansur, cezbe ve sekir halinde söylediği ve mazur bulunduğu Ene’l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkûm edilir. Onu asılacağı meydana getirdiklerinde etrafta mahşerî bir kalabalık vardır. Hallac-ı Mansur darağacını görünce güler ve kalabalık arasında gördüğü dostu Şibli’den seccade isteyerek iki rek’at namaz kılar. Ardından şöyle duâ eder: “Allah ım burada senin dinin uğruna gayrete düşüp beni öldürmek için toplananların suçlarını affet.”</p>
<p>Bu esnada kalabalık içinden özellikle düşmanları, fırsat bu fırsat diye Hallac-ı Mansur’a taşlar atarlar. Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez hatta tebessüm eder, ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der: “Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar. Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı.”</p>
<p>İnsan hayata daha çok dostlarıyla, sevdikleriyle tutunur. Sevinçlerini onlarla paylaşarak arttırırken, acılarını hüzünlerini yine onlarla paylaşarak azaltır. Kişi, tanımadığı kimselerden bir kötülük, bir haksızlık gördüğünde çok incinmez, en azından hayal kırıklığına uğramaz ama dostundan gördüğü küçük bir eziyete bile katlanması çok zor olur.</p>
<p>Başkalarının, hakkında yanlış düşünmeleri insanı fazla üzmez, yıpratmaz; ama sevdiği birisi, hakkında yanlış düşünürse, zarar verecek bir davranışta bulunursa işte bu insanı üzer, incitir. O kişi sıradan biri değildir çünkü, belki en zor günlerinde yanında olmasını beklediği insandır. Her şartta desteğini umduğu, hayatta en çok güvendiği kimselerden biridir. Hani Temel deniz kenarında yürürken elinde bir yılan taşıyormuş. “Neden elinde yılan taşıyorsun?” diye sorulunca “Denize düşersem lâzım olabilir” cevabını vermiş… İşte dostluk, denize düştüğümüzde yılana sarılmak zorunda kalmayışımızdır. Elimizden tutup bizi çıkaracak birisini her zaman yanımızda bulabilmemizdir.</p>
<p>Dostun gönlü, dostuna karşı hassastır, çok şeyler bekler ondan… Bu yüzden insan dostluk hukukuna çok dikkat etmelidir. Özellikle dostla hal ve harekete, konuşmaya özen göstermek gerekir. Çünkü bazı sözler, keskin kılıç gibidir, dostluğu keser, kalpte tedavisi zor yaralar açar, kalpteki muhabbet çiçeklerini kurutur. Bazen yerinde olmayan gereksiz bir istek, küçük bir tavır veya söz bile, çok büyük mutlulukların elden kaçırılmasına sebep olur.</p>
<p>Dostluk, fedakârlık ve emek ister. Her şeyi karşısındaki insandan bekleyerek elde edilemez hakikî dostluklar. Dostluk; mutluluk, üzüntü, hastalık, sağlık, darlık ve bollukta dostunun yanında olabilmektir.</p>
<p>Marifet iyi gün dostu olmak değildir. Sadece iyi gününde yanında olmak dostluk da değildir zaten. Sahte dostluktur olsa olsa. Günümüzde ahlâkî bozulmanın etkisi dostluklarda da gösteriyor kendisini maalesef. Artık menfaat hesapları ortaya girince dostlar birbirlerine taş atmaktan bile çekinmiyorlar. Ve nice pırlanta yürekli insanlar, çok önemsiz basit dünyevî meseleler uğruna birbirlerinden ayrı düşüyorlar.</p>
<p>Hayatımızda kaç tane güzel dostumuz var acaba? Ya da tersinden soracak olursak, şu kısa hayatta kaç kişi için gerçekten güzel bir dost, güzel bir kardeş olabildik? Dostlarımıza, kardeşlerimize karşı hareketlerimize çok dikkat edelim ve kalplerini kırdıysak hemen özür dilemeyi de asla ihmal etmeyelim. Çünkü yarın özür dilemek için çok geç olabilir.</p>
<p>Ne mutlu İhlâs ve Uhuvvet anlayışının gereğini yerine getirebilenlere… Ne mutlu şu kısa hayatta en yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olabilenlere…</p>
<p>&#160;</p>
<p style="padding-left:90px;"><em>Alıntı</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TORONTO’ DA  TÜRKÜ  TADINDA  BİR YAŞAM]]></title>
<link>http://ertanca1962.wordpress.com/2009/11/27/toronto%e2%80%99-da-turku-tadinda-bir-yasam/</link>
<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 03:57:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>ertanca1962</dc:creator>
<guid>http://ertanca1962.wordpress.com/2009/11/27/toronto%e2%80%99-da-turku-tadinda-bir-yasam/</guid>
<description><![CDATA[Türkülere olan  tutkusu, Anadolu’nun  tutkunu yapmıştı onu .Yirmi yıla yakındır gidip geliyordu Anad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Türkülere olan  tutkusu, Anadolu’nun  tutkunu yapmıştı onu .Yirmi yıla yakındır gidip geliyordu Anadolu’ya, Balkanlar’a, Rumeli’ye…</p>
<p>&#160;</p>
<p>Türkçesi mükemmel  olduğu halde, türküleri yeterince bilemediğinden yakınıyor ve <strong>”yetmez ki bir ömür, türkülere yetmez ki!” </strong>diyordu.<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Yüreğine nakşetmiş,canına ciğerine dek işlemiş  yirmi yıllık bir sevdaydı  onunkisi…</p>
<p>&#160;</p>
<p>Kanadalı Brenna MacCrimmon  gönül vermişti türkülere.”Türk Halk Müziği Bitirme Tezi”için gitmişti Türkiye’ye.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Ama dönemedi.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Türkiye’den döndü, türkülerden dönemedi.</p>
<p>&#160;</p>
<p>O artık bitirme tezini bir yana bırakmış, türkülerin sırrını ararken bulmuştu kendisini.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Türküleri söylerken gözlerinin içi parlıyor, bedeni titriyor, kendinden geçiyordu.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Yıllar önce Burlington’ta  bir kütüphanede bulduğu  türkçe  uzunçaları uzun uzun dinlemişti. Anadolu ezgilerinden çok ama çok etkilenmişti.Türkülerin sevdasını, vefasını, ayrılığını, sızısını yüreğinde hissetmişti.</p>
<p>O artık türkü tadında bir  yaşamı keşfedecekti. Anadolu’yu ve Balkanları kent kent, köy köy, karış karış gezecekti.</p>
<p>&#160;</p>
<p>O ilgi gösterinceye kadar,el atıp çıkarıncaya kadar köşelerinde sessiz sedasız bekleyen türkülere ses geldi,nefes geldi.Kimisi 50 yıllık,kimisi 150 yıllıktı türkülerin.Bir sevgiliye sarılır gibi sarıldı sevdalı yüreklerden dökülen bu ateşli nağmelere.</p>
<p>&#160;</p>
<p><strong>“Türküleri ben çeyiz sandıklarında unutulmuş nakışlara benzetiyorum. Yıllar sonra çeyiz sandığınızı araladığınızda o unutulmuş nakışlara tek tek bakar,renklerin güzelliğine, dokusundaki kusursuzluğa ve ince işine bir kez daha hayran kalırsınız.Tıpkı 78’lik taş plaklara, 45’liklere hayran kaldığımız gibi” </strong>diyen Brenna Mac Crimmon, Bulgaristan’daki bir Türk köyünün ahırında bulduğu bir 45’likten yola çıkarak “<strong>Şu Karşıki Dağda Bir Fener Yanar” </strong>türküsünü de kasetinde yorumlar.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Türkiye’ye ilk geldiğinde bir müzik albümü yapmak aklından bile geçmemişti Brenna’nın…Her şey kendiliğinden gelişmişti.Bir gün İstanbul’da gezerken <strong>“Andon”</strong> adında bir bara girmişti.Andon’un ikinci katında  Rock dinlemeyi tercih edecekti.Gecenin ilerleyen saatlerinde<strong> “Baba Zula Rock Topluluğu</strong>”na  bir de klarnet katıldı.<strong>Brenna</strong> ve  arkadaşı <strong>Sonia </strong>şaşakaldı.Rock ekipmanları ve klarnet ustası büyük bir uyum icinde çalıyorlardı.Üstelik birlikte çalışmamış oldukları ve  bütünüyle doğaçlama yaptıkları hemen anlaşılıyordu.</p>
<p>Andon’un 4.katındaki  fasıl grubunda  çalan <strong>Selim Sesler</strong>, dinlenme aralarında diğer katlara inerek ,rock ve caz  gruplarına  klarnetiyle  katılırmış.Bir kaç gece üst üste Selim Sesler’in klarnetini dinlemeye giden Brenna cok etkilenmiş…</p>
<p>&#160;</p>
<p>Türkiye’de müzik ve türkçe dersleri alan Brenna ile Selim’in yolları işte tam burada kesişecekti.Tanışacaklar,arkadaş olacaklar ve<strong> Grup Karşılama</strong>’yı kuracaklardı.Sonra da <strong><em>“Karşılama(tanışma)”</em></strong> adındaki müzik albümüne birlikte imza atacaklardı&#8230;</p>
<p>&#160;</p>
<p>Türkiye ve Kanada’da  bir çok şenliğe,dinletiye,etkinliğe katılan Brenna;açık saçık giysi önerildiği icin <strong>“asla” </strong>bir eğlence yerinde  sahne almayacaktı.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Ekonomik bir beklentisi olmayan ve amacı sadece türküleri yaşatmak olan Brenna Mac Crimmon, albümünün kapak yazısında  dinleyicilerine şöyle sesleniyor: <strong>“Albümdeki türküleri seçerken amacım ister Türk, ister Balkan olsun Trakya’nın o sımsıcak tınısını,hüzünden coşkuya,kimi zaman da coşkudan hüzüne varan duygu yoğunlugunu yakalayabilmekti. Sizin de bu coşkuyu ve hüznü yakalayabilmeniz dileğiyle&#8230;”</strong></p>
<p>&#160;</p>
<p>Söyler misiniz bana, gurbetteki insanın nesi vardır  türkülerinden başka?!&#8230;</p>
<p>&#160;</p>
<p>Türküleri hissedersiniz hangi dilde söylenirse söylensin&#8230;Türkülerle haykırırsınız sevdanızı,sevginizi,sevincinizi&#8230;Kederinizde,tasanızda umutlarınız olur türküler&#8230;Dostunuz,sırdaşınız,yoldaşınızdır&#8230;Sözleriyle başka müziğiyle başka güzeldir  türküler&#8230;Türküsü olanın sabrı da olur, güzelliği de, gücü de&#8230;Ve hala unutulmadıysa ve hala yaşıyorsa türküleriniz, insan olduğunuzu unutmadığınız içindir&#8230;.</p>
<p>&#160;</p>
<p><strong>KARDE</strong><strong>Ş TÜRKÜLER  VE  TÜRKÜ  BACI</strong></p>
<p><strong> BRENNA  MAC CRIMMON </strong></p>
<p>&#160;</p>
<p>Kuşaklar boyu Kanadalı ve Montreal doğumlu  olan Mac Crimmon’un müziğe olan  tutkusu ilk gençlik  yıllarında başlamıştı.Toronto’ya öğrenim için  geçmesi müzik yaşantısında önemli bir dönüm noktasıydı.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Toronto Üniversitesinde okurken aldığı etnomüzikoloji dersleri  Brenna için  ilham kaynağı oldu.Bu dersin bitirme  tezi olarak öğretmeninin de  yüreklendirmesiyle Türk Halk Müziğini incelemeye ve Toronto’daki Türk Topluluklarıyla  çalışmaya başladı.Brenna artık Anadolu ve Balkanların müziğine odaklanmıştı.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Anadolu ve Balkanlara ilk  gezisini turist olarak 1984 yılında gerçekleştirdi.Bu gezi,bulgu ve inceleme amaçlıydı.İkinci kez Türkiye’ye 1985-86  ögrenim  yılında giderek İ.T.Ü  Türk Müziği Konservatuarında bir yıl müzik eğitimi aldı.Toronto’ya döndüğünde bir yandan akademik eğitimini sürdürürken öte yandan Türk  müzisyenlerinden dersler aldı..Amerika’daki  Balkan Müziği ve dans  eğitimi veren özel yaz kamplarında önce öğrencilik,sonra da eğitmenlik yaptı.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Brenna artık deneysel bir döneme girmişti.Caz Müzisyenleri ile doğaçlama,tiyatro ve film müziklerinde  çeşitli şan teknikleri geliştirmişti.Ancak yüreğindeki Türk ve Balkan rüzgarı onu  yine bu müziğin kaynağı olan topraklara sürükleyecekti.Makedon,Rum,Türk,Bulgar,Sırp,Arnavut,Boşnak türkülerini kendi sesinde birleştirecekti.Halkların ve türkülerin kardeşliği bir Kanadalıyla temsil edilecekti.1995’den 2000’e dek aralıksız Türkiye’de kaldı.Beş yıl boyunca Türkiye’nin en iyi eğitmenlerinden dersler aldı.Bu ona önemli bir deneyim ve birikim kazandırdı.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Türkiye’deki ilk kaseti <strong>“Karşılama”(Karshilama)</strong>1998 Temmuzunda Kanada ve Amerika’da çıktı.Montreal’de yaşayan <strong>Arkın Ilıcalı(Mercan</strong> <strong>Dede)</strong> albümün danışmanlığını yaptı.Elde edilen tüm gelir Amnesty International’a bağışlandı.</p>
<p><strong>“Karşılama</strong>” adlı çalışması <strong>Juno Awards  Müzik Ödülü</strong> Global Music Kategorisinde aday gösterildi.Aynı yıl Toronto,London,Winnipeg,Quebec City,Vancouver,Calgary ve Edmonton’da  yirminin üzerinde konser verdi.Çeşitli festivallerde boy gösterdi.1999 Ocak ayında aynı çalışma “<strong>Kalan M</strong><strong>üzik”</strong> tarafından yayımlanarak Türkiye’deki  müzik  pazarında  yerini aldı.1999 Aralık ayında İstanbul’da gerçekleştirilen <strong>İstanbul Müzik Şenliği</strong> Etkinliklerinin son dinletisi olarak <strong>Grup Karşılama</strong>,Türkiye’deki dinleyicisiyle ilk kez buluştu.Bu buluşmada  büyük bir coşku yaşandı.Brenna  türkülerin kardeşliğini, derinliğini,inceliğini  Anadolu insanına  okyanuslar ötesinden  tekrar anımsattı.</p>
<p>&#160;</p>
<p><strong>Kanadalı Türkü Bacı</strong> Türk ve Balkan müziklerini araştırmayı sürdürüyor.Onun amacı bu geniş müzik yelpazesinin her kıvrımını incelemek,irdelemek,seslendirmek.Türkiye  ve Kuzey Amerikada değerli müzisyenlerle çalışıp farklı renklerden  keyifli tasarılara imza atmak.</p>
<p>&#160;</p>
<p>2001 yılında <strong>Muammer Ketencioğlu,Sumru  Ağıryürüyen,Cevdet</strong> <strong>Erek</strong>’le birlikte <strong>Ayde Mori</strong> <strong>(Haydi kızlar)</strong> adındaki müzik albümüne  de  imza atan Mac Crimmon, yeni  kaseti icin harıl harıl çalışıyor.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Sık sık  Amerika’ya giderek  türküler ve öyküleri hakkında dersler veren Mac Crimmon,Amerika’da yaşayan <strong>Grup Keyif </strong> ile başlatmış olduğu <strong>“Eski İstanbul Şarkıları” </strong>adlı çalışmasını seslendirmek icin gün sayıyor.</p>
<p>&#160;</p>
<h2>Ertan GÜN</h2>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir]]></title>
<link>http://ertanca1962.wordpress.com/2009/11/27/olen-olur-kalan-saglar-bizimdir/</link>
<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 02:17:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>ertanca1962</dc:creator>
<guid>http://ertanca1962.wordpress.com/2009/11/27/olen-olur-kalan-saglar-bizimdir/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Cem Karaca öldü&#8221; dediler. Ağabeyim öldü ha! Kahramanım, mitim öldü ha? Benim hiç ağabey]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>&#8220;Cem Karaca öldü&#8221; dediler.</strong></p>
<p>Ağabeyim öldü ha! Kahramanım, mitim öldü ha?</p>
<p>Benim hiç ağabeyim olmadı ama.</p>
<p>Cem Karaca ölmüş!</p>
<p>Sustum.</p>
<p>Öylece kalakaldım. Yazım sustu. Bilgisayarım sustu. Yapacak hiç bir işim kalmadı.</p>
<p>Gittim yattım. Umarsız bir Hamilton akşamında yatağım sarmaladı beni. Öylece uyuyakaldım.</p>
<p>Sabahleyin, gözümde yaşlarla uyandım. Yolumuz gurbete düşmüştü ve hazin hazin ağlıyordu gönlüm. Araya hasretlik girmişti ve dertli dertli ağlıyordu gönlüm.</p>
<p>Cem Karaca ölmüştü ha!</p>
<p>Oysa geçen gün armağan etmiştim oğluma, onun &#8220;<strong>Oğluma</strong>&#8221; şarkısını. Ölmezden bir hafta önce &#8220;Kanadainfo.com&#8221; da &#8220;<strong>Tamirci çırağı</strong>&#8221; şarkısını anarak yazmıştım bir yazımı.</p>
<p><strong>Kanada</strong>&#8216;da hasretten gebermekteyken, &#8220;<strong>yolumuz gurbete düştü</strong>&#8221; şarkısıyla açmıştım rakımı.</p>
<p>Cem Karaca ölmüştü ha!</p>
<p>&#8220;Ha!&#8221; da bana ondan kalmıştır ha!</p>
<p>&#8220;Cem Karaca ve Kardaşlar&#8221; olarak tanıdım onu ilkin. Hepsi uzun saçlı, bıyıklı, garip giyimli birkaç adam. Televizyon yok. Dergilerden görüyorum.<strong>&#8220;Ses</strong>&#8221; ,<strong>&#8220;Hayat</strong>&#8221; ve &#8220;<strong>Hey</strong>&#8221; dergileri var. Bir de radyo. Transistörlü. Markası <strong>Grundig</strong>.</p>
<p>Radyoyu dinleyebilmek için 1-2 dakika ısınması gerek. &#8220;<strong>Dadaloğlu</strong>&#8221; çalıyorsa, hemen radyo&#8217;ya kulağımı dayardım. Babamın bağırtısına aldırmadan, sesini de sonuna kadar açardım.</p>
<p>Yıl 1972 olsa gerek, Erzincan&#8217;da oturuyoruz. Yaşım henüz 9 -10. Yalvarıyorum babama, &#8220;Cem Karaca gelecek, n&#8217;olur gidelim!&#8221; Oysa ki; hiç sinemaya, tiyatroya, maça bile gitmemişim.</p>
<p>Erzincan Spor Sergi Sarayı hıncahınç doluydu. Bateride <strong>Aleks</strong> (Wiska), bas gitarda <strong>Seyhan Karabay</strong>, (gitarda <strong>Ünol Büyükgönenç</strong> ), Cem Karaca ve Kardaşlar.</p>
<p><strong>&#8220;Ay doooosst! Caanım Heeey!</strong>&#8220;</p>
<p>Heyecandan ve coşkudan, boynumdaki kaşkolumu fırlatmıştım tiribünlerden aşağı.</p>
<h5>* * *</h5>
<p>Soğuk bir kış günü İstanbul&#8217;a taşındık. Babam Sümerbank&#8217;tan palto ve ayakkabı almak için kardeşlerimle beni mağazaya götürdüğünde, &#8220;ben palto değil, parka isterim&#8221; diye yırtınıyordum. Sümerbank&#8217;ta parka yok, koskoca Pendik&#8217;te parka yok.</p>
<p>Babamın dişlerini sıka sıka, benimse keyifle dolaştığım Mahmutpaşa&#8217;da bulabilmiştik ilk parkamı.</p>
<p><strong>&#8220;Her akşam o köşeye asılırdı o parka</strong>&#8221; ve ben &#8220;<strong>Resimdeki Gözyaşları</strong>&#8221; nı çalardım ıslıkla.</p>
<p>Erzincan&#8217;da bir çocukken coşkuyla fırlattığım kaşkolumu, İstanbul Beyoğlu&#8217; da yetişkin bir adam olarak, geri istiyordum Cem Karaca&#8217;dan.</p>
<p>Yıl 1999&#8242;du ve İstiklal Caddesinin dar sokaklarından birinde, bodrum kattaki &#8220;<strong>Meis Bar</strong>&#8221; da söylüyordu şarkılarını.</p>
<p>En öne oturduk. 3 kişiydik, Haldun, ben ve karım. Masalarda <strong>Cahit Berkay</strong>, <strong>Serpil Barlas</strong> ve toplasan 25- 30 kişi.</p>
<p>Ağzını yayarak bir kahkaha attı .&#8221;Kaşkol ha!&#8221; dedi ve devam etti &#8220;Sen bana vermedin ki, zaten atmışsın.&#8221;</p>
<p>Emaneten verseydim, geri alabilecektim sanki.</p>
<p>Annemin ördüğü kaşkolu ona attığımdan beri, 30 yıl geçmişti. &#8220;Döneklik&#8221; tantanalarına rağmen güvenliydi. Bu konuyu ona sorduğumda:</p>
<p><strong>&#8220;Memleketi sevmek döneklikse, döneğim</strong>&#8221; dedi. &#8220;<strong>Neyleyim, dönüşüm Özal&#8217;a denk geldi</strong>.&#8221;</p>
<p>Çocukluğumun kahramanıydı. Kanada&#8217;dan Türkiye&#8217;ye gidebildiğimde röportaj yapmayı düşündüğüm ilk adamdı. Bir de, Beşiktaş&#8217;taki &#8220;Tarihi Bahçe&#8221; de &#8220;Abuzer Karakoç ile Dayanışma Günü&#8221; nde karşılaşmıştık onunla. İzleyiciler arasındaydım, yıl 89 ya da 90 olmalı. &#8220;Yuh!&#8221; larla ve domates yağmuruyla çıkmıştı sahneye, şarkı söyleyemeden dönmüştü gerisin geriye.</p>
<p>77 miydi, yoksa 78 mi ne? Onun yüzünden sağcılardan dayak yedim ben. Pikapımda neden &#8220;1 Mayıs Marşı&#8221; nı çaldım diye.</p>
<p><strong>&#8220;Cem Karaca ha? 1 Mayıs ha? Al sana!</strong>&#8220;</p>
<p>Onu çok sevmiştim. Ağabeyim gibiydi. Uzağı yakın eden adamımdı. Daha da uzaklara gitti.</p>
<p>Bırakın, rahat uyusun.</p>
<p><strong>Ertan Gün</strong> &#8211; 12 Şubat 2004, Hamilton/Kanada</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnsan ve Kurban ]]></title>
<link>http://harcialem.wordpress.com/2009/11/27/insan-ve-kurban/</link>
<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 22:56:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>Suat</dc:creator>
<guid>http://harcialem.wordpress.com/2009/11/27/insan-ve-kurban/</guid>
<description><![CDATA[Aşağıdaki satırlar Aliya İzzetbegoviç&#8217;in “Doğu ve Batı arasında İslam”  adlı muhteşem eserinde]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><em><strong> </strong>Aşağıdaki satırlar Aliya İzzetbegoviç&#8217;in “Doğu ve Batı arasında İslam”  adlı muhteşem eserinden alıntı.  Bir dönem anlamlandırmakta hayli zorlandığım ‘kurban’ hadisesini bana genel anlamda en iyi izah eden satırlar bunlar.  “Yaşamak ne zor şey kalbi olana” der <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ibrahim%20tenekeci" target="_blank">şair.</a> Öyle görünüyor ki, ‘insan’ olmak zor zanaat ve bakışlarımızın en başından beri bir biçimde göğe çevrili olmasının ardında yatan sebep varoluşun anlamıyla çok yakından ilgili. Bu anlamıyla kurban, tıpkı Aliya&#8217;nın dediği gibi  bir hudut taşı, bir geçiş, bir tepki.<br />
</em></p>
<p>[...] Bir tarafta gıda arayan, hayat mücadelesini sürdüren veya birbirine kıyan hayvan sürülerini; öbür tarafta ise ve belki aynı ormanda, acayip yasak ve inançları karşısında şaşıran yahut garip ve anlaşılmayan  oyun, sır ve sembolleriyle uğraşan ilkel insanı görürüz. Bu manzarada birbirinden tamamen ayrı iki yaratık yer almaktadır. [...]<!--more--></p>
<p>Eğer insan tabıatın çocuğu ise, o zaman onun bir anda tabiatın karşısında ve ona karşı tavır alması nasıl mümkün olmuştur? Hayvanî atalarından miras aldığı zekâsını en yüksek dereceye çıkarırsak görürüz ki sadece ihtiyaçları, sayı ve hacim itibarıyla, daha fazla olacaktır. Bunlardan hiçbirisi ne azalacak ne de yok olacak. Bu ihtiyaçların tatmini daha akıllı, daha emin ve daha iyi organize edilmiş olarak gerçekleştirilecek. Lâkin hayatın zevklerine sırt çevirmek, arzulara set çekmek, &#8216;başkalarının selameti&#8217; uğruna fedakâlık yapmak veya umumî olarak fizikî hayatın yoğunluğunu azaltmak fikri hiçbir zaman akla gelmeyecektir. Hayvanın içgüdüleri vardır. Bunlar müesseriyet ve maksada uygunluk prensibinin harikulâde örneğidir. İnsanın ise ahlâkî özellikleri ve umumî faydaya dayanmayan ahlâkı vardır. [...] Ahlakî sınırlamalarla bağımlı olan insan, onunla doğrudan doğruya  rekabette bulunan türlere nazaran kabili kıyas olmayan bir ölçüde yüksek zekâsı sayesinde varlığını koruyabilmiştir. [...]</p>
<p>Genel olarak insanda hiçbir şey yok ki, bu veya şu şekil ve derecede yüksek seviyeli hayvan türlerinde, omurgalılarda bulunmasın. Burada da hareketlilik, şuur, birleşme, zekâ, haberleşme, ihtiyaçların tatmini, bir nevi ekonomi vs. vardır. Bu yönü ile insan apaçık hayvanî dünyaya bağlı bulunmaktadır. Fakat böyle olmakla beraber tarih öncesi insanın hayatında olduğu kadar medenî insanın hayatında da mevcut olan din, büyü, oyunlar, kurban sunmak, tabular, ahlakî yasaklar gibi şeylerin hayvanat aleminde hiçbir sûrette izi bile yoktur. [...]</p>
<p>İçgüdü ile hareket eden ve açık bir gayeye (türün sürdürülebilmesine) yönlendirilen hayvan mantikî ve anlaşılırdır. Bakalım şimdi iptidaî insan ne yapar: <em>&#8220;Daha ava çıkmadan önce avcıların ve çok defa ailelerinin de bir sürü tabu, oruç ve âyinlere tâbi tutulmaları, muayyen danslar icra etmeleri, belirli rüya ve bazı alametlri görmeleri icap ediyordu. Av hayvanları yaklaşınca kültün diğer icaplarına da bakılıyordu. Evde kalan kadınlar da birçok yasaklara tâbi tutuluyorlardı. BU yasakların bir ihlali avın başarısını ve hatta kocaların hayatını bile tehlikeye düşürürdü.&#8221;</em> (Lucien Henri &#8211; Dinin Menşei)</p>
<p>Hayvan için şeyler olduğu gibidir. Halbuki insan kendi hayalî dünyasını hemen kurmuş ve ona hakîki denilen dünyadan daha fazla itimat etmiştir. Hayvan umumiyetle fevkalâde bir avcıdır; vahşî insan da öyle idi ve bu hususta aralarında esas itibarıyla fark yoktur. İptidaî insan yorulmak bilmez bir yaratıcı ve mit, hurafe, oyun ve putlar &#8216;imalatçı&#8217;sı idi. [...]</p>
<p>J Frazer, “Altın Dal” adlı büyük eserinde, gayri kabili izah olan ‘insanları kurban etme’ fikrinin iptidai insanların şuurunda ‘ekin’ fikriyle ayrılmaz bir şekilde birleştiği gerçeğine işaret ediyor. H.G. Wells de bunun hakkında şöyle yazıyor: <em>“Bu hiçbir mantikî tefekkürün izah edemeyeceği, çocukca, hayale, masallara mütemayil iptidaî beynin bir mahsülüdür.  Onbin sene evvel ekin zamanı gelince kurban olarak insanlar sunuluyordu. Bunlar kötü ve tardedilen kişiler değildi. Umumiyetle itibar gören, güzîde bir oğlan ya da kız kurban ediliyordu. İnsanların kurban edilmesi insanın ayak bastığı ve ziraatin ilk basamaklarından geçtiği her yerde tatbik edilmiştir.” </em>Biraz sonra da şöyle diyor:<em> “Sob avcısı (müellif burada paleolitik çağ insanını kasdediyor) şüphesiz acımasız bir avcı, cengâver ve ateşli bir yaratıktı; fakat öldürmeyi daha anlayabileceğimiz sebeplerden yapıyordu. Cilalı taş devri insanı ise konuşma ve karmaşık düşünce seyrinin tesiri altında, teoriye uygun olarak şimdi garip ve inanılmaz görünen düşünceler yüzünden, sevdiklerini öldürüyordu; o da korkudan ve talimata göre.”</em></p>
<p>G. Flauber Salambo’da Kartalcalıların kurban sunma sahnelerini tasvir ediyor ve bunların yağmur âyinleri sırasında Moloh adlı putun kızgın boğazı içine kendi çocuklarını bile attıklarını yazıyor. Böyle manzaraların tesiri altında, insanların hayvan oldukları kanaati hasıl olmuştur ki, çok yanlıştır. Çünkü hayvanlar böyle bir şeyi asla yapmaz. Hayvanların dünyasında hiçbir fenomen yoktur ki böyle anlaşılmaz bir kurban ile mukayese edilebilsin. Paradoks görünebilir, fakat sözünü ettiğimiz hadiseler tipik birer ‘insanî’ hadisedir. Burada, millet ve fertlerin hayvanî insiyakları sebebiyle değil, fakat sonu olmayan yanılmaları neticesi olarak çılgınlık yaptıkları bir dramda insanların bu veya şu şekilde zamanımıza kadar devam edegelen sapma ve ızdırapları mevzubahistir.</p>
<p>Kurban bütün dinlerde vardı. Kurbanın mahiyeti ise izah edilemez ve hatta abes olarak kalmıştır. Kurban öteki düzen öteki dünyaya ait bir gerçektir. İptidaî dinlerde bazen korkunç bir şekil alıyordu. Böyle bir kurban, zoolojik ile insanî çağlar arasında güçlü, somut ve acı bir şekilde açıkca görülen sınır çizgisini ve menfaat, ihtiyaç ve yarar prensibine tamamen zıt bir prensibin ortaya çıkışını gösteriyor.</p>
<p>Kurban, tekamül yolunda insan dünyasının başlangıcını gösteren hudut taşıdır. Zira menfaatin mahiyeti zoolojiktir. Kurban ise insanîdir. Menfaat, siyaset ve siyasî ekonominin temel  mefhumlarından; kurban ise din ve ahlâkın temel mefhumlarından olacaktır.</p>
<p>İptidaîlerin akılsızlığı bazen inanılmaz bir şekil alıyordu. “Geç palaeolotik çağda ve cilalı taş devrinde gelişen garip adetlerden biri de vücudu sakatlamaktı. İnsanlar burun, kulak, parmaklar, dişler vs. kesmek suretiyle kendi kendini sakatlamaya ve bu fiillere türlü türlü hurafeler atfetmeye başladılar” “Böyle bir şeyi hiçbir hayvan yapmaz”  diye, H. G. Wells tespit ediyor.</p>
<p>Burada mukayese için tilkinin tuzaktan kurtulmak üzere ayağını ısırarak koparması fiiline işaret edelim. Bu hareket tamamen aklîdir. İptidaî insanın manasız olarak vücudunu sakatlamak fiili ise hayvanlara tamemen yabancıdır ve hiç bilinmez.</p>
<p>Netice olarak diyebiliriz ki, burada, tekamülün bir anomalisini veya gelişmenin beklenmeyen bir anda inkıtaa uğramasını gösteren bir fenomenle karşı karşıya bulunuyoruz. Öyle görünüyor ki, tekamül birden dönüş yapıyor ve idealist peşin hükümlü hayvanın ortaya çıkması  ilerlemenin devamını doğrudan doğruya tehdit ediyor.</p>
<p>Tekamülün ta zirvesinde bir bakıma tereddütün bir ifadesi olan ve zoolojik hususların, bir anda, insanî hususlardan üstün göründüğü bu fenomeni ben ‘vahşinin kompleksi’ olarak adlandırıyorum. Ne kadar garip görünürse görünsün bu ‘kompleks’  insanî olan ve ileride ortaya çıkacak bütün din, şiir, felsefe ve sanatın kaynağını teşkil eden  yeni mahiyetin bir ifadesidir. Bu fenomen ehemmiyete haizdir. Çünkü, kendine mahsus bir tarzda insan fenomeninin orjinalliğini ve onunla ilgili olan garip paradoksları vurgulamaktadır.</p>
<p>Ortaya konulan gerçekler bizi kolayca, maddi gelişme için hayvanın imkanlarının daha fazla bulunduğu; oysa bakışları göklere doğru yönelmiş ve ahlakî vecibelerle eli kolu bağlı bulunan insanın ezilmesi için bütün şartların mevcut olduğu hükmüne götürebilir. İnsan çağının fecrinde zoolojik hususların insanî husulardan üstün olduğu intibaı, daha sonraki tarihte idealizmin ilerleme adına yokedilmesi için yapılacak çağrıda kendini gösterecektir.</p>
<p>İnsanın hayvanat aleminden ayrı bir hüviyet kazanmasının bu uzak döneminde harici farklar (dik yürümek, elin gelişmiş durumu, konuşma ve zekâ) çok uzun zaman gayet önemsizdi ve göze çarpmazdı. Aynı zamanda hem maymuna hem de insana benzeyen bir yaratık bir ağacın meyvasını koparmak maksadıyla bir sopa sayesinde kolunu uzattığı veya benzerlerine bir yeniliği bildirmek üzere bazı sesler çıkardığı zaman, onun insan mı hayvan mı olduğu belli değildi. Halbuki, bir kültün veya bir yasağın mevcudiyeti bu husta her zaman herhangi bir şüpheyi bertaraf edecektir. İnsan ile hayvan arasındaki kesin fark, buna göre fizikî ya da zekaî değil, herşeyden evvel manevîdir ve az çok olan dinî, ahlâkî ve estetik şuurun varlığında kendini gösterir.</p>
<p>Bu açıdan bakarsak insanın ortaya çıkmasında, kat&#8217;i tarihler ilmin öngördüğü gibi, dik yürümek, elin gelişmiş olması, ses çıkarılması sayesinde konuşmak değil; ilk kültün, ilk resmin, yasağın zuhur etmesidir. Onbeşbin sene evvel çiçeklere veya hayvan profillerine zevkle bakan ve sonra mağaranın duvarlarına resimlerini çizen vahşî insan hakikî insana, kendi fizikî ihtiyaçlarının temini için yaşayan ve hergün yeni ihtiyaçlar icad eden çağdaş epikürist insandan veya acayip beton yapılarda başkalarından tecrid edilmiş vaziyette ve temel estetik hadiselerden ve hissiyattan yoksun olarak oturan modern büyük şehrin alalâde sakininden daha yakın (hayvandan daha uzak)dı. [...]</p>
<p>İlkel insanın aklını uğraştıran bir başka evrensel husus da pis, lanetli şeylerin mevcut olduğu düşüncesidir. Böylece iptidaî hayatın ayrı ayrı bölümleriyle ilgili olarak bir sürü yasaklar meydana çıkmıştır. [...] Demek ki insan, tabiatın bir çocuğu gibi hareket etmeyip tabiatın içinde bir yabancı gibi hareket etmiştir. Onun temel hissi korkudur, ama bütün hayvanların hissettiği biyolojik korku değil. Bu korku manevî, kozmik ve ezelîdir ve varlığın sır ve muammaları ile ilgilidir. Heidegger onu &#8220;insan varlığının ezelî ve zaman dışı kaderi&#8221; olarak telakki ediyor. İçinde merak, hayret, hayranlık, memnuniyetsizlik -belki tüm sanat ve kültürümüzün esasında yatan hissiyat- meczedilmiş bulunan bir korku.</p>
<p>Yasakların ortaya çıkması ve &#8220;pis&#8221; ile &#8220;yüce&#8221;, &#8220;lanetli&#8221; ile &#8220;mukaddes&#8221; mefhumlarının asıl manası, ancak iptidai insanın dünya ile olan münaebeti ve benzeri tutumlarla izah edilebilir. Çünkü eğer biz bu dünyanın çocukları isek; o zaman onun içinde bizim için hiçbir şey ne mukaddes ne de pis olamaz. Böyle mefhumlar dünyanın tabiatına aykırıdır. Sanat ve din sayesinde ifade etmekte olduğumuz haricî dünyaya uygun olmayan bu reaksiyonumuz, ilmin insan vizyonunun inkarı mahiyetindedir. İptidaî insan dünya ile karşılaşmasında niçin her yerde ve her zaman dinle cevap vermiştir? Niçin her yerde her yere onun vasıtası ile korkusunu, sıkıntısını, sûkutu hayalini ifade etmiştir? Niçin &#8216;kurtuluş&#8217; aramıştır ve bu arayışla acaba hangi şeyden kurtulmak istemiştir? İnsanın sözkonusu olan bu tarafı, iyi ve kötü arasında bu gerilme, kayboluş hissi, menfaat ile vicdan, iyi ile kötü, varlığın manası ile manasızlığı hakkında daimi müşküller, insanın tedavi edilemez sûrette &#8220;bulaştırıldığı&#8221; ahlâk buyruğu, bütün bunlar aklî izahtan uzaktır. İnsanın, bir parçası bulunduğu dünyaya, Darwinci görüşe göre reksiyon göstermediği aşikardır.</p>
<p>En gelişmiş hayvan tipinde bile buna benzer bir mefhumdan veya başka türlü bir müşküle veya sınırlandırmaya işaret eden hiçbir şey yoktur. Bu iptidaî idealizm, yasak, lanetli, tabu, sır mefhumlarıyla, istisnasız her yerde iptidaî insan şuurunun ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıkar. İnsan nerede zuhur ettiyse, onunla beraber din ve sanat da zuhur etmiştir. [..]</p>
<p>&#8212;</p>
<p><strong><em>Aliya İzzetbegoviç &#8211; Doğu ve Batı arasında İslam &#8211; Nehir Yay. S 39-49 </em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Batıyı gösteren pusula: Reklam]]></title>
<link>http://izolegercek.net/2009/11/26/batiyi-gosteren-pusula-reklam/</link>
<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 20:45:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>Erhan Sanbay</dc:creator>
<guid>http://izolegercek.net/2009/11/26/batiyi-gosteren-pusula-reklam/</guid>
<description><![CDATA[Bildiğimiz gibi, pusula eski zamanlarda ve kısmen bugün kuzey yönünü göstererek yönümüzü bulmamızı s]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bildiğimiz gibi, pusula eski zamanlarda ve kısmen bugün kuzey yönünü göstererek yönümüzü bulmamızı sağlayan bir gereçtir. Bir pusulada eğer kuzey yönünü görüyorsak ona güveniriz ve sorgusuz olarak yönümüzü ona göre belirleriz. Örneğin, karanlık bir gecede bir ormanda ilerliyorsak, aç isek, güvenli bir yer arıyorsak, kuzey yıldızı gözükmüyorsa ve pusulamızdan başka herhangi bir yön bulucu gerecimiz de yok ise, şüphesizdir ki ondan başka bir rehberimiz yoktur. Vikipedi pusulayı aşağıdaki gibi açıklıyor:</p>
<p><span style="color:#333333;">“Yeryüzü; bir ucu kuzeyde, diğer ucu güneyde olan büyük bir mıknatıs gibidir. Dünyanın manyetikliği, pusula iğnesinin manyetik olan kuzeye doğru dönmesine neden olur.”</span></p>
<p>Gördüğümüz gibi, pusulanın işlev görebilmesi için güçlü bir mıknatısın olması gerekiyor ki, pusula o güçlü mıknatısın kutubuna ne kadar uzakta olursa olsun, iğnesiyle o kutuba doğru yönelebilsin. Vikipedi mıknatısı ise şöyle tanımlıyor:</p>
<p><span style="color:#333333;">“Mıknatıs, manyetik alan üreten nesne veya malzemedir. Demir, nikel, kobalt gibi bazı metalleri çeker, bakır ve alüminyum gibi bazı metallere ve metal olmayan malzemelere etki etmez.”</span></p>
<p>Buradan da görüldüğü üzere, pusulanın iğnesi her malzemeden olamıyor ve manyetik alan üreten güçlü bir mıknatıs olan dünyanın kutupları tarafından çekilebilmesi için malzemesi özel olarak seçiliyor.</p>
<p>Bir tarafımızda manyetik alan üreten “güçlü bir mıknatıs”, yani dünya, diğer tarafımızda “iğnesi özel olarak seçilen bir pusula”…</p>
<p>Ve bu özel iğnenin bulunduğu pusula hangi yönü gösteriyorsa o yöne ilerliyoruz, yani güçlü mıknatısa…</p>
<p>Pusula olmasa güçlü mıknatısa doğru ilerleyebilir miyiz?</p>
<p>Güçlü mıknatıs olmasa pusulanın bir anlamı olur mu?</p>
<p>Pusula olmasa, güçlü bir mıknatıstan da haberimiz olmayacak, yolumuzu bulmak için deneme yanılma yapacağız, bu deneme yanılmalarda karşımıza çıkan süje, obje ve olayları düşüneceğiz, sorgulayacağız, kararımızı kendimiz vereceğiz ve pusulanın etkisi altında karar almayacağız…</p>
<p>Güçlü bir mıknatıs olmasa, muhtemelen elimizdeki pusulanın ne işe yaradığını öğrenmek için çaba göstereceğiz, ama bir neden bulamayacağız ve onu kullanmayacağız…</p>
<p>Başlığımızı hatırlıyorsunuzdur veya hatırlamıyorsanız okuduktan sonra yazının buraya kadarını tekrar inceleyebilirsiniz, özellikle son iki paragrafı…</p>
<p>Batı ve reklam demiştik, yani güçlü mıknatıs ve pusula, iğnesi özel seçilen bir pusula…</p>
<p>Şimdilerde o özel seçilen iğneye yaratıcılık diyorlar, yani reklamda yaratıcılık…</p>
<p>Evet, yazının son bölümünde bunlara daha açık bir şekilde değineceğiz, şimdi isterseniz biraz batı ve reklamdan bahsedelim.</p>
<p>Reklamcılık eski çağlardan bu yana bilinen bir yöntem, ama tabiki o zamanlardan modern reklamcılık çağına kadar olan periyotta reklamlar daha masum bir konumdalar, etkileme ve iknanın asgari olduğu tanıtım amaçlı yapılan duvar resimleri gibi. Modern reklamcılık ise 18. yüzyılda Fransa’da başlıyor, fakat gerçek anlamda modern reklamcılık 19. ve 20. yüzyılda basının, radyonun ve televizyonun önderi olan A.B.D.’de ortaya çıkarılıyor. Özellikle A.B.D.’de 2. dünya savaşı sonrası öne sürülen reklamcılık yöntem ve konseptleri etkilerini halen günümüzde de hissettiriyor. Bir kitapçıya gitseniz, reklamcılık hakkında çoğunlukla A.B.D.’li eski ve yeni gurulaşmış yazarların kitaplarıyla karşılaşırsınız. Batı reklamcılığını tabiki diğer disiplinlerden bağımsız bir disiplin olarak alamıyoruz ve bildiğimiz gibi batı reklamcılığı liberal ekonominin bir çıktısı konumunda. Baskın liberal ve kapitalist ekonomi anlayışıyla en modern halini alan 21. yüzyıl reklamcılığı artık ne yazık ki Mısırlılar’ın veya Araplar’ın mağara duvarlarına çizdiği resimler saflığında değil, fakat iki devrenin tek ortak yönü sanat kaygılarının olması. Zaten günümüzde birçok genci reklamcılığa çeken en önemli etken de bu. Özellikle 21. yüzyılda sanatta, bilimde ve edebiyattaki yaratıcılığın yanında reklamcılıktaki yaratıcılık olgusuyla karşı karşıyayız. Sağ beyinin yapısına göre, geçmişten bu yana yaratıcı insanların önemli bir kısmının mantıktan daha çok duyguya önem verdiklerini bilmekteyiz. Bu bağlamda, reklamcılıkta yaratıcılıklarını kullanan genç yıldızların duygu yerine para mantığına yani kapitalist ekonomiye çalışmaları gerçekten düşündürücü bir durum.</p>
<p>Yine de onlara da hak vermek gerekiyor. Çetin hayat mücadelesinde bir sanatçı, bilimadamı, yazar veya şair olmaktansa büyük şirketlerin dışında, paranın daha az konuşulduğu reklam ajanslarında çalışıp, aynı zamanda diğer yaratıcı insanlara göre daha iyi bir gelir temin edip, yaratıcılıklarını kullanmak onlar için daha cazip olsa gerek. Burada diğer yaratıcı insanlardan daha fazla kazanmak dedik, çünkü bildiğimiz gibi medyada gördüğümüz çok kazanan yaratıcı insanlar esasında o camiaların azınlıklarını oluşturmaktalar.</p>
<p>Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, 21. yüzyıl reklamcılığı reklamcılığın konvensiyonel saflığını kaybetmiş durumda. Liberal ekonominin getirdiği rekabet kültürü bunun en büyük sebeplerinden biri ve rekabet kültürü de kurumsal hırsı ateşlemekte, böylelikle şunu diyebiliriz ki, hırs nasıl bir duyguysa, 21. yüzyıl, yani günümüz reklamcılığı da aynı nitelikteki bir konumda bulunuyor. Yazının başında bahsedilen güçlü mıknatıs / pusula benzetmesini hatırlarsınız. Batı ve reklama benzetilen güçlü mıknatıs ve pusula örneğinde, bizlerin pusulanın bize verdiği her veriyi izlediğimizden bahsetmiştik. Evet, günümüzdeki reklamcılık pusulası, hırslı doğasıyla birlikte ve kapitalist ekonominin en önemli lokomotiflerinden biri olarak bu ekonomiyi, yani bu ekonominin içinde olan bizleri şekillendirmekte ve bizi arkasından izlettirmektedir. Bu şekillendirme ise doğasındaki negatif bir duygu olan hırs ile yine negatif yönde olmaktadır. Bu bir bakıma girdi-çıktı prensipi gibidir. Girdide yani reklamverende bir negatiflik, yani hırs var ise çıktıda, yani toplum ve ekonomide pozitif bir şey bekleyemiyoruz. İsterseniz, 21. yüzyıl reklamcılığının bu yazıya sığmayacak kadar olan yan etkilerini başka bir yazıya erteleyerek, güçlü mıknatıs / pusula ve batı / reklam benzerliğine merceğimizi biraz daha yakınlaştıralım.</p>
<p>Pusula, güçlü mıknatıs olan dünyanın kaynaklarından üretilmiş olduğu gibi, bildiğimiz ve tarihini de açıkladığımız gibi modern reklamcılık konsepti de batının kaynaklarından üretilmiştir. Benzerliğin diğer bir yönü de, pusula her zaman güçlü mıknatıs olan dünyanın kuzey kutubunu gösterdiği gibi, reklam da her zaman batı trendlerini göstermekte, onları izlemektedir. Başka bir yön ise, pusulanın tek doğru yönü kuzey gibi, reklamın gösterdiği yön olan batı da sanki alternatifsiz tek doğru yön imajını vermektedir. Derin bilinçaltı çalışması içeren modern reklamcılık yarattığı renkli ve nefse cazip gelen dünyasıyla zihnimizde modern reklamcılık dışında başka bir alternatif bırakmamaktadır, bu da pusulanın bize kuzeyi gösterdiğinde bizim kafamızda başka bir rehber bulunmamasına çok benzemektedir. Sonuçta, pusula kuzeyi gösterir, reklam da batıyı, biz de sürükleniriz o yolda.</p>
<p>Tabiki, burada reklamın batıyı göstermesini biraz açmak gerekiyor. Reklamın birincil olarak gösterdiği yön, tüketim kültürüdür. Tüketim kültürünün kaynağı ise rekabet kültürü yani şirketlerin mal veya hizmet satımında bulundukları rekabet ortamı ve bileşenleridir. Bu rekabet kültürü ise tüketimi teşvik etmektedir. Rekabet kültürü de bildiğimiz gibi liberal ekonominin önemli bir çıktısıdır. Liberal ekonomi ise İngiltere’de doğmuş, A.B.D.’de olgunlaşmıştır, burası da batıdır, global liberal ekonominin yolunu çizen batı, reklamın alternatifsiz tek doğru olarak bilinçaltımıza sattığı batı, yani pusulanın tek doğrusu kuzey gibi…</p>
<p>Bu aşamada, güçlü mıknatıs / pusula ve batı / reklam benzerliği için yazımızın başından bir alıntı yapıp, düşünmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Pusula olmasa güçlü mıknatısa doğru ilerleyebilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>Güçlü mıknatıs olmasa pusulanın bir anlamı olur mu?</strong></p>
<p><strong>Pusula olmasa, güçlü bir mıknatıstan da haberimiz olmayacak, yolumuzu bulmak için deneme yanılma yapacağız, bu deneme yanılmalarda karşımıza çıkan süje, obje ve olayları düşüneceğiz, sorgulayacağız, kararımızı kendimiz vereceğiz ve pusulanın etkisi altında karar almayacağız…</strong></p>
<p><strong>Güçlü mıknatıs olmasa, muhtemelen elimizdeki pusulanın ne işe yaradığını öğrenmek için çaba göstereceğiz, ama bir neden bulamayacağız ve onu kullanmayacağız…</strong></p>
<p>Bir televizyon reklamında yerli bir markanın reklamını görseniz ve o reklamdan dolayı hipnotize bir şekilde mağazaya gidip o yerli ürünü alsanız bile, üzücüdür ki, bu Yerli Malı Haftası anlayışı içinde olmayacaktır, çünkü yine tükettirdi size o reklam, zafer onun. Bir insanın bir mala veya hizmete ihtiyacı olduğunda alışveriş etmesi başka birşey, izinli veya izinsiz reklam taaruzuna uğrayıp her türlü şirin konseptler maskesiyle bilinçaltının ele geçirilmesi ve dolaylı olarak tüketime zorlanması bambaşka bir şey.</p>
<p>Tabiki tükettirmek işin tüketiciyle ilgili bölümü, global makro başarı için lokal mikro başarı ilk adımdır hep batı için, adım adım…</p>
<p><strong>Batının reklamla mikro başarı için bilinçaltlarımızda kurdurttuğu villaların ve yaşadığı toprakların farkında mısınız?</strong></p>
<p>Batıyı gösteren pusula olan reklam bunu yalanlayacaktır ve bize şirince gülümseyecektir, nefsimiz sever bu gülümsemeleri…</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Esra Ceyhan Türbanlı Görüntüleri]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/26/esra-ceyhan-turbanli-goruntuleri/</link>
<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 18:22:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/26/esra-ceyhan-turbanli-goruntuleri/</guid>
<description><![CDATA[Ünlü televizyon sunucusu Esra Ceyhan TRT 1&#8242;de yayınlanan programında türban taktı. Esra Ceyhan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Ünlü televizyon sunucusu Esra Ceyhan TRT 1&#8242;de yayınlanan programında türban taktı.</p>
<p>Esra Ceyhan, bugün TRT 1 ekranlarından canlı olarak yayınlanan &#34;Esra Ceyhan&#8217;la Hayat&#34; programını Şakirin Camii&#8217;nden gerçekleştirdi.</p>
<p>Programa İstanbul Müftüsü Prof. Dr Mustafa Çağrıcı da katıldı. Programın sonunda &#34;Dünyaca Ünlü Mevlüthan&#34; olarak tanınan Mevlüthan Sami Özer de Şakirin Camii&#8217;nde ilahi okudu.<br />
<img alt="http://www.haberform.com/images/news/30429.jpg" src="http://www.haberform.com/images/news/30429.jpg" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Erdoğanın Bahçeliye Küfür Etmesi İzle]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/26/erdoganin-bahceliye-kufur-etmesi-izle/</link>
<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 18:20:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/26/erdoganin-bahceliye-kufur-etmesi-izle/</guid>
<description><![CDATA[Erdoğan, Bahçeli&#8217;ye Mırıldanarak Küfür Etti! MHP Genel Sekreteri, Ankara Milletvekili Cihan Pa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Erdoğan, Bahçeli&#8217;ye Mırıldanarak Küfür Etti!</p>
<p>MHP Genel Sekreteri, Ankara Milletvekili Cihan Paçacı, 13 Kasım&#8217;da mecliste gerçekleştirilen Demokratik açılım tartışmalarında, kürsüde yer alan Bahçeli&#8217;yi dinleyen, Başbakan&#8217;ın resmen Genel Başkana küfür ettiğini söyledi.</p>
<p>Mırıldanma görüntülerinin, dudak okuma uzmanları tarafından küfür olarak açıklanmasına değinerek, &#8221;Bahçeli konuşma yaptığı zaman, çocuklarınızı ekrandan uzak tutun diyenler, Başbakan konuşma yaptığı zaman büyükleri de düşünsünler. Başbakan resmen ağza alınmayacak şekilde, oturduğu yerden, Sayın Bahçeli için konuşmuştur&#8221;dedi.</p>
<p>MHP genel Sekreteri, Bahçeli için söylenenlerin, televizyonlardan açıklandığında RTÜK engeline takılacak kadar kötü sözler olduğunun altını çizdi. Hüseyin Çelik&#8217;in, Genel Başkan Bahçeli için<br />
söylediklerinin hiçbir önemi olmadığını da belirten Cihan Paçacı, &#8221;Başbakanın konuşma ve üslup şekli ortada, isterlerse görüntüleri kendileri de uzmanlara okutabilirler. Zaten iktidarın, 7 yıldır ne dediğini kendi kulakları duyuyor mu acaba&#8221; karşılığında bulundu.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Manchester United Beşiktaş Maçı Tellonun Gölünü İzle]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/manchester-united-besiktas-maci-tellonun-golunu-izle/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 21:43:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/manchester-united-besiktas-maci-tellonun-golunu-izle/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/0X2WqWc7OvU&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/0X2WqWc7OvU&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cesedi Kesmeden Otopsi Nasıl Yapılıyor]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/cesedi-kesmeden-otopsi-nasil-yapiliyor/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 18:55:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/cesedi-kesmeden-otopsi-nasil-yapiliyor/</guid>
<description><![CDATA[İsviçreli doktorlar, ölüm sebebini yüzde 80&#8242;e kadar belirleyebilen, aralarında optik 3D tarayı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img alt="http://www.gazeteport.com.tr/stellent/groups/public/documents/site_studio_images/gp_588935.jpg" src="http://www.gazeteport.com.tr/stellent/groups/public/documents/site_studio_images/gp_588935.jpg" /></p>
<p>İsviçreli doktorlar, ölüm sebebini yüzde 80&#8242;e kadar belirleyebilen, aralarında optik 3D tarayıcısının bulunduğu aletler sayesinde cesedi açmadan yılda yaklaşık 100 otopsi yapabiliyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Manchester Beşiktaş Maçının Geniş Özeti]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/manchester-besiktas-macinin-genis-ozeti/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 18:52:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/manchester-besiktas-macinin-genis-ozeti/</guid>
<description><![CDATA[MAÇTAN NOTLAR - &quot;Yapılan son idmanda sakatlanan İbrahim Toraman bu akşam kadroda yok&quot; - Ma]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>MAÇTAN NOTLAR</p>
<p>- &#34;Yapılan son idmanda sakatlanan İbrahim Toraman bu akşam kadroda yok&#34;</p>
<p>- Maç öncesinde Kenan Öner, Mario Berk, Hakan Aksoy, UEFA yetkilileri ve Manchester United teknik ekibi karşılaşma öncesi yemekte bir araya geldiler. Yemeğe Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören katılmadı.</p>
<p>- Tuncay Şanlı ve Tugay Kerimoğlu, Radisson Otel&#8217;de başkan Yıldırım Demirören ile buluştu.</p>
<p>- İngiltere&#8217;de kapalı ve yağmurlu bir hava var.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[En Güzel Kurban Bayramı Mesajları]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/en-guzel-kurban-bayrami-mesajlari/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 16:09:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/en-guzel-kurban-bayrami-mesajlari/</guid>
<description><![CDATA[En Güzel Kurban Bayramı Mesajları listemiz hazırlanıyor. bekleyin.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>En Güzel Kurban Bayramı Mesajları</p>
<p>listemiz hazırlanıyor. bekleyin.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Vodafonun Yeni Kamu Tarifesi]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/vodafonun-yeni-kamu-tarifesi/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 11:04:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/vodafonun-yeni-kamu-tarifesi/</guid>
<description><![CDATA[Vodafone&#8217;dan yapılan açıklamada, &#8221;Cep Kamu Tarifesi&#8221; ile kamu çalışanlarının, hem ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Vodafone&#8217;dan yapılan açıklamada, &#8221;Cep Kamu Tarifesi&#8221; ile kamu çalışanlarının, hem Cep Kamu&#8217;lu, hem de diğer operatörlerdeki sevdikleriyle en uygun konuşma fırsatını yakaladığı, artık doktorun öğretmenle, öğretmenin polisle, polisin hemşireyle dakika sıkıntısı çekmeden rahatça konuşabildiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, kendi adlarına 4 hat daha alan ve 5 farklı kişiye referans olan Vodafone&#8217;lu kamu çalışanlarının, sevdikleri 9 kişiyi daha bu tarifeye dahil edebildiği, böylece sadece kamuda çalışanlar değil, onların yakınlarının da her yöne &#8221;en avantajlı&#8221; şekilde konuşma fırsatından yararlanabildiği kaydedildi.</p>
<p>Vodafone Cep Kamu Tarifesi ile kamu çalışanlarının hiçbir ek ücret ödemeden Cep Kamu içi ücretsiz konuşma şansına kavuştuğu ve seçtikleri pakete dahil olan dakika kadar, her yöne ücretsiz konuşma hakkı elde ettiği ifade edilen açıklamada, ayrıca, numarasını Vodafone&#8217;a taşıyan tüm kamu çalışanlarının seçtiği pakette sunulan ve her yöne kullanabilecekleri dakikaları Vodafone&#8217;un ikiye katladığı, ilave dakikaların bütünüyle Vodafone&#8217;un hediyesi olduğu bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, numarasını Vodafone Cep Kamu Tarifesi&#8217;ne taşıyanların dilerlerse 3G&#8217;li Samsung C5510 cep telefonuna 18 ay taksitle ve özel fiyatla sahip olabildikleri vurgulandı.</p>
<p><strong>Açıklamaya göre, Vodafone Türkiye&#8217;nin Cep Kamu tarifesi şöyle:</strong></p>
<p>&#8221;20 TL Kamu içi ücretsiz Her yöne 120 dakika/Numara taşıma ile 6 ay 240 dakika. 30 TL Kamu içi ücretsiz Her yöne 300 dakika/Numara taşıma ile 6 ay 600 dakika. 40 TL Kamu içi ücretsiz Her yöne 600 dakika/Numara taşıma ile 6 ay 1200 dakika.&#8221;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bayram Namazları Saatlerini Öğren]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/bayram-namazlari-saatlerini-ogren/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 08:31:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/25/bayram-namazlari-saatlerini-ogren/</guid>
<description><![CDATA[27 Kasım&#8217;da başlayacak olan Kurban Bayramı için bayram namazı saatleri belli oldu&#8230; Bayra]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>27 Kasım&#8217;da başlayacak olan Kurban Bayramı için bayram namazı saatleri belli oldu&#8230;<br />
Bayram namazı Ankara&#8217;da 07.31, İstanbul&#8217;da 07.50&#8242;de, İzmir&#8217;de 07.49, Hakkari&#8217;de 06.40, Edirne&#8217;de 08.02&#8242;de kılınacak.</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığından alınan bilgiye göre, illere göre bayram namazı saatleri şöyle:</p>
<p>&#8221;Adana: 07.12,<br />
Adıyaman: 07.02,<br />
Afyonkarahisar: 07.36,<br />
Ağrı: 06.49, Aksaray: 07.21,<br />
Amasya: 07.21,<br />
Ankara: 07.31,<br />
Antalya: 07.30,<br />
Ardahan: 06.56,<br />
Artvin: 06.59,<br />
Aydın: 07.44,<br />
Balıkesir: 07.50,<br />
Bartın: 07.39,<br />
Batman: 06.51,<br />
Bayburt: 07.02,<br />
Bilecik: 07.43,<br />
Bingöl: 06.57,<br />
Bitlis: 06.49, Bolu: 07.39,<br />
Burdur: 07.34,<br />
Bursa: 07.47,<br />
Çanakkale: 07.57,<br />
Çankırı: 07.30,<br />
Çorum: 07.24,<br />
Denizli: 07.39, Diyarbakır: 06.55,<br />
Düzce: 07.41,<br />
Edirne: 08.02,<br />
Elazığ: 07.01,<br />
Erzincan: 07.04,<br />
Erzurum: 06.57,<br />
Eskişehir: 07.40, Gaziantep: 07.04,<br />
Giresun: 07.12,<br />
Gümüşhane: 07.06,<br />
Hakkari: 06.40,<br />
Hatay: 07.06,<br />
Iğdır, 06.46,<br />
Isparta: 07.33, İstanbul: 07.50,<br />
İzmir: 07.49,<br />
Kahramanmaraş: 07.07,<br />
Karabük: 07.36,<br />
Karaman: 07.21,<br />
Kars: 06.52,<br />
Kastamonu: 07.32,<br />
Kayseri: 07.16,<br />
Kilis: 07.04,<br />
Kırıkkale: 07.28,<br />
Kırklareli: 08.00,<br />
Kırşehir: 07.23,<br />
Kocaeli: 07.45,<br />
Konya: 07.25, Kütahya: 07.41,<br />
Malatya: 07.04,<br />
Manisa: 07.48,<br />
Mardin: 06.51,<br />
Mersin: 07.14,<br />
Muğla: 07.40,<br />
Muş: 06.52,<br />
Nevşehir: 07.19,<br />
Niğde: 07.17,<br />
Ordu: 07.14,<br />
Osmaniye: 07.08,<br />
Rize: 07.04,<br />
Sakarya: 07.44,<br />
Samsun: 07.22,<br />
Siirt: 06.48, Sinop: 07.29,<br />
Sivas: 07.14,<br />
Şanlıurfa: 06.58,<br />
Şırnak: 06.45,<br />
Tekirdağ: 07.56,<br />
Tokat: 07.17,<br />
Trabzon: 07.07,<br />
Tunceli: 07.01,<br />
Uşak: 07.40,<br />
Van: 06.44,<br />
Yalova: 07.48,<br />
Yozgat: 07.23,<br />
Zonguldak: 07.40&#8221;</p>
<p>KKTC&#8217;nin başkenti Lefkoşa&#8217;da bayram namazı saat 07.14&#8242;de kılınacak.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KOYUN OLMAYIN !! SÜRÜ HİÇÇÇÇ OLMAYIN!!!]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/25/koyun-olmayin-suru-hicccc-olmayin/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 07:54:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/11/25/koyun-olmayin-suru-hicccc-olmayin/</guid>
<description><![CDATA[    Bu şirin fotoğrafı gördükten sonra iyi düşünün bence. Dün  kurbanlık koyunları gördüğümde  aklım]]></description>
<content:encoded><![CDATA[    Bu şirin fotoğrafı gördükten sonra iyi düşünün bence. Dün  kurbanlık koyunları gördüğümde  aklım]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ergenekonda Tahliye Edilenlerin İsimleri]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/24/ergenekonda-tahliye-edilenlerin-isimleri/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 22:32:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/24/ergenekonda-tahliye-edilenlerin-isimleri/</guid>
<description><![CDATA[İkinci &#8221;Ergenekon&#8221; davasının tutuklu sanıklarından Onur Özdemir, İlhan Bulayır, Murat Ek]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>İkinci &#8221;Ergenekon&#8221; davasının tutuklu sanıklarından Onur Özdemir, İlhan Bulayır, Murat Eke, Kemalletin Balcı ve Bülent Güngördü&#8217;nün tahliyesine karar verildi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gülse Birsel Domuz Gribi Oldu]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/24/gulse-birsel-domuz-gribi-oldu/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 21:18:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/24/gulse-birsel-domuz-gribi-oldu/</guid>
<description><![CDATA[Önceki gece &quot;7 Kocalı Hürmüz&quot; filminin İzmir&#8216;deki galasına katılmayı planlayan ancak]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Önceki gece &#34;7 Kocalı Hürmüz&#34; filminin <a href="http://www.haberform.com/arama/izmir-97.html" title="İzmir Haberleri">İzmir</a>&#8216;deki galasına katılmayı planlayan ancak rahatsızlığı nedeniyle planları iptal olan Birsel, ilk iş olarak business class uçak biletini ve Mövenpick <a href="http://www.haberform.com/arama/izmir-97.html" title="İzmir Haberleri">İzmir</a>&#8216;deki odasının rezervasyonunu iptal ettirmiş.</p>
<p>Gülse Hanım, gerekçe olarak domuz gribine yakalandığını, bu yüzden evden hiçbir yere çıkamadığını söylemiş.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaprak Dökümünde Bu Hafta Neler Olacak]]></title>
<link>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/24/yaprak-dokumunde-bu-hafta-neler-olacak/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 20:26:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>gunncelhaber</dc:creator>
<guid>http://gunncelhaber.wordpress.com/2009/11/24/yaprak-dokumunde-bu-hafta-neler-olacak/</guid>
<description><![CDATA[Necla yeni hayatına tutunmaya çalışırken, Aydınoğlu Ailesi&#8217;yle olan mücadelesi de devam eder. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Necla yeni hayatına tutunmaya çalışırken, Aydınoğlu Ailesi&#8217;yle olan mücadelesi de devam eder. Cem&#8217;in işlerini devam ettirmek için sürdürdüğü mücadele, her seferinde bir engelle daha da zorlaştırılır.</p>
<p>Oğuz ve Leyla ilişkilerine kaldıkları yerden devam ederken, Hayriye Hanım bu durumu fark eder ve kuşkularının peşinden gider. Kuşkuları, onu gerçekle yüzleştirir. Necla hayatındaki fırtınalara karşı direncini korumaya çalışırken, çok uzaklarda onu bekleyen bir fırtınaya doğru ilk büyük adımını atacaktır. Cem&#8217;in emaneti olan proje onun hayatında da yeni bir dönemi başlatacak kişilerle karşılaşmasını sağlar.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
