<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>iskence &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/iskence/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "iskence"</description>
	<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 21:37:16 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Somalili korsanlardan Hollywood işi işkence]]></title>
<link>http://turklercildirmisolmali.wordpress.com/2009/11/22/somalili-korsanlardan-hollywood-isi-iskence/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 01:26:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>turklercildirmisolmali</dc:creator>
<guid>http://turklercildirmisolmali.wordpress.com/2009/11/22/somalili-korsanlardan-hollywood-isi-iskence/</guid>
<description><![CDATA[http://www.aksam.com.tr/2009/10/20/haber/magazin/2183/somalili_korsanlardan_hollywood_isi_iskence.ht]]></description>
<content:encoded><![CDATA[http://www.aksam.com.tr/2009/10/20/haber/magazin/2183/somalili_korsanlardan_hollywood_isi_iskence.ht]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İşte Demokratik a&ccedil;ılım&rsquo;ın yol haritası]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/15/iste-demokratik-ailimin-yol-haritasi/</link>
<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 22:26:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/15/iste-demokratik-ailimin-yol-haritasi/</guid>
<description><![CDATA[Tarihi günlerinden birini yaşayan TBMM&#8217;de, Demokratik Açılım&#8217;ın yol haritası açıklandı. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Tarihi günlerinden birini yaşayan TBMM&#8217;de, Demokratik Açılım&#8217;ın yol haritası açıklandı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay &#34;yapılacaklar&#34; listesinde kısa, orta ve uzun vadedeki planları başlıklar halinde anlattı.</strong>     </p>
<p><embed src='http://widgets.vodpod.com/w/video_embed/Groupvideo.3917618' type='application/x-shockwave-flash' AllowScriptAccess='always' pluginspage='http://www.macromedia.com/go/getflashplayer' wmode='transparent' flashvars='' /></p>
<p>&#160;</p>
<h1><b>YOL KONTROLLERİ AZALTILACAK</b></h1>
<p>Kısa vadede yapılacaklar listesinin başında genellikle yasal düzenleme gerektirmeyen çözümler var. Bölge insanının yaşantısını ve bölgede seyahatleri zorlaştıran yol kontrolleri azaltılacak. Yaylalara çıkışla ilgili yasaklar da kaldırılacak.</p>
<p> <!--more--><br />
<h1><b>GÜNLÜK DİLDE ANADİL KULLANILACAK</b></h1>
<p>Vatandaşların günlük yaşamlarında kullandıkları anadillerine yönelik engeller kaldırılacak. Cezaevlerindeki açık görüşlerde anadil kullanılabilecek. Bu uygulama fiili olarak hayata geçirildi.    </p>
<h1><b>KÜRTÇE ÖZEL TV YAYINI</b></h1>
<p>Özel televizyonlara 24 saat farklı dillerde yayın izni veriliyor. RTÜK geçen hafta bu konuyla ilgili kararı aldı. Böylelikle kürtçe yayına imkan sağlanmış oldu.     </p>
<h1><b>AYRIMCILIK YAPANLAR HESAP VERECEK</b></h1>
<p>Orta vadede yapılacaklar listesinde yer alan başlıklar meseleye daha etkili çözümler getiriyor. Bir çok ülkede varolan &#34;Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu&#34; kurulacak. Komisyon, kamu ve özel sektörde ortaya çıkacak her türlü ayrımcılığı etkili bir şekilde denetleyecek.    </p>
<h1><b>İKİ KURUMUN TASARISI MECLİS&#8217;E GELİYOR</b></h1>
<p>Başbakanlık&#8217;a bağlı İnsan Hakları Başkanlığı, bağımsız ve sivil bir İnsan Hakları Kurumu&#8217;na dönüştürülecek. Bu iki kurum ile ilgili tasarı yakında Meclis&#8217;e sunulacak.    </p>
<h1><b>FARKLI DİLDE SEÇİM ÇALIŞMASI</b></h1>
<p>Siyasi partiler seçim çalışmalarında, farklı dil ve lehçelerde vatandaşa seslenebilecek. Halen, seçimlerde Türkçe dışında dil kullandığı için davası devam eden siyasetçiler var.     </p>
<h1><b>ESKİ YER İSİMLERİ KULLANILABİLECEK</b></h1>
<p>Bir süredir tartışılan yer isimleri konusunda da yasal düzenleme yapılacak. İsimleri değiştirilen yerleşim birimlerine, talep gelmesi halinde, eski isimleri verilecek.    </p>
<h1><b>İŞKENCEYE GEÇİT VERİLMEYECEK</b></h1>
<p>İşkence ve kötü muamele için de yeni yasal düzenleme geliyor. İşkenceye karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi&#8217;nin ihtiyari protokolü onaylanacak. Bir yıl içinde &#34;Ulusal Önleme Mekanizması&#34; kurulacak.     </p>
<h1><b>SİVİL ANAYASA YAPILACAK</b></h1>
<p>Uzun vadede köklü bir anayasa değişikliği düşünülüyor. Bu değişiklik geniş bir toplumsal katılım ve mutabakatla, özgürlükçü bir anlayışla hazırlanacak. Anayasanın değiştirilmesi teklif bile edilemez üç maddesine dokunulmayacak. </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ammar b. Yasir’e Küfür Kelimesi Söyletilinceye Kadar İşkence Edilmesi]]></title>
<link>http://imanehli.wordpress.com/2009/11/06/ammar-b-yasir%e2%80%99e-kufur-kelimesi-soyletilinceye-kadar-iskence-edilmesi/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 08:37:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>tanyurd</dc:creator>
<guid>http://imanehli.wordpress.com/2009/11/06/ammar-b-yasir%e2%80%99e-kufur-kelimesi-soyletilinceye-kadar-iskence-edilmesi/</guid>
<description><![CDATA[Ammar b. Yasir’e Küfür Kelimesi Söyletilinceye Kadar İşkence Edilmesi         - Müşrikler Ammar’ı ya]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><em><strong><strong><em><span style="color:#ff0000;"><img class="alignright" title="iskence" src="http://2.bp.blogspot.com/_LAD_3TSMHmg/SnaXHYqoo0I/AAAAAAAAAuM/bECtHtOxsMA/s320/i%C5%9Fkence.jpg" alt="" width="300" height="300" />Ammar b. Yasir’e Küfür Kelimesi Söyletilinceye Kadar İşkence Edilmesi</span><br />
       </p>
<p><span style="color:#993366;">- </span></em></strong><strong><em><span style="color:#993366;">Müşrikler Ammar’ı yakaladılar. Hz. Muhammed’e küfür etmedikçe ve onların mabudlarını hayırla yadetmedikçe onu bırakmadılar. Ammar ALLAH Rasûlü’ne geldiğinde Hz. Peygamber</p>
<p>“Ey Ammar ne oldu?” diye sordu. Ammar</p>
<p>“Ey ALLAH’ın Rasûlü, çok çirkin bir şey yaptım; müşrikler bana zorla putlarını övdürdüler, sana da küfrettirdiler” dedi. Hz. Peygamber</p>
<p>“O zaman kalbinde ne vardı?” diye sordu. Ammar</p>
<p>“Kalbim imân ile doluydu” dedi. Hz. Peygamber</p>
<p>“Eğer onlar ikinci kez sana işkence ederlerse, sen de yine aynı sözleri söyleyebilirsin” dedi.</span></em></strong></strong></em></p>
<p><em><strong><strong><em><span style="color:#993366;">devamı -&#62;&#62;<!--more--></span></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><span style="color:#0000ff;">- Hz. Peygamber, Ammar’a rastladı. Ammar ağlıyordu. Hz. Peygamber Ammar’ın gözyaşlarını silerek ona</p>
<p>“Kafirler seni yakalayıp suya daldırdılar. Sen de onların istediğini söyledin. Eğer yine böyle yaparlarsa, sen de onlara aynı şeyleri söyleyebilirsin” dedi.</p>
<p>- Müşrikler Ammar b. Yasir’e ateşle işkence ediyorlardı. Hz. Peygamber onun yanından geçiyordu. Eliyle onun başını okşayarak</p>
<p>“Ey ateş! İbrahim’e serin ve selâmet olduğun gibi Ammar’a da öyle ol” diye dua etti. Sonra “Ey Ammar, seni bâği olan bir topluluk öldürecek” dedi</span>.</em></strong></strong></em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MUCİZEVİ GÖRÜNTÜLER,MUCİZEVİ RESİMLER,GÜNÜMÜZ MUCİZELERİ SEYRET]]></title>
<link>http://klipvideovideoklipizleseyretdinle.wordpress.com/2009/10/31/mucizevi-goruntulermucizevi-resimlergunumuz-mucizeleri-seyret/</link>
<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 19:16:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>oyunhilem</dc:creator>
<guid>http://klipvideovideoklipizleseyretdinle.wordpress.com/2009/10/31/mucizevi-goruntulermucizevi-resimlergunumuz-mucizeleri-seyret/</guid>
<description><![CDATA[güncel, Haber, haberler, habet, ibrahim tatlıses, ibrahim tatlıses müzikleri, klip, komi, Komik, spo]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:center;">
<div>
<p><strong><em>güncel, Haber, haberler, habet, ibrahim tatlıses, ibrahim tatlıses müzikleri, klip, komi, Komik, spor, video, videoklip, İbrahim tatlısesin msn adresi,</em>korkunç ve dehşet resimler,Korkunç ve dehşet resimler, işkence,işkence videoları,kan resimleri,korkunç ötesi resimler,iğrenç resimler,çıplak resimler,resim sitesi,resimler,resim sitesi,ilginç resimler,bitki resimleri,komik resimler,kadın resimler,güzel resimler,komik resimler, resimler., bitki resimleri, güzel resimler, kadın resimler,resim, Haber, video, videoklip, spor, güncel, haberler, klip, kadın,çıplak kadın resimleri,çıplak bayan resimleri,+18 resimler,çıplak resimler,çıplak kadın fotoğrafları,ilginç resimler,inanılmaz resimler,mucizeler,günümüzdeki mucizeler,mucize görmek,mucizeye inanmak,inanmak,ilginç olaylar,yok artık,ilginç mucizeler,imkansız yokturdur,bundan sonra inanmıyosanız,yok artık dedirten videolar izle,resimleri izle,ilginç olaylar,ilginç resimler,ilginç görüntüler,hikmet,mucizevi şeyler,mucizevi olaylar,mucizevi görüntüler,mucize olay videoları izle</strong></p>
<h1><a href="http://videoevreni.blogspot.com/2009/03/mucizeye-bakmak.html" target="_blank">İZLEMEK İÇİN  TIKLAYINIZ</a></h1>
</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[maşite sultan... ]]></title>
<link>http://imanehli.wordpress.com/2009/10/05/masite-sultan/</link>
<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 17:27:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>tanyurd</dc:creator>
<guid>http://imanehli.wordpress.com/2009/10/05/masite-sultan/</guid>
<description><![CDATA[Firavunun kızının dadısı olan hazreti maşide müslümandır hazreti maşide bir gün firavunun kızının sa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><img class="alignleft" style="border:4px solid black;margin:6px;" src="http://img.blogcu.com/uploads/betaklus2_1534499771.jpg" alt="" width="292" height="217" />Firavunun kızının dadısı olan hazreti maşide müslümandır hazreti maşide bir gün firavunun kızının saçlarını tararken tarağı yere düşer ve tarağı alırken&#8221;bismillahirrahmanirrahim&#8221; der bunu duyan kız &#8220;sen benim babamdan başka ilahmı iddia ediyorsun&#8221; der ve hazreti maşide ALLAHu tealayı anlatır kız gidip babasına durumu anlatınca firavun hazreti maşide yi getirtir önce imanından cayması için bazı vaadlerde bulunur fakat hazreti maşide kabul etmez firavun kızar ve hazreti maşide nin kocasını ve çocuklarını getirtir kocasını kaynayan yağın içine atar hazreti maşide imanından caymaz diğer iki çocuğunuda ateşe atmakla tehtit eder fakat hazreti maşide imanından vazgeçmez ortaya büyük bir ateş yaktırıp herkesi etrafına toplar ve iki çocuğuda ateşe atar ve son olarak kundaktaki bebeğinin kafasını keserek kanını boğazına akıtacağını söyler ve hazreti maşide içinden&#8221;acaba dilimle tamam sana secde ettim desem kalbimle tastik etmesem olurmu&#8221;diye geçirirken bebeği dile gelir&#8221;annecim sakın vazgeçme başını kaldır semaya bir bak melekler bize gülümsüyor bizi bekliyorlar&#8221;der hazreti maşide başını kaldırıp semaya baktığında meleklerin orada cennet kapılarını kendisine gülümseyerek açtıklarını görüyor ve imanından vazgeçmez bebeğide orada zalimce şehit edilir ve sıra hazreti maşideye gelir ve oda oracıkta şehit edilir bizler olsaydık ilk işkencede kabul ederdik rabbim esas imanla ölmeyi nasip eylesin cümlemize inşALLAH sürçü lisan ettim ise affola selam ve dua ile.</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnsan Olmaya Geldim...]]></title>
<link>http://halukselcuk.wordpress.com/2009/10/03/insan-olmaya-geldim/</link>
<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 08:17:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>halukselcuk</dc:creator>
<guid>http://halukselcuk.wordpress.com/2009/10/03/insan-olmaya-geldim/</guid>
<description><![CDATA[Bu tarihten hemen hemen bir sene öncesi.Herhalde hayat bizler için umarsız biçimde devam ediyordu. D]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bu tarihten hemen hemen bir sene öncesi.Herhalde hayat bizler için umarsız biçimde devam ediyordu. Düşüncelerini paylaşmadığım ama aynı düşünceyi paylaşan bir grup Sarıyer&#8217;de gösteri yaparken içlerinden üç arkadaşı aranıyorlar bahanesiyle polis tarafından gözaltına alındı.Sanırım,devlet hazretlerinin gözünde ideolojilerini sloganlarında taşımaktan başka bir tehlikeleri yoktu. Malum,esas tehlikeliler korunup,balla kaymakla semirtiliyorlar.Kanla beslenen yarasalarca arkaları kurulanlar, ne zamandır yasadışı örgüt elemanı değil gizli ibareli andıçların kahramanları.Bu yolların yolcusu olmak hevesliliği ajanlık kitabında okutulan ilk tercihli ders olmalı.  </p>
<p>Tutuklananlar Engin <a href="http://www.tumgazeteler.com/?a=5341442">Çeber </a>ile iki arkadaşıydı. Yasadışı örgüte mensup denilerek,izinsiz yaptıkları siyasi toplantının günahını çekmek üzere İstinye Karakolu&#8217;na alındılar. Orada,sonu ölümle bitecek işkencenin ilk adımları küfür, dayak gibi normal mevzuat uygulamalarıyla başlamıştı bile.Polisin karakolda başlayan şiddet gösterisi video kameralara gösterilmeyen yüzü ve jandarmanın orantılı! güç kullanımıyla Metris Cezaevi&#8217;nde aynen devam etti.İnfaz Koruma Memurları,ayakta sayım vermiyor diyerek Engin  Çeber&#8217;i cezaevine  geldiğinden beri başına ve diğer hassas yerlerine vurarak kıyasıya dövdüler. Ölümle sonuçlanan bu tutuklanma hikayesinin rivayetini yazmak insana güç geliyor.Ve bilinmez olası son&#8230; Yaşadığı işkence sonrası hastahaneye kaldırılan Çeber hayatını kaybetti.</p>
<p>Can verenin suçlu,müdafinin devlete saldıran taraf gibi algılandığı hukuk cemaatinde kime neyi anlatacaksınız?Bizim tek güvencemiz halen onuruyla iş gören hakim ve savcıların bulunduğuna dair.Dava sonucu alınacak kararla mahkeme süreci boyunca yapılmaya çalışılan ayak oyunlarına adaletin mağlup olup olmadığı da görülecek.Dün gece TV&#8217;de, artık yaşamayan bir kişiyi yerde oturmuş,dönülmez akıbetini beklerken görmek hepimiz için vicdan karası değil mi?Bana kalırsa insan yaşarken adaleti sağlamak,öldükten sonra kadavra üzerinden suç delili çıkarmaktan daha kolay ve aynı zamanda daha elzem.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Yüzleşme için işkenceciler, çıkıp cesurca anlatsınlar"  ]]></title>
<link>http://onuryazicioglu.wordpress.com/2009/09/17/yuzlesme-icin-iskenceciler-cikip-cesurca-anlatsinlar/</link>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2009 23:24:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>onuryazicioglu</dc:creator>
<guid>http://onuryazicioglu.wordpress.com/2009/09/17/yuzlesme-icin-iskenceciler-cikip-cesurca-anlatsinlar/</guid>
<description><![CDATA[12 Eylül darbesinin en ağır uygulamalarına, en beter işkencelerinin ev sahipliğini yapmış olan Diyar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-33" title="nuricabirhaluk" src="http://onuryazicioglu.wordpress.com/files/2009/09/nuricabirhaluk.jpg" alt="nuricabirhaluk" width="150" height="130" />12 Eylül darbesinin en ağır uygulamalarına, en beter işkencelerinin ev sahipliğini yapmış olan Diyarbakır Cezaevi yine gündemde. Eski tutuklular buranın bir anıt müze olmasını istiyor, Diyarbakır Barosu da bu girişimi destekliyor. Fakat zulüm görmüş eski tutukluların asıl beklentisi, işkencecilerin tanıklığı.</strong></p>
<p><strong>FOTOĞRAFLAR: GÜVEN POLAT </strong></p>
<p><em>“Geldiğimiz noktada en temel insani sorunlar bile söz konusu olduğunda hemen bölücülük yaftası yiyorsun. Kardeş, sen önce bana insan olma değerimi iade et. İtibarımı iade et. İnsanım diyebileyim. En temel insan haklarımdan yararlanayım. Seninle birlikte yaşamaya hazırım. Ama sen şiddetle yaklaşırsan olmaz. Ya herkes devlet gibi düşünecek ya da PKK gibi düşünecek. Devlet bunu istiyor. Ya silahı alıp dağa çıkacaksın ya da devletin yanında yer alıp yine dağa çıkacaksın. Takatim yok!” </em></p>
<p>Bu sözlerin sahibi Nuri Sınır. 1980-1983 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi’nde ağır işkencelerden geçti. Davası 12 yıl sürdü ve suçsuz olduğu kanıtlanarak, beraat etti. Ardından devlete manevi tazminat davası açtı, bunu da kazandı. Fakat onun hayatı hiçbir zaman normal bir insanın hayatı gibi olmadı.</p>
<p>Diyarbakır Cezaevi, okula mı yoksa bir anıt müzeye mi dönüşsün tartışmaları sürerken, cezaevinde işkence görmüş eski tutuklularla görüşmek üzere Diyarbakır’a gittik. 12 Eylül darbesinin vahşi uygulamalarının akıl almaz boyutlara ulaştığı bu cezaevinde eziyet görmüş, zulme uğramış eski tutuklular “Diyarbakır 5 nolu Cezaevi Tutuklular Komisyonu” adında bir çalışma grubu oluşturdular. İşte bu komisyonda yer alan Haluk Yıldızhan, Nuri Sınır ve Cabir Yolbaş’la cezaevi yıllarını, sonrasında yaşadıklarını ve şimdi süren müze tartışmalarında aldıkları pozisyonu konuştuk.</p>
<p><strong>İŞKENCECİLER MEKANİZMANIN TANIKLARIDIR</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-35" title="cezaevi" src="http://onuryazicioglu.wordpress.com/files/2009/09/cezaevi.jpg" alt="cezaevi" width="150" height="130" />Öncelikle belirtelim ki komisyon buranın bir anıt müze hâline gelmesini istiyor. Ancak bunun temel nedeni, toplumun 12 Eylül darbesiyle yüzleşememiş olması. Eski tutuklulardan Haluk Yıldızhan, işkenceye maruz kalmış, onurlarıyla oynanmış bu insanların senelerdir yüzleşmek için ortada olduğunu fakat muhataplarının karşılarına bir türlü çıkmadığını söylüyor. Bu yüzden de Diyarbakır Cezaevi’nin bir anıt müze durumuna getirilmesini istiyor. Haluk Bey’in konuya ilgili düşünceleri gerçekten dikkat çekici: “O uygulamaları bize reva gören yöneticiler hâlâ ayak diretecektir. Örneğin Kemal Yamak’ın böyle bir yüzleşmeyi yaşamadan ölmüş olması hâlâ içime sinmiyor. Ama bu zulmü uygulayan, uygulamak zorunda olanlar vardı. Astsubay, gardiyan, er… Onlar bir mekanizmanın tanığıdır. O yüzden onların da yüreklice ortaya çıkması önemlidir. Cesurca ortaya çıkıp yapılanlara tanıklık etmelidirler. Bu bir çağrıdır. Her kim bu işkenceleri yaptıysa ortaya çıkıp kussunlar. Biz travma yaşıyoruz tamam ama bakın bir arada onurumuzla yaşıyor ve konuşuyoruz. Onlar hiç travma yaşamadılar mı? Onlar da konuşsun.”</p>
<p>Biz ne kadar onları işkence günlerine döndürmemek ve bugün neler yapılabileceğini konuşmak istesek de, söz ister istemez o günlere geliyor. Cabir Yolbaş’ın anlattıklarını dinlerken bir yandan da kendimizi onların yerine koymaya çalışıyoruz. Olmuyor, olması da çok zor: “Koğuşta daha yatmamışız, akşam saat 7. Birden ‘Allah Allah’ sesleri duyuluyordu. ‘Ne oldu, Yunanlılar’la savaş mı çıktı’ diyorduk. Tamam başımıza bir işler geleceğini biliyorduk ama bu kadarını beklemiyorduk. Koğuşlarda üç kişi bir yatakta yatıyorduk ama uyuyamıyorduk. Temizlikte bir hata buluyorlardı, kalaslarla dövmeye başlıyorlardı.”</p>
<p>Bir taraftan da sonrasını  merak ediyoruz. Dışarıda ne oldu? Nuri Sınır yanıtlıyor: “Cezaevinden çıktıktan sonra, aynı okulda okuduğum arkadaşlarım bana selam vermekten korkar oldu. Beni gördüğünde kaldırım değiştiren insanlar oldu. Bir gün birinin yakasına yapıştım, ‘Ben kötü bir şey mi yaptım’ dedim. ‘Siz cezaevinde deşifre oldunuz’ dedi. Düşünebiliyor musun? Aynı sınıfta okuduğum arkadaşım. Sonra faili meçhuller başladı. Faili meçhuller deniyor ama failleri belli insanlardı. Bugün de oluyor. Önce biri öldürülüyor, sonra onun öldürüldüğünü gören öldürülüyor. Dicle kenarında bir torbanın içinde üç ceset bulundu, cadde kenarında üç ceset bulundu. Böyle böyle toplumun tüm değerleri allak bullak edildi.”</p>
<p>Yapılan işkenceler üzerine 78’liler Vakfı uzun bir çalışma yürüttü. İşkenceler anlatıldı ve kaydedildi. Serbesti dergisi bu konuya bütün bir sayısını ayırdı. Haluk Yıldızhan, bu kadar çok şey anlatmalarına rağmen, her şeyi anlatamadıklarını söylüyor. Soruyoruz:</p>
<p><strong>Neden her şeyi anlatamıyorsunuz?</strong><br />
Çünkü uygulamalar o kadar çok ki, günlerce aylarca sürebilecek şeyler. Herkesin her anı programlanmış, düzenli işkence yapılıyor. Düşünebiliyor musunuz insanın tüm doğal ihtiyaçları işkence haline getirildi. Yemek işkence, sigara işkence, uyumak işkence, su içmek işkence, tıraş olmak işkence, yıkanmak işkence. İnsan bilmediği şeyi hayal edemiyor. Canlı fare yedirmeyi anlatamam. Ben size dayağı anlatamam, işkenceyi anlatamam. Yaşamanızı istemem ama anlatabilmem için yaşamış olmanız lazım. 5’e 10 kalasın sivri ucunu anlatmam lazım. Onun arkadan öne doğru gelişini anlatmak, kemikten çıkan sesi anlatmak zor. Önce copu anlatmak, sonra onun ters tarafıyla kolunuzdaki damarların üzerine inişini anlatmak, damarların kabarmasını anlatmak gerekir. Çok zor.</p>
<p>***</p>
<p>Nuri Sınır sözü tekrar alıyor:  “Devlet bizzat tahrik ediyordu. Cezaevinde herkes dibe vurmuştu. İnsanların onurlarıyla oynandı, her şey sıfırlanmıştı. Koğuşta bile bir şey düşünme şansımız kalmadı ki! 24 saat eğitim yaptırıyorlardı. 16 saat yerinde sayarak marş okumanın ne demek olduğunu sen hesap et: “Yıldırımlar yaratan bir neslin ahfadıyız” marşı. Tekrar tekrar. 50 insan. Tahrikler saldırılar oldu. Biz özetle diyoruz ki; insanca yaşama şartları olsun. Yoksa Kürtler çok meraklı değiller yani aman biz ayrılalım diye. Seninle şimdi, burada sohbet ediyoruz, içki de içeriz, plaja da gideriz. Geçmişten böyle gelmiş toplum. İnsanları bu şeylere mecbur eden devletin politikası.”</p>
<p>Ve Nuri Bey tüm olan biteni, açılım tartışmalarını, 12 Eylül tartışmalarını özetleyecek bir cümle kuruyor: “İşkenceyi, zulmü biz gördük ama cezasını tüm Türkiye çekti.”</p>
<p>Y.Aktüel</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Şehir efsaneleri ve gerçekler]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/09/11/sehir-efsaneleri-ve-gercekler/</link>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 14:54:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/09/11/sehir-efsaneleri-ve-gercekler/</guid>
<description><![CDATA[Ülkemiz belki ekvator kuşağında yer almıyor ama en az o bölgede bulunan ülkeler kadar zengin doğal ç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Ülkemiz belki ekvator kuşağında yer almıyor ama en az o bölgede bulunan ülkeler kadar zengin doğal çeşitliliğe sahibiz. Örneğin güzel ülkemizdeki <em>papağan</em> türü ve sayısı dünyanın başka hiçbir ülkesi ile kıyaslanamayacak düzeyde fazladır.</p>
<p><!--more-->Herşeyin fazlası zarar, malum. Bunca papağanın birarada olması, tabiki bazı sorunlarıda beraberinde getiriyor. Çözülmesi zaruri sorunların içerisinde bulunduğu kısır döngüyü yaratanlar, işte bu papağanlardır.</p>
<p>&#8220;Kürt sorunu&#8221; mu dediniz? &#8221;Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır&#8221; derler. &#8220;Ermeniler&#8217;den özür&#8221; mü dileyeceksiniz? &#8220;İyi ama bizi arkadan vuran onlardı.&#8221; derler. Bu şekilde yüzlerce, binlerce basmakalıp cümleleri mevcuttur.</p>
<p>Şimdi birazda içimdeki hayvan sevgisinin baskısıyla, bu papağanlar için birşeyler yapmaya karar verdim. Şöyle düşünüyorum:<em> &#8220;Neden herhangi bir soru için her papağanın sadece bir cevabı olsun ki?&#8221;</em> Onların düşünebilme yeteneğinden mahrum olmaları, bizlerin, onların bu zaaflarını giderme görevimizi ortadan kaldırmaz. Bu insani bir sorumluluktur. Bu düşünceden hareketle popülerlik sırası ile en çok karşılaştığımız bir kaç tepki-cevap kalıbına alternatif yorumlar getireceğim. Bir papağanın dahi hayatını değiştirebilirsem ne mutlu bana.</p>
<p><strong>1. Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır!</strong></p>
<p>Bu cümle ile hemen hemen hergün rahatlıkla karşılaşabilirsiniz. Böylesi bir cümleyi kuran <em>(daha doğrusu bu cümleyi kurmaktan aciz olduğu için <span style="text-decoration:underline;">tekrarlayan</span> demek daha yerinde olur)</em> vatandaşımız, Kürt sorununun henüz terör örgütü dedikleri Pkk&#8217;nin varolmadığı Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet döneminde de varolduğunu, içerisinde yetiştiği çevrenin insanlık kalitesi sebebiyle doğal olarak bilmemektedir.</p>
<p><em>&#8220;Bugün doğuda çatışmalar olmasa idi Devlet bu bölgeye gerekli yatırımı yapacak ve bu bölgede yaşayan insanların ihtiyaçları karşılanmış olacaktı.&#8221;</em> şeklinde cümleler kuranlara sormak gerek: Pkk neden ortaya çıktı? Pkk yok iken bu bölge de Türkiye&#8217;nin herhangi bir diğer bölgesinin ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyine sahip miydi? Bugün bölgede yaşanan sorunların kaynağı olarak tanımladığınız Pkk yok iken Kürtler nasıl adlandırılıyordu? Kart kurt? Diyarbakır Cezaevi&#8217;nde insanlar Pkk&#8217;li oldukları için mi işkence tezgahlarından geçirilerek öldürüldü? Yoksa o dönem Pkk yok muydu? Neyse, daha ilk cevapta fazla zorlamayalım bu körpe beyinleri ve anlayana sivrisinek saz mantığıyla ikinci kalıbımıza geçelim.</p>
<p><strong>2. Başka herhangi bir ülkede yaşayan biri nasıl o ülkenin dilini öğrenmeye ve konuşmaya mecbursa, Kürtler de Türkçe&#8217;yi öğrenip konuşmaya mecburdur.</strong></p>
<p>Aslında bende aynen böyle düşünüyorum. Öncelikle Kürtler, &#8220;Türkçe&#8217;yi öğrenmek istemiyoruz&#8221; diye bir talepte bulunmamış ve bulunmamaktadırlar. Ortak bir sosyal yaşamı paylaştığınız insanlarla ortak bir dil konuşmanız elbette ki gereklidir. Ancak bunun yanında, halkların kendi dillerini öğrenmesi ve konuşması da aynı derece gereklidir.</p>
<p>Herhangi bir ülkede yaşayan azınlıkların o ülkenin egemen milletine ait olan dili öğrenmesi ve konuşması gerektiğini iddia eden bu tür insanlar, söz konusu ülkede kendi milliyetinden bir grup insana rastladıklarında ise her nedense birdenbire dünyanın en eşitlikçi tipi olurlar. Örneğin Çinde yaşayan Uygurlar, Irakta yaşayan Türkmenler, Bulgaristan&#8217;da, Yunanistan&#8217;da, Almanya&#8217;da, Hollanda&#8217;da ve diğer ülkelerde yaşayan Türkler söz konusu olduğunda, ülke içerisindeki azınlıklar için söylenenler unutulup gider ve soydaş azınlıklar için geçerli olmaz. Bu insanlarla birebir tartıştığınızda, o anda kendini haklı çıkarmak için örneğin; <em>&#8220;Almanya&#8217;daki Türkler Almanca öğrenip konuşmaya mecburdur!&#8221;</em> derler ama yanınızdan uzaklaştıklarında ise yaygarayı basarlar.</p>
<p>Ayrıca sadece belli ülkelerden ve belli olaylardan örnekler verir, bazende hangi ülkeyi örnek verdiğinin farkına varmazlar. Bugün dünya üzerinde mevcut ülkelerin büyük çoğunluğu birden fazla resmi dile sahip ülkelerdir. Hatta ulus-devletçi kesimin en çok örnek gösterdiği ve imrendiği ülke olan Fransa&#8217;da bile bazı bölgelerde Fransızca ikinci resmi dildir. Çok dilli bu ülkelerden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<blockquote><p><em>İsviçre, İngiltere, İtalya, Amerika, Rusya, Hindistan, Belçika, İspanya, İsveç, Finlandiya, Kanada, Afganistan, Arnavutluk, Hollanda, Yeni Zellanda, Pakistan, Ermenistan, Azerbaycan, Cezayir, Arjantin, Avusturya, Bolivya, Bosna Hersek, Kamerun, Çin, Çad, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Gürcistan, Almanya, Gana, İsrail, İran, Japonya, Kazakistan, Kırgızistan, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Makedonya, Madagaskar, Malta, Moldova, Karadağ, Moritanya, Mauritius, Palau, Filipinler, Polonya, Sırbistan, Güney Afrika, Sudan, Svaziland, Tacikistan, Türkmenistan, Ukrayna, Özbekistan&#8230; Detaylı bir liste için </em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_official_languages_by_state" target="_blank"><em>buraya tıklamanız</em></a><em> yeterli (İngilizce).</em></p></blockquote>
<p>Acaba Türkiye sıraladığımız ülkeleren kaçından daha müreffeh bir yaşam sunuyor vatandaşlarına? Kürtler hiçbir milletin sahip olduğu haklardan fazlasını haketmiyor, tıpkı diğer herhangi bir milletin, hiçbir diğer milletten daha fazlasını haketmediği gibi. Zaten Kürtler de böyle bir istekte bulunmuyorlar. Talep edilen haklar, asgari ve meşru niteliktedir. Talep ve hak edilenler, her insanın talep etmeye hakkı olanlardır.</p>
<p><strong>3. Doğu İlleri&#8217;ne yapılan harcamalar, bu illerden gelen gelirlerden kat kat fazladır. Türkiye&#8217;nin diğer şehirlerinden toplanan vergilerle buranın giderleri karşılanmaktadır.</strong></p>
<p>Ne garip. Doğu&#8217;ya yapılan harcamalar, doğudan sğlanan gelirden fazla imiş. Ne bekliyordunuz? İş imkanlarını yaratmayın ve mevcut olanlarını yok edin, eğitimi sıfır düzeyine indirin, tarımı bitirin, insanları sadaka sistemine alıştırın ve sonrada kalkıp bu bölge bizlere gelir sağlamıyor sadece zarar veriyor deyin. Kusura bakmayın ama siz manyak mısınız?</p>
<p>Her yıl halka dağıtılan beş para etmez milyonlarca çuval kömürü, verilen bir koli gıdayı ve yapılan 100 liralık yardımı harcama olarak kabul ediyorsunuz. Ben ise şunu diyorum, bu bölgede yaşayan insanlara çok değil sadece bir yıllığına kömür ve gıda yardımı yapmayın. Bu yardımın iptali dolayısıyla ortaya çıkan hazine fazlasını ise fabrika olarak yatırıma çevirin ve bu fabrikaya o yıl kömür dağıtmadığınız insanların bir bölümünü işçi olarak yerleştirin. Emin olun bu şekilde işletilen bir plan ile en fazla 5 yıl sonra kömür dağıttığınız insanlar sizlere dağıttığınız kömür bedelince vergi ödeyecektir. Hani bir Çin atasözü vardır ya &#8220;Bana bin balık vereceğine balık tutmasını öğret&#8221; diye. Olayın mantığı budur işte. Ama yok, olmaz değil mi? Bu şekilde davranırsanız açlıkla talim ettiğiniz insanları kontrol etmek için elinizde silah kalmaz değil mi? Benim gibi ekonomi ile ilgisi olmayan biri bile sorunlara kısa vadeli çözümler üretebilirken bunca iktidarın hala sorunları çözememesi ne garip.</p>
<p>Diğer yandan Doğu illerine yapılan harcamalar yukarıda bahsettiğimiz şekilde &#8220;yatırım&#8221; niteliğinde olmadığı gibi ihtiyaç karşılama hedeflide değildir. Örneğin barajlar, askeri yatırımlar ve diğer gereksiz kamu harcamaları yerine okullar, meslek edindirme kursları ve küçük çaplı işletmelere harcama yapılması gerekir.</p>
<p>Evet, Doğu illeri yarattığı gelirden fazla harcama yapmaktadır. Ama bu yapay fakirlik bilinçli şekilde ortaya çıkarılmıştır. Çözüm belli, ya bize balık tutmasını öğretirsiniz, ya da ölene kadar balığımızı verirsiniz!</p>
<p><strong>4. Bu coğrafyada Kürtler&#8217;in, cumhurbaşkanı, başbakan, Genelkurmay başkanı vs. olabildikleri tek demokratik ülke Türkiye Cumhuriyeti&#8217;dir. </strong></p>
<p>Kimden bahsediyorlar acaba? Kürtleri yoketmek için elinden gelen herşeyi yapan İsmet İnönü&#8217;den mi yoksa Koruculuk sistemi adlı belayı vareden Turgut Özal&#8217;dan mı? Hangi Kürt Cumhurbaşkanı olmuş, hangisi Başbakan, hangisi Genelkurmay Başkanı? Hakkında uyduruk birkaç hikaye bulunan yöneticilerden hangisi Kürt idi? Ya da daha alt düzeyde görevlerde bulunan hangi yönetici Kürt sorunu vardır dediği halde makamını koruyabildi? Var mı böyle bir örnek? Egemen kuvvetin şakşakçılığını yapan ve hatta kendi halkına bu kuvvetten daha fazla zarar vermiş olan insanların adını kullanarak demokratiklik savunması yapıyorsunuz. Komik değil mi?</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Kürtler&#8217;in yaşadığı coğrafyalardan, Kürtlerin en rahat yaşıyor oldukları ülke Türkiye&#8217;dir. Bu doğru. Ancak bu durum Türkiye&#8217;nin lütfu değil, Kürtler&#8217;in kazanımdır!</span> Yüzlerce yıllık direniş ve binlerce vazgeçiş onları bu konuma taşımıştır. Türkiye&#8217;deki Kürtler nüfus olarak kendisine en yakın Kürt bölgesi nüfusundan yaklaşık dört kat fazladır. Dolayısıyla bu nüfus düzeyinde ve sürekli mücadele içerisinde olan bir topluluğun diğer soydaşlarına oranla kazanımlarının daha fazla olması doğaldır.</p>
<p> </p>
<p><strong><em>Devam edecek&#8230;</em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Seyit Rıza’dan İngiltere’ye mektup]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/08/29/seyit-riza%e2%80%99dan-ingiltere%e2%80%99ye-mektup/</link>
<pubDate>Sat, 29 Aug 2009 14:30:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/08/29/seyit-riza%e2%80%99dan-ingiltere%e2%80%99ye-mektup/</guid>
<description><![CDATA[1925 Şeyh Said isyanından sonra, 1 Temmuz 1925′ten başlayarak 7.800 Kürt ailesi sürgüne gönderildi. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>1925 Şeyh Said isyanından sonra, 1 Temmuz 1925′ten başlayarak 7.800 Kürt ailesi sürgüne gönderildi. Yaklaşık iki yıl sonra Bilhamdun’da kurulan birleşik Kürt örgütü Xoybun’un yönettiği Ağrı Ayaklanması’nın sonuçları ve akabinde 7 Eylül 1930′da Ağrı Kürt Cumhuriyeti’nin çöküşü Kürtlere karşı büyük bir saldırı getirdi. Henüz sayısı bile tespit edilmemiş kadar insan yerinden edilerek zorunlu göçe tabi tutuldu ve onbinlercesi öldürüldü. Ağustos 1934′te Kenan Paşa tarafından bombalanan ve 1935′te Elazığ’da ‘ders olsun’ diye asılanlar, Doğu Vilayetleri Sivil Müfettişi Abidin Özmen’in Kürtsüzleştirme Politikası gereği sürgün edilen Kürtler, büyük bir patlamanın habercisiydiler.</p>
<p><!--more--></p>
<p>25 Aralık 1935′te çıkarılan 2884 sayılı Tunceli Vilayeti İdaresi Hakkında Kanun ile bölgede uygulanan baskıcı yönetim ve General Hüseyin Abdullah Alpdoğan yönetiminde Dersim’de kurulmaya çalışılan garnizonaların tetiklediği Dersim İsyanı, 1937 ilkbaharında Kürtler için yeni bir süreç başlatıyordu. ‘Halkın ulusal haklarına saygılı mahalli bir yönetim’ isteğiyle ortaya çıkan ve çok sonraları bastırılması soykırım olarak kabul görecek olan Dersim İsyanı’nın lideri Seyit Rıza, bu dönemde Avrupa ülkelerinin Dışişleri Bakanlıklarına bir mektup yazarak dikkati bölgeye çekmek ve onlardan yardım almak istiyordu; fakat acıdır ki mektubun muhatapları olayı görmezden gelecekti. Türk Hükümeti’nin sansür kararı gereği isyanla ilgili gazete haberlerinin dahi bulunmadığı Dersim İsyanı’nın manifestosu kabul edilebilecek bu mektup, 21 Eylül 1937′de İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na (Foreign Office) ulaşıyor. FO37120864 koduyla arşivlenen bu mektuba cevap olarak İngiltere, mektubun bir kopyasını Türk Hükümeti’ne gönderir ve olayı desteklemediğini diplomatik bir biçimde bildirir.</p>
<p>Seyit Rıza, isyanın manifestosu kabul edilebilecek bu mektubunda nüfusu 3 milyon olan Kürtlerin (1935 yılında yapılan nüfus sayımına göre Türkiye’nin toplam nüfusu 16.158.018′dir) barış içerisinde özgür yaşamak ve kültürlerini korumak istediğini belirtmektedir. Dahası, Alevi-Sunni herhangi bir ayırım yapmadan bütün Kürtlerin birliğine dikkat çekiyor ve Dersim İsyanı’nın, Ağrı, Zilan ve Beyazıt isyanlarından farksız olduğunu, Kürtlerin kendilerini savunmak uğruna silaha sarıldıklarını belirtiyor. Türk ordusuna karşı çatışmalarda üstünlük sağlayan Seyit Rıza, Kürdistan sözcüğünü kullanıyor ve bu başarının intikamının tüm ülkede Kürtlere uygulanan işkencelerle alınmaya çalışıldığını söylüyor. Nitekim isyanın bastırılmasında 6. ve 7. Türk Kolorduları, Diyarbakır, Urfa, Siirt, Elazığ ve Kürdistan’ın Adana’ya kadar olan bölümüne el koymuştu. Bu, isyanın Kürtlerin tümü açısından önemli olduğunu ve Kürdistan’ın Dersim dışında kalan noktalarında da karşılık bulduğunun açık bir göstergesidir. Seyit Rıza’nın dikkat çektiği bir başka noktaysa Kürtçe gazete ve yayınların yasaklılığı ve anadiliyle konuşanların işkence edilmesi. 1935′te kabul edilen Tunceli Kanunu ile Türkçe dışındaki tüm dillere konuşma, eğitim ve yayın yasağı getirilmişti.</p>
<blockquote><p>Dışişleri Bakanlığına</p>
<p>Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp, Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor.</p>
<p>Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı.</p>
<p>Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930′da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor.</p>
<p>Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık.</p>
<p>Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor.</p>
<p>Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor.</p>
<p>Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor.</p>
<p>Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.</p>
<p><strong>Seyit Rıza</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Dersim Başkomutanı</strong></p></blockquote>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[INSANLIK, YETER ARTIK - BU ISKENCEYE SON]]></title>
<link>http://karakok.wordpress.com/2009/08/21/hayvanlarin-bizden-cektigi/</link>
<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 09:55:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>Karakök</dc:creator>
<guid>http://karakok.wordpress.com/2009/08/21/hayvanlarin-bizden-cektigi/</guid>
<description><![CDATA[Güclüler yasar zayiflar ölür düsüncesi insanlik tarihiyle özdes oldugu söylenir. Insan beden gücünün]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-4516" title="stern15" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/stern151.jpg" alt="stern15" width="240" height="214" /></p>
<p>Güclüler yasar zayiflar ölür düsüncesi insanlik tarihiyle özdes oldugu söylenir. Insan beden gücünün yetmedigi yerde zeka gücünü kullanip, dogayi ve canlilari hükmederek yasamaya devam eder. Dinler ve kurumlar böyle sekillenmistir.</p>
<p>Devletin ders kitaplari hayvanlari iki türe siniflandirip, onlari nasil kullanacagimizi formüle eder. Bir yandan evcil, bir yandan yabani hayvanlar arasinda ayirim yapilir. Oysa ki evcil anlayisi kendimizin cikar amaciyla yarattigi suni bir terimdir.</p>
<p>19 yy’a kadar, insanlar hayvanlarin etinden, sütünden, yumurtasindan, tüyünden ve kemiginden yararlaniyordu ya da savaslarda arac olarak kullaniyordu. 19 yy’in basinda ise endüstrializmin ortaya cikmasiyla, hayvanlarin (ve ayni sekilde insanlarinda) kullanilmasi farkli boyutlara cikti.</p>
<p>Fakat insanlar emeginin karsisinda (adaletsiz de olsa) bir ücret alir, hayvanlarin ise böyle bir sansi yoktur. Insanlarin örgütlenip, isyan ede bilme kosullari varken, hayvanlarin yoktur.</p>
<p>Insanlar her canlinin yaptigi gibi, cevresine uyumsaglayacagina, tam tersine cevresini kendine göre sekillendirir ve gerekirse yok eder. Bu insani siddet’den hayvanlar kadar tüm ekosistemi nasibini almaktadir.</p>
<p>Hayvanlara karsi iliskimiz sadece kullanis üzerine kurulmustur. Hayvanlar insanlar icin bir aractir – eylence icin (örnegin boga güresi, at yarisi, ayi dansi, horoz güresi, hamster gibi “ev hayvani”, vs.), estetik icin (örnegin salyangozlarin anti-aging kremler icin kullanilmasi), tip icin (hayvan deneyleri), hatta cinsel fantaziler icin (zoofili).</p>
<p>Föodal sistemlerdeki dini baskidan, tabulardan ve yasaklardan dolayi, insanlar cinsel isteklerini hayvanlar üzerinde gidermeye baslamislardir. Örnegin kirsal kesimlerde yasayan erkekler eseklerle, köpeklerle, hatta kümes hayvanlariyla cinsel iliskiye girerken, sehirlerde kapitalizmin yarattigi sorunlardan (örnegin insanlarin birbirlerinden isole olmalari) dolayi erkek ve kadinlar evcillestirdikleri hayvanlarla cinsel iliskiye girmektedirler. Güney dogu asya’da ise orangutanlar özel genel evlerde müsterilere satiliyor. Senelerce tecavüz edilen maymunlar, genel evden kurtarilsa bile, ömür boyu travmative ve depresif kaliyor. Kendi türünün sürüsüne artik entegre olamiyorlar ve ömür boyu kaptiklari cinsel hastaliklarinin acisini cekiyorlar (Hepatitis B, Aids, vs.). Cinsel heyecan yaratmak icin kullanilan hayvanlar, ayni sekilde yemekte’de degisik “heyecan”ya da fantaziler yaratmak icin kullanilir. Maymunlarin kafataslari yine Güney Dogu Asya’da canli ve ayik bir sekilde bir aletin icine sikistirilir. Kafa tasinin üst kismi testere ile kesilir ve hayvanin kafasina, beyini püre haline gelene kadar, sopalarla vurulduktan sonra kasiklarla beyni yenir.</p>
<p><strong>Et üretimi hem hayvanlari, hem ücüncü dünya ülkelerini sömürür</strong></p>
<p>Et üretimi icin yüksek derecede dogal kaynaklar harcaniyor. Tarim topragi hayvanlara yem üretmek icin kullaniliyor. Bir hayvani semirip, kesilecek hale getirene kadar, senelerce tahil ekip, sulanmasi gerekir. Tek bir kilo inek eti kazanmak icin 8-16 kilo tahila ve 15’000 litre suya ihtiyac vardir (hem hayvanlarin icecek suyu, hem tahilin gelismesi icin gereken su). Tüm dünyadaki tahil bicinin %50’si ve soya bicinin %80’i et prodüksiyonu icin kullaniliyor. Bugünümüzde dünyada insandan cok et üretimi icin yetistirilen hayvanlar var. Tabiki bu dogal bir durum degil. Su an bu kadar inegin, tavugun, kuzunun, vs. olmasinin nedeni, bizim onlari et yeme, süt icme ya da yumurta yeme amaciyla suni bir sekilde özel üretip cogaltmamiz. Dünyanin en önemli et export ülkeleri arasina giren Brezilya ve Arjantinde inek eti üretimi icin, her sene hektarlarca yagmur ormani kesiliyor ve böylece tarim topragi yaratiliyor. Tüm dünyadaki tarim topragini, et üretimi icin degil de, direk tahil üretimi icin kullansak, 8 mislisi gida üretebiliriz. Et üretimi ise hem hayvanlari sömürür, hemde ücüncü dünyadaki milyonlarca gidasizliktan ve susuzluktan ölen insanlari – cünkü bunca et üretiminden sadece zengin ülkelerin insanlari faydalanir.</p>
<p><strong>Yumurta üretimi</strong></p>
<p>Kümes hayvani dedikleri tavuklari, kalabalik bir sekilde ufacik kafeslere sokulup, lamba isiklandirmasiyla suni bir gündüz/gece ritmi yaratilir ve günlerin daha hizli gectigi asilir. Bu sekilde yumurta üretimi hem hizlandirilir, hem hava durumuna ya da mevsime bagli olmaktan cikar. Tavuklar daracik kafeslerin icinde strese girer, tüyleri dökülür ve birbirlerini öldürüp yemeye baslarlar. Bunu engellemek icin, bastan gagalari kesilir (asagidaki resim).</p>
<p> <img class="alignleft size-full wp-image-4454" title="schnabel-coup" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/schnabel-coup.jpg" alt="schnabel-coup" width="373" height="291" /></p>
<p>Tavuklarin yumurtlama fonksiyonu, üremesi icindir. Biz kendi cikarimiz icin, hayvanin dogasini kandiririz ve alt üst ederiz. Dogada, tavuk günde en fazla bir yumurta üretir. Fakat bunu sadece bir kac gün üst üste yapar, ta ki yuvasi dolana kadar, yani asagi yukari 10-12 yumurta bir araya gelene kadar. Yeterince yumurta bir araya geldigi an, kuluckaya oturur. Insanlar ise, bu sayi gerceklesmeden yumurtalari hemen aldigi icin, hayvan telasla tekrar ve tekrar yumurtlamaya devam eder. Özgür bir tavuk senede kendiliginden 20 yumurta üretir, fakat “evcil” tavuk üstteki nedenlerden dolayi senede 300 yumurta üretir. Bünyesi abartili yumurta üretiminden tahrip olur. Yemden aldigi kalsiyum bunca yumurta icin yeterli degildir, ve bünyesi gerekli kalsiyumu hayvanin kemiklerinden alir. Bundan dolayi kemik erimesi, kirilmasi ve bir yigin baska hastaliklar cok yaygindir. Normalinde 8 yasina gelebilen tavuk bu sekilde 1-2 sene sonra ölür. Yumurta üretim fabrikalarinda civciv üretimi de önemli bir sektördür. Disi civcivler büyütülüp, yumurta ya da et üretimi icin kullanilir; erkek civcivlerin beslenmesi ise daha fazla yem gerektirir ve daha az et kazandirir, bundan dolayi yumurtadan ciktiktan sonra disiler ve erkekler ayirilir (“sexing”) ve erkek civcivler ya gazlanir ya da canli bir sekilde topluca ögütücü makinalara atilir. Ögütüldükten sonra direk disi tavuklarina yem olarak verilir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4455" title="legebatterie" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/legebatterie.jpg" alt="legebatterie" width="277" height="220" /></p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-4457" title="legebatterie-kaefighaltung-39" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/legebatterie-kaefighaltung-391.jpg" alt="legebatterie-kaefighaltung-39" width="450" height="294" /></strong></p>
<p><strong> </strong> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Süt üretimi</strong></p>
<p>Memeli hayvanlarin süt üretmesi icin (tipki insan gibi) hamile olup dogurmasi gerekir. Bu kosul insanlar tarafindan kendi cikarlari icin suni bir sekilde yaratilir. Inekler zorla hamile birakilir ki, bünyesi süt üretsin. Dogumdan sonra, süt hakkina aslinda sahip olan yavru, anneden ayirilir ve süt insanlar icin alinir. Yavru ise disiyse, büyütülüp, o da ayni sekilde süt makinasi olarak kullanilir, erkekse mezbahlarda kesilir. Kesilecek buzagilar özel kan azaltici ilaclar vererek, anemik hale getirilir ve böylece etlerinin suni bir sekilde acik renkte olmasi saglanir. Acik renk tüketicide etin daha taze oldugu hissini yaratmaktadir.</p>
<p>Inek abartili derecede sagildigi icin, süt bezeleri iltaplanir ve agri yaratir. Bu yöntem bir cok hastaliga yol acar, örnegin mastit (meme iltihabi) ve kan hastaliklarina. Hayvan ise hastalandigi ya da süt veremedigi an, varlik hakkini insan gözünde kaybeder ve kesilir. Inegin dogal yasam beklentisi 25 senedir, fakat süt inegi 5-7 yas arasinda ölür. Insan icin, hayvanlar sadece onlardan faydalandigimiz müddetce degerlidir. Canli degil, kullandigimiz bir maldir. Mal bozuldugu an, cöpe atilir ya da farkli bir sekilde kullanilir (örnegin etini yiyerek). Gercektende bir cok ülkenin yasalarinda, hayvanlar mal olarak gecer. Komsunuzun kedisini pencereden atsaniz, hukukta mal tahribati olarak gecer.</p>
<p>(resimler: memeleri enfeksiyon ve abse (mastit) olmus süt inekleri)</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4462" title="mastitis" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/mastitis.jpg" alt="mastitis" width="315" height="446" /></p>
<p> <img class="alignleft size-full wp-image-4461" title="3975_mastitis1" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/3975_mastitis1.gif" alt="3975_mastitis1" width="300" height="268" /></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Foie gras” vahseti</strong></p>
<p>Kazlarin karacigeri bazi bölgelerde lüks ve lezzetli bir yiyecek olarak gecer. Bir ihtiyac yaratildiktan sonra, kapitalizm bir ürünün prodüksiyonunu mümkün oldukca hizlandirmak ve cogaltmak ister. Bundan dolayi „foie gras“ üretimini de fabrikasyon haline getirmistir. Kazlarin kafalari özel makinalarda demir arasi sikistiriliyor ve bogazlarina 50 santim uzunlugunda borular sokuluyor. Günde 5 kere 1 kilogram misir püresi borudan zorla direk migdelerine sikistiriliyor. Hayvanin organizmasina göre, 1 kilo misir püresi, insanla karsilastirdigimizda, bir insana zorla 24-30 kilo arasinda makarna yedirilmesi ile esittir – üsteligine 5 saniye icerisinde ve günde 5 kere. Bu sekilde normalinde 120 gram agirliginda olan kara cigeri, az bir sürecte 1,2 kilograma ulasabilir. Kazlar cogu zaman bu kiloya ulasmadan migdeleri patlar, yemek borusu yirtilir, gagalari kirilir, bogazinin icinde kistler ürer, dalaklari ve böbrekleri hastalanir. Bakicilar ise hayvanin ölecegini yere yatmasindan anlar ve böylecesine ölmeden az önce kesip, karacigerini cikartir. Ölmeyenler ise kesme zamanlari geldiginde, metal askilara asilip, elektrik havuzuna“ sokularak öldürülür. Insanlarin yedigi karaciger ise yaglanmis ve hasta bir karacigerdir. Bu yöntem günümüzde en cok Fransa, Maceristan ve Bulgaryada uygulaniyor. Bu sekilde her sene 121 ton „foie gras“ üretiliyor.<strong> </strong></p>
<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-4474" title="foie-gras-main-761600" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/foie-gras-main-761600.jpg" alt="foie-gras-main-761600" width="400" height="329" /></strong></p>
<p><strong> </strong> </p>
<p><strong> </strong> </p>
<p><strong> </strong> </p>
<p><strong> </strong> </p>
<p><strong> </strong> </p>
<p><strong> </strong> </p>
<p><strong> </strong> </p>
<p><strong> </strong> </p>
<p> </p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4476" title="DSC_0300" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/dsc_0300.jpg" alt="DSC_0300" width="449" height="299" /></p>
<p>  </p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4477" title="sick03" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/sick03.jpg" alt="sick03" width="450" height="300" /></p>
<p>  <img class="alignleft size-full wp-image-4478" title="2275035602_55b0e7a7f4" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/2275035602_55b0e7a7f4.jpg" alt="2275035602_55b0e7a7f4" width="450" height="337" /></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4475" title="dead07" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/dead07.jpg" alt="dead07" width="400" height="282" /></p>
<p><strong> </strong> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Tip egitiminde hayvan deneylerine alistirma stratejisi</strong></p>
<p>Novartis ülkesi Isvicrenin tip egitiminde ögrenciler daha ilk senede hayvan deneylerine alistiriliyor. Derste tavuk yumurtalari kirilip, embriyonlari mikroskop altinda inceleniyor. Kirik yumurtadan cikartilan embriyonlarin kalb atisi yavas yavas azaliyor, ta ki tamamen stop edene kadar. Amac, embriyonik yapiyi incelemek olsa, tüm sinif rahatlikla tek bir embriyonu inceleyebilir. Fakat her ögrencinin kendine ait bir embriyonu öldürmesi, alistirma yönteminin disinda birsey degildir. Derste ögrencilere yesil floresan fareler sunuluyor (farelere bir denizanasi cinsinin floresan geni entegre edilmistir) ve hocalar tarafindan sevimli ya da eylenceli olarak gösteriliyor. Felc insanlara tedavi bulmak icin, hayvanlar üzerine arastirmalar ve deneyler yapilir. Bu amacla, hayvanlar bilincli bir sekilde insan tarafindan felc ediliyor. Depresyona karsi ilac üretmek icin, hayvanlar kimyasal bir sekilde depresif hale getiriliyor. Dermatolojide yanik yaralarina tedavi üretmek icin, kazayla yaralanan bir insanla ayni kosullar altinda bilincli bir sekilde hayvanlar yaralaniyor: örnegin domuzlar canli ve ayik bir sekilde kaynak aleti ile yakiliyor.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4464" title="green_brown_mice_1" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/green_brown_mice_1.jpg" alt="green_brown_mice_1" width="396" height="288" /></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4465" title="greenmouseru" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/greenmouseru.jpg" alt="greenmouseru" width="395" height="296" /></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4466" title="image-gfp-mouse-crop-copy" src="http://karakok.wordpress.com/files/2009/08/image-gfp-mouse-crop-copy.jpg" alt="image-gfp-mouse-crop-copy" width="396" height="414" /></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Insan-Doga paradoksonu</strong></p>
<p>Biz insanlari hayvanlara ve dogaya tezatli bir iliski baglar: bir yandan onlara bagimliyizdir, bir yandanda onlari yok ederiz.</p>
<p>Endüstri ülkelerinde bu iki yüzlü iliski bir fenomene yol acar. Normalinde et yiyen insanlar, ölü bir hayvan ya da mezbaha ici gördükleri zaman igrenirler. Kan ve ölü et görüntüsü onlarda tiksinti yaratir, fakat paradoks bir sekilde tipatip aynisini hic rahatsiz olmadan yerler. Tabaklarinin üzerinde yemegin bir canli olmasini bir yana iterler. Canli bu sekilde bir ürün haline gelir ve süpermarketlerde hazir paketlenmis, canliligini andirmayacak bir sekilde tüketiciye sunulur.</p>
<p>Ayni sekilde bir cok insan kendisinin kesinlikle bir hayvani öldüremeyecegini söyler, fakat cok rahat öldürülmüs bir hayvani yer. Bu acidan aslinda bir canlinin öldürülmesine karsi degildir; sadece kendisini onu öldürmek istemez. Belkide bir canlinin gözüne bakarak, onun yasamini alirken, karsilasacagi vicdandan korkuyordur. Bundan dolayi amac icin gereken „pis isi“ baskasina yaptirir ve isin hazir ürününden faydalanir. Tipki kapitalistlerin isi baskalarina yükleyip, isden cikan kardan kendisinin faydalanmasi gibi. Hayvanlara bagimliligimiz, onlari sömürme, kullanma ve tüketme seklimiz kapitalizmin özellikleriyle aynidir. Türcülük, irkcilik, homofobi gibi yapilar hep ayni bazdan olusur: bir canlinin diger bir canlidan üstün görülmesinden ve bu üstünlügünün diger canliyi diskrimine etme hakkini getirdigi düsüncesinden. Kapitalizm nasil isciye, ögrenciye, vs. bagimliysa, biz insanlarda hayvanlara o kadar bagimliyiz. Kurdugumuz sistemde onlara ihtiyacimiz vardir, cünkü sömürüyü yasantimizin her gözeneginde baz aliyoruz: hayvanlari beslenmek icin, yanlizliga ya da can sikintisina karsi (dost olarak tutulan ev hayvanlari), ücretsiz isci olarak, kiyafet üreticisi olarak (deri, yün, ipek, vs.), eylence faktörü olarak (sirk, hayvanat bahcesi, vs.) kullaniyoruz.</p>
<p>Bunun ötesinde, hayvanlar „sevimlik faktörüne“ göre ayirilir. Sadece insanlara sevimli ya da güzel gözüken hayvanlarin yasami degerli görülür. Örnegin tavuk yenir, fakat ku yenmez – ya da inek yenir, fakat kedi yenmez. Hatta zaman zaman, medya ya da toplum, bazi halklari „sevimli“ hayvanlari yemesinden dolayi yargilar. Cin’de köpek ve kedi yenmesi skandal haline getirilmistir ve bir cok kez „asaglik“ olarak suclanilmistir. Ancak, bir varligin degeri sevimlilik ya da güzellik faktörüne göre belirlenemez. Bu mantik tekrar insan toplumunda bulunan bir sömürü mekanizmasi ile esittir. „Lookism“ dedigimiz yapi (bir insani dis görüntüsünden dolayi diskrimine etmek) örnegin is basvurularinda güzellik anlayisina uygun insanlarin tercih edilmesine yol acar, kapitalist toplumdaki rekabeti dahada körükler, kadinlarin degeri güzelliklerine göre belirlenmesini getirir ve iste et yeme konusunda tekrar ortaya cikar. Bir köpegin yasam hakki varsa, ayni sekilde bir ineginde yasam hakki vardir. Üsteligine, bize bir köpegin yenmesi tuhaf gelebilir, fakat hintli bir insana göre, tam tersine inek yememiz anormal gelebilir. Bu sekilde düsünmemizin hic bir mantikli nedeni yoktur, sadece subjektif duygular, deger yargilar, kültürel ve dini sartlanmalar üzerine kurulmustur. Etobur hayvanlarin yenmedigi de dogru degildir, cünkü örnegin baliklar, tavuklar, kus cinsleri ve domuzlar et yer. Orta cagida Avrupa’da örnegin ayi ya da kurt eti’de yenirdi. Bugünümüzde etobur hayvanlarin yenmemesi, üretimi daha pahali olmasindan kaynaklanir. 100 misli fazla toprak gerektirir, cünkü otoburlari beslemek icin bile bol tarim topragina ihtiyac vardir; etoburu beslemek icin ise, cok fazla otobur hayvana ihtiyac vardir. Simdi böyle diyen olabilir: „Peki, ama köpekler ineklerden daha zeki, dolayisiyla onlar yenilemez“. Bu mantik cok yaygindir, fakat ona bakarsak, zeka orani köpek cesitlerine göre degisiyor. O zaman IQ’su yüksek olanlari yemeyi red edip, IQ’su düsük olanlari yemeyi kabul etmek mi gerekir?</p>
<p>Ayni sekilde bazi insanlar, örnegin beyin özürlüleri, zeka olarak bazi hayvanlardan daha gerideler. O zaman onlari yemek normal mi olur? Evet, son cümlede belki sicramis olabilirsiniz, fakat bu örnegi bilincli bir sekilde kullandik. Insan konusuna gelince bize itici ya da provokatif gelen birsey, hayvan konusuna gelince, bizlere cok dogal geliyor. Madem zeka belirleyiciyse, neden zeka orani düsük olan bir insanin yasama hakki var da, ondan zeki olan bir hayvanin yasama hakki yok? Bu noktada belki düsünülebilir ki „Insan kanibal (yamyam) olmadigindandir“. Yani insan kendi cinsinden bir varligi yemez. Dogru, aynen bir yigin et yiyen, fakat kendi cinsine dokunmayan hayvanlarda vardir. Fakat bizi onlardan ayiran, ve tekrar celiski dolu olan, birsey vardir: evet, biz insan eti yemeyiz, ama (kanibal olmayan diger canlilara benzemeyen bir sekilde) insan öldürebiliriz, yok edebiliriz, hatta iskence edebiliriz. Bir cok balik cesiti ya da peygamber devesi gibi kanibal canlilar isi kendi cinsini yer, fakat sadece karnini doyurmak icin öldürür – ne mülkiyet sahibi olmak icin, ne stok ve satis icin, ne kiskancliktan, ne de öldürme zevkinden. Bu noktada soru acmak istiyoruz: o zaman kim gercek kannibal?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Insan etobur mudur?</strong></p>
<p>Insanin etobur oldugu bile söylenemez. Dogal etoburlar eti cig yerler. Bünyeleri buna müsaittir. Insan bünyesi ise eti cig yemeye müsait olmadigindan, eti pisirir. Etoburlarin bagirsagi vücüdunun asagi yukari 3-4 misli uzunlugundadir, cünkü cürümeye baslayan etin hizli bir sekilde (patojenler üretmeden) vücüttan cikmasi gerekir. Vejetaryen besinlerin sindirimi ise daha uzun sürer ve bundan dolayi otoburlarin ve insanlarin bagirsagi daha uzundur.</p>
<p>Etoburlarin migde asidi kas veya kemik dokusunu eritmek icin otoburlarinkinden daha güclüdür; 10-20 misli daha fazla pepsin ve hidroklorik asite sahiptir. Insan ise eti yemeden önce pisirerek, sindirimin önemli bir kismini exojen gerceklestirir, yani bu sekilde aslinda zekasiyla kendi dogasini kandirir.</p>
<p>Insanlarin tipki otoburlar gibi yirtici disleri degil, cigneme disleri belirgindir. Etoburlarin tükürügü asitlidir, otoburlarin ve insanlarinki ise alkalik. Agizdaki tükürük bezelerinin salgiladigi Pityalin (bir α-amilaz) enzimi karbonhidratlari daha kisa parcalara (oligosakkaritlere) böler ve bu sekilde ön bir sindirim fonksiyonu gerceklestirir. Pityalin bundan dolayi tahil gibi bitkisel yemlerden beslenen canlilar icin tipiktir ve insanlardada bulunur.</p>
<p>Otoburlar (ve biz insanlar) vitamin c’yi distan alirlar (bitkilerden), etoburlar ise kendi vücutlarinda üretebilme gücüne sahiblerdir. Terleme sistemimiz’de otoburlara benzer, cünkü tipki otobur hayvanlar gibi milyonlar sayisinda deri gözenekleri üzerinden terleriz, etoburlar ise organizmalarini ter bezeleri sayesinde degil, dilleri üzerinden sogutur – fakat deri gözenekleri yoktur.</p>
<p>Bazi yag asitleri bizim icin temeldir, yani organizmamiz onlari üretemez ve distan (besinle) almak zorundayizdir. Örnegin omega-3 ve omega-6 yag asit ihtiyacini balik yiyerek giderebildigimiz söylenir. Fakat her ikiside bitkisel yaglarda bulundugu icin, genelde hic balik eti yemesek bile, cok rahatikla ihtiyacimizi karsilayabiliriz. omega-6 asitleri bir yigin bitkisel yaglarda’da bulunur (örnegin ay cicek yaginda). Ayni sekilde omega-3 asitleride bitkisel (kolza ya da soya) yaglarda bulunur. Önemli nokta, bu asitlerin balikta bulunmasinin nedeni, baligin onlari üretmesi degildir. Balikta, onlari yedigi yosunlardan ve fitoplanktondan (bitkisel plankton) alir. Yani aslinda bu temel yaglari et’den degil, endirekt bir sekilde yine bitkiden aliriz.</p>
<p>Insanlar kolaylikla ve saglik zarari görmeden etsiz beslenebilirler, fakat sadece etden beslenemezler. Bazi insanlar doga sartlarindan dolayi sadece etden besleniyorlar, örnegin bazi eskimo halklarin sadece baliktan beslenmesi gibi. Yinede eksiklik belirtileri olmuyor, fakat bunun nedeni tekrar et yemeleri degil, yedikleri hayvanin bitkilerden aldigi ve etinin icinde bulundugu besinlerdir.</p>
<p> </p>
<p>Karakök Otonomu tr/ch</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[7 yaşındaki kıza işkence]]></title>
<link>http://yaztatili.wordpress.com/2009/06/14/7-yasindaki-kiza-iskence/</link>
<pubDate>Sun, 14 Jun 2009 16:19:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>z00mla</dc:creator>
<guid>http://yaztatili.wordpress.com/2009/06/14/7-yasindaki-kiza-iskence/</guid>
<description><![CDATA[Arifiye&#8217;de 8 yıl önce resmi nikahsız evlendiği eşinden şu anda 7 yaşına giren çocuğu olan 28 y]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Arifiye&#8217;de 8 yıl önce resmi nikahsız evlendiği eşinden şu anda 7 yaşına giren çocuğu olan 28 yaşındaki Murat K., 3 yıl sonra ayrıldı. Murat K. 2 yıl önce de Bitlis&#8217;in Tatvan İlçesi&#8217;nde tanıştığı 19 yaşındaki Hülya K. ile evlendi. Yaklaşık 1.5 yıl önce eşiyle birlikte Sakarya&#8217;ya gelerek Arifiye İlçesi Abdibey Caddesi&#8217;nde tek katlı evi kiralayıp burada yaşamaya başladı. Bir süre önce doğum yapan Hülya K., üvey kızını evin bitişiğindeki odada yer yatağında yatırmaya başladı.</p>
<p>Sürekli dövüldüğü öne sürülen ve semt sakinlerinin genellikle ağlarken gördüklerini söylediği kızın durumu jandarmaya bildirildi. Semt sakinlerinin, üvey anne ve öz babası tarafından sürekli dövüldüğünü öne sürdükleri S.K.&#8217;nın kafasını yardıklarını, küçük odada kilitli tuttuklarını, odadan sürekli ağlama seslerinin geldiğini ileri sürdü.</p>
<p>İhbar üzerine eve gelen jandarma ekipleri S.K.&#8217;yı kilitli tutulduğu odada buldu. Yerde yatırılan çocukta dayak izleri görülünce babası Murat K. ile üvey annesi Hülya K. gözaltına alındı. S.K. ise, Toyota-SA Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirildikten sonra Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü&#8217;ne teslim edildi. Adliyeye sevk edilen Murat K. ile Hülya K., ‘Küçük çocuğa iskence etmek&#8217; suçundan tutuklandı. Komşuları çocuğa işkence edildiği öne sürülen ve kilit altında tutulduğu odayı gösterdi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dünyanın lanetlediği kadının şok itirafı!]]></title>
<link>http://bbcislam.wordpress.com/2009/06/13/dunyanin-lanetledigi-kadinin-sok-itirafi/</link>
<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 18:09:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>bbcislam</dc:creator>
<guid>http://bbcislam.wordpress.com/2009/06/13/dunyanin-lanetledigi-kadinin-sok-itirafi/</guid>
<description><![CDATA[Bütün utanmazlığı ve aşağılık yönünü sergileyen kadın yeniden ortaya çıktı ve şok bir itirafta bulun]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bütün utanmazlığı ve aşağılık yönünü sergileyen kadın yeniden ortaya çıktı ve şok bir itirafta bulun]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ilk muslumanlar]]></title>
<link>http://aksamcayi.wordpress.com/2009/05/31/ilk-muslumanlar/</link>
<pubDate>Sun, 31 May 2009 18:03:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>huseyingoktepe</dc:creator>
<guid>http://aksamcayi.wordpress.com/2009/05/31/ilk-muslumanlar/</guid>
<description><![CDATA[İlk Müslümanlar ve Mâruz Kaldıkları İşkenceler İlk Müslüman: Hz. Hatice Kâinatın Efendisi Hazret-i M]]></description>
<content:encoded><![CDATA[İlk Müslümanlar ve Mâruz Kaldıkları İşkenceler İlk Müslüman: Hz. Hatice Kâinatın Efendisi Hazret-i M]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ebu Garib'ten Sahneler]]></title>
<link>http://ofsayt.wordpress.com/2009/05/29/ebu-garibten-sahneler/</link>
<pubDate>Thu, 28 May 2009 22:12:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>yalpaluc</dc:creator>
<guid>http://ofsayt.wordpress.com/2009/05/29/ebu-garibten-sahneler/</guid>
<description><![CDATA[Bush yönetimi döneminde yapılan CIA idaresindeki işkence yöntemlerinin açıklanması ve Barack Obama]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright size-medium wp-image-256" title="fft15_mf253311" src="http://ofsayt.wordpress.com/files/2009/05/fft15_mf253311.jpeg?w=300" alt="fft15_mf253311" width="300" height="240" /><img class="alignright size-medium wp-image-255" title="fft15_mf253309" src="http://ofsayt.wordpress.com/files/2009/05/fft15_mf253309.jpeg?w=258" alt="fft15_mf253309" width="258" height="300" /><img class="alignleft size-full wp-image-252" title="fft15_mf253270" src="http://ofsayt.wordpress.com/files/2009/05/fft15_mf253270.jpeg" alt="fft15_mf253270" width="196" height="260" /><img class="alignleft size-medium wp-image-251" title="fft15_mf253268" src="http://ofsayt.wordpress.com/files/2009/05/fft15_mf253268.jpeg?w=300" alt="fft15_mf253268" width="300" height="213" /></p>
<p>Bush yönetimi döneminde yapılan CIA idaresindeki işkence yöntemlerinin açıklanması ve Barack Obama&#8217;nın bu işkenceleri yapan ajanların kesinlikle yargılanmaması gerektiğini belirtmesinden sonra Irak&#8217;taki Ebu Garib cezaevinde yapılan işkenceler yeniden gündeme geldi.</p>
<p>Fotoğraflarda bir erkeğe tecavüz, bir kadına tecavüz, mahkumların soyulup hakarete uğratılması, birbirlerine sarılmaya zorlanmaları, teptaklak çırılçıplak sarkıtılmaları&#8230;</p>
<p>Barack Obama cezaevinden toplanan fotoğrafların kesinlikle yayınlanmaması gerektiğini <img class="alignleft size-medium wp-image-253" title="fft15_mf253303" src="http://ofsayt.wordpress.com/files/2009/05/fft15_mf253303.jpeg?w=300" alt="fft15_mf253303" width="300" height="210" />belirtti. Emekli bir Tümgeneralin de fotoğrafları incelemek için görevlendirildiği ve emekli askerin de fotoğrafların yayınlanmaması gerektiğini kaydettiği bildirildi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Antik çağda işkencenin kökleri "Fotoğraf"]]></title>
<link>http://bbcislam.wordpress.com/2009/05/20/antik-cagda-iskencenin-kokleri-fotograf/</link>
<pubDate>Wed, 20 May 2009 14:27:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>bbcislam</dc:creator>
<guid>http://bbcislam.wordpress.com/2009/05/20/antik-cagda-iskencenin-kokleri-fotograf/</guid>
<description><![CDATA[Münih&#8217;te antik tarih profesörü olan Martin Zimmerman tarafından yazılan &#8220;Extreme Formen ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Münih&#8217;te antik tarih profesörü olan Martin Zimmerman tarafından yazılan &#8220;Extreme Formen ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[temizlik mi benim adım?]]></title>
<link>http://ryuunonamida.wordpress.com/2009/05/13/temizlik-mi-benim-adim/</link>
<pubDate>Wed, 13 May 2009 22:24:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>ryuunonamida</dc:creator>
<guid>http://ryuunonamida.wordpress.com/2009/05/13/temizlik-mi-benim-adim/</guid>
<description><![CDATA[iki gun suren temizlik maceramın sonunda depresyona girmiş ruhum ve et kesmiş bacaklarımla iki çift ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>iki gun suren temizlik maceramın sonunda depresyona girmiş ruhum ve et kesmiş bacaklarımla iki çift laf etmek istedim. ilk olarak hemen bir iş sahibi olmak istiyorum yoksa bir gün ev temizlerken dilimi elektrik süpürgesiyle beraber pirize sokmak suretiyle intihar edeceğim. artık iş bulsam da gülay abla&#8217;nın yarım saatte bir açığı telefonlara gülsem, eve gelince tozu alınmamış yerleri farketmesem, edince de takmasam.<br />
ama her günümü ve her gecemi evde geçirirken ve bir elimde domestos bir elimde vileda bir paçam yukarda bir diğeri aşağıda temizlik yapmaya çalışırken sormadan duramadım kendime; bu mudur yani?<br />
once ilkokul, yok çarpım tablosu yok hayat bilgisi, hadi bakalım kolej sınavları ay ortaokul bitiyor hadi dershane yolları. lise var daha ah gece gunduz test çöz sanki hayat çoktan seçmeli, üç yanlış bir doğru eder mi burdan başka bir zamanda diye sorarken nihayet üniversite.<br />
sabaha kadar içsem, öğle derslerine yetişsem, aman notları unutma finallerde kahvaltı yaparız üzerinde. uykusuz geceler gecesiz sabahlar, çok yukarı fırlat kepini ki sen de o kadar yüksel hayatta. hazır ayaktayken bir master yapalım ama uzakta olsun havamız olsun, 11000km yeter herhalde. bak bitti işte şimdi hazırsın başlamaya, neredeyse bitti gibi güzükürken en başa geldin hazırsın diyorum daha ne olsun.<br />
akşam blogdan önce bir tutam yemek bir tutam temizlik, e ütü de öpmek ister ellerinden, o kalem tutmuş, o arjantinleri okşamış, o güçlü elleri sıkmış ellerinden öper ütü en buharlısından.</p>
<p>yarın dolap yerleştirme 101, iyi hazırlan anlattırıcam! <img src="http://ryuunonamida.wordpress.com/files/2009/05/temizlik.jpg" alt="temizlik" title="temizlik" width="240" height="240" class="aligncenter size-full wp-image-28" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Güney'in kayıp kayıtlarında işkence çıktı !]]></title>
<link>http://ahmetheydo.wordpress.com/2009/04/07/guneyin-kayip-kayitlarinda-iskence-cikti/</link>
<pubDate>Tue, 07 Apr 2009 10:18:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Heydo</dc:creator>
<guid>http://ahmetheydo.wordpress.com/2009/04/07/guneyin-kayip-kayitlarinda-iskence-cikti/</guid>
<description><![CDATA[Güney&#8217;in kayıp kayıtlarında işkence çıktı ! Ergenekon soruşturmasının en önemli dayanağı olan ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><span style="color:#99cc00;"><strong><img src="http://media4.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/T%C3%BCrkiye/Ergenekon%20Davas%C4%B1/tuncayguneyifadesi.widec.jpg" alt="null" /><br />
Güney&#8217;in kayıp kayıtlarında işkence çıktı !<br />
<!--more--></strong></span></p>
<h2 style="text-align:center;"><span style="color:#99cc00;"><strong>Ergenekon soruşturmasının en önemli dayanağı olan Tuncay Güney&#8217;in poliste verdiği ifadelerin kayıp bölümlerini MİT mahkemeye gönderdi: Güney&#8217;e sorguda işkence yapıldığı ortaya çıktı.</strong></span></h2>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#99cc00;"><strong>İSTANBUL &#8211; Tuncay Güney&#8217;in 2001 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü&#8217;nde alınan ifadesine dair kayıtlar bir süre önce sanık avukatlarına verilmişti ancak avukatlara göre sorgu kaydından bazı bölümler planlı bir şekilde çıkarılmış ve montajlanmıştı.</strong></span></p>
<p class="textBodyBlack" style="text-align:center;"><span style="color:#99cc00;"><strong>Avukatların girişimleri sonucu kayıp bölümlerin MİT arşivinde olduğu belirlendi ve kayıtlar mahkemeye gönderildi.</strong></span></p>
<p class="textBodyBlack" style="text-align:center;"><span style="color:#99cc00;"><strong>Sorgu kaydından kasıtlı olarak çıkarıldığı belirtilen bölümler bilirkişi tarafından incelendi. İncelenen bölümde Tuncay Güney&#8217;e kötü muamele yapıldığı doğrulandı.</strong></span></p>
<p class="textBodyBlack" style="text-align:center;"><span style="color:#99cc00;"><strong>Bilirkişi notunda, sorgu sırasında 2 dakika 40 saniye süreyle anlaşılamayan sesler geldiği, ardından da bağırma, istifra ve ağlama sesleri duyulduğu belirtiliyor.</strong></span></p>
<p class="textBodyBlack" style="text-align:center;"><span style="color:#99cc00;"><strong>Ayrıca sorguculardan birinin &#8220;yazık adama&#8221; dediği, diğerinin ise &#8220;şunun işkencesi bitsin diğerine geçeceğiz&#8221; şeklinde konuştuğu belirtiliyor.</strong></span></p>
<p class="textBodyBlack" style="text-align:center;"><span style="color:#99cc00;"><strong>Sorguya dair dağıtılan ilk görüntülerde Tuncay Güney&#8217;in olayları anlatırken akıcı ve emin bir şekilde konuştuğu görülüyordu.</strong></span></p>
<p class="textBodyBlack" style="text-align:center;"><span style="color:#99cc00;"><strong>Mahkemeye sonradan gönderilen eksik bölümlerin ise akıcı konuşmaların öncesindeki yönlendirmelerden ibaret olması dikkat çekiyor.</strong></span></p>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#99cc00;"><strong>Aynı kayıtta Tuncay Güney bazı gazetecilerin Veli Küçük&#8217;ün istediği doğrultusunda yazılar yazdıklarını anlatıyor. Sorgu kaydının eksik bölümlerinin &#8220;yayın yasağı&#8221; şartıyla sanık avukatlarına verilmesi kararlaştırıldı.</strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[peruda transseksüellere yönelik şiddet - uluslararasıaf örgütü acil eylem çağrısı]]></title>
<link>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/04/01/peruda-transseksuellere-yonelik-siddet-uluslararasiaf-orgutu-acil-eylem-cagrisi/</link>
<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 23:20:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>ifsaeylem1</dc:creator>
<guid>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/04/01/peruda-transseksuellere-yonelik-siddet-uluslararasiaf-orgutu-acil-eylem-cagrisi/</guid>
<description><![CDATA[24 Ocak’da Peru’nun kuzeyinde San Martin eyaletindeki Tarapoto kentinde yerel mahalle gözcü devriyes]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>24 Ocak’da Peru’nun kuzeyinde San Martin eyaletindeki Tarapoto kentinde yerel mahalle gözcü devriyesi (junta vecinal) tarafından transseksüel kadın Techi kaçırılmış, işkence görmüş ve ona ‚ bunlar bir eşcinselle cinsel ilişkiye girdiğin için oldu‛ (Eso te pasa por mantener relaciones sexuales con un homosexual) denmiştir. Uluslararası Af Örgütü Techi’ye yapılan saldırıdan derin endişe duymaktadır ve onun ve diğer transseksüel insanların şehirdeki güvenliğinden korkmaktadır.<br />
Techi, 24 Ocak gecesi yerel gözcü devriye ‘ Puerto Azul’un başkanı ve üyeleri , ‘Señor de los Milagros’ gözcü devriyesi mensupları tarafından gözaltına alınmıştır. Techi sözlü ve fiziksel tacize maruz kalmıştır. Çıplak kalana kadar kıyafetleri çıkartılmış, kafası kazınmış ve devam edemeyecek kadar yorgun düşünceye dek fiziksel egzersiz yaptırılmıştır.<br />
Bu olaylar gözcü devriyenin bir mensubu tarafından filme alınmış ve görüntüler yerel televizyonda yayın yapılarak kamu erişimine açılmıştır.<br />
3 Şubat’ta Techi bölge savcısına resmi şikâyette bulundu ancak resmi prosedüre göre, şikayeti resmi ismi ve doğduğu cinsiyet ile yapmak zorundaydı. Resmi şikayetin bir kopyası Uluslararası Af Örgütü’ne sağlanmıştır.<br />
ARKAPLAN BİLGİSİ<br />
Cinsiyet kimliği, her bireyin kendi içinde derinden hissettiği ve bireysel olarak yaşadığı cinsiyet olarak anlaşılmaktadır, bu doğduğu zaman fiziksel özellikler ile belirlenmiş olan cinsiyetle örtüşe de bilir, örtüşmeye de bilir. Cinsiyet kimliği, cinsel yönelimden farklıdır. Cinsel yönelim, bireyin karşı cinsten, hemcinsinden, ya da her ikisinden olan bir bireye yönelik duygusal ve cinsel çekimidir.<br />
Amerikan Devletleri Örgütü (The Organization of American States, OAS), Haziran 2008’de, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim yüzünden bölgede kişilere yönelik insan hakları ihlalleri ve şiddet olayları hakkında endişesini belirten bir önerge kabul etti.<br />
ÖNERİLEN EYLEM:</p>
<p>Lütfen konu ile ilgili mektuplarınızı en kısa zamanda kendi dilinizde ya da İspanyolca olarak yollayın.<br />
- 24 Ocak tarihinde, San Martin eyaletinin Tarapoto şehrinde gözcü devriye tarafından yasadışı olarak gözaltına alınan ve işkenceye maruz kalan Techi’nin güvenliğinden duyduğunuz endişeyi belirtin.<br />
- Yetkililere, Techi’nin kendi isteği doğrultusunda güvenliğini sağlamak için, derhal, etkili ve uygun tedbirler almaları için çağrıda bulunun.<br />
- Yetkililere, Amerikan Devletleri Örgütü’nün bireylerin ayrımcılığa maruz kalmadan özgürlük, yaşam ve fiziksel bütünlük haklarını teyit eden cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve insan hakları konusundaki son önergesini hatırlatın.<br />
- Yetkililere olayla ilgili derhal, tam ve tarafsız soruşturma başlatmaları ve bu soruşturmanın sonuçlarının halka açıklanması ve sorumluların adalet önüne çıkarılması çağrısında bulunun.<br />
- Yetkililerden, transseksüel bireylere yapılan şiddete göz yumulamayacağını ve bu suçlardan sorumlu kişilerin adalete götürüleceğini net bir biçimde açıklaması için çağrıda bulunun.<br />
- Yetkililere özellikle işkence ve kötü muamelenin engellenmesinin garanti altına alınması başta olmak üzere, fiziksel bütünlüğü ve yaşam hakkını istisnasız herkese ayrımsız uygulanması gerektiğini hatırlatın.<br />
LÜTFEN MEKTUPLARINIZI AŞAĞIDAKİ ADRESLERE GÖNDERİNİZ<br />
Minister of the Interior (İçişleri Bakanlığı)<br />
Ministerio del Interior<br />
Ministra del Interior<br />
Sra. Mercedes Cabanillas Bustamante<br />
Plaza 30 de agosto s/n Urb. Corpac<br />
San Isidro<br />
Lima, PERU<br />
Faks: + 51 1 225 7234<br />
Hitap: Sayın Bakan/Sra. Ministra<br />
Attorney General (Baş Savcı)<br />
Ministerio Público &#8211; Fiscalía de la Nación<br />
Fiscal de la Nación<br />
Dra. Gladys Echaíz Ramos<br />
Av. Abancay Cuadra 5 s/n<br />
Lima 1, PERU<br />
Faks: + 51 1 426 2800<br />
Hitap: Sayın Baş Savcı/Sra. Fiscal de la Nación<br />
Ve ülkenizdeki Peru diplomatik temsilcilerine gönderiniz.<br />
MEKTUPLARINIZ HEMEN GÖNDERİN: Lütfen,10 Nisan 2009 tarihinden sonraki gönderileriniz için Uluslararası Sekretarya veya bulunduğunuz ülkedeki Uluslararası Af Örgütü şubesi ile bağlantıya geçiniz.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[bahar mısın yoksa sendrom mu?]]></title>
<link>http://kazankepceiliskisi.wordpress.com/2009/03/31/bahar-misin-yoksa-sendrom-mu/</link>
<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 10:53:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>kazankepceiliskisi</dc:creator>
<guid>http://kazankepceiliskisi.wordpress.com/2009/03/31/bahar-misin-yoksa-sendrom-mu/</guid>
<description><![CDATA[evet sendromdayım! gerginim, asabiyim, hırçınım, sevgilime kılıçla &#8220;z&#8221; harfi çizme isteğ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://kazankepceiliskisi.wordpress.com/files/2009/03/baharmisinsendrommu.jpg" alt="baharmisinsendrommu" title="baharmisinsendrommu" width="200" height="215" class="alignright size-full wp-image-215" /> evet sendromdayım! gerginim, asabiyim, hırçınım, sevgilime kılıçla &#8220;z&#8221; harfi çizme isteğiyle dolup taşıyorum, uyuyamıyorum sonra da uyanamıyorum, evde daralıyorum ama aynı zamanda evden çıkmak istemiyorum, işyerinde işlere konsantre olmaya çalışmak bir işkence gibi, ve en önemlisi de yorgunum, hep yorgunum, bütün gün danalar gibi yatsam bile çok yorgunum&#8230;&#8230;.</p>
<p>sevgili doktorlar, genetik bir kansızlık tanısının yanı sıra, &#8220;bahar sendromu&#8221; teşhisi de ekliyorlar buduruma&#8230; </p>
<p>bunun yanında tedavi için önerileri de var tabii;</p>
<p>- bol bol su iç! (aşırı susamadıkça su içmeyenlerdenim ne yazıkki.. unutuyorum genelde..)</p>
<p>- açıkhavada bol bol yürüyüş yap! (ama evden çıkasım yok&#8230;)</p>
<p>- kapalı havuza git, haftada 3 gün 1 saat yüz! ( bunu da yapmaya halim yok sanırım&#8230;)</p>
<p>- akşamları rahatlatıcı bitki çayları iç, kahve çaydan uzak dur! (su içmeyi bile unutan ben!)</p>
<p>- en önemlisi de pozitif ol! </p>
<p>yine en güzeli galiba&#8230;;</p>
<p>- öncelikle acil olarak malum sevgili, kılıçla &#8220;z&#8221; formunda doğranacak!</p>
<p>- işyerinden en afilisinden topuklanarak bütün gün evde yatılacak, tv izlenip çikolata yenilecek!</p>
<p>- sayısız kaprisle sayın sevgili çileden çıkarılırken, zevkten 4 köşe olunacak!</p>
<p>- akşam oturmasına yalnızca iyi dedikodu yapabilen, esprili ve neşeli arkadaşlar davet edilecek.. sürekli oflayıp puflayan ve gündemindeki en önemli konu barajların doluluk oranı olan arkadaşlarsa evin 500 metre yakınına dahi yaklaştırılmayacak!</p>
<p>nasıl? sizce çıkar mıyım bu sendromdan?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MUCİZEVİ GÖRÜNTÜLER,MUCİZEVİ RESİMLER,GÜNÜMÜZ MUCİZELERİ]]></title>
<link>http://videoseyrediniz.wordpress.com/2009/03/22/mucizevi-goruntulermucizevi-resimlergunumuz-mucizeleri/</link>
<pubDate>Sun, 22 Mar 2009 08:37:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>youtubeizleveseyret</dc:creator>
<guid>http://videoseyrediniz.wordpress.com/2009/03/22/mucizevi-goruntulermucizevi-resimlergunumuz-mucizeleri/</guid>
<description><![CDATA[güncel, Haber, haberler, habet, ibrahim tatlıses, ibrahim tatlıses müzikleri, klip, komi, Komik, spo]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><em><strong>güncel, Haber, haberler, habet, ibrahim tatlıses, ibrahim tatlıses müzikleri, klip, komi, Komik, spor, video, videoklip, İbrahim tatlısesin msn adresi,</strong></em><span style="font-style:italic;"><span style="font-weight:bold;">korkunç ve dehşet resimler,Korkunç ve dehşet resimler, işkence,işkence videoları,kan resimleri,korkunç ötesi resimler,iğrenç resimler,çıplak resimler,resim sitesi,</span></span><span style="font-style:italic;"><span style="font-weight:bold;">resimler,resim sitesi,ilginç resimler,bitki resimleri,komik resimler,kadın resimler,güzel resimler,komik resimler, resimler., bitki resimleri, güzel resimler, kadın resimler,</span></span><span style="font-style:italic;"><span style="font-weight:bold;">resim, Haber, video, videoklip, spor, güncel, haberler, klip, kadın,çıplak kadın resimleri,çıplak bayan resimleri,+18 resimler,çıplak resimler,çıplak kadın fotoğrafları,</span></span><span style="font-style:italic;"><span style="font-weight:bold;">ilginç resimler,inanılmaz resimler,mucizeler,günümüzdeki mucizeler,mucize görmek,mucizeye inanmak,inanmak,ilginç olaylar,yok artık,ilginç mucizeler,imkansız yokturdur,bundan sonra inanmıyosanız,yok artık dedirten videolar izle,resimleri izle,ilginç olaylar,ilginç resimler,ilginç görüntüler,hikmet,mucizevi şeyler,mucizevi olaylar,mucizevi görüntüler,mucize olay videoları izle</span></span></p>
<h1><span style="font-style:italic;"><span style="font-weight:bold;"><a href="http://videoevreni.blogspot.com/2009/03/mucizeye-bakmak.html" target="_blank">İZLEMEK İÇİN  TIKLAYINIZ</a></span></span></h1>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Kardeşime Dokunma Kampanyası]]></title>
<link>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/03/18/kardesime-dokunma-kampanyasi/</link>
<pubDate>Wed, 18 Mar 2009 21:33:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>ifsaeylem1</dc:creator>
<guid>http://nefretcinayetleriniduyuruyoruz.wordpress.com/2009/03/18/kardesime-dokunma-kampanyasi/</guid>
<description><![CDATA[Tüm gezegende bir musibet kol geziyor… Kah sinsice, kah apaçık, her şeyi tahakküm altına almak, sind]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div class="entry-content">
<div class="snap_preview">
<p>Tüm gezegende bir musibet kol geziyor… Kah sinsice, kah apaçık, her şeyi tahakküm altına almak, sindirmek, susturmak, boyun eğdirmek için her yere sızıyor, kuşatıyor. Hiç tereddüt etmeksizin can yakıyor, işkence ediyor, öldürüyor; kah maaşlı görevlileriyle, kah gönüllü korucu-kollayıcılarıyla…  Bu musibet tepemizde, yanı başımızda, içimizde bir aygıt, bir zihniyet olarak örgütlenmiş otoritedir: devlettir.</p>
<p>Devlet, hükmetmek istediklerini susturmak, yıldırmak istiyor.  Otoriteye maruz kalanlar yılıp sustukça, o  daha da zorba, kayıtsız ve kana susamış hale geliyor.</p>
<p>Bu şiddete karşı sessiz kalamayız. Bizler, yani anti-otoriterler ve anarşistler, otoritenin şiddetine maruz kalan kardeşlerimizin (hayvanlar da dahil) sesine ses katmaya, acısına ortak olmaya, elimizden geldiğince onlara kalkan olmaya, en azından onların yanında olup bir kardeş eli uzatmaya karar verdik. Bu nedenle, belli bir sorun çerçevesinde yoğunlaşmaktan ziyade, otoritenin uç veren şiddetine karşı mümkün olduğunca hızlı, “yerinde” ve kitlesel refleks gösterebilecek bir “kampanya” örgütlenmesi oluşturmak üzere yola çıktık ve adını da “KARDEŞİME DOKUNMA” koyduk.  Elbette bu kampanya, otoritenin şiddetine uğrayan herkesin imdadına koşabilmek iddiasında değildir; kendi gündeminin önceliklerini birlikte tartışarak oluşturacaktır.</p>
<p>Bu kampanya çerçevesinde bir araya gelen/gelecek anti-otoriterler ve anarşistler, teorik fikir birliği ya da uzlaşması peşinde değildirler. Onları bir araya getiren, otoritenin şiddetinin yakıcılığı ve somutluğudur. Bu süreçte, kendi aralarındaki farklılıkları oluşturan fikirleri, eğer gerekli olursa, somut eylemlilikler ve sorunlar üzerinden tartışmaya karar vermişlerdir. Her katılımcı, kampanyanın dilediği aşamasında dilediğince katkı sunmakta özgürdür.</p>
<p>Kampanyamız, kendine süre sınırı koymayan, kararlarını yüz yüze gelerek anti-otoriter, anti-hiyerarşik, eşitlik ilkeleri çerçevesinde alan bir inisiyatif, bir koordinasyon örgütlenmesi olarak yapılanacaktır. Karar süreçlerinde, ya “konsensus” ya da “yol verme” ile, ilişkin toplantıya katılanların ortak rızası aranacaktır.</p>
<p>Kampanyanın değişik konulardaki işlerini üstlenen gönüllü çalışma grupları oluşmuştur. Katılıma açık olan ve gerek duyuldukça yenileri oluşacak bu çalışma grupları, kendi toplanma periyodlarını kararlaştıracaklardır. Her ay, tüm kampanyanın meselelerinin tartışılacağı geniş katılımlı kampanya toplantısı yapılacaktır.</p>
<p>Kampanyaya  dair haberleşme amacıyla, aynı adı taşıyan bir e-mail grubu oluşturulmuştur. İlke olarak, istanbulda oturanların e-mail grubuna üye olabilmeleri için en az bir KARDEŞİME DOKUNMA toplantısına katılmış olmaları gerektiğine karar verdik. İstanbul dışındakiler için “referans” yöntemi işleyecektir. Ayrıca, irtibat kurmak isteyenlerin yönlenebilmesine de yarayacak, kampanyaya özel bir web sitesi oluşturulacaktır.</p>
<p>Tüm anarşistleri ve anti-otoriterleri KARDEŞİME DOKUNMA kampanyasına katılmaya çağırıyoruz.</p>
<p>KARDEŞİME DOKUNMA İNİSİYATİFİ</p>
<p>kardesimedokunma@gmail.com</p>
<p><a href="http://kardesimedokunma.wordpress.com/">http://kardesimedokunma.wordpress.com/</a></div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ülkücü Şehitler - Halil Esendağ - Selçuk Duracık]]></title>
<link>http://antalyadaulkucuhareket.wordpress.com/2009/03/14/ulkucu-sehitler-halil-esendag-selcuk-duracik/</link>
<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 22:13:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://antalyadaulkucuhareket.wordpress.com/2009/03/14/ulkucu-sehitler-halil-esendag-selcuk-duracik/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4519685771656345417'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4519685771656345417'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KURTLAR VADİSİ - SHALOM ]]></title>
<link>http://apehell.wordpress.com/2009/02/08/kurtlar-vadisi-shalom/</link>
<pubDate>Sun, 08 Feb 2009 21:50:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>apehell</dc:creator>
<guid>http://apehell.wordpress.com/2009/02/08/kurtlar-vadisi-shalom/</guid>
<description><![CDATA[KURTLAR VADİSİ &#8211; SHALOM Salı, Ocak 6, 2009 Polat Alemdar ve adamları ofistedirler. Televizyond]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>KURTLAR VADİSİ &#8211; SHALOM </strong></p>
<p><strong>Salı, Ocak 6, 2009 </strong></p>
<p>Polat Alemdar ve adamları ofistedirler. Televizyonda Filistinde’ki olayları izlemektedir. Suspus olmuştu hepsi. Öfkeyle doldular.</p>
<p>Memati:</p>
<p>-Abi bu ne iş, dünya nasıl seyirci kalıyor, ya Mısır ya Araplar! derken,</p>
<p>Abdülhey:</p>
<p>- Bir şeyler yapmayacak mıyız abi?  Susacak mıyız, susarsak sıra bize de gelmez mi?</p>
<p>Diye soruyordu&#8230;</p>
<p>devamını okumak için aşağıdaki linke tıklayın.</p>
<p><a title="http://apehell.blogcu.com/kurtlar-vadisi-shalom_32963421.html" href="http://apehell.blogcu.com/kurtlar-vadisi-shalom_32963421.html" target="_blank">http://apehell.blogcu.com/kurtlar-vadisi-shalom_32963421.html</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
