<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>kaza-ve-kader &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/kaza-ve-kader/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "kaza-ve-kader"</description>
	<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 02:44:41 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Kabir Azabı (Hurafeler)]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</link>
<pubDate>Tue, 26 Jun 2007 22:22:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</guid>
<description><![CDATA[Yeni bir internet hurafesi daha: Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda&#8230;<br />
<!--more--><br />
Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı&#8230;</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları &#8220;korkudan&#8221; bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri &#8220;kabir azabı&#8221;nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur&#8217;an&#8217;dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz&#8217;den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, &#8220;feth-i kabir&#8221; (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, &#8220;kanıt&#8221; olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi &#8220;yalan&#8221;&#8230;</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com&#8217;da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu&#8230;</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, &#8220;Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi&#8221; denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde &#8220;slip&#8221; tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini &#8220;Nasıl daha korkutucu olabiliriz&#8221; konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir &#8220;posta formu&#8221; ile koyuyor. Formun başına &#8220;Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder&#8221; yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da &#8220;God is one&#8221; (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com&#8217;daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com&#8217;daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna &#8220;Vücutta çürümenin erken aşamaları&#8221; başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/  (anasayfa&#8217;da ortadaki link)</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine &#8220;Yahu, dur bir dakika birader&#8221; dedi mi, &#8220;Allah&#8217;ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden &#8216;kabir azabı&#8217; denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı&#8217;dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?&#8221;</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah&#8217;ın kulu oldu mu&#8230; Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri &#8220;kana susamış işkenceci vahşiler&#8221; olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun &#8220;cehennem&#8221;inin ya da &#8220;kabir azabı&#8221;nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda&#8230;</p>
<p>Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı&#8230;</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları &#8220;korkudan&#8221; bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri &#8220;kabir azabı&#8221;nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur&#8217;an&#8217;dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz&#8217;den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, &#8220;feth-i kabir&#8221; (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, &#8220;kanıt&#8221; olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi &#8220;yalan&#8221;&#8230;</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com&#8217;da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu&#8230;</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, &#8220;Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi&#8221; denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde &#8220;slip&#8221; tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini &#8220;Nasıl daha korkutucu olabiliriz&#8221; konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir &#8220;posta formu&#8221; ile koyuyor. Formun başına &#8220;Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder&#8221; yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da &#8220;God is one&#8221; (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com&#8217;daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com&#8217;daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna &#8220;Vücutta çürümenin erken aşamaları&#8221; başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine &#8220;Yahu, dur bir dakika birader&#8221; dedi mi, &#8220;Allah&#8217;ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden &#8216;kabir azabı&#8217; denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı&#8217;dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?&#8221;</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah&#8217;ın kulu oldu mu&#8230; Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri &#8220;kana susamış işkenceci vahşiler&#8221; olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun &#8220;cehennem&#8221;inin ya da &#8220;kabir azabı&#8221;nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>***</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaratılış amacı Nedir?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/</link>
<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 20:03:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/</guid>
<description><![CDATA[Yaratılışamacımızı Allah bizlere Kuran&#8217;da şöyle bildirir: … insanları yalnızca bana ibadet ets]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Yaratılışamacımızı Allah bizlere Kuran&#8217;da şöyle bildirir:</p>
<p>… <span style="text-decoration:underline;"><strong>insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım</strong></span>. (Zariyat Suresi, 56)<br />
<!--more--><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><span style="color:red;">Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde bulunuşamacı yalnızca Allah&#8217;a kulluk etmek, O&#8217;na ibadet etmek, O&#8217;nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca bu konuda denenir.</span></strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dinde Evlendikten sonra Kadın Kolesi Olur Erkeğin.. Bunlar Dinden Cıksa?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dinde-evlendikten-sonra-kadin-kolesi-olur-erkegin-bunlar-dinden-ciksa/</link>
<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:07:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dinde-evlendikten-sonra-kadin-kolesi-olur-erkegin-bunlar-dinden-ciksa/</guid>
<description><![CDATA[senin söylediğin adaletsizlikler İslâm&#8217;a hiç girmedi ki çıksın. İslâm&#8217;da kadın da erkek ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>senin söylediğin adaletsizlikler İslâm&#8217;a hiç girmedi ki çıksı</strong>n.</p>
<p>İslâm&#8217;da kadın da erkek de &#8220;Birbirini tamamlayıcıdır.&#8221; Bu konuları da işlemiştik. Onun için detayınagirmiyorum. Şunu unutmamak gerek ki, Allah bizden çok daha iyi bilen, çok daha<br />
merhametli olandır. Bu sorular Allah&#8217;a hakkı ile inanmamaktan Ve güvenmemekten<br />
doğuyor.<!--more--> <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>İslâm&#8217;ı bilen bir erkek karısına işkence etmez</strong></span></span>. Yakınımızda olan öyleMüslümanlar görüyoruz ki adeta insanlıklarına, Müslümanlıklarına hayran kalıyoruz.Hanımı hastalansa yemek yapıyor, biraz kalbini kırsa özür diliyor. İslâmî olmayan evliliklerde ise bu işleri yapan erkek küçümseniyor. Kılıbık deniyor. Bunlar da kâfirlerin oyunu, sen aldanma kardeşim. Senin mahallendeki Müslüman, mutlaka ölçü değildir.<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
Ölçü, İslâm&#8217;ın kendisidir. Allah&#8217;ı dinleyen bir erkek karısına değer verir ve onu mesut eder.<br />
Çünkü, bilin ki kadın Allah&#8217;ın emanetidir.</strong></span></p>
<p>Emine Şenlikoglu GEnçliğin İmanın Sorularla Çaldılar</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Neden hiçbirşey Yapmayanda Alır Payını Kaza ve Kaderden?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/neden-hicbirsey-yapmayanda-alir-payini-kaza-ve-kaderden/</link>
<pubDate>Sun, 15 Oct 2006 18:45:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/neden-hicbirsey-yapmayanda-alir-payini-kaza-ve-kaderden/</guid>
<description><![CDATA[KADER, ISMARLAMA OLARAK TECELLİ ETMİYOR SORU: Zelzele ve musibet hallerinde, Allah&#8217;a isyan ede]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>KADER, ISMARLAMA OLARAK TECELLİ ETMİYOR<br />
SORU: Zelzele ve musibet hallerinde, Allah&#8217;a isyan edenlerin de<br />
etmeyenlerin de başlarına bela gelmektedir. Allah&#8217;a isyan etmeyip<br />
emirlerini yerine getirenlerin ne suçları var ki, başlarına bela gelmektedir?</strong></p>
<hr />CEVAP: Zelzele ve musibetler günahkar insanların günahlarına keffaret olmaktadır. Yani<br />
günahlarının affolmasına sebep olmaktadır. Günahkar ile kâfiri karıştırmamak lazımdır.<br />
Çünkü, Allah&#8217;ın bir emrini inkâr eden de kâfirdir. Bu zamanda &#8220;Müslümanım&#8221; dediği halde<br />
hatta namazını kıldığı halde, Allah&#8217;ın bazı emirlerini inkâr edenler çoktur. Meselâ, Allah&#8217;ın<br />
kanunları dururken insanların kanunları ile yargılanmak ister. Kapanmak farzdır, &#8220;B<strong>u<br />
zamanda kapalılık olur mu?</strong>&#8221; der.<br />
<!--more--><br />
Diğer yönden, masum insanların ve velilerin, Allah&#8217;ın sevgili kullarının, derecelerini<br />
yükseltir. <span style="text-decoration:underline;"><strong>Zelzele ve musibetler anında çocuklar ile günahsızlar ayrılıp seçilse idi, imtihan<br />
sırrı bozulurdu. Meselâ, zelzele anında çocuklar ve günahsızların üzerine duvarlar<br />
düşmese, onlar kaçıncaya kadar duvarlar eğik olsa, en dinsiz dahi iman edip Müslüman<br />
olmaya mecbur olurdu. O zaman da imtihanın sırrı bozulur, herkes iman edip iyi ile kötü<br />
ayırdedilmezdi. İmtihanda cevapların söylenmediği gibi, iradesiyle, aklıyla imanı<br />
araştırmanın, yüksek ruhların diğerlerinden ayrılması için, böyle hadiselerde meseleler<br />
perdelenmiştir.</strong></span></p>
<hr /><strong>SORU: Zelzele ve musibetlerin sebebi insanları ikazdır. Peki o zaman niçin<br />
dinsizlerin memleketlerinde olmuyor?</strong></p>
<p>CEVAP: Onların memleketlerinde de oluyor. <span style="text-decoration:underline;"><strong>Fakat nasıl ki, büyük hatalar ve cinayetler<br />
büyük merkezlerde, küçük cinayetler ise acele olarak küçük merkezlerde ele alınıp<br />
cezalandırıldığı gibi, Allah&#8217;ı ve emirlerini inkâr etmek de büyük bir cinayet olduğundan<br />
<span style="color:red;">büyük mahkeme olan ahirete bırakılıyor.</span></strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><em><strong> Müslümanlar&#8217;ın hataları ise kısmen bu dünyada cezalandırıldığı için, mü&#8217;minlerin memleketlerinde daha çok deprem ve zelzele olmaktadır&#8230;.</strong></em></span></p>
<p>Emine Şenlikoğlu-Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dalâlet'e İnsan NAsıl Düşer?? ]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/09/dalalete-insan-nasil-duser/</link>
<pubDate>Mon, 09 Oct 2006 18:32:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/10/09/dalalete-insan-nasil-duser/</guid>
<description><![CDATA[Şimdi de dalâletin de kulun isteğine bağlı olduğunu anlatan ayetlerden bir iki örnek verelim: 1) ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Şimdi de dalâletin de kulun isteğine bağlı olduğunu anlatan ayetlerden bir iki örnek<br />
verelim:</p>
<p>1) &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Semada gelince biz onlara hidayeti (doğru yolu) gösterdik. Ama onlar, körlüğü hidayete<br />
tercih ettiler</strong></span> &#8220;(185)<br />
2) &#8220;İ<span style="text-decoration:underline;"><strong>şte Allah (c.c), haddi aşan şüphecileri böyle dalalette bırakır (şaşırtır).</strong></span>&#8221; (186)<br />
3) &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Onlar, o kimselerdir ki, hidayeti bırakıp dalaleti (doğru yolu bırakıp sapıklığı) satın<br />
almışlardır. Demek alışverişleri onlara kazanç sağlamamış, onlar doğru yolu da<br />
bulamamışlardır</strong></span>.&#8221; (187).<br />
4) &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah onunla (getirdiği misal ile) bir çoğunu sapıklığa, birçoğunu da hidayete erdirir,<br />
onunla fa sıklardan başkasını şaşırtmaz</strong></span>.&#8221; (188)</p>
<p>Bu ayetlerden de anlaşılmıştır ki, Allah (c.c) bir kimseyi dalalette bırakıyorsa, gelişi güzel<br />
bir seçimle değil, dalâlete hak kazanmış, Allah yolundan kendi istekleriyle yüz çevirmiş,<br />
iradelerini şer yolunda kullanmakta devam etmiş olanlara aittir.<br />
(185) Fussilet: 17.<br />
(186) Mümin: 34.<br />
(187) Bakara: 16.<br />
(188) Bakara: 26.</p>
<p>Emine ŞEnlikoglu</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Allah, insanların ileride ne yapacaklarını bilip yazmamış mıdır]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/09/allah-insanlarin-ileride-ne-yapacaklarini-bilip-yazmamis-midir/</link>
<pubDate>Mon, 09 Oct 2006 18:28:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/10/09/allah-insanlarin-ileride-ne-yapacaklarini-bilip-yazmamis-midir/</guid>
<description><![CDATA[Kader: Cenab-ı Hak tarafından bütün eşyanın, kâinatın ve hadiselerin ezelden (yaratılmadan evvel) ha]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kader: C<span style="text-decoration:underline;">enab-ı Hak tarafından bütün eşyanın, kâinatın ve hadiselerin ezelden<br />
(yaratılmadan evvel) hallerinin, vasıflarının, sebeplerinin ve şartlarının zaman ve<br />
mekanlarıyla hudutlandırmasıdır.</span></p>
<p>Kaza: <span style="text-decoration:underline;">Ezelden taktir olunan şeyin takdir gereğince varlık alemine çıkarılması<br />
(yaratılmasıdır)</span>.</p>
<p>Kaza ve kader kelimeleri, lügat manaları bakımından birbirinin aynıolduklarından bazen kaderin yerine kaza, kazanın yerine kader dendiği olur. (175)Mesela: Bir astronomi alimi, ayın ne zaman tutulacağını yazar, bu kaderdir. Ay&#8217;ın, o gün, otarihte tutulması da kazadır. Şimdi soruyorum, Ay, astronomi âlimi yazdı diye mi tutuldu,yoksa Ay&#8217;ın tutulacağını âlim bildiği için mi yazdı? Elbette Ay&#8217;ın tutulacağını bildiği içinyazdı.<br />
<!--more--><br />
<em>Konunun daha iyi anlaşılması için biraz daha bahsedelim.</em></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">İnsanın, diğer yaratılmışlar arasındaki müstesna yeri ve yaptıklarından dolayı sorumlu<br />
olma durumu onu takdir bakımından da diğer yaratılmışlardan ayırır. Tabi (mecbur kılan<br />
bir kader) yerine, iradesine bağlı olarak yürüyen bir kaderi vardır. Şayet, insanın iradeye<br />
bağlı işlerinde de kaderin mecbur eden bir hükmü cereyan etseydi, o zaman insandan diğer<br />
varlıkların hiç birinden istenmemiş olan yüce vazifelerin bir tanesini bile istemek adalet<br />
anlayışına uymazdı. Bundan dolayı diyor ki; insan iradeye bağlı işlerde kendi kaderini<br />
kendi tayin eder. Yani kendi hür iradesi ile isterse iyi tarafını, isterse fenalık tarafını seçer.<br />
İyiyi isteyen kötüye sevk edilmediği gibi, fenayı isteyen de (şayet Allah&#8217;ın hususî bir<br />
ikramanı uğramazsa) iyiye sevk edilmez.</span></p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de: &#8220;İ<span style="text-decoration:underline;"><strong>nsan için çalıştığından başka hiçbir şey yoktur, çalışmasının semeresi (neticesi) de yakında görülecektir.</strong></span>&#8220;(176)</p>
<p>buyuruluyor. <em>Allah, insanların ileride ne yapacakların bilip yazmamış mıdır?</em> Bu soruya<br />
verilecek cevap müsbettir</p>
<p>Yani: Evet, Allah (c.c), bütün insanların hayatlarında yapacakları her şeyi en ince<br />
noktasına kadar bilir ve yazmıştır da&#8230;</p>
<p>Ancak <span style="text-decoration:underline;">O, bizim irademizi hür olarak kullanmamız neticesi neler yapacağımızı bilmiştir.<br />
Bilmese zaten Allah olması mümkün olur muydu? <strong>Bizim bu şekilde hareket etmemiz ise<br />
onun bilmesinden değil, bizi irademizle serbest kılmasındandır</strong></span>. (177)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Biri insan iradesine bağlı olan, diğeri insan iradesine asla bağlı olmayan iki türlü kader<br />
vardır. Bunlardan insan iradesine bağlı olan kadere;<strong> Kader-i muallak, diğerine ise; kader-i<br />
mübrem</strong> denilir.</span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
Kader-i Muallak</strong></span>: <span style="color:red;"><strong>Kendi irademize bağlı olduğu içindir ki, hakkımızda iyi şeyler diler ve ona<br />
göre hareket edersek Allah onu yaratır. Fena şeyler diler ve öyle hareket edersek, onu<br />
yaratır. Ne ekersek onu biçeriz. İlahî bir kaidedir ki, buğday eken ancak buğday alır, arpa<br />
eken ancak arpa alır, buğday alamaz. &#8220;Kim zerre ağırlığında hayır işlerse, mükâfatını görür.<br />
Kim zerre ağırlığınca şer işlerse, cezasını görür.&#8221;<br />
</strong></span><br />
<strong><span style="text-decoration:underline;">Kader-i Mübrem</span>: İ<span style="color:red;">nsan iradesinin ve kudretinin dışında kalan hadiselere ait kaderdir. Bize<br />
göre birden bire meydana gelen afetlerin neticesi olan zarar ve ziyanlar, fırtınalar,<br />
depremler, ölüm halleri.. Bazılarımızın cılız, hastalıklı, sağlam bünyeli olarak yaratılışı,<br />
gelecekte olacak hadiseler, ne zaman, nerede öleceğimiz, kıyametin ne zaman kopacağı<br />
gibi, Bu kısım kaderden bahsetmeyi Resulullah efendimiz nehyetmiştir. Kendisine:<br />
&#8220;Kıyamet için ne hazırlığın var&#8221; suali sorulduğunda, bilinmeyeceğini, bilinmesinde bir<br />
faide olamayacağını anlamak, anlatmak istemiştir.</span></strong></p>
<p>Bazı kimselerin inancına göre: <span style="font-size:13pt;line-height:1.3em;"><strong>Allahu Tealâ, kulun iradesine ne olursa olsun, onu dilerse<br />
hidayet erdirir, dilerse dalâlette bırakır. Bu fikrin tamamen yanlış olduğundan şüphe<br />
yoktur. <span style="text-decoration:underline;">Hakikat şudur ki, Allah (c.c), hidayeti isteyene hidayet, dalâleti isteyene dalalet<br />
yollarını açar.</span> Hiç bir insan zorla dalâlete sürüklenmiş değildir. Kullarına son derece<br />
merhametli olan Allah (c.c), bir kimseyi Müslüman yapmak için bile zorlamaya razı olmaz.<br />
Aşağıda okuyacağımız iki ayet meali bize Müslüman yapmak için dahi zorlamanın<br />
olamayacağını gösterir</strong>.</span></p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Sen iman etmiş olsunlar diye insanları zorlayıp duracak mısın?&#8221;</strong></span>(178)</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Dinde zorlamayoktur. Hakikat, iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır. Artık kim şeytanı tanımayıp da Allah&#8217;a iman ederse, o,.muhakkak ki, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah hakkıyla işitici, kemaliyle bilicid</strong></span>ir. &#8220;(179)</p>
<p>Hakikat böyle iken, Allah&#8217;ın bir kimseyi zorla dalalette bırakacağını düşünmek en büyük<br />
hatadır. Böyle düşünmek, &#8220;<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah, kullarına zulmetmeyi istemez</strong></span></span>. &#8220;(180) buyuran Allah&#8217;ın,<br />
zulüm yaptığını söylemek olur. Bu ise ancak cahillere yakışan bir sözdür. Aşağıda<br />
okuyacağımız ayetlerde, ancak Allah&#8217;a itaat eden, hidayeti isteyen kimselerin hidayete<br />
erdirildiğini; Allah&#8217;a isyan edenlerin, fena yollara sapanların, hidayeti bırakıp dalâleti<br />
seçenlerin, dalâlette bırakıldığını göreceğiz.</p>
<p>1) &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Kim Allah&#8217;a sımsıkı tutunursa, muhakkak ki, doğru bir yola erdirilmiştir</strong></span>.&#8221;(181)<br />
2) &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Artık, hidayeti kabul eden kendi faidesi için kabul etmiş, sapkınlık eden de yalnız kendi<br />
zararına sapmış olur&#8230;</strong></span>&#8221; (182)<br />
3) &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah&#8217;a ve ahiret gününe imanda sebat eden hiçbir kavmin, Allah&#8217;a ve Rasulüne<br />
muhalefet eden kimselerle -velev ki onlar, bunların babaları, ya oğulları, ya biraderleri,<br />
yahut soysopları olsunlar- dostlaşacaklarını göremezsin. Onlar, o kimselerdir ki, Allah<br />
imanı kalplerine yazmış, bunları kendinden bir ruh ile desteklemiştir..</strong></span>.&#8221; (183)<br />
4) &#8220;A<span style="text-decoration:underline;"><strong>ma kim (Allah yolunda) verir, Allah&#8217;tan korkarsa, en güzel olanı (İslâm dinin) tasdik<br />
ederse ona en kolay için (cennete götürecek amel, ahlak için) kolaylık veririz. Kim de<br />
cimrilik eder, kendini müstağni görürse, en güzel olanı yalan sayarsa, Biz de ona en güç<br />
olanı (cehenneme ulaştıracak amel ve ahlâkı) kolaylaştırırız.</strong></span>&#8221; (184)</p>
<p>Bu ayetlerde Allah&#8217;ın hidayetinin, iradesini iyiye kullanan, Allah rızasına uygun ameller<br />
yaparak hidayete hak kazananlara ulaştığı açıkça anlatılmaktadır. Bu ise ehl-i sünnet<br />
imamlarının (insan diler, Allah yaratır) demelerinden başka bir şey değildir. Burada da,<br />
<strong>insan hidayeti, yani doğru yolu dilemekte, Allah ise kulun dilediği hidayeti yaratmaktadır.</strong><br />
Bazılarının, &#8220;Allah&#8217;ın (c.c.) hidayeti ermedikçe bir kimsenin hidayet ulaşması mümkün<br />
değildir&#8221; gibi sözlerine önem vermek doğru değildir. Şayet bir kimsenin İslâm olmak<br />
istediği ancak olamadığı söylenirse, bu onun tam bir istekle istemediğinden dolayıdır.<br />
Yoksa, hidayet isteyen kuluna hidayeti Allah&#8217;ın (c.c.) vermediğinden değil.<br />
(175) İslâm&#8217;da İrade, Kaza ve Kader &#8211; Ahmet Lütfi Kazancı.<br />
((176) Necm: 39-40.<br />
177) Buhari-Müslim, İslâm&#8217;da irade, Kaza ve Keder &#8211; Ahmet lütfi Kazancı,<br />
(178) Yunus: 99.<br />
(179) Bakara: 256.<br />
(180) Gafır Suresi: 31<br />
(181)Âl-i İmran:101.<br />
(182) Yunus: 108.<br />
(183) Mücadele: 22.<br />
(184) Leyi: 5-10.</p>
<p>Emine ŞEnlikoglu</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yehova Şahitleri kimdir ve inançları nedir?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/31/yehova-sahitleri-kimdir-ve-inanclari-nedir/</link>
<pubDate>Mon, 31 Jul 2006 18:19:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/07/31/yehova-sahitleri-kimdir-ve-inanclari-nedir/</guid>
<description><![CDATA[YEHOVA ŞAHİTLERİ KİMDİR? Metin oldukça uzun olduğu için çıktı almak için aşağıdaki dosyaları bilgisa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h1><strong><strong>YEHOVA </strong>ŞAHİTLERİ KİMDİR?</strong></h1>
<p><strong>Metin oldukça uzun olduğu için çıktı almak için aşağıdaki dosyaları bilgisayarınıza indirebilirsiniz.</strong></p>
<p><a href="http://isoru.wordpress.com/files/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.pdf">yehova-sahitleri-kimdir pdf formatında indir 376 KB<br />
</a></p>
<p><a href="http://isoru.wordpress.com/files/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.doc">yehova-sahitleri-kimdir</a> doc formatında indir 107 KB</p>
<p>Önceleri Russel’ın tarikatı durumunda iken, 26 Temmuz 1931′den itibaren <strong>Yehova</strong> Şahitleri adı ile kendilerini tanıtmaya başlamışlardır. <strong>Yehova</strong>lar Hristiyanların bir koludur. İncil’in içine kendilerine göre birtakım sözler sokmuşlardır ve çok sözleri de kendilerine göre açıklamışladır. Diğer hıristiyanlar bunlara çok kızmaktadırlar. Bu <strong>Yehova</strong>lar, Hz. İsa’dan 1931 sene kadar önce neredeydiler de isimlerini açıklamadılar?<!--more--></p>
<p>Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil’i kendi yaptıkları yeni tercümede, metnin içine <strong>200′den fazla <strong>Yehova</strong> </strong>adını katmışlardır. <strong><br />
</strong></p>
<h2><strong> Hiç mukaddes sayılan bir kitaba, kullar tarafından ek yapılır mı?</strong></h2>
<p>Demek ki bu kitap eksikmiş ki, içine 200 tane <strong>Yehova</strong> eklemişler. İçine sonradan ek yapılan bir kitap, nasıl, olur da mukaddes kitap olabilir?<br />
<strong><strong>Yehova</strong></strong>, Yahudilerde tanrının ismidir. Bizde ise Tanrının ismi, Allah’tır. İncil’in içine, 200 tane Yahudilerin tanrılarının ismini koymalarından, bunların Yahudiler tarafından Hıristiyanlığı bölmek için kurulan bir mezhep olduğu anlaşılmaktadır. <strong>Nitekim, her yerde Yahudileri desteklemektedirler.</strong></p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri teşkilâtı yöneticilerinin düşüncelerini yansıtan yorumlar ve görüşler, 1917-1928 yılları arasında 148 noktada değişiklik göstermiştir. Onların dünyevî krallıklarının kurulduğunu, kendi anlayış çerçeveleri içinde devletlerin ve hükümetlerin sonunun başladığını ilan ettikleri tarihler daima fiyasko ile neticelenmiştir.(261) İsa’nın kırallığının başladığı ve milletlerin, hükümetlerin sonu olduğunu iddia ettikleri tarihler, <strong>1914-1918-1925-1975</strong> tarihleridir.</p>
<p>Bu söyledikleri tarihlerde ne İsa’nın krallığı başladı, ne de diğer hükümetlerin sonu oldu. Hıristiyanlığın kutsal kitabı, 66 kitaptan ibarettir. Bunların 39′u aynı zamanda Yahudilerin de kutsal kitabıdır. Yahudiler 39 kitap dışında, hıristiyanlarca eklenen 27 kitabı kutsal saymazlar, reddederler. Onları uydurma olarak görürler. Bazı taraflarının yalan yanlış kendilerinden kopya edildiğini söylerler. Onların nazarında İsa ne <strong><strong>Yehova</strong></strong>’nın oğlu, ne de bir peygamberdir. Onu yalancılık ve sahtekârlıkla itham ederler.</p>
<p>Bu 66 kitap <strong>Yehova</strong> Şahitlerinin de temel mukaddes kitaplarıdır. Bundan yaptıkları yorumla, ve eklemelerle ayrı bir akım, ayrı bir Hıristiyanlık mezhebi şeklinde görünürler. Bazı Hıristiyan mezhepleri İsa’yı ilâhlaştırırlar ve bilinen teslis (baba-oğul-ruhul kudüs) içinde görürler. Katolik, Ortodoks ve Protestanlık da böyledir. <strong><strong>Yehova</strong> Şahitleri için ilâh <strong>Yehova</strong> olmakla beraber, onun yanında ilâha eşit olmayan fakat aynı zamanda onun oğlu olan insanüstü bir varlık yer almaktadır.</strong> <strong>Yehova</strong> Şahitlerine göre, İsa <strong>Yehova</strong>’nın sağında yer almıştır. Ve onun oğludur. Bu şekilde bile, İsa’yı ilâh olmaktan çıkarış, Katolik, Ortodoks ve bazı Protestanları kızdırmıştır.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri İsa’nın ikinci gelişi için 1914 tarihini öne sürmektedirler. Bu defa onun gelişini “Russel Takipçileri” durumunda olan <strong>Yehova</strong> Şahitlerinin göreceklerini iddia ettiler. İsa’nın bu gelişinin maddî gözle değil, ruhen olacağını ve ruhanî gözle görüleceğini ileri sürdüler. <strong>Yehova</strong> Şahitleri bunda da yanılmışlardır. Zira vahiy kitabının 1:6-7 cümleleri onu her gözün görebileceğini, Yuhanna’da günahkarların bile onu görebileceği anlatılmaktadır. (262) Bu da gösteriyor ki, <strong>Yehova</strong> Şahitleri Hıristiyan olduklarını iddia ettikleri halde, şu andaki hıristiyanların mukaddes kitabının emirlerine ters inanışlar da taşımaktadırlar.</p>
<p>Russel ve tarikatçılarına göre, zavallı İsa, dirildikten sonra hemen kral olmamıştır. O zaman krallık ehliyetini almış olduğu halde kral olabilmek için ta 1914′e kadar beklemeliydi. Nasıl ki zavallı fakir bir adam, şoförlük ehliyetini alır ama parası olmadığı için bir oto satın alamaz ve muayyen parayı kazanıncaya kadar ehliyet cebinde olduğu halde beklemelidir. İşte böylece de zavallı fakir (haşa Allah(!) İsa’ya krallık ehliyeti verdiği halde, krallığı yürütecek kudrette değildi, ta <strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin kurulacakları zamana kadar beklemeliydi. İşte tam o zaman zenginleşen baba, İsa Mesih’i krallık ehliyetini kullanmak üzere tahta geçen kral yapmıştır! Eğer bu hususta “Allah Hak Olsun” adlı kitabın 17. bölümüne ve 13 ve 14. paragraflarına bakarsanız, bu çeşit bir saçma iddiayı şaşkınlıkla görürsünüz. Ama öbür taraftan, bu konuda Hıristiyanlığın kutsal kitabı ne diyor? Rab İsa, 1914′te mi krallığı aldı? O tarihte mi krallığı kullanmaya başladı? Yoksa mezara ve ölüme dirilişiyle bu zaferinden hemen sonra babasının (Hristiyanlığa göre tanrının) sağına, göğe gider gitmez mi krallığını kullanmaya başladı (262-a) <strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin bu konudaki yorumlarının, Hıristiyanlık kutsal kitabına uymadığı yine bu kitaptan deliller göstererek açıklamaya çalışılmakta ve Efesos 1.120-22, Matta, 28:18, Vahiy 17:14, Vahiy 19:16 ve diğer kitaplardan alınan cümlelerle <strong>Yehova</strong> Şahitleri bu noktada tekzip edilmektedir. (263)</p>
<p><strong><strong>Yehova</strong> Şahitleri diğer Hıristiyan mezhep ve tarikatları gibi asli suç inancına sımsıkı sarılmışlar, onu bütün anlamıyla benimsemişlerdir.</strong> Onlara göre insan, Adem ve Havva’nın cennette işledikleri yasak meyveyi yeme, şeytana uyuş ve Tanrı’ya itaatsizlik yüzünden cennetten suçlu olarak kovulmuş ve bu sebeple ölüme mahkûm olmuştur. Böylece, soya çekimle bütün insanlar bu suçu taşımaktadırlar. İnsan kendi gücü ile bu suçtan kurtulamaz. Ancak Tanrı, yani onlara göre <strong><strong>Yehova</strong>, oğlu İsa’yı, insanları bu suçtan kurtarmak için gönderir ve işkence ile yine insanlar tarafından haç şeklinde tahtaya çivilenir, ölür.</strong> Böylece kendisini insanlığı kurtarmak için güya fidye yapar. İnsanlar İsa’yı öldürdüğü halde, yani yeni bir suç işlediği halde önceki aslî suçundan bu fidye ile kurtulmuştur. Bu kadar saçmalık olur mu hiç?<br />
Nasıl olur da bir insanın suçunu bütün insanlar çekebilir?<br />
Yani Adem (a.s)’ın suçunu nasıl bütün insanlar çekebilir?<br />
Diğer insanların ne suçu var, bu bir haksızlık, adaletsizlik değil mi? Hiç Allah olan adaletsizlik yapar mı?<br />
İnsanlar günahkâr olarak dünyaya geliyormuş. Hiçbir şeye aklı ermeyen zavallı çocuğun ne günahı olabilir de, günahkâr olarak dünyaya geliyor?<br />
Yoksa anasının karnında mı suç işledi? Diyelim ki soya çekimle Hz. Adem’in suçundan dolayı bütün insanlar suçlu olsun, bütün insanların suçunu affetmek için niçin bir kişiyi cezalandırsın?<br />
Bütün insanları cezalandırması gerekmez miydi?<br />
Asılanın suçu ne idi?<br />
Hem de Tanrı <strong>Yehova</strong>, oğlu İsa’yı çarmıha gerdiriyor, insanların suçunun keffareti için. Tanrının insanların suçunu affetmesi için mutlaka birini mi çarmıha germesi lâzımdı? Bütün insanları affettim demekle, affedemez miydi? İsa’yı aslî suçlu olarak kabul etmiyorlar.<br />
O zaman nasıl olur da asli suçu olmayanı Tanrı asabiliyor?<br />
Bu bir adaletsizlik değil mi? Nasıl olur da bir Tanrı, oğul evlat edinir?<br />
Ne ihtiyacı var ki evlada?<br />
Hiç bu kadar saçmalık, beyinsizlik olur mu Allah’ım?<br />
Tanrı çarmıha gerecek birini bulamamış da, günahsız olan oğlunu mu asmış?<br />
Oğlunun acı çekmesine niçin müsaade etmiş?<br />
Oğul edinmek isteyen bir tanrı, hemen bir oğul meydana getiremez miydi de, 9 ay aciz bir kadının karnında oğlunu tuttu? Aciz miydi ki hemen yaratamadı?<br />
Bu kadar büyük saçmalık olur mu?<br />
Üstelik bir kısım insanlar (onlara göre) İsa’yı çarmıha gererek işkence ile öldürmüşlerdir. Peki, Tanrı bu yeni suç ve cinayetle insanların aslî suçunu nasıl bağışlamış oluyor?<br />
Bu türlü dolaylı işlemlerin lüzumunu tahlil edip açıklamıyorlar, dolayısı ile çelişkiler içinde bocalamaktadırlar.</p>
<p><strong>Hıristiyanların kiliselerine karşı <strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin de hem bethel, Tanrı evi, hem de krallık salonu vardır.</strong> Onlarda toplantılar dua ile başlar, dua ile sonuçlanır. Hatta kendilerine mahsus ilahileri, şarkıları da vardır. Müslümanlara inançlarını aşılamak isteyen <strong>Yehova</strong> Şahitleri, bu Hristiyan yönlerini gizler, kiliseye gidilmediğini söyler ve çok zaman <strong><strong>Yehova</strong> yerine Müslümanlara cana yakın gelmesi için “Allah” ve diğer İslâmi terimleri kullanırlar.</strong></p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri merkez teşkilatı, Hıristiyanlık kutsal kitabını (İncil’i) kendilerine göre yorumlarlar. İncillerinde cennet inancı olduğu ve orada evlilik, zürriyet, tenasül gibi hususlar olmadığı halde, onlar cennetin yeryüzünde (dünyada) olacağına İsa’nın orada krallığına ve 144 bin seçkin Yahudinin orada yönetileceğine, dünya cennetinde maddî, bedenî bir hayat yaşanacağına, çoluk çocuk sahibi olunacağına inanırlar. Ruhun varlığına ve ölmezliğine inanmazlar.<strong> </strong></p>
<p><strong>Şimdi bunlar İncil’e inandıkları halde niçin İncil’in içindeki ayetlere karşı geliyorlar? Zaten İncil’lerin içindekilerin çoğu da doğru değil. Çünkü İncil doğru olsa idi, bir tane İncil olurdu. Halbuki dört tane İncil var</strong>. Onların da içindekiler birbirini tutmuyor (İleride buna da temas edeceğiz.) İndilerde cennet var diyor; bunlar cennet yoktur, ancak bu dünyada vardır diyorlar. Orada evlilik, çoluk çocuk yoktur deniyor, bunlar vardır diyorlar. Hıristiyansa bunlar nasıl Hristiyan ki İncil’in dediğine inanmıyor. Yok Hristiyan değil yeni bir din kurdularsa peygamberleri kim bunların? Cennet bu dünyada olacakmış, hem de bu maddî bedenle. Bu kadar saçmalık ve dünya ilminden habersizlik olur mu?</p>
<p>Çünkü, bütün dünya insanları kabul ediyorlar ki bu dünya fanidir. Bütün madde yok olmaktadır. Güneş enerjisi bitmektedir. Güneş dakikada binlerce ton parçalanıp, toz haline geldikten sonra yok olmaktadır. Yani, bu dünyanın mutlaka birgün yok olacağını herkes kabul ettiği halde, nasıl oluyor da bunlar, <strong>“Cennet bu dünyada olacak” diyorlar?</strong></p>
<p><strong><br />
Ruha inanmıyorlarmış. </strong></p>
<p>Acaba kendi varlıklarına inanıyorlar mı ki, bu kadar saçmalıkları söylüyorlar? Ruhun varlığının ispatını kitapta daha önce yapmıştık, oradan okuyun. Eski ve yeni Ahiti benimser göründükleri birçok yerde inançları için delilleri merkez teşkilatlarının yorumlarıyla getirdikleri, eski ve yeni Ahit kitaplarının Allah tarafından yazdırıldığını ileri sürdükleri halde, Tevrat’ta açık şekilde belirtilmiş pesah (mayasız ekmek) bayramını,<br />
sünnet olmayı, domuz eti yememeyi ve (on emirde yer alan) cumartesi gününü istirahatla geçirme gibi esasları benimsemezler.<br />
İsa bunları değiştirmiş midir?<br />
Neden?<br />
Nasıl?<br />
Bunlara cevap veremezler. Tevrat’taki cumartesi günü ateş yakmama buyruğuna uymazlar.<br />
Fakat kan nakline, kan vermeye engel olmak için yorumlara girişir, bunun yasaklandığını iddia ederler. Bazı Hıristiyan mezheplerinde olduğu gibi, mabette (ibadet edilecek yerde) resim, heykel, haç, mum yakma, tesbih, Tanrının resmini yapma adetlerine karşıdırlar. Kiliselerinin altınla, rahiplerin süslü elbiseler içinde olmasına da karşıdırlar. “İsa’nın ve havarilerin özel kıyafetleri yoktur” derler. Hıristiyanlık kutsal kitabından aldıkları bazı sözleri ve levhaları duvarlara asarlar.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin ahlak ilkeleri, Musa’nın on emri ve Hıristiyanlık kutsal kitabının bazı cümlelerinden gelmektedir. Üçleme (teslis anlayışları), bazı Hıristiyan mezheplerinden farklı olmakla beraber tamamen reddetmemektedirler. İsa, Allah’ın sağında duran, onun ruh verdiği mümtaz oğludur. Allah’ın hiç sağı solu olur mu? Bu Allah’a mekan tayin etmektir. Halbuki, Allah mekândan münezzehtir. Mekan, sağ, sol, ancak yaratıklar için söz konusudur. Teslisleri Allah (baba) yaratıcı, İsa (oğul) kurtarıcı, kutsal ruh (takdis edici kuvvet) oluyor ve bu kutsal ruh insana, vaftizle <strong>Yehova</strong>’dan (tanrıdan) çıkıp geliyor. Vaftiz mayolarla ve yarı çıplak, topluca suya dua ile girmek demektir. Vaftiz, temel ayindir. Vaftiz, ölüm demektir. Suya batan insan, önceki hayatında ölüp yeni hayatına başlıyor. Bazı Hıristiyan ilahiyatçıları, “İnsanın hakiki ilahî hayatı o andan itibaren başlıyor” diyorlar.</p>
<p>“Tevrat’ta, Tanah’ta poligami (çok evlilik) oluşuna <strong>Yehova</strong> müsaade etti” diyorlar. Fakat İsa müsaade etmiyor diyerek bir çelişmeye düşüp, İsa’nın tek evliliği istediğini ileri sürüyor ve evlenmeyi dini bir anlamda kabul ediyorlar” (264). Güya inandıkları kitabın, işine gelmeyen yerlerini değiştiriyorlar. <strong>Yehova</strong>’nın (tanrının) müsaade ettiği bir emri nasıl olur da bir peygamber olan İsa kaldırabiliyor?</p>
<p>Peygamber İsa (<strong>Yehova</strong>’nın oğlu), böylece Tanrıya (babasına) karşı gelmiş olmuyor mu? Ayrıca mukaddes dedikleri kitabın içindekileri nasıl değiştirebiliyorlar? <strong>Yehova</strong>lar ilmî hakikatlere karşı gelirler. İlmî hakikatleri kendilerine göre açıklamaya çalışırlar. İlmî hakikatlere karşı çıkanlara ne demeli? Bunlara, gerici yobaz, ahmak demek gerekmez mi?</p>
<p>Zamanımızda faaliyetlerini arttıran <strong>Yehova</strong> Şahitleri bilhassa şu propaganda üzerinde durmaktadırlar. <strong>Yakında mutlaka İsa’nın meydana çıkışı ve Armagedon son savaşı vukuu bulacaktır. Bu savaşta İsa’ya, Hıristiyanlığa karşı olanların dünyevi güçleriyle, 1000 yıllık hükümetin hükümdarı (İsa) karşı karşıya gelecektir. Kim <strong>Yehova</strong>’ya olan inancını bildirip yayarsa, uzun zaman yaşamaya devam edecek ve.böylece bir kimse 1000 yıllık hükümetin imtihanını kazanırsa, bir insanî mükemmeliyet içinde ebedî hayata ve cennet olan dünyaya (Yeni dünyaya) girebilecektir.</strong> <strong>Yehova</strong> Şahitleri hali hazırda kurmuş oldukları örgüte (Yeni Dünya Derneği) dedikleri gibi ayrıca ilerideki kuruluşa da (Yeni Dünya Derneği) demektedirler.</p>
<p>Yesus Kritus (İsa Mesih) dünyaya gelmiş. Tanrı <strong>Yehova</strong> onu ruhanî bakımdan tekrar diriltmiştir ve onu 1874-1914′den itibaren görünmez teokratik organizasyonun kralı, başkanı yapmıştır. İsa Mesih’in dünyaya geldiğini kim söyledi bunlara? Hıristiyanların diğer mezhepleri İsa Mesih’in şimdi indiğini acaba kabul etmekte midirler?<br />
Niçin görünmez bir devletin kralı, görünen bir devletin kralı olmuyor?<br />
Çünkü böyle bir şey yok da ondan. Acaba kendileri görüyorlar mı? Kendileri de görmüyorlarsa nasıl inanıyorlar?<br />
Kendi inançlarına göre İsa çarmıha gerilirken görünüyordu da niçin şimdi gözükmüyor?<br />
(İslâm dininde İsa (a.s) çarmıha gerilmemiştir. İsa’ya benzeyen birini çarmıha germişlerdir. İsa’yı (a.s) Allah Teala göğe çekmiştir.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri peygamberimiz Hz. Muhammed’i (s.a.v) yalancılıkla ve Kur’an’ı batıl, asılsız olarak itham ederler. “İncil’de ne eksiklik var da Kur’an gelmiştir” derler. Biz de onlara: “Zebur’da ne eksiklik vardı da Tevrat geldi, Tevrat’ta ne eksiklik vardı da İncil geldi?” dersek, acaba ne cevap vereceklerdir?<br />
Elbette süt dökmüş kedi gibi susacaklar veya kendilerine göre saçma sapan açıklamalar yapacaklardır.</p>
<p><strong>“<strong>Yehova</strong> Şahitleri kitap, dergi ve broşürlerinde İsrail’i, Yahudiliği överek onun yedi şamdanını (menora) tekrar tekrar resimleriyle ele alması ve bu siyon adını teşkilatın ve derginin ilk günlerinde başlık olarak kullanması ve sık sık kapak arkalarında renkli İsrail haritaları vermesi ve İsrail’i tarih ve ülkesiyle övmeye ve ona saygılı davranmaya sevketmesi, <strong>Yehova</strong> Şahitleri merkez teşkilatının arkasında Yahudi desteği, etkisi ve malî yardımı olduğuna dair şüpheler uyandırmıştır. Yıllıklarında başbakan yardımcılarının İsrail’i, Arap memleketlerinin yenilgisinden sonra ziyareti ve İsrail’in muzaffer durumunu övmesi, üzerinde ibretle düşünmeyi gerektirir.” (265)</strong></p>
<p>Ahmet Kahraman, “Dinler Tarihi” adlı kitabında bu düşünceyi şöyle belirtiyor: “Hıristiyanlık ve Yahudilik”, “<strong>Yehova</strong> Şahitleri” adı altında bugün faaliyet göstermektedirler. Kendilerini Hz. İsa’ya nisbet edilen İncil’in telkin ettiği saf Hıristiyanlığın müdafii olarak takdim eden ve çeşitli kombinezonlarla gençleri, bilhasa din yönünden aydınlatılmamış nesilleri kandırma yollarını arayarak, <strong>Yahudi zihniyetine hizmet ettirme gayesini güden bu mezhep, Yahudi teşkilatından başka bir şey değildir… En geniş faaliyet sahalarından bir tanesi de Türkiye’dir.</strong></p>
<p>(261) <strong>Yehova</strong> Şahitleri &#8211; Doç. Dr. Hikmet Tanyu.<br />
(262) Aynı Eser. (262-a) Aynı eser.<br />
(263)/Aynı Eser.<br />
(264) Aynı Eser.<br />
(266-a)<br />
(265) Aynı Eser.</p>
<h2><strong><strong>Yehova</strong> ŞAHİTLERİNİN PSİKOLOJİK USULLERİ VE TELKİN METODU:</strong></h2>
<p>1 — Dünyadan ve insanlıktan ümitsizliğe uğratmak, savaş, yer sarsıntısı, sel baskını, kıtlık, hastalık, hatta hava kirlenmesi üzerinde durarak, insanın bunlarla cezalandırıldığı veya insanın bunları düzenleyemeyeceği telkinini yapmak, kendileri dışında mevcut dinleri, manevî idealleri, partileri, hukukî nizamı kötüleyerek, manevî bir buhran, zihnî bir bezginlik, ümitsizlik telkin etmek.</p>
<p>2 — Korku içinde bırakmak. Yakında ölüneceği, <strong>Yehova</strong> Şahidi olmayanlar için ise kıyamet ve felaket geleceği-</p>
<p>3 — Biricik kurtuluş ümidinin ve gerçek yönün kendilerinde olduğunu telkin.</p>
<p>4 — Avlanan insanları grup, kitle psikolojisinden faydalanmak üzere, kızlı, kadınlı dinî toplantılara götürüp, konuşmaların, tanışmaların manevî havasından faydalanmak.</p>
<p>5 — Devamlı, sürekli konuşma, telkin. Ses tonunu değiştirme (sesi alçaltıp, yükseltme). Birkaç dakika birisinin konuşması, sonra diğerinin devam etmesi.</p>
<p>6 — Devamlı, sürekli okutma, aynı inançla ilgili yeni yayınların arkasını kesmeden vermek ve onları okutmaya çalışma. Böylece hem sözlü, hem okumalı telkine tâbi tutma.</p>
<p>(266-a) Ahmet Kahraman &#8211; Dinler Tarihi.</p>
<p>7 — Hıristiyanlık kutsal kitabını mantıkî tahlil ve muhakeme. Ondaki tutmazlık ve çelişmeleri göstermeden, çok zaman teviller ve onun pürüzlerinden sapmalarla işi değiştirme ve diğer dinleri ciddi bir inceleme okuma ve mukayese etme faaliyeti, emeği olmadan tek taraflı bir ezbercilik faaliyetine sevketme.</p>
<p>8 — Dünya çapında bir kuvvete ve çokluğa, örgüte dayanma ve mensubiyetle övünme, güvenme, kendine önem verme, verdirme ve bu gibi durumlar.</p>
<p>9 — Aktif, aksiyoner veya eylemci bir hale, bir robot haline gelme ve getirilme, vaiz öncü yapılma.</p>
<p>10 — Yabancı memleketlere seyahat ve temas imkânları. Kongrelerin, toplantıların havasından telkin altında kalış.</p>
<p>11 — <strong>Yehova</strong> Şahidi kadınlarla evlendirme metodu veya kadınları <strong>Yehova</strong> Şahidi erkeklerle evledirme usulü.</p>
<p>12 — İş ve menfaat sağlama, aylık alma vesair imkânlarla kendilerine çekme.</p>
<p>13 — Bir çevre temini veya tesisi, yeni dostluklar, arkadaşlar edinme psikolojisi.</p>
<p>14 — Maddî, cinsî menfaat, bu türlü arkadaşlıklar kurma ve örgüte girme suretiyle zevk temin etmek.</p>
<p>15 — Bilhassa Türkiye’de İslâmî bilgisi olmayan, imanı, inancı zayıf, geniş tahsili bulunmayan insanlar üzerinde çalışma, onlara ciddi ve gerçekmiş gibi, hayatlarında roman ve hikâyeden, gazete ve resimli romanlardan başka birşey okumamış olanlara önem vererek kendi telkinlerini, verdikleri kitapları, dergileri hazmettirme. Onları hipnotize edilmiş bir hale getirme.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitlerinin vaizleri, öncüleri ve daha ileri mevkideki adamları bu konuşma ve tartışmalarda sakin kalmak, sinirlenmemek, kızmamak gibi alışkanlıklarla yetiştirilirler. Görüştükleri kimse onları kovsa bile, kavgaya mahal vermeden uzaklaşmak hususunda emir aldıkları için ses çıkarmazlar ve kendilerini istemeyenlere “keçiler” diyerek, onları inatçılıkla (içlerinde ve kendi aralarında) küçümserler.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahidi örgütünün propagandacıları, kendisinden kitap ve dergi almak isteyenlere hatta bunları, kendilerini incelemek için olsa bile aldırış etmezler, yeter ki kendileriyle konuşulsun ve yayınlarından alınsın. Onlar er-geç kendi telkin kabiliyetlerine ve bu telkin metodunun başarı kazanacağına inanırlar.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin öncüleri, müjdecileri ve vaazla, daha doğrusu propaganda ile görevlileri çok metodlu, planlı çalışmaktadırlar.</p>
<p><strong>Ellerinde geniş bölge haritaları ve vaazda, telkinde bulunacakları kimselerin adları yazılı liste vardır. O günkü konuşmanın planını hazırlamak ilk işleridir. Bunu ufak bir pusula üzerinde yaparlar.</strong> Vaaz verirken arada bir durup karşıdaki şahsı inceler, bazan ona konuşma, soru sorma fırsatı vererek yine kendi bildikleri konuya dönerek vaaza devam ederler.</p>
<p>Kıyafetleri, giyimleri, temiz ve tertiplidir. Bununla da karşıdakine tesire çalışırlar. Vaazlarını denetleyen müfettişlerin veya bir üst dereceli dernek mensuplarının ellerinde matbu veya teksir makinesinde yazılmış veya daktilo makinasıyla düzenlenmiş, öğrenci karnesi gibi kağıtlara konuşma, telkin ve diğer hususlarda iyi, orta gibi notlar verirler. Kurnaz, işini bilir bir propagandacı olarak adamlarını yetiştirmeye çalışırlar. Bilhassa genç kız ve kadınların yardımından faydalanırlar. Umumiyetle bir kadın ve bir erkek veya iki kadın birlikte giderek propaganda yaparlar, tekrar görüşmek için &#8211; umumiyetle bir hatfa sonra- söz almaya çalışırlar. (266)</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin kurucusu Charles Taze Russel’in (1852-1916) ahlakî karakteri: Maria Francis, 1879′da evlendiği Russel’i kendini beğenmişlik, bencillik ve kadınlara düşkünlük, ahlâksızlık iddiasıyla mahkemeye verdi ve Russel, mahkeme önünde evlatlık kızı Roz Boll ile olan cinsî münasebetlerini alenen itiraf etti. Russel mahkûm oldu. Fakat mahkeme kararına uymayarak karısına nafaka ödemediğinden, tekrar muhakeme edilerek aleyhte bir hüküm giydi.</p>
<p>Russel ahlâksız olduğu kadar büyük bir yalancı idi. Kendisini etrafındakilere, “Çok saygı değer çoban” olarak tanıttığını gören Protestan Baptist kilisesi üyesi, söylevci C. Ross, Russel’in sahte bir çoban olduğunu ileri sürerek, “Some facts about the selfstyled Pastor Charles T. Russel”, “Kendisine vaiz süsü vermek isteyen Russel hakkında bazı gerçekler” adlı broşürünü yayınladı. Russel buna karşı çıkarak, C. Ross’u mahkemeye verdi. Mahkemede avukatın bir sorusuna karşılık Russel, Yunanca bildiğini ileri sürerek yemin edince, avukat kendisine Yunanca bir İncil uzatarak okumasını söyledi, fakat okuyamayınca mahkemece “yalan yere yemin eden biri” olarak ilan edildi. Daha sonra, kendisinin başka din adamları tarafından takdis edilmiş, “çok saygı değer çoban” olduğunu söyleyince isbatı istenmiş, zor durumda kaldığından, kendisinin hiçbir din adamı tarafından takdis edilmemiş olduğunu itiraf etmeye mecbur olmuş, böylece mahkeme onun bir “yalancı” olduğuna dair hüküm vermiştir.” (Bak. Martin and Klann adlı eserin 18-22. sayfalarına).</p>
<p>Russel, yine satışa çıkardığı bir buğdayın az miktarının bile çok fazla ürün vereceğini, bu buğdayın mucizeli olduğunu ilan etti. Buğdayın içindeki büyük mucizeye inanan safdil, bilgisiz kimseler bunun bir avucunu 60 dolara satın alarak ektiler. Fakat, doğru dürüst bir mahsul alınmayınca dolandırıldığını anlayan halk tarafından mahkemeye verildi Mucizevî olduğu reklam edilen buğdayın diğer buğdaydan hiç bir farkı olmadığını mahkeme huzurunda itiraf etti ve tekrar mahkum oldu. (Bu olay ansiklopedilere de geçmiştir.)</p>
<p>Yine Çin ve Japonya’ya yaptığı seyahat sonunda oralarda ilk misyoner teşkilatını kurduğunu söylediğinden, kiliseler ve diğer ilgililer tarafından tekrar mahkemeye verildi. “Yalan yere propaganda eden” bir kişi olarak bu davada tescili yapıldı.</p>
<p>31 Ekim 1916′da ölen Russel daima kullandığı, “Şimdi yaşayan milyonlarca kişi hiçbir zaman ölümü görmeyecektir” sloganına rağmen, ölümü görmüş ve cehennemin gayyasına yuvarlanmış gitmiştir.</p>
<p>Şimdi Hıristiyanların amentüsüne bir göz atalım: Müslümanların amentüsünün Hz. Peygamber tarafından öğretilmesine rağmen, Hıristiyanların amentüsü Hz. İsa tarafından değil, çok daha sonra gelen Hıristiyan din alimleri tarafından meydana getirilmiştir. Nasıl olur da bir dinin amentüsünü peygamber değil de, insanlar hazırlayabilir? Peygamber İsa niçin hazırlamamış? Gelelim amentülerine:</p>
<p>1 — Ben, yeri ve göğü yaratan herşeye kadir, baba Tanrıya inanırım. Tanrı için kullanılan “baba” tabiri çok alçaltıcıdır. Zira, insan cemiyetinde, kötü hatıra bırakan aile babaları vardır. Aynı zamanda baba terimi (sözü) cinsel ilişkileri hatırlatır. Baba da öleceği için ölümü düşündürür; yani Tanrı’nın öleceğini düşündürür. Mirası düşündürür.</p>
<p>2 — Ve efendimiz olan, onun biricik oğlu İsa’ya inanırım. Mecazî ve temsilî manada bile olsa, hem eski Ahid ve hem de yeni Ahid’de (Ahid, kitapların ismi) İsa’dan başka insanlar için “Tanrı’nın oğlu” tabiri kullanılmıştır. Bu ise “Biricik oğul” tabiri ile tezat halindedir. Luka’ya göre (3/38), Adem (a.s) Tanrının oğludur. “Seignur” kelimesinden, İsa’nın Tanrı oğlu, yani ulûhiyyete iştirak ettiği anlaşılıyor ki bu da Allah’ın birliğine zıt düşmektedir.(268)</p>
<p>3 — Ruhu-1 Kudüs’ten gebe kalınana inanırım. Ruhu-1 Kudüs’ün gösterdiği fonksiyondan, onun Tanrı için bir alet olduğu görünümü çıkıyor. Amil ile alet aynı şey olamaz. Bu ruhu ulûhiyyete ortak koşmak, ilahî birliğe ters düşer. Kur’an-ı Kerim (17-85) “ruh” kelimesinin emir manasına geldiğini beyan eder. Allah kendi emriyle, İsa’yı babasız yarattı. Bu durum fevkaladedir. Ve ilahî bir mucizedir. Diğer taraftan, Hz. Adem’in yaratılışında bir anne de söz konusu değildir. Onun ulûhiyyete ortak olmaksızın, fevkalade yaratılışı daha da üstün bir mucize idi.</p>
<p>4 — Ve bakire Meryem’den doğana inanırım. Şayet Tanrı bir bakireden bir çocuk doğurtursa, bu çocuğa değil, bizzat Tanrı’ya tapınılma gereğini ortaya koyar.</p>
<p>5-6 — Onun Pontus Pilatus’tan zulüm gördüğüne inanırım. Doğum, işkence, ölüm ve defnedilmek insanla ilgili özelliklerdir. Tanrı’nın özellikleri değildir. Şayet Hz. İsa’nın, aynı anda ilahî ve insanî olmak üzere iki hüviyete sahip olduğu ve onun insanî hüviyetiyle öldüğü söylenirse, bu dahi anlaşmazlıklara sebep olur.</p>
<p>7 — Cehennemlere indiğine inanırım. Cehennem günahkârların yeridir. Acaba İsa oraya niçin gitti ve bize oradaki acaip olaylar hakkında niçin bilgi verdi? Bir cezadan kurtarmak için mi? Allah suçluları affetmesi için bir masumu (günahsızı) cezalandırmaz. Günahkârları çıkarmak için, Hz. İsa niçin üç gün cehennemde kalsın? Hapishanenin kapısını açmak yeterli idi. Kaldı ki, İsa’nın oradan ayrılışından sonra gelecek günahkârların durumu ne olacaktı?</p>
<p>8 — Üçüncü gün tekrar canlandığına inanırım. Herhangi birşeyi yapmaya muktedir olmadan cehennemlere ölü olarak inişi, hiçbir işe yaramayacaktı.</p>
<p>9 — Göklere çıkıp, kadir olan baba Tanrı’nın sağına oturduğuna inanırım. Bu maddeye göre İsa, Tanrı’nın sağına oturduğu için, o (İsa) Tanrı’dan farklıdır. Zira birisinin, kendi kendisinin sağına oturması mümkün değildir. Şayet İsa, yeryüzünde insan olup, gökte de insan kalırsa o halde ne zaman Tanrı oluyor?</p>
<p>10 — Oradan gelip ölüleri ve dirileri hesaba çekeceğine inanırım. Şüphesiz ölüler, tekrar dirildikten sonra muhakeme edilirler. Fakat, yaşayanları hesaba çekmek acelecilik olmuyor mu? Zira onların hayatı henüz bitmediğinden, çok sayıda iyi veya kötü hareketlerde bulunma imkanına sahiptirler.</p>
<p>11 — Ruhu-1 Kudüs’e inanırım.</p>
<p>12 — Mukaddes Katolik kilisesine inanırım. Tarih, kilisenin temel noktalarda bile görüş değiştirdiğini göstermiştir. Bu nedenle kilise dahi kesin ve mükemmel değildir.</p>
<p>13 — Azizlerin cemaatine inanırım Azizler günahkârları kurtarmazlar. Allah istediğini cezalandırma</p>
<p>veya affetme konusunda kesinlikle hürdür. Şayet “communition” “uluhiyyete iştirak” düşüncesiyle, biraz şarap içmek ve biraz ekmek yemek ameliyesine ihtiyaç duyuluyorsa, bu ilahi birliğin hiç bir şekilde müsamaha etmeyeceği bir şirk koşma çeşididir.</p>
<p>14 — Günahların affedileceğine inanırım. Günahların affı, tövbe ve ilahî rahmet neticesinde olur. Bir masumun cezalandırılmasından değil. Velev ki Tanrı’nın oğlu olsun. Hıristiyan amentüsü metninin dışında İsa, Yeni Ahid’in hiçbir yerinde “Ben tanrıyım” demiyor. Bilakis tam zıddını söylüyor. Meselâ, Matta 12, 18′de şöyle diyor: “İşte benim seçtiğim kulum”. Tanrının bu sözünü söyleyerek bunu kendisine tatbik eden İsa, Tanrı’nın kulu ve kölesi ol maktan gurur duymaktadır. Yine Matta 24/36 ve Markos 13,32′ye göre, dünyanın sonu ne zaman gelecek sorusuna, İsa şöyle cevap verir. “Fakat o gün saat hakkında ne göklerin melekleri, ne de oğul, yalnız Babadan başka kimse bir şey bilmez.” Aynı şekilde Yuhanna 5/19′a şöyle denmektedir: “Doğrusu ve doğrusu size derim: Babanın yapmakta olduğunu gördüğü şeyden başka, oğul kendiliğinden birşey yapamaz, Çünkü, o ne yaparsa, oğul da onları öylece yapar.” İsa Tanrı olmadığını, fakat onda fenafîllah olduğunu, açıkça söylemektedir. (269) Ayrıca, aşağıdaki İncil ayetlerinde İsa için, “Ebul insan” denilmektedir.<br />
Matta İncili Bab 8 Ayet 20 ” ” 9 ” 6 ” “.”‘ 13 ” 37</p>
<p>” ” 16 ” 27-28 <strong>” ” 17 “21</strong></p>
<p>” ” 18 ” 11</p>
<p>269)Aynı Eser</p>
<p>” ” 19 ” 28</p>
<p>„ <strong>M</strong> 20 „ <strong>18</strong></p>
<p>” ” 24 ” 28,30,37,40,45</p>
<p><em>” </em>” 25 ” 13,31</p>
<p>” ” 26 ” 21,24</p>
<p>Markos ” 8 ” 32,38</p>
<p>‘’ ” 9 ” 9, 112,31 (270)</p>
<p>15 —Vücudun tekrar canlanacağına inanırım.</p>
<p>16 — Ebedî hayata inanırım.</p>
<h2><strong>İNCİL’İN DİLİ</strong></h2>
<p>Hz. İsa Yahudi milletine peygamber olarak gelmiştir ve dolayısıyla kendisi de bu millete mensuptu. İncil’i yazan şakirtleri de elbette bu millete mensuptu. Her peygamberin kendi zamanında revaçta olan ilimin cinsine göre mucizelerle gönderildiği gibi, her peygamberin kendi kavminin lisanı ile yazılmış ve herkesin anlayabileceği bir şekilde kitap da gönderilmiştir. Halbuki, elde bulunan bugünkü en eski İnciller halk Yunancası ile yazılmıştır. İçinde bazı Aramice kelimeler vardır. (271) İnsan bunu okuyunca, neredeyse İsa (a.s)’ı Yunanlı kabul etmesi geliyor içinden. Ama ne Hz. İsa Yunanlı, ne de onun konuştuğu lisan Yunanca idi. O, ancak peygamber yatağı diyebileceğimiz Asya kıtasında doğmuş ve kendisine burada vazife verilmiştir. Meram ve isteklerini kavmine bildirmesi de ancak kavminin konuştuğu lisanla konuşması ile mümkün olabilir. Yoksa onlara anlatmak imkansızlaşır. Renan’ın da bildirdiği gibi, küçük bir kasaba olan ve memleketinin dışında pek fazla bir yer görmeyen Nasıra halkına, Allah’ın Yunanca hitap etmesi, Hakkari dağlarındaki bir çobana Japonca hitap etmek kadar abes ve çirkindir.</p>
<p>Biz, Allah’ı böyle bir küçüklükten uzak görürüz. Keza, bu kitaplarda Aramice birkaç cümlenin bulunması bu kitapların Yunanca değil de, Hz. İsa’nın konuştuğu lisan üzere olduklarını gösterir. Fakat bugün elde bu lisanda bir İncil’in bulunmaması insanı düşündürüyor ve ister istemez bu kitabın aslının kaybolduğu kanaatine vardırıyor.</p>
<p>Bugünkü İnciller’in bu kusurunu örtbas etmek için mutaassıp Hıristiyan yazarlar, İsa zamanında Yunancanın umumi olarak kullanıldığını ileri sürerler. Fakat bunun birçok bakımdan hatalı olduğunu izah etmeden önce şunu söyleyelim ki, Hıristiyan yazar ve aynı zamanda eski bir papaz olan E. Renan bu fikir hakkında şöyle der: Yahudiler Yunanca konuşmuyordu, konuşanı da ayıpladıkları gibi ondan domuzdan kaçar gibi kaçarlardı. Yahudilikte domuzun haram olduğunu göz önüne alırsak, Yahudilerin bunlara karşı nasıl hareket ettiği kolayca ortaya çıkar. Tarihte önemli mevkileri olan milletler dillerinden vazgeçmezler. Yahudiler gerçekten çok önemli bir kavimdir. Hangi durum ve şart altında olursa olsun Yahudi daima kendisini efendi, başka milletlere mensup olan kimseleri de aşağılık görür. Zira bu dinlerinin bir icabıdır.</p>
<p>Kur’an’da ismi zikredilen peygamberlerden bir çoğu Beni İsrail’e gönderilmiş olan peygamberlerdir. Bu bakımdan yahudilerin önemli bir millet olduğu aşikardır. Hatta kendilerinden uzun uzadıya bahsedilmektedir. Allah’ın Firavun’a karşı nasıl onları galip getirdiği bilinen bir gerçektir. Bu yüzden Yahudilerin kendi dillerini kısa bir zaman içinde unutmayacakları belli olduğu gibi Yahudilerin kendi dinlerine çok sıkı bir şekilde bağlı oldukları da bilinmektedir.</p>
<p>Dinlerinin ve din kitapları İbranice yazılan Yahudilerin, dillerinden kolaylıkla fedakârlık etmeyecekleri bilinen bir gerçektir. Bilhassa bunun için yahudiler kendi dillerini feda etmezlerdi. Tabul-ul Ahd’ın yere düşmemesi için canından fedakarlık eden yahudi, mukaddes kitabının yazıldığı dilden herhalde kolay kolay vazgeçmese gerek.</p>
<p>Medeniyet ve incelik bakımından yahudiler kendilerini Romalılardan aşağı görmezlerdi; bilakis üstün görürlerdi. Bu durum herhalde onları kendi dilleri ile öğünmemeye ve ondan vazgeçmemeye sevk etmiş olmalıydı. Tarihte.yüksek bir medeniyete sahip olan bir millet başkasının boyunduruğu altına kısa bir zaman için girmiştir. Fakat yüksek medeniyetleri sayesinde müstevli milletleri potasında eritebilmiştir. Medeniyet bakımından kendilerini Romalılardan üstün gören yahudilerin durumu bununla izah edilebilir mi?</p>
<p>Yahudiler siyasî kudretlerini birgün elde edeceklerini umuyorlardı. Bir millet istikbalinden tamamen ümidini keserek kötümser olabilir, dili ile öğünme yeteneğini kaybedebilir. Fakat İsa zamanındaki yahudiler, yahudi idaresini tekrar kuracak olan bir yahudi kralın çıkacağım bekliyorlardı. Yahudilerin İsa ile olan münakaşalarında bir çok kimse bu ümidi istismar bile etmiştir. Böyle ilerisi için beklemekte olan bir milletin kendi dilini unutacağı imkân dahilinde olmayan bir şeydir.</p>
<p>Siyasî kudretlerinin tekrar avdet edeceğine inanan bir milletin başbakanı olan Levi Eşkol’un, “İki bin senelik rüyamız gerçekleşti” demesi bile bunun açık bir delilidir. Kaldı ki, İsa zamanındaki yahudilerin durumu bundan altmış, yetmiş sene önceki yahudilerin durumundan daha iyiydi.</p>
<p>O devrin yahudi yazarları kendi dilleri veya o dilin bozuk bir şivesi ile yazarlardı Dilleri değişmiş olsaydı, o devirde Yahudiceden başka bir dil ile yazdıkları kitapların elimizde bulunması gerekirdi. O devre ait kitaplar içinde Yahudiceden başka kitapların olmaması bize yine bir hakikati açıklar niteliktedir. O hakikat İncil’in ilk orijinal nüshasının Yunanca değil, Yahudice olmasıdır.</p>
<p>Yeni Ahid’in en eski nüshalarının Yunanca olduğunu söylemiştik. Fakat Hz. İsa zamanında Roma İmparatorluğu henüz ikiye ayrılmamıştı; İmparatorluğun merkezi hâlâ Roma şehri idi. Latince ve Yunancanın çok zor birer lisan oldukları da göz önüne alınınca bunun imkânsız olduğu kendiliğinden anlaşılır. Roma tesiri Yahudi hayatına tesir etmiş olsaydı, İbrani diline Yunanca değil, Latince kelimelerin girmesi gerekirdi. Halbuki en eski Yeni Ahid yazmaları hep Yunancadır. Bu da ispat ediyor ki, Yeni Ahid kitapları Roma İmparatorluğunun ikiye bölündüğü ve şarktaki topraklarının Rum-Bizans İmparatorluğu idaresi altına girdiği bir zamanda yazılmıştı ve bu yüzden Yunanca, Hıristiyanlık dini ve edebiyatı üzerinde geniş bir tesir icra etmeye başlamıştı.</p>
<p>Elde bulunan en önemli delillerden bir tanesi de İncillerdeki ifadelerdir. Bu ifade tarzları, bu kadar tahrifata uğramamasına rağmen hâlâ İncil’de mevcuttur. Orjinal şekillerini muhafaza etmektedirler. Bu ibarelerden birkaçı şöyledir:</p>
<p>a — “Osenna” (Matta, 21:9)</p>
<p>b — “Eli, eli, lama sabaktini.” (Matta, 27:46)</p>
<p>c — “Rabbi” (Yunanna, 3:2)</p>
<p>d — “Talita kumi” (Markos 5:41)</p>
<p>Yukarıdaki ifadelerden de İncil’in Yunanca değil, yahudilerin kendi lisanı üzere olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Resulllerin işlerinden de (2:4/13) anlaşıldığına göre, İsa çarmıha gerildikten sonra bile (bu Hıristiyan inancına göredir. Kur’an-ı Kerim’in Hz. İsa’nın durumu hakkındaki ayeti açıktır. Bir müslümanın inancı, bu ayetin karşısında değil yanındadır), Yahudiler İbranice konuşuyorlardı:</p>
<p>“Hepsi Ruhu-1 Kudüs’le doldu ve kendilerine ruhun verdiği söyleyişe göre başka başka dillerde söylemeye başladılar. Gök altındaki her milletten yahudiler, dindar adamlar, Kudüs’te oturmakta idiler. Ve bu ses gelince, halk bir araya toplanda ve çok şaşırdılar. Çünkü her biri onların kendi dili ile söylediğini işitiyordu. Hayran oldular ve şaşırıp dediler: “İşte söyleyen bu adamlar hep Galile’li değil mi? Ve nasıl biz, herbirimiz kendi ana dilimizi işitiyoruz? Biz Partlar, Medler, Elamlılar ve Mezopotamya’da, Yahudiye’de hem de Kapadokya’da ve Pontus ve Asya’da Frikya, hem de Pamfilya’da, Mısır ve Libya ülkelerinde, Birine çevresinde, oturanlar, gerek Yahudi ve gerek mühtedi Romalı misafirler, Giritliler ve Araplar, kendi dillerimizde Allah’ın büyük işlerini söylediklerini işitiyoruz. Ve hepsi hayran olup birbirlerine: “Bu ne olsa gerek?” diye tereddüt ediyorlardı. Fakat başkaları eğlenip dediler: “Onlar yeni şarapla dolmuşlar.”</p>
<p>O zaman değil yahudilerin Yunanca konuşması, bütün bilinen ve yahudilere komşu olan diğer milletlerin kendi lisanları üzere anlaşılmaktadır. Bunun için, yahudilerin Yunanca konuştuklarını ileri sürmek suretiyle bu meseleyi örtbas etmek isteyen kimselerin sözlerinin gerçekle bir ilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. (272).</p>
<p><strong>Bu durum gösteriyor ki, İncil’in aslı Yunanca değil, Aramice olması lâzımdır. Fakat elde bulunan en eski İncil Yunancadır. Bu da gösteriyor ki, İncil değiştirilmiştir.</strong></p>
<p>Hıristiyan aleminin elinde bulunan ve kutsal olarak kabul edilen bugünkü İndilerin kutsal olarak kabul edilmesi ancak İsa (a.s)’dan 325 sene sonra olmuştur. Bu tarihten önce altmıştan fazla İncil mevcuttur. Herkes elindekinin kutsal kitap olduğunu, diğerlerinin uydurulmuş birer kitaptan öteye geçemeyeceğini ileri sürüyordu.</p>
<p>İsa (a.s) doğumundan 325 sene sonra İznik’te bin kişilik bir heyet halinde Hıristiyan ruhani meclisi putperest, fakat bazı siyasî sebeplerle Hristiyan görünmek zorunda kalan imparator Konstantin’in emri ve başkanlığı altında toplanır. Altmıştan fazla ve her biri diğerini kafirlikle itham edecek kadar aralarında ayrılık bulunan İnciller heyete sunulur. Yine imparatorun emri ile 318 gibi azınlık reyi ile bugün teslisi (üçlü ilah sistemi) savunan kitaplar kutsal ilan edilmiştir. İznik Ayasofya kilisesi içinde mezarı ve mezarının içinde de biraz kemiği bulunan Mısır heyetinin başkanı Aius, bu toplantıdan çoğunluğun sözcüsü olarak, zorla kabul ettirilen üçlü ilah sistemine karşı çıktığı için mecliste bir tokata maruz kaldığı gibi sonra da imparator tarafından hapsettirilerek çeşitli işkencelere tâbi tutulmuştur. Nihayet, bu şiddetli işkenceye tahammül edemeyen bu zât hapishanede ölmüştür. Bunca işkenceye tâbi tutulması putperest ve hıristiyanların bugünkü İndilerini kabul etmemesi yüzündendir.</p>
<p>Arius ve diğer arkadaşlarının fikri, İslâm’ın kendisinden gerçek Hristiyanlık diye bahsettiği ve Hz. İsa’ya inen safiyetini muhafaza eden Hristiyanlık olduğu şeklindeydi. Şu halde dört İncil, yirmi bir mektup, bir Yuhanna vahyinden ibaret olan Ahd-i Cedid 325 senesinde İznik’te toplanan azınlığın fikri ve imparatorun <strong>desteği ile kutsal </strong>ilan edilmiştir. Daha önceleri ne böyle <strong>bir kitap herkes </strong>tarafından kabul ediliyor ve ne de sayısı <strong>bu kadar azdı. </strong>Bir kimsenin kabul gören bir Hristiyan <strong>olabilmesi için elde </strong>mevcut olan bu kitapları olduğu gibi kabul etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ona Hıristiyan denmediği gibi papazların para ile sattığı cennete de giremez. Fakat insanın aklına şöyle bir soru sormak geliyor: 325 tarihine kadar Hıristiyanlık aleminin elinde altmıştan fazla kitap bulunuyordu ve bunların arasındaki tezatlar çok büyüktü. Bir diğerini sapıklıkla itham edecek kadar birbirinden ayrı idiler. Adı geçen tarihe kadar pek az kimse bu kutsal olanlara inanıyordu. Şu halde, kendisine inanmak suretiyle Hıristiyan olunan bugünkü İndilere daha önce inanmayanların dinsiz olarak ilan edilmesi gerekmez mi? Birçok Hıristiyan azizin bu tarihten önce yaşadığı nazarı itibara alınırsa, hiçbir Hıristiyan bunu kabul edemez. Şu halde, söylenecek bir söz kalıyor. O da, Hıristiyanlık aleminin 325 sene kitapsız kaldığıdır. Öyle ya kutsallıkları ancak bu tarihte kabul edilen bu kitabın bu tarihten önce kutsal olması imkânsızdır. Bir hıristiyanın buna nasıl cevap vereceği pek bilinemez.</p>
<p>(266) <strong>Yehova</strong> Şahitleri &#8211; Doç. Dr. Hikmet Tanyu.<br />
(267) Aynı Eser.</p>
<p>(268) İslâmiyet ve Hristiyanlık &#8211; Doç. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Tercüme.</p>
<p>(270) İmanî Suallere Cevaplar &#8211; ismail Fenni Ertuğrul.</p>
<p>(271) Kur’an ve Garb Kaynaklarına Göre Hristiyanlık &#8211; Ziya Korur.</p>
<p>(272) Aynı Eser.</p>
<p><strong>Çıktı almak için aşağıdaki dosyaları indirebilirsiniz.</strong></p>
<p><a href="http://isoru.wordpress.com/files/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.pdf">yehova-sahitleri-kimdir pdf formatında indir 376 KB<br />
</a></p>
<p><a href="http://isoru.wordpress.com/files/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.doc">yehova-sahitleri-kimdir</a> doc formatında indir 107 KB</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cinler var mıdır?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/cinler/</link>
<pubDate>Wed, 26 Jul 2006 21:30:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/cinler/</guid>
<description><![CDATA[Karabasan, peri, ruh, hortlaktan&#8230; uzaylılar, reenkarnasyona uzanan, farkında olmasak ta, var o]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Karabasan, peri, ruh, hortlaktan&#8230; uzaylılar, reenkarnasyona uzanan, farkında olmasak ta, var olan ve bizlerle, gerek iyilik ve daha çokta ( kafir cinlerce) gerek kötülük yapmak amacıyla hayatımıza giren cinler, Allah’ın Kur’an-da bizlere bildirdiğine göre dumansız alevden ( akıllı &#8211; enerji alanı, ışınlardan yaratılmış (55-15), maddenin içine nüfuz edebilme, içine girebilme özelliğine sahip (15-27) insanlar yaratılmadan önce uzayda var olan ve yaşayan, tıpkı insanlar gibi Allah’a ibadetle emrolunmuş (51-56) akıllı, iradeli, kadın, erkek, çocukları olan, belli bir ömürleri, olan en büyük eğlenceleri, insanların zayıf noktalarından istifade edip, onları kendilerine tabii kılabilmek olan, eskiden koyun, keçi, kedi&#8230; şeklinde insanlara görünürken, bilimin kutsal bir tanrı kabul edildiği günümüzde, uzaylı, uçan daire&#8230; şekillerinde insanlarla irtibata giren, reenkarnasyon- tenasuh- ruh göçü gibi sahte dirilme oyunları ile insanları kandıran, büyülerde kullanılan&#8230; yaratıklar olan cinler, insanların zıttı olma ( hayvanın zıttı bitki, insanın zıttı cindir.) özelliğine sahip mahluklardır.<!--more--></p>
<p><b>CİNLERİN VARLIĞININ İSPATI</b></p>
<p>    Enerji aslında bir maddedir, madde de enerji. Aralarındaki fark gelip geçicidir. Çeşitli şartlarda madde enerjiye, enerjide maddeye dönüşebilir. Eğer madde, ışık hızıyla seyretmeye başlarsa, o madde ışına, enerjiye dönüşür. Tersi, eğer enerji yoğunlaşır, katılaşırsa ona “madde” deriz. Mesela bir taşkömürünü yakarsak, o değişime uğrar ve ortaya ısı, ışık (enerji) ve küller çıkar. Yani madde enerjiye dönüşebilir&#8230; Bilim adamları şu an enerjiyi yoğunlaştırıp, onu madde haline getirmeye çalışmaktadırlar.</p>
<p>    İşte cinler belli dualarla, bu işleri yapabilmektedirler. Yani akıllı ışınlardan oluşan yapılarını Allah’ın izniyle, belli dualarla yoğunlaştırıp görünür hale gelebilmek-tedirler.</p>
<p>   Kuantum (Quantum) fizik teorisine göre cisimler etrafa enerji yayarlar. Fakat yayılan bu enerji akarsu gibi devamlı değil, kesik kesik dalgalar halindedir. Bu dalgalar halinde yayılan enerji parçalarına kuantum denir.</p>
<p>   Özetle madde aslında enerjinin yoğunlaşmış ( enerjide maddenin yayılmış ) halidir. Maddeyi meydana getiren bu enerjide dalgalar halinde bulunduğuna göre dalgaların meydana getirdiği bir alemde (ses, ışın, &#8230; dalgaları) yaşıyoruz demekten başka çare kalmaz.</p>
<p>    Her madde dalgalar halinde yayılan enerjinin yoğunlaşmış halidir, diye özetlenebilecek bu teorileri temel aldığımızda, vücudundan geçen röntgen ışınların-dan habersiz olan insanın, yapısı bu dalgalardan meydana geldiği açıklanan yaratılmışları ( cinleri ) nasıl inkar edemayaceği ortaya çıkar,</p>
<p>    Cinler vardır. Peki (aynı dinden olduğumuz Müslüman cinleri bir kenara bırakacak olursak ) Hıristiyan &#8211; ateist &#8230; cinlerden nasıl korunabiliriz ?</p>
<p>   Görülmeyen ışınlardan oluşan, maddeye nüfuz edebilen bu kafir cinlerden yine görülmeyen ama etkili bir kalkan oluşturan belli dualarla ( onları okurken oluşan ses-zihin dalgalarının oluşturacağı kalkanla) korunabiliriz. Bu dualar :</p>
<p>Euzü besmele ile ,</p>
<p>1- Muminun 97-98 : Rabbi euzu bike min hemezatiş şeyatini ve euzü bike en yahdurun.</p>
<p>2- Nas &#8211; Felak sureleri</p>
<p>3- Ayet’el &#8211; Kursi suresi</p>
<p>4- Abdestli dolaşmak</p>
<p>Her hastalığın ilacı ayrı ayrıdır&#8230; Kafir cin musallatına karşıda ilaç yukarıdaki dualardır. Özellikle uykuda (karabasan), ruh çağırma, tenasüh (!) olaylarında &#8230;</p>
<p>CİNLERİN YAŞLARI</p>
<p>   Hız arttıkça zaman yavaşlar&#8230; hız belirli bir noktaya ulaştığı zaman ise zaman durur. Bir örnek verelim :</p>
<p>Bir taşıt uzaya yolculuk yapmaktadır. Hızını, ışık hızının 20 000’de biri kadar kabul edelim. Bu taşıt içindeki insan bir yıl süreyle dünyadan uzaklaşıyor. Bir sene sonra bu araç geriye dönüp dünyaya yöneliyor. Dünyaya döndüğünde kendisi için gidiş bir dönüş bir toplum iki sene geçer. Fakat dünyadaki insanlar için tam iki asır geçmiş dünya üzerinde üç nesil değişmiştir.</p>
<p>  İşte bunun gibi yapıları gereği madde ile kayıtlı olmadıkları için daima yüksek hız içinde yaşayabilen cinler, normalde 70 sene civarı ömürleri varken dünyadaki insanlarla kıyaslandığında 700 &#8211; 1000 sene yaşayabilmektedirler.</p>
<p>CİNLERİN YAŞAMLARI</p>
<p>   Cinlerde, insan gibi kadın erkek iki cinsten oluşur. İnsanlar gibi evlenirler. Yer, içer, çocuk sahibi olur savaşırlar. Ben dine inananı, inanmayanı&#8230; vardır. Yaşarlar ve ölürler. Hortlak, hayalet, ruh çağırma, uzaylı, peri. Uçan daire, tenasüh&#8230; gibi adlandırılan tüm görüntüler aslında cindir. Fakat batılılar, cinleri bilmedikleri, değiştirilmiş İncil’de, günümüz Hıristiyanlığında cin konusu ve onların özelliklerinden bahsedilmediği için cinlerin göründüğü her surete batılılar ayrı bir isim (uzaylı, uçan daire, ruh, peri, hayalet&#8230;.) vermektedirler. Halbuki bizler, cinleri bize tanıtılan yüce Rabbimize hamd olsun ki onların bu oyunlarına gelmiyor ve onları asıl hüviyetleri ve adları ile tanıyabiliyoruz.</p>
<p><b>CİNLER İNSANLARI NASIL ALDATIR</b></p>
<p>   Cinler hipnotizma ve trans esnasında, büyü için kullanıldıklarında, ruh(cin) çağırma seanslarında, uzaylı kılığında insanla temasa geçtiklerinde&#8230; insanlara musallat olabilirler. Bedenimizi beyin vasıtasıyla yöneten ruhu, bedeni veya bir rahatsızlık esnasında ( loğusalık anında, çok sinirli, öfkeli olduğumuz, aşırı duyarlı, hissi olduğumuz anlarda, geceleri aşırı çıplak olduğumuz anlarda &#8230;),beynin yönetiminden uzaklaştırıp vücudun yönetim merkezini ( beyni ) ele geçirmesi ile cin çarpması, cinin musallat olması gibi olaylar gerçekleşir. Cinler insanları birkaç şekilde aldatabilir :</p>
<p>1- Müslümanı ( cahil, bilgisiz olanları) , İslami gayeler görüntüsü altında , o kişinin İslam’a olan yakınlığını istismar ederek kandırır.</p>
<p>  Cinler cahil Müslümanlarla falanca evliya, melek&#8230; zamanla da tanrı olarak irtibat kurarlar. O Müslüman’a yakın gelecek hakkında yalan-yanlış bilgiler getirir, olağanüstü rüyalar gösterir, bazı zor anlarda ona yardım ederler. Çevresindeki insanların rüyalarına girer ve o saf Müslüman’ın kendini veli, olağanüstü bir kişi zannetmesine sebep olurlar. Hastaları tedavi ettirir, felçlileri yürütmeye başlatırlar. Böylece o cahil Müslümanın çevresine insanlar toplamaya başlanır. Cahil insan zamanla kendini gerçekten veli, olgun bir mürşit sayar ve bu sayede bir cin bir insan vasıtasıyla binlerce insana hükmeder. Türkiye’de İskender Erol Evrenesoğlu, Zühre Ana, Pakistan’da kadıyaniliğin kurucusu Mirza Gulam Ahmed Kadıyani&#8230; gibi.</p>
<p>   Cinler böyle durumlarda önce dini emirleri insanlara uygulatır. Namaz, sadaka &#8230; gibi. Sonra asıl isteklerini, gayri İslami emirlerini Müslümanlara uygulatır. İtikatları bozulan Müslümanların tenasühe inanmaları, kendini veli zanneden saf müslümanın mesih, mehdi&#8230; zamanla tanrı olduğunun çevresindeki insanlara tanıtılması gibi inançlar yaygınlaştırılır.</p>
<p>2- Müslüman olmayanları hümanist, insancıl gayelerle kandırır cinler.</p>
<p>     Ruh çağırma, transla ruhlarla irtibata girme esnasında görülen cinler, kendilerini başkalarının ruhu, uzaylı, tanrı &#8230; gibi göstererek insanları kandırırlar.</p>
<p>  Ruh Çağırma : Örnekle açıklayalım: Tom farkında olmadan bir cinle yıllar geçirir. Sonra Tom ( çoğun-lukla intihar ederek , öldürülerek&#8230; ) vefat eder. Cin uzaya çıkar, dünyadan uzaklaşır. Aradan 200-500 sene geçer. Tomun torunlardan Nike, dedesinin ruhu (!) ile irtibata girmek için bir ruh çağırma seansı düzenlerler. Seans esnasında transa geçen toplulukla uzaydaki cin arasında zihinsel bir irtibat kurulur (telepati ) . Çin çağrıyı alır dünyaya döner ve kendisi için 10- 20 sene, dünyadakiler için geçen yüzyıllar öncesini anlatmaya başlar. Hem de en ince detaylarına dek&#8230; Seanstakiler, gelenin Tomun ruhu olduğuna kesin inanmışlardır. Cin’de kendini dinleyecek cahil bir grup bulmuştur. Oyun böylece başlar&#8230;</p>
<p>    Tenasüh: Daniel evini farkında olmadan bir cinle paylaşır. Zamanla Daniel anormal bir şekilde, intihar, cinayet&#8230; ile ölür. Cin o anda dünyanın herhangi bir tarafında yeni doğmuş bir bebeğe musallat olur. Duasız abdetsiz bir ortamda çocuğun irade,beynini kolaylıkla ele geçirir cin. Çocuk biraz büyüyüp konuşmaya başlayınca kendi içine Daniel’in ruhunun girdiğini söylemeye başlar. Görmediği ev, kişi hakkında çok gizli, sır gibi bilgileri ailesine anlatır ve bu bilgiler doğrudur da&#8230; Konuşan çocuktur fakat konuşturan cindir. Bilgileri çocuk konuşur ama cin anlattırır.</p>
<p>  Dışarıdan bakınca , mantıklı bir sonuç çıkarabilmek için çocuğun içine Daniel’in ruhunun girdiğini kabul etmekten başka çare yoktur. Halbuki çocuğun içine giren cindir ve tenasüh diye de bir şey yoktur.</p>
<p>   Uzaylılar : Eskiden görülen perili ev, konuşan hayvanlara&#8230; inanmayan, onları gördüğünü söyleyen her insanla alay edenleri aldatıp, kendilerine tabi kılıp, bu şekilde kendilerine inanmayanlarla eğlenip alay etmek isteyen cinler uçan daire, uzaylı kılığında çevrelerine görünürler.</p>
<p>   Halbuki köyde hayvan, şehir de uzaylı gibi görülen her iki şekil aslında aynıdır, cindir.</p>
<p>  Uzaylılar kılığında görülen cinler, görünür hale geldiklerinde genellikle büyük, patlak gözlü, boyları küçük kolları uzun&#8230; şekil de görünürler.</p>
<p>    Büyü : Büyünün özü, kökü cinlere dayanır. Bir kelime grubunun belli sayıda, yan yana okunması ile meydana gelir .</p>
<p>   İnsan beyninin devamlı ürettiği elektromagnetik dalgalar belli kelimelerin tekrarı ile adeta bir şifreyi oluştururlar. Bu şifre belli cinleri harekete geçirir ve o şifreyi açan kişinin isteklerini yapmak durumunda kalır&#8230;</p>
<p>     Büyü vardır fakat dinimizce haram kılınmıştır.</p>
<p>    Özetle cinler ( camdan geçen güneş ışınları gibi&#8230;) maddeye nüfuz edebilme özelliklerine sahiptirler. Fakat her halükarda insanlar cinlerden üstündür. Gerek zeka, gerek ( dua okuyarak cinlere) tesir etme yönünden . Yeter ki cinlerden çekinmeyelim korkmayalım.</p>
<p>      Korkulacak tek varlık, Yüce yaratıcı, Ahiret gününün sahibi olan Allah’tır. Zaten Allah’tan, sadece Allah’tan korkana ne cin , nede insan tesir etmez , onu korkuta-maz. Çünkü o insanın vekili, koruyucusu her şeyin üstünde. Rab, İlâh, Malik, hafız &#8230; olan Allah’ü Teala olur.  </p>
<p>    NOT :HZ. RESUL ,&#8221;MİKROPLARI&#8221; BİLİYOR İDİ !.BİR HADİS-İ ŞERİF&#8217;LERİNDE :&#8221; TEZEK VE KEMİKLERLE TEMİZLENMEYİN, ÇÜNKÜ ONLAR CİNLERİN AZIĞIDIR.&#8221; (TİRMİZİ:14/18)  BUYURMUŞLARDIR.BİLİNDİĞİ GİBİ HAYVAN TEZEKLERİ VE KEMİKLER MİKROORGANİZMALARIN ,MİKROPLARIN ÜREYİP ÇOĞALDIĞI YERLERDİR . HZ. RESUL İNSANLARA SAKINMALARI GEREKEN MİKROPLARI , O DÖNEMDEKİ İNSANLARIN SAKINDIĞI DİĞER BİR ŞEY İLE ;CİNLERLE AÇIKLAMIŞ VE İNSANLARI MİKROPLARDAN UZAKLAŞTIRMAYI AMAÇLAMIŞTIR.DİĞER BİR HADİSTE &#8221; ÇÖPLERİN CİNLERİN TOPLANTI YERİ OLDUĞU BİLDİRİLMİŞTİR&#8230;ÇÖPLERDE BOL MİKTARDA NE OLDUĞUNU BELİRTMEYE GEREK YOK HERHALDE&#8230;!YİNE HZ. RESUL :&#8221; TIRNAKLARIN  UZATILMAMASI GEREKTİĞİNİ ,YOKSA  İÇLERİNE CİN GİRECEĞİNİ &#8221; BELİRTİR&#8230;BAKIMI ZOR UZUN TIRNAKLARIN İÇLERİNE NE GİRECEĞİ MALUMDUR.</p>
<p>   HZ. RESUL , ZATEN DEVAMLI KAFİRLERCE ELEŞTİRİLEN &#8221; YALANCI, CİNLENMİŞ&#8230;&#8221; İFTİRALARINA MARUZ KALMIŞ BİRİ İDİ.BİR DE GÖRÜNMEYEN , HASTALIK SEBEBİ KÜÇÜK CANLILARDAN BAHSETSE &#8211; MEKKE&#8217;Lİ MÜŞRİKLER CİN&#8217;E İNANIYORLARDI &#8211; İFTİRALARIN DOZU İYİCE ARTACAKTI.HZ. RESUL&#8217;DE BİLİNEN BİR DİĞER KAVRAM &#8211; CİN &#8211; İLE İNSANLARI MİKROPLARDAN SAKINDIRMAYA ÇALIŞMIŞ VE BAZI HADİSLERİNDE CİN KELİMESİNİ MECAZİ ANLAMDA, MİKROP ANLAMINDA KULLANMIŞTIR!</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Müslüman ülkeler neder geri kaldılar?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/musluman-ulkeler-neder-geri-kaldilar/</link>
<pubDate>Wed, 26 Jul 2006 19:10:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/musluman-ulkeler-neder-geri-kaldilar/</guid>
<description><![CDATA[1-Batı devletlerinin ilerlemelerinin temelinde sömürü,kan,vahşet vardır:Afrika&#8217;yı sömürüp,yera]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><b>  1-Batı devletlerinin ilerlemelerinin temelinde sömürü,kan,vahşet vardır:Afrika&#8217;yı sömürüp,yeraltı ve yer üstü zenginliklerini yağmalayan  batılı emperyalistler, afrikalı zencileri amerika&#8217;da köle diye satarlar.Amerika&#8217;yı işgal eden ingiltere,fransa,ispanya &#8230;gibi  emperyalist devletler oradaki &#8221; aztek-maya-inka&#8221; medeniyetlerini yok edip, katliamlar yaparak altınlarını ele geçirip ,yer üstü zenginliklerini de batıya taşırlar &#8230;!</b></p>
<p>Şu an kovboy deyince  cesur ve atılgan insanlar , kızılderili denince kafaderisi soyan yabani insanlar akla gelir &#8230;Halbuki o kızılderililer ülkelerini savunan vatansever insanlar topluluğu idi ama medya-sinema  insanların beynini  yıkayarak olayları tam tersine bizlere belletmişlerdir .İngiltere Hindistanı işgal edip  yaklaşık iki yüz yıl sömürürken ,İngiltere&#8217;deki halı fabrikaları halı satabilsin diye hindistan&#8217;da el emeği halı yapan tam 50.000 hintlinin ellerinin kesilmesine izin verirler ingiliz hükümeti&#8230;Hindistanlılar bisiklete binen bir ingiliz kıza gülüp alay ettikleri için ingiliz silahlı kuvvetleri tarafından silahlı yaylıma ateşine tutulurlar ve onlarca kişi sadece bir alay gülüşünün sonunda canlarından olurar&#8230;Batılılar Çin&#8217;i  yönetim altında tutabilmek için yüzbinler-milyonların esrarkeş-eroinman olmalarına göz yumar  hatta desteklerler&#8230;Evet batı ileri ama temeli kan-vahşet ve gözyaşı ile örülü!<!--more--></p>
<p>       2-Batılılar Rönesans&#8217;ın  temellerini İslam ülkelerinden aldıkları  bilgi , ilim sayesinde atmışlar ve bu sayede hamle yapabilmişlerdir&#8230;Orta çağ denen dönemde batı karanlık ve zulüm içinde yüzerken İslam  ülkeleri ilim-fen-matematikte batıya liderlik yapıyor , batılı öğrenciler  Arap ülkelerine ve Endülüs&#8217;e  ilim tahsiline  geliyorlardı&#8230;Evet bir zamanlar İslam ülkeleri ileri batı ülkeleri geri idi çünkü  Müslümanlar ;İslam ile iç içe idi ve İslam hayata aktarılmış idi , Kısaca ;</p>
<p>       3-İlk emri &#8221; OKU &#8221; olan,8 yıllık eğitimi değil ; &#8221; Beşikten mezara dek ilim öğrenmeyi &#8221; tavsiye eden, O zamanın uzak ülkelerinden olan Çin hedef gösterilip , &#8221; İlim Çin&#8217;de bile olsa onu alın &#8221; buyurulan, &#8220;ilim Öğrenmek kadın -erkeğe farzdır&#8221; diye  emredilen , Kutsal Kitabında (Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de) &#8220;Hiç düşünmez misiniz ?&#8221; , &#8220;Akılınızı hiç kullanmaz mısınız ?&#8221;  , &#8221; Ne de az düşünürsünüz !&#8221; gibi yönlendirici ayetleri bünyesinde bulunduran MÜSLÜMANLAR  GÜNÜMÜZDE NE YAZIK  KI İSLAM&#8217;DAN UZAKLAŞIP ,ADLARI İLE MÜSLÜMAN , YAŞAYIŞLARI İLE HIRİSTİYAN OLDUKLARI İÇİN İLİM-TEKNOLOJİ-KÜLTÜRDEKİ ÖNDERLİKLERİNİ KAYBETMİŞLER VE ÇAĞIN İLERİSİNDE BULUNAN KUR&#8217;AN&#8217;IN GERİSİNDE BULUNAN BATILI ÜLKELERİNDE GERİSİNDE KALMIŞLARDIR ! OKU EMRİ BİZDE OKUYAN BATILILAR , İÇKİ ONLARIN KİTABINDA SERBEST BİZİM DİNİMİZDE YASAK,İÇKİ TÜKETİMİNDE DÜNYA 3.SÜ ÜLKEYİZ !</p>
<p>        İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy&#8217;un Hıristiyanları ve Müslüman  kıyaslayan bir mısrası ile konumuzu bitirelim :</p>
<p>          ( Hıristiyanların için  )  &#8221; İşleri dinimiz gibi , işlerimiz dinleri gibi &#8220;</p>
<p>      AYRICA LÜTFEN &#8221; GÜNÜMÜZDE  MÜSLÜMANLAR &#8221; DOSYAMIZI , ÖZELLİKLE İBRETLİK GAZETE HABERLERİ, II. CAHİLİYE DÖNEMİ  SAYFALARIMIZI  VE &#8221; KUR&#8217;AN VE BİLİM &#8221; DOSYALARIMIZI TIKLAYINIZ</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnsan kaderin mahkumu mudur?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/kaza-ve-kader/</link>
<pubDate>Wed, 26 Jul 2006 19:09:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/kaza-ve-kader/</guid>
<description><![CDATA[Kader, Allah-ü Teala’nın olacak olan bütün her şeyi önceden bilmesi kaza da bu bilinenin vakti ve za]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><b>Kader, Allah-ü Teala’nın olacak olan bütün her şeyi önceden bilmesi kaza da bu bilinenin vakti ve zamanı gelince vuku bulması, olmasıdır.</b></p>
<p><b>     İnsan kaderin mahkumu mudur? İnsan sadece Allah’ın yazdıklarını yapabilen bir figüran, bir oyuncu mudur? İnsan yaptığı işlerden ne ölçüde sorumludur?</b></p>
<p>   Yapılacak işlerde karar verme yetkisi insana aittir. İnsan kendi hür iradesi ile adam öldürme, öldürmeme içki içme içmeme&#8230;işlerine karar verir. İnsan düşünür, karar verir ve yapar. Allah-u Teala hiç birine müdahale etmez. Her şeyi insan kendisi yapar . Sonuçta da iyilik yaparsa cennete kötülük yaparsa cehenneme gider. Allah-u Teala işi yapan insana müdahale etmez sadece iyilik yap diye teşvik eder. Kötü işleri (içki, kumar, zina&#8230;) yasaklar ve yapmamamızı ister. Ama karar verme yetkisi insana aittir ki verdiği karara göre ya cennete ya da cehenneme kendisi gidecektir. Allah kulunun yapacağı olaya müdahale etmez. Sadece ne karar vereceğini önceden bilir. Ama bilmesi insanın fiilini, eylemini etkilemez. Çünkü insan Allah’ın kaderine ne yazdığını (yani ilerde kendi hür iradesi ile ne yapacağını ) bilememektedir.ÖZET :İNSANLAR  ALLAH&#8217;IN   YAZDIĞINI YAPMIYOR , ALLAH  İNSANLARIN NE YAPACAĞINI ÖNCEDEN BİLİYOR. Kullarının önceden ne yapacağını bilemeyen bir tanrı “Allah” olamazdı. Buradaki tek soru insanın ne karar vereceğine müdahale etmeyen Allah’ın olayı olmadan önce bilmesidir.<!--more--></p>
<p>      Zaman, önce, sonra, olayın anı&#8230; bütün bunlar insanlar için söz konusudur. Yani zaman insan için söz konusudur. Allah için söz konusu değildir. İnsanı yarattığı gibi zamanı da Allah yaratmıştır. Allah yarattığına mahkum olamaz, onunla sınırlandırılamaz. Allah bütün zamanı ve zamanları görür. Tıpkı bizlerin sınıflarımızda bulunan tarih çağları şeritlerimizde 1453’te İstanbul’un fethedildiğini 1783’te Fransız İhtilalini gördüğümüz gibi. İşte Allah-u Teala da yarattığı  zamandaki olayları görür, bilir ve yazar. Kim bilir belki de Allah-u Teala’nın katında kıyamet çoktan kopmuştur. Fakat biz insanlar hür irademizle bağımsızca işlerimizi yapıp ömrümüzü tamamlamaktayız.</p>
<p><b>           Önceden bilmek olayı etkiler mi?</b></p>
<p>     Bilim adamları güneşin tutulacağı zamanı önceden hesaplayabilmektedirler. Yani bilim adamları önceden güneşin tutulacağı zamanı bulup bunu takvimlere, kitaplara yazmaktadırlar. Ama güneş tutulduğu zaman bilim adamları bunu yazdığı için tutulmamaktadır. Şartlar nedenler oluşmuş ve vakti gelince güneş tutulmuştur. Bilim adamları sadece bu şartları nedenleri önceden bilip güneş tutulma zamanını hesaplamaktadır. İnsanlar bazı olayları önceden bilmektedirler. Ve bu bilmeleri olayı etkilememektedir. İnsanlar bile bildiğine göre insanları yaratan Allah her şeyi önceden görür, bilir, işitir ve yazar.</p>
<p>    İnsan olaylara yüksekten baktıkça daha uzağı görebilir. Bir apartmandan ayrılan bir insan düşünelim. Onu yolcu eden kişi misafirinin az ötede önüne çıkacak katilini göremez. Ama aynı apartmanın damındaki bir insan ise o katili görebilir. Yüksekten helikopterle geçen bir insan ise o katili yakalayabilecek polisi görebilir. Yani olaylara yukardan baktıkça olayların sonrasını görme ihtimali de artar. O halde büyüklerin en büyüğü olan olaylara en yüksekten (ve aynı zamanda en yakından) gören Allah’u Teala elbette zamandan kayıtsız olarak her şeyi olmadan önce bilir, görülmeyeni görür ve okunmayan bir yazı ile (alın yazısı) yazar. Zaten görülmeyeni olacak olanı bilmese bu bir eksiklik olur ki Allah’u teala için bu söz konusu değildir.</p>
<p><b>        Hayır ve şer (iyilik ve kötülük) Allah&#8217;tansa insanın suçu nedir?</b></p>
<p>     Allah’u Teala insana iyilik ve kötülük yapma yeteneği vermiştir. Sonra kuldan iyilik yapıp cennetine girmesini istemiştir. Allah kuluna akıl irade vermiş ve yaptığı işin sonucundan kendisini mesul tutmuştur. Kısaca iyiliği ve kötülüğü yapan insandır. Allah o iyi veya kötü işi yapan kişiye o işi yapabilme gücü verir. Fakat bu gücü verme işi insanın iradesine, isteğine göredir. Yani insan neyi isterse (iyilik veya kötülük) Allah onu yaratır kı sonucundan da insan kendisi mesul olabilsin, kendi iradesinin sonucuna katlanabilsin . Allah iyi ve kötülüğü gösterir sonuçlarını (cennet, cehennem) söyler iradeyi insana bırakır. İsteyen cennete isteyen cehenneme gider. Allah’u teala hep iyiliğimizi ister. Mesela bir yol düşünelim yolun iki tarafında beyaz ve kırmızı ışık veren sınır taşları vardır. Elimizde trafik rehberi önümüzde kılavuz olan bir trafik polisi vardır. Ayrıca Allah insana akıl da vermiştir. Şimdi polis yolu gösteriyor, trafik rehberi yol hakkında bilgi veriyor sınır taşları yolun sınırlarını çiziyor akıl da doğru yol bulabiliyorken bir kişi bu yolda kaza yapsa, yoldan çıksa uçuruma düşse suç kimde olur? Şoförde mi, kılavuz (polis) da mı, rehber de mi, sınır çizgisi taşlarında mı?</p>
<p>      Aynı şekilde Allah insana sınır çizmiştir. Bu taşlar ayet ve hadislerdir. Trafik polisi peygamberdir. Trafik rehberi kitabımız Kuran’dır. Aklı da Allah vermiştir hala daha insan uçuruma, cehennem çukuruna düşerse suç insanda olmaz da kimde olur?</p>
<p>  Şura suresi ayet 30: &#8221; Sizin başınıza gelen kötülükler ancak elinizle kazandıklarınızın, yaptıklarınızın sonucudur. &#8220;</p>
<p>     Bir musibetle mi karşılaştık o bizim kendi elimizle yaptığımız kötülüklerin doğal sonucudur. Başka suçlu aramak sorumluluktan kaçmaktır. Mesela bizler kendi elimizle (parfümle, egzozla&#8230;) ozon tabakasını deliyor sonuçta güneşin zararlı ışınlarına maruz kalıyoruz.</p>
<p>    Allah bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’den sonra helak etme cezasını kıyamete dek kaldırmıştır. (Enfal suresi 32. Ayet) yani çok kötü, pis, ahlaksız, katil bir toplum var. Allah’u Teala onları niçin helak etmiyor? Sorusunun cevabı yukarıdaki ayettir. ALLAH   TOPLU  HELAK  CEZASINI  KALDIRMIŞTIR FAKAT KISMİ UYARI CEZALARI VEREBİLMEKTEDİR&#8230;</p>
<p><b>          Doğal afetler bir musibet midir?</b></p>
<p>     Allah bizlerden düşünmemizi, tevekkül etmemizi (tüm tedbirlerimizi alıp, işin gücümüzü aşan ksmını dua ile Allah’a havale etmemizi) istiyor.</p>
<p>    İnsan deprem bölgesinde ev yapıyorsa tedbirini almalı, depreme dayanıklı evler yapmalı, ırmak kenarında ev yapıyorsa sellere karşı tedbirlerini almalıdır. Yoksa hiç bir tedbir almadan deprem, sele maruz kalırsa sonuç bir musibet değil katliam olur. Ama kişi tedbirini alır, her önlemini yerine getirir sonrada doğal afetle can-mal kaybına uğrarsa işte imtihan ve tevekkül burada başlar. İmtihan olan musibetler yani tedbiri aldıktan sonra bir bela başımıza gelirse buna nasıl bakmalıyız.<br /><b><br />    Ayrıca Kur’an bizlere kul hakkının yenildiği, adaletin olmadığı, zulmün hakim olduğu yerlere bela ve musibetlerin hakim olacağını bildirir.</b></p>
<p>    Her musibet, bela müminler için hayırlıdır. Bizler görüş açımızın sınırlı olması ve geleceği bilemememizden dolayı başımıza gelen kötülüğü her boyutuyla tam idrak edemememiz nedeniyle olayların hayır boyutunu görememekteyiz. Mesela yolda koşarken ayağımız taşa takılsa ve düşsek kızarız, bağırırız. Halbuki düşmeyip hızla koşmaya devam etseydik köşeyi dönünce karşımıza çıkacak hızla gelen arabayı göremeyip bize çarpmasına engel olamayacaktık. Ama o düşme bizi ölümden korumuş olmaktadır, dizimizin ağrıması pahasına. </p>
<p>   Kangren olmuş el kesilir bu kötü bir olaydır. Ama o kötü görülen olay yapılmasa bu kez kangren bütün vücudumuza yayılacak ve ölmemize sebep olacaktır. Şimdi hastanın doktora “acemi adam elimi niye kestin !” diye sorması doğru olur mu? Asıl kötülük o eli kangren yapmayacak şekilde korumamaktır: (şura :30). Her kötülüğün sebebi yine insanın kendisidir. Hatta Kur’an da bazı insanların kalplerinin mühürlendiği bizlere bildirilir. Yine Kur’an bu kişilerin kendi kötü fiillerinin sonucunda kalplerinin mühürlendiğini bizlere haber verir.</p>
<p><b>     Peki neden fakirlik, sakatlık, kör, topal insanlar var?</b></p>
<p>      Öncelikle çöpçü, temizlik işçisi&#8230; gibi mesleklere ihtiyaç olduğunu belirtelim. Eğer onlar olmazsa idi ortalık pislikten geçilmezdi. Önemli olan meslekler arasında uyum olması, ahengin sağlanmasıdır&#8230;.</p>
<p><b>                       Neden kör, âmâ insanlar vardır? </b></p>
<p>    İnsanlar ibret alsın görüp düşünsün, şükretsin ve kendilerinin aynı hallerle imtihan edilmedikleri için Allah’a hamt ve dua etsinler diye.</p>
<p>  Bu durumda olanlar ise imtihan oldukları bilinciyle sabredip isyan etmediklerinden dolayı kıyamet günü cenneti kazanabilmeleri için .</p>
<p>      İslam musibete uğramayan, zengin insanları şükre davet eder. Fakir belaya düçar olanları fakirlikten,   musibetten kurtulmak için tüm çabanla gayret ettikten sonra hala gidişatı düzeltememişse imtihan bilinciyle hareket edip sabretmeye davet eder. Şükretmeyen zengin, sabretmeyen fakir imtihanı kaybetmiştir.</p>
<p><b>       Dünyada kötülükler neden oluyor?</b></p>
<p>     Kötülük iyiliğin olmamasından dolayı meydana gelir. İyiliğin olmadığı yerde kötülük vardır. İyiliğin yokluğu kötülüğü doğurur. Ayrıca genelde dünyaya iyilik hakimdir. Kötülük olsa bile bu iyiliğin değerinin bilinmesi için gereklidir. Ayrıca bazı kötülükler hayra vesile olurlar. Açlık tokluğun kıymetini hastalık sağlığın değerini&#8230; insana kavratır. Ayrıca ağaçtan düştük diye bütün ağaçlar, suda boğulan var diye her gördüğümüz su&#8230; kötü kabul edilemez. Bunlar istisnadır. Bunların asılları   iyidir. </p>
<p>       Özetle insan iyi olursa her şey iyi olur. Ahiret günü de cennete gider. İnsan kötü olursa toplum, çevre, dünya&#8230; kötü olur. Ahirette de cehenneme girer.</p>
<p>     O halde insan kendi kaderini kendi yazar, cennete de cehenneme de kendisi gider. Kader sadece boy pos erkek, kız olma ,göz rengi&#8230; gibi durumlar için, bizi aşan konular için söz konusudur. Bunun dışındaki her fiil, eylem ve bunların doğal sonucu (ceza, mükafat, cennet, cehennem) insanın kendi hür iradesiyle seçtiği kendi tercihleridir.</p>
<p><b>                         “Cümle işler Hâlik’ındır kul eliyle işlenir,<br />                        &#8220;İlm-i ledün bilmeyen bunu kul yaptı sanır.”</b></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
