<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>kitap-tanitimi &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/kitap-tanitimi/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "kitap-tanitimi"</description>
	<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 12:58:59 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></title>
<link>http://alvarak.wordpress.com/2009/11/10/37/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 00:12:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>alvarak</dc:creator>
<guid>http://alvarak.wordpress.com/2009/11/10/37/</guid>
<description><![CDATA[OLASILIKSIZ      Kendini pazarlamayı iyi bilen bir kitap. Kapağına baktığımızda; siyah &#8211; beyaz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>OLASILIKSIZ</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-45" title="kedininyeri_olasiliksiz" src="http://alvarak.wordpress.com/files/2009/11/kedininyeri_olasiliksiz1.jpg" alt="kedininyeri_olasiliksiz" width="298" height="474" />     Kendini pazarlamayı iyi bilen bir kitap. Kapağına baktığımızda; siyah &#8211; beyaz tezatlığı ve asil görünüşü elinize almaya layık görmenizi sağlayacaktır…<em><span style="color:#993366;">(giriş?)</span></em></p>
<p>      Kapağındaki birbirinden alakasız objelerin karmaşık bir desen oluşturması kitabın içeriğini yansıtıp  estetik bir ağırlık kazandırmıştır … <em><span style="color:#993366;">(noktanın öncesinde değil, sonrasında boşluk bırak)</span> </em>Ciddi bir iş yapıldığı ortada.</p>
<p>Kitabın arkasındaki eleştiriler normalde dikkate alınmayacak kadar abartılı. <em><span style="color:#993366;">(</span><span style="color:#993366;">tek bir tarz belirle, öyle devam et)</span></em></p>
<p>“ Bitirmek için yarını,</p>
<p>başkasıNa anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksiniz.”</p>
<p>“ Hıh “ der, burun kıvırırdım da; nedense reklâmı reddedilemez cinsten ve kitabın arka kapağını ikiye ayırıp, içeriğinden bahsedilen bölüm; içerikten çok, cevabı sanki kitaptaymış hissi veren sorularla bezenmiş. <em>(<span style="color:#993366;">düşük cümle. “ikiye ayırıp;…” kısmından sonrası başlangıçla alakalı değil. Başka bir konu hissi veriyor.)</span></em></p>
<p>“ Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? “</p>
<p>       Soru; siyah çantalı, mini etek giyinmiş, saçlarını özensizce toplamış, günleri rutin geçen, eşinden ilgi görmemiş bir bayanın siluetini gözümde canlandırdı. Bu bayan bir gün bir <span style="text-decoration:underline;">çılgınlık </span>edip, kitapçıya gider. Elindeki bu kitabın önce arkasını okuması gerektiğini fark edip okur. Meraklıdır. Okuduğu; çizginin hemen altındaki ilk sorudur bu. Alelacele ücretini verir, hızlı adımlarla; bu sorunun cevabını kitapta bulacağını <span style="text-decoration:underline;">zannederek </span>okumak için evinin yolunu tutar. Veee süpriz! <em><span style="color:#993366;">(burası sana mı ait, alıntı mı?)</span></em></p>
<p>  Bence çok manidar… Çünkü beklediğiniz gibi bir cevabın ötesindedir bu kitap.</p>
<p>Bu sorunun cevabını dolaylı olarak da vermez belki ama bu sorudan daha önemli cevaplar barındırır. Artı sorular.</p>
<p>“ Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, “ OlasılıkSız “ tam size göre bir roman. “ <em><span style="color:#993366;">(tırnak işaretinden önce boşluk bırakırsan, işaret başka yöne bakar..)</span></em></p>
<p>      Laf! Emin olun kimde olduğunu öğrendiğinizde sinir olacaksınız.</p>
<p>      Açıkçası bu eleştirilerimin sebebi yukarıda bahsettiğim bayan gibi beni de çekenin o cümle oluşuydu. Başlarda keklendiğimi düşündüm ancak beklediğim gibi bir şeyle karşılaşsaydım bu kadar kaliteli bir kurgu diyemeyecektim.</p>
<p>  “ Ha aramızda kalsın keşke sonu polisiye olmasaydı. Bütün gizemini kaybetmesine ve sonunu basitleştirmesine sebep oldu.”</p>
<p>    Adam FAVER‘ in kaleme almış olduğu bilim – kurgu içerikli bu romanın çevirisi Şirin OKYAYUZ YENER’ e ait.<em><span style="color:#993366;">(kesme işaretinden sonra boşluk bırakma)</span> </em>Seri anlatımı, akıcı dili ve sıkmayan olaylarıyla güzel bir bütün olmuş. Tasvirler abartılı değil. Kurgulanmasına sebep bilim teorilerinin anlatıldığı yerler dikkatsiz bir okuyucuyu sıkabilir. Ancak etrafına farklı gözlerle bakıp, bir mana arayışında bulunan kari<em> <span style="color:#993366;">(?)</span></em> için çok güzel açıklanmış olup, akla ve nakle uygun bilimsel bilgiler içermektedir.</p>
<p>     İmla hataları; “ Hiç Yok.” dan biraz fazla <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' /> <em> <span style="color:#993366;">(yoktan sonra nokta neden? Bir de</span></em><em><span style="color:#993366;"> “tan” olmalı..)</span> </em> Ayrıca bir kitabın boyutu benim için çok önemlidir. Çünkü bu kitabı basanın inceliğini, kitabın karizmasını ve kalitesini gösterir. Kitaplığımdaki duruşu çok güzel…</p>
<p>                                                                                                                                                                               A.P.R.I.L YAYINCILIK</p>
<p><em><span style="color:#993366;">(yazılanlar sana mı ait, A.P.R.I.L yayıncılığa mı?)</span></em></p>
<p>BU BİLİM – KURGU ROMANININ HANGİ BİLİME DAYANARAK KURGULANDIĞINI MERAK EDENLERE…</p>
<p>Verner Heisenberg; Kuantum Fiziğinde geçerli olan Belirsizlik İlkesine göre; sonucunu etkilemeden bir fenomeni izlemenin imkansız olduğunu, <span style="text-decoration:underline;">bir partikülün hem konumunu, hem de hızını aynı anda belirlenemeyeceğini ve böylece fiziksel dünyada her zaman bir belirsizlik olduğunu </span>kanıtlamıştı… Heisenberg şunu ortaya koyabildi; gözlem sayesinde doğada gerçekte var olduğu haliyle bir partikülün konumunu değil de, doğada gözlemlenen bir partikülün konumu belirlenebilirdi.</p>
<p>            Gerçi çoğu kişi bunun nasıl olabileceğini anlayamıyordu ama kimse de Heisenberg’ in ortaya koyduklarına karşıt bir tezi de savunamıyordu.</p>
<p>            Yine de teoriyi herkes kabul etmemişti, özellikle de yürekten Nawtoncu olan bilim adamları; çünkü onlar Determinizme inanıyordu. Onlara göre evren değişmez kurallarla yönetiliyordu ve hiçbir şey belirsiz değildi. <span style="text-decoration:underline;">Deterministler, her şeyin bir nedeni olduğuna inanır, insanlar eğer ‘ gerçek ‘ kuralları anlayabilse ve evrenin şimdiki durumunu kavrayabilse, geçmişini ve geleceğini tahmin edebileceğini </span>savunuyordu. <em><span style="color:#993366;">(kesme işaretleri..)</span></em>  Yani şimdiyi bilen, geçmiş ve geleceğini çözebilirdi.</p>
<p>            Heisenberg’i kabul etmemek, Determinizm’i desteklemek demektir. Ki Determinizm hala tamamen çürütülebilmiş değildir. <span style="color:#993366;"><em>(&#8220;Ki&#8221; getireceksen nokta koyma)</em></span></p>
<p>Yazar buraya kadar olan bilgiden; artık pek rağbetçisi kalmamış Determinizmin ana düşüncesini; yani şimdiyi çözebilen geleceği ve geçmişi de çözer mantığını başkarakterimiz Daivid Caine ‘e genlerinde olan bir ayrıcalık rolünü yüklemiştir.</p>
<p>            Charles Darwin Türlerin Kökeni’ ni yazdığında, felsefecilere ve fizikçilere, yüce bir güç tarafından geliştirilmiş bir dünya değil de, sayısız – belirsiz mutasyon sayesinde milyonlarca yıl boyunca evrim geçirmiş bir dünya olduğu görüşünü sunda<em><span style="color:#993366;">(u)</span>.</em><span style="text-decoration:underline;"> Bu, yaratılışçılığı reddederek evrimi kabul eden herkesi, ayrıca yazgı ve kader gibi belirli değişmezler olduğunu da reddetmek demekti. Tabii ki Determinizm’i de reddetmek durumundaydı.</span></p>
<p>“ Darwin’in evrimin ve doğal seçimin rastlantısal mutasyonun bir sonucu olarak ortaya çıktığı savı daha kanıtlanamadığından, çağdaş bilimle, mutasyonun daha fenomenin rastgele veya rastlantısal olduğunu söyleyemeyiz… ” diye düşünen karakterimiz Dr. Twersky, bu ve birçok sebeple, belli bir ortam içinde bir insanın fiziksel özelliklerini amaçlı bir şekilde yeniden programlayan kimyasal yapıların olabileceğini düşünmekteydi.</p>
<p>            Mantığı da; “ Mantığın hem döngüsel, hem de kendi kendiyle çelişen bir sonuç ile; olasılıklarla yönetilen bir evrende her şey olabileceği için, evren olasılıklarla değil de mutlaklarla yönetiliyor. “ değip, Heisenberg’in Olasılık Teorisi’ni kullanarak, teorinin kendisi ile kendisini çürütüp, ( Bu mantığı Akaid Derslerinde Ekmel Varlık, Hudus ve İmkân Delili adı altında da bulabilirsiniz.) insanın Lablace’ın Şeytanı özelliğine sahip olabileceğiydi. <em><span style="color:#993366;">(değip/deyip..)</span></em></p>
<p>Kısacası Caine’nin bile farkına sonradan varacağı bu özelliği, Dr. Twersky mantıksal olarak çözmüş ve deneylerle bu geni yani her şeyi yöneten mutlak güce sahip olma becerisini herhangi bir insana yükleyebilmek için çabalamaktadır.</p>
<p>Lablace’ın Şeytanı:    </p>
<p>  _  Her şeyi bilmenin mümkün olduğunu</p>
<p>  _  Geleceğin görülebileceğini</p>
<p> _  Beynin algılamasına gerek olmadan bilgiye ulaşabileceğini savunur.</p>
<p>            Yani Cari Jung’un Toplu Bilinçaltı Teorisi’ydi bu. Bilinç dediğimiz şey bir aracıdır der Jung. Günde sekiz saat uyuyan biri için hayatının 3/üçte birini bilinçsiz bir durumda geçirir. <em><span style="color:#993366;">(3/1 mi diyeceksin, üçte birini mi diyeceksin?)</span> </em>Buna dayanarak Jung, bilincin en azından bir kısmının bilinçaltı tarafından yönlendirildiğine ve etkilendiğine inanıyordu…</p>
<p>Jung bilinçaltını üçe ayırıp;</p>
<p>            1) İstediğin zaman hatırlayabileceğin kişisel hatıralar, ( ilkokul öğretmeninin adı gibi)</p>
<p>            2) İstendiğinde hatırlanamayan kişisel hatıralar,( bastırdığın duygular ve / veya çocukluk travmaları gibi)</p>
<p>           3)  Toplu bilinçaltı, (doğadaki tüm canlıların karmaşık, fiziksel becerileriydi. Yeni doğan bir bebeğin annesinin göğsünü emmeyi bilmesi gibi.)</p>
<p>Belki biraz karmaşık gelebilir size ama taşları yerine oturtursanız yazarın büyük emeğinin ardında ne demek istediğini anlarsınız. Budistler nasılki<span style="color:#993366;"> <em>(bağlaç anlamında kullanılan ki ayrı yazılır)</em></span> zihin gücü ile meydan okuyabiliyorlarsa<span style="color:#993366;"><em>(,)</em> </span>Caine de beyin gücünde aslında yok olan zaman kavramında düşüncelerini hem ileri hem de geri akıtabilip, zamandan münezzeh olan o kapıyı aralayabiliyordu. İşte bunu yapanlara biz deha diyoruz. Sözde dahiler yalnızca toplu bilincimizi bizden daha iyi görebilirlerdi. Ama Lablace’ ın Şeytanı bunun daha da ötesi bir şeydi.</p>
<p>Lablace’ın Şeytanı’nın gücünün aslında yazarın hayal gücünden ibaret olmadığının ( ve Evliyaullah’ın Rablerini bildikçe kendilerini, kendilerinin acziyetini bilince de yaratılış gayelerini ve bir hiç olan benliklerinden soyunup Sonsuz güç sahibi Rablerinin izniyle ölmediklerinin, hala ruhaniyetlerinin bizlerle olduklarının mantıki yönünün ) ispatı. <em><span style="color:#993366;">(cümleyi bitirmedin. Parantez ile içindeki yazı arasında boşluk bırakma)</span></em></p>
<p>1)      Principia’ nın Newton’un fizik kurallarına inanmayıp ‘ <span style="text-decoration:underline;">cisimlerin hareketi onlara nasıl bir güç uygulandığına bağlıdır mantığı.’</span></p>
<p>2)       Einstein’in Görecelik Teorisi ile her şeyin göreceli olduğunu savunması, dahası <span style="text-decoration:underline;">zamanın da göreceli olduğunu</span> söylemesi.</p>
<p>3)        Kuantum Fizikçilerinin aslında madde diye bir şeyin olmadığını, klasik fizikçilerin madde sandıkları şeyin aslında enerji olduğunu söyleyerek <span style="text-decoration:underline;">düşüncelerin de enerji olduğunu</span> savunması ile Lablace’ın teorisi desteklenmiş oluyor.</p>
<p>Yani harcadığın enerji ile zihninden toplu bilinçaltını veren kaynağa ulaşıp dahasını da öğrenebilirsin anlamına geliyor.</p>
<p>ŞİMDİ;</p>
<p>Caina Lablance’ın Şeytanı olduğunu öğrenince zamanın ötesine ulaşıp zamansızlıkta geleceği görecektir. Böylece gerçekleşmesini istemediği olaylara birsürü <em><span style="color:#993366;">(ayrı yazılır ) </span></em>olasılık arasından seçtiğiyle müdahale edecek ve geleceği görebilecektir. Bir tesadüf sonucu Lablace’ın Şeytanı’nı hayata geçirmek isteyen Dr. Twersky ile karşılaşıp 472 sayfalık bu romanın her sayfasında bir koşturmacanın içine sürükleyecektir bizi. İşin kötü yanı bu çok çalışılıp hazırlanmış karakterler, karakterlere verilmiş güç ( Caine’in eşsiz gücünden bahsediyorum) bizler tarafından beklenen büyük – şaşırtıcı son yerine küçük bir kızın ( ki kesinlikle böyle bir şeyi yadırgamıyorum. İyiliğin büyüğü – küçüğü olmaz.) kurtuluşu içindir…</p>
<p>NOT: Kitapta romantik dakikalar arayanlar! Üzgünüm ikili ilişkiyi bırakın, birbiriyle muhatap olan iki kişi bile yok. Ama nasılsa duygusallık, muhatap olma durumları var. Saat geceni üç buçuğu&#8230; Son cümlelerimi yazarken ben ne dediğimi biliyorum ama anlatamıyorum. Yerinizde olsam bu romanı okurdum.</p>
<p>NOT: Altını çizdiğim yerler can alıcı noktalar. Okurken benim kadar zevk almıyor olabilirsiniz. No problem. Ama ne yaptıysam yazarın hangi mantıkla Caineye <span style="color:#993366;"><em>(Canie&#8217;ye)</em></span> böyle bir gen yüklediğini ( bilim – kurgu romanını hangi bilime dayanarak büyük bir ustalıkla yazdığını ) paylaşamadan edemedim… <span style="color:#993366;"><em>(bilim-kurgu arada boşluk bırakma)</em></span></p>
<p>                                                                                                                                               Nurulhüda DURAN</p>
<p><span style="color:#993366;"><em>Editörün Notu: Sen iki tane birden not koyunca ben de kendimi böyle belli edeyim dedim.. <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </em></span></p>
<p><span style="color:#993366;"><em>Yazını çok büyük bir zevkle okudum. Eminim blogun ziyaretçileri de severek okuyacaklar. </em></span></p>
<p><span style="color:#993366;"><em>Öncelikle şunu söylemeliyim ki, en kısa zamanda bu romanı okuyacağım. Yayın evi sana komisyon vermeli. Başlangıçta yazının büyük bir bölümünün alıntı olduğunu sandım. Okudukça (muhteşem notlarını görünce) sana ait olduğunu anladım. Seni yazarken hayal ettiğimde, klavyenin üzerinde parmakları dolanan, heyacandan yüz ifadesi değişen bir kız geliyor gözümün önüne. Haksız mıyım?</em></span></p>
<p><span style="color:#993366;"><em>Bazı yazım hataları dışında akıcı bir yazın var. Ancak o imla hataları, büyük bir keyifle tempolu koşan kişinin ayaklarına dolanan sarmaşık gibidir. Hız keser..</em></span></p>
<p><span style="color:#993366;"><em>Nokta, virgül, noktalı virgül, ünlem işareti, soru işareti ve parantezden sonra boşluk bırakılır.</em></span></p>
<p><span style="color:#993366;"><em>Kesme işareti ve tırnak işaretinden sonra boşluk bırakılmaz. </em></span></p>
<p><span style="color:#993366;"><em>Bağlaç olan (aidiyet bildirmeyen, dahi anlamında kullanılan) &#8220;de-da&#8221; ve &#8220;ki&#8221; ekleri ayrı yazılır.</em></span></p>
<p><span style="color:#993366;"><em>Bir de üç nokta yerine iki nokta kullanabilirsin.. <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </em></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Okuyoruz: Dede Korkut Hikayeleri]]></title>
<link>http://myakwa.wordpress.com/2009/11/09/okuyoruz-dede-korkut-hikayeleri/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 03:33:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>akwa</dc:creator>
<guid>http://myakwa.wordpress.com/2009/11/09/okuyoruz-dede-korkut-hikayeleri/</guid>
<description><![CDATA[KİTABIN ADI: DEDE KORKUT HİKAYELERİ YAZAR: Orhan Şaik Gökyay YAYINEVİ: KABALCI “Hazreti Resul Aleyhi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[KİTABIN ADI: DEDE KORKUT HİKAYELERİ YAZAR: Orhan Şaik Gökyay YAYINEVİ: KABALCI “Hazreti Resul Aleyhi]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Üç Köpük]]></title>
<link>http://fikirfabrikasi.wordpress.com/2009/10/29/67/</link>
<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 02:31:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>kefnun</dc:creator>
<guid>http://fikirfabrikasi.wordpress.com/2009/10/29/67/</guid>
<description><![CDATA[Baştan Sona Sondan Başa Ortadan Sağa ve Sola.. Çile&#8217;den Sonra Başucu Kitabım Oldu Bilmem Kaç O]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-68" title="üç köpük" src="http://fikirfabrikasi.wordpress.com/files/2009/10/uc-kopuk.jpg" alt="üç köpük" width="80" height="115" />Baştan Sona Sondan Başa Ortadan Sağa ve Sola.. Çile&#8217;den Sonra Başucu Kitabım Oldu Bilmem Kaç On Defa Ya da Daha Fazla.. Ne diyor İbrahim Ağabey:  İçimden Dedim Beraber Yürüyelim Olur mu.. ve Daha Neler Neler..</p>
<p>Okunmalı Ezberlenmeli Hatta Anlaşılmalı Bile&#8230;</p>
<p>Bir Güzel Kitap Üç Köpük, Sözü Yormayan, Sanırım Peltek Vaiz&#8217;de <em>&#8216;Dümen Bile Kıramam İncinir Diye Rota&#8217; </em>Diyen Güzel İnsan İbrahim Tenekeci&#8217;nin Hangi Eserinden Daha Güzel Olduğuna Karar Veremediğim İlk Göz Ağrısı..</p>
<p>Dergah Yayınlarından Çıkan İlk  Baskısına Ulaşmayı Çok İsterdim ama Şimdillik Onun Sadece Fotoğrafı Var Elimde.. Diğerleri Gibi Bu da Profil Yayınlarından..</p>
<p>..</p>
<p><em>&#8221;Akıl, Git Başımdan&#8221; </em></p>
<p>Ben Bu Cümle ile Düştüm Peşine.. Sonra Tüm Kelimelerini Sevdim ama İlk Bu Cümleydi İbtilamızın Başlamasına Sebep..</p>
<p>O da Bu Kitaptan..</p>
<p>Belki de Bunun İçin Çok Özel Bu Kitap Ya da Şunu Dinleyin..</p>
<p><em>&#8221;Bir Hayat Mahçup veDuru</em></p>
<p><em>Tanrım</em></p>
<p><em>Gülleri ve Sessiz Harfleri Koru&#8221;</em></p>
<p>Hangi Birinden Bahsetsem..</p>
<p>&#8216;<em>&#8216;efendim&#8217;e vermek için<br />
yirmi yedimden gün aldım<br />
yirmi yetimden gül.<br />
</em></p>
<p><em>bir bilseniz efendim<br />
için için ateşe verdim içimdeki beni<br />
ah beni<br />
hangi vadiler istedi de gitmedim<br />
kıskandım da ne oldu hayattan kendimi.</em></p>
<p><em>ah efendim, sorar durur can;<br />
nasıl bir sondur bu,<br />
kaçtıkça yakınlaşan<br />
kaçtıkça yakınlaşan&#8230;</em></p>
<p><em>derdimi anlattım efendim<br />
derdimi anlattım, sözü yormadan.<br />
oturup dua ettim, yalvardım;<br />
akıl, git başımdan.&#8221;</em></p>
<p>Daha Neler Neler Var..</p>
<p>Kitabın İlk Şiiri..</p>
<p>Mırıldanmalardan</p>
<p><em>&#8221;içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu<br />
beraber yürüyelim olur mu.&#8221;</em></p>
<p>ve İlerleyen Sayfalardan  ..<br />
<em>benim saskinligim sizinkine benzemez<br />
hayrete dusurur beni umursamadiginiz seyler<br />
mesela irmaga binen balik<br />
gunesi siritnda tasiyan dag</em><br />
<em></em></p>
<p>Uzun Zamandır İlk Defa Kitap Yanımda Değil ve Bu Akşam Sizelere Bahsetmek Geldi İçimden Ezberimdeki Kelimelere Saatinde 04.26 Olması Dolayısıyla Güvenemiyorum..</p>
<p>Sözün  Büyüsünü Bozmadan Susmalı..</p>
<p>&#160;</p>
<p>Vesselam</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Okuyoruz: Gazali Kitaplığı]]></title>
<link>http://myakwa.wordpress.com/2009/10/26/okuyoruz-gazali-kitapligi/</link>
<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 08:25:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>akwa</dc:creator>
<guid>http://myakwa.wordpress.com/2009/10/26/okuyoruz-gazali-kitapligi/</guid>
<description><![CDATA[KİTAP: Gazali Kitaplığı YAZAR: Gazali YAYINEVİ: İlke Yayıncılık İslam düşüncesinin en tanınmış şahsi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[KİTAP: Gazali Kitaplığı YAZAR: Gazali YAYINEVİ: İlke Yayıncılık İslam düşüncesinin en tanınmış şahsi]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Okuyoruz;Hz. Havva`dan Hz. Zeyneb`e Kadınların İzinde]]></title>
<link>http://myakwa.wordpress.com/2009/09/28/okuyoruzhz-havvadan-hz-zeynebe-kadinlarin-izinde/</link>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 22:20:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>rabiayener</dc:creator>
<guid>http://myakwa.wordpress.com/2009/09/28/okuyoruzhz-havvadan-hz-zeynebe-kadinlarin-izinde/</guid>
<description><![CDATA[Kitap; Hz. Havva`dan Hz. Zeyneb`e Kadınların İzinde Yazar; Serpil Özcan Yayınevi; Server iletişim/ak]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Kitap; Hz. Havva`dan Hz. Zeyneb`e Kadınların İzinde Yazar; Serpil Özcan Yayınevi; Server iletişim/ak]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Reha]]></title>
<link>http://fikirfabrikasi.wordpress.com/2009/09/17/reha/</link>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2009 20:54:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>kefnun</dc:creator>
<guid>http://fikirfabrikasi.wordpress.com/2009/09/17/reha/</guid>
<description><![CDATA[Reha Nurettin Topçu Dergah Reha kanadının biri kırık muti bir çocuk, Reha, Niyazi’nin saadeti için m]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-56" title="reha" src="http://fikirfabrikasi.wordpress.com/files/2009/09/reha1.jpg" alt="reha" width="84" height="124" />Reha</p>
<p>Nurettin Topçu</p>
<p>Dergah</p>
<p>Reha kanadının biri kırık muti bir çocuk,</p>
<p>Reha, Niyazi’nin saadeti için muhtaç olduğu kadın…</p>
<p>Ahh Reha..</p>
<p>~~~</p>
<p>Reha ile İsmail Kara Hocanın sözü ‘’dilde hayali gözde’’ eserinin Nurettin Topçu ile ilgili bölümünde tanıştık..Ezel Erverdi, Orhan Okay ve İsmail Kara Hoca bir gün Nurettin Topçu Üstadın yeğeni Ayşe Hanımı ziyaret ediyor ve Nurettin Topçu’nun evrakı içinde buluyorlar bu hazineyi..</p>
<p>Reha’nın müsvettesi arap harfleriyle, birkaç fotoğraf var hatta romanın sonunda..</p>
<p>Nurettin Topçu’nun iptidai eserlerinden Reha, 17 yaşında bir delikanlıyken başlıyor Reha’yı yazmaya Üstad ve muhtemelen Paris’ten döndükten sonra bitiriyor..</p>
<p>***</p>
<p>Onulmaz buhran içerisinde yüreğini diyardan diyara, cepheden cepheye savurup teselli bulamayan Reha’da sukûnu arayan Niyazi..</p>
<p>Niyazi’yi emin bir liman kabul eden fırtına sonrası güneşi görür görmezmez ona ihanet eden Reha..</p>
<p>Kendisine bahşedilmiş nimetin, Niyazi’nin saadetinin yani Reha’nın farkında olmayan Naci bey..</p>
<p>Bir garip çocuk Pakize..</p>
<p>Niyazi’nin aşktan nefrete nefretten hissizliğe ve O’na uzanan öyküsü…</p>
<p>…Niyazi..</p>
<p>… Reha…   ve Naci…</p>
<p>Çok Niyazi tanımadım ama ne çok Reha ne çok Naci var…</p>
<p>…</p>
<p>Kızmalı mı Rehaya.. Nefret mi etmeli!</p>
<p>Hodgam yalnzlığı içinde Niyazi’ye  yer yok muydu?</p>
<p>Evet hissi yaklaşıldığında böyle söylemek geliyor insanın içinden ama Reha ona vaat ettiği aşkın farkında olmasa da Naci ile evliydi…</p>
<p>Naci,  Paşa çocuğu Naci.. kainatın tüm saadeti ayaklarına serilmiş, Reha aşk dilenen gözlerle ona bakıyordur da kendisine bahşedilen nimetin farkında olmaz ‘’Naci Bey’’ler..</p>
<p>Oysa Niyazi.. Onun Saadeti için muhtaç olduğu tek şey Reha’nın ızdırabının nihayet bulması..</p>
<p>…</p>
<p>Reha biran olsun yüreğinde bir yerde ince sızıyı hissetmiş herkese hitap eden bir roman ..</p>
<p>Reha her insan gibi, her kadın gibi..</p>
<p>Her maşuk Reha’da kendinden bir şeyler bulup vicdan azabı çekebilir..</p>
<p>Niyazi ne vakit terk-i diyara niyet etse okuyucu onunla valizlerini hazırlayacak, zaman zaman gözyaşlarıyla ama bir yerlerde bir şeyler hissederek okunacak bir roman..</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir Başka Açıdan ‘’KEMALİZM’’]]></title>
<link>http://fikirfabrikasi.wordpress.com/2009/09/13/bir-baska-acidan-%e2%80%98%e2%80%99kemalizm%e2%80%99%e2%80%99/</link>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 16:22:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>kefnun</dc:creator>
<guid>http://fikirfabrikasi.wordpress.com/2009/09/13/bir-baska-acidan-%e2%80%98%e2%80%99kemalizm%e2%80%99%e2%80%99/</guid>
<description><![CDATA[Yakın Tarihimiz Serisi -I Abdurrahman Dilipak Beyan Yayınları 504 s. Kitap beyan yayınlarınca üç kit]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-47" title="Kemalizm." src="http://fikirfabrikasi.wordpress.com/files/2009/09/kemalizm.jpg" alt="Kemalizm." width="79" height="124" /></p>
<p>Yakın Tarihimiz Serisi -I</p>
<p>Abdurrahman Dilipak</p>
<p>Beyan Yayınları</p>
<p>504 s.</p>
<p>Kitap beyan yayınlarınca üç kitaplık bir serinin ilk kitabı olarak 1988 yılında neşredilmiş. Elimde 1988 tarihli üçüncü baskısı mevcut. Serinin ikinci kitabı tek partili dönemi, üçüncü kitabı demokrat partiyi ele alıyormuş henüz bu kitapları inceleme fırsatım olmadı.</p>
<p>Yakın tarihimiz serisinin bu ilk kitabında Abdurrahman Dilipak alışık olduğumuz üslubundan farklı şekilde yalnız belgelerle yetinip yorum yapmamayı tercih etmiş.</p>
<p><strong>Kemalizm</strong> gibi hassas bir konunun yazılmasından olsa gerek kitap kuru ve sıkıcı bir üslupla yazılmış. Aynı sonuca götüren birçok belge paylaşılmış haliyle tekrarlar kitabı sıkıcı bir hale getirmiş.</p>
<p>Kemalizm ile ilgili temel kavramlar sonrasında..</p>
<p>Kitap ilk olarak 30 sayfa kadar Mustafa Kemal’in doğum günü meselesini ele alıyor. 1880-1881 olması ihtimalleri ve doğum günü olarak belirlenen 19 Mayıs tarihinin sembolik olması üzerinde öyle uzun duruluyor ki bu nereye varacak diye merakla okuyup neticede hep aynı şeyleri söyleyen o kadar rivayetten sonra hiçbir yere varamıyor ya da ben anlayamadım neden bu derece derinden irdelendiğini.. M. Kemal’in tek kusuru doğum tarihinin yalan olması olsun.. <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><strong>Atatürk ve Din</strong> başlığı altında M. Kemal’in bazı görüşlerine belgelerle yer veriliyor ve bizim kanaatimizce ayrı bir başlık olarak değerlendirilmesi gereken <strong>Mustafa Kemal ve</strong> <strong>Dil</strong>’de bu başlık altında arap harflerine düşmanlık temasıyla incelenmiş ( istiklal mahkemeleri bahsinde çok kısaca harf devrimine değinilmiş ama <strong>güneş dil nazariyesi</strong>ne hiç yer verilmemiş. Kitabın büyük eksiklerinden biri)</p>
<p><strong>Atatürk ve Rakı &#38; Atatürk ve Kadın</strong> başlıklarında M. Kemal’in sofralarına ve kadınlarla münasebetine 110 sayfa tahsis edilmiş. Evvelen lüzumsuz gibi görülse de ahlaki erozyonun nasıl planlı bir proje olduğunu ortaya koyması bakımından calib-i dikkat örnekler var bu bölümlerde.</p>
<p><strong>İstiklal Mahkemeleri</strong> bölümünde alıntılanan belgelerin soğukluğunda kalmış rakamsal verilerle iktifa edilmiş. Ancak meselenin hassasiyeti ve t.c’nin bu mevzuda yazanlara göstermiş olduğu reaksiyonu düşününce yazarın takdirine saygı duyuyoruz!.</p>
<p>Kitabın son bölümlerinden biri de <strong>Tanrılaştırılan Atatürk</strong>.<strong> </strong><em>‘’tanrı ölmez, o dilerse görünür bir müddet…’’</em>(n. Tevfik), <em>‘’ tanrı gibi görünüyor her yerde , topraklarda denizlerde göklerde..’’</em>(b. Yönetken), ‘<em>’ …şimdi ilah oldu yükseldi o…’’</em> (v. Sungur) gibi beyitlere , şiirlere, M. Kemal için yazılmış ağıtlara yer verilmiş. M. Kemal için yazılmış mevlit metni de bu bölümde.</p>
<p>Birkaç sayfalık alıntılarla M. Kemal’in masonluğu irdelenmiş.</p>
<p>Eserin son birkaç sayfasında müellif kısaca ‘’Kemalizm’’ meselesinin artık irdelenmesi gerektiğini naif bir üslup ile dile getirmiş.</p>
<p>Sıkılmışlık ve kızgınlıkla okuyabileceğiniz bir kitap.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Halkın İslam Anlayışının Kaynakları]]></title>
<link>http://fikirfabrikasi.wordpress.com/2009/09/03/halkin-islam-anlayisinin-kaynaklari/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 22:35:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>kefnun</dc:creator>
<guid>http://fikirfabrikasi.wordpress.com/2009/09/03/halkin-islam-anlayisinin-kaynaklari/</guid>
<description><![CDATA[Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Hasan Cirit Hocanın Hadis Sahasında Yapmış]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-42" title="halkın islam anlayışı" src="http://fikirfabrikasi.wordpress.com/files/2009/09/halkin-islam-anlayisi1.jpg?w=92" alt="halkın islam anlayışı" width="92" height="150" />Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Hasan Cirit Hocanın Hadis Sahasında Yapmış Olduğu Çalışmaların Bir Ürünü Olarak 2002 Senesinde Yayınlanan<em> ‘’Halkın İslam Anlayışının Kaynakları’’ </em>Adlı Eseri Kıssacılık Konusuna İlgi Duyanlar İçin Kapsamlı Malumat İçermektedir.  1960 Yılında Trabzon’da Doğan Hasan Cirit 1977 Yılında Trabzon İmam Hatip Lisesinden Mezun Oldu. Samsun İslam Enstitüsünden Mezun Olduktan Sonra 1997 Yılında Marmara Sosyal Bilimler Enstitüsünde <em>‘’Vaaz Kıssacılık Ve Kussa’’</em> Konulu Doktora Tezini Tamamlayıp Doktor Oldu. Halen Marmara İlahiyat Fakültesi Hadis Kürsüsünde Görevli Olan Hasan Cirit’in Halkın İslam Anlayışını Derinden Etkileyen Vaaz Ve Kıssacılığın Tarihi Üzerine Telif Ettiği Eseri Halkın İslam Anlayışının Kaynakları Adını Taşıyor. Eserinde Kıssacılığın Tanımı, Kuran Ve Hadisteki Yeri, Tarihi Gelişimi, Emevi ve Abbasi Dönemlerinde Kıssacılığa Bakış, Hadis Uydurmada Kusasın Tesiri ve Vaaz-Kıssacılık Hususunda Klasik Dönem Eserleri Konuları Dört Ayrı Bölüm Altında İzah Etmiş. I.	Bölüm:  Vaaz, Tezkir Ve Kıssa II.	Bölüm:  Vaaz Ve Kıssacılığın Tarihi Gelişimi III.	Bölüm:  Vaaz Ve Kıssacılığın Hadis Uydurmaya Etkisi IV.	Bölüm:  Vaaz Ve Kıssacılıkla İlgili Eserler Hasan Cirit, 1997 Yılında <em>‘’Hadiste Vaaz Kıssacılık ve Kussas’’</em> Adıyla Yayınlanan Doktora Tezinin Geliştirilip Yeniden Tertiplenmesiyle Ortaya Çıkan Eser, Bir Giriş ve Dört Bölümden Oluşuyor. Her Bölümün Sonunda Yer Alan Değerlendirmeler ve Kitabın Sonundaki Sonuç Bölümüyle Kıssalar Hususunda Hazır Bilgi İçeren Eser Çamlıca Yayınlarından 2002 Yılında Çıkmıştır.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Malcolm Gladwell – Outliers (Çizginin Dışındakiler) Kitabı]]></title>
<link>http://izlebea.wordpress.com/2009/08/07/malcolm-gladwell-%e2%80%93-outliers-cizginin-disindakiler-kitabi/</link>
<pubDate>Fri, 07 Aug 2009 08:24:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>izlebea</dc:creator>
<guid>http://izlebea.wordpress.com/2009/08/07/malcolm-gladwell-%e2%80%93-outliers-cizginin-disindakiler-kitabi/</guid>
<description><![CDATA[İş dünyasında başarının sırları hakkında birçok kitap varken neden bu kitap ülkemizde de popüler old]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>İş dünyasında başarının sırları hakkında birçok kitap varken neden bu kitap ülkemizde de popüler oldu?</p>
<p>Malcolm Gladwell; The Tipping Point( Kıvılcım Anı) ve Blink( Göz Açıp Kapayıncaya Dek) adlı kitaplarıyla 4,5 milyon satmış bir yazar. İnce uzun yapısı, kemikli yüzü ve kıvırcık saçlarıyla Gladwell, aynen göründüğü kadar zeki bir adam.</p>
<p>Yazarın başarıyı yakalamış avukatlara olan ilgisi, üçüncü kitabı Çizginin Dışındakiler’in çıkış noktasını oluşturuyor. Malcolm’un yeni kitabı gerçek anlamda sıra dışı insanları anlatıyor: zeki, zengin, başarılı ve çizginin ötesinde işler başarmış insanları.</p>
<p>Kitapta yer alan isimler: Atom bombasının mucidi Robert Oppenheimer, Bill Gates, The Beatles ve elbette başarılarıyla göz kamaştıran avukatlar… Her ne kadar sıradışı meslekler ve kariyer hikayeleri gibi görünse de gerçekten aslında iş dünyasının her alanında karşılaşılabilecek durumlar karşısında verilen kararların betimlemeleri çok ilgi çekici.</p>
<p>Gladwell’in amacı, insanların bulundukları konuma ne şekilde geldiklerini bize göstermek. Çizginin Dışındakiler başarıyı aile, kültür, arkadaşlık, çocukluk, tarih ve coğrafyanın etkilediğini savunuyor. Gladwell: “ Başarılı insanların neye benzediğini bilmek yetmez. Başarılarının arkasındaki mantığı da kavramak gerekiyor,” diye yazıyor.</p>
<p>Çizginin Dışındakiler’de yazar kendine özgü bir yolla başarının arkasındaki etmenleri analiz ediyor. Kitapta konusu geçen insanların çoğunlukla erkeklerden oluştuğu ve fazla sayıda çizginin ötesine geçmeyi başarabilmiş kadının yer almadığı görülüyor. . Çizginin Dışındakiler’de yazar zekanın tek ve en önemli şey olmadığını savunuyor. Bu durum onun hayatına bakıldığında da açıkça görülebiliyor. Babasının aksine matematikte yeteneksizdi.</p>
<p>Üniversiteye iki yıl erken başlayan yazar düşük notlar alarak eğitim dünyasına iyi bir başlangıç yapamamış. Medya sektöründeki ilk işinden kovulmuş. Washington Post gazetesindeki işine kadar belki de ülkemizde görülen çoğu sorunla aynı şekilde çabaladı. Onun araştırmaları, başarıya ulaşmada yeteneğin en önemli faktör olmadığını gösteriyor. Bunun sadece çalışmakla ilgisi var; 10 yıl boyunca haftada 20 saat çalışmak sizi başarıya ulaştırabiliyor.</p>
<p>Çizginin Dışındakiler’i toplumda kabul görmüş düşüncelere farklı bir bakış açısı yakalamak; aklınızdaki tek tipleştirme ( mesela Asyalıların matematikte iyi olması vb.) eğilimini yıkmak ve gerçekten ilginç kariyer hikayeleri okumak için tercih edebilirsiniz…</p>
<p>Ozan Vural / Milliyet</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ayasofyanın Derinliklerinde...]]></title>
<link>http://mehteran.wordpress.com/2009/08/03/ayasofyanin-derinliklerinde/</link>
<pubDate>Mon, 03 Aug 2009 08:01:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>mehteran</dc:creator>
<guid>http://mehteran.wordpress.com/2009/08/03/ayasofyanin-derinliklerinde/</guid>
<description><![CDATA[   1700 yıllık sır ortaya çıkıyor&#8230;    Ayasofya&#8217;nın altındaki yaklaşık 1700 yıllık sırlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[   1700 yıllık sır ortaya çıkıyor&#8230;    Ayasofya&#8217;nın altındaki yaklaşık 1700 yıllık sırlar]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Okuyoruz: Kritik On Yıl]]></title>
<link>http://myakwa.wordpress.com/2009/07/27/okuyoruz-kritik-on-yil/</link>
<pubDate>Sun, 26 Jul 2009 22:04:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>akwa</dc:creator>
<guid>http://myakwa.wordpress.com/2009/07/27/okuyoruz-kritik-on-yil/</guid>
<description><![CDATA[YAZAR: Nursultan Nazarbayev YAYINEVİ: Asam Yayınları / Türkistan Araştırmaları Dizisi “Kapalı toplum]]></description>
<content:encoded><![CDATA[YAZAR: Nursultan Nazarbayev YAYINEVİ: Asam Yayınları / Türkistan Araştırmaları Dizisi “Kapalı toplum]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Okuyoruz: Ermeni Dosyası]]></title>
<link>http://myakwa.wordpress.com/2009/05/24/okuyoruz-ermeni-dosyasi/</link>
<pubDate>Sun, 24 May 2009 19:02:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>akwa</dc:creator>
<guid>http://myakwa.wordpress.com/2009/05/24/okuyoruz-ermeni-dosyasi/</guid>
<description><![CDATA[KİTAP: Ermeni Dosyası YAZAR: Kazım Karabekir YAYINEVİ: Emre Yayınları Bugün tanıtacağımız kitap, Erm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[KİTAP: Ermeni Dosyası YAZAR: Kazım Karabekir YAYINEVİ: Emre Yayınları Bugün tanıtacağımız kitap, Erm]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[nasıl bir sosyal bilim / Adil ÇİFTÇİ]]></title>
<link>http://ebuzzehra.wordpress.com/2009/05/06/nasil-bir-sosyal-bilim-adil-ciftci/</link>
<pubDate>Wed, 06 May 2009 09:45:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>ebuzzehra</dc:creator>
<guid>http://ebuzzehra.wordpress.com/2009/05/06/nasil-bir-sosyal-bilim-adil-ciftci/</guid>
<description><![CDATA[Kitap Tanıtımı NASIL BİR SOSYAL BİLİM –Temel Sorunlar ve Yaklaşımlar- Adil Çiftçi, Kitabiyat Yayınla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p align="center">Kitap Tanıtımı</p>
<p align="center">
<p align="center">NASIL BİR SOSYAL BİLİM –Temel Sorunlar ve Yaklaşımlar-</p>
<p align="center"><strong>Adil Çiftçi, Kitabiyat Yayınları, Ankara, 2003, 158 Sayfa</strong></p>
<p align="center"><strong>İsmail AKYÜZ<a href="#_ftn1"><strong>[*]</strong></a></strong></p>
<p align="center"><strong> </strong></p>
<p>Sosyal bilimler alanında yapılan köklü felsefi tartışmalar neticesinde ortaya çıkan ana eğilimler, belli bir dünya görüşü çerçevesinde kendi içinde bütünlük taşıyan bir takım metodolojileri de beraberinde getirmiştir. Buna göre toplumsal dünyayı algılarken çoğu zaman farkında olmasak da belli bir düşünce geleneğinin şekillendirdiği usul veya bakış açısına sahip oluruz. Ancak bu farkında olmama durumu zaman zaman kavram ve usul kargaşasına yol açmaktadır. Sosyal bilimler alanında yapılan çalışmaların daha sağlıklı olabilmesi ve sağlam bir zemine oturabilmesi için araştırmacıların hangi bakış açısından olaylara baktığını ve bunun sonucu olarak hangi düşünsel düzlemde durduklarını bilmeleri elzemdir. Bu bağlamda Nasıl Bir Sosyal Bilim ismini taşıyan bu çalışma sosyal bilimcilere genel bir tablo verebilecek ve yaklaşımların temel varsayımları hakkında araştırmacıları bilgilendirebilecek bir eser olmaktadır. Çalışmanın ana varsayımı şudur: Toplumsal kuram, sosyal bilimin doğası hakkında farklı düşünsel kabullere ve toplumsal dünya anlayışına dayanan iki paradigmaya ayrılabilir. Her biri kendi içinde tutarlı olup, toplumsal yaşam çözümlemelerinde kendilerine özgü yaklaşımlar ileri sürmektedir. Bu bağlamda yazar çalışma boyunca sosyal bilimlerde iki ana eğilim olarak tespit ettiği “nesnelci yaklaşım” ve “öznelci yaklaşım”ın ontolojik, epistemolojik, insan doğasal ve metodolojik felsefe düzlemlerindeki tutumlarını ortaya koyarak sosyal bilimler alanında araştırma yapanlara/yapacak olanlara genel bir perspektif kazandırmayı amaçlamaktadır.</p>
<p>Kitap, giriş, dört temel bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır.</p>
<p><strong>Çalışmanın giriş bölümünde </strong>asıl konuya hazırlık mahiyetinde kitabın işlediği konularla ilgili genel bilgiler verilmektedir. Buna göre çalışmanın başlığı, sosyal bilimin nasıl olması gerektiğine dair temel yaklaşımlar ve sosyal bilimlerdeki temel yaklaşımları ifade etmektedir (s. 11). Buradan hareketle, ele alınacak konunun genel metodoloji tartışmaları olduğu görülmektedir. Yazar, sosyal bilimlerdeki değişik metodolojik yaklaşımları temelde pozitivizm ve idealizm olarak ikiye indirgemektedir (s. 11). Çiftçi’ye göre sosyal bilim alanında çalışma yapanların içerisine düşme tehlikesi bulunan “kavramsal çerçeve” ve “yöntem” karmaşası problemini giderebilmek için, araştırmacıların özde birbirinden ayrı olan bu iki yaklaşımdan birini ana hat olarak belirlemesi ve çalışma boyunca belirlemiş olduğu bu ana yönelime sadık kalması gerekmektedir (s. 13). Bu açıdan çalışma, sosyal bilimlere, genel bir tablo verebilecek yaklaşımların temel varsayımları hakkında yeniden bilgilendirme yapmayı hedeflemektedir. Konu, Gibson Burrell ve Gareth Morgan takip edilerek, ontolojik, epistemolojik, insan doğasal ve metodolojik sorunlar, temel varsayımlar ve genel yaklaşımlar şeklinde ortaya koyulmaya çalışılmıştır (s. 14).</p>
<p>Yazar giriş bölümünde, idealist/anlamacı yaklaşımın taraftarı olduğunun sonuç kısmında belli olacağını söylemekle birlikte, diğer yaklaşım hakkında değer yargısı vermemeye gayret edeceğini özellikle belirterek, her iki yöntemin de uzmanlık gerektirdiğini ve işlerini iyi yaptıkları müddetçe ikisine de saygı duyulması gerektiğini ifade etmektedir (s.14,16). Çalışma köklü tartışmalardan çıkan genel kabullerin ve bunlara yaslanan paradigmaların niteliklerini ana çizgileriyle göstermeyi ve bu oranda araştırmaların hangi duruştan eleştirileceği konusuna katkı sağlamayı hedeflemektedir. Nitekim yazara göre çalışmalarda birileri tarafından –aslında son derece derin tartışmalara dayalı olarak- kurulmuş yöntemler kullanılmakta fakat dayanılan varsayımlardan bihaber olunabilmektedir. Bu çalışma da araştırmacıları durdukları yerin farkına vardıracak şekilde düzenlenmiştir (s. 20).</p>
<p><strong>Birinci bölümde</strong> çalışmanın yöntemi anlatılmaktadır. Burada yöntem, olası felsefi kökenleri, toplum bilimsel zeminleri ve bir yöntem olarak açılımları ile birlikte anlatıldığından, ana metne dahil edilerek genişçe ele alınmıştır. Çalışma, ideal tipleştirme yöntemiyle hazırlanmıştır. Buna göre ideal tipler, tarihsel fenomenlerin veya olayların tikel görünüşlerinden bir soyutlama olup, sosyal bilimlerde veya insan bilimlerinde genellemeler yapmamıza olanak sağlamaktadır. Bununla birlikte ideal tip önceden kurgulanan bir yasa olmadığı için, tüm tikel vakıalarla birebir örtüşmemektedir. İdeal tip, gerçekliğin bir ya da birkaç görüntüsüyle sınırlı olan bir zihinsel yapılandırma, niteliksel ağırlıklara göre yapılan bir soyutlamadır (s. 42).</p>
<p>Tipleştirme ile tikel dışavurumların gösterdiği birçok vasıf, özellik ve ayrıntı geçici, ama bilinçli olarak bir yana konulup, söz konusu kavram için vazgeçilmez önemde kabul edilen ve gözden kaçırılması ve yok sayılması mümkün olmayan genel özelliklere burgu yapılmaktadır. Yazar, çalışmada benimsediği tipleştirme yöntemini, ele alınacak olan bütün sorunların, tartışmaların, bakış açılarının ve umumi yaklaşımların tikel unsurlarından özler denilebilecek en genel niteliklerini kurmak şeklinde kullanılacağını ifade etmektedir (s. 43).</p>
<p><strong>“Düşünsel sorunlar” başlığını taşıyan ikinci bölümde</strong> genel anlamda bilim felsefesi, özelde ise sosyal bilimler felsefesi çerçevesinde tartışılmakta olan ontolojik, epistemolojik, insan doğasal ve metodolojik sorunlar ele alınmaktadır. Sorunlar ideal tipler olarak dört başlık altında toplanarak genel çerçeve içerisinde açıklanmaktadır.</p>
<p>Bu bağlamda ilk olarak ontolojik sorunlardan bahsedilmektedir. Ontolojiyi en genel anlamıyla varlık ve varlığın özü hakkındaki tartışmalar şeklinde tanımlayan yazar, “her türden bireysel ve toplumsal inanışları, davranışları, eylemleri, hareketleri, kurumları ve diğerlerini içine alacak kadar geniş anlamıyla tanımlanan toplumsal gerçeklik/dünya bireylerin dışında mıdır, yoksa bireysel düşünüşlerin ürünü müdür?”, “ Toplum veya toplumsal dünya, bireylerin zihinlerinden bağımsızlık manasında nesne(l) (object/ive) midir, yoksa özne(l), (subject/ive) midir?” sorularını sormaktadır (s. 61). Böylece ontolojik sorun, toplumsal dünyanın doğası; özü, temel niteliği sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorun karşısında ortaya çıkan tutumlardan biri “nominalizm”, diğeri de “realizm” olmaktadır ki, ilki toplum dünyasını bilinçlerin ürünü kabul ederken diğeri, bilinçten bağımsız olarak ”orada-var” kabul etmektedir. Toplum, dışta-varlık olarak kabul edildiği taktirde dışarıdan açıklama savunulacak, içte-varlık gibi görülüyorsa içeriden anlama müdafaa edilecektir (s. 61).</p>
<p>Ayrıca toplumsal bilimlerin inceleme konularının ontolojik durumunun yanı sıra inceleyenin ontolojik durumunun ne olduğu/olacağı sorunu da dile getirilmektedir. Bu sorun nesnellik tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda “Kendimizi konumuzdan, konumuzu kendimizden tamamen ayrı tutarsak mı nesnelliği sağlayabiliriz, yoksa kendimizi bir tür konunun içine girme tutumuyla donatırsak mı nesnelliğe ulaşabiliriz?” sorusu sorulmaktadır (s. 62).</p>
<p>Ontolojik meseleler, inceleme konuları ile nasıl bir bilme ilişkisine girileceği sorunuyla, yani epistemolojik sorunlarla da yakından ilgili olduğundan (s. 63) bunlarda genel çerçeve içerisinde açıklanmaktadır.</p>
<p>Yazar epistemolojiyi “her bilimin temelini ve yöntemini kurarak onların meşruluğunu sağlayan bilgi teorisi” şeklinde tanımlarken, epistemolojik sorunların da bilginin kaynakları, temelleri ve başkalarına iletilmesi konusundaki problemler; diğer bir ifadeyle, gerçekliği/dünyayı bilmeye ve anlamaya nasıl bir başlangıç yapabileceğimize, eğer varsa, elde ettiklerimizi bilgi olarak diğer insanlara nasıl aktarabileceğimize yönelik sorunlar olarak ele almaktadır (s. 63). Bu bağlamda Çiftçi, “bilgiyi kesin, dışsal ve somut biçimde tespit ve ispat edilebilir olarak teşhis etmek, genelleştirmek ve kesin biçimde iletmek mümkün müdür, yoksa bilgi daha kesinliksiz, öznel, tekil hatta aşkın türden, biricik ve kişiye özel niteliğe sahip bir iç deneyime mi bağımlıdır?” sorusunu sormaktadır (s. 64). Epistemolojik sorun çerçevesinde iki yönelim kendini göstermektedir. Bunlardan biri anti-pozitivizm, diğeri de pozitivizmdir.</p>
<p>Ontolojik ve epistemolojik sorunların yanı sıra ama kavramsal olarak onlardan ayrı bir diğer sorun da insan doğası hakkında olandır. Bu, felsefi düzlemde insanın nasıl bir varlık olduğu ile ilgili olan ontolojik bir problemse de, sosyal bilimsel çerçeveden bakıldığında insanın nasıl bir varlık olduğu değil, insanlar ile çevreleri arasındaki ilişkiyle ilgilidir. Yani sorun, insan ve çevre ilişkisi sorunudur. Bu sorun bağlamında ortaya çıkan yönelimlerden birisi, insanları, dış koşullara belirlenimsel veya mukabelelerde/tepkilerde bulunan varlıklar olarak gören belirlenimci (determinist) yaklaşım, diğeri de insanlara çok daha fazla yaratıcı rol biçerek özgür iradeyi varsayımsal olarak gören belirlenimci (voluntarist) yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların ilki, insanların, yaşamlarının ve deneyimlerinin çevre ürünü olduğunu kabul etme eğilimi taşırken ikincisi, insanı çevrenin yaratıcısı yani denetleneni değil, denetleyicisi kabul etmektedir (s. 65,66).</p>
<p>Yazara göre farklı ontolojiler, epistemolojiler ve insan doğası modelleri bilim insanlarını farklı metodolojilere yönlendirmektedir ve bunlar temelde iki yönelim olarak karşımıza çıkmaktadır: Nomotetik ve ideografik (s. 67). Nomotetik yönelime göre en önemli metodolojik meseleler, genel kavramların açığa çıkarılmasıdır. Bu yöntemsel tutum, gözlemlenen gerçekliği “açıkladığı ve yönettiği” varsayılan evrensel yasaların ve onların tekil örneklerinin araştırılmasında kendini gösterecektir (s. 67). İdeografik yöntemlerde ana ilgi odağı ise, bireylerin dünyayı kurma, yeniden kurma, değiştirme ve yorumlama tarzlarını anlamak olmaktadır. Vurgu, genel ve evrensel olanın açıklanması üstüne değil de tekil ve bireye özgü olanın anlaşılması üzerine yapılacaktı (s. 68)r.</p>
<p><strong>Kitabın üçüncü bölümünde</strong>, bir önceki bölümde ele alınan sorunların sosyal bilim felsefesinde tartışma biçiminde ele alınışlarını ve onlardan çıkarılan varsayımları daha ayrıntılı görebilmeye hazırlık olması için iki genel yaklaşım anlatılmaktadır. Yazara göre sosyal bilimsel ve sosyal bilime niteliğini veren tartışmalar ontolojik, epistemolojik, insan doğasal ve metodolojik duruşlar, sübjektif-objektif boyut bakımından iki kanat şeklinde ele alınabilir. Bunlar öznelci yaklaşım ve nesnelci yaklaşımdır. Burada Çiftçi yanlış anlamaların önüne geçmek için bunların epistemolojik mana taşıdığını ifade etmektedir (s. 70). Şöyle ki, epistemolojik öznelcilik, metodolojik açıdan bakıldığında aslında nesnelliktir. Burada yazar, A. Schutz’un Weber’in öznel anlama ilkesini nasıl algıladığından bahsetmektedir. Buna göre Schutz, Weber’in kullandığı “verstehene” kavramını “öznelci” şeklinde anlamlandırmaktadır. Bunun sebebi ise, bireysel ve toplumsal eylemi nesnel anlamanın, değer yargılarımızı yüklemeden veya bizim için anlamını askıya alarak eylem sahibinin (öznenin) ne demek istediğini bulmakla mümkün olduğunu düşünmesidir. Başka bir ifadeyle davranışı anlamak, onun bizzat aktörün kendisi için anlamını kavramaktır. Yani, başkalarının öznel dünyalarını elden geldiğince anlayabileceğimiz öçlüde nesnel olabileceğimiz savunulur. Kendi öznel dünyamızı konumuza taşımak başka, araştırma konumuzun öznel dünyasına girerek içeriden anlamak başkadır (s. 71). Bu anlamda öznelci yaklaşım, araştırmacının kişisel yorumunu değil, aktörün kendi eylemiyle maksadını bulmayı merkeze almaktadır. Yani öznelcilik, eylemin öznelliğini başlangıç yaparak ve özneye giderek nesnel bilgi edinilebileceğini kabul etmektedir (s. 72).</p>
<p>Çiftçi burada, öznelci yaklaşım ideal tipini büyük oranda temsil ettiğini ve anlaşılması durumunda anlayıcı paradigmanın da anlaşılabileceğini söylediği Dilthey’den uzunca bahsetmektedir.</p>
<p>Nesnelci yaklaşım ise, gerçekliğin tek başına ve insan zihninden bağımsız olarak var olduğunu ve bu haliyle bilinebilir bir şey olduğunu var saymaktadır. Nesnelciler hakikati, zihinlerimizdeki şeylerle dışarıda, gerçekte var olan şeyleri birbirinden ayırmakta ve sonra dışarının nedenler biçiminde zihnimizi belirlediğini kabul ederek kavrayabileceğimizi iddia etmektedirler. Buna göre nesnelciliğin en köklü tezi şu olmaktadır: Zihnimizin içeriği dış gerçeklik ile çatışırsa, o içerik yanlıştır, zihnimizdeki içerik dışarıdaki gerçekliği yansıtıyorsa zihin içeriği doğrudur. Böylece bilgi, zihnimizdeki içeriğin bizden müstakil gerçekliği tam olarak yansıtması manasında, bir kopyadır (s. 84).</p>
<p>Nesnelci yaklaşıma göre nesnellik, düşünce-olgu uyumudur. Şu halde nesnellik, bütün bilgi etkinliklerinin bilenin ve bilinenin öznel süreçlerinden bağımsız kılınması anlamına gelmektedir. Buna göre bilimsel metot da tam bu özellikleri boşaltma ameliyesinin başarıldığı yöntemdir (s. 85).</p>
<p><strong>Çalışmanın dördüncü bölümünde</strong> öznelci ve nesnelci yaklaşımınlasın felsefi tutumları anlatılmaktadır. Taraflar, en umumi gözüken felsefi varsayımları ve özellikleri açısından ele alınarak, yani tipleştirme yapılarak felsefi tutumları açısından değerlendirilmiştir. Yazar bu bölümde öznelci yaklaşımın ve nesnelci yaklaşımın ontolojik, epistemolojik, insan doğasal ve metodolojik düzlemdeki felsefi tutumlarını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Ontolojik tartışmada nesnelci yaklaşım adcılık (nominalizm) tutumunu benimserken, nesnelci yaklaşımın gerçekçilik (realizm) tutumunu benimsediği görülmektedir. Nominalizm, insan zihnine/bilincine ve bilme fiiline, dışsal gibi gözüken toplumsal ya da fiziksel dünyanın –sadece ve yalnızca- gerçekliği yapılandırmak için kullanılan adlardan/isimlerden, kurumlardan ve yaftalardan oluşturulduğu kabulüne dayanmaktadır. Buna göre mesela toplumun gerçek bir yapılanması yoktur; insanlar arasında paylaşılmakta olan bir kavramdır yalnızca. Dolayısıyla toplum, insanlardaki ortak algı/anlayıştan başka hiçbir varoluş temeline sahip değildir. Nominalistlere göre bu insan-üretimi düzen her zaman önce bireyler tarafından üretilirler, başkaları tarafından da içselleştirilir ve fikirler ile aktarılıp sürdürülür. Fikirler burada gayet geniş bir anlam taşımaktadır. Onlar yalnızca dünyayı anlamlı kılmak için kullandığımız entelektüel ya da bilişsel (cognitive) kategorileri değil, arzu ve korku gibi değerleri de kapsar (s. 90,91).</p>
<p>Realizm gündelik hayatta davranışlarımızı duyulara, kuruntulara ve hayallere değil, olguların kabulün dayandırmak anlamına gelirken, felsefi tanım olarak eşyanın bizim algımızdan veya algılama melekemizden bağımsız ve ayrı bir gerçek varoluşa sahip olduğu kuramıdır (s. 91). Sosyal bilimsel açıdan ise, toplumsal dünyanın birey bincinden müstakil; yadsınamaz, kesin, somut ve olabildiğince sabit yapılardan oluşmuş gerçek dünya olduğunu kabul eden bir tutum olarak tarif edilmektedir. Bu tutuma göre biz onu dile getirecek kavramlara ve isimlere sahip olmasak bile, toplumsal dünya bireysel bilinçten bağımsız olarak dışarıdadır, “orada” dır(s. 92).</p>
<p>Sonuç olarak nominalistler için toplum tekil bireyler ve bilinçler iken, realist ondan kendi başına bir varlık/gerçeklik olarak söz etmektedir (s. 93).</p>
<p>Nesnelci ve öznelci yaklaşımların epistemolojik düzlemde takındıkları tavır pozitivizm ve anti-pozitivizm şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda pozitivizm bütün bilgisel etkinliklerin modelinin doğa bilimleri alanında egemen ve cari olan türden ampirik açıklama modelinden alınması gerektiğini talep eden bir felsefi tutumdur. Ayrıca o, tümüyle bilginin duyusal olarak elde edilebileceğini ve klasik fiziğin temsil ettiği bilimin yöntemlerinin toplumsal fenomenlerin incelenmesinde de kullanılacağı görüşüdür (s. 98).</p>
<p>Pozitivizm sosyolojiyi doğa bilimleri modelinde bir disiplin olarak kurmaya çalışmak gerektiğini savunan bir tutumdur. Böylece pozitivist epistemolojinin doğa bilimlerindeki egemen kabullere dayalı olduğu söylenebilir. Nitekim pozitivist epistemoloji toplumsal dünyada olup biterli, unsurları arasındaki düzenlilikleri ve nedensel ilişkileri araştırarak açıklamaya ve öngörmeye çalışmaktadır (s. 999.</p>
<p>Öznelci yaklaşımın takındığı anti-pozitivist tutum muhtelif biçimler olmakla birlikte bu biçimlerin ortak bir noktası vardır: toplumsal fenomenler dünyasında yasaların veya değişmez düzenliliklerin aranmasına karşı olmak (s. 103). Bunun gerekçesi ise, toplumsal dünyanın nesne değil, öznel bir dünya, özne ve öznelerin dünyası olarak görülmesidir. Toplumsal dünya, üyeleri ola insanlardan kopuk, kendi başına bir varlık/gerçeklik değildir. Onların zihinsel edimlerinin ve eylemlerinin varoluşsal bir ürünüdür ve bunlar tarafından devam ettirir (s. 104). Anti- pozitivist epistemolojide genel kanaat şöyle ifade edilmektedir: doğal dünya insanların idraki, algısı ve tasdiki ona aslında olmayan bir anlam yapısı yüklese de varlığı için insan onayına mutlak bağımlı değildir. Ancak belli bir toplumsal dünya varoluşuna dair insan onayları geri çekilir çekilmez varlığını yitirir (s. 106).</p>
<p>İnsan doğası tartışmalarında tarafların (öznelciler) istemci/voluntarist ve (nesnelciler) belirlenimci/determinist şeklinde ayrıldığı görülmektedir. Bu tartışmada taraflar, insan davranışını belirlenmiş ve neredeyse tamamen öngörülebilir mi saydıkları yoksa insanın yaratıcılığına mı vurgu yaptıkları açısından ayrışmaktadırlar (s. 112).</p>
<p>Belirlenimci görüşe göre insan ve eylemleri ortam veya çevre tarafından determine edilmekte, belirlenmektedir. İstemci görüşe göre ise, insan bağımsız ve özgür iradelidir (s. 113).</p>
<p>Metodolojik düzlemdeki tartışmaların nesnellik/nesnel olma etrafında cereyan ettiği görülmektedir. Buna göre nesnelci yaklaşım, gerçeklik veya varlığın insan zihninden bağımsız olarak mevcudiyetini ve bu haliyle onun bilinebilir, açıklanabilir bir şey olduğunu kabul ederek nesnel olunabileceğini ileri dürmektedir.</p>
<p>Öznelci yaklaşım ise işte-orada-hazır olmadığını, ancak “anlak” a gönderme yapmakla anlaşılabileceğini kabul ederek nesnelliğin yakalanabileceğini iddia etmektedir (s. 122).</p>
<p><strong>Yazar sonuç kısmında</strong>, incelemenin ontolojik, epistemolojik, insan doğasal ve yöntemsel sorunlarla ilgili tartışmalardan doğan nesnelci ve öznelci tarafların ve felsefi kabullerinin iki ana düşünce geleneğinde köken bulduğunu tespit ederek, çalışmanın ana varsayımını doğruladığını ifade etmektedir. Burada yazar, çalışmaların sonuç kısımlarında sıkça yapılmayan bir uygulamayla çalışmanın bütünlüğü açısından alt başlık koymayı uygun görmüştür.</p>
<p>Buna göre yine Burrell ve Morgan’a uyarak tarafları “sosyolojik pozitivizm” ve Alman idealizmi” şeklinde ideal tiplere ayırmaktadır.</p>
<p>Sosyolojik pozitivizmin temel tezleri şu şekilde sıralanmaktadır: Gerçeklik/evren tüm çeşitlilik görünümüne rağmen, tek düzedir; bir kozmos, bir düzendir ve akla uygun yapıya sahiptir; bilimin görevi, gözlem/deney yoluyla evrensel doğa yasalarını bulup onların işleyişini tespit ederek bu bilinebilir yapıyı ortaya koymaktır. Varlık/evren hiyerarşiktir, aşağıdan yukarıya yükselen düzenli bir yapılanması vardır. Gerçeklik/evren mekaniktir, doğada her şey bir makine düzeni içerisinde zincirleme biçiminde işleye gelir. Nereden gelindiği ve gelişatı belli olduğu gibi gelecek ve gidişatı da bellidir, zira doğa yasaları hep geçerli olacaktır ve böylece olacak olanı şimdiden tespit etmek mümkündür, bu, bilimin önceden bilme olanağına sahip olması demektir. Evrendeki değişim niceliksel ve birikimseldir; şu halde onun mekanik düzeni evrensel bir dil olan matematiğin dili ile ifade edilebilir; onun kendini açıklayan bir yapısal intizamı vardır, zihin, ruh ya da Tanrı’ya ihtiyacımız yoktur onu açıklamak için. Bilim nesneldir; özne olarak gözlemci, nesne karşısında nötrdür ve nesneden kesinlikle ayrı durur; nesne de araştırıcı özne karşısında nötrdür: Aralarında kesin bir aralık vardır. Açıklama mesafesi diyebileceğimiz bu boşluk mutlaktır, kapatılamaz ve araştırmacı nesne-konusunun karşısına her türlü ahlaksal, dinsel, siyasal ve diğer kabullerinden arınmış olarak çıkar. Ve son olarak bilimin elde ettiği sonuçlar, evrensel ve sorunludur, çünkü tam bir nesnellikle, yani deneysel ve matematik yolla elde edilmiş ve ifade edilmiştirler (s. 133).</p>
<p>Yazar, doğuşunda toplum mühendisliği görevi ile yüklü olan bu yaklaşımın bu hedefini örtülü bir şekilde de olsa hala taşımakta olduğunu ifade etmektedir. Çünkü doğa yasaları kavramı nasıl ki, evrenin düzenini açıklayıp ona hakim olma ülküsünü hiçbir zaman bir yana atmamıştır; toplum yasaları kavramından da toplumu açıklayıp egemen olma amacını silmek pek mümkün görünmemektedir.</p>
<p>Sonuç kısmında ideal tipleştirme yapılarak ele alınan diğer yönelim de Alman idealizmidir. Yazar Alman idealizminin konu olarak şu özelliklere sahip olduğunu ifade etmektedir: konu bizatihi tarihseldir; bilinçlerce kurulmuştur, bu alanda her durum tekillik gösterir; olaylar/fenomenler, yasalara göre değil, insanlarca kurulmuş kurallara; değerlere, felsefi, dinsel ve diğer zihinsel üretimlere göre ele alınır; bu alanda yasa-olgu ilişkisi değil, amaç-eylem ilişkisi esastır. Doğal ve toplumsal nedenler değil, insansal Saikler/sebepler söz konusudur; öyleyse bu tarih ve toplum dünyasında olgu değil, olay/fenomen vardır. Determinasyon değil, olasılık ve rastlantı öne çıkar ve bu dünya ancak tek değil, farklı bakış açılarıyla incelenebilir, dünya zaten görece olduğundan onu incelemek de ancak görece bir duruştan hareketle mümkündür ve bulguları da görece olmaktadır (s. 139).</p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[*]</a> <em> Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bilim dalı Doktora Öğrencisi</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KİTAP : KIT'A DUR - Şamil Tayyar]]></title>
<link>http://mehteran.wordpress.com/2009/03/12/kitap-kita-dur-samil-tayyar/</link>
<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 08:07:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>mehteran</dc:creator>
<guid>http://mehteran.wordpress.com/2009/03/12/kitap-kita-dur-samil-tayyar/</guid>
<description><![CDATA[Şamil Tayyar &#8211; Kıt&#8217;a Dur Kıt&#8217;a Dur! (28 Şubat&#8217;tan 27 Nisan&#8217;a İktidar K]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Şamil Tayyar &#8211; Kıt&#8217;a Dur Kıt&#8217;a Dur! (28 Şubat&#8217;tan 27 Nisan&#8217;a İktidar K]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Okuyoruz: Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası ]]></title>
<link>http://myakwa.wordpress.com/2009/02/07/okuyoruz-hz-huseyin-ve-kerbela-faciasi/</link>
<pubDate>Sat, 07 Feb 2009 21:36:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>akwa</dc:creator>
<guid>http://myakwa.wordpress.com/2009/02/07/okuyoruz-hz-huseyin-ve-kerbela-faciasi/</guid>
<description><![CDATA[KİTAP: Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası YAZAR: M. Asım Köksal YAYINEVİ: AKÇAĞ YAYINLARI Büyük İslam âl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[KİTAP: Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası YAZAR: M. Asım Köksal YAYINEVİ: AKÇAĞ YAYINLARI Büyük İslam âl]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Okuyoruz: Ters Lale]]></title>
<link>http://myakwa.wordpress.com/2008/12/16/okuyoruz-ters-lale/</link>
<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 07:29:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>akwa</dc:creator>
<guid>http://myakwa.wordpress.com/2008/12/16/okuyoruz-ters-lale/</guid>
<description><![CDATA[KİTABIN ADI: TERS LÂLE YAZAR: DERLEME YAYINEVİ: IQ YAYINCILIK Ters Lale, memleketimizin dağlarında y]]></description>
<content:encoded><![CDATA[KİTABIN ADI: TERS LÂLE YAZAR: DERLEME YAYINEVİ: IQ YAYINCILIK Ters Lale, memleketimizin dağlarında y]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Risale-i Nur]]></title>
<link>http://mihmandar.wordpress.com/2008/12/13/risale-i-nur/</link>
<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 13:50:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>yawzrnt</dc:creator>
<guid>http://mihmandar.wordpress.com/2008/12/13/risale-i-nur/</guid>
<description><![CDATA[Risâle-i Nur nedir? Kur&#8217;ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isb]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Risâle-i Nur nedir? Kur&#8217;ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isb]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
