<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>kotuluk &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/kotuluk/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "kotuluk"</description>
	<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 04:54:53 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[H.ALİ ELMACI;]]></title>
<link>http://alimsi.wordpress.com/2009/11/06/h-ali-elmaci-5/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 17:54:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>alimsi</dc:creator>
<guid>http://alimsi.wordpress.com/2009/11/06/h-ali-elmaci-5/</guid>
<description><![CDATA[Duadır  uzakları eriten, duadır bir  damla  gözyaşı  gibi  inen,  duadır  dostları  birleştiren  ve ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://alimsi.wordpress.com/files/2009/11/dua.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1300" title="DUA" src="http://alimsi.wordpress.com/files/2009/11/dua.jpg" alt="DUA" width="500" height="375" /></a>Duadır  uzakları eriten, duadır bir  damla  gözyaşı  gibi  inen,  duadır  dostları  birleştiren  ve duadır dosttan  en  çok istenen; Ben dua  ettim  sana gönülden  sende  bana duaet gönülden  selam  ve  duaile.HAYIRLI  CUMALAR</p>
<p>Efendimiz(sav);  dua  edenler  üç kısımdır. Ya  istedikleri  hemen karşılanır, ya  istediğinden  daha eftali(sonraya) bırakılır, yada  istediğinin  karşılığında  bir  kötülük  kendisinden  uzklaştırılır;,,FATİH,SULTAN ALEYNA   ELMACI  ,</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Pliiiinnnkkkk"]]></title>
<link>http://hayalurunu.wordpress.com/2009/11/04/pliiiinnnkkkk/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 21:17:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>uzrA</dc:creator>
<guid>http://hayalurunu.wordpress.com/2009/11/04/pliiiinnnkkkk/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Bana bir adet sihirli degnek lazim. Elinizde bulunuyor mu? Yoksa taze mi bitti?&#8221; Sihirl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><em>&#8220;Bana bir adet sihirli degnek lazim. Elinizde bulunuyor mu? Yoksa taze mi bitti?&#8221;</em></strong></p>
<p>Sihirli degnek diyince akliniza &#8220;herseyi kendine gore degistirmek&#8221; gibi birsey gelmesin. Ben herseyi degistirmek icin degil, sadece bir takim seyleri bir adet degnekle &#8220;hokus pokus&#8221; diyerek degistirmek isterdim.</p>
<p><a href="http://hayalurunu.wordpress.com/files/2009/11/i28.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-91" title="Tabi ya!" src="http://hayalurunu.wordpress.com/files/2009/11/i28.jpg?w=246" alt="Tabi ya!" width="246" height="300" /></a></p>
<p><em>Aclik &#8211; sefalet</em></p>
<p>Degneyi en cok deydirmek istedigim yer, ac ve acikta olanlar. Suan burada karla karisik yagmur yagiyor ve esen ruzgar o kadar soguk ki, benim gocugum olmasina ragmen donuyorum. Birde disarda kalmis incecik birseyle duran bir cok insan var dunyamizda. Icim gidiyor bazen bunlari dusundukce. Yada aclik cekenler. O daha beter. Etrafta elinde bisi yiyen, ama kendi alamayan insanlarda oldukca fazla. Onlara soyle &#8220;pliiiinnkk&#8221; diyince onlerine yemek gelse, yeseler yeseler canlari istedigini doyana kadar. Sonrada kazak, gocuk, bot fln&#8230; Ne guzel olurdu onlari o sekilde gormek. Ben onlardan cok daha mutlu olurum, bunu oylesine soylemek icin anlatmiyorum. Gercekten mutlu olurdum. Yardim etmeyi hep sevmisimdir zaten, ama elimden gelenle herkesi mutlu edemiyorum ki&#8230;</p>
<p><em>Saglik</em></p>
<p>Bu kardesleri iyi bi yere yerlestirip, karinlarini doyurduktan sonra, saglik problemi olan fiziksel olsun, psikolojik olsun, insanlara &#8220;abraa kadabraaa, alakazaaann&#8221; diyince iyilesmelerini isterdim. Hastalik cok zor. Insan sagligi kadar onemli birsey yok bence. Fiziksel veya psikolojik sagligi bozuk olan insanlar okadar cokki, gun gectikcede artiyor. Agrilarla sizilarla, hicbiseyden keyif almaksizin yasiyorlar adeta. Onlarda iyilessin, hazir el atmisken <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Sonradaaaa hepsini bi yere toplayim eglence yapicam, maksat yasam sevincleri geri gelsin <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><em>Irkcilik</em></p>
<p>Savaslar bitsin. Daha dogrusu soyle soyliyim; din, irk, zengin, fakir hic ayirimcilik olmadan yasayalim. Herkes birbirini sevsin, saysin. Amerikali bir cocukla, Irakli bir cocuk beraber oynasinlar, gulsunler. Sen siyahsin, sen beyazsin, sen muslumansin, sen ateistsin&#8230; Butun bunlar ortadan kalsin. Sonucta hepimiz insan degilmiyiz? Peki bu dunyaya gelme secenegi sunuldumu bize? Yoo. E nasil ve ne sekilde dunyaya geldigimizide kendimiz secmedik ki. Ne yani bu siddet bu celal? Farkinda degiliz ama biz kendi kendimizi kotuluge itiyoruz. Bende &#8220;dirittiiiii&#8221; diyip bunu durdurucam iste sihirli degnegimle <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><em>Kuresel isinma</em></p>
<p>Ben kuresel isinmayada cagre bulucam bu sihirli degnekle! Yollara cop atan olunca (misal yani bu) yukardan yildirim duscek boylece cezalandirilmis olucaklar. Bidaha yapmicaklar. Olur olmaz yerlere arabayla gidenler direk&#8217;e carpicak arabalari hurdaya doncek. Oh olsun&#8230; Bidaha yapmasinlar. isigi veya herhangibi enerji harcayan birseyi acik birakanlarin elektriklerini kesicem. 1 ay elektriksiz yasicaklar. Hehe, sevdim bu isi ben <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Boylece insanlarin kafalarina vura vura ogretmis olucaz, dunyamizi guzel tutmayi&#8230;</p>
<p><em>Kotuluk &#8211; iyilik</em></p>
<p>Kotu insanlarin kalbine sevgi koyucam. Pismis kelle gibi siritsinlar butun gun. iyilik yapsinlar, kotulukten kacinsinlar. Bunlar hirsizlar, gaspcilar, katiller sunlar bunlar&#8230; Yada sadece kalpleri kotu is ile dolu olanlar diyelim. Kotulugu yok ediyorum! Ayrica bi cember kurucam. Kendimden baslayip 5 kisiye yardim edicem. O 5 kiside diger 5 kisiye yardim edicek. Bu cember gittikce buyuyecek ve dunyamiz yardimsever insanlarla dolucak. Ne guzel dimi <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  ?</p>
<p><em>Sira bizde</em></p>
<p>Eveeeeet. Dunyayi kurtardik, insanlik kurtuldu&#8230; Simdi sira geldi benim sevdiceklerimeee&#8230; Onlarin tum isteklerini degil ama en cok istediklerini yerine getirmek istiyorum. Ama ondan once saglik problemleri olanlarina onu duzelticem. Skntisi, derdi varsa onu gidericem. Ama hepsini degil. Cunku hayatta problemsiz yasarsak, bu bizim hayati ogrenmemize engel olur. Sadece cok buyuk yukleri sirtlarindan alicam o kadar <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Hele bazi sevdiklerim var ki.. bana canimdan cok daha yakinlar. Onlarin mutlu olmasini isterim hep. Bu nedenle onlara tek bir dilek hakki vericem. Gonullerince kullansinlar&#8230;</p>
<p><em>Son olarakta ben&#8230;</em></p>
<p>Butun bu yukardakiler yoluna girince, bana soz dusmez. Nasilsa ben bunlarla mutlu olucam <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kötülük Oyunları]]></title>
<link>http://oyunlar44.wordpress.com/2009/10/17/kotuluk-oyunlari/</link>
<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 13:08:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>oyunlar44</dc:creator>
<guid>http://oyunlar44.wordpress.com/2009/10/17/kotuluk-oyunlari/</guid>
<description><![CDATA[Kötülük Oyunları Oyna]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://www.flashoyunlar1.com/oyunlar/Kotuluk.html"><img src="http://www.flashoyunlar1.com/oyn/Kotuluk.jpg" alt="Kötülük Oyunları" class="oyun" border="0" height="135" width="180"><br />Kötülük Oyunları Oyna</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaşam Şaşmazer'in heykel sergisi / Yaşam Şaşmazer's sculpture exhibiton]]></title>
<link>http://yankicaliskan.wordpress.com/2009/09/14/yasam-sasmazerin-heykel-sergisi-yasam-sasmazers-sculpture-exhibiton/</link>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 23:58:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>yankicaliskan</dc:creator>
<guid>http://yankicaliskan.wordpress.com/2009/09/14/yasam-sasmazerin-heykel-sergisi-yasam-sasmazers-sculpture-exhibiton/</guid>
<description><![CDATA[I can say only one thing about his works, I loved them. They mirror feelings and conditions of human]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a rel="attachment wp-att-1528" href="http://yankicaliskan.wordpress.com/2009/09/14/yasam-sasmazerin-heykel-sergisi-yasam-sasmazers-sculpture-exhibiton/yasam_sasmazer/"></a><a rel="attachment wp-att-1536" href="http://yankicaliskan.wordpress.com/2009/09/14/yasam-sasmazerin-heykel-sergisi-yasam-sasmazers-sculpture-exhibiton/yasam-sasmazer-oglan-2/"><img class="alignright size-full wp-image-1536" title="yaşam şaşmazer-oglan" src="http://yankicaliskan.wordpress.com/files/2009/09/yasam-sasmazer-oglan1.jpg" alt="yaşam şaşmazer-oglan" width="268" height="389" /></a>I can say only one thing about his works, I loved them. They mirror feelings and conditions of human like fear, innocence, anger or badness as it is. Şaşmazer&#8217;s sculpture exhibition will be open between 16 September-15 October in Çağla Cabaoğlu Art Gallery in Istanbul. Unfortunately <a title="yaşam şaşmazer" href="http://www.yasamsasmazer.com/" target="_self">his website</a> is under construction I guess, so that&#8217;s all!</p>
<p>Onun işleri hakkında tek bir şey söyleyebilirim, onlara aşık oldum. Korku, masumiyet, kızgınlık ya da kötülük gibi insan duygularını ya da hallerini olduğu gibi yansıtıyorlar. Şaşmazer&#8217;in heykel sergisi 16 Eylül- 15 Ekim arasında Çağla Cabaoğlu Sanat Galerisi&#8217;nde açık olacak. Ne yazık ki,sanırım <a title="yaşam şaşmazer" href="http://www.yasamsasmazer.com/" target="_blank">websitesi</a>yenileniyor, dolayısıyla benden bu kadar!</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HAYATLA MAÇ (YAZILARIM)- SÖZCÜK FIRTINASI]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/09/04/sozcuk-firtinasi-2/</link>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2009 10:47:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/09/04/sozcuk-firtinasi-2/</guid>
<description><![CDATA[  SÖZCÜK FIRTINASI Öyle zaman gelir ki, sözcükler ve cümleler kafamda koşturmaya başlarlar! İşte o a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[  SÖZCÜK FIRTINASI Öyle zaman gelir ki, sözcükler ve cümleler kafamda koşturmaya başlarlar! İşte o a]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnsanlığın Sonunu İzlemek]]></title>
<link>http://felsefehayat.wordpress.com/2009/07/26/insanligin-sonunu-izlemek/</link>
<pubDate>Sun, 26 Jul 2009 11:09:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>Felsefe Hayat Projesi</dc:creator>
<guid>http://felsefehayat.wordpress.com/2009/07/26/insanligin-sonunu-izlemek/</guid>
<description><![CDATA[İnsanlığın tüm atardamarlarını kesiyorum. Ve izliyorum kanın akışını. Siyah kanın dolunaydaki aldatı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[İnsanlığın tüm atardamarlarını kesiyorum. Ve izliyorum kanın akışını. Siyah kanın dolunaydaki aldatı]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ben Kötüyüm!]]></title>
<link>http://felsefehayat.wordpress.com/2009/07/21/ben-kotuyum/</link>
<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 06:29:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>Felsefe Hayat Projesi</dc:creator>
<guid>http://felsefehayat.wordpress.com/2009/07/21/ben-kotuyum/</guid>
<description><![CDATA[Ben kötüyüm! Nadiren dünyaya gelen bir şeytanın ağzından konuşuyorum… Yani; “Henüz yaşamamış olan kö]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Ben kötüyüm! Nadiren dünyaya gelen bir şeytanın ağzından konuşuyorum… Yani; “Henüz yaşamamış olan kö]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gidene...]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/06/16/gidene/</link>
<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 11:17:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>Derya Koşar</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/06/16/gidene/</guid>
<description><![CDATA[Bir gecede bıraktı dünyasını. Otobüs, doğru olan buymuşcasına hızını durmadan arttırdı. Belki o da t]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bir gecede bıraktı dünyasını. Otobüs, doğru olan buymuşcasına hızını durmadan arttırdı. Belki o da t]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[kötülük ve tanrı üzerine]]></title>
<link>http://materyalistceseyler.wordpress.com/2009/03/06/kotuluk-ve-tanri-uzerine/</link>
<pubDate>Fri, 06 Mar 2009 18:24:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>maymunsoyu</dc:creator>
<guid>http://materyalistceseyler.wordpress.com/2009/03/06/kotuluk-ve-tanri-uzerine/</guid>
<description><![CDATA[Bertrand Russell &#8220;Neden Hristiyan Değilim&#8221; adlı kitabında kötülük ve Tanrı sorunuyla ilg]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bertrand Russell &#8220;Neden Hristiyan Değilim&#8221; adlı kitabında kötülük ve Tanrı sorunuyla ilg]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[En Kötü Günümüz Böyle Olsun ]]></title>
<link>http://hayvansalgida.wordpress.com/2009/03/05/en-kotu-gunumuz-boyle-olsun/</link>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 08:55:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>Besimi</dc:creator>
<guid>http://hayvansalgida.wordpress.com/2009/03/05/en-kotu-gunumuz-boyle-olsun/</guid>
<description><![CDATA[Çamurla arınarak yeni bir hayata başlamak. (Parati, Brezilya) Güç verir sana o pis görünen çamur. (P]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-full wp-image-400" title="11" src="http://hayvansalgida.wordpress.com/files/2009/03/11.jpg" alt="11" width="700" height="439" /></p>
<p style="text-align:center;">Çamurla arınarak yeni bir hayata başlamak. (Parati, Brezilya)</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-401" title="21" src="http://hayvansalgida.wordpress.com/files/2009/03/21.jpg" alt="21" width="700" height="465" /></p>
<p style="text-align:center;">Güç verir sana o pis görünen çamur. (Parati, Brezilya)</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-402" title="31" src="http://hayvansalgida.wordpress.com/files/2009/03/31.jpg" alt="31" width="700" height="424" /></p>
<p style="text-align:center;">Maskeler karnavalların vazgeçilmez bir parçasıdır. (Mohaç, Macaristan)</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-403" title="41" src="http://hayvansalgida.wordpress.com/files/2009/03/41.jpg" alt="41" width="700" height="434" /></p>
<p style="text-align:center;">Bazıları için de melek uçurmak önemlidir. (Venedik, İtalya)</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-404" title="51" src="http://hayvansalgida.wordpress.com/files/2009/03/51.jpg" alt="51" width="700" height="452" /></p>
<p style="text-align:center;">Eski şövalyeleri anmak. (Sardunya, İtalya)</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-405" title="61" src="http://hayvansalgida.wordpress.com/files/2009/03/61.jpg" alt="61" width="700" height="451" /></p>
<p style="text-align:center;">Hırvatlar da baharın gelişini kutlamaktan geri kalmıyor. (İmotski)</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-406" title="7" src="http://hayvansalgida.wordpress.com/files/2009/03/7.jpg" alt="7" width="700" height="439" /></p>
<p style="text-align:center;">Çeşitli hayvan figürleri sıkça rağbet gören karnaval öğelerinden. (Jacmel, Haiti)</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-407" title="8" src="http://hayvansalgida.wordpress.com/files/2009/03/8.jpg" alt="8" width="700" height="436" /></p>
<p style="text-align:center;">Ejderlerin figürlerinin kötü ruhları kovduğuna inananlar var hala demek. (Nice, Fransa)</p>
<p style="text-align:left;">
<p style="text-align:left;">Geçtiğimiz pazar günü ben de <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunanistan" target="_blank">Yunanistan</a>&#8216;ın Xanthi (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ske%C3%A7e" target="_blank">İskeçe</a>) şehrinin karnavalındaydım.</p>
<p style="text-align:left;">Bu festival kutlamaları, şaman zamanlardan kalma olup kışın o kasvetli ambiyansından kurtulmak için insanların yüzyıllar önce uydurdukları sosyal arayış ve kurtuluş yollarıdır bana göre.</p>
<p style="text-align:left;">Şaman öğeleri olduğundan ben çok severim bu tür kutlamaları.</p>
<p style="text-align:left;">Bulgarlarda da <a href="http://martin.jean-marie.club.fr/MARTENITZA.jpg" target="_blank">martenitza</a> denilen ve sağlık ve iyiliği sembolize eden küçük takılarla bahara duyulan özlem ifade edilir.</p>
<p style="text-align:left;">Şahsen benim bileğimde de bunlardan 5-6 tane var, oldukça içten ve güzel bir örf.</p>
<p style="text-align:left;">Resimler<a href="http://boston.com" target="_blank"><em> Boston</em></a>&#8216;dan.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları 09.02.2006 Tarihli Basın Açıklaması]]></title>
<link>http://antalyadaulkucuhareket.wordpress.com/2009/03/02/antalya-ulku-ocaklari-09022006-tarihli-basin-aciklamasi/</link>
<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 19:02:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://antalyadaulkucuhareket.wordpress.com/2009/03/02/antalya-ulku-ocaklari-09022006-tarihli-basin-aciklamasi/</guid>
<description><![CDATA[Saygıdeğer basın mensupları, Danimarka’da bir gazetede yayınlanan, diğer ülkelerde ise belli plan da]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignnone size-full wp-image-123" title="antalyaocakbasin21" src="http://antalyadaulkucuhareket.wordpress.com/files/2009/03/antalyaocakbasin21.jpg" alt="antalyaocakbasin21" width="400" height="300" /></p>
<p style="text-align:justify;">Saygıdeğer basın mensupları,</p>
<p style="text-align:justify;">Danimarka’da bir gazetede yayınlanan, diğer ülkelerde ise belli plan dahilinde yaygınlaştırılan ve Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber (SAV) efendimizle alay eden karikatürlerin tüm İslam aleminde yarattığı buğz ve öfke malumlarınızdır. İnsanların inandığı değerlerle alay eden, buna ortam sağlayan, buna izin veren zihniyeti ve kişileri kınıyor ve lanetliyoruz.</p>
<p style="text-align:justify;">Fakat biz daha çok, işin bundan sonrası ve bu çirkin hadise ile ulaşılmak istenen amaçlarla ilgileniyoruz. Biliyoruz ki, bu bir aldatmacadır. Bu, bir tuzaktır. ABD, yıllar evvel medeniyetler çatışması adı altında dünyayı bir din savaşına sürüklemeye karar verdi. Şimdi ise, toplum mühendisliğinin usta oyuncuları, bu amaca yönelik her fırsattan azami ölçüde faydalanma ve her meseleyi uzun emellerine yarayacak bir fırsat haline getirme çabasındadırlar. Gayet samimi ve saf olarak tepki gösteren müslümanlar ise, bu cin fikirli düşmanın kendi halklarına, “&#8230;işte müslümanlar böyle kimselerdir. Onlarla savaşmalıyız.” deme fırsatını doğuracak hadiselerin içine çekilmektedir.<!--more--></p>
<p style="text-align:justify;">Bilmeliyiz ki, onların en büyük hedefi Türkiye’dir. Zira, dünyada bir medeniyet harbi çıkacak olursa, batının muhatabı eskiden olduğu gibi yine Türkler olacaktır. Fanatik bir Hıristiyan ekolünün mensuplarının önderliğindeki ABD’nin ortadoğuda her hamlesi ile Türkiye’yi kuşatmakta olduğu, gören gözler ve salim akıl sahipleri için apaçık ortadadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu gün, bu çirkin kışkırtmaya tepki gösterenler bunu müslüman olmalarına dayandırır. İslamı kendilerine referans edinirler. Uzun zamandan beri, yükümlülüklerini yerine getirmeyenler bu gün, kendini bilmezlerin musibeti kendilerini bulunca hangi hakla şikayetçi olacaklar ? Onlar ve bizler, bu işin öncesinde tedbirimizi almış olmalıydık. Çünkü, referans edindiğimiz kaynak derki;</p>
<p style="text-align:justify;">“Sizi çarpan her musibet, kendi ellerinizin (ihtiyarınızın) işleyip kazandığı (günahlar) yüzündendir. (Bununla beraber Allah) bir çoğunu da affeder (de musibete uğratmaz.)” (Şura,29)</p>
<p style="text-align:justify;">Eğer biz, dinimizde halis ve çalışkan kimseler olsaydık herhalde bu musibet başımıza gelmezdi. Öyle ya bize;</p>
<p style="text-align:justify;">“Ey iman edenler ! Siz nefisleriniz(i ıslah etmey)e bakın. Kendiniz doğru yolu bulunca sapanlar size zarar veremez&#8230;.” (Maide, 105) denilmemiş miydi?</p>
<p style="text-align:justify;">Şimdi, bu kadar uzun uyuşukluk dönemimizin ardından, kendi sebep olduğumuz musibete dövünmek ne çare ?</p>
<p style="text-align:justify;">Peki, çözüm nedir ? Çözüm, bu işle hiçbir alakası olmayan masumlarla çatışmak, onların binalarını yakıp yıkmak mıdır ? Bakalım, adına eyleme kalkıştığımız din ne diyor ?</p>
<p style="text-align:justify;">“ &#8230;Bir kavme olan kininiz, sizi adalet yapmamanıza sevk etmesin” (Maide,8</p>
<p style="text-align:justify;">Belki, kimileri “biz de onların değerlerine sövelim” diyebilir. Cevabı şudur:</p>
<p style="text-align:justify;">“Allah’tan başkasını (tanrı edinerek) çağıranlara sövmeyin. Sonra, onlar da haddi aşarak nadanlıkla [Bilgisizce] Allah’a söverler&#8230;” (En’am,108)</p>
<p style="text-align:justify;">Kimileri başka misillemeler önerebilir. Basalım, yakıp yıkalım diyebilirler. Bakalım misilleme nasıl olur:</p>
<p style="text-align:justify;">“Eğer her hangi bir ceza ile mukabele edecek olursanız ancak size reva görülen ukubetin misillemesiyle ceza yapın. Sabrederseniz, andolsun ki bu, tahammül edenler için elbet daha hayırlıdır. Sabret. Senin sabrın Allah(ın tevkifine istinat)tan başka (bir şey) değildir. Onlara karşı tasalanma, onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı (telaşa ve ) sıkıntıya da düşme. Çünkü Allah hiç şüphesiz (küfür ve masiyetlerden) sakınanlarla, bir de daima iyilik edenlerin kendileriyle beraberdir.” (Nahl, 126,127,128)</p>
<p style="text-align:justify;">“Kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülük (bir misilleme) dir. Fakat kim affeder, barışı sağlarsa mükafatı Allah’a aittir. Şüphe yok ki O, zalimleri asla sevmez. Kim kendisine (yapılan) zulmün ardından her halde hakkını alırsa bunlar aleyhinde (mesuliyete) bir yol yoktur. O yol ancak insanlara zulüm etmekte, yer(yüzün)de haksız olarak teğallübe, [ zorbalığa ve tahakküme] kalkmakta olanlara karşıdır. İşte bunlar (yok mu?), bunların hakkı pek acıklı bir azaptır. Bununla beraber kim sabreder, (suçları) örter (bağışlar)sa işte bu şüphesiz ve elbet azmolunacak umurdandır [işlerdendir].” (Şura, 40,41,42,43)</p>
<p style="text-align:justify;">Kaldı ki, bu bizlerin karşılaştığı ilk hadise değil.</p>
<p style="text-align:justify;">“&#8230; İçlerinden birazı müstesna olmak üzere sen, onlardan daima bir hainliğe muttali olup duracaksın. Sen yine onların suçundan geç, aldırış etme. Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.” (Maide,13)</p>
<p style="text-align:justify;">“Ayetlerimiz hakkında (münasebetsizliğe) dalanları gördüğün zaman, &#8211; onlar Kur’an’dan başka bir sözle meşgul oluncaya kadar – kendilerinden yüz çevir&#8230;” (En’am, 68</p>
<p style="text-align:justify;">“(Habibim) sen (güçlüğü değil) kolaylığı (sağlayan yolu) tut. İyiliği emret. Cahillerden yüz çevir.” (A’raf,199)</p>
<p style="text-align:justify;">Peki biz ne yapmalıyız ?</p>
<p style="text-align:justify;">“Sen kötülüğü en güzelle uzaklaştır&#8230;” (Mü’minun,96)<br />
“Ne (her) iyilik, ne de (her) kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel (haslet ne ise) onuna önle. O zaman (görürsün ki), seninle arasında düşmanlık bulunan kimse bile sanki yakın dost(un olmuş)tur. Bu (en güzel haslete) sabredenlerden başkası kavuşturulmaz. Buna en büyük bir hazza malik olandan gayrısı eriştirilmez.” (Fussilet,34,35)</p>
<p style="text-align:justify;">“(İnsanları) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et. Onlarla mücadeleni en güzel (yol) hangisi ise onunla yap&#8230;” (Nahl,125)</p>
<p style="text-align:justify;">Bizi, Hıristiyan alemi ile savaşa tutuşturmak isteyenlerin heveslerini kursaklarında bırakmak, kendimizi de karşımızdakileri de sonu hiç kimseye fayda vermeyecek bir sürtüşmeden korumak, bunu da “en güzel yol hangisi ise” onunla yapmak zorundayız.</p>
<p style="text-align:justify;">En güzel yol nedir ?</p>
<p style="text-align:justify;">“İçlerinden zulmedenler müstesna olmak üzere Ehl – i kitap ile en güzel (yoldan) başka bir suretle mücadele etmeyin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim Allah’ımız da sizin Allahınız da birdir. (Şu kadar ki) Biz, O’na teslim olanlarız.” (Ankebut,46)</p>
<p style="text-align:justify;">Allah’a teslim olmak ise, O’nu dinlemek, anlamak, itaat etmek, O’nun gösterdiği istikametlerde çalışmak ve iyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirimizle yardımlaşmaktır. Yoksa Allah’a teslimiyet kendi ellerimizle (hatalı işlerimizle) üretip büyüttüğümüz (veya müsaade ettiğimiz) bir musibet ardından kuru kuruya dövünmek ve haddi aşarak zulme yönelmek değildir.</p>
<p style="text-align:justify;">“Kendisine Rabbinin ayetleriyle öğüt verilip de sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kimdir ? Hiç şüphesiz ki biz günahkarlardan intikam alıcılarız.” (Secde,22)<br />
Saygılarımla&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Mustafa AKSOY<br />
Antalya Ülkü Ocakları Başkanı</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sınırlar ve ülkeler]]></title>
<link>http://antalyadaulkucuhareket.wordpress.com/2009/03/02/sinirlar-ve-ulkeler/</link>
<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 17:40:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://antalyadaulkucuhareket.wordpress.com/2009/03/02/sinirlar-ve-ulkeler/</guid>
<description><![CDATA[Bir ülke, bir Türkiye düşünün, devlet olmanın gereklerinin tümünü yerine getirmiş. Açı doyurmuş, çıp]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;">Bir ülke, bir Türkiye düşünün, devlet olmanın gereklerinin tümünü yerine getirmiş. Açı doyurmuş, çıplağı giydirmiş. Vatandaşları, hiç bir zorlama ve baskı altında kalmadan, tamamen gönülden hissederek, Allah bu devlete zeval vermesin diyor.</p>
<p>Bu öyle bir devlet ki, halkının hem dünyevi hem uhrevi mutluluğu için çalışmış. Eğitmiş, eğitmek için araştırmış… Öğretmiş, denetlemiş. İyiliği emretmiş, kötülükten men etmiş.</p>
<p>İnsana ve aklına değer vermiş. Ehiller yetiştirmiş te iş ehline teslim etmiş. Kimsecikleri kayırmamış. İnsanın ırkına kökenine değil de yapıp ürettiklerine, pozitif hayata katkılarına önem vermiş. Türkçe veya Kürtçe, şu dilde bu dilde konuşmaya değil de, doğruyu ve güzeli söylemeye önem vermiş.<!--more--></p>
<p>Adalet üzerinde tir tir titremiş. Demiş ki, Allah varlığını birliğini dahi adalet üzere açıklamış, kim adaletten yüz çevirirse asla iflah olmaz.</p>
<p>Dinde zorlamaya gitmemiş. Var olan bütün putları / tabuları yıkmış. Kendisi de yeni yeni putlar, tabular icad edip dayatmamış.</p>
<p>Bir problemle karşılaştığında önce kendisini sorguya çekmiş. Ve demiş ki, başımıza gelen her musibet kendi ellerimizin üretip kazandıkları yüzündendir. Biz, neyi yanlış yaptık ki, böyle bir iş başımıza geldi.</p>
<p>Kindar olmamış. Kin gütmemiş. Söyleyenin kimliğine, uyruğuna bakmamış. Ne söylediğine bakmış. Doğru mu söylüyor, yanlış mı ? Kendi aleyhinde olmuş, olmamış değer vermemiş. Demiş ki, Allah adalet yapanları sever. Yılmamış, hiç bir şeyden korkmamış. Demiş ki; eğer inanmış bir kavim isek çok üstünüzdür.</p>
<p>Dostluğu da, düşmanlığı da Allah için… Hiç bir kınayanın kınamasından çekinmemiş. Yahu bütün dünya ne der dememiş, Allah bize nasıl muamaele eder demiş.</p>
<p>Tüm dünya ülkeleri içerisinde, suçluları ihya etmek için çalışmak kaydıyla suçları en çok örtüp bağışlayan, ama azgınlara da göz açtırmayan o olmuş.</p>
<p>Allah neyi araştırın dediyse bunu devlet işi kabul etmiş. Kaynak ayırmış.</p>
<p>Dışarıda söylediği ile ülke içinde söylediği hiç şaşmamış. Özünde sözünde doğruluğu prensip edinmiş.</p>
<p>Ahitlerine sadakat göstermiş. Bölünmekten, yıkılmaktan değil, Allah’tan korkmuş. Demiş ki, Allah zalimler güruhuna asla hidayet etmez.</p>
<p>Hiç bir beladan korkmamış. En buhranlı günlerinde, Allah ne güzel vekildir, O’nun yazdığından başkası başımıza gelecek değil. Biz ancak Allah’a dayanıp güvendik demiş…</p>
<p>Öyle bir ülke ki, topraklarında Allah en büyük adı ile anılmış. Demişler ki, bizler insanlık için en hayırlı bir topluluğuz.</p>
<p>Şimdi böyle bir Türkiye’nin, Türk &#8211; Kürt diye bir sorunu olur mu ?</p>
<p>Böyle bir ülkenin terör diye bir sorunu olur mu?</p>
<p>Böyle bir ülke kıyısında kurulmakta olan herhangi bir devletten çekinir mi ?</p>
<p>Böyle bir ülkenin “sınır” diye bir derdi olur mu?</p>
<p>Böyle bir ülkenin sınırları neresidir ?</p>
<p>Beni bu yazıyı yazmaya iten en temel ayet şudur:</p>
<p>“Ey iman edenler ! Siz ilkin kendinizi düzeltmeye bakın. Kendiniz doğru yolu buldunuz mu sapanlar size zarar veremez.”</p>
<p>Allah daha ne desin ?</p>
<p>Bundan daha önemli olan ise, bizlerin bunları birer tatlı hayal olarak görmemizdir.</p>
<p>Kim bunu hayal olarak görürse, Allah’ın rahmetinden kesin olarak ümit kesmiştir.</p>
<p>Allah’ın kendisine / müminlere yardım edeceği hususunda kesin olarak ümitsizlik içerisindedir.</p>
<p>Peki sizler ne düşünüyorsunuz ? Bunlar pembe hayaller midir ?</p>
<p>Böyle bir devlet kurma hedefi sadece peygamberlere özgü müdür ?</p>
<p>Eğer bu işi inanmış insanlar yapmayacak ise, gökten inecek melekler mi yapacak ?</p>
<p><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/11/13/sinirlar-ve-ulkeler/" target="_blank">Ali Aksoy</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Beynin Gücü]]></title>
<link>http://tulaybilin.wordpress.com/2009/02/06/beynin-gucu/</link>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2009 20:18:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>tulaybilin</dc:creator>
<guid>http://tulaybilin.wordpress.com/2009/02/06/beynin-gucu/</guid>
<description><![CDATA[20. yüzyılın en büyük araştırması beyin üzerine oldu. Dünyanın en büyük basın organları kapak konusu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoBodyText" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">20. yüzyılın en büyük araştırması beyin üzerine oldu. Dünyanın en büyük basın organları kapak konusu olarak beyni seçtiler. Bilim adamları araştırmalarını beyin üzerine yaptılar. Beynin birçok fonksiyonlarını çözdükleri halde hala çözemediklerini ifade ediyorlar. Bütün vücudumuzu idare edenin beynimiz olduğunu buldular. Beynimizin %10 ‘unu kullandığımızı bilimsel olarak tespit ettiler. Düşününki daha fazlasını kullansak daha neler yapabiliriz.<span>  </span>Ateşte yürüyen insanları, vücutlarına şişler sokan insanları ya da cam yiyen insanları televizyonlarda gördük ya da kitaplarda okuduk. Hatırlama tekniklerini kullanan insanları da görmüşsünüzdür. Bütün bunların örneklerini çok yakın zamanda televizyonda gördük. Son zamanlarda FENOMEN adlı bir program oldu. Sinan Çetin’in sunduğu bir programdı. Birçok insanın beyin gücünü kullanarak neler başardıklarını gördük. Karşısındaki insanın beyninden geçeni bildiklerini gördük. Hele bir tanesi vardı ki ansiklopedileri cilt cilt ezberlemişti. Hangi sayfayı açarsan aç hepsini söyleyebiliyordu. 52 tane iskambil<span>  </span>kağıdına bir kere bakması yeterli oluyor ve hepsini anında sırasına göre tek tek söyleyebiliyordu. İnsanı hayrete düşüren bir beyni vardı. Sanki,<span>  </span>doğaüstü güç gibi. Oysaki sadece beynini iyi kullanıyordu. Yani beynini iyi eğitmişti. Aynısını bizde yapabiliriz ancak çok çalışmamız gerekli. Diyeceksiniz ki onlar çok akıllı insanlar. Bence hayır çünkü akıl hepimizde var. Sadece onlar akıllarını iyi kullanmasını biliyorlar. Bakın DESCERLAS da bu konuda görüşünü şöyle ifade etmiş;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">İNSANLARIN EN BÜYÜK MUTLULUĞU,<span>  </span>AKILLARINI DOĞRU KULLANMAYI ÖĞRENMELERİDİR.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Thomas EDİSON da harika ifade etmiş;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">DEHA, YÜZDE BİR YETENEK, YÜZDE DOKSAN DOKUZ TERDİR.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bir dönem Şamanizm’i çok incelemiştim. Bana en çok enteresan gelen birbirlerinin beyinlerinden geçeni okumalarıydı. Yüzyıllar önce bile beynin gücünü eski insanlar fark etmişler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Beynimiz bu kadar mükemmelse eğer onu çalıştırmazsak ne olur sizce. Beyin durur mu? Hayır. Boş kalan beyin kötü düşünceler üretir. Bu gücü ya insanlara kötülük yapmak için kullanır ya da depresyona girer. Hastalık hastası olabilir. Ya da uzun süre kullanmamaktan dolayı düşünme yetisini kaybeder. Bu özellikle yaşlılarda olur. Tıbbın alanına girmeden konumuza dönelim. Diyeceksiniz ki çalışma hayatı bunun için çare mi? Hayır değil. İş hayatının dışında da insanın hobileri olması gereklidir. Bir gün emekli olabilirsiniz, ya da uzun süre bazı nedenlerden dolayı çalışamazsınız. Hayata tutunmak için hobi gereklidir. Mutlu olmak için hobi gereklidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">30 Mayıs 2008 tarihinde Hürriyet Gazetesinde çıkan bir haber dikkatimi çekmişti. Hemen kesip saklamıştım. Bu konuyu yazmak istedim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">“HALKIN SADECE %5’İ HOBİ SAHİBİ</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Garanti Emeklilik’in hobi alışkanlıkları ile ilgili AC Nielsen Araştırma Şirketine yaptırdığı araştırmaya göre, Türkiye’de aktif düzenli ve üretkenlik gerektiren bir hobiyle, bir kurum ve kişiden de destek alarak ilgilenenlerin oranı sadece %5 olarak çıktı.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Çevremizdeki birkaç insanın hobisi olması geneli değiştirmiyor. İstatistik değerlere göre demek ki hobisi olan insan çok azmış. Kendimize ve çevremize bir hobi kazandırsak mutlu oluruz. Hani bana bir kelime öğretenin kulu kölesi olurum cümlesinde olduğu gibi. Hadi dostlar mutluluk bizi bekliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Tulay Bilin</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><a href="tulayb18@gmail.com ">tulayb18@gmail.com</a> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Doktorun Yolunu Kesen Kimdi?]]></title>
<link>http://ahlakegitimi.wordpress.com/2008/12/22/doktorun-yolunu-kesen-kimdi/</link>
<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 17:19:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>H. CLS</dc:creator>
<guid>http://ahlakegitimi.wordpress.com/2008/12/22/doktorun-yolunu-kesen-kimdi/</guid>
<description><![CDATA[Saat dokuza birkaç dakika kala Dr. Van Eyck’in telefonu çaldı. Ahizeyi kulağına dayayan doktor, tela]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Saat dokuza birkaç dakika kala Dr. Van Eyck’in telefonu çaldı. Ahizeyi kulağına dayayan doktor, telaşlı bir sesin şunları söylediğini duydu:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Ben, Glens Falls hastanesinden Dr. Haydon. Az önce buraya beynine kurşun girmiş bir genç getirdiler. Fena halde kan kaybediyor, nabzı da gitgide hafifliyor.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Dr. Van Eyck, biraz düşündükten sonra:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Glens Falls’tan yüz kilometre uzaktayım” dedi. “Başka bir doktor çağıramaz mısınız?”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Şehrimizde tek beyin cerrahı var, izne çıktığı için ona ulaşamıyoruz. Sizi çağırmamın bir sebebi de, yaralı gencin sizin gibi Albany’li olması. Adı Arthur Cunnigham. Burada bir akrabasının evine misafir gelmiş. Bir tabancayı kurcalarken de kaza vuku bulmuş.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Çaresiz kalan Dr. Van Eyck:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Peki, geliyorum. Fakat geceyarısından evvel Glens Falls’a varamam” demek sorunda kaldı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Van Eyck telefonu kapatacağı sırada, Dr. HAYDON:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Çocuğun ailesi fakir. Size bir ücret verebileceklerini zannetmem” diye ekledi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Dr. Van Eyck:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Zararı yok” diye mırıldandı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Birkaç dakika sonra Albany’den çıkan doktor, otomobiliyle Glens Falls’a doğru hızla yol alırken, yolun ortasında kırmızı bir ışık görerek durdu. Arkasından, deri ceketli bir adam otomobilin kapısını açarak içeri girdi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Elindeki tabancanın namlusunu doktora çevirerek:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Otomobili sürün” diye emretti.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Van Eyck tereddüt etti:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Ben doktorum. Acilen bir hastaya çağırıldım.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Deri ceketli adam oralı olmadı. Şehirden iki kilometre kadar ötede doktora otomobilden inmesini söyledi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Dr. Van Eyck bir telefon bulup taksi ısmarlayıncaya kadar yarım saat geçti. Tren istasyonuna varınca da, Glens Falls treninin 12:10’da hareket edeceğini öğrendi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Doktor Van Eyck, Glens Falls hastanesinden içeri adımını attığında saat ikiyi geçiyordu. Dr. Haydon onu bekliyordu. Dr. Van Eyck başından geçenleri anlattı. Bunun üzerine, Dr. Haydon üzgün bir tavırla:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Çocuk bir saat önce öldü” dedi. “İki-üç saat önce gelebilseydiniz belki onu kurtarırdık.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">İki doktor bekleme odasının önünden geçtikleri sırada, Van Eyck aniden durdu. Otomobilini durduran deri ceketli adam, başını ellerinin arasına almış halde odadaki sıraların birinin üzerinde oturuyordu.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Dr. Haydon ona dönerek:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Bay Cunnigham, size Dr. Van Eyck’i tanıştırayım” dedi. “Oğlunuzu kurtarmak için ta Albany’den geldi.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span>                                                                                              </span>Billy Rose</span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kötülülüğü yaşayarak öğrenmeye kalkmayınız]]></title>
<link>http://islamisite.wordpress.com/2008/11/28/kotululugu-yasayarak-ogrenmeye-kalkmayiniz/</link>
<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 15:50:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulayozturk</dc:creator>
<guid>http://islamisite.wordpress.com/2008/11/28/kotululugu-yasayarak-ogrenmeye-kalkmayiniz/</guid>
<description><![CDATA[                Kötü çevreden yılandan sakınır gibi sakınınız. Unutmayınız ki kötü çevre, engerek yı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[                Kötü çevreden yılandan sakınır gibi sakınınız. Unutmayınız ki kötü çevre, engerek yı]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sevgiliye Bırakılan Kahr-ı Betikler]]></title>
<link>http://felsefehayat.wordpress.com/2008/11/13/sevgiliye-birakilan-kahr-i-betikler/</link>
<pubDate>Thu, 13 Nov 2008 18:38:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>Felsefe Hayat Projesi</dc:creator>
<guid>http://felsefehayat.wordpress.com/2008/11/13/sevgiliye-birakilan-kahr-i-betikler/</guid>
<description><![CDATA[Yorgun bedenim dayanamıyor artık canımı yakmaya çalışanlara&#8230; Yenilmek üzereyim tanrının savaşı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Yorgun bedenim dayanamıyor artık canımı yakmaya çalışanlara&#8230; Yenilmek üzereyim tanrının savaşı]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ha ha ha]]></title>
<link>http://herseyhakkinda.wordpress.com/2008/10/25/ha-ha-ha/</link>
<pubDate>Sat, 25 Oct 2008 10:48:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>herseyhakkinda</dc:creator>
<guid>http://herseyhakkinda.wordpress.com/2008/10/25/ha-ha-ha/</guid>
<description><![CDATA[kafam çok dağılıyor, duygularım karışıyor. o yüzden saçlarım da darmadağınık zaten. kötülüğün şöyle ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[kafam çok dağılıyor, duygularım karışıyor. o yüzden saçlarım da darmadağınık zaten. kötülüğün şöyle ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamberimiz'in (s.a.v) Deccal Anlatımı]]></title>
<link>http://klipix.wordpress.com/2008/10/16/peygamberimizin-sav-deccal-anlatimi/</link>
<pubDate>Thu, 16 Oct 2008 19:29:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>ByzadE</dc:creator>
<guid>http://klipix.wordpress.com/2008/10/16/peygamberimizin-sav-deccal-anlatimi/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><object width="425" height="254"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/k7ujnjV1usafsoCYRb"></param><param name="allowfullscreen" value="true"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/k7ujnjV1usafsoCYRb" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="334" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kötülüğe Yazmak]]></title>
<link>http://felsefehayat.wordpress.com/2008/09/23/kotulugu-yazmak/</link>
<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 21:32:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>Felsefe Hayat Projesi</dc:creator>
<guid>http://felsefehayat.wordpress.com/2008/09/23/kotulugu-yazmak/</guid>
<description><![CDATA[Yazmak çok asık suratlı bir iştir bana göre. Bunu ispatlayamam. Çünkü yazarken aynaya bakabilen kişi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Yazmak çok asık suratlı bir iştir bana göre. Bunu ispatlayamam. Çünkü yazarken aynaya bakabilen kişi]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kötülüğü Yazmak...]]></title>
<link>http://feelozof.wordpress.com/2008/09/02/kotulugu-yazmak/</link>
<pubDate>Tue, 02 Sep 2008 00:09:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>feelozof</dc:creator>
<guid>http://feelozof.wordpress.com/2008/09/02/kotulugu-yazmak/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;TASARLANMIŞ KÖTÜLÜK CAZİPTİR&#8221; &#8220;kendini mahkûm etmeyen insan kendini sonuna kadar ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">&#8220;TASARLANMIŞ KÖTÜLÜK CAZİPTİR&#8221;<br />
&#8220;kendini mahkûm etmeyen insan kendini<br />
sonuna kadar sevemez de&#8221;<br />
Baudelaire</p>
<p>Andre Gide ile yapılan bir söyleşide, İsviçre&#8217;de neden büyük romanın olmadığı sorulur. Gide, &#8220;Çünkü orada cinayet yok,&#8221; der. Bu cevap, genelde sanatın özelde ise yazının neyin üzerine temellerini kurduğu ve yükseldiğinin de işaretidir. Cinayetin, kötülüğün ve haksızlığın olduğu yerde sanat bütün görkemiyle ortaya çıkar. Salt iyiliğin işlendiği, her hareketin iyilikle karşılık bulduğu bir sanat düşünülemez. En basit anlamıyla &#8220;dramatik öz&#8221;ün bir gereğidir bu. Sanat öz olarak iyiliği değil kötülüğü anlatır -bu özdeki &#8220;çatışma&#8221;dan da kaynaklanır. Fakat iyiliğe çare olmak ister. Bu yüzdendir ki yazılı ve görsel birçok eserde kötü olan sonuçta cezalandırılır. Aristoteles&#8217;in deyimiyle bu bir &#8220;katharsis&#8221; (arınma)dir.</p>
<p>İyi insanların dünyasında, kötü kazanamaz. Sheakespeare&#8217;in kötü kişisi Richard bütün işlediği cinayetlere rağmen savaşta ölür. Jean Genet, iyilerin dünyasında sürekli cezalandırılır. Marguis De Sade&#8217;ın düşleri bile yasaklanır ve yıllarca ıslah olması için hapishaneye atılır. O da iyilerin dünyasında kendine bir yer bulamamış ya da bulmamıştır. Ancak, düşleri insanları tutsak almış ve içlerindeki kötülüğü ortaya çıkarmaya yönlendirmiştir. Baudelaire, Kötülük Çiçekleri&#8217;ni yazarak kendini mahkûm etmiştir. Bu yüzden de kendini sonuna kadar sevmektedir. Sartre, Baudelaire için, &#8220;Kötülük için kötülük yapmanın tam anlamı şudur: Hâlâ iyilik olarak kabul edilenin tam tersini kasıtlı olarak yapmak. Kötülük, istenmeyeni istemek, isteneni de istememektir. Baudelaire&#8217;in tutumu tam olarak böyledir.&#8221; der. Baudelaire&#8217;in şiiri ile kötülük iç içedir.</p>
<p>Goethe&#8217;nin Faust&#8217;unda her türlü yaradılışın kökeni kötülüktür. Faust dünyanın gizine varmak uğruna ruhunu şeytana satar, yani iyiliğin masumiyetine karşı kötülüğün tutkusuna, kapılar açan sırrına gömülür. Faust, yıkıcı güçlerle iş görerek dünyada bir şey yaratabileceğine inanmaktadır. Oscar Wilde&#8217;ın kendi güzelliğine tapan kişisi Dorian Gray kötülükle beslenir ve kötülük onun güzelliğine güç katar. Kötülüğü kendine erdem sayar. Suçluluk duymaz hiçbir zaman. Kötü bir kişi olduğu, çevresi tarafından bilinmesine rağmen yine de onlar tarafından hep cazibe merkezi olur. Edebiyatın kötüyle, kötülükle olan ilişkisinin listesi oldukça uzayabilir. Her bir isim başlı başına bir yazının konusu olabilir.</p>
<p>Peki nedir kötülük? Çerçevesi oldukça geniş bir kavrama farklı birçok anlam yüklenebilir. Ancak bütün anlamlar her defasında eksik ve öznel kalır. Sınırları belirsizdir çünkü. Acı duyabilen bir varlığı incitmek kötülüktür. Kötülük dolaysız olarak zihin tarafından kavranır ve duygular tarafından hissedilir. Kasıtlı olarak verilen acı duyumsanır. Kötülük soyut olmanın ötesinde her zaman bir varlığın çektiği acı temelinde duyumsanır. Kötülük nasıl algılanıyorsa odur aslında. Daha çok tasarlanmış kötülük caziptir, tutkuludur ve hayranlık uyandırır.</p>
<p>Dostoyevski, Karamazov Kardeşler romanında kötülüğü en dolaysız haliyle İvan ve Alyoşa arasındaki konuşmada ele alır: &#8220;hayalinde canlandır bakalım: Daha memede olan bir çocuk, elleri tiril tiril titreyen annesinin kucağında. Etraflarını içeriye giren yabancılar almış. Akıllarına çok eğlenceli bir şey gelmiş. Çocuğu okşuyorlar. Onu güldürmek için kahkahalar atıyorlar. Sonunda çocuk gülmeye başlıyor. İşte o sırada adamlardan biri tabancayı çocuğa doğru tutuyor; bebeğin yüzüne dört karış mesafeden nişan alıyor. Çocuk sevinçle kahkahalar atıyor, küçük ellerini tabancayı tutmak için uzatıyor, işte o zaman o büyük sanatçı tetiği çekip tam yüzüne ateş ederek çocuğun başını parçalayıveriyor… şimdi söyle bu işte ince bir sanat yok mu?&#8221;</p>
<p>Georges Bataille de bu yazının temelini oluşturan Edebiyat ve Kötülük kitabında kötülüğü şöyle anlamlandırır: &#8220;Kötülük, karşıtların çakıştığı noktada ve aklın sınırları içinde kaldığı sürece, doğal düzenle kaçınılmaz biçimde karşıtlaşan öğe değildir. Ölüm yaşamın koşulu olduğuna göre, özü itibariyle ölüme bağlı olan Kötülük de, anlaşılmaz bir biçimde varlığı oluşturan ilkelerden biri halini alır. Varlık Kötülüğe adanmamıştır; ancak eğer becerebiliyorsa kendini aklın sınırları içinde bırakmamalıdır… Kötülük, aslında bir tür meydan okuma olan ölümün cazibesini yansıttığı sürece -erotizmin bütün biçimlerinde olduğu gibi- olsa olsa gizli bir yenilginin nesnesi sayılabilir. Bu Kötülük, muzaffer edayla taşınan Kötülük&#8217;tür.&#8221; Tam da bu noktada özellikle, M.D.Sade&#8217;ın ve Jean Genet&#8217;nin kötülüğü nasıl muzaffer bir edayla taşıdıkları ve bu muzaffer edanın içinde nasıl bir hayranlık uyandırdıkları görülmelidir. Ancak, hayranlığın sevmekten çok, yerinde olma isteğiyle dolu olduğu, bilinir.Hayranlık karşı tarafın cesaretine bir ödüldür. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Kötülük yıkımdır . Yıkar ve yeniden kurma gereği duymaz… Özgür olmak için zincirlerinden boşanma gerekmektedir . Bir isyan biçimidir. Çünkü kendini o dünyadan hissetmez. Parçalar ama onarmaz. Koparır ama bağlamaz.</p>
<p>Jean Genet Açık Düşman kitabında onunla yapılan bir röportajda &#8220;Kötülüğü o şekilde yaşayacaksınız ki iyiliği simgeleyen toplumsal güçler sizi ele geçirmesin&#8221; der. Hayatının sonuna kadar da iktidara karşı bir mücadele biçimi olarak kötülüğü, kötü olmayı seçer. Onların iyiliklerle dolu dünyasında, bir ihanetçi, bir alçak olmayı yeğler. ihaneti sever; ihanette, kendisine ait olan en iyiyi ve en kötüyü bulur. Genet, hayata bir piç olarak gözlerini açar. Ömrünün neredeyse tamamını düzenden bir intikam biçimi olarak, hırsızlıkla geçirir. Yıllarca cezaevinden yatar ve Sartre gibi yazarların yönetime verdiği dilekçe sayesinde kurtulur. M.D.Sade&#8217;ı kurtaracak kimse yoktur ama. Sade, 1784&#8242;ten itibaren, Bastille Hapisanesi&#8217;nde yıllarını geçirir. Bugün için kötülüğün birer mucizesi ve amentüsü olarak kabul gören eserlerini orada yazar. 14 Temmuz 1789&#8242;da Fransa&#8217;da devrim için direniş başladığında, Justine&#8217;nin ve Sodom&#8217;un Yüzyirmi Günü romanlarının el yazması orada, hapishanede duruyordu. Sade evcil değil, kışkırtıcıydı. M.D. Sade, eserlerinde var olan dünyanın ahlakını yıkmaya çalışmıştır. Sodom&#8217;un Yüzyirmi Günü&#8217;nde, Justine&#8217;de, Erdemle Kırbaçlanan Kadın&#8217;da, Aşkın Suçları&#8217;nda yok etmeyi, üstelik hem kendini hem de eserini yok etme isteğini dile getirmiştir. Sade, kötülüğü onulmaz bir biçimde sevmiştir ve eserlerinde kötülüğü, arzu edilebilir bir hale getirmek istemiştir. Kötülüğü sevdiği için onu ne kınayabilmiş ne de olumlayabilmiştir. Ancak iyilik, kötülüğü cezalandırmış ve uzun yıllar cezaevinde yatmıştır. Sadizm kötülüğün kendisidir. Maddi yarar sağlamak üzere öldürmenin gerçek bir kötülük sayılabilmesi için katilin, beklediği yararın dışında, eyleminden haz alması gerekir. Sade, Justine romanının cellatlarından birine &#8220;Yok etmek; ne haz verici bir eylem! İnsanın içini gıcıklayan daha hoş bir şey olamaz; kendini bu tanrısal alçaklığa bırakmaktan daha baş döndürücü ne olabilir ki ?&#8221; dedirtir. Bataille, Sade&#8217;nin düşüncesi için: &#8220;Romanlarında yarattığı kişilikler aracılığıyla kâh bir tanrıbilim anlayışı geliştirerek kötülük yapan ulu bir varlık yaratır, kâh hiç de soğukkanlı sayılmayacak bir tanrıtanımazdır: onun tanrıtanımazlığında Tanrı&#8217;ya meydan okuma ve küfürden haz alma vardır. Çoğu kez Tanrı&#8217;nın yerine Sürekli Hareket Halinde Olan Doğa&#8217;yı koyar. Kimi kez bir mümin gibi davranırken bazen de lanetler yağdırır.&#8221;</p>
<p>Kötülüğü seçen, hayatı vicdanına danışmaz. Öyle ki vicdanın sınırlarını çizen de egemen güçlerdir. Onlar için kötülük, egemenliktir. Salt kötü, iyilerin dünyasında bir &#8220;öteki&#8221;dir. Ondan değildir. Ne kadar çabalasa da onlardan olamaz. &#8220;Kötü&#8221; olan, &#8220;iyi&#8221;lerin hepsini ele geçirip, onları bir hiç haline getirmek ister. III.Richard&#8217;ın tasarlanmış kötülüğü, iyi diye nitelendirilen insanların dünyasına yıkıcı bir saldırıdır. Ya da Erich Fromm&#8217;un İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri kitabında söylediği gibi kötülük &#8220;yaşamın kendi kendine karşı çıkması… ölü, çürüyen, yaşamayan ve bütünüyle mekanik şeylere duyulan hayranlıktır.&#8221; Tam da bu noktada saplantılı bir şekilde kötülüğü arayan Aziz Jean Genet&#8217;yi yeniden anmak gerekir. &#8220;Ben bir canavar, bir fırtına olmak istiyorum. İnsana özgü olan her şey bana yabancı, insanların koyduğu bütün çabaları çiğniyorum, bütün değerleri ayaklar altına alıyorum, hiçbir şey beni tanımlayamaz, sınırlayamaz; ama varım ve her tür yaşamı yok edecek dondurucu bir nefes olacağım.&#8221;</p>
<p>Herkesin içinde bir yerlerde vahşi, katil, sadist, işkenceci, saldırgan kişilikleri üretebilecek duygular yatar. Kimileri bu duygularını fiziksel anlamda açığa çıkarır. Kimi bunu sanat yoluyla birer fantazya olarak sunar, kimi ise bunları sonsuza kadar içinde saklı tutar. İğrenç işlenmiş bir cinayet eylemi sadece iğrençtir. Yazılan ya da yaşanan kusursuz, tutkuyla ve zekice kurgulanmış cinayetler, tasarlanmış, bir anlamda kutsanmış kötülükler hayranlık uyandırır. Bu yüzden çoğu zaman iyilerin dünyasında da pek belli edilmese de cazip olur ve karşılık bulur.</p>
<p>Kuralın, yasağın olduğu her yerde kuralı bozma, yasağı çiğneme doğru olandan sapma (düzenin belirlediği doğru) ya da yasağa karşı gelme (düzenin belirlediği yasak) vardır. Bu birey toplum çatışmasının bir görünümüdür. Birey, kendi arzularına, güdülerine doyum sağlamaya çalışırken, toplum ona &#8216;ötekiler&#8217; adına &#8216;dur&#8217; demektedir. İnsan kendine kural koyan, normlar, ölçütler yaratan tek canlıdır. Kurallar koyar, soydaşlarıyla ortak davranış biçimleri oluşturur, ortak simgeler ve değerler yaratır. Onları adet, töre, gelenek, ahlak, din, hukuk vb. kurumlar olarak kuşaktan kuşağa aktarıp sürekliliğini sağlar. Toplum yaşamı sanki egoların ve kuralların kıyasıya çarpıştığı bir savaş alanı ve aynı zamanda gönüllü ya da gönülsüz bir uzlaşmasıdır.</p>
<p>İnsanlık tarihi, iyi-kötü, doğru-yanlış yargılarının, suç kavramının, davranış kalıplarının, toplumun somut yaşama koşulları tarafından belirlendiğine ve değişebilirliğine, bir başka değişle toplumun örgütlenmesiyle sıkı sıkıya bağlı olduğuna tanıktır. Kötülükle ilgilenen yazarlar ise, hiçbir zaman düzenle, uyum isteyen insanlarla uyuşma yolunu seçmedi. Onlar, sakin bir dönemin ürünleri değildirler. Kötülüğü eğlendirici bulmanın ötesinde, kurallar silsilesine, tabulaştırılmış dayatmalara her şeye rağmen boyun eğmeyenlerdir. Bedeli (ne kadar klişe bir kelime olsa da) hayatları pahasına ödeyenlerdir. Bu yazarlar kötülüğü severler ve eserlerinde kötülüğü arzu edilebilir bir duygu haline getirmek isterler.</p>
<p>Sonuç olarak kötülük, kadim zamanlardan beri sanatın ana malzemesi olmuştur. İlk çağ filozoflarından başta Platon olmak üzere birçoğunda ilgi uyandırmıştır. Bu gün de hâlâ sorgulanmaktadır. Platon, Goethe, Michelet, Kafka, Sartre, Camus, Boris Vian, Bataille, Baudelaire, Dostoyevski, Emily Bronte, Marcel Proust, Genet, Hannah Arendt, Nietzsche, Shakespeare, O. Wilde, Sade… Bu uzayıp gidecek olan liste kötülükle doğrudan ilgilenen ve düşüncelerinin merkezine oturtan isimlerden birkaçıdır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;">Abidin Parıltı </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Başkasını küçültmen seni büyük yapmaz]]></title>
<link>http://yalnizselvi.wordpress.com/2008/06/23/baskasini-kucultmen-seni-buyuk-yapmaz/</link>
<pubDate>Mon, 23 Jun 2008 18:30:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>yalnizselvi</dc:creator>
<guid>http://yalnizselvi.wordpress.com/2008/06/23/baskasini-kucultmen-seni-buyuk-yapmaz/</guid>
<description><![CDATA[                                Kendi açıklarını ve yanlışlarını başkalarının kusurlarını gündeme ge]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>   <img class="alignleft" src="http://img110.imageshack.us/img110/7296/aalamawm3.jpg" alt="" />                             Kendi açıklarını ve yanlışlarını başkalarının kusurlarını gündeme getirerek örtbas etmeye çalışmak birçoklarının başvurduğu bir yöntem.Karşısındakinin yanlışlarını,hatalarını kendine birer ölçüt almak sadece ahmakça bir avuntudur.Onların hataları bizi büyütmez ama daha iyiler yanında bizi küçültür.Hor görürsen,sende bir yerde hor görülürsün.Unutmaki insan beyni kendisine yapılan iyilikleri çok kolay unuturken, kendisine yapılan en küçük kötülüğü silinmez izlerle kaydetmeye meyillidir.</p>
<p> </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[katilin temizliği]]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2007/12/10/katilin-temizligi/</link>
<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 20:09:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2007/12/10/katilin-temizligi/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Mesela güzelliğe ilişkin büyük bir kitabı ele alalım: Gecenin Ucuna Yolculuk. Onu okuduktan s]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><blockquote><p>&#8220;<em>Mesela güzelliğe ilişkin büyük bir kitabı ele alalım: Gecenin Ucuna Yolculuk. Onu okuduktan sonra başka biri olmamak mümkün mü?</em>&#8220;</p></blockquote>
<p><a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/files/2007/12/kapak3317gif.jpg" title="katilintemizliği"><img src="http://mutlaktoz.wordpress.com/files/2007/12/kapak3317gif.jpg" alt="katilintemizliği" align="right" border="6" height="262" width="193" /></a>Başlığı ilginç gelmişti ilk anda, polisiye romanları seven biri olarak, <a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=946"><em>Katilin Temizliği</em></a>&#8216;ni ilk gördüğümde, hemen elime alıverdim. Başka bir rafta olması gerekirdi! Herkes böyle midir bilmiyorum, ben aynı anda birbiriyle tamamen alakasız şeyleri karıştırmaktan/okumaktan hoşlanıyorum. Benjamin&#8217;in estetik kuramını takip ederken araya giren bu kaçıncı kitap bilmiyorum. Tesadüfleri de seviyorum ayrıca; beklenmedik karşılaşmalar, hesaplanmayan tanışma anları neler getirir kimbilir! O anda ve orada kalacaktır belki yaşanmış olan, bir daha geriye dönülüp bakılmayacak, o karşılaşmanın getirdikleri her neyse belki sürmeyecektir. Hiç yoktan bir şey çeker sizi yine de, açıkca bilmesenizde ne olduğunu. Üstelik bu <em>an</em>&#8216;lar süreksizliğine rağmen iz bırakacak, bir daha hatırlamayacak olsak da, yaşamımızda yer  edecektir kendince. Kimi aşklar ve kimi kitaplar, böyle gelir. Çoğu aşkları ve çoğu kitapları da <em>bu yüzden</em> kaçırırız. Tesadüfün belirsizliği, gelecek olandan hoşlanıp hoşlanmayacağımızın bilinmiyor oluşu, bizi çoğunluk dikkatli olmaya zorunlu kılar. &#8216;<em>Dikkatli olmak</em>&#8217;sa, belirsizliğin barındırdığı olanakları  elimizden alır aynı zamanda. Çoğunluk, zorlayıcı bir tesadüf yoksa,  neyi görmediğimizi bilmeyiz bile. Raflarda kendi türlerinin arasında durmuyordu <em>Katilin Temizliği</em>, ya da kasıtlı bir şekilde kendi <em>türü</em> olarak adlandırılan şeyi ve <em>edebiyatta türler</em> tartışmasını ihlal etmek üzere oraya gelmişti! Edebiyatta &#8220;<em>tür meselesi</em>&#8220;ni düşünürken, klasiklerin arasında k<em>atilin temizliği</em> başlıklı bir kitapla karşılaşmak belkide dikkatimi çekmesini sağladı. Yazarı <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=amelie+nothomb">Amelie Nothomb</a> ismini ilk duyuyorum. Dışarıda karanlık bir gün ve kuru bir soğuk vardı, kendime camın kenarında yer bulup oturduğumda ilk sayfaları okumuştum bile. Roman düşündüğüm gibi değildi, ama bir kaç saat içinde okuyup kapağını  kapattığımda, okumaktan mennundum acıkcası. Diyaloglarla ilerleyen, betimlemelere yer vermeyen kitap, sıkıcı olmaya fırsat bırakmadan kendini bitiren bir akışkanlığa sahip. &#8216;<em>Neden yazarız?</em>&#8216; ve &#8216;<em>neden okuruz?</em>&#8216; sorularına cevaplar vermeye çalıştığı gibi, &#8216;<em>nasıl yazarız?</em>&#8216; ve &#8216;<em>nasıl okuruz?</em>&#8216; gibi soruları da gündeme getiriyor. Edebiyat ve kötülük, yaşam ve masumiyet, cinsellik ve temizlik türünde meseleler, kitap boyunca bir bakıma çoğu <em>aforizma</em> sayılabilecek cümlelerle irdeleniyor. Hikayenin konusunda bir zorlama kokusu alınıyor, ama bu zorlama, kitabın kahramanı olan Nobel ödüllü, Celine hayranı (<em>Gecenin Ucuna Yolculuk</em> güzellikle ilgili bir kitap olarak tanımlanıyor) ve Sartre&#8217;ı kücümseyip Patricia Highsmith  öven (iyi yazarın &#8216;<em>taşaklı yazar</em>&#8216; olduğunu belirtikten sonra yazar bunun kadınlıkla ilgili olmadığını belirtmek için Highsmith&#8217;i anıyor), karamsar, çağına lanetler yağdıran yazarının, kendini mantıksallaştırma girişimindeki olağanüstü kusursuzluğu farkettikçe rahatsız edici olmaktan çıkıyor, tam da meselenin böylece anlaşılabileceğini kabul ediyoruz. Bu sapkın yazarın söylediği her şeye neredeyse öfkelenmek mümkün, ama aynı zamanda olağanüstü   kusursuzluğuyla insanı çileden çıkaran mantığının çoğu zaman haklı şeyler söylediğini reddetmek mümkün değil. &#8220;<em>Edebiyat söylemi</em>&#8220;nin (ve tabiki &#8220;<em>edebiyat endüstirisi</em>&#8220;nin) bütün bildik klişeleri tersyüz ediliyor bir anlamda. Çok satmakla, çok konuşulmakla çok okunmanın ilişkisizliği, hatta ters orantılılığı, yine aynı kusursuz mantıkla belirtiliyor mesela. Hikayenin düğüm noktasıysa yazarın bitmemiş, kasıtlı olarak yarım bırakılmış romanıdır. Yazının ve yaşamın birbiririne karıştığı, birbirinin soruları ve cevaplarını barındırdığı düğüm bu yarım bırakılan kitaptır. Kibirli yazar, her büyük edebiyatcının ölümünden sonra tamamlanmamış bir kitabının olması gerekliliğiyle açıklar bunu, oysa mesele her zaman olduğu gibi göründüğünden başkadır&#8230;..</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
