<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>medeniyet &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/medeniyet/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "medeniyet"</description>
	<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 09:04:37 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[ATİNA VE SPARTA DEMOKRASİLERİ]]></title>
<link>http://metinbosnak.wordpress.com/2010/01/02/atina-ve-sparta-demokrasileri/</link>
<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 15:56:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>Metin Bosnak</dc:creator>
<guid>http://metinbosnak.wordpress.com/2010/01/02/atina-ve-sparta-demokrasileri/</guid>
<description><![CDATA[Demokrasiyi “Hatırlamak” Metin Boşnak “Demokrasi”nin—geçerli olmasa da—genelde tarifi halkın, “halk ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Demokrasiyi “Hatırlamak”</p>
<p>Metin Boşnak</p>
<p>“Demokrasi”nin—geçerli olmasa da—genelde tarifi halkın, “halk tarafından” yönetimidir.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn1">[1]</a> Bir toplumdaki fertlerin yönetime katılma şekli ve oranını tayin eden demokrasi bir siyasal sistem olduğu kadar, siyasi iktidarın vicdanını kontrol etme amacı da güder. Hukuki olanla  meşru olan arasında ince çizgileri olan demokrasi din, dil, ırk, toplumsal cinsiyet, toplumsal statü vb. farkları gözetmeden her bireyin eşitliği esasını öngörür.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn2">[2]</a> Öte yandan demokrasi, özellikle soğuk savaş yıllarının akabinde “Yeni Dünya Düzeni”nin<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn3">[3]</a> ilan edilmesiyle, belagati en çok yapılan ve farklı tanımlarla kolayca yeniden şekillenebilen elastik bir kavram olageldi.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn4">[4]</a> Batı kapitalizminin tamamlayıcı parçalarından biri olan demokrasinin temel referansları, Kadim Yunan’da Atina’ya, M.Ö. beşinci yüzyıla tekabül etmektedir.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn5">[5]</a> Demokrasiye delalet eden bazı öncül uygulamalar ise, tarih öncesi bazı Orta Doğu ve Uzak Doğu toplumlarında da görülmüştür.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn6">[6]</a> Ancak asırlardır devam eden Batılı etnik-merkezci teorisyenlerin çabaları ve bilgiyi güç olarak görüp, onu üreten, yönlendiren ideolojik müstemlekecilik, demokrasi ve medeniyetin beşiği olarak sadece Kadim Yunan’ı görmüştür.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn7">[7]</a></p>
<p>Demokrasiyi bir siyasal sistem olarak <em>Devlet </em>(ya da<em> Cumhuriyet</em>) adlı eserinde tartışan ilk felsefeci Eflatun’dur. Üstadı Sokrat’ın fikirlerini kaleme alırken ne kadar değiştirdiğini bilmediğimiz Eflatun,<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn8">[8]</a> diyaloglarında farklı kişilerin ağzından demokrasi, “monarşi” (bir kişinin yönetimi), “oligarşi” (azınlık bir topluluğun yönetimi), “timokrasi” (mülk sahipleri ve/ya eşrafın yönetimi) gibi yönetim şekillerini tartışır ve eleştirir. Öte yandan Eflatun, Sokrat’ın şahsında, idealindeki devlet için demokrasiyi ideal yönetim tarzı olarak görmez.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn9">[9]</a> Şehir-devletler arasında karşılaştırmalar yapan Eflatun’un gönlünde yatan Atina tarzı demokrasi değil, Sparta tarzı bir yönetimdi ve oligarşiyi de içeriyordu.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn10">[10]</a> Sparta bir kışla şehir görünümündeydi ve insanlar devletin etrafında varlıklarını birleştirerek anlam kazanıyordu.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn11">[11]</a> Atina ve Sparta arasında biteviye çekişmeler iki ayrı sistemin başarı ile insan hakları, zafer ve medeniyet, güvenlik ve hür düşünce, güç ve hukuk, devlet ya da halkı esas arasında farklılıkları vardı. Anlayış farkının özünde olan unsurlardan birisi de dış güvenlik ve asayiş açısından Sparta’nın kendini daha tehlikeye açık ve teyakkuzda hissetmesi ile, Atina’nın daha iç bölgelerde yer almasıyla dikkatini daha dahili siyaset, medeniyet algılaması ve Sparta’nın aksine halkın etrafında devleti örgütlemesi yatıyordu.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn12">[12]</a> Disiplin, itaat, fiziki gücün, beden eğitimin, cengaverliğin en önemli değerler olduğu Sparta, nispeten daha lakayt, daha serbest ve entelektüel güce önem veren, yumuşak güce inanan Atina’yla zıtlık oluşturuyordu.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn13">[13]</a></p>
<p>Atinalı Perikles dönemini sonrasında yaşanan karışıklıkları hatırında hep tutan Eflatun, ancak bazı özel yetenekleri olan insanların yönetici olabileceği inancındaydı;  kişinin seçilerek yönetici olması, mutlaka iktidarı hakettiği anlamına gelmiyordu. Demokratik dönemin getirdiği hukuku belagat, hakikati da ikna yeteneğine indirgeyen sofistler de onun demokrasi ve topluma yararları konusunda şüpheci bakmasında rol oynadı.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn14">[14]</a> Sofistlerin dünyasında, gerçekliğine ikna ettikten sonra her şey gerçek olabilirdi. Atina demokrasisinde eleştirdiği konuların başında onun demagojiye teslim olan yapısı, belagat ve siyasetin “hakikat”i aramak yerine kudret aradığı inanışı, seçimle her halükarda yetenekli insanların iktidara gelemeyeceği, seçmenin bilgi ve bilincinin gerçeği algılamadaki yetersizlikleri ve Atina’lıların askeri gücünün zayıflığı gibi unsurlar yatıyordu.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn15">[15]</a> Onun ideal devletinde edebiyatçıların da yeri yoktu. “Mythos” ve “logos” arasında çatışmadan başka bir şey görmeyen Eflatun, “logos” lehine “mythos”u dışlamak ya da olacaksa, ancak mythos” emrinde olmasını ve devlete yararlı olacak tarzda devam etmesinden yanaydı.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn16">[16]</a></p>
<p>Eflatun felsefesinin temelinde “gerçeğin” monolitik ve değişmez olduğu inancı yatar. Duyu organlarının algıladığı alemde, “idealar” aleminde var olan şeylerin sadece üçüncü dereceden kusurlu taklitlerinin olabileceğine inanan Eflatun, çok gerçekli ve çok sesli bir demokrasiye sıcak bakamazdı.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn17">[17]</a> Eflatun’un diyaloglarındaki çok seslilik, sadece tek bir sesin kendini ortaya koymasına, onun diğerlerine galebe çalmasına, o tek fikrin doğuşu için “ebelik” yapmak amacına hizmet eder: Sokrat’ın sesi ve fikirleri.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn18">[18]</a> Onun anlayışında halkın bilgi ve bilinç seviyesi zaten düşüktür; seçimlerde oy kullanmaları da ideal bir yöneticiyi seçecekleri anlamına gelmez.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn19">[19]</a> Bu nedenle Eflatun, iyi niyetli filozof-kral idaresinin diğerlerinden daha üstün olduğunu ifade eder. Karl Popper’in Eflatun’u modern totaliter rejimlere rehberlik ettiği, idealist olduğu ve “toplum mühendisliğine” yol açtığı için suçlaması bu fikirlerinden dolayı olmuştur.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn20">[20]</a> Öte yandan, yirminci yüzyılda Eflatun’unkine benzer şekilde yönetim ve halk arasındaki ilişkilerini, seçmen eğilimleri ve seçilenle ilişkilerini ele alan ciddi araştırmalar da vardır.<a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_edn21">[21]</a> Demokrasinin iki eski şeklini günümüz ülkelerine bakarak da görmek mümkündür.</p>
<hr size="1" /><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref1">[1]</a> Giovanni Sartori, <em>The Theory of Democracy Revisited</em> (Chatham, NJ: Chatham House Publishers, 1987) 21.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref2">[2]</a> Marvin Zetterbaum, <em>Tocqueville and the Problem of Democracy</em> (Stanford, CA: Stanford University Press, 1967) 147.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref3">[3]</a> David Jacobson, ed., <em>Old Nations, New World: Conceptions of World Order</em>(Boulder, CO: Westview Press, 1994) 143.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref4">[4]</a> The Changing Nature of Democracy. Contributors: Takashi Inoguchi &#8211; editor, Edward Newman &#8211; editor, John Keane &#8211; editor. Publisher: United Nations University Press. Place of Publication: Tokyo. Publication Year: 1998. Page Number: 255.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref5">[5]</a> Randall G. Holcombe, <em>An Economic Analysis of Democracy</em> (Carbondale, IL: Southern Illinois University Press, 1985) 15.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref6">[6]</a> Raul S. Manglapus, <em>Will of the People: Original Democracy in Non-Western Societies</em> (New York: Greenwood Press, 1987) 19-34.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref7">[7]</a> Orlando Patterson, <em>Freedom: Freedom in the Making of Western Culture</em>, vol. 1 (New York: Basic Books, 1991) 20.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref8">[8]</a> Ruby Blondell, <em>The Play of Character in Plato&#8217;s Dialogues</em> (Cambridge, England: Cambridge University Press, 2002) 251.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref9">[9]</a> John H. Hallowell, &#8220;Plato and the Moral Foundation of Democracy,&#8221; <em>Plato: Totalitarian or Democrat?</em>, ed. Thomas Landon Thorson (Englewood Cliffs, NJ: Prentice Hall, 1963) 129.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref10">[10]</a> Jon Hesk, <em>Deception and Democracy in Classical Athens</em> (Cambridge, England: Cambridge University Press, 2000) 35.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref11">[11]</a> Paul Cartledge, and Antony Spawforth, <em>Hellenistic and Roman Sparta: A Tale of Two Cities</em> (New York: Routledge, 2002) 3-58.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref12">[12]</a> Anton Powell, <em>Athens and Sparta: Constructing Greek Political and Social History from 478 BC</em> (London: Routledge, 2001) 97.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref13">[13]</a> Nigel M. Kennell, <em>The Gymnasium of Virtue: Education &#38; Culture in Ancient Sparta</em> (Chapel Hill, NC: University of North Carolina Press, 1995) 3.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref14">[14]</a> <em>The First Philosophers: The Presocratics and Sophists</em>, trans. Robin Waterfield (Oxford: Oxford University Press, 2000) 205-69.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref15">[15]</a> R. H. S. Crossman, &#8220;Plato and the Perfect State,&#8221; <em>Plato: Totalitarian or Democrat?</em>, ed. Thomas Landon Thorson (Englewood Cliffs, NJ: Prentice Hall, 1963) 17.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref16">[16]</a> Adi Ophir, <em>Plato&#8217;s Invisible Cities: Discourse and Power in the Republic</em>(London: Routledge, 1991) 12.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref17">[17]</a> Daryl H. Rice, <em>A Guide to Plato&#8217;s Republic</em> (New York: Oxford University Press, 1998) 83.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref18">[18]</a> Julia Annas, <em>Platonic Ethics, Old and New</em> (Ithaca, NY: Cornell University Press, 1999) 9.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref19">[19]</a> Nicholas F. Jones, <em>The Associations of Classical Athens: The Response to Democracy</em> (New York: Oxford University Press, 1999) 269.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref20">[20]</a> Peter Munz, &#8220;6 My Adventure with Popper and Wittgenstein,&#8221; <em>Karl Popper: A Critical Appraisal</em>, ed. Philip Catton and Graham Macdonald (New York: Routledge, 2004) 115.</p>
<p><a href="/Users/scholar/Documents/MET%C4%B0NBO%C5%9ENAK/OPED%20AT%C4%B0NA%20VE%20SPARTA%20DEMOKRAS%C4%B0S%C4%B0.docx#_ednref21">[21]</a> Donald N. Wood, <em>Post-Intellectualism and the Decline of Democracy: The Failure of Reason and Responsibility in the Twentieth Century</em> (Westport, CT: Praeger, 1996) 19.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SİYASET veyahut POLİTİKA ÜZERİNE]]></title>
<link>http://spesifikblog.net/2009/10/30/1148/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 15:54:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ozan KUBLAY</dc:creator>
<guid>http://spesifikblog.net/2009/10/30/1148/</guid>
<description><![CDATA[Hiç şüphesiz ki, medyanın en çok sevdiği fakat tehlikeli hatta endişe verici bir biçimde halkın kork]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hiç şüphesiz ki, medyanın en çok sevdiği fakat tehlikeli hatta endişe verici bir biçimde halkın kork]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiyemin Medeni Erkekleri]]></title>
<link>http://mfarsakoglu.wordpress.com/2009/10/03/turkiye-ve-medeniyet/</link>
<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 06:03:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>mertf</dc:creator>
<guid>http://mfarsakoglu.wordpress.com/2009/10/03/turkiye-ve-medeniyet/</guid>
<description><![CDATA[Metin Tok açılışı yapmak istiyorum şimdi.. Gün geçmiyor ki ülkemizde bir ilginçlik daha yaşanmasın. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Metin Tok açılışı yapmak istiyorum şimdi.. Gün geçmiyor ki ülkemizde bir ilginçlik daha yaşanmasın. ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Din Dayatmaları..]]></title>
<link>http://septikfikir.wordpress.com/2009/10/01/din-dayatmalari/</link>
<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 07:24:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>ℓα ρнιℓσѕσρнιє мαтéяιαℓιѕтє</dc:creator>
<guid>http://septikfikir.wordpress.com/2009/10/01/din-dayatmalari/</guid>
<description><![CDATA[Dünya tarihi, insanlığın medeniyet sahnesine çıkışı ile çehresini değiştirmiş ve insanlık kültürünün]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Dünya tarihi, insanlığın medeniyet sahnesine çıkışı ile çehresini değiştirmiş ve insanlık kültürünün bir yerde kurbanı olmuştur diyebiliriz. İnsan ırkı Din olgusunu hayatına sokmuş ve bunun yayılmasını sağlamıştır.</p>
<p>Bilinen ilk Din &#8220;<span style="font-weight:bold;">Vedizm</span>&#8221; olmakla beraber M.Ö.1500 ile M.Ö.1000 yılları arasında tarihlendirilir.Bu insanlığın en eski kutsal dinidir. Kutsal sayılan kitabı ise &#8220;<span style="font-weight:bold;">RigVeda</span>&#8221; &#8216;dır. İçinde 128 Kaside (Övgü) bulunan bu kitap aynı tarihlere dayanmakdır.</p>
<p>Bu dinin tanımını, kutsal metni olan &#8220;<span style="font-weight:bold;">Veda</span>&#8216; da&#8221; yapılmaktadır. Veda; &#8220;<span style="font-weight:bold;">Bilgi</span>&#8221; anlamına gelir. Bu bilgi gözler yoluyla elde edilemeyen bir bilgi türüdür. Çoğunlukla Kulak ile edinilebilecek bir bilgi türü olduğuna inanılırdı.</p>
<p>Bu dinin Tanrıları; <span style="font-style:italic;">İndra, Mithra ve Varuna</span>&#8216; dır.</p>
<ul>
<li><span style="font-weight:bold;">İndra</span>; doğa tanrısıdır. Gök gürültüsünün, fırtınanın ve yağmurun tanrısıdır. Aynı zaman da savaş tanrısı olarak da geçer.</li>
</ul>
<ul>
<li><span style="font-weight:bold;">Varuna</span>; akıl tanrısıdır ve ilk olarak gök, fakat daha çok göğün -yıldızlı göğün- tanrısıdır. Varuna daha sonra doğanın düzgün işlemesini sağlayan Evrensel Düzen Tanrısı ve dünyaya gözkulak olup insanlığa yol gösteren Ahlak Tanrısı haline gelmiştir.</li>
</ul>
<ul>
<li><span style="font-weight:bold;">Mithra</span>; gündüz, göğün ışığının ve aynı zamanda Hakkın Tanrısı&#8217;dır. (Her şeyi gören tanrıdır.) İnsanlar arasında adaletin iyice egemen olmasını sağlamakla yetkilidir.</li>
</ul>
<p><span style="font-size:78%;">Kaynak : <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Brahmanizm#Vedizm">Vedizm</a><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Brahmanizm#Vedizm"> [ Vikipedi ]</a></span></p>
<p>Şimdi Bu Teknik Bilgilerden sonra incelememize geçelim..</p>
<p>Vedizm&#8217;in gelişmesi, ölümden sonra yaşamanın birbirini kovalayan çeşitli hayatlar içinde gerçekleşmesi yolunda olmuştur. Bu ise, yeni bir erdem ölçüsü getirmiş bulunmaktadır. İnsan iyi davranışlarla yaşamışsa sonraki hayatında iyi bir bedene, kötü davranışlarla yaşamışsa sonraki hayatında kötü bir bedene girecektir. Bu ise, iyiliğin armağanı, kötülüğün cezasıdır.</p>
<p>Reenkarnasyonun esas olduğu bu inanış biçiminde ki fikre dikkat edelim. Vedizm, İnsanların bir tür Kast sistemi içerisinde yaşadığı bir döneme tekabül etmekteydi.</p>
<p>Bu sistemin başında din adamlarının, &#8220;<span style="font-weight:bold;">Brehmenlerin (rahip) kastı</span>&#8221; gelmektedir. Din adamlarının altında prenslerle savaşçıların kastı olan &#8220;<span style="font-weight:bold;">Arya Kastı</span>&#8221; vardır. Bundan sonra, işçilerin ve kölelerin &#8220;<span style="font-weight:bold;">Çudra Kastı</span>&#8221; yer almaktadır. Bunların dışında da insanlığın en aşağılığı sayılan &#8220;<span style="font-weight:bold;">Paryalar</span>&#8221; vardır. Paryalar kastında yaşayan insanlar genellikle dilenciler ve benzeri bir hayat sürmekte olan kölelerdir.</p>
<p>Böyle bir sınıfsal ayrım içerisinde yaşayan insanların arasındaki erdemlilik ölçütleri de farklıydı.<br />
Erdem bütün bu sınıflarda ayrı bir ölçü taşımaktadır. Bir kastın erdemi, öbür kastın erdeminden başkadır. Erdem bir sınıfa göre almak, bir başka sınıfa göre vermektir. Rig-Veda&#8217;nın onuncu kitabının onuncu şarkısı şöyle biter: <span style="font-style:italic;">&#8220;İnsan bir Brehmen’e bir inek verirse bütün alemleri elde etmiş olur.</span>&#8220;</p>
<p><span style="font-size:78%;">Kaynak : <a href="http://www.yenimakale.com/tarih/mitoloji/1285-ilk-din-kitabi.html">Vedizm [ Yeni Makale ]</a></span></p>
<p>Buraya kadar ki kısım Bilimsel İncelemeler sonucu ortaya atılmış araştırmalardır. Şimdi de İslami kaynakların bizlere verdiği bilgiye bir göz atalım.</p>
<p>İnsanlığın ilk dîni, ilk insan ve ilk Peygamber &#8220;<span style="font-weight:bold;">Hz. Âdem Aleyhisselâm&#8217;a</span>&#8221; gönderilen ve Allah&#8217;ın bir olduğu inancına dayanan &#8220;<span style="font-weight:bold;">Tevhid</span>&#8221; dînidir. Sosyolojik araştırmalar da insanlığın ilk dîninin tevhid dîni olduğunu ispatlar mahiyettedir. Nitekim dinler tarihi araştırmacısı ve sosyolog &#8220;<span style="font-weight:bold;">Schmidt</span>&#8220;, yeryüzünde en ilkel insan cemiyeti olan &#8220;<span style="font-style:italic;">Pigmeler</span>&#8221; üzerinde yaptığı araştırmalar sonucu, bunlarda &#8220;tek tanrı inancı&#8221;nın olduğunu ortaya koymuştur. Schmidt&#8217;in bu tesbitleri, &#8220;<span style="font-weight:bold;">Durkheim&#8217;in</span>&#8220;, insanlığın ilk dininin &#8220;<span style="font-weight:bold;">totemizm</span>&#8221; olduğu yolundaki iddialarını çürütmüş, bu konudaki yaygın Batılı kanâatleri yıkmıştır.<br />
<span style="font-size:78%;"><br />
Kaynak : <a href="http://www.ilahi.org/modules.php?name=Forums&#38;file=viewtopic&#38;t=992">İslami Kaynaklara Göre İlk Din [ İlahi ]</a></span></p>
<p>Şimdi <span style="font-style:italic;">P.Wilhelm Schmid</span><span style="font-style:italic;">t</span> ve<span style="font-weight:bold;"> </span><span style="font-style:italic;">Émile Durkheim</span><span style="font-style:italic;">&#8216;in</span> araştırmalarını inceleyelim.</p>
<p><span style="font-style:italic;">P.Wilhelm Schmidt</span>, etnolojinin esas görevinin, insanlığın başlangıcına yaklaşmak ve insanlığın<br />
en eski dinini de keşfetmek olduğu düşüncesini sürdürürken etnoloji bilimine de bir görev<br />
yüklemektedir. Çünkü Schmidt’e göre etnoloji insanlığın maddi kültür öğelerinin yanında, dini<br />
öğeleri de incelemelidir.<br />
Etnoloji içerisinde kültür tarihi ekolü, insanlığın en eski kültür aşamasının avcı-toplayıcılar olduğunu bulmuştur. Bu avcı-toplayıcı kültürler aynı zamanda Schmidt’e göre, insanlığın en eski dinini temsil edebileceğini kabul etmektedir.<br />
Schmidt, dünyanın dört bir tarafına yayılmış olan bu kültürlerde dini benzer öğeleri geniş bir analizden sonra ortaya koymuştur. Bu ilkel kültürlerdeki temel ortak özellik yüce varlık inancının hakim olmasıdır. Bu Yüce Varlık yaratıcıdır. Ama aynı zamanda ahlaki kanunlar koyan ve bu kanunlara insanların uymasını isteyen bir yüce varlıktır. Bu insanlar Yüce Varlık’a dua,kurban ve seremonilerle yaklaşmaktadırlar</p>
<p><span style="font-style:italic;">Émile Durkheim</span> &#8220;Les Formes Êlémentaires De La Vie Religieuse&#8221; ( Dini Hayatın İlkel Biçimleri ) adlı eserinde bugün bilinen en basit, en ilkel dini ve onun esaslarını keşfetmek ve analiz etmek hedeflenmiştir. Bir dini sistem, şu iki koşulu yerine getirdiğinde onun gözlemlenebilir en ilkel din olduğu söylenebilir. Birincisi, bu dini sistemin organizasyonlarının basitliği başka hiçbir toplumda bulunmayan bir şekilde olması; ikincisi, bu dini sistemin kendisinden önceki başka bir dinden herhangi bir unsur alınmaksızın açıklanabilir olması gerekir.</p>
<p>Bu iki bilim insanı ve araştırmaları dolayında anladığım kadarı ile sosyolojik ve etnolojik etmenler doğrultusunda ortaya çıkardıkları teorilerin açıklanabilir ve doğruluk payı yüksek birer teori olduklarını çıkarabiliriz.</p>
<p>Şimdi M.Ö. 1500 yıllarından başlarsak eğer, ve bu bilgiler ışığında <span style="font-style:italic;">&#8220;bir insanın kendi dininin tamamen &#8220;Özgün&#8221; ve &#8220;Tanrısal&#8221; olduğunu ne derecede doğrulayabiliriz&#8221;</span> sorusunu sormak istiyorum.</p>
<p>İlk dinler bile bireyin diğer hayatlarından bahsederken, şimdi ki modern din bilgilerinin bana ahiret olgusunu dayatmaları ne derece doğru bilemiyorum.<br />
<span style="color:#ffffff;">BuS</span><br />
Şimdi insan olarak apolejetik (savunmacı) gaye gütmeden ve ideolojik muhalefet tavrı içine girmeden, olgusal temelde araştıran ve analiz eden bir mantık çerçevesinde dinleri mantık ile kıyasladığımda her birinin birbirinden etkilenmiş birer zincirleme din olduğunun kanısını çıkarabilirim.</p>
<p>İlk dine baktığımızda karşımıza çıkan mantık ile son din arasındaki mantık, formal değişiklikler haricinde aynı ve aynı amaca hizmet ettiği görülebilir. Biri Politeist Diğeri Monoteist. Farkları burada ortaya çıkıyor, ve fakat bu farkların gözetebileceği pek bir ayrım olmayabiliyor. Netice de bu iki din arasında yıllar var ve bu yıllar penceresinde birbiri ardına gelip geçen zaman da birbirlerine kattıkları binlerce unsur olmalı.<br />
Helen kültünün Pagan kültürüne kattığı olgular ile Pagan kültünün Arap mitolojisine soktuğu olgular arasında fark olmayabiliyor. Kanıtlar doğrultusunda İslam dini de bir Arap dini olduğunu göz önüne alırsak, Müslümanların birer Helenistik İnanç sahibi oldukları yönünde bir mantıklı önerme yapabilirmiyiz?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fuat Sezgin, Bilim tarihi, İstanbul İslam Bilim Teknoloji Müzesi ]]></title>
<link>http://bilimicat.wordpress.com/2009/09/29/fuat-sezgin-bilim-tarihi-istanbul-islam-bilim-teknoloji-muzesi/</link>
<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 21:05:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>abdelk</dc:creator>
<guid>http://bilimicat.wordpress.com/2009/09/29/fuat-sezgin-bilim-tarihi-istanbul-islam-bilim-teknoloji-muzesi/</guid>
<description><![CDATA[Hayatı Prof.Dr.Fuat Sezgin 24 Ekim 1924’te Bitlis’te doğdu. 1943-1951 yılları arasında İstanbul Üniv]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://bilimicat.wordpress.com/files/2009/09/fuatsezgin_1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-103" title="fuatsezgin_1" src="http://bilimicat.wordpress.com/files/2009/09/fuatsezgin_1.jpg?w=300" alt="fuatsezgin_1" width="300" height="224" /></a><strong>Hayatı </strong>Prof.Dr.Fuat Sezgin 24 Ekim 1924’te Bitlis’te doğdu. 1943-1951 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Şarkiyat Enstitüsü’nde İslami Bilimler ve Orientalistik alanında öncü bir yere sahip olan Alman orientalist Hellmut Ritter (1892 &#8211; 1971)’in yanında öğrenim gördü. Hocasının, bilimlerin temelinin İslam bilimlerine dayandığını söylemesiyle bu alana yöneldi. 1954&#8242;te Arap Dili ve Edebiyatı bölümünde Buhari’nin Kaynakları adlı doktora tezini tamamladı. <a href="http://bilimicat.wordpress.com/files/2009/09/islam_muze2.jpg"></a>Bu teziyle o, hadis kaynağı olarak İslam kültüründe önemli bir yere sahip olan Buhari (810-870)’nin biraraya getirdiği hadislerde bilinegeldiğinin aksine sözlü kaynaklara değil İslam’ın erken dönemine, hatta 7. yüzyıla kadar geri giden yazılı kaynaklara dayandığı tezini ortaya attı. Bu tez Avrupa merkezli orientalist çevrelerde hala tartışılmaktadır. 1954 yılında İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde doçent oldu. Burada Zeki Velidi Togan ile çalıştı(izafet.Com)</p>
<p><a href="http://bilimicat.wordpress.com/files/2009/09/islam_muze4.jpg"><img src="http://bilimicat.wordpress.com/files/2009/09/islam_muze4.jpg?w=150" alt="islam_muze4" title="islam_muze4" width="150" height="97" class="alignleft size-thumbnail wp-image-106" /></a><strong>İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi</strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi dünyanın ilk “İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi”ni Gülhane Parkı’nda kurdu. Kendi türünde dünyada bir ilk olan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, İslam kültür çevresinin bilim dünyasına ve modern bilimin oluşumuna katkıları hakkında genel bir bakış sunacak.<br />
<a href="http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=147322"><strong>hayatı, Avrupada yaşadıkları, bilim tarihindeki düzeltmeleri</strong></a><br />
<!--more--></p>
<p><a href="http://bilimicat.wordpress.com/files/2009/09/islam_muze8.jpg"><img src="http://bilimicat.wordpress.com/files/2009/09/islam_muze8.jpg?w=150" alt="islam_muze8" title="islam_muze8" width="150" height="93" class="alignleft size-thumbnail wp-image-107" /></a>27 Mayıs 1960 askeri darbesi sırasında üniversiteden uzaklaştırılan ve 147’likler diye bilinen akademisyenler arasındaydı. 1961 yılında Almanya’ya giden Fuat Sezgin Frankfurt Üniversitesi&#8217;nde ilkin misafir doçent olarak dersler verdi. 1965 yılında Frankfurt Üniversitesi’nde profesör oldu. Oradaki bilimsel çalışmalarının ağırlık noktası Arap-İslam kültür çevresinde tabii bilimler tarihi alanı olmuştur ve bu alanda 1965 yılında habilitasyon çalışmasını yapmıştır. Henüz İstanbul’da iken başladığı 7./14. yüzyıldan itibaren gelişen Arap-İslam edebiyatı tarihi çalışmasına (Geschichte des arabischen Schrifttums) Almanya’da da devam ederek, orientalistik çalışmaları için kaynak eser haline gelmiş ve hala aşılamamış 13 ciltlik eserinin ilk cildini 1967 son cildini ise 2000 yılında yayınladı. Geschichte des arabischen Schrifttums İslam’ın ilk döneminde uğraşılmış, dini ve tarihi edebiyattan coğrafya ve haritacılığa kadar bütün ana ve yan bilim dallarını konu edinmektedir. Prof. Sezgin Suudi Arabistan Kral Faysal Vakfı’nın İslami bilimler ödülünü 1978 yılında ilk alan kişidir. Bu ve başka desteklerle Sezgin, 1982 yılında J.W.Goethe Üniversitesi’ne bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nü ve 1983’de buranın müzesini kurdu, buranın halen direktörlüğünü yürütmektedir. Enstitüye bağlı olarak kurduğu müzede Sezgin, İslam kültür çevresinde Müslüman bilginler tarafından yapılmış aletlerin ve bilimsel araç ve gereçlerin yazılı kaynaklara dayanarak yaptırdığı numunelerini sergilemektedir. Müzede bulunan objeleri tanıtmak ve İslam kültür çevresindeki bilimsel gelişmeyi göstermek için hazırladığı Wissenschaft und Technik im Islam isimli kataloğu 2003 yılında yayınladığı. Fransızcası da yayınlanmış olan bu kataloğun Arapça, İngilizce ve Türkçesi yayınlanmak üzeredir.<br />
Ödülleri<br />
Kral Faysal Ödülü (1978)<br />
Frankfurt am Main Goethe Plaketi (1980)<br />
Almanya 1. Derece Federal Hizmet Madalyası (1982)<br />
Almanya Üstün Hizmet Madalyası (2001)<br />
İran İslami Bilimler Kitap Ödülü (2004)</p>
<p>Üyelikleri<br />
Arap Dili Akademisi (Kahire)<br />
Arap Dili Akademisi (Şam)<br />
Fas Kraliyet Akademisi (Rabat)<br />
Arap Dili Akademisi (Bağdat)<br />
TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) şeref üyeliği<br />
Yayınları<br />
60 yılı aşkın bir süredir bilim tarihi çalışmalarını yürütmekte olan Prof Dr. Fuat Sezgin’in başyapıtı olan Geschichte des Arabischen Schrifttums (GAS) isimli 13 ciltlik eserinin işlediği konular şunlardır:<br />
Cilt 1, Leiden 1967: Kur’an bilimleri, hadis, tarih, fıkıh, kelam ve tasavvuf. (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)<br />
Cilt 2, Leiden 1975: Edebiyat / Şiir (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)<br />
Cilt 3, Leiden 1970: Tıp, Farmakoloji, Zooloji, Veterinerlik (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)<br />
Cilt 4, Leiden 1971: Simya, Kimya, Botanik, Ziraat (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)<br />
Cilt 5, Leiden 1974: Matematik (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)<br />
Cilt 6, Leiden 1978: Astronomi (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)<br />
Cilt 7, Leiden 1979: Astroloji, Meteoroloji ve ilgili bilimler (yaklaşık 430/1038 yılına kadar) Cilt 8, Leiden 1982: Leksikografi (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)<br />
Cilt 9, Leiden 1984: Gramer (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)<br />
Cilt 10, Frankfurt 2000: İslam’da matematiksel coğrafya ve haritacılık ve bu bilimlerin Avrupa’da devamı<br />
Cilt 11, Frankfurt 2000: İslam’da matematiksel coğrafya ve haritacılık ve bu bilimlerin Avrupa’da devamı<br />
Cilt 12, Frankfurt 2000: İslam’da matematiksel coğrafya ve haritacılık ve bu bilimlerin Avrupa’da devamı, haritalar,<br />
1984 yılından beri yayınlanmakta olan Zeitschrift für Geschichte der arabisch-islamischen Wissenschaften isimli dergi,<br />
Fuat Sezgin’in İslam bilimler tarihinde eşsiz bir yere sahip olan bir diğer çalışması ise Coğrafya, Avrupalı seyyahların Seyahatnameleri, Matematik ve Astronomi, Tıp, Felsefe, Müzik, Nümizmatik, Tarih yazımcılığı ve bilimler tasnifi ve diğer konularda yazılmış orijinal eserlerin tıpkıbasımlarını ve bu konuda araştırmalar yapmış olan batılı bilim adamlarının çalışmalarının yeniden basımlarını içeren seriler halinde 1300 cilt civarındaki yayınları,<br />
Enstitü Müzesi’nin objelerinin tanıtımını ve İslam kültür çevresindeki bilimsel geliştirmeyi göstermek için hazırladığı Wissenschaft und Technik im Islam (İslam’da Bilim ve Teknik) adlı katalog çalışması</p>
<p><strong>İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi</strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi dünyanın ilk “İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi”ni Gülhane Parkı’nda kurdu. Kendi türünde dünyada bir ilk olan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, İslam kültür çevresinin bilim dünyasına ve modern bilimin oluşumuna katkıları hakkında genel bir bakış sunacak.</p>
<p>Önümüzdeki aylarda açılacak müzede Müslüman bilginlerin kurdukları rasathaneler, hastaneler, kimyasal düzenekler ve üniversiteler gibi kurumsal eserler görsel olarak yer alıyor. Ayrıca İslam’ın bilgi ve bilgi teorisi merkezli yaklaşımının, kazanımlarının örnek modelleri müzede en belirgin bir şekilde tanıtılacak. Bütün bu başarılar ve kazanımların yaklaşık bin yıl önce bilim dünyasının hizmetine sokulduğunu bilmek, İslam kültürünün de bilim tarihi yazımında göz önünde bulundurulması gerekliliğini ispatlayacak değerde.<br />
Batı merkezli bilimler tarihi, genel olarak İslam medeniyet ve kültürünün bilimler tarihindeki başarılarını, rolünü ve kazanımlarını göz önünde bulundurmuyor. Bu çalışmalar, 15. ve 16. yüzyılda Avrupa’da gerçekleşen bilimsel başarıların öncüllerini Antik Yunan ve Roma ile ilişkili olarak sunuyor. Geri kalan birkaç istisna çalışmada ise İslam Medeniyeti, Antikçağ ile modern çağ arasında “bir taşıyıcı” olarak tasavvur ediliyor. İşte İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin kuruluşunun temelinde tarih boyunca Müslümanların medeniyete yaptığı katkıları açığa çıkarmak ve bunların bilinmesini sağlamak yatıyor.<br />
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın işleteceği müze, TÜBİTAK, TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi), İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Frankfurt Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fuat Sezgin’in katkılarıyla oluşturuldu. Müzede ilk etapta 140 eser sergilenecek ve zaman içerisinde bu eserler 800’ü bulacak. Müzenin içerisinde ayrıca Bilimler Tarihi Kütüphanesi de yer alacak.</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sur–u Sultanî içinde yer alan Has Ahırları’nı müze olarak kullanılmak üzere 10 yıl süreyle Kültür Bakanlığı’nın kullanımına verdi. Gülhane Parkı’nda kurulan “İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi” 3 bina içinde 3 bin 550 metrekareyi kapsıyor.<br />
Müze tamamen açıldıktan sonra projenin 2. aşamasında, sergilenen eserlerin TÜBİTAK tarafından çocuklar için interaktif ortamda küçük maketlerinin yapılması planlanıyor. Çalışma çocuklara yönelik motive edici bir girişim olarak ifade ediliyor. Devam eden “Gülhane Parkı Tarihi Yapıların Onarımı ve Restorasyonu ile 1.Etap Çevre Düzenlemesi Tamamlama İnşaatı” çerçevesinde, “İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi” binaları da dahil olmak üzere 2007 yılı birim fiyatlarıyla 23 milyon 67 bin 416 YTL harcandı.</p>
<p>Müzenin kurucularından Prof. Dr. Fuat Sezgin hakkında bilgi</p>
<p>50 yılı aşkın bir süredir İslam Bilimleri Tarihi araştırması yapan Prof. Dr. Fuat Sezgin, bilimler tarihi konusunda dünyanın önde gelen otoriteleri arasında. Prof. Dr. Fuat Sezgin, Doğubilimi ve Türkoloji üzerine çalışmalar yapan bilim adamı Carl Brockelmann’ın “GAL, Arap Edebiyatı Tarihi” ve “İslâm Milletleri ve Devletleri Tarihi” gibi çalışmalarındaki eksiklikleri fark etti ve bunları tamamlamak maksadıyla 1954 yılında İslâm Bilim Tarihi ile ilgilenmeye başladı. 1982’de J.W.Goethe Üniversitesi Arap-İslam Tarihi Enstitüsü’nü ve 1983’de buranın müzesini kurdu.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nurmuhammet Aşyrpur Meredow, dogruçyllyk ugrunda göreşiji alym]]></title>
<link>http://yytm.wordpress.com/2009/09/08/nurmuhammet-asyrpur-meredow-dogrucyllyk-ugrunda-goresiji-alym/</link>
<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 04:31:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>.</dc:creator>
<guid>http://yytm.wordpress.com/2009/09/08/nurmuhammet-asyrpur-meredow-dogrucyllyk-ugrunda-goresiji-alym/</guid>
<description><![CDATA[Golaýda, 1-nji awgustda belli türkmen edebiýatçy alymy Nurmuhammet Aşyrpur Meredow 86 ýaşynyň içinde]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Golaýda, 1-nji awgustda belli türkmen edebiýatçy alymy Nurmuhammet Aşyrpur Meredow 86 ýaşynyň içinde]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Batının Batışı / Mesih Muhaciri]]></title>
<link>http://islamikitaplar.wordpress.com/2009/09/07/batinin-batisi-mesih-muhaciri/</link>
<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 23:29:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>islamikitaplar</dc:creator>
<guid>http://islamikitaplar.wordpress.com/2009/09/07/batinin-batisi-mesih-muhaciri/</guid>
<description><![CDATA[BATININ BATIŞI MESİH MUHACİRİ Kevser Yayınları &#8220;Gurub-u Garb&#8221; [Batının Batışı] başlıklı ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><img src="http://img42.imageshack.us/img42/3470/garb.jpg" alt="Gurub-u Garb / Batının Batışı / Mesih Muhaciri" /></p>
<p style="text-align:center;"><strong>BATININ BATIŞI<br />
MESİH MUHACİRİ<br />
Kevser Yayınları</strong></p>
<p style="text-align:center;">&#8220;Gurub-u Garb&#8221; [Batının Batışı] başlıklı kitap; &#8220;Mesih Muhaciri&#8221;nin Avrupa ziyaretinin ardından, 1982 yılında İran&#8217;a dönüşünde &#8220;Cumhuri İslamî&#8221; [İslam Cumhuriyeti] gazetesinde konu hakkında yayımlamış olduğu intibaî makalelerinden oluşuyor.<strong><br />
E-Kitap şeklinde okumak için tıklayınız;</strong></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://rapidshare.com/files/276591891/Gurub.u_Garb.rar">http://rapidshare.com/files/276591891/Gurub.u_Garb.rar</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Namaz-orazaňyz kabul bolsun!]]></title>
<link>http://yytm.wordpress.com/2009/08/24/namaz-orazanyz-kabul-bolsun/</link>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 00:16:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>.</dc:creator>
<guid>http://yytm.wordpress.com/2009/08/24/namaz-orazanyz-kabul-bolsun/</guid>
<description><![CDATA[Orazanyň beden saglygyna täsiri Orazanyň beden saglygyna edýän peýdasyny şeýle sanap bileris: Oraza ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Orazanyň beden saglygyna täsiri Orazanyň beden saglygyna edýän peýdasyny şeýle sanap bileris: Oraza ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mars'ta Dikilitaş bulunmuş]]></title>
<link>http://humblemenot.wordpress.com/2009/08/05/marsta-dikilitas-bulunmus/</link>
<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 13:54:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>humblemenot</dc:creator>
<guid>http://humblemenot.wordpress.com/2009/08/05/marsta-dikilitas-bulunmus/</guid>
<description><![CDATA[Mars&#8217;ın yüzeyinde ne idiği belirsiz bir taş fotoğrafı çekilmiş yaklaşık 1 sene önce. Fotoğraf ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Mars&#8217;ın yüzeyinde ne idiği belirsiz bir taş fotoğrafı çekilmiş yaklaşık 1 sene önce. Fotoğraf yeni yayınlanmış. Millet hemen teori üretmeye başlamış. Benim de direk aklıma &#8220;2001: Space Odessey&#8221; geldi. İnsanoğlu medeniyetini kurmadan insan elinden çıkmışa benzer bir dikilitaşın etrafını maymunlar sarar. Haberin yazarı da bu sahneyi hatırlamış.</p>
<p>http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/bilim/08/05/marstaki.dikilitasin.gizemi/537845.0/index.html</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Professor Aşyrpur Meret Ogly  aradan çykdy ]]></title>
<link>http://yytm.wordpress.com/2009/08/02/professor-asyrpur-meret-ogly-aradan-cykdy/</link>
<pubDate>Sun, 02 Aug 2009 06:45:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>.</dc:creator>
<guid>http://yytm.wordpress.com/2009/08/02/professor-asyrpur-meret-ogly-aradan-cykdy/</guid>
<description><![CDATA[Eýran Türkmenleriniñ  we Türkmenistanyň görnükli alymy, ylymda we tehnikada at gazan işgär Nurmuhamm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Eýran Türkmenleriniñ  we Türkmenistanyň görnükli alymy, ylymda we tehnikada at gazan işgär Nurmuhamm]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkmensährada medeni- ylmy hüjreler ]]></title>
<link>http://yytm.wordpress.com/2009/07/22/turkmensahrada-medeni-ylmy-hujreler/</link>
<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 06:45:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>.</dc:creator>
<guid>http://yytm.wordpress.com/2009/07/22/turkmensahrada-medeni-ylmy-hujreler/</guid>
<description><![CDATA[Dr. Hangeldi  Ownug Toronto, ON, Canada My Ph. D. Material Jemgyýetçilikde irki döwürlerden bäri mes]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Dr. Hangeldi  Ownug Toronto, ON, Canada My Ph. D. Material Jemgyýetçilikde irki döwürlerden bäri mes]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Uluslararası Hukuk ve Medeniyetin Korunması]]></title>
<link>http://kirkiki.wordpress.com/2009/07/12/uluslararasi-hukuk-ve-medeniyetin-korunmasi/</link>
<pubDate>Sun, 12 Jul 2009 14:56:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>arcadiobuendia</dc:creator>
<guid>http://kirkiki.wordpress.com/2009/07/12/uluslararasi-hukuk-ve-medeniyetin-korunmasi/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Politikadaki son hamle, her devirde, silaha sarılmak olmuştur&#8221; Richard Buckminster Full]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright size-full wp-image-315" title="nükleer silah" src="http://kirkiki.wordpress.com/files/2009/07/nuke2.jpg" alt="nuke" width="510" height="311" /></p>
<p><em>&#8220;Politikadaki son hamle, her devirde, silaha sarılmak olmuştur&#8221;</em> Richard Buckminster Fuller</p>
<p>Önünüzdeki yol dümdüz ve asfalt da yeni. 120-130 km hızla seyrediyorsunuz. Önünüzde, sizinle aşağı yukarı aynı hızda seyreden bir polis aracı var. Hızlanıyorsunuz, adeta yol istiyor. Polis otosunu solluyorsunuz. Nasıl bir aptallık yaptığınızı ancak üç hafta sonra 237 tl ceza öderken içiniz yanınca anlayacaksınız.</p>
<p>Mal veya can kaybına sebep olmadınız, fakat yine de bir ay geçmeden size belli bir idari para cezası ibraz edilecek. Buradaki amaç, &#8220;kamu&#8221; olarak nitelenen, devlet kavramından daha geniş, tüm toplumu ilgilendiren menfaatlerin korunmasıdır. Yani sadece bu yarattığınız tehlike bir kusurdur, tekrarlamamanız için cezalandırılır, toplum için de bir ibret yaratılmaya çalışılır. Ödeyeceğiniz ceza da hazineye aktarılarak torpilli bir kurum başkanı için alınacak milyon dolarlık aracın finansmanında kullanılacak, ki bu da kamusal bir faaliyet olarak sınıflandırılıyor.  Sonuçta devletin asli görevi, güvenli bir kamusal birliktelik. Bunu gerektiğinde zor kullanarak da sağlama hakkına, doğal olarak, sahip. Size düşen ise, hız sınırına aşmamak, aştıysanız cezanızı ödemek ve o polis aracının da o hızda seyrettiğine dair bir itirazda bulunamamaktır.</p>
<p>İşler iç hukukta işte böyle işliyor. Kusurların karşılığı vicdana bırakılmaz, kamusal korumacılık ve rehabilitasyon mazeretleriyle, her kabahatin karşılığı verilir. Birey devlet ilişkisinin doğası bu. Ama Stalin&#8217;in dediği gibi,<em> bir insanın ölümü dramatik, on insanın ölümü trajik, bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir.</em> Siyasi tarihin doğası da bu. İş, bireyden milyona yayıldığında, mesele de dramatik bir hikayeden ciddi bir bilimsel konuya dönüşüyor. Hukukun bilimsel yanı, belki de tek bilimsel yanı bu. Bireyin, toplumun, devletlerin ve hatta tüm insanlığın kaderi her cümlesi tartışmalı soyut bir disiplinin, hukukun elinde. <strong>&#8220;Tüm insanlık&#8221; ise kilit bir tanımlama, altı milyar insan anlamına gelmiyor. Bizden sonraki nesiller de tanım dahilinde. Ayrıca, ardarda tüm siyasi bölgelerdeki kamusal yapıların toplamı ve bunların üzerindeki siyasi otorite de bu tanımlamanın sadece küçük bir kısmı.</strong> Tüm insanlıktan bahsediyorsak, 21. yy da artık bütünleşmiş, teklik oluşturmuş olan, medeniyet kavramına değinmeliyiz.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-317" title="babel tower" src="http://kirkiki.wordpress.com/files/2009/07/babel1.jpg" alt="babel" width="510" height="384" /></p>
<p>Medeniyet ile ilgili sayfalar tüketmek istememe rağmen, bu akşamlık sadece, ne kadar pamuk ipliğine bağlı bir varlığı olduğundan ve bunun üst bir siyasi otorite, yani zorlayıcı bir küresel güç tarafından korunmasının gereğinden bahsedecek kadar şevkim var.  Öncelikle tehlikelerden bahsetmek lazım. Arada sorada film izleyen herkes, nükleer kıyamet, biyolojik felaket, büyük ekonomik krizler sonrasında oluşan toplumsal çöküntü gibi sebeplerle, insanlığınne hallede düşebileceğinin küçük, bulanık bir emsalini görmüştür. Malesef, üzerinde yaşadaığımız dünya ve üzerimizde kurulan düzen o kadar da sağlam değil. Her devlette bulunan iktidarın en büyük korkusu da büyük bir doğal afet ya da başedemeyecekleri bir silahlı grubun baskısı ile toplumsal düzenin yıkılması, düzeni sağlayan kurumların tamir edilemez biçimde bozulması, sonuç olarak da<strong> &#8220;failed state&#8221;</strong>, yani başarısız devlet olarak adlandırılan aşamaya dönüşülmesidir. Bunun en güzel örneği Afganistan&#8217;dır, ardarda Sovyet ordusunun ve Suudi finansmanlı silahlı grupların müdahalesi sonucu devlet işlemez hale gelmiş, daha sonra da fiili varlığını kaybetmiştir. Sonraki durum içler acısıdır; devamlı insanlık suçları, teröre yataklık, uyuşturucu üretimi ve dünyaya pazarlanması, vesaire. Yani, dünya kamuoyunun körlüğü ve müdahale edebilecek bir kurumun yokluğu hem bu ülkede medeniyeti ortadan kaldırmış, küresel çapta ise sekteye uğratmıştır. <strong>Çünkü bir devlet başarısız olursa, diğerlerini de aşağı çekebilecek durumlar oluşur.</strong></p>
<p>Bahsetmek istediğim şey, herhangi bir ülkedeki durumun, ya da bir devletin yaptıklarının bölgesel veya küresel çapta bir tehlike yaratması durumunda, yetersiz ve çoğu zaman kör olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi&#8217;nden çok daha işlevsel ve yaptırımları kuvvetli bir kuruma ihtiyaç vardır. Uluslararası Hukuk, disiplin olarak bir üst kurumun, yani bir <em>supranasyonel </em>bir varlığın gereğini reddeder. Fakat 20.yy da aldığımız ders, <strong>&#8220;Güçsüz devletin kötü bir şey yapması durumunda, süper güçler müdahale etmelidir. Süper güç kötü bir şey yaparsa, kimse bir söz söylememelidir.&#8221;</strong> den çok ötededir. İnsanoğlu, yavaş da olsa ülkeler-üstü bir kurumu, yani insan medeniyetini koruyacak olan bir yapıyı oluşturabilecek siyasi olgunluğa erişmektedir. Burada, oluşacak direnişi, ki istisnasız her iktidar böyle bir oluşumdan rahatsız olur, etkisiz hale getirebilecek güçler ise yine bu ülkelerdeki mantıklı muhalefet ve zaten böyle bir oluşuma hazır devletlerin siyasi baskısıdır.</p>
<p>Yeni bir kurum oluşturulacaksa, yeni müdahale alanları da oluşmalıdır.  Nacizane, tavsiyede bulunmam gerekirse;</p>
<ul>
<li>Nükleer silahlanma yasağının genişletilerek <strong>nükleer silah barındırma yasağına</strong> dönüştürülmesi, bunun yaptırımlarıyla beraber güçlü ülkelere dahi uygulanmasının birincil önemi vardır. Nükleer silahlar medeniyet için birincil tehdittir. Ayrıca, aynı şekilde biyolojik silah barındırma, hatta bu yönde araştırma yapmak dahi kusur sayılmalıdır. Kimyasal silahlar ise konu dışıdır, bunlar küresel çapta tehlike taşımadığından varolan kısıtlamalar yeterlidir.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Ekonomik suç</strong> kavramı genişletilerek adapte edilmelidir. Bir devletin diğerine uygulayacağı gereksiz bir ambargonun, hatta yapılacak manipulasyon ile yatırımlara verilecek değer kaybı zararının suç sayılması ve zararların tazmini. Tarımsal faaliyetlerin küresel çapta fiyatları arttırma amacıyla devlet eliyle kısıtlanması da ortada haklı bir sebep yoksa kusur sayılmalıdır.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Siyasi ve fiili hareketlerle sürekli bir tehdit ortamı yaratılmasının engellenmesi</strong>. Örneğin, K. Kore nin sürekli olarak Japonya yakınlarında balistik füzelerle deneme yapması, eğer mantıklı bir açıklaması yok ise, engellenmelidir.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Küresel çevresel felakete sebep olacak düzeyde karbon emisyonu ve atık oluşturulmasının engellenmesi.</strong></li>
</ul>
<p>Medeniyetimiz, tarihte sayısız tehlike atlatmış, fakat bir şekilde ayakta kalmayı başarabilmiştir. İnsanoğlunun yegane büyük başarısı da, bazen çıkarları gereği, bazen çıkarlarının aksine de olsa bir birlikteliği sağlamak, toplumsal olarak gelişimi ortaya koyacak yapılanmayı, medeniyeti oluşturmaktır. Fakat <strong>günümüz teknolojisi, gerek yüksek tesirli silahlar, gerekse en yüksek tesirli silah olan propaganda ile, bu kollektif varoluşu tamamen yok edebilecek gücü iktidarlara sağlamaktadır.</strong> Olası çevresel felaketler sonucu ortaya çıkabilecek gıda krizleri ise, dünya çapında toplumsal yapıyı tamamen çökertebilir. Bunların önüne geçebilecek bir kurum ise milyarların hayatını kurtarabilir.</p>
<p>Not:  Hayır, baştaki trafik anısı benim değil.</p>
<p>Not 2: Bir başka yazıda bu konuyu biraz daha açmak istiyorum, bu yüzden edinebileceğim kadar fikre ihtiyacım var. Blog&#8217;u okuyan hukukçular ve uluslarası ilişkiler hakkında bilgi sahibi olanlar varsa bir zahmet yorum yazarlarsa memnun olurum.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Acı var mı acı, matador?]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2009/07/10/aci-var-mi-aci-matador/</link>
<pubDate>Fri, 10 Jul 2009 12:18:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2009/07/10/aci-var-mi-aci-matador/</guid>
<description><![CDATA[Hep sen mi kazanacaksın ? Diğer resimler için buraya tıklayın.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hep sen mi kazanacaksın ? Diğer resimler için buraya tıklayın.]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkmen Sözlük]]></title>
<link>http://yytm.wordpress.com/2009/07/07/turkmen-inlis-sozluk/</link>
<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 18:32:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>.</dc:creator>
<guid>http://yytm.wordpress.com/2009/07/07/turkmen-inlis-sozluk/</guid>
<description><![CDATA[Sözlükler Türkmençe &#8211; Русско &#8211; English Türkmençe-Iňlisçe-Türkmençe Türkmençe &#8211; Iňl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Sözlükler Türkmençe &#8211; Русско &#8211; English Türkmençe-Iňlisçe-Türkmençe Türkmençe &#8211; Iňl]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ahmed Rıza'nın Haçlı Seferleri'ne bakışı]]></title>
<link>http://kenardannotlar.wordpress.com/2009/07/07/ahmed-rizanin-hacli-seferlerine-bakisi/</link>
<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 01:32:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>Kenar</dc:creator>
<guid>http://kenardannotlar.wordpress.com/2009/07/07/ahmed-rizanin-hacli-seferlerine-bakisi/</guid>
<description><![CDATA[[Ahmed Rıza'nın yazdığı] &#8220;Batı&#8217;nın Doğu Politikasının Ahlâken İflası&#8216;nın 17 bölümü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img title="toplum-ve-bilim-115" src="http://static.ideefixe.com/images/313/313789_2.jpg" alt="" width="150" height="217" /></p>
<p>[<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmed_R%C4%B1za" target="_blank">Ahmed Rıza</a>'nın yazdığı] <em>&#8220;Batı&#8217;nın Doğu Politikasının Ahlâken İflası</em>&#8216;nın 17 bölümünden sekizi Haçlı Seferleri&#8217;ni tartışmaya ayrılmıştır. Ahmed Rıza giriş bölümünde Batı&#8217;da dinî düşüncenin belirleyici konumunu kaybettiğini belirtmekle birlikte, &#8220;Haçlıları Müslümanlara karşı ayaklandıran kin ve intikam hisleri yokolmuş değildir. Resmî Avrupa kendisini dinî-metafizik telakkilerden kâfi derecede sıyıramamıştır.&#8221; (24) demektedir. Ahmed Rıza&#8217;ya göre Avrupa&#8217;nın Doğu&#8217;ya ve Türklere karşı düşmanca tavrı son savaşla (yani Birinci Dünya Savaşı ile) başlamamıştır ve Haçlı Seferleri döneminden itibaren devam etmektedir.</p>
<p>Ahmed Rıza&#8217;nın Haçlılar ile ilgili tartışması 1095&#8242;ten 1270&#8242;e uzanan, iki yüzyılı aşan bir süreçte sekiz seferi kapsar. Ahmed Rıza&#8217;nın ifadesiyle bu Batı&#8217;nın Doğu&#8217;ya saldırmasıdır: &#8220;Başka bir deyimle hâlâ barbar olan bir âlem, medeniyete erişmiş bir dünya ile savaşacaktı&#8221; (73). O dönemdeki barbar-medeni ayrımında Batı&#8217;nın barbara, Doğu&#8217;nun ise medeniye tekabül ettiğini sık sık vurgular Ahmed Rıza. Bu vurgulamalarıyla niyetinin &#8220;medeni&#8221; ve &#8220;barbar&#8221; kodlamalarının tarihselliğine işaret etmek olduğu düşünülebilir. 19. yüzyıl Oryantalizmi Avrupa dışındakileri &#8220;barbar&#8221; olarak niteledikçe, buna karşı çıkmanın yollarından biri olarak bir zamanlar bu sıfatların farklı coğrafyalar için kullanıldığını hatırlatmak mantıklı gözükmektedir. Ahmed Rıza &#8220;soygun ve katliâm&#8221;ları bütün Haçlı Seferleri&#8217;nin ortak özelliği olarak niteler. Farklı kereler vurgulanan bir diğer nokta da , Yahudi ve Ortodoksların ve Bizans başkenti Konstantinopolis&#8217;in de Haçlıların kurbanları arasında olduklarıdır. Bu seferler Doğu ile Batı arasında br nefret ilişkisi geliştirerek  iki &#8220;dünya&#8221; arasındaki &#8220;uçurum&#8221;u derinleştirmiştir.</p>
<blockquote><p>Haçlı seferleri, ayrıca, İslâm âlemi üzerinde te&#8217;siri hâlâ devam eden çok kötü mânevi bir tepkiye yol açtılar. Haçlıların vahşi hunharlığı, kaba bâtıl inançları, mânevi inançlara saygısızlık, verilen sözü tutmama, esirlere karşı gösterdikleri alçaklık, Hıristiyan Avrupa&#8217;sı hakkında pek hazin bir hâtıra bıraktı (81).</p></blockquote>
<p>Haçlı Seferleri hakkındaki tartışmasında Doğu&#8217;yu bir medeniyet olarak tanımlayan Ahmed Rıza, daha sonra &#8220;Müslümanların Medeniyeti&#8221; (118-153) başlıklı bölümde daha detaylı bir şekilde bir medeniyet olarak İslâm&#8217;ı savunmaya girişir. Uzun yıllardır pozitivist felsefeyi benimsemiş ve bu perspektifi siyasetinin belirleyici unsuru olarak görmüş birinin İslâm savunusuna girişmesi bir tutarsızlık mıdır? Ahmed Rıza da tutarsızlık olarak nitelemese de, böyle bir gerilimin farkındadır ve yaptığının teolojik bir savunma değil, İslâm&#8217;ı Avrupa&#8217;nın önyargılarına karşı savunmak olduğunu belirtir. Örneğin 1907&#8242;de <em>Mechveret</em>&#8216;te yayımlanan imzasız, ama muhtemelen Ahmed Rıza tarafından kaleme alınmış bir yorumda durum şöyle açıklanır:</p>
<blockquote><p>Auguste Comte&#8217;un doktrini, tüm inançların kızgın bir düşmanı olmaktan uzaktır ve inançları insanlığın ilerlemesinde gerekli ve kaçınılmaz bir aşama olarak değerlendirir. Ve eğer İslâm Ahmed Rıza&#8217;nın kalemince sıklıkla savunuluyorsa, bu genelde Avrupa bağnazlığının hakkaniyetli olmayan saldırılarına (<em>les attaques injustes du fanatisme européen</em>) karşıdır. Zaten bu savunma bir tercihin bakış açısıyla ya da teolojik bir yorum olarak değil, büyük bir medeniyettin anası olan bu dinin sosyal ve norm belirleyici öneminin açıklanması amacıyla yapılmıştır (akt. Hanioğlu, 2001: 303).</p></blockquote>
<p><strong>Makalenin alıntılanan kısmında atıfta bulunulan kaynaklar:</strong></p>
<p>Ahmed Rıza (1982) <em>Batının Doğu Politikasının Ahlâken İflâsı</em>, çev. Ziyad Ebüzziya, Üçdal Neşriyat, İstanbul.<br />
Hanioğlu, Ş. M. (2001) <em>Preparation for a Revolution: The Young Turks</em>, 1902-1908, Oxford University Press, Oxford.</p>
<p><strong>Makale:</strong></p>
<p><strong>Turan, Ömer </strong>(2009) “Oryantalizm, sömürgecilik eleştirisi ve Ahmed Rıza: Batı’nın Doğu Politikasının Ahlâken İflâsı’nı yeniden okumak”, <em>Toplum ve Bilim</em>, 115: 6-45. İstanbul: Birikim Yayınları.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir aydın namusu: Cemil Meriç ]]></title>
<link>http://esenkal.org/2009/06/30/bir-aydin-namusu-cemil-meric/</link>
<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 13:45:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>eesenkal</dc:creator>
<guid>http://esenkal.org/2009/06/30/bir-aydin-namusu-cemil-meric/</guid>
<description><![CDATA[Sadık Yalsızuçanlar 2002 yılında, Cogito&#8217;nun 32. sayısında yayımlanan bir söyleşisinde (Bkz : ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://img6.imageshack.us/img6/3733/cemilmericvekitap.jpg" alt="cm" width="420" height="335" /><br />
Sadık Yalsızuçanlar</p>
<p>2002 yılında, Cogito&#8217;nun 32. sayısında yayımlanan bir söyleşisinde (Bkz : Safa Mürsel vd.) &#8216;bir aydının namusunu muhafaza etmesi son derece güçtür&#8217; diyordu. Cemil Meriç, dergiler için kullandığı ifadesiyle, &#8216;hür tefekkürün kalesi&#8217; idi. Ahirete göçeli 22 yıl olmuş. Çeyrek yüzyıla yakın. Bendeniz kendisini hiç göremedim.<br />
Haluk İmamoğlu, Safa Mürsel, Cemal Uşşak ve özellikle Muhsin Demirel&#8217;den çok dinledim. Muhsin ağbi, Hattat Hamid&#8217;in, Cemil Meriç&#8217;in ve daha birçok kıymetin huzurunda bulunma şansını yakalamıştı. Demirel&#8217;in, Risale okumalarına ilişkin anılarını ilgi ve heyecanla dinlerdim. Bilhassa, Muhakemat&#8217;ın Mukaddime&#8217;sine dair yorumları çok ilgimi çekmişti. Muhakemat&#8217;ı onlarca kez okumuş biri olarak, Mukaddime&#8217;de neden Bediüzzaman hazretlerinin oldukça &#8216;iddialı&#8217; bir dil kullandığını, Meriç&#8217;in bu yorumundan sonra anlayabilmiştim. Osmanlı ilim (medrese) geleneğinde, ilim minderine çıkacak olanların, böylesi bir iddianın sahibi olmaları halinde, Muhakemat&#8217;ın önsözündeki gibi bir dil kullandıklarını söylemiş Meriç. Demirel, onlarca sayfa okuyormuş, merhum Meriç, o güçlü hafızasına aldığı &#8216;malzeme&#8217;yi kısa bir sürede tasnif ediyor ve onların kavrayabileceği biçimde özetliyor, yorumluyormuş.<br />
Meriç&#8217;in bilinmeyen yönlerinin keşfi ise, Dücane Cündioğlu Bey&#8217;e nasib oldu. Bir yazısında (Yeni Şafak, 5 Ağustos 2006) belirttiği üzere, &#8220;bugün &#8216;Cemil Meriç&#8217; dendiğinde akla gelen, 70&#8242;li, 80&#8242;li yılların Meriç&#8217;idir; 60&#8242;lı yılların Meriç&#8217;i henüz keşfedilmeyi bekliyor. 40&#8242;lı ve 50&#8242;li yılların Cemil Meriç&#8217;inden hakkıyla haber veren bir kaynağı, evet, bir tek kaynağı bugün değil tesbit, tahayyül bile mümkün değildir ne yazık ki. Neden? Çünkü Meriç, hâlâ çocukça ilgiler tarafından tüketilmektedir de ondan. Tercüme ve tenkid edebiyatımıza katkıları açısından nisyana terk edilen Meriç&#8217;i, meçhulün karanlıklarından çıkarmak için bugün elimizde bir &#8216;Cemil Meriç Haritası&#8217; bulunsaydı ne iyi olurdu, ama yok!&#8221;<br />
Geçen yıl, Dücane Bey&#8217;in ve Ümit Meriç Hanımefendi&#8217;nin çabalarıyla, 13 Haziran 2008, Cuma günü, vefatının 21. yıldönümünde, Üsküdar Belediyesi, tarihî bir anma toplantısına ev sahipliği yapmıştı: &#8216;Üsküdarlı Bir Entelektüel: Cemil Meriç&#8217; Bağlarbaşı Kültür Merkezi&#8217;ndeki bu toplantıya, arzu etmeme ve çağrılı olmama rağmen maalesef katılamamıştım. İştirak edemediğim için üzüldüğüm bir toplantı olduğunu, katılanları dinledikçe daha çok anladığım, son derece yararlı, işlevsel ve &#8216;hasbi&#8217; bir çalışma idi. Başbakan&#8217;ın da katılarak bir konuşma yaptığı toplantı, Dücane Bey&#8217;in gramın binde birini tartan hassas teraziler kadar duyarlı, titiz ve sabırlı, bir dalgıç gibi ısrarlı ve keşifçi çabalarının meyvelerinin sergilendiği bir çalışma olmuş.<br />
Cemil Meriç&#8217;in &#8216;eser&#8217;leri arasında biri var ki, kıymeti anlatmakla bitmez: Ümit Meriç. Sadece birikimi ile değil zarafeti ve imanı ile de bize sürekli ders veren Ümit Meriç hanımefendiden bir Cemil Meriç yorumu bekleme hakkımızı mahfuz tutuyoruz. Cemil Meriç, benim kuşağımı, &#8216;Bu Ülke&#8217;siyle, &#8216;Kırk Ambar&#8217;ıyla, &#8216;Mağaradakiler&#8217;iyle, &#8216;Umrandan Uygarlığa&#8217;sıyla ve &#8216;Bir Facianın Hikâyesi&#8217;yle özellikle etkilemiş bir düşünce adamı idi. Daha çok ansiklopedistler gibi, bize, Doğu&#8217;dan, Batı&#8217;dan, Uzak ve Ortadoğu&#8217;dan, tarihten, gelenekten, edebiyat, sosyoloji, tarih ve felsefeden bilgiler, belgeler, anekdotlar, yorumlar aktarmakla kalmadı, duruşu, tecessüsü, ilgileri ve yaklaşım biçimi ile de dersler verdi.<br />
O zamanlar (seksenli yılların ilk yarısı) &#8216;Türkoloji&#8217; öğrencisi idim. Edebiyatı, sosyoloji, felsefe, tarih ve tasavvuftan yalıtılmış, ideolojik kalıplara hapsolmuş bir öğretici kuşağın kılavuzluğunda okuyorduk. Oysa Cemil Meriç, bizi, sağır ve cahili olduğumuz nice yerli-yabancı dünyaya ısrarla çağırıyordu. Sadece bunu yapmıyordu. Onun, o zamanlar sadece yüceltilen bir değerimize, Yaşar Kemal&#8217;in Demirciler Çarşısı Cinayeti&#8217;ne ilişkin yazısını okuduğumda nasıl bir tecessüse ve eleştiri biçimine sahip olduğunu hayretle görmüştüm. Eleştiri geleneğimizin (varsa böyle bir şeyimiz) bu, en güzel örneğini öğretmenlik yıllarımda, öğrencilerime defalarca okuttum.<br />
<!--more-->MERİÇ,AKILDAN GÖNÜLE ,BİLGİDEN İRFANA ERMİŞ BİR DERVİŞTİ..<br />
Adalet Ağaoğlu&#8217;ndan Attila İlhan&#8217;a, Celal Nuri&#8217;den Nazım Hikmet&#8217;e, Marks&#8217;tan Ahmet Midhat Efendi&#8217;ye, kadim Hint bilgeliğinden sofestailiğe, Bediüzzaman&#8217;dan Peyami Safa&#8217;lara, Tarık Buğra&#8217;lara, müthiş bir ilgi alanı, bir merak ve dikkat, bir zihinsel çaba, bir tenkit, bir teyakkuz&#8230; Bu, sadece Cemil Meriç&#8217;te gördüğümüz, önyargısız, insaflı, yorucu, bir o kadar da yol gösterici aydın tutumudur. Bu tutum, o çok önemsediği &#8216;aydın namusu&#8217; gereğidir ve ülkemizde oldukça zayıf olan bu meziyetin güçlenmesine hayli hizmet etmiştir. Bu anlamda Meriç&#8217;in, kendine has, biricik bir damar olduğu mutlaka söylenmelidir.<br />
&#8220;Mahkemede Marksist olduğumu haykırdığım zaman, tek işçinin elini sıkmış değildim&#8221; diyen Meriç, bir otobüs yolculuğunda yanındaki öğretmenin, &#8217;sen yabancısın, bizden değilsin!&#8217; uyarısını aldığında ömrün kırılma noktasındadır: &#8220;Konya yolculuklarımda ilk defa olarak başkası ile temas ettim. Başkası, yani, kendi insanım. Kaderin karşıma çıkardığı genç üniversiteli &#8220;sen bizden değilsin&#8221; dedi. &#8220;Sen bizden değilsin!&#8221; Evet, ben onlardan değilim. Ama onlar kimdi? Uçurumun kenarında uyanıyordum. Demek boşuna çile çekmiş, boşuna yorulmuştum. Bu hüküm hakikatin ta kendisi idi. Tanzimat&#8217;tan bu yana Türk aydınının alın yazısı iki kelimede düğümleniyordu: aldanmak ve aldatmak. Senaryoyu başkaları hazırlamıştı. Biz sadece birer oyuncuyduk. Nesiller bir ütopyanın kurbanı olmuşlardı. Ama bu ütopya sonuna kadar yaşanmadıkça, gerçeği görebilir miydik?&#8221;<br />
Kültürden İrfana&#8230; O&#8217;nun yorgun, çaba ile, çalışma ile geçen çileli ömrünün özeti bu idi. Şöyle diyordu: &#8216;İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime. İrfan, kemale açılan kapı, amelle taçlanan ilim.&#8217; Bundan daha güzel bir armağan olabilir mi?<br />
Kitaplar arasında geçen, bilgiyle, kelimelerle, nakille dolu bir hayatın böylesi bir bilgelik bahçesine ermesinden daha güzel ne olabilir? Meriç, akıldan gönüle, bilgiden irfana ermiş bir dervişti. &#8216;Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel&#8217; deyişi bundandır. Kitabın ise, &#8216;istikbale yollanan meçhul&#8217; olduğunu biliyordu. Ondan kalan kitapların en muhteşeminin Jurnal oluşu bundandır. Zira, insanın düşünme macerası, kendi derginin hikâyesidir. Hele varılan şey, &#8216;kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur&#8217; ise&#8230; Ölümünden yirmi iki yıl sonra, başındaki göz kapanmış ama içindeki göz açılmış bu çilekeş düşünce adamını, kendi kelimeleriyle selamlıyorum:<br />
&#8220;Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. Hakikat, mukaddeslerin mukaddesi.. Hakikat ve sevgi.&#8221;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Emperyalizm ve Kanlı Yüzünün Tarihi!!!]]></title>
<link>http://bbcislam.wordpress.com/2009/06/18/emperyalizm-ve-kanli-yuzunun-tarihi/</link>
<pubDate>Thu, 18 Jun 2009 17:55:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>bbcislam</dc:creator>
<guid>http://bbcislam.wordpress.com/2009/06/18/emperyalizm-ve-kanli-yuzunun-tarihi/</guid>
<description><![CDATA[&#8221; HRİSTİYANLARIN HEPSİ EMPERYALİST DEĞİLDİR AMA TÜM EMPERYALİSTLER HRİSTİYANDIR!&#8221; İŞTE İ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[&#8221; HRİSTİYANLARIN HEPSİ EMPERYALİST DEĞİLDİR AMA TÜM EMPERYALİSTLER HRİSTİYANDIR!&#8221; İŞTE İ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Muhafazakar ! ve Demokrat Partiler]]></title>
<link>http://hyadigar.wordpress.com/2009/06/16/muhafazakar-ve-demokrat-partiler/</link>
<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 16:04:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>hyadigar</dc:creator>
<guid>http://hyadigar.wordpress.com/2009/06/16/muhafazakar-ve-demokrat-partiler/</guid>
<description><![CDATA[Muhafazakar ! ve Demokrat.. R. Tayyip, partisini “Muhafazakar Demokrat” diye tanımlamış. Daha öncele]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Muhafazakar ! ve Demokrat..</p>
<p>R. Tayyip, partisini <strong>“Muhafazakar Demokrat”</strong> diye tanımlamış. Daha önceleri gazetelerde bazı köşe yazarlarının da bu hataya düştüğünü görmüştüm. Sorun, falan parti veya filanca partiler değildir. Aslında hepsi sorundur da, dikkatinizi bu yazımda<strong><em>Tanım..</em></strong> <strong><em>ve tanımdaki çelişki</em></strong><em>ye çekmek istiyorum..</em> Yani, hiçbir partiyi desteklemeyen bu vatandaş bu defaya özgü partileri veya kişileri değil, fikirleri irdeleyecek. Eşlik eder misiniz?</p>
<p><strong><em>“Muhafazakar Demokrat”</em></strong> ta(nı)mlamasında izafe edilen ve izafe olunan iki kavram üzerinde kısaca duralım.</p>
<p><strong><em>‘Demokrat’</em></strong> sıfatı ecnebî lisanındaki ‘Democracy’ (Demokrasi) kelimesinden türemiştir. Ama ne hikmettir bilinmez kimse henüz tam tanımlayamamış bu ‘demokrasi’yi. [1] Yani, ne idiği belirsiz bir söylem. Tanımlanmamasıyla her yana çekilebilen bilmece gibi bir kavram; DEMOKRASİ.. ve bir o kadar kıvırtkan, DEMOKRAT..</p>
<p><strong><em>‘Muhafazakâr’</em></strong> ise Arap lisanındaki (değişim, zarar ve sair afetlerden) koruma-saklama anlamlarına sahip ‘HaFeZe’ kelimesinden türemiştir. Bu bağlamda dini ve kültürel değerlerini (akıl kabında) saklayana <strong><em>‘Hafız’</em></strong> ve (gayretleriyle-çalışmalarıyla) içtimai hayatta koruyana<strong><em> ‘Muhafız’</em></strong> denir. [Muhafazakar yani; muhafaza ehli.. Koruyucu..]</p>
<p>Tanımları ister farklı şekilde yapılsın, ister hiç yapılmasın bu iki kelime <strong><em>nasıl beraber kullanılıyor </em></strong>–hem de tamlama olarak- şaşırmamak elde değil.. <strong><em>Biri </em></strong>(tanımı yapılmadığından veya her yana çekilmesi istendiğinden) <strong><em>değişken, diğeri ise değişime karşı olan..</em></strong></p>
<p>Muhafazakar, yüce değerlerine kökten bağlı kişiye denir.. Değişime karşı olandır Muhafız.. Her an zinde ve teyakkuzdur.. İslam da bunu gerektirmekte.. İranlı bir devlet yetkilisinin dediği gibi <strong><em>“Değişime Hayır.. Gelişime (ve İlerlemeye) Evet..” der Muhafazakar..</em></strong></p>
<p>Demokrasi ve Laiklik ise birer yeniliktir, yani değişim.. Dinimizde, dilimizde ve tarihimizde yeri yoktur.. [2] Yabancıların icadı, yine yabancı fikirlerdir..</p>
<p>Bu durumda <strong>Muhafazakar Demokrat olamaz.. Demokrat Muhafazakar da..</strong> Çünkü Muhafaza edilen ve edilmesi gereken 1400 sene evvel insanlığa gelmiş olan değerlerdir. Demokrasiyi ve laikliği muhafazadan bahsedilmesi ne de saçma geliyor..</p>
<p>Değişim olan ve bu yüzden dinde reddedilmesi gereken Laiklik ve Demokrasiyi, muhafaza edilmesi gereken İslam ve Cumhuriyet (İslam Cumhuriyeti) ile karıştırmak&#8230; İşte, en büyük hatamız budur..</p>
<p>İşin aslını gerçek bir Muhafazakâr liderden dinleyelim;</p>
<p><strong><em>“…benden sordular ki: &#8220;Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>Ben de dedim: &#8220;Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyaya gelmeden ben dindar bir cumhuriyetçi olduğumu</em></strong> (İslam Cumhuriyeti fikrini savunduğumu) <strong><em>elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder. Hülâsası</em></strong> (özetle) <strong><em>şudur ki: O zaman şimdiki gibi, hâli bir türbe kubbesinde inzivada idim. Bana çorba geliyordu. Ben de tanelerini karıncalara verirdim, ekmeğimi onun suyuyla yerdim. İşitenler benden soruyordular. Ben de derdim: Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. O cumhuriyetperverliklerine</em></strong> (Cumhuriyeti sevmelerine) <strong><em>hürmeten, tanelerini karıncalara verirdim.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>Sonra dediler: &#8220;Sen Selef-i Salihîne</em></strong> (geçmiş salihlere) <strong><em>muhalefet ediyor</em></strong> (onlara aykırı davranıyor)<strong><em>sun.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>Cevaben diyordum: &#8220;Hulefâ-i Râşidîn </em></strong>(dört halife),<strong><em> her biri hem halife, hem reis-i cumhur</em></strong> (cumhurbaşkanı) <strong><em>idi. Sıddîk-ı Ekber</em></strong> (İmam-ı Ali r.a), <strong><em>Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-i adaleti</em></strong> (gerçek adaleti) <strong><em>ve hürriyet-i şer&#8217;iyeyi</em></strong> (şer’i özgürlüğü) <strong><em>taşıyan mânâ-yı dindar cumhuriyetin reisleri</em></strong> (İslam Cumhuriyetinin başkanları) <strong><em>idiler.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>İşte, ey müddeiumumî</em></strong> (savcı) <strong><em>ve mahkeme âzâları.</em></strong></p>
<p><strong><em>Elli seneden beri bende bulunan bir fikrin aksiyle beni itham ediyorsunuz</em></strong> (suçluyorsunuz). <strong><em>Eğer</em></strong> (İslam Cumhuriyeti’ni değil de) <strong><em>lâik cumhuriyet soruyorsanız, ben biliyorum ki, lâik mânâsı, bîtaraf </em></strong>(tarafsız) <strong><em>kalmak, yani hürriyet-i vicdan düsturuyla, dinsizlere ve sefahetçilere ilişmediği gibi, dindarlara</em></strong> (muhafazakarlara) <strong><em>ve takvâcılara da ilişmez</em></strong> (karışmaz) <strong><em>bir hükûmet telâkki ederim</em></strong> (anlarım). <strong><em>On senedir ki hayat-ı siyasiye</em></strong> (siyasetten) <strong><em>ve içtimaiyeden çekilmişim.</em></strong> (Bu yüzden) <strong><em>Hükümet-i cumhuriye</em></strong> (Cumhuriyet hükümetinin gerçekte) <strong><em>ne hal kesb ettiğini</em></strong> (aldığını) <strong><em>bilmiyorum. El&#8217;iyâzü billâh</em></strong> (Allah korusun), <strong><em>eğer dinsizlik hesabına imanına ve âhiretine çalışanları</em></strong>(n aleyhine ve onları) <strong><em>mes&#8217;ul edecek</em></strong> (sorumlu tutacak) <strong><em>kanunları yapan ve kabul eden bir dehşetli şekle girmişse, bunu size bilâperva ilân ve ihtar ederim ki, bin canım olsa, imana ve âhiretime feda etmeye hazırım. Ne yaparsanız yapınız, benim son sözüm &#8220;Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.&#8221;</em></strong> (Âl-i İmrân; 173)<strong><em> olacak&#8230;”</em></strong> [3]</p>
<p>Üstad Hazretleri, sonraları başka bir yerde ilan ediyor ki;</p>
<p><strong><em>“&#8230; muarızlarımız olan zındıklar ve münafıklar, istibdad-ı mutlaka</em></strong> (baskıcı-zorba yönetime)<strong><em> &#8220;cumhuriyet&#8221;</em></strong> (gibi yüce bir)<strong><em> nâmı</em></strong> (ismi)<strong><em> vermekle, irtidad-ı mutlakı </em></strong>(dinden uzaklaşmayı-dönmeyi)<strong><em> rejim altına </em></strong>(devlet desteğine)<strong><em> almakla, sefahet-i mutlaka</em></strong> (beyinsizliğe yine)<strong><em> &#8220;medeniyet&#8221;</em></strong> (çağdaşlık)<strong><em> ismi</em></strong> (adını)<strong><em> vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye</em></strong> [4] <strong><em>&#8220;kanun&#8221; ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükümeti işgal, hem bizi perişan ederek, hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve vatana ecnebi hesabına</em></strong> (yabancıların faydasına) <strong><em>darbeler vuruyorlar&#8230;”</em></strong> [5], [6]</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Dipnotlar;</p>
<p>[1]- Genelde <strong><em>“halkın kendi kendini yönetmesi”</em></strong><em> </em>şeklinde yorumlanıyor demokrasi.. Ama, halkın kendi kendini yönetmesi <strong><em>‘Cumhuriyet’tir, ‘Demokrasi’</em></strong> değil. İslam bu yüzden, Cumhuriyet yönetimine izin verir, Yüce Meleklerin veya daha başka yüce varlıkların değil, insanlığın yine kendilerini İslam hükümleriyle idare etmesini ve yönetmesini emreder Kur’an. Bu yüzden yönetim olarak <strong><em>İslam Cumhuriyeti</em></strong> amaçlanmıştır. (Yeryüzünde, şu an, maalesef bu yönetim sistemini sadece İran kabul ediyor. Sudan ve Somali de bu yönetime geçmek üzere.. İnşaAllah çoğalır bu ülkeler.)</p>
<p>[2]- Demokrasi, bazen de <strong><em>“Çoğunluğun isteğinin hüküm-fermâ (geçerli) olması”</em></strong> şeklinde yorumlanır. Gerçi, şahid olunan tüm Demokratik hükümetlerde bunun aksi gerçekleşmiştir; temsilci-vekil adını alan (ama temsille ilgisi olmayan) az bir grubun keyfî uygulamaları kanun kabul edilmiştir. Bu tanımdaki demokrasi gerçekten yaşanmış olsa bile İslamca yanlıştır. Zira; Allah (c.c) buyuruyor; <strong><em>“Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece zanna uyarlar ve saçmalarlar.”</em></strong> (En’am Suresi, 116)</p>
<p>[3]- Said Nursî , Risale-i Nur; On İkinci Şua, sf. 992</p>
<p>[4]- cebr-i keyfî-i küfrîye: hem cebren (güç kullanarak-zorbalıkla), hem keyfi olarak (nedensiz ve gerekçesiz – kafa nereye eserse), hem de küfür yönünde kanunlar çıkarma..</p>
<p>[5]- Said Nursî, Risale-i Nur; Onikinci Şua, sf. 995</p>
<p>[6]- Başka yerde de; <strong><em>“Sâbık</em></strong> (önceki)<strong><em> mahkemelerde dâvâ ettiğim ve hüccetlerini</em></strong> (delillerini)<strong><em> gösterdiğimiz gibi, bizim gizli düşmanlarımız ve hükûmeti iğfal ve bir kısım erkânını evhamlandıran ve adliyeleri aleyhimize sevk eden resmî ve gayr-ı resmî muarızlarımız, ya gayet fena bir surette aldanmış veya aldatılmış veya anarşilik hesabına gayet gaddar bir ihtilâlcidir veya İslâmiyete ve hakikat-i Kur&#8217;ân&#8217;a karşı mürtedâne mücadele eden bir dessas zındıktır</em></strong> (fitneci kafirdir)<strong><em> ki, bize hücum etmek için istibdad-ı mutlaka</em></strong> (zorba yönetime)<strong><em> cumhuriyet namını vermekle, irtidad-ı mutlakı</em></strong> (dinden dönmeyi)<strong><em> rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka</em></strong> (beyinsizliğe)<strong><em> medeniyet</em></strong> (çağdaşlık)<strong><em> namını takmakla, cebr-i keyfî-i küfrîye kanun namını vermekle hem bizi perişan, hem hükûmeti iğfal, hem adliyeyi bizimle mânâsız meşgul eylediler.”</em></strong> (Ondördüncü Şuâ; sf, 1037)</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Magtymgulyň Mazarynyň Başynda]]></title>
<link>http://yytm.wordpress.com/2009/06/02/magtymgulyn-mazarynyn-basynda/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jun 2009 01:55:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>.</dc:creator>
<guid>http://yytm.wordpress.com/2009/06/02/magtymgulyn-mazarynyn-basynda/</guid>
<description><![CDATA[Diňläň: Türkmen dilinde goşgy, Dr.A. Düýeji: Magtymgulyň Mazarynyň Başynda]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Diňläň: Türkmen dilinde goşgy, Dr.A. Düýeji: Magtymgulyň Mazarynyň Başynda]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Täze ýylyňyz gutly bolsun!  تاَزه یئلئنگئز قوتلی بولسون  Тәзе йылыңыз гутлы болсун!]]></title>
<link>http://yytm.wordpress.com/2008/12/27/taze-yylynyz-gutly-bolsun-%d8%aa%d8%a7%d9%8e%d8%b2%d9%87-%db%8c%d8%a6%d9%84%d8%a6%d9%86%da%af%d8%a6%d8%b2-%d9%82%d9%88%d8%aa%d9%84%db%8c-%d8%a8%d9%88%d9%84%d8%b3%d9%88%d9%86-%d1%82%d3%99%d0%b7/</link>
<pubDate>Sat, 27 Dec 2008 22:26:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>.</dc:creator>
<guid>http://yytm.wordpress.com/2008/12/27/taze-yylynyz-gutly-bolsun-%d8%aa%d8%a7%d9%8e%d8%b2%d9%87-%db%8c%d8%a6%d9%84%d8%a6%d9%86%da%af%d8%a6%d8%b2-%d9%82%d9%88%d8%aa%d9%84%db%8c-%d8%a8%d9%88%d9%84%d8%b3%d9%88%d9%86-%d1%82%d3%99%d0%b7/</guid>
<description><![CDATA[Täze 2009-njy milady ýylyňyz gutly bolsun. Goý, täze ýyl size saglyk, bagt, üstünlik hem şadyýanlyk ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Täze 2009-njy milady ýylyňyz gutly bolsun. Goý, täze ýyl size saglyk, bagt, üstünlik hem şadyýanlyk ]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
