<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>mimar-sinan &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/mimar-sinan/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "mimar-sinan"</description>
	<pubDate>Fri, 25 Dec 2009 05:13:01 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Mimar Sinan]]></title>
<link>http://cnsdnz.wordpress.com/2009/11/29/mimar-sinan/</link>
<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 17:25:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>cnsdnz</dc:creator>
<guid>http://cnsdnz.wordpress.com/2009/11/29/mimar-sinan/</guid>
<description><![CDATA[Mimar Sinan ( 15 Nisan 1489 &#8211; 17 Temmuz 1588) Büyük Osmanlı mimarı.    Kayseri’nin Ağırnas köy]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Mimar Sinan</strong> ( 15 Nisan 1489 &#8211; 17 Temmuz 1588) Büyük Osmanlı mimarı.<img class="aligncenter size-full wp-image-34" title="Mimar-sinan" src="http://cnsdnz.wordpress.com/files/2009/11/mimar-sinan.jpg" alt="mimar sinan" width="225" height="320" />  </p>
<p> Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. 1511&#8242;de Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a geldi. Üç sene sonra mimar olarak Yavuz Sultan Selim&#8217;in Mısır seferine katıldı. 1521 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad Seferine Yeniçeri olarak katıldı. 1522’de Rodos Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, 1526 Mohaç Meydan Muharebesinden sonra, gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına (Bölük Komutanı) terfi ettirildi. Kayseri&#8217;nin Ağırnas köyünde doğdu, 17 Temmuz 1588&#8242;de İstanbul&#8217;da öldü. Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin kimi zaman yetersiz ve çelişkili bilgiler, çağdaşı Sâi Mustafa Çelebi&#8217;nin onun ağzından yazdıklarına, mimarbaşı olduğu dönemden kalan yazışmalara, kendi vakfiyesine ve yazarı bilinmeyen belge ve kitaplara dayanmaktadır. Kaynaklara göre Sinan, I. Selim (Yavuz) padişah olduktan sonra başlatılan ve Rumeli&#8217;de olduğu gibi Anadolu&#8217;dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama uyarınca 1512&#8242;de devşirilerek İstanbul&#8217;a getirildi. Orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı&#8217;na verildi, 1514&#8242;te Çaldıran Savaşı&#8217;nda 1516- 1520 arasında da Mısır seferlerinde bulundu. İstanbul&#8217;a dönünce Yeniçeri Ocağı&#8217;na alındı. I. Süleyman (Kanuni) döneminde 1521&#8242;de Belgrad, 1522&#8242;de Rodos seferlerine katıldı, subaylığa yükseldi. 1526&#8242;da katıldığı Mohaç seferinden sonra zemberekçibaşı (baş teknisyen) oldu. 1529&#8242;da Viyana, 1529- 1532 arasında Alman, 1532- 1535 arasında da Irak, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Bu son sefer sırasında Van Gölü&#8217;nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması üzerine kendisine haseki unvanı verildi. 1536&#8242;da Pulya (Puglia) seferlerine katıldı. 1538&#8242;de yer aldığı Karabuğdan (Moldovya) seferi sırasında Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekti. Bir yıl sonra mimar Acem Ali&#8217;nin ölümü üzerine onun yerine sermimaran-ı hassa (saray baş mimarı) oldu. Günümüzdeki bayındırlık bakanlığına eş düşen bu görevi ölümüne değin sürdürdü. Mimar Sinan, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun en güçlü olduğu çağda yaşamıştır. I. Süleyman (Kanuni), II. Selim ve III. Murad olmak üzere üç padişah döneminde mimarbaşılık etmiş, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında birinci derecede rol oynamıştır. Etkisi ölümünden sonra da sürmüş, her dönemde saygınlığını korumuştur. Atatürk ona ilişkin bilimsel araştırmaların başlatılmasını, onun bir heykelinin yapılmasını istemiştir. 1982&#8242;de İstanbul&#8217;daki Devlet Güzel Sanatlar Akademisi çekirdek olmak üzere oluşturulan yeni üniversiteye onun adı verilmiştir. Sinan&#8217;ın yetişmesine ilişkin doyurucu bilgi yoksa da, dülgerliği Acemi Oğlanlar Ocağı&#8217;nda öğrendiği sanılmaktadır. Acemi Oğlanlar, başka işlerin yanı sıra yapı işlerinde de görevlendirilirlerdi.</p>
<p> Sinan daha sonra ordunun yapı gereksinimini karşılayan birimlerinde görev almış, buradaki çalışmalarıyla öne çıkmıştır. Gerek ordunun bu birimleri tarafından usta-çırak ilişkisi içinde gerçekleştirilen yapım ve onarım çalışmaları, gerek orduyla birlikte gittiği yerlerde görme olanağı bulduğu yapılar, Mimar Sinan&#8217;ın eğitiminin parçası olmuştur. Çeşitli kaynaklara göre Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam olmak üzere sayılamayanlarla birlikte üç yüz elliyi aşkın yapı gerçekleştirmiştir.</p>
<p>Elli yıla yakın bir süre!Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun mimarbaşılığını yapmış olmasına karşın, bunların hepsini onun tasarlayıp uygulamış olduğunu söylemek güçtür. Çoğunluğu İstanbul&#8217;da olmak üzere imparatorluğun her yanına dağılmış bulunan bu yapıların bir bölümünü öğrencileri ya da ona bağlı mimarlar örgütü yapmış olmalıdır. Bunların arasında onarımlar da vardır. Bu tür sayılar Sinan&#8217;a gösterilen saygıyı ortaya koyar. Onun asıl önemi, yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle Osmanlı-Türk mimarlığını &#8220;klasik&#8221; olarak adlandırılan doruğuna ulaştırmasındadır.</p>
<p> Sinan mimarbaşılığından önce de askeri amaçlı olmayan yapılar tasarlamış ve uygulamış olmalıdır. Ama ilk önemli yapıtı İstanbul&#8217;da ki Şehzade (Mehmed) Camii&#8217;dir. Kendisinin çıraklık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği bu cami, dört ayağın taşıdığı ve dört yarım kubbenin desteklediği bir kubbe ile örtülüdür. Dış görünüşlerin kitlesel etkisi azaltılmış, içerde ise daha aydınlık bir mekân oluşturma yoluna gidilmiştir. Onu izleyen Üsküdar&#8217;daki Mihrimah Sultan Camii&#8217;nde ise yarım kubbelerin sayısı üçe indirilerek daha rahat bir iç mekân araştırılmıştır. Osmanlı-Türk mimarlığının en önemli yapılarından biri Süleymaniye Camii ve Külliyesi&#8217;dir. Sinan kalfalık dönemi yapıtı olarak adlandırdığı bu yapıda İstanbul&#8217;daki Bayezid Camii&#8217;nde kullanılan taşıyıcı sistemi yinelenmiş, dört ayak üstüne oturan kubbeyi giriş-mihrap yönündeki yarım kubbelerle desteklenmiştir.</p>
<p>Bu, Ayasofya ile ortaya atılan strüktür sorunun, onun tarafından bir kez daha ele alınışıdır. Süleymaniye, darülkurrası, darüşşifası, hamamı, imareti, altı medresesi, dükkânları ve Kanunî Süleyman ile Hürrem Sultan&#8217;ın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış kentsel bir düzenlemedir ve Türkler&#8217;in dinsel yapılara toplumsal hizmet yapısı içeriği katmalarının en önemli örneğidir. Kubbe ve yarım kubbeler, yüklerini, uyumlu geçişlerle bir sonrakine iletirler. Yapı bu düzenden gelen bir dinginlikle, İstanbul&#8217;un Haliç&#8217;e bakan tepelerinden birinde yer alır. Dönemin önde gelen tüm sanatçılarının katkıda bulunduğu Süleymaniye, her ayrıntısıyla bir bütün olarak ele alınmıştır. Yedi yıl gibi kısa bir sürede bitirilmiş olması Sinan&#8217;ın mimarlıkta olduğu kadar örgütleme alanındaki dehasını da ortaya koyar. Yapının yapıldığı döneme ışık tutan muhasebe defterleri de günümüze kalmıştır. Sinan yapı ile çatı örtüsü için en yetkin taşıyıcı sistemi, en yetkin biçimi bulmak yolunda deneyler yapmış, hatta zaman zaman geçmişte kullanıp sonra terkedilen yöntemleri yineleyerek bunların nasıl ileri götürülebileceğini araştırmıştır. Kimi zaman bu tür deneyleri birbirine koşut olarak sürdüğü de görülür.</p>
<p> İstanbul&#8217;daki Sinan Paşa Camii gibi kimi yapıları, kubbeyi altıgen bir plana oturtmayı denemesiyle Edirne&#8217;deki Üç Şerefeli Cami&#8217;yi anımsatır. Edirnekapı&#8217;daki Mihrimah Sultan Camii&#8217;nde olduğu gibi ana mekânı tek bir kubbeyle örten camileri, erken Osmanlı dönemi camilerini düşündürür. Denemelerinin en ilginçlerinden biri gene İstanbul&#8217;daki Piyale Paşa Camii&#8217;dir. Burada kökenleri erken Osmanlı döneminden de önceye giden ve yapıyı çok sayıda küçük kubbe ile örten çok ayaklı cami şemasını ele almıştır. Bütün bu deneyler onu başyapıtlarından birine, Edirne&#8217;deki Selimiye Camii&#8217;ne götürdükleri için önemlidir. Sinan ustalık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği bu camide daha önce İstanbul&#8217;daki Rüstem Paşa Camii&#8217;nde çözmeye çalıştığı bir sorunu, yani kubbeyi sekizgen bir plan üstüne oturtma düşüncesini uygulamıştır. Böylece, taşıyıcı ayaklar incelmekte, yükleri ileten öğelerin küçülmesiyle de kubbe, yapıdaki en önemli mekân belirleyici öğe durumuna gelmektedir. Sinan burada 31 m&#8217;yi geçen çapıyla en büyük kubbesini gerçekleştirmiştir. Külliye&#8217;nin öteki yapıları camiye göre arka planda tutulmuştur. Selimiye, strüktüründen mekân oluşumuna, oranlarından süslemelerine kadar Klasik dönem Osmanlı-Türk mimarlık bireşiminin dilini ortaya koyan, kurallarını belirleyen çok önemli bir başyapıttır.</p>
<p> Sinan, öteki yapıtlarında da araştırıcılığını sürdürmüştür. Türbeleri buna örnektir. Şehzade Mehmet Türbesi&#8217;nde dilimli kubbe kullanmış, alışılmadık ölçüde süslü bir yüz düzenlemesine gitmiştir. Kanuni Süleyman Türbesi&#8217;nde de iç mekân ile dış görünüş arasında bir denge kurmak amacıyla örtü olarak, Osmanlı-Türk mimarlık geleneğinde çok sık kullanılmayan çift yüzlü kubbeyi seçmiş, iç kubbeyi yapının içindeki ayaklara, dış kubbeyi de dış duvarlara taşıtmıştır. II. Selim Türbesi&#8217;nde ise geleneksel altı ya da sekizgen plan yerine, yapı öğeleri arasında karşıtlık yaratan, köşelerin kesik kare planını seçmiştir. Sinan&#8217;ın, denemeci tutumunu öteki işlevlerde de sürdürdüğü gözlenir. Her zaman işleve, taşıyıcı sisteme, yapının bulunduğu yere göre en uygun olacak biçimi araştırmıştır.</p>
<p>Yola çıkış noktası geleneksel biçim ve plan şemaları olmasına karşın, bunlara katı bir biçimde bağlı kalmamış, koşulların gerektirdiği yerlerde yeni biçimlere yönelmiş, böylece eski ile yeni arasında bir bağ oluşturabilmiştir. Sinan&#8217;ın yapıları mimarlık bakımından olduğu kadar mühendislik bakımından da önem taşır. Bu nedenle &#8220;ser mimârân-ı cihan ve mühendisân-ı devran dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı&#8221; diye anılmıştır. Yapılarının çoğunun 400 yıl sonra bile ayakta duruyor, hatta kullanılıyor olması, onların taşıyıcı sistemlerine olduğu kadar temellerine de özen gösterilmiş olmasındandır.</p>
<p> Sinan&#8217;ın mühendis yanı su yollarıyla köprülerinde ortaya çıkar. Bunlarda zamanının sahip olduğu tüm mühendislik bilgilerini uygulamış, hatta kimi zaman onları aşan, ileri götüren tasarımlar gerçekleştirmiştir. İstanbul&#8217;un su sorununu çözmekle görevlendirilmiş, bentleriyle, tünelleriyle, su yolları ve su yolu kemerleriyle, biriktirme ve dağıtma yapılarıyla uzunluğu 50 km&#8217;yi aşan ve Kırkçeşme adıyla bilinen su yapılarını gerçekleştirmiştir. Süleymaniye Külliye&#8217;sine 53 milyon akçe harcanırken Kıkçeşme yapılarına 43 milyon akçe harcanmış olması da zamanında bunlara verilen önemin bir başka göstergesi olmaktadır.</p>
<p> Sinan, köprülerini de en az öteki yapıtları kadar önemsemiş, toplam uzunluğu 635,5 m&#8217;yi bulan Büyükçekmece Köprüsü ile sağlam olduğu kadar güzel de olan bir yapıt diye övünmüştür. En geniş açıklığı örtecek kubbeyi, en ince ve uzun minareyi araştırmak, böyle bir minaredeki şerefelere birbirleriyle kesişmeyen üç merdivenle çıkmayı denemek, bu mühendislik dehasının yaratıcılığını ortaya koyan örneklerdir. Mimarlık, kimi zaman, içinden çıktığı toplumun genel yapısıyla uyum içinde olan bir bütünlüğe erişir. Bu, kendi gününün gereksinmelerini kendi olanaklarıyla karşılayan, ama geçmişin deneyim ve anılarını da içeren bir bireşimdir.</p>
<p>Yapı gereçleri, yapım yöntemleri, elde edilen biçimlerle ve onlar da yerel-iklimsel koşullarla uyum içindedirler. Bunları birbirlerinden ve içinde bulundukları toplumsal koşullardan soyutlamak olanaksızdır. Ortaya çıkan biçimler toplumun büyük bir çoğunluğunca benimsenen simgelere dönüşür. Toplumu neredeyse yapılarıyla özdeşleştirmek olasıdır. Bu yalnız belli bir yere ve çağa özgü, başka bir benzeri olmayan bir mimarlık demektir. İşte Mimar Sinan böyle bir süreç içinde yer almaktadır. Tek tek yapıtlarından çok, mimarlığı uyumlu ve kendi içinde tutarlı bir bireşime götürme yolundaki çalışmalarıyla önem taşır.</p>
<p> Osmanlı-Türk mimarlığı onunla birlikte bireşim sürecini tamamlamış, arayış aşamasından klasik dönemine geçmiştir. Bu geçiş, biçim olarak kubbeyi, düzenleme ilkesi olarak da merkezi planlı yapıyı anıtsal bir mimarlığın en önemli öğesi olan kubbeyi ve ona bağlı taşıyıcılar sistemini en yalın ve açık biçimde kullanıp onu anıtsal mimarlık düzenlemelerinin çekirdeği durumuna getirmek Osmanlı-Türk mimarlığının dünya mimarlığına bir katkısıdır. Böylece hem Doğu, hem Batı ile ilişki içinde olan, Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkan bir Osmanlı-Türk İslam mimarlık bileşimi ortaya çıkmıştır.</p>
<p>  Bu, yapıya katkıda bulunan öteki sanatları da etkilemiş, imparatorluğun her yerinde ki yapı eylemleri için yol gösterici olmuştur.</p>
<p> Eserlerinin bir kısmı İstanbul’dadır. 1588&#8242;de İstanbul&#8217;da vefat eden Mimar Sinan, Süleymaniye Camii&#8217;nin yanında kendi yaptığı sade türbeye gömüldü. Mimar Sinan Türbesi, İstanbul Müftülüğü&#8217;nün sütunlu kapısından çıkınca hemen solda, iki caddenin kesiştiği noktada Fetva Yokuşu sonunda solda, Süleymaniye Camii&#8217;nin Haliç duvarının önünde, beyaz taşlı sade bir türbedir. </p>
<h2> Mimar Sinan türbesi</h2>
<p> Süleymaniye Camii&#8217;nin eski ağalar kapısının karşı köşesinde, yol ayrımında üçgen bir alandadır. Önde som mermerden yapılmış bir sebil görülmektedir. Sebilin arkasındaki ufak mezerlıkta 6 sütunlu, üstü örtülü ve etrafı açık türbede Mimar Sinan&#8217;ın mezarı bulunmaktadır. Türbesini ölümünden az önce kendisi yapmıştır. 1933 yılında Mimar Vasfi Egeli tarafından restore edilmiştir. Sandukanın uçları ile üzerindeki burma kavuk, mermerdendir. Sokağa bakan demir parmaklıklı bir pencereden türbe görünür. <img class="aligncenter size-full wp-image-33" title="mimar_sinan_turbesi" src="http://cnsdnz.wordpress.com/files/2009/11/mimar_sinan_turbesi.jpg" alt="mimar sinan türbesi" width="200" height="178" /> </p>
<p> Mimar Sinan&#8217;ın Eserleri Mimar Sinan 92 camii, 52 mescit, 57 medrese, 7 darül-kurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 375 eser vermiştir.</p>
<p>&#160;</p>
<p>AYASOFYA CAMİ </p>
<p><a href="http://cnsdnz.wordpress.com/files/2009/11/istanbul_ayasofya_camii_11.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-38" title="Istanbul_Ayasofya_Camii_1" src="http://cnsdnz.wordpress.com/files/2009/11/istanbul_ayasofya_camii_11.jpg" alt="" width="480" height="360" /></a> </p>
<p>  İSTANBUL SÜLEYMANİYE CAMİ<a href="http://cnsdnz.wordpress.com/files/2009/11/istanbul_suleymaniye_camii_13.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-39" title="Istanbul_Suleymaniye_Camii_13" src="http://cnsdnz.wordpress.com/files/2009/11/istanbul_suleymaniye_camii_13.jpg" alt="" width="480" height="399" /></a>  </p>
<p>İSTANBUL TOPKAPI SARAYI </p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-40" title="Istanbul Topkapı Sarayı" src="http://cnsdnz.wordpress.com/files/2009/11/istanbul_topkapi_sarayi_21.jpg" alt="" width="480" height="360" />  </p>
<p> <img class="aligncenter size-full wp-image-42" title="Istanbul Topkapı Sarayı" src="http://cnsdnz.wordpress.com/files/2009/11/istanbul_topkapi_sarayi_5.jpg" alt="" width="480" height="360" /></p>
<div><span style="color:#888888;">        </span></div>
<p> MANİSA MURADİYE MEDRESESİ</p>
<div><span style="color:#888888;"> </span> <a href="http://cnsdnz.wordpress.com/files/2009/11/manisa_muradiye_medresesi_1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-43" title="Manisa Muradiye Medresesi" src="http://cnsdnz.wordpress.com/files/2009/11/manisa_muradiye_medresesi_1.jpg" alt="" width="480" height="319" /></a></div>
<p><span style="color:#888888;"> </span> </p>
<div><span style="color:#888888;"> </span><span style="color:#888888;"><span style="font-family:mceinline;">  </span></span>
<p>&#160;</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MİMAR SİNAN]]></title>
<link>http://yukarikayalar.wordpress.com/2009/11/10/mimar-sinan-2/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 00:56:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>Site - Yönetici</dc:creator>
<guid>http://yukarikayalar.wordpress.com/2009/11/10/mimar-sinan-2/</guid>
<description><![CDATA[MİMAR SİNAN MİMAR SİNAN Mimar Sinan veya Koca Mîmâr Sinân Ağa ( Sinaneddin Yusuf Abdulmennan oğlu Si]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div class="wp-caption alignnone" style="width: 577px"><a href="http://img30.imageshack.us/img30/1279/mimarsinan.jpg"><img title="MİMAR SİNAN" src="http://img30.imageshack.us/img30/1279/mimarsinan.jpg" alt="MİMAR SİNAN" width="567" height="395" /></a><p class="wp-caption-text">MİMAR SİNAN</p></div>
<h2><span style="color:#0000ff;">MİMAR SİNAN</span></h2>
<h3>Mimar Sinan veya Koca Mîmâr Sinân Ağa ( Sinaneddin Yusuf Abdulmennan oğlu Sinan (Osmanlı Türkçesi: (d. 29 Mayıs 1489 Ağırnas Kayseri &#8211; ö. 9 Nisan 1588, İstanbul) Osmanlı mimarıdır.</p>
<p><span style="color:#0000ff;">KÖKENİ<br />
</span><br />
Sinaneddin Yusuf , Kayseri’nin Agrianosbugün Ağırnas) köyünde hristiyan ( Ermeni veya Rum olarak doğmuştur.1511′de Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a gelmiş yeniçeri ocağına alınmıştır.</p>
<p>Bu değersiz kul , Sultan Selim Hanın saltanat bahçesinin devşirmesi olup , Kayseri sancağından oğlan devşirilmesine ilk defa o zaman başlanmıştı. Acemi oğlanlar arasından sağlam karakterlilere uygulanan kurallara bağlı olarak kendi isteğimle dülgerliğe seçildim. Ustamın eli altında , tıpkı bir pergel gibi ayağım sabit olarak merkez ve çevreyi gözledim. Sonunda yine tıpkı bir pergel gibi yay çizerek , görgümü artırmak için diyarlar gezmeye istek duydum.<br />
Bir zaman padişah hizmetinde Arap ve Acem ülkelerinde gezip tozdum. Her saray kubbesinin tepesinden ve her harabe köşesinden bir şeyler kaparak bilgi, görgümü artırdım. İstanbula dönerek zamanın ileri gelenlerinin hizmetinde çalıştım ve yeniçeri olarak kapıya çıktım ”</p>
<p><span style="color:#0000ff;">YENİÇERİLİK DÖNEMİ</span></p>
<p>Abdulmennan oğlu Sinan , Mimar olarak Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine katıldı. 1521 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad<br />
Seferine Yeniçeri olarak katıldı. 1522’de Rodos Seferine ve Belgrad Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, 1526 Mohaç Meydan Muharebesi’nden sonra, gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına (Bölük Komutanı) terfi ettirildi.Sonraları Zemberekçibaşı ve Başteknisyen oldu.</p>
<p>1533 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi sırasında Van Gölü’nde karşı sahile gitmek için Mimar Sinan iki haftada üç adet kadırga yapıp donatarak büyük itibar kazandı. İran Seferinden dönüşte, Yeniçeri Ocağında itibarı yüksek olan Hasekilik rütbesi verildi. Bu rütbeyle, 1537 Korfu, Pulya ve 1538 Moldavya seferlerine katıldı. 1538 yılındaki Karaboğdan Seferinde ordunun Prut Nehri’ni geçmesi için köprü gerekmiş bataklık alanda günlerce uğraşılmasına karşın köprü kurulamamış görev Kanuni’nin veziri Damat Çelebi Lütfi Paşa’nın emriyle Abdulmennan oğlu Sinan’a verilmiştir.</p>
<p>Başmimarlık Dönemi [değiştir]1538 yılında Hassa başmimarı olan Sinan , baş mimarlık görevini I. Süleyman,II. Selim ve III. Murat zamanında 40 yıl süre ile yapmıştır.</p>
<p>Mimar Sinan’ın, Mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar: Halep’te Husreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesidir. Halep’teki Hüsreviye Külliyesinde, tek kubbeli cami tarzı ile, bu kubbenin köşelerine birer kubbe ilave edilerek yan mekanlı cami tarzı birleştirilmiş ve böylece Osmanlı mimarlarının İznik ve Bursa’daki eserlerine uyulmuştur. Külliyede ayrıca, avlu, medrese, hamam, imaret ve misafirhane gibi kısımlar bulunmaktadır. Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesinde renkli taş kakmalar ve süslemeler görülür. Külliyede cami, türbe ve diğer unsurlar ahenkli bir tarzda yerleştirilmiştir. Mimar Sinan’ın İstanbul’daki ilk eseri olan Haseki Külliyesi, devrindeki bütün mimari unsurları taşımaktadır. Cami, medrese, sübyan mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden oluşan külliyede cami, diğer kısımlardan tamamen ayrıdır.</p>
<p>Mimar Sinan’ın Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklardır. Bunların ilki İstanbul’daki Şehzade Camii ve külliyesidir. Dört yarım kubbenin ortasında merkezi bir kubbe tarzında inşa edilen Şehzade Camii, daha sonra yapılan bütün camilere örnek teşkil etmiştir.</h3>
<h3><span style="color:#0000ff;">BAŞ MİMARLIĞI</span></p>
<p>Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Kendi tabiriyle kalfalık döneminde, 1550-1557 yılları arasında yapılmıştır.</h3>
<h3>Mimar Sinan’ın en büyük eseri ise, seksen yaşında yaptığı ve “ustalık eserim” diye takdim ettiği, Edirne’deki Selimiye Camii&#8217;dir (1575).</h3>
<h3>Mimar Sinan, Mimarbaşı olduğu sürece birbirinden çok değişik konularla uğraştı. Zaman zaman eskileri restore etti. Bu konudaki en büyük çabalarını Ayasofya için harcadı. 1573’te Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar yaptı ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağladı. Eski eserlerle abidelerin yakınına yapılan ve onların görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri arasındaydı. Bu sebeplerle Zeyrek Camii ve Rumeli Hisarı civarına yapılan bazı ev ve dükkânların yıkımını sağladı.</p>
<p>İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve lağımların bağlanmasıyla uğraştı. Sokakların darlığı sebebiyle ortaya çıkan yangın tehlikesine dikkat çekip bu hususta ferman yayınlattı. Günümüzde bile bir problem olan İstanbul’un kaldırımlarıyla bizzat ilgilenmesi çok ilgi çekicidir.</p>
<p>Büyükçekmece Köprüsü üzerinde kazılı olan mührü, onun aynı zamanda mütevazı kişiliğini de yansıtmaktadır. Mühür şöyledir:</p>
<p>El-fakiru l-Hakir Ser Mimaranı Hassa<br />
Değersiz ve muhtac kul, Saray özel mimarlarının başkanı</p>
<p><span style="color:#0000ff;">TÜRBESİ</span></p>
<p>Eserlerinin bir kısmı İstanbul’dadır. 1588′de İstanbul’da vefat eden Mimar Sinan, Süleymaniye Camii’nin yanında kendi yaptığı sade türbeye gömüldü.</p>
<p>Giçdi bu demde cihandan pir-i mimaran Sinan Mimar Sinan Türbesi, İstanbul Müftülüğü’nün sütunlu kapısından çıkınca hemen solda, iki caddenin kesiştiği noktada Fetva Yokuşu sonunda solda, Süleymaniye Camii’nin Haliç duvarının önünde, beyaz taşlı sade bir türbedir</p>
<p><span style="color:#0000ff;">EŞLERİ VE ÇOCUKLARI<!--more--></span></p>
<p>Suphi Saatçi’ye göre adına düzenlenen vakfiye uyarınca Sinan’ın eşinin adı Mahmut kızı Mihri Hatun’dur. Biri Sinan hayattayken şehit olan oğlu Mehmed diğeri Neslihan ve Ümmühan olmak üzere üç çocuğu vardır. Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı ise beş kızı ve iki oğlu olduğunu yazar. Sinan’ın Gülruh ve Mihri isimli iki eşi olmuştur.</p>
<p><span style="color:#0000ff;">ESERLERİ</span></p>
<p>Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darül-kurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 365 eser vermiştir.</p>
<p><span style="color:#0000ff;">CAMİLER</span></p>
<p>İstanbul Süleymâniye Câmii,<br />
İstanbul Şehzâdebaşı Câmii,<br />
Haseki Camii,<br />
Mihrimah Sultan Camii &#8211; Edirnekapı<br />
Mihrimah Sultan Câmii &#8211; Üsküdar’da, iskelede<br />
Rüstem Paşa Câmii (Tahtakale’de),<br />
Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Kadırga Limanında),<br />
Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Azapkapısı’nda),<br />
Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Büyükçekmece)<br />
Odabaşı Câmii (Yenikapı yakınında),<br />
Hamâmî Hâtun Câmii (Sulumanastır’da),<br />
Ferruh Kethüdâ Câmii (Balat Kapısı içinde),<br />
Kara Camii &#8211; Sofya<br />
Kazasker İvaz Efendi Camii<br />
Kılıç Ali Paşa Camii (Tophane’de),<br />
Ahî Çelebi Câmii (İzmir İskelesi yakınında),<br />
Ebü’l-Fazl Câmii (Tophâne üstünde),<br />
Sinan Paşa Camii (Beşiktaş’ta),<br />
Eski Vâlide Câmii (Üsküdar’da),<br />
Ferhad Paşa Câmii (Çatalca’da),<br />
Drağman Yunus Camii<br />
Gazi Ahmet Paşa Camii<br />
Hadım İbrahim Paşa Camii<br />
Abdurrahman Paşa Camii (Kastamonu, Tosya’da)<br />
Molla Çelebi Camii<br />
Nişancı Paşa Çelebi Câmii (Kiremitlik’te),<br />
Piyale Paşa Camii<br />
Rüstem Paşa Câmii &#8211; Tahtakale<br />
Selimiye Camii &#8211; Edirne<br />
Zâl Mahmûd Paşa Câmii &#8211; Eyüp<br />
Çavuşbaşı Camii &#8211; Sütlüce<br />
İskender Paşa Câmii (Kanlıca’da),<br />
Şah Sultan Camii &#8211; Eyüp<br />
Şehzade Camii &#8211; Şehzadebaşı<br />
Şehzâde Cihangir Câmii (Tophâne’de),<br />
Şemsi Ahmed Paşa Câmii (Üsküdar’da),<br />
Osman Şah Vâlidesi Câmii (Aksaray’da),<br />
Sultan Bâyezîd Kızı Câmii (Yenibahçe’de),<br />
Ahmed Paşa Câmii (Topkapı’da),<br />
Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Hafsa’da, Trakya),<br />
Sokullu MehmedPaşa Câmii (Burgaz’da),<br />
İbrâhim Paşa Câmii (Silivrikapı’da),<br />
Bâli Paşa Câmii (Hüsrev Paşa Türbesi yakınında,<br />
Hacı Evhad Câmii (Yedikule yakınında),<br />
Kazasker Abdurrahmân Çelebi Câmii (Molla Gürânî’de),<br />
Mahmûd Ağa Câmii (Ahırkapı yakınında),<br />
Hoca Hüsrev Câmii (Kocamustafapaşa’da),<br />
Defterdar Süleymân Çelebi Câmii (Üsküplü Çeşmesi yakınında),<br />
Yunus Bey Câmii (Balat’ta),<br />
Hürrem Çavuş Câmii (Yenibahçe yakınında),<br />
Sinan Ağa Câmii (Kâdı Çeşmesi yakınında),<br />
Süleymân Subaşı Câmii (Unkapanı’nda),<br />
Kasım Paşa Câmii (Tersâne yakınında),<br />
Muhiddin Çelebi Câmii (Tophâne’de),<br />
Molla Çelebi Câmii (Tophâne Beşiktaş arasında),<br />
Çoban Mustafa Paşa Câmii (Gebze’de),<br />
Pertev Paşa Câmii (İzmit’te),<br />
Rüstem Paşa Câmii (Sapanca’da),<br />
Rüstem Paşa Câmii (Samanlı’da),<br />
Rüstem Paşa Câmii (Bolvadin’de),<br />
Rüstem Paşa Câmii (Rodoscuk’ta),<br />
Mustafa Paşa Câmii (Bolu’da),<br />
Ferhad Paşa Câmii (Bolu’da),<br />
Mehmed Bey Câmii (İzmit’te),<br />
Osman Paşa Câmii (Kayseri’de),<br />
Hacı Paşa Câmii (Kayseri’de),<br />
Cenâbî Ahmed Paşa Câmii (Ankara’da),<br />
Lala Mustafa Paşa Câmii (Erzurum’da),<br />
Sultan Alâeddin Selçûkî Câmiinin (Çorum’da) yenilenmesi,<br />
Abdüsselâm Câmiinin (İzmit’te)yenilenmesi,<br />
Kiliseden dönme Eski Câminin (İznik’te)Sultan Süleymân tarafından yeniden yaptırılması,<br />
Hüsreviye (Hüsrev Paşa)Câmii (Haleb’de),<br />
Sultan Murâd Câmii (Manisa’da),<br />
Orhan Câmiinin (Kütahya’da)yenilenmesi,<br />
Kâbe-i şerîfin kubbelerinin tâmiri,<br />
Hüseyin Paşa Câmii (Kütahya’da),<br />
Sultan Selim Câmii (Karapınar’da),<br />
Sultan Süleymân Câmii (Şam, Gök Meydanda),<br />
Taşlık Câmii (Mahmûd Paşa için, Edirne’de),<br />
Defterdar Mustafa Çelebi Câmii (Edirne’de),<br />
Haseki Sultan Câmii (Edirne, Mustafa Paşa Köprüsü başında),<br />
Cedid Ali Paşa Câmii (Babaeski’de),<br />
Semiz Ali Paşa Câmii (Ereğli’de),<br />
Bosnalı MehmedPaşa Câmii (Sofya’da),<br />
Sofu MehmedPaşa Câmii (Hersek’te),<br />
Maktul Mustafa Paşa Câmii (Budin’de),<br />
Firdevs Bey Câmii (Isparta’da),<br />
Memi Kethudâ Câmii (Ulaşlı’da),<br />
Tatar Han Câmii (Kırım, Gözleve’de),<br />
Vezir Osman Paşa Câmii (Tırhala’da),<br />
Rüstem Kethüdâsı Mehmed Bey Câmii (Tırhala’da),<br />
Mesih Mehmed Paşa Câmii (Yenibahçe’de).</p>
<p><span style="color:#0000ff;">MEDRESELER</span></p>
<p>Sultan Süleymân Medresesi (Mekke’de),<br />
Süleymâniye Medreseleri (İstanbul’da),<br />
Yavuz Sultan Selim Medresesi (Halıcılar Köşkünde),<br />
Sultan Selim Medresesi (Edirne’de),<br />
Sultan Süleymân Medresesi (Çorlu’da),<br />
Şehzâde Sultan Mehmed Medresesi (İstanbul’da),<br />
Haseki Sultan Medresesi (Avratpazarı’nda),<br />
Vâlide Sultan Medresesi (Üsküdar’da),<br />
Kahriye Medresesi (Sultan Selim yakınında),<br />
Mihrimah Sultan Medresesi (Üsküdar’da),<br />
Mihrimah Sultan Medresesi (Edirnekapı’da),<br />
MehmedPaşa Medresesi (Kadırga’da),<br />
MehmedPaşa Medresesi (Eyüp’te),<br />
Osman Şah Vâlidesi Medresesi (Aksaray yakınında),<br />
Rüstem Paşa Medresesi (İstanbul’da),<br />
Ali Paşa Medresesi (İstanbul’da), 17i.lşiplş.ml.çmö)AhmedPaşa Medresesi (Topkapı’da),<br />
Sofu MehmedPaşa Medresesi (İstanbul’da),<br />
İbrâhim Paşa Medresesi (İstanbul’da),<br />
Sinân Paşa Medresesi (Beşiktaş’ta),<br />
İskender Paşa Medresesi (Kanlıca’da),<br />
Kasım Paşa Medresesi,<br />
Ali Paşa Medresesi (Babaeski’de),<br />
Mısırlı Mustafa Paşa Medresesi (Gebze’de),<br />
Ahmed Paşa Medresesi (İzmit’te),<br />
İbrâhim Paşa Medresesi (Îsâ Kapısında),<br />
Şemsi Ahmed Paşa Medresesi (Üsküdar’da),<br />
Kapı Ağası Mahmûd Ağa Medresesi (Ahırkapı’da),<br />
Kapıağası Câfer Ağa Medresesi (Soğukkuyu’da),<br />
Ahmed Ağa Medresesi (Çapa’da),<br />
Hâmid Efendi Medresesi (Filyokuşu’nda),<br />
Mâlûl Emir Efendi Medresesi (Karagümrük’te),<br />
Ümm-i Veled Medresesi (Karagümrük’te),<br />
Üçbaş Medresesi (Karagümrük’te),<br />
Kazasker Perviz Efendi Medresesi (Fâtih’te),<br />
Hâcegizâde Medresesi (Fâtih’te),<br />
Ağazâde Medresesi (İstanbul’da),<br />
Yahya Efendi Medresesi (Beşiktaş’ta),<br />
Defterdar Abdüsselâm Bey Medresesi (Küçükçekmece’de),<br />
Tûtî Kâdı Medresesi (Fâtih’te),<br />
Hakîm Mehmed Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da),<br />
Hüseyin Çelebi Medresesi (Çarşamba’da),<br />
Şahkulu Medresesi (İstanbul’da),<br />
Emin Sinân Efendi Medresesi (Küçükpazar’da),<br />
Yunus Bey Medresesi (Draman’da),<br />
Karcı Süleyman Bey Medresesi,<br />
Hâcce Hâtun Medresesi (Üsküdür’da),<br />
Defterdar Şerifezâde Medresesi (Kâdıçeşmesi’nde),<br />
Kâdı Hakîm Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da),<br />
Kirmasti Medresesi,<br />
Sekban Ali Bey Medresesi (Karagümrük’te),<br />
Nişancı MehmedBey Medresesi (Altımermer’de),<br />
Kethüdâ Hüseyin Çelebi Medresesi (SultanSelim’de),<br />
Gülfem Hâtun Medresesi (Üsküdar’da),<br />
Hüsrev Kethüdâ Medresesi (Ankara’da),<br />
Mehmed Ağa Medresesi (Çatalçeşme’de).</p>
<p><span style="color:#0000ff;">KÜLLİYELER</span></p>
<p>Haseki Külliyesi<br />
Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi</p>
<p><span style="color:#0000ff;">DARÜL KURRAALAR</span></p>
<p>SultanSüleymanHanDârülkurrâası (İstanbul’da),<br />
Vâlide Sultan Dârülkurrâsı (Üsküdar’da),<br />
Hüsrev Kethüdâ Dârülkurrâsı (İstanbul’da),<br />
Mehmed Paşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te),<br />
Müftü Sa’di Çelebi Dârülkurrâsı (Küçükkaraman’da),<br />
Sokullu MehmedPaşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te),<br />
Kâdızâde Efendi Dârülkurrâsı (Fâtih’te).</p>
<p><span style="color:#0000ff;">TÜRBELER</span></p>
<p>Yahya Efendi Türbesi (Beşiktaş’ta),<br />
Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi (Beşiktaş’ta),<br />
Arap AhmedPaşa Türbesi (Fındıklı’da),<br />
Sultan Süleymân Türbesi (Süleymaniye’de),<br />
Şehzâde Sultan MehmedTürbesi (Şehzâdebaşı’nda),<br />
SultanSelim Türbesi (Ayasofya civârında),<br />
Hüsrev Paşa Türbesi (Yenibahçe’de),<br />
ŞehzâdelerTürbesi (Ayasofya’da),<br />
Vezir-i âzam RüstemPaşa Türbesi (Şehzâde Türbesi yakınında),<br />
Ahmed Paşa Türbesi (Eyüp’te),<br />
MehmedPaşa Türbesi (Topkapı’da),<br />
Çocukları için inşâ ettiği türbe,<br />
Siyavuş Paşa Türbesi (Eyüp’te),<br />
Siyavuş Paşanın çocukları için yapılan türbe (Eyüp’te),<br />
Zâl Mahmûd Paşa Türbesi (Eyüp’te),<br />
Şemsi Ahmed Paşa Türbesi (Üsküdar’da),<br />
Kılıç Ali Paşa Türbesi (Tophâne’de),<br />
Pertev Paşa Türbesi (Eyüp’te),<br />
Şâh-ı Hûban Türbesi (Üsküdar’da,<br />
Haseki Hürrem Sultan Türbesi (Süleymaniye’de).</p>
<p><span style="color:#0000ff;">İMARETLER</span></p>
<p>SultanSüleymân İmâreti (Süleymaniye’de),<br />
Haseki Sultan İmâreti (Mekke’de),<br />
Haseki Sultan İmâreti (Medîne’de),<br />
Mustafa Paşa Köprüsü başında bir imâret (Edirne’de),<br />
SultanSelim İmâreti (Karapınar’da),<br />
SultanSüleymân İmâreti (Şam’da),<br />
Şehzâde Sultan Mehmed İmâreti (İstanbul’da),<br />
SultanSüleymân İmâreti (Çorlu’da),<br />
Vâlide Sultan İmâreti (Üsküdar’da),<br />
Mihrimah Sultan İmâreti (Üsküdar’da),<br />
Sultan Murâd İmâreti (Manisa’da),<br />
Rüstem Paşa İmâreti (Rodoscuk’ta),<br />
Rüstem Paşa İmâreti (Sapanca’da),<br />
MehmedPaşa İmâreti (Burgaz’da),<br />
MehmedPaşa İmâreti (Hafsa’da),<br />
Mustafa Paşa İmâreti (Gebze’de),<br />
MehmedPaşa İmâreti (Bosna’da).</p>
<p><span style="color:#0000ff;">DARÜŞ ŞİFALAR</span></p>
<p>SultanSüleymân Dârüşşifâsı (Süleymaniye’de),<br />
Haseki Sultan Dârüşşifâsı (Haseki’de),<br />
Vâlide Sultan Dârüşşifâsı (Üsküdar’da)</p>
<p><span style="color:#0000ff;">SU YOLLARI VE KEMERLER</span></p>
<p>Bend Kemeri (Kağıthâne’de),<br />
Uzun Kemer (Kemerburgaz’da),<br />
Mağlova Kemeri(Kemerburgaz’da),<br />
Gözlüce Kemer (Cebeciköy’de),<br />
Müderris köyü yakınındaki kemer (Kemerburgaz’da).<br />
Kırık Kemer</p>
<p><span style="color:#0000ff;">KÖPRÜLER</span></p>
<p>Büyük çekmece Köprüsü,<br />
Silivri Köprüsü,<br />
Mustafa Paşa Köprüsü (Meriç üzerinde),<br />
Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü (Tekirdağ’da),<br />
Odabaşı Köprüsü (Halkalıpınar’da),<br />
Kapıağası Köprüsü (Harâmidere’de),<br />
MehmedPaşa Köprüsü (Sinanlı’da),<br />
Vezir-i âzam Mehmed Paşa (Mostar) Köprüsü (Bosna’da, Vişigrad kasabasında).<br />
Drina Köprüsü<br />
Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü</p>
<p><span style="color:#0000ff;">KERVANSARAYLAR</span></p>
<p>Kervansaray (Sultan Süleymân İmâreti yakınında),<br />
Kervansaray (Büyükçekmece’de),<br />
RüstemPaşa Kervansarayı (Rodosçuk’ta),<br />
KebecilerKervansarayı (Bitpazarı’nda),<br />
Rüstem Paşa Kervansarayı (Galata’da),<br />
Ali Paşa Kervansarayı (Bursa’da),<br />
Ali Paşa Kervansarayı (Bitpazarı’nda),<br />
Pertev Paşa Kervansarayı (Vefâ’da),<br />
Mustafa Paşa Kervansarayı (Ilgın’da),<br />
Rüstem Paşa Kervansarayı (Sapanca’da),<br />
Rüstem Paşa Kervansarayı (Samanlı’da),<br />
Rüstem Paşa Kervansarayı (Karışdıran’da),<br />
RüstemPaşa Kervansarayı (Akbıyık’ta),<br />
Rüstem Paşa Kervansarayı (Karaman Ereğlisi’nde),<br />
Hüsrev Kethüdâ Kervansarayı (İpsala’da)<br />
MehmedPaşa Kervansarayı (Hafsa’da),<br />
Mehmed Paşa Kervansarayı (Burgaz’da),<br />
RüstemPaşa Kervansarayı (Edirne’de),<br />
Ali Paşa Çarşısı ve Kervansarayı (Edirne’de),<br />
İbrâhim Paşa Kervansarayı (İstanbul’da).</p>
<p><span style="color:#0000ff;">SARAYLAR</span></p>
<p>Saray-ı atîk tâmiri (Beyazıt’ta),<br />
Saray-ı cedîd-i hümâyûn tâmiri (Topkapı’da),<br />
Üsküdar Sarayının tâmiri (Üsküdar’da),<br />
Galatasarayın eski yerine yeniden inşâsı (Galatasaray’da),<br />
Atmeydanı Sarayının yeniden inşâsı (Atmeydanı’nda),<br />
İbrâhim Paşa Sarayı (Atmeydanı’nda),<br />
Yenikapı Sarayının yeniden inşâsı (Silivrikapı’da),<br />
Kandilli Sarayının yeniden inşâsı (Kandilli’de),<br />
Fenerbahçe Sarayının yeniden inşâsı (Fenerbahçe’de),<br />
İskender Çelebi Bahçesi Sarayının yeniden inşâsı (İstanbul şehir dışında),<br />
Halkalı Pınar Sarayının yeniden inşâsı (Halkalı’da),<br />
Rüstem Paşa Sarayı (Kadırga’da),<br />
MehmedPaşa Sarayı (Kadırga’da),<br />
Mehmed Paşa Sarayı (Ayasofya yakınında),<br />
MehmedPaşa Sarayı (Üsküdar’da),<br />
Rüstem Paşa Sarayı (Üsküdür’da),<br />
Siyavuş Paşa Sarayı (İstanbul’da),<br />
Siyavuş Paşa Sarayı (Üsküdar’da),<br />
Siyavuş Paşa Sarayı (yine Üsküdar’da),<br />
Ali Paşa Sarayı (İstanbul’da),<br />
AhmedPaşa Sarayı (Atmeydanı’nda),<br />
Ferhad Paşa Sarayı (Bâyezîd civârında),<br />
Pertev Paşa Sarayı (Vefâ Meydanında),<br />
SinânPaşa Sarayı (Atmeydanı’nda),<br />
Sofu MehmedPaşa Sarayı (Hocapaşa’da),<br />
Mahmûd Ağa Sarayı (Yenibahçe’de),<br />
MehmedPaşa Sarayı (Halkalı yakınında Yergöğ’de),<br />
Şâh-ı Hûbân Kadın Sarayı (Kasımpaşa Çeşmesi yakınında),<br />
Pertev Paşa Sarayı (şehrin dışında),<br />
AhmedPaşa Sarayı (şehrin dışında),<br />
AhmedPaşa Sarayı (Taşra Çiftlik’te),<br />
AhmedPaşa Sarayı (Eyüp’te),<br />
Ali Paşa Sarayı (Eyüp’te),<br />
MehmedPaşa Sarayı (şehrin dışında, Rüstem Çelebi Çiftliğinde),<br />
Mehmed Paşa Sarayı (Bosna’da),<br />
Rüstem Paşa Sarayı (İskender Çelebi Çiftliğinde).</p>
<p><span style="color:#0000ff;">MAHZENLER</span></p>
<p>Buğday mahzeni (Galata Köşesinde),<br />
Zift Mahzeni (Tersâne-i Âmirede),<br />
Anbar (sarayda),<br />
Anbar (Has Bahçe Yalısında),<br />
Mutbak ve kiler (sarayda),<br />
Mahzen (Unkapanı’nda),<br />
İki adet anbar (Cebehâne yakınında),<br />
Kurşunlu Mahzen (Tophâne’de).</p>
<p><span style="color:#0000ff;">HAMAMLAR</span></p>
<p>SultanSüleymân Hamamı (İstanbul’da),<br />
Sultan Süleymân Hamamı (Kefe’de),<br />
Üç Kapılı Hamam (Topkapısarayında),<br />
Üç Kapılı Hamam (Üsküdar Sarayında),<br />
Haseki Sultan Hamamı (Ayasofya yakınında),<br />
Haseki Sultan Hamamı (Bahçekapı’da),<br />
Haseki Sultan Hamamı (Yahudiler içinde),<br />
Vâlide SultanHamamı (Üsküdar’da),<br />
Vâlide SultanHamamı (Karapınar’da),<br />
Vâlide SultanHamamı (Cibâli Kapısında),<br />
Mihrimah SultanHamamı (Edirnekapı’da),<br />
Lütfi Paşa Hamamı (Yenibahçe’de),<br />
MehmedPaşa Hamamı (Galata’da),<br />
MehmedPaşa Hamamı (Edirne’de),<br />
Kocamustafapaşa Hamamı (Yenibahçe’de),<br />
İbrâhim Paşa Hamamı (Silivrikapı’da),<br />
Kapıağası Yâkub Ağa Hamamı (Sulumanastır’da),<br />
Sinân Paşa Hamamı (Beşiktaş’ta),<br />
Molla Çelebi Hamamı (Fındıklı’da),<br />
Kaptan Ali Paşa Hamamı (Tophâne’de),<br />
Kaptan Ali Paşa Hamamı (Fenerkapı’da),<br />
Müfti Ebüssü’ûd Efendi Hamamı (Mâcuncu Çarşısında),<br />
Mîrmirân Kasımpaşa Hamamı (Hafsa’da),<br />
Merkez Efendi Hamamı (Yenikapı dışında),<br />
Nişancı Paşa Hamamı (Eyüp’te),<br />
Hüsrev Kethüdâ Hamamı (Ortaköy’de),<br />
Hüsrev Kethüdâ Hamamı (İzmit’te),<br />
Hamam (Çatalca’da),<br />
RüstemPaşa Hamamı (Sapanca’da),<br />
Hüseyin Bey Hamamı (Kayseri’de),<br />
Sarı Kürz Hamamı (İstanbul’da),<br />
Hayreddin Paşa Hamamı (Zeyrek’te),<br />
Hayreddin Paşa Hamamı (Karagümrük’te),<br />
Yâkub Ağa Hamamı (Tophâne’de),<br />
Haydar Paşa Hamamı (Zeyrek’te),<br />
İskender Paşa Hamamı,<br />
Odabaşı Behruzağa Hamamı (Şehremini’de),<br />
Kethüdâ Kadın Hamamı (Akbaba’da),<br />
Beykoz Hamamı,<br />
Emir Buhârî Hamamı (Edirnekapı dışında),<br />
Hamam (Eyüp’te),<br />
Dere Hamamı (Eyüp’te),<br />
Sâlih Paşazâde Hamamı (Yeniköy’de),<br />
Sultan Süleymân Hamamı (Mekke’de),<br />
HayreddinPaşa Hamamı (Tophâne’de),<br />
Hayreddin Paşa Hamamı (Kemeraltı’nda),<br />
Rüstem Paşa Hamamı (Cibâli’de),<br />
Vâlide SultanHamamı (Üsküdar’da)<span id="_marker"> </span></h3>
<p><span style="font-family:Trebuchet MS;color:#333333;">&#8230;</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ferry Ride to Uskudar]]></title>
<link>http://apairofpantiesandboxers.wordpress.com/2009/11/05/ferry-ride-to-uskudar/</link>
<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 11:00:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>Monica</dc:creator>
<guid>http://apairofpantiesandboxers.wordpress.com/2009/11/05/ferry-ride-to-uskudar/</guid>
<description><![CDATA[This post is part 14 of 17 of my trip to Istanbul. The series intends to give more than just a I-saw]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><em>This post is part 14 of 17 of my trip to <a href="../tag/istanbul-series/" target="_blank">Istanbul</a>. The series intends to give more than just a I-saw-this-and-did-that review. It aims to share the voice inside my head as I explore a world I’ve only read in books.</em></p>
<p style="text-align:center;"><em><img class="aligncenter size-full wp-image-1152" title="Istanbul Skyline During Sunset" src="http://apairofpantiesandboxers.wordpress.com/files/2009/11/copy_img_4385.jpg" alt="Copy_IMG_4385" width="600" height="337" /></em></p>
<p>After watching the street music performance near <a href="http://apairofpantiesandboxers.wordpress.com/2009/10/13/the-galata-towers-fish-sandwiches/" target="_blank">The Galata Tower</a>, JC and I strolled over the Galata Bridge just in time to catch the sun set behind the Istanbul skyline. It was dusk by the time we arrived at Eminonu and since it was still early, JC and I decided to take a ferry to Uskudar for 1.5 lira. When we landed on the Anatolian shore of the <a href="http://apairofpantiesandboxers.wordpress.com/2009/10/15/the-bosporus-cruise-yoros-castle/" target="_blank">Bosporus River</a>, there was a massive line snaked around the dock. We followed it all the way to the beginning and discovered that everyone was lined up waiting to be served their first meal of the day on Ramadan.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1156" title="Copy_IMG_4392" src="http://apairofpantiesandboxers.wordpress.com/files/2009/11/copy_img_4392.jpg" alt="Copy_IMG_4392" width="600" height="337" /></p>
<p>JC and I walked to a small square near the dock. Uskudar is a very residential district. Many of the people here are locals who commute to Eminonu for work. There is a large population of university students and retirees. We were people-watching as night fell and it was quite interesting to see how Ramadan is observed in public. When the mosques began to chant, everyone around us began to rustle through their plastic bags.</p>
<p>The pot-bellied middle-aged man to our left pulled out a plastic container of water and drank it in one gulp. A couple each pulled out their sandwiches and tore through the plastic. A guy from across the courtyard lit a cigarette and finished it in four puffs. A little girl flew by carrying a dish of food and then the lights came on at the mosque sitting right in front of us.</p>
<p>The Mihrimah Sultan Mosque is one of Uskudar&#8217;s most famous landmarks. It was one of the first two mosques designed by Mimar Sinan and built my Mihrimah Sultana, the daughter of Sultan Suleiman the Magnificent. JC readily identified the mosque because of its Sinan-esque features. The mosque had several of his signature styles. We stared at the mosque in awe because when the lights lit up it looked magical, like it was straight out of a story book.</p>
<p>The ferry ride back was definitely a pleasant surprise as well. I was expecting to board onto the same worn down wooden ferry boat that we arrived in. But instead a 5-star cruise liner pulled up to the dock. The cruise boat came with beige leather seats, shiny marble furniture and large flat screen TVs!  We paid the same amount for this ride &#8211; 1.5 lira. Talk about getting my money&#8217;s worth. 1.5 lira is about $1 USD.</p>
<div class="zemanta-pixie" style="margin-top:10px;height:15px;"><a class="zemanta-pixie-a" title="Reblog this post [with Zemanta]" href="http://reblog.zemanta.com/zemified/1a142b8a-c151-48fc-9236-dfb89b15edab/"><img class="zemanta-pixie-img" style="border:medium none;float:right;" src="http://img.zemanta.com/reblog_e.png?x-id=1a142b8a-c151-48fc-9236-dfb89b15edab" alt="Reblog this post [with Zemanta]" /></a></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İstanbul camilerinin ilginç hikayeleri]]></title>
<link>http://alperengiresun.wordpress.com/2009/10/24/istanbul-camilerinin-ilginc-hikayeleri/</link>
<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 06:12:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>hrnzr</dc:creator>
<guid>http://alperengiresun.wordpress.com/2009/10/24/istanbul-camilerinin-ilginc-hikayeleri/</guid>
<description><![CDATA[Diyanet İşleri Başlkanlığı, çıkardığı envantere göre İstanbul&#8217;da tam 2 bin 944 tane cami bulun]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft" src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/720420091024041713697.jpg" alt="" width="272" height="204" />Diyanet İşleri Başlkanlığı, çıkardığı envantere göre İstanbul&#8217;da tam 2 bin 944 tane cami bulunuyor. Yapımı oldukça eski olan bu mabetlerin bazılarının ismi, bazılarının ise inşa edilme öyküleri oldukça ilginç.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Aysel Yasa</strong>&#8216;nın araştırması</span></p>
<p><strong><span style="color:#800000;">ŞEMSİ PAŞA CAMİİ</span></strong></p>
<p>Gerçek ismi Şemsi Paşa Camii olan ve Üsküdar sahilde bulunan camiinin ismine dair ilginç rivayetler aktarılıyor. Söylenenlere göre, camiye Kuşkonmaz denmesinin bir başka nedeni de Şemsi Paşa&#8217;nın kişiliğiyle ilgili. Fazlasıyla titiz bir kişi olan Şemsi Paşa, Sokullu Mehmet Paşa ile rekabet halindeymiş. Zaman zaman şakayla karışık atışırlarmış. Şemsi Paşa bir gün Sokullu&#8217;ya, “Sokullu, camiini kuşlar pislemiş” diye takılınca, “Gökyüzüne açık olan her yer kuşların pislemesine müsaittir” cevabını almış. <!--more-->Paşa, cami yaptırmaya karar verince Sokullu&#8217;nun sözü aklına gelmiş. Mimar Sinan&#8217;a giderek, “Bana öyle bir yerde cami yap ki üzerine kuşlar pislemesin” demiş. Sinan, bütün camilerinde yaptığı gibi <span style="border-bottom:3px double #ff0000;font-weight:bold;line-height:1.7;color:#ff0000;">iyi</span> bir araştırmadan sonra kuzey- güney rüzgârlarının kesiştiği bu noktayı bulmuş. Dalgaların kıyıya çarpmasıyla meydana gelen titreşimleri incelemiş ve camiyi burada yapmaya karar vermiş.</p>
<p><strong><span style="color:#bb2222;">YENİ CAMİİ</span></strong></p>
<p><strong>66 YILA 66 KUBBE</strong></p>
<p>Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan büyük camilerden biri olan <span style="border-bottom:3px double #ff0000;font-weight:bold;line-height:1.7;cursor:pointer;color:#ff0000;">Yeni</span> Camii,Eminönü meydanında İstanbul siluetinin olmazsa olmazlarındandır. Bir İstanbul selâtin camisinin inşası ortalama, 2 ilâ 7 yıl arasında sürmesine rağmen, Yeni Cami&#8217;nin inşaatı tam 66 yıl sürmüş. Kubbelerinin sayısı, sanki bu duruma nazire yaparmışçasına 66&#8242;dır.</p>
<p><strong><span style="color:#bb2222;">KILIÇ ALİ PAŞA CAMİİ</span></strong></p>
<p><strong>DENİZ ÜZERİNE KURULAN TEK CAMİİ</strong></p>
<p>Kaptan-ı Derya tarafından 1580 yılında Mimar Sinan&#8217;a yaptırılan Kılıç Ali Paşa Camii denizin üzerine inşa edilmiş. Kılıç Ali Paşa, devrin padişahı 3. Murat&#8217;tan cami yaptırmak için yer ister. Padişah ise, “Sen deryaların serdarısın, gücün yetiyorsa derya üzerine bir cami yap” der. Bu duruma çok üzülen Kılıç Ali Paşa, Mimar Sinan&#8217;ı kendine mimar olarak tutar ve Tophane Rıhtımı&#8217;nın kenarına taş, toprak, moloz taşımaya başlar ve camiinin yapımına başlar.</p>
<p><strong><span style="color:#bb2222;">YILDIZ CAMİİ</span></strong></p>
<p><strong>CAMİNİN PLANI PADİŞAHA AİT</strong></p>
<p>Son dönem Osmanlı cami mimarisinde benzeri olmayan bir örnek Yıldız Camii. Beşiktaş İlçesi&#8217;nde, Barbaros Bulvarı&#8217;nda Yıldız Sarayı yolu üzerindeki cami, 1885-1886 yılları arasında Sultan II. Abdülhamit tarafından Nikolaki Kalfa&#8217;ya yaptırılmş. Hamidiye ya da halk arasındaki adıyla Yıldız Camii”nin plânı 2. Abdülhamit tarafından çizilmiştir. Bu nedenle plânı bir padişah tarafından çizilen tek camidir. Camii, Peygamber efendimizin miraca yükseldiği mekân Mescid-i Aksa&#8217;ya benzemesi de dikkat çekicidir. Sultan II. Abdülhamid bu caminin ahşap kafeslerini de kendisi yapmıştır.</p>
<p><strong><span style="color:#bb2222;">AHİ ÇELEBİ CAMİİ</span></strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Üniversitesi&#8217;nin arkasında bulunur. Anlatılanlara göre Evliya Çelebi rüyasında kendisini Ahi Çelebi Camii&#8217;nde görür. Caminin içinde Hz. Muhammed&#8217;le karşılaşan Çelebi, heyecanlanarak “Şefaat ya Resulâllah” yerine yanlışlıkla “Seyahat ya Resulâllah” der. Ve büyük yolculuk başlar.</p>
<p><strong><span style="color:#bb2222;">SANKİ YEDİM CAMİİ</span></strong></p>
<p><strong>SANKİ YEDİM EN GÜZEL ÖRNEK</strong></p>
<p>İstanbul Fatih&#8217;te Sinanağa Mahallesi&#8217;nde bulunan Sanki Yedim Camii&#8217;nin hikâyesi en az ismi kadar enteresan. Rivayete göre maddi durumu pek <span style="border-bottom:3px double #ff0000;font-weight:bold;line-height:1.7;color:#ff0000;">güçlü</span> olmayan esnaf Keçeci Hayreddin, İstanbul&#8217;da yapılan selâtin camilerine çok özenmektedir ve bunlar gibi bir cami yaptırmak istiyordur. Fakat camiyi inşa etmek için paraya ihtiyaç vardır. Keçeci Hayreddin&#8217;de çözümü canı birşey yemek istediğinde yemeyip “sanki yedim” diyerek parasını bir kenara koymakta bulur. Biriktirdiği paralarla da Sanki Yedim Camii&#8217;ni yaptırır.</p>
<p><strong><span style="color:#bb2222;">LALELİ CAMİİ</span></strong></p>
<p><strong>KENDİ ADIMA CAMİ YAPTIRDIM ADINI ŞEYHE KAPTIRDIM</strong></p>
<p>Laleli Camii padişah Üçüncü Mustafa tarafından yaptırılmış. Yaptırdığı hiçbir camiye adını vermeyen Sultan, Laleli Camii&#8217;ne adını vermeyi düşünmektedir. Caminin şekillendiği günlerde o civarda yaşayan Laleli Baba&#8217;yı da ziyaret eder. Ziyaret esnasında aralarında tatsız bir konuşma geçer. Sultan, bu olaydan birkaç gün sonra rahatsızlanır. Hekimler derdine çare bulamayınca 3. Mustafa&#8217;nın aklı başına gelir. “Boşuna uğraşıyoruz, bu derdin ilâcı Laleli Baba&#8217;da” der ve yaşlı dervişin huzuruna koşup affını ister. İyileşince de ince bir espriyle, “Kendi adımıza bir cami yaptırdık, onu da şeyhe kaptırdık” der ve camiye onun ismini verir.</p>
<p><strong><span style="color:#bb2222;">MİHRİMAH SULTAN CAMİİ</span></strong></p>
<p><strong>MİHRİMAH BEĞENSİN DİYE</strong></p>
<p>Biri, Üsküdar diğeri ise Edirnekapı&#8217;da kurulu olan camilerin öyküsü şöyle: “Sinan, Mihrimah Sultan&#8217;a plâtonik bir yakınlık duymaktadır. Bu nedenle iki caminin de yerini özenle seçmiş ve camileri, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir hesaplama ve estetik anlayışıyla inşa etmiştir. Bu hesaplama sonucuna göre, senede bir defa, güneş Edirnekapı&#8217;daki caminin tek minaresinin arkasından batarken, aynı anda Üsküdar&#8217;daki caminin iki minaresi arasından dolunay doğmaktadır.</p>
<p>( <a href="http://www.yenisafak.com.tr/">www.yenisafak.com.tr</a> )</p>
<p>Kaynak:haber7.com</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Okulsuz mucit, mimar ve mühendis dehalar…]]></title>
<link>http://sadoglu.wordpress.com/2009/10/19/okulsuz-mucit-mimar-ve-muhendis-dehalar%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 10:08:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>sadoglu</dc:creator>
<guid>http://sadoglu.wordpress.com/2009/10/19/okulsuz-mucit-mimar-ve-muhendis-dehalar%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[Hayvanların kusursuz düzenleri ve inanılmaz üstün maharetleri, “kader” ve “Mutlak İrade” gerçeğini t]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hayvanların kusursuz düzenleri ve inanılmaz üstün maharetleri, “kader” ve “Mutlak İrade” gerçeğini t]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SÜLEYMANİYE CAMİ]]></title>
<link>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/09/17/suleymaniye-cami/</link>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2009 07:02:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircanogankul</dc:creator>
<guid>http://bircanogankul.wordpress.com/2009/09/17/suleymaniye-cami/</guid>
<description><![CDATA[Süleymaniye Camisi ve Sırları     Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Süleymaniye Camisi ve Sırları     Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemi]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Bakan Eroğlu taşkın eylem planını açıkladı ]]></title>
<link>http://blackdark.wordpress.com/2009/09/16/bakan-eroglu-taskin-eylem-planini-acikladi/</link>
<pubDate>Wed, 16 Sep 2009 20:02:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>blackdark</dc:creator>
<guid>http://blackdark.wordpress.com/2009/09/16/bakan-eroglu-taskin-eylem-planini-acikladi/</guid>
<description><![CDATA[Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, 2010 yılında taşkınlarla ilgili seferberlik başlattıklarını anl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, 2010 yılında taşkınlarla ilgili seferberlik başlattıklarını anl]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mimar Sinan bu günleri 443 yıl önce görmüş]]></title>
<link>http://alperengiresun.wordpress.com/2009/09/10/mimar-sinan-bu-gunleri-443-yil-once-gormus/</link>
<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 19:34:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>hrnzr</dc:creator>
<guid>http://alperengiresun.wordpress.com/2009/09/10/mimar-sinan-bu-gunleri-443-yil-once-gormus/</guid>
<description><![CDATA[İstanbul&#8217;da yaşanan sel felaketi gündemdeki yerini korurken selin yoğun olarak hissedildiği bö]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h3><img class="alignleft" src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/109620090910092029647.jpg" alt="" width="272" height="204" /></h3>
<h3>İstanbul&#8217;da yaşanan sel felaketi gündemdeki yerini korurken selin yoğun olarak hissedildiği bölgede bir fotoğraftaki 2 fark dikkat çekti.</h3>
<p>Mimar Sinan&#8217;ın Çekmece köprüsü suyun debisine uygun inşa edilmiş, D-100 köprüsü ise suyun denize ulaşmasını engelliyor!<!--more--></p>
<p>İmar, iskan, istimlak ve ıslah çalışmaları bağlamında değerlendirilen sel felaketinde gözden kaçırılan bir noktayı ise ortaya koymak gerekiyor. Modern zamanlarda yapılan binalar, gerçekleştirilen mimari projeler ve tabiatın gözardı edilmesi büyük bir felakete sebep oldu. Ama yüzyıllar önce Mimar Sinan&#8217;ın yaptırdığı Büyükçekmece&#8217;deki köprü, açılan baraj kapaklarına rağmen suyun denize ulaşmasını engellemezken, tarihi daha onyıllara bile dayanmayan D-100 köprüsünün ise suları engellediği ortaya çıktı.</p>
<p><strong><span style="color:#ff0000;font-size:x-small;">MİMAR SİNAN KÖPRÜSÜ&#8217;NÜN TARİHİ</span></strong></p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman, 1566 yılında Zigetvar Seferi&#8217;ne çıkarken, Büyükçekmece Gölü&#8217;nün olduğu yerden ordusunu sallarla karşıya geçirdi. Ancak, büyük bir ordunun sallarla karşıya geçirilmesi büyük güçlüklerle tamamlanabildi. Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman, buraya bir köprünün yapılmasını emretti. Mimar Sinan, Kanuni&#8217;nin Mimarbaşı&#8217;sı olarak derhal emri yerine getirmeye koyuldu.</p>
<p><img src="http://fotogaleri.haber7.com/inner//689020090910092208523.jpg" border="0" alt="kullan" width="455" height="333" /></p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın Zigetvar Seferi&#8217;nde ölümü, köprünün açılışını görmesini engelledi. Oğlu Sultan 2. Selim zamanında, 1567 yılında tamamlanan köprü, çevresinde yer alan, yine Mimar Sinan eseri olan Sokullu Mehmet Paşa Camii, Kanuni Sultan Süleyman Çeşmesi ve Kurşunlu Han ile bir bütün oluşturdu. 636 metre, 4 ayrı bölüm ve 28 kemerli olarak inşa edilen köprü, sadece yaya trafiğine açıktır. Bir başka özelliği de 4 ayrı köprünün birleşmesiyle meydana getirilmesidir.</p>
<p><strong><span style="color:#ff0000;font-size:x-small;">MİMAR SİNAN, SUYUN DEBİSİNİ HESAPLADI</span></strong></p>
<p>Mimar Sinan&#8217;ın eseri olarak 442 yıldır ayakta olan köprü, gölün denize açıldığı yerde bulunduğu için, ciddi matematik hesaplarını da gerektiriyor. Zira, yağmurlu mevsimlerde, suyun debisi yükseldiği için taşkınlara sebebiyet verebiliyor. Usta Mimar, 16.yy.da bu hesapları yaparak köprüyü selden etkilenmeyecek, taşan suyun denize ulaşmasını engellemeyecek bir şekilde inşa etmiş. Hatta, bu 4 köprünün birleştikleri yerlerde selden etkilenmemesi için sel yaranlar yapılmıştır.</p>
<p>Dünkü selde, Büyükçekmece Barajı&#8217;nın taşma tehlikesine karşı baraj kapaklarını açılması, Mimar Sinan&#8217;ın eseri ile modern köprüleri mukayese etme şansı verdi. Sonuçlar gerçekten ilginçti, zira Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü&#8217;nden takılmadan geçen sular, D-100 köprüsünde engelle karşılaştı ve denize ulaşamadı. Bunun sonucunda da Büyükçekmece&#8217;nin bazı mahallelerini su bastı. Uydu görüntülerinde de üstte Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü&#8217;nü, altta ise D-100 köprüsünü görüyoruz.</p>
<p><strong><span style="color:#ff0000;font-size:x-small;">D-100 KÖPRÜSÜ SUYU ENGELLİYOR</span></strong></p>
<p>Konu ile ilgili olarak NTV&#8217;ye açıklamalarda bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Zafer Özsayın ise şunları söylüyor:</p>
<p>&#8220;Baraj kapaklarını sabahtan doğal olarak açmak zorunda kaldılar, yüksek debide su geliyor. Fakat aradaki ufak göletten E-5&#8242;in kestiği bir güzergah var. Buradan denize ulaşım rahat olmadığı için bir şişme oluyor. Bu nedenle yağmur suyu kanalları doluyor ve bu kanallardan kente su gidiyor. Yıpranmış ve atıl durumdaki E-5 köprüsü ve kemerleri var. Bu, denize ulaşımı engelliyor eğer bu kaldırılsaydı sıkıntı yaşanmazdı. Birtakım setler oluşturarak minimize etmeye çalışıyoruz.</p>
<p>Şu anda sadece iki sokakta 10-15 cm yüksekliğinde su var. Su bodrumları doldurdu. Diğer bölgelere nazaran burada afet var denemez. Fakat baraj kapakları sürekli açık kalır, yağmur da devam ederse bu tehlike artacaktır.</p>
<p>Ortada atıl kalan, iptal edilen bir köprü var. Büyük temelleri, suyun denize ulaşımını engelliyor. Zaten betonarmesi ömrünü tamamlamış, yıllardır burada duruyor. E-5 köprüsüyle setler arasındaki su yükselme gösteriyor. Gidiş gelişin ortasında atıl kalan bir bölüm var.</p>
<p>Eski yapılan köprünün -Mimar Sinan Köprüsü&#8217;nün- su debisi hasaplanmış, suyun denize ulaşımı sağlanmış ama yeni yapılan E-5 ve D-100 köprüsünde hiç dengelenmemiş. Eski köprü örnek alınsaydı bu sıkıntı asla yaşanmazdı.&#8221;</p>
<p><strong>Dünyabülteni.net</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Araştırma Locası Nedir ?]]></title>
<link>http://masonlar.wordpress.com/2009/08/03/arastirma-locasi-nedir/</link>
<pubDate>Mon, 03 Aug 2009 12:18:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonlar</dc:creator>
<guid>http://masonlar.wordpress.com/2009/08/03/arastirma-locasi-nedir/</guid>
<description><![CDATA[Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Araştırma Locası hakkı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Araştırma Locası hakkında bir okuyucumuzun göndermiş olduğu bilgileri yayınlıyoruz. Mason Locasına kimlerin üye olabileceğini, Kuruluşu, Hangi Faaliyetlerde bulunduğu, Tarihçesi hakkında detaylı bilgiler ilk kez sitemizde&#8230;<!--more--></p>
<p><strong>ARAŞTIRMA LOCASI NEDİR ?</strong></p>
<p>Araştırma Locası Masonik araştırma ve çalışmayı teşvik etmek, genişletmek, geliştirmek, önderlik etmek, yaymak ve yayınlamak amacıyla kurulan özel bir locadır.</p>
<p>Dünyadaki Büyük Localar yukarıda ki amaçları gerçekleştirmek üzere Araştırma Locaları kurar ve onlara berat verirler. Bu özel locaların tekris ve terfi töreni yapma yetkileri yoktur. Görevlileri loca görevlilerin ünvanlarını almalarına rağmen toplantıları genelde ritüelik değildir.</p>
<p>Dünyada kurulan ilk araştırma locası 1875 yılında kurulmuş olan İngiltere Birleşik Büyük Locasına bağlı ve mezkur Büyük Locanın matrikülünde 2076 sıra numarasında kayıtlı Quatour Coronati (Dört Taçlı) Locasıdır.</p>
<p><strong>Mimar Sinan Araştırma Locasının Kuruluşu</strong></p>
<p>Masonluk tarihini olduğu kadar ,Türk Masonluğunun da gelişmesini incelemek, Masonluğun gerçek sembollerini, eski menkıbelerini tesbit etmek ve hakiki ilkelerini meydana koymak üzere devamlı bir incelemenin lüzumunu takdir eden bazı kardeşlerimiz özel bir araştırma müessesesinin kurulmasını istemişlerdir.</p>
<p>Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının Umumi Heyeti 2 Mayıs 1965 tarihindeki celsesinde konunun gerçek önemi üzerinde durmuş ve getirilen teklif müzakere edildikten sonra bir araştırma locasının kurulmasını kabul ederek buna müteallik işlemlerin ikmali için Büyük Daimi Heyeti görevlendirmiştir.</p>
<p>Konuyu bir kere daha ve verilen direktifler dahilinde inceleyen Büyük Daimi Heyet sözü edilen Araştırma Locasının çalışma esaslarını 22 Ağustos 1965 tarihinde tesbit ve kabul etmiştir.</p>
<p>Kurulacak araştırma locasının ismi üzerinde de dikkatle durulmuş ve dünya yapı sanatının gelmiş geçmiş en büyük ustalarından ve Türk kültürünün başlıca sembollerinden biri olan Mimar Sinan&#8217;ın adı uygun bulunmuştur.</p>
<p>Localarımızda Masonluğun esasları ve tarihi üzerinde her zaman çalışmalar yapılmasına rağmen maalesef bunlar o güne kadar ilmi bir metodla derlenerek değerlendirilmemiştir. Bu işi ele almak Mimar Sinan Muhterem Locasının başlıca vazifeleri arasında görülmüştür.</p>
<p>Bu nevi işlerin , bir veya birkaç kişinin çalışması ile sonuçlandırılması mümkün değildir. Anacak muayyen miktarı aşan topluluklarında iyi bir ekip çalışması sağlamasının pek kolay olmadığı tecrübe ile anlaşılmıştır. Bu itibarla asli üye sayısı da 40 olarak kabul edilmiştir. Asli üye sayısı sınırlandırılmış olmakla beraber bir de muhabir üye çevresi tasarlanmıştır.</p>
<p>Kuruluş iradesi 2 Mayıs 1965 tarihindeki Umumi Heyet toplantısında tecelli eden 43 matrikül no.lu Mimar Sinan Muhterem Locası zamanın En Muhterem Büyük Üstadı Hayrullah Örs o tarihteki Büyük Sekreter Nafiz Ekemen vasıtasıyla gönderdiği davetiye üzerine ilk toplantısını 15 Ocak 1966 tarihinde yapmıştır.</p>
<p><strong>KİMLER ÜYE OLABİLİR ?</strong></p>
<p>Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının 8 Mayıs 1999 tarihli toplantısında verilmiş olan yetkiyle Büyük Görevliler Kurulunun 18 Aralık 1999 tarihli toplantısında kabul edilerek 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Araştırma Locaları Yönetmeliğine göre Araştırma Locasının dört tür üyesi vardır :</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Asli Üyeler</span> : Kurucu üyeler, Büyük Üstadın tayin ettiği üyeler ile yönetmeliğin ilgili maddesine göre seçilenler Araştırma Locasının asli üyesi olurlar. Asli üye seçilebilmek için 7 yıllık Üstad Mason olmak, okuyup yazabilecek seviyede bir yabancı dil bilmek, yüksek öğrenim görmüş olmak, araştırma ve incelemeler yapmak için yetenek,merak ve istek sahibi olmak, fikri çalışmalar yapmış olmak. Asli üyelerin sayısı 50 yi geçemez.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Araştırıcı Üyeler</span>: Muntazam kardeşler arasından belli bir konuda çalışma yapmak üzere görevlendirilen üyelerdir.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Muhabir üyeler</span> : Localarımızın Üstad Kardeşlerden seçtikleri birer Muhabir üye, asli üyelerin etrafında bir zincir oluştururlar. Mimar Sinan Araştırma Locasının çalışmalarını dinleyici olarak takip ederek kendi localarına bilgi verirler.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Şeref Üyeleri</span> : Araştırma Localarına 15 yıl veya daha hizmet etmiş olan kardeşler Şeref Üyesi olurlar.</p>
<p><strong>ARAŞTIRMA LOCASI NE YAPAR ?</strong></p>
<p><em>Yeni yönetmelikle Araştırma Locamıza verilen görevler şunlardır : </em></p>
<p><em>Masonluk üzerine araştırma ve inceleme yapmak, </em></p>
<p><em>Yabancı yayınları Türkçe Masonluk literatürüne kazandırmak, </em></p>
<p><em>Büyük Locanın Web Sitesine bilgi ve belge sağlamak, </em></p>
<p><em>Yapılan inceleme, araştırma ve çevirileri yayınlamak, tebliğler halinde sunmak, </em></p>
<p><em>Bu tebliğlerin müzakere edileceği toplantılar düzenlemek ve/veya elektronik ortamda kardeşlerin istifadesine sunmak, </em></p>
<p><em>Masonluğu dışa tanıtmak amacıyla gerekli yayınların hazırlanmasını sağlayarak Büyük Üstada sunmak, </em></p>
<p><em>Kardeşlerin araştırmalarını inceleyerek, uygun görülenleri Büyük Üstada sunmak, </em></p>
<p><em>Büyük Üstadın vereceği konular üzerine araştırma ve incelemeler yapmak.</em></p>
<p><strong>TARİHÇE</strong></p>
<p>Masonik Araştırma&#8217;nın önemini ve gerekliliğini çok iyi anlamış, Fikret Çeltikçi,Cevat Memduh Atlar, Macit Erbudak, Şevki Kayaman, Necip Alsan, Naki Cevat Akkerman, Orhan Alsaç, Raşit Temel ve Cemil Sena Kardeşlerimiz, zamanın En Muhterem Büyük Üstadı Hayrullah Örs Kardeşin önderliğinde, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının ilk Araştırma Locası olan Mimar Sinan Muhterem Locasının ilk resmi toplantısını 15 Ocak 1966 tarihinde yapmış ve diğer bir çok karar ile birlikte Loca Görevlilerini seçmişti. Mimar Sinan Muhterem Locasının ilk görevlileri, şu Kardeşlerden teşekkül etmişti.</p>
<p><strong>Üstadı Muhterem Hayrullah Örs<br />
Birinci Nazır Cevat Memduh Altar<br />
İkinci Nazır Orhan Alsaç<br />
Hatip Macit Erbudak<br />
Sekreter Fikret Çeltikçi<br />
Muhakkik Şevki Kayaman<br />
Teşrifatçı Cemil Sena<br />
Hazine Emini Necip Alsan<br />
Hasenat Emini Naki C.Akkerman<br />
Koruyucu Raşit Temel</strong></p>
<p>Geçen yarım asra yakın zamanda Mimar Sinan Muhterem Locası, bu gün çoğu tükenmiş bir çok yayın, konferans, tebliğ vb. çalışmalar ile Mimar Sinan Dergimizin yayınlanması gibi pek çok değerli hizmet yapmıştır.</p>
<p>Mimar Sinan Muhterem Locasının 1 Kasım 1987 tarihinde yürürlüğe giren İç Tüzüğü&#8217;nün Önsözünde aynen şöyle denilmişti: &#8221; Mason sembolleri, gelenekler ve gerçek tarihi bilgiler tam bir objektiflik içinde Türk Masonlarına izah veya intikal ettirilmiş olduğu takdirde, Türk Masonluğunun şimdiye kadar olanla kıyas edilemeyecek bir derece ve nispette gelişme sağlaması ve görevini yerine getirmesi çok daha kolay ve kesin olabilecektir. &#8220;Bu hususu iyice kavramış olan kardeşlerimiz, genel Masonluk tarihini olduğu kadar, Türk Masonluğunun da gelişmesini incelemek, Masonluğun gerçek sembollerini, eski menkıbelerini tespit etmek ve hakiki ilkelerini meydana koymak üzere, devamlı bir incelemenin lüzumunu takdir ederek bir araştırma locasının kurulmasını Türkiye Büyük Locasının Umumi Heyeti kabul ederek buna müteallik işlemlerin ikmali için Büyük Daimi Heyeti görevlendirmiştir.&#8221;</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Mimar Sinan Locası</strong> </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye'de Masonluk - 2]]></title>
<link>http://masonluk.wordpress.com/2009/07/12/turkiyede-masonluk-2/</link>
<pubDate>Sun, 12 Jul 2009 20:42:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonluk</dc:creator>
<guid>http://masonluk.wordpress.com/2009/07/12/turkiyede-masonluk-2/</guid>
<description><![CDATA[2005&#8242;in Mart ayında Sabah Gazetesinde yayınlanan bu yazı dizisinin son bölümünü sizlere sunuyo]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>2005&#8242;in Mart ayında Sabah Gazetesinde yayınlanan bu yazı dizisinin son bölümünü sizlere sunuyoruz&#8230;<!--more--></p>
<p><strong>&#8216;Uykuya yatma&#8217; devri</strong></p>
<p>Türk Ocakları&#8217;nın kapatılmasına kızan Mahmut Esat&#8217;ın başlattığı anti-Mason kampanyayla yaratılan gerginlik, dört yıl içinde sonuç verdi Yapılacak bir şey olmadığını fark eden Masonlar, kapatılmayı beklemek yerine kendi deyimleriyle &#8220;uykuya yatmayı&#8221; yeğlediler.</p>
<p>İttihatçı Masonluğunun tasfiyesini gerektiren davranışlardan biri de, onların zamanında locaların -sınırlı da olsa- bir düşünce forumu haline gelmiş olmasıydı. Örneğin, Bolşevik İhtilali&#8217;yle Rusya&#8217;da sosyalizm uygulaması başladığı sırada, 1918&#8242;in ilk yarısında İstanbul&#8217;daki bir Mason locasında, bu akımın Mason ilkeleriyle koşut sayılabilecek noktaları konusunda bir konferans verilmişti. Konuşmacının akıma eleştirel bakmaması, hele Şeyh Bedreddin olayıyla -Yani bir Müslüman girişimiyle- benzerlikleri bulunduğunu ileri sürmesi, İttihatçı Masonluğun İngiliz çizgisinden ne derece farklı olduğunu ortaya koyuyordu. Büyük Üstad&#8217;ın gündeme getirmediği konuları tartışmayı reddeden bir anlayışın, İngiliz dünya siyaseti açısından en karşıtı olan sosyalizm gibi bir akımı konuşulur sayması, tabii ki onları rahatsız ediyordu. 1918 sonu ve 1919&#8242;da Rusya&#8217;daki anti-Bolşevik eylemleri askerle desteklemeye çalışan İngiltere&#8217;nin böyle bir akımın açık görülmesine izin vermesi mümkün değildi.</p>
<p><strong>İNGİLTERE&#8217;NİN TAVRI</strong><br />
Savaş döneminde locaların haber toplama merkezi gibi çalışmalarını engelleme gayreti haklı görülebilir, ancak İngiliz tepkisi sadece buna bağlı değildi. Milli Masonluğun kontrolden çıkmasını hazmedemiyordu. Nitekim Türkiye Büyük Doğusu Mali İşler Sorumlusu Jessua 1922&#8242;de yazdığı kitabında bu konuya açıklık getiriyor: &#8220;Şu anda Türkiye Büyük Doğusu (ya da Büyük Şurası) her biri bir samimiyet, dürüstlük ve verimli çalışma garantisi olan kişilerden oluşuyor. Büyük Üstad Profesör Ömer Besim Paşa&#8217;nın en belli başlı özelliklerinden biri, büyük güçlerle, yabancı Masonlar&#8217;la ve özellikle İngiliz saygıdeğer localarıyla devamlı ve dostane ilişkiler kurmasıdır. Bugün Türkiye Büyük Doğusu, bütün Avrupa ve Amerika Büyük Doğuları ve şuralarıyla resmi ilişki içindedir. Bazı düzgün Mason güçleriyle dostluk belgeleri teati edildi, böylece gayri muntazam Masonlar&#8217;la bütün ilişkilerden kaçınıldı. Türkiye Yüksek Şurası gibi Büyük Doğusu da daima hararetle ve içtenlikle, İngiliz Ulusal locasıyla dostane ilişkiler kurmayı arzulamışlardı. Ancak İngiliz Masonluğu ile yakınlaşma konusunda zaman zaman sarfettikleri çabaların bunların nezdinde sempatik bir yankı bulduğunu söylemek mümkün değil. Bu saptamayı daha da üzücü bir duruma getiren, Yüksek Şura ve Büyük Doğu&#8217;nun, iki kardeş Masonluk arasında dostça ve kardeşçe işbirliğini engelleyen yanlış anlamalar ve ihtilaflar yüzünden bunları ortadan kaldırmak için istenen bütün izahat ve bu aşırı ihtiyatın sebeplerini bilmemeleridir. Kadrosundan bütün istenmeyen elemanları ya da herhangi bir sıfatla bulaşmışları tasfiye etmiş olan Türkiye büyük Doğusu, kendi açısından iki sembolik gücümüz arasında bir uzlaşmanın temellerini atmak için İngiliz Masonluğunun ileri süreceği her türlü uyarı ve görüşü en büyük bir uzlaşma ruhu içinde tetkik etmeye hazır bulunmaktadır.&#8221;</p>
<p><strong>SİYASET VE DİN YASAK</strong><br />
Yeni yapılanmanın 1922&#8242;de eriştiği durumu da aynı rapor şöyle özetliyor: Şu anda Türkiye Doğusu&#8217;nun İstanbul&#8217;da Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Rit&#8217;i üzerinden I. Ve III. Derecelerde çalışan on locası vardır. Ülkenin yerli ya da misafir bütün etnik elemanlarından (Türk, Yunan, Ermeni, Yahudi, Arap, Kürt, Arnavut, Fransız, İngiliz, İtalyan, Slav, Avusturyalı, Slovak, Macar) oluşan bu localar, Eski ve Kabul Edilmiş Evrensel İskoç Rit&#8217;inin düzenleyicisi olan Belçika Masonluğu&#8217;nun uyguladığı nizamlar modelini benimsemişlerdir. Bu mahfiller, Fransızca çalışan Etoile d&#8217;Orient dışında, Türk dilinde çalışmaktadırlar. Bugün İstanbul&#8217;da mevcut biraderlerin sayısı tahminen 500 kadardır. Birkaç günden beri, 1 Mayıs 1922&#8242;de, yeni binasına yerleşen Büyük Doğu, İstanbul&#8217;da ve taşrada uykuya yatmış Masonlar&#8217;ı canlandırmaya çalışacaktır. Bunların sayısı birkaç yüzdür. Ancak şüpheli ya da herhangi bir sebeple bulaşmış kimseleri hiç acımadan dışlamakta kesin kararlıdır. Türkiye Büyük Doğusu mabetlerinde her türlü siyasi ve dini tartışmaları yasaklamaktadır. Bunlara sadece muntazam Masonlar katılabilir.&#8221; 1908&#8242;de İkinci Meşrutiyet&#8217;in ilanıyla büyük bir dinamizm içine giren Türk toplumu 1923&#8242;e kadar o çalkantıları hep yaşamış ve Cumhuriyet&#8217;le tam bir sükunete erişeceği sanılmıştı. Oysa Cumhuriyet&#8217;in ilanıyla başlayan devrimci kararlar en az bir on beş yıl daha toplumu silkelemeye devam etmiştir. 1908-1918 arasında tasfiyeci akımları yaşayanMasonluğun bu yeni dönemin çalkalanmalarından da etkilenmesi kaçınılmaz oluyordu. Özellikle yeni rejimin getirdiği hukuki kurallara uyması gerekliydi. En ünlü Mason tarihçisi olarak tanınan K. Apak bu yeni dönemle ilgili olarak şu bilgileri veriyor: &#8220;İlk Türkiye Büyük Locası (Maşrık-ı Azam&#8217;ı) Cemiyetler Kanunu&#8217;na uygun olarak ilk defa resmi kaydını &#8216;Yetimlere Yardım Cemiyeti&#8217; ünvanıyla 25 Şubat 1926&#8242;da İzmir vilayetinde, daha sonra 30 Haziran 1927&#8242;de ve 200 numaralı ilmühaberle İstanbul vilayetinde &#8220;Tekamülü Fikri Cemiyeti&#8217; adı altında genel bir kayıt yaptırmıştır. 16 Mayıs 1929&#8242;da isim değiştirilerek &#8216;Türk Yükseltme Cemiyeti&#8217; ünvanıyla kayıt tekrarlandı.&#8221; İstanbul işgal altında bulunduğu yıllarda sadece iki yılda ikişer loca berat almıştır. 1921&#8242;de Murat ve Etoile d&#8217;Orient, 1923&#8242;te Aydın ve Tuluu Hakikat, 1924&#8242;ten Masonluğun yasaklandığı 1935&#8242;e kadarki sürede 24 locanın berat aldığı görülüyor. Bunların illere dağılımı da şöyledir: İstanbul 12, İzmir 4, Bursa 2, Ankara 1, Gaziantep 1, Samsun 1, İzmit 1, Manisa 1, Adana 1.</p>
<p><strong>MİLLİYETÇİLERİN SALDIRISI<br />
</strong>Bu yeniden yapılanma döneminde Masonlar&#8217;ın bir tutukluk içinde bulundukları anlaşılıyor. 1919&#8242;a kadar İttihatçı liderlere bakılıyordu, 1924&#8242;e kadar işgalcilere bakılmıştı. Cumhuriyet ise bütün kurumları yeniden kuruyordu. Masonluk en son düşünülecek olandı. Bu ortamda Masonlar&#8217;ın çok büyük bir ihtiyatla yaşam sürdürmeleri gerekiyordu. Savaş sonrası canlandırılan uluslararası ilişkiler açısından bu önemliydi. 1921&#8242;de merkezi Cenevre&#8217;de olmak üzere kurulan Uluslararası Mason Birliği&#8217;ne katılmak suretiyle bu ilişkiler başlatılmıştı. 1923 ile 1931 arasında iki yıl hariç (1928, 1929) her yıl uluslararası toplantılara heyet gönderilmiştir. Bunların kamuoyuna yansıtılmamasına özen gösteriliyordu. Bu arada bireysel anti-Mason olaylar da eksik olmuyordu. Daha sonrasını etkilemek açısından, CHP&#8217;nin çok önemli iki üyesinin Adliye Bakanlığı yapan Mahmut Esat ve Parti Genel Sekreterliği yapan Recep Peker&#8217;in üyelik başvurularının reddedildiği hakkındaki iddialar önem taşıyor. Üstelik Mahmut Esat&#8217;ın bu karara kızarak İzmir&#8217;de Karşıyaka&#8217;daki Zuhal Locası&#8217;nın binasına tabanca ile ateş ettiği ileri sürülüyor. Ateş ettiğini yalanlayan bir demecine rastlanmamışsa da, Mahmut Esat Mason olmak için başvurmadığını açıklamıştır. Gerçek ne olursa olsun, daha sonra başlattığı yoğun anti-Mason kampanyanın büyük etki yarattığı yadsınamaz. Ancak kampanyanın Türk Ocakları&#8217;nın kapatılmasından sonraki döneme rastlaması da dikkat çekicidir. Türk Ocakları, İttihatçı milliyetçiliğini sürdüren ve Turancılığı hedefleyen bir Türkçülük peşindeydi. Atatürk ise, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını aşmayan bir ulusçuluğu hedefliyordu. Bu amaçla Halkevleri&#8217;nin kurulması planlanırken verdiği demeçte Türk Ocakları&#8217;nı övüyordu ama aynı zamanda kapatıyor ve kendi kurumunu ortaya çıkarıyordu. İki hafta sonra 10 Nisan 1931&#8242;de düzenlenen olağanüstü kongrede Kurultay&#8217;da Türk Ocakları kapatılmayı ve bütün varlığı ile CHP&#8217;ye katılmayı kabul etti. Mahmut Esat bundan mutlaka rahatsız oldu. Kampanya başlatmasından önce basında Masonluğu yeren yazılar belirmişti. Amerika&#8217;da tahsil görmüş gazeteci Zekeriya Sertel Tarikatları, Misyonerleri ve Masonlar&#8217;ı yererken, Yavuz/Havuz olayında Maşrıkı Azam Fikret Bey&#8217;in yolsuzluğa karıştığını ileri sürmüştü.</p>
<p><strong>TARTIŞMADA SON NOKTA<br />
</strong>Böyle bir ortamda, Mahmut Esat Mason aleyhtarı kampanyasını başlattı. 8 Ekim&#8217;den 25 Ekim 1931&#8242;e kadar 17 gün süren kampanya birçok gazetenin katılmasıyla bütün basında yankı buldu. Önce İzmir&#8217;in Anadolu gazetesi Masonluğu milliyet düşmanı olarak niteledi. Hizmet gazetesi kurumun insanlığa hizmet verdiğini belirten bir yazıyla cevap verdi. Mahmut Esat, Masonluğun milliyetçi düşmanı ve beynelmilelci olduğunu ekleyip, &#8220;insanlık, ırk, dil, din gözetmeksizin kardeşlik&#8221; gibi ifadelerin aldatmaca olduğunu vurguladı. Buna Büyük Üstat Mim Kemal&#8217;in Hizmet ve Son Posta&#8217;da çıkan savunma yazısı yer aldı. Hizmet gazetesindeki bir yazıda &#8220;Masonluk için önce CHP&#8217;nin dibini kazımak gerektiği&#8221; öne sürüldü. Tartışma Mahmut Esat&#8217;ın &#8220;köpekleri uluyor&#8221; deyimlerine kadar vardı. CHP Genel Sekreteri Recep Peker&#8217;in kurumu emperyalizm ajanı ilan eden konferansı kamuoyuna yansıdı. Masonlar&#8217;dan, &#8220;kendisi Adliye Bakanı iken neden önlem almadı&#8221; sorusu geldi ve tartışma bitti. Hükümet bundan hoşlanmamıştı.</p>
<p><strong>İstanbul&#8217;da Uluslararası Konvan</strong></p>
<p>Cevat Rifat Atilhan gibi faşist eğilimli bir yazarın kurumu yeren kitabı Mason üstatlarını bazı önlemler almaya yöneltti. Eski üstat Server Yesari&#8217;nin hazırladığı savunma içeren &#8220;Franmasonluk&#8217;ta Milliyet ve Beynelmileliyet&#8221; konulu konferansı basılıp bütün üyelere dağıtıldı. Kurumun adındaki Yükseltme sözcüğünün bir saklama içerdiği düşüncesinden hareketle 1922&#8242;de ismi &#8220;Türkiye Yüksek Masonluk Cemiyeti&#8221; olarak yenilendi. Büyük Doğu da ismini Türk Yükseltme Cemiyeti-Türkiye Büyük Maşrıkı&#8221; olarak değiştirdi. Bu hazırlıkların, kurumun uluslararası ilişkilerini gizlilikten çıkarmak amacı güttüğü, üye oldukları Uluslararası Mason Birliği&#8217;nin Sekizinci Konvan&#8217;ını 5-13 Eylül 1932&#8242;de İstanbul&#8217;da düzenlemeye girişmelerinden anlaşılıyor. 24 ülkeden temsilcilerin katıldığı Konvan&#8217;ın kurumun meşruiyeti ve uluslararası saygınlığı açısından önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Atatürk&#8217;e gönderilen bağlılık telgrafı ve onun teşekkür cevabı da cesaretlerini artırdı. Bazı Masonlar basında Mahmut Esat&#8217;a &#8220;Şimdi ne yapacaksın&#8221; sorusunu yönelttiler. O da tekrar saldırılarına başladı. Dinsiz, ahlaksız suçlamaları tekrarlanarak ve buna yanıtlar şiddetlenerek 1932&#8242;de polemik devam etti. 1934 sonunda Masonlar Ankara&#8217;da Karpiç salonlarında merasim elbiseleri ve önlüklerini de takarak büyük bir balo verdiler. Aralarında Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras, Maliye Vekili Hasan Saka, Meclis Reisi Kazım Özalp, Ankara Valisi N. Tandoğan da vardı. Ancak 1935 Nisan&#8217;ından itibaren kurumun kapatılacağı hakkında haberler ortalıkta dolaşmaya başladı. 1935 Mayıs&#8217;ındaki CHP kurultayında parti programının 69. maddesine &#8220;Beynelmilel maksatlarla cemiyet kurulamayacağı, böyle amaçlıların Bakanlar Kurulu&#8217;ndan izin alması gerektiği&#8221; şeklinde bir kaydın konması işin sonuna gelindiğini kanıtlıyordu. Üstatlar Ankara&#8217;ya heyetler yolladılar. Dahiliye Vekili, Mason Şükrü Kaya ile temas ettiler. Yapılacak hiçbir şey yoktu. Kapatılmak yerine bütün mallarını Halkevleri&#8217;ne teberru ederek kendileri kapanmayı, &#8220;uykuya yatmayı&#8221; yeğlediler. Karar 9 Ekim 1935&#8242;de açıklandı.</p>
<p><strong>Atatürk Mason muydu?</strong></p>
<p>Aralarında Falih Rıfkı Atay&#8217;ın da bulunduğu bazı kimselerle Uluslararası Mason albümleri, Atatürk&#8217;ü Mason ilan ederler, ama bunun hiçbir belgesi ortaya konamamıştır. Bizim düşüncemiz şöyledir: 1900&#8242;lü yılların başında Selanik&#8217;te bulunduğu dönemde o da İttihat ve Terakki&#8217;ye üye olmuştur. Bu sıfatla katıldığı toplantıların zaman zaman localarda yapıldığı biliniyor. Buraya gidenlerin Mason olması da şart değildi. Atatürk&#8217;ün o çağda efsanevi bir nitelik taşıyan Masonluğun niteliğini merak etmemiş olması düşünülemez. Ayrıca arkadaşları arasında tekris&#8217;i yaşamış olanlar vardı. İttihat ve Terakki yönetimi ile arası bozulduğu dönemde, 1913&#8242;ün sonlarında, yanına askeri ataşe olarak gönderildiği elçi Fethi (Okyar) Bey de Mason&#8217;du. Dolayısıyla Masonluğa karşı olduğunu söylemek mümkün değildir. 1932&#8242;de 25 ülke Mason örgütlerinin Türkiye&#8217;de toplanmasına karşı çıkmaması da bu anlayışını yansıtır.</p>
<p><strong>Dış etkiye bağlı olmayan karar</strong></p>
<p>1875&#8242;de Almanya&#8217;da doğmuş, 1911&#8242;de Osmanlı uyruğuna girmiş, gazetecilik yapmış, Almanya&#8217;da Nazilerce takibata uğrayınca Türkiye&#8217;ye dönüp yerleşmiş olan Alfred Rudolf Glauer 1924&#8242;de yazdığı &#8216;Eski Türk Masonluğunun Uygulanışı&#8217; adlı kitabında Birinci Dünya Savaşı&#8217;nı izleyen dönemdeki Masonluk hakkında şu değerlendirmede bulunuyor: &#8220;Almanya imzaladığı barışın altında eziliyor. Türkler bu bunalımlı dönemi aşabildilerse, bu her Müslüman&#8217;ın küçük yaşından itibaren aldığı dini eğitim sayesindedir. Böylece biz, materyalizmi ilahlaştıranlardan medet umar ve Alman halkının büyük kısmı kendisini Bolşevikler&#8217;in kollarına atma gibi bir aşağılayıcı çareye başvururken, Türkiye&#8217;nin, bu zayıflamış küçük milletin, Bolşevizm&#8217;in kollarına atılmadığını, topraklarına yerleşmesine izin vermediğini görüyoruz. İslam, Hıristiyanlık&#8217;tan daha canlı ve yaşıyor. Müslüman Masonluğu çözüm getiriyor.&#8221; Bu tanıklık, bazı Mason çevrelerinin 1935 kararında komünizmin ve Nazizm&#8217;in etkisini görme tutkusunun geçersizliğini ortaya çıkarmaya yarıyor.</p>
<p><strong>Demokrasiyle uyanış</strong></p>
<p>Tek parti dönemine özgü yasaların ve cemiyetler yasasının değişmesi, Masonlar&#8217;a &#8220;uykudan uyanmak&#8221; için güçlü bir fırsat doğurdu DP&#8217;li vekilin, kurumun kapatılması için verdiği önerge yine DP&#8217;lilerin oylarıyla reddedildi, Mason locaları tekrar mallarına kavuştu. İktidarın verdiği güvence ile Mason Cemiyeti kendi gelişmesiyle uğraşmaya yöneldi. Böylece yeni binaya taşınıldı.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bir anti-Mason olmadığı kesindir, ancak kapatılmanın onun onayı olmadan imkansızlığını kabul etmek gerekir. Amacının, içine kapalı sadece bazı seçilmişlere hitap eden bir kurum yerine, halka inen -Halkevleri gibi- yapıları ön plana çıkarmak olduğu bellidir. Büyük bir olasılıkla, devlet gücüyle kapatarak sosyalist ya da faşist rejimlerini izini takip ediyormuş izlenimini vermemek için, kendi kendilerine kapanma kararı almalarını öneren o olmuştur. Bunun Masonlar&#8217;ın da işlerine geldiği, kurumun geleneğinde bulunan &#8220;uykuya yatma&#8221; yöntemini tercih etmeleriyle ortaya çıkıyor. Böylece, uygun zaman gelince uyanmaları mümkün olabilecekti. Kapanış bildirisindeki &#8220;Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nde hakim olan demokratik prensiplere uyma&#8221; ibaresi, tek partili bir rejim hakkında abartmalı görülebilir. Ancak devrimin çerçevesindeki değişimin hedefini göstermesi açısından ilginçtir. Bilindiği gibi, 1930&#8242;da çok partili rejim denemesi yapılmış ancak toplumun henüz hazırlıksız olması karşısında vazgeçilmişti. O dönemde Avrupa&#8217;daki siyaset yorumcularının da faşist İtalya, Nazi Almanya, sosyalist Rusya&#8217;daki diktatörlüklere kıyasla Türkiye&#8217;deki rejimi &#8220;demokratik diktatörlük&#8221; gibi hiç alışılmamış bir deyimle niteledikleri bilinir. Devrimlerin özümsenmesi için gereken süreyi hesaplayarak ve hedefin demokrasi olacağı inancıyla Masonlar&#8217;ın bu deyimi kullandıkları anlaşılıyor. Demokrasiye geçiş ve tek parti dönemine özgü yasaların, bu arada cemiyetler yasasının değişmesi, &#8220;uykudan uyanmak için&#8221; Masonlar&#8217;ın aradıkları fırsatı doğurdu. 5 Şubat 1948&#8242;de, &#8216;Türkiye Mason Derneği&#8217; ismiyle bir dernek kurmak üzere 7 kişinin imzaladığı bir dilekçe İstanbul vilayetine sunuldu. Aralarında iki profesör (Hazım Atıf Kuyucak ve Mustafa Hakkı Nalçacı) ve üç emekli memur vardı. Hiçbiri siyaset dünyasında rol oynamış kişiler değildi. Çok ihtiyatlı bir başlangıcı planlamış oldukları hissediliyordu. Haklı oldukları, basında ilk haberler belirir belirmez, Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü Aras ve Kazım Özalp&#8217;in girişime katılacakları hatta liderlik yapacakları hakkında haberlerin görülmesiyle ortaya çıktı. Üçü de Atatürk&#8217;ten sonra İnönü&#8217;nün dışladığı kimselerdi. Onları öne sürmekle Masonluğun yeni girişimine siyasi bir nitelik verilmek isteniyordu. Eski dönemin en ünlü Büyük Üstadı Mim Kemal bile -ister samimiyetle, ister maksatlı olarak- girişimden haberi olmadığını ama candan destekleyeceğini belirtmekle bu tutumu onaylamış olduğunu açıklamıştı. Başlangıç olarak dönemin çok saygın tiyatro artistlerinden Behzat Budak&#8217;a kurum hakkındaki düşüncelerinin açıklattırılması da şimşekleri çekmemenin hedeflendiğini gösteriyordu.</p>
<p><strong>ULUSLARARASI BAĞLANTI İHTİYACI<br />
</strong>Bu taktik aşırı milliyetçi ve dinci kesimin tepkilerini tabii ki engellemedi. Cevat Rifat Atilhan, Raif Ogan, Yılanlıoğlu İsmail Hakkı, Gazi Yiğitbaş gibi karşıtlar içlerini dökmeye giriştiler. Kazım Karabekir&#8217;in, Masonlar&#8217;ı İngiliz ve Fransızlar&#8217;a hizmet veren, aralarındaki Museviler&#8217;le etkinliklerini artıran kimseler olarak tanıtan yazısı bile hemen yayınlandı. Kabul etmek gerekir ki, 1948&#8242;in yoğun partiler arası siyasi polemikleri ve de komünizm avcılığı kampanyaları ortasında, anti-Mason kampanya kamuoyunu büyük oranda etkilemedi. Örneğin faşist eğilimli Atilhan&#8217;ın Mason törenlerini madde madde eleştiren ve Mim Kemal&#8217;in kurumun ilkeleri hakkındaki ifadelerini satır satır didikleyen yazısına cevap veren çıkmadı. Polemiklerden kaçınıyor, onun yerine kongrelerini yaptıklarında genel bildiriler yayınlayarak kamuoyunu tatmini yeğliyorlardı. Açıkçası 1931-32&#8242;deki polemik üslubunu terk etmişlerdi. Türkiye&#8217;nin içe kapanıklıktan çıkıp dünyaya açılma dönemine girdiği dönemde Masonlar da uluslararası bağlantı ihtiyacını hissettiler. Yüksek Şura&#8217;ya bağlı yeni localar kuruluyordu. Ama uluslararası kabul için ondan ayrı özgün bir Büyük Loca (Mahfil) gerekliydi. Yüksek Şura bunun için girişimde bulunup Büyük Loca&#8217;nın Muvazzaflarını seçmek üzere toplantı düzenledi. Ancak orada, Masonluk aleyhinde basında çıkan haberler üzerinde tartışılıp bunlar yine basına yansıyınca, anti-Masonlar&#8217;a gün doğmuş oldu. Demokrat Parti milletvekili Ahmet Gürkan Meclis&#8217;e Masonluğun kapatılması için kanun teklifinde bulundu. CHP&#8217;nin sözcüsüUlus&#8217;ta yayınlanan ve birçok milletvekilinin Mason olmak için başvurduğu haberinin yalanlanmamış olması sebebiyle konunun açıklanması da istendi. Mim Kemal Öke, geçmişte de CHP tarafından aynı yönde bir teklifin yapıldığını, ancak İçişleri Bakanlığı&#8217;nın tahkikatı sonucu milliyetçi bir kurum olması ve kökünün dışarıda bulunmadığının saptanmasıyla faaliyetine devamına izin verildiğini anımsattı.</p>
<p><strong>&#8216;MASON OLACAĞIM GELİYOR&#8217;</strong><br />
Gürkan ve arkadaşlarının önergesinde geçmiş dönemlere nazaran farklı olan artık Siyonist suçlamasının bulunmamasıydı. Ağırlık din karşıtlığına ve komünizme destek verici bir örgütlenme oluşuna verilmişti. &#8220;Tekkeleri kapattığımız halde bir tarikat olan Masonluk neden ayakta duruyor?&#8221; diye soruluyordu. DP&#8217;den de gelen cemiyeti savunanlar işi sert polemiğe dönüştürmemek için öyle yumuşak yanıtlar hazırlamışlardı ki Gürkan&#8217;ın kendisi &#8220;Teklifimiz aleyhinde rapor düzenleyenler arkadaşlar Masonluğu o kadar methettiler ki benim de Mason olacağım geliyor&#8221; demekten kendini alamadı. İçişleri Bakanı Özyörük, Atatürk zamanındaki kapatmanın bir kanun kararına bağlı olmadığını anımsattı. Kapatmayı gerektirecek bir suç kanıtlanmadıkça yapılacak bir şey bulunmadığını belirtti. Açık oylamada önerge 52&#8242;ye karşı 126 oyla reddedildi. Salonda yeterli çoğunluk bulunmadığı anlaşılınca tekrar oylama yapıldı ve bu sefer 58&#8242;e karşı 169 oyla reddedildi. Dikkati çeken, CHP&#8217;nin anti-Mason davranışına uyan DP&#8217;li milletvekillerinin de belirmesiydi. Aslında iktidardaki DP&#8217;nin yöneticileri, CHP&#8217;yi bütün mallarından arındırmayı tasarlarken, zamanında Halkevleri&#8217;ne devredilmiş Mason mallarını da bahane etmek istediklerinden, kendi milletvekillerinin önergesini engellemişlerdi. Hatta bu yüzden Meclis reis vekillerinden birinin önerge sahibine şiddetle çattığı ve aralarında büyük bir tartışma çıktığı basına bile yansımıştır.</p>
<p><strong>YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGICI<br />
</strong>DP iktidarının desteğini sağlamanın verdiği güvence ile Mason Cemiyeti kendi gelişmesi ile uğraşmaya yöneldi. Halkevleri&#8217;nin kapatılması ve mallarının iadesi kararı Meclisçe Ağustos 1951&#8242;de onaylanınca uygun bir bina arayışı başlatıldı. Böylece Beyoğlu Nuru Ziya Sokak 21 numaradaki binaya yerleşildi. Temmuz 1955&#8242;te Ankara Bölgesi Büyük Locası&#8217;nın kurulması ve Üstatlığına Kemalettin Apak&#8217;ın yardımcılığına ise, Başbakan Menderes&#8217;in müsteşarı Ahmet Salih Korur&#8217;un seçilmesi yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Hem bağımsızlığı korumak, hem de dünyada en çok Mason&#8217;a sahip olan Amerika Masonluğu&#8217;nca tanınmak gerektiğinde birleşildi. İstanbul üstünlüğünü kaybetmek istemiyor, DP ise Ankara&#8217;nın bağımsızlığıyla bu kurumu güdümünde tutmak istiyordu. Sonuçta Ankara Merkezli Türkiye Büyük Locası kuruldu ve başkanlığına da Ahmet Salih Korur getirildi. Bu kararla Yüksek Şura etkisizleştirilmiş oluyordu. İstanbul da tutumundan vazgeçmeyince birbirine muhalif iki başlı bir yapı ortaya çıktı. İkilik ancak, Aralık 1956&#8242;da düzenlenen Konvan&#8217;da tek bir Türkiye Locası oluşturulması konusunda anlaşmaya varılması ve Korur&#8217;un Büyük Üstatlığı kabul edilmesiyle aşılabildi. Korur&#8217;un gündeme getirilmesinde Menderes&#8217;in Masonluğun etkisinden yararlanmaya yönelik bir politikası bulunduğunu DP milletvekillerinden gazeteci Mithat Perin bana şöyle anlatmıştır: &#8220;Menderes, Ahmet Salih Korur&#8217;un Mason ilişkileri sayesinde işleri daha kolay yürüttüğüne inanmıştı. Bu sebeple bürokrasi ve iş aleminde DP eğilimi taşıyanların Masonluğa alınmasını teşvik etmesini müsteşarından istedi. Bu çerçevede biraderler arasına karışanlardan biri de Devlet Su İşleri Genel Müdürü Süleyman Demirel olmuştur. Korur&#8217;un asıl büyük rolü 17 Şubat 1959&#8242;da Menderes&#8217;in Londra&#8217;da uçak kazası geçirip İngiltere&#8217;de hastaneye yatırıldığında görüldü. Doktorları başbakanın bir yıl dinlenmesini ve görev almaması gerektiğini bildirmişlerdi. Menderes ise ne olursa olsun iktidarı bırakmak niyetinde değildi. Böyle bir rapor kamuoyuna açıklanırsa, yaklaşmakta olan seçimlerde kaybedebileceği endişesindeydi. Korur&#8217;dan Mason ilişkilerini kullanarak raporu ortadan kaldırmasını istedi. 26 Şubat&#8217;ta Türkiye&#8217;ye döndüğünde, rapor yok edilmişti ve Menderes hiçbir engeli bulunmayan bir siyasi olarak toplumun karşısına çıktı.&#8221;</p>
<p><strong>&#8216;Masonluk&#8217;ta sır yoktur siyasetle uğraşılmaz&#8217;</strong></p>
<p>Uzun zamandır gündemden çıkmış Masonluğun yanlış anlaşılmaması için resmi denebilecek ilk açıklamayı, 1931&#8242;de kurumun resmi yayını Büyük Şark dergisinin sorumlu müdürlüğünü yapmış olan yazar Kazım Nami Duru kaleme aldı. Özetle şunları belirtiyordu: &#8220;Masonluk&#8217;ta esrar yoktur. Günlük siyasetle uğraşılmaz. Masonlar içinde başka başka siyasi partilere mensup olanlar vardır. Allah&#8217;a inanmak, her türlü dini akideye hürmet etmek, milliyetçi olmamak lazımdır, fakat her memleketin Masonluğu milli bir mahiyet arz eder. 18 milyon nüfuslu bir memlekette 2-3 bin Mason devede kulak kalır. Fakat mademki demokrasiyi kabullendik, varsın onlar da localarını açıp çalışsınlar. Türk vatandaşları arasında kardeşlik kurulsun.&#8221; 30 Ocak 1950&#8242;de Türkiye Masonlar Cemiyeti&#8217;nin yıllık kongresinden sonra yayınlanan bildiride şu hususlar belirtiliyor: &#8220;Derneğimiz, bir taraftan milliyetçilikle, diğer yandan hümanizmle ulaşılabilecek asil bir ideal gütmektedir. Hümanizm bireyi insanlığa kavuşturan bir merhaledir. İnsan tekamülü ideali ile milliyetçiliğin bugünkü telakki ve kayıtları içinde meczedilmiştir. Türk Mason Derneği üyelerinin yurt sevgisini kalplerinde sönmez bir aşk olarak yaşattığına herkesin emin olmasını isteriz.&#8221;</p>
<p><strong>Türk Masonları&#8217;nın en büyük bunalımı</strong></p>
<p>Parti içi çekişmelerle gündeme getirilen Demirel&#8217;in Masonluğu konusu, basında yoğun kampanyaya neden oldu. Mason olmadığına dair belge gösteren Demirel için sorun kapandı, fakat kurumun bunalımlı günleri bu olayla başladı.</p>
<p>27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi, kurumun DP&#8217;nin güdümüne girmesinden rahatsız olmuş ama engelleyememiş olan üyelerin harekete geçmesine ortam hazırladı. Mason olan İçişleri Bakanı Namık Gedik, tutuklu bulunduğu yerde intihar etmişti. Büyük Üstat Ahmet Salih Korur da hakimlerin karşısındaydı. Gerçi 27 Mayıs siyaset etkisinden kurtulmaları için yararlı oluyordu ama, bu müdahale lehinde bir girişimde bulunuyormuş gibi davranmak da Masonluğun siyasetle bütünleştiği şeklinde yorumlanabilirdi. Üstelik Milli Birlik Komitesi&#8217;nin içinde de üç Mason&#8217;un bulunduğu belirtiliyordu. Çözüm Korur&#8217;un, bilgisi dışında ve kurallara aykırı olarak istifa etmiş sayılmasına bağlandı. Yüce Adalet Divanı&#8217;nın onu mahkum etmesi bu kararın kurallara aykırılığını örttü. Ancak 1973&#8242;te Masonluğa tekrar kabul edilerek ve arkasından 33. dereceye terfi ettirilerek kuraldışılık tamamen kapatıldı. 27 Mayıs sırasında 50&#8242;ye yakın DP&#8217;linin (ki 9&#8242;u milletvekiliydi) Masonluk&#8217;tan kayıtları silinmiştir. Asıl çaba, bir ölçüde temel kurallardan ayrılmış olan yapıyı geleneksel yerine oturtmaya yöneltildi. Özellikle bir türlü tam yoluna oturtulamamış olan uluslararası tanınma girişimleri hızlandırıldı. 1963&#8242;te İskoçya Büyük Locası&#8217;nın Türkiye Büyük Locası&#8217;nı tanıması ve onların uyarısı ile Gayri Muntazam sayılan Fransa Grand Orient&#8217;ı ve Grand Loge de France ile ilişkilerin kesilmesi suretiyle önemlibir adım atıldı. Tam bu yönde çaba sarfedilirken, sonradan &#8220;Münkir Mason olayı&#8221; olarak adlandırılacak Süleyman Demirel konusunun gündeme gelmesi, kurumu daha da büyük bir sorunla karşı karşıya getirdi. Ahmet Salih Korur&#8217;un teşvikiyle tekris ettirilmişler arasında bulunan Demirel, 1962&#8242;de Adalet Partisi&#8217;ne girmiş ve partinin başkanlığına aday olmuştu. Parti içi çekişmeler sırasında Milliyetçilerin adayı Sadettin Bilgiç grubu tarafından Masonluğu gündeme getirildi. Konu basında yoğun bir kampanyaya sebep oldu. Üyeliğini belirten resmi içeren bir kitap herkese dağıtıldı. Yasal bir kurumun üyesi olmak tabii ki suç değildi, ancak bunun siyaset alanında açıklanması ortalığı karıştırdı. 29 Kasım 1964 günü kürsüye çıkıp Mason yetkililerinden Necdet Egeran&#8217;ın hazırladığı bir belgeyi göstererek Demirel Mason olmadığını ilan etmekle, delegelerin güvenini kazandı ve başkan seçildi.</p>
<p><strong>&#8216;O HESAPLAR ÇOKTAN KAPANDI&#8217;<br />
</strong>Sorun Demirel için kapanmış gibi görünüyordu ama Kurum için en büyük bunalımlardan biri bu olayla başladı. Belgenin nasıl sağlanmış olduğunun perde gerisi basında açıklandı. Bir yandan kurum içinde gizli bir soruşturma yürütülürken, diğer taraftan konu tamamen bir siyasi tartışmaya dönüştürüldü. Ve kaçınılmaz olarak onun kişiliğinin yanı sıra ilke olarak siyaset dışılığı savunan kuruma eleştirileryöneltilmeye başlandı. Buna rağmen 1965 seçimlerinde partisine oyların yüzde 53&#8242;ünü kazandırmak ve &#8220;O hesaplar çoktan kapandı&#8221; söylemiyle kendisini tartışmaların ötesine taşımayı başardı. Buna karşılık bu ilişkisini hedef alarak onu yıpratmak isteyenler daha çok Masonluğun tutarsızlıkları ve kötülükleri tezini ön plana çıkararak kampanya sürdürdüler. Başta CHP&#8217;liler, her kaybettikleri seçimde Mason parmağı arar oldular. Liberal ekonominin yerleşme döneminde, ihalelerin dağıtımındaki her yolsuzluk Mason Biraderler&#8217;e malediliyordu. 1968&#8242;de Ulus&#8217;ta çıkan &#8220;Mason Birader&#8221; başlıklı yazı bu kampanyanın ilginç örneklerindendir: &#8220;Mason Birader ne kadar aslan postuna bürünürse bürünsün, ne kadar dil dökerse döksün, seçmen yurttaş onun sırtındaki boyayı suratına bir kova su çalarak akıtacak ve asıl çehresini apaçık ortaya koyacaktır. Çünkü halk bir ikinci Mason Birader&#8217;i denemeyecek kadar aklı selim sahibidir.&#8221;</p>
<p><strong>&#8216;İMAM DEĞİL LİDER SEÇİYORUZ&#8217;<br />
</strong>CHP muhalefetine ek olarak, kısmen AP&#8217;den ayrılanların da katılmasıyla kurulan milliyetçi bir parti yanlıları da aynı nitelikte, hatta daha da sert bir kampanya yürüttüler. &#8220;Bir Adam ki&#8221; başlıklı bir yazıda Demirel hedef alınırken şöyle saldırılıyordu: &#8220;Bir adam ki Mason olduğu halde, halkı aldatmak için birkaç defa camiye gelir; namaz kılanların arasına karışır, iftar zamanıoruç tutanlarla bir olur, sair zaman odasında purosunu tüttürür. O adamdan hayır gelmez!&#8221; Bu yazıyı kaleme alan O.Y. Serdengeçti&#8217;ye, böylesine suçladığı birinin lider olduğu partide neden milletvekilliği yaptığı sorulduğunda verdiği yanıt, iyice emin olmak için beklediği ve ondan sonra partiyi kurtarmak için kampanya başlattığı yolundadır. Demirel&#8217;i hedef aldığı savunulan kampanyanın onu yıprattığını söylemek güçtür. Bir CHP&#8217;linin bir AP&#8217;liye yönelttiği &#8220;Bir Mason&#8217;u nasıl lider kabul edebilirsiniz?&#8221; sorusuna aldığı yanıt partidekilerin onun başarısından memnun olduklarını kanıtlıyordu: &#8220;Biz imam değil, partiye lider seçiyoruz.&#8221; En sonunda dinci kesim, Erbakan&#8217;ın başkanı olduğu Milli Nizam Partisi çerçevesinde Demirel üzerinden Masonluğu en katı yeren bir kampanya başlattı. İşin ilginci, uzun süredir unutulmuş olan Masonluk/ Siyonizm özdeşleştirmesi onlar tarafından yeniden gündeme getirildi. Komplo teorileri Menderes&#8217;i yok etmek için ABD ile Masonluğun işbirliği yaptığı noktasına getirildi. Hatta 27 Mayıs&#8217;ı yapan Milli Birlik Komitesi de aynı şekilde suçlandı. Oysa Komite&#8217;nin üniversiteden 147 bilim adamını uzaklaştırma kararında bunların &#8220;Komünist, Mason, cinsi sapık, vb&#8230;&#8221; oldukları hakkında bir iddia yer alıyordu. 1980&#8242;lerden beri, Adnan Hocacılar denilen grupla Akit/Vakit gazetesi, Masonluk aleyhtarı kampanyayı, Siyonizmle de birleştirerek sürdürmektedirler.</p>
<p><strong>Erbakancılar&#8217;ın Mason karşıtlığı</strong></p>
<p>Demirel ve Masonluk aleyhinde en yoğun kampanyayı yürüten Erbakan&#8217;ın karşıtlığının kökeninde, 1969&#8242;da Türkiye Odalar Birliği Genel Başkanlığı&#8217;na Demirel&#8217;e rağmen seçilmesi bulunuyor. AP&#8217;li ticaret bakanının emriyle polis gücüyle makamından uzaklaştırılmıştır. Bu seçimde Erbakan&#8217;ın rakibi Sırrı Enver Batur&#8217;un Mason olması Erbakan&#8217;ı daha da kızdırmıştır. O yılki milletvekili seçimlerinde Konya&#8217;dan adaylığı yine Demirel&#8217;in girişimiyle engellenince ilişkileri tamamen koptu ve Erbakan Milli Nizam Partisi&#8217;ni kurup AP&#8217;yi hedef aldı. Her ne kadar tüzüğünde anti-Mason bir ilke kaydı yok idiyse de, parti marşında yer alan &#8220;Masonlar&#8217;ın locasına Milli Nizam yazacağız&#8221; ifadesi aksini söylüyordu.</p>
<p><strong>Büyük bölünme</strong></p>
<p>Demirel olayı Masonlar&#8217;ın iç çekişmelerini tetikledi. Sorumluların ihraç edilmesini isteyen Yüksek Şura ile, karşı saldırıya geçen Büyük Loca&#8217;nın inatlaşması bölünmeyle sonuçlandı.</p>
<p>Partilerin kendi başarısızlıklarını ya da yetersizliklerini bir kenara itip Demirel üzerinden Masonluğu sürekli yermeleri ister istemez kurumu da etkiledi. Masonluğa saldıranların aynı zamanda Demirel&#8217;le koalisyon ortaklığı yaptıklarını kimse anımsamak istemiyordu. Üstelik onun başbakanlığı altında iktidara geliyorlardı. Herşeyden evvel Büyük Loca, Demirel tarafından partisine ve kamuoyuna sunulan belgenin gerçekliğini sorgulamaya yöneldi. Kurumun bilgisi dahilinde belge verilmediği ya da yetki dışında verildiği kabul ediliyordu. Büyük Daimi Heyet, 14 Mart 1965 tarihli raporunda şu sonuca varmıştı: &#8220;Araştırmamız neticesinde, ortada bilerek, isteyerek işlenmiş bir suç unsuru olmadığı gibi, yapılan jestlerin camiamızın siyasete karışmasından çok uzak, tamamen insani hislerin tesiri altında karşılıklı yardım gayesine matuf olduğu merkezindedir.&#8221;</p>
<p><strong>DUL KADININ ÇOCUĞUNA YARDIM<br />
</strong>Bu yorumun daha iyi anlaşılmasını sağlamak için &#8220;Dul kadının çocuğuna yardım&#8221; tezi gündeme getirildi. Masonlar&#8217;ın her biri dul kadının çocuğu sayılırlar. Dul kadın Masonluğun kurucusu Üstat Hiram&#8217;ın anasıdır. Masonlar yardım arayan bir biraderleri için, &#8220;dul kadının çocuğuna yardım&#8221; çağrısını kullanırlar. Bu çağrıya her Mason uymak zorundadır. Demirel&#8217;i temize çıkaran belgeyi imzalayan Büyük Üstat Necdet Egeran&#8217;ın bu düşünceyle davrandığı kabul edildi. Konu Masonluğun içindeki çekişmeleri yepyeni bir yöne kaydırdı. Yüksek Şura, işlenen suçun bütün Masonluğu töhmet altında bıraktığı düşüncesiyle, Haysiyet Divanı aracılığıyla bir Yüksek Mahkeme oluşturdu ve ilgilileri Masonluk&#8217;tan ihraç kararı aldı. Oysa aynı sırada Büyük Loca Egeran&#8217;ı Büyük Üstat seçmekteydi. Egeran, asıl kendisini siyaset yapmakla suçlayanların siyaset yapmakta olduklarını ileri sürerek karşı saldırıya geçti. Bu inatlaşma Yüksek Şura ile Büyük Loca ilişkilerinin tamamen kopmasına yol açtı. Aralarındaki konkordato feshedildi. İstanbul&#8217;dan 5, İzmir&#8217;den 2 locanın katılmasıyla Türkiye Büyük Mason Mahfili 4 Haziran 1966&#8242;da kuruldu. Büyük Mason Mahfili İstanbul Tepebaşı&#8217;nda Meşrutiyet Caddesi 111 numaralı binayı merkez tuttu. Gerektiğinde 111 numara diye anılmaktadır. Türkiye Hür ve Kabul edilmiş Masonlar Büyük Locası ise Nuru Ziya Sokak 25 numarada bulunduğundan kısaca 25 numara diye anılır. Ortak bir girişimleri olduğunda 136 diye anıldığına da rastlanır. Aralarındaki en büyük fark, 25&#8242;in bir dine inancı temel kabul etmesine karşılık 111&#8242;in iman konusunu gündeme getirmemesi, laik olmasıdır. Bugün kısaca Mason diye adlandırdığımız kimselere daha eskiden Farmason denilirdi. Bu, İngilizce&#8217;deki Freemason deyiminin Türkçeleştirilmiş şekliydi. Önce onun anlamını açıklamak gerekiyor.</p>
<p><strong>TAŞ İŞÇİLİĞİNDEKİ USTALIK<br />
</strong>Mason (Fransızcası da Maçon), eski çağlardan beri inşaatlarda çalışan balta, çekiç ve keski kullanan duvarcı, taşçı anlamına gelir. &#8220;Free&#8221; deyiminin buna katkısı, taş işleyiciliğindeki ustalıkla ilgilidir. Sert taşı ya da mermeri işleyenin yanında, daha kolay yontulan bazen de Malta taşı denilenleri işleyenler vardır ki bunlara Freemason dendiği ileri sürülüyor. Yani mesleğin içinde bir uzmanlaşma grubunu belirtiyor. Aynı işte çalışanların, özellikle mesleki kuralları korumak amacıyla örgütlendikleri ve işleri usta-çırak ilişkisi çerçevesinde yürüttükleri eski çağlardan beri bilinir. Loca adı verilen toplantı yerlerinde, yabancıların karışmaması için de, özel işaretler ve parolalar kullanılırdı. Bugün Mason locaları olarak andığımız kurumun, modelini Freeamason&#8217;ların localarından almasının sebebi, yapıların özelliğidir. Duvarcı ustaları sabit bir dükkana bağlı çalışmıyor, devamlı yer değiştiriyor ve basit ev inşaatlarında değil kutsal yapılarda çalışıyorlardı. Çalışma süreleri de işverence değil, kendilerince belirleniyor, sohbetlerini toplantılarını da yine kendileri saptıyorlardı.</p>
<p><strong>SİSTEMLİ ÖRGÜTLENME DÖNEMİ<br />
</strong>Rönesans ve Reform ile Avrupa&#8217;nın toplumsal yapısının kökten değiştirilmesi sürecinde, dönemin gerektirdiği gizliliği sağlayacak buluşma yeri aradıklarında, bu denenmiş locaları yeğledikleri anlaşılıyor. Buralarda sadece duvarcı ustalarının egemen olduğu dönemin 17. yüzyılın başından itibaren kapanmaya başladığı ve 18. yüzyılda tamamen yok oldukları kabul ediliyor. Ancak meslekten duvarcıların hiç bulunmamasına rağmen bunlara Mason locası denmesine devam edildi. 1717&#8242;de üç Londra locasının bir Büyük Loca çerçevesinde birleşmeleri ve 1723&#8242;te Büyük Loca&#8217;nın, James Anderson adlı bir rahibe &#8220;Book of Constitution,&#8221; yani nizamnameyi yazdırıp yayınlamasından sonra, kurum tam bir sistemli örgütlenme dönemine girdi. İnsanlar arasında yakınlaşma ve özgürleşme alanında rolünü oynadıktan sonra 19. yüzyılın ortalarından itibaren gizliliğe ihtiyaç hissedilmemeye başlanınca, Masonluğun Avrupa&#8217;daki rolü de değişti. Osmanlı ve peşinden İslam toplumlarının Batı&#8217;ya açılışı tam anlamıyla 19. yüzyılda başlamıştır. O güne kadar dışlanmış kural ve kurumların benimsenmesinde -tıpkı demokrasi işinde olduğu gibi- bunalımlı bir alışma sürecinin yaşanması kaçınılmazdı. Kurumun, Batı dünyasında ve bizdeki bugünkü durumunu belirtmek yararlı olacaktır.</p>
<p><strong>En yetkili karar mercii</strong></p>
<p>Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar&#8217;ın yıllık Konvan&#8217;ı &#8230; Konvan, Masonların yıllık genel kuruluna verilen ad. Tüm locaların başkan ve delegelerinin biraraya gelmesiyle oluşuyor ve en üst karar mercii olarak görülüyor. Büyük Görevliler Kurulu olarak adlandırılan yönetim kurulunu ve yetkileri neredeyse sınırsız Büyük Üstadı bu kurul seçiyor, kararları onaylıyor. Demirel&#8217;in Mason olmadığına ilişkin belge daha sonra Büyük Üstat seçilecek olan Necdet Egeran tarafından verilmişti .</p>
<p><strong>Masonluk din mi?</strong></p>
<p>Masonluk, din değildir. Din yerine geçebilecek bir doktrin de değildir. Masonluk tüm inançlarca kabul edilebilecek bir davranış ve yaşam tarzını aşılamaya çalışır, ancak bunu yaparken dogma ve teoloji alanlarına müdahale etmekten özenle kaçınır. Fakat Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası&#8217;na girmek için kişinin Allah&#8217;a inanması şarttır. Zira &#8220;muntazam&#8221; Masonluk ilkeleri, bu camiaya girecek kişilerin bir Tanrı&#8217;ya inanmalarını şart koşar. Yine de Masonluk, insanların dini inançlarına, kanaat ve fikirlerine saygı gösterdiği gibi, çatısı altında dini tartışmaya da müsaade etmez. Masonluk Siyonist bir kuruluş da değildir. Siyonizm, Masonluğun kuruluşundan çok sonra ortaya çıkmış bir olgudur. Hz Süleyman&#8217;ın inşa ettiği mabede ilişkin efsanelere dayanan Masonik semboller ve alegoriler Masonluğa bir Yahudi kuruluşu izlenimi verse de, bunun gerçekle ilgisi yoktur.</p>
<p><strong>Solun Masonluk değerlendirmesi</strong></p>
<p>İlhami Soysal&#8217;ın Mason araştırması tarafsız olmakla beraber solun bakış açısını yansıtması açısından önemliydi&#8230;.</p>
<p>Masonluk, Batı&#8217;nın tarihinde, Rönesans yapılaşması ve arkasından dünyaya egemen olma sürecinde işlev üstlendiği için özel bir gelişme gösterir. Bizde ise çöküş ile çağdaşlaşma sürecinde belirir. Dolayısıyla toplumu yönlendiren fikir ve siyaset akımlarının etkisinden bütünüyle sıyrılamaz. 1908&#8242;de İttihatçı girişiminde, 1935&#8242;te Kemalist devrimlerinde, 1950&#8242;de demokratikleşme dönemlerinde olduğu gibi. 1960 sonrasında da solculuğun hüküm sürdüğü aşamada yeni değerlendirmelerle de karşılaşmıştır. İlhami Soysal, 1964&#8242;te başladığı Mason araştırmalarını 1977&#8242;de Vatan&#8217;da &#8220;Türkiye&#8217;de Masonlar ve Masonluk&#8221; dizisine ulaştırmış, sonra bunu daha da genişleterek 1978&#8242;de &#8220;Dünya&#8217;da ve Türkiye&#8217;de Masonluk ve Masonlar&#8221; isimli ekleriyle birlikte 532 sayfalık kitap halinde yayınlamıştır. Bu eseri, yaklaşımları dolayısıyla objektif sayamayacağımız Mason ve anti-Mason kitapların dışında, Haydar Rıfat&#8217;ın 1934&#8242;deki kitabından sonra ilk tarafsız yayın olarak kabul ediyoruz. Bu yargımız Soysal&#8217;ın Masonluğu kendi siyasi görüşüyle değerlendirmekten kaçındığı şeklinde alınmamalıdır. Ancak karşılıklı tezleri objektiflikle yansıttığı için, eser döneminde de gayet etkili olmuş, 1980&#8242;li yılların sonlarına kadar Hariciler için de başvuru kitabı niteliği taşımıştır. Yaklaşımını şöyle aktarıyor:</p>
<p><strong>YAN KURULUŞLAR<br />
</strong>Dünyanın hemen her ülkesinde olduğu gibi günümüz Türkiyesi&#8217;nde de Masonlar -dünlerde olduğu gibi-, inanılmaz ölçüde etkin olmasını, köşe başlarını tutmasını biliyorlar. Ülke kaderinin çizilmesinde başkaca hiçbir baskı grubunun sağlayamadığı ve sağlayamayacağı etkinlikleri Masonlar sağlayacak durumdadır. Masonluğun bir tür yan kuruluşları sayılabilecek Propeller, Lions ve Rotary kulüpler de bu etkinlikte önemli katkıda bulunuyorlar. Masonlar ve yan kuruluşlarında yer alanlar, Türkiye&#8217;nin kamu kesimi kadar, özel sektör kesiminde de kilit noktaları tutmakta umulmaz bir uyanıklık göstermektedirler. Ticaret ve Sanayi Odalarında, Borsalar&#8217;da, özel ve resmi bankalarda, sigorta şirketlerinde, vakıflarda, holdinglerde, tekelci sermayenin Türkiye&#8217;deki uzantısı şirketlerde, çokuluslu şirketlerin temsilciliklerinde, Devlet Planlama Örgütü&#8217;nden Dışişleri Bakanlığı&#8217;na kadar pek çok yere el atmış Masonlar, üniversiteler, yüksek okullar, sağlık kuruluşları, KİT&#8217;ler, Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi yerlerde de önemli rol oynamaktadırlar. Basın, radyo, televizyon, reklam şirketleri gibi kamuoyu oluşturmasındaki etkili alanlarda da Mason denetimi ve etkinliği yaygındır.</p>
<p><strong>&#8216;Masonluk özgür bir kurumdur&#8217;</strong></p>
<p>İlhami Soysal, Masonluğu evrensel değişim sürecinin bir evresi sayıyordu. Çetin Altan ise Masonluğun özgür bir kurum olduğunun altını çiziyordu.</p>
<p>İlhami Soysal Masonluk konusunu kendi siyasi görüşleri çerçevesinde değerlendirmekten kaçınmamıştır: &#8220;İdeolojik bir saptama yapmak gerekirse, başlangıcında bir ara Masonluğun totalitarizme karşı özgürlükçü ve liberal bir görüşü temsil etmesine karşın, giderek sosyalizm ve işçi sınıfı karşısında kapitalizmin savunuculuğunu üstlenmiş bir örgüt olduğunu söylemek gerekir. (&#8230;) Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de emeğinden başka değerlendirilecek şeyi olmayan birinin, Masonluğa alınması söz konusu değildir. (&#8230;) Büyük Üstatlardan Enver Necdet Egeran kitabında, Masonluğun kurulu düzeni koruyan bir inanış sistemi olduğunu şöyle dile getirir:</p>
<p><strong>PARAYI VEREN&#8230;<br />
</strong>&#8216;Masonluğun eseri, her türlü bedeni ve ahlaki cebir ve şiddetin zıddı ve muhalifi bulunan toleransta meydana gelir. Faaliyeti tamamıyla itidal ve sükun dairesinde cereyan eder, mücadelenin ifrata vardığı karışık devrelerde bu faaliyet durur, localar kendiliğinden kapanır. (&#8230;) Fukaralığa ve muhtaç duruma düşen bir birader, locanın himayesine alınır. Ancak bu durum süresince fikir ve oy bağımsızlığını kaybettiği düşüncesiyle o birader loca çalışmalarına alınmaz.&#8217; Yani Masonluk, parayı verenin düdük çaldığı ve gereğince korunduğu bir inanış düzenidir&#8230; Üst tarafı laftır.&#8221; Masonluğu insanlığa aykırı bir akım saymayan, aksine solcu görüşle evrensel değişim sürecinin bir aşaması sayan Soysal, Atatürk&#8217;ün kapatma kararını şöyle değerlendiriyor: &#8220;Atatürk devletin ve devleti yöneten tek partinin denetim ve yönetiminde olmayan, kökünün dışarıda olduğu ileri sürülen, ilişkilerinin derinliği bilinmeyen ve İttihat ve Terakki&#8217;den arta kalan hemen herşey gibi, zamanının geldiği inancıyla, Mason localarının da kapatılmasına karar vermiştir.&#8221;</p>
<p><strong>ÇETİN ALTAN&#8217;IN BAKIŞ AÇISI<br />
</strong>Atatürk&#8217;ün ilkeli bir davranış içinde bulunduğu belirttikten sonra, başka bir yayına rastlanmayan bir tahlille, Masonların herşeyi kendilerinin yönlendirdikleri tezini de şöyle eleştiriyor: &#8220;Atatürk&#8217;e pek sempati duymayan Masonluk düşmanı bazı çevreler, onun Mason localarını kapattırma yolundaki buyruğunu kendi duygularıyla çelişir gördüklerinden olacak, sonraları &#8216;Masonlar, halin icabı olarak bir müddet uyumayı uygun bulmuşlar, fakat kendi kendilerini kapatmanın mensupları arasında uyandıracağı aleyhte tesirlerden kurtulmak için kapatılma kararını temin etmişlerdi&#8217; diye yazmaktan ve bir noktada Mustafa Kemal&#8217;in bile Masonlar&#8217;ın istekleri yönünde hareket ettiğini hiç değilse akla getirme çabasından geri kalmamışlardır.&#8221; Solun içinde Atatürk&#8217;ün ve Kemalizmin yoğun tartışıldığı ve artık aşılması gerektiğinin savunulduğu bir dönemde, böylece Atatürk- Masonluk ilişkisinin yeniden değerlendirilmesi konusunun gündeme gelmesinde Soysal ilk planda rol oynamıştır. O yıllarda Çetin Altan, solun kuruma bir farklı bakışı bulunduğunu kanıtlıyordu: &#8220;Bir ülkedeki yasal dernekler arasında egemen sınıfın kontrolü açısından fark yoktur. Burjuvazinin egemen olduğu bir toplumda burjuvaziye karşı olan biri bile onun örgütlerine girmeden edemez. İşyeri, evi,çocuğunun okulu, o kontrolün altındadır. Kaldı ki Masonluk daha da özgür bir kurumdur. İttihatçılar, Namık Kemal, Yunus Kazım Efendi Mason&#8217;du. Abdülhamid, İttihatçılar&#8217;a Mason oldukları için kızıyordu. &#8216;Türkiye bunların egemenliği altında olamaz&#8217; diyordu. Ülke tek başına egemenliği altında olsun istiyordu. Öte yandan Troçki, Allende, Mitterand Mason&#8217;dur. Türkiye&#8217;de Masonluğun ne olduğu bilinmiyor.&#8221; Zaman içinde, CHP&#8217;nin kimliğini kaybetmesine, solun dağınık ve etkisiz durumuna tanık olan İlhami Soysal&#8217;ın, Masonluk konusunda daha radikal yargılara yöneldiğine tanık oluyoruz: &#8220;Meşrutiyetten bu yana Türkiye&#8217;de üç büyük şehrin emniyet müdürlerinin yüzde 99&#8242;u, MİT&#8217;in başındakilerin dörtte üçü Mason. İsim isim tespitlerim var. Bu rastlantı değildir. Aynı şekilde İzmir, Ankara ve İstanbul&#8217;un vali ve belediye başkanlarının yüzde 80&#8242;i Mason. Bu örgütün çapı hakkında bir fikir verir sanırım. Masonların el atmadığı bir alan olduğunu sanmıyorum. Bunlara karanlık işler de dahil olabilir. Niye olmasın? Yüzde yüz de var demiyorum. Çünkü elimde belge yok. &#8216;Vardır&#8217; dersem, ispat edemem. Söylediğim o ki Masonlar her yere belli adamlarını yerleştirip çok geniş bir şekilde kendi güvenlikleri için istihbarat örgütlerinin bir organı gibi çalışıyorlar. Güçleri de buradan geliyor zaten. (&#8230;) Özel Harp Dairesi ile MİT&#8217;in Mason locaları ile ilişkisi tabii olabilir. Olmaz, diyemem. Ziverbey Köşkü&#8217;nden ben de geçtim. Kontrgerillayı bu yüzden iyi tanıyorum.&#8221;</p>
<p><strong>DAMGA VURMA TUTKUSU<br />
</strong>Masonluk kurumunun Masonlar&#8217;a rağmen aşırı şekilde siyasetle özdeşleştirilmesi, her fırsatta rakip aşağılamak için araç olarak kullanılması sonucunu doğurmuştur. Avrupa ve ABD&#8217;de olağan sayılan bu üyelik bizde hep siyasi bağlantıyla değerlendiriliyordu. 1984&#8242;den itibaren devlet yönetiminde tek sözcü durumuna gelen Turgut Özal da aynı damgadan payını almakta gecikmedi. Refah&#8217;ın sözcüsü Milli Gazete 1 Ekim 1987 tarihli sayısında &#8220;ANAP&#8217;ta Mason diktatörlüğü&#8221; başlığı altında şöyle yazıyordu:<br />
&#8220;Özal, Masonlar&#8217;ı ve biracıları mahkum eden Dinçerler&#8217;i bu seçimde kadro dışı bıraktı. Engin Cansızoğlu&#8217;nu liste dışı bıraktı. Demek ki Özal&#8217;ın muhafazakârlığı yalnızca lafta kalıyor. ANAP, Lions kulüplerini bakanlar kurulu kararıyla resmi dernekler şekline getirerek, Mason diktatörlüğüne, Yahudi ve Rotary, Lions kulüplerinin egemenliğine resmiyet kazandırmıştır. Muhafazakârlarla yola çıkılarak kurulan, muhafazakârların oylarıyla iktidar olan ANAP çirkin bir şekilde Mason diktatoryasını kuruyor. Dıştan icazetli Özal, dıştan aldığı direktiflerle listelerini Mason, Rotaryen ve Lionslar&#8217;la doldurdu. Dindar kimliğinin reklamı yapılan Özal, bu sahte kimlik altında Demirel&#8217;den çok daha tehlikeli bir şekilde Mason diktatörlüğüne ve Yahudi nüfusuna meşruiyet kazandırdı.&#8221;</p>
<p><strong>Koalisyonun kilidi Masonluk oldu</strong></p>
<p>1995 yılındaki seçimlere iki gün kala bir fotoğrafla ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz&#8217;ın Mason olduğu iddia edildi Suçlamayı Refah&#8217;ın yaptığını düşünen Yılmaz, bir özür bekliyordu. &#8220;Yoksa koalisyon kurmak için masaya oturmam&#8221; diyordu.</p>
<p>Gazetecilik dışında hiçbir kimliği bulunmayan ama kendisine yönelik bir kampanyanın başlatılacağını haber alan Hürriyet gazetesinin sahibi Erol Simavi, birdenbire gazetesinde manşet olarak, Mason olduğunu açıkladı. Ama asıl ilginci, yanına milliyetçi lider Türkeş&#8217;in de bir girişimde bulunduğunu eklemişti: &#8220;27 Mayıs ihtilali olmuştu, 9 Kasım 1960 Çarşamba günü gazetedeydim. Sıkıyönetimden aradılar. Milli Birlik Komitesi üyesi Albay Alparslan Türkeş benimle görüşmek istiyormuş&#8230; Florya&#8217;ya gittik&#8230; Tanıştık&#8230; Komite içinde darbe yapacaklarını anlattı. Mason olduğumu öğrenince, kendisini de Masonluğa almamız için ısrar etti.&#8221;</p>
<p><strong>REFAH BİRİNCİ&#8230;<br />
</strong>Bu buluşmadan dört gün sonra 13 Kasım günü, aralarında Türkeş de bulunan 14 üyesinin başkan General Gürsel&#8217;in emriyle komiteden çıkarıldıkları açıklandı. Aksi olsaydı büyük olasılıkla Türkeş de biraderlerin arasında, daha doğrusu Büyük Üstatlığında bulunabilir ve devleti yöneten olarak dış ilişkilerinde özellikle sonradan görüldüğü gibi ABD ilişkilerinde kullanılabilirdi. Bu konuda çok yankı doğuran bir olay, Mesut Yılmaz&#8217;a yapılan yakıştırmadır. 1995 yılının 24Aralık&#8217;ta yapılacak genel seçiminden iki gün önce, 22 Aralık&#8217;ta Takvim gazetesi, birinci sayfasının neredeyse tamamını kaplayan bir haberle, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz&#8217;ın Mason olduğunu ilan etti. Haberin yanına konulan bir fotoğraftaki Mason üniformalı 12 kişinin arasından birinin başı daire içine alınmıştı ve bunun Mesut Yılmaz olduğu belirtiliyordu. Ertesi gün Sabah, Ateş ve Milli gazete haberden alıntı yaptılar. Seçim sonuçları herkesi şaşırttı. Tarihinde ilk kez Erbakan&#8217;ın partisi 158 milletvekili çıkararak birinciliği aldı. Onu 135&#8242;le DYP, 132&#8242;yle de ANAP izliyordu. DSP büyük bir ilerleme kaydederek 76 milletvekilliği kazanmış, CHP ise 49&#8242;da kalmıştı. Sonucu bu Mason tartışmasına bağlamak abartma olur. Aslında Merkez sağ ANAP-DYP diye ikiye ayrılmasa 267 ile yine birinci olabilirdi. Oysa bu sonuç koalisyon uygulamasının zorunlu olarak devamını gerektiriyordu. Seçimler öncesi ve sırasında birbirleriyle asla ortaklık kurmayacakları konusunda her lider öyle kesin sözler sarfetmişlerdi ki, en büyük partiolarak hükümeti kurma görevinin verilmesi gereken Refah&#8217;la nasıl bir araya gelinebileceği kafalarda soru işareti oluşturuyordu. Örneğin Çiller 9 Ağustos 1995&#8242;te Refah&#8217;ı PKK&#8217;ya benzetmiş ve onunla koalisyonu asla düşünemeyeceğini açıklamıştı. Refah ise, hepsini Mason ilan ettiği diğer partilerin bir belki de ikisi olmadan yakaladığı iktidar fırsatını kullanamayacağının farkındaydı. İşin ilginci daha sonra DYP ile Refah koalisyon kuracaklardı.</p>
<p><strong>ÜSTÜNE ALMADI<br />
</strong>Tıpkı Demirel olayında olduğu gibi Yılmaz vakasında da Türk seçmeninin Mason damgasından etkilenmediği, bunun politikacılar arası çamur atma taktiğinden ileri gitmediği belliydi. Buna karşılık Yılmaz suçlamanın Refah&#8217;tan geldiği iddiasıyla şahsen Erbakan&#8217;ın kamuoyu önünde özür dilemedikçe Refah ile koalisyon görüşmelerine oturmayacağını açıkladı. Mason olmadığını açıklayan ANAP lideri, böylece anlaşamayacaklarını ilan etmiş olan Çiller ile Erbakan&#8217;ı karşı karşıya bırakırken, bir taraftan da Erbakan&#8217;dan Refahlılar&#8217;ın Mason konusunda &#8220;tükürdüklerini yalamalarını&#8221; istemiş oluyordu. Refahçıların yanıtı mantıkiydi: &#8220;Suçlama bizden gelmedi, muhatap biz değiliz.&#8221; dediler.</p>
<p><strong>&#8216;Uygar ülkelerde değerli bir iltifat&#8217;</strong></p>
<p>Refah cephesi, &#8220;Masonluğun kötü olduğu ortaya çıktı&#8221; açıklaması yaptı. Masonlar ilk kez gazete ilanıyla saygın bir kuruluş olduklarını duyurdular.</p>
<p>Mesut Yılmaz&#8217;ın avukatı Erden Arısoy, Takvim gazetesi hakkında tazminat davası açtı. Delil olarak, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası&#8217;ndan Oryal Güventürk ve Can Arpaç imzalı, &#8220;Davacı Mesut Yılmaz&#8217;ın Çankaya veya başka bir locada halen üye olmadığı gibi derneğin kayıtlarının tetkikinden hiçbir zaman derneğe üye olmadığı&#8221; nı belirten yazısı sunuldu. Gazete 10 milyar lira tazminata mahkum edildi. Bu sonuç öncelikle Refahlılar&#8217;ı memnun etti. İstanbul milletvekili Mustafa Baş şöyle bir açıklama yaptı:</p>
<p><strong>&#8216;Engel Kalmadı&#8217;</strong><br />
&#8220;Burada asıl sevindirici olan Masonluğun kötü bir şey olduğunun ortaya çıkmasıdır. Mesut Yılmaz&#8217;ın gösterdiği hassasiyet bunun kanıtı. Kendisinin Mason olmadığı kesinleştiğine göre Refah Partisi ile koalisyon yapmasına engel kalmadı.&#8221; Masonlar Demirel olayının aksine, bu kez görevlerini dürüst bir şekilde yapmakla birlikte, olaya tepkilerini göstermekten de geri kalmadılar. Mesut Yılmaz&#8217;a gönderdikleri mektupta üzüntüleri şöyle ifade edilmişti: &#8220;Size Mason dedikleri için göstermiş olduğunuz tepki ve yanlış değerlendirmeleriniz karşısında büyük üzüntü duyduğumuzu belirtmek isteriz. Mason sözcüğü, uygar ülkelerde bir iltifat olarak değerlendirilir.&#8221; Arkasından Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği basında bir de ilan yayınladı. Bunda Mason ilkelerinin saygınlığı anlatılıyor, bir bakıma Mesut Yılmaz&#8217;ın davranışı kınanıyordu. Diğer yandan Masonlar mahkeme kararını da derneklerinin mahkumedilmesi olarak algıladılar. Bu konuda açıklama yapan Adnan Tarman adındaki Mason &#8220;Bir Galatasaraylı&#8217;ya Fenerli&#8217;sin&#8221; demenin hakaret sayılıp sayılmayacağını sorguluyordu. Refah Partisi&#8217;nin Masonluk karşısındaki tutumunun hiç de kesin ilkelere bağlı olmadığı sonraki girişimlerinden anlaşılmıştır. Önceki dönemde meclise Masonluk konusunda verdikleri araştırma önergelerinin geçersiz kalmış olması sebebiyle, yeni dönemde bunlar tekrar gündeme getirildi. Ancak koalisyon olasılığı belirince, bunları &#8220;geçici&#8221; diyerek geri çektiler. Konya milletvekili Mustafa Ünaldı ve arkadaşlarının hazırladığı, Rotary, Lions dernek ve kulüpleri ile Bilderberg kulübünün &#8220;şüphe uyandıran türden ilişkilerinin incelenmesi için&#8221; Meclis başkanlığına sunulan üç ayrı önerge 2 Şubat&#8217;ta &#8220;gayri resmi olarak ve geçici bir süre için, gerekçelerde bazı düzeltmeler yapıldıktan sonra tekrar sunulmak üzere&#8221; geri çekildi.</p>
<p><strong>Mason Refahlı<br />
</strong>Geri çekmenin tek sebebi koalisyon sorunu muydu? Bir gazetenin yaptığı açıklama, Refah&#8217;ın içinde Mason bulunduğunu ortaya koymuştu. Refah Partisi&#8217;nce Tunceli&#8217;nin Hozat ilçesinde belediye başkan adayı gösterilen Settar Dinler&#8217;in &#8220;Ankara Vadisi&#8221;ne bağlı Dikmen locasının 203 numaralı biraderi olduğu belirtiliyordu. Bu da Refah&#8217;ı köşeye sıkıştırmak isteyenlere koz oldu. Daha da ilginci, aynı günlerde Erbakan&#8217;ın özel ilgi gösterdiği İslam Konseyi&#8217;nin Arap başkanının ve hatta Suudi Arabistan&#8217;da petrol işlerinden sorumlu bazı kişilerin de Mason oldukları ortaya çıkarılmıştı.</p>
<p><strong>Hazırlayan: Orhan KOLOĞLU</strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><span style="text-decoration:underline;">SON</span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye'de Masonluk - 1]]></title>
<link>http://masonluk.wordpress.com/2009/07/12/turkiyede-masonluk-1/</link>
<pubDate>Sun, 12 Jul 2009 20:00:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonluk</dc:creator>
<guid>http://masonluk.wordpress.com/2009/07/12/turkiyede-masonluk-1/</guid>
<description><![CDATA[&#8216;Dünyanın en çok tartışılan konularının başında geliyor Masonluk. Bunda, Biraderlerin kurumsal]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#8216;Dünyanın en çok tartışılan konularının başında geliyor Masonluk. Bunda, Biraderlerin kurumsal disiplin çerçevesindeki ketumluğu etkili oluyor. Karşıtları da bu davranıştan doğan esrarengizlik havasından yararlanarak, her türlü yakıştırmayı, araştırmadan gündeme getiriyorlar. Bu yüzden, Emre Kongar&#8217;ın icadı &#8220;kafakarıştıroloji&#8221; deyimi, en çok bu alandaki tartışmalara uygun düşüyor. Ben Masonlar&#8217;a özgü deyimle bir &#8220;Harici&#8221; olarak, konuyu toplumsal işlevi üzerinde yoğunlaşıp inceledim. Böylece, objektif bir değerlendirmeye yöneldim.&#8217;<!--more--></p>
<p>Gazeteci &#8211; Tarihçi Dr. Orhan Koloğlu</p>
<p><strong>İlk Türk masonluğu 1700&#8242;lere dayanıyor</strong></p>
<p>Belgeyle kanıtlanamasa da ilk masonlar arasında Sadrazam Yirmisekizzade Mehmet Çelebi ve Türkçe matbaayı kuran İbrahim Müteferrika&#8217;nın adı geçiyor.</p>
<p>18&#8242;inci yüzyılın birkaç önemli ismi daha masonlarla anılıyor. Ancak asıl kayıtlar Tanzimat Dönemi&#8217;ni gösteriyor.</p>
<p>Dönemin en ünlü masonları devlet adamı Mustafa Reşit ile Mısır Hidivliği&#8217;nde iddialı Prens Halim Paşa&#8217;ydı.</p>
<p><strong>Başlangıçta İslam&#8217;ın yaklaşımı ılımlıydı</strong></p>
<p>18&#8242;inci yüzyılda Papa masonluğu aforoz etmiş ve bu ferman Ermeni ve Rumlar arasında da yayılmıştı. O sırada tekkelerde masonlarla sohbetler düzenleniyordu.</p>
<p><strong>Ön Söz<br />
</strong><em>Dünyanın en çok tartışılan konularının başında geliyor Masonluk. Bunda, Biraderlerin kurumsal disiplin çerçevesindeki ketumluğu etkili oluyor. Karşıtları da bu davranıştan doğan esrarengizlik havasından yararlanarak, her türlü yakıştırmayı, araştırmadan gündeme getiriyorlar. Bu yüzden, Emre Kongar&#8217;ın icadı &#8220;kafakarıştıroloji&#8221; deyimi, en çok bu alandaki tartışmalara uygun düşüyor. Ben Masonlar&#8217;a özgü deyimle bir &#8220;Harici&#8221; olarak, konuyu toplumsal işlevi üzerinde yoğunlaşıp inceledim. Böylece, objektif bir değerlendirmeye yöneldim.</em></p>
<p>Çok tartışılan konudur&#8230; Müslüman&#8217;ın mason olması kabul edilebilir mi?.. İslam&#8217;ın, izlediği iki &#8220;Kitaplı Din&#8221;e üstünlüğü, onları yok saymamasındadır. Bir arada yaşamayı, hatta koruyuculuklarını üstlenmeyi görev kabul etmiştir. Bu ikisinin içe kapanıklılıklarını aşmak için, kendi yandaşları, zamanla, bütün insanları ırk ve din farkı gözetmeden eşit sayan bir anlayışı benimsemeye yönelmişlerdir. Bu çabayı insanlığa aktaran kurum ve akımlardan biri de masonluktur. Çağının koşullarının zorlamasıyla gizliliği ilke edinerek çalışmayı tercih etmesi ise, tartışılır hale gelmesinin başlıca sebebi olmuştur.</p>
<p><strong>KORUYUCU BABIALİ<br />
</strong>18&#8242;inci yüzyılın başında Anderson Nizamnamesi ile kuralları kesinleşen masonluk, Müslümanlar&#8217;ı hiç ilgilendirmemesine karşılık, Protestan kökenli olmasının etkisiyle, Katolik veOrtodoks Kiliseleri gibi Museviler&#8217;den de tepki gördü. Bu ortamda İslam&#8217;ın girişime küçümseyerek bakması doğaldı, zira Hıristiyanlar arası çekişmelerde Osmanlı Devleti&#8217;nin hakemlik rolü üstlendiği bilinir. Rum, Ermeni, Sırp, Bulgar Kiliselerinin, Hahambaşılığın koruyucusu Babıali idi. 1748&#8242;de Galata&#8217;da, İngiliz tüccar cemaati arasından yerli Hıristiyanlar&#8217;a doğru yönelmek eğilimi gösteren Mason girişimine karşı Kaptan Paşa&#8217;nın müdahalesinde, Rum Patrikhanesi&#8217;nin ve Babıali&#8217;nin tercüme hizmetlerini yürüten Fenerli Rum Beylerin etkisi bulunduğu anlaşılıyor. Zira, Papalığın çıkardığı &#8220;Masonları Aforoz&#8221; emrini hem Rum hem de Ermeni kiliseleri kendi dillerine çevirip örgütlerine dağıtmışlardı. Buna karşılık o dönemlerde Bektaşi, hatta Mevlevi tekkelerinde masonlarla, nadiren de olsa, sohbetler düzenlendiği hakkında bilgiler var. Zaten olayda İngiliz elçiliği başvurunca bir cezalandırma bahis konusu olmamıştır.</p>
<p><strong>İLK TEPKİLER</strong><br />
18&#8242;inci yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti geri kalmışlığını aşmak için batı modelinden yararlanmaya başlayınca durum değişti. &#8220;Gavur damgalamaları&#8221; nın yanı sıra &#8220;masonluk özentisi&#8221; iddiaları da gündeme getirilmeye başlandı. Tabii olumsuz anlamda. Avrupa örneği yandaşı olarak bilinen Sadrazam Halil Hamit Paşa&#8217;nın 1785 yılında idamına, Farmason olan Rum katibine uymasının sebep olduğu ilerisürülür. Fransız Devrimi&#8217;nin, Osmanlı iç dengesini cemaatleri ulusçuluğa kışkırtarak bozmaya çalışmakla yetinmeyip, Mısır&#8217;ı Suriye&#8217;yi işgale kalkmasına gösterilen tepkide, Aydınlanma ilkeleriyle masonluğun özdeşleştirilmesi dikkatlerden kaçmaz. Reisülküttab Raşit Efendi, devrimcileri, Volter&#8217;i, Russo&#8217;yu &#8220;fitne ve fesat peşinde zındıklar (Tanrı&#8217;ya ve ahrete inanmayanlar) ve dehriler (Ruhun ölümsüzlüğü ve ahrete inanmayanlar)&#8221; diye niteliyordu. Aynı dönemde vakanüvis (devlet tarihçisi) Asım Efendi sultanın hizmetine girmiş Hasan Ağa adında birini şöyle niteliyordu: &#8220;İslam kurallarına uymayan, imansız ve inançsız bir zındık, Frenkler ülkesinde farmasonlukla kimya büyüsü ve hokkabazlık okumuş kişi.&#8221; İlk mason olan Türkler hakkındaki iddialar hiçbir belgeye dayanmaz. Hatta bazılarında, 20&#8242;nci yüzyıl araştırmacılarının övünme payı çıkarmak için yakıştırmada bulundukları fark ediliyor. Bunlar arasında, 1720&#8242;de elçi olan babasıyla birlikte Paris&#8217;e giden ve 1755&#8242;de sadrazamlık yapan Yirmisekizzade Mehmet Çelebi ile, ilk Türkçe matbaayı kuran İbrahim Müteferrika&#8217;yı sayabiliriz&#8230; Tophaneli tüccar Yusuf Çelebi ve Paris&#8217;te bulunan Cezayirli Muhammet Çelebi&#8217;nin isimleri de geçiyor. Fransızlar 1798&#8242;de Mısır&#8217;ı işgal ettiklerinde orada kurdukları locaya giren Müslümanlar&#8217;dan da bahsediliyor. 1797-1800 arasında Londra&#8217;da elçilik yapan İsmail Efendi&#8217;ylekatibi Yusuf&#8217;un masonluğunu, siyasi ilişki kurma ihtiyacının sonucu saymak gerekiyor. Türkiye&#8217;ye döndüklerindeki faaliyetlerini masonlukla ilgiliymiş gibi gösterenler çıkmışsa da, bunun aslı olmadığına dair daha çok iddia var. Bu tezlerde bizimkilerin övünmek, bazı batılıların ise tarikatçılığı -hele Bektaşiliği masonlukla özdeşleştirme çabaları bulunduğu fark ediliyor.</p>
<p><strong>ADI BİLE ÜRKÜTÜCÜ</strong><br />
1863&#8242;te kaleme aldığı yazıda Rum doktor Schinas, 1842&#8242;de İstanbul&#8217;da hiçbir loca bulunmadığını belirtip eklemektedir: &#8220;Bu memlekette masonluğun yalnız adı bile, dehşet, korku ve nefret uyandırıyordu. Mason sözcüğü, Allah tanımaz, ihtilalci, dinsiz anlamına geliyordu. Masonları cehennemlik diye adlandırıyorlardı. Rumlar, Ermeniler, Katolikler, Museviler ve Türkler bütün masonları dinsiz, imansız, uğursuz kimseler sayıyorlardı. Bugün bile, aşağı tabaka, kötü bir adamı anlatmak için mason olduğunu söyler.&#8221; Schinas&#8217;ın iddiası, yerli loca bulunmaması ve Avrupalı locaların da yerlileri kolay kabul etmemesi sebebiyle &#8220;doğrudur.&#8221; Buna karşılık Tanzimat&#8217;ı din karşıtı ve mason ürünü sayma tutkusu içindeki bir Arap yayınında, 1822&#8242;de Türk masonlarının sayısının -aralarında vezirler, paşalar da bulunan- on bini aştığı iddiası edilmiştir. Bu da yerici abartmanın en ilginç örneğidir&#8230;</p>
<p><strong>Büyük üstat Hazreti Süleyman&#8217;ın temsilcisi</strong></p>
<p>Mason olmayanlar Büyük Üstat sözcüğünün ardında, masonların üst düzey bir yöneticisi bulunduğunu düşünürler genellikle. Oysa masonlar için Büyük Üstatları, Hazreti Süleyman&#8217;ın günümüzdeki temsilcisidir. Hazreti Süleyman&#8217;ın masonlar ile ilişkisini biraz açmak gerekir. Masonlar, Avrupa&#8217;da, Ortaçağ taşçı loncalarından doğmuş bir kuruluştur. Taşçı loncaları içinde örgütlenen &#8220;masonlar&#8221; yani Türkçe karşılığıyla duvarcı ustaları da bütün meslek loncaları gibi kendilerine bir &#8220;pir&#8221; seçmişlerdi. Onların piri Hazreti Süleyman&#8217;dı. Bunun da nedeni, dünyadaki ilk taş yapı olarak sayılan Kudüs&#8217;teki bugün izi kalmamış tapınağı yaptıran kişiydi Hazreti Süleyman. Masonlar kendi aralarından seçtikleri kişiyi &#8220;Hazreti Süleyman&#8217;ın tahtına&#8221; oturtur, Büyük Üstat ilan ederler. Ancak bu, çeşitli din ve mezheplerdeki gibi yaşam boyu verilmiş bir ayrıcalık değil, iki, en çok dört yıllık bir dönem içindir. Hazreti Süleyman&#8217;ın tahtında oturduğu sürece, Büyük Üstat, tüm masonların kayıtsız şartsız lideridir. Otoritesi neredeyse sınırsızdır. Ancak görev süresi bittiğinde, o da diğer masonlar ile aynı düzeye iner, onlarla eşit olur. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar&#8217;ın şimdiki Büyük Üstadı Kaya Paşakay, Türkiye&#8217;deki daha küçük mason örgütü, Özgür Masonlar&#8217;ın Büyük Üstadı ise Hüseyin Özgen&#8217;dir.</p>
<p><strong>Tanzimat&#8217;ın liderleri masonluğu keşfediyor</strong></p>
<p>1862&#8242;de İstanbul&#8217;un Musevi cemaati, Masonluğun da bulaştırıldığı iç tartışmaları sonunda, alışılmamış şekilde sokaklara dökülmüştü. Oysa İslam dünyasının üst kesim yönetici ve düşünürleri arasında kuruma katılanlara rastlanıyordu. Tanzimat&#8217;ın iki ünlü devlet adamı Mustafa Reşit ve Fuat Paşalarla Mısır Hıdivliğinde iddialı Prens Halim Paşa masondular. Hatta son ikisi Büyük Üstatlığa bile getirilmişlerdi.</p>
<p><strong>&#8216;AMACI GERÇEĞİ ARAMAK&#8217;<br />
</strong>Cezayir&#8217;de Fransızlar&#8217;a karşı bağımsızlık mücadelesi veren Emir Abdülkadir&#8217;in de Fransa&#8217;da masonluğa girdiği biliniyor. Bu konuyu değerlendiren İstanbul&#8217;un Fransızca gazetesi Stamboul 1876&#8242;da şunları yazıyordu: &#8220;Tamamen insanseverlik, felsefe ve ilerlemeye yönelik bir kurum olan farmasonluğun amacı gerçeği aramak, evrensel ahlakı, bilimleri ve sanatları araştırmak ve iyilikseverliği uygulamaktır (&#8230;) Nitekim Cezayirli Emirde onu böyle anlamış ve Fransız Büyük Doğu Locası&#8217;na kabulünden sonra &#8216;Kanımca farmasonluğa mensup olmayan bir insanın eksikliği vardır&#8217; demiştir. Son derece imanı bütün bir Müslüman&#8217;ın bu sözleri farmasonluğun Kur&#8217;an ile çelişkide olmadığı konusunda pek kesin bir kanıt olmuyor mu?&#8221; Pan İslamcı akımın savunucularının başında gelen Afgani&#8217;nin masonluğa kabulü için yaptığı başvuruda kullandığı deyimler ilginçtir: &#8220;Saflık kardeşleri ve samimiyet dostlarından; yani hiçbir şeyin zarar veremeyeceği kutsal mason derneği üyelerinden, bu saygıdeğer derneğe katılmama izin vermelerini ve şerefli kürsüye dahil olmamı onaylamalarını rica ederim.&#8221; Anımsamak gerekir ki, Afgani&#8217;nin çömezi ve İslamcı/Arapçı akımın savunucusu, İngilizler&#8217;in Mısır Şeyhülislamlığına atadıkları Abduh da masondu.</p>
<p><strong>V. Murad Niye Mason Oldu</strong></p>
<p>V. Murad şehzadeliğinde İngiliz desteğini sağlayıp veliaht olabilmek için Mason locasına girip tekris edildi.<br />
Aynı yolu oğlunun Mısır Hidivliği için yabancı desteği arayan Prens Halim Paşa da kullandı.</p>
<p><strong>Osmanlı ülkesinde ilk Mason mabedi</strong></p>
<p>Büyük ülkeler Osmanlı politikasını etkilemek için Masonluk&#8217;tan destek umuyordu. Şehzade Murat bu amaçla tekris edildi.</p>
<p>Sultan Abdülaziz&#8217;i etkileyip kendi oğlunu Mısır Hidivliği&#8217;nde ön sıraya sokan İsmail Paşa&#8217;ya kızan Mısırlı Prens Halim Paşa, siyasette etkinliğini artırmak için Masonluğu kullanmayı denedi. Hem Fransız hem de İngiliz üstatlarıyla işbirliği yaparak Mısır Büyük Locası&#8217;nın büyük üstatlığına getirilmeyi sağladı. Yerli halktan da buna yeni üyeler katılmasını gerçekleştirdi. İkinci aşamada, Osmanlı hükümetini etkilemek için Türkiye Bölge Büyük Locası&#8217;nın büyük üstatlığına seçilmek için girişimlerde bulundu. 1869 yılındaki seçimde kazandıysa da anında karar değiştirildi ve &#8220;daha sağlam ve uygun&#8221; denilerek İstanbul&#8217;daki ABD elçilik maslahatgüzarı Brown onun yerine atandı. Böylece, Osmanlı devlet politikasını etkilemek için Masonluk&#8217;tan doğrudan yararlanma girişimleri çağı başlamış oldu. Halim Paşa, Yeni Osmanlılar (Namık Kemal ve arkadaşları) ile işbirliği yaparak Avrupa&#8217;ya çekilmiş olan Mustafa Fazıl Paşa ile de ilişki kurdu. Bu girişimlerin projelerini aksatabileceğini hesaplayan Hidiv İsmail Paşa da Masonluğu kullanarak karşı atağa geçti.</p>
<p><strong>HEDEF MÜSLÜMAN KESİM<br />
</strong>1860 ve 70&#8242;li yıllar, Avrupa&#8217;da -özellikle kültür açısından Osmanlı aydınlarını en çok etkileyen Fransa&#8217;da- Masonluk konusunda yoğun tartışmaların yapıldığı dönemdi. Kilisenin etkisiyle aleyhte kampanya başlatılmıştı. Diğer yandan, ifade özgürlüğünün yaygınlaşmış olması ve parlamenter sistemin bütün Avrupa&#8217;da geçerli duruma gelmişliği sebebiyle, kurumun gizlilik tutkusuna karşı da bir alerji belirmişti. Açıkçası, Avrupa&#8217;da siyasi açıdan Masonluk işlevini tamamlamış görünüyordu. Buna karşılık Osmanlı toplumu, hiç denemediği bu oluşumların dışından, ilk kez açık açık Masonluk&#8217;la, daha doğrusu onun özel &#8220;kolonyalist&#8221; şekliyle karşılaşmaktaydı. 1 Temmuz 1872&#8242;de Hasköy&#8217;de, Osmanlı ülkesindeki ilk Mason mabedinin temelinin muhteşem bir törenle atılması, artık ortada Osmanlı yönetiminden çekinilecek bir şey kalmadığını kanıtlıyordu. O günlerde Brown&#8217;ın locada yaptığı konuşmadaki sözleri, asıl hedefin Müslüman kesime yöneltilmiş olduğunu kanıtlamaktaydı: &#8220;Burada doğudayız ve her birimiz kurumumuzun ilkeleri ve amaçları üzerinde sorguya tabi tutuluruz. Burada Farmasonluk hakkında vahim ve son derece yanlış izlenimler var. Bazı kimseler bizim yeni bir din yerleştirmeye çalıştığımızı zannediyor. Başkaları ise, gizli ve tehlikeli niteliklere sahip bir siyasal cemiyet olduğunuz kanısında. Ve daha başkaları da üzülerek söylemeliyim, hiçbir dini inancı bulunmayan ateistler sayıyorlar. (&#8230;) Bizeyanlış olarak atfedilen ve aşağılayıcı ateist ya da yeni bir din sunmak iddialarını yok etmeye çalışalım. Ayrıca bu ülkede Farmason olmanın ayrıcalığını, ona layık olmanın yükümlülükleriyle birleştirelim. Sultan Aziz&#8217;in keyfiliklerini frenleyen Paşa&#8217;nın 1871 Eylül&#8217;ünde ölümü ve yerine yumuşak başlı Mahmut Nedim Paşa&#8217;nın sadrazamlığa gelmesinin Masonlar&#8217;da bir endişe yarattığı, Üstat Brown&#8217;ın on bir gün sonra yaptığı açıklamadan anlaşılıyor: &#8220;Altesleri kuşkusuz prensiplerimizi ve bunda kötülük olmadığını bilirler (&#8230;) Hükümete ve Sultan&#8217;a bağlılık ana ilkemizdir. Bilirsiniz ki günümüzde Avrupa&#8217;da hiçbir hükümdar, taht varisi prens ya da ünlü devlet adamı yoktur ki, bizim evrensel kardeşliğimize mensup olmasın ve onun gelişmesine ve başarısına yakın ilgi göstermesin. Hepimizin üzüntüyle matemini tuttuğumuz selefiniz (Paşa) inancına bağlı bir Müslüman iken ve vatanseverliği bütün şüphelerin üstünde olmakla beraber, dostu ve meslektaşı Fuat Paşa&#8217;nın aksine Farmasonluğa da girmediği halde, son derece soylu ve yüce gönüllü bir karaktere sahip olduğundan ve adaletin savunucusu niteliğiyle cemiyetimize hep hoşgörü ile bakmıştır.&#8221; Şunu anımsatmakta yarar var ki, Paşa Mason olmamakla birlikte, mali desteğiyle çıkan ve Osmanlı savunmasını üstlenen La Turquie gazetesinin başına, Mason olan ve bir ara Doğu Birliği Locası&#8217;nın büyük üstatlığını yapan Bordeano adında birini getirmişti.</p>
<p><strong>TAHT YARIŞININ ETKİSİYLE<br />
</strong>Paşa&#8217;nın ölümünden 13.5 ay sonra 20 Ekim 1872&#8242;de Osmanlı saltanat ve hilafetinin veliahtı Şehzade Murat&#8217;ın Proodos (Terakki) locasında tekris edilerek Mason olduğu görülüyor (Şehzade Murat daha sonra Padişah V. Murat oldu). Bu girişimin Paşa yaşarken yapılmamasında, onun Sultan Aziz&#8217;in gelenekler ve kurallara aykırı girişimlerini önleyen bir kişiliği bulunması rol oynuyordu. Murat yıllardan beri süren, veliahtlığa Aziz&#8217;in oğlu Yusuf İzzettin&#8217;in getirilmek istendiği kampanyadan rahatsızdı. 1872&#8242;de Murat 32 yaşındayken ve aralarında iki şehzade daha varken (Abdülhamit ve M. Reşat) 16 yaşındaki Yusuf İzzettin&#8217;in ön plana çıkarılmak istenmesinin Mahmut Nedim tarafından gerçekleştirilebileceği endişesi vardı. Hatta 9 Eylül 1872&#8242;de Yusuf&#8217;a Müşir rütbesi bile verildi ve ordu manevralarını izledi. Murat&#8217;la konuşmak isteyen bir yabancı diplomata ise bunun mümkün olamayacağı, kontrol altında yaşadığı bildirilmişti.</p>
<p><strong>Kadın Mason olabilir mi?</strong></p>
<p>Önce soruya tek kelimeyle cevap verelim: Olamazlar! Şimdi niçin olamadıklarına bakalım&#8230; Masonluk tek bir merkezden yönetilmez. Her ülkenin Büyük Locaları belli kurallara uygun biçimde çalıştıklarını kanıtladıkları takdirde, kendileri gibi, o kurallar çerçevesinde kurulup çalışmakta olan Büyük Localar tarafından &#8220;tanınırlar&#8221;. Eğer bir Büyük Loca kuralları çiğnerse, ötekiler onunla ilişkiyi keserler, dolayısıyla o büyük Loca bir anda masonik tabirle &#8220;gayrı muntazam&#8221; olur. Masonluğun kuralları 1723 yılında bir İngiliz rahibi olan James Anderson&#8217;a, dünyanın ilk Büyük Locası olan, 1717&#8242;de kurulmuş İngiltere Büyük Locası tarafından yazdırılmıştır. Bugün bütün &#8220;muntazam&#8221; Büyük Localar bu &#8220;Nizamname&#8221;ye uyarlar. Anderson Nizamnamesi&#8217;nde, intizam koşulları arasında kadınların Mason olamayacakları maddesi de bulunmaktadır. Yalnız Masonluğa değil, çağının hiçbir cemiyetine kadınların alınmadığı bir dönemde bu kural konmuştur. Ancak bu kuralı değiştirmeye de günümüzde hiçbir Büyük Locanın gücü yetmez. Yoksa uluslararası camia tarafından dışlanır. Bu yüzden kadınlar &#8220;muntazam&#8221; Mason örgütlerine üye olamazlar.</p>
<p><strong>Padişahlara gelen teklifler</strong></p>
<p>Murat&#8217;tan ayrı olarak Şehzade Kemalettin de Mason olmuştur. Doğruluk derecesi kanıtlanmamakla birlikte, Abdülhamit&#8217;e de Mehmet Reşat&#8217;a da, Mason olma önerisi yapıldığı iddia edilir. İkisinin de reddettikleri söyleniyor. Uçuk bir iddiaya göre de, Sultan Aziz ve Mısır seyahatinde yanında götürdüğü Murat ve Abdülhamit hep birlikte Mısır Büyük Doğu&#8217;sunda tekris edilmişlerdir. Osmanlı padişahının bir valisinin emrine girer gibi davrandığını kabul mümkün değildir. Son iddia da Abdülhamit&#8217;in doktoru Mavroyeni Paşa aracılığıyla Skaliyeri ile temasa geçtiği şeklindedir. Bu iddiaların hiçbiri hakkında elde yazılı bir belge yoktur, hepsi söylenti ve dedikodudan ibarettir.</p>
<p><strong>Abdülhamid&#8217;in Mason taktiği</strong></p>
<p>Masonlar&#8217;ın V. Murad&#8217;ı desteklediğini düşünen II. Abdülhamid saltanatını korumak için örgütle iyi geçinmeye çalıştı.</p>
<p>Bir neden de Avrupa&#8217;daki bütün hükümdarların Mason bağlantısı ve Osmanlı&#8217;nın o Avrupa&#8217;ya mecbur olmasıydı.</p>
<p><strong>Abdülhamid ılımlı politika sürdürdü</strong></p>
<p>V. Murad&#8217;ın yerine Abdülhamid&#8217;in tahta geçmesi Masonlar&#8217;ın hesaplarını boşa çıkardı. Abdülhamid ise siyasete karışmamaları koşuluyla Masonlar&#8217;a özgürlük tanıyordu.</p>
<p>Bir tür hapis hayatı yaşayan veliaht Murad kaçamaklarını mensubu olduğu Proodos locasının Büyük Üstadı Skaliyeri vasıtasıyla düzenliyordu. Böylece Beyoğlu&#8217;nda eğlencelere katılabiliyor ve para ihtiyacını da borçlanarak karşılayabiliyordu. Osmanlı hanedanı içindeki çekişmeler had safhaya gelmişti. Yeni Osmanlılar Abdülaziz&#8217;in, Tanzimat&#8217;la kabul edilen &#8220;Sultan&#8217;ın sorumsuzluğu, Babıali&#8217;nin yetkililiği&#8221; ilkesini değiştirip kendi diktatörlüğünü ilan etmek peşinde olduğuna inanıyorlardı. Tek çözüm Murad&#8217;ın iktidara getirilmesiydi ve bunun için de taht sırasının değişmemesi gerekliydi. Umut da dış güçlerin etkisiydi. Murad&#8217;ın tekrisinden hemen önceki günlerde Proodos locasında 12 Türk&#8217;ün tekris edilmesi -ki aralarında Murad&#8217;ın başmabeyincisi Seyit Bey, memurlarından Mehmet Ragıp ve Namık Kemal de varhazırlanmış bir taktiğin varlığını kanıtlıyor.</p>
<p><strong>GÜPEGÜNDÜZ TAŞKIN GÖSTERİLER<br />
</strong>Abdülaziz&#8217;in tahttan indirilmesi ve Murad&#8217;ın padişahlığını ilanı Mason çevrelerinde Doğu İslam ülkelerine yönelik başarı sağlandığı kanısını doğurdu. Bu başarıyla ilişkisi olup olmadığını bilmediğimiz bir olay, o sıralarda Masonlar&#8217;ın halet-i ruhiyesini göstermektedir. İzmir&#8217;deki Homer Locası üyeleri, Büyük Üstatları&#8217;nın başkanlığında bir gece sabaha kadar içmişler ve ellerinde içkiler, üzerlerinde Mason işareti taşıyan giysilerle sokakta güpegündüz taşkın gösteriler yapmışlardı. İngiltere&#8217;deki merkez bu münasebetsizliği, locayı kapatarak örtbas etmiştir. Ancak Murad&#8217;ın üç ay içinde ruhi bir buhran geçirmesi ve tahttan indirilip yerini Abdülhamid&#8217;e bırakması bu hesapları boşa çıkardı. Yeni hükümdarın Mason olmadığını ve kararlılığın yanında içten pazarlılığını tabii ki Skaliyeri gibiler biliyorlardı. Taht değişikliğinden sadece bir buçuk ay sonra İstanbul&#8217;un Fransızca gazetelerinden Stamboul&#8217;da yer alan bir yazı, yeni sultanı uyarma ihtiyacının belirdiğini gösteriyor. Cezayirli İslam mücahidi Emir Abdülkadir&#8217;in Masonluğu övmesinin örneği verilip İslam&#8217;a karşı bir kurum olmadığı belirtildikten sonra şöyle devam ediliyor: &#8220;Farmasonluk karşılıklı hoşgörü okulu olduğu için Türkiye&#8217;den başka hiç bir yerde bu kadar yararlı sonuçlar veremez. O kadar çok ırk ve değişik inanç arasında uygun ve barışçı bir anlaşmayı, herkesinvicdanına, diğerlerinin vicdanlarına saygıyı vaaz eden bu doktrinin bir benzeri başka nerede bulunabilir? Ne yazık ki, evrensel Tanrı fikriyle yaşayan bir cemiyeti Allah&#8217;sızlıkla suçlamakla yetinmediler ona bir de ihtilalci suçlaması yüklüyorlar; oysa ana amacı devrimleri önlemektir. Üyesi olmuş hükümdarların uzun listesi bunun kanıtıdır. Kraliçe Viktorya Büyük Britanya localarının koruyucusudur&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>UZLAŞMACI POLİTİKA</strong><br />
Mason olan ya da koruyuculuğunu yapan bütün hükümdarların adını taşıyan yazıdaki üç uyarı karşısında Abdülhamit&#8217;in daha tahta çıkışının ilk günlerinden itibaren şöyle bir politika izlediği görülüyor: İslam&#8217;la Masonluk bir arada olur mu, olmaz mı tartışmasına girişmemiş, emrivakiyi benimsemiş ama kamuoyunda işlenmesini engellemiştir. Farklı ırk ve dindeki cemaatleri kaynaştırması tezini ciddiye almış fakat aslında bütün Avrupa hükümdarlarının kurumun koruyuculuğunu üstlenmiş olması hususu üzerinde durmuştur. Abdülhamid&#8217;in bu davranış şeklini tahta çıkışıyla birlikte başlattığına inanıyoruz. Avrupa&#8217;nın desteği olmadan mali iflasını ilan etmiş &#8216;Hasta Adam&#8217;ın ayakta kalamayacağını biliyordu. Dünyada kökleşmiş bir kurumu ülkeden atmaya gücünün yetmeyeceğinin de farkındaydı. Onlarla iyi geçinmenin yollarını arayacaktı. Ahmet Midhat&#8217;ın matbaasında basılan &#8220;Esrarı Farmason&#8221; isimli kitap, kuruma bir hayır cemiyeti niteliğine dönmeyi önermekle, kanımızca Abdülhamid&#8217;in fikrini yansıtıyordu.</p>
<p><strong>BARIŞ İÇİNDE BİR ARADA<br />
</strong>Masonluğa özel sempatisi bulunduğu söylenemeyecek olan Abdülhamid&#8217;in açık bir düşmanlık göstermekten kaçınmakla yetinmediği, aksine dostça bir davranış içinde olduğu anlaşılıyor. Geçmişte yanlış olarak Sultan&#8217;ın Masonlar&#8217;ı çuvallara koydurup denize attırdığı dedikoduları ortalıkta dolaşmıştır. Oysa biz yaptığımız araştırmada mabeyincilerini ve yaverlerini Mason balolarına gönderdiğini,100- 150 altın bağışta bulunduğunu saptadık. Karşılığında törenler &#8220;Padişahım çok yaşa&#8221; bağırtılarıyla başlıyordu. Açıkça karşıt düşüncelerin &#8220;Barış içinde birarada yaşaması&#8221; ilkesini başarıyla uygulamıştır. Donanmasının başına İngiliz ve Mason Hobart ve Woods Paşaları getirmesi de ilginçtir. Böylece hiç sevmediği İngilizler&#8217;e, Masonluklarına karşı olmadığı mesajını veriyordu. Açıkçası siyasete bulaşmamaları koşuluyla Masonlar&#8217;a tam bir serbesti tanıyordu.</p>
<p><strong>&#8216;Sultan Hamid Murad&#8217;ı sever&#8217;</strong></p>
<p>Adam tavlamaktaki ustalığı bilinen Abdülhamid, Murad&#8217;ı öldürteceği konusunda dedikodular Avrupa&#8217;da yaygınlaştığı dönemde, İstanbul&#8217;daki &#8216;Büyük Üstat&#8217;lardan İtalyan Antuvan Geraci&#8217;yi yanına çekip şöyle bir mektup yayınlamasını sağlamayı başarmıştı: &#8220;Bence bilinmeyen sebeplerden dolayı, Doktoru Kapoleone&#8217;nin Sultan Murad&#8217;a gitmesi ve tedavi etmesi yasaklanmıştır. Bu davranış sultanın hayatına kastedileceği şüphesini yarattığından, Masonlar arasındaki en etkili kişiler buna başvurarak, Sultan Murad&#8217;ın hayatını korumak için İstanbul&#8217;daki Ravs ve Layard adlı elçilerin işe müdahale ettirilmelerinin, Alman İmparatoru Wilhelm ile Prens Dögal&#8217;in başkanlığı altındaki Prusya ve İngiltere Büyük Doğularından istirham olunmasını rica ettiler. Ben de insaniyet namına ve Mason esrarı gereğince ricalarını kabul ettim. (&#8230;) Araştırmalarım sonucu Sultan Murad&#8217;ın hayatına dokunmayı kimsenin düşünmediğini kesin surette beyan ederim. Sultan Hamid&#8217;in kardeşini pek sevdiğinden ve padişahlık yapmış hasta bir kimseye layık bir saygıyla tedavi ettirip baktırdığından eminim (&#8230;) Benzeri bulunmayan ve ahlakı halideden (övülecek ahlak) olduğu güneş gibi berrak olan -bunu görmeyen kör olmalıdır- Ethem Paşa sadarette bulunduğu sürece başka türlü olamaz idi.&#8221; Anımsatmakta yarar var, Abdülhamid&#8217;in Midhat Paşa&#8217;yı Avrupa&#8217;ya sürdüğü zaman sadrazamlığa atadığı Ethem Paşa da Mason&#8217;du. Abdülhamid&#8217;le Geraci&#8217;nin dostluğu sultanın son yılına kadar devam etti.</p>
<p><strong>Anayasada Mason Rolü</strong></p>
<p>Yunanlılar uzun süre I. Meşrutiyet&#8217;in anayasasının Masonlar tarafından hazırlandığını öne sürüp bu iddiayı yaydılar. Bu söylentinin kaynağı V. Murad&#8217;ın bir Rum locası olan Proodos&#8217;ta tekris edilmesiydi ama, iddia doğru değildi.</p>
<p><strong>Locaların şemsiyesi altında devrim</strong></p>
<p>İttihat ve Terakki Mason localarını &#8220;şemsiye&#8221; olarak kullandı. İttihatçılar&#8217;ın Selanik&#8217;teki locada yaptıkları toplantılarda Kur&#8217;an, tabanca gibi kuruma yabancı simgeler öne çıkıyor, vatansever yeminler ediliyordu.</p>
<p>Abdülhamid iktidara geldikten sonra politikalarından endişe duyduğu Yeni Osmanlıları, tasfiye etmekte zorluk çekmedi. Bir belgesi olmadığı halde Mason denilen Mithat Paşa&#8217;yı anayasal şekilde uzaklaştırdı. Buna Masonlar&#8217;dan da bir itiraz yükselmedi. Buna karşılık Proodos locasının Üstadı Muhteremi Skaliyeri şahsen sorunlar yarattı. V. Murad&#8217;ın bir Rum Locası olan Proodos&#8217;ta tekris edilmiş olması sebebiyle Rum/Yunan kaynakları anayasanın -gerçeğe tamamen aykırı olarak- başta Skaliyeri ve İngiliz elçisiyle Mason İran elçisi olmak üzere Masonlarca hazırlandığını yayıyorlardı. V. Murad&#8217;ı kuruma kazandırma başarısı yüzünden şımarmış olduğu anlaşılan Skaliyeri, Osmanlı hanedanını Masonluğun altında düşünecek bir aşırılığa da varmıştı. Abdülhamid&#8217;in küçük kardeşi Mehmet Reşad (1909&#8242;da padişah olan) onun Masonluk teklifini reddettiğinde, herkesin içinde daha küçük kardeş Kemalettin&#8217;i gösterip &#8220;Senden küçük lakin mevkii senden büyük&#8221; demesi bunun bir örneğidir.</p>
<p><strong>İTTİHATÇILAR&#8217;IN PEK AZI MASON&#8217;DU</strong><br />
Abülhamid&#8217;in Masonluğa karşı davranışı locaları yok etmeye yönelik değildi, zaten buna gücü de yetmezdi. Amacı ülkeyi dışarıdan yönetme eğilimlerini frenlemek ve de yerlilerin fazlaca ilgilenmesini önlemekti. Her türlü toplantıyı hafiyeleriyle sıkı izlemeye aldıran ve jurnallerini Yıldız&#8217;da toplatan sultan, hedefine barışçı yoldan ulaştı. Localar daha çok yabancıların kendi aralarında bir araya geldikleri yerler oldu, Türk ve Müslümanlar&#8217;ın hatta gayrimüslim vatandaşların ilgisi de azaldı. Buna dil farklılıkları ve ulusçu biraradalıklar da eklenince ortaya bir bütün güç değil, birbirleriyle etkileşmeyen localar çıktı. Toplumumuza anayasa ve parlamenter hayatı kazandıran Yeni Osmanlı Kuşağı&#8217;nı (1860-1890) izleyen Jöntürk Kuşağı (1890-1920), Abdülhamid sansürü ve jurnalciliğinin yoğun işlediği dönemde, serbestçe buluşup konuşabilecekleri, siyasal eylem hazırlayabilecekleri ortam bulma sıkıntısını yaşadılar. Bunlar ancak, kapitülasyonlar sebebiyle ne polisin ne de hafiyelerin girebildikleri yabancılara ait binalar olabilirdi. En başta da Mason locaları geliyordu. Rejim tarafından şüpheli yerler sayılmıyor ve rahat bırakılıyorlardı. İttihatçılar-Masonluk ilişkisinin ayrıntılarına girmeden önce, bütün İttihatçılar&#8217;ın Mason oldukları yolundaki önyargıya açıklık getirmek gerekiyor. Örgütlü direnci, önce Avrupa&#8217;da sürgünde bulunan Jöntürkler başlattı. Çok değişik cemaat ve dinlere, dillere bağlı olduklarından tam bir birlik kuramamış ve kendi içlerinde dağılmışlardır. Esasen pek azı Mason&#8217;du, üstelik aralarında ihtilalciler bulunabileceği için Avrupalı Masonlar bunlara iltifat etmiyorlardı. Ciddiliği sebebiylebüyük saygı duyulan Ahmet Rıza&#8217;ya 1892&#8242;de Fransız Masonlar&#8217;ı üyelik önermişler, ancak ondan ret cevabı almışlardı. 1903&#8242;te de görüşünü tekrar dergisinde tekrarlamıştır. Balkanlar&#8217;daki örgütlenmeye gelince, bunun Selanik&#8217;te gelişmesinin sebepleri üzerinde durmak gerekiyor. 1878 Berlin Anlaşması&#8217;ndan sonra Balkanlar&#8217;daki reformlar için merkez kabul edilen kentlerin başında Selanik vardı ve ordu merkeziydi. Dolayısıyla çok sayıda genç &#8220;mektepli&#8221; subay buraya gönderiliyordu. Ayrıca bölgenin en önemli ticaret merkeziydi ve çeşitli Avrupa uluslarına ait cemaatler ve örgütler vardı. Çok sayıda yabancı işadamının bulunduğu kentlerde Mason locasının olması doğaldı. İttihatçılara, Büyük Üstat Emmanoel Karasso&#8217;nun deyimiyle &#8220;şemsiyelik&#8221; yapacak İtalyan Macedonia Rizorta Locası 1880&#8242;lerin başlarında burada kurulmuş ancak başarısız kalmıştı. 1900&#8242;de İtalyan Büyük Doğusu yeni bir girişim yaptı ve locayı uyandırdı. 1902&#8242;de Büyük Üstatlığına Selanik Hukuk Okulu&#8217;nda hocalık yapan, avukat Musevi Karasso getirildi. Ülke içindeki Jöntürkler&#8217;in Masonluk&#8217;- la ilişkiye girmeleri, ona güvenlerinin sonucudur.</p>
<p><strong>LOCADA İTTİHATÇI YEMİNİ<br />
</strong>1903-1908 arasında Macedonia locasına 154 kişinin alındığı biliniyor; bunların 42&#8217;si Türk&#8217;tür. İlk kaydolanlar arasında İttihat ve Terakki yönetiminde ön planda rol oynayan gazeteci Fazlı Necip&#8217;i, Talat Bey (Paşa), Midhat Şükrü&#8217;yü görüyoruz. Manyasizade Refik ve İsmail Canpolat gibi önemli rol oynayacak kişilerin ancak 1906 ve 1907&#8242;de locada tekris olmaları, sorunun Masonluk&#8217;la ilgisi olmadığını kanıtlıyor. Başka localarda üye olanların diğerlerinin toplantılarına katılması adet olmadığı halde, Cavit Bey&#8217;in Macedonia&#8217;ya muntazam devam etmesi, bambaşka bir çalışmanın varlığını kanıtlıyor. Burada Mason yemini ya da tekris töreni ile, İttihatçı yemini arasındaki farka da dikkati çekmek gerekiyor. Birinciler klasik Mason yöntemine uyarken, İttihatçılar Kur&#8217;an ve tabanca gibi kurumun yabancısı olduğu simgeleri kullanıyorlardı. Yemin de vatanın kurtulmasıyla ilgiliydi. Ayrıca İttihatçılar içeride faaliyete geçince, Macedonia locasından büyük bir grubun ayrılıp Veritas locasını kurmaları da bize, Karasso&#8217;nun bir taktiği gibi geliyor. Böylece tamamen ihtilalci konuları konuşan grup, normal Masonlar&#8217;ı rahatsız etmeden toplantılar yapabileceklerdi. Açıkçası locada buluşanların hepsi Mason değildi. Nitekim 1870&#8242;lerden itibaren 42 yıl boyunca İstanbul&#8217;da yaşayan İngiliz gazeteci ve işadamı E. Pears anılarında açıklamıştır: &#8220;İttihat ve Terakki&#8217;nin pek azı Mason&#8217;dur ve sadece Masonlar&#8217;a dayansaydı asla başarılı olamazdı.&#8221;</p>
<p><strong>Masonluk&#8217;tan çıkılabilir mi?</strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Masonluk&#8217;tan ayrılmak isteyen kişi kalmaya zorlanmaz. Bu söylenti propaganda malzemesidir.</span></p>
<p>En sonda verilecek yanıtı baştan verelim: Tabii ki çıkılabilir. Çünkü Masonluk&#8217;ta kişisel özgürlükler ön plana çıkar&#8230; Dolayısıyla Masonluk&#8217;tan ayrılmak isteyen birinin özgürce ayrılma hakkını kullanmasından daha doğal bir şey olamaz. Kaldı ki, Mason dernekleri, devletin dernekler yasasına göre kurulmuş ve çalışmaktadırlar. Öteki dernekler gibi resmi denetimlere açıktırlar. Herhangi bir dernekten istifa edilebildiği gibi, Masonluk&#8217;tan ayrılmak isteyen üye de, istifa ederek kurumla ilişkisini kesebilir. Bir başka ayrılma yolu da derneğin tüzüksel şartlarına uymamak nedeniyle Masonluk&#8217;la ilişkisinin kesilmesidir. Aidat ödememek, toplantılara uzun süre mazeretsiz devam etmemek gibi nedenler, üyeliği düşürebilir. Yüz kızartıcı bir suç işleyen ya da derneğin disiplin kurullarınca çıkarılma cezasına çarptırılan üye de yönetim kurullarının onayıyla Masonluk&#8217;tan atılır. Ancak bir ayrıntıyı göz önünde tutmakta yarar var: Tekris denen kabul töreninden geçen kişiye &#8220;Mason&#8221; sıfatı verilir. İstifa ya da borçlu olma gibi idari gerekçelerle Masonluk ile ilişkisi kopmuş kişiler de, Mason olmuş, bu sıfatı edinmişlerdir. Eğer geri dönmek isterlerse, gerekli formaliteleri tamamladıktan sonra camiaya yeniden katılabilirler. Kuşkusuz suç işleme gerekçesiyle dernekten atılma halinde geri dönüş söz konusu olamaz. Buna karşılık, bir Mason&#8217;un ayrılmak isteğine rağmen diğer üyeler tarafından örgüt içinde kalmaya zorlanması, Masonluk aleyhtarlarının propagandasından ibarettir.</p>
<p><strong>E. Karasso&#8217;nun sadakati</strong></p>
<p>Macedonia Rizorta locası Emmanoel Karasso&#8217;nun büyük özverisi sayesinde Abdülhamit hafiyelerinin haber alamadıkları çalışmaları yürütebilmeyi başarmıştır. Bunun en belirgin kanıtı, bir İtalyan locası olduğu ve Karasso&#8217;nun ailece İtalyanlar&#8217;la ilişkisi bulunduğu halde, ne İtalyan diplomatlarının, ne de Selanik&#8217;te bulunan İtalyan yüksek subaylarının bundan haberleri olmamasıdır. Hükümetlerine gönderdikleri raporlarda İttihat ve Terakki&#8217;nin işleyiş tarzına dair verdikleri haberlerde Mason bağından hiç bahsedilmez. Selanik İtalyan konsolosu, Meşrutiyet&#8217;in ilanından hemen sonra Selanik&#8217;teki İttihat ve Terakki yönetimi hakkında verdiği bilgide 12 kişinin ismini kaydeder ancak sadece Karasso&#8217;nun Mason olduğunu yazar. Oysa bu kadronun neredeyse hepsi (Enver hariç) mutlaka oranın üyesi olmasalar da Macedonia Rizorta toplantılarına katılıyorlardı. Bu gizliliği sağlamakta en büyük payın Büyük Üstat Emmanoel Karasso&#8217;ya ait olduğunu kabul etmek gerekir. İttihatçılar&#8217;a ihanet etmediğinin en büyük kanıtı olarak 1908 başında Talat Bey&#8217;le birlikte İstanbul&#8217;a temaslarda bulunmak için geldiklerindeki sorgulanmasındaki ketumluğunu gösterebiliriz. Her ne kadar kendisi hiçbir açıklamada bulunmadığını söylüyorsa da kanımız, sorgulayıcı Kabasakal Paşa&#8217;ya başka yönde bilgiler verip dikkatleri locadan uzaklaştırdığı yolundadır. Bir avukatın bu başarılı taktiği sonunda ikisi de tutuklanmaktan kurtulmuşlardır.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal karşıydı</strong></p>
<p>İttihat ve Terakki&#8217;nin Mason bağlantısı Talat Paşa&#8217;nın Osmanlı Büyük Doğu Locası&#8217;nın Büyük Üstadı olmasıyla belirginleşti.</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in örgütle ilişkisinin kesilmesi de böyle oldu. Çünkü o asker-siyaset ilişkisine ve Masonluk bağlantısına karşıydı.</p>
<p><strong>Siyonizm damgası</strong></p>
<p>İttihatçı olan ama yönetici kademede yer alamayanlar kızgınlıklarını siyonizm suçlamasıyla tatmine çalıştılar&#8230; Mısırlılar&#8217;ın Osmanlı büyük locasına ilgi göstermesinden rahatsız olan İngilizler de onlara destek verdi.</p>
<p>İttihatçıların Mason bağı ilk kez 25 Temmuz 1908 günü Selanik&#8217;te anayasanın ilanı şerefine yapılan sokak gösterilerine Mason locaları temsilcilerinin de katılmasıyla ortaya çıktı. Bayraklarıyla yürüyüşe katılmış ve vatanın kurtarıcıları arasında alkışlanmışlardır. Ancak bütün ülkede yaşanan ilk coşku içinde Mason öğesine özel bir ilgi gösterildiğini söylemek güçtür. İtalyanlar bile rolleri bulunan oluşumu ancak üç hafta sonra öğrenebildi.</p>
<p><strong>OSMANLI MASONLUĞU<br />
</strong>Osmanlı ülkesinde ise hem localar hem de Masonluğa aday olanlar arasında yepyeni bir canlanma belirdi. Localar eski ihtiyatlılıklarını bırakıp daha kolay üye almaya, tekris yapmaya yöneldiler. Eskiden hafiyelerin izlemesi korkusunu taşıyan sade vatandaşlar ise, bu üyeliğin İttihat ve Terakki ile ilişki kurmayı kolaylaştıracağı kanısıyla ilgiyi artırdılar. Ortada bir Türk obediyansı bulunmadığı için yabancı kurumlar, özellikle Fransız, İngiliz, İtalyan locaları daha çok çalışmak ihtiyacını duydular. İttihat ve Terakki&#8217;nin Cemiyet gizliliğini 1908 Kasım ayındaki birinci kongresinde de devam ettirmesi ve bir fırka (parti) niteliğine tam bürünememesi bu ilgiyi teşvik ediyordu. Bu ilgi, İttihatçı liderleri Bağımsız Osmanlı Masonluğu kurma düşüncesine yöneltti. Yabancı güdümünde kalmak istemiyorlardı. Öncelikle Eski ve Kabul edilmiş İskoç Riti üzerine bir yüksek şura kurmak gerekiyordu. Bunun için de mevcut ve muntazam bir Yüksek Şura tarafından doğurulmak, sonra da diğer Şura&#8217;lardan onay almak şarttı. Avrupalılar&#8217;ın böyle bir izni vermeyi pek arzulamadıkları kısa zamanda fark edildi. Türk piyasasını ellerinden kaçırmak istemiyorlardı. Karşı olan İngiliz ve Fransızlar&#8217;a karşılık İtalyanlar bir süre direndikten sonra onay verdiler. Macaristan, Belçika ve İsviçre&#8217;nin de onayıyla Yüksek Şura kuruldu. 31 Mart ayaklanması hazırlıkları bir süre durdurduktan sonra Haziran 1909&#8242;da Osmanlı Büyük Doğusu&#8217;nun kurulma hazırlıkları tamamlandı. Buna da Avrupalılar karşıydı. Bunun kendi localarını ellerinden kaçırmak sonucunu vereceğini düşünüyorlardı. Büyük Doğu&#8217;nun üstatlığına da Talat Bey getirildi. Yüksek Şura ile Büyük Doğu arasındaki ilişkileri düzenleyen konkordato da 1 Kasım 1909 da düzenlendi.</p>
<p><strong>ATATÜRK&#8217;ÜN ÖNERİSİ<br />
</strong>Aynı sırada iki girişim uzun süreli olarak Osmanlı-İngiliz ilişkilerini etkiledi. Osmanlı Masonluğu ile bütünleşmeyi arzulayan Mısırlı milliyetçilerin İttihat ve Terakki ile ilişki kurmaları İngiltere&#8217;yi çok rahatsız etti. Mısır&#8217;daki Mason örgütünde operasyonla kendi yandaşlarını üstatlıklara getirdiler. Diğer yandan da, İttihatçı heyetin Paris&#8217;ten sonra Londra&#8217;ya giderek uzlaşma yolunda yaptığı önerileri reddettiler. Anglo- Amerikan alemince tanınmamış localardaki dogmaları Masonluk dışı girişim sayıyorlardı. Açıkçası onların onayladıkları bir Masonluğun dışındakileri kabul edemiyorlardı. Aynı anda 1909&#8242;un ekiminde de İttihat ve Terakki&#8217;nin ikinci kongresinde anti-Masonluk gündeme geldi. Mustafa Kemal&#8217;in teklifi, cemiyetin açık bir siyasi parti haline gelmesinin yanı sıra askerlerin siyasetten çekilmesi ve Masonluk&#8217;la ilişkinin kesilmesiydi. Bu önerisi sebebiyle &#8220;mürteci&#8221; diye damgalanmış ve İttihat ve Terakki&#8217;nin yönetimiyle ilişkisi tamamen kesilmiştir. Asıl olay yaratan, cemiyetin yönetimine muhalif olan Miralay Sadık&#8217;ın &#8220;Siyonistlik/ Farmasonluk aleyhindeki layihası&#8221; idi. Talat, Cavit, Hüseyin Cahitve Ahmet Rıza&#8217;yı bu şekilde damgalıyor ve cemiyetten atılmalarını istiyordu.. Gerek Masonluk ve Siyonizm iddiası gerekse Talat ve arkadaşlarının dışlanması önerisi reddedilmekle birlikte, bu tartışma İttihat ve Terakki&#8217;ye karşı bir suçlamanın kendi içinden başlatılması açısından önemliydi. Durup dururken bütün 1908 devrimi, Abdülhamit&#8217;in Yahudilere vermek istemediği Filistin topraklarını Yahudilere teslim etmek için Mason ve Siyonistler&#8217;le anlaşma kalıbına dönüştürülmüştü.</p>
<p><strong>İNGİLİZ PROPAGANDASI<br />
</strong>Arkasından Mecliste kurulan muhalefet partisi Ahali Fırkası gündeme ana konu olarak Maliye Nazırı Cavit Bey&#8217;i getirdi. &#8220;Masonluk&#8221; ve &#8220;Dönme&#8221; başlıca suçlamaydı. Bu sırada 1910 yılı ortalarında Osmanlı Büyük Doğusu ardı ardına İskenderiye&#8217;de dört loca açınca Mısır&#8217;ın elden gitmekte olduğu korkusu İngilizleri sardı. Bütün politikalarında Siyonizmi destekleyen ve Masonluğu kendi malı sayan İngilizler&#8217;in propaganda için, İttihatçıların Masonluğu ve Siyonistliği üzerinde yayın yapmaları gerçekten ilginçtir. Cavit, 1912 başında İngiliz Morning Post gazetesine verdiği demeçte bu iddiayı şöyle yalanlar: &#8220;Komitemizin hepsinin ya da bir kısmının Siyonist oldukları ya da etkisinde kaldıkları yanlıştır. Kanımca Siyonist ideal Türkiye&#8217;de asla gerçekleşir şey değildir. İtalyan hariciyesinin çok güvendiği Selanik Konsolosu Musevi Primo Levi de verdiği raporda, Osmanlı parlamentosundaki aralarında Karasso da bulunan- dört Musevi milletvekilinin hiçbirinin Siyonist olmadığını belirtmiştir.</p>
<p><strong>DİNMEYEN KAMPANYA<br />
</strong>Bu kampanya o güne kadar dinci çevrelerce de yerilmekte olan Abdülhamit&#8217;in övülmesi ve İttihatçıların her şeyden suçlu bulunması kampanyasının başlamasına sebep oldu. Özellikle eski sultanın Mason localarını kontrolde tutması onlara eylem alanı bırakmaması vurgulanıyordu. Buna karşılık İttihatçılar&#8217;ın lideri Talat Bey&#8217;in Büyük Üstat atanması geçerli bir sebep oluyordu. İşin ilginci İngiliz esinli kampanyada Siyonizmin Alman yanlısı bir akım olduğu bile ileri sürülüverdi. İttihat ve Terakki, Siyonizmle ilişkisi olmadığını açıklamakla birlikte kampanyayı durdurmayı beceremiyordu. İşin ilginci, İttihatçı iken muhalefete geçen ve Mason olduğu bilinen Rıza Tevfik bile, yeni yandaşlarının sürdüğü anti-Mason kampanya kadar karşı tarafın da kendilerini mürtecilikle suçlamasından da rahatsızdı: &#8220;Bazı kişiler diğerlerini Mason diye itham edip halk nazarında düşürmeye ve sonra tahakküm etmeye çalışıyorlar. Buna uğrayanlar da karşılarındakileri Melamilik ile suçlamak istiyorlar. Halbuki düşünmüyorlar ki asıl irticailiğin kullandığı silah budur&#8230; Yeter artık bu günahtır.&#8221;</p>
<p><strong>&#8216;KÖKÜ DIŞARIDA&#8217;<br />
</strong>Ona yanıt olarak sunulan bir yazıda ise şöyle söyleniyordu: &#8220;Konuşmalarında saçmalıyorsun. Farmasonlar&#8217;a yöneltilen eleştirilerin sebebi, İttihat ve Terakki&#8217;nin cemiyetini bir bölge hükmünde bırakacak yolu tuttuğu, cemiyet içinde cemiyet şekline girmek istidadını gösterdiği ve kökü dışarıda olan siyasi ve dini cemiyetin mukadderatı milliyemize tesirinin kabul edilemeyeceği içindir. Eğer aynı hedefi izleyen cemiyetler varsa, bütün millet onlara da aynı gözle bakacaktır. Lakin 5-10 asude dervişle, beş on milyon efrada malik ve dünyanın en muktedir maliyeci ve siyasileri tarafından idare edilen bir cemiyeti karşı tutmak için tamamiyle cahil olmak lazım gelir.&#8221;</p>
<p><strong>Şeyhülislam Mason muydu?</strong></p>
<p>Tartışmaları çok kızıştıran, Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi&#8217;nin Masonluğunun gündeme getirilmesi oldu. Tekrisinin yapıldığı loca konusunda tam bir fikir birliği yoktur, değişik isimler veriliyor. Ayrıca bu konuda araştırma yapan tarihçiler arasında olayın doğru olup olmadığını hiç tartışmayanlara da rastlanıyor. Musa Kâzım, 28 Kasım 1911&#8242;de yayınladığı ve Tanin&#8217;in yanısıra dinci kesimin sözcüsü Sıratı Müstakim&#8217;de de yayınlanan savunmasında iddiayı şöyle reddeder:</p>
<p><strong>TARTIŞMA AŞIRI BÜYÜDÜ<br />
</strong>&#8220;Dini İslama karşı olup da bana isnat edilen her bir mezhep veya mesleki kemali şiddetle reddeder ve selameti memleket ve dinin korunması adına bu gibi aldatmalara asla önem vermemelerini ve o gibi boş sözleri bütün kalpleriyle, dilleriyle red eylemlerini bütün İslam ahalisine tavsiye ederim (&#8230;) Çünkü selameti din ve diyanetin ancak bu noktada bulunduğunu halisane ihtar ederim.&#8221; Kimse ortaya tam bir belge koyamadı ama &#8220;şüyuu vukuundan beterdir&#8221; kuralınca, iddianın yayılması tartışmanın olağanüstü bir boyuta varmasına sebep oldu. Musa Kâzım hükümet değişikliği ile görevinden ayrılacak ama Dünya Savaşı sırasında tekrar aynı makama atanacaktır.</p>
<p><strong>Masonluğun sırları nelerdir?</strong></p>
<p>Masonluğun gizli bir topluluk sanılmasının nedenlerinden biri, üyelerinin çok eski zamanlardan bu yana kullandıkları sembolik işaret ve sözlerdir ve bir Mason camiaya girerken bunları açıklamayacağına dair yemin eder. Eski dönemlerde masonların meslek/ derece ayırımlarını göstermeye yarayan bu gibi işaretler, günümüz Masonluğunda sembolik olarak aynı amaçlar için kullanılmaktadır. Aslında gerek Masonluk&#8217;tan ayrılanların, gerekse ketum olmayan üyelerin açıklamalarıyla bütün bu işaretler ve kelimeler değişik zamanlarda kamuoyuna yansımıştır. Ancak bir Mason, kimseye açıklamayacağına dair yemin ettiği şeyleri anlatması yeminini bozmak anlamına geleceği için, bunları kendine saklar. Bu, günümüz Masonlarınca bir öz disiplin, ketumiyet sembolü olarak da değerlendirilir. Öte yandan, Masonluk, üyelerine Mason olduklarını açıklamaları ya da gizlemeleri için baskı yapmaz. Her üyenin kendince gerekli bulduğu hallerde sadece kendisinin Mason olduğunu açıklama hürriyeti ve yetkisi vardır. Ancak bir Mason, başka bir üyenin Mason olduğunu açıklamak yetkisini kendinde göremez.</p>
<p><strong>İşgal altında değişim</strong></p>
<p>1918 sonunda İttihatçılar&#8217;a yöneltilen en büyük suçlama devleti savaşa sokmuş ve yenilgiye uğratmış olmaktı. Doğal olarak Masonluğun da İttihatçılık&#8217;tan arındırılması operasyonu başlatıldı.</p>
<p>Libya ve Balkan savaşları ile 1913 ortasına kadar süren bunalımlar toplum için hiçbir anlam taşımayan Mason tartışmalarını doğal olarak geri plana itti. Mason olmayan ve bu kuruma fazla sempatiyle bakmayan Enver Paşa&#8217;nın Harbiye Nazırı olup İttihat ve Terakki&#8217;yi yönetir duruma gelmesiyle, esasen durgunlaşmış olan Cemiyet-Mason ilişkisi daha da canlılığını kaybetti. 1913 sonbaharında yazdığı bir yazıda Karasso &#8220;Büyük gelişme göstermesi beklenirken Masonluğun gerilemesi, bazen kanlı bazen trajik siyasi olayların yoğunlaşmasının locaların sistemli çalışmasını engellemesinin sonucudur&#8221; diye yazıyordu. 1914&#8242;te savaş ilan edilince Enver Paşa locaların faaliyetlerini tamamen durdurmalarını emretti. Ancak Talat Paşa&#8217;nın müdahalesiyle zaten az sayıdaki localar tekrar aktif oldular. Bu dönemin tek başarısı, Necat Mahfili&#8217;nin girişimiyle 1917&#8242;de Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin (Çocuk Esirgeme Kurumu) kurulmuş olmasıdır.</p>
<p><strong>ARINDIRMA DÖNEMİ<br />
</strong>Dünya Savaşı&#8217;nı kaybedip Kasım 1918&#8242;den itibaren her bölgesinin işgal altına girmesiyle, Osmanlı toplumu beş yıllık bir esirlik süreci yaşadı. Tabii artık &#8220;Osmanlı&#8221; deyimini kullanmamak &#8220;Türkler&#8221; demek gerekiyordu, zira diğer cemaatlere tanınan haklar onlara tanınmıyordu. Galipler her alanda istediklerini benimsettiriyor ve bunları itiraz etmeden uygulayan destekçiler de buluyorlardı. En yoğun kampanya, özellikle İngilizler&#8217;in yönlendirişi altında İttihatçılık&#8217;tan arındırma idi. Hoş bunun gönüllüleri kendi düşünür ve politikacılarımız içinden çıkıyordu. Her alanda İttihatçılık bulaşmış kişiler görevden uzaklaştırılıyor ya da geçmişin hesabını vermeleri için mahkemelere sevk ediliyorlardı. Bu eğilim sadece İstanbul&#8217;da işgalcilerin kontrolü altındakiler içingeçerli değildi. 1919 Eylül&#8217;ünde Sivas&#8217;ta toplanan Müdafa- yı Hukukçular&#8217;ın kongresine katılanlardan da &#8220;İttihatçılık yapmayacakları&#8221; yemini alınmıştı.</p>
<p><strong>FİİLİ TEMİZLİK<br />
</strong>1918 sonunda İttihatçılar&#8217;a yöneltilen en büyük suçlama devleti savaşa sokmuş ve yenilgiye uğratmış olmaktı. Gerçi savaş kararını arkadaşlarından ayrı kendi başına alan, Mason olmayan Enver Paşa idi ve de hükümetin Mason üyeleri -Sadrazam Said Halim Paşa, Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Maliye Nazırı Cavit Bey, Bahriye Nazırı Cemal Paşa, vb&#8230;- buna karşıydılar ama, hepsini bir arada suçlamak İttihatçı karşıtlarının işine geliyordu. Doğal olarak Masonluğun da İttihatçılık&#8217;tan arındırılması operasyonu başlatıldı. Bu dönemde İttihatçı karşıtı kampanyayı Masonluk konusunda da yürütenlerden birisi Miralay Sadık&#8217;tı. 1910&#8242;da fırkanın üst yönetim kademesinde görev verilmediği için Masonluğu Siyonizm&#8217;le özdeşleştirerek kampanyayı İttihat ve Terakki&#8217;nin içinde başlatan Sadık, 1913&#8242;ten itibaren yurtdışında sürgünde geçirdiği yılların öcünü almak tutkusu içindeydi. Ancak bu süre boyunca İngilizler&#8217;le işbirliği yapmış olduğu için artık Masonluğu Siyonizm&#8217;le özdeşleştirmeyi terk etmişti. Zira Filistin&#8217;e Siyonistler&#8217;le birlikte İngilizler&#8217;in de yerleştiğinin o bile farkındaydı. Kurduğu yeni parti ile İngiliz desteğini sağlayarak sadrazamlığa gelme hayali artık sadece Masonluğun İttihatçılar&#8217;dan arındırılması ile yetinmesine yeterli değildi. Mason locaları içinde fiili temizlemeyi yapan ise, yine sabık bir İttihatçı Rıza Tevfik olmuştur. Kendisi de Mason olan bu kişi, hayatı boyunca aşırılığını frenleyemediği söylemler arasında zikzaklar çizmiş biriydi. Okuyan ve dinleyenler için çekiciliği inkâredilemeyecek üslubuyla, 1908-1909&#8242;larda Abdülhamit&#8217;i en şiddetli eleştiren, 1918&#8242;de ise hakkında en övgü dolu mersiye yazan oydu. Şeyhülislam Musa Kazım&#8217;ın Masonluğu mecliste tartışılırken sunulan önergede &#8220;sakalından utanmaz Farmason kafiri&#8221; deyimini kullanan beş imzacıdan biri de oydu. Mütareke Dönemi&#8217;nin gözde isimlerindendi. Maarif Nazırlığı, Şurayı Devlet Reisliği gibi görevlere atanmış, Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalayan heyette de bulunmuştur. Böylesine güvenildiği için Osmanlı Büyük Maşrık&#8217;ının başına getirildi ve İttihatçı temizliğine girişti. Kendinden bekleneni yapmakta gecikmedi. İttihat ve Terakki&#8217;ye mensup Masonlar&#8217;ın listelerini basına ve polise verdi, ihbarları üzerine birçok locanın arşivlerine el kondu ve birçok Mason İttihatçılık suçlaması ile sürgün edildi. Sadece Beyoğlu Koloğlu Sokağı&#8217;ndaki baskın, önceden haber alınabildiği için belgeler saklanarak daha büyük zarar görülmemesi sağlanabildi.</p>
<p><strong>İNGİLİZ ETKİSİ<br />
</strong>Masonluğun İttihatçılar&#8217;dan temizlenmesine çalışılırken, onların mahkumiyetiyle sonuçlanan davalarda Masonluk konusunun hiç gündeme getirilmemiş olması dikkatlerden kaçmıyor. Örneğin eski Şeyhülislam Musa Kazım, İttihat ve Terakki&#8217;nin işlediği cinayetlere fer&#8217;an (İkinci derecede) katıldığı için 15 yıl küreğe mahkum edilmiş ama Masonluğu gündeme getirilmemiştir. Oysa 1912&#8242;de &#8220;Bab-ı Meşihat&#8217;ı İttihatçılar&#8217;ın yemliği haline getirmek ve Cavit ve Cahit nam Farmasonlar&#8217;ı korumak için uğraşmakla&#8221; suçlanmıştı. Bir zamanlar sadece Mason ilişkisi yüzünden eleştirilen İttihat ve Terakki&#8217;ye artık bu damganın vurulmasından kaçınılmasının kökeninde, İngiliz etkisinin varlığını hissetmemek mümkün değildir. Bir İngiliz ulusal kurumu gibi algılanan kurumun aşağılanmaması işgalciler için birinci koşuldu.</p>
<p><strong>Almanlar&#8217;ın Mason Ansiklopedisi&#8217;nde Yahudiler</strong></p>
<p>Mason kaynakları içinde, kurumun yapısal değişikliğini en iyi yansıtan, 1932&#8242;de daha Hitler iktidara gelip kapatmadan önce Almanya&#8217;da yayınlanmış olan Mason Ansiklopedisi&#8217;dir. Özellikle Yahudiler&#8217;in kuruma kabulü konusundaki notlarını özetleyerek aktarıyoruz: &#8220;En eski Mason kaynakları kurumun açık şekilde bir Hıristiyan karakteri taşıdığında birleşiyorlar. İlk zamanlardan beri Yahudi üyeler görülmüştür ama her yerde kabul edilmezlerdi. 1788&#8242;de &#8220;Yahudiler Masonluğa alınabilir mi?&#8221; tartışması yapılmıştı. 1857&#8242;de İngiliz Yahudi Masonları Prusya locasına kabul edilmiyorlardı. Hıristiyan ilkelerine dönülmesi tartışmasının yapıldığı localar da vardı. Amerika&#8217;da sade Yahudi kabul eden localar vardır ama çok azdır. Ama bin üyeli Detroit&#8217;teki Palestine locasında tek bir Yahudi yoktur. İngiltere&#8217;de bile Yahudiler&#8217;e karşı kısıtlamalar bahis konusu iken, Amerika bu açıdan daha liberal davranmıştır. Kendisi de Mason olan ilk Amerikan Başkanı Washington&#8217;un yanında yer alan yakın mesai arkadaşlarından 24&#8242;ü Mason&#8217;du.&#8221;</p>
<p><strong>On yılda 38 loca</strong></p>
<p>Osmanlı Maşrıkı Azam&#8217;ının (Büyük Doğu&#8217;sunun) kuruluşundan 1918 sonuna kadar başvurup berat alan localar 38&#8242;dir. Yıllara ayırırsak şöyle bir sonuç çıkıyor: 1909&#8242;da 7, 1910&#8242;da 15, 1911&#8242;de 5, 1912&#8242;de 1, 1913&#8242;de 2, 1914&#8242;de 2, 1916&#8242;da 1, 1918&#8242;de 3. Görüldüğü gibi Balkan Savaşı ve Dünya Savaşı yıllarında belirgin bir yavaşlama vardır. İşin önemli yanı bunlardan sekizinin Mısır gibi Osmanlı egemenliğinden çıkmış bir yerde kurulmuş olmalarıdır. Ayrıca, Beyrut, Şam, Halep, Kudüs, Homs gibi nüfusu Arap ağırlıklı yerlerde de Osmanlı Maşrıkı Azamı&#8217;na bağlılığı yeğleyenler belirmişti. Bazı çevrelerin o dönemdeki herkesi loca mensubu saymak tutkusuna ve sayılarını on binlere çıkarma çabasına karşılık yukarıdaki rakamlar en fazla 1000- 1500 arası kişinin bahis konusu olabileceğini kanıtlamaktadır.</p>
<p><strong>Hazırlayan: Orhan KOLOĞLU</strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><span style="text-decoration:underline;">1.Bölümün&#8217;ün Sonu</span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti'nin Tarihçesi]]></title>
<link>http://masonluk.wordpress.com/2009/07/08/eski-ve-kabul-edilmis-skoc-ritinin-tarihcesi/</link>
<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 14:33:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonluk</dc:creator>
<guid>http://masonluk.wordpress.com/2009/07/08/eski-ve-kabul-edilmis-skoc-ritinin-tarihcesi/</guid>
<description><![CDATA[Bu yazımızda Ülkemizde Masonların uygulamış oldukları İskoç Riti&#8217;nin tarihçesini bizzat masoni]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bu yazımızda Ülkemizde Masonların uygulamış oldukları İskoç Riti&#8217;nin tarihçesini bizzat masonik kaynaklardan sizlere sunacağız. İlk kez okuyacağınız Rit&#8217;in Tarihçesi hakkında diğer ülkelerde uygulanan ritler hakkında bilgi sahibi olabileceksiniz. Dünya&#8217;da faal olarak İskoç Riti ile York Riti&#8217;nin en aktif olduklarını söyleyebiliriz. İlk kez yayınlanan Skoç Riti&#8217;nin Masonik yayınlardaki tarihçesinin tamamı&#8230;<!--more--></p>
<h2><span style="color:#ff0000;">Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti Tarihçesi</span></h2>
<p>Operatif Masonluk spekülatif masonluğa geçişin ilk defa İngiltere&#8217;de gerçekleştiği bilinmektedir. Bunun sebebi de vardır. gerçekten ortaçağın sonlarında ondra şehrinde yürürlükte olan esaslara göre dernek kurmak ve toplanmak hürriyeti sadece korporasyonlara tanınmıştı. başka kişiler için böyle bir hürriyet kabul edilmemişti. işte kendi aralarında toplantılar yapmak, buluşlarını, fikirlerini ve cemiyet olayları hakkındaki düşüncelerini paylaşmak isteyen fikir, ilim ve sanat adamlarının bir takım korporasyonlara girmek ihtiyacını hatta zaruretini hissetmelerinin sebebi bu olmuştur. diğer korporasyonlara nispetle duvarcı ve inşaatçıların korporasyonunun tarcih edilmesi de bu korporasyona mensup olanların ingiltere ve avrupanın çeşitli ülkelerinde seyahat etmeleri ve gittikleri yerlerde vergi ve yargı hakkı gibi bir takım ayrıcalık ve dokunulmazlıklara mazhar olmaları idi.</p>
<p>Operatif Masonluğa bu şekilde kabul edilen ve esasta inşaatçılıkla ilişkileri bulunmayan bu şahısların önceleri simyakerlik ve şifalı iksirler bulmak ve dağıtmakla uğraşan, christian rosenkreutz adındaki yarı tarihi ve yarı efsanevi bir şahsın kurduğu bir topluluğu devam ettirmek isteyen rozikrüsyenler olduğu söylenir, hatta o zamana kadar çırak ve kalfa olarak ikiye ayrılmış olan yani iki derece üzerinden çalışan operatif masonluğun sinesi içinde kurulan ustalar grubunun diğer bir ifade ile üçüncü derecenin bu rozikrüsyenler tarafından eklendiği de ileri sürülmektedir.</p>
<p>Zamanla sadece spekülatif masonlardan terekküp eden bu localar bu durumlarını yani ilk üç derecelik çalışma düzenlerini uzun süre devam ettirdiler. nitekim 1717 tarihli ilk nizami kuruluş bu üç dereceyi benimsedi. yüksek derecelere geçişin Chevalier de Ramsay&#8217;ın nutku ile başladığı kabul edilmektedir. Skoçya&#8217;lı bir asilzade olup 1730 yılında Skoçya&#8217;da tekris edilen ve fransa&#8217;ya yerleşip fenelon&#8217;un katipliğini yapan chevalier de ramsay pariste&#8217;ki bir locaya tebenni edip de bu locanın hatipliğini yaparken 1735 yılında yapılan bir tekris töreni sırasında yeni tekris edilmiş kardeşe hitaben bir konuşma yapar.</p>
<p>Ramsay Haçlı seferlerinden dönen şövalyelerin avrupa&#8217;nın çeşitli ülkelerinde şövalyelik geleneklerini devam ettirmek üzere Mason Localarını kurduklarını, gayenin bütün insanlığı kapsamına alacak bir aileye vücut vermek herkesin bir şövalye gibi davranmasını sağlamak olduğunu ancak zamanla localara bu gayeye erişmek açısından asla elverişli olmayan kimselerin alındığını bu sebeple avrupa&#8217;nın çeşitli ülkelerinde kurulan mason localarının eski safiyet ve tesanüdünü kaybettiğini halen şövalyelik geleneklerinin eski temizliği ve saflığı ile sadece skoçya&#8217;da yaşamakta olduğunu bu itibarla kıta avrupası masonluğunda bir reform yapmanın denenmiş ve seçilmiş masonları toplayarak skoç geleneğine uygun localar kurup masonluğu derinlemesine incelemenin gerekli bulunduğunu söylemiştir.</p>
<p>Fakat en esaslı değişiklik fransa&#8217;da vukua geldi. esasen 1650 yılında cromwell&#8217;in önderlik ettiği isyan sonucunda ingiltere kralı birinci charles&#8217;ın kafası kesilip krallık rejimine son verilince kralın oğlu olup sonraları ikinci charles unvanı ile ingiltere tahtına çıkacak olan charles stuart taraftarları ile birlikte fransa&#8217;ya sığınmış ve ilk olarak arras şehrinde yerleşmişti. bu şehir halkından gördüğü hüsnü kabule bir karşılık olmak üzere de arras&#8217;da ilk Rose Croix şapitrini kurmuştu. ancak bu şapitrin yüksek dereceler üzerinden çalışmaya başlaması çok daha sonralara yani 1745 yılına rastlar.</p>
<p>Chevalier de Ramsay&#8217;in nutkundan sonra ise fransa&#8217;da 1740-45 yılları arasında şövalyelik geleneklerini devam ettirmek maksadıyla Templiers, Saint Jean, Rodos, Malta, Kutsal Salip Şövalyeleri adlarını taşıyan çeşitli Locaların kurulduğuna şahit olmaktayız. fakat ritimiz açısından en önemli olan olay 1743&#8242;te Bordeaux&#8217;da &#8220;la parfaite harmonie&#8221; locasının kurulmuş olmasıdır. gerçekten ikinci charles&#8217;in taraftarları bu şehirde toplanmışlar kendi aralarında toplantılar yaparak &#8220;dul kadının çocuğu&#8221; diye adlandırdıkları ikinci charles&#8217;ın bir ordu kurması için para toplamışlar, bu para ile meydana gelen ordunun başında ingiltereye geçen ikinci charles cromwell&#8217;e yenilerek tekrar fransa&#8217;ya kaçmış fakat cromwell ölüp de yerine oğlu geçince tekrar ingiltereye gitmiş ve toplanan yeni ordunun başına geçerek genç cromwell&#8217;i yenmiş ve tahta çıkmıştı. bu itibarla bordeaux&#8217;nun yerleşmiş bir masonik geçmişi vardır.</p>
<p>&#8220;La Parfaite Harmonie&#8221; locasının kurucuları arasında Jamaika&#8217;lı bir melez olup ticaretle uğraşan etienne morin kardeşde vardı.</p>
<p>1778&#8242;de Bordeaux&#8217;da &#8220;Les Parfaits Elus&#8221; locası kurulmuş ve bu loca 14. derece üzerinden çalışacağını bildirerek bu 14 derecelik rite&#8217;de &#8220;Rite d&#8217;Heredome&#8221; adı verilmişti. Heredom diye bir şahıs ne tarihte ne de mitolojide bulunmadığına göre bu ismin nereden geldiği ve niçin seçildiği belli değildir. Etienne Morin kardeş bu locanında kurucuları arasındadır. 1754 yılında paris&#8217;te Clermont hakim şapitri kurulmuş ve bu şapitr 25 derece üzerinden çalışmaya başlamışsa da herhangi bir rite bağlılığını açıklamamıştır.</p>
<p>1758&#8242;de Paris ve Bordeaux&#8217;da Saint Jean Kudüs Hakim Şapitri kurulmuş ve bu şapitr de 25 derece üzerinden çalışacağını bildirmiştir. şapitrin sonuncu ve 25. derecesi &#8220;Doğu ve Batı İmparatorluğu Hakim Konseyi&#8221; adını almıştır. bordeaux&#8217;daki konsey 1761&#8242;de amerikaya gidecek olan etienne morin kardeşe bu kıtada doğu ve batı imparatorluğu konseyini oluşturmak ve bu maksatla uygun gördüğü kardeşe 25.dereceyi vermek yetkilerini ihtiva eden bir berat verir ve bir yıl sonra yani 1762&#8242;de bu 25 derecelik rit&#8217;e &#8220;Rite de Perfection&#8221; adını vererek bunun 35 maddelik anayasasını büyük konseyin (25.derece) ve büyük konsistuarın (23.derece) tüzüklerini kabul eder. Bordeaux Anayasası diye anılan bu anayasanın 1. maddesi şu hükmü ihtiva eder: &#8220;Din, Kadiri Mutlak Allaha karşı ifası zaruri bir ibadet olduğu cihetle masonluk prensiplerinin kendisine açıklanacağı ülkede kabul edilmiş olan dinin mükellefiyetlerine tabi olmayan bir kimse bu rit&#8217;teki derecelerin kutsal misterlerine inisye edilmeyecektir.&#8221;</p>
<p>Böylece 1762 Bordeaux Anayasası Rit&#8217;in kurulduğu ülkede cari olan dine mensup olmayan kimselerin o ülkedeki rite kabul edilmelerini engellemekte idi. bu böyle olmakla beraber 1762 ile 1778 yılları arasında avrupa&#8217;da diğer bazı ritler de ortaya çıkmıştır. bu ritleri şu şekilde belirtmek mümkündür:</p>
<p>A) Rite Des İllumines (6 dereceli &#8211; Avignon&#8217;da)<br />
B) Rite Templier (9 dereceli &#8211; Paris&#8217;te)<br />
C) Rite Martiniste (7 dereceli &#8211; Almanya&#8217;da)<br />
D) Rite Hermetique (52 dereceli &#8211; Fransa&#8217;da)<br />
E) Rite des Philatheles (13 dereceli &#8211; Fransa&#8217;da)<br />
F) Rite Philosophique Ecossais<br />
G) Les İlluministes de Baviere (2 sınıf &#8211; Münih&#8217;te Alman İlluminist Weishaupt tarafından kuruldu)<br />
H) Rite de Grand Prieure de Gaule</p>
<p>1784 yılında Morin kendisine verilmiş olan Patent&#8217;i hamil olarak jamaikaya varır. yolda büyük maceralar geçirmiş, bindiği gemi fransa ile harp halinde bulunan ingiliz donanması tarafından zaptedilerek kendisi esir edilmiş bir müddet skoçya ve ingiltere&#8217;de kalmış ingiliz masonlarının yardımı ile kurtulmuş ve seyahatine devam etmiştir. jamaikada morin bu adada büyük şeker kamışı çiftliklerinin sahibi olan iki fransız masonu ile karşılaşır. bunlardan biri kont de grasse-tilly, diğeride daha sonra onun kayınpederi olacak olan delahogue&#8217;dir. morin bu iki kardeşe elindeki patente dayanarak rite de perfectionın 25.derecesini tevcih ettikten ve kendi yetkileri ile onları techiz ettikten sonra yoluna devam eder. bir anlatışa göre de new york&#8217;ta sefalet içinde ölür. bundan iki yıl sonra 1 Mayıs 1786&#8242;da berlin&#8217;de prusya kralı büyük frederik 9 tane 25 dereceli kardeşleri toplar ve 25 derecelik rite de perfectionu 33 dereceye çıkarmak daha önceki bütün ritleri ihtiva etmek ve bu dereceleri feshetmek hususunda bir karar alır. bu yeni derece skoç geleneklerine bağlı ve daha eski ritleri ihtiva ettiği için 33 derecelik bu rite eski ve kabul edilmiş skoç riti adı verilir. aynı zamanda 1762 tarihli bordeaux anayasasının birçok maddelerini tadil eden ve ancak yeni hükümlerle çatışmayan eski hükümlerin yürürlükte kaldığını ilan eden ve berlin anayasası diye anılan yeni bir anayasa&#8217;da kabul edilir.</p>
<p>Büyük Frederik&#8217;in aynı yılın Ağustos ayında ölmesi sebebiyle bu toplantıya hastalığı yüzünden katılamadığı metnin altındaki imzanın sahte olduğu hususunda söylentiler mevcutsa da toplantıda hazır bulunanların inanılır beyanları karşısında buna ihtimal vermek mümkün değildir. 1768 Anayasasının biri latince diğeride fransızca olan iki metin kaleme alınır. her iki metinde 33.derecenin yüksek şura olduğu, bir ülkede tek bir muntazam yüksek şura bulunabileceği, YŞ bulunmayan bir ülkede 33.dereceyi haiz bir HBUM&#8217;in bu dereceyi başka bir kardeşe bunlarında bir üçüncüsüne tevcih edebileceği ve böylece en az dokuz 33 dereceli kardeşin bir araya gelmesiyle YŞ&#8217;nın kurulmuş olacağı belirtilmekte ise de latince versiyonunda bu dokuz kardeşten en az dördünün ülkede cari olan dine mensup olmalarının şart olduğu belirtildiği halde fransızca metinde en az beş kardeşin yani YŞ&#8217;yı terkip eden kardeşlerin ekseriyetinin hristiyan olmalarının gerekli bulunduğu ifade olunmakta ve her iki metin aynı kuvveti haiz bulunduğu için hangisinin doğru olduğu bilinmemektedir.</p>
<p>1791 yılında jamaikada ilk büyük zenci ayaklanması patlak verince fransız çiftlik sahipleri ve onlarla birlikte de grasse-tilly ile delahogue kardeş amerika birleşik devletlerine sığınırlar. güney carolina&#8217;daki charleston şehrine yerleşen bu iki kardeş bu şehirde yaşayan bir kısmı fransız menşeli 9 amerikalı kardeşi 25. dereceye yükseltirler ve bu şehirde rite de perfection&#8217;u kurarlar.</p>
<p>1801 yılının 31 mayısında &#8220;Charleston&#8217;lu 9 centilmen&#8221; diye anılan bu dokuz kardeş berlin anayasasını benimsediklerini ve charleston&#8217;da 33 dereceli eski ve kabul edilmiş skoç ritini kurduklarını ilan ederler ve kont de grasse-tilly&#8217;ye avrupanın herhangi bir yerinde bu rit üzerinden çalışan YŞ&#8217;ları kurmak ve kardeşlere 33.dereceyi tavcih etmek yetkilerini havi bir patent verirler. bundan böyle ilk kurulan YŞ olmak itibariyle charleston&#8217;daki YŞ &#8220;Ana YŞ&#8221; diye anılır ve bu YŞ tarafından tanınmış olmayan bir YŞ muntazam olarak kabul edilemez.</p>
<p>Avrupa&#8217;ya gelen de grasse-tilly 1804&#8242;te fransa&#8217;da(paris), 1807&#8242;de İtalya&#8217;da(milano), 1811&#8242;de ispanya&#8217;da, 1817&#8242;de Belçika&#8217;da Ana YŞ&#8217;ya bağlı olarak YŞ&#8217;lar kurar.</p>
<p>1853 yılında Kırım Savaşı dolayısıyla müttefik ingiliz orduları ile birlikte istanbula gelen ingiliz masonlarının önayak olmaları ile Türkiye&#8217;deki masonlar Kavalalı Mehmet Ali Paşa&#8217;nın oğlu ve prens said halim paşanın babası olan mısır prenslerinden mehmet abdülhalim paşayı istanbula davet ederler. fransa&#8217;da 33.dereceyi ihraz etmiş olması muhtemel olan abdülhalim paşa 9 biradere bu dereceyi tevcih eder ve 24 haziran 1861 tarihinde Türkiye Yüksek Şurası&#8217;nı kurar ve ilk Hakim Büyük Amir olarak seçilir.</p>
<p>Ancak çeşitli ülkelerde kurulan bu YŞ&#8217;lar arasında bir bağ olmadığı gibi her YŞ&#8217;nın değişik derecelerde uyguladığı ritüeller arasında büyük farklar mevcuttur. bunları birleştirmek ve YŞ&#8217;lar arasında daha sıkı münasebetler tesis etmek maksadıyla 1875 yılında lozanda 9 YŞ&#8217;nın temsilcilerinin katıldığı bir konferans tertiplenir. konferans bordeaux anayasası ile berlin anayasasının latince metnini esas tutarak şu kararlara varırı:</p>
<p>1- Ana YŞ&#8217;nın yetkileri tanınmış ve kabul edilmiştir.</p>
<p>2- Bütün YŞ&#8217;lar bir konfederasyon vücuda getirecek tarzda bir birlik teşkil edecektir.</p>
<p>3- Bir prensipler beyannamesi kabul olunmuştur.</p>
<p>4- Eski ve kabul edilmiş skoç ritinin amaçlarını belirten bir manifesto kaleme alınmıştır.</p>
<p>5- Her derecenin merasim esaslarına kesin şekil verilmiştir.</p>
<p>Ancak Lozan Konferansı başarılı olmamış bütün imzalar geri alınmış ve hiçbir YŞ bu anlaşmaları tasdik etmemiştir.</p>
<p>Esas anlaşmazlık prensipler beyannamesinde tarif edilmeye kalkışılan Evrenin Ulu Mimarı kavramından doğmuştur. bu kavram bir çok YŞ&#8217;yı tatmin etmekten uzaktı. daha sonra ABD Güney Jüridiksiyonu YŞ&#8217;sı diye anılan Ana YŞ, konfederasyon fikrine karşı çıkıyor. bu konfederasyon sebebiyle amerika&#8217;da güneylilerle kuzeyliler arasında iç savaşın çıktığını hatırlatıyordu. ingiltere de konfederasyon kurulmasının bir YŞ&#8217;nın kendine eşit ve kendinden üstün bir başka masonik kuvvet tanımaması esasına aykırı olduğunu ileri sürüyordu. şurasını belirtelim ki o tarihten beri İngiltere YŞ, Avrupa HBA&#8217;lerini her yıl, Dünya HBA&#8217;lerini de beş yılda bir toplayan milletlerarası konferansların hiç birine katılmamakta sadece belirli aralıklarla tertiplenen ingilizce konuşan YŞ HBA&#8217;ni biraraya getiren konferanslara iştirak etmekte İrlanda ve Skoçya YŞ&#8217;ları da aynı tutumu takip etmektedir.</p>
<p>1877 yılında Avrupa YŞ&#8217;larının temsilcileri Edinbourgh&#8217;da biraraya gelerek EUM kavramını ingiltere YŞ&#8217;nın buna izafe ettiği manaya uygun bir şekilde tarif etmeyi kararlaştırdılar. Edinbourgh toplantısında kabul edilen ve toplantı sonunda yayınlanan bildiride yer alan hüküm şudur: &#8221; Masonluk başlangıcında olduğu gibi şimdi de EUM&#8217;nın yani Allahın varlığını ve ruhun ölümsüzlüğünü ilan eder &#8220;</p>
<p>Buna rağmen İngiltere YŞ&#8217;nın tutumu değişmediği gibi farklı ritlerde kurulmamış değildir. halen yüksek dereceler üzerinden çalışan Rit&#8217;leri şu şekilde açıklayabiliriz.</p>
<p>1) Fransız Riti veya Modern Rit<br />
2) 66 dereceli Memphis ve Mizraim Riti<br />
3) Düzeltilmiş Skoç Riti<br />
4) Anglo Sakson Ritleri ki bunlarda Mark Mason ve Royal Arch diye ikiye ayrılır<br />
5) Skandinav Riti (Danimarka-İzlanda-Norveç ve İsveç&#8217;te)<br />
6) Sembolik Rit (İtalya&#8217;da)<br />
7) Martinist Riti (Almanya&#8217;da)<br />
 <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Amerikan veya York Riti (ABD&#8217;de 14 dereceli)</p>
<p>Halen durum bu merkezdedir. lozan konferansı sonuçsuz kalmışsa da ritüelleri birleştirmek hususunda büyük gayret sarfetmiş ve hemen bütün YŞ&#8217;lar lozan&#8217;dan ilham alarak kendi derecelerine ait ritüelleri vücuda getirmişlerdir.</p>
<p>Ancak bu konuda bütün YŞ&#8217;ların büyük bir şansı daha olmuştur. Merkezini Charleston&#8217;dan Washington D.C.&#8217;ye nakletmiş olan Ana YŞ&#8217;nın peşpeşe seçtiği iki HBA, Albert Pike ve Henry Clausen ritüellerin belirlenmesinde ve tefsirinde büyük gayret sarfetmişler ve kitapları EKSR&#8217;nin anlaşılması bakımından paha biçilmez yararlar sağlamıştır.</p>
<p>1909&#8242;da ilk HBA&#8217;mizin yeğeni ve Osmanlı Ordusu Generallerinden Prens Aziz Hasan Paşa ile esasta mısırda yaşayan ve daha sonra mısır YŞ&#8217;sını kuracak olan Sakakini himmetiyle ve belçika HBA Kont d&#8217;avielle&#8217;nın teşvikiyle yeniden organize edilen Türkiye YŞ 1935 yılında bütün cemiyetlerle birlikte masonluğunda faaliyetini durdurmak zorunda kalmasına rağmen varlığını sürdürebilmiştir. Her ne kadar YŞ&#8217;ya mensup atölyeler toplanamamış ise de YŞ&#8217;yı oluşturan kardeşler kendi aralarından toplanarak seçimlerini yapmışlar ve B.U. Katip Muhip Nihat&#8217;ın Rumeli caddesindeki ikametgahını adres göstererek Ana YŞ ile mektuplaşmışlar, YŞ&#8217;yı canlı tutabilmek için belli aralıklarla bazı kardeşleri 33.dereceye yükseltmişlerdir. hatta o dönemde ana YŞ bazı kardeşlerimize para yardımı dahi yapmıştır.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[6.Uluslararası İstanbul Tango Festivali / 6th İnternational Istanbul Tango Festival]]></title>
<link>http://yankicaliskan.wordpress.com/2009/06/28/6-uluslararasi-istanbul-tango-festivali-6th-international-istanbul-tango-festival/</link>
<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 17:41:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>yankicaliskan</dc:creator>
<guid>http://yankicaliskan.wordpress.com/2009/06/28/6-uluslararasi-istanbul-tango-festivali-6th-international-istanbul-tango-festival/</guid>
<description><![CDATA[Tango festival in Istanbul which will be done between 2-6 July for 6th time this year isn&#8217;t go]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Tango festival in Istanbul which will be done between 2-6 July for 6th time this year isn&#8217;t going to be in a hotel saloon but it is organized to be in different places which presents Istanbul and different cultures in it. As locations, Fenerbahce Dalyan Club, Adile Sultan Palace, the garden of Findikli Mimar Sinan Fine Arts University, cistern of 1001 <a rel="attachment wp-att-1317" href="http://yankicaliskan.wordpress.com/2009/06/28/6-uluslararasi-istanbul-tango-festivali-6th-international-istanbul-tango-festival/tango8/"><img class="alignright size-full wp-image-1317" title="tango" src="http://yankicaliskan.wordpress.com/files/2009/06/tango8.jpg" alt="tango" width="287" height="173" /></a>Columns were choosen. Visiters from 41 countries are expected. And finally,the couples who are known universally, Mariano Chicho Frumboli &#38; Juana Sepulveda and Sebastian Arce &#38; Mariana Montes will be in the festival. For more info <a title="tango fest" href="http://www.istanbultangofestival.com/Festival2009Turkce/index.htm" target="_blank">click</a> here.</p>
<p>Bu yıl 2-6 Temmuz tarihleri arasında İstanbul&#8217;da 6.sı yapılacak olan tango festivali bir otel salonun da olmayacak, festival için İstanbul&#8217;u ve İstanbul&#8217;daki farklı kültürleri simgeleyen yerler seçildi. Fenerbahçe Dalyan Kulüp Havuzbaşı, Adile Sultan Sarayı,Fındıklı Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi bahçesi ve 1001 Direk Sarnıcı bu festival için organize edildi.Son olarak dünya çapında tanınan Mariano Chicho Frumboli &#38; Juana Sepulveda veSebastian Arce &#38; Mariana Montes çiftleri festivale son gün katılacaklar. Daha çok bilgi için <a title="tango fest" href="http://www.istanbultangofestival.com/Festival2009Turkce/index.htm" target="_blank">buraya</a> tıklayın.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[The Suleiman Mosque ]]></title>
<link>http://sacredturkey.wordpress.com/2009/05/27/the-suleiman-mosque/</link>
<pubDate>Wed, 27 May 2009 08:11:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>sacredturkey</dc:creator>
<guid>http://sacredturkey.wordpress.com/2009/05/27/the-suleiman-mosque/</guid>
<description><![CDATA[The Suleiman Mosque (Turkish: Süleymaniye Camii) is a grand 16th-century mosque in Istanbul, Turkey ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[The Suleiman Mosque (Turkish: Süleymaniye Camii) is a grand 16th-century mosque in Istanbul, Turkey ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sanatçı | Özgeçmiş  ]]></title>
<link>http://aylinatac.wordpress.com/2009/05/26/sanatci-ozgecmis/</link>
<pubDate>Tue, 26 May 2009 22:05:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>aylinatac</dc:creator>
<guid>http://aylinatac.wordpress.com/2009/05/26/sanatci-ozgecmis/</guid>
<description><![CDATA[İstanbul,Üsküdar doğumluyum.. 1992&#8242;de Marmara Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümünü kaza]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>İstanbul,Üsküdar doğumluyum.. 1992&#8242;de Marmara Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümünü kazandım.. Prof.Haluk Tezonar, Prof.Nilay Kan büyükişleyen&#8217;dan Heykel dersleri aldım. 2004&#8242;te Uygulama Atölyesi olarak Metal bölümünden Mezun oldum.. 1997-1998 yılları arasında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesinden 6 Ay Pedagojik Formasyon aldım.. Bir yıl Çamlıca İlkÖğretim Okulunda Resim Öğretmenliği yaptım. 2000&#8242;de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi,Resim Bölümünü kazandım.. Prof.Mehmet Mahir Atölyesinde;Prof.Cihat Aral,Prof.Şükrü Aysan, Doç.dr. Tanju Demirci ve Asistan Ferda Yüksel&#8217;den Dersler aldım.. Uygulama Atölyesi olarak Fresk Bölümünü bitirerek 2005&#8242;te Mezun oldum.. 2007de&#8221;Başlangıç&#8221; adlı İlk Kişisel Sergimi Taksim/ Devlet Güzel Sanatlar Galerisi&#8217;nde açtım.. 2007&#8242;de Abra Sanat galerisinde &#8220;Sevgiden Umuda&#8221;adlı Karma Sergiye katıldım.. 2008&#8242;de Uran Sanat galerisinde &#8220;Orman&#8221;adlı İkinci Kişisel Sergimi Açtım.. Çalışmalarıma Devam etmekteyim.. </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mimar Kimdir?]]></title>
<link>http://mimarlik.wordpress.com/2009/05/24/mimar-kimdir/</link>
<pubDate>Sun, 24 May 2009 20:56:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>muzikdinleyelim</dc:creator>
<guid>http://mimarlik.wordpress.com/2009/05/24/mimar-kimdir/</guid>
<description><![CDATA[Sözlükteki &#8220;yapıların tasarını yapıp bunların gerçekleşmesini sağlayan, yöneten kimse&#8221; d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-medium wp-image-4" title="mimar" src="http://mimarlik.wordpress.com/files/2009/05/mimar.gif?w=211" alt="mimar" width="211" height="300" /></p>
<p>Sözlükteki &#8220;yapıların tasarını yapıp bunların gerçekleşmesini sağlayan, yöneten kimse&#8221; denilmiş Hemen de örnek veriliyor; <a href="http://www.akmimarlik.com.tr">Mimar</a> Sinan pek çok anıtsal yapıta imza atmıştır. </p>
<p>Yapılan tanımda &#8220;tasar&#8221; sözcüğü yeterince anlatmıyor mimarın yaptığını Sanıyorum &#8220;plan&#8221; yerine kullanılmış çünkü&#8230;Tasarlamaya tasar (plan)dan başlanır ama , yalnız tasar yetmez. Bu nokta dışında tanıma katılıyorum: Yapıların tasarımını yaratan, gerçekleşmesini yöneten şahıstır mimar. <!--more--></p>
<p>Bu nedenle <a href="http://www.akmimarlik.com.tr">mimarlık</a>, yalnızca bu günkü eğitim biçimiyle öğrenilebilecek bir beceri değildir. Kökeni neolitiğe dek varan usta çırak ilişkisinin, bir yöntem olarak kaçınılmazlığı <a href="http://www.akmimarlik.com.tr">mimarlık</a> eğitiminde bu gün de apaçık ortadadır. Bütün ülkelerde bu böyledir. Üniversitelerin mimarlık diploması verebilmesi neredeyse yalnızca bizde kalmıştır. </p>
<p>Tanımdaki &#8220;tasarım&#8221; sözcüğü işin elbette en can alıcı noktası</p>
<p>Örneğin, Geçmişten ya da bir başka coğrafyadan Kopya veya taklit etmek tasarım değildir. </p>
<p>Geriye dönük çalışmak tasarım değildir. </p>
<p>Tasarım gelecek için yapılır. </p>
<p>Gelecek için yapılacak her iş, geçmişi,günü doğru bilmeyi, geleceği öngörmeyi,kültür yorumu yapabilmeyi gerektirir. Özellikle kültür yorumu yapamayan kişi, gerçek anlamıyla &#8220;mimar&#8221; adını taşıyabilecek kişi olamaz. </p>
<p>Mimar, yalnızca tasarımla yetinemez&#8230; </p>
<p>Mimar, tasarıma başlamasından, yapısının bitmesine dek başında olan kişidir. Uygulamayı yönetirken tasarımında değişiklikler yapabilir. (Ama yalnızca o yapabilir.)Yapısının gerçekleşmesini yönetirken o bir Opera şefidir. Birinci keman ölçüsünde keman çalmayı bilmesi gerekmez, ama onu devreye sokacağı noktayı bilir. </p>
<p>Tasarımın başından, yapının bitmesine varan yolun aşamalarından sorumlu olanların yaptıkları tek başına mimar adını almalarına yetmez. Anamalcı düzenin gereği ,yapı üretiminin akışının sonuna dek, parçaları ayrı ayrı denetimleri altında tutmak isteyenler, mimar adının başına ek tanımlamalar koymak zorunda kalmışlardır. Ya da işinin gerisini başkalarına bırakanlara mimar yerine yalnızca &#8220;tasarımcı&#8221; denilmiştir. </p>
<p>Türkiye&#8217;de yapı alanında yapılan en büyük yanlış, <a href="http://www.akmimarlik.com.tr">mimarlık</a> işini proje ve kontrollük olarak (sözleşmelerine varıncaya dek) ayırmak olmuştur. Böylece mimarın elinden tasarımı alınıp, bu tasarımın uygulamasını denetleme işi verilmeyebilmiştir. Sonuç olarak yapı, bilecen emmilerin eliyle, tasarımında düşünülenin dışında &#8220;yanlış&#8221;a, &#8220;ucube&#8221;ye döndürülmüştür. </p>
<p>Çevremizin çirkinliğinin önemli nedenlerinden biri bu durumdur.<br />
Özellikle eğitimden sonra yapı yapma olanağı bulamayanlar da bu bölünmeye seyirci kalmışlardır. (Çünkü yapı yapmanın ne olduğunu bilmiyorlardı.) Eğitimi de içinde olmak üzere tüm mimarlığımız bundan en kötü biçimde etkilenmiştir.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çırak Derece'si Ritüeli]]></title>
<link>http://masonluk.wordpress.com/2009/04/27/cirak-derecesi-ritueli/</link>
<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 15:25:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonluk</dc:creator>
<guid>http://masonluk.wordpress.com/2009/04/27/cirak-derecesi-ritueli/</guid>
<description><![CDATA[Masonluğa girmeye çalışan veya girmek isteyen Vatandaşlara buradan sesleniyoruz. Hiçbir gizliliği ve]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="balo" src="http://masonluk.wordpress.com/files/2009/04/balo.jpg" alt="balo" width="380" height="242" /></p>
<p>Masonluğa girmeye çalışan veya girmek isteyen Vatandaşlara buradan sesleniyoruz. Hiçbir gizliliği ve sırrı olmayan bu yapılanmanın sizleri kullandırtmasını engelleyin. Gençler Mabedlerimize geliyor, ilgi çok büyüktür gibi manipülatif açıklamalara kanmamalarını, Burada bulunan Çırak derecesindeki insanlara sesleniyoruz. Sizlerde göreceksinizki bu oluşum tamamen Para ve Zaman kaybından başka birşey olmayan, üstelikte Bizlerin Tarihini unutturmak adına türlü oyunların döndüğü bir teşkilatlanma olan Masonluk konusunda yol yakınken buradan istifa etmelerini, bu tip örgütlenmelere karşı tepkinizi koymanızı diliyoruz. Atatürk&#8217;ün dediği gibi &#8220;Bütün ümidim gençliktedir&#8221; felsefesiyle Gençlerimiz bu tip yapılanmalara asla prim vermeyeceği gibi onlarada hiçbir katkıda bulunmayacaktır. Bu çalışmamızda Çırak Derecesi Ritüelini sizlere aktaracağız. Gizlilik ve Semboller üzerinden kendilerine farklı bir hava veren Masonluğun arkasındaki Gerçek Maskelerini indiriyoruz. Masonluğa girmiş kişilere çağrımız yol yakınken bu tip oluşumlardan istifa etmelerini, gerekli tepkileri koymalarını diliyoruz. Geçmiş aylarda çıkan iğrenç bir habere dahi apar topar Gizlilik kararı aldırtan bu kişiliksizler bakın Localarında kimleri barındırıyor. Haberi yorumsuz olarak sunuyoruz.</p>
<p><em>Ankara&#8217;da 9 çocuğa tecavüz eden ve kamuoyunda &#8220;kasklı sapık&#8221; olarak tanınan tenör Şahin Öğüt, &#8220;MASON&#8221; çıktı. Üstelik çok güçlü referanslarla&#8230;</em></p>
<p><em>Tartışma sırasında Öğüt, “Siz benim arkamda kimler var biliyor musunuz?” diye, görevlileri tehdit ederken, mason olduğu ortaya çıktı. Vakit, cezaevine nakli sırasında Öğüt ile görevliler arasında ilginç diyaloglar yaşandığını öğrendi. Diyalogların ardından sapık Şahin Öğüt, görevlilerin anlamakta güçlük çektiği ilginç şeyler anlatmaya başladı.</em></p>
<p><em>Bağlantılarıyla görevlileri korkutmaya çalışan Öğüt, ortaya attığı sapık fikirlerinin dayanaklarını da anlatıyordu. “Üstadım” diye gösterdiği “Bernard Moro” ile bu ismin eşi olduğunu söylediği “Fatma Zümrüt Hanım”dan övgüyle söz eden Öğüt, “Askerlikten önce tanışmıştık, kendileri 27. derece üst düzey masondur. Beni de masonluğa onlar aldırdılar. Bana dokunursanız başınıza iş alırsınız” diye görevlileri tehdit etmeye kalkıştı. Bunun üzerine görevlilerden biri Öğüt’e “Bu gavur mu var başınızda, sizi yönetenler hep yabancı mı?” diye sordu. Öğüt de, mason yöneticileri arasında Doğan Üvey gibi isimlerin de olduğunu söyledi.</em></p>
<p><em>“ÇOK KONUŞURSAM BENİ ÖLDÜRÜRLER”<br />
Cezaevi aracında rütbeli personelle tutuklu Şahin Öğüt arasında yaşanan diyalog bu noktadan sonra iyice masonluk üzerine kaydı. Görevlilerin “Peki bu masonlar nerede toplanıyor, adı ne bu yerin?” yönündeki sorusu üzerine Şahin Öğüt, şunları söyledi: “Çok konuşursam beni öldürürler. Kimse cesedimi bile bulamaz. Hem de kimin öldürdüğünü bile anlayamazlar, kim vurduya giderim. Onların her yerde böyle pis işlerini yaptıracak adamları vardır. Birisi namusunu temizlemiş gibi göstererek burada beni öldürtebilir.”</em></p>
<p><em>LOCAYA SORDUK<br />
İnternet ortamından ulaştığımız Türkiye’deki masonlar listesinde Doğan Üvey ile Üstad Bernard’ın da ismi geçiyor. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nı arayarak, kasklı sapık Şahin Öğüt’ü ve Öğüt’ün verdiği Üstad Bernard, Fatma Zümrüt ve Doğan Üvey’i sorduk. Loca yetkilileri, bu isimlerin üyeleri olup olmadığını açıklayamayacaklarını belirterek “Konu hakkında bir açıklamada bulunamayacağız” dediler. Loca yetkilileri, Öğüt’ün “Arkamda masonlar var” sözleriyle ilgili de açıklama yapmaktan kaçındılar.</em></p>
<p><em>MASONLAR MI KORUDU?<br />
Ankara’da siyah kask ve motoruyla takip ettiği, bazıları çocuk 9 kıza tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanan ödüllü Devlet Opera ve Bale Sanatçısı Şahin Öğüt’ün, 2001’de de tecavüz suçlamasıyla yargılandığı, ancak beraat ettiği ortaya çıkmıştı.</em></p>
<p>Bir kez daha sizlere seslenmek istiyoruz. Bu aşağılık kişiyle aynı Locada beraber olmanızdan utanmıyormusunuz ? Bu insanlar ve bunun gibiler Localarınızda kol gezerken siz hala sessiz ve hiçbir tepki göstermeden Mason olmaya devam edebilirmisiniz. Yol yakınken bu Gerçek Maskelerini gelin hep beraber düşürelim. İşte Çırak Derecesi Ritüeli, ve daha fazlası yakında&#8230; <!--more--></p>
<h2><span style="color:#ff0000;">MABET’TEKİ ÇALIŞMALARA HAZIRLIK</span></h2>
<p>1. Mabet’teki çalışmalara; Derece’sine göre Koruyucu ile 2. Tören Üstadı hazırlar. Görevli’lerin regalyaları ile 2. Tören Üstadı, Düşünce Odası ile Muhakkik ilgilenir. 1.Tören Üstadı bütün hazırlıkları denetler</p>
<p>2. Sekreter, “ Üye Devam Çizelgesi” ve “ Ziyaretçi İmza Çizelgesi” ni, Mabet’in kapısında imzaya uygun bir yerde hazır bulundurur.</p>
<p>3. 1.Tören Üstadı çizelgelerin bulunduğu yerde bekleyerek Kardeş’lerin imzalamalarını sağlar. Varsa ziyaretçi Kardeş’leri Muhakkik veya 1.Nazır ile tanıştırır. Çizelgeleri imza edememiş olanlar varsa toplantıdan sonra imzalarını tamamlar.</p>
<p>4. Kardeş’lerin kıyafetleriyle ( koyu renk elbise, kravat, beyaz eldiven, Loca bijusu, Derece’sine göre Önlük ) Muhakkik ilgilenir.</p>
<p>5. 1. Tören Üstadı , Görevlileri Mabet kapısı dışında hazırladıktan sonra;</p>
<p>- 2. Tören Üstadı Mabet’e girerek bütün ışıkları söndürür. Üstadı Muhterem’in kürsüsündeki “ Nur Kaynağı” nın yanmakta olduğunu kontrol eder. Doğu’daki sembolleri ( Güneş , Ay , Delta ) yakar. 1. Tören Üstadı’nın sağında bulunan yerini aldıktan sonra ; “ Kardeşlerim &#8230;&#8230;&#8230;.. ( Çırak / Kalfa / Üstad ) derecesindeki toplantımızı açmak üzere Görevli kardeşlerimiz geliyorlar. Kendilerini ayakta karşılayalım” uyarısında bulunur.</p>
<p>- Koruyucu, kabzası boyun hizasında ucu yukarı bakacak şekilde sağ elinde tuttuğu kılıçla Mabet’e girer ve yüzü Kuzey’e dönük olarak kapının sağındaki yerini alır.</p>
<p>- Sancaktar, Yemin Kürsüsü’nün Güney’inden geçerek Loca Sancağını yerine asar ve Güney Doğudaki yerini alır.</p>
<p>- Hasenat Emini Yemin Kürsüsü’nün Kuzeyinden sola</p>
<p>- Hazine Emini Yemin Kürsüsü’nün Güneyinden sağa</p>
<p>- Hatip Yemin Kürsüsü’nün Kuzeyinden sola</p>
<p>- Sekreter Yemin Kürsüsü’nün Güneyinden sağa</p>
<p>- Muhakkik Yemin Kürsüsü’nün Kuzeyinden sola</p>
<p>- 2. Nazır Yemin Kürsüsü’nün Güneyinden sağa</p>
<p>- 1. Nazır Yemin Kürsüsü’nün Kuzeyinden sola, geçerek Ortadaki Sütunların iki tarafında karşı karşıya Tesviye’de dururlar.</p>
<p>- Bir Önceki Üstadı Muhterem, Yemin Kürsüsünün Güneyinden yürüyerek Doğudaki yerini alır</p>
<p>- 1. Tören Üstadı ve arkasında ; Üstadı Muhterem (elinde Berat ile) Mabet’e girerler. Tesviyedeki görevlilerin arasından ve Yemin Kürsüsünün Kuzeyinden dolaşarak; 1. Tören Üstadı, Doğunun basamakları önünde yüzü Kuzeye dönük olarak durur ve Üstadı Muhterem yerini aldıktan sonra sola dönerek Ortadaki sütunların Güneyinden 2. Nazır ile Sekreterin arasında Tesviyedeki yerine geçer.</p>
<p>- Gözcü Mabet’in kapısını kapayarak dışarıda bekler.</p>
<p>Toplantı açılmadan önce girişte ve kapandıktan sonra çıkışta görevlilerin ve kardeşlerin mabetteki yürüyüşleri herhangi bir kurala bağlı değildir.</p>
<p>6. Görevlilerin mabetteki oturma yerleri şöyledir;</p>
<p>- Üstadı Muhterem : Doğunun ortasındaki kürsüde<br />
- Bir Önceki Üstadı Muhterem : Doğuda ve Üstadı Muhteremin hemen solunda<br />
- Sekreter : Güney ile doğunun birleştiği yerde<br />
- Hatip : kuzey ile doğunun birleştiği yer<br />
- Hazine Emini : sekreterin yanında veya önünde<br />
- Hasenat Emini : hatip’in yanında veya önünde<br />
- 1. Nazır : B sütununun önünde<br />
- 2. Nazır : güneyde<br />
- Muhakkik : 1. Nazırın önünde<br />
- 1. Tören Üstadı : J sütununun sağında<br />
- 2. Tören Üstadı : 1. tören üstadının sağında<br />
- Koruyucu : mabet kapısının sağında<br />
- Sancaktar : güneyin doğuya yakın sıra başında<br />
- Kutsal Kitap Emini : kuzeyin doğuya yakın sıra başında</p>
<p>7. Büyük müfettiş bir önceki üstadı muhteremin hemen solunda oturur. Gelmediği zaman yeri boş kalır. Locaya tanıtılmaz.</p>
<p>8. Büyük üstat, bir önceki ve önceki büyük üstatlar, büyük üstat &#8230;&#8230;&#8230;’ı , büyük üstat yardımcıları, büyük görevliler ve önceki büyük görevliler ; Masonik protokola uygun olarak doğuda üstadı muhteremin sağında otururlar ve locaya tanıtılmazlar. Bunların dışında hiç kimse üstadı muhteremin sağında oturamaz. Gerektiğinde üstadı muhteremlik yapmış olan kardeşler davet edilebilir.</p>
<p>9. Doğuda üstadı muhteremin hemen sağında bulunan koltuk büyük üstat için ayrılmıştır. Başkası oturamaz.</p>
<p>10. Tekris töreni için gelmiş olan hariciler kendilerine ayrılan bekleme odasında alınırlar. Muhakkik, hazine emini, sekreter, ve 1. tören üstadından başkası haricilerin yanına giremez.</p>
<h2><span style="color:#ff0000;">MABET’TEKİ ÇALIŞMA DÜZENİ</span></h2>
<p>1) Mabetteki çalışma sırasında; 1. Tören Üstadı oturduğu yerden hazır bulunanları sayar ve imza çizelgeleri ile karşılaştırır. Noksan imzaları toplantı sonunda tamamlatarak çizelgeleri Sekreter’e verir.</p>
<p>2) Mabet’te söz isteyen Kardeş; oturmakta olduğu yerin karşısındaki Nazır aracılığı ile Doğu’da oturanlar ise doğrudan Üstadı Muhteremden izin almak suretiyle Doğu’ya dönük olarak Saygı Duruşu’nda konuşurlar. Konuşmaları bitince; “ Emredersiniz “ , “ Yaptım “ , “Okudum “ gibi ifadeler kullanılmaz.</p>
<p>3) Çalışma sırasında mabede gelen her Kardeş iki Sütun önünde masonik selamla üstadı muhteremi selamladıktan sonra üstadı muhteremin; “ Yerinizi alınız Kardeşlerim “ emrine uyarak saygı duruşunda yerini alır. (mabette çalışma başladıktan sonra ayakta duran veya hareket halinde olan her kardeş saygı duruşunda olmak zorundadır)</p>
<p>4) Çalışma sırasında üstadı muhterem tarafından kendisine bir görev verilen veya mazereti nedeniyle mabedi terk etmek durumunda olan bir kardeş iki sütun önünde masonik selamla üstadı muhteremi selamladıktan sonra dışarı çıkar.</p>
<p>5) Sağ elin kullanılmasında zorunluluk bulunan durumlarda saygı duruşu bırakılabilir.</p>
<p>6) Çalışma sırasında yürüyüşler; Gönye üzerinde yemin kürsüsü sağda bırakılacak şekilde ancak köşelerde duraklamadan yapılır. Orta sütunlara gidiş ve dönüşünde 2. Nazır Locaya giriş ve çıkışlarda muhakkik ve tören üstadları; yemin kürsüsünün etrafını dolaşmazlar. 1. Nazır kendi kürsüsüne dönerken saat istikametindeki yürüyüşünü tamamlar</p>
<p>7) Üstadı muhterem mabette ayağa kalktığı zaman kardeşlerde ayağa kalkar ve doğuya dönük olarak saygı duruşuna geçerler. Üstadı muhterem isterse kardeşlerin oturmalarına izin verebilir.</p>
<p> <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Üstadı muhteremin hitap ettiği kardeş ayağa kalkar ve saygı duruşuna geçer.</p>
<p>9) Üstadı muhterem ve nazırlar kürsülerinden ayrılırken çekiçlerini almazlar.</p>
<p>10) Üstadı muhterem ve nazırların kürsüleri ile koruyucu, 1. tören üstadı ve muhakkik’in görev yerlerinin dışında başka görevlilerde kılıç bulundurulmaz.</p>
<p>11) Üstadı muhteremin ayrıldığı taktirde yeri boş kalmaz. Dönünceye kadar bir önceki üstadı muhterem ayakta onun yerini alır. Bu süre boyunca kardeşler doğuya yönelik durumlarını korurlar.</p>
<p>12) Masonik selam; düzenli duruş ve saygı duruşu olmak üzere iki birleşik hareketten oluşur. Bu hareketlerden herhangi bir tanesi tek başına masonik selam değildir.</p>
<p>13) 1. Tören üstadı asasını üstadı muhtereme refakat ederken temsilcileri mabede alıp tanıtırken nazırlara göreve çağırırken ve diğer ritüellerde belirtilen yer ve durumlarda kullanır. Asa ile selam sağ elde bulunan asanın yere bir defa hafifçe vurulması suretiyle verilir.</p>
<p>14) Kılıç “Çelik Kubbe” yapılması dışında sağ elde tutulur.</p>
<p>15) Çalışılan derecenin vuruşu dışında her vuruş Tehlike İşareti sayılır.</p>
<p>16) Ritüellerin belirtilen yerlerinde Büyük Loca tarafından o konu için tespit edilmiş olan Masonik müzik çalınır. Mabette büyük locanın tespit ettiği müzik dışında müzik çalınmaz.</p>
<p>17) Dul Kesesi dolaştırılırken; &#8211; Ebedi maşrıka emanet ettiğimiz bir kardeş için;”&#8230;&#8230;&#8230; Kardeşimin anısına”</p>
<p>- Mazeretini bildirdiğimiz bir kardeş için; “&#8230;&#8230;&#8230; kardeşimin katkısı ile” denilerek tuğla keseye atılır. Bundan sonra hiçbir işlem yapılmaz</p>
<p>18:.) Koruyucu loca kapısındaki görev yerini hiçbir zaman terk etmez.</p>
<h2><span style="color:#ff0000;">TOPLANTININ ÇIRAK DERECESİNDE AÇILIŞI</span></h2>
<p>(Müzik)</p>
<p>(Görevliler, &#8220;MABETTEKİ ÇALIŞMALARA HAZIRLIK&#8221; bölümünde belirtildiği gibi Mabede girdikten sonra)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Görevli Kardeşlerim yerlerinizi alınız. Kardeşlerim, Locayı açmak için bana yardım ediniz.</p>
<p>(Görevliler yerlerini alırlar fakat oturmazlar)</p>
<p>&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;. kardeşim, toplanmış bir locada bir Çırak Masonun ilk işi nedir ?</p>
<p>2.NAZIR: Mabedin korunup korunmadığını öğrenmektir, &#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;. kardeşim.</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Öyleyse gereğini yapınız, &#8230;&#8230;. &#8230;&#8230; kardeşim.</p>
<p>2.NAZIR: &#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;. kardeşim Mabed korunmakta mıdır ?</p>
<p>KORUYUCU: (Kapıya bir defa vurur. aynı karşılığı gözcüden alınca 2. nazıra adıyla hitap ederek) Mabed korunmaktadır &#8230;&#8230; &#8230;&#8230;. kardeşim</p>
<p>2.NAZIR: Mabed korunmaktadır &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;. kardeşim</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: &#8230;&#8230;. &#8230;&#8230; kardeşim, toplanmış bir locada bir Çırak Masonun ikinci işi nedir ?</p>
<p>1.NAZIR: Burada bulunanların hepsinin Mason olup olmadıklarını anlamaktır &#8230;&#8230; &#8230;.. kardeşim</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: &#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;. kardeşim mason musunuz ?</p>
<p>1.NAZIR: Kardeşlerim beni öyle tanırlar &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;. kardeşim</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;&#8230; kardeşim, burada bulunanların hepsi Mason mudur ?</p>
<p>1.NAZIR: evet, &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;&#8230; kardeşim</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Çırak Mason olarak, Düzenli Duruşa geçiniz, İşaret veriniz, Düzenli Duruşa dönünüz kardeşlerim. İşaret doğrudur. Saygı Duruşuna geçelim kardeşlerim. Oturalım kardeşlerim. 2.Nazır kardeşim, Çırak Masonlar nerede toplanıp çalışırlar ?</p>
<p>2.NAZIR: Tam, kusursuz ve düzenli bir locada üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 1.Nazır kardeşim, bir loca ne ile tam olur.</p>
<p>1.NAZIR: Masonluğun üç büyük sembolik Nur&#8217;u olan; kutsal kitaplar, gönye ve pergelin varlığı ile üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 2.Nazır kardeşim bir loca nasıl kusursuz sayılır ?</p>
<p>2.NAZIR: En az yedi Masonun hazır bulunmasıyla üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 1.nazır kardeşim, bir loca nasıl düzenli sayılır ?</p>
<p>1.NAZIR: Büyük locadan aldığı beratla üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: İşte Beratımız kardeşlerim. 1.nazır kardeşim locanın asıl görevlileri kaç kişidir ?</p>
<p>1.NAZIR: 3 kişidir. Üstadı Muhterem ve nazırlar.</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 2. nazır kardeşim mabette yeriniz neresidir ?</p>
<p>2.NAZIR: yerim güneydir üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: neden 2.nazır kardeşim ?</p>
<p>2.NAZIR: öğle vaktini belirtmek, kardeşleri önce çalışmaya ve sonra dinlenmeye çağırmak için üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 1.nazır kardeşim mabette sizin yeriniz nerededir ?</p>
<p>1.NAZIR: yerim batıdadır üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: neden 1.nazır kardeşim ?</p>
<p>1.NAZIR: güneşin battığını belirterek her kardeşin hakkını aldığını anladıktan sonra emrinizle toplantıyı kapamak için üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: bir önceki üstadı muhterem, üstadı muhteremin mabetteki yeri nerededir ?</p>
<p>BİR ÖNCEKİ ÜSTADI MUHTEREM: güneş ilk ışıklarını doğudan yaydığı gibi üstadı muhteremde toplantıyı açmak, kardeşlere hür masonluğu öğretmek ve onları bu yolda çalıştırmak için doğuda yer alır üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 2.nazır kardeşim, burada ne amaçla toplanıyoruz ?</p>
<p>2.NAZIR: bizim olduğu kadar bütün insanlar ve insanlık için de mutluluk yuvası olacak bir ülkü mabedi yapmak amacıyla üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 1.nazır kardeşim, bu amaca ulaşmak için nasıl çalışıyoruz ?</p>
<p>1.NAZIR: düşünce, söz ve işlerimiz; Tanrının en büyük armağanı olan aklın ve edindiğimiz deneyimlerin ışığı altında gözden geçiriyoruz. iyiyi, doğruyu ve güzeli aramakla amacımıza ulaşabileceğimize inanıyoruz üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 1.nazır kardeşim, çırak masonlar çalışmaya ne zaman başlarlar ?</p>
<p>1.NAZIR: Öğle vaktinde üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 2.nazır kardeşim öğle vakti midir ?</p>
<p>2.NAZIR: evet tam öğle vaktidir üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: öğle güneşi üstümüzdedir, gölgeler yok oldu. demekki çalışma zamanı geldi. eski gelenek ve yöntemlerimize göre toplantıyı açacağım</p>
<p>(1.tören üstadı, önce 2.nazırın sonra 1.nazırın önüne giderek onları asasıyla selamlar. nazırlar kürsülerinden inerler ve doğrudan Orta Sütunların önüne gelirler. 1.nazır güneye, 2.nazır kuzeye dönerek kendi sütunların önünde dururlar. 1.tören üstadı, doğunun basamaklarına kadar gider ve üstadı muhteremi asasıyla selamlar. üstadı muhterem kürsüden iner, kendi sütununun önünde yüzü batıya dönük olarak durur.1.tören üstadı, hazine emininin yanında yüzü kuzeye dönük olarak bekler)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Akıl ve Hikmet mabedimizi yapmak için bize yol göstersin</p>
<p>1.NAZIR: Kuvvet onu tamamlasın</p>
<p>2.NAZIR: Güzellik onu süslesin</p>
<p>(üstadı muhterem, yemin kürsüsünün önüne geçer. doğuya dönük olarak kutsal kitapları açar, üzerlerine dereceye göre gönye ve pergeli yerleştirir. varsa yemin kürsüsü üzerindeki ışık yakılır. bu sırada)</p>
<p>BİR ÖNCEKİ ÜSTADI MUHTEREM: Dileriz ki çalışmalarımız; düzenle başlasın, ahenkle yürüsün, gönül rahatlığı içinde sona ersin</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Hakikatın nuru çalışmalarımızı aydınlatıyor, ondan feyz almaya koşalım</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 1.tören üstadı kardeşim, çırak masonların çalışma tablosunu açınız. Evrenin Ulu Mimarını anarak, Türkiye Büyük Locasının bana verdiği yetki ile; &#8230; Numaralı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230; Muhterem Locasını, hür masonluk yolunda çalışmak üzere çırak derecesinde açıyorum. (Çırak derecesi vuruşu)</p>
<p>1.NAZIR: (çırak derecesi vuruşu)</p>
<p>2.NAZIR: (çırak derecesi vuruşu)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: oturalım Kardeşlerim. Toplantı açılmıştır. Mason dışarıdan gelecek hiçbir güç ve yardıma güvenmeksizin kendi kendini yüceltmeye çalışmalıdır. Ara sıra, günlük yaşamın kaygılarından uzaklaşarak düşünceye dalmalı, vicdanın sesini dinlemelidir. Ancak böyle zamanlarda, iyilik ve güzelliğin kaynağını görebileceğimiz geniş ufuklar gözlerimizin önünde açılır, düşüncelerimiz Evrenin Ulu Mimarı dediğimiz Yaradana doğru yükselmeye başlar. Dileyelim ki, bu yükselmede elbirliği ile yapacağımız çalışmalar bize yeni güçler bağışlasın. Kardeşlerim uyanık ve dikkatli olunuz. Görevlerinizi her an düşününüz. Kalplerinizi, Kardeşlik duygu ve güvenine açık tutunuz. Burada geçireceğimiz saatler ancak bu suretle hepimiz için yararlı olacaktır. (Duraklama) 1.tören üstadı kardeşim, dışarıda bekleyen kardeşlerimiz var mı ? Bakınız.</p>
<p>(1.tören üstadı dışarıya çıkıp bakar. varsa üstadı muhteremin emrine uyularak kardeşler yöntemince içeri alınır)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 1.tören üstadı kardeşim, Locamıza tanıtılacak ziyaretçi kardeşlerimiz var mı ?</p>
<p>1.TÖREN ÜSTADI: Evet var üstadı muhterem</p>
<p>(1.tören üstadı bulunduğu yerden varsa ziyaretçileri tanıtır. Tanıtılan kardeş ayağa kalkar. Üstadı Muhterem, dilediği kardeşi doğuya davet eder.)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Sekreter kardeşim, geçen toplantı tersimatını okuyunuz. Nazır kardeşlerim okunan tersimat üzerine söz veriniz.</p>
<p>1.NAZIR: Güneydeki kardeşlerim söz isteyen var mı ?</p>
<p>2.NAZIR: Kuzeydeki kardeşlerim söz isteyen var mı ?</p>
<p>1.NAZIR: Yönlerde söz isteyen yoktur üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Sekreter kardeşim, varsa Derecemizle ilgili Büyük loca levhalarını okuyunuz. Hatip Kardeşim varsa diğer locaların derecemizle ilgili çalışmalarını duyurunuz.</p>
<p>(emir yerine getirilir)</p>
<p>(Gündem maddelerine geçilir)</p>
<h2><span style="color:#ff0000;">TOPLANTININ ÇIRAK DERECESİNDE KAPANIŞI</span></h2>
<p>(Gündem maddeleri tamamlandıktan sonra)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Nazır kardeşlerim, mazeretler üzerine söz veriniz</p>
<p>1.NAZIR: Güneydeki kardeşlerim, söz isteyen var mı ?</p>
<p>2.NAZIR: Kuzeydeki kardeşlerim, söz isteyen var mı ?</p>
<p>1.NAZIR: Yönlerde söz isteyen yoktur üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Nazır kardeşlerim, Masonluğun ve Locamızın yararları üzerine söz veriniz</p>
<p>(Tekris Töreni yapılan toplantılarda &#8220;Yararlar&#8221; üzerine söz verilmez)</p>
<p>1.NAZIR: Güneydeki kardeşlerimiz, söz isteyen var mı ?</p>
<p>2.NAZIR: Kuzeydeki kardeşlerim, söz isteyen var mı ?</p>
<p>1.NAZIR: Yönlerde söz isteyen yoktur üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Görevli kardeşlerim, Keseleri dolaştırınız.</p>
<p>(Keseler dolaştırılmaya başlandıktan sonra hiçbir Kardeş söz isteyemez)</p>
<p>(Hafif tonda müzik)</p>
<p>(1.tören üstadı teklif, hasenat eminide Dul Kesesini önce üstadı muhtereme, sonra üstadı muhteremin sağındaki ve solundaki kardeşlere tutarlar. Ondan sonra Güney, batı ve kuzey yönlerinde dolaştırılır. teklif kesesini dolaştırıldıktan sonra iki sütun önüne getirilir)</p>
<p>1.NAZIR: teklif kesesi hazırdır üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Doğuya getirilsin</p>
<p>(1. tören üstadı keseyi götürür.üstadı muhterem boş geldiğini veya levha varsa ne olduğunu açıklar. Dul Kesesini dolaştırmış olan hasenat emini yerine oturur. toplantıdan sonra kese muhteviyatı üstadı muhtereme bildirilir)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: (çırak derecesi vuruşu)</p>
<p>1.NAZIR: (çırak derecesi vuruşu)</p>
<p>2.NAZIR: (çırak derecesi vuruşu)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 1.nazır kardeşim, her kardeş hakkını aldı mı ?</p>
<p>1.NAZIR: evet üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 1.nazır kardeşim, Çırak Masonlar çalışmalarına ne zaman son verirler ?</p>
<p>1.NAZIR: gece yarısında üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 2.nazır kardeşim, gece yarsıında mıyız ?</p>
<p>2.NAZIR: evet, tam gece yarısındayız üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Vakit gelmiştir. eski gelenek ve yöntemlerimize göre çalışmamıza son vereceğim. Sır saklama üzerine vermiş olduğunuz sözü hepinize hatırlatırım. Düzenli Duruş ve İşaret için bana uyunuz kardeşlerim</p>
<p>(üstadı muhterem ve kardeşler ayağa kalkarlar. birlikte işaret verildikten sonra)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Saygı duruşuna geçiniz kardeşlerim. 1.nazır kardeşim, adıma toplantıyı kapayınız.</p>
<p>(Çırak Derecesi vuruşu)</p>
<p>1.NAZIR: Evrenin Ulu Mimarını anarak üstadı muhteremin emriyle &#8230; numaralı &#8230;&#8230;&#8230;. muhterem locasının Çırak Derecesindeki çalışmasını kapıyorum.</p>
<p>(çırak derecesi vuruşu)</p>
<p>2.NAZIR: (çırak derecesi vuruşu)</p>
<p>(aynı vuruşları Koruyucu ve Gözcü, kapıya vurarak tekrarlarlar. üstadı muhterem ve nazırlar açılıştaki gibi 1.tören üstadı tarafından Orta Sütunların önüne getirilirler)</p>
<p>2.NAZIR: Güzellik</p>
<p>1.NAZIR: Kuvvet</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Akıl ve Hikmet</p>
<p>(Işıklar söndürüldükten sonra üstadı muhterem, yemin kürsüsünün önüne gelerek kutsal kitapları kapar ve üzerlerini örter. yemin kürsüsünün üzerindeki ışık söndürülür. üstadı muhterem ve nazırlar yerlerine döndükten sonra 1.tören üstadı yerine döner, ayakta dururlar)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 1.tören üstadı kardeşim, Çırak Masonların çalışma tablosunu kapayınız.</p>
<p>(1.tören üstadı tabloyu kapar, yerine döner. Mabedin ışıkları söndürülür. nazırlar da mumlarını söndürürler)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Kardeşlerim andımızı ve verdiğimiz sözleri unutmayalım. Onları yaşamımızdaki davranışlaramızda da uygulayalım. Geleneklerimiz uyarınca mesleğimizin sırlarını en sağlam ve en güvenli yer olan kalbimizde saklayalım. Bundan sonra; sevgi, sadakat ve samimiyetle birbirimize bağlanmaktan başka işimiz kalmıyor. Kardeşlerim saygı duruşuna bırakınız. 1.nazır kardeşim, Masonlar nasıl buluşup dağılırlar ?</p>
<p>1.NAZIR: (bijusunu göstererek) tesviyenin gösterdiği gibi; aynı düzeyde ve eşit olarak üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Tekris&#8217;te buluşalım kardeşlerim</p>
<p>(Doğudaki kardeşler üstadı muhteremin sağında ve solunda olmak üzere görevlilerle birlikte tesviyede dururlar. Mabette yönler basamaklı dahi olsa kardeşler inmezler)</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: 2.nazır kardeşim, masonlar nasıl davranırlar ?</p>
<p>2.NAZIR: (bijusunu göstererek) Şakül gibi doğru olarak üstadı muhterem</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: (bijusunu göstererek) Ve hepsi, Gönye gibi güven vererek ayrılırlar. Kardeşlerim, birlikte geldik çalıştık; tekrar buluşmak ümidiyle ayrılıyoruz. Yaşamımızda daima bir masona yakışacak şekilde davranalım.</p>
<p>BİR ÖNCEKİ ÜSTADI MUHTEREM: Dileriz ki, Evrenin Ulu Mimarı bizlere ve yeryüzündeki bütün insanlara yardım etsin Kardeşlik sevgisi her yana yayılsın.</p>
<p>KARDEŞLER: Dileriz öyle olsun</p>
<p>ÜSTADI MUHTEREM: Gönül rahatlığı içinde dağılalım kardeşlerim</p>
<p>(Müzik)</p>
<p>(Giriş sırasındakinin aksine sırasıyla; 1.tören üstadı, üstadı muhterem, kutsal kitap emini [kitaplar'la], doğudaki kardeşler, görevliler, ziyaretçi ve Loca Lardeşleri ile Sancaktar [Sancak'la] dışarı çıkarlar)</p>
<p>(Varsa, büyük üstad, bir önceki büyük üstad, önceki büyük üstatlar, büyük üstat kaymakamı, büyük üstat yardımcıları üstadı muhteremin önünden çıkarlar. Ardından büyük görevliler ve önceki büyük görevliler olmak üzere, ziyaretçi kardeşler ve loca kardeşleri masonik protokole göre dışarı çıkarlar)</p>
<p>(Tekris veya Katılma töreni yapılmış ise; üstadı muhterem, töreni yapılmış kardeşin önce çıkmasına izin verebilir)</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-26" title="seremoni" src="http://masonluk.wordpress.com/files/2009/04/seremoni.jpg" alt="seremoni" width="350" height="262" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Masonlukta Sözcük, Sembol ve İşaretlerin Anlamı]]></title>
<link>http://masonluk.wordpress.com/2009/04/24/masonlukta-sozcuk-sembol-ve-isaretlerin-anlami/</link>
<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 18:44:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonluk</dc:creator>
<guid>http://masonluk.wordpress.com/2009/04/24/masonlukta-sozcuk-sembol-ve-isaretlerin-anlami/</guid>
<description><![CDATA[Masonlar için sır ve gizliliğin bir gereği olan sembolizm çok büyük önem taşır. Semboller sayesinde ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-16" title="kadin-masonlar" src="http://masonluk.wordpress.com/files/2009/04/kadin-masonlar.jpg" alt="kadin-masonlar" width="200" height="230" /></p>
<p>Masonlar için sır ve gizliliğin bir gereği olan sembolizm çok büyük önem taşır. Semboller sayesinde açıkça ifade edilmesi mümkün olmayan pek çok gerçek gizli bir şekilde anlatılır.Sembolizmin kendileri için ne derece önemli olduğunu Masonlar şu şekilde anlatıyor:</p>
<p><em>Masonlukta semboller, Masonik ilkeleri daha iyi anlatmak ritüellerin içerdiği aşamaları ve öğütleri belleklere iyice yerleştirmek bunların uzun ömürlü olmalarını sağlamak için kullanılırlar. Masonlukta sır olarak nitelendirilen şeylerin başında Masonik işaretler, sözcükler ve simgelere verilen anlamlar gelir.</em></p>
<p>Türkiye&#8217;de Hür ve Kabul Edilmiş Masonlarının yayın organı Mimar Sinan dergisi de sembollerin önemini şöyle dile getiriyor:</p>
<p><em>Masonluğun bir tarifi onun &#8221; Alegori perdesi arkasına gizlenmiş sembollerle tasvir edilmiş bir ahlak sistemi olduğudur. Loca içinde dilsiz, sessiz hatta tozlanmış duran amblemlerin manalarını incelemek ve bu suretle hakikatleri meydana çıkarmak hepimizin vazifesidir. Yani Masonluğun sistemiyle, alegoriyle, sembolleriyle ne öğretmek istediği hakkında bilgimiz olmalıdır &#8220;.</em></p>
<p>Masonlukta kullanılan sözcük, sembol ve işaretlerin gerçek anlamını aktaracağız.<!--more--></p>
<p>Aron		: Hz. Musa (as)&#8217;nın ağabeyi. masonlar Aron&#8217;u ilk başrahip olarak kabul ederler.</p>
<p>Abadon		: Yok etme</p>
<p>Açık Göğüs	: İçtenliğin Simgesi</p>
<p>Adonai		: Dördüncü derecedeki Masonların tanınmak için kullandıkları kutsal sözcük</p>
<p>Adon Hiram	: Hz. Süleyman&#8217;ın (İÖ 960) yaptırdığı Kudüs mabedinin mimarı</p>
<p>Agap		: Tekris töreninden sonra düzenlenen tören ya da kardeş sofrası</p>
<p>Agreje		: Yüksek Şura toplantılarına kabul edilen fakat oylamaya katılmayan 33. derecedeki Masonlara verilen ünvan</p>
<p>Ahitop		: Usta derecedeki masonların tanışma işareti</p>
<p>Akasya Dalı	: İnsanların özgürlüğe ve ışığa kavuşacaklarının simgesi. Türkiye masonları 70&#8242;li yıllarda Akasya adlı bir dergide çıkarmışlardı. </p>
<p>Akıl ve Hikmet	: Mason mabedinin ortasına yerleştirilmiş üç şamdandan birinin adı</p>
<p>Aktifler	: Yüksek Şura üyelerine verilen ad</p>
<p>Aktif Aletler	: Çekiç, çekül ve cetvel</p>
<p>Alamet		: Masonları locaya girerken kuşandıkları beyaz önlük, beyaz eldiven, kordon ve benzeri nişanlar ve süsler</p>
<p>AMİ		: Uluslararası Mason Birliği&#8217;nin simgesi</p>
<p>Amil Aza	: Loca çalışmalarına katılan, yükümlülüklerini yerine getiren ve ödeneğini ödeyen üye</p>
<p>Amiri Hakimi Azam: Yüksek Şura Başkanı, Hakim Büyük Amir</p>
<p>Anahtar		: Ucunda fildişi asılı anahtar masonlukta sır saklamanın simgesidir</p>
<p>Anderson Yasası	: 1717 yılında Londra Büyük Locası&#8217;nın kabul ettiği, 1723 yılında yayınlanan masonluk yasası</p>
<p>Areopaj		: Masonluğun 19 &#8211; 30. dereceleri arasında çalışma yapan atölyeler (felsefe locaları)</p>
<p>Ashabı Matraka	: Şimşirden yapılmış iki başlı çekiç</p>
<p>Ateş		: Mason şölenlerinde kadeh kaldırma çağrısı</p>
<p>Atölye		: Mason Locası, mahfil, çalışma yeri</p>
<p>&#8220;B&#8221; Sütunu	: Tevrat&#8217;a göre Hz. Süleyman mabedindeki iki sütundan birinin adı olan Boaz&#8217;ın (Kuvvet) ilk harfidir. </p>
<p>Barut		: Mason sofrasında şarap, bira, su</p>
<p>Begaalkol	: 9. derecenin tanınmak için kullandığı geçiş sözcüğü</p>
<p>Ben-Alkar	: Hz. Süleyman mabedini yapan mimar Hiram&#8217;ın katillerinden birinin saklandığı mağara</p>
<p>Beyaz		: Masonluğun en yüksek derecesi olan 33. derece ve Yüksek Şura&#8217;ya verilen ad</p>
<p>Boaz		: Tevrat&#8217;a göre Süleyman Mabedi&#8217;nde önündeki sütun. Mason mabedinde de kullanılan bu sütun adını Tevrat&#8217;tan almıştır. Çıraklık derecesindeki Masonlar kendilerini tanıtmak için bu sözcüğü kullanır</p>
<p>Bölge Mahfilleri: Mason derneği merkezi dışındaki bölgelerde locaların üstatlarıyla 1. ve 2. nazırlardan oluşan kurul</p>
<p>Bul		: Mason mabedinde gerçekleştirilen oylamalarda oy kutusuna atılan beyaz ve kırmızı bilyeler</p>
<p>Büyük Işık	: Yol gösterici kutsal kitap</p>
<p>Büyük Daimi Heyet: Büyük Loca&#8217;nın üyeleri arasından seçilen yürütme organı</p>
<p>Büyük Loca	: Türkiye&#8217;deki tüm locaların delegelerinden oluşan genel kurul</p>
<p>Büyük Maşrık	: 1 Ağustos 1909&#8242;da kurulmuş olan Büyük Mahfil</p>
<p>Büyük Mimar Üstadı: Masonluğun 12. derecesinde bulunanlara verilen unvan</p>
<p>Büyük Müfettiş Kumandan: Yüksek Haysiyet Kurulu&#8217;nu oluşturan 31. derecedeki masonlara verilen ad</p>
<p>Büyük Seçilmiş Kadoş Şövalyesi: 30. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Büyük Umumi Heyet: Türkiye Büyük locası&#8217;nın eski adı</p>
<p>Büyük Üstad	: Loca başkanı, Masonluğun en büyük otoritesi</p>
<p>Celse		: Oturum</p>
<p>Cetvel		: Bir işi başarmak için zamanı iyi kullanma, doğruluk yöntem, yasa</p>
<p>Cıva		: Masonlukta ılımlılık ve itidal anlamında kullanılır</p>
<p>Cilalı Taş	: Küp biçimindeki cilalı taş güzelliği bozan kusurlardan kaçınmak için çaba harcamanın simgesi olarak kullanılır</p>
<p>Çakmak		: Uygarlığı oluşturan ateşim simgesi</p>
<p>Çalışma Zamanı	: Gün ortasında geceyarısına kadar olan zaman dilimidir.</p>
<p>Çekiç		: Kalemle birlikte çekiç masonlukta zorlukları yenmenin simgesidir</p>
<p>Çekiç Altı Etmek: Loca başkanının, kendisine verilen yetkiye dayanarak bir konuyu gündeme koymaması, kapatması</p>
<p>Çekül		: Masonlukta iyilik mabedini kurmakta kullanılan alet</p>
<p>Çıplak Diz	: Tekris töreninde adayın pantolonu diz kapağına kadar sıvanır. Çıplak diz masonlukta alçakgönüllülüğü simgeler</p>
<p>Çırak		: Masonluğun ilk basamağı olan birinci derece üzerinden çalışan Mason </p>
<p>Dahili Muhafız	: Koruyucu, Çalışma sırasında loca kapısının iç ve dış yönünde elinde bir kılıçla oturan görevli</p>
<p>Darbe		: Masonluğun her derecesinde sayısı değişen el çırpma, alkış</p>
<p>Defne Dalı	: Masonlukta tutkuların yenme ve barışı sembolize eder</p>
<p>Dehbir		: Mason mabedinin tekris törenlerinde ikiye ayrılan bölümlerinden biri. Hiram usta&#8217;nın simgesel olarak dirildiği bölüm</p>
<p>Divan		: Masonluğun 27. derecesindeki mason mabedine verilen ad</p>
<p>Doğu		: Mason locasının üstadının oturduğu yön</p>
<p>Doğu Şövalyesi	: Masonluğun 15. derecesine verilen ad</p>
<p>Doğu ve Batı Şövalyesi: Masonluğun 17. derecesine verilen ad</p>
<p>Dokuzların Seçilmiş Üstadı: 9. derecedeki masonlara verilen ad</p>
<p>Dört Öğe	: Mason adayının temizlenmek için benimsenmiş dört eleman (Hava, Su, Toprak, Ateş)</p>
<p>Dul Kadın	: Hz. Süleyman mabedi&#8217;ni yapan, masonların büyük üstadı hiramın annesine verilen ad (Efsaneye göre hiram dul bir kadının çocuğuymuş)</p>
<p>Dul Kadının Çocukları: Tüm Masonlara verilen ad</p>
<p>Dul Kesesi	: Her resmi toplantı sonunda, Masonların locaya yardım maksadıyla para koydukları kese</p>
<p>Düşünme Hücresi	: Mason adayının kabul töreninden önce kendi benliğiyle karşı karşıya kalıp düşünmesi için alındığı küçük oda</p>
<p>Düzenli Duruş	: Ayağa kalkıp çalışılan derecenin işaretini vererek yapılan saygı duruşu</p>
<p>Düzensiz	: Loca çalışmalarına devam etmeyen disiplinsiz masona verilen ad</p>
<p>Ekoizm		: İskoçculuk. Öğretisi Fransa&#8217;da oluşan Fransız Masonluğunun özelliği</p>
<p>Eksper		: Muhakkik. Loca çalışmalarının güvenli bir şekilde yürümesini sağlayan araştırmacı</p>
<p>Eldiven		: Beyaz eldiven. Hz. Süleyman mabedini yapan Hiram Usta&#8217;nın üç kalfası tarafından öldürülmesine Masonların katılmadığının simgesi. Suçsuzluk, Temizlik</p>
<p>Emerit		: Emekli mason. 33. derecesinin son basamağına gelmiş Masonlara kendi isteği üzerine verilen unvan</p>
<p>Envar		: Işıklar. Locada 1. dereceden görevli beş yetkili. Üstad, 1 ve 2. Nazırlar, Hatip, Katip</p>
<p>Eriştirme Töreni: Masonluğa kabul töreni, tekris</p>
<p>Evrenin Ulu Mimarı: Yaratıcı İlke, Tanrı. Evrenin Ulu Mimarı kavramının İslam dinindeki &#8220;Allah inancı&#8221; ile büyük farklılıklar bulunmaktadır. </p>
<p>Fahri Aza	: Ödenti ödeme yükümlülüğü bulunmayan üye</p>
<p>Farmason	: Özgür Mason anlamına gelen &#8220;franmason&#8221; sözcüğünün halk arasındaki bozulmuş şekli</p>
<p>Federasyon	: Mason kuruluşlarından oluşan birlik</p>
<p>G Harfi		: Geometri Bilgisi</p>
<p>Gabaon		: Kudüs çevresinde bir dağ. Masonluğun usta derecesinde yoklama, tanıtma amacıyla kullanılan geçiş sözcüğü</p>
<p>Gece Yarısı	: Masonların simgesel olarak, çalışmalarına son verdikleri saat</p>
<p>Gezegenler	: Loca görevlileri</p>
<p>Gizli Kelam	: Masonluğun her derecesinden farklılık arz eden tanışma sözcüğü</p>
<p>Gönye		: Erdemin sembolü. Davranış ve yapılan işlerde doğruluk</p>
<p>Gözbağı		: Masonların tekris töreninde gözlerine bağlanan bağ</p>
<p>Gözcü		: Resmi toplantılarda loca dışında bekleyen görevli</p>
<p>Gran Loj	: Büyük Loca</p>
<p>Gran Mert	: Büyük Üstad</p>
<p>Grand Oryan	: Büyük Mahfil</p>
<p>Güneş		: Masonluğun nur ve ziyası</p>
<p>Güneş Şövalyesi	: 28. derecedeki masonun unvanı</p>
<p>Güzellik Sütunu	: Mason mabedinde, gönye biçiminde yerleştirilmiş üç sütundan ya da şamdandan birinin adı</p>
<p>Hadim Kardeş	: Locanın bakımı ve benzeri işlerini gözeten görevli</p>
<p>Hakim-i Amir-i Azam: Hakim Büyük Amir. Masonların 33. derecesinde olanların oluşturduğu Yüksek Şura&#8217;nın Başkanı</p>
<p>Hakim Büyük Genel Müfettiş: Masonluğun 33. derecesinde olan ve yüksek şurayı oluşturan masonlara verilen san</p>
<p>Ham Taş		: İnsanların düşünsel ve ruhsal yetersizliklerinin simgesi</p>
<p>Ham Taşı Yontmak: Masonluk eğitimiyle mükemmel insanı yaratmak </p>
<p>Hamail		: Masonların kuşandıkları sağ omuzdan çapraz olarak bele inen, türlü işlemelerle süslü bağ</p>
<p>Harici		: Masonların dışında bulunan, yabancı</p>
<p>Harici Alem	: Toplumsal çevre. Masonluk dışındaki toplum</p>
<p>Hasenat Emini	: Masonların locaya yaptıkları bağışları toplayan görevli</p>
<p>Hatip		: Loca Sözcüsü</p>
<p>Hazine Emini	: Locaların parasal işlerini yöneten görevli</p>
<p>Hemşire		: Kardeş olan Masonların birbirlerinin eşlerine ve yakınları olan bayanlara verdikleri ad</p>
<p>Hemşire Loca	: Aynı obediyansa bağlı locaların birbirlerine verdikleri ad</p>
<p>Hiram		: Hz. Süleyman Mabedini yapan ve 3 kalfası tarafından öldürülen Masonların büyük üstadı</p>
<p>Hiramı öldüren üç kalfa: Cahillik, Bağnazlık ve riyakarlık</p>
<p>Iksoye		: Sözlük anlamı balık. Masonluğun 22. derecesindeki kutsal sözcüğü</p>
<p>Inrı		: Masonluğun 18. derecesinin kutsal sözcüğü</p>
<p>Işık		: Bilim ve Gerçek</p>
<p>Işık Saçan Yıldız: Mason mabedinin doğu duvarında ortasında G harfi bulunan ışık saçan yıldız. Bilimin ve insan dehasının simgesi</p>
<p>İdare Memuru	: Bir locanın eşyalarını koruyan görevli</p>
<p>İdeal Mabedi Kurmak: İnsanlığın masonluk idealleri doğrultusunda düşünsel ahlaksal gelişmesini tamamlamak için çalışmak</p>
<p>İkaf		: Masonlukta en üst dereceye yükselme töreni</p>
<p>İki Sütun	: Yaratılan dünyanın sırları. Hayat ve ölüm</p>
<p>İkinci Nazır	: Bir mason locasında çırak masonların yetiştirilmesinde görevli kişi</p>
<p>İmhal Etmek	: Bir adayın mason olma isteğini bir yıl ertelemek</p>
<p>İnisiasyon	: Masonluğa kabul ve tekris töreni</p>
<p>İntizam halinde Olmak: Locaya devam etmek, ödeneklerini ödemek gibi yükümlülüklerini sürdürmek</p>
<p>İntizama Rücu	: Yükümlülüklerini yerine getirmediği için loca kararıyla ilşkisi kesilen bir masonun, tüm yükümlülükleri yerine getirmesi durumunda düzenli sayılıp yeniden loca çalışmalarına kabul edilmesi</p>
<p>İs&#8217;at		: Yükselme. Loca yönetim görevlerine seçilenlerin, yeni görevlerine başlamaları için yapılan tören</p>
<p>İstifa		: Bir Masonun locasından istifa ederek uyku haline geçmesi</p>
<p>İttihat Zinciri	: Locada yıllık parola verilirken el ele tutuşarak oluşturulan daire. masonların düşünce ve eylem işbirliği </p>
<p>&#8220;J&#8221; Sütunu	: Hz. Süleyman Mabedinde ve Mason locasında bulunan iki sütundan sağdakinin adı. (Jakin) Kalfa derecesinin kutsal sözcüğü</p>
<p>Jehova		: Masonluğun 4. derecesini tanıtmaya yarayan kutsal sözcük</p>
<p>Joaber		: Hz. Süleyman Mabedinin mimarı Hiram&#8217;ın katillerinden Abi Ramah&#8217;ı öldürenin adı 9. derecenin kutsal sözcüğü. Bozuk düşüncelerle savaşmanın simgesi</p>
<p>Jod		: Masonluğun 4. derecesinin kutsal sözcüğü</p>
<p>Kafatası	: Masonlukta ölümü simgeler</p>
<p>Kaldıraç	: İrade gücü. Yetenekli bir kişinin elinde her engeli aşmayı sağlayan verimli güç</p>
<p>Kalfa		: Masonluğun 2. derecesindeki üye(Çırakla ustalık arasındaki derece)</p>
<p>Kardeş		: Masonların birbirlerine karşı kullandığı hitap sözcüğü</p>
<p>Kaymakam	: Büyük Üstad Yardımcısı</p>
<p>Kılıç		: Mason adayı kutsama aracı. Masonların birbirlerini korumalarının simgesi</p>
<p>Kırmızı Oy	: Mason locasında olumsuz oyu simgeler</p>
<p>Kolej		: 22. derecedeki mason mabedine verilen ad</p>
<p>Komandör	: Masonlukta bir şövalye derecesi</p>
<p>Konkordato	: Masonluk kuruluşları arasında yapılan, eşitlik ilkesine dayanan anlaşma</p>
<p>Konsistuar	: Mason locasına üye kardinaller, papazlar ve hahamlar kurullarına verilen ad</p>
<p>Konvan		: Localar delegeleri toplantısı</p>
<p>Kordon		: Mason mabedinin tavanını çevreleyen, yer yer düğümlü iki ucu püsküllü kordon deseni. Kordon kardeşliğin, düğümleri Masonluk gizlerinin simgesi.</p>
<p>Kral Sanatı	: Yüce Masonluk ülküsü</p>
<p>Kudüs Mabedinin Hakim Amiri: 27. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Kudüs Prensi	: 16. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Kutsal Sözcük	: Masonluk derecesini tanıtmaya yarayan sözcük</p>
<p>Kutselakdas	: İlk büyük üstat hiramın kuyuya attığı altın üçgenin bulunduğu yer</p>
<p>Kübik Taş	: Çırak Masonun ham taşı yontarak bir yapıt ortaya koymasının simgesi</p>
<p>Landmarklar	: Masonluğun eski yöntem ve geleneklerinin vazgeçilmez ana ilkeleri</p>
<p>Loca		: Masonların çalıştığı yer(Mahfil, atölye, tezgah)</p>
<p>Lübnan Prensi	: 22. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Mabed		: Masonlukta simgesel olarak genişliği, doğudan batıya dek uzanmış gök kubbesi olan mason locası</p>
<p>Mabed Kapısı	: Güneşin battığı, ışığın söndüğü batı yönü</p>
<p>Madenlerden Tecrit: Tekris günü düşünme hücresine alınan mason adayının üzerindeki madensel eşyaların alınması</p>
<p>Mağara		: Hiram Ustayı öldüren üç ustanın saklandığı yer</p>
<p>Mahkeme-i Kübra	: 31. derece masonlardan oluşan Haysiyet divanı</p>
<p>Mahrem Katip	: 6. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Mahuf Birader	: Masonluğa kabul töreninde mason adayının locaya alınmasıyla ilgili işleri yürüten korkunç kılığa bürünmüş görevli</p>
<p>Mala		: Masonlukta evrensel kardeşliğin simgesi</p>
<p>Malkuth		: Mason locası koruyucusu</p>
<p>Manivela	: Bilginin ve irade gücünün simgesi</p>
<p>Mars		: Mason locasının 1. nazırı</p>
<p>Masonluk Takvimi: Yılın ilk ayı Mart, son ayı ise Şubat olarak belirlenmiş, içinde bulunan yılın tarihine 4000 eklenerek hesaplanan simgesel takvim</p>
<p>Maşrıkı Azam	: Büyük Mahfilin büyük üstadı</p>
<p>Matem Celsesi	: Ölen Masonların anılarını yaşatmak için locada yapılan tören</p>
<p>Matrikül	: Loca üyelerinin kimlik bilgilerinin yazılı bulunduğu kütük</p>
<p>Mavi Masonluk	: Masonluğun ilk 3 derecesi (Çırak, Kalfa, Üstad)</p>
<p>Merkür		: Masonlukta Locanın Gözcüsü</p>
<p>Moaban		: Masonlukta usta derecesini tanıtmaya yarayan kutsal sözcük</p>
<p>Muhadenet Kefili: Obediyansların birbirlerine gönderdiği temsilci</p>
<p>Muhakkik	: Loca çalışmalarının güven altında akışından sorumlu olan görevli</p>
<p>Mukaddes Sır Yüce Prensi: 32. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Mühürdar	: Locanın resmi mührünün emanet edildiği görevli</p>
<p>Mükemmel Üstad	: 5. derece masonlara verilen unvan</p>
<p>Müptedi		: Masonluğa yeni kabul edilen çırak</p>
<p>Nafaka		: Masonların locaya bağışladıkları para</p>
<p>Nazırlar	: Locada üstaddan sonra en yetkili iki görevli</p>
<p>Nizam Vaziyeti	: Ayağa kalkıp, çalışmakta olan derecenin işareti verilerek yapılan saygı duruşu</p>
<p>Nur ve Ziya	: Gerçeğin ve bilimin ışığı</p>
<p>Nur ve Ziyaya Kavuşmak: Mason locasına kabul edilmek</p>
<p>Obediyans	: Sözcük anlamı itaatir. Büyük loca altında çalışan localar birliği</p>
<p>Olgunlaşma Mahfilleri: Masonlukta 4 &#8211; 14. dereceleri üzerine çalışma yapan mahfiller</p>
<p>Onbeşlerin Seçilmiş Hakimi: 10. derece masonlara verilen unvan</p>
<p>Operatif Masonluk: Mimarlık yapıtlarını kuran masonlar</p>
<p>Orta Hücre	: Masonlukta varılmak istenen ülkünün odak noktası</p>
<p>Parola		: Masonların bir başka locayı ziyaretlerinde mason olduklarını tanıtmak için kullandıkları, her yıl değişen gizli sözcük (yıllık kelime)</p>
<p>Patent		: Bir locanın kurulması için büyük loca&#8217;nın verdiği izin belgesi</p>
<p>Pek Muktedir	: 4. ve 9. derecelerinin loca başkanının unvanı</p>
<p>Prusya Şövalyesi: 21. derecedeki Masonlara verilen unvan</p>
<p>Refik		: Masonluğun 2. derecesindeki kimse, kalfa</p>
<p>Remiz		: Masonluğun kullandığı simgesel anlamlı sözcükler</p>
<p>Remzi Mahfiller	: 1. , 2. ve 3. derece çalışma yapan localar</p>
<p>Rit		: Yöntem ve gelenek olarak ayrılık gösteren Mason kuruluşlarından her biri</p>
<p>Ritüel		: Masonluğun eğitici simgelerini, yöntemlerini, geleneklerini ve ruhunu gösteren tören rehberi</p>
<p>Roz Krua Şövalyesi: 18. derecedeki masonlara verilen unvan	</p>
<p>Royal Arş Şövalyesi: 13. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Sancaktar	: Törenlerde locanın sancağını ve özel işaretlerini taşıyan görevli</p>
<p>Satürn		: Mason locasında dahili muhafız</p>
<p>Sen Andre Büyük İskoçyalısı: 29. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Sır Üstadı	: 4. derecedeki masonların unvanı</p>
<p>Siyah Masonluk	: Masonluğun 19 &#8211; 30. dereceleri. Felsefe atölyeleri</p>
<p>Spekülatif Masonluk: Masonik ilkeler doğrultusunda tüm insanlar arasında kardeşlik bağlarını kurmak doğrultusunda çalışmak ülküsüne bağlı masonluk</p>
<p>Süprem Konsey	: Yüksek Şura. İskoç Riti&#8217;nde 33. derecedeki Masonlardan oluşan yüksek dereceler üzerinde egemen olan yönetim kurulu</p>
<p>Şamdan		: Kutsal ateşim simgesel olan ışıklarının tümü</p>
<p>Şapka		: Ustalığın üstünlüğü ve ayrıcalığı</p>
<p>Şerit		: Masonlukta söz ve kararda direniş ve sebatı simgeler</p>
<p>Şura-i Ali-i Osmani: 2 Mart 1909&#8242;da kurulan osmanlı yüksek şurası, sürem konsey adı verilen ulusal masonluk gücü</p>
<p>Tabernakl Prensi: Yahudilerin, çölde kaldıkları sırada kutsal sandığı sakladıkları çadır. 24. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Taksir-i Müddet	: Bir masonun terfi süresini beklemeksizin bir ya da birkaç derece yükseltilmesi</p>
<p>Talip		: Mason olmak isteyen kimse</p>
<p>Tefekkür Hücresi: Mason adayının, masonluğa kabul töreninden önce kendi benliğiyle karşı karşıya kalıp düşünmesi için alındığı küçük oda</p>
<p>Tekemmül Mahfili: 4. dereceden 14. dereceye kadar çalışma yapan İskoç riti olgunlaşma locaları</p>
<p>Tekris		: Eriştirme, Masonluğa kabul töreni</p>
<p>Teşrifatçı	: Tören üstadı. Locaları yöneten görevli</p>
<p>Triniter İskoçyalı: 26. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Tunç Yılan Şövalyesi: 25. derecedeki masonlara verilen unvan</p>
<p>Tuz		: Masonlukta akıl, bilgelik ve itidali sembolize eder</p>
<p>Umumi Heyet	: Tüm locaların delegelerinden oluşan kurul (Genel Kurul)</p>
<p>Usta		: Gerçek anlamıyla simgesel masonluğun en yüksek derecesine rişmiş, masonluğun ruhunu anlamış mason</p>
<p>Uyanma		: Bir masonun kendi locasından ayrılması ya da locasının ortadan kalkması nedeniyle bir başka locaya kabul edilmesi</p>
<p>Uyumak		: Bir mason kuruluşunun, olaganüstü zorunlu nedenlerle bir süre için kendi eliyle localarını kapatıp çalışmasına son vermesi</p>
<p>Üç		: Geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanlarda &#8220;Üçgen&#8221; in simgesi</p>
<p>Üç Büyük Nur	: Masonlukta Zebur, Tevrat ve İncili sembolize eder</p>
<p>Üçgen		: Masonluğun temel simgesi. Üçgenin kenarları özgürlük, eşitlik ve kardeşliğitemsil eder. Kenarları akıl, kuvvet ve güzelliktir</p>
<p>Üç Kez Muktedir	: 4 &#8211; 14. derecelerin üstadının unvanı</p>
<p>Üç Nokta	: Masonlukta gizemi sembolize eden kısaltma işareti</p>
<p>Üç Sütun	: Mason mabedinde gönye biçiminde yerleştirilmiş üç sütun ya da şamdan. Hikmet, güzellik ve kuvvet simgesi</p>
<p>Üstad		: Usta Mason</p>
<p>Üstad-ı Muhterem: Loca başkanı</p>
<p>Yavru Kurtlar	: Mason Çocuklar</p>
<p>Yedi		: Usta masonun simgesi ve yaşı. Süleyman Mabedinin yedi yılda tamamlandığı iddia edilmektedir.</p>
<p>Yıldız		: Mason mabedinde ortasında G harfi bulunan ışık saçan yıldız biliminin ve insan dehasının simgesi</p>
<p>Yıldızları Göstermek: Locanın şamdanlarını yakmak</p>
<p>Yıllık Kelime	: Localara girişte kullanılan parola. Parolayı unutan masonun loca başkanından tekrar parolayı sorması masonlukta kesin olarak yasaklanmıştır</p>
<p>Yod		: Masonlukta 4. dereceyi tanımlamaya yarayan kutsal sözcük</p>
<p>Yüce İskoçyalı	: 19. derece masonlara verilen unvan</p>
<p>Yüce Seçilmiş şövalye: 11. derecedeki masonları tanımlayan sembol</p>
<p>Yüce üstad	: 14. derece masonlara verilen unvan</p>
<p>Yüksek Danışma Kurulu: 32. derecedeki masonlardan oluşan yargılama kurulu	  	</p>
<p>Yüksek Şura	: 33. derecedeki eylemli masonlardan oluşan kurul</p>
<p>Zeytin Dalı	: Dünya masonluğunun barış ve kardeşliği</p>
<p>Ziyafet Memuru	: Agap adı verilen şölenleri, masonluk geleneklerine göre hazırlayan görevli		   </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hürriyet İnsan Hakları]]></title>
<link>http://aydindogan.wordpress.com/2009/04/23/hurriyet-insan-haklari/</link>
<pubDate>Thu, 23 Apr 2009 21:54:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>okayy</dc:creator>
<guid>http://aydindogan.wordpress.com/2009/04/23/hurriyet-insan-haklari/</guid>
<description><![CDATA[1948 yılında kurulmuş olan Hürriyet Gazetesi’nin 60. yılının, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evre]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-27" title="hurriyet_ik" src="http://aydindogan.wordpress.com/files/2009/04/hurriyet_ik.jpg" alt="hurriyet_ik" width="251" height="270" /></p>
<p>1948 yılında kurulmuş olan Hürriyet Gazetesi’nin 60. yılının, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin yayınlanmasının 60. yılına tesadüf etmesiyle Hürriyet, yıldönümü kutlamalarının ana teması olarak “insan hakları” konusu ele aldı.</p>
<p>Hak kavramını insanların gündelik hayatına sokmak, onları hakları konusunda bilgilendirmek üzere Türkiye Cumhuriyet Devlet Demiryolları (TCDD) ile bir ortaklık kuruldu ve “Hürriyet Hakkımızdır/Tren Özgürlüktür” projesi oluşturuldu. Kars&#8217;tan Edirne&#8217;ye, içinden demiryolu geçen 45 Anadolu kenti ve kasabasına uğrayacak ‘Hürriyet Hakkımızdır Treni’ hazırlandı.</p>
<p>13 vagondan oluşan 340 metrelik Hürriyet Treni’nin yolculuğu 1 Temmuz 2008’de Kars’ta başladı, 45 gün sonra Edirne’de sonlandı. Bu yolculukta Hürriyet’in en önemli proje ortağı TCDD&#8217;ydi; projede Uluslararası Af Örgütü başta olmak üzere kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları bir arada yer aldı.</p>
<p>Hürriyet Treni, uğradığı şehirlerde insanlara “hak&#8221; kavramını anlatıp, onları sahip oldukları haklar konusunda bilgilendirirken, aynı zamanda bu şehirlerin insan hakları konusundaki önceliklerini ve taleplerini gazete yayınları ile duyurdu.</p>
<p>Tren, garlarda kalabalıklar ve törenlerle karşılandı, yerel yöneticiler ve sivil toplum kuruluşları treni ziyaret etti ve insan hakları konusunda fikir alışverişinde bulundu.</p>
<p>Proje kapsamında, çocuklar için insan hakları mesajları içeren Akbank Çocuk Tiyatrosu’nun “Masal Masal İçinde” adlı tiyatro oyunu ve atölye çalışmaları; Hürriyet’in kuruluşundan itibaren 60 yıllık yolculuğunu, insan hakları bağlamında ele alan Hürriyet Hakkımızdır sergisi bulunuyordu. Rock grupları, birçok kentte insan hakları konserleri verdi.</p>
<p>“Hürriyet Aile İçi Şiddete Son!” kampanya ekibi, bir yandan her garda şiddete karşı eğitim seminerleri düzenlerken, bir yandan da bu kentlerde şiddet ve insan haklarıyla ilgili bir rapor oluşturdu. Konda Araştırma Şirketi, “kentli kadında hak algısı” üzerine bir anket gerçekleştirdi.</p>
<p>Yolculuk, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü öğretim üyesi ve öğrencileri tarafından her açıdan fotoğraflandı, bir belgesel ekibi tarafından görüntülendi.</p>
<p>Tren anıları, araştırma sonuçları, fotoğraf albümü ve Tren Belgeseli’nin kamuoyuyla paylaşılması, bu sayede Hürriyet Hakkımızdır yolculuğunun etkileri yayılması, yolculuğun 2009 yılında da daha zengin bir içerikle tekrarlanması planlanmaktadır.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tarih-Kültürel Çeşitlilik / Köprülerin altından çok sular geçti]]></title>
<link>http://tarihs.wordpress.com/2009/04/20/tarih-kulturel-cesitlilik-koprulerin-altindan-cok-sular-gecti/</link>
<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 12:46:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>recchie70</dc:creator>
<guid>http://tarihs.wordpress.com/2009/04/20/tarih-kulturel-cesitlilik-koprulerin-altindan-cok-sular-gecti/</guid>
<description><![CDATA[“ O köprünün altından çok sular geçti” &#8230;. çok takılır aklıma bu söz . Der ki “ çok sular aktı,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://tarihs.wordpress.com/files/2009/04/ner.jpg"><img src="http://tarihs.wordpress.com/files/2009/04/ner.jpg?w=135" border="0" /></a><br /><a href="http://tarihs.wordpress.com/files/2009/04/most2.jpg"><img src="http://tarihs.wordpress.com/files/2009/04/most2.jpg?w=135" border="0" /></a><br /><a href="http://tarihs.wordpress.com/files/2009/04/absx.jpg"><img src="http://tarihs.wordpress.com/files/2009/04/absx.jpg?w=104" border="0" /></a><br /><a href="http://tarihs.wordpress.com/files/2009/04/abs.jpg"><img src="http://tarihs.wordpress.com/files/2009/04/abs.jpg?w=104" border="0" /></a><br /><a href="http://tarihs.wordpress.com/files/2009/04/ab.jpg"><img src="http://tarihs.wordpress.com/files/2009/04/ab.jpg?w=121" border="0" /></a><br />“ O köprünün altından çok sular geçti” &#8230;.  çok takılır aklıma bu söz . Der ki “ çok sular aktı,yani zamanlar  da  o sular gibi aktı ve geçti&#8230;. çok  geçti&#8230;.. artık yeni bir zaman ve o zamanın yeni şartları ile yaşıyoruz hayatı. Eski şartları unut,bekleme,bitti&#8230;.”  bu  mecazi anlamın dışından bakarsanız çok farklı bir nokta çarpar gözünüze, “ Su” lar vardır  ve o “su” ların aktığı yatağın iki tarafı vardır , bu iki tarafı birleştirmek için bir köprü yapılmıştır ve “su” o köprünün altından akar geçer , geçerken zaman değiştirir  ama “su “ madde olarak değişmez,  doğal  çevrimi yoluyla   bir gün tekrar aynı köprünün altından geçer ve  bir daha,  bir daha  &#8230;. garip bir “ironi” var bu sözün içinde.<br />           “Su” dan ve köprülerden bahis açarak başladık yazımıza ,  suların ayırdığını birleştiren köprülerden, köprülerin altından geçen suların ve zamanın  ilgi çekici bir buluşmasından   bahsedelim o  vakit&#8230;..<br />   “    15 yy ın hemen başları , Avrupa Ortaçağ’ın koyu karanlığından yeni yeni  uyanma çabasında   olduğu zamanlar İtalya’ da Ser Piero da Vinci&#8217;nin ve muhtemelen bir çiftçi kızı olan Caterina&#8217;nın evlilik dışı çocuğu olarak Vinci kasabası yakınlarındaki Anchiano&#8217;da dünyaya geldi.İsmi Leonardo idi babasının nadiren uğradığı büyükbabasının evinde yaşamaya başladı; arada sırada Floransa’ya babasının evine giderdi 14 yaşına kadar Vinci’de yaşayan Leonardo, büyükanne ve büyükbabasının ardı ardına ölmesi üzerine 1466’da babası ile birlikte Floransa’ya gittiKüçük yaştan itibaren çok güzel çizimler yapan Leonardo’nun resimlerini babası, dönemin ünlü ressam ve heykeltıraşı Andrea del Verrocchio&#8217;ya gösterince, Verrochio onu çırak olarak yanına aldı Floransa’yı 1482’de terkederek Milano Dükü Sforza’nın hizmetine girdi. Dükün hizmetine girebilmek için köprüler, silahlar, gemiler, bronz, mermer ve kilden heykeller yapabileceğini anlattığı ancak göndermediği mektubu bütün zamanların en olağanüstü iş başvurusu sayılır. 1485 &#8211; 1490 yıllarında doğa, mekanik, geometri, uçan makinelerin yanısıra, kilise, kale ve kanal yapımı gibi mimari yapılar ile ilgilendi, anatomi çalışmaları yaptı, öğrenciler yetiştirdi. İlgi alanı o kadar genişti ki, başladığı çoğu işi bitiremiyordu. 1490 &#8211; 1495 yıllarında çalışmalarını ve çizimlerini deftere kaydetme alışkanlığı geliştirdi. Anladınız sanırım Leonardo da Vinci den söz ediyoruz ama burada araya girmekte fayda var Leonardo pek çok şey gibi köprüler  de tasarladığı  1489 yılında Milano dan çok çok uzakta ,Kayseri Ağırnas’da bir hristyan ailenin bir erkek çocukları oldu&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />     Biz kaldığımız noktadan devam edelim. Leonardo 1499 yılına kadar Milano da yaşadı 1499’da Milano&#8217;yu terkeden ve yeni bir koruyucu (hami ) aramaya başlayan Leonardo, 16 yıl boyunca İtalya’da seyahat etti. Pek çok kişi için çalıştı, çoğu eserini yarım bıraktı. İşte bu zaman dilimi içinde bir yerde 1502 senesinde,kendisi için aradığı koruyucuların en  kudretlisine Osmanlı padişahı 2.Beyazıt’a hitaben “Ben kulunuz İstanbul’dan Galata’ya uzanan bir köprü yapmak istiyorum”  arznamesini  ve aşağıda gördüğünüz köprü çizimi eskizlerini ve planlarını gönderir</p>
<p>Leonardo bu talebine (çok profesyonelce iş başvurusuna) bir cevap alamaz. Altın boynuz diye bilinen Haliç üzerinde eserini görmeyi bu yolla doğuyu ve batıyı, bu iki koskoca medeniyeti birbirine bağlamayı başaran ilk kişi olmayı çok istemiştir sanırız çünki muhteşem eseri “Mona Lisa” yı yapmaya başladığı tarih bu olaylardan 1 yıl sonrasına rastlar<br />     Bu arada Osmanlı Devletinin başına 2.Beyazıt’ın oğlu 1.Selim(Yavuz ) geçmiş ve tarihler 1511 senesini gösterdiğinde Kayseri Ağırnas da doğan Hristyan çocuk “devşirilmiş” olarak yeniçeri ocağına girer  artık adı Abdulmennan oğlu Sinan dır.kendi ağzından bunu “<em>Bu değersiz kul , Sultan Selim Hanın saltanat bahçesinin devşirmesi olup , Kayseri sancağından oğlan devşirilmesine ilk defa o zaman başlanmıştı&#8230;&#8230;.. kurallara bağlı olarak kendi isteğimle dülgerliğe seçildim. Ustamın eli altında , tıpkı bir pergel gibi ayağım sabit olarak merkez ve çevreyi gözledim. Sonunda yine tıpkı bir pergel gibi yay çizerek , görgümü artırmak için diyarlar gezmeye istek duydum&#8230;&#8230;.. padişah hizmetinde Arap ve Acem ülkelerinde gezip tozdum. Her saray kubbesinin tepesinden ve her harabe köşesinden bir şeyler kaparak bilgi, görgümü artırdım.” </em>diye anlatan bu genç  1516 da  ilk kez mimar olarak Mısır seferine katılan Mimar Sinan dan başkası değildir<br />    1516 tarihi Sinan için mimarlık yolundaki ilk adımlar anlımına geliyorken Leonardo ustalığın zirvesinde Fransa Kralı 1.Francis in davetiyle Fransa’ nın baş ressam,mühendis ve mimarı olmuştur  1519 yılında Leonardo da Vinci arkasında bugün bile sırrı çözülememiş pek çok deha ürünü şaheser bırakarak ( ve fakat Haliç’in üzerine istediği köprüyü yapamadan) dünyaya gözlerini kapar</p>
<p>• Zaman köprülerin  altından akan sular misali akmaya devam eder  1538 yılında Osmanlı İmparatorluğu 3 kıta ya yayılmış bir “Dünya devleti” olarak en zirvedeki günlerini yaşamaktadır , Mimar Sinan  büyük bir usta olarak mimarbaşılığa getirilmiştir O’ nun zamanında imparatorluğun her yerinde artık kurumsallaşmaya başlamış  Osmanlı mimari stili ile bir çok eser boy göstermekte bu arada kendi sanatını pek çok öğrencisine öğretmektedir. Günün birinde Kanuni Sultan Süleyman baş mimarı Sinan&#8217; ı huzuruna çağırarak şöyle söylediği anlatılmaktadır: &#8220;<em>Ey koca mimar! Batı&#8217; da gittiğimiz en uç ilimiz Mostar&#8217; da öyle bir köprü yaptırasın ki, bu güne kadar eşi benzeri görülmeye; bakan gözü gönlü fethede; Türk&#8217; ün adını hatırlata, yaşata!</em>&#8221; dediği zaman  Neretva nehrinin eşsiz güzelliği henüz taçlanmamıştır.   Gerçekten  Neretva nehri belki tümAvrupa’da görebileceğiniz en güzel nehirdir.Zümrüt yeşili suları ile kıvrılarak akan bu nehir için duyduğum en güzel söz şudur” “<em>Neretva’nın  kökeni bosnalı, ruhu Osmanlıdır  Mostar’ı bulabilmek için akar Mostar’ın gönlünden akar”</em>İşte o Neretva nın üzerine Sinan’ ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından tasarlanan köprü, 9 yılda inşa edilmiş ve 1566 &#8216;da tamamlanmıştır.4 metre genişliğinde, 30 metre uzunluğunda ve Neretva nehrinden 24 metre yükseklikteki köprü, dönemi için gelişmiş bir teknoloji ile inşa edilmiştir..Rivayete göre Osmanlı Sultanı&#8217;nın Mimar Hayreddin &#8216;e tahta destekler kaldırıldığında köprü yıkılırsa onu idam edeceğini söylediği ve mimarın o gün kendi mezarını kazmaya başladığı anlatılır. Köprü sağlamlığını kanıtlarcasına &#8216;429 yıl &#8216; ayakta kalmayı başarmıştır.. İçlerinde “mostari” ( köprü bekçileri) oturduğundan Mostar adı bu kelimeden gelmekteymiş. Mimar Sinan’ın kullandığı teknikle yapılan köprü 1992 tarihinde yıkıldlıktan sonra tekrar yapılırken ancak ve sadece aynı teknik tekrar kullanılarak inşa edilebilmiştir<br />  Mostar köprüsü ve Neretva  acılarla kardeş olmuş bir coğrafyanın canlı tanığıdır.Neretva ya yıllar boyu savaşların,ölümlerin,çilelerin,acıların göz yaşları karışmış Mostar içini Neretva’ya dökmüş Neretva yıkılan,yakılan,Mostar’a ağlamıştır.İnanın ki Neretva ya karışan tüm göz yaşaları  yollar aşar sulardan sulara karışır , 1502 de yapılmayan ama 2010 Kültür başkenti İstanbul programı dahilinde  Haliç kıyısına Eyüp-Sütlüce arasına birebir ölçüleri ile yapılmasına ve . Üzeri, Mimar Sinan&#8217;ın da pek çok köprüsünde kullandığı, küfeki taşı ile kaplanmasına karar verilen  “Da Vinci Köprüsü”  nün  altında Haliç’le buluşur.Esasında hiç de anormal olmaz ama ne olursa olsun bu köprünün açılış tarihi 15 Nisan olmalı neden mi? hem  Kayseri&#8217; li Mimar Sinan a hemde Vinci&#8217; li Leonardo &#8216;ya doğum günü hediyesi olması için  evet yanlış anlamadınız  yılları farklı olmak kaydıyla <strong>her iki dahi &#8216;nin doğum günü 15 Nisan dır</strong>.Koca Sinan&#8217;ın dediği gibi bir ayağımızı pergelin sabit ucu  olarak  Neretva&#8217;ya,Mostar&#8217; a dayadık ve bir yay çizdik kendimize çağının İki büyük  deha&#8217;sının köprülerinin altından geçen sulara baktık ve  .Siz bakmayın &#8220;köprülerin altından çok sular aktığına&#8221;,ya da bundan sonra daha bir dikkatle ! bakın</p>
<p>Ersan Bengisu</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Google&rsquo;dan Mimar Sinan&rsquo;a &Ouml;zel Logo]]></title>
<link>http://sarptas.wordpress.com/2009/04/16/google_mimar_sinan_logosu/</link>
<pubDate>Wed, 15 Apr 2009 22:46:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>Hasan Sarptaş</dc:creator>
<guid>http://sarptas.wordpress.com/2009/04/16/google_mimar_sinan_logosu/</guid>
<description><![CDATA[Google, arama sitesinde özel günler, etkinlikler (spor oyunlunları) ve tatiller gibi günlerde logosu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img style="display:block;float:none;margin-left:auto;margin-right:auto;" src="http://i44.tinypic.com/2ikqx74.jpg" /> </p>
<p><a href="http://www.google.com.tr/" target="_blank">Google</a>, arama sitesinde özel günler, etkinlikler (spor oyunlunları) ve tatiller gibi günlerde logosunu değiştiriyor. <a href="http://www.google.com.tr/" target="_blank">Google</a> Türkiye arama sitesinde bu kez de <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mimar_Sinan" target="_blank">Mimar Sinan</a>’ın doğum için bir logo (<a href="http://images.google.com/images?q=google%20doodle" target="_blank">doodle</a>) tasarlamış.</p>
<p><a href="http://www.google.com.tr/" target="_blank">Google</a>’ın bu tür özel günleri hatırlması ve hatırlatması güzel elbette; ama bu tür logoların sadece <a href="http://www.google.com.tr/" target="_blank">Google</a> Türkiye arama sitesinde değil; uluslararası olarak yapılması bir değer taşıyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Google Amca Mimar Sinan'a Jest Yaptı]]></title>
<link>http://webisweb.wordpress.com/2009/04/15/google-amca-mimar-sinana-jest-yapti/</link>
<pubDate>Wed, 15 Apr 2009 14:31:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>webisweb</dc:creator>
<guid>http://webisweb.wordpress.com/2009/04/15/google-amca-mimar-sinana-jest-yapti/</guid>
<description><![CDATA[Bugün itibariyle firefoxu açtığımda (anasayfam google ) Google Amcanın Mimar Sinan için logo yaptığı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bugün itibariyle firefoxu açtığımda (anasayfam google ) Google Amcanın Mimar Sinan için logo yaptığı]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
