<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>mustafa-kemal-ataturk &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/mustafa-kemal-ataturk/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "mustafa-kemal-ataturk"</description>
	<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 02:52:01 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Mustafá Kemal Atatürk]]></title>
<link>http://noticieroalternativo.com/2009/11/27/mustafa-kemal-ataturk/</link>
<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 22:25:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>noticieroalternativo</dc:creator>
<guid>http://noticieroalternativo.com/2009/11/27/mustafa-kemal-ataturk/</guid>
<description><![CDATA[(Tesalónica, actual Grecia, 1881-Estambul, 1938) Político turco. Participó, en calidad de oficial, e]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><img class="aligncenter" src="http://www.boomrbill.com/wp-content/uploads/2009/04/ataturk.jpg" alt="" width="278" height="313" /></p>
<p style="text-align:justify;">(Tesalónica, actual Grecia, 1881-Estambul, 1938) Político turco. Participó, en calidad de oficial, en la guerra ítalo-turca (1911-1912), en la que obtuvo la victoria en Tripolitania, y en la guerra balcánica de 1912-1913. Durante la Primera Guerra Mundial, ya con el grado de coronel y posteriormente el de general, venció en los Dardanelos (1915), aunque dicha victoria no pudo evitar la final derrota turca.</p>
<p style="text-align:justify;"><!--more-->Mostró su desacuerdo con el armisticio de Mudros (1918), lo que le llevó a crear el Partido Nacionalista Turco, con el que organizó la resistencia nacional. En 1920 fue nombrado presidente de la  Asamblea Nacional, cargo desde el que se enfrentó militarmente a Grecia y Armenia, países a los que arrebató los territorios que habían recibido por el tratado de Sèvres (1920). El tratado de Lausana (1923) otorgó a Turquía los territorios conquistados, al tiempo que proclamaba la independencia de la joven República.</p>
<p style="text-align:justify;">En 1922 abolió el sultanato y en 1923 proclamó la República turca, de la que se erigió en máximo dirigente. Desde el primer momento, su política al frente del gobierno estuvo encaminada hacia un único objetivo, basado en la construcción de una nación turca a imagen y semejanza de los países occidentales. Para ello, promulgó un decreto a favor de la laicización de la Administración e introdujo importantes reformas, como la implantación de la monogamia, la puesta en marcha de un sistema educativo y una legislación laicos, y la introducción del calendario gregoriano y el alfabeto latino.</p>
<p style="text-align:justify;">Fuente: Biografias y Vidas.com</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk'ün Hayatı]]></title>
<link>http://dersimizvar.wordpress.com/2009/11/21/mustafa-kemal-ataturkun-hayati/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 20:14:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>oynabi</dc:creator>
<guid>http://dersimizvar.wordpress.com/2009/11/21/mustafa-kemal-ataturkun-hayati/</guid>
<description><![CDATA[Öğrenim Hayatı ·   Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Cad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Öğrenim Hayatı</strong></p>
<p>·   Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu.</p>
<p>·  Babası bir gümrük memuru olan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır.</p>
<p>·  aba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir.</p>
<p>·  Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır.</p>
<p>·  Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi.</p>
<p>·  Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına kadar yaşadı.</p>
<p>·  Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti.</p>
<p>·  Ancak Mustafa Kemal babasını çok küçük yaşlarda kaybetti (1888).</p>
<p>·  Bu nedenle okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Mustafa ve annesi dayıları ile birlikte yaşamak üzere taşraya Rapla Çiftliği’ne gittiler. Onu annesi büyüttü.</p>
<p>·  Mustafa çiftlikte çalışmaya başlamış, ancak annesi okula gitmemesi nedeniyle endişelenmeye başlamıştı. Sonunda, annesinin Selânik’teki kız kardeşi ile birlikte yaşamalarına karar verildi. Böylece Mustafa Selânik’e dönüp okulunu bitirdi.</p>
<p>·  Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu.</p>
<p>·  Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okuldaki Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına “Kemal” i ilave etti. Askeri Rüştiyeyi 1895 yılında bitirdikten sonra, Mustafa Kemal, Manastırdaki Askeri İdadiye girdi.</p>
<p>·  1899 yılında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, 3 Mart 1899′da İstanbul’da Harbiye’nin hazırlık sınıfına kaydoldu. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu.</p>
<p>·  Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905′te kurmay yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı.</p>
<p><strong>Özetle Atatürk’ün Okuduğu Okullar:</strong></p>
<p>¨   Mahalle Mektebi,</p>
<p>¨   Şemsi Efendi İlkokulu,</p>
<p>¨   Mülkiye Rüştiyesi,</p>
<p>¨   Selanik Askeri Rüştiyesi,</p>
<p>¨   Ma­nastır Askeri İdadisi,</p>
<p>¨   İstanbul Harp Okulu</p>
<p>¨   Harp Akademisi</p>
<p><strong>Askerlik Hayatı</strong></p>
<p>· 1905-1907 yılları arasında Şam’da V. Ordu emrinde görev yaptı. Daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâyi Milliye ile ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.</p>
<p>·  Arkadaşları ile Şam’da “Vatan ve Hürriyet” adında bir dernek kurdu.</p>
<p>·  1907′de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı.</p>
<p>·  19 Nisan 1909′da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı.</p>
<p>·  1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı.</p>
<p>·  1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.</p>
<p>·  1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal kendi isteğiyle bir grup arkadaşıyla birlikte Trablus’a gitti; Tobruk ve Derne savunmalarında görev aldı. Mustafa Kemal henüz Libya’da iken Balkan Savaşı başladı.</p>
<p>·  Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü.</p>
<p>·  Balkan Savaşı’nda (1912-1914) başarılı bir kumandan olarak hizmet verdi.</p>
<p>·  Balkan Savaşı sonunda, Mustafa Kemal Sofya’ya askeri ataşe olarak atanmıştır.</p>
<p>·  22 Aralık 1911′de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912′de Derne Komutanlığına getirildi.</p>
<p>·  1913 yılında Sofya Ateşemiliterliği’ne atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915′te sona erdi. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başlamış ve Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.</p>
<p>·  18 Mart 1915′te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915′te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi.</p>
<p>·  İngilizler 6-7 Ağustos 1915′te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. 8 Ağustos 1915 tarihinde Anafartalar Grup Kumandanlığına getirildi.</p>
<p>·  Birinci Dünya Savaşı esnasında, Anafartalar’daki Türk kuvvetlerine kritik bir zamanda kumanda etti. Bu sırada Çanakkale Boğazı’na çıkarma yapılmış ve Mustafa Kemal bu durumu kişisel gayretiyle kurtarmıştır. Savaş esnasında, Mustafa Kemal’in kalbinin üzerine bir şarapnel parçası isabet etmiş, ancak göğüs cebinde bulunan saati onun hayatını kurtarmıştır.</p>
<p>·  Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti.</p>
<p>·  Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilâf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine verdiği “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini değiştirmiştir.</p>
<p>·  Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’ndan sonra 1916′da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı.</p>
<p>·  1 Nisan 1916′da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı.</p>
<p>·  Daha sonra Kafkaslarda ve Suriye’de hizmet etti. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917′de İstanbul’a geldi.</p>
<p>·  Veliaht Vahdettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu.</p>
<p>·  15 Ağustos 1918′de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunmalar yaptı.</p>
<p>·  Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918′de Suriye’de bulunan Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918′de İstanbul’a dönüp Harbiye Nezâreti’nde göreve başladı.</p>
<p>·  Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilâf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıktı.</p>
<p>·  22 Haziran 1919′da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını” ilân edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı.</p>
<p>·  23 Temmuz -7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 – 11 <a title="Eylül" href="http://www.ozgurokul.org/index.php/uncategorized/eylul-mehmet-rauf"></a>Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı.</p>
<p>·  27 Aralık 1919′da Ankara’da heyecanla karşılandı.</p>
<p>·  23 Nisan 1920′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi.</p>
<p>·  Türkiye Büyük Millet Meclisi,<strong> Kurtuluş Savaşı’</strong>nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabûl edip uygulamaya başladı.</p>
<p>·  Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919′da Yunanlıların İzmir’i işgâli sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 1</p>
<p>·  0 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı.</p>
<p><strong>Siyasi Hayatı</strong></p>
<p>·Mustafa Kemal, Harp Akademisi’ndeyken siyasi konulara ilgi duydu.</p>
<p>·  Osmanlı Devleti’nin tarihi ömrünü tamamladığı ve milli egemenliğe dayalı yeni bir devlet kurmak gerektiği düşüncesini benimsedi.</p>
<p>·  Şam’da görevliyken arkadaşlarıyla Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu.</p>
<p>·  Daha sonra Selanik’e geçerek İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Ancak bir süre sonra görüş ayrığı yaşayarak ayrıldı.</p>
<p>·  Mondros Ateşkesi sonrası, işgaller başlayınca Mustafa Kemal, Anadolu’da Kurtuluş Savaşı<a title="Kurtuluş Savaşı" href="http://www.ozgurokul.org/index.php/ders-notlari/inkilap-tarihi/kurtulus-savasi"></a>’nı başlattı. Örgütlenme aşamalarında olan kongrelere başkanlık yaptı.</p>
<p>·  TBMM2nin ilk meclis başkanı, cumhuriyetin ilanından sonra ilk cumhurbaşkanı oldu.</p>
<p><strong>Atatürk’ün Kişiliği ve Özellikleri</strong></p>
<p><em><strong>Çok Yönlülüğü</strong></em></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, çok yönlü ve üstün kişiliği olan bir liderdir. Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması’yla ortaya çıkan tehlikeli durumu ilk olarak görüp milletin dikkatini çeken odur. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi’nde, vatanın bütünlüğünün ve milletin istiklâlinin tehlikede olduğunu söyledi. Erzurum Kongresi’nde, millî sınırlar içinde vatanın parçalanmaz bir bütün olduğunu bütün dünyaya ilân etti. Kurtuluş Savaşı’nı bunun için başlattı. Bu konuda hiçbir taviz vermedi. Vatan savunmasını her şeyin üzerinde tuttu. Sakarya Savaşı sırasında <strong>“Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz” </strong>diyerek bu konudaki kararlılığını gösterdi. <strong>Sanatseverliği</strong></p>
<p><strong><em>İleri Görüşlülüğü</em></strong></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, daha Birinci Dünya Savaşı devam ederken Osmanlı Devleti’nin hızla felâkete doğru sürüklendiğini görüp çareler aramaya başlamıştır. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu en doğru şekilde tespit etmiş ve ilerisi için en doğru kararları almıştır.</p>
<p>Atatürk’ün gençlere söylediği <strong>“Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lâzımdır”</strong> sözü, onun ileri görüşlü bir lider olduğunu açıkça ortaya koymaktadır</p>
<p><strong><em>Açık Sözlülüğü</em></strong></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, doğru bildiği şeyleri açıkça söylemekten çekinmezdi. Şu sözleri bunun en güzel örneğidir: <strong>“Ben düşündüklerimi sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda lüzumu olmayan bir sırrı kalbimde taşımak iktidarında olmayan bir adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim”. </strong></p>
<p><strong><em>Öğreticiliği</em></strong></p>
<p>Atatürk, kararlı ve mücadeleci bir liderdi. Güçlükler karşısında yılmayan, ümitsizliğe düşmeyen kişiliği onun Millî Mücadele’nin lideri olmasını sağlamıştır. Samsun’a çıktıktan sonra, Kâzım Karabekir Paşaya çektiği bir telgrafta, o günlerdeki ağır durumu belirttikten sonra “Bununla beraber bütün umutlar kaybolmuş değildir. Memleketi bu durumdan ancak Türk milletinin mukavemet azmi kurtarabilir” diyordu. Eskişehir-Kütahya Savaşları’ndan sonra Yunanlılar, Ankara’ya doğru ilerlemeye başladıkları zaman, Mustafa Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından başkomutanlık görevine getirilmişti. Başkomutan olarak yaptığı ilk konuşmasındaki <strong>“Milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, behemehal (ne yapıp edip) yeneceğimize dair güvenim bir dakika olsun sarsılmamıştır”</strong> sözleri onun hiçbir zaman ümitsizliğe yer vermediğini ve mücadelesindeki kararlılığı gösteren başka bir örnektir.</p>
<p><strong><em>Planlılığı</em></strong></p>
<p>Atatürk, bütün çalışmalarını bir plân dahilinde yapardı. Bir işe karar verdiğinde; bu kararı bütün yönleriyle inceler, en iyi sonucu alacak şekilde uygulamaya geçerdi. Mustafa Kemal, yapacağı inkılâpları önceden düşünmüş, kamuoyunu bu değişiklikler konusunda aydınlattıktan sonra inkılâplarını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın plânını, İstanbul’dan Anadolu’ya geçmeden önce yapmış ve bunu yakın arkadaşlarıyla tartışmıştı. Zamanı geldikçe düşündüklerini uyguladı. Uygulamaya başladıktan sonra hiç taviz vermedi. Bütün hayatı boyunca metotlu çalışmayı hiç bırakmadı.</p>
<p><strong><em>Tarihine Bağlılığı</em></strong></p>
<p>Atatürk, tarihte büyük devletler kuran ve yüksek bir medeniyet meydana getirmiş olan Türk Milleti’nin büyüklüğüne inanan ve bununla gurur duyan bir insandı. Atatürk; kahramanlık, vatan sevgisi, çalışkanlık, bilim ve sanata önem verme gibi değerlerin, Türklüğün yüksek vasıflarından olduğunu ifade etmiştir. O, milletinin bu özelliklerini her fırsatta dile getirip insanlık ailesi içinde lâyık olduğu yeri almasına çalıştı. Milletimizin yüksek karakteri, çalışkanlığı, zekâsı ve ilme bağlılığı ile millî birlik ve beraberlik duygusunu geliştirmeyi başlıca ilke kabul etti. Ona göre: <strong>“… Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır”. </strong></p>
<p><strong><em>Birleştirici ve Bütünleştiriciliği</em></strong></p>
<p>Atatürk’ün birleştirici ve bütünleştirici özelliği sayesinde, Millî Mücadele başarıya ulaşmıştır. Atatürk, Millî Mücadelenin karanlık günlerinde, değişik fikirlere sahip insanları bir mecliste, kendi etrafında toplamayı başardı. Kısacası, Atatürk’süz Millî Mücadele düşünülemezdi. Atatürk’ün birleştirici gücü, kişisel özelliğinden ve karakterinden geliyordu. O, yalnız askerlerin değil, sivil halkın da güvenini kazanmıştı.</p>
<p><strong><em>İnkılapçılığı</em></strong></p>
<p>Atatürk, milletimizi çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracak ileri bir zihniyetin yerleşmesi çabasındaydı. Bu yolda birtakım inkılâplar yaptı. İnkılâpların amacı, modern bir devlet, çağdaş bir toplum meydana getirmekti. Atatürk, Türk Milleti’nin çağdaş milletlerin seviyesine çıkartmak için siyasal, toplumsal, ekonomik alanlarda inkılâplar yapmıştır. O’nun şu sözleri inkılâpçı karakterini ortaya koyar:</p>
<p><strong>“Büyük davamız, en medenî ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde de temelli inkılâp yapmış olan büyük Türk Milleti’nin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa zamanda başarmak için, fikir ve hareketi beraber yürütmek mecburiyetindeyiz”.</strong></p>
<p><strong><em>Devlet Adamlığı</em></strong></p>
<p>İyi bir yönetici, milletinin huzur ve saadetini sağlamak için çalışır. Mustafa Kemal Atatürk, bütün hayatı boyunca bunu yapmaya çalıştı. Milleti için çalışmayı bir görev saydı. <strong>“Millete efendilik yoktur. Hadimlik vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur”</strong> sözü ile yöneticilerde bulunması gereken özelliği belirtmiştir. Mustafa Kemal, hayatı boyunca Türk devletinin ve milletinin çıkarlarım kendi çıkarlarının üstünde tutan, ender devlet adamlarından birisidir. Savaştaki kahramanlığı kadar, devlet kurup yönetmedeki ustalığı, ileri görüşlülüğü ve barışseverliği ile Atatürk, tarihte eşine az rastlanan bir yöneticidir.</p>
<p>Atatürk, Türk milletinin manevî ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiğini biliyor ve bu nedenle kültürel kalkınmaya büyük önem veriyordu. Atatürk, Türk kültür ve sanatını dünyaya tanıtmak için çok çalıştı. Bu konuda araştırmalar yapılmasını, sergiler açılmasını ve kültürle ilgili kongreler düzenlenmesini teşvik etti. Sanat ve sanatçılar hakkında takdir ve teşvik edici sözler söyledi. Bunlardan bazıları:</p>
<p>“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”</p>
<p>“Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat bir sanatkâr olamazsınız.” ”’</p>
<p><strong>“Bir millet, sanat ve sanatkârdan mahrum ise tam bir hayata malik olamaz.”</strong>Atatürk, sanatçı yetiştiren kurumlar açtı. Çağdaş Türk sanatını geliştirmek amacıyla Avrupa’ya resim, heykel ve müzik öğrenimi için gençler gönderdi. Bu durum, onun sanata ve sanatçıya ne kadar önem verdiğini gösterir.</p>
<p><strong><em>Vatan ve Millet Sevgisi</em></strong></p>
<p>Atatürk, kendi milletini ve bütün insanları samimî duygularla seven, iyi kalpli bir insandı. Bütün milletleri bir vücut, her milleti de bu vücudun bir organı olarak görürdü. Dünyanın herhangi bir yerinde bir rahatsızlık varsa ilgisiz kalamazdı. <strong>“İnsanları mesut edecek tek vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan hareket ve enerjidir”</strong> derken insanlar için ne kadar iyi duygular beslediğini açıklıyordu.</p>
<p>Atatürk, çocukları ve gençleri çok sever, onların en iyi şartlarda yetişip yükselmesini isterdi. Çünkü bir milletin ancak iyi nesiller yetiştirebilirse yükseleceği düşüncesini taşıyordu.</p>
<p><strong><em>Önder Oluşu</em></strong></p>
<p>İşgal günlerinde, toplumu olaylar karşısında yönlendirecek bir öndere ihtiyaç vardı. İşte o karanlık günlerde Atatürk, milletine rehber oldu. Anadolu’ya geçerek kongreler topladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasını sağladı. Millî Mücadele, Atatürk’ün önderliğinde başarıya ulaştı. Türk Milleti’nin her alanda çağdaşlaşmasını hedef alan inkılâplar onun önderliğinde gerçekleşti. O’nun ilke ve inkılâpları, Türk milletine günümüzde de rehber olmaya devam etmektedir. Mustafa Kemal Atatürk, askerî zaferlerini ve başardığı inkılâpları kendisine mal etmemiştir. Büyük eserlerin, ancak büyük milletle başarılabileceğine inanan bir önderdi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çeşitli Atatürk Videoları]]></title>
<link>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/21/cesitli-ataturk-videolari/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 16:57:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>Nn</dc:creator>
<guid>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/21/cesitli-ataturk-videolari/</guid>
<description><![CDATA[Atatürk Videoları Atatürk çalışırken İZLE Atatürk ve İsmet İnönü İZLE Atatürk&#8217;ün ABD&#8217;ye ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_950" class="wp-caption alignnone" style="width: 310px"><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/10/ataturk010.jpg"><img class="size-full wp-image-950  " title="Atatürk010" src="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/10/ataturk010.jpg" alt="" width="300" height="406" /></a><p class="wp-caption-text">Atatürk Videoları</p></div>
<p>Atatürk çalışırken <a href="http://www.youtube.com/watch?v=pBf-FYCInIk">İZLE</a></p>
<p>Atatürk ve İsmet İnönü <a href="http://www.youtube.com/watch?v=WWOF1h_UnAQ">İZLE</a></p>
<p>Atatürk&#8217;ün ABD&#8217;ye yaptığı konuşma <a href="http://www.youtube.com/watch?v=avJVyDvwi2c">İZLE</a></p>
<p>Atatürk&#8217;ün trendeki sohbeti <a href="http://www.youtube.com/watch?v=2OqPgJPV6Zc">İZLE</a></p>
<p>Atatürk bir köylüyü dinlerken <a href="http://www.youtube.com/watch?v=idGd0Wvy2d4">İZLE</a></p>
<p>Atatürk kortej gezerken <a href="http://www.youtube.com/watch?v=RG3nu7RtkWk">İZLE</a></p>
<p>Atatürk kahve içerken <a href="http://www.youtube.com/watch?v=V8ZftuHD5U4">İZLE</a></p>
<p>Atatürk bir devlet başkanıyla <a href="http://www.youtube.com/watch?v=Ff7PnUNISts">İZLE</a></p>
<p>Atatürk&#8217;ün meclis açılış konuşması <a href="http://www.youtube.com/watch?v=LlwPpEBq6Tw">İZLE</a></p>
<p>Atatürk&#8217;ün meclisten çıkışı <a href="http://www.youtube.com/watch?v=Zf7mkYjRnqE">İZLE</a></p>
<p>Atatürk&#8217;ün Ankara Gezisi <a href="http://www.youtube.com/watch?v=XjYeKiBFiJo">İZLE</a></p>
<p>Atatürk&#8217;ün Amasya Gezisi <a href="http://www.youtube.com/watch?v=iGmLaBOQDnQ">İZLE</a></p>
<p>Atatürk&#8217;ün Dolmabahçe Ziyareti <a href="http://www.youtube.com/watch?v=d7VjeveTLz0">İZLE</a></p>
<p>Atatürk&#8217;ün Kayseri Gezisi <a href="http://www.youtube.com/watch?v=BjFGD0Bjb2w">İZLE</a></p>
<p>Atatürk&#8217;ün Samsun Gezisi <a href="http://www.youtube.com/watch?v=4dys4AOgSAc">İZLE</a></p>
<p>Atatürk&#8217;ün Sivas Gezisi <a href="http://www.youtube.com/watch?v=LPXtOLKxwKg">İZLE</a></p>
<p>Atatürk Florya&#8217;da yüzerken <a href="http://www.youtube.com/watch?v=6MotTIVauWw">İZLE</a></p>
<p>Cumhuriyetin İlanı ve Latife Hanım <a href="http://www.youtube.com/watch?v=5mzPCcjsDh4">İZLE</a></p>
<p>YOUTUBE SORUNUNA KESİN ÇÖZÜM İÇİN <a href="http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/02/youtube-ve-engellenen-tum-sitelere-girmenin-yolu/" target="_blank">BURAYA</a> TIKLAYIN</p>
<p><a href="http://rapidshare.com/files/251192249/AtaturkVideolari-mayonez.net.rar" target="_blank">&#8230;.Hepsini indirmek isterseniz tıklatın&#8230;.</a></p>
<h6><em>Mayoneznet&#8217;den alıntıdır.</em></h6>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atat&uuml;rk Milli M&uuml;cadele sırasında şeriatı &ouml;vd&uuml;, dini siyaseten kullandı]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/18/atatrk-milli-mcadele-sirasinda-seriati-vd-dini-siyaseten-kullandi/</link>
<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 20:15:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/18/atatrk-milli-mcadele-sirasinda-seriati-vd-dini-siyaseten-kullandi/</guid>
<description><![CDATA[Taha Akyol&#8217;a göre Atatürk dini, Milli Mücadele yıllarında siyaseten kullandı. “Kanun-i Esasi’m]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img style="border-bottom:0;border-left:0;display:inline;border-top:0;border-right:0;" title="Taha Akyol" border="0" alt="Taha Akyol" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/tahaakyol.jpg?w=600&#038;h=400" width="600" height="400" /> </p>
<p>Taha Akyol&#8217;a göre Atatürk dini, Milli Mücadele yıllarında siyaseten kullandı. “Kanun-i Esasi’miz Kur’an’dır&#8230; Allah’ın emirlerine uymadığımız için geri kaldık” dedi.</p>
<p>Gazeteci-yazar Taha Akyol, Lenin’e “Bolşevik rejim kuracağım” diye haber gönderen, Milli Mücadele’de “Abdülhamit’ten daha İslâmcı” davranan, Büyük Taarruz öncesi “Türkiyeliler” derken savaşı kazanınca “Büyük Türk milleti” demeye başlayan, dönemindeki 16 Kürt isyanı karşısında “sertlik yanlısı” ve asla eleştirilemeyen, otoriter Atatürk’ü Neşe Düzel’e anlattı.   <br /><em>Atatürk dini, Milli Mücadele yıllarında siyaseten kullandı. <strong>“Kanun-i Esasi’miz Kur’an’dır&#8230; Allah’ın emirlerine uymadığımız için geri kaldık”</strong> dedi.”      <br />“Meclis’i öyle bir İslâmi gösterişle açtı ki, Atatürk’e göre çok muhafazakâr olan Karabekir “bu kadarı fazla” dedi. Bunu, ahaliyi kazanmak için yaptı.”      <br />“Milli Mücadele’den sonra ise laiklik yolunda ilerledi. “Biz gökten indiği zannedilen kitaplara göre değil, hayatın gerçeğine göre politika yapıyoruz” dedi.”</em></p>
<p> <!--more-->
<p><em></em>    <br /><b>Neşe Düzel / Taraf</b>    <br />* * *    <br /><b>NEŞE DÜZEL: Atatürk hilafete de son verdi. Hilafetin kaldırılması nasıl tepkilere yol açtı?</b>    <br />TAHA AKYOL: Hilafetin 1924’te kaldırılmasına en önemli tepki Şeyh Sait İsyanı’dır. Sünnilikte devlete, sultana isyan etme geleneği yoktur. Bu yüzden Mustafa Kemal gibi ülkeyi kurtaran bir başkomutana, laik otoriteye Anadolu’da isyan olmadı. Ama hilafet kalkınca Şeyh Sait İsyanı oldu.    <br /><b>Atatürk’ün dinle ilişkisi nasıldı?</b>    <br />Başta beri emsallerine göre din anlayışı daha mesafelidir ama dinin toplumsal ve siyasi açıdan öneminin de farkındadır. Atatürk dini siyaseten kullanmayı çok iyi başardı. Atatürk’ün şeriatı öven sözleri vardır. Mesela “Bizim kanun-i esasimiz (anayasamız) Kur’an-ı Kerim’dir” dedi. “Allahın emirlerine uymadığımız için geri kaldık” da dedi. Ayrıca, “Hz. Muhammed’in yüce şeriatı” diye yaptığı konuşmalar var. “Cenab-ı Hak insanları yaratırken” diye bir konuşması var. Bu konuşmalar hep Milli Mücadele sırasında oldu. Atatürk, “antiemperyalizm” sözlerini de hep Milli Mücadele sırasında söyledi.    <br /><b>Milli Mücadele’den sonra nasıl değişti?</b>    <br />Milli Mücadele’den sonra ise laiklik yolunda ilerledi. Zaten “anayasamız Kur’an’dır” diyerek laiklik olur mu? Olmaz. O zaman da, “Biz gökten indiği zannedilen kitaplara göre değil, hayatın gerçeklerine göre politika yapıyoruz” dedi. 1937’de Meclis’i açış konuşmasında, “tabiat insanı yarattı” dedi. Ama şu var! Atatürk’ün orada öyle, burada böyle söyleyen biri gibi görünmesi beni rahatsız eder. Çünkü onu böyle ele almak, bizi bilimsel tarih analizinden uzaklaştırır. Biz, dönemlerin nasıl değiştiğini ve bu değişimleri Mustafa Kemal’in nasıl etkilediğini ve kendisinin de yaşanan değişimlerden nasıl etkilendiğini incelemeliyiz. Mesela Atatürk Libya’da savaşırken imparatorluk için savaşıyordu. O dönemde Padişah Vahdettin’e “ayağınızın tozuna yüz sürmeye hasretim” gibi Anadolu’dan gönderdiği telgraflar vardır.    <br /><b>Padişaha mı yazıyor?</b>    <br />Tarihçi Sina Akşin, “Bunu yazan M. Kemal olmasa, neredeyse ‘bende’ üslubuyla yazılmış diyeceğim” diyor. Ama M. Kemal o dönemde de saltanata karşıdır. Benim, onun ‘kurmay’ tarafı dediğim de budur zaten. O günün şartlarının taktiğini uyguluyor o. Mesela arkasından da Lozan’da İngilizlere karşı İslâm’ı kullanıyor. Ayrıca İngilizleri yumuşatmak için “Avrupalı Türkiye” tanımına da başvuruyor. “Avrupa’nın hududu Türkiye’nin doğusunda biter” diye konuşmalar yapıyor. Avrupa’da faşizm güçlenmeye başlayınca da İngilizlerle müthiş bir ittifak çalışması yapıyor. sol Kemalistler, Atatürk’ün 1930’larda İngiltere ile ittifak yapmak için nasıl canla başla uğraştığından hiç bahsetmiyorlar, İsmet Paşa’yı suçluyorlar.    <br /><b>Niye?</b>    <br />Bu, ideolojik davranmaktır. Sol Kemalistler, “Atatürk hiçbir emperyalist devletle ittifak yapmadı. Saat dokuzu beş geçe emperyalizm Türkiye’ye girdi. Çünkü, İnönü geldi” diyorlar. Oysa Atatürk İngiltere’yle ittifak yapıyordu, ömrü yetmedi. 1939’da İnönü ittifakı imzaladı. Zaten biz hep 1920’lerden bahsediyoruz. 1930’lardan hiç bahsetmiyoruz. Bu tarihçilik değildir.    <br /><b>Ama şundan da pek söz etmeyiz. 23 Nisan 1920’de Meclis’i dualarla açtığı anlatılır. Atatürk niye yaptı bunu?</b>    <br />Meclis’i öyle bir İslâmi gösterişle açtı ki&#8230; Atatürk’e göre çok muhafazakâr olan Karabekir bile “bu kadarı fazla” dedi. Mesela Meclis’in 22 nisan perşembe günkü açılışını 23 nisan cumaya aldı. On beş gün önceden telgraflarla Anadolu’ya genelgeler gönderdi. “Meclis’i cuma günü açacağız, bunun için şu kadar dua okunacak. Şu kadar nafile namazı kılınacak ve bunlar camilerde cemaate ve meydanlarda halka ilan edilecek” dedi.    <br /><b>Meclis’i niye İslâmi gösterilerle açıyor?</b>    <br />Bu politik bir davranış. İstanbul’da halife var ve Milli Mücadele’nin aleyhine fetva yayınlamış. Mustafa Kemal’in o dönemde bütün ahalinden destek toplayabilmesi için, kendisinin o fetvada anlatıldığı gibi “şeriata ve halifeye karşı çıkan biri” olmadığını, aksine şeriatı ve halifeyi kurtarmaya çalışan biri olduğunu ispat etmesi lazım. Çünkü İstanbul’da yayınlanan fetvalardan ötürü Anadolu’da bazı iç isyanlar çıkıyor. Mustafa Kemal de, “hayır, ben İstanbul’un söylediği gibi laislâmi bir hareket değilim. Aksine ben daha İslâmi bir hareketim” mesajını vermek istiyor. Aradan iki yıl geçiyor ve Sakarya zaferi kazanılıyor. Meclis’te bir müezzin Mustafa Kemal’in gelişi şerefine ezan okumak istiyor. Onu haşlıyor. “Ezanın yeri burası değil, camidir. Oraya git” diyor. Gücü eline geçirince laikliğe doğru yürümeye başlıyor. Çünkü onun kafasındaki esas model Batılılaşmak!    <br /><b>Atatürk’ün din adamlarıyla ilişkisi nasıldı?</b>    <br />“Din adamlarını, hocaları sevmem” diyor ama özellikle Milli Mücadele sırasında İstanbul fetvasına karşı, o da 90 küsur imzayla din adamlarının fetvasını aldı. Böylece Milli Mücadele’yi İslâmi bakımdan meşrulaştırarak halkın desteğini almayı başardı. Din adamlarıyla ittifak zaferden sonra bozulmaya başladı. Zaten Atatürk için laiklik, demokrasiden önce gelir. Milli Mücadele sırasında İstanbul’dan yardım almak ve halkı etrafında toplamak için Abdülhamit’ten daha İslâmi bir politika uyguladı ama&#8230; O her zaman Batılı hayat tarzını benimsedi.    <br /><b>Peki, demokrasiyi gözardı etmek Batılı hayat tarzıyla çelişmedi mi?</b>    <br />Hayır. Çünkü Batılı hayat tarzının içinde mutlaka demokrasi vardır düşüncesi bizim bugünkü düşüncemizdir. O zamanki Batılı hayat tarzı “gardırop devrimi” denen türde bir Batılılaşmaydı. Şapka devrimi, balolar vb&#8230; Batılılaşalım derken, alt yapı devrimleri ve ekonomi fazla öncelikli değil. “Fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirelim ama o nesiller Atatürk’ün sözlerine iman etsinler” inancı var. Unutmayın ki o dönemin Batısı aynı zamanda faşizmin yükseldiği bir Batı’ydı. Dünyada Büyük Buhran’dan sonra liberalizm gözden düşmüştü. CHP’nin altı oku müzakere edilirken, Atatürk, Şükrü Kaya’ya “Şükrü Beyefendi siz iktisadi doktrinler uzmanısınız. Liberalizm ne demek” diye soruyor. Şükrü Kaya, “Liberalizm sömürge ekonomisidir” diye cevap veriyor. Atatürk, “O zaman biz liberal olmayacağız” diyor.    <br /><b>Atatürk liberalizmi Şükrü Kaya’dan mı öğreniyor?</b>    <br />Liberalizmin ayrıntılarını bilmediği kanaatindeyim. Atatürk’ün okuduğu kitaplar daha çok dil ve tarih meseleleriyle ve ulus oluşturmakla ilgilidir. O’nun aydınlanma kaynağı Fransız jakobenizmidir, Voltaire’dir, Rousseau’dur. İngiliz liberalizmini okuyan ise İsmet Paşa’dır. Size Gagavuz Türklerinin olayını anlatayım. Hamdullah Suphi, “Türkçe konuşan Hıristiyan Gagavuz Türklerini Türkiye’ye alalım” diye rica ediyor. Atatürk kabul etmiyor. Ama Türkçe bilmeyen Boşnakları alıyor. Çünkü, din farkı sosyal entegrasyona engel olabilir diye düşünüyor. Bakın&#8230; Laik cumhuriyet, vatandaşını dine göre tanımlamıştır. Azınlık ne demektir? Gayrımüslim demektir. Kürt yok ne demektir? Türk ve Kürt, ikimiz de Müslümanız demektir.    <br /><b>Vatandaşlık tanımını dine göre yapmak laiklik tanımıyla bağdaşır mı?</b>    <br />Bu, dinin referans olarak alınması değildir. Bu, Müslüman ahalinin ulus-devlet için daha sağlam bir zemin oluşturduğunu düşünmekten kaynaklanan siyasi bir tavırdır. Müslüman ahaliye dayanan bir ulus-devletin daha sağlam olacağını düşündü Atatürk. Gayrımüslim Türkleri yani Gagavuzları almadı, ama Türkçe bilmeyen Boşnakları aldı. Anadolu o sırada boştu.    <br /><b>Atatürk, dinin ve din adamlarının laiklik için bir tehlike olacağını mı düşünüyordu?</b>    <br />Evet. Hem Atatürk’ün hem de onu takip eden Kemalistlerin “Laiklik elden gidiyor” endişeleri vardır. Kemalist yazar Yakup Kadri, Panorama romanını “Türkiye demokrasiye geçiyor, yobazlar iktidara geliyorlar ve ilericileri kıtır kıtır kesiyorlar” diye bitiyor. Bu bir psikolojiyi gösteriyor.    <br /><b>Bu psikolojiyi kim yarattı?</b>    <br />Resmî ideoloji yarattı. Kemalist yönetim halk yerine devlet güçlerine dayandı. Böyle olunca da halka şüpheyle bakıldı. Şevket Süreyya, “Kemalist bürokrasi, 1920’lerin ortasından itibaren halktan kopuk bir bürokratik hizip haline geldi” der.    <br /><b>Atatürk döneminde mi bu hale geldi?</b>    <br />Atatürk döneminde tabii&#8230; Muhalefet olmadığı için yönetimde sorumsuzluk ve yolsuzluk almış başını gitmiş. 1926’da Ahmet Ağaoğlu Atatürk’e bir rapor veriyor. “Paşam, partiniz yolsuzluğa battı” diyor. Atatürk halktan ne kadar kopulduğunu görüyor ve muhalif bir fırka kurmaya karar veriyor. “Bunlar yanlış giden işleri söylesinler ve iktidar kendini düzeltsin” diyor. Ama bu muhalefet partisi halkta öyle bir ilgi patlaması yapıyor ki, “rejim elden gidecek” kaygısıyla hemen partiyi kapattırıyor.    <br /><b>Demokrat Parti örneği aslında Atatürk döneminde Serbest Fırka’yla mı yaşanıyor?</b>    <br />Bu, tarihsel olarak da, kadro olarak da böyledir. Serbest Fırka’nın İzmir il başkanı Adnan Menderes’tir.    <br /><b>Atatürk döneminde komünistler de baskıyla karşılaştı. Atatürk komünizm hakkında ne düşünüyordu?</b>    <br />Komünizme karşıydı. Atatürk partisinin ideolojisini Kemalizm olarak benimsedi. Atatürk Kemalizm sözünü benimsedi ve kullandı. CHP’nin 1932 programında “partimizin fikriyatı Kamalizmdir” diye yazılıdır. Ses uyumu açısından o dönemde Kamalizm deniyor. Atatürk Kemalistti ve Kemalizm sözü onun döneminde geliştirildi.    <br /><b>Daha sonra komünistleri yakalatacak olan Atatürk, Sovyetler Birliği ile Kurtuluş Savaşı sırasında çok dostane bir ilişki sürdürdü. O dostluğu sürdürürken de mi komünizme karşıydı?</b>    <br />Kesinlikle karşıydı. Atatürk Sovyetlerle dostluk ilişkilerine her zaman önem verdi ama bu dostluğu Kurtuluş Savaşı sırasında bir ideolojik ittifak gibi pazarladı ve Sovyetlerden yardım aldı. Hatta Moskova’dan para ve silah yardımı almak için 1921‘de komünist Bolşevik eğilimli halk zümresinin programını kendi halkçılık beyannamesi olarak yayınladı. Moskova’dan yardım alınmasaydı, Milli Mücadele belki başarılamazdı. Sakarya Savaşı bittikten sonra Moskova’nın yardımına ve Meclis’teki solculara ihtiyacı kalmadı ve solcular tutuklanmaya başladı. Mustafa Kemal pragmatiktir. Atatürk’ün bir politikacı olduğunu dikkate almak lazım.    <br /><b>Politikacılığı dikkate alındığında ne değişiyor, ortaya ne çıkıyor?</b>    <br />Mesela Atatürk’ün gazeteciler tarafından çok kullanılan bir sözü daha vardır&#8230; “Basın hürriyetinden ortaya çıkacak olan sakıncaların çaresi yine basın hürriyetidir” diye&#8230; Oysa Takrir-i Sükûn döneminde basının nasıl yasaklandığını gazeteci Ahmet Emin Yalman anlatır. Atatürk’ün politik şartlara göre söylediği sözler vardır. Bir de içinde bulunduğu şartlara göre yaptığı uygulamalar vardır. Mesela Atatürk ömrü boyunca milliyetçi oldu. Ama şartlara ve dönemlere göre, milliyetçiliğinin içeriği değişti. Bu içerik, zaman içinde Osmanlı milliyetçiliği, daha sonra İslâmi bir milliyetçilik, arkasından daha Anadolucu bir milliyetçilik, onun arkasından da daha Türkçü bir milliyetçilik oldu.    <br /><b>Atatürk döneminde Kürtlerle, dindarlarla, solcularla, demokratlarla liberallerle devletin sorunlar yaşadığı görülüyor. Peki, Atatürk’ün destekçileri kimlerdi?</b>    <br />Destekçileri ordu, bürokrasi ve o zamanın okumuşlarının ve hatta liberallerinin çok büyük bir bölümüydü. Bir de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın tabanındaki esnaf, tüccar ve esnaftı.    <br /><b>Atatürk’ün 1915’teki Ermeni tehciriyle ilgili görüşleri nelerdi?</b>    <br />Atatürk 1915’teki Ermeni tehcirini savunmadı ama açıkça suçlamadı da. 24 Nisan 1920’de Meclis’te yaptığı konuşmada tehcir için eleştiri anlamında, “fezahat” yani “çok çirkin hadise” dedi. Ama 1921’de İstanbul Hükümeti, “Ermeni hadiselerini suçlayan bir bildiri yayınla” dediğinde, Mustafa Kemal İttihatçıları suçlamayı reddetti. Zira hem ileride başına geçeceği devlet suçlanmış olacaktı. Hem de Milli Mücadele’nin alt yapısını İttihatçılar oluşturuyordu.    <br /><b>Sizce Atatürk’ün yönetimde yaptığı en büyük hata neydi?</b>    <br />En büyük hatası Şeyh Sait İsyanı üzerine çıkarılan bir tür sıkıyönetim kanunu olan Takrir-i Sükûn’dur. Bu kanun sadece isyanın güç kullanılarak bastırılmasını sağlamadı. Muhalefeti ve basını da susturdu. Hükümete yargı yetkilerini tanıyan bu kanun çok sert uygulandı.    <br /><b>Nasıl uygulandı?</b>    <br />Sonunda tek partili cumhuriyet, eleştirisiz bir cumhuriyet oldu. Çünkü Takrir-i Sükûn dönemi, sorunların ekonomik ve sosyal olarak diyalogla çözülmesini dışlayıp, tek çözüm yöntemi olarak kuvvet kullanma alışkanlığını bu ülkede güçlendirdi. Sonuçta Takrir-i Sükûn Kanunu ve onun İstiklal Mahkemeleri bir gün son buldu ama bu dönemin yarattığı kuvvet kullanarak çözme alışkanlığı bu ülkede hep devam etti. Kazım Karabekir o sırada Meclis’te muhalif milletvekiliydi. Takrir-i Sükûn müzakereleri sırasındaki konuşmasında, “Eğer siz İstiklal Mahkemeleri’ni bir reform vasıtası sanıyorsanız, çok büyük bir hata içindesiniz” dedi.    <br />Takrir-i Sükûn ve İstiklal Mahkemeleri uygulaması bu ülkenin yaşadığı darbelerin, sıkıyönetimlerin, baskıların anası mıdır aslında?    <br />Elbette.    <br /><b>İstiklal Mahkemeleri çok mu adam idam etti?</b>    <br />Asker kaçakları hariç bin civarında idam oldu. İstiklal Mahkemeleri’ni en iyi tanımlayan Kemalist yazar Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’dur. Katibi olarak o, İstiklal Mahkemeleri için “tedhiş mahkemeleri” diyor. Yani “şiddet mahkemeleri, devlet terörü mahkemeleri” diyor.    <br /><b>Neden bugün Atatürk’ü bir lider, bir insan gibi göremiyoruz? Neden Atatürk’ü hiçbir şekilde hata yapmayan biri gibi kabul ediyoruz?</b>    <br />Atatürk doğal bir lider olarak algılanırsa, ya laiklik elden gider, ya ülke bölünür gibi korkular var. Aksine Atatürk doğal bir lider olarak algılanırsa ülke daha normalleşir. O yüzden Atatürk’ü tabu haline getirmek de yanlış, onun gibi milli bir lidere düşmanlık etmek de yanış. Atatürk’ün farklı dönemlerinde farklı politikalar uyguladığını bir görebilsek&#8230; Bu, bize, farklı politikalar uygulamanın Atatürk esprisine aykırı düşmediğini anlatacak ama&#8230; Onu tabu haline getirince, “ezelde de böyle, ebediyette de böyle, onu taklit etmekten başka bir yol yok” noktasına geliniyor. O da nedir? Sıkıyönetimdir, yasak-lamadır. Bakın&#8230; Eğer Cumhuriyeti Atatürk’ün sözleriyle tanımlarsanız ve cumhuriyetin Atatürk döneminde var olan cumhuriyet olduğuna inanırsanız, cumhuriyetin zamanla liberalleşmesini “yozlaşma, bozulma” gibi görürsünüz. Ama bazıları, tarihin bir evrim, bir değişim çizgisi olduğunu göremiyor. Oysa 1920’lerdeki Atatürk’ün cumhuriyetiyle 1930’lardaki Atatürk’ün cumhuriyeti bile birbirinden farklıdır. 1920’lerde devletçilik yoktu. 1930’larda devletçilik oldu.    <br /><b>Neden özellikle darbeciler ve darbe yanlıları Atatürk’ün adını kullanıyor?</b>    <br />Siyaset bilimci Metin Heper, “Atatürkçülük, Türkiye’de bir meşruiyet karizmasıdır” diyor. Çünkü Atatürk’e refere edilen her şey meşrulaşıyor. Darbecilerin meşruiyete ihtiyacı var. Atatürk deyince meşrulaşıyorlar.    <br /><b>Neden en Atatürkçü kurum olarak ordu gösteriliyor?</b>    <br />Birçok sebebi var. Bir, Mustafa Kemal, başkumandan olarak her askerin kendisini silah arkadaşı gibi göreceği bir tarihî figürdür. İki, bütün ordular eğitimlerinde devletlerinin zaferlerini incelerler. Bu, Mustafa Kemal’siz yapılamaz. Üç, Atatürk’ün döneminde ordunun Atatürk’e sadık olmasına bilhassa çok önem verildi. Atatürk’ün üniformalı resimleri, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yayımladığı beyannameler, Atatürk’ün subayların maaşlarıyla özel olarak ilgilenmesi, orduyla Atatürk arasında hem ideoloji hem meslektaşlık anlamında çok kuvvetli bir bağ meydana getirdi.    <br /><b>Atatürkçülük tam olarak ne demek?</b>    <br />Atatürkçülüğün temelinde, Kemalizm’in bütün tariflerinde şu üç unsur mutlaka vardır. Bunlar, pozitivizm, milliyetçilik ve otoriterliktir. Bilim dediğiniz zaman, Atatürkçülük pozitivisttir. Yurtseverlik dediğiniz zaman, Atatürkçülük milliyetçidir. Bu, geleneklere, dinî duygulara önem veren bir milliyetçilik yerine laik bir milliyetçiliktir. Küreselleşmeye, liboşlara yer vermemek dediğiniz zaman da, Atatürkçülük otoriter bir rejimdir.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Enginar Cumhuriyeti]]></title>
<link>http://anilaslicandan.wordpress.com/2009/11/18/enginar-cumhuriyeti/</link>
<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 09:22:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>Anıl Aslı</dc:creator>
<guid>http://anilaslicandan.wordpress.com/2009/11/18/enginar-cumhuriyeti/</guid>
<description><![CDATA[  Fransız kültüre rutin ziyaretlerimden birini daha gerçekleştirdikten sonra hızlı adımlarla -kâh sa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div><a href="http://1.bp.blogspot.com/_6V47UBUfBf4/SQnRtzGWNxI/AAAAAAAAAec/8IPzRJVBSrI/s1600-h/mustafa.jpg"><img class="aligncenter" style="border:0;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6V47UBUfBf4/SQnRtzGWNxI/AAAAAAAAAec/8IPzRJVBSrI/s400/mustafa.jpg" border="0" alt="" width="400" height="183" /></a> </div>
<div>Fransız kültüre rutin ziyaretlerimden birini daha gerçekleştirdikten sonra hızlı adımlarla -kâh saatime kâh yanımda yürümekte olan kavalyemin kravatının düzgün durup durmadığını kontrol ederekten- yürümeye başladım. Geç kalmıştık. Üzerimde belden kuşaklı modern kesimli bir elbise, kirli beyaz, uzunca bir pardesü; başımda ise üç numara şişle örülmüş siyah bir ressam beresi vardı.</div>
<p>Ağa camii&#8217;nden bir sokak ötedeki sokağın başında birikmiş kalabalıktan zekice ve çevik hareketlerle sıyrıldıktan sonra sinemanın ardına kadar açık kapılarına ulaşabildik. Dışarıdaki soğuk ve temiz havanın aksine içerisi sıcak ve dumanlı bir havayla doluydu. Durup bir sigara içmeye vaktimizin olmadığını görevlinin filmin başladığına dalalet uyarısıyla birlikte anladım ve doğruca salona ilerledik. Aydın bir türk kadını olarak beyaz perdenin karşısında da olsa ata&#8217;sının huzuruna çıkacak olmanın heyecanına kapılmış, patlamış mısır ve ter kokan sinema salonuna bir balo salonuna girer gibi girmiş, bir müddet salak salak etrafa bakındıktan sonra kavalyemin gösterdiği yere oturmuş, gözlüklerimi takmış, beklemeye başlamıştım. Az önce yanımdan aceleyle kalktığını fark etmeme rağmen pek önemsemediğim kavalyem elinde iki kutu patlamış mısırla geri döndüğünde önce mısırlara sonra da onun yüzüne bakarak; &#8220;Bu ne şimdi? Mısır mı yiyeceğiz atamızın insan yönünü seyrederken? Mehmet ali erbil süzmesinin filmine girmiyoruz aşkım, Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Mustafa&#8217;sının göreceğiz. Medeni olalım lütfen&#8221; dedim gayet kibar fakat çok bilmiş bir ses tonuyla. Bu çıkışım arka sıralardan duyulmuş olmalıydı, hafif bir alkış beklemedim değil; lakin tam o esnada salon karardı ve bu konuyu tartışmayı ertelemek zorunda kaldım.</p>
<p>Devasa ekrandaki Dolmabahçe sarayı, ışıkları yanık tek odasına odaklanarak bize yaklaşıyordu. Kamera odaya girip çift kişilik bir yatağın ayak ucuna yanaşıp yavaşça dönmeye başladığı anda anladım ki Ata&#8217;nın yorgun gözleriyle bakıyorduk hayata artık. Karşımızda &#8220;the beginning&#8221; teranesiyle yoğrulmuş bir kurgunun ilk adımı, yağlı boya bir tablo duruyordu. Rusya&#8217;dan yollanmış, &#8220;dört mevsim&#8221; adlı bir peyzaj. Ata&#8217;ya son günlerinde memleketi hasretiyle doldurmuş minik bir patika ve çevresindeki ağaçlardan ibaret bu tablo birden canlanıveriyor, elinde çalı çırpıyla küçük mustafa patikanın başında yürüyerek kadraja giriyor. Garip bir duyguya kapılıyorum. &#8220;Aman tanrım o da bir zamanlar çocukmuş&#8221; diyorum içimden. Belli belirsiz iç geçiriyor, Can Dündar&#8217;ın tok ama iç gıcıklayıcı sesiyle anlattıklarına kaptırıyorum kendimi. Sayın dündar sesli bir ortaokul tarih kitabı gibi maşallah. Mustafa&#8217;nın çocukluğundan girip harbiye günlerinden çıkıveriyor, ekrandaki bıyıkları yukarı doğru kıvrık yakışıklı delikanlının çok tanıdık azmini çeşitli anekdotlarla destekleyerek yine o çok tanıdık &#8217;son&#8217;a doğru yaklaşmaya gayret ediyor. Arada trablusgarp günleri geliyor ekrana. Ata&#8217;nın bu görevde sol gözüne gelen şarapnel parçası yüzünden görme yetisinin bir kısmını kaybettiğini öğreniyor (belli belirsiz hatırlıyor), sanki bu deformasyonu teşhis edebilmemiz için zoom manyağı ediliyoruz topluca. &#8220;Aman tanrım! Sol gözü hakikaten biraz garip. O da tıpkı bir kör gibi görmeyebiliyormuş.&#8221; diyor, iç geçiriyorum. Son moda tekniklerle gerçekleştirildiği bariz animasyonlar, doygun renkli arka planlar gözlerimi, Goran Bregoviç&#8217;in bariz balkan ezgileri kulaklarımı okşarken tüm bunların türkiye cumhuriyetinde de yapılabiliyor olmasına hafiften seviniyor, türk sineması için umuda vakfoluyorum.</p>
<p>Derken antrakta çıkıyoruz. O ana kadar yıllardır aklımdan gitmek bilmeyen &#8220;Fikriye intihar mı etti yoksa öldürüldü mü?&#8221; sorusuna yanıt bulmanın rahatlığı ile bir sigara yakıyor, çevremdeki insanların konuştuklarına kulak kabartıyorum.</p>
<p>- İnsan yönü cidden çok önplanda. Yemek falan yiyormuş, rakı ve sigara içiyormuş. Biraz da hırslıymış sanki.<br />
- Latife hanımın topuklu ayakkabılarını göremedik ama daha. hani üst katta tepiniyormuş ya. &#8220;kemal yat artık&#8221; falan diyormuş herkesin içinde. Onu görmeden inanmam insan olduğuna.</p>
<p>Ayaklarımdan birini kaldırıp topuğuma bakıyorum. Ahşap kâgir bir yapıda nasıl da tok bir ses çıkaracağını düşünüyor, düşündükçe topuklarım olduğuna şaşıyor, bunların insan olduğuma dair tek kanıt olduğuna inanmaya başlıyorum. Her adımımla birlikte ardımda yankılanan bu topuk sesleri varlığımı daha da belirginleştiriyor sanki. Kavalyemin &#8220;film başlamak üzere&#8221; ikazı üzerine sigaramı bitmeden söndürmek zorunda kalıyor, çoktan karartılmış salona giriyorum. Görmediğim bir yolda az önce varlığımın kanıtı olarak gördüğüm topuklarımın beni ne kadar zorladığını fark ediyor, &#8220;Yavaş olur musun biraz? Bunlarla yürüyemiyorum&#8221; diye fısıldıyorum önden aceleyle yürümekte olan eşlikçime. Tam o esnada perdeye yansıyan Latife hanımın siyah beyaz fotoğrafının ışığı bana yolumu gösteriyor ve bu aydın türk kadınına içten bir teşekkür daha ederekten yerime oturuyorum.</p>
<p>Fikriye hanımın naif suretinin yanında Latife hanımın orantısız ve erkeksi yüz hatları beni Ata&#8217;nın zevki konusunda belli belirsiz bir şüpheye düşürüyor; fakat artık biliyorum ki ata&#8217;mız da bir insan. Aklımdaki bu arsız düşünceyi hemen kovuyor, meçhul sebeplere yoğunlaşıyorum. Ata&#8217;nın insani duygularına gem vurup rol model olabilme amacıyla şahsi göz zevkini arka plana itebilmiş olmasına şaşıyorum. Yapayalnız, kat&#8217;i surette mesleki hazlarla geçen ömründe, mutlu bir eş -belki de bir baba- olma zevkinden mahrum kalmış olmasına üzülüyorum, ah vah ediyorum. Sayın dündar tarafınca aktarılan &#8220;ordular idare ettim ama bir kadını idare edemedim&#8221; sözüyle hüzünlü bir tebessüm yerleşiyor dudaklarıma. Mustafa&#8217;nın bu ironik yanını seviyorum. Kim sevmez ki?</p>
<p>Ardından Ata&#8217;nın muhaliflerinin türemesi ile birlikte yaşadığı zorluklar dile getiriliyor. Tarihimizi bilmeliyiz. Böyle şeyler olmuş. Topuklarını şiddetle birbirine vurarak birliği ile Ata&#8217;nın emrinde olduğunu beyan etmiş Karabekir Paşa&#8217;nın topuk aman ayak oyunlarıyla nasıl da ipten döndüğünü, Ata&#8217;nın bağışlayıcı yanına tanık oluyoruz bir kez daha. Tıpkı iki ilkokul çocuğunun masumiyetiyle birbirleriyle kağıt alıp vermek suretiyle iletişim kuran İnönü ve Ata&#8217;nın el yazıları ekrana geliyor. İnönü kendisini bir kalemde görevden alan Ata&#8217;ya kendisine küs olup olmadığını soruyor. O günden bugüne saklanmış ve daha önce hiçbir yerde görmediğimiz bu sararmış kağıtta İsmet Paşa&#8217;nın amatör el yazısının yanında Ata&#8217;nın italik ve estetik el yazısı hemen göze çarpıyor. Ata&#8217;nın niçin <em>ATA</em> olduğunu bir kez daha anlıyorum. Böylesine güzel bir el yazısıyla Atatürk&#8217;ten başka bir şey olunamaz olduğunu bir kez daha idrak ediyor, İsmet paşa&#8217;yı hafiften küçümsüyorum. Fakat yine de bu iletişim yöntemi çok hoşuma gidiyor, yaşlı başlı adamların çocuksu barışma yöntemlerinden garip bir keyif alıyorum.</p>
<p>Ata&#8217;nın karaciğerinin iflasın eşiğine geldiğini anlatıyor Can Dündar. Sonun yaklaşmasıyla birlikte keyfim kaçıyor, salonun daha da nemlenen havasını derin derin soluyorum. Hala patlamış mısır yağı kokuyor. İstiyorum ki Ata&#8217;nın Dolmabahçe&#8217;deki odasındaki pencereden giren tertemiz boğaz havası doldursun ciğerlerimi. Bu kadarının seyirciye çok görülmesine şaşırıyorum, bu şaşkınlığımı &#8220;Can Dündar da insan.&#8221; diye düşünerekten yatıştırıyorum. yıllar önce Sarızeybek&#8217;te de işlenen Ata&#8217;nın son günleri bu belgeselde beklediğim kadar detaylı anlatılmıyor. Oysa ata&#8217;nın canı son günlerinde enginar çekmiş, bunun üzerine türkiye&#8217;nin bir köşesinden, taa Hatay&#8217;dan saraya enginar getirtilmiş; fakat durumu daha da ağırlaştığı için yemesi kısmet olmamıştı. Bu detayın atlanmasına şaşırıyor, işin aslı biraz da içerliyorum. Biliyorum ki bir &#8220;enginar&#8221; sözcüğü duysam o anda çocukluk travmam gün yüzüne çıkacak, Fahir Atakoğlu imzalı o malum ney melodisi inceden ruhumu saracak ve bu belgeseli hakkını vererek, salya sümük ağlayarak sonlandırabileceğim zihnimde. Fakat olmuyor. Can Dündar&#8217;ın ağzından o enginar sözcüğü çıkmıyor. Onun yerine Salih Bozok&#8217;un kapısı kilitli bir odada kalbine saplayacağı kurşun için yaptığı yer tayin etme işlemi dillendiriliyor. Bununla idare ediyorum.</p>
<p>Ardından kamera hepimizi yine Ata&#8217;nın yerine koyuyor, yavaş yavaş başlangıca dönüyoruz. Ata, Makedonya topraklarına hasret, &#8220;Didelim buralardan&#8221; diyor başucundakilere. Tablo yine canlanıyor, çocuk mustafa patika yoldan geri dönüyor. Anlıyoruz ki Ata gidiyor. Belli belirsiz bir alkış teşebbüsü oluyor hala karanlık olan salonda. Beceremiyorlar. Işıklar yanar yanmaz öndeki bir grup oturdukları yerden yedi saniyelik bir alkış tutuyorlar. Ayağa kalkıp &#8220;Gidelim buralardan&#8221; diyorum sevgili kavalyeme. Çıkış kapısına yürürken &#8220;Olmamış.&#8221; diyor o da. &#8220;İnsanmış ama neticede. Enginar da yiyor bildiğim kadarıyla ama filmde göstermediler&#8221; diye yanıtlıyorum onu. Olmamış da ne demek yav?</p>
<p>Sıcak ve gürültülü kalabalıktan sıyrılıp Pera&#8217;nın dar bir sokağına giriyoruz. Biraz yürüyüp eve dönmeyi planlarken Çiçek Pasajının içinde buluyorum kendimi. Bir masa seçip oturmaya karar veriyoruz. Masaya bir küçük rakı sipariş etmekte olan kavalyeme bakarak;</p>
<p>&#8220;Biz mustafa&#8217;nın insan olduğunu zaten biliyorduk. İnsan, insan olduğu müddetçe insanı bilecek izanı her daim mevcut. Eksik olan &#8216;aa o da insanmış&#8217; deyip kadirşinas bir tevazu göstermek değil; sorgulayabilme yetisidir. Biz hala sorgulayamıyoruz azizim&#8221; şeklinde kısa bir tirad çektim. Konuşmam bitince ister istemez bizi dinlemekte olan garsona dönüp masaya zeytinyağlı enginar getirmesini istedim. &#8220;Maalesef yok&#8221; cevabıyla yıkıldım. Perişan oldum. Olmayınca olmuyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Seyit Seyid Rıza ve Dersim Katliamı ardından S&uuml;rg&uuml;n edilen Dersimlilerin Resimleri Fotoları Fotoğrafları]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/18/seyit-seyid-riza-ve-dersim-katliami-ardindan-srgn-edilen-dersimlilerin-resimleri-fotolari-fotograflari/</link>
<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 00:06:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/18/seyit-seyid-riza-ve-dersim-katliami-ardindan-srgn-edilen-dersimlilerin-resimleri-fotolari-fotograflari/</guid>
<description><![CDATA[Evladı Kerbelayme, Bé gunayime, Ayvo Zulumo, Cinayeto. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsısız, ayıptır, zul]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:left;"><strong>Evladı Kerbelayme, Bé gunayime, Ayvo Zulumo,  Cinayeto. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsısız, ayıptır, zulümdür, cinayettir.)<!--more--></strong></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/turk_ordusu_dersimde2_1938.jpg"><img style="display:inline;border-width:0;" title="turk_ordusu_dersimde2_1938" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/turk_ordusu_dersimde2_1938_thumb.jpg?w=608&#038;h=367" border="0" alt="turk_ordusu_dersimde2_1938" hspace="0" width="608" height="367" /></a></p>
<p style="text-align:left;">Dersim Dağlarında Askeri Karargah (1938 ) <strong><em>Erkanı Harbiye Dergisinden</em></strong></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/turk_ordusu_dersimde_19382.jpg"><img style="display:inline;border-width:0;" title="turk_ordusu_dersimde_1938" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/turk_ordusu_dersimde_1938_thumb2.jpg?w=600&#038;h=430" border="0" alt="turk_ordusu_dersimde_1938" hspace="0" width="600" height="430" /></a></p>
<p style="text-align:left;">Dersime <strong>sevkiyat</strong> nakliyesi 1938</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/turk_ordusu_dersimde_19383.jpg"><img style="display:inline;border-width:0;" title="turk_ordusu_dersimde_1938" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/turk_ordusu_dersimde_1938_thumb3.jpg?w=600&#038;h=541" border="0" alt="turk_ordusu_dersimde_1938" hspace="0" width="600" height="541" /></a></p>
<p style="text-align:left;">Dersime karşı kullanılan <strong>toplar</strong> (1938)</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/seyid_riza1.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="Şeyh Seyit Rıza" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/seyid_riza_thumb1.jpg?w=601&#038;h=826" border="0" alt="Şeyh Seyit Rıza" width="601" height="826" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><strong>Seyit Rıza,</strong> Dersimin Kürt lideri. Aynı zamanda <strong>Peygamber sülalesinden</strong> geliyor kendisi. <strong>Seyit Rıza</strong>’nın bir de dini vasfı var.</p>
<p style="text-align:left;"><strong>1. Şeyh Seyit Rıza 2.Oğlu Teslim  3.Damadı Efendi  7.8.1937</strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong>Şapka kanunu ile Anadolu’da Ulema ve yasağa direnen teba darağaçlarında birer birer sallandırılır tekke ve zaviyeler kapatılırken, Dersim Halkı Tek Parti otoritesinden tamamen bağımsız bir şekilde fes veya sarık takıyor şalvarla dolaşıyordu. Dini merkezler canlılığını aynen koruyordu. Şeyh Seyid Rıza ise adeta Rengarenk Osmanlı Adasının son kalesini savunmaktaydı.</strong></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/trabzonharita1.jpg"><img style="display:inline;border-width:0;" title="TrabzonHarita1" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/trabzonharita1_thumb.jpg?w=687&#038;h=234" border="0" alt="TrabzonHarita1" width="687" height="234" /></a></p>
<p style="text-align:left;">Trabzon’daki <strong>Atatürk Köşkü</strong>’nü ziyaret edenleriniz bilir. Odalardan birinde duvara asılmış büyük <strong>Türkiye</strong> haritası üzerinde <strong>“Tunceli/Dersim”</strong> kısmında elle çizilmiş, işaretlenmiş kısımlar mevcuttur. Atatürk’ün 1937’deki <strong>Dersim</strong> olaylarını bizzat buradan yönetmiş, direktiflerini buradan vermiştir.</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/dersim_38_madalya.gif"><img style="display:inline;border-width:0;" title="Dersim_38_madalya" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/dersim_38_madalya_thumb.gif?w=600&#038;h=941" border="0" alt="Dersim_38_madalya" width="600" height="941" /></a></p>
<p style="text-align:left;">
<p style="text-align:left;"><strong>Dersim katliamına katılan askerlere verilen madalya</strong></p>
<h1 style="text-align:left;"><strong><a href="http://habermerkezi.wordpress.com/tag/dersim/" target="_blank">Dersim</a> Lideri Şeyh Seyyid Rıza</strong></h1>
<p style="text-align:left;">
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/1179189891bb8.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="1179189891bb8" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/1179189891bb8_thumb.jpg?w=615&#038;h=878" border="0" alt="1179189891bb8" width="615" height="878" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#0000ff;font-size:medium;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/1890_dersimli_seyyitler1.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="1890_dersimli_seyyitler" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/1890_dersimli_seyyitler_thumb1.jpg?w=622&#038;h=357" border="0" alt="1890_dersimli_seyyitler" width="622" height="357" /></a></span></strong></p>
<p style="text-align:left;">Soldan Sağa: 1890 Şeyh Seyit Rıza (Dersim Dini Lideri İdamı:1937),         Seyit Rıza’nın Babasi Seyit İbrahim,Yusuf Ağa ve Oğlu.</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyitriza61.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="a_seyitriza6" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyitriza6_thumb1.jpg?w=645&#038;h=436" border="0" alt="a_seyitriza6" width="645" height="436" /></a></p>
<p style="text-align:left;">Dersimde Merkezi otoriteye direnen Şeyh Seyit Rızayla görüşmeye gelen Askeri Erkan.</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza41.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="a_seyriza4" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza4_thumb1.jpg?w=600&#038;h=345" border="0" alt="a_seyriza4" width="600" height="345" /></a></p>
<p style="text-align:left;">Şeyh Seyit (Seyyid: Resulun Soyundan Gelen) Rıza Hüseyin ve Fındık ile beraber</p>
<p style="text-align:left;"><img style="display:inline;border:0;" title="halvori" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/halvori.jpg?w=583&#038;h=405" border="0" alt="halvori" width="583" height="405" /></p>
<p style="text-align:left;"><em>Fotoğrafın öyküsü: <strong>14 Ağustos 1938’de  Dersim’in Halvori köyünde 217 kişi ölüme götürülürken…</strong></em></p>
<p style="text-align:left;"><strong><em><img style="display:inline;border:0;" title="Kursuna_Dizilmis_ve_Numaralanmis_Dersimliler1" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/kursuna_dizilmis_ve_numaralanmis_dersimliler1.jpg?w=661&#038;h=336" border="0" alt="Kursuna_Dizilmis_ve_Numaralanmis_Dersimliler1" width="661" height="336" /> </em></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><em>Agveren köyü Hozat /28.4.1938</em></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><em>1 Alisan Agaoglu Veli</em></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><em>2 Haydar Agaoglu Hasan Aga</em></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><em>3 Sirtikanli Mehmet</em></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><em>4 Sirtikanli Ahmet</em></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><em>5 Sirtikanli Ali</em></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:left;"><img style="display:inline;border:0;" title="isyanclar38yr0" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/isyanclar38yr0.jpg?w=600&#038;h=354" border="0" alt="isyanclar38yr0" width="600" height="354" /></p>
<p style="text-align:left;"><img style="display:inline;border:0;" title="dersim1" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/dersim1.gif?w=600&#038;h=329" border="0" alt="dersim1" width="600" height="329" /></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/51508578fc5.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="51508578fc5" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/51508578fc5_thumb.jpg?w=641&#038;h=359" border="0" alt="51508578fc5" width="641" height="359" /></a></p>
<p style="text-align:left;">Yakalandıktan sonra zincire vurulmuş Dersim&#8217;liler</p>
<p style="text-align:left;"><img style="display:inline;border:0;" title="sabiha-gokcen" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/sabihagokcen.jpg?w=600&#038;h=399" border="0" alt="sabiha-gokcen" width="600" height="399" /></p>
<p style="text-align:left;">Mustafa Kemal Atatürk Sabiha Gökçen’i Dersim isyanını bastırması için uğurlarken.</p>
<blockquote>
<p style="text-align:left;"><strong>Mustafa Kemal Atatürk: </strong>&#8221;<strong>mesuliyeti üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i &#8221;.</strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align:left;"><img style="display:inline;border:0;" title="dersim-harekati" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/dersimharekati.jpg?w=612&#038;h=416" border="0" alt="dersim-harekati" width="612" height="416" /></p>
<p style="text-align:left;">Mustafa Kemal Atatürk Devlet Hava Yollarının Ankara istasyonunda  Dersim harekatına katılan  uçakları beklerken  22 Mayıs 1937</p>
<p style="text-align:left;"><img style="display:inline;border:0;" title="dersim-harekatindan-donen-ucaklar" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/dersimharekatindandonenucaklar.jpg?w=600&#038;h=344" border="0" alt="dersim-harekatindan-donen-ucaklar" width="600" height="344" /></p>
<p style="text-align:left;">Dersim harekatından dönen uçakları beklerken 22 Mayıs 1937. Mustafa Kemal Atatürk Dersim Harekatına katılan casusların dahi teker teker isimleri biliyor, gelişmeleri yakından takip ediyor, Dersim harekatını direktifleri ile yönlendiriyordu. 1926 yılından beri süren hazırlıklar 1937 yılında bir köprünün yakılması neticesinde işleme koyulmuştu. Merkezi otoriteye direnen ve itaati kabul etmeyen Dersim halkına unutamıyacakları bir ders verilmeliydi.</p>
<p style="text-align:left;"><img style="display:inline;border:0;" title="sabiha" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/sabiha.gif?w=606&#038;h=930" border="0" alt="sabiha" width="606" height="930" /></p>
<p style="text-align:left;">Dersim isyanında masumları hedef alan bununlada iftihar eden Atatürk&#8217;ün manevi kızı Sabiha gökçen bakın şu ifadeleri kullanmıştı.</p>
<p style="text-align:left;"><strong>&#8221;</strong><strong>Bombamın hedefleri benim gözümde insan değildir. Müteharrik bir takım hedeflerdir. Amirlerim bombayı atmakta vatani bir lüzum gördükten sonra bende askerce itaatten ve verilen vazifeyi tesirli ve iyi bir surette yapmaktan başka bir düşünce olmaz.“</strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong>Sabiha Gökçen</strong></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/15kasim1937.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="15Kasim1937" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/15kasim1937_thumb.jpg?w=600&#038;h=367" border="0" alt="15Kasim1937" width="600" height="367" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><strong>15 Kasım 1937 Cumhurbaşkanı Atatürk, Ergani&#8217;de</strong></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/15kasim1937ergani.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="15Kasim1937Ergani" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/15kasim1937ergani_thumb.jpg?w=600&#038;h=390" border="0" alt="15Kasim1937Ergani" width="600" height="390" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><strong>15 Kasım 1937 Cumhurbaşkanı Atatürk, Ergani&#8217;de</strong></p>
<p>Yıl 1937 Şükrü Sökmensüer, Atatürk döneminin ünlü emniyet müdürlerinden, birgün beni çağırdı: &#8220;Atatürk Diyarbakırda, Singeç köprüsünü açmaya gidecek dedi.<br />
O tarihte <strong>Seyit Rıza,</strong> Dersimin Kürt lideri. Aynı zamanda <strong>Peygamber sülalesinden</strong> geliyor kendisi. <strong>Seyit Rıza</strong>’nın bir de dini vasfı var.</p>
<p><a rel="bookmark" href="../2009/11/23/ihsan-sabri-aglayangilin-anilari/">İhsan Sabri Çağlayangil’in Anılarından</a></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/15kasim1937erganide.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="15Kasim1937Erganide" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/15kasim1937erganide_thumb.jpg?w=600&#038;h=401" border="0" alt="15Kasim1937Erganide" width="600" height="401" /></a></p>
<p style="text-align:left;">Fırat, Şeytan köprüsü (1) denen mevkide dört metreye kadar daralır. Derinliği de deniz gibidir. 17 metre olur. Burada bir köprü yapmışlar, Köprünün başında bir karakol, Karakolda da 33 askerimiz var. Askerlerin başında İsmail Haki adinda bir yedek tegmen. Yani ihtiyat Mulazim.<br />
Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyor. Baskında karakol yakılıyor ve 33 askerimizde şehit ediliyor. İşte bu olay Dersim isyanının başlamasıdır. <strong>Atatürk</strong> olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor. <strong>&#8220;bu meseleyi kökünden hallediniz&#8221;</strong> diye.</p>
<p style="text-align:left;"><a rel="bookmark" href="../2009/11/23/ihsan-sabri-aglayangilin-anilari/">İhsan Sabri Çağlayangil’in Anılarından</a></p>
<blockquote>
<p style="text-align:left;">Atatürk&#8217;ün, saat 18.00&#8242;de Diyarbakır&#8217;a gelişi, Halkevi ve Orduevi&#8217;ni ziyareti, Halkevi&#8217;nde orkestra tarafından şerefine verilen konseri dinledikten sonra kısa konuşması:&#8221; Yirmi sene sonra tekrar Diyarbakır&#8217;da bulunuyorum. Dünyanın en güzel ve en modern binası içinde, modern, nefis bir müziği dinleyerek&#8230; İnsanlığın uygar bir halkı huzurunda, bu halkın evinde duyduğum zevk ve saadetin ne kadar büyük olduğunu elbette takdir edersiniz. Bunu kaydetmekle bahtiyarım.&#8221;</p>
</blockquote>
<p style="text-align:left;"><img style="display:inline;border:0;" title="17Kasim1937TunceliPertekHalkEvi" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/17kasim1937tuncelipertekhalkevi.jpg?w=577&#038;h=375" border="0" alt="17Kasim1937TunceliPertekHalkEvi" width="577" height="375" /></p>
<p style="text-align:left;"><strong> Dersim Pertek Halk Evi önünde (17 Kasım 1937)</strong></p>
<p style="text-align:left;">Tunceli Pertek’de Başbakan Celal Bayar, Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen, Salih Bozok ve heyetle.</p>
<p style="text-align:left;"><img style="display:inline;border:0;" title="17Kasim1937" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/17kasim1937.jpg?w=450&#038;h=637" border="0" alt="17Kasim1937" width="450" height="637" /></p>
<p style="text-align:left;"><strong>1937 -</strong> Sabah Elazığ&#8217;da 4. Genel Müfettişliği ziyareti, daha sonra Tunceli&#8217;nin Pertek kazasına hareket ederek Murat nehri üzerinde Singeç Köprüsü&#8217;nü hizmete açışı, buradan Pertek&#8217;e gelişi, saat 19.00&#8242;da Elazığ&#8217;a dönüşü.</p>
<p style="text-align:left;"><img style="display:inline;border:0;" title="ebedisef" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/ebedisef.jpg?w=450&#038;h=750" border="0" alt="ebedisef" width="450" height="750" /></p>
<p style="text-align:left;">&#8230;&#8230;..Atatürk, Doğu Anadolu’ya son gezisini yapıyordu. 16 Kasım 1937 günü, yanında Başbakan Celal Bayar, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen ve daha başkaları olduğu halde, özel trenle Elazığ’a geldi. Günlerden beri Atatürk’ün yolunu bekleyen Elazığlılar, istasyondan şehre kadar ollara halılar döşeyerek parlak bir karşılama töreni düzenlemişlerdi. Dördüncü Genel Müfettiş General Abdullah Akdoğan, Vali Şefik Bicioğlu, Belediye Başkanı Hürrem Müftügil, Maden’den beri Atatürk’ü izliyorlardı. 17 Kasım 1937 sabahı Atatürk, önce Dördüncü Genel Müfettişlik’e gelerek, , General Abdullah Akdoğan’dan Elazığ ve sorunları hakkında bilgi aldı. Bir süre sonra da Tunceli’ne bağlı Pertek ilçesi’ne hareket etti. Buradan Murat Suyu’nu geçerek Hozat Deresi üzerinde yeni yapılmış olan Soyungeç köprüsüne geldi. Beton köprü gerçekten gösterişli yapılmış, çevrenin yıllardan beri süregelen ulaşım sorununu çözmüştü. Atatürk, köprünün açılışını yaptıktan ve kurdeleyi kestikten sonra : ‘Daha önce soyunup suya girdikten sonra geçilen ırmağa Soyungeç denmiş. Şimdi buna lüzum görülmeden sinerek geçiliyor. Köprüye bundan sonra Singeç diyelim’ dedi.”</p>
<p style="text-align:left;"><em>(Ulus Gazetesi, 18 Kasım 1937)</em></p>
<p style="text-align:left;">
<p style="text-align:left;"><strong><img style="display:inline;border:0;" title="postcard" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/postcard.jpg?w=600&#038;h=380" border="0" alt="postcard" width="600" height="380" /> </strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong>1938 Tunceli harekatında alayımızın imha ettigi Aşiretlerin sonuncusu olan (Demenan) Aşiret Reisleri ve Avenesi sığındıkları mağaradan çıkarıldıkdan sonra:</strong><br />
(<strong>1) Tugay Komutanı </strong><br />
(<strong>2) Alay Komutanı </strong><br />
(<strong>3) Ben  (</strong><strong> </strong><strong>muhtemelen bu kartta ki imzanin sahibi</strong><strong>) </strong><br />
(<strong>4) Doktor Vehbi </strong><br />
(<strong>5) Aşiret Reisi Hasan Gev (</strong><strong> </strong><strong>HESÊ GÊWE</strong><strong>) </strong><br />
(<strong>6) Aşiret Reisi Hüseyin (</strong><strong> </strong><strong>WUŞÊN AĞA Lazê CIVRAİL AĞAY</strong><strong>)</strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:left;">
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza101.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="a_seyriza10" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza10_thumb1.jpg?w=500&#038;h=1417" border="0" alt="a_seyriza10" width="500" height="1417" /></a></p>
<p style="text-align:left;">11 Eylül 1937′de hükümet yetkilileriyle görüşmek üzere Erzincan’a giden Şeyh Seyit (Seyyid) Rıza Fırat Köprüsü üzerinde tutuklandıktan hemen sonra çekilen fotoğrafı. ( Dönemin Akşam Gazetesi 22-9-1937)</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza111.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="a_seyriza11" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza11_thumb1.jpg?w=600&#038;h=766" border="0" alt="a_seyriza11" width="600" height="766" /></a></p>
<p style="text-align:left;">
<p style="text-align:left;"><strong>Seyit Rıza</strong> tutuklandıktan sonra kendisine zorla giydirilen fötr ve ceketle &#8220;<strong>çağdaş</strong>&#8221; hali (Akşam Gazetesi 22-9-1937)</p>
<p style="text-align:left;">Ulemalardan ders almış, resul soyundan gelen dini bir lider olan <strong>Şeyh Seyit Rıza,</strong> Kemalist Rejim tarafından yapılan katliama gelecek tepkileri azaltmak ve kurbanların cellatları ile değil birbirleri ile kavgalı olması gayesi ile evinde isanın parmağı ve haç bulunduğu gibi söylentileri bilinçli bir şekilde yayılmış bir gayri nizami harp unsuru olarak kullanıştır. Genel olarak Dersim katliamından Anadolu halkınında haberi olmayacaktır. Dersim haberleri o günün medyasında yer bulmamıştır.</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza0121.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="a_seyriza012" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza012_thumb1.jpg?w=600&#038;h=335" border="0" alt="a_seyriza012" width="600" height="335" /></a><br />
Şeyh Seyit (Seyyid) Rıza’nın az bilinen bir fotoğraflarından birisi  arka planda askerler gözükmekte.</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza81.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="a_seyriza8" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza8_thumb1.jpg?w=600&#038;h=395" border="0" alt="a_seyriza8" width="600" height="395" /></a></p>
<p style="text-align:left;">Yeni Genel Müfettiş İzzettin Paşa kendisine Seyyid Rıza olup olmadığını sorduğunda &#8220;Ben Dersim’li Rızo’yum&#8221; dedi, <strong>&#8220;Dersim’de her meşe altında ve her dağ başında binlerce Rızo vardır. Şu halde siz hangi Seyyid Rıza’yı soruyorsunuz?&#8221;</strong> 14 gün süren mahkeme sonunda ölüme mahkum oldu. 18 Kasım 1937′de, aralarında oğlunun ve kardeşinin de bulunduğu toplam 11 kişi Elazığ’ın Buğday Meydanında idam edildi.</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_sey_riza371.jpg"><img style="border:0 none;display:inline;" title="a_sey_riza37" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_sey_riza37_thumb1.jpg?w=391&#038;h=538" border="0" alt="a_sey_riza37" width="391" height="538" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza7021.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="a_seyriza702" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza702_thumb1.jpg?w=615&#038;h=595" border="0" alt="a_seyriza702" width="615" height="595" /></a></p>
<p style="text-align:left;">Şeyh Seyit (Seyyid) Rıza idamından kısa bir süre evvel</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza051.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="a_seyriza05" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/a_seyriza05_thumb1.jpg?w=672&#038;h=397" border="0" alt="a_seyriza05" width="672" height="397" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><strong>Sey Riza (ayakta sakalli) Ve diger Dersimli tutuklular  Elazığda mahkemesi karsisinda (22-10-1937)</strong></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/dersim_asiret_liderleri_elazig__turk_mahkemesinde_1937.jpg"><img style="display:inline;border-width:0;" title="dersim_asiret_liderleri_elazig__turk_mahkemesinde_1937" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/dersim_asiret_liderleri_elazig__turk_mahkemesinde_1937_thumb.jpg?w=600&#038;h=528" border="0" alt="dersim_asiret_liderleri_elazig__turk_mahkemesinde_1937" hspace="0" width="600" height="528" /></a><br />
Elazığ Mahkemesi 1937 Bu Mahkeme sadece 14 Gün sürmüştür<strong><span style="color:#0000ff;"><br />
<img style="display:inline;border:0;" title="elazigda-yargilanan-dersimliler" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/elazigdayargilanandersimliler.jpg?w=600&#038;h=415" border="0" alt="elazigda-yargilanan-dersimliler" width="600" height="415" /></span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#0000ff;">Mahkemede herkesin elinde bir kasket olması ayrıca dikkatimizi çekiyor. Bize zorla giydirilen elbiselerin sonra hayatımızın vazgeçilmez bir parçası hatta sembol haline dönüşmesi oldukça ürpertici. Bunun adı Stockholm Sendro mu oluyor?<br />
</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><span style="color:#0000ff;"><img style="display:inline;border:0;" title="seyitriza5" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/seyitriza5.jpg?w=450&#038;h=1098" border="0" alt="seyitriza5" width="450" height="1098" /> </span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong>15 Kasım 1937 :</strong> Dersim isyanı lideri Şeyh <strong>Seyit (Seyyid) Rıza</strong> ve isyana katılan <strong>11 </strong>kişi Elazığ’da <strong>idam</strong> edildiler.</p>
<p style="text-align:left;">“Seyit Rızayı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insanla doluymuşçasına, zazaca sessizliğe ve boşluğa haykırdı. -Evladı Kerbelayme, Bé gunayime, Ayvo Zulumo,    Cinayeto. <strong>(Evlad-ı Kerbelayız, günahsısız, ayıptır, zulümdür, cinayettir.)</strong> dedi.<br />
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu ihtiyar ve hasta adam rap -rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu.İnfazı yaptı”</p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/23/ihsan-sabri-aglayangilin-anilari/"><em>İhsan Sabri Çağlayangil’in Anıları</em></a></p>
<p style="text-align:left;">İyimser rakamlarla 13 bin, yaygın rivayete göre ise 50 bin insanın ölümüyle, binlerce kişinin yaralanması ve sürgünüyle sonuçlanan Dersim operasyonu, yakın tarihimizin kara deliklerine yenisini ekledi. <strong>Sadece eli silah tutanlar değil, çocuklar ve yaşlılar da öldürüldü</strong>. Başta Seyyid Rıza’nın genç hanımı <strong>Besi </strong>olmak üzere pek çok kadın, mağaralarda saklanan silahlarla kendilerini savunmak için harekete geçmişlerdi.</p>
<p style="text-align:left;">Türk basını ise Besi’yi ‘dağ dilberi’ veya ‘dişi kaplan’ diye magazinleştirmekle meşguldü (“Cumhuriyet”, 26 Eylül 1937). Tabii Seyyid Rıza’nın Sabiha Gökçen tarafından bombalanan evinden çıkan garip eşyalar da operasyondan payını alacaktır. Güya evde haçlar, Hz. İsa’nın parmağı ve Ermenice dinî kitaplar bulunmuştur. <strong>Mesaj açık değil mi? Seyyid’i bir şekilde Müslümanlık dalından koparıp düşman kampa dahil etmek. </strong></p>
<p style="text-align:left;">Ne var ki, evinden çıkan eşya arasında dikkatimizi başka şeyler de çekmekte. Mesela mı? İşte gazetelerden cımbızla topladıklarım: <strong>Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerif, En’am-ı Şerif, Muhammediye, Siyer-i Nebi, Yıldızname, Bektaşiliğe ait bir şiir kitabı vs. (“Haber”, 8 Kasım 1937). Bunlar pekala bir Kadirî şeyhinin evinde de bulunabilecek kitaplar. </strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong>Zihnimde susturamadığım soru şu: Yoksa Seyyid Rıza rengarenk Osmanlı düzeninin son adasını mı savunuyordu? </strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=918651">Mustafa Armağan / Seyyid Rıza&#8217;nın evinden çıkanlar</a><br />
</strong></p>
<h2 style="text-align:left;"><strong><span style="color:#800000;font-size:medium;">Dersim Katliamı Ardından Sürgün edilen binlerce Dersimli aileden sadece biri</span></strong></h2>
<h2 style="text-align:left;"><strong><span style="color:#800000;font-size:medium;"> </span></strong></h2>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/ce_hesene_gaj1.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="ce_hesene_gaj" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/ce_hesene_gaj_thumb1.jpg?w=662&#038;h=411" border="0" alt="ce_hesene_gaj" hspace="0" width="662" height="411" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/1oykuleriyle_dersim_agitlari1.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="1oykuleriyle_dersim_agitlari" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/1oykuleriyle_dersim_agitlari_thumb1.jpg?w=717&#038;h=689" border="0" alt="1oykuleriyle_dersim_agitlari" hspace="0" width="717" height="689" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/ferhadan_asireti_liderlerinden_ani_xatun1.jpg"><img style="border:0 none;display:inline;margin-left:0;margin-right:0;" title="ferhadan_asireti_liderlerinden_ani_xatun" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/ferhadan_asireti_liderlerinden_ani_xatun_thumb1.jpg?w=428&#038;h=616" border="0" alt="ferhadan_asireti_liderlerinden_ani_xatun" hspace="0" width="428" height="616" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><strong>Ferhatan aşiret reislerinden Ani Hatun </strong><strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/seyi_ali_ve_laze_xora_sey_xidir1.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="seyi_ali_ve_laze_xora_sey_xidir" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/seyi_ali_ve_laze_xora_sey_xidir_thumb1.jpg?w=617&#038;h=813" border="0" alt="seyi_ali_ve_laze_xora_sey_xidir" hspace="0" width="617" height="813" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/ce_hesene_gaj_2_19431.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="ce_hesene_gaj_2_1943" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/ce_hesene_gaj_2_1943_thumb1.jpg?w=600&#038;h=792" border="0" alt="ce_hesene_gaj_2_1943" hspace="0" width="600" height="792" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><a href="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/dersim_1938_surgunleri_1.jpg"><img style="display:inline;border:0;" title="dersim_1938_surgunleri_" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2009/11/dersim_1938_surgunleri__thumb1.jpg?w=600&#038;h=713" border="0" alt="dersim_1938_surgunleri_" hspace="0" width="600" height="713" /></a></p>
<p style="text-align:left;"><strong>İhsan  Sabri Çağlayangil</strong>:<strong>:</strong></p>
<p style="text-align:left;"><strong>&#8221;Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti&#8221;.</strong></p>
<p><a rel="bookmark" href="../2009/11/23/ihsan-sabri-aglayangilin-anilari/">İhsan Sabri Çağlayangil’in Anılarından</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Devletin Tun&ccedil;/Eli Dersim&rsquo;de ne yapmıştı?]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/18/devletin-tuneli-dersimde-ne-yapmisti/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 21:34:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/18/devletin-tuneli-dersimde-ne-yapmisti/</guid>
<description><![CDATA[Ya bizlere uzun yıllar “İlk Kadın Pilotumuz” olarak iftiharla takdim edilen Sabiha Gökçen’in, aslınd]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Ya bizlere uzun yıllar “İlk Kadın Pilotumuz” olarak iftiharla takdim edilen Sabiha Gökçen’in, aslında Dersim’e en ağır bombaları atan uçağı kullanmış olduğu gerçeğine ne diyeceğiz?</strong></p>
<p>Tarihçilere büyük vazifeler düşüyor. “Alevi İsyanları” olarak bahsi geçen meselelerin iç yüzünü bilmiyoruz. Herkesin birbirini kan davası üzerinden suçlaya geldiği, herkesin birbirini zalim ve günahkar saydığı karmaşık bir düşmanlık hattı&#8230; Karanlık günler. </p>
<p> <!--more-->
</p>
<p>Trabzon’daki <strong>Atatürk Köşkü</strong>’nü ziyaret edenleriniz bilir. Odalardan birinde duvara asılmış büyük <strong>Türkiye</strong> haritası üzerinde <strong>“Tunceli/Dersim”</strong> kısmında elle çizilmiş, işaretlenmiş kısımlar vardır. Pek çok kişi Atatürk’ün 1937’deki <strong>Dersim</strong> olaylarını bizzat buradan yönettiğini anlatır. Oysa başka pek çok kişiyse, aynı tarihlerdeki <strong>Dersim</strong> tenkilinin, Atatürk tarafından değil, İsmet İnönü tarafından düzenlenip yönetildiğini söyler&#8230; Biz kitaplardan okuyup ezber ettik, doğrusunu ancak Allah bilir&#8230;</p>
<p><strong>Bundan tam 72 yıl önce, 15 Kasım 1937’de Dersim isyanı önderlerinden Seyit Rıza’nın Elazığ’da asılması ile kapatılmış iç kanamalı ağır bir defter saklıdır oysa aynı haritaların ve dile gelmemiş fısıltıların ardında&#8230;</strong></p>
<p>Seyit Rıza’nın sekseni aşan yaşı, torunu evladı yaşındakilerin sahte tanıklığıyla mahkemece küçültülür, aralarında 17 yaşındaki oğlu Reşit Hüseyin, yeğeni Yusufhan aşireti reisi Kamber, Kureyşan aşireti reisi Seyit Hüseyin’in de bulunduğu on kişiyle birlikte Elazığ Buğday Meydanı’nda asılırlar.</p>
<p>Son sözleri, kalbimizi 72 yıl sonra bile kahırla deşecek işaretleri taşır: <strong>“Evladı Kerbelayız. Suçsuzuz. Ayıptır, günahtır, zulümdür, cinayettir&#8230;”</strong></p>
<p>Bugünden baktığınızda, bugünün Alevi söyleminden çok Caferi söylemini hatırlatıyor bu cümleler. Şaşırtıcı dini vurgusu, <strong>Ehlibeyt</strong> ve <strong>Kerbela</strong> işaretleriyle okunduğunda&#8230; Kendini <strong>CHP’nin oy deposu olarak lanse eden, hatta çoğu kez din dışı seküler bir söyleme mahkum etmiş günümüz Alevi duruşuyla şaşırtıcı derecede bir zıddiyet&#8230;     <br /></strong>Hakikaten 1937’de <strong>Dersim</strong>’de neler yaşanmıştı? Dönemin İnönü’lü CHP’si, işin ne kadar içindeydi? Ve o katliamları yaşayan Alevilerin torunları sonrasında niçin CHP’li oldular? O günün seyitleri bugün neredeler?</p>
<p>Oysa İnönü’nün 18 Kasım 1937’de söyledikleri, işin özetidir: <strong><em>“Dersim meselesini ortadan kaldırdık, son verdik. Dersim müşkilesinden kurtulduk. Dersim’i her türlü askeri hareketlerle temizledik” </em></strong>diyordu İnönü&#8230;</p>
<p>“Tedip”ten “Tenkil”e varan yani baskıdan ateşle öldürmeye kadar uzanan süreçlerde devletin tunçtan eli, Dersim’in başına bir balyoz gibi inmiştir&#8230;<strong> Keçi otlattığı için Orman Kanunu’nu çiğneyen, fes taktığı için Devrim Kanunlarına karşı gelen, işsizlik ve fakirliği yenemediği için hortlamış eşkıyaya karşı evinde odasında namusunu canını korumak adına tuttuğu piştovundan sorguya çekilen, Harf İnkılabına rağmen Osmanlıca yazıp okuyan, Türkçe değil Kürtçe konuşmakla büyük suç işleyen, Evlad-ı Kerbela’dan, sadık-ı Ehli Beyt’ten Dersimliler&#8230;</strong> Bundan 72 yıl önce defteri kanla dürülmüş hicranlı bir maziye sahip&#8230;</p>
<p>Dönemin askeri raporlarına göre 7000’in üzerindedir öldürülen isyankarların sayısı. 1938 yılında basılmış “Köy Arama ve Silah Toplama İşleri Hakkında Kılavuz” adlı kitabın içinde en ince ayrıntılarına kadar köylerin nasıl yakılacağı, evlere, odalara nasıl girileceği anlatılıyor. Silahlarını teslim etmek istemeyenlerin kadın ve çocuklarına el konulmasının iyi sonuç vereceğinden bahseden maddeler!! Tam bir çılgınlık eseri anlayacağınız. Kendi ülkesinin insanına bu kadar mı düşman olabilir yöneticiler diye soruyor insan ister istemez. </p>
<blockquote><p><strong>Ya bizlere uzun yıllar “İlk Kadın Pilotumuz” olarak iftiharla takdim edilen Sabiha Gökçen’in, aslında Dersim’e en ağır bombaları atan uçağı kullanmış olduğu gerçeğine ne diyeceğiz?</strong></p>
</blockquote>
<p>Tüm bunları, 19 yıl aradan sonra bölgeye giden Cumhurbaşkanımızın fotoğraflarıyla birlikte gözyaşları içinde bir kez daha hatırladım.</p>
<p>Kendi insanını sevmek bu kadar mı zor, bu kadar mı ağır?</p>
<p><strong>Sayın Gül’ün ayakkabılarını çıkarıp yalınayak girdiği gönül dergahı, bunca yıldır tunçtan balyozlarla kırıldı&#8230; Dağ ol da ağlama, insan ol da taş kesme! Vah!</strong></p>
<p><strong><u>Sibel Eraslan &#8211; Vakit.com.tr</u></strong>    <br />sibeleraslan@hotmail.com </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dersimli nasıl CHP’li oldu?]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/11/17/dersimli-nasil-chp%e2%80%99li-oldu/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 17:15:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/11/17/dersimli-nasil-chp%e2%80%99li-oldu/</guid>
<description><![CDATA[Herkes, nasıl olup da Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun Onur Öymen’in Dersim Katliamı’nı savunan sözle]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Herkes, nasıl olup da Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun Onur Öymen’in Dersim Katliamı’nı savunan sözlerini alkışladığına şaşırıyor. Aslında sorulması gereken daha temel bir soru var: Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’de ne işi var?</p>
<p>Sadece Kılıçdaroğlu mu? Dersimliler, Aleviler ortada 1937-38 gibi bir katliam varken nasıl bu kadar CHP’li ve Atatürkçü olabildiler?</p>
<p>Cevaplardan ilki şu: 37-38 Dersim konusunda hayatlarını kolaylaştıracak sahte bir tarih üretip ona inanarak.</p>
<p><strong>Bu alternatif tarihin temelinde Atatürk’ü bu işten temiz çıkarmak var. Son dönemde yapılan tarih çalışmaları ve politik havanın değişmesiyle ikna ediciliği azalsa da özellikle bir kuşak şuna inandırıldı: Atatürk’ün Dersim’de olan bitenden haberi yoktu. Zaten çok hastaydı, ona sormadan yaptılar. Seyit Rıza’yı da o Elazığ’a gelmeden çabucak astılar. O, duysa asılmasına izin vermezdi. </strong></p>
<p><!--more-->Peki, kim yaptı bu katliamı? Bu alternatif tarihe göre 1937’nin ekim ayında İnönü ile arası açılınca Atatürk’ün başbakanlığa getirdiği Celal Bayar. Sağcıların başı Bayar, dönemin Genelkurmay Başkanı ‘gerici’ Fevzi Çakmak. Birkaç da general. İşte bu kadar. Atatürk hastaydı, bilmiyordu. İnönü zaten görevde değildi. Böylece Dersim Katliamı da ihtiyaca binaen klasik sağ-sol, laik-gerici ikiliği içine oturtulmuş oldu.</p>
<p>Halbuki yeni kurulan ulus-devlet otoritesine girmemek için direnen Dersim’i Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katmakta kararlı olan Atatürk, başından sonuna kadar olan bitenin merkezindeydi.</p>
<p>Daha 1936’da TBMM açılışında yaptığı konuşmada Dersim meselesi için “Bu korkunç çıbanı tümüyle temizleyip koparmaktan, kökünden kesip temizlemekten” ve bunun “her ne pahasına olursa olsun yapılması gerektiğinden” bahsetmişti.</p>
<p>Dersimlilerin üstüne uçaklarla “Teslim olmazsanız cumhuriyetin kahredici ordusu tarafından mahvedileceksiniz” bildirileri atıldığı 4 Mayıs 1937 günü Dersim’in kaderini belirleyen Bakanlar Kurulu toplantısına Atatürk başkanlık etti. Atatürk bazı manevraları bizzat izledi. Operasyonu harita başından bizzat takip etti. Çatışmalarda devlete yardım eden kişileri tanıyacak kadar olan biten hakkında saat saat malumat sahibiydi.</p>
<p>Atatürk o dönemde hasta yatağında da değildi. Seyit Rıza ve adamlarının asılmasının ardından hem de yanına Dersim’i bombaladığı için gazetelerin manşetlerinden inmeyen manevi kızı Sabiha Gökçen’i alarak Elazığ’a, Dersim’e gitti, köprü açtı. Ve başta Sabiha Gökçen olmak üzere Tunç Eli denilen operasyona katılan askerlere madalya taktı.</p>
<p>“Atatürk’e ibadetten” söz edecek kadar sıkı bir Atatürkçü olarak yaşamış ve ölmüş Celal Bayar’ın bir röportajında söylediği gibi “Atatürk ‘Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i’ dedi” ve Dersim vuruldu.</p>
<p>Peki, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşamaya devam etmeyi düşünen bir Alevi için bu hakikat ‘faydalı bir hakikat’ miydi? Değildi.</p>
<p>Peki, Dersim meselesiyle ilgili okuyan, çalışmalar yapan, bizzat İhsan Sabri Çağlayangil’in ağzından olan biteni duyan Kılıçdaroğlu ve 1937-38 ile ilgili bunca kitap ve belge ortaya çıkmasına rağmen Aleviler kendi sahte tarihlerinden niye vazgeçmedi ve sıkı Atatürkçü ve CHP’li olarak kaldı?</p>
<p>Çünkü başka çareleri yoktu. Onları çaresiz bırakan CHP çizgisinin karşısındaki sağcı-Sünni siyasetin Alevilere bakış açısıydı. Bir katliamı bile unutturacak önyargılar, aşağılanmalar, adam yerine konulmamalar&#8230;</p>
<p>O kadar ki “Son Devrin Din Mazlumları”nda Necip Fazıl’ın bile “tarihte bir benzeri gösterilemez” diyerek katliamın ayrıntılarını anlatmasına rağmen CHP’li Onur Öymen sahip çıkıncaya kadar Türkiye’deki dindarlar Dersim’de olan bitenle pek ilgilenmedi.</p>
<p>Dersim Katliamı Kerbala’yı unutturmadı. Yavuz’u unutturmadı. İğrenç Kızılbaş hikâyelerini, “kuyruklu Alevi” hakaretlerini unutturmadı. İşte AKP hükümeti Alevi açılımıyla tarihin bu yüküne karşı mesafe almaya çalışıyor.</p>
<p>Yani AKP, Dersimli Kılıçdaroğlu’nu CHP’li yapan koşulları ortadan kaldırmadan Alevilere açılmış sayılmaz.</p>
<p><strong>Yıldıray Oğur</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek'in kaleminden Dersim Katliamı]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/2009/11/17/necip-fazil-kisakurekin-kaleminden-dersim-katliami/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 16:08:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/2009/11/17/necip-fazil-kisakurekin-kaleminden-dersim-katliami/</guid>
<description><![CDATA[(Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları 10. Basım, Nisan 1990, adlı kitabının &#8221;Doğu F]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><em>(Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları 10. Basım, Nisan 1990, adlı kitabının &#8221;Doğu Faciası&#8221; bölümünden aynen alıntılanmıştır.)</em></p>
<p>En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.</p>
<p>Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi… Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşı -sında sigara içilmesi… Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı…</p>
<p><!--more-->Annesinin karnından sivri uçlu âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk… Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum… Ve buna benzer daha neler, dalıa neler!..</p>
<p>Cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam karari verecektir?</p>
<p>Elâzığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk… Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat’a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar. Hozat yakınlanndaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf Cemil’in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlama ya başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:</p>
<p><em>“- Sizi de onun yanına götüreceğiz!”</em></p>
<p>Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületiliyorlar. Böylece babalarınin yanına gönderilmişlerdir.</p>
<p>Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor:</p>
<p><em>“Durun, ben köy ahalisinden değilim! Muallimim! Müsaade edin, kendimi size isbat edeyim!”</em></p>
<p>Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması oluyor. Adam, evvelâ göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken, çalı yığınlari gerisinde âmir, zevk ve istihza ile sigarasını içmektedir. <em>(Bu vak’a, bana, 1944 yılında, Eğridir’de askerliğimi yaparken, resmî şahıslar huzurunda, yanan adama karşı sigarasını zevkle içtiğini söyleyen Amirden bizzat dinleyenlerce anlatılmıştır.)</em></p>
<p>Yusuf Cemil’in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elâzığ’da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüvviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla berabır, kurşunlanıyor.</p>
<p>Hozat’ın Karaca köyünden Cafer oğlu Kasım… Bu adam, o tarihten 30 sene kadar evvel Amerika’ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para kazanmış ve sonra köyüne dönmüştür. Kasım, Amerika dönüşünde, Birinci Dünya Harbinde Kafkas cephesi Köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi Yüzbaşı Şükrü’nün iki çocuklu karısı Şirin Hatun’la evlenmiş, Hozata gelip yerleşmiş, orada bir mağaza açmış ve ticarete başlamıştır. Hükûmetle de bazı taahhüt işlerine girişmektedir. Dersim hareketi esnasında, işbu Cafer oğlu Kasım, taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere Ovacık Kaymakamlığına müracaat ediyor. Muamelesini tekemmül ettirip parayı kendisine veriyorlar.</p>
<p>Muamele biter bitmez “Seni Hozat’tan çağırıyorlar!” diyerek,onu, mahfuzen yola çıkariyorlar. Cafer oğlu Kasım, kasabadan ayrıldıktan bir saat sonra jandarmalara öldürtülüyor. Koynundaki 6.000 lira da, iki alâkalı idare âmiri arasında taksim ediliyor.</p>
<p>Zavallının zevcesi Şirin Hatun, o esnada, dört çocuğuyla birlikte, komşularına oturmaya gitmiştir. Kadın, evine döndüğü zaman bir de görüyor ki, kapısı kırılmiş ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır. Haykırmaya başlıyor:</p>
<p><em>“- Yetişin, evimize eşkiya girdi!..”</em></p>
<p>Bu feryadına karşılık olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyla beraber öldürülüyor ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma ediliyor.</p>
<p>Bu arada Hozat’ın Zımbık köyünde (Şekspir)in hayaline bile taş çıkartacak, bir vak’a cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyle doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu âletle (süngü) öldürülüyor.Oldurulen kadinlar arasinda biri doğurmak üzere bir gebedir. Bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sag olduğunu dehşetler içinde görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden çocuğu alıyorlar,emzirtip büyütüyorlar ve ona “Besi” adını koyuyorlar. Bu kız bugün hâlâ aynı köyde ve hayattadır. Sivri uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hâlâ bu yarayı topuğunda taşimaktadır.</p>
<p><strong>(24 yil evvelki Büyük Doğu ‘lardan)</strong></p>
<p>Hozat’ın Dolantanır köyünden Veli isminde bir genç, Elâzığ Muallim Mektebinde okuduktan sonra öğretmen olarak Trakya’ya gönderilmiş, orada evlenmiş, 3 çocuk sahibi olmuş ve tam da Dersim hareketi başlamak üzereyken, karısı ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne gitmiştir. Genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve ihtiyarlı doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı âkıbete mahkûm edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.<br />
Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta… Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır.Vazivet birden haber aliniyor.<br />
Cocuklarin oldurulmeleri emriveriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur edemiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor. Nihayet en kara yüzlü çingenelerden daha karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun işi bitiriliyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Uğruna Can Verilir]]></title>
<link>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/15/ugruna-can-verilir/</link>
<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 12:13:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>kalbimcity</dc:creator>
<guid>http://kalbimcity.wordpress.com/2009/11/15/ugruna-can-verilir/</guid>
<description><![CDATA[Böyle adamlara az rastlanır. Kendine güvenen biri. Yakışıklı, idealist, hayallerini gerçekleştiren b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Böyle adamlara az rastlanır. Kendine güvenen biri. Yakışıklı, idealist, hayallerini gerçekleştiren bir hayalperest.</p>
<p>Kültürlü, hep iyi giyiniyor. Kibar. Rafine. Anadan doğma bir centilmen. Nazik. Doğuştan lider. Onunla konuştuktan sonra halkının ona neden güvendiğini anladım. Beni çok etkiledi. Uğruna can verilebilecek bir adam. Sözleri prestijli.</p>
<p>ABD tarihinin en saygın gazetecilerinden olan Clarence Streit’ın, 88 yıl önce, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk kuvvetlerinin ana karargahı olan Ankara’yı ziyaret ettikten sonra, “Tarih, Mustafa Kemal Paşa’yı yeni Türk devletinin kurucusu olarak tanıyacak” diye yazdığı ve şahsi notlarında Atatürk’ü yere göğe sığdıramadığı ortaya çıktı.</p>
<p>3 Mart 1921’de Mustafa Kemal Paşa ile Ankara Garı’ndaki konutunda söyleşi yapan Streit’ın “hiç yayınlanmamış” notlarını, Princeton Üniversitesi Tarih Profesörü Heath Lowry tanıttı. Lowry, Washington’daki Türk Büyükelçiliği’nde Streit’in Anadolu gezisini anlattı ve çektiği 300 kadar fotoğraftan örnekler gösterdi.</p>
<p>O dönemde Philadelpihia Public Ledger Gazetesi’nin muhabiri olarak Anadolu’ya giden Streit’in notlarını kitap halinde yayınlayacağını söyleyen Lowry, Streit ile 1983’de tanıştığını ve notları bizzat kendisinden aldığını ifade etti.</p>
<p>19 yazılı soru2 saat söyleşi</p>
<p>Lowry’nin anlatımıyla Amerikalı gazetecinin Anadolu macerası şöyle:</p>
<p>Bir ABD savaş gemisi ile İstanbul’dan Samsun’a geçen Streit, Azerbaycanlı bir mihmandar ile birlikte Merzifon, Yozgat ve daha küçük yerleşim merkezlerinden sonra Ankara’ya ulaşır. Fransızca bilen Streit, Osmanlıca bir karvizit kullanmaktadır.</p>
<p>17 gün süren bir yolculuktan sonra, Streit 6 Şubat 1921’de nüfusu 25 bin olan Ankara’ya gelip üç hafta kalır ve Türk ulusal liderlerinin hepsiyle görüşme imkanını bulur. Streit, 3 Mart 1921 günü Mustafa Kemal ile konuşur. Mustafa Kemal, önce 19 yazılı soruya dokuz sayfa Fransızca cevap hazırlar. Daha sonra<br />
iki saat söyleşi yapılır.</p>
<p>Devletin kurucusu</p>
<p>Birinci İnönü Savaşı’ndan sonra, “Tarih, Mustafa Kemal Paşa’yı yeni devletin kurucusu olarak tanıyacak” diye yazan Streit, henüz yayımlanmayan kişisel notlarında Atatürk hakkında şu ifadeleri kullanıyor:</p>
<p>“Böyle adamlara az rastlanır. Kendine güvenen biri. Yakışıklı, idealist, hayallerini gerçekleştiren bir hayalperest. Kültürlü, hep iyi giyiniyor. Kibar. Rafine. Anadan doğma bir centilmen. Nazik. Doğuştan lider. Onunla konuştuktan sonra halkının ona neden güvendiğini anladım. Beni çok etkiledi. Uğruna can verilebilecek bir adam. Sözleri prestijli. “Beni Türk konukseverliğiyle karşıladı. Benimle 2 saat boyunca rahatça Fransızca konuştu. 40 yaşındaydı ama daha genç gösteriyordu. Geniş alnı, ağız ve çene yapısıyla bir savaşçının hatlarına sahipti ama onu gözlüklü ve kalpaksız gördüğünüzde bir profesör izlenimi veriyordu. Yaşam biçimi ve liderliğinde gösterişten, kendini beğenmişlikten eser yoktu. Makam arabası ve konutunu koruyan korumalardan başka, diğer devlet başkanlarının sahip oldukları onda yoktu. Röportajdan sonra çok inandığı ülkesini tanıdım.”</p>
<p>Streit, tüm bu kişisel özelliklere karşın Anadolu’da Mustafa Kemal’in kişiliği çevresinde bir putlaştırma görmediğini, buna karşılık İzmir’de yine aynı dönemde her yerde Venizelos’un ve Yunanistan’da ise Yunan Kralı’nın resimlerinin görüldüğünü belirtti.</p>
<p>Mustafa Kemal, Streit’a, din ile siyaseti karıştırmadıklarını, “Türkler’in fanatik olmadığını” anlattıktan sonra, ABD’den dostluk ve maddi yardım beklediklerini söyledi. Bundan altı yıl sonra, ABD ile Türkiye arsında diplomatik ilişki kuruldu.</p>
<p>Savaşta bilehalkın arasında</p>
<p>Savaş sırasında olmasına rağmen, Mustafa Kemal’in halkın arasına girdiğini, Ankara sokaklarında tek başına yürürken sık sık görüldüğünü kaydeden Streit’a göre, Ankara’dan önce, yeni başkentin, Kayseri, Sivas veya Yozgat olması düşünüldü, buna karşın İstanbul başkent kesinlikle olmayacaktı. Streit, Ankara’ya giderken konakladığı bir köyün reisinin, “Burayı Viyana gibi yapmak istiyoruz” dediğini ve ABD ile çok iyi ilişkileri arzuladıklarını söylediğini de yazdı.<br />
Notlara göre, 1921’de Ankara’da iki yabancı temsilcilik vardı. Bir Sovyet diğeri Gürcü temsilciliği idi. Her iki elçi de kardeşti, ama biri Bolşevik diğeri Menşevik idi. Sovyet Elçiliği’ndeki 25 kişi on ayrı ulustan geliyordu, aralarında bir Alman bile vardı.</p>
<p>Çocuklar sınıftavals yapıyordu</p>
<p>Clarence Streit, 6 Mart 1921’de Ankara’dan ayrıldı ve Eskişehir’e geçti. Cephe birkaç kilometre uzaklıktaydı. Albay Naci Bey, gazeteci Streit’i bir ilkokula da götürdü. Bir derslikte, 5 kız ve 5 erkek çocuk vals yapıyorlardı.</p>
<p>Streit, Ekim 1923’te Türk Ulusal Kuvvetleri İstanbul’a girdiğinde de Türkiye’ye döndü, kutlamaları yerinde izledi, ancak Mustafa Kemal’î bir daha görmedi.</p>
<p>Yayıncı bulamamış</p>
<p>Profesör Heath Lowry, Clarence Streit’in notlarını kitap olarak yayınlayacağını söyledi. Streit, Türkiye’den ABD’ye döndüğünde Anadolu notlarını “Bilinmeyen Türkler” başlığıyla kitap haline getirmek istedi ama ne kadar uğraştıysa da yayıncı bulamadı.</p>
<p>Paşa Hanım yemeğe çağırdı</p>
<p>Aynı dönemde askeri istihbaratın başında olan Halide Edip Adıvar ile tanıştığını ve “Paşa Hanım”ın evine yemeğe gittiğini de not eden Clarence Streit, Celal Bayar, Hamdullah Suphi, Ahmet Muhtar gibi liderler ile de görüştüğünü anlattı. Amerikalı gazeteci, Mustafa Kemal’in aynı dönemde Gar’ın karşısındaki bir evde kaldığını yazdı.</p>
<p>27 yıl arayla kapak olmuşlardı</p>
<p>Mustafa Kemal 1923’te ve 1927’de iki kere ünlü TIME Dergisi’nin kapağında yer aldı. Amerikalı gazeteci Clarence Streit, 1950’de TIME’ın kapağında yer aldı. 1896-1986 yılları arasında yaşayan Missouri doğumlu Clarence Kirschmann Streit, gazeteciliğinin yanısıra, ABD-Avrupa yakınlaşmasında önemli rol oynayan bir aktivistti. 1929’da Milletler Cemiyeti’nin İsviçre’deki merkezinde muhabir olarak görevlendikten ve bu örgütün uluslararası işbirliği yoksunluğu yüzünden çöküşünü gördükten sonra, dünyadaki tüm demokrasileri Amerikan tarzı federal bir birlik içinde birleştirecek iddialı bir projenin savunuculuğunu yapmaya başlamıştı.</p>
<p>Roosevelt destekledi</p>
<p>Bu düşünceye Franklin Roosevelt ve Winston Churchill gibi önemli isimler destek verdi. Streit, görüşlerini savunmak için, NATO’nun siyasi bir birlik haline gelmesine çalışan Atlantik Birliği Komitesi’ni kurdu. Bu örgüt bugün de Streit Konseyi adıyla faaliyette.</p>
<p>Hurriyet</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[La Turchia accenna un'apertura verso il Kurdistan]]></title>
<link>http://baruda.net/2009/11/14/la-turchia-accenna-unapertura-verso-il-kurdistan/</link>
<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 10:04:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>baruda</dc:creator>
<guid>http://baruda.net/2009/11/14/la-turchia-accenna-unapertura-verso-il-kurdistan/</guid>
<description><![CDATA[Un po&#8217; di aggiornamenti dal Kurdistan, perennemente nel mio cuore e raramente sulle pagine del]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Un po&#8217; di aggiornamenti dal Kurdistan, perennemente nel mio cuore e raramente sulle pagine del]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[10 Kasım]]></title>
<link>http://sistemnetwork.wordpress.com/2009/11/10/10-kasim/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 21:50:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Tekin</dc:creator>
<guid>http://sistemnetwork.wordpress.com/2009/11/10/10-kasim/</guid>
<description><![CDATA[Atatürk Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_30" class="wp-caption aligncenter" style="width: 510px"><img class="size-full wp-image-30" title="Atatürk" src="http://sistemnetwork.wordpress.com/files/2009/11/atam1.jpg" alt="Atatürk" width="500" height="666" /><p class="wp-caption-text">Atatürk</p></div>
<p><strong><em>Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.</em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Pamukkale Üniversitesi'nden Atamıza Mektup]]></title>
<link>http://vatanvenamus.wordpress.com/2009/11/10/pamukkale-universitesinden-atamiza-mektup/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 21:21:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>vatanvenamus</dc:creator>
<guid>http://vatanvenamus.wordpress.com/2009/11/10/pamukkale-universitesinden-atamiza-mektup/</guid>
<description><![CDATA[10 Kasım 2009 Mustafa Kemal Atatürk Anıtkabir, Ankara Değerli Büyüğümüz, Liderimiz, Sevgili Atamız, ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[10 Kasım 2009 Mustafa Kemal Atatürk Anıtkabir, Ankara Değerli Büyüğümüz, Liderimiz, Sevgili Atamız, ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ATAM İZİNDEYİZ!!!]]></title>
<link>http://herbiseyler.wordpress.com/2009/11/10/atam-izindeyiz/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 19:02:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>karalamadefteri</dc:creator>
<guid>http://herbiseyler.wordpress.com/2009/11/10/atam-izindeyiz/</guid>
<description><![CDATA[Ulu önder Atatürk&#8217;ümüzü saygıyla anıyoruz&#8230; &nbsp; &nbsp; Atam izindeyim&#8230; &nbsp; Aç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Ulu önder Atatürk&#8217;ümüzü saygıyla anıyoruz&#8230;</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>Atam izindeyim&#8230;</p>
<p>&#160;</p>
<p>Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, durmadan yürüyeceğime&#8230;</p>
<p>AND İÇERİM!</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>NE MUTLU TÜRK&#8217;ÜM DİYENE!!!</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü ve Haftası.]]></title>
<link>http://webisweb.wordpress.com/2009/11/10/10-kasim-ataturku-anma-gunu-ve-haftasi/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 08:05:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>webisweb</dc:creator>
<guid>http://webisweb.wordpress.com/2009/11/10/10-kasim-ataturku-anma-gunu-ve-haftasi/</guid>
<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü saygıyla anıyoruz.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü saygıyla anıyoruz.]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Rahat Uyu Paşam!]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/10/rahat-uyu-pasam/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 07:05:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>editor</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/10/rahat-uyu-pasam/</guid>
<description><![CDATA[Bazı insanlar vardır, yaptıkları ile ebediyete değin yaşarlar. Bazı insanlar vardır, isimleri duyuld]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bazı insanlar vardır, yaptıkları ile ebediyete değin yaşarlar. Bazı insanlar vardır, isimleri duyuld]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Genelkurmay'ın 10 Kasım mesajı]]></title>
<link>http://lagaluga41.wordpress.com/2009/11/09/genelkurmayin-10-kasim-mesaji/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 22:32:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>yvzblog</dc:creator>
<guid>http://lagaluga41.wordpress.com/2009/11/09/genelkurmayin-10-kasim-mesaji/</guid>
<description><![CDATA[Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, &#8220;10 Kasım Atatürk&#8217;ü Anma Günü&#8221; münaseb]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-61" title="resim25036_2" src="http://lagaluga41.wordpress.com/files/2009/11/resim25036_2.jpg" alt="resim25036_2" width="240" height="240" />Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, &#8220;10 Kasım Atatürk&#8217;ü Anma Günü&#8221; münasebetiyle bir mesaj yayınladı.<!--more--><br />
Mesajın Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına hitaben kaleme alınan ilk bölümünde, &#8220;Türk Ordularının Ebedi Başkomutanı, Cumhuriyetimizin kurucusu ve dünyanın gıpta ettiği Eşsiz Devlet Adamı Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü, maddi varlığının aramızdan ayrılışının 71&#8242;inci yıl dönümünde bir kez daha özlem, saygı ve rahmetle anıyoruz. Engin düşünceleriyle bağımsızlığın, ulusal birliğin, bölünmez bütünlüğün, mutlu bir vatandaşlık ülküsünün ve barış içinde bir dünya düzeninin bayraklaşan ismi olan Ulu Önderimizin izindeolmayı büyük bir onur ve gurur vesilesi sayıyoruz. Hedef olarak gösterdiği yolda, zamanın ve katılaşmış düşüncelerin kalıplarına takılmadan ilerleyebilmek için bilim ve akıl esasları üzerine kurduğu düşünce sisteminden güç ve ilham alıyoruz. Bu nedenle, ulusal birlik içinde, mutlu ve güvenli bir şekilde ulusumuzu geleceğin uygar dünyasına taşıyan Büyük Önderimizi kalplerimizde bir hatıra gibi değil, düşüncelerimize yön veren canlı bir gerçek olarak yaşatıyoruz. Bir 10 Kasım günü maddi varlığıyla aramızdan<br />
ayrılan Atatürk&#8217;ün, düşünceleri ve bu düşüncelerinin hayat bulduğu ilke ve devrimleriyle dünya durdukça yüce ulusumuzun rehberi olmaya devam edeceğine yürekten inanıyoruz&#8221; ifadeleri yer aldı.</p>
<p>&#8220;Ebedi Başkomutanımız Atatürk&#8221; hitabıyla devam eden mesaj şu ifadelerle son buldu:</p>
<p>&#8220;İnsanlığa ışık ve hayat kaynağı olmaya devam eden düşüncelerinle aydınlattığın yolda kararlılıkla ilerlemeyi şeref sayan ve Atatürkçü Düşünce Sisteminin özünde bulunan dinamizmin etkisiyle çağın gereklerine göre kendini sürekli yenileyen Türk Silahlı Kuvvetleri, her zaman olduğu gibi yüce ulusunun hizmetindedir. Ulusumuzun güvenine layık bir şekilde ve güçlü ordunun güçlü Türkiye demek olduğu bilinciyle çalışmalarımıza devam edeceğimize manevi huzurunda bir kez daha söz veriyoruz. Ruhun şad olsun. Huzur içinde yat.&#8221;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[November 10 in history]]></title>
<link>http://homepaddock.wordpress.com/2009/11/10/november-10-in-history/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 11:10:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>homepaddock</dc:creator>
<guid>http://homepaddock.wordpress.com/2009/11/10/november-10-in-history/</guid>
<description><![CDATA[On November 10: 1483 Martin Luther, German Protestant reformer, was born. 1619  René Descartes had t]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>On November 10:</p>
<p>1483 <a title="Martin Luther" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Martin_Luther">Martin Luther</a>, German Protestant reformer, was born.</p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Luther46c.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/6/61/Luther46c.jpg/225px-Luther46c.jpg" alt="" width="225" height="242" /></a></p>
<p>1619  <a title="René Descartes" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ren%C3%A9_Descartes">René Descartes</a> had the dreams that inspire his <em><a title="Meditations on First Philosophy" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Meditations_on_First_Philosophy">Meditations on First Philosophy</a></em>.</p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Frans_Hals_-_Portret_van_Ren%C3%A9_Descartes.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/73/Frans_Hals_-_Portret_van_Ren%C3%A9_Descartes.jpg/200px-Frans_Hals_-_Portret_van_Ren%C3%A9_Descartes.jpg" alt="" width="200" height="245" /></a></p>
<p>1697 – <a title="William Hogarth" href="http://en.wikipedia.org/wiki/William_Hogarth">William Hogarth</a>, English artist, was born.</p>
<table cellspacing="5">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:William_Hogarth_006.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/5a/William_Hogarth_006.jpg/225px-William_Hogarth_006.jpg" alt="" width="225" height="292" /></a><br />
William Hogarth, self-portrait, 1745</td>
</tr>
<tr>
<th> </th>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>1728  – <a title="Oliver Goldsmith" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Oliver_Goldsmith">Oliver Goldsmith</a>, English playwright, was born.</p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Oliver_Goldsmith_by_Sir_Joshua_Reynolds.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/f/f0/Oliver_Goldsmith_by_Sir_Joshua_Reynolds.jpg/180px-Oliver_Goldsmith_by_Sir_Joshua_Reynolds.jpg" alt="" width="180" height="220" /></a></p>
<p>1775 The <a title="United States Marine Corps" href="http://en.wikipedia.org/wiki/United_States_Marine_Corps">United States Marine Corps</a> was founded at <a title="Tun Tavern" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tun_Tavern">Tun Tavern</a> in Philidelphia by <a title="Samuel Nicholas" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Samuel_Nicholas">Samuel Nicholas</a>.</p>
<div><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:USMC_logo.svg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/21/USMC_logo.svg/150px-USMC_logo.svg.png" alt="USMC logo.svg" width="150" height="152" /></a></div>
<p>1810 <a title="George Jennings" href="http://en.wikipedia.org/wiki/George_Jennings">George Jennings</a>, English sanitary engineer, was born.</p>
<p>1868 About 60 people &#8211; roughly equal numbers of Maori and Pakeha &#8211; were killed in the<a href="http://www.nzhistory.net.nz/timeline/10/11" target="_blank"> Matawhero Massacre </a>led by Te Kooti.</p>
<p>1871  <a title="Henry Morton Stanley" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Henry_Morton_Stanley">Henry Morton Stanley</a> located missing explorer and missionary, Dr. <a title="David Livingstone" href="http://en.wikipedia.org/wiki/David_Livingstone">David Livingstone</a> in <a title="Ujiji" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ujiji">Ujiji</a>, near <a title="Lake Tanganyika" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Lake_Tanganyika">Lake Tanganyika</a>, allegedly greeting him with the words, &#8220;Dr. Livingstone, I presume?&#8221;</p>
<table cellspacing="5">
<tbody>
<tr>
<th colspan="2"> </th>
</tr>
<tr>
<td colspan="2"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Henry_Morton_Stanley.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/3/36/Henry_Morton_Stanley.jpg/225px-Henry_Morton_Stanley.jpg" alt="" width="225" height="338" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>1880  <a title="Jacob Epstein" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Jacob_Epstein">Jacob Epstein</a>, American sculptor, was born.</p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Jacob_Epstein_(1934).jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/a5/Jacob_Epstein_%281934%29.jpg/180px-Jacob_Epstein_%281934%29.jpg" alt="" width="180" height="227" /></a></p>
<p>1925  <a title="Richard Burton" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Richard_Burton">Richard Burton</a>, Welsh actor, was born.</p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Richard_Burton_1963.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/3/36/Richard_Burton_1963.jpg/210px-Richard_Burton_1963.jpg" alt="" width="210" height="294" /></a></p>
<p>1938 – <a title="Mustafa Kemal Atatürk" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Kemal_Atat%C3%BCrk">Mustafa Kemal Atatürk</a><a title="Mustafa Kemal Atatürk" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Kemal_Atat%C3%BCrk">, the founder of the Republic of Turkey, dies.ustafa Kemal Atatürk</a>, the founder of the Republic of Turkey, died.</p>
<p><a title="Mustafa Kemal Atatürk" href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:MustafaKemalAtaturk.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/6/6a/MustafaKemalAtaturk.jpg/225px-MustafaKemalAtaturk.jpg" alt="" width="225" height="281" /></a></p>
<p>1940 <a title="Screaming Lord Sutch" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Screaming_Lord_Sutch">Screaming Lord Sutch</a>, English musician and politician, was born.</p>
<table cellspacing="5">
<tbody>
<tr>
<th colspan="2"> </th>
</tr>
<tr>
<td colspan="2"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Lordsutch01a.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/61/Lordsutch01a.jpg" alt="" width="225" height="271" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>1944  Sir <a title="Tim Rice" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tim_Rice">Tim Rice</a>, English lyricist, was born.</p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Jcs_us_cover.png"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/1/1e/Jcs_us_cover.png/180px-Jcs_us_cover.png" alt="" width="180" height="181" /></a> </p>
<p>1947 – <a title="Dave Loggins" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dave_Loggins">Dave Loggins</a>, American songwriter and singer, was born.</p>
<p>1951 Direct-dial coast-to-coast <a title="Telephone" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Telephone">telephone</a> service begins in the United States.</p>
<p>1958  The <a title="Hope Diamond" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hope_Diamond">Hope Diamond</a> was donated to the <a title="Smithsonian Institution" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Smithsonian_Institution">Smithsonian Institution</a> by <a title="New York" href="http://en.wikipedia.org/wiki/New_York">New York</a> diamond merchant <a title="Harry Winston" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Harry_Winston">Harry Winston</a>.</p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Hope_Diamond.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/15/Hope_Diamond.jpg/200px-Hope_Diamond.jpg" alt="Hope Diamond.jpg" width="200" height="300" /></a></p>
<p>1975 The 729-foot-long freighter <a title="SS Edmund Fitzgerald" href="http://en.wikipedia.org/wiki/SS_Edmund_Fitzgerald">SS <em>Edmund Fitzgerald</em></a> sank during a storm on <a title="Lake Superior" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Lake_Superior">Lake Superior</a>, killing all 29 crew on board.</p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Edmund_Fitzgerald_NOAA.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/5f/Edmund_Fitzgerald_NOAA.jpg/300px-Edmund_Fitzgerald_NOAA.jpg" alt="Edmund Fitzgerald NOAA.jpg" width="300" height="225" /></a></p>
<p>2007  <em><a title="¿Por qué no te callas?" href="http://en.wikipedia.org/wiki/%C2%BFPor_qu%C3%A9_no_te_callas%3F">¿Por qué no te callas?</a></em>  (why don&#8217;t you shut up?) incident between <a title="Juan Carlos I of Spain" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Juan_Carlos_I_of_Spain">King Juan Carlos</a> of <a title="Spain" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Spain">Spain</a> and <a title="Venezuela" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Venezuela">Venezuela&#8217;s president</a> <a title="Hugo Chávez" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hugo_Ch%C3%A1vez">Hugo Chávez</a>.</p>
<p><em>Sourced from NZ History Online &#38; Wikipedia.</em></p>
<p>&#160;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[NUTUK]]></title>
<link>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/06/nutuk/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 23:58:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>Nn</dc:creator>
<guid>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/06/nutuk/</guid>
<description><![CDATA[NUTUK Yurdumuzun parçalanıp işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası ol]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h1 style="text-align:center;"><span style="color:#ff0000;"><strong>NUTUK</strong></span></h1>
<p style="text-align:center;"><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/ataturk-3.jpg"><img class="aligncenter" title="ataturk-3" src="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/ataturk-3.jpg?w=300" alt="ataturk-3" width="300" height="212" /></a></p>
<p>Yurdumuzun parçalanıp işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklâl Savaşı&#8217;nı, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşunu ve inkılâpların yapılışını anlatan Nutuk, siyasî ve millî tarihimizin birinci elden, pek değerli bir kaynak eseridir. Atatürk&#8217;ün kendi kaleminden çıkan bu eser, yine Atatürk tarafından, Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin 15 -20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara&#8217;da toplanan İkinci Kurultayı&#8217;nda 36,5 saat süren ve altı günde okunan tarihî bir hitabeye dayandığı için Nutuk adını almıştır.<br />
Nutuk, inkılâp tarihimizin birinci elden pek değerli bir kaynağıdır dedik.Çünkü, eserin sahibi, tarihî olayları yalnızca belgelerle inceleyerek objektif gerçeğe ulaşmak isteyen bir tarih yazarı değil, doğrudan doğruya o tarihi yapanın kendisidir. Tarihi yapan ile yazanın aynı şahsiyette birleşmiş olması, Nutuk&#8217;u,benzerleri ile karşılaştırılamayacak üstün değerde bir eser durumuna getirmiştir.</p>
<p>Bu eserde, kendini her şeyi ile milletine adamış olağanüstü yetenekleri ile dehânın en iyi örneğini vermiş büyük bir komutanın, inkılâpçı bir liderin ve ileri görüşlü bir devlet adamının, askerî ve siyasî aksiyonları ile, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne şekil veren temel düşünce ve görüşler yer almıştır. Ayrıca, eserde millî değerler sistemine bağlı Cumhuriyet rejiminin, tarih şuuru içindeki gelişmesinin adım adım nasıl olgunlaştırıldığını, sosyal ve kültürel alanlara yön verici siyasî ve idarî şartların nasıl hazırlandığını yakından görebilmekteyiz.</p>
<p>Bu eser, yalnız geçmiş bir devrin hikâyesi olarak dünümüzü anlatmakla kalmamakta, yakın tarihimizden alınan ibret dolu tecrübelerle, milli varlığımızın bugününe de yarınına da ışık tutabilen yüksek bir değer taşımaktadır. Çünkü :</p>
<p>Nutuk, tarihin akışını değiştirme gücüne sahip bir önderin, varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milleti, temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmış olan bir imparatorluğun yıkıntıları arasından çekip çıkararak nasıl çağdaş ve millî bir devlet haline getirebildiğinin belgelere dayanan hikâyesidir.</p>
<p>Her Türk gencinin okuması gereken ve Atamızı daha iyi anlamak için tekrar tekrar okumamız gereken eşsiz eser.</p>
<p>Okumak için aşağıdaki sayfa linklerine tıklamanız yeterli sayfalar pdf formatındadır kaydetmek için linkin üstene gelip farklı kaydet deyip bilgisayarınıza indirebilirsiniz.Bilgisayaranız pdf dosyasını açmazsa adobe yazılımını yükleyin aşağıdaki linkten yükleyebilirsiniz.</p>
<p><a href="http://ardownload.adobe.com/pub/adobe/reader/win/9.x/9.1/tr_TR/AdbeRdr910_tr_TR.exe" target="_blank">&#8212;&#8211;Adobe indirmek için tıklayınız&#8212;-</a></p>
<p><a href="http://www.kho.edu.tr/atasayfa/buynutuk/download/buynutuk.zip" target="_self">&#8230;.NUTUK indirmek için tıklayınız&#8230;&#8230;</a></p>
<p>*Sayfa sayfa okumak isterseniz aşağıdaki linklere tıklayarak okuyabilirsiniz.</p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0002-0049.pdf" target="_blank">1:&#8211;Nutuk sayfa-02-49 okumak için tıkla&#8212;&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0050-0099.pdf" target="_blank">2:&#8211;Nutuk sayfa-50-99 okumak için tıkla&#8212;&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0100-0149.pdf" target="_blank">3:&#8211;Nutuk sayfa-100-149 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0150-0199.pdf" target="_blank">4:&#8211;Nutuk sayfa-150-199okumak için tıkla&#8212;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0200-0249.pdf" target="_blank">5:&#8211;Nutuk sayfa-200-249 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0250-0299.pdf" target="_blank">6:&#8211;Nutuk sayfa-250-299 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0300-0349.pdf" target="_blank">7:&#8211;Nutuk sayfa-300-349 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0350-0399.pdf" target="_blank">7:&#8211;Nutuk sayfa-350-399 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0400-0449.pdf" target="_blank">8:&#8211;Nutuk sayfa-400-449 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0450-0499.pdf" target="_blank">9:&#8211;Nutuk sayfa-450-499 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0500-0549.pdf" target="_blank">10:&#8211;Nutuk sayfa-500-549 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0550-0599.pdf" target="_blank">11:&#8211;Nutuk sayfa-550-599 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0600-0649.pdf" target="_blank">12:&#8211;Nutuk sayfa-600-649 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0650-0699.pdf" target="_blank">13:&#8211;Nutuk sayfa-650-699 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0700-0749.pdf" target="_blank">14:&#8211;Nutuk sayfa-700-749 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0750-0799.pdf" target="_blank">15:&#8211;Nutuk sayfa-750-799 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0800-0849.pdf" target="_blank">16:&#8211;Nutuk sayfa-800-849 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0850-0899.pdf" target="_blank">17:&#8211;Nutuk sayfa-850-899 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0900-0949.pdf" target="_blank">18:&#8211;Nutuk sayfa-900-949 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/0950-0999.pdf" target="_blank">19:&#8211;Nutuk sayfa-950-999 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/1000-1049.pdf" target="_blank">20:&#8211;Nutuk sayfa-1090-1049 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/1050-1099.pdf" target="_blank">21:&#8211;Nutuk sayfa-1050-1099 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/1100-1149.pdf" target="_blank">22:&#8211;Nutuk sayfa-1100-1149 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/1150-1199.pdf" target="_blank">23:&#8211;Nutuk sayfa-1150-1199 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
<p><a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/03/1200-1247.pdf" target="_blank">24:&#8211;Nutuk sayfa-1200-1247 okumak için tıkla&#8211;</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atatürk'ün Sözleri 1]]></title>
<link>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/06/ataturkun-sozleri-1/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 23:36:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>Nn</dc:creator>
<guid>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/06/ataturkun-sozleri-1/</guid>
<description><![CDATA[● Bütün ümidim gençliktedir. ● Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet&#8217;i biz kur]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1326" title="ne mutlu Türküm diyene" src="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/11/ne-mutlu-turkum-diyene.jpg?w=300" alt="ne mutlu Türküm diyene" width="300" height="198" /></p>
<p>● Bütün ümidim gençliktedir.</p>
<p>● Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet&#8217;i biz kurduk, O&#8217;nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.</p>
<p>● Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir.</p>
<p>● Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.</p>
<p>● Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.</p>
<p>● Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyet&#8217;e sahip çıkmak, Çanakkale&#8217;yi, Kurtuluş Savaşı&#8217;nı kazanan  ruhu korumak ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmaktır. Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir.</p>
<p>● Sizler, yani yeni Türkiye&#8217;nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz&#8230; Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.</p>
<p>● Öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.</p>
<p>● &#8220;&#8230;bu ulusa ve ülkeye hizmet görevi bitmeyecektir.&#8221;</p>
<p>● Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar &#8220;Tam Bağımsızlık&#8221; ve &#8220;Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlik&#8221;ten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir&#8230;</p>
<p>● Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!</p>
<p>● Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.</p>
<p>● Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.</p>
<p>● Ne mutlu Türküm diyene!</p>
<p>● Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.</p>
<p>● Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı&#8230; Gerçek zaferi siz kazanacak ve devam edeceksiniz ve mutlaka başarılı olacaksınız.</p>
<p>● Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.</p>
<p>● &#8220;Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk&#8217;ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol&#8230;&#8221;</p>
<p>● Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneği kazanmamıştır.</p>
<p>● &#8220;Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir&#8230;&#8221;</p>
<p>● &#8220;Cumhuriyeti kuranlar onu korumaya da muktedir olmalıdır.&#8221;</p>
<p>● Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır.</p>
<p>● Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur.</p>
<p>● Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de, sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.</p>
<p>● İstiklal, istikbal, hürriyet, herşey adaletle kaimdir!</p>
<p>● Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.</p>
<p>● Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.</p>
<p>● Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.</p>
<p>● Öğretmen, yıllar sonra ödülünü alır.</p>
<p>● Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.</p>
<p>● Söz konusu olan vatansa, gerisi teferruat.</p>
<p>● Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek mânevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür.</p>
<p>● Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.</p>
<p>● Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.</p>
<p>● Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.</p>
<p>● Öyle istiyorum ki, Türk Dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.</p>
<p>● Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir.</p>
<p>● Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.</p>
<p>● Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.</p>
<p>● Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar.</p>
<p>● Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, belli amaçlara erişebilmek için maddî ve manevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir. Yakın yıllarda milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır. Memleketin ve devrimin, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir. Aynı cinsten olan kuvvetler, ortak amaç yolunda birleşmelidir.</p>
<p>● Birçok güçlükler ve engeller karşısında bulunduğumuzu biliyoruz. Bunların hepsini inceleme ile, gayret ve iman ile ve millet aşkının sarsılmaz kuvvetiyle birer birer çözüp sonuçlandıracağız. O millet aşkı ki, her şeye rağmen içimizde sönmez bir kuvvet, dayanıklılık ve ateş kaynağıdır.</p>
<p>● Bizim milletimiz vatanı için, özgürlüğü ve egemenliği için özverili bir halktır; bunu kanıtladı. Milletimiz, yaptığı devrimlerin kıskanç savunucusudur da. Benliğinde bu erdemler yerleşmiş bir milleti, yürümekte olduğu doğru yoldan hiçbir kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz.</p>
<p>● Arkadaşlar! Devrimimiz Türkiye&#8217;nin yüzyıllar için mutluluğunu üstlenmiştir. Bize düşen onu kavrayarak ve takdir ederek çalışmaktır.</p>
<p>● Adımlarını, attığımız uygarlık ve yenilik adımlarına uydurmak istemeyenler ne talihsizdirler! Bu gibiler hâlâ milleti aldatacaklarını ümit ediyorlarsa bu ümitleri, kendilerinin zarara uğramalarından başka bir sonuç vermeyeceğine şimdiden emin olabilirler.</p>
<p>● Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.</p>
<p>● Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.</p>
<p>● Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.</p>
<p>● Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun]]></title>
<link>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/10/29/cumhuriyet-bayrami-kutlu-olsun/</link>
<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 16:10:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>heryerdenhaber</dc:creator>
<guid>http://heryerdenhaber.wordpress.com/2009/10/29/cumhuriyet-bayrami-kutlu-olsun/</guid>
<description><![CDATA[Cumhuriyetimiz 86 Yaşında 29 Ekim 2009 Perşembe Cumhuriyetin ilanının 86. yıldönümü, tüm yurtta töre]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Cumhuriyetimiz 86 Yaşında 29 Ekim 2009 Perşembe Cumhuriyetin ilanının 86. yıldönümü, tüm yurtta töre]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nice 86 ncı yıllara]]></title>
<link>http://tamsaha.wordpress.com/2009/10/28/nice-86-nci-yillara/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 22:15:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>coolharry</dc:creator>
<guid>http://tamsaha.wordpress.com/2009/10/28/nice-86-nci-yillara/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-952" title="Cumhuriyet Bayramı" src="http://tamsaha.wordpress.com/files/2009/10/cumhuriyet_bayrami.jpg" alt="Cumhuriyet Bayramı" width="400" height="300" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Vahdettin'in Mustafa Kemal'e son sözü ]]></title>
<link>http://tarihplatformu.wordpress.com/2009/10/22/vahdettinin-mustafa-kemale-son-sozu/</link>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 19:35:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>curcuna</dc:creator>
<guid>http://tarihplatformu.wordpress.com/2009/10/22/vahdettinin-mustafa-kemale-son-sozu/</guid>
<description><![CDATA[Mustafa Kemal, Osmanlı paşası olarak padişah Vahdettin ile kaç kez görüştü. Bizzat Atatürk&#8217;ün ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Mustafa Kemal, Osmanlı paşası olarak padişah Vahdettin ile kaç kez görüştü.  Bizzat Atatürk&#8217;ün hatıralarında bu görüşmeler nasıl anlatılıyor ve Vahdettin&#8217;in  son sözü ne idi?</p>
<p><span style="font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong>Mustafa Kemal Paşa </strong>ile Osmanlı İmparatorluğu’nun son  padişahı <strong>Vahdettin </strong>arasındaki ilişkiler hep tartışıla  geldi.</p>
<p>Birbirlerini ne kadar tanıyorlar, kaç kez görüştüler, nasıl ayrıldılar… Bu  konularda hep spekülasyonlar yapıldı.</p>
<p>Daha ilkokul yıllarından başlayarak yapılan yanlış bilgilendirmeyi bir kenara  bırakıp, <strong>Atatürk</strong>’ün kendi hatıralarında bu ilişkiler  anlatılıyor onları sizinle paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Yakın çalışma arkadaşları, Atatürk ile ilgili pek çok hatırat kaleme aldı.  Ama<strong> “Atatürk’ün gerçek hatıratı” </strong>diyebileceklerimizi  <strong>Falih Rıfkı Atay </strong>kaleme aldı.</p>
<p>13 Mart 1926’da <strong>Hakimiyet-i Milliye </strong>gazetesinde 32 gün süre  ile tefrika edilen hatıratı <strong>Falih Rıfkı </strong>bizzat Atatürk’ten  dinleyerek not aldı. Yazdıklarını ertesi gün Atatürk’ün onayına sundu ve  düzeltmesi yapıldıktan sonra yayınladı.</p>
<p align="left"><strong>Atatürk</strong>, hatıratını Cumhuriyet kurulduktan sonra  geçmişin nasıl hatırlanması gerektiğini yönlendirmek amacıyla yazdı. Biraz da  dönemin şartlarından geriye dönerek yapılan değerlendirmeler idi bunlar.</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p><strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’nın, <strong>Veliaht Vahdettin </strong>ile ilk tanışması, birlikte çıkacakları Almanya gezisi öncesine  rastladı.</p>
<p>1917&#8242;de Suriye bozgunundan sonra <strong>Mustafa Kemal</strong>, İstanbul’a  gelerek Pera Palas’a yerleşti. Bu sırada <strong>Enver Paşa </strong>aracılığıyla bir davet aldı. Davetin mahiyeti özetle şöyle idi:</p>
<p><strong>“Alman İmparatoru, müttefiki Osmanlı İmparatoru Sultan Reşat’ı  karargahına davet ediyor. Zat-ı Şahane böyle bir seyahati yapamayacak halde.  Veliaht Vahdettin, padişah adına bu seyahati gerçekleştirecek. Kendisinin  refakatinde bulunmak ister misiniz?”</strong></p>
<p><img src="http://fotogaleri.haber7.com/inner//314620090727090215563.jpg" border="3" alt="kullan" hspace="5" vspace="5" align="left" />Bu seyahatin kendisi için de önemli bir tecrübe olacağını  düşünen <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, daveti kabul etti ve seyahat  öncesinde 13 Aralık 1917’de <strong>Veliaht Vahdettin</strong>’i Vaniköy  Köşkünde ziyaretine gitti.</p>
<p>Kendilerine ayrılan bir odada kabul edildi. Bir süre sessizlikten sonra  <strong>Vahdettin</strong>’in ilk sözleri:</p>
<p><strong>- Sizinle müşerref oldum, memnunum.</strong></p>
<p>Bir sür sessizlikten sonra devam etti:</p>
<p><strong>- Sizinle seyahat edeceğiz değil mi?</strong></p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>, belirlenen tarihte kafileye dahil oldu ve  Almanya seyahati 15 Aralık’ta Sirkeci’den başladı. Daha yolculuğun ikinci  gününde <strong>Mustafa Kemal</strong>’e <strong>“Kılıç Mecidi” </strong>nişanı  takdim edildi.</p>
<p>Almanya seyahati boyunca <strong>Veliaht Vahdettin </strong>ve  <strong>Mustafa Kemal Paşa </strong>birbirlerini yakından tanıdılar.</p>
<p>Yaklaşık 3 hafta süren Almanya yolculuğu boyunca Alman İmparatoru  <strong>Kayzer </strong>tarafından kabul edildiler. İmparatorluğun veliahtı ile  birlikte savaşın cereyan ettiği cephelere gittiler. Ülke ve dünya sorunları  hakkında karşılıklı görüş alışverişi yapabilecekleri uzun sohbetler  yaptılar.</p>
<p>Gezi bittikten ve İstanbul’a döndükten sonra <strong>Vahdettin </strong>tahta  geçinceye kadar ikilinin görüşmesi olmadı. Almanya’dan döndükten yaklaşık 7 ay  sonra <strong>Sultan Reşat </strong>öldü ve aynı gün 4 Temmuz 1918’de  <strong>Mehmet Vahdettin</strong>, 36’ncı Osmanlı padişahı olarak tahta  geçti.</p>
<p>Umumi Harb’in sonlarında hükümdar olan <strong>Vahdettin </strong>açısından,  böyle bir dönemde padişah olmak talihsizlikti. Müttefikler harbi kaybetmek üzere  idi. Nitekim, 30 Ekim’de mütarekenin imzalanması ile daha da zorlu bir süreç  başladı.</p>
<p>Ülkenin içinde bulunduğu duruma ve kurtuluş yollarına ilişkin görüşleri olan  <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, tedavi gördüğü Viyana dönüşünde (2 Ağustos  1918) yeni padişahtan görüşme talebinde bulundu.</p>
<p>Görüşme, Harp Okulu’ndan hocası da olan <strong>Naci Paşa </strong>kılavuzluğunda 5 Ağustos’ta gerçekleşti. <strong>Mustafa  Kemal</strong>, padişaha son derece önemli bir dönemde tahta geçtiğini  hatırlatarak şunu söyledi:</p>
<p><strong>- Seyahatimiz esnasında bütün fikirlerimi çok açık dille söylemiştim.  Bu dakikada aynı tarzda görüşmeme müsaade buyrulur mu?</strong></p>
<p>Aldığı cevap kısa ve net idi:</p>
<p><strong>- Hay hay</strong></p>
<p>Bu görüşmede <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, hükümdardan hemen  başkumandanlığı bizzat üstlenmesini, orduya sahip ve hakim olmasını istedi.  Ancak doğru kararların bundan sonra alınabileceğini söyledi.</p>
<p>İkinci görüşme, birinci görüşmeden sadece birkaç gün sonra 9 Ağustos’ta oldu.  Bu kez talep saraydan geldi. <strong>Vahdettin</strong>, <strong>Mustafa  Kemal</strong>’i <strong>İzzet Paşa </strong>ile birlikte kabul etti.  <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’ya göre bu <strong>“neticesiz bir görüşme” </strong>idi.</p>
<p>Üçüncü görüşme, bir ayı biraz geçtikten sonra <strong>Mustafa  Kemal</strong>’in iisteği üzerine gerçekleşti. Bu görüşmede padişah, İstanbul  halkının doyurulmasının önceliğinden söz etti.</p>
<p>16 Ağustos’taki dördüncü görüşme ise <strong>Mustafa Kemal</strong>’in isteği  dışında gerçekleşti. Aralarında <strong>Enver Paşa</strong>’nın da bulunduğu  askeri erkan ile sohbet sırasında padişahın kendisini beklediği haberi geldi.  Kabul, Dolmabahçe’deki Valide Camii’nin mahfilinde Cuma selamlığı sırasında  oldu.</p>
<p>Huzurda iki Alman generalinin bulunduğunu öğrenen <strong>Mustafa  Kemal</strong>, onlar çıktıktan sonra görüşmek istediğini dile getirdi ise de  kabul görmedi. Alman generallerinin bulunduğu sırada görüşmenin gerçekleşmesi  gerektiği kendisine bildirildi.</p>
<p><strong>Vahdettin</strong>, Alman generallere <strong>Mustafa Kemal  Paşa</strong>’yı, <strong>“Çok takdir ettiğim ve güvendiğim bir kumandan” </strong>diyerek takdim etti. Sonrasında şöyle dedi:</p>
<p><strong>- Sizi Suriye’ye kumandan tayin ettim. Oradaki durum önem kazanmış.  Sizden talebim, oraları düşman eline geçirmeyeceksiniz. </strong></p>
<p>Ancak, bu duydukları hoşuna gitmedi. Çıkışta <strong>Enver Paşa</strong>’yı  mütebessim görünce, bu atamanın altında onun parmağı olduğunu düşündü ve şöyle  çıkıştı:</p>
<p><strong>- Bravo tebrik ederim, muvaffak oldunuz. Beni oraya göndermekle güzel  bir intikam alıyorsunuz. Görenek dışı bir şey yaptınız. Bizzat Padişah’a bana  emir verdirdiniz.</strong></p>
<p>Daha sonra <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, değişik vesilelerle padişaha  görüşlerini iletti. Neler yapılması gerektiğini anlattı, <strong>İzzet  Paşa</strong>’nın yeniden sadrazamlığa getirilmesini, kendisinin <strong>Harbiye  Nezareti</strong>’ne (Savunma Bakanlığı) atanması talebinde bulundu.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>,<strong> Tevfik Paşa </strong>kabinesinin  güvenoyu almaması için bizzat Meclis-i Mebusan’a gedirek kulisler yaptı. Gruplar  halinde milletvekilleri ile görüştü. Kendi lehlerine bir sonuç beklerken, kabine  19 Kasım&#8217;da büyük bir farkla güvenoyu aldı.</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="1" width="200">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center"><img src="http://fotogaleri.haber7.com/inner//572520090727093712354.jpg" border="0" alt="kullan" /><br />
<strong>Enver Paşa ve Cemal  Paşa</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family:Arial;"> </span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="1" width="200">
<tbody></tbody>
</table>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="1" width="200">
<tbody></tbody>
</table>
<p><span style="font-family:Arial;">Büyük bir öfke ve hayal kırıklığı ile evine  dönen <strong>M. Kemal Paşa</strong>, telefonla Yıldız Sarayını aradı ve padişah  ile görüşmek istediğini iletti. <strong>M. Kemal</strong>,<strong> “hemen” </strong>görüşmek istiyordu, randevu 22 Kasım&#8217;a Cuma gününe verildi. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Cuma selamlığı sonrasında yapılan beşinci  görüşme, <strong>Mustafa Kemal</strong>’e göre süre olarak <strong>“çok  uzun”</strong>, içerik olarak <strong>“kısa”</strong> idi. <strong>Sultan  Vahdettin </strong>hemen söze başladı:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><strong>- Ordunun kumandan ve subayları  eminim ki seni çok severler. Onlardan bana bir fenalık gelmeyeceğine bir teminat  verir misin?</strong></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">- Ordunun aleyhinizde bir harekete  giriştiğine dair bilgi ve hisleriniz mi var, efendim?</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><strong>- Ordu kumandanları ve subaylarının  Zat-ı Şahanenizle karşı karşıya gelmesi için bir sebep olabileceğini  zannetmiyorum. Onun için, hiçbir kötülük gelmeyeceği noktasında bana  güvenin.</strong></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">- Yalnız bugünden bahsetmiyorum, bugünden ve  yarından…</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Görüşmenin sonunda padişah  tekrar:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><strong>- Siz akıllı bir kumandansınız,  arkadaşlarınızı aydınlatıp yatıştıracağınızdan eminim.</strong></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><strong>M. Kemal</strong>, ümitsiz ve üzgün  bir şekilde huzurdan ayrıldı. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Son görüşme <strong>M. Kemal</strong>’in  Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevine atanmasından sonra yola çıkmadan önce  yapıldı. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Görevlendirmenin kapsamını <strong>M.  Kemal</strong>, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye İkinci Reisi (Genelkurmay İkinci  Başkanı) Diyarbakırlı <strong>Kazım Paşa </strong>ile birlikte yaptı.  Gerektiğinde doğrudan <strong>“Sadrazam Paşa ile görüşebilir” </strong>şerhi  düşüldü. Gösterilen neden <strong>“Samsun çevresinde Türkler’in Rumlar’a  saldırılarının önüne geçilmesi”</strong>ni sağlamaktı. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Yapılan yetkilendirmenin sınırı ise geniş  tutuldu. Üçüncü ve dört fırkalı olan Onbeşinci Kolordu müfettişlik emrine  verildi. <strong>“Tarih Vesikaları”</strong> dergisinde yer alan belgeye göre,  müfettişlik bölgesi Trabzon, Erzurum, Sivas, Van, Erzincan, Samsun civarı olarak  belirlendi. Dahası, Bu görevlendirmeye sınırı olan Diyarbakır, Bitlis, Elazığ,  Ankara ve Kastamonu da gerektiğinde kendisine bağlanacaktı. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Burada araya girip bir soruyu akıllara  getirmek istiyorum. Samsun çevresindeki <strong>&#8220;bir grup çapulcu”</strong>yu  bastırmak için bu kadar geniş yetkilendirmeye gerek var mıydı  dersiniz?</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Her ne ise… </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><strong>M. Kemal</strong>, Samsun’a  hareketinden önce bir kez daha (aynı zamanda son defa) huzura kabul edildi.  Davet bizzat padişah tarafından yapıldı. Görüşme Yıldız Sarayı’nın ufak bir  salonunda gerçekleşti. <strong>M. Kemal</strong>’in ifadesiyle, <strong>“adeta  diz dize denecek kadar yakın” </strong>oturularak yapılan bir kabul idi bu. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Boğaz’dan Yıldız Sarayı’na doğru dönmüş  işgal güçlerinin topları altında gerçekleşen görüşmeyi <strong>M. Kemal Paşa </strong>şöyle anlatıyor:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">- Vahdettin, hiç unutmayacağım şu sözlerle  konuşmaya başladı. <strong>“Paşa Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin,  bunların hepsi artık kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir.&#8221; </strong></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><strong>M. Kemal</strong>, konuşmanın  devamını şöyle anlatıyor:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><strong>- “Bunları unutun!”</strong> dedi.  <strong>“Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa devleti  kurarabilirsin!”</strong></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Bunun üzerine şu cevabı verir:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><strong>- Merak buyurmayınız efendim. Demek  istediklerinizi anladım. Emriniz olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir  buyurduklarınızı bir an bile unutmayacağım.</strong></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Artık bir daha birbirini hiç görmeyecek  şekilde yolları ayrılacak olan iki ismin görüşmesi böyle bitti. Huzurdan  ayrılırken, Padişah’ın son sözleri şu oldu:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><strong>- Muvaffak ol!</strong></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Kabulden çıktığında <strong>Naci  Paşa</strong>, elinde bir küçük kutu uzattı. <strong>“Zat-ı Şahane’nin ufak bir  hatırası”</strong> dedi. Kapağının üzerine <strong>Vahidettin</strong> isminin  baş harfleri işlenmiş bir saat idi bu. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Paylaştığım bütün bu bilgileri  <strong>“muhalifler”</strong> yazmıyor. Atatürk’ün hatıralarını bizzat kaleme  alan <strong>Falih Rıfkı </strong>yazıyor. Tarihini ve günlerini yukarıda  yazdım. İsteyen, biraz da Osmanlıcası olan açıp bakabilir. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;">Kısmet olursa bir gün de <strong>Mustafa  Kemal Paşa </strong>Samsun&#8217;a gizlice mi gitti yoksa daha farklı mı idi. Onu  yazmak istiyorum. Resmi tarihçilerin yazdığı değil, yine bizzat  <strong>Atatürk</strong>&#8216;ün kendi hatıraları olarak o tarihlerde  <strong>Hakimiyet-i Milliye</strong>&#8216;de çıkan yazılardan  özetleyerek&#8230;<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><em><span style="font-size:10pt;"><strong>NOT:</strong> Falih Rıfkı Atay, bu hatıralarını  1950&#8242;li yıllarda &#8220;Atatürk&#8217;ün Bana Anlattıkları&#8221; adıyla kitaplaştırdı. Pozitif  Yayınları, ilgili bölümleri &#8220;Mustafa Kemal&#8217;in Ağzından Vahidettin&#8221; adıyla  topladı ve geçtiğimiz yıllarda yayınladı. Bunları daha detaylı bir şekilde  bulabilirsiniz.</span></em></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;"><strong>Ünal TANIK / Haber  7</strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atatürk'ün Vasiyeti ]]></title>
<link>http://tarihplatformu.wordpress.com/2009/10/22/ataturkun-vasiyeti/</link>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 19:30:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>curcuna</dc:creator>
<guid>http://tarihplatformu.wordpress.com/2009/10/22/ataturkun-vasiyeti/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Malik olduğum bütün nukut (para) ve hisse senetleri ile Çankaya&#8217;daki menkul ve gayrimen]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-family:Verdana;font-size:x-small;">&#8220;Malik olduğum bütün nukut  (para) ve hisse senetleri ile Çankaya&#8217;daki menkul ve gayrimenkul emvalimi  (mallarımı) Halk Partisi&#8217;ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum.<br />
<span style="color:#cc0000;"><strong>1</strong></span>- Nukut ve hisse senetleri şimdiki gibi  İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.<br />
<strong><span style="color:#cc0000;">2</span></strong>- Her seneki nemadan bana nispetleri şerefli  mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, (kız kardeşi) Makbule&#8217;ye ayda 1000;  (manevi kızları) Afet&#8217;e 800, Sabiha Gökçen&#8217;e 600, Ülkü&#8217;ye 200 lira ve Rukiye ile  Nebile&#8217;ye şimdiki 100&#8242;er lira verilecektir.<br />
<strong><span style="color:#cc0000;">3</span></strong>- Sabiha Gökçen&#8217;e bir ev de alınabilecek para  verilecektir.<br />
<strong><span style="color:#cc0000;">4</span></strong>- Makbule yaşadığı  müddetçe Çankaya&#8217;da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.<br />
<strong><span style="color:#cc0000;">5</span></strong>- İsmet İnönü&#8217;nün çocuklarına, yüksek  tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.<br />
<strong><span style="color:#cc0000;">6</span></strong>- Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya  Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;font-size:x-small;"></p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 560px"><img src="http://www.tarihim.org/images/stories/news/ataturk/atavasiyet.jpg" alt="Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürkün bırakmış olduğu vasiyetinin orjinal metni" width="550" height="654" /><p class="wp-caption-text">Türkiye Cumhuriyeti&#39;nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk&#39;ün bırakmış olduğu vasiyetinin orjinal metni</p></div>
<p></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
