<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>mustafa-kemal &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/mustafa-kemal/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "mustafa-kemal"</description>
	<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 09:38:32 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[ Atatürk sevgisi ve irtica korkutması ile Aleviler rehin alınmıştır]]></title>
<link>http://dusuncekahvesi.wordpress.com/2009/11/23/ataturk-sevgisi-ve-irtica-korkutmasi-ile-aleviler-rehin-alinmistir/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 21:56:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>dusuncekahvesi</dc:creator>
<guid>http://dusuncekahvesi.wordpress.com/2009/11/23/ataturk-sevgisi-ve-irtica-korkutmasi-ile-aleviler-rehin-alinmistir/</guid>
<description><![CDATA[[Röportaj - Nuriye Akman] Yakında Ermenice haber yayını da başlayacak. Sessizlerin Umudu sloganını b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[[Röportaj - Nuriye Akman] Yakında Ermenice haber yayını da başlayacak. Sessizlerin Umudu sloganını b]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gayrıresmi Atatürk]]></title>
<link>http://dusuncekahvesi.wordpress.com/2009/11/22/gayriresmi-ataturk/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:57:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>dusuncekahvesi</dc:creator>
<guid>http://dusuncekahvesi.wordpress.com/2009/11/22/gayriresmi-ataturk/</guid>
<description><![CDATA[Neşe Düzel&#8217;in, Taraf  Gazetesi için  Taha Akyol ile yaptığı 17.11.2009 tarihli röportajıdır NE]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Neşe Düzel&#8217;in, Taraf  Gazetesi için  Taha Akyol ile yaptığı 17.11.2009 tarihli röportajıdır NE]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk'ün Hayatı]]></title>
<link>http://dersimizvar.wordpress.com/2009/11/21/mustafa-kemal-ataturkun-hayati/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 20:14:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>oynabi</dc:creator>
<guid>http://dersimizvar.wordpress.com/2009/11/21/mustafa-kemal-ataturkun-hayati/</guid>
<description><![CDATA[Öğrenim Hayatı ·   Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Cad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Öğrenim Hayatı</strong></p>
<p>·   Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu.</p>
<p>·  Babası bir gümrük memuru olan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır.</p>
<p>·  aba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir.</p>
<p>·  Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır.</p>
<p>·  Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi.</p>
<p>·  Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına kadar yaşadı.</p>
<p>·  Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti.</p>
<p>·  Ancak Mustafa Kemal babasını çok küçük yaşlarda kaybetti (1888).</p>
<p>·  Bu nedenle okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Mustafa ve annesi dayıları ile birlikte yaşamak üzere taşraya Rapla Çiftliği’ne gittiler. Onu annesi büyüttü.</p>
<p>·  Mustafa çiftlikte çalışmaya başlamış, ancak annesi okula gitmemesi nedeniyle endişelenmeye başlamıştı. Sonunda, annesinin Selânik’teki kız kardeşi ile birlikte yaşamalarına karar verildi. Böylece Mustafa Selânik’e dönüp okulunu bitirdi.</p>
<p>·  Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu.</p>
<p>·  Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okuldaki Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına “Kemal” i ilave etti. Askeri Rüştiyeyi 1895 yılında bitirdikten sonra, Mustafa Kemal, Manastırdaki Askeri İdadiye girdi.</p>
<p>·  1899 yılında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, 3 Mart 1899′da İstanbul’da Harbiye’nin hazırlık sınıfına kaydoldu. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu.</p>
<p>·  Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905′te kurmay yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı.</p>
<p><strong>Özetle Atatürk’ün Okuduğu Okullar:</strong></p>
<p>¨   Mahalle Mektebi,</p>
<p>¨   Şemsi Efendi İlkokulu,</p>
<p>¨   Mülkiye Rüştiyesi,</p>
<p>¨   Selanik Askeri Rüştiyesi,</p>
<p>¨   Ma­nastır Askeri İdadisi,</p>
<p>¨   İstanbul Harp Okulu</p>
<p>¨   Harp Akademisi</p>
<p><strong>Askerlik Hayatı</strong></p>
<p>· 1905-1907 yılları arasında Şam’da V. Ordu emrinde görev yaptı. Daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâyi Milliye ile ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.</p>
<p>·  Arkadaşları ile Şam’da “Vatan ve Hürriyet” adında bir dernek kurdu.</p>
<p>·  1907′de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı.</p>
<p>·  19 Nisan 1909′da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı.</p>
<p>·  1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı.</p>
<p>·  1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.</p>
<p>·  1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal kendi isteğiyle bir grup arkadaşıyla birlikte Trablus’a gitti; Tobruk ve Derne savunmalarında görev aldı. Mustafa Kemal henüz Libya’da iken Balkan Savaşı başladı.</p>
<p>·  Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü.</p>
<p>·  Balkan Savaşı’nda (1912-1914) başarılı bir kumandan olarak hizmet verdi.</p>
<p>·  Balkan Savaşı sonunda, Mustafa Kemal Sofya’ya askeri ataşe olarak atanmıştır.</p>
<p>·  22 Aralık 1911′de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912′de Derne Komutanlığına getirildi.</p>
<p>·  1913 yılında Sofya Ateşemiliterliği’ne atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915′te sona erdi. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başlamış ve Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.</p>
<p>·  18 Mart 1915′te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915′te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi.</p>
<p>·  İngilizler 6-7 Ağustos 1915′te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. 8 Ağustos 1915 tarihinde Anafartalar Grup Kumandanlığına getirildi.</p>
<p>·  Birinci Dünya Savaşı esnasında, Anafartalar’daki Türk kuvvetlerine kritik bir zamanda kumanda etti. Bu sırada Çanakkale Boğazı’na çıkarma yapılmış ve Mustafa Kemal bu durumu kişisel gayretiyle kurtarmıştır. Savaş esnasında, Mustafa Kemal’in kalbinin üzerine bir şarapnel parçası isabet etmiş, ancak göğüs cebinde bulunan saati onun hayatını kurtarmıştır.</p>
<p>·  Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti.</p>
<p>·  Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilâf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine verdiği “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini değiştirmiştir.</p>
<p>·  Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’ndan sonra 1916′da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı.</p>
<p>·  1 Nisan 1916′da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı.</p>
<p>·  Daha sonra Kafkaslarda ve Suriye’de hizmet etti. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917′de İstanbul’a geldi.</p>
<p>·  Veliaht Vahdettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu.</p>
<p>·  15 Ağustos 1918′de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunmalar yaptı.</p>
<p>·  Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918′de Suriye’de bulunan Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918′de İstanbul’a dönüp Harbiye Nezâreti’nde göreve başladı.</p>
<p>·  Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilâf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıktı.</p>
<p>·  22 Haziran 1919′da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını” ilân edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı.</p>
<p>·  23 Temmuz -7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 – 11 <a title="Eylül" href="http://www.ozgurokul.org/index.php/uncategorized/eylul-mehmet-rauf"></a>Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı.</p>
<p>·  27 Aralık 1919′da Ankara’da heyecanla karşılandı.</p>
<p>·  23 Nisan 1920′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi.</p>
<p>·  Türkiye Büyük Millet Meclisi,<strong> Kurtuluş Savaşı’</strong>nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabûl edip uygulamaya başladı.</p>
<p>·  Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919′da Yunanlıların İzmir’i işgâli sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 1</p>
<p>·  0 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı.</p>
<p><strong>Siyasi Hayatı</strong></p>
<p>·Mustafa Kemal, Harp Akademisi’ndeyken siyasi konulara ilgi duydu.</p>
<p>·  Osmanlı Devleti’nin tarihi ömrünü tamamladığı ve milli egemenliğe dayalı yeni bir devlet kurmak gerektiği düşüncesini benimsedi.</p>
<p>·  Şam’da görevliyken arkadaşlarıyla Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu.</p>
<p>·  Daha sonra Selanik’e geçerek İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Ancak bir süre sonra görüş ayrığı yaşayarak ayrıldı.</p>
<p>·  Mondros Ateşkesi sonrası, işgaller başlayınca Mustafa Kemal, Anadolu’da Kurtuluş Savaşı<a title="Kurtuluş Savaşı" href="http://www.ozgurokul.org/index.php/ders-notlari/inkilap-tarihi/kurtulus-savasi"></a>’nı başlattı. Örgütlenme aşamalarında olan kongrelere başkanlık yaptı.</p>
<p>·  TBMM2nin ilk meclis başkanı, cumhuriyetin ilanından sonra ilk cumhurbaşkanı oldu.</p>
<p><strong>Atatürk’ün Kişiliği ve Özellikleri</strong></p>
<p><em><strong>Çok Yönlülüğü</strong></em></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, çok yönlü ve üstün kişiliği olan bir liderdir. Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması’yla ortaya çıkan tehlikeli durumu ilk olarak görüp milletin dikkatini çeken odur. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi’nde, vatanın bütünlüğünün ve milletin istiklâlinin tehlikede olduğunu söyledi. Erzurum Kongresi’nde, millî sınırlar içinde vatanın parçalanmaz bir bütün olduğunu bütün dünyaya ilân etti. Kurtuluş Savaşı’nı bunun için başlattı. Bu konuda hiçbir taviz vermedi. Vatan savunmasını her şeyin üzerinde tuttu. Sakarya Savaşı sırasında <strong>“Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz” </strong>diyerek bu konudaki kararlılığını gösterdi. <strong>Sanatseverliği</strong></p>
<p><strong><em>İleri Görüşlülüğü</em></strong></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, daha Birinci Dünya Savaşı devam ederken Osmanlı Devleti’nin hızla felâkete doğru sürüklendiğini görüp çareler aramaya başlamıştır. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu en doğru şekilde tespit etmiş ve ilerisi için en doğru kararları almıştır.</p>
<p>Atatürk’ün gençlere söylediği <strong>“Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lâzımdır”</strong> sözü, onun ileri görüşlü bir lider olduğunu açıkça ortaya koymaktadır</p>
<p><strong><em>Açık Sözlülüğü</em></strong></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, doğru bildiği şeyleri açıkça söylemekten çekinmezdi. Şu sözleri bunun en güzel örneğidir: <strong>“Ben düşündüklerimi sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda lüzumu olmayan bir sırrı kalbimde taşımak iktidarında olmayan bir adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim”. </strong></p>
<p><strong><em>Öğreticiliği</em></strong></p>
<p>Atatürk, kararlı ve mücadeleci bir liderdi. Güçlükler karşısında yılmayan, ümitsizliğe düşmeyen kişiliği onun Millî Mücadele’nin lideri olmasını sağlamıştır. Samsun’a çıktıktan sonra, Kâzım Karabekir Paşaya çektiği bir telgrafta, o günlerdeki ağır durumu belirttikten sonra “Bununla beraber bütün umutlar kaybolmuş değildir. Memleketi bu durumdan ancak Türk milletinin mukavemet azmi kurtarabilir” diyordu. Eskişehir-Kütahya Savaşları’ndan sonra Yunanlılar, Ankara’ya doğru ilerlemeye başladıkları zaman, Mustafa Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından başkomutanlık görevine getirilmişti. Başkomutan olarak yaptığı ilk konuşmasındaki <strong>“Milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, behemehal (ne yapıp edip) yeneceğimize dair güvenim bir dakika olsun sarsılmamıştır”</strong> sözleri onun hiçbir zaman ümitsizliğe yer vermediğini ve mücadelesindeki kararlılığı gösteren başka bir örnektir.</p>
<p><strong><em>Planlılığı</em></strong></p>
<p>Atatürk, bütün çalışmalarını bir plân dahilinde yapardı. Bir işe karar verdiğinde; bu kararı bütün yönleriyle inceler, en iyi sonucu alacak şekilde uygulamaya geçerdi. Mustafa Kemal, yapacağı inkılâpları önceden düşünmüş, kamuoyunu bu değişiklikler konusunda aydınlattıktan sonra inkılâplarını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın plânını, İstanbul’dan Anadolu’ya geçmeden önce yapmış ve bunu yakın arkadaşlarıyla tartışmıştı. Zamanı geldikçe düşündüklerini uyguladı. Uygulamaya başladıktan sonra hiç taviz vermedi. Bütün hayatı boyunca metotlu çalışmayı hiç bırakmadı.</p>
<p><strong><em>Tarihine Bağlılığı</em></strong></p>
<p>Atatürk, tarihte büyük devletler kuran ve yüksek bir medeniyet meydana getirmiş olan Türk Milleti’nin büyüklüğüne inanan ve bununla gurur duyan bir insandı. Atatürk; kahramanlık, vatan sevgisi, çalışkanlık, bilim ve sanata önem verme gibi değerlerin, Türklüğün yüksek vasıflarından olduğunu ifade etmiştir. O, milletinin bu özelliklerini her fırsatta dile getirip insanlık ailesi içinde lâyık olduğu yeri almasına çalıştı. Milletimizin yüksek karakteri, çalışkanlığı, zekâsı ve ilme bağlılığı ile millî birlik ve beraberlik duygusunu geliştirmeyi başlıca ilke kabul etti. Ona göre: <strong>“… Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır”. </strong></p>
<p><strong><em>Birleştirici ve Bütünleştiriciliği</em></strong></p>
<p>Atatürk’ün birleştirici ve bütünleştirici özelliği sayesinde, Millî Mücadele başarıya ulaşmıştır. Atatürk, Millî Mücadelenin karanlık günlerinde, değişik fikirlere sahip insanları bir mecliste, kendi etrafında toplamayı başardı. Kısacası, Atatürk’süz Millî Mücadele düşünülemezdi. Atatürk’ün birleştirici gücü, kişisel özelliğinden ve karakterinden geliyordu. O, yalnız askerlerin değil, sivil halkın da güvenini kazanmıştı.</p>
<p><strong><em>İnkılapçılığı</em></strong></p>
<p>Atatürk, milletimizi çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracak ileri bir zihniyetin yerleşmesi çabasındaydı. Bu yolda birtakım inkılâplar yaptı. İnkılâpların amacı, modern bir devlet, çağdaş bir toplum meydana getirmekti. Atatürk, Türk Milleti’nin çağdaş milletlerin seviyesine çıkartmak için siyasal, toplumsal, ekonomik alanlarda inkılâplar yapmıştır. O’nun şu sözleri inkılâpçı karakterini ortaya koyar:</p>
<p><strong>“Büyük davamız, en medenî ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde de temelli inkılâp yapmış olan büyük Türk Milleti’nin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa zamanda başarmak için, fikir ve hareketi beraber yürütmek mecburiyetindeyiz”.</strong></p>
<p><strong><em>Devlet Adamlığı</em></strong></p>
<p>İyi bir yönetici, milletinin huzur ve saadetini sağlamak için çalışır. Mustafa Kemal Atatürk, bütün hayatı boyunca bunu yapmaya çalıştı. Milleti için çalışmayı bir görev saydı. <strong>“Millete efendilik yoktur. Hadimlik vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur”</strong> sözü ile yöneticilerde bulunması gereken özelliği belirtmiştir. Mustafa Kemal, hayatı boyunca Türk devletinin ve milletinin çıkarlarım kendi çıkarlarının üstünde tutan, ender devlet adamlarından birisidir. Savaştaki kahramanlığı kadar, devlet kurup yönetmedeki ustalığı, ileri görüşlülüğü ve barışseverliği ile Atatürk, tarihte eşine az rastlanan bir yöneticidir.</p>
<p>Atatürk, Türk milletinin manevî ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiğini biliyor ve bu nedenle kültürel kalkınmaya büyük önem veriyordu. Atatürk, Türk kültür ve sanatını dünyaya tanıtmak için çok çalıştı. Bu konuda araştırmalar yapılmasını, sergiler açılmasını ve kültürle ilgili kongreler düzenlenmesini teşvik etti. Sanat ve sanatçılar hakkında takdir ve teşvik edici sözler söyledi. Bunlardan bazıları:</p>
<p>“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”</p>
<p>“Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat bir sanatkâr olamazsınız.” ”’</p>
<p><strong>“Bir millet, sanat ve sanatkârdan mahrum ise tam bir hayata malik olamaz.”</strong>Atatürk, sanatçı yetiştiren kurumlar açtı. Çağdaş Türk sanatını geliştirmek amacıyla Avrupa’ya resim, heykel ve müzik öğrenimi için gençler gönderdi. Bu durum, onun sanata ve sanatçıya ne kadar önem verdiğini gösterir.</p>
<p><strong><em>Vatan ve Millet Sevgisi</em></strong></p>
<p>Atatürk, kendi milletini ve bütün insanları samimî duygularla seven, iyi kalpli bir insandı. Bütün milletleri bir vücut, her milleti de bu vücudun bir organı olarak görürdü. Dünyanın herhangi bir yerinde bir rahatsızlık varsa ilgisiz kalamazdı. <strong>“İnsanları mesut edecek tek vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan hareket ve enerjidir”</strong> derken insanlar için ne kadar iyi duygular beslediğini açıklıyordu.</p>
<p>Atatürk, çocukları ve gençleri çok sever, onların en iyi şartlarda yetişip yükselmesini isterdi. Çünkü bir milletin ancak iyi nesiller yetiştirebilirse yükseleceği düşüncesini taşıyordu.</p>
<p><strong><em>Önder Oluşu</em></strong></p>
<p>İşgal günlerinde, toplumu olaylar karşısında yönlendirecek bir öndere ihtiyaç vardı. İşte o karanlık günlerde Atatürk, milletine rehber oldu. Anadolu’ya geçerek kongreler topladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasını sağladı. Millî Mücadele, Atatürk’ün önderliğinde başarıya ulaştı. Türk Milleti’nin her alanda çağdaşlaşmasını hedef alan inkılâplar onun önderliğinde gerçekleşti. O’nun ilke ve inkılâpları, Türk milletine günümüzde de rehber olmaya devam etmektedir. Mustafa Kemal Atatürk, askerî zaferlerini ve başardığı inkılâpları kendisine mal etmemiştir. Büyük eserlerin, ancak büyük milletle başarılabileceğine inanan bir önderdi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ferhat Tunç'tan Dersim Gerçekleri]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/20/ferhat-tunc-dersim/</link>
<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 21:18:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/11/20/ferhat-tunc-dersim/</guid>
<description><![CDATA[Tuncelili protest müzik sanatçısı Ferhat Tunç CHP’yi bombaladı. Hilal TV’ye konuşan Ferhat Tunç ne d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><embed src='http://widgets.vodpod.com/w/video_embed/Groupvideo.3960754' type='application/x-shockwave-flash' AllowScriptAccess='always' pluginspage='http://www.macromedia.com/go/getflashplayer' wmode='transparent' flashvars='' /></p>
<p>Tuncelili protest müzik sanatçısı <strong>Ferhat Tunç</strong> CHP’yi bombaladı.</p>
<ul>
<li> Hilal TV’ye konuşan Ferhat Tunç ne dedi?</li>
<li>CHP ve Mustafa Kemal’e nasıl seslendi?</li>
<li>Tunç’un dedesinin derisini nasıl yüzdüler?</li>
<li>Ferhat Tunç, Ak Parti’nin yaklaşımlarına nasıl bakıyor?</li>
<li>Genelkurmay andıcında adı nasıl geçiyor?</li>
<li>Dersim&#8217;de yaşananlar ve Seyit Rıza ile ilgili gerçekler neydi?</li>
</ul>
<p><a href="http://www.haber5.com" target="_blank">Haber5.com</a> Özel Haber</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atatürk Sofraları]]></title>
<link>http://masonluk.wordpress.com/2009/11/11/ataturk-sofralari/</link>
<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 00:14:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonluk</dc:creator>
<guid>http://masonluk.wordpress.com/2009/11/11/ataturk-sofralari/</guid>
<description><![CDATA[Çankaya köşkünde Sayın 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ün girişimleri ile 1924-1937 arası Kemal]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-376" title="ataturk sofra" src="http://masonluk.wordpress.com/files/2009/11/ataturk-sofra.jpg" alt="ataturk sofra" width="400" height="272" /></p>
<p>Çankaya köşkünde Sayın 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ün girişimleri ile 1924-1937 arası Kemal Atatürk tarafından uygulanan yemek sofrası sohbetleri tekrar canlandırıldı&#8230;<!--more--></p>
<p>Aslında bu gelenek millî öndere özgü bir davranış değildi. Çünkü toplu yemek yeme insanlığın ilk toplumsallaşmasının başladığı andan beri ortak üretimin ortak paylaşılması olarak vardı. Emeği kutsadığı için kutsaldı. Sınıflı toplumlara geçişle bu toplu yemek yeme geleneği iktidar sahiplerine kadar daralmış oldu. Yahudilerin bir mezhebinden türemiş olan ilk Hıristiyanlar toplu yemeği &#8216;Tanrı&#8217; katında kutsamışlardı. Çünkü pagan toplumda da egemen sınıfın ilâhları tarafından mitolojik olarak kutsanmıştı. Bu toplu yemeklerde doğal olarak politika konuşulurdu.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün düzenlediği Ankara&#8217;daki yemekler kışın Çankaya&#8217;da, yazın Atatürk Çiftliği&#8217;nde, nadiren İstanbul&#8217;da da Dolmabahçe&#8217;de verilirdi. Bir ayrıntı da Atatürk&#8217;ün toplu yemeklerinde &#8220;dört&#8221; kişi olmazdı! Bu yemekler 10-12 kişi ile &#8220;günün teması&#8221;nın entelektüel kişileri davet edilerek verilirdi. Bazen sadece hükümetin kabine üyeleri-Başbakan dahil ya da değil- bu sofranın konukları olurlardı.</p>
<p>25 Ekim 1937&#8242;de Atatürk&#8217;ün isteği üzerine I. Celâl Bayar hükümeti kuruldu. Bundan birkaç ay önce Atatürk 11 Haziran 1937&#8242;de kendisine armağan edilmiş ve tarım işletmesi haline getirilmiş olan çiftlikleri Hazine&#8217;ye bağışladığını açıklamıştı.</p>
<p>Benim bahsedeceğim anı 1936 yılının yazına ait. 1936 Yazı, yer Ankara Atatürk Çiftliği, öğle yemeği. Her zamanki gibi Atatürk sofranın baş köşesinde, karşısında Celâl Bayar etrafında günün hükümetinin bakanları bulunuyor. Tam o sırada açık olan salon kapısının önünden köşkte bulunan Prof. İbrahim Necmi Dilmen(1887-1945) geçiyor. Dilmen Türk Dili Tetkik Cemiyeti&#8217;nin kurucuları arasında, &#8220;harf inkilâbı&#8221; üzerine Atatürk&#8217;ün baş danışmanı konumunda. 24 Ağustos 1936&#8242;da Dolmabahçe&#8217;de toplanacak olan III. Dil Kurultayı&#8217;nın ön çalışmaları fikir alış-verişi için çiftliğe uğruyor. O sırada Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili profesörü. &#8220;Dilmen&#8221; soyadı da kendisine bizzat Atatürk tarafından verilmiş. Prof. Dilmen&#8217;i görünce, eliyle &#8220;gel&#8221; işareti yapar, millî önder ona diyor ki:</p>
<p>&#8220;-Tam da zamanında geldiniz Necmi Bey. Bildiğim kadarı ile siz not tutmayı çok seversiniz. Lütfen bir sandalye alıp yanıma geliniz. Çok önemli şeyler söyleyeceğim, lütfen not ediniz.&#8221;</p>
<p>Prof. Dilmen masanın yanına bir sandalye çeker ve cebinden bir kurşun kalem çıkarır. Koyu yeşil renkli el ajandasını açar ve hazır olduğunu tavrıyla beyan eder. Notlar eski türkçe harflerle alınmıştır:</p>
<p>Atatürk masanın sağ başındaki bakan beyi işaret ederek derki: &#8220;Diyorlar ki, &#8216;Atam gelecekte tarih sizi çok çapkın biri olarak yazacaktır&#8217; doğrudur. Ama tarih bir başka şeyi daha yazacaktır.&#8221;</p>
<p>Parmağı ile Dilmen&#8217;in not defterini işaret ettiğinde, sofradaki &#8216;gevrek&#8217; hava kendini sessizliğe bırakmıştır. Ani olarak sofraya döner ve aynı parmağını sağ baştan başlayarak, Celâl Bayar&#8217;dan sola uca dönerek çevirir.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">&#8220;Evet, etrafındakiler de pezevenktiler&#8230;&#8221;</span></p>
<p>Sofrada &#8220;buz gibi&#8221; bir hava eser. Necmi Bey gözleri ile müsaade ister, çakmak gözlerden izini alıp odadan ayrılırken Atatürk rakısından bir yudum almış, sanki kimse yokmuş gibi başını önüne eğip yemeğine devam etmiştir. Necmi Bey bu elektrikli havadan dolayı beklemeden çabucak köşkten ayrılır&#8230;</p>
<p>Bu anı yıllarca Prof. Necmi Dilmen&#8217;in yeşil kaplı 1936 yılı ajandasında kalmıştı. İki üç not daha vardı. Biri General Fahrettin Altay ile Atatürk arasında geçen; Afyon manevralarından dolayı, erzak sevkiyatında yapılacak yolsuzluğun önceden haber verilmesi ki kilosu-kilosuna millî önderin varsayımı doğrulanmış. Diğeri Necmi Bey, Atifet Hanım arasında &#8220;Güneş Dil Teorisi&#8221;nin bilimsel olmadığını Atatürk&#8217;e nasıl izah edebilecekleri sıkıntısını aksettiren düşüncelerden ibaret.</p>
<p>Prof. Dilmen&#8217;in eniştemin dedesi olması nedeni ile eniştemin annesi rahmetli Zerrin Kuşadalı tarafından bana ve 1980&#8242;lerin ortasından itibaren Günaydın gazetesinde çalışmış olan akrabam gazeteci Eşref Bağrım (ve annesine) eski türkçeden tercüme ile okunmuştu. Anılar çok önemli olduğu için basılmalıydı. Fakat &#8220;cici anne&#8221; büyük bir hata yaptı. Türkiye&#8217;de burjuva sosyalizmi(sosyal-demokrasi)nin ilk yazımcılarından olan Prof. Dilmen zamanında 33° mason olduğu için, Zerrin hanımda sürekli kendisine hal-hatır soran, Tercüman gazetesinde köşe yazarı bir mason biradere &#8220;basılmak şartı ve özellikle sözü&#8221; ile bu not defterini vermiş. Eşref ve benim ısrarlı uyarılarımız üzerine geri istedi ise de bu defter asla ona geriye verilmedi. Şu anda ya bir mason locasının kasasında ya da imha edildi&#8230;</p>
<p>Buradan günümüze dönelim. Sayın Cumhurbaşkanı&#8217;nın masasında &#8220;dört&#8221; kişi yer alıyor. Biri Türkiye&#8217;de tarihçi &#8220;bir bilen&#8221;lerin üstad-ı muhteremi Prof. Halil İnalcık, edebiyatçı &#8220;bir bilen&#8221;lerin üstad-ı muhteremi Talât Sait Halman, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen ile Dışişleri Başdanışmanı Gürcan Türkoğlu. Efendim, bu grup &#8220;ılımlı İslâm&#8221;ı görüşmüş! Son iki şahıs hakkında medyada çeşitli yazılar yazıldı. Fakat necip Türk milletinin aynası olan necip Türk medyasıda &#8220;balık hafızalı&#8221; olduğu için ben eskileri hatırlatacağım.</p>
<p>Prof. Talât Halman, Harward Encylopedia of America&#8217;nın &#8220;Turk&#8221; bölümünü yazan değerli bir biliminsanı olarak Türkiye&#8217;deki adeta ezoterik bir topluluk olan Harvardlılar Derneği&#8217;nin &#8220;onursal&#8221; başkanı sayılmalıdır. Bilkent Üniversitesi&#8217;nin &#8220;Supreme Genel Müfettişi&#8221; Prof. İhsan Doğramacı&#8217;ya kısa bir zaman önce &#8220;devlet nişanı&#8221; verildiğini de tekrar hatırlatayım.</p>
<p>&#8220;Gizli Ordular-RoundTable-CFR-Bilderberg-Trilateral Commission&#8221; (Sorun Yay.2005) adlı kitabımda şöyle yazmışım: &#8220;Küresel/Emperyal mâlî oligarşinin universal-kozmopolit yandaşlarını toparladıkları önemli derneklerinden biri olan Club of Rome- Roma Kulübü&#8217;nün şeref üyeleri arasında üniversal &#8220;sır üstad&#8221;larından, Türkiye&#8217;nin 33° mason üstad-ı muhteremlerinden, faşist 12 Eylûlcü genarellerin anayasacı &#8216;akıl hocaları&#8217;ndan, aynı dönemin ürünü olan üniversite kibernetiği YÖK&#8217;ün kurucusu Prof. İhsan Doğramacı (Bilkent Üniversitesi kurucularından ve ilk rektörü) yer almaktadır.(&#8230;). Aynı derneğin aktif Türk üyeleri arasında yine tanınmış masonlardan Orhan Güvener (Bilkent Üniversitesi) direktörlük yaparken, diğeri yine biraderândan Talât Sait Halman (Bilkent Üniversitesi)&#8217;dır. [Macar-Yahudisi Soros'un bu kulübün üyesi olduğunu bir daha anımsatırken...]&#8220;</p>
<p><em><span style="color:#ff0000;">Bu kadarla kalsa iyi, hani şu &#8220;stay behind&#8221;ın 1956-1996 başında kimler vardı? Sonra kimler geldi? &#8220;George Washington&#8221;-&#8221;Zambak&#8221; Meselesi&#8230;</span></em></p>
<p>&#8220;No comment!&#8221;&#8230;</p>
<p>Halid Özkul<br />
7 Aralık 2007</p>
<p>http://www.yeniortam.org/hozkul7.html</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-377" title="ataturk ve ismet inonu" src="http://masonluk.wordpress.com/files/2009/11/ataturk-ve-ismet-inonu.jpg" alt="ataturk ve ismet inonu" width="400" height="297" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dahiler ve Aptallar...]]></title>
<link>http://halukselcuk.wordpress.com/2009/11/10/dahiler-ve-aptallar/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 09:43:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>halukselcuk</dc:creator>
<guid>http://halukselcuk.wordpress.com/2009/11/10/dahiler-ve-aptallar/</guid>
<description><![CDATA[Bugün Mustafa Kemal&#8217;in ölüm yıldönümü.Yandaki bilgi gereksiz hatırlatmadan öte fikirleriyle ya]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/11/10/ataturku.saygiyla.aniyoruz/551031.0/index.html">Bugün Mustafa Kemal&#8217;in ölüm yıldönümü.Yandaki bilgi gereksiz hatırlatmadan öte fikirleriyle yaşatılması gereken bir dahinin yeniden gündeme getirilmesi amaçlı.Her 10 Kasım tarihinde zorlama ritüellerle yapılan anma törenleri Atatürk ilkelerinden ne kadar uzaklaştığımızın resmi geçidi gibi geliyor bana.Öyle olmasa Kemalizmin tam karşıtı ideoloji sahipleri namlı namlı ortalarda gezinmezler idi.Cumhuriyetin kuruluşunun 86. yılında Türkiye gitgide bağımsızlığını yitirmiş,ekonomisi dışa bağımlı kılınmış, şeyh-ağa-derviş bataklığına duçar bırakılmış,fakirleşip hızla yozlaşan bir topluma dönüşüyor.Yukarıda sayılanlara itirazı olan karşı tezlerini ortaya koyar ama bana kalırsa ülke hiç bu kadar yetersiz ellere teslim edilmemişti.Mustafa Kemal&#8217;in karşı çıktığı ne kadar  zararlı fikir varsa şu anda iktidarda ve işbirlikçileri ile birlikte yaşantımıza domuz gribi  zarar vermeye devam ediyorlar.</a></p>
<p>Kuşkusuz bu acı durumun sebebi bizleriz.Cumhuriyetin çağdaş ilkelerini  neredeyse bir asırdır halka anlatamayıp sevdiremediğimiz için kötü gidişin sorumluluğunu herkesten önce bizim üstlenmemiz lazım.İnsanları yaftaladık:Gerici dedik, Bölücü dedik,Komünist dedik&#8230; Ne oldu? Karşı çıktığımız ne varsa gelip iktidar koltuğuna oturdu.Burada kaba hatlarıyla darbelerin demokrasi üzerindeki olumsuz etkisi, değişen dış koşullar, demokrasi kültürümüzün tarihsel alışkanlıklarından kurtulamaması,eğitimin çağdışı bir ezberciliğe dayanması,ekonomik altyapının ilkel sığlığı  gibi konulardan bahsetmeyeceğim.</p>
<p>Esasında Atatürk&#8217;ün önem verdiği konuları bugüne kadar yeterince içselleştiremedik.Şu saatlerde Kürt Açılımı için Meclis çatısı altında toplanan politika esnafı ise bizlerin kötü birer kopyası.Aslı neyse sureti de o kumaştan olan böylesi bir sosyal gerçekliği görmezden gelemeyiz. Gevrek gevrek  konuşmanın sorunları çözemediğinin farkındayım.Ama son yaşanan asker-hükümet gerginliği bile krizlerden hiç ders almadığımızı gösteriyor.</p>
<p>Zor zamanlar yaşıyoruz&#8230;Sefalet psikolojisinin hayatın her alanına virüs gibi yayıldığı günlerimizin hemen ardından toplumsal öfke nöbetleri,nefret siyasetinin türevi olarak ortama hakim olacak.&#8221;Şapkamı alıp gitmem!&#8221; babalanmaları Davos&#8217;ta söker ama buralarda sadece içe teyelli bir sökük olarak kalacak.Son olarak önemsiz adamların önemli görevlere getirildiği Türkiyemiz&#8217;de ayakların baş olması gerçeği en doğru cümle olarak hafızalara kazınıyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[10 Kasım kimin ölüm yıldönümü?]]></title>
<link>http://sadoglu.wordpress.com/2009/11/10/10-kasim-kimin-olum-yildonumu/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 06:44:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>sadoglu</dc:creator>
<guid>http://sadoglu.wordpress.com/2009/11/10/10-kasim-kimin-olum-yildonumu/</guid>
<description><![CDATA[İnsafsızca aldatılan halkımızı aydınlığa kavuşturabilmek maksadıyla;  “Atatürk, Mustafa Kemal’in dub]]></description>
<content:encoded><![CDATA[İnsafsızca aldatılan halkımızı aydınlığa kavuşturabilmek maksadıyla;  “Atatürk, Mustafa Kemal’in dub]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mustafa Kemal'i Masonlar mı Öldürdü ?]]></title>
<link>http://masonluk.wordpress.com/2009/11/07/mustafa-kemali-masonlar-mi-oldurdu/</link>
<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 22:32:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonluk</dc:creator>
<guid>http://masonluk.wordpress.com/2009/11/07/mustafa-kemali-masonlar-mi-oldurdu/</guid>
<description><![CDATA[14 Haziran 1938 tarihinde Atatürk, Afet İnan’a şunları yazar: “Afet,Vaziyetim şudur; bence doktorlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-370" title="mason locaları kapanmalıdır" src="http://masonluk.wordpress.com/files/2009/11/mason-localari-kapanmalidir.jpg" alt="mason locaları kapanmalıdır" width="450" height="347" /></p>
<p>14 Haziran 1938 tarihinde Atatürk, Afet İnan’a şunları yazar:<br />
“Afet,Vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış, ilerlemiştir. Vakitsiz ayağa kalkmak, yürümek, hususiyetle burundan yapılan atuşman üzerine gelen kusma neticesi, yapılan istirahatları hiçe indirmiştir. İstanbul’a gelince hükümet reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissenger’i getirtti…”<!--more--></p>
<p>Dikkat ettiniz mi? Atatürk kendisini yapayalnız hissediyor ve kendisine uzanacak sıcak bir “el” arıyor.</p>
<p>Etrafında pervane gibi dönen onca insanlar varken.. Emrinde koca bir ordu varken.. Egemenliği kayıtsız ve şartsız millete vermek için kurduğu bir meclis varken..</p>
<p>Anası yok, babası yok, amcası, dayısı yok.. Karısı, çocuğu yok.. O’nu baş ucunda bekleyecek, O’na güç-kuvvet verecek, bazen teselli edecek hiçbir akrabası, yakını yok..</p>
<p>En yakınında hissettiği ve bir evladı gibi bakıp büyüttüğü manevi kızı Afet İnan’a bir mektup yazarak, içini kemiren sitemlerini anlatma gereği duyuyor.</p>
<p>Tarihe dikkat edin… 14 Haziran 1938. Atatürk, “ … doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir…” diyor.<br />
Atatürk, aniden hastalanmadığını, hastalığının yeni olmadığını, yıllardır süre gelen hastalığının doktorlar tarafından doğru teşhis edilemediğini ve tedavisinin yapılamaması sonucu hastalığının ilerlediğini anlatmaya çalışıyor.</p>
<p>Hasta olan kim? Atatürk… Cephelerde destanlar yazan, Emrindeki orduya doğru zamanda ve yerinde emirler vererek zaferler kazandıran, yıkılan bir imparatorluğun külleri arasından bir devlet çıkarmayı başaran bir insan, neresinin ağrıdığını, ne şekilde rahatsız olduğunu bilemez mi?</p>
<p>Şimdi bakın.. Atatürk’ü ilk muayene eden ve teşhis koyan doktor olarak tarihe geçen Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Atatürk’ün muayenesi ve teşhisi hakkında ki hatıralarında şunları anlatır:</p>
<p>“ Atatürk geceyi Termal oteldeki apartmanında geçirdi. Ertesi sabah otelde, kendisine mahsus olarak yaptırılan banyo dairesine girdi ve beni çağırttı… Hastalığına dair şikâyetlerini bana bildirdi. Kaşıntıya çare bulmamı istiyordu. Dedim ki, “Müsaade buyurursanız önce zat-ı devletlilerinizi bir muayene edeyim. Kaşıntıların sebebini tespite çalışayım…”</p>
<p>Soyunma yerine koydurmuş olduğumuz şezlonga uzandı. Bende muayeneye başladım. Tabii, önce vücudunun en çok kaşınan yerlerini, yani bacaklarını muayene ettim. Egzaman, ürtiker, erytheme gibi belirtiler bulamadım. Yalnızca, kaşıntının bıraktığı tırnak izlerini gördüm.</p>
<p>Atatürk’ün yaşayış tarzını göz önünde tuttuğum için bacaklardan sonra karnını ve bilhassa karaciğerini muayeneye koyuldum. Derhal gördüm ki, Atatürk’ün karaciğeri üç parmak kadar büyümüş ve sertleşmişti.</p>
<p>Kalbini dinledikten, tansiyonunu da alarak muayenemi tamamladıktan sonra kendisine teşekkür ettim. Muayenenin bittiğini söyledim. Atatürk:</p>
<p>“ Doktor, kaşıntının sebebini buldunuz mu?” diye sordu.</p>
<p>“ Evet, efendim…” dedim. BU kaşıntının yemekle, bilhassa içmekle ilgili olduğunu arz ettim.<br />
“ Buna emin misiniz?” diye sordu.</p>
<p>“ Efendim, kanaatim o kadar katidir ki, bu teşhisimin isabetinde şüphenin gölgesi bile yoktur…” dedim.</p>
<p>“Karaciğer biraz büyümüş ve biraz sertleşmiştir. İşte kaşıntının sebebi bu karaciğer rahatsızlığıdır” dedim.</p>
<p>Sözlerim, o ana kadar kendisine karaciğer rahatsızlığından bir defa bile bahsedilmemiş Atatürk üzerinde hissettim ki, bir sürpriz tesiri yaptı. Fakat O hiçbir hayret belirtmeksizin bu sözlerimi tam bir sükûnetle dinledi.<br />
Şimdi ne yapacağız?” diye sordu..(Atatürk’ün Hastalığı-Ruşen Eşref,a.g.e.sf.10-12)</p>
<p>Bu sorunun arkasında, sağlık durumunun neden bozulmakta olduğunun, doğrudan doğruya anlaşılmasında neden bu kadar geç kalındığının sitemi ve merakı vardır.</p>
<p>Evet… Mevcudiyetinin varlığına yani yok olmak üzere olan bir millete sahip çıkan, çocukluğunu, gençliğini ve bilahare ömrü hayatını feda eden, zamanının en güçlü devlet başkanlarına önünde diz çöktüren, tarihin akışını değiştirip yeni bir tarih yapan ve tarih yazdıran Atatürk hasta idi.</p>
<p>Hastalığı birden ortaya çıkmamıştı. Çocukluğundan beri süre gelen bir rahatsızlığı vardı ve bir anlamda doktorların da kontrolünde idi.</p>
<p>Peki, neden o halde… Atatürk’ün de tabiri ile, “bu kadar geç kalınmıştı?”<br />
Acaba Atatürk mü hastalığını önemsemiyordu? Yoksa Atatürk’ü muayene eden doktorlar mı Atatürk’ün hastalığı karşısında teşhis koymakta aciz kalıyorlardı?</p>
<p>Ya da… Acaba? Atatürk’ün hastalığına tanı kasten konmamış ve hastalık tedavi edilmemiş olabilir miydi?</p>
<p>Bu sorunun cevabını ileride vereceğiz İnşallah.. Doğruyu görünce inanıyoruz ki damarlarınızdaki asil kan kabaracak ve “Bu kadar da olmaz!” diyeceksiniz..</p>
<p>Belki kalbiniz titreyecek, ürpereceksiniz… “Keşke o an Atatürk’ün yanında olsaydım” diyecek, Atatürk’ün sahipsiz bırakıldığına kızacak, bile bile ölüme götürülüşüne isyan edecek, elinizde olmadan Atatürk’ün katili bunlar” diye bağıracaksınız..</p>
<p>Biz hemen Atatürk’ü kimlerin nasıl öldürdüğüne geçmeden önce, hastalığı boyunca başında bulunan, bir an bile baş ucundan ayrılmayan sivil ve tıbbiyelilerin isimlerini burada zikredeceğiz ki, Atatürk’ün katili ya da katilleri kim karar verebilesiniz…</p>
<p>Çünkü Atatürk’ün hastalığı sizlerden yani Aziz Türk Milletinden saklanmıştır. Hala saklanmaktadır. Atatürk’ün ölümü ile ilgili gerçekler hala Yüce Türk Milletinden saklanmaktadır.</p>
<p>Neden saklanmaktadır? Saklayanlar, saklamak isteyenler kim ya da kimlerdir? Amaç ve maksat nedir?</p>
<p>Biz inşallah bu suallerin cevaplarını burada vermeye gayret edeceğiz.. Ancak şu unutulmamalıdır ki, Atatürk hastadır. Bu doğrudur. Atatürk’ün hastalığı kitaplarda yazılıdır. Bu da doğrudur. Hatta Milli Eğitim Bakanlığı kanalıyla, Atatürk’ün hastalığı ders kitaplarına konu edilerek Türk çocuklarına okullarda öğretilir.</p>
<p>Türk halkı arasında yaygın bir kanı hüküm sürmekte, Atatürk’ün hastalığı, alkole bağlı Siroz olarak dillendirilmektedir. Bu yanlıştır.<br />
Biz bu yanlışı yazımızla çürütecek ve tüm gerçekleri bütün çıplaklığı ile gün yüzüne çıkaracağız..</p>
<p>Büyük Türk Milletinin, Atatürk hakkında doğruları bilmeye hakkı vardır. Bu doğrular saklamakla, gizlenmekle engellenemez. Şurası da muhakkak ki, madem doğrular saklanıyor da… neden o halde yanlış bilgiler Ata’sına sadakatle bağlı ve ısrarla hala Ata’sını arayan bu aziz millete doğru diye anlatılıyor?</p>
<p>Türk Milleti şunu kesinlikle bilsin ki, Atatürk bu güne kadar yapayalnız ve tek başına idi.. Sahipsizdi.. Özellikle O’nun “öldürülmesinden” sonra bu yalnızlığı ve sahipsizliği çok daha belirgin hale geldi.</p>
<p>İlkelerine ve devrimlerine, Atatürk’ün istediği şekilde sahip çıkılmadı. Atatürk düşüncesi, “birileri” tarafından bu aziz milletin çocuklarına “çarpıtılarak” öğretildi.</p>
<p>Atatürk’ün vatan sevgisi, devlet ve millet sevgisi adeta yok edildi. Bu değerler sıradanlaştırıldı.. Türk çocuğunun inanma azmi psikolojik olarak kırıldı..</p>
<p>Heyhat.. Atatürk’ün hastalığı bile istismar edildi. Atatürk’ün hastalığı üzerinden siyaset yapıldı ve bir anlamda “Atatürk ayyaştı.. Çok içki içerdi. Ciğerlerini çürüttü, siroz oldu ve öldü…” denildi.. Yaygın kanı bu oldu..</p>
<p>Bugün kime sorsanız böyle der. Atatürk ayyaştı, çok içerdi.. Siroz oldu ve öldü..</p>
<p>Sahi, doğru olan bu muydu? Yoksa Atatürk’ün hastalığı altında başka gerçekler ve doğrular var mıydı?</p>
<p>Şimdi bakın.. Burada şu gerçeğin ve doğrunun altını çizmek istiyorum. Atatürk’ün yaşadığı zamanın Türkiye’sinde ki Tıp henüz gelişmemiş ve yetersiz olabilir. Ancak bu gelişmemişlik ve yetersiz olmak Tıp adamlarına bir hastayı “ KOBAY “ olarak kullanma ve deneme yapma hakkı vermez.. Kaldı ki bu hasta Atatürk gibi, çok değerli bir isim ise, burada doktorların üzerlerine alacakları mesuliyetin ağırlığını tartmaları ve taşıyabileceklerine kani olmaları gerekirdi.</p>
<p>Yazık ki… Altını çiziyorum… ATATÜRK KOBAY OLARAK KULLANILMIŞTIR. ÇOĞU DOKTORLAR ATATÜRK’ÜN HASTALIĞINI BİLEMEMİŞLER, YANLIŞ TEŞHİS KOYMUŞLAR VE YANLIŞ İLAÇLARI, ATATÜRK’ÜN VÜCUDUNDA DENEMİŞLERDİR.</p>
<p>İşin birde İSİM YAPMA, NAM ALMA, ŞÖHRET OLMA yanı da vardır ki, bu tamamı ile Atatürk’e ve Türk Milletine düşmanlıktır.</p>
<p>Şimdi bu doktorların isimlerine burada yer veriyor ve takdirlerinize sunuyorum.. Karar ve hüküm, Yüce Türk Milletinin ve Kahraman Türk Gençliğinindir.</p>
<p>Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Atatürk’ü ilk muayene eden ve hastalığına ilk ismi koyan doktorudur. Yukarıda Atatürk ile arasında geçen konuşmaya ve Atatürk’e koyduğu teşhise yer verdik.</p>
<p>Ancak, şu sözlerinden anlıyoruz ki, Prof. Belger “başka doktorların” Atatürk’ü muayene etmesinden rahatsızdır. (Belki Belger doğru düşündüğünü kabul edebilir. Çok doktor ve farklı hastalık adı Atatürk’ün sağlığına zarar verebilir ama.. Ya Belger’in teşhisi yanlış ise?)</p>
<p>Belger’in şu sözlerinde ün yapma, nam alma, şöhret olma kokusu vardır.<br />
“… o akşam Termal Otel’de kurulan büyük sofraya davet ettiği misafirler arasında beni de bulundurmak iltifatını gösterdi… “</p>
<p>Davetliler arasında Atatürk’ün mutad arkadaşlarından başka, Karamürselli Tahir Bey, … Cemal Hüsnü Taray Bey gibi isimler vardır. Belger’in nam alma, şöhret olma kokan sözleri burada da çıkar karşımıza:<br />
“ Ben sofraya gelmezden önce Atatürk o zevata benden, cemilekar sözlerle bahsetmiş…”</p>
<p>Atatürk hastalığından muzdarip.. Hastalığına derman arıyor. Küçük bir umut kocaman bir dağ gibi büyüyecek.. Doktor efendi, Atatürk’e uyguladığı teşhisin yanlış mı doğru mu olduğunun kaygısında değil de nasıl ünlenecek, nasıl nam alacak onun peşinde..</p>
<p>Ha… bir de kıskançlık var…</p>
<p>“ Ertesi gün, Atatürk’ün arkadaşları bana hiçbir şey açmadan rahmetli Profesör Neşet Ömer İrdelp’i, Atatürk’ün hususi tabibi bulunması sıfatıyla Yalova’ya davet etmişler. O’na benim muayenemden ve teşhisimden bahsetmişler. Bir kerede O’nun Atatürk’ü muayene ederek benim teşhisim hakkındaki mütalaasını bildirmesini kendisinden istemişler. “</p>
<p>Neşet Ömer Bey Termal Otel’e geliyor, Atatürk’ü muayene ediyor ve muayene sonucunda Atatürk’e, Dr. Belger’in teşhisinin doğru olduğunu bildiriyor.</p>
<p><strong><span style="color:#ff0000;">Prof. Belger şöyle anlatır: “Neşet Ömer, Atatürk’ün huzurundan çıktıktan sonra benimle buluştu. Atatürk’ü muayene ettiğini ve benimle tamamen aynı fikirde olduğunu bana da söyledi.”<br />
“ Sizin tedavinize devam etmesini Atatürk’e tavsiye ettim.”<br />
Ve… “ Atatürk’ü istediğiniz gibi tedavi ettiniz, kardeşim!” dedi ve İstanbul’a döndü.”</span></strong></p>
<p>Bu övgü(!) dolu sözleri anlatan Prof.Belger’dir. Yani doktor bey kendi kendisini met ediyor, övüyor ama…</p>
<p>Atatürk ise hala muzdariptir.. Hala hastadır. Hastalığı müzminleşmiş, ilerlemektedir. Ün ve nam peşinde koştuğunu kendi sözleriyle ortaya döken Prof.Belger’in ilaçları ise hastalığı geçici olarak, Atatürk’ün vücuduna hapsetmekte ve gizlemekte ama tedavi etmemektedir.<br />
Doktor Belger, Atatürk’ü tedavi ediyorum diye sevinedursun, Atatürk, her biri döneminin uzmanlarından olan doktorların teşhislerindeki bu gecikmeyi içine sindiremediğini, teşhisin koyulmasından beş ay sonra Afet İnan’a yazdığı mektupla şöyle dile getirir:</p>
<p>“Afet,<br />
<span style="color:#ff0000;">Vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış, ilerlemiştir</span>. Vakitsiz ayağa kalkmak, yürümek, hususiyetle burundan yapılan atuşman üzerine gelen kusma neticesi, yapılan istirahatları hiçe indirmiştir. <span style="color:#ff0000;">İstanbul’a gelince hükümet reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissenger’i getirtti</span>…”</p>
<p>Okudunuz değil mi?</p>
<p>Ne anladınız?</p>
<p>Atatürk bu sözleri ile doktorlara adeta sitemde bulunmaktadır.<br />
Sürekli olarak vücudu kaşınan Atatürk’ün Yalova’ya gelmeden önce yaşadığı ve hastalığının teşhisinde yaşanan şu olay, kendisini muayene eden ve teşhis koyup ilaç veren doktorlar için utanılacak vahim ve acı bir durumdur.</p>
<p>Atatürk’ün hasta yattığı köşkü karıncalar basar. <em>( Bu karıncaların köşke kadar nasıl ulaştıkları konusu hala sırdır. Zira köşk, sıradan bir ev değildir ve her gün temizliği muntazamen yapılırken karıncaların Atatürk’ün yatağına kadar ulaşmaları düşündürücü ve inandırıcı değildir. A.K.)</em></p>
<p>Karıncaların köşkü istila ve işgal etme mevzusunu Dr. İ. A. Özkaya şöyle anlatır:</p>
<p>“… Bu kaşıntılar için çeşitli sebepler ileri sürülüyordu. Günün birinde tuhaf bir rastlantı(!) oldu. Atatürk, etrafında bir hayli kalabalık ziyaretçi ile Çankaya’da ki köşkünün bahçesinde otururken, kaşıntı hissederek kolunu kaşımaya başladı. Hemen ardından kaşınan kolunu sıvadığında, derisindeki fiske fiske oluşan kabartıları gösterdi. Ziyaretçiler arasında bulunan bir doktora(Her ne hikmetse bu doktorun kim olduğuna dair bir bilgi hiçbir yerde, hiçbir kayıtlarda yoktur) dönerek:</p>
<p>“ Bu nedir doktor?” Son zamanlarda sık sık oram buram böylece kabarıyor…” dedi.<br />
Doktor eğilerek baktı ve … :</p>
<p>“ Karınca efendimiz… Bunlar karınca ısırmasıdır…” diye cevap verdi.<br />
Suçlanan karıncalar arandı ve nihayet(!) bir tanesi(!) bulundu.</p>
<p>Atatürk doktora tekrar sordu:<br />
“Ben geceleri kaşınıyorum. Karınca yatak odama kadar çıkar mı?”</p>
<p>Doktor başını salladı: “Evet, çıkar” cevabını verdi.</p>
<p>Bu kadar cahilane, bu kadar komik ve bu kadar utanılacak bir durum olamaz..</p>
<p>Ama oluyor işte.. Aslında Atatürk doktorun karınca ısırması hikayesine inanmıyor ama ne yapsın.. Denize düşen yılana sarılır hesabı, hastalığına çare ve derman için herkesi dinleme mecburiyeti hissediyor.</p>
<p>Dr. Asım Arar, bu konuyu hatıralarında şöyle anlatır:</p>
<p>“ 1937 Ekim ayında Atatürk İstanbul ve Yalova’da iken bir gün, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman bana telefon ederek, köşkü karınca bastığını, Atatürk’ün kaşıntıdan şikâyetçi olduğunu ve bir çare bulunulmasını istedi.” Demektedir.</p>
<p>Hakikaten köşkü, et yiyen kırmızı karıncaların istila ve işgal ettiği doğrudur ancak, bu karıncaların sadece Atatürk’e musallat olması düşündürücüdür.</p>
<p>Tarih 7 Şubat 1938dir. Yani mevsim kıştır. Karıncaların kışın bir yeri işgal etmeleri şaşılacak kadar dikkat çekicidir. Çünkü karıncaların topraktan çıkmaları için mevsim uygun değil iken, Atatürk’ün bulunduğu ortamda yuvalanmaları akıllara başka düşünceler getirmektedir.</p>
<p>Ama, hiç kimse bu doğruya dikkat çekmez. Oluşturulan ekip köşkte karınca avına çıkar. Peki ekipte kimler vardır?</p>
<p><strong><span style="color:#ff0000;">Ali Kaya</span></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KUM Kitap Ayracı]]></title>
<link>http://kumm.wordpress.com/2009/11/03/merhaba-dunya/</link>
<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 10:10:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>hakanpulsever</dc:creator>
<guid>http://kumm.wordpress.com/2009/11/03/merhaba-dunya/</guid>
<description><![CDATA[Bu Blog Hayatınızda karşılaştığınız en ilginç,en anlatılası,en beğenilen ve başka başka &#8220;En]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://kumm.wordpress.com/files/2009/11/ataturk1.jpg"><img class="alignleft size-large wp-image-26" title="Atatürk" src="http://kumm.wordpress.com/files/2009/11/ataturk1.jpg?w=256" alt="" width="154" height="614" /></a>Bu Blog Hayatınızda karşılaştığınız en ilginç,en anlatılası,en beğenilen ve başka başka &#8220;En&#8221;&#8216;leri barındıracak bir Blog olacaktır.</p>
<p>Evet.İnanın,sizde başkalarına anlatacaksınız,onlarda başkalarına.Sizler için çok önemli olan,değere değer katan,saygıyı,sevgiyi ve hatırlamayı baki kılan kadim dostlarınızdan bahsediyorum.</p>
<p>Hani okumaya ara verdiğinizde kitabınızın arasına özenle yerleştirdiğiniz, bir sonraki buluşmanıza kadar kaldığınız sayfayı, satırları sizin yerinize bekleyen, hem sizin hem kitaplarınızın kadim dostları yok mu… Hani cildin üzerinden taşan bir ucu sürekli size göz kırpıp duran, ‘beni oku’ dedirten sevdalısının ağzından. Onlardan bahsediyorum…</p>
<p>Kitaplarına gösterdikleri özenden ötürü sayfalarının bir köşesini kıvırmaktan ısrarla kaçınan, buldukları herhangi bir şeyi kullanarak o işlevi yerine getirenlerden değil, bunun yerine kitap ayraçlarını kullananlardan, kitap okumayı bir ritüel haline getirmişlerin, kullandıkları ayraçları seçenlerin, bunları biriktirenlerin ve önem atfedenlerin ayraçlarından bahsetmek niyetim.</p>
<p>Böylesi kitap dostlarının kitapla olan ilişkilerine yeni bir heyecan katan, kitapla aralarına değil ama sayfalarının aralarına girebilmiş, manevi ve estetik yönü güçlü, kimi zaman kitaptan gözleri üzerine çeken,düşündüren ve gülümseten  el yapımı kitap ayraçları.</p>
<p>Kitap ayracı deyip geçmeyin, bahsedeceklerimin çok ama çok özel.Siz bakmazsanız göremeyecek,görmeyince de bihaber kalacak ne yazık ki çok şey kaybedeceksiniz.Bakınca aşık bile olabilirsiniz kendilerine ama önce göz göze gelmelisiniz.</p>
<p>Mühürleriyle,kabartması,suyu ve KUM&#8217;u ile başka şey anlatan, rastgele görünen hiç bir şeyin aslında rastgele olarak nitelendirilemeyeceklerinin kanıtları gibi —ki  benim gönlümden ve  elimden çıktığı anı elinize değdiği anla birleştirerek, fotoğraf gibi tıpkı, her bakışınızda o ilk sihir anını tekrar yaşadığınız, kim bilir ne anlamlar katmışlığınızla sanat eseri haline gelebilen sayenizde.<br />
Tarihimizi,maneviyatımızı,sevgimizi,kutlu günlerimizi,kaybettiklerimizi,kazanacaklarımızı bize en güzel anlatan</p>
<p><strong>KUM Kitap Ayraçları</strong>&#8230;.</p>
<p>Okumaya başlayan&#8221;tamam,herşey çok güzel de..Kum,su,mühür de ne oluyor?&#8221; diye düşünmeye başladı bile.</p>
<p>Kısaca anlatmakta fayda olacak o zaman sanırım.<br />
<strong>KUM:<br />
</strong>Herbir Kitap Ayracı özel bir kum içermektedir.</p>
<p><strong>&#8220;OKU ! ALLAH&#8217;IN ADIYLA OKU.&#8221;  TEMALI KUM KİTAP AYRACI</strong>:<br />
Milyonlarca Hacı&#8217;nın Dualarıyla inlemiş,mübarek ve kutsal topraklardan yani Mekke ve Hac-Umre ziyaretlerinden özel olarak  getirtilmiş,zemzem suyu ile yıkanmış KUM tanecikleri içermektedir.</p>
<p><strong>&#8220;ATATÜRK&#8221;  KUM KİTAP  AYRACI</strong>:<br />
Söylemeyi unuttum.Biz aslen SELANİK göçmeniyiz.Orada olan da,gurbette yani Almanya da olan da çok köklü bir aileyiz.Kırmızı Kum Ayracı,SELANİK&#8217;ten binbir zorlukla getirilmiş,<strong>Mustafa Kemal ATATÜRK</strong>&#8216;ün doğduğu yerden alınmış ve Kurtuluş Mücadelesinin en kıran kırana,en fedakarca ve en destansı geçtiği ÇANAKKALE boğazının suyu ile yıkanmış KUM tanecikleri içermektedir.</p>
<p><strong>&#8220;AYNALI&#8221; KUM KİTAP AYRACI:<br />
</strong>Kitap okuyoruz,okuyorsunuz.Tam o sırada yüzünüzde,saçınızda birşey fark ettiniz.Ya da bir arkadaşınız geliyor;&#8221;Eyvah!Nasıl Görünüyorum?&#8221; diye düşünüyorsunuz.<br />
&#8220;Okumaktan,ders çalışmaktan gözlerim ne halde kimbilir?&#8221; diye de düşündünüz.Evet,evet acele bir ayna bulmak lazım.Ya kalkıp evden aynaya koşturup ara vereceğiz,ya çantayı hallaç pamuğuna çevirip çıkarıp bakacağız,ya olmadık metallerde,alüminyum yüzeylerde (ki bu çok olur) zorlanarak kendimize bakacağız.<br />
İşte,&#8221;Aynalı&#8221; kitap ayracı,çok muhteşem bir yansıma sağlamasa da sizin için yeterli görüntüyü sağlacaktır.Herzaman elinizin altında.</p>
<p>Görüldüğü gibi;hatırlamanın,değer vermenin,değer bilmenin,maneviyatın,sevginin,tarihin ve kutsallığın bir bedene dönüşmüş halidir</p>
<p><strong>KUM KİTAP AYRAÇLARI&#8230;</strong></p>
<p><strong>KUM KİTAP AYRAÇLARI AYRI AYRI SAYFALADIK.HERBİRİ AYRI BİR GELENEK,KUTSALLIK,SEVGİ,TARİH VE ELEMEĞİ&#8230;<br />
LÜTFEN İNCELEYİNİZ.</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cumhuriyet Bayramı...]]></title>
<link>http://halukselcuk.wordpress.com/2009/10/29/cumhuriye-bayrami/</link>
<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 09:28:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>halukselcuk</dc:creator>
<guid>http://halukselcuk.wordpress.com/2009/10/29/cumhuriye-bayrami/</guid>
<description><![CDATA[Önemli bir günü yaşıyoruz.Laflarda sevdiğimiz ama yeterince sahip çıkmadığımız Türkiye Cumhuriyeti a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Önemli bir günü yaşıyoruz.Laflarda sevdiğimiz ama yeterince sahip çıkmadığımız Türkiye Cumhuriyeti asri korkularından kurtulup  yenilenme çabaları içerisinde 86. yılını kutluyor.Günün anlam ve öneminin herkes farkındadır sanırım.Etnik milliyetçiliğin tuzağına düşmeden herkesi aynı devletin vatandaşı olduğunu kabul edip sorunlarımızın üzerine farklılıklarımızı paylaşarak gideceğiz.Gelecek nesile olan sorumluluklarımız arasında korkularından azade bir toplum bırakma kaygısı ön planda olmalı.Küreselleşmenin goygoyladığı ümmetçi ideoloji milli devletin önüne geçiyor,  bu durum sakıncalı sonuçlara gebe.Ne zamandır ulus devletin sonunun geldiğini öne sürenler bunun yerine daha iyi bir kavram koyamadıkları için etnisite farklılıkları dini kimliklerden daha fazla ön plana çıkıyor.Kültürel ırkçılık olarak adlandırabileceğimiz bu yaklaşım küresel ekonomik krizin toplumsal altyapıyı sarsıp durması ile işsizliği tetikleyen ortamında içe kapanmayı getirecek.Aynı toplum içerisinde yaşadıkları halde halkların birbirlerinden uzaklaşmaları insan kavramının içinin boşaltılması ile eş zamanlı.</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in siyasi ve askeri bir deha olarak  kurduğu Cumhuriyet konusundaki hassasiyetimizi yitirmemiz toplumsal çürümenin getirdiği bir gelişme.Bu durumun sebepleri arasında; üretimi adil bir şekilde paylaşamamamız  ile dışarıdan kotarılıp kabaca önümüze konan politikaların halk ile devlet arasında gerginlik yaratması yatıyor.Alt grupların taleplerini ya toptan reddedip geri itmek ya da toptan kabul etmek arasındaki tutarsızlıklar gelişmelerin sarkacında diğer grupları rencide ediyor. Ekonomik değişimin kaçınılmaz ve insanı darmadağın eden süreci  kimlikleri, kültürleri,aidiyetleri bambaşka biçimlere sokarken gerçek gündem gözümüzden kaçırılmaktadır.</p>
<p>Sanal gelişmelerin halkın gerçeğini gözden ırak bırakması olaylara derin bir bakış açısıyla bakmamıza engel değil.<br />
Herkesin bildiği sırları madde madde yazalım:</p>
<p>1-Dışa bağımlı Türk ekonomisi büyük bir kriz içerisinde.<br />
2-Çatışmalara bile yol açabilecek ekonomik huzursuzluklar kukla bir hükümetin elinde daha da artıyor.<br />
3-Cemaat haline getirilmemiz fikri alanda eleştirel düşünce refleksimizin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor.<br />
4-Özgür ilim ve sanat toplum hayatından kendini çekmiş durumda.Saçmasapan adamların uzman sayıldığı, utanma duygusunun dilini yuttuğu dönemler krizin bize bir armağanı.<br />
5-Ankara&#8217;nın dar kalıplarından kendimizi kurtarırsak ekonomi-politik temel stratejimizin yeniden belirlenmesi gerektiği açık.</p>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&#38;ArticleID=961607&#38;Yazar=AK%DDF%20BEK%DD&#38;Date=29.10.2009&#38;CategoryID=98">Zor zamanlar yaratıcılığı geliştirir.Yaratıcılığımızı boş işlerden gerekli işlere ayırmanın zamanı geldi de geçiyor bile</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tantan: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü]]></title>
<link>http://masonluk.wordpress.com/2009/10/27/tantan-ataturku-masonlar-oldurdu/</link>
<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 13:06:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonluk</dc:creator>
<guid>http://masonluk.wordpress.com/2009/10/27/tantan-ataturku-masonlar-oldurdu/</guid>
<description><![CDATA[Okuyucumuzdan gelen bir mesajı yayınlıyoruz&#8230; Eski İçişleri Bakanıyla 2005 yılında yapılan röpo]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Okuyucumuzdan gelen bir mesajı yayınlıyoruz&#8230;<!--more--></p>
<p>Eski İçişleri Bakanıyla 2005 yılında yapılan röportajın Masonlar ile ilgili kısmını sizlere yolluyorum.</p>
<p>Saygılar</p>
<p><span style="color:#ff0000;">Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, mason teşkilatını kapattı. Ama bugün geldiğimiz noktada çok fazla bir şeyin değişmediği görülüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</span></p>
<p>Atatürk’ü de masonların öldürttüğü kesin… Bunlar hep konuşuluyor, zaman zaman medyaya da yansıyor. Çünkü, Atatürk’te bir siroz hastalığı çıkıyor ve bir gecede ölüyor&#8230; Atatürk’ün Mason Localarını kapatmasından sonra masonlarla savaş yeniden başlıyor. Atatürk öldükten sonra Mason Locaları yeniden açılıyor. Bu aşamadan sonra dikkat ederseniz, Atatürk’ü kendi halkından soğutma çabalarının ağırlık kazandığı görülüyor.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">Yani bir noktada diyorsunuz ki, masonlar, kendilerini lağveden Atatürk’ten intikam alıyorlar. Atatürk’ü manen de yok etmek için çalışıyorlar. Bu sonucu mu çıkarmamız gerekiyor?</span></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti o yıllarda İttihat ve Terakki’nin kuruluşundaki mason hakimiyetini temizleyememişti. Yani Mahmut Esat Bozkurt’un 1930’da Bakanken Meclis’te istifa etmesindeki verdiği mesaj da çok önemlidir. Atatürk dahi bir şey yapamamıştır. Atatürk’ün Mahmut Esat Bozkurt’u çağırtıp bu Mason Locaları ile ilgili gündem dışı konuşma yapıp “hemen bunu kapatmamız lazım” demesinden sonra Atatürk’ün sonu gelmiştir. Peki bu masonlar ne yaptı? Atatürk’ü din düşmanı yaptılar. Oysa Atatürk, parçalanmaya karşı milletin itikatta ve amelde birleşmesi için o günkü alimlere kitaplar yazdırtmıştır. Ondan sonra gelenler dini bir yaşam tarzı gibi göstermemiştir. Dinin babadan dededen gelme batılın da içine karışması ile yozlaşmış bir şekilde devam etmesini istemişlerdir. Bu, Türkiye’yi kullanmak isteyenlerin işine gelmiştir. Oysa bizim bu gücün empoze etmeye çalıştığı dine karşı geleneksel İslam’ı savunmamız gerekirdi.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">Türkiye’de gerçek anlamda ülkesine hizmet edecek yetişmiş insan sıkıntısı mı var?</span></p>
<p>Bunu şöyle görmek lazım. Türkiye’de zihinsel anlamda üretim gücünün eksikliğini görüyoruz. Özellikle raflarda eksikliğini hissediyoruz. Yabancı kitaplıklara baktığınız zaman orada Türkiye’den bir şey göremiyorsunuz. Asırlardan beri İslam’a bayraktarlık yapmış bir milletin İslam açısından üretim gücünün sıfır olduğunu görü-yorsunuz. Dünyada İslam’ın yaygınlaşıp kabul görmesi açısından etkili bir alim göremiyorsunuz.<br />
Özellikle Mısır’daki eğitim faaliyetinin gelişmesi, bireyin eğitilmesinde Mason Locaları’nın tavsiyesini görüyorsunuz. İslamiyet’in yaygınlaşarak, toplumların bilinçli bir şekilde Müslüman edilmesi noktasındaki hareketin içerisine bile masonların girdiğini görüyorsunuz. Hem aydınlanma çağında, hem de hızlı okullaşma döneminde de, açılan okullara bile masonların sızdığını görüyorsunuz. Bu olayların tarihi sürecinden bu yana yani Haçlı seferlerinden beri bu faaliyetleri görüyorsunuz. Askeri örgütlenmede bu akıma karşı son derece akıllı örgütlenme yapmış fakat sürdürememiş. Yeniçeri’nin kuruluşundaki, Bektaşi örgütlenmesindeki noktalar iyi tahlil edilmeli. Osmanlı Devleti’nin örgütlenmesine baktığınız zaman çıkarılması gereken çok büyük dersler var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kaybı, yeni bir cumhuriyeti kurarken bu altyapıları yeni anlayış ve esaslara göre kuramamasıdır. Niye kuramadı?<br />
Çünkü yetişmiş insan gücü ve bilgi eksikliği vardı.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">Görevdeyken engellendim</span></p>
<p>Yurt Partisi Genel Başkanı Saadettin Tantan, İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemde suç örgütleri ile mücadele konusunda yeni bir eylem planı hazırlığı içinde iken Bakanlar Kurulu tarafından engellendiğini açıkladı. Tantan, “ İçinde bulunduğumuz sarmal hâlâ bütün bu güçlerin oyunlarına karşı bir eylem planı yapamayışımızdan kaynaklanıyor. Ben bunu yapmak istedim ama Bakanlar Kurulu’ndan geçirtemedim. Bilginin, insanın, paranın, malın, hizmetin bilgisayar ortamında takip edilmesi gerekiyordu. O zaman korku şuydu: ‘Tantan bizim hepimizin nerede paramız olduğunu tespit edecek, el koyacak.’ Biz aslında güçlü devletin düşündüğü ve yapması gerekeni yapmak istiyorduk. Çünkü, bilgi devletin elinde olursa bunu korur ve geliştirir. Bugün Küresel gücü dünyadaki toplumları istediği şekilde yönlendirecek, o ülkelerin kabul ettikleri din önderleri kontrolünde tutuyor. Tüm bu din önderlerine baktığınız vakit, ekonomik güçleri tartışmasız, etki güçleri çok yüksek. Biz bunun Türkiye’deki etkisini kırmak istemiştik. Ama Bakanlar Kurulu’ndan geçirtemedik” dedi</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kemal Atatürk Mason Değildi...]]></title>
<link>http://masonlar.wordpress.com/2009/09/26/kemal-ataturk-mason-degildi/</link>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2009 12:55:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonlar</dc:creator>
<guid>http://masonlar.wordpress.com/2009/09/26/kemal-ataturk-mason-degildi/</guid>
<description><![CDATA[Brüksel Üniversitesi, Theodore Verhaegen kürsüsünden 29 &#8211; 30 Mayıs 1991 günlerinde verilmiş ol]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Brüksel Üniversitesi, Theodore Verhaegen kürsüsünden 29 &#8211; 30 Mayıs 1991 günlerinde verilmiş olan bir konferansın küçük bir bölümünü aşağıda sizlere sunacağım. Mustafa Kemal&#8217;in mason olmamasına karşın bazı manipülatif ve artniyetli yayınlarda kendileri Mason olarak gösterilmektedir. Bu konferansı 33. Derece&#8217;den Mason olan Üstad Mehmet Fuat Akev vermiştir. Kendisininde itiraf ettiği gibi Atatürk&#8217;ün mason olmadığını söylediği gibi İtibarlarınında hiç iyi olmadığını itiraf etmektedirler. İşte konferansın ilgili bölümü&#8230;<!--more--></p>
<p> </p>
<p> <br />
Sizlere Farmason&#8217;luğun bugünün Türk toplumundaki yerinden bahsetmem gerekirdi. O taktirde sizlere pek az bir şey söyleyebilirdim. Aslında, &#8220;bugün&#8221; dediğimiz şey, her ikisi de gayet uzun olan &#8220;dün&#8221; ve yarın&#8221; a kıyasla son derece kısa bir zaman değil de nedir? O halde, Farmasonluğun Türk toplumu içerisinde hâlen işgal etmekte olduğu yeri izah edebilmem için Farmasonluğun, Kemal Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyetten beri oynamakta olduğu rolden bahsetmezden önce, Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarındaki rolüne kısaca temas edeceğim.</p>
<p><strong>Ne yazık ki, büyük Millî Şefimiz Kemal Atatürk Mason değildi, yoksa itibarımız bu derece düşük olmazdı.</strong> Nitekim, koyu katolik olmasına rağmen Meksika&#8217;nın, ilk anayasalarını yapan ve Farmasonluğa lâyık olduğu yeri veren Millî Kahramanlan Benito Juares&#8217;in hâtırasına, Farmasonluğa karşı derin saygısı vardır, isveç&#8217;te de olduğu gibi, İngiltere&#8217;nin Kralları ananevi olarak memleketlerindeki FarMasonluğun başındadırlar. Birleşik Amerika Devletleri Başkanlarından çoğu Farmason idi ve bu memleketin Anayasası da Masonların eseridir.</p>
<p>Almanya&#8217;da, REAA&#8217;nın kurucusu olan Prusya İmparatoru Büyük Frederik&#8217;i zikretmekle yetineceğim. İtalya&#8217;da, memleketi birleştiren büyük Masonun hatırasına, her şehrin &#8220;Piazza Coavon&#8217;u vardır. Bu memleketler, adı geçen büyük adamlar dışında, Mason önlüğünü taşımış olan büyük ilim ya da sanat adamlarıyla iftihar edebilirler.</p>
<p>Türkiye büyük Mason tanımamış mıdır? Elbette ki evet, fakat onların şöhreti, Mason olduklarını genellikle bilmeyen kitlelere nadiren ulaşabilmiştir.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">Türkiye&#8217;de Masonluk Tarihi ve Türk Toplumunda Masonluğun Rolü<br />
Mehmet Fuat Akev<br />
Sayfa: 32<br />
Basım Tarihi: 1992</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"> </span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><a href="http://4.bp.blogspot.com/_-A7cXnkX-fk/SqzDfwja1RI/AAAAAAAAAmk/B6ze8uMnO0o/s1600-h/Mustafa+Kemal.jpg"><img style="display:block;width:344px;cursor:hand;height:400px;text-align:center;margin:0 auto 10px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-A7cXnkX-fk/SqzDfwja1RI/AAAAAAAAAmk/B6ze8uMnO0o/s400/Mustafa+Kemal.jpg" border="0" alt="" /></a></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Büyük Selanik]]></title>
<link>http://esenkal.org/2009/09/23/buyuk-selanik/</link>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 10:41:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>eesenkal</dc:creator>
<guid>http://esenkal.org/2009/09/23/buyuk-selanik/</guid>
<description><![CDATA[Ahmet Altan / TARAF Artık hepimiz ucundan kenarından “yapay bir görüntüyü” gerçek zannettiğimizi his]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://www.alanyahaber.com/haberler/ahmet_altan.jpg" alt="a" /><br />
Ahmet Altan / TARAF</p>
<p>Artık hepimiz ucundan kenarından “yapay bir görüntüyü” gerçek zannettiğimizi hissetmeye başladık. </p>
<p>Bizim seksen yıllık cumhuriyet bir “sahtelikler” cumhuriyeti. </p>
<p>Mustafa Kemal, Selanik’te doğmuş, askerî okullarda nispeten “Batılı” bir eğitim almış, Sofya’da ataşelik yapmış, Almanya’yı görmüş genç bir generaldi cumhuriyeti kurduğunda. </p>
<p>Okuduklarımdan anlayabildiğim kadarıyla iki büyük tutkusu vardı. </p>
<p>Birincisi “lider” olmak. </p>
<p>İkincisi de, ta gençliğinden beri söylediği gibi Osmanlı’nın diğer topraklarından vazgeçip Anadolu’da büyük bir Selanik yaratmak. </p>
<p>Güzel kadınlar, şık beyler, balolar, danslar, temiz evler, çiçekli bahçeler, köylerde vals çalan orkestralar, kahve ve konyak kokan cafeler, beyaz örtülü lokantalar&#8230; </p>
<p>İlk amacına ulaştı. </p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin tartışılmaz lideri oldu. </p>
<p>Bir devletin liderliğini ele geçirmek zordur ama bunu yapabilecek yetenekleri vardı ve başardı. </p>
<p>İkincisi ise “zordan” daha zordu. </p>
<p>Yüzlerce yıllık gelenekleri yıkmak ve başka bir tarihin, başka bir mücadelenin, başka bir kültürün sonucu olan bir ülkeyi burada yeniden kurmak öyle bir “kişinin” kararıyla olacak iş değildi. </p>
<p>Onun hayalindeki ülke ne Osmanlı’nın bir mezbele halinde tuttuğu Anadolu’nun geleneklerine, ne de Müslümanlığın inançlarına uyuyordu. </p>
<p>Sanırım bütün diktatörlerin düştüğü hataya düşüyordu. </p>
<p>İstediği şeyin “iyi” olduğuna inanıyordu ve önerdiği “iyiliğin” kabul edilmemesine sinirleniyordu. </p>
<p>Zorla “şapka” giydirdi, zorla Batı müziği dinlettirdi, zorla dans ettirdi. </p>
<p>Ama bu iş “zorla” olacak bir iş değildi. </p>
<p>Onun hayal ettiği ülkeyle, yönettiği ülkenin gerçekleri birbirini tutmuyordu. </p>
<p>Bütün baskıya, gazetelerin bütün yayınlarına rağmen yönettiği insanlara “yabancı” biri olarak kaldı. </p>
<p>Birçok açıdan muhalefetle karşılaştı. </p>
<p>Müslümanlar, bu “Batılı” hayat tarzını reddediyorlardı ve emirle “Batılı” olmaya yanaşmıyorlardı. </p>
<p>Kürtler, kendilerine Kurtuluş Savaşı sırasında söz verilen “eşitliği” istiyorlardı. </p>
<p>Demokratlar, “diktatörlüğüne” karşı çıkıyorlardı. </p>
<p>Onu ürkütecek kadar gerçek kökleri olan direnişlerdi bunlar. </p>
<p>Sanırım hem ürktü hem öfkelendi. </p>
<p>Korkunç bir baskı uyguladı. </p>
<p>Kürt liderlerini astı, Müslümanları gazeteler vasıtasıyla “irticacılar” olarak ilan etti, demokratları Meclis’ten attı, solcuları hapse koydu. </p>
<p>Orduyla ve sivil bürokrasiyle bütün ülkeyi denetimi altına aldı. </p>
<p>Ve çok istediği Selanik’i, büyük şehirlerin yeni zenginleri ve bürokratlarla yarattı. </p>
<p>Artık “Atatürk” olan Mustafa Kemal’i memnun edecek göstermelik bir “Selanik” yaratıldı memleketin küçük bir parçasında. </p>
<p>Geride kalan kısımlar da, “yeni Selaniklilerin” esiri durumuna düştü. </p>
<p>İnsanlar kendi ülkelerinde bir söz hakkına sahip olamadılar. </p>
<p>Kürtler, Müslümanlar, demokratlar, solcular devletten dışlandılar. </p>
<p>Bu “Selanikleşme” hareketine “Atatürk ilke ve inkılâpları” adı takıldı ve bunlara uymayanlar “devlet düşmanı” ilan edildi. </p>
<p>Biz bugün hâlâ Türkiye’de “Selaniklilerle” Anadolulular mücadelesini yaşıyoruz. </p>
<p>Atatürkçüler, “bizim önerdiğimiz güzel ve iyi bir şey, neden buna karşı çıkılıyor” diyorlar. </p>
<p>Samimiler bunu söylerken. </p>
<p>Ama bunun zorla olamayacağını, emirle gerçekleşemeyeceğini, hayatın kendi doğal akışı içinde biçimlenmesi gerektiğini kavrayamıyorlar. </p>
<p>Cumhuriyet tarihi boyunca ezilen, dışlanan Müslümanlar, Kürtler, demokratlar, solcular şimdi haklarını istiyorlar, “Selanikleşme” hayali uğruna yaşadıkları baskılardan kurtulmaya uğraşıyorlar. </p>
<p>Kürt açılımı, muhafazakârların zenginleşip örgütlenmeleri, demokratların seslerini yükseltmeleri, değişen koşulların sonucu olarak yaşanıyor. </p>
<p>Mustafa Kemal’in çok istediği o “güzel kokan memleketin” yaratılması şimdi artık mümkün gözüküyor ama bunu buranın halkı, kendi isteğiyle, artık böyle bir hayata hazır olduğu, zenginleştiği, dünyayla ilişkiler kurduğu için gerçekleştirecek. </p>
<p>İşin belki de en “şakacı” yanı ise şimdi buna “Atatürkçüler”in karşı çıkması. </p>
<p>Çünkü onlar hâlâ bunun “Müslümansız, Kürtsüz, demokratsız, solcusuz” olacağını sanıyorlar. </p>
<p>Atatürkçülere aslında bir müjde verebilirim, istediğiniz gerçekleşecek ama bunu halk kendine uygun biçimde yapacak. </p>
<p>Bırakın da yapsınlar.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[The fall of Smyrna]]></title>
<link>http://bananasfk.wordpress.com/2009/09/14/the-fall-of-smyrna/</link>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 23:05:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>bananasfk</dc:creator>
<guid>http://bananasfk.wordpress.com/2009/09/14/the-fall-of-smyrna/</guid>
<description><![CDATA[In 1922 The turkish took an end of the line Ottoman coastal city called Smyrna (now İzmir)  in a boo]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>In 1922 The turkish took an end of the line Ottoman coastal city called Smyrna (now İzmir)  in a book with a pun filled title of Paradise lost, by a Giles Milton (get it?), isbn 9780430837863.</p>
<p>Wikipeadia is very non informative on this, being a turkish led genocide (nothing unusual about that) and &#8216;moderniser&#8217; Ataturk means this history is not something people should know about.</p>
<p>Smyrna was by all accounts a city with tolerance that with an international population came to a sticky end.  <em>It is </em>claimed that 200,000 non turkish people where forcibly walked into a desert to die.  Within the city people were raped and killed.</p>
<p>87 years ago, a genocide was taking place. bet you didn&#8217;t know that. It removed Lloyd George as UK&#8217;s prime minister, and created the turkish state as we know it</p>
<p>5/5 Bananas an informative read.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Harami bir parti…]]></title>
<link>http://sadoglu.wordpress.com/2009/09/13/harami-bir-parti%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 15:55:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>sadoglu</dc:creator>
<guid>http://sadoglu.wordpress.com/2009/09/13/harami-bir-parti%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[Din, ırz ve namustan daha onurlu ve değerli bir şeyin olmadığı dünyada; ne tarihte, ne de günümüzde ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Din, ırz ve namustan daha onurlu ve değerli bir şeyin olmadığı dünyada; ne tarihte, ne de günümüzde ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atatürk ve Masonluk]]></title>
<link>http://masonluk.wordpress.com/2009/09/13/ataturk-ve-masonluk/</link>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 09:46:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>masonluk</dc:creator>
<guid>http://masonluk.wordpress.com/2009/09/13/ataturk-ve-masonluk/</guid>
<description><![CDATA[Aşağıda ABD&#8217;deki Skoç Riti Masonlarının başı olan John Crowles&#8217;ın Atatürk&#8217;e yollad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Aşağıda ABD&#8217;deki Skoç Riti Masonlarının başı olan John Crowles&#8217;ın Atatürk&#8217;e yolladığı mektubu okuyabilirsiniz. Bu mektup Atatürk&#8217;ün eline geçmemiştir. Mustafa Kemal Türkiye&#8217;de Mason Localarını kapadıktan sonra o dönemdeki Skoç Riti Başkanı&#8217;nın mektubunu ilk kez sitemizde yayınlamaktayız. Bu mektup ülkemizdeki Masonlar tarafından Atatürk&#8217;e yollanmamıştır. Masonlar korkularından ne yapacaklarını şaşırdıkları için Ata&#8217;mızı daha fazla kızdırmamak adına bu mektubu yollayamıyorlar. Yazılı ve görsel Basında, Kitap ve İnternet ortamında yanlış bir şekilde Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Mason olduğunu dair birtakım bilgiler dolaşmaktadır. Bu yayınların hiçbir doğruluğu olmamasına karşın Masonlarda utanmadan Atatürk&#8217;e Mason diyebilmektedirler. Masonlar yada Mason karşıtları olsun Atatürke Mason diyebilmektedirler. Mustafa Kemal dönemin şartları ve koşullarını göz önüne alırsak kuvvetle muhtemel 1907 &#8211; 1909 yılları arasında çok kısa bir süre Masonluğa girip çıkmıştır. Bu teşkilata o yıllardan sonra bir daha dönmemiştir. Mektubu yazan Mason Üstadı bizzat Atatürk&#8217;ün Mason olmadığını belirtmektedir. Utanmadan, sıkılmadan bazı çevrelerin Mustafa Kemal&#8217;i Mason ilan edenler bu yazıyı iyi okusunlar. İşte Masonların Atatürk&#8217;e yolladığı mektup&#8230;<!--more--> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>11 Aralık 1935</strong></p>
<p> </p>
<p>Sayın</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa</p>
<p>Türkiye Cumhurbaşkanı</p>
<p> Ankara &#8211; Türkiye</p>
<p> </p>
<p>Sayın Ekselans,</p>
<p> </p>
<p>En çok takdir ettiğim ve hatırasını bir hazine gibi muhafaza ettiğim nazik olayların başında, Kahire&#8217;de bulunduğum bir sırada, ülkeme dönmeden önce Türkiye&#8217;yi ziyaret etmem hususunda tarafınızdan davet edildiğimin Mısır&#8217;daki Türkiye Büyük Elçisi tarafından bana bildirilmesi gelir. <strong>O zamanlar B. Elçiniz kendisinin Mason olduğunu, ancak sizin Mason olmamanıza rağmen, Türkiye&#8217;de Masonluğun koruyucusu olarak tanındığınızı bana söylemişti.</strong></p>
<p>Bu benim için çok sevindirici bir haber olmuş ve daveti kabul ettiğimi B. Elçiye derhal bildirmiştim, nitekim öyle olmuştur. Ne yazık ki Ankara&#8217;ya gitmeme zaman kifayet etmemiş, sadece İstanbul&#8217;u ziyaret edebilmiştim. Orada karşılaştığım fevkalâde mükemmel Masonların çok nazik ihtimamlarını görmüş ve büyük bir misafirperverlikle karşılanmıştım. Mason yöneticileri bana Türkiye&#8217;ye gelen göçmenlerin durumunu geniş ölçüde iyileştiren yardımları dolayısıyla ABD halkına teşekkür ettiler. Böylece ziyaretimin boş yere yapılmadığını anladım.</p>
<p>Ayrıca size karşı duydukları hayranlık ve sevgiyi gördüm ve Cumhurbaşkanlığını kabul etmekle Türkiye&#8217;ye neler yaptığınızı açıklamalarına da şahit oldum.</p>
<p>Bana sizin yaptığınız büyük eserleri izah ettiler, o suretle ki ben, vatanıma dönünce biri 200.000 üyemize, diğeri de Bakanlıklara, okullara, öğretmenlere, eğitimcilere v.s. hitap eden iki resmî yayın organımızda ve ayrıca ABD&#8217;de yayınlanan 8000 civarında gazete ve dergide bu konuda makaleler yayınladım.</p>
<p>Bundan başka buradaki Mason Localarına ve diğer kuruluşlara adresler vererek hakkınızdaki şahsî görüşlerimi açıkladım ve büyük eserinizin dünyaya yapacağı iyilikleri izah ettim; yüzlerce yıl isteyen inkılaplarınızı, halkınızın kıyafetini, alfabesini, âdetlerini değiştirdiğinizi, halkınızı memnun eden Cumhuriyetinizi, ülkenizde kargaşalık, ihtilâl ve baskıların bulunmadığını anlattım. Benim için bütün bunlar önemli idi; bu itibarla Türkiye&#8217;de Masonluğun yasaklandığını öğrenmek, benim için büyük bir sürpriz oldu. Bunun manasını anlamam imkânsızdır.</p>
<p>ABD&#8217;deki Türkiye B. Elçisi Ahmet Muhtar Kardeşi çok iyi tanımış ve sevmiştim. O, Türkiye Yüksek Şurası&#8217;nın aktif bir üyesi ve sadık bir Mason ve tanıdıklarım arasında en sağlam karakterli kişilerden biri idi. ABD&#8217;de bulunduğu sırada sık sık toplantılarımıza katılır, zaman zaman  Masonik konularda konuşur ve ABD&#8217;deki münasebetleri itibariyle bütün yabancı temsilci ve milletlerce çok iyi tanınırdı ve bunu da Masonlukla olan bağlantısına borçlu idi. Kulağıma gelen söylentilere göre Türkiye&#8217;de Masonluğa yapılan itirazın sebebi, bunun milletlerarası olması ve yabancı ülkelerdeki Mason kuruluşlarla bağlantılı bulunması olmuş.</p>
<p>Bundan daha büyük bir yanlışlık olamaz. Masonluk üyelerine vatansever olmayı, dürüst davranmayı, bağlı bulundukları veya doğdukları yahut oturdukları ülkedeki hükümetin kanunlarına itaat etmeyi öğretir. 1.&#8217;den 33. dereceye kadar olan bütün Mason Kardeş&#8217;ler ilk görev ve mükellefiyetlerinin kendi vatanlarına karşı olduğunu kesinlikle bilirler.</p>
<p>Masonluğun var olduğu asırlar boyunca, bir Masonun kendi ülkesine karşı faaliyette bulunmasının misali pek nadiren görülmüştür. Sadece ABD&#8217;nin Kurtuluş savaşında Bendict Arnold İngiltere&#8217;ye karşı savaşılmasına karşı çıkmışsa da başka bir olayı hatırlamıyorum.</p>
<p>ABD&#8217;de halen 3 milyon civarında Mason vardır ve hepsi milletimizin en güzide şahıslarıdır ve bunlardan sadece biri vatan haini olarak mahkemeye gönderilse dahi, üyelerinin hain olduğundan bahisle Masonluk aleyhine bir harekete geçilmesi kesinlikle söz konusu olamaz.</p>
<p>ABD başkanlarının 14&#8242;ü (şimdiki dahil) Masondurlar ve hepsi temayüz etmenin örneklerini vermişlerdir.</p>
<p>ABD halkı, Türk Milletini kardeşçe ve samimiyetle sever ve Masonluğun Türkiye&#8217;de yasaklanması çok kötü bir propaganda olur.</p>
<p>Ben Dünyadaki Skoç Riti Ana Yüksek Şura’sının başkanıyım. Bu unvanın sebebi, kurulmuş olan ilk YŞ oluşumuzdur, yoksa benim Türkiye YŞ üzerinde her hangi bir otoritem yoktur. Samimî dostum Bay Suhami vefat etmiştir. Fuat Hulusî Kardeş&#8217;in halen hayatta olup olmadığını bilmiyorum. Geçen yaz Avrupa&#8217;da Dr. Fuat Süreyya ile karşılaştım ve kendisiyle bir kaç dakika konuştum.</p>
<p>Muhterem Başkanım, muntazam Masonluğun bulunduğu her memleketteki Masonik kuruluşun hâkim ve müstakil bir kuruluş olduğunu, kendine üstün her hangi bir kuruluşu tanımadığını size temin ederim.</p>
<p>Gayrı muntazam Masonik kuruluşların ise bir etkisi yoktur; bunların üyeleri hiç bir ülkede kuvvetli olmaya muktedir değildirler. Her muntazam Mason ise kendi ülkesine bağlı olmayı her şeyin üstünde tutar. Masonluk diğer bütün kuruluşlardan çok daha fazla olarak memleketimize yararlı olmuştur. ABD&#8217;nin Bağımsızlık Beyannamesini imzalayanlar arasında Masonların sayısı bir hayli kabarıktır. ABD&#8217;nin Anayasasını hazırlayanlar, kendi şehrimizi, Devletimizi ve millî hükümetimizi yönetenler Masonik kardeşliğin üyeleri idi ve halen de öyledir.</p>
<p>Son Kongremizdeki Temsilci ve Senatörlerden yarısından fazlası kardeşlerdir. Bunlardan biri bile diğer Kongre üyelerinden hangisinin Mason olduğunu bilmez, böylece muntazam Masonluğun politika ile uğraşmadığı açıktır.</p>
<p>Bunun gibi Masonluk dinle uğraşmaz; sadece Evrenin Ulu Mimarına inanmayı arar. Aşağı yukarı beş yılda bir defa, Skoç Riti Yüksek Şuraları Milletlerarası bir konferansta buluşurlar, bu konferansların maksadı Skoç Ritinin gayeleri çerçevesinde düşüncelerimizi birleştirmeyi ve beşeriyetin hayrı ve mutluluğu uğruna çalışmaya devamı sağlamaktır. Bu sade ve basit bir konferanstır. Burada her YŞ.&#8217;nın fevkinde bir karar alınmaz. Gerçekten bir Milletlerarası konferansta kabul edilen karar veya tasarrufların hiç bir YŞ.&#8217;yı bağlamadığı açıkça belirtilmiştir.</p>
<p>Türk Masonluğunun yöneticileri ile vaki muhaberattan ve diğer kaynaklardan öğrendiğim veçhile, hepsinin memleketlerine ve ülkenizin başı olarak Size sadık ve dürüst kişiler olduklarını biliyor ve kendilerinden çekinmek için sebep bulunmadığı, aksine onların samimî destek ve tasviplerini daima bulacağınız hususlarında size teminat verebildiğimi zannediyorum.</p>
<p>Böylece memleketinizdeki Kardeşlerimizin ve Türkiye&#8217;deki Masonik müesseselerin iyilikseverlik, yardım, vatanseverlik ve genellikle insanlığın tekâmülü için çalışmaya devam etmelerine müsaade olunmasına delâlet etmeniz için size başvuruyorum.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hakim Büyük Amir</strong></p>
<p><strong>John H. Cowles</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-293" title="John H. Cowles" src="http://masonluk.wordpress.com/files/2009/09/john-h-cowles.jpg" alt="John H. Cowles" width="318" height="252" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-294" title="İskoc Riti" src="http://masonluk.wordpress.com/files/2009/09/iskoc-riti1.jpg" alt="İskoc Riti" width="450" height="450" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Müslüman Mustafa Kemal mi, ateist Atatürk mü? ]]></title>
<link>http://sadoglu.wordpress.com/2009/09/09/musluman-mustafa-kemal-mi-ateist-ataturk-mu/</link>
<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 18:20:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>sadoglu</dc:creator>
<guid>http://sadoglu.wordpress.com/2009/09/09/musluman-mustafa-kemal-mi-ateist-ataturk-mu/</guid>
<description><![CDATA[Şekli Mustafa Kemal, aslı İngiliz bir dublör olan Atatürk adlı tanrısallaştırılmış bir müstebitin hü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Şekli Mustafa Kemal, aslı İngiliz bir dublör olan Atatürk adlı tanrısallaştırılmış bir müstebitin hü]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TARİHTEN, AMA PEK BAHSEDİLMEMİŞ OLAYLAR]]></title>
<link>http://intibahfan.wordpress.com/2009/09/09/77/</link>
<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 11:30:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>intibah</dc:creator>
<guid>http://intibahfan.wordpress.com/2009/09/09/77/</guid>
<description><![CDATA[TARİHTEN, AMA PEK BAHSEDİLMEMİŞ OLAYLAR Filistin cephesinde yedinci ordu kumandanı M. Kemal paşa idi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[TARİHTEN, AMA PEK BAHSEDİLMEMİŞ OLAYLAR Filistin cephesinde yedinci ordu kumandanı M. Kemal paşa idi]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Artık İngiliz Atatürk’ünün egemenliği bitirilmelidir… ]]></title>
<link>http://sadoglu.wordpress.com/2009/09/06/artik-ingiliz-ataturk%e2%80%99unun-egemenligi-bitirilmelidir%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 14:40:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>sadoglu</dc:creator>
<guid>http://sadoglu.wordpress.com/2009/09/06/artik-ingiliz-ataturk%e2%80%99unun-egemenligi-bitirilmelidir%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[Mustafa Kemal’in öldürülmüş olması ve İngiliz Atatürk’ünün tanrısal varlığı hiç mi hiç ne devleti ne]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Mustafa Kemal’in öldürülmüş olması ve İngiliz Atatürk’ünün tanrısal varlığı hiç mi hiç ne devleti ne]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mustafa Kemal’in kabrini bulun…]]></title>
<link>http://sadoglu.wordpress.com/2009/09/02/mustafa-kemal%e2%80%99in-kabrini-bulun%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 00:56:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>sadoglu</dc:creator>
<guid>http://sadoglu.wordpress.com/2009/09/02/mustafa-kemal%e2%80%99in-kabrini-bulun%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[Laik ve Kemalist devletin Mustafa Kemal sevgisi ve sadakati yalanlar üzerine kurulmuş, Müslüman Türk]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Laik ve Kemalist devletin Mustafa Kemal sevgisi ve sadakati yalanlar üzerine kurulmuş, Müslüman Türk]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atatürk, Mustafa Kemal’in dublörüydü…]]></title>
<link>http://sadoglu.wordpress.com/2009/08/31/ataturk-mustafa-kemal%e2%80%99in-dubloruydu%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 00:12:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>sadoglu</dc:creator>
<guid>http://sadoglu.wordpress.com/2009/08/31/ataturk-mustafa-kemal%e2%80%99in-dubloruydu%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[Şeriat hükümleri, İslam akidesi, Osmanlı kültürü ve yönetim anlayışıyla yetişmiş, ömrünü savaş meyda]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Şeriat hükümleri, İslam akidesi, Osmanlı kültürü ve yönetim anlayışıyla yetişmiş, ömrünü savaş meyda]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yeni bir zafere ihtiyacımız yok mu?]]></title>
<link>http://sadoglu.wordpress.com/2009/08/29/yeni-bir-zafere-ihtiyacimiz-yok-mu/</link>
<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 00:39:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>sadoglu</dc:creator>
<guid>http://sadoglu.wordpress.com/2009/08/29/yeni-bir-zafere-ihtiyacimiz-yok-mu/</guid>
<description><![CDATA[Bugün kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramı; inanç ve iman aşkıyla şehit olabilmek adına savaşan kad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bugün kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramı; inanç ve iman aşkıyla şehit olabilmek adına savaşan kad]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Quotes On Life 21. ]]></title>
<link>http://directoryofquotes.wordpress.com/2009/08/15/quotes-on-life-21/</link>
<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 11:05:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>Chitraparna</dc:creator>
<guid>http://directoryofquotes.wordpress.com/2009/08/15/quotes-on-life-21/</guid>
<description><![CDATA[Those heroes that shed their blood and lost their lives.. you are now lying in the soil of a friendl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Those heroes that shed their blood and lost their lives.. you are now lying in the soil of a friendly country. Therefore rest in peace. There is no difference between the Johnnies and the Mehmets to us where they lie side by side here in this country of ours.. You the mothers who sent their sons from far away countries wipe away your tears. Your sons are now living in our bosom and are in peace. Having lost their lives on this land they have become our sons as well.</p>
<p><strong>- Mustafa Kemal Ataturk</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Anıtkabir]]></title>
<link>http://gezmekan.wordpress.com/2009/09/18/anitkabir/</link>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 12:01:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>Başak Serçe</dc:creator>
<guid>http://gezmekan.wordpress.com/2009/09/18/anitkabir/</guid>
<description><![CDATA[        Ankara gezisinin olmazsa olmazlarından Anıtkabir, Mustafa Kemal Atatürk&#8216;ün Anıttepe]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright size-medium wp-image-210" title="anitkabir" src="http://gezmekan.wordpress.com/files/2009/09/anitkabir.jpg?w=225" alt="anitkabir" width="160" height="214" />        Ankara gezisinin olmazsa olmazlarından <strong>Anıtkabir</strong>, <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>&#8216;ün Anıttepe&#8217;deki(Rasattepe) mezar odasının bulunduğu yerdir. Küçüklükten beri bir kaç defa ziyaret ettiğim <strong>Anıtkabir</strong>&#8216;e her gittiğimde başka bir gözle bakıyorum. İnsanın yaşadıkları ve birikimi hayata bakış açısını değiştiriyor ve yıllar önceki aynı mekan şimdi bambaşka anlamlar yüklediğim farklı bir mekanmışçasına görünüyor.<br />
Tarihi ve mimari özellikleri için <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/An%C4%B1tkabir" target="_blank">tıklayınız. </a></p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-214" title="savas" src="http://gezmekan.wordpress.com/files/2009/09/savas.jpg?w=300" alt="savas" width="216" height="162" /> <strong>Anıtkabir</strong>&#8216;in alt bölümünü boylu boyunca kaplayan <strong>Atatürk</strong> ve Kurtuluş Savaşı Müzesi tarihi yaşamak deyiminin hakkını tam anlamıyla veriyor. Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlar&#8217;ındaki sahneler müzenin bir bölümünde panaromik olarak resmedilmiş.  &#8220;&#8230;savaşta kullanılmış olan mermiler, silahlar, toplar, yanmış tekerlekler, kağnılar sergilenmektedir. Senaryosunu Turgut Özakman&#8217;ın yazdığı 40 metre uzunluğundaki panoromaları izlerken ziyaretçiye Muammer Sun&#8217;ın bestelediği müzikler, top sesleri, gemi düdükleri, kılıç şakırtıları, at nalları, &#8220;Allah Allah&#8221; nidaları gibi savaş efektleri dinletilir.&#8221; <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_ve_Kurtulu%C5%9F_Sava%C5%9F%C4%B1_M%C3%BCzesi" target="_blank">Kaynak: Wikipedia. </a></p>
<p>Anıttepe (Rasattepe), ANKARA</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
