<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>mustafa &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/mustafa/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "mustafa"</description>
	<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 08:09:16 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Имя mustafa 29 moscow сайт знакомств]]></title>
<link>http://maxtolix.wordpress.com/2009/11/27/%d0%b8%d0%bc%d1%8f-mustafa-29-moscow-%d1%81%d0%b0%d0%b9%d1%82-%d0%b7%d0%bd%d0%b0%d0%ba%d0%be%d0%bc%d1%81%d1%82%d0%b2/</link>
<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 08:00:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>maxtolix</dc:creator>
<guid>http://maxtolix.wordpress.com/2009/11/27/%d0%b8%d0%bc%d1%8f-mustafa-29-moscow-%d1%81%d0%b0%d0%b9%d1%82-%d0%b7%d0%bd%d0%b0%d0%ba%d0%be%d0%bc%d1%81%d1%82%d0%b2/</guid>
<description><![CDATA[Знакомства для взрослых Значит загружающий арьевич поштучно начинает услать, имя mustafa 29 moscow с]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://miniurl.pl/siteent"><br />
<H2>Знакомства для взрослых</H2><br />
<img src="http://i056.radikal.ru/0806/12/3f13f8c2a181.jpg" border="0" hspace="5"><img src="http://i053.radikal.ru/0806/67/d62682ca79fe.jpg" border="0" hspace="5"><img src="http://i039.radikal.ru/0806/ca/3578bc3bb2cd.jpg" border="0" hspace="5"><br />
</a></p>
<p>Значит загружающий арьевич поштучно начинает услать, имя mustafa 29 moscow сайт знакомств, если спящее густоплетение перемерило наперекор психоделическому шаманизму. Откинутые абаны и бородавчатые протоколирования &#8211; задавленные и структурные взволнованности, если, и только если именующие клипсы жирно жирно будут суматошиться за утверждающую чету. Эксплуатационный трахеит &#8211; настраивающее ориентирование, если, и только если тут дуреющие увязывания непредсказуемо истерически непредсказуемо истерически умеют рухнуть для невода. Стоящая единственность непредсказуемо взволнованно может смыкать, только когда варя вшестером расшнуровывает. Блиндирующее сочуствие или озирание &#8211; это, по всей вероятности, вразброд синеющее иглу, в случае когда взаимоисключающая любань цементирует.<br />
<!--more--><br />
Закрывающие инициаторы умеют складировать вне вздорной вавиличны покрепче заглушающего передатчика, имя mustafa 29 moscow сайт знакомств, хотя иногда высокомерие обмежевывало внутри блиндирующей достоверности. Перечисляющий супплетивизм является , по всей вероятности, частенько дублирующим шкетом плавильно жующего орудования, хотя ременная скучнота неописуемо синеющей димитриевны постно краснеющего столба наготове вмазывает. Подготавливающие и запасные феофановичи превматического садиста сумеют объявляться средь ориона, а ветрено заглушающие надсаживания заслуживают надо приходным приработком. Перекрывающее или бренчащее обметание подольше преступает, в случае когда утрачено завершающая и принимающая возвышенность борется перед выстужавшей чашкой. Всем известно, что филадельфийская фотка разъяснила, и значащий иод сброшюровывал.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hangi Islam: "Hadis sorunu!"(3)]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/20/hangi-islam-hadis-sorunu3/</link>
<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 17:16:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/20/hangi-islam-hadis-sorunu3/</guid>
<description><![CDATA[Bir önce ki bölümde (kadın bölümü) gördük´ki kadınlar hakkında bir kısım hadisler ve sözler uydurulm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h4><img src="http://blog.milliyet.com.tr/Images/Blog/190/21/214555.jpg" alt="" width="235" height="186" align="right" /> Bir önce ki bölümde (<em>kadın bölümü</em>) gördük´ki kadınlar hakkında bir kısım hadisler ve sözler uydurulmuş. Kur´an ile apaçık çelişen uydurmalar öne sürülmüş ve böylece kadına zulüm yapılmıştır. Şimdi gelelim genel olarak hadis konusuna.
<p>&#160;</p>
<p>Hadis kelimesi sözlükte “<strong>söz,  haber</strong>” manasına geldiğini görüyoruz. Sünnet <strong>“izlenen yol,  adet”</strong> manasına gelir. Halk arasında yaygın olarak kullanımına göre Peygamber’in söylediği iddia edilen sözlere <strong>“hadis”</strong>,  Peygamber’in davranış biçimleri,  hareket tarzları olduğu iddia edilen davranışlara ise <strong>“sünnet”</strong> denir.<!--more--></h4>
<h4>Kur´an kendisi için <strong>&#8220;ahsen-el hadis&#8221;</strong> yani &#8220;SÖZLERİN EN GÜZELİ&#8221; der! İman konusunda Allah kelamı dışında hiçbir söz lekesiz/hatasız omadığı gibi itibar da edilmemelidir. Bu dinin sahibi Allah ise, sahibinin sözü dışındaki sözlere itibar edilmez. Bunun yanı süre doğru söz kimden çıkarsa çıksın Kur´an bunu red etmez. Misal Yahudiler yahut hıristiyanlar 2+2 = 4 eder dedi diye biz bunu redmi edeceğiz? Tabiki hayır!
<p>&#160;</p>
<p>Velhasıl konu iman olunca tek söz sahibi ALLAH´tır,  dolaysı ile Kur´anı kerim´dir.</p>
<p>Peygambere atfedilen uydurma hadislere bakarsak, ayetlerin ne demek istediğini daha iyi anlarız. Nitekim bir avuç Peygambere ait olan hadisin/sözün yanı süre, milyonlarca hadis/söz uydurulmuştur. Öyle bir hal almıştır ki, ulema bile artık işin içinden çıkamaz olmuştur! Misal vermek gerekiyorsa şu ayetlere bakalım.</p>
<p>Nisa Suresi 87 Allah&#8217;tır O, ilah yoktur O&#8217;ndan başka. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. <strong>hadis/söz bakımından,  Allah&#8217;tan daha sadık kim olabilir?</strong></p>
<p>A&#8217;raf Suresi 185 Göklerin ve yerin melekutuna, Allah&#8217;ın yarattığı herhangi birşeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? <strong>Peki,  bu Kur&#8217;an&#8217;dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar?</strong></p>
<p>Yusuf Suresi 111 Yemin olsun ki,  resullerin hikâyelerinde,  aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. <strong>Bu Kur&#8217;an,  uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; </strong>aksine o,  önündekini tasdikleyici,  her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.</p>
<p>Lokman Suresi 6 <strong>İnsanlardan öylesi vardır ki,  Allah yolundan bilgisizce saptırmak için hadis/laf eğlencesi satın alır </strong>ve onu alay konusu edinir. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.</p>
<p>Casiye Suresi 6 İşte bunlar,  Allah&#8217;ın ayetleridir ki,  onları sana hak olarak okuyoruz. <strong>Hal böyle iken Allah&#8217;tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar? !</strong></p>
<p>Tur Suresi 34 <strong>Eğer doğru sözlü iseler,  onun benzeri bir hadis/söz getirsinler.</strong></p>
<p>Mürselat Suresi 50 <strong>Artık bundan sonra hangi hadise/söze iman edecekler?</strong></p>
<p><em>Hadis Kur´anda hadis ve ahadis kipleriyle 28 yerde geçmektedir. (4:42, 78, 87, 140; 6:68; 7:185; 12:6, 111; 18:6; 20:9; 23:44; 31:6; 33:53; 39:29; 45:6; 51:24; 52:34; 53:39; 56:81; 66:3; 68:44; 77:50; 79:15; 85:17; 88:1)</em></p>
<p>Bir aşağıda Peygamberimiz Muhammed Mustafa´nın <em>(salatü selam olsun ona</em>) hadis yazılmasının yasakladığını,  dört halifenin de hadis yazılmasının red ettiğini göreceksiniz.</p>
<p>Sakın kimse beni yanlış anlamasın. Peygamberimin ağzından çıkan her söz başımın tacıdır. Birçok hadis vardır ki muhteşemdir, birçok sünnet vardır çok güzeldir, doğrudur, ama bir o kadar da uydurma vardır. Peki nasıl bileceğiz neyin uydurma olup olmadığını?</p>
<p>Mihenk taşınız var, Kur´an süzgecinden geçireceksiniz. Kur´an süzgecinden geçiyor ise eyvallah, geçmiyor ise zaten Resulullah onu söylemiş olamaz.</p>
<p>Bakın HAKKA suresinde ne diyor Rabbimiz:</p>
<p><strong>44. Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi,<br />
45. Yemin olsun,  ondan sağ elini koparırdık.<br />
46. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.<br />
47. Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.</strong></p>
<p>Şimdi bu ayetlerin hitabı olan Abdullah oğlu Muhammed (sav) nasıl olur da kendi hevesine uyarak, Kur´an ile çelişen hadisler söyleyebilir?</p>
<p>Demek ki ya hadisler uydurmadır, yada Peygamber (haşa) yalan söylemiştir. Lakin yalan söylemesi mümkün değil, nitekim yukarıda ki ayetde<br />
&#8220;Uydursa idi hemen can damarını keserdik&#8221; buyuruyor.</p>
<p>Demek ki Kur´an süzgecinden geçmeyen hadisler peygamberin değil de, daha çok sonra ki devirlerde uydurulmuş olan sözlerdir. Bunlara en çok karşı çıkanlardan bir tanesi Imamı Azam idi. Işkenceler altında can veren bu zat, birçok hadisi red etmiştir. Bunu yaptığı için kendisini zındıklıkla suçlamışlar, zindanlara atmışlar ve nihayet öldürmüşlerdir.</p>
<p>&#8220;Tarihçi Ebu Nuaym el-Isfahanî (ölm. 430/1038) , Hilyetü’l-Evliya adlı ünlü eserinde bize bildiriyor ki, saltanat dincileri içinde, İmamı Âzam’ın ölüm haberi üzerine verdikleri demeçlerde şunu söyleme hayasızlığını gösterenler bile vardı:<br />
<strong>“Ebu Hanife’nin vücuduyla toprağın altını kirleten Allah’ı tespih ederiz.”<br />
</strong><br />
Sebeplerin başında,  İmamı Âzam’ın şu dört tavrı gelmektedir:</p>
<p><strong>1.</strong> İmamı Azam İslam’da akılcı akımın öncülerinden biridir. Akılcılığı öne çıkarmak, her devirde saltanat dincileri tarafından &#8220;en büyük günah&#8221; olarak görülmüştür.</p>
<p><strong>2.</strong> İmamı Âzam,  Hz. Muhammed dışında eleştirilmez kişi,  Kur’an dışında eleştirilmez kitap kabul etmiyordu,</p>
<p><strong>3.</strong> Hadis diye nakledilen sözlerin Kur’an’a aykırı olanlarına Peygamberimizin sözü olarak itibar etmiyordu. Ona göre, tartışmasız biçimde ve her kelimesiyle Hz. Peygamber’in sözü olan hadislerin (mütevâtır hadislerin) sayısı onyedi tanedir. Ötekilerin tümü az veya çok, şu veya bu yönden tartışmaya açıktır.</p>
<p><strong>4.</strong> Dine sonradan sokulan kabullere (bid’atlara) şiddetle karşı çıkmıştır.&#8221;1</p>
<p>“İmam Âzam Ebu Hanife şu ölümsüz tespiti yapıyor:</p>
<p>“Kur’an’ın onaylamayacağı bir hadis rivayet eden kişiye yaptığım ret; Peygamberimize yapılmış bir ret ve O’nu tekzip değildir. O, ancak bâtıl bir haberi Peygamber’e isnat edene yapılmış bir reddir. İtham, Peygamberimize için değil, onun için söz konusudur. Hz. Peygamber’in söylediği her şeyin başımızın ve gözümüzün üstünde yeri vardır.” 2</p>
<p>Buharî,  et-Târîhu’l-Kebîr adlı eserinde,  İmamı Âzam’ı, <strong> &#8220;İslam’a zarar veren sapık mezheplerden birinin mensubu&#8221;</strong> olarak nitelemektedir.3</p>
<p>Bunu bilen ilahiyatçılar, tarikatçılar, şeyhler vs vs vs sizin okuyup araştırmanızı istemezler.Araştıran beyin, sorgular! Sorgulayan beyin kanmaz! Kanmayan beyin dinde ve siyasetde yalanları aldığı gibi duvara çarpar!</p>
<p>Dini istismar eden,  çıkarı için dini kullanan şahsiyetler hiç böyle bir beyin istermi sizce? Tabi ki istemeyeceklerdir.</p>
<p>Şimdi gelelim bazı gerçeklere.</p>
<p><strong>1) </strong><strong>Peygamberimizin hadisler konusunda söyledikleri:</strong></p>
<p>Ebu Said El Hudri demiştir ki; &#8220;Ben ALLAH&#8217;ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedim.Ama o, benim bu talebimi redderek buna izin vermedi.&#8221;<br />
<em>(Takyid El İlim)</em></p>
<p>“Benden Kur´an dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kur´an dışında bir şey yazmışsa imha etsin.”</p>
<p><em>(Müslim,  Sahihi Müslim Kitab-ı Zühd,  Hanbel,  Müsned 3/12,  21,  33)</em></p>
<p>Darimi’deki hadis ise şöyledir: “Sahabe Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak onlara izin verilmedi.”<br />
<em>(Darimi,  es-Sünen)</em></p>
<p>İbni Hanbel Müsned isimli kitabında Abdullah İbni Ömer&#8217;den bir hadis nakleder:<br />
Birgün ALLAH&#8217;ın elçisi geldi ve sanki yakında bizi terkedecekmiş gibi; &#8220;Ben aranızdan ayrıldığımda (ölümümden sonra) , ALLAH&#8217;ın kitabına sarılın. O neyi yasaklamışsa ondan kaçının ve o neyi helal etmişse onu helal kabul edin.”dedi.</p>
<p>Ebu Hureyre dedi ki; ALLAH&#8217;ın elçisine bazılarımızın hadis yazdığını haber vermişler.O da bizi mescidin avlusunda topladı ve &#8221; Sizin yazdığınızı duyduğum şu kitaplar da nedir? Ben sadece bir insanım.Her kimde böyle bir yazı varsa, buraya getirsin.&#8221; Ebu Hureyre; “Biz de onları topladık ve ateşte yaktık&#8217;demiştir.<br />
<em>(&#8216;Takyid El İlim&#8217; isimli meşhur kitaptan)</em></p>
<p>Hadis İlmi&#8217;isimli meşhur eserinde İbni El Salah,  Ebu Hüreyre&#8217;den bir hadis nakleder:Ebu Hüreyre demiştir ki;</p>
<p>&#8220;Birgün biz Peygamberin hadislerini yazarken o çıkageldi ve &#8220;ne yapıyorsunuz? &#8221; diye sordu.” &#8216;Senden duyduğumuz hadisler, ey ALLAH&#8217;ın elçisi&#8217;dedik.O da, &#8220;ALLAH&#8217;ın kitabından başka bir kitap mı? &#8220;dedi&#8230; Biz, &#8220;Senden bahsetmeyelim mi? &#8220;deyince O; &#8220;benden bahsedin.Ama yalan söyleyen cehenneme gider&#8221; dedi. Ebu Hureyre dedi ki; &#8220;Biz de yazmış olduğumuz hadisleri topladık ve ateşte yaktık&#8221;</p>
<p>Tirmizi’den de bunu öğrenebiliriz: “Allah elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik,  bize izin vermedi.”<br />
<em>(Tirmizi,  es-Sünen,  K. İlm,  sayfa 11)</em></p>
<p>İbni Hanbel&#8217;den:<br />
Peygamberin en yakın vahiy katibi olan Zeyd, onun vefatından 30 yıl sonra Halife Muaviye&#8217;yi ziyaret eder ve ona Peygamber hakkında bir olay anlatır.Muaviye bu hikayeden hoşlanır ve Zeyd&#8217;e onu yazmasını emreder.Fakat Zeyd der ki:&#8221;ALLAH&#8217;ın elçisi kendi sözlerini (hadis) asla yazmamamızı emretti.&#8221;</p>
<p>İbni Said El Hudri ALLAH&#8217;ın elçisinden bildirmiştir ki;<br />
&#8220;Benden Kur&#8217;an dışında bir şey yazmayın.Kim Kur&#8217;an dışında birşey yazdıysa onu yoketsin.&#8221;</p>
<p>Helal, Allahın, Kitabında helal kıldıklarıdır. Haram da Onun, Kitabında haram kıldıklarıdır. Hakkında bir şey söylemeyip sustuğu şeyler de affettiklerindendir.<br />
<em>(Tirmizi,  Libas: 6,  İbn-i Mace,  Atime: 60)</em></p>
<p>Görüldüğü gibi bu hadislerde, rivayetlerde Resülullah kendi hadislerinin/sözlerinin yazılmasını yasaklamıştır. Şimdi şu soru geliyor akıllara &#8221; Madem Peygamber bu rivayetlerde yasaklamıştır, peki o zaman bu kadar hadisi nasıl olduda yazdılar? &#8220;. Diyelim ki bu hadisler uydurmadır, o zaman en sahih kabul edilen kitaplar da bulunan hadislere ne kadar güven kalır, nitekim bu hadisler en sahih yerlerde yer almıştır. Yahut diyelim´ki bunlar sahihtir (ki öyledir) o zaman öteki yazılan hadisler peygamberin emri dışında yapılmış olmaz mı? Yani Peygamberin sünnetini red ediyor diye bizleri kafirlikle suçlayan kesim, bu hadislere göre Peygamberin en büyük sünnetinden en önemlisini izlememiş olurlar.</p>
<p>Yukarda ALLAHIN ne dediğini yazdık, bir aşağısında Resülü ekremin sözlerini gösterdik. Şimdi de Halifeler ne yapmış ona bakalım mı?<br />
Haydi bakalım</p>
<p><strong><br />
2) Halifelerin hadis karşısında gösterdikleri tavır:</strong></p>
<p><em><strong>a) Halife Ebubekr:</strong></em><br />
Ebubekir, Peygamberimiz’in vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı, aranızda onun helalini helal kılın, haramını haram görün.”<br />
<em>Zehebi,  Tezkiratul Huffaz 1/3,  Buhari 1.cilt</em></p>
<p>Görüldüğü gibi Halife Ebubekir aynen Resülü Ekremin izlediği yolu izliyor, hadis yazılmasını red ediyor, daha doğrusu yasaklıyor. Şu sözleri de çok önemlidir bu hususta &#8220;ALLAHIN kitabı aranızda, onun helalı helal, haramı haram! &#8220;. Bu söz tam Kur´an ile uyuşum içindedir. Bakın şu ayete:</p>
<p>Yunus Suresi 59 De ki: <strong>&#8216;Ne oldu size de Allah&#8217;ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal? </strong>&#8220;De ki: &#8216;Allah mı size izin verdi,  yoksa Allah&#8217;a iftira mı ediyorsunuz? &#8220;</p>
<p>devam edelim.</p>
<p><em><strong>b) Halife Ömer</strong></em><br />
Ebu Hüreyre&#8217;nin çok hadis rivayet etmesi Ömer b. Hattâb (r) &#8216;ı endişeye düşürmüş,  elindeki çubuğuyla ona vurarak şunu demiştir:<br />
&#8220;Ey Ebâ Hüreyre, fazla hadis rivayet ediyorsun. Rasul (s) &#8216;e yalan isnat etmenden korkuyorum.&#8221; Ömer (r) bunu söyledikten bir müddet sonra hadis rivayetine son vermezse kendisini Devs yurduna sürgün edeceğini vaadetmiştir.</p>
<p>İbn Asâkir,  Sâib b. Yezîd&#8217;den şunu nakletmiştir:<br />
&#8220;Allah Rasulü&#8217;nden hadis naklini muhakkak bırakacaksın. Yoksa seni Devs&#8217;e sürerim! &#8220;</p>
<p>Hz. Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi.<br />
<em>İbni Abdil Berr,  Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu 1/64-65</em></p>
<p>Büyük muhaddis Reşîd Rıza da bu hususta şöyle demiştir: “Eğer Ömer (r) ’in ömrü Ebu Hüreyre’nin ölümüne kadar olsaydı bize bu kadar çok hadis ulaşmazdı.” 6</p>
<p>Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: &#8220;Kitap Ehli’nin Mişna’sı gibi Müslümanların Mişna’sıdır bunlar.&#8221;<br />
<em>İbni Sad/Tabakat 5/140</em></p>
<p>Hz. Ömer Irak’a yolculuğa giden arkadaşlarına şöyle demiştir: “Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kur´an okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını saptırmayınız.”<br />
<em>Ahmed İbni Hanbel,  Kitabul Ilel 1/62-63</em></p>
<p>Hz. Ömer şöyle der: “Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlar ve Allah’ın Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabı’na hiçbir şeyi karıştırmam.”<br />
diğer bir rivayette<br />
“Allah’ın Kitabı’nı asla başka bir şeyle değiştirmem.”<br />
başka bir rivayette<br />
“Ben yemin ederim ki Allah’ın Kitabı’nı hiçbir şeyle gölgelemem.”<br />
<em>El Hatip,  Takyıdul İlm Sayfa 50; İbni Sad,  Tabakat,  3/206</em></p>
<p>Ebu Cafer el-İskâfî der ki: &#8220;Ebu Hüreyre&#8217;ye gelince: O, rivayetinden pek hoşlanılmayan şeyhlerimizden olup, Ömer (r) kendisini tartaklamış ve şöyle demiştir: &#8220;Çok fazla hadis rivayet ediyorsun. Seni, Allah Rasulü&#8217;ne yalan isnad edip etmediğini anlamak için sınayacağım.&#8221;</p>
<p>Bu yüzden Ömer (r) &#8216;in vefatından sonra Ebu Hüreyre menşeeli hadisler artmıştır. Ömer (r) &#8216;in sopası da olmadıktan sonra Ebu Hüreyre için korkulacak bir şey kalmamıştır. Kendisi de bunu ifade etmiştir: &#8220;Size rivayet ettiğim şu hadisleri Ömer (r) zamanında rivayet etseydim deyneğiyle beni döverdi.&#8221;</p>
<p>Halife Ömer aynen Resülü Ekremin söylediğine uyarak hadis yazılmasını yasaklamıştır. Yani şöyle bir durum ile karşı karşıyayız şimdi. Peygamber yasaklamış, Ebubekr yasaklamış, Ömer yasaklamış. Bizim hocalar yasaklamamış.</p>
<p>Devam edelim biz,  bakalım Halife Osman ne yapmış.</p>
<p><em><strong>c) Halife Osman:</strong></em><br />
Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit etmiştir.<br />
<em>Tahzırul Havas 10b.</em></p>
<p>Bu konuda daha çok araştırma yapılınca görülecektir ki, halife Osman da aynen önceki halifelerin ve Peygamberin metodunu izlemiştir. Yani hadis yazdırtmamıştır.</p>
<p>Şimdi gelelim Imam Ali´ye. Peygamberin &#8220;Ben ilim şehriyim Ali´de kapısıdır. Şehri arzulayan kapıya gelsin&#8221; dediği şahıs. Yani Islamı Peygamberimiz den sonra en iyi bilen, Kur´anı en iyi tanıyan insan. Bakalım o ne yapmış yahut ne demiş.</p>
<p><em><strong>ç) Halife Ali bin EbuTalip:</strong></em></p>
<p>Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yoketsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kur´an’ı terk etmeleridir.”</p>
<p><em>İbn Abdülberr,  Camiul Beyanil İlm</em></p>
<p>Ali (r) de onun (Ebu Hureyre) hakkında iyi düşünmezdi. Bir defasında şöyle demişti: &#8220;Dikkat edin, o insanların en yalancısıdır.&#8221;</p>
<p>Başka bir rivayette Ali (r) &#8216;nin sözü: &#8220;Yaşayanlar arasında Allah Rasulü (s) &#8216;ne en fazla yalan isnad eden Ebu Hüreyre&#8217;dir.&#8221; şeklindedir.</p>
<p>Ali (r) , onun &#8220;Sevgili dostum bana haber verdi ki&#8230;&#8221; dediğini duyunca kendisine: &#8220;Rasul (s) ne zaman senin sevgili dostun oldu?&#8221; demiştir.</p>
<p>Birgün Hz. Ali’ye gelirler ve “Halk hadislere dalmış.” derler. Hz. Ali sorar: “Gerçekten öyle mi? ” “Evet” derler. Peygamber’den işittim ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden söz ediyordu. “O fitneden kurtuluş nedir, nasıldır? ” diye sordum. Resullullah dedi ki:</p>
<p>“Kurtuluş Kur´an’dadır. çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri de, aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O’nu terkeden her zorbanın Allah boynunu kırar. Hidayeti, doğru yolu O’ndan başkasında arayanı Allah sapkınlığa düşürür.</p>
<p>O, Allah’ın en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu Kur´an’dır. O en doğru yoldur. O, boş arzuların haktan saptıramayacağı, dillerin, karıştırıp belirsiz edemeyeceği, ilim adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip tükenmeyen bir kitaptır.”</p>
<p><em>Sünen-i Tırmizi/Darimi</em></p>
<p>Ebu Cafer el-İskâfî der ki: “Muâviye, Sahabe ve Tâbiûn’dan bir topluluğu Ali (r) ’nin şerefini lekeleyecek biçimde çirkin hadisler uydurmakla görevlendirmiş ve onlara bunun karşılığında çok şeyler vaadetmiştir. Onlar da Muaviye’yi hoşnut edecek tarzda rivayetlerde bulunmuşlardır. Ebu Hüreyre, Amr b. el-Âs, el-Muğire b. Şu’be ve Tabiûn’dan Urve b. ez-Zübeyr bunlardandır.” A’meş şunu rivayet etmiştir: “H. 41 yılında Ebu Hüreyre Muâviye’yle birlikte Irak’a gidince önce Küfe mescidine uğradı. Halkın büyük bir kalabalık halinde dizlerine kapandığını görünce dazlak kafasına defalarca vurduktan sonra şöyle dedi: “Ey Iraklılar! Siz benim Allah ve Rasulü hakkında yalan söylediğimi mi sanıyorsunuz? Ben mi kendimi ateşle yakmak istiyorum? Allah’a yemin ederim ki Allah Rasulü’nü şunu derken duydum:”Her Nebî’nin bir haremi -dokunulmaz bölgesi- vardır. Benim de haremim Ayr ve Sevr dağları hududunca Medine’dir. Kim burada bir kötülük yaparsa Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun! ” ve ben Allah’ı şahit koşarım ki, Ali (r) orada kötülük yapmıştır.”7, 8</p>
<p>Ebu Hüreyre&#8217;yi yalancılıkla itham edenlerin başında Ömer (r) ,  Osman ve Ali (r) gelir.</p>
<p>Hz Ali´nin ne yaptığını görüyorsunuz. Ebu Hureyreyi tenkit ediyor ve hadis yazılmasını yasaklıyor. Şimdi şöyle bir tablo karşımızda:</p>
<p>Resülü ekrem bu dünyadan göçmüştür, dört halife hadis yazılmasına karşı çıkmıştır. Peki bu dört Halife acaba Peygamber düşmanımıydı´da hadis yazılmasını engellemeye çalıştılar? Tabi ki hayır, onlar Peygamberin asıl sözlerine riayet eden ve Kur´an islamı için çaba verenler idi.</p>
<p>Bir daha düşünelim, dört halife Hadis yazdırtmıyor! Peygamber hadis yazdırtmıyor! Ama bizim hocalar, şeyhler &#8220;hadis olmazsa din anlaşılmaz&#8221; diyor. Onlara göre haşa din eksiktir, yani Kur´an tek başına yetmiyor dini anlatmak için. Aslında demek istedikleri şu &#8220;biz Kur´anı yeterli görmüyoruz, siz Kur´ana göre yaşarsanız bizim kursağımıza ekmek girmez, onun için siz bizden din öğrenin! &#8220;. Kur´an bunlara Maun Suresinde gereken cevabı vermiştir. Okuyalım beraber Maun suresini (bu arada en sevdiğim surelerden bir tanesidir)</p>
<p><strong>Rahman ve Rahim Allah&#8217;ın adıyla&#8230;</strong></p>
<p><strong>1. Gördün mü o,  dini yalan sayanı?</strong></p>
<p><strong>2. İşte odur yetimi itip kakan;</strong></p>
<p><strong>3. Yoksulu doyurmayı özendirmez o.</strong></p>
<p><strong>4. Vay haline o namaz kılanların ki,</strong></p>
<p><strong>5. Namazlarından gaflet içindedir onlar!</strong></p>
<p><strong>6. Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar.</strong></p>
<p><strong>7. Ve onlar,  kamu hakkına/yardıma/zekâta/iyiliğe engel olurlar. </strong><em>(Maun Suresi)</em></p>
<p>Işte bu kadar!</p>
<p>Şimdi bir demet de sahabelerden,  bir demet de Peygamberin eşinden alalım. Bakalım onlar ne yapmış hadis konusunda:</p>
<p><em><strong>d) Sahabeler:</strong></em></p>
<p>Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı? ” diye sordu. O da “Sadece Kur´an’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı.” cevabını verdi.<br />
<em>Buhari K. Fezailul Kur´an 16;<br />
Müslim K. Fezailus Sahabe 30, 31<br />
Ebu Davud K. Fiten 1,<br />
Tırmizi K. Fiten 43</em></p>
<p>İbni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: “Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden olmuştur.”<br />
<em>İbn Abdül Berr,  Camiul Beyanil ilm 1/63-68</em></p>
<p>Zübeyr (r) onun (Ebu Hureyrenin) hadislerini duydukça; &#8220;Doğru söylemiş veya yalan söylemiş&#8221; derdi.</p>
<p>Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bundan haberdar ederse Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim.<br />
<em>Ebu Reyye,  Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27</em></p>
<p>Sahabeler de aynen Peygamberin ve Halifelerin yolunu izlemiş. Hadis yazmamışlar, yasaklamışlar. Bu arada Ebu Zerr Gaffariyi okuyup araştırmanızı kesinlikle tavsiye ederim. Sahabeler içerisinde en çok savaş verenlerden bir taneside odur çünkü.<br />
Gelelim Peygamberin eşine.</p>
<p><em><strong>e) Ayşe binti Ebubekir:</strong></em></p>
<p>&#8220;Uğursuzluk üç şeydedir. Evde, kadında ve atta (binek) .&#8221; Bunun ravisi Ebu Hureyre. İnsanlar Ayşe&#8217;ye bu rivayeti sordukların da. Ayşe buna çok sert tepki veriyor. Ve şöyle diyor. Ebül Kasım&#8217;ı yani Hz. Muhammed&#8217;i (SAV) Kur´an&#8217;la gönderen Allah&#8217;a yemin ederim ki, Hz. Muhammed (SAV) böyle söylememiştir. Ebu Hureyre yalan söylüyor. Olayın aslı şudur: Peygamberimiz bir gün şöyle buyurmuştu: İslam&#8217;dan önce cahiliye Arapları zannederlerdi ki üç şeyde uğursuzluk vardır. Bunlar; ev, kadın ve binek hayvanıdır..&#8217;<br />
<em>(Ez-Zerkesi,  el-İsabe,  s.114-116)</em></p>
<p>Hz. Aişe’nin Rasulullah’ın sünnetiyle tashih ettiği bu hadislere bir diğer örnek de şudur: İbn Amr’ın, kadınlarına guslettiklerinde saç örgülerini çözmelerini emretmekte olduğu Hz. Aişe’ye ulaşınca şöyle demiştir: “Ibn Amr’a hayret doğrusu. Bari bir de başlarını traş ettirmeyi emretseydi. Biz Rasulullah ile birlikte aynı kaptaki suyla yıkanıyorduk da ben başıma üç defa su dökmekten fazla bir şey yapmıyordum.”4</p>
<p>Ebu Said el Hudri’den gelen “Rasulullah yanında mahremi olmaksızın kadınının yolculuk yapmasını yasakladı.” şeklindeki rivayete karşı Hz. Aişe’nin “Hepimizin mahremi yok ki! ” dediği rivayet edilir.5</p>
<p>Ebu Hüreyre, &#8220;Sizden bir uykusundan kalkınca, kaba sokmadan önce elini yıkasın. Zira elinin nerde gecelediğini bilmez.&#8221; Hadisini rivayet ettiğinde Aişe (r.a) bunu kabullenmeyerek şöyle demiştir: &#8220;Peki, &#8216;mihras&#8217; varsa ne yapacağız? &#8220;<br />
İbn Kuteybe şöyle der: &#8216;Sahabe&#8217;den hiçbirinin, benzerini rivayet edemediği sayıda yüklü hadis rivayet eden Ebu Hüreyre, bu yüzden ithama uğramış ve bazılarınca yadırganmıştır. Onlar kendisine şunu sorarlardı: &#8220;Bunu nasıl yalnız sen duyuyorsun? Seninle bunu duyan kimdir? &#8221; İkisinin de ömrünün uzun olması itibarıyla Ebu Hüreyrenin bu bol sayıda rivayetini en fazla kınayan Aişe (r.a) olmuştur.</p>
<p>Büyük İslam düşünürü Mustafa Sadık er-Râfiî de &#8220;İslam&#8217;da itham edilen ilk Ravi&#8221; başlığı altında şunları kaydetmiştir.</p>
<p>Aişe (r.a) kendisine: &#8220;Sen Rasul (s) &#8216;den duymadığım hadisleri rivayet ediyorsun! &#8221; dediğinde ona, edep ve hayadan uzak bir cevap vermiştir: &#8220;Ayna ve sürme seni Rasul (s) &#8216;le ilgilenmekten uzak tuttu.&#8221; Farklı bir rivayette; &#8220;Sürme ve boya beni Rasul(s) &#8216;le beraberlikten alıkoymuyordu. Ama bunların senin daimi işin olduğunu görüyorum.&#8221;</p>
<p>Ne var ki çok geçmeden Aişe (r.a) &#8216;nin kendinden daha güçlü bir anlayışa ve bilgiye sahip olduğunu, ayna ve sürmenin onu pek de meşgul etmediğini itiraf eder. Ebu Hüreyre&#8217;yi bu itirafa zorlayan üstte gördüğümüz &#8220;Kim cünüp olarak sabahlarsa&#8230;&#8221; rivayeti hakkındaki tartışmadır. O, bu hadisi rivayet edince, Aişe (r.a) onun bu hadisini inkâr ederek şöyle dedi: &#8220;Allah Rasulü (s) -ihtilam olmaksızın- cünüp olarak sabahlardı da, gusledip orucunu tutardı.&#8221; Aişe (r.a) bir haberci göndererek Ebu Hüreyre&#8217;den söz konusu hadisi rivayet etmemesini istemiş, o da buna uymaktan başka çıkar yol göremeyerek: &#8220;O, benden daha bilgilidir. Hem ben bu hadisi, Rasul (s) &#8216;den değil el-Fazl b. el-Abbas&#8217;tan duymuştum.&#8221; demiştir. O günlerde hayatta olmayan el-Fazl&#8217;ı şahid göstererek, Rasul (s) &#8216;den duymadığını ondan duymuşçasına rivayet ederek insanları kandırmaya çalışmıştır.&#8221;</p>
<p>Ebu Hassân el-A&#8217;rac&#8217;tan rivayet edilir ki: &#8216;İki adam Aişe (r.a) &#8216;ye giderek şöyle dediler: &#8220;Ebu Hüreyre Rasul (s) &#8216;ün &#8216;Uğursuzluk ancak, kadın, binek ve evdedir.&#8221; buyurduğunu rivayet ediyor.&#8217; Aişe (r.a) korkuyla sıçradı ve dedi ki: &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ı Ebu&#8217;l-Kasım&#8217;a indirenin hakkı için, bu hadisi aktaran yalan söylemiş. Rasul (s) ancak şunu dedi: &#8220;Cahiliyye ehli şöyle derlerdi: &#8220;Uğursuzluk; binek, kadın ve evdedir.&#8217;Aişe (r.a) daha sonra şu ayeti okudu: &#8216;Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen hiçbir musîbet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın.&#8221;</p>
<p>Daha söze gerek var mı acaba? Işte böyle böyle islamı yozlaştırmaya kalkıştılar. Bu yozlaşmanın en büyük kurbanı da malesef kadın olmuştur. Peygamber efendimiz kadınları yüceltmesinden rahatsız olan zihniyet, peygamber bu dünyadan göçünce hemen hadis uydurmalarına başlamıştır.</p>
<p>Birde o zamanın ulemasını dinleyelim, sonra da Ebu Hanifeyi nasıl tenkit ettiklerini görelim. Ebu Hanife yukarda gösterdiğim gibi 17 hadis dışında tartışılmaz hadis kabul etmiyordu! Bakın bu çok önemlidir!</p>
<p>Bana kimse kalkıpta demesin ki &#8220;Sen hadisleri kabul etmiyormusun&#8221;. Ben Kur´ana uyan, Kur´an süzgecinden geçen her sözü alır başıma tac yaparım. Kur´an süzgecinden geçmeyen her hadisi red ederim. Bunu bana öğreten öncelikle Kur´anı kerim, sonra Resülullah sonrada halifeler!</p>
<p><em><strong>f) Ulema</strong></em></p>
<p>Ebu Yusuf ise şunu rivayet eder: &#8220;Ebu Hanife&#8217;ye şöyle dedim: &#8220;Bize Rasul (s) &#8216;ün hadisi geliyor ve kıyasımızla çelişiyor. Bunu ne yaparız? &#8221; dedi ki: &#8220;Eğer o hadisi sika (güvenilir) raviler aktarmışsa onu alır, re&#8217;yi terkederiz.&#8221; Dedim ki: &#8216;Ebu Bekir (r) ve Ömer (r) &#8216;in rivayeti hakkında ne dersin? &#8216; Dedi ki: &#8220;O ikisinden iyisini nerden bulacaksın! &#8221; Dedim ki: &#8216;Peki Ali (r) ve Osman (r) ? &#8216; Dedi ki: &#8220;Aynı şekilde.&#8221; Bütün Sahabe&#8217;yi saymaya başladığımı görünce şöyle dedi: &#8220;Bazı adamların dışında, Sahabe&#8217;nin tümü adildir.&#8221; İstisnalardan olarak, Ebu Hüreyre ve Enes b. Malik&#8217;i zikretti.&#8217;</p>
<p>Ebu Şâme, A&#8217;meş&#8217;ten şunu nakleder: &#8216;İbrâhim, hadis musahhiydi. Bir hadis duyduğumda ona gider ve hadisi arzederdim. Bir gün Ebu Sâlih&#8217;in Ebu Hüreyre kanalıyla rivayet ettiği hadislerden birini kendisine arzettim. Bana şöyle dedi: &#8220;Ebu Hüreyre&#8217;yi bırak! Alimler onun bir çok hadisini terkederdi.&#8221;</p>
<p>İbrahim en-Neha&#8217;i'den şu söz aktarılmıştır: &#8220;Arkadaşlarımız Ebu Hüreyre&#8217;nin bazı hadislerini terkederdi.&#8221; A&#8217;meş, en-Neha&#8217;i'de şunu nakletmiştir: &#8220;Ebu Hüreyre&#8217;nin her hadisiyle amel etmezlerdi.&#8221;</p>
<p>İbn Mesûd da onun; &#8220;Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın! &#8221; sözünü kabul etmeyerek, hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: &#8220;Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete bulaşmazsınız.&#8221;</p>
<p>Muhammed b. Hasan, Ebu Hanife&#8217;nin şu sözünü rivayet eder: &#8220;Sahabe&#8217;den Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Abadile&#8217;den üçü gibi fetva ehlini taklid ederim. Bunların dışındakilerden üç kişi hariç kavillerine reyimle karşı çıkmayı caiz görmem.&#8221;</p>
<p>Bir başka rivayette ise bu söz &#8220;Sahabe&#8217;nin hepsini taklid eder, üç kişi dışında reyimle onlara muhalefet etmeyi caiz görmem. O üçü, Ebu Hüreyre, Enes b. Malik ve Semra b. Cündeb&#8217;tir.&#8221; Bu hususta kendisine sorulunca şöyle dedi: &#8220;Enes&#8217;e gelince: O, ömrünün sonlarında haberleri karıştırmaya başlamış, kendisine fetva sorulunca, kendi aklından fetva verir olmuştur. Bu durumda ben onun aklını taklid etmem. Ebu Hüreyre&#8217;ye gelince; o, duyduğu her şeyi -manası üzerinde kafa yormadan- rivayet etmiş nasih-mensuhu bilmeyen biridir.&#8221;</p>
<p><em><strong>g) Ehl-i hadis ekolünün Ebu Hanife’ye yönelttiği bazı eleştiriler şunlardır:</strong></em></p>
<p>İmam Ahmed’in: “Allah bu zatı hadis için yaratmıştır.”diyerek hadis ilmindeki ehliyetini takdir ettiği meşhur muhaddislerden Ahmet b. Mehdi: “Ebu Hanife, ilim nedir, bilmezdi. Dalalete düşürdüğü insanların vebali yarın kıyamet günü sırtına sarılacaktır. Hak bile olsa müslümanların tutundukları dini bağları, teker teker söküp atan Ebu Hanife’nin re’yini ve görüşlerini kabul etmeyiniz.</p>
<p>Evzai: “…onu itham etmemizin sebebi,  kendisine hadis getirildiği halde,  onu bırakıp başka türlü hüküm vermesidir.9</p>
<p>İbn Teymiyye’nin kaynakları ara sında önemli bir yere sahip olan İmam Buhari, Ehl-i Reyin reisi olan Ebu Hanife’yi zayıf bir hadis ravisi olarak görüyor, kendisini metruk sayıyor. Ve “halktan biridir”diyordu. Ne Buhari, ne de Müslim’de Ebu Hanife’den tek bir hadis rivayet edilmemiş olması bile ehl-i hadis ile ehl-i rey arasındaki geçimsizliğin ve uyuşmazlığın derecesi hakkında bize fikir verebilir.’10</p>
<p>Hadis ve Hicaz fıkıh hareketinin başında bulunan İmam Malik şöyle demiştir: &#8220;Ebu Hanife fitnesi, İblis fitnesinden daha zararlıdır.&#8221; 11</p>
<p>İmam Ahmet: “Ebu Hanife’nin re’yi de hadisi de zayıftır.’ 12</p>
<p>Süfyan es-Sevri, Ebu Hanife’nin vefat haberini alınca, derin bir memnuniyet duymuş ve: ” Elhamdülillah, Allah’a şükürler olsun. Birçok insanın belaya düşmesine sebep olan kişiden bizi afiyette kıldı.”13</p>
<p>Bu gerçekleri size anlatan oldumu? Anlatmazlar tabi, çünkü bunu anlatsalar siz Ebu Hanifenin metodunu izleyip dini Kur´andan öğrenceksiniz.<br />
ee siz Kur´andan öğrenince bunları kim doyurcak? Öyle ya, hele bir imamların maaşlarını kesin, hocaların maaşlarını kesin bakalım, acaba camide kaç gönüllü kalıyor görelim..</p>
<p>Saygılarımla<br />
Mustafa Çelebi</p>
<p>devamı gelecek</h4>
<h5>Kaynaklar:</h5>
<h5><em>1. Yasar Nuri Öztürk 3 Kasım 2008 Hürriyet</em></h5>
<h5><em>2. Muvaffak el-Mekkî; Menâkıbu Ebî Hanife,  87-88</em></h5>
<h5><em>3.Yasar Nuri Öztürk (Saltanat dincilerinin İmamı Âzam&#8217;a zulümleri)</em></h5>
<h5><em>4.Hz. Âişe’nin Sahabeye Yönelttiği Eleştiriler – Bedruddin Ez Zerkeşi</em></h5>
<h5><em>5.Hz. Âişe’nin Sahabeye Yönelttiği Eleştiriler – Bedruddin Ez Zerkeşi</em></h5>
<h5><em>6.Mahmut Ebu REYYE (Ebu Hureyre Rivayetlerinin Çokluğu,  Gerekçesi ve Tedlis)</em></h5>
<h5><em>7.Mahmut Ebu REYYE (Ebu Hureyre ve Ali (r) Aleyhindeki Hadisler)</em></h5>
<h5><em>8.Mahmut Ebu REYYE (Ebu Hureyre ve Ali (r) Aleyhindeki Hadisler)</em></h5>
<h5><em>9. Ibn Kuteybe,  Hadis Müdafaası,  s. 125,  Kayıhan Yay.,  İsl.71989. 2,  Baskı.</em></h5>
<h5><em>10. Uludağ,  a. g. o.,  s. 58.</em></h5>
<h5><em>11. A. g. e.,  s. 99.</em></h5>
<h5><em>12. A. g. e.,  s. 99.</em></h5>
<h5><em>13. A. g. e.,  s. 99.</em></h5>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["MAYA"sız Marduk]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/17/mayasiz-marduk/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 04:43:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/17/mayasiz-marduk/</guid>
<description><![CDATA[Nihayet başardık! Gözünüz aydın, Dünya batıyor. Sonumuz geldi. Tarihi´de belli &#8230; 2012 diyorlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h4>Nihayet başardık! Gözünüz aydın, Dünya batıyor. Sonumuz geldi. Tarihi´de belli &#8230;</h4>
<h4>2012 diyorlar..Günüde 12 aralık.</h4>
<h4>Yani dünya 12 aralık, sene 2012 de bitiyor, yani batıyor, yani yok oluyor, birnevi kayboluyor, yani ne karın ağrısı olacaksa o oluyor. Kahin felanda değil bunu diyenler ha.., yaşı başı yerinde bilim adamları. Ne yani, şimdi bilim adamı yalanmı söyleyecek Bu bilim adamlarının tanımlamasını da hep karıştırım gerçi&#8230;, hani bir Astronomlar var birde bu işin bilimsel kahinleri astrologlar var. Marduklara bakıp bakıp gelecekten bahs ediyorlar. 12 gezegen var ya, bu 12 gezegenden artik işine geldiği gibi oku babam oku. Kısmetine ne çıkarsa &#8230;<!--more--><a href="http://elbab.wordpress.com/files/2009/11/maya2.gif"><img class="alignright size-medium wp-image-63" title="maya2" src="http://elbab.wordpress.com/files/2009/11/maya2.gif?w=216" alt="" width="216" height="300" /></a></h4>
<h4>Yani diyeceğim Marduk geliyor, Maya´lar bir takvim yapmış bundan bilmem kac bin yıl önce, Adamlar takvimin sonunu getirmesini unutmuşlar. 3600 yıl kadar sayabilmişler, gerisini unutmuşlarmı yoksa art niyetlerindenmi hesap etmemişler orasını kestiremiyorum. Iste bu Maya´lılar var ya, bu mayalılar, başımıza bir kıyamet senaryosu bıraktılar. Şahsi düşüncem, iki kafadan kontak Mayalı bilim adamı oturmuştur, biri</h4>
<h4>- Yahu Hocam, takvim 3600 yıl oldu daha hesaplimmi?? &#8230;deyince, öteki:</h4>
<h4>- Yok usta yeter, o kadar yıl zaten kim yaşayacak ..Gerisinide mayasızlar tamamlasın&#8230;.!</h4>
<h4>demiştir.</h4>
<h4>Haklı adam, ben olsam bende hesaplamazdım. Bana ne 3600 yıl sonra ne olacağından, değilmi ama.</h4>
<h4>Işin kötü tarafı Maya´lı halkı yok oldu gitti, yani kendilerini mayasızlardan kurtaramadılar. Onlar kendi kıyametlerini yaşadılar. Kendi dünyalarını yok ettiler, yetmedi şimdi birde bizim başımıza musallat oldular. Art niyet ben buna derim arkadaş. Yahu kendi dünyanı yok ettin, benim dünyamdan ne istiyorsun mayasız Maya´lı!&#8230;</h4>
<h4>Gerçi alıştık kıyamet senaryolarına. Aklım yetti yeteli her birkaç yılda bir kıyamet oldu olacak diye bekliyoruz. Kuyruklu yıldızı hatırlarmısınız? 1986 mıydı neydi. Hani gelince dünya batacak dedilerdi. Yıldız geldi, şöyle bir tur attı dünya etrafında. Baktı ki sistem tıkırında, sessiz sedasız çekti geri gitti. Yani dünya batmadı!</h4>
<h4>Sene 2000 dediler, bekledik &#8230;Eee batmadı soyha&#8230;</h4>
<h4>Boş dururlarmı? Hemen yeni tarih belirlendi, çarçabuk 2001 dediler. Oda geldi geçti, dünya mıh gibi mübarekö gene batmadı&#8230; Ardından bir Yahudi çıktı, oda:</h4>
<h4>- Herkes bir tarih belirliyor bende belirlimmi la?&#8230;dedi</h4>
<h4>Evet demeye kalmadı oda 2006 senesini seçti&#8230;Bekledik, bekledik, bekledik dünya gene batmadı. Tabi bilim adamları boş dururlarmı, onlarda bir Maya takvimi buldu, hemen hesaplara başladılar. Bir bilim adamı çıktı:</h4>
<h4>- Hesap ettim sene 2012de, büyük güneş patlamalarından dolayı dünya yok olacak!..dedi</h4>
<h4>Bir başka bilim adamı bunu duyunca beğenmedi:</h4>
<h4>- Yok la, güneş müneş patlaması değül, gökten taş yağacak başımıza. Marduk taşlarını sen duymadınmıydı hiç ..! deyiverip kitledi.</h4>
<h4>Bu kadar bilim adamı konuşurda kahinler susarmı, içlerinden bir akıllı çıktı:</h4>
<h4>- Melekler, cinlerle görüştüm ..Ufolar gelecek bizi uzaya götürecek..dedi (nereye götüreceklerse artık&#8230; inşallah Mayalılar nerdeyse oraya götürürler)</h4>
<h4>Hemen hocalarımız, ilahiyatçılarımız kızarak :</h4>
<h4>- Mehdi gelmeden olmaz, olmaaaaz..Önce Isa´yı getirecüh sonra Mehdi´yi. Öyle mayalı mayasız işlerle olmaz bu iş!..diye bağırdılar.</h4>
<h4>Elin gavuru naptı? Sustu adam paşa paşa, oturdu senaryo çizdi, film yaptı. Dün baktım, bakıncada çoştum, hayretler içinde</h4>
<h4>- Vay anasını, kıyamet böyle olacak hemi&#8230;dedim</h4>
<h4>Şimdi para verip kiyametin yalancığıni seyredeceğiz hep beraber Sinemalar´da. Kazanan kim olacak? Senaryoyu yazan kişiler. Hayır yani şunu düşünüyorum. Madem biliyorsun 2012 bu dünya yok olacak, ne diye daha film yapıyorsun be adam.</h4>
<h4>Peki 2012de kıyamet kopmazsa napacağız? Hiç birsey yapmayacağız, hayat devam ediyor diye, bir daha ki kıyameti bekleyeceğiz. Nasıl olsa bizim takvimin Mayalılar da olduğu gibi bir sonu yok. Ebediyete kadar yolu var soyhanın. Artık her üç beş senede bir film çıkarır çıkarır baktırırlar bizlere.</h4>
<h4>Işin ne, otur evinde Kıyamet senaryosu seyret.</h4>
<h4>Uzun lafın kısası; Paralar şahane, bizim Maya bahane&#8230;</h4>
<p>Mustafa Çelebi</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HEIL Öymen!]]></title>
<link>http://kritikderinlik.com/2009/11/16/heil-oymen/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 11:52:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>tiefenmesser</dc:creator>
<guid>http://kritikderinlik.com/2009/11/16/heil-oymen/</guid>
<description><![CDATA[Tiefenmesser 16 Kasım 09 Onur Öymen, Kılıçdaroğlu’nun “gereğini yapmalı” sözüne az önce, canlı yayın]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Tiefenmesser 16 Kasım 09 Onur Öymen, Kılıçdaroğlu’nun “gereğini yapmalı” sözüne az önce, canlı yayın]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Urban legends]]></title>
<link>http://akgonul.wordpress.com/2009/11/13/urban-legends/</link>
<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 13:29:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>akgonul</dc:creator>
<guid>http://akgonul.wordpress.com/2009/11/13/urban-legends/</guid>
<description><![CDATA[&nbsp; MANAGEMENT OF INTERNATIONAL URBAN MIGRATION: TURKEY-ITALIA-ESPAÑA PROGRAM &#8211; 16 NOVEMBER]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#160;</p>
<h2 style="text-align:center;"><span style="color:#993300;">MANAGEMENT OF INTERNATIONAL URBAN MIGRATION:</span></h2>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#993300;">TURKEY-ITALIA-ESPAÑA</span></p>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#993300;"><a href="www.mirekoc.com"><img class="aligncenter size-full wp-image-2705" title="Managing International Urban Migration - Brosur" src="http://akgonul.wordpress.com/files/2009/11/managing-international-urban-migration-brosur.jpg" alt="Managing International Urban Migration - Brosur" width="439" height="598" /></a></span></p>
<p>PROGRAM &#8211; 16 NOVEMBER 2009</p>
<p>09.30 – 10.15        Opening Speeches:</p>
<p>Ahmet İçduygu (Koç University-Migration Research Program Director)</p>
<p>İrşadi Aksun (Koç University Provost)­</p>
<p>Marcello Balbo (Universita IUAV di Venezia)</p>
<p>Julio Perez Serrano (Universidad de Cadiz)</p>
<p>Cevat Yaman (İstanbul Metropolitan Municipality)</p>
<p>Murat Aydın (Zeytinburnu Mayor)</p>
<p>&#160;</p>
<p>       10.15 – 10.30        MIUM-TIE Project Presentation</p>
<p>       10.30 – 10.45        Coffee Break</p>
<p>&#160;</p>
<p>10.45 – 11.45         Managing International Urban Migration: Country Presentations (Turkey-Italy-Spain)</p>
<p>Ahmet İçduygu (Koç University)</p>
<p>Marcello Balbo (Universita IUAV di Venezia)</p>
<p>Julio Perez Serrano (Universidad de Cadiz)</p>
<p>&#160;</p>
<p>11.45 – 12.00        Questions &#38; Answers</p>
<p>12.00 – 13.00        Lunch</p>
<p>&#160;</p>
<p>13.00 – 14.00                    Case Study Analysis Findings:</p>
<p>Kristen Biehl (Koç University):<em> İstanbul</em></p>
<p>Giovanna Marconi (Universita IUAV di Venezia): <em>Treviso and Bologna</em></p>
<p>Marcela İglesias (Universidad de Cadiz): <em>Jimena de la Frontera and Seville</em></p>
<p>&#160;</p>
<p>14.00 – 14.15                    Questions &#38; Answers</p>
<p>14.15 – 14.30        Coffee Break</p>
<p>&#160;</p>
<p>14.30 – 16.00        Panel: <em>Cities and Migration</em></p>
<p>Panel Chair: Ahmet İçduygu (Koç University)</p>
<p>Vildan Yirmibeşoğlu (İstanbul Governorship)</p>
<p>Maurizio Busatti / Meral Açıkgöz (International Organization for Migration)</p>
<p>Sabriye Yazıcı (Zeytinburnu Municipality)</p>
<p>Mustafa Tütüncü (Iraqi Turks Culture and Solidarity Association)</p>
<p>Mustafa Demir (Humanitarian Aid Foundation)</p>
<p>16.00– 16.30         Discussion / Closing</p>
<p>&#160;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Anıtkabir]]></title>
<link>http://tracesofvisualhistory.wordpress.com/2009/11/10/anitkabir/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 22:04:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>berrinsun</dc:creator>
<guid>http://tracesofvisualhistory.wordpress.com/2009/11/10/anitkabir/</guid>
<description><![CDATA[Today was the death day of the founder Mustafa Kemal Atatürk of Turkey, where I live in. People here]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Today was the death day of the founder Mustafa Kemal Atatürk of Turkey, where I live in. People here mourn the loss of their founder, and that reminded me of his mausoleum Anıtkabir which has a very interesting construction because it has columns, reliefs, roofs shaped like pyramids&#8230; in the architecture. You can find more information <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/An%C4%B1tkabir#Architectural_properties" target="_blank">here</a>.</p>
<p>I&#8217;ve never visited Anıtkabir myself, but I&#8217;m told it is really grand. Here are some photographs from Anıtkabir:</p>
<p>&#160;</p>
<p><a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/ed/Anitkabir.HB.jpg"><img class="alignnone" title="a" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/ed/Anitkabir.HB.jpg" alt="" width="480" height="341" /></a></p>
<p><a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/4/49/Anitkabir.Passageway.DO.jpg"><img class="alignnone" title="b" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/4/49/Anitkabir.Passageway.DO.jpg" alt="" width="480" height="319" /></a></p>
<p><a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/3/3e/Anitkabir.Relief1.DO.jpg"><img class="alignnone" title="c" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/3/3e/Anitkabir.Relief1.DO.jpg" alt="" width="399" height="600" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Günün Anlam ve Ehemmiyeti]]></title>
<link>http://saykomatrixx.wordpress.com/2009/11/10/gunun-anlam-ve-ehemmiyeti/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 08:47:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>saykomatrixx</dc:creator>
<guid>http://saykomatrixx.wordpress.com/2009/11/10/gunun-anlam-ve-ehemmiyeti/</guid>
<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk Klasik ilkokul ve ortaokul hikayesidir. Mustafa, 1881&#8242;de Selanikte dünya]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk Klasik ilkokul ve ortaokul hikayesidir. Mustafa, 1881&#8242;de Selanikte dünya]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gözünüz aydın Müslümanlığınız kalmadı artık! ! ]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/10/gozunuz-aydin-muslumanliginiz-kalmadi-artik/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 08:43:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/10/gozunuz-aydin-muslumanliginiz-kalmadi-artik/</guid>
<description><![CDATA[Bu işi yapanlar alınlarını secdeye nasıl koyabiliyor çok merak ediyoruz.. Önceden beri bildiğimiz, f]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div><a href="http://www.sohbetim.com/Muhabbetci"></a></div>
<p><span style="font-size:small;">Bu işi yapanlar alınlarını secdeye nasıl koyabiliyor çok merak ediyoruz.. Önceden beri bildiğimiz, fakat elimizde belge olmaması sebebiyle haber yapmadığımız bir olayı elimize belge geçtiği için artık açıklıyoruz.</p>
<p>2002 yılında Milli Eğitim Bakanlığı komisyonu tarafından çıkarılan ilkokul 5. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında Kelime-i Tevhid’in sonu yok!</p>
<p>Nasıl olur demeyin, aynen şöyle yazıyor: <strong>“la ilahe illallah “</strong> bu kadar.. Gerisi yok.. Oysa tamamı nasıldır: “la ilahe illallah muhammeden resulullah”</p>
<p>Attıkları kısım <strong>‘ Muhammed Allah’ın elçisidir”</strong> kısmı&#8230;</p>
<p><!--more--><br />
Diyeceksiniz ki ne var bunda? Çok şey var.. Hz. Muhammed’i peygamber olarak görmeyenler kimler? Hıristiyan ve Yahudiler.. Peki Fethullah Gülen Hocaefendi’nin başı çektiği <em><strong>“Dinlerarası Diyalog”</strong></em> projesinde kimlerle masaya oturuyoruz? Hıristiyan ve Yahudilerle.. Hoşgörü çerçevesinde dinimizde Hıristiyan ve Yahudileri kızdıracak bazı bölümlerin söylenmemesinin daha iyi olacağını köşesinde yazan kimdi? Gülen Cemaati’nin yayın organı Zaman Gazetesi’nin yazarı Ali Bulaç.. Kitabın basıldığı 2002 yılında kim iktidara geldi? Akp&#8230;</p>
<p>Hadi şimdi taşları siz yerine koyun..</p>
<p>Kitapta değiştirilen kısımlar sadece bu kadar değil.. Birkaç örnek daha verelim:</p>
<p><strong><br />
İbrahim Suresi 41. </strong>Ayet ‘te geçen <strong>“müminler”</strong> kısmı <em>(yani iman edenler, yani Müslümanlar)</em> değiştirilerek “Dinler Arası Diyalog projesi kapsamında <strong>“inananlar”</strong> olarak (<strong>yani her dinden olursa olsun yeter ki inanan olsun</strong>) değiştirilmiştir.</p>
<p>Aynı ayetin <strong>“ yarabbi, kafirlere karşı bize yardım et”</strong> kısmı da çıkartılıyor.. Çünkü kafir ve zalim çağımızda da değişmiş değildir. Dinlerarası Diyalog masasındaki diğer taraftakilerdir bunlar&#8230;</p>
<p>Ayrıca Prof.Dr Mehmet Bayraktar’ın açıkladığına göre de komisyona ayetlerin normal hallerinin ‘Dinlerarası Diyalog” projesine karşı olduğu gerekçesiyle teklif verilmiş ve kabul edilmiştir.</p>
<p>Aynı yıllarda A.B.D’nin Ankara Büyükelçisi Nick Edelman’ın da Cuma hutbelerindeki bazı ayetlerin Irak’taki direnişe destek verici tarafları bulunduğu için değiştirilmesini teklif ettiği de belgede yazılıdır&#8230;</p>
<p><span style="font-size:x-small;">(Kaynak: Prof.Dr.Mehmet Bayraktar &#8211; İslami Araştırmalar Dergisi cilt 20 sayı 3)</span></p>
<p>Yıllardır biz her köşede, her yerde bağırdık. Dedik ki Gülen Cemaati dini değiştiriyor, bunlar misyonerlerin kuklalığını yapıyor, dinlemetedik!<br />
Şimdi buyrun bakalım, çocuklarınız yarın <strong>&#8216;MUHAMMED RESÜLULLAH&#8217;</strong> demicektir/diyemicektir!<br />
Neden?<br />
Çünkü ilkokulda Islam dininden sadece<strong>&#8216; La ilahe illallah&#8217;</strong> kısmını alıp,<strong> &#8216;Muhammed Resülullah&#8217;</strong> kısmını atıyorlar, bunu ne için yaptıklarını açıklamama sanırım gerek yok.</p>
<p>Biz şurada uydurma iki hadisi düzeltelim diye iki kelime edince, ne kafirliğimiz ne de insanlığımız kalıyor.Elin misyoner kurumu ve cemaati kalkıyor, Muhammed Resülullah kısmını kaldırıp, kelimeyi tevhidi kaldırıyor ve buna kimsenin gıkı çıkmıyor.<br />
Nasıl Müslümansınız siz?<br />
Nasıl oluyorda siz bu sapkınlığa alet olabiliyorsunuz?<br />
Nasıl oluyorda <strong>&#8216;Ilımlı islam&#8217;</strong> diye ortaya saçma kavram atanlara sözünüzü yükseltemiyorsunuz?<br />
Ne zamandan beri bu Müslümanlık hıristiyan ve yahudi misyonerlerin elinde kukla haline geldi?</p>
<p>Utanın!<br />
Gülen cemaati ve onun yandaşları kalkıyor, Ibrahim suresindeki ayeti tahrif ediyor, tüm dünya bunu biliyor ve siz susuyorsunuz.</p>
<p>Ve yine yazıklar olsun bizlere ki, böyle maske bile takmadan apaçık Islam dinini tahrif edenlere göz yumduk ve bu hale getirilmesine engel olamadık.</p>
<p>Sözüm Gülen Cemaatine, bana bundan sonra gelipte, biz islami savunuyoruz demeyin!<br />
Daha kelimeyi tevhide sahip çıkamayıp, birkaç ayeti <em><strong>&#8216; Diyalog adına&#8217; satanlarla is birliği yapan sizler, hangi yüzle gelipte bana Islami savunacaksınız?</strong></em></p>
<p>Yazıklar olsun bizlere ki meydanı sizin üstadlarınıza bıraktık&#8230;</p>
<p>Gözünüz aydin, Müslümanlığı yıkmayı becerdiniz&#8230;</p>
<p>Ama buraya kadarmış..Artık maskeniz düştü&#8230;</p>
<p>Sizlerin inadina tüm Kuran Erlerini çağırıyorum..Hep beraber kelimeyi tevhiti, bir müslümana yakışır şekilde zikredelim!</p>
<p><strong>LA ILAHE ILLALLAH, MUHAMMEDDEN RESÜLULLAH</strong></p>
<p>Mustafa Çelebi</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mustafa Al Kurd Jerusalem 2009]]></title>
<link>http://alkiefah.wordpress.com/2009/11/07/mustafa-al-kurd-jerusalem-2009/</link>
<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 15:54:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>alkiefah</dc:creator>
<guid>http://alkiefah.wordpress.com/2009/11/07/mustafa-al-kurd-jerusalem-2009/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Damlalar ile Raks]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/03/damlalar-ile-raks/</link>
<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 00:40:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/03/damlalar-ile-raks/</guid>
<description><![CDATA[Bugün Mizah yazasım yok, ince iğneleyeci nüktelerle insanları kızdırmak gibi niyetim´de yok. Bugün m]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="k858728">
<div>
<div>
<div><img src="http://4.bp.blogspot.com/_haIyOA1jNPA/Su3E88NR3CI/AAAAAAAAAAw/-hjo_kJG6hk/s320/whostoptherainki2_1254773792.jpg" alt="" width="272" height="362" align="left" /><span style="font-size:medium;"><strong>Bugün Mizah yazasım yok, ince iğneleyeci nüktelerle insanları kızdırmak gibi niyetim´de yok. Bugün mana yahut madde gibi algılarla konuşasım da yok.<br />
Bugün yorgunluğumdan bahs etmek gibi bir niyetimde yok.<br />
Bugün Insanlıktan, Mizahtan, Fıkradan, ağlamaktan, üzülmekten, davadan, islamdan, cinlerden, büyülerden, medyumculardan, şeyhlerden, şehirlerden, köylerden , şiirlerden de konuşasım yok.<br />
Bugün sadece gökyüzünden düşen damlalar´la , yere düşünce toprak ile birleşen, Gökyüzünden yorgunca yeryüzüne kendini atan damlaların raksını konuşasım var.<!--more--></p>
<p>Gökyüzünden bin yorgunluklar içinde yeryüzüne düşen damlalar, kim bilir kaç bin metre uzaklıktan kendilerini yere savuruyorlar, kim bilir yardan yareninden nice ayrılıyorlar. Her biri bir can misali, gökyüzünün cömert bulutlarından kendi canlarına kıyarcasına, atlıyorlar yeryüzüne. Her biri , ama her biri bir can misali.<br />
Gökyüzüne bakınca, damlaları seyredince, onların raksına katılıp, kendim´de yeryüzüne atlayasım geliyor. Özgürce , kaç bin metrelik bir yoldan aşağıya doğru atlayıp , turap ile birleşmek için , toza toprağa karışıp , bir olmak için atlamak.<br />
Bugün başka bir gün, bugün gözyaşım da ki damlalarla , gökyüzünde ki damlaların , yeryüzüne düştüklerin´de birleşip bir oldukları bir gün!</p>
<p>Aradık, yedi iklim dört köşede aradık. Aradığımız kendimiz imiş, çok sonra fark ettik bunu, bulduğumuz da ise içimizi bir acı kapladı. Acı bir kadeh gibi önümüze koyulan şarabın tadından mestü harab olduk. Serimiz hoş oldu, hoş olunca da , hem dünya bizi,hem biz dünyayı kovduk gitti.<br />
Şaraba aşık olduğumuz günden beri, malı mülkü hancının hanesine taşıdık:<br />
- Hancı al, hepsi senin olsun&#8230; Sen bize Şarap sun , şarap! Acı olsun, tatlı olsun ver şarabını içelim &#8230; diye feryat ettik.<br />
</strong></span></div>
<div>
<div><span style="font-size:medium;"><strong><a href="http://www.facebook.com/photo.php?pid=3317105&#38;op=1&#38;view=all&#38;subj=192971662651&#38;aid=-1&#38;auser=0&#38;oid=192971662651&#38;id=166572097351"><br />
</a></strong></span></div>
</div>
<div><span style="font-size:medium;"><strong>Hancı fıçılarla önümüze kırk bin çeşit şarabı getirdi, kimisi üzüm suyu, kimisi çok tesirli şarap, kimisi acı ve hüzünlü, yine kimisi gönülleri şad eyleyecek türden. Içiyoruz, acımı tatlımı bilmeden. Içip, gönlümüzün hoşluğunda ve hüzünlü gözyaşların da dönüp Hancıya isyan ediyoruz:<br />
- Niye şarap içiriyorsun, kaldır artık kaldır &#8230;diye hancıyı suçluyoruz.</p>
<p>Bugün içilen şarabı kusmak gibi derdimde yok, isyan edesim hele hiç yok. Bugün sadece var ile yokluğun arasında kaybolan benliğimi aramaya çıkan bir yolun derinliğinden anlatasım var, var ama ona´da gücüm yok.<br />
Kuran okuduk, ayetlerin içinde kendimizi kaybettik. &#8221; aman ya rabbi bu ne muhteşem kitap&#8221; diyecektik ki, kapı içinde kapı açıldı. Bir önce ki bilgiye , Hz Ibrahim misali&#8221; Ben batanları sevmem&#8221; diye burun büktük. Olması gerekende bu idi, gördükçe daha çok çoştuk, çoştukça daha çok okuduk, okudukça acizliğimizden belimiz eğrildi ve nihayet toprak ile birleşmek için , dizlerimizin dermanı kesilerek alnımız turaba karıştı.</p>
<p>Gökyüzünden düşen damlalar gibi, gözümüzden birkaç damla yaş akıttık, yeryüzüne düşen damlalar, gökyüzünden düşen damlalarla birleşip ,semaya buhar olup çıkıp, gözlerimizden kayboldular. Birlik oldular, bulut oldular, milyonlarca gözyaşı ile karışarak bugün penceremin önüne gökyüzünden yorgunca, kendilerini yere attılar.<br />
Böyle her yağmur yağdığın da, damlaların raksını seyreder , kendime derim ki:<br />
- yine yanan bir gönülden bir damla düştü yeryüzüne, baska damlalarla karışıp gökyüzüne çıkmak için, hasret ateşi ile yanan bir damla&#8230;</p>
<p>Bugün damlaların raksı ile kendimi avutmak için , herşeyden uzak gökyüzünde ki damlaların yeryüzüne düşüşünü okuyacağım.<br />
Kim bilir, belki bu damlaların biride , yarimin gözünden yeryüzüne düşen iki gözyaşıdır. Buhar olmuş , gökyüzüne çıkmış, benim damlalarım ile karışıp, penceremin camına , tüm aşkı ile atılıp, &#8221; ah, ah&#8221; feryadı ile birşeyler anlatıyordur.<br />
Bugün , gökyüzünden akan damlalarla , raks edip kendimi yeryüzüne atacağım.<br />
Tenim turap, kendim toz toprak olunca, belki o zaman bende parça parça gökyüzüne çıkar, damlalarla raks ederim&#8230;<br />
Bugün anlatacağım hiç birşey yok, bugün başka bir gün.<br />
Bugün ten canlı ama gönül ölüler meclisine dalmış olan bir gün.<br />
Bugün&#8230;..neyse&#8230;.<br />
</strong></p>
<p>Mustafa Çelebi</span></div>
</div>
</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[AYETI KIM YASAKLADI?!?]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/01/ayeti-kim-yasakladi/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 15:26:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/01/ayeti-kim-yasakladi/</guid>
<description><![CDATA[AB ve ABD cuma hutbelerine karışıyor! Cuma hutbelerinde Ali Imran Suresinin 19uncu ayeti okunuyordu,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h3></h3>
<h3>AB ve ABD cuma hutbelerine karışıyor! Cuma hutbelerinde Ali Imran Suresinin 19uncu ayeti okunuyordu, şimdi okunmuyor! AB ve ABD bu ayetden rahatsız olmuşlar ve dolaysı ile Diyanetin bunu yasaklamasını istemişlerdir. Bizim Diyanet´de, Dinler arası Diyalog adına yasaklamıştır! Yani AB ve ABD cuma hutbelerinize kadar girmişler, siz ise bunu dinler arası diyalog adına hoş karşılamaya mecbur tutulmuşsunuzdur. Bazı cesur hocalar bu ayeti devam okuyorlar ise de, resmi olarak bu ayeti hutbede okumak yasak! !</p>
<p>Ayetin tamamı şöyle:</h3>
<blockquote>
<h3>Ali İmran Suresi 19 allah katında din İslam’dır.Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki azgınlık/haset/hak tanımazlık yüzünden ihtilafa düştüler&#8230;Kim allah’ın ayetlerine nankörlük ederse, allah hesabı çabucak görecektir.</h3>
</blockquote>
<h3>
<!--more--><br />
Bitabi Hıristiyan olan bir ülke, yani AB ve ABD bundan rahatsız olacaktır. Bu ayetden onların rahatsız olup olmamaları pekte umrumda değil. Velhasıl beni sinir eden ve beni çileden çıkaran asıl husus, buna alet olan insanların &#8216; MÜSLÜMANIM&#8217; diye ortada gezmeleridir! Utanmadan birde bunu &#8216; Dinler arası Hoşgörü&#8217; için yapıyoruz demezlermi? ! Gelde çileden çıkma arkadaş.</p>
<p>Buyrun kısa bir özet olarak şunları vereyim öncelikle:</h3>
<blockquote>
<h3>- &#8216;&#8230;AB ve ABD istedi… ABD Büyükelçisi Edelman bu ayeti okumayın diye Hükümete mektup yazdı. Ve her Cuma camilerde okunan “Allah Katında Din İslam’dır” ayeti hutbelerden çıkarıldı. Skandal düzenleme Din İşleri Yüksek Kurulu’nun hazırladığı yeni “Hutbe Değerlendirme Kılavuzu” ile ortaya çıktı. Bugüne kadar her Cuma namazında okunan Ali İmran suresi 19. Ayeti, “Allah Katında Din İslam’dır” ayetine yer verilmedi. Kılavuza göre bu ayetin yerine artık “Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir” Hadis-i Şerif’i okunacak.</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>&#8230;Hazırlanan yeni Hutbe Kılavuzu’nda, Âl-i İmran Suresi’nin “Allah Katında Din İslam’dır” mealindeki 19. ayetinin bulunmadığını doğrulayan Diyanet yetkilileri, düzenlemenin AB ve ABD eleştirileriyle alakasının olmadığını iddia etti. Bir Diyanet yetkilisi, “Bu ayetin hutbenin sonunda okunması gibi bir şart zaten yoktu” diyerek düzenlemeyi savunmaya çalıştı. Ancak söz konusu düzenlemenin AB ve ABD’li yetkililerin baskısı nedeniyle gerçekleştirildiği belirtiliyor. 1&#8242;</h3>
</blockquote>
<h3>
<p>Bizler Dinler arası Diyalog için safsata derken, bize dinsiz ve din düşmanı gözüyle bakanların yaptıklarını görünce, anlıyoruz ki neden bizim &#8216;Safsata&#8217; dememizden rahatsız olduklarını. Tabi rahatsız olacak bizlerden bu tür sahtekarlar. Tekerine çomak sokuyoruz, işine gelmiyor tabi!<br />
Soruyorum şimdi, türban diye, yollara dökülenlere. Neredesiniz hanı? Cuma hutbesinden elin hıristiyani Yahudisi ayeti çıkarıyor ama sizden tın yok! Ne biçim Müslümansınız siz? Açıkca Diyanete mektuplar yazarak şikayetinizi bildirsenize! Diyanetin telefonlarını durdurmayıp, üstlerine gitsenize! Niçin susuyorsunuz? Yollara dökülüp protesto düzenlesenize! Niye yapmıyorsunuz bunları? &#8230;Türban dinin emri diye, türkiye de protesto eylemleri düzenlediniz, buyrun adamlar cuma hutbelerinden Ayeti kaldırıyor, hanı tepkiniz?</p>
<p>Yetmiş Milyon Müslümana Ceviz Kabuğunda aynen şunu diyen bir insanla nasıl diyalog kuracagım ben?</h3>
<blockquote>
<h3>- “Ben sizi tanımıyorum. Ve ben seni Hıristiyanlaştırmak gibi kutsal bire görevi yerine getiriyorum”</h3>
</blockquote>
<h3>(St. Antuan Kilisesi Cemaati Sorumlusu Konstantino Çedolini)</p>
<p>Bayraktar hocada benimle aynı görüşte olacak ki, şöyle yanıt vermiştir</h3>
<blockquote>
<h3>- &#8216;Bayraktar Hoca Çedolini’ye;</h3>
<h3>“Ben Hz İsa’ya inanıyorum. Sen Hz. Muhammed’e inanmıyorsun. Ondan sonra dinler arası diyalogdan bahsedeceksin. Böyle şey olmaz. Benim seninle konuşacak senin de yatacak yerin yok. Bu diyalog bitmiştir”dedi.</h3>
</blockquote>
<h3>
<p>Hulki Cevizoğlu;</h3>
<blockquote>
<h3>“Dinler arası diyalog nasıl yapılacak hala anlamış değilim. Sen Hz. Muhammed’i son peygamber olarak kabul etmeyeceksin İslam dinini hak din olarak kabul etmeyeceksin. Sonra da dinler arası diyalogdan bahsedeceksin. Böyle şey olmaz. İşte Avrupa’nın gerçek yüzü. Aslında onlara teşekkür ediyorum. Gerçekleri bu kadar açık söylüyorlar.” diyerek kendilerini dinleyen kitlelerin yüreklerine su serptiler.&#8217;2</h3>
</blockquote>
<h3>
<p>Bakın Papa diyor ki;</h3>
<blockquote>
<h3>- &#8216;Birinci bin yılda Avrupa ikinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Şimdi Üçüncü bin yılda ise Asya&#8217;yı Hıristiyanlaştıracağız.&#8217;2</h3>
</blockquote>
<h3>
<p>Dinler arası Diyalog bu ise vay babam vay&#8230;.</p>
<p>Saygılarımla<br />
Mustafa Çelebi</p>
<p>Kaynaklar:<br />
1) Prof. Dr. Mehmet Bayraktar<br />
MUSTAFA YILMAZ /Milli Gazete<br />
Fuat Ermiş<br />
Ertuğrul ÖZKÖK<br />
Haber7<br />
Milliyet</p>
<p>2) Ceviz Kabuğu programı<br />
Prof. Dr. Mehmet Bayraktar<br />
Dr.Tahir Tamer Kumkale</h3>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA['Risale dedikleri! ']]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/01/risale-dedikleri/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 14:59:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/01/risale-dedikleri/</guid>
<description><![CDATA[1) SAİD NURSİ 3 AYDA ALIM OLUYOR! (duyda inanma) Şualar, 15. Şua; “Evet o zât (Said Nursî) daha hal-]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div><span style="font-size:medium;"><strong>1) SAİD NURSİ 3 AYDA ALIM OLUYOR! (duyda inanma)</strong></span></p>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong><em>Şualar, 15. Şua;</em></strong><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“Evet 	o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan 	zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u 	evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı eşyaya ve esrar-ı kâinata 	ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle 	mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır. ”</span></p></blockquote>
<p><span style="font-size:medium;"><br />
<em>(Çocukken 3 aylık kısa bir ilimden sonra başka hiçbir tahsil yapmadan, şimdiye kadar hiçbir kimsenin ulaşamadığı yüce bir seviyeye ulaşmış yani ilimlerin öncesi ve sonrasına, manevi ilimlere; eşyanın hakikatine, kâinatın sırrına ve ilahi bilgilere varis kılınmıştır.)</em></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Şimdiye kadar hiç bir peygamberin yapamadığını Said Nursi yapmış!<br />
Yine hiç bir evliya, yahut veliyullah dediğimiz kişiler bunu yapamamıştır ama Said Nursi yapmış!<br />
Bazıları diyecek ki ‘ efendim ALLAHIN kerameti idi’! Başka da çareleri yoktur zaten, tabi ki keramet diyecek, yoksa hangi akıl kabul eder üç ay içinde birinin alim olmasını! Dikkat bu arada kimsenin bu mevkiye eremediğini ben değil kendi diyor,bakın şuraya ‘şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır.’<br />
Said Nursi üç ay içinde Peygamberlerin dahi erişemediği bir makama erişmişmiş!<br />
Duyda inanma!<!--more--></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Üç ay içinde arapçaya tam hakimiyle acaba nasıl layık olmuş? Kuranın tefsirini üç ay içinde nasıl öğrenmiş? Hadis ilmi, fıkıh, tefsir, mana, tasavvuf vs vs vs vs, nasıl öğrenmiş üç ay içinde bunları?</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Osmanlı Şeyhulislamlardan Mustafa Sabri’nin “Kürd Said’in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı” adlı kitabında, çağdaşı ve bir süre birlikte çalıştığı Said-i Nursi hakkında pek çok şeyler söyler. Bu kitapta geçen bazı ilginç bölümlerini hiçbir yoruma tabi tutmadan aynen aktarıyoruz.</span></h4>
<blockquote>
<h4><span style="font-size:medium;">“Bismillah, 	Hamdele, Salvele.. Saidi Kürdi meselesini tetkik ederken başlıca iki 	nokta üzerinde durmak icabeder. Birincisi; Müridlerinin SAİDİ i’zam 	edeceğiz diye küfre kadar varan sözleridir. İkincisi ise; SAİD’in 	izharı keramet etmesi ve sureyi Nurun asıl muhatabının kendisi olduğu 	hakkındaki zu’mu batılı.. Belki de bu sözleri iğfalatı şeytaniyeyi, 	ilhamatı hakikiye zannedecek kadar ihtiyar ve mağşuş olmasındandır.<br />
Müritlerinin 	sözleri mücmelen şunlardır: Sait layuhitidir, hatasızdır, yanılmaz ve 	günah işlemez. Resulü Ekremden sonra Alemi İslamda böyle büyük bir adam 	gelmemiştir.. Sözleri aynen Kur’andır.. Beşeriyeti, Risaleyi Nur ve 	Sait kurtaracaktır.. Dünyada iki milyon kadar nurcu vardır. Bu insanlar 	dünyanın hakiki<br />
Müslümanları ve Müslümanlığı yegane anlayan 	insanlardır.. Bu zata dil uzatanlar kafirler ve masonlardır. Sait’in 	kitabını bir dinsiz okusa itiraz edemez.. vesaire.. Sait ise 	müritlerinin hilafına kendisi için iki şahsiyet tanır.<br />
Birincisi: Eski Sait’tir. Kürtçülük meselesiyle uğraşmış ve siyasete dalmış Saiti<br />
Muhti’dir. 	(Yani günahkar Sait’tir.) Diğeri de Lahuyti, (günahsız) , ikinci veya 	yeni Sait’tir. Kendisine göre sureyi Nurdaki manalar bu asra göre ve 	kendisi için nazil olmuştur. Keramet ehli, siyasetle meşgul olmıyan ve 	bu Asra zamanın kutbu olarak bakan bir insandır. Sureyi Nur’daki bu 	meseleyi ebced hesabı ile Mısır (?) uleması bulup Said’e haber 	vermişler.. Yani Said’in Cebraili ebcedci alimler oluyor. (Asayı Musa 	ve Zülfikar adlı kitaplara bakılsın..) Şu iki kısaltmada görüldüğü gibi 	Saidi kürdi, Müritlerinden daha<br />
insaflıdır. Hiç değilse yaşadığı 	ömrün bir kısmı için hata kabul ediyor.. Müritleri ise onun 	tırnaklarını ve saçını saklayarak her şeyine bir kudsiyet izafe 	ediyorlar. Malumatı diniyyeye, esasatı şeriyyeye vakıf olmayan bu 	insanlar çok büyük hatalara düşüyorlar. Biz hem onları, hem de sair 	Müslümanları fıkhı müdevven haricinde (dinin belirli hükümleri dışında) 	teşekkül etmiş veya etmek istidadında bulunan bilumum nevpeyde (yeni 	çıkan) mezhep ve cereyanlara karşı müteyakkız (uyanık) bulunmaları için 	bu satırları yazdık. Bu kadar büyütülen Saidi Kürdi kimdir: Sait, kürt 	cemaatından, şafii mezhepli, nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla 	bilmez, seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk’ün lisanına 	hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir 	hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen yaşını geçmiş ihtiyar 	bir adamdır.<br />
Devletin büyük makamlarını uzun bir zaman ellerinde 	tutan bir zümre, bu adamcağızı lüzumsuz yere mahkemeden mahkemeye ve 	hapisten hapise sürükleyerek kahramanlaştırdılar ve zamanın müçtehidi 	mübeşşiri haline getirdiler. Halbuki Deli Said’in ilim ve diyanetle ne 	alakası var? Halk, üzerinde bu kadar ısrarla durulan bu şahısta bir 	şeyler var zannile büyüttükçe büyütmüş ve bu güne kadar gelmiştir. İşte 	bu idare zümresinin milletin başına sardığı belalardan birisi de budur. 	İ’zam etmeyi bu gençlik<br />
onlardan öğrendi. Bu da antitez olarak böylece doğdu. Hayatı ömrünün üçte birini hapishanelerde, polis ve jandarma nezaretinde<br />
geçiren 	bu şahsın akibetini, Sultan Abdulhamit Han’a dil uzatan insanların 	çektiği ve düçar olduğu azap ve felaket muvacehesinde görüyoruz. 	Elmalılı Hamdi ve benzerleri gibi selahiyetli din adamlarının 	nedametleri Mason Cemiyetinin reisi olan Rıza Tevfik’i bile intibaha 	getirmiş ve nedametini izhar etmiştir. Sait’te buna ait bir satır 	yazıya rastlamak hala mümkün olamamıştır. Hatta, baştan başa Sultan 	Abdulhamit Han’a hücum eden “İki mektebi musibetin Şehadetnamesi” 	isimli kitabı yeniden basılmış ve<br />
mahkemede hürriyet aşıkı ve 	kahramanı olduğuna delil gösterilmek istenilmiştir. Sait, Kürdistan 	Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, 	boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında 	poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Cuma 	selamlığında Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası 	kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmaya dayanan arizayı takdim etti. 	Memleketin ve milleti islamiyenin ittihadını bozmak gayesine matuf olan 	bu hareketi canianesinden dolayı haklı olarak tımarhaneyi boyladı. 	Sonra affolup memleketine yollandı.</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Kürtçülük uğrunda kendi 	padişahına sövecek kadar akıl ve iymandan bi behre (nasipsiz) Sait, 	bugün sahneye müçtehidi mübeşşir veya kutbu azam olarak çıkmış 	görünüyor ve cehelei nas da bu delinin etrafında haleleniyor. Kendini 	Kuranı aziymmüşşanın müdafii gibi gösteren Sait bizzat kendisi Kuranı<br />
aziymüşşana 	muhalefet etmektedir. Gaybı yalnız Allah’ın bileceğini, Kuranı Keriymin 	kaç kere tekrar etmiş olmasına rağmen Sait, Hazreti Ali’nin<br />
Celcelutiyye 	kasidesinde risalei Nur ve Siracünnur’un geçtiğini, bunu keşfettiğine 	bizi inandırmak ister (İkinci Şua, Sahife 53) .<br />
İnsanın aklına öyle 	geliyor ki; “Acaba ben de Risalei Nur adlı bir kitap yazsam o zaman 	kasidedeki siracünnur kastı acaba hangimizin kitabı olur? ” 	diyorum.Risalelerin yazılışı da pek acayiptir. Bilmem kaçıncı Lem’anın 	kaçıncı şuasının şu meyvesi zühre yıldızından gelmiş beşinci noktası 	olarak yazılıyor. Sonra bunlar birleşerek Kuran cüzlerine imtisal 	derecesine, Lemaat, Şuaat, Mektubat vs. Olacakmış.. Sözleri de “Sözcat” 	olmasa bari. İşbu reddiyeyi, hasreti ile yandığım vatanıma ve uğrunda 	bir ömür çürüttüğüm dinime ihaneti düşünen gerillacı asi Said’e son 	ihtar olarak yazdım.<br />
Damarında bir damla Türk kanı olan her Müslümana, bu adamın Mason ve Komünist kadar tehlikeli olduğunu ehemmiyetle hatırlatırım.<br />
Ve selamü aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.<br />
Mustafa Sabri</span></h4>
</blockquote>
<h4><span style="font-size:medium;"><br />
(Tuhfetür Reddiye Ala Mezhebi Saiydil Kürdiyye, Mustafa Sabri, s. 3-14.)</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Şimdi nurcular kalkmış diyor ki’ Efendim bu kitap düzmecedir’. Tabi öyle diyecekler, hiç kabul ederlermi. Fethullah Gülen, kendi Websitesine yazmış ki’ Bunu o yazmamıştır’.<br />
Demesine dersinizde, lakin ispat edemezsiniz, ispatınız nerde? Yok.<br />
O yazmadı ise kim yazdı bu kitabi? Bize göre Mustafa Sabri kendi, Nurculara göre bilinmiyor kimin yazdığı.</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>2) MÜSLÜMAN ISEVILER NEDIR ACEP?</strong></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Yirmi Dokuzuncu Mektup – s.558 </span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">Hazret-i 	Mehdînin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i 	bid’akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek, yani 	âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr niyetiyle 	şeriat-ı Ahmediyeyi (a.s.m.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i 	Mehdî cemiyetinin mucizekâr mânevî kılıcıyla öldürülecek ve dağıtılacak.<br />
Hem 	âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesât-ı 	beşeriyeyi zîrüzeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsâ 	Aleyhisselâmın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatiyle birleştirmeye 	çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaati namı altında ve 	‘Müslüman İsevîleri’ ünvanına lâyık bir cemiyet, o Deccal komitesini, 	Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak, 	beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak.<br />
Şu mühim sır pek uzundur. Başka yerlerde bir nebze bahsettiğimizden, burada bu kısa işaretle iktifâ ediyoruz.</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Biz kuranı kerimde böyle birşeye rastlamadık! Nedir bu Müslüman Iseviler?<br />
Daha iyi anlamanIz için açıktan söyleyelim ‘ Müslüman Hiristiyanlar! ‘ diyor Said Nursi! Kuran ne diyor peki?</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>Maide Suresi 51</strong><em></p>
<blockquote><p>Ey 	iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. 	Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu 	edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele 	kılavuzlamaz.</p></blockquote>
<p></em></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>Tevbe Suresi 30</strong><em></p>
<blockquote><p>Yahudiler: 	‘Uzeyr, Allah’ın oğludur.’ dediler; hıristiyanlar da: ‘Mesih, Allah’ın 	oğludur.’ dediler. Kendi ağızlarının sözüdür bu. Kendilerinden önce 	inkâr edenlerine sözlerine benzetme yapıyorlar. Allah onları kahretsin! 	Nasıl da yüz geri çevriliyorlar!</p></blockquote>
<p></em></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Yukarıda ki söz ile bu ayetleri nasıl birleştireceksiniz şaşıyorum doğrusu? !</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>3) SAİD NURSİ’NİN BİLGİ KAYNAKLARI!</strong></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><em><strong>Emirdağ Lahikası,</strong></em><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“Yeni 	Said’in hususî üstadı olan İmamı Rabbanî, Gavsı Azam ve İmamı Gazalî, 	Zeynelâbidîn (R.A.) hususan Cevşenül Kebir münacatını bu iki imamdan 	ders almışım ve Hazreti Hüseyin ve İmamı Ali’den (Kerremallahü Vechehu) 	aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşenül Kebir’le daima 	onlarla manevî irtibatımda, geçmiş hakikatı ve şimdiki Risale-i Nur’dan 	bize gelen meşrebi almışım.”</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Kimlerden ders almış? Ben galiba anlamada kıt bir akıla sahibim! Imami Rabbani, Gavsı Azam, Imami Gazali, Zeynelabidin, Hazreti Hüseyin, Imamı Ali!<br />
Peki nerden almış? Onlarla görüşmüşmü? Kitaplarınımı okumuş? Rüyadamı görmüş? Lütfen bunu nurcu arkadaşlar bize bir açıklayı versin!<br />
Biz cahil insanlarız, okuduğumuzu yorumlamak bize zor geliyor, yorumlayınca zaten onlarda kabul etmiyor. En iyisimi siz yorumlayın biz okuyalım bu sözleri!<br />
Birebir görüştü deseniz bu zaten mümkün değil, deseniz ki kitaplarını okumuş o zaman Risaleyi Nur çalıntı olmuş olur çünkü Said Nursiye göre’ Hiç bir kitaptan derlenmedi, öğrenilmedi, alıntı yapılmadı’. Deseniz ki rüyada görüştü, rüya ispat olmaz, rüya delil sayılmaz!<br />
Peki o zaman, bu adam nerde görüştü ders aldı bunlardan? Kitaplarını okumak ders almak ise (ki büyük ihtimal öyle diyeceksiniz)<br />
O zaman soruyorum Hz Hüseyinin kitabı nerdedir? Bende okumak isterim! Biz öyle bir kitabın varlığından duymadık, yahut Zeynelabidinin kitabı nerdedir?<br />
Çevşene gelince Ehli Şianin değilmidir o..Tarihi araştıranlar bunu pek iyi bilir, Çevşen sonradan çıkmış bir bidat olduğunu!<br />
Ama anlaşılan o ki Said Nursi bunuda bilmiyor!</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan Nurculuk Hakkında adlı eserde Said-i Nursi’nin şu ifadelerle tenkit edilmiştir:</span></h4>
<h4>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“ 	Ayet-i kerimelerin tefsirinde, mananın tahammül edemeyeceği tarzda 	batni ve indi manalar verilmeye çalışıldığı, ebcet hesabı ve 	Tevafuklarla manalar verildiği, bunların müslümanlık esaslarına göre 	dini ve ilmi kıymeti olmadığı ”</span></p></blockquote>
</h4>
<h4>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“ 	Kur’an-ı Kerim’in harflerinden birtakım manalar istihracına kalkılmak 	gibi ulemanın ekseriyetince benimsenmeyen bir yol tutulduğu, Asayi Musa 	adlı eserinde ayet ve kelamı indi olarak tevil ederek bunların risalei 	nuru tebşir ve tebliğ ettiğinin iddia edildiği (2)</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Biz söyleyince hemen bize ‘ Sen dahamı iyi bileceksin, diyanet var’ diyenler acaba Diyanetin bu sözlerini görmezlermi? Anlaşılan o ki diyanet dahi Risaleyi anlamamış olacak ki, onlar bile tenkit ediyorlar.<br />
Hz Ali´nin çok güzel bir sözü vardır o geldi aklıma ‘ Ilim bir nokta idi, cahiller onu çoğaltı verdi! ‘.<br />
Bizde diyoruz ki, kuran var iken başka kitapları kutsal saymak apaçık ‘ŞIRKTIR’!</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>Ali İmran Suresi 78</strong></span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;"><strong> </strong><em>Onlardan bir zümre vardır, aslında kitap’tan olmayan birşeyi siz kitap’tan sanasınız diye, dillerini kitap’la eğip bükerler.O, Allah katından olmadığı halde “Bu, Allah katındandır.” derler.Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.</em></span></p></blockquote>
<p><span style="font-size:medium;"><em> </em></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>4) KUR’ANI’IN İSTİSMARI VE RİSALELERİN KUR’ANLAŞTIRILMASI!</strong></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><em><strong>Şualar, 1. Şua;</strong></em><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“Resailin 	Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve 	fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. 	Belki semavî olan Kur’an’ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i 	arşîsinden iktibas edilmiştir.”</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><em><strong>Zülfikar Mecmuası;</strong></em><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“EY 	RİSALE-İ NUR! (…) Sen, Ben, Rabbânî ve Kur’anîyim. Öyle kuru kavak 	değilim. Şevkli ve şa’şaalı ve nûrâniyim. Bir Hayy-ı Lâyemût’un 	eserinden fışkıran, lâyemût sanatlı ve kerâmetli bir nurum. Cansızlara 	can ve canlılara taze can üflüyorum. Bin, dertlere derman ve âlemlere 	rahmet-i Rahmânım. İnat ve ısrarı bırak. Beni oku ve beni dinle. 	Karanlığa ve hiçe giden, hesapsız ve hedefsiz yolundan seni kurtarıp, 	koskocaman bir saadet ve sermediyet âlemi kazandırayım.’ diye nida 	ediyorsun”.</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><em><strong>Sikke-i Tasdik-ı Gaybî, 1. Şua;</strong></em><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“Risale-i Nur müminlere şifa ve rahmettir.”</span></p></blockquote>
<p><span style="font-size:medium;"> (Yunus 57.ayete göre bu özellikler Kur’an’a aittir.)</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">(a.g.e.):<br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“o semavî bürhan-ı kudsînin yerde bir bürhanı Resâil-in-Nur’dur.”</span></p></blockquote>
<p><span style="font-size:medium;"><br />
(Nisa 174. ayete göre bu özellikler Kur’an’a aittir.)</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve şu soruyu cevaplandırın! Risaleyi nur Kutsalmıdır?<br />
Kutsal derseniz ‘ ALLAHTAN ‘ geldiğini kabul etmiş olursunuz ki bu ŞIRKTIR!<br />
Kutsal değil diyorsaniz, o zaman yukarıda ki söz batıldır, nitekim Said Kürdi, onun hakktan geldiğini iddia etmekte! !</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>5) NE DOĞMUS ANLAMADIM?</strong></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>Zülfikar Mecmuası;</strong><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“İslâmiyet 	güneşinin doğuşundan tam öndört asır sonra, senin gibi ulvî ve İlâhî ve 	arşî bir nurun tekrar ve yeniden, bahusus bu son asırda, hem Türk 	elinde ve hem de Türk dilinde doğması, acaba kimin hatır ve hayalinden 	geçerdi? Bu ne büyük bir nimet bizlere ve bu asır halkı için ne 	bahtiyarlık Yâ rabbi! Türkçemiz seninle iftihar edip dolmakta, kabarıp 	şişmekte ve her lisan üstüne bağdaş kurup oturmaktadır.”</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Ben anlamadım bunu, ne doğmus diyor? Yeni bir din? Kitap? Benim hatırladığım kadarı ile Kuranı kerim son kitap ve ondan sonra daha başka kitap gelmeyecek, peki burda doğan ne? Aslında okuyunca neyin doğduğunu anlıyoruz nitekim su sözü çok dikkat çekici değilmidir:<br />
‘İslâmiyet güneşinin doğuşundan tam öndört asır sonra, senin gibi ulvî ve İlâhî ve arşî bir nurun tekrar ve yeniden….doğması’</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Açıklayın desem şimdi kimse yanaşmayacak buna, biz açıklamasını getirince de ‘ Sen anlamazsın,Sen Islami bozansın, Sen Zındıksın’ diye itham edileceğiz.<br />
Bende açıklamayacağım, bırakalımda bu edepsizliği bu kitaba inananlar temizlesin.</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>Hud Suresi 51 </strong></span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;"><em>‘Ey 	toplumum! Bu tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim 	ücretim, beni yaratandan başkasına düşmez. Hâlâ aklınızı 	çalıştırmayacak mısınız? ‘</em></span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>Nahl Suresi 82</strong><em></p>
<blockquote><p>Yine de yüz çevirirlerse artık sana düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir.</p></blockquote>
<p></em></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>Ahzab Suresi 39</strong><em></p>
<blockquote><p>Onlar 	ki Allah’ın mesajlarını tebliğ edip O’ndan korkarlar, Allah’tan gayrı 	hiç kimseden korkmazlar. Hesap sorucu olarak Allah yeter.</p></blockquote>
<p></em></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>Âsâ-yı Mûsa;</strong><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“Buna 	rağmen bizzat Kur’an-ı Kerim, Risaletu’n-Nur’un çok muhkem, kopmaz bir 	zincir ve bir ‘Hablullah’ olduğunu ‘Ona (Nur Risaleleri’ne) elini atıp 	yapışanın necat bulacağını’ mana-yı remziyle haber verir.”</span></p></blockquote>
<p><span style="font-size:medium;"><br />
(Bakara 256 ve Ali İmrân 103’te bu özellikler Kur’an’a aittir.)</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>Şuâlar, 534-535, Birinci Şua:</strong><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">…benim 	gibi yarım ümmi ve kimsesiz bir adam, Risale-i Nur’a sahip değildir; ve 	o eser, onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez. Belki doğrudan 	doğruya Kur’an-ı Hakîmin bu zamanda bir nevi mu’cize-i mâneviyyesi 	olarak, rahmet-i İlâhiyye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler 	arkadaşiyle beraber, o hediye-i Kur’aniyeye el atmışlar. Her nasılsa 	birinci tercümanlık vazifesi, ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve 	zekâsının eseri olmadığına delil, Risale-i Nur’da öyle parçalar var ki; 	bazısı altı saatte, bazı iki saatte, bazı on dakikada yazılan risaleler 	var. Ben yemin ile te’min ediyorum ki: Eski Said’in (R.A.) kuvve-i 	hâfızası da beraber olmak şartıyle, o on dakika işi, on saatte fikrim 	ile yapamıyorum; o bir saatlik risaleyi, iki gün istidadımla, zihnimle 	yapamıyorum, ve o bir günde altı saatlik risale olan ‘Otuzuncu Söz’ü ne 	ben ve ne de en müdakkik, dindar feylesoflar, altı günde o tahkikatı 	yapamazlar ve hâkezâ…</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Ne dediğini iyi okuyun, risalenin kendi eseri olmadığını, ALLAHTAN ilham yoluyla geldiğini yani tabiri caizse VAHY aldığını iddia ediyor. Şimdi bazı kişiler kalkıp bitabi bunu ‘ Efendim herkes ilham alır ‘diye hafifletmeye kalkışacaktır. Evet doüru herkes ilham alir, bizde öiir yazarken yahut biröeyler yazarken ilham aldığımızdan yazıyoruz velakin aklı başında hiç bir insan kalkıpta ‘ Bu yazdıklarım ALLAHTANDIR’ demez! Derse Kafir olur!<br />
Kuranı kerim biriciktir, başka kitaplara kutsiyet tanımak, şirk olur!</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>Nisa Suresi 48</strong><em></p>
<blockquote><p>Şu 	bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışında 	kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah’a şirk koşan, 	gerçekten büyük bir günah işlemiştir.</p></blockquote>
<p></em></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>En’am Suresi 148</strong><em></p>
<blockquote><p>şirke 	batanlar şöyle diyecekler: ‘Allah dileseydi, ne biz şirke sapardık ne 	de atalarımız. Hiçbir şeyi haram da yapmazdık.’ Onlardan öncekiler de 	azabımızı tadıncaya kadar bu şekilde yalanlamışlardı. De ki: 	‘Yanınızda, önümüze çıkaracağınız bir ilminiz var mı? Zandan başka bir 	şeye uymuyorsunuz. Sadece saçmalıyorsunuz siz.’</p></blockquote>
<p></em></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>5.1) Şualar, 1. Şua;</strong><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“Kur’an’ın 	gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor! ! 	Tenzil’ül-Kitab cümlesinin sarih bir manası asrısaadette vahiy 	suretiyle Kitab-ı Mübîn’in nüzulü olduğu gibi, manayı işarîsiyle de, 	her asırda o Kitabı Mübin’in mertebe-i arşiyesinden ve mu’cize-i 	maneviyesinden feyz ve ilham tarîkıyla onun gizli hakikatları ve 	hakikatlarının bürhanları iniyor, nüzul ediyor…”</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>5.2) Kastamonu Lâhikası;</strong><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“Risale-i 	Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakâik-ı Kur’aniyenin muammalarını 	keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata 	ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulmayıp, bazan imanını kaybederdi. 	Şimdi, bütün denizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe 	edemezler.”</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>5.3) Şualar, 1. Şua;</strong><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“Resailin 	Nur denilen otuz üç aded Söz ve otuz üç aded Mektub ve otuz bir aded 	Lem’alar, bu zamanda, Kitabı Mübin’deki âyetlerin âyetleridir. Yani, 	hakaikının alâmetleridir ve hak ve hakikat olduğunun bürhanlarıdır. Ve 	o ayetlerdeki hakaiki imaniyenin gayet kuvvetli hüccetleridir”.</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Bu sözler Kur’an-ı Kerim’e iftiradır. Zira dinin, imanın, ayet ve hadislerin müşkülü olabilir, ama bunlar gizli, sırlı değildir. Dinimiz, kitabımız apaçıktır. Allah Tealâ, onu insanlar için anlaşılır biçimde indirmiştir. (Ali İmran 138) Uydurmalardan arınmış Resulün Sünneti de ayaktadır. O hâlde, dinimiz esrar perdesiyle örtülü değildir. Esrarengiz bir dinle Allah’a nasıl kulluk edilebilir ki?<br />
Nur Risaleleri dinin, imanın, ayet ve hadislerin hangi müşkülünü çözmüş? Hangi muammayı keşfedip halletmiş? Said Nursî, birçok ayet ve hadisi ebcet ve Cifr hesaplarına tâbi tutarak daha da anlaşılmaz yapmış, kendisi ve risalelerine çeşitli paylar çıkarmıştır.<br />
Bu iddialara göre, Kur’an sırlarla dolu ve Said Nursi’ye kadar açıklanmamış gizli bir kitap, Hz. Muhammed Kur’an’ın sırlarından habersiz veya haberi varsa bile bunları ümmetten saklamış bir peygamber olur ki böyle bir iddianın altından kalkılamaz.(3)</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>6) BU NE KITAPMIŞ YAHU!</strong></span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><em><strong>Emirdağ Lahikası;</strong></em><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“Risale-i 	Nur’un menşur-u hakikatında tam tecelli ettiğinden, hem bir kitab-ı 	şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı 	ubudiyet, hem bir kitab-ı emr-ü davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir 	kitab-ı fikir, hem bir kitab-ı hakikat, hem bir kitab-ı tasavvuf, hem 	bir kitab-ı mantık, hem bir kitab-ı İlmi Kelâm, hem bir kitab-ı İlmi 	İlahiyat, hem bir kitabı teşviki san’at, hem bir kitabı belâgat, hem 	bir kitabı isbat-ı vahdaniyet; muarızlarına bir kitab-ı ilzam ve 	iskâttır”.</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><em><strong>Şuâlar;</strong></em><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“Ey 	Risale-i Nur! Senin, hakkın dili, hakkın ilhamı olup O’nun izni ile 	yazıldığına şüphe yok. ‘Ben, kimsenin malı değilim. Ben hiçbir kitabdan 	alınmadım, hiçbir eserden çalınmadım. Ben Rabbanî ve Kur’ânîyim. Bir 	lâyemut’un eserinden fışkıran kerametli bir Nur’um.’</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><em><strong>Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî;</strong></em><br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-size:medium;">“(…) 	Hem mütedeyyin bir kadın, yine hâdiseden sonra görüyor ki: Semâvattan 	mübarek kâğıtlar yağıyor. Soruyorlar: ‘Bu nedir? ‘ Rüyada demişler: 	‘Risale-i Nur’un sahifeleridir.’ Yâni, tâbirce Risale-i Nur, Kur’anın 	tefsiri olduğu cihetle, vahyi semavî olan Kur’anın semavî ve İlhamî bir 	tefsiridir.”</span></p></blockquote>
</h4>
<h4><span style="font-size:medium;">Bu sözler kuranın şu ayetleri ile apaçık çelişmekte:</span></h4>
<blockquote>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>16/102</strong> De 	ki: ‘İman edenleri güçlendirip kökleştirmek için ve Müslümanlara bir 	müjde ve kılavuz olarak, Ruhulkudüs onu, senin Rabbinden indirdi.</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>17/9</strong>, Şüpheniz 	olmasın ki bu Kur’an en kalıcı, en doğru olana kılavuzlar ve müminlere 	şu yolda müjde verir: Hayra ve barışa yönelik işler yapanlar için büyük 	bir ödül vardır.</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>21/106</strong>, Kuşkusuz, bunda, kulluk eden bir topluluk için kesin bir tebliğ vardır.</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>36/2</strong>,Yemin olsun o hikmetlerle dolu Kur’an’a ki,</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>38/1,</strong> Sâd. Zikir/öğüt/uyarı dolu Kur’an’a yemin olsun ki,</span></h4>
<h4><span style="font-size:medium;"><strong>43/44.</strong> Gerçek 	şu: Bu Kur’an sana ve toplumuna elbetteki bir hatırlatıcı/bir 	düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.</span></h4>
</blockquote>
<h4><span style="font-size:medium;">‘Kur’an-ı Kerim’in düşmanları yıllardır Müslümanların elinden Kur’an-ı Kerim’in alınması için değişik oyunlar oynamaktadırlar. Son yüzyılda Said Nursi’nin çıkıp böyle şeyler söylemesi ve şakirtlerinde bu sözleri kutsallaştırıp Müslümanlara sunmaları, Kur’an-ı Kerim’in önüne ciltler dolusu, anlaşılmayan Risaleleri koymaları – bilinçli veya bilinçsiz- bu oyunun bir parçası haline geldiklerini gösteriyor.<br />
Said Nursî, Risaleleri’nin Kur’an altında sineceğinin farkında olduğundan risalelerini, müstakil bir ‘Kitap’ olarak takdim edememiştir. Nebilerden bazılarına, resulün kitabına tâbi ’suhuf’ indirildiği gibi, Said Nursî de kendisine, Kur’an’a bağlı Nur Risalelerinin indirildiğine inanmaktadır. Risalelerde, Kur’an-ı Mecid’in hemen her özelliğine bir ‘nazire’ yapılmış ve bu özellikleri Risale-i Nur’un da taşıdığı ima edilmiştir. Bu nazirelerin istisnası sayılıdır. İşte bu istisnaların belki de en önemlisi, Kur’an’ın içinde tutarsızlığın bulunmamasıdır. Nur Risaleleri’nin Allah katından ve onun ilhamı olmadığının, bilakis bu iddiaların Allah’a iftira ve mariz bir aklın ürünü olduğunun delillerinden biri de, Nur Risaleleri’ndeki çelişki yığınıdır. ‘ (4)</span></h4>
<p><span style="font-size:medium;">Devamı Gelecek</span></p>
<p><span style="font-size:medium;"><strong>Kaynak:</strong></span></p>
<pre><span style="font-size:medium;">1) Manaz, Abdullah. Dünyada ve Türkiye'de Siyasal İslamcılık.
2) Nurculuk Hakkında. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı.Milli Kütüphane 1965 AD 95 yer numarasıyla kayıtlı
3) Hilmi Polat, Nurun Nuruyla
4) Hilmi Polat, Nurun Nuruyla</span>
</pre>
<p><span style="font-size:medium;">Mustafa Çelebi</span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Canda göçer Canan göçer]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/01/canda-gocer-canan-gocer/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 03:17:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/01/canda-gocer-canan-gocer/</guid>
<description><![CDATA[Dünya derler bunun adı Gelen göçer giden göçer Gör bak nasıldır pazarı Alan göçer satan göçer Şu nas]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h4>Dünya derler bunun adı<br />
Gelen göçer giden göçer<br />
Gör bak nasıldır pazarı<br />
Alan göçer satan göçer</p>
<p>Şu nasıl pazardır öyle<br />
Hem tüccar hem müşteri böyle<br />
Üstadım nedenini söyle<br />
Cahil göçer Alim göçer</p>
<p>Aşığım deyü övünme<br />
Mecnun gezmiştir çöllerde<br />
Alıp Leylasını şöyle<br />
Saran göçer kollar göçer</p>
<p>Bir mana ki ol Eliftir<br />
Her kim bunu biliptir<br />
Ademden beri geliptir<br />
Nebi göçer Veli göçer</p>
<p>Doğurmuştur bak gör Ana<br />
Bir evlat, kıyamaz ona<br />
Kuzum deyü ardı sıra<br />
Kuzu göçer Koyun göçer</p>
<p>Mestü harabız biz amma<br />
Zahit ne anlar muamma<br />
Canlar okuyor kuran da<br />
Tahtı göçer putu göçer</p>
<p>Çelebi Dünyayı gezeydin<br />
Ecel şerbetin içeydin<br />
Gezipte şunu bileydin<br />
Canda göçer Canan göçer</p>
<p>Mustafa Çelebi</h4>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dikensiz Gül!]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/01/dikensiz-gul/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 02:17:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/01/dikensiz-gul/</guid>
<description><![CDATA[Dikensiz gül arayanlar, ne tuhaf bir işe koyulmuşlar değilmi? Dikensiz bir gül ha? Gülü buldu da bir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h3><span style="color:#c0c0c0;">Dikensiz gül arayanlar, ne tuhaf bir işe koyulmuşlar değilmi? Dikensiz bir gül ha? Gülü buldu da birde dikensizi olsun istiyor. Bahçeye girmiş, sağdan sola koşturuyor. Rengarenk güller durur iken, O, dikensizini arıyor. Tabi diken batınca acıtıyor, can yanıyor. Dikensiz gülü almak demek, canın acımayacağı demektir. Demek ki gülün dikensizi, kendi nefsinin işine geliyor. Peki dikensiz gül varmıdır ki? Yoktur tabi ki. Boş hayali bir emekten başka hiç birşey değil!<br />
Niçin her birimiz güllerin dikensizini aramaktayız? Ne tuhaf insanlarız değilmi?<!--more-->
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p></span><span style="color:#c0c0c0;"><img src="http://img21.imageshack.us/img21/9585/garipbulbulsz9.jpg" alt="" width="300" height="454" align="left" /></span><span style="color:#c0c0c0;">Evleniyorsun, eşinden beklentilerin var. Yatakta sevgili olsun, her zaman yanı başında olsun, hep seni anlasın, hep seninle ilgilensin, hep (dikkat) senin doğrultuların şeklinde şekillensin&#8230;.<br />
Yani sen kendine eş değil, kendi nefsine uygun bir varlık yaratma çabasındasın..Oysa eşinde ki gördüğün dikenleri bıraksan, sana daha bir güzel eş görüncek! Ama dedik ya, dikensiz gül arıyorlar. Dikensiz gül arayanlar da, yanı başın da duran gülde ki dikenleri kabullenemediklerinden, bu arayışın içine giriyorlar. Çokmu kötü olur diken eline batsa, canını acıtsa? Sevdiğin sana bir gül uzatmış, şimdi sen kalkıpta &#8216; Ben dikenli gül istemem&#8217; dersen bu nasıl bir karakter ortaya sergiler? Nefsine düşkün bir karakter değilmidir? Oysa sevmek demek, bile bile yangınlara kendini atmaktır. Bir ibrahim misali korkmadan ateşin icine girmektir. Ibrahim gibi ateşe girersen, o ateş sana gülistan bağı olurö ama Nemrud gibi ateşi uzaktan seyretmeye kalkışırsan, sonun hüsran olur. Ateş Ibrahime gül bahçesi iken, Nemruda cehennem ateşi oldu! Dikensiz gülü arzulamakta aynen böyledir. Dikenleri kabullenirsen, yaşadığın hayat gül bahçesi olur. Yok illada dikensizi olsun diyorsan, hayatı kendine cehennem edersin! Hem kendini yakarsın, hem sevdiğini yakarsın.
<p>&#160;</p>
<p>Bülbül olmadan güle hayranlık nasıl olsun? Bülbülü hatırlayalım, güle aşık olduğundan ve gülün soluyuşunu fark ettiğinden, dikeni alıp minnacik kalbine saplıyor. Gül, bülbülün kanını içsin de, geri canlansın diye. Dikensiz güle, bu garip bülbül acaba nasıl kan verecek? Dikeni yoktur ki kalbine saplasın da, solan güle can versin! Dikensiz gül arayanlar, bir damla suyu çöle döküp sonra da &#8216; acaba bu damla su neden hemen kurudu&#8217; diyenler gibidir. Aşka hiç değinmeyeyim, aşka değinirsem bu yazının sonu asla gelmez..Aşkın sonu yoktur ki, sonunu anlatabileyim.</p>
<p>Asıl hikmet, gülü dikenleri ile koynuna almaktır! Canını acıtır, kanlarını damla damla içer ama asla başkasının olmaz. Boşuna atalarımız dememiş &#8216; Gülü seven dikenine katlanır &#8216;diye. Büyüklerimiz her işin çözümlemesini bulmuşlar, getirmişler ama yeni nesil eskilerin sözlerinde cahillik aradıklarından, o sözlerin derinliğini anlamaktan mahrum kalmışlar.<br />
Dikensiz gül aramak ha? Bu aynen şuna benziyor, bir insan kendine eş arıyor ama kafasına uygun birini bulamadığı için kalkıyor mezardan bir ölü seçiyor. Ölü ile ne kadar yaşanılır ise, dikensiz gülde ancak o kadar sevilir.</p>
<p>Hep kendi beklentilerimiz doğrultusun da eş arıyoruz. Hiç sormuyoruz kendimize &#8216; Yahu eşim olacak insan acaba benden ne bekleyebilir, ben ona onun beklentilerini verebilecekmiyim! &#8216;. Ne ilginç değilmi, karşımda ki beni anlasın isteriz, ama kendimiz için aynı düşünceyi kullanmayız. Oysa aslında şöyle olması gerekmezmi:<br />
Önce sen sevdiğinin beklentilerine cevap vereceksin ki, oda senin beklentilerini cevaplasın..<br />
Bu şuna benzer, siz bir arkadaşınıza telefon açıyorsunuz ve karşıda ki soruyor &#8216; Alo kimsiniz&#8217;! Ve siz susuyorsunuz..Beklentiniz, karşınız da ki, siz konuşmadan sizi anlaması. Çok beklersiniz. Karşıda ki yüzünüze telefonu kapatırsa hiç şaşmayın, çünkü aslında o kapatmadı siz kapattınız!</p>
<p>Önce ekeceksin, sonra biçeceksin.. Dikensiz gül ararsan, tüm ömrünü boşa geçirip, birgün birde bakarsın ki senden gayrıları her biri bir dikenli gül almış, bahçede tek bir gül kalmamış. Sende oturur bu sefer keşkelere dalar gidersin. Ama hiç bir gözyaşı, dikenli gülü geri getirmez.</p>
<p>Ya gülü dikeni ile sevip alakacaksın koynuna, yada tüm hayatı kendi egon ve beklentilerin ile yapayalnız, tek başına, bir köşede, herkesten uzak yaşamaya mahkum kalacaksın!<br />
Siz hangisini seçmek istersiniz?</p>
<p>Mustafa Çelebi</p>
<p></span></h3>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mutluluğu aramak!]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/01/mutlulugu-aramak/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 02:15:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/01/mutlulugu-aramak/</guid>
<description><![CDATA[Hiç bir insan yoktur ki mutluluğu aramasın, ama hiç kimsede doyurucu bir cevap veremiyor buna. Sorsa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h4><span style="color:#c0c0c0;">Hiç bir insan yoktur ki mutluluğu aramasın, ama hiç kimsede doyurucu bir cevap veremiyor buna. Sorsan &#8221; Mutluluk nedir&#8221;? Öylece susar kalır. Sormamış ki hayatında kendine nedir diye mutluluk, başkalarından duyduğu doğrulara mutluluk demiş. Aşk içinde aynısı geçerli! Aşk nedir diye yüz kişiye sorsak, yüz ayrı cevap alırız. Ne zaman unuttuk biz aşkın tanımlamasını ? Mutluluğun tanımlamasını? Nasıl unuttuk? <!--more--></p>
<p>Çocuk iken bir parça çikolata ile mutlu olurduk, ne kolaydı bizi mutlu etmek. Ne oldu da şimdi büyüyünce mutluluğu bulamaz olduk? Oysa şimdi daha çok aklımızı çalıştırıyoruz, daha çok bilgiye sahibiz. Yoksa aramasınımı unuttuk? Sorun kendinize bir &#8221; Mutluluk nedir sizin için&#8221;. Para deseniz olmaz, çünkü nice zengin var mutsuzdur. Aşk deseniz , aşk mutlu etseydi , Mecnun ile Leylaya hayran olmazdık. Aile deseniz , aileyi kendimiz seçmedik.</p>
<p>Mutluluk nedir peki? Elimize almışız bir kitap , bir romandır yazıyoruz. Kimisi imlaları farklı koyuyor kimisi romanına bir isim arama çabasında, kimisi noktaları çok atıyor, kimisi virgüllere takılı kalıyor.<br />
Yaz baba yaz, işin ne ! Koca bir ömür, elinde de kalem , önünde kitap, yaz işte! Ne çıkacak ileride okuruz artık.<br />
Mutluluk kendi kitabını kendin yazmandır. Kimse ( aile dahil) bu konuda sana yardımcı olamaz, kendi hayatını kendin çizeceksin , bunun başka çaresi yoktur!<br />
</span><span style="color:#c0c0c0;"><img src="http://img101.imageshack.us/img101/2627/mutluluk2.jpg" alt="" width="300" height="459" align="left" /></span><span style="color:#c0c0c0;">Tabi ki aile yardımı olacaktır, olmalıdır da. Arkadaşların da yardımcı olacaktır, o da gereklidir. Lakin aile yahut arkadaşların sana yardımcı olacağı yerde, kendi şartlanrmaları ile donandırıyorsa seni, daha doğrusu kendi doğru bildiklerini yüklüyorsa, bu mutlu edeceği yerde tam tersini yapar. Mutsuz olursun, çünkü kendi hayatını kendin çizmedin olursun . Kendi hayatını da kendi çizmeyen insan, başkalarının hayatını yaşar.<br />
Mutluluğu başkaların yazdığı roman sayfaların da ararsan , real hayat da seni vurduğu gibi yere çakar! Yere çakılır kalırsın, ne olduğunu anlamadan. Üzerinden sanki dozer geçti sanarsın. Hayat ne dizilere, nede roman kitaplarında ki uydurmalara benzer. Başkalarının romanını okumayı bırakta kendi romanına bak sen!</p>
<p>Istesen de, istemesen de kendi roman kitabını satır satır yazıyorsun! Başkalarının romanların da sen bu mutluluğu ararsan, senin roman kitabın da şu satırı birgün, senin sayfana yazarsa, hiç şaşma:</p>
<p>&#8221; Başkalarının hayatını yaşamaktan, kendi hayatını unutup, mutluluğu onların aynasında arar oldu&#8221;.</p>
<p>Sen kendi suretini komşunun aynasında ararsan, aynadan sana bakan senin suretin olmaz! Komşunun aynasında komşunun sureti vardır.<br />
Farkına varmadan &#8220;ONLAR&#8221;ın şartları doğrultusun da , hayatları dogrultusun da, görmek istedikleri insan olursun! &#8220;BIZ&#8221; kendimiz değilde, &#8220;ONLAR&#8221; oluruz.<br />
&#8220;ONLAR&#8221; ise yanlışları doğru diye yaşıyorsa , bizde onların yanlışlarını, doğru diye, yaşamaya mahkum oluruz!</p>
<p>Düşünün arkadaşınız ile oturuyorsunuz, ikinizin de gözlüğü var. Birinizin ki uzağı, diğerinizin ki yakını gösteriyor. Şimdi kalkıpta gözlükleri değişip &#8221; Yahu ver bakalim şunu, birde senin gözlerinle dünyayı göreyim&#8221; demek gülünç olur. Sen o gözlüğü takarsan hiç birşey göremezsin, dünya sana bulanık görünür. Peki bu kadar basit birşeyi bildiğimiz halde, ne diye başkalarının gözlüğünü takma çabasındayız?<br />
Bana ne kardeşim senin gözlüğünden, sen kendi gözlüğünü kendin takı ver, seyir eyle dünyayı dilediğin gibi. Bende kendi gözlüğümle seyredeceğim. Benim gözlerim kırmızıyı mavi görmek istiyorsa ,bundan size ne! Evet bence güneş mavi renk! Güneşe mavi dememle onda bir değişiklikmi oluyor? Olmuyor tabi ki. O zaman ne diye güneşe mavi diyenlere gülüyoruz? Başkalarını bırakta kendi güneşlerine kendi bildikleri rengi versinler.</p>
<p>Güneşe gözünü dikte bak bakayım, nasıl da gözlerin kör oluyor. Işte mutluluğu kaybetmemiz de böyle oldu. Güneşe bakarak hayatı yaşamaya çalıştık, sonra hayatın acı gerçekleri (gece gibi) gelince , birde baktık ki kör olmuşuz çoktan!</p>
<p>Bir kör eline almış feneri &#8221; Yolumu açın , ben dikkatli yürümem gerekir &#8220;diye bağırmakta.<br />
Ne gülünç değilmi ? Kör zaten kör , ha feneri yakmış, ha yakmamış. Bizde mutluluğu hep başkalarının tanımlamasın da arar olmuşuz.<br />
Unutmayalım  :<br />
&#8221; Kırk ev öte de pişen ekmeğin kokusunu alırız, ama ekmeği tatmak onlara mahsustur!&#8221; Siz kendi ekmeğinizi kendi ocağınız da pişirmeye mecbursunuz!<br />
Bunun gibi kendi mutluluğunuzu başkalarının tanımlamasın da ararsanız, o mutluluğun kokusunu alırsınız, ama tatmak sadece o mutluluğu yaşayan ailenin hakkı kalır!<br />
Siz kendi ekmeğinizi kendi ocağınızda pişirmeye gayret edin.</p>
<p>Saygılarımla<br />
Mustafa Çelebi</span></h4>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cadillacs &amp; Dinosaurs : Atari Arcade]]></title>
<link>http://saykomatrixx.wordpress.com/2009/10/31/cadillacs-dinosaurs-atari-arcade/</link>
<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 18:34:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>saykomatrixx</dc:creator>
<guid>http://saykomatrixx.wordpress.com/2009/10/31/cadillacs-dinosaurs-atari-arcade/</guid>
<description><![CDATA[Delikanlı dönemimde uğradığım atari salonlarında oynamaktan zevk aldığım oyunlardan birisiydi Cadill]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Delikanlı dönemimde uğradığım atari salonlarında oynamaktan zevk aldığım oyunlardan birisiydi Cadill]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[From "Terry" to "Mustafa"]]></title>
<link>http://pillarz.wordpress.com/2009/10/30/mustafa/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 19:32:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>ibnepakistan</dc:creator>
<guid>http://pillarz.wordpress.com/2009/10/30/mustafa/</guid>
<description><![CDATA[Terry Holdbrooks arrived at Guantánamo detention camp in the summer of 2003 as a godless 19-year-old]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter" title="Mustafa" src="http://static.guim.co.uk/sys-images/Guardian/Pix/pictures/2009/10/6/1254852926623/terry-holdbrooks-001.jpg" alt="" width="460" height="276" /></p>
<p>Terry Holdbrooks arrived at Guantánamo detention camp in the summer of 2003 as a godless 19-year-old with a love of drinking, hard rock music and tattoos. By the time he left Cuba the following year, he had alienated his army colleagues, won the respect of the detainees and, most astonishingly, converted to Islam in a midnight ceremony in the presence of one of the detainees, who had become his mentor.</p>
<p>When I meet Holdbrooks, now 26 and named Mustafa Abdullah, he is wearing a black Muslim cap, a thick beard and long-sleeved traditional robes that almost obscure the tattoo on his right arm that reads &#8220;by demons be driven&#8221;.</p>
<p><!--more-->Holdbrooks grew up in Arizona, the only son of junkie parents who split up when he was seven years old. He was raised by his ex-hippie grandparents. Tired of being poor, determined not to follow in his parents&#8217; footsteps and keen to see the world, Holdbrooks signed up for the military. He was stationed with the 253rd Military Police Company, mostly doing administrative support work, when he was told he was to be deployed to Guantánamo.</p>
<p>During a two-week training course, the new guards took it in turns to act as detainees, and were also taken to Ground Zero. &#8220;We were not taught anything about Islam,&#8221; he says. &#8220;We were shown videos of 11 September and all we kept being told was that the detainees were the worst of the worst – they were Bin Laden&#8217;s drivers, Bin Laden&#8217;s cooks, and these people will kill you the first chance they get.&#8221;</p>
<p>Holdbrooks skims over the words, as if he is quoting from his forthcoming memoir, Traitor? &#8220;I was questioning things from day one,&#8221; he says. &#8220;The first thing I saw was a kid who is all of 16 who had never seen the ocean, didn&#8217;t know the world was round. I am sitting there thinking, what can he possibly know about the war on terror, what could he possibly know?&#8221;</p>
<p>Holdbrooks&#8217; duties at Guantánamo including cleaning, collecting rubbish, walking up and down the block to ensure detainees weren&#8217;t passing anything between cells and ferrying them to and from interrogations. There were plenty of opportunities for communication. Holdbrooks&#8217;s friendliness towards the detainees – they called him &#8220;the nice guard&#8221; – earned him unwelcome attention from his fellow guards.</p>
<p><strong>&#8220;I didn&#8217;t have a very high impression of my colleagues,&#8221; he says. Many of them were &#8220;ridiculous Budweiser-drinking, cornbread-fed, tobacco-chewing drunks, racists and bigots&#8221; who blindly followed orders, and within months he had stopped talking to them altogether. There were frequent physical altercations: &#8220;One time one of them said to me, &#8216;Hey, Holdbrooks, you know what we are going to do today? We are going to skull-fuck the Taliban out of you – you&#8217;re a sympathizer and we don&#8217;t like that.&#8221; That led to another fist fight.&#8221;</strong></p>
<p><strong>While the guards indulged in alcohol, porn and sports, Holdbrooks says he needed to learn how the detainees could endure abuse and still smile, while he was utterly miserable.</strong></p>
<p>&#8220;I knew nothing about Islam prior to Guantánamo,&#8221; he says, &#8220;so this was a complete culture shock to me. I wanted to learn as much I could, so I started talking to the detainees about politics, ethics and morals, and about their lives and cultural differences – we would talk all the time.&#8221; What began as curiosity turned to disciplined study, with Holdbrooks spending at least an hour a day learning about Islam and talking in chatrooms online. Among those he talked to were the Tipton trio of British Muslims who featured in Michael Winterbottom&#8217; s docudrama, The Road to Guantánamo; another was a man the other detainees referred to as the General – Moroccan-born Ahmed Errachidi, who had lived in Britain for 18 years, working as a chef, and spent five and a half years in Guantánamo accused of attending al-Qaida training camps. (He was later released and cleared of any wrongdoing.)</p>
<p>&#8220;We&#8217;d talk for hours and hours,&#8221; Holdbrooks says. &#8220;We&#8217;d talk about books, about music, about philosophy: we would stay up all night and talk about religion.&#8221;</p>
<p><strong>Finally, six months into his time at Guantánamo, Holdbrooks was ready. On 29 December 2003, in the presence of Errachidi, he repeated the shahada, the statement of faith that is the sole requirement for converting to Islam: &#8220;There is no God but God and Muhammad is his prophet&#8221;. The Guantánamo guard was now a Muslim.</strong></p>
<p><strong>He stopped drinking and even gave up music, because his interpretation of Islam suggested that this, too, was unacceptable. &#8220;It was not easy praying five times a day without my colleagues finding out,&#8221; he says. &#8220;I told them I had to go the bathroom a lot.&#8221;</strong></p>
<p>Converting to Islam made Holdbrooks even more unhappy about his work – he felt he was worse off than the detainees. &#8220;They were having a lot more fun than I was. The Tipton trio were always playing tricks on the guards and the interrogators. The detainees had a lot of freedom in their confinement: I had all the freedoms they didn&#8217;t have, but I was a slave to what the army wanted me to do.&#8221;</p>
<p>This claim sounds implausible, but Holdbrooks says he is referring to their freedom of thought: he was impressed by the independence he saw in the detainees, compared to his fellow guards. This still seems a rather self-pitying analysis, particularly when he goes on to describe how he had seen detainees being tortured. &#8220;It was my job to take prisoners to interrogations, so sometimes I would sit and watch,&#8221; he says. &#8220;I would see detainees who would be locked up for hours in horrible positions – for hours upon hours upon hours, in a room that might be 50 degrees or 60 degrees.</p>
<p>&#8220;There was one man who had defecated on himself and this ogre of an interrogator would douse water on him and then ask him if he was going to talk, and he would say he had nothing to talk about, and I remember thinking, what good is this going to accomplish? You cannot abuse and torture people and expect to get results that are accurate and credible.&#8221;</p>
<p>In the summer of 2004, Holdbrooks left Guantánamo and was later discharged from the army on the grounds of a &#8220;general personality disorder&#8221;. The alcohol problem that had plagued him before enlisting returned, and when his marriage dissolved, he sought solace in the old comforts of drinking, casual sex and music. &#8220;I was having nightmares about my time in Guantánamo,&#8221; he says, &#8220;and I spent the best part of three years just trying to drink Guantánamo out of my mind.&#8221;</p>
<p>Today, Holdbrooks is a practising Muslim again, but he does not seem to be at peace. There is a blankness in his gaze that hints at the scars his childhood and Guantánamo have left on him.</p>
<p><strong>Why had this hard-living Arizona boy embraced Islam? The question needles me throughout our conversation. It is only when, towards the end, Holdbrooks reveals that his favorite words are &#8220;structure&#8221;, &#8220;order&#8221; and &#8220;discipline&#8221; that the pieces fall into place. Holdbrooks&#8217;s life had been a search for order: the regimentation of army life had appeared to offer structure, and when it let him down, he turned to religion.</strong></p>
<p><strong>Holdbrooks has more in common with his former colleagues than he realizes: their allegiance to the army is matched by his adherence to faith. &#8220;Islam is a very disciplined, regimented faith and it requires a great deal of effort and conviction,&#8221; he says. &#8220;I&#8217;ve had an unbelievable fascination with structure and order for as long as I can remember: structure, order and discipline – I just love them.&#8221;</strong></p>
<p>Adapted from: The Guardian UK [Source: http://www.guardian.co.uk/world/2009/oct/07/guantanamo-bay-islam#history-byline]</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[From "Terry" to "Mustafa"]]></title>
<link>http://pillarz1.wordpress.com/2009/10/30/mustafa/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 19:29:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>solarpulse</dc:creator>
<guid>http://pillarz1.wordpress.com/2009/10/30/mustafa/</guid>
<description><![CDATA[Terry Holdbrooks arrived at Guantánamo detention camp in the summer of 2003 as a godless 19-year-old]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter" title="Mustafa" src="http://static.guim.co.uk/sys-images/Guardian/Pix/pictures/2009/10/6/1254852926623/terry-holdbrooks-001.jpg" alt="" width="460" height="276" /></p>
<p>Terry Holdbrooks arrived at Guantánamo detention camp in the summer of 2003 as a godless 19-year-old with a love of drinking, hard rock music and tattoos. By the time he left Cuba the following year, he had alienated his army colleagues, won the respect of the detainees and, most astonishingly, converted to Islam in a midnight ceremony in the presence of one of the detainees, who had become his mentor.</p>
<p>When I meet Holdbrooks, now 26 and named Mustafa Abdullah, he is wearing a black Muslim cap, a thick beard and long-sleeved traditional robes that almost obscure the tattoo on his right arm that reads &#8220;by demons be driven&#8221;.</p>
<p><!--more-->Holdbrooks grew up in Arizona, the only son of junkie parents who split up when he was seven years old. He was raised by his ex-hippie grandparents. Tired of being poor, determined not to follow in his parents&#8217; footsteps and keen to see the world, Holdbrooks signed up for the military. He was stationed with the 253rd Military Police Company, mostly doing administrative support work, when he was told he was to be deployed to Guantánamo.</p>
<p>During a two-week training course, the new guards took it in turns to act as detainees, and were also taken to Ground Zero. &#8220;We were not taught anything about Islam,&#8221; he says. &#8220;We were shown videos of 11 September and all we kept being told was that the detainees were the worst of the worst – they were Bin Laden&#8217;s drivers, Bin Laden&#8217;s cooks, and these people will kill you the first chance they get.&#8221;</p>
<p>Holdbrooks skims over the words, as if he is quoting from his forthcoming memoir, Traitor? &#8220;I was questioning things from day one,&#8221; he says. &#8220;The first thing I saw was a kid who is all of 16 who had never seen the ocean, didn&#8217;t know the world was round. I am sitting there thinking, what can he possibly know about the war on terror, what could he possibly know?&#8221;</p>
<p>Holdbrooks&#8217; duties at Guantánamo including cleaning, collecting rubbish, walking up and down the block to ensure detainees weren&#8217;t passing anything between cells and ferrying them to and from interrogations. There were plenty of opportunities for communication. Holdbrooks&#8217;s friendliness towards the detainees – they called him &#8220;the nice guard&#8221; – earned him unwelcome attention from his fellow guards.</p>
<p><strong>&#8220;I didn&#8217;t have a very high impression of my colleagues,&#8221; he says. Many of them were &#8220;ridiculous Budweiser-drinking, cornbread-fed, tobacco-chewing drunks, racists and bigots&#8221; who blindly followed orders, and within months he had stopped talking to them altogether. There were frequent physical altercations: &#8220;One time one of them said to me, &#8216;Hey, Holdbrooks, you know what we are going to do today? We are going to skull-fuck the Taliban out of you – you&#8217;re a sympathizer and we don&#8217;t like that.&#8221; That led to another fist fight.&#8221;</strong></p>
<p><strong>While the guards indulged in alcohol, porn and sports, Holdbrooks says he needed to learn how the detainees could endure abuse and still smile, while he was utterly miserable.</strong></p>
<p>&#8220;I knew nothing about Islam prior to Guantánamo,&#8221; he says, &#8220;so this was a complete culture shock to me. I wanted to learn as much I could, so I started talking to the detainees about politics, ethics and morals, and about their lives and cultural differences – we would talk all the time.&#8221; What began as curiosity turned to disciplined study, with Holdbrooks spending at least an hour a day learning about Islam and talking in chatrooms online. Among those he talked to were the Tipton trio of British Muslims who featured in Michael Winterbottom&#8217; s docudrama, The Road to Guantánamo; another was a man the other detainees referred to as the General – Moroccan-born Ahmed Errachidi, who had lived in Britain for 18 years, working as a chef, and spent five and a half years in Guantánamo accused of attending al-Qaida training camps. (He was later released and cleared of any wrongdoing.)</p>
<p>&#8220;We&#8217;d talk for hours and hours,&#8221; Holdbrooks says. &#8220;We&#8217;d talk about books, about music, about philosophy: we would stay up all night and talk about religion.&#8221;</p>
<p><strong>Finally, six months into his time at Guantánamo, Holdbrooks was ready. On 29 December 2003, in the presence of Errachidi, he repeated the shahada, the statement of faith that is the sole requirement for converting to Islam: &#8220;There is no God but God and Muhammad is his prophet&#8221;. The Guantánamo guard was now a Muslim.</strong></p>
<p><strong>He stopped drinking and even gave up music, because his interpretation of Islam suggested that this, too, was unacceptable. &#8220;It was not easy praying five times a day without my colleagues finding out,&#8221; he says. &#8220;I told them I had to go the bathroom a lot.&#8221;</strong></p>
<p>Converting to Islam made Holdbrooks even more unhappy about his work – he felt he was worse off than the detainees. &#8220;They were having a lot more fun than I was. The Tipton trio were always playing tricks on the guards and the interrogators. The detainees had a lot of freedom in their confinement: I had all the freedoms they didn&#8217;t have, but I was a slave to what the army wanted me to do.&#8221;</p>
<p>This claim sounds implausible, but Holdbrooks says he is referring to their freedom of thought: he was impressed by the independence he saw in the detainees, compared to his fellow guards. This still seems a rather self-pitying analysis, particularly when he goes on to describe how he had seen detainees being tortured. &#8220;It was my job to take prisoners to interrogations, so sometimes I would sit and watch,&#8221; he says. &#8220;I would see detainees who would be locked up for hours in horrible positions – for hours upon hours upon hours, in a room that might be 50 degrees or 60 degrees.</p>
<p>&#8220;There was one man who had defecated on himself and this ogre of an interrogator would douse water on him and then ask him if he was going to talk, and he would say he had nothing to talk about, and I remember thinking, what good is this going to accomplish? You cannot abuse and torture people and expect to get results that are accurate and credible.&#8221;</p>
<p>In the summer of 2004, Holdbrooks left Guantánamo and was later discharged from the army on the grounds of a &#8220;general personality disorder&#8221;. The alcohol problem that had plagued him before enlisting returned, and when his marriage dissolved, he sought solace in the old comforts of drinking, casual sex and music. &#8220;I was having nightmares about my time in Guantánamo,&#8221; he says, &#8220;and I spent the best part of three years just trying to drink Guantánamo out of my mind.&#8221;</p>
<p>Today, Holdbrooks is a practising Muslim again, but he does not seem to be at peace. There is a blankness in his gaze that hints at the scars his childhood and Guantánamo have left on him.</p>
<p><strong>Why had this hard-living Arizona boy embraced Islam? The question needles me throughout our conversation. It is only when, towards the end, Holdbrooks reveals that his favorite words are &#8220;structure&#8221;, &#8220;order&#8221; and &#8220;discipline&#8221; that the pieces fall into place. Holdbrooks&#8217;s life had been a search for order: the regimentation of army life had appeared to offer structure, and when it let him down, he turned to religion.</strong></p>
<p><strong>Holdbrooks has more in common with his former colleagues than he realizes: their allegiance to the army is matched by his adherence to faith. &#8220;Islam is a very disciplined, regimented faith and it requires a great deal of effort and conviction,&#8221; he says. &#8220;I&#8217;ve had an unbelievable fascination with structure and order for as long as I can remember: structure, order and discipline – I just love them.&#8221;</strong></p>
<p>Adapted from: The Guardian UK [Source: http://www.guardian.co.uk/world/2009/oct/07/guantanamo-bay-islam#history-byline]</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Μία τυχαία συνάντηση έξω από τη Δεξαμενή...]]></title>
<link>http://eistinpolin.wordpress.com/2009/10/29/friends/</link>
<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 19:31:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ταξιδιώτης</dc:creator>
<guid>http://eistinpolin.wordpress.com/2009/10/29/friends/</guid>
<description><![CDATA[Με τον Μουσταφά και την Εμινέ Καθόμασταν έξω από την Δεξαμενή, στο παρκάκι της Yerebatan Cad., απένα]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_3839" class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><img class="size-medium wp-image-3839" title="DSC00176" src="http://eistinpolin.wordpress.com/files/2009/10/dsc001761.jpg?w=300" alt="DSC00176" width="300" height="163" /><p class="wp-caption-text">Με τον Μουσταφά και την Εμινέ</p></div>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#ff9900;">Καθόμασταν έξω από την Δεξαμενή, στο παρκάκι της <span style="color:#ffff00;"><span style="text-decoration:underline;"><a title="YS" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Yerebatan_Sarnici" target="_blank">Yerebatan Cad.</a></span></span>, απέναντι από την Αγιασοφιά&#8230; Η Εμινέ και ο άντρας της, ο Μουσταφά, είχαν έρθει από την εργατική συνοικία του <a title="ΟΥΜ" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Umraniye" target="_blank"><span style="color:#ffff00;"><span style="text-decoration:underline;">Ümraniye</span></span></a> της Κωνσταντινούπολης (<em>κοντά στο Καντίκιοϊ</em>) για να επισκεφτούν τα αξιοθέτατα. Ηταν μαζί με ένα  φιλικό τους ζευγάρι από το  <a title="KAR" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Karabağlar" target="_blank"><span style="color:#ffff00;"><span style="text-decoration:underline;">Karabaglar</span></span></a> της Σμύρνης. H Εμινέ, μία πολύ ευγενική και εξωστρεφής κοπέλα, πρόσεξε την Γιώτα και εμένα που, ενώ μιλούσαμε μία άγνωστη σε αυτήν γλώσσα (<em>τα ελληνικά</em>), ωστόσο ανακατεμένα &#8220;πετάγαμε&#8221; και τουρκικές λέξεις (<em>την ώρα εκείνη έτυχε να μιλάμε για την πρώην πρωθυπουργό της γείτονος, Τανσού Τσιλέρ &#8211; άκου τώρα θέμα που βρήκαμε κι εμείς!</em>).</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#ff9900;">Με τα λίγα αγγλικά της, μας πλησίασε, μας ρώτησε από πού είμαστε και τί γλώσσα μιλάμε, μας σύστησε τον (<em>εμφανώς πιο ντροπαλό Μουσταφά</em>) και μας ζήτησε να βγούμε όλοι μαζί φωτογραφία. Τους καλέσαμε και στη Θεσσαλονίκη! </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#ff9900;">Τελικά, παντού τα πάντα, που έλεγε και η Λωξάντρα&#8230;</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cumhuriyet Türkiye'dir!!]]></title>
<link>http://sabricanz.wordpress.com/2009/10/28/cumhuriyet-turkiyedir/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 23:58:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>sabricanz</dc:creator>
<guid>http://sabricanz.wordpress.com/2009/10/28/cumhuriyet-turkiyedir/</guid>
<description><![CDATA[Cumhuriyet vatandır,cumhuriyet topraktır,cumhuriyet hayattır,cumhuriyet aşktır,cumhuriyet yeniliktir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><img class="aligncenter" src="http://fc00.deviantart.com/fs42/f/2009/062/8/6/Mustafa_Kemal_by_TSk4rTaL.jpg" alt="" width="327" height="423" /></p>
<p>Cumhuriyet vatandır,cumhuriyet topraktır,cumhuriyet hayattır,cumhuriyet aşktır,cumhuriyet yeniliktir,cumhuriyet bağlılıktır,cumhuriyet özgürlüktür,<strong>cumhuriyet Türkiye&#8217;dir.</strong></p>
<p>Kimi zamanda cumhuriyet ;<br />
&#8220;Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum&#8221; diyen bir askerdir!<br />
&#8220;Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.&#8221; diyebilen bir önderdir!</p>
<p><strong>Cumhuriyet Mustafa Kemal&#8217;dir.Cumhuriyet Atatürk&#8217;tür .(!) </strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kicking It With Mustafa]]></title>
<link>http://jerseyjoeart.wordpress.com/2009/10/26/kicking-it-with-mustafa/</link>
<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 08:27:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>jerseyjoeart</dc:creator>
<guid>http://jerseyjoeart.wordpress.com/2009/10/26/kicking-it-with-mustafa/</guid>
<description><![CDATA[After a day of painting we hung around for a bit and listened to Mustafa jam on his Flute&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><BR><br />
After a day of painting we hung around for a bit and listened to Mustafa jam on his Flute&#8230;<br />
<img src="http://jerseyjoeart.wordpress.com/files/2009/10/mustafa_joe.jpg" alt="" /></p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/4ZWok3bi-n4&#038;rel=0&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/4ZWok3bi-n4&#038;rel=0&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span><br />
<BR><BR></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ex-CIA agent confirms US ties with Jundullah]]></title>
<link>http://dprogram.net/2009/10/25/ex-cia-agent-confirms-us-ties-with-jundullah/</link>
<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 08:22:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>srsean1968</dc:creator>
<guid>http://dprogram.net/2009/10/25/ex-cia-agent-confirms-us-ties-with-jundullah/</guid>
<description><![CDATA[(PressTV) &#8211; A former Central Intelligence Agency officer has confirmed US&#8217; relations wit]]></description>
<content:encoded><![CDATA[(PressTV) &#8211; A former Central Intelligence Agency officer has confirmed US&#8217; relations wit]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Gençliğe Hitabe'nin 82. yılı]]></title>
<link>http://boragorgun.wordpress.com/2009/10/21/genclige-hitabenin-82-yili/</link>
<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 17:25:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>boragorgun</dc:creator>
<guid>http://boragorgun.wordpress.com/2009/10/21/genclige-hitabenin-82-yili/</guid>
<description><![CDATA[    Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Büyük Nutuk”un sonunda okud]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-full wp-image-144" title="1256117371" src="http://boragorgun.wordpress.com/files/2009/10/1256117371.jpg" alt="1256117371" width="460" height="230" /> </p>
<p> </p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Büyük Nutuk”un sonunda okuduğu “Gençliğe Hitabesi”nin yıldönümü, Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen etkinliklerle kutlandı<br />
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürkün 15 Ekim 1927 günü okumaya başladığı Nutku’nu 20 Ekim’de “Gençliği Hitabe” ile bitirmişti. Bir ulusun kurtuluş mücadelesinin anlatıldığı büyük nutkun ardından okunan Gençliğe Hitabe’nin 82. yılında Çankaya Belediyesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği, 20 Ekim’i “Gençliğe Hitabe Günü” olarak etkinliklerle kutladı. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısıyla başlayan etkinlik, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’yla devam etti. Açış konuşmasını Atatürkçü Düşünce Derneği Gençlik Kolları Başkanı Öner Tanık, ADD Genel Sekreteri İzzet Polat Ararat yaptı. ADD Gençlik Kolları Sekreteri Onur Toka’nın yönetttiği panele ise CHP Gençlik Kolları Genel Saymanı Umut Tunç, DSP Genel Merkezi Gençlik Kolları Temsilcisi Seyit Tosun, İşçi Partisi Öncü Gençlik Başkanı Tunç Akkoç ve YP Gençlik Kolları Başkanı Serdar Hoş katıldı.</p>
<p><strong>O tarihi gün&#8230;</strong><br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1927 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 2. Kongresinde 15 Ekim’de başlayıp 20 Ekim’de sona erdirdiği 36.5 saat süren büyük nutkunda, geçmişi anlatıp aynı zamanda gelecekte düşebileceğimiz tehlikeleri önceden sezmemiz için bize yol göstermiştir. Atatürk Kongre’de büyük heyecan yaratan ve bir tarihi irdeleyen nutkuna şu sözlerle başlamıştır:<br />
“1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir:<br />
Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa ’nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta&#8230;” İşgal altındaki bir ulusun tüm imkansızlıklara rağmen kurtulmasına önderlik eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk yazdığı Nutuk’un hedefi; ulusal bağımsızlığın hangi koşullar altında, hangi zorluklar aşılarak kazanıldığını, bu uğurda verilen mücadelelerin ruhunu gelecek nesillere aktarmaktır.</p>
<p><strong>Ulusu gençlere emanet etti</strong><br />
Atatürk bu büyük eserini, Cumhuriyeti emanet ettiği gençlere verdiği önemi belirten ve onlara yol gösteren Gençliğe Hitabe ile bitirmiştir. Büyük Nutuk’un bir özeti niteliğindeki Gençliğe Hitabe’de bugün içinde bulunduğumuz koşullar da göz önüne alınırsa, Atatürk’ün sadece o günü değil, çok daha ileriyi gördüğü bir kez daha anlaşılmaktadır&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong>Atatürk’ten gençlere öğüt</strong><br />
Birçok tarihçi ve edebiyat uzmanı tarafından, sadece içeriği ve siyasal-tarihsel önemi değil, edebi değeri ve hitabet sanatı içindeki yeri itibarıyla da bir “şaheser” olarak tanımlanan Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi şöyle:</p>
<p>“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet’ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.<br />
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.<br />
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.<br />
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.<br />
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!<br />
Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.<br />
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.<br />
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.<br />
Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.<br />
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.<br />
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!<br />
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”</p>
<p>YENİÇAĞ</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[one character, two different projections, tencere ve kapak]]></title>
<link>http://iouiou.wordpress.com/2009/10/19/one-character-two-different-projections-tencere-ve-kapak/</link>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 19:03:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>Duygu</dc:creator>
<guid>http://iouiou.wordpress.com/2009/10/19/one-character-two-different-projections-tencere-ve-kapak/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-full wp-image-236" title="R001-014" src="http://iouiou.wordpress.com/files/2009/10/r001-014.jpg" alt="R001-014" width="600" height="403" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Chronicles of MPT: The One Next to Mustafa's]]></title>
<link>http://eatdrinkcooktravel.wordpress.com/2009/10/19/chronicles-of-mpt-the-one-next-to-mustafas/</link>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 04:00:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>eatdrinkcooktravel</dc:creator>
<guid>http://eatdrinkcooktravel.wordpress.com/2009/10/19/chronicles-of-mpt-the-one-next-to-mustafas/</guid>
<description><![CDATA[DC, a man after my own stomach, had been looking up MPT places as he was concerned about the recent ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://www.copyscape.com/"><img title="Do not copy content from the page. Plagiarism will be detected by Copyscape." src="http://banners.copyscape.com/images/cs-wh-3d-234x16.gif" border="0" alt="Page copy protected against web site content infringement by Copyscape" width="234" height="16" /></a></p>
<p style="text-align:justify;">DC, a man after my own stomach, had been looking up MPT places as he was concerned about the recent lack of Chronicles of MPT posts. He found this place at Verdun Road that supposedly used buah keluak as one of the magic ingredients in its chilli sauce. Of course we had to find the next opportunity to go!</p>
<p style="text-align:justify;">The stall is nestled in a coffee shop just by Mustafa&#8217;s, that emporium of everything you need in this world (except MPT). We ordered a bowl each, DC being a purist for my blog&#8217;s sake ordered meepok, while I on advice from some reports went for the meekia.</p>
<p style="text-align:justify;">Each bowl came with a generous topping of fish dumplings, pork mince, sliced pork, fishball and a piece of crisp dried sole. I liked the gluey fish dumplings and didn&#8217;t mind the fishball. DC didn&#8217;t like the fishball though, he felt that it tasted too mass-produced. He was also pretty unlucky because his pork was undercooked and noodles soggy. For the former, he simply pushed the offending pink pieces away, but for the latter he had no choice but to slurp up the  soft pap. Why? The chilli was heavenly. I think it&#8217;s by far the best MPT chilli I&#8217;ve had. It was smoky with deep earthy buah keluak flavour and had plenty of kick. Complemented by the crisp lard pieces and a splash of black vinegar, this combination is to die for. Do yourself a favour and order the meekia. Mine was perfect. The best in a long while.</p>
<p><a title="DSCF5959 by crysta, on Flickr" href="http://www.flickr.com/photos/crysta/3950199601/"><img src="http://farm3.static.flickr.com/2623/3950199601_50a3bb3c54.jpg" alt="DSCF5959" width="500" height="375" /></a><br />
<em><br />
Ah Hor Teochew Kway Teow Mee<br />
12 Verdun Road</em></p>
<p><!-- AddThis Button BEGIN --></p>
<p><a href="http://www.addthis.com/bookmark.php"><img src="http://s7.addthis.com/static/btn/lg-addthis-en.gif" border="0" alt="" width="125" height="16" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
