<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>oguz-atay &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/oguz-atay/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "oguz-atay"</description>
	<pubDate>Fri, 04 Dec 2009 12:21:44 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[kendinitevfikfikretsanmak]]></title>
<link>http://odeonblog.wordpress.com/2009/11/26/kendinitevfikfikretsanmak/</link>
<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 19:56:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>odeonblog</dc:creator>
<guid>http://odeonblog.wordpress.com/2009/11/26/kendinitevfikfikretsanmak/</guid>
<description><![CDATA[Bugünü daha iyi anlamak içinmiş aslında. Ne olacak anlayacaksın da? Daha mı iyi yaşayacaksın? Öyle d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><a href="http://odeonblog.wordpress.com/files/2009/11/tehlikeli-oyunlar-oguz-atay-a46__16260022_0.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-528" title="tehlikeli-oyunlar-oguz-atay-a46__16260022_0" src="http://odeonblog.wordpress.com/files/2009/11/tehlikeli-oyunlar-oguz-atay-a46__16260022_0.jpg" alt="" width="201" height="292" /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Bugünü daha iyi anlamak içinmiş aslında. Ne olacak anlayacaksın da? Daha mı iyi yaşayacaksın? Öyle deme, öğren öğren: Nâzım Paşayı Ruslar nasıl aldatmış? Bakkal Rıza&#8217;nın beni aldatmasına karşı yararı dokunur mu? Anlamıyorsun, meseleleri ayağa düşürüyorsun. Anlamıyorsunuz, meseleler hiç bir zaman başa çıkmadı. Hele sizler, hele sizler, kimsesizler için hiç. Hatta kendini Tevfik Fikret sananlar için bile. Gene de herkes tarih okuyor; bütün belgeler bir bir, gün ışığına çıkarılıyor. Bu belgeler de tarihimize ışık tutuyor. Bir millet, tarihine düşkün olmalı deniliyor. Bitmez tükenmez yazışmalar, hürmetlerimi arzederimler içinde küfürleşmeler, ilk olarakpaşahazretlerinibenikazetmiştimler, eyhakikatasusamış- milletimöğren&#8217;ler, nasihatler, musahabeler, harbiumumi hatıraları, edirne hatıraları, hatıra fotoğrafları, ok işaretli paşalar, çarpı işaretli mülazımıevveller, damatpaşayaakılöğreten aklıevveller, vakayıvakvakiyeler, vakanüvisler, takvimivekayiler, saatlimaariftakvimleri, napolyondanseçmeler, hamitpaşadan inciler, veliahthazretleribanademiştikiler, topun başında arap zabiti kıyafetinde çektirilmiş soluk fotoğraflar, vilayatışarkiyenin o günkü resimleri bir yeniçeri kıyafeti, donanmamızın hâlipürmelâlini gösteren temsilî resimler, şarküıibretiâlemler, muahedeler, antlaşmalar, muhterem refikim saffet paşa için imzalanmış ahmet paşa fotoğrafları, milletimefedaolsunlar, bir cevabımızlar, zaruribiraçiklamalar, benosıradagarpcephesindevazifedeydimler, aslındahâdise- şuşekildevukubulmuşturlar, tarihtekerrürdenibaretler, ikinci selim devrinde saray âdetleri, ahvaliâdiyeler, ojen fredirikin hediyesi saatler, hüsnü paşaların bir fransız ressamının eliyle portreleri, ahiretten dönenler, ölümün eşiğinden dönenler, kırım seferinden avdet edenler, fetvalar, şeyhülislamlar, doymak bilmeyen ihtiraslar, osmanlı ordusunun talimterbiyesi hakkında baronvonpaşaların fikriyatı, türk erkânıharbiumumiyesi ile teşrikimesaileri, on sekizinci asırda tophanenin vaziyeti, Sultanahmet meydanında meşrubat satıcıları, bir külhanbeyi -zamanın gravürcülerinden Alten tarafından- birdevringurubu, birdevrintuluu, hamasi şiirler, uyaneyhalkıelim/ sanayolgösterecekselimler, bahriye marşları, halim paşanın son günleri, veliaht paşanın ilk günleri, birgüneşdoğuyorlar, birgüneşdoğmuyorlar, terakkiler, tereddiler, ihtilaflar, itilaflar, hubertpaşanıntavassutlarıylakendilerine- şiddetleler, telgraflar, suretler, çiftaylı belgeler, kendielyazılarıylalar, gümrahiye müzesine merhumun bağışladığı pek kıymetli tarihî eşyalar, beşik-i şahaneler, tavassutlar, tavassutlar, resimli tarihler, şimdiyekadarhiçbiryerde- neşredilmemişler, neşredilipdemalumsebeplerle tahrifedilmişler, kumandan- hazretlerine3k775ler, or.kum.sek.al.top.tab.m.rafet.p.ler, harp haritalarının gölgesinde bilhassa çalışma masaları başında çektirilmiş fotoğraflar, hazırolcengeeğeristersensulhusalahlar, savaşlar, harpler, muharebeler, müsademeler, çatışmalar, kıtaların cepheye iltihakları, sakalları uzamış erler, tren pencerelerinden başlarını uzatmış saf bakışlı neferler, seferler, çöller, kemikler, otarihtepektanınmışlar, pekkıymettarvazolar, kavanozlar, kavanozdiplidünyalar, kavanoz kafalı herifler kurşun askerler, müstafi yüzbaşılar, mütekait miralaylar, emekli albaylar&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">«Sen, her zaman okurdun Hüsam.»</p>
<p style="text-align:justify;"><em><strong>Oğuz Atay – Tehlikeli Oyunlar</strong></em></p>
<p style="text-align:justify;"><em><strong>İletişim Yayınları, Roman, Sf. 69-71</strong></em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cevat Çapan]]></title>
<link>http://turgayfisekci.wordpress.com/2009/11/20/cevat-capan/</link>
<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 15:35:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>bfisekci</dc:creator>
<guid>http://turgayfisekci.wordpress.com/2009/11/20/cevat-capan/</guid>
<description><![CDATA[Bu yılın 1 Mayıs’ında Adam Yayınları’nda 19. yılımı tamamladım. Bu 19 yıl benim için çok zengin dene]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bu yılın 1 Mayıs’ında Adam Yayınları’nda 19. yılımı tamamladım. Bu 19 yıl benim için çok zengin deneyimlerle dolu bir dönem oldu.</p>
<p>Bu 19 yılın bir önemli yanı da, bu süre boyunca Cevat abiyle hep yan yana ya da aynı odalarda çalışmış olmamızdı. 19 yıl boyunca bir insanla düzenli olarak her haftanın en az bir günü görüşebilmek, insanlar arasında gözle görülemeyen ama her koşulda hemen kendini belli eden bağların kurulmasına yol açıyor.</p>
<p>Cevat abiyle aklınıza gelecek her konuda konuşabilirsiniz. Beşiktaş’ın durumunu da, sinema, tiyatro dünyasında olup bitenleri de, gezilip görülecek ilginç yerleri de, dünyanın çeşitli köşelerinde yaşayan kültür adamlarını nasıl tanıdığını da&#8230;</p>
<p>Bu 19 yıl boyunca neler konuştuğumuzu düşündüğümde aklıma önce şiir geliyor. Evet, yeryüzünde şiirin bunca geri çekildiği, toplum hayatının dışına itildiği bir dönemde biz en çok şiirden konuştuk. Çünkü hayatta en önemsediğimiz şeydi şiir. Ama şiirin yanı sıra hayat üzerine, geçmiş, anılar, insanlar üzerine de çok şey konuştuk. Bu konuşmalardan aklımda onun yaşamına ve geçmişine ilişkin çok şey kaldı elbette. Bu yüzden konuşmamı biraz da bu anılar üzerine kurmak istedim. Çeşitli yaşam sahnelerinin onun şiirinin daha iyi anlaşılmasına, sevilmesine yol açacağını düşündüğüm için.</p>
<p>Bir şairi şair yapan etkenleri ya da mutlu rastlantıları hep düşünmüşümdür. Sözgelimi Nâzım Hikmet’i Nâzım Hikmet yapan ne çok etken vardır. Mevlevi şairi dedesinden, ressam annesine, Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan Sovyet devrimine saymakla tükenmeyecek etkenler.</p>
<p>Cevat Çapan’ın yaşamına baktığınızda da, onu şair eden yollarda nice zengin yaşam birikimi olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz.</p>
<p>Ve bu yaşam parçalarının hayat denilen o usta terzi tarafından nasıl ustalıkla birleştirilip geliştirildiğini de.</p>
<p>İsterseniz babasından başlayalım.</p>
<p>Erzincan’ın Kemah ilçesinin Pekeriç köyünden bir delikanlı. Köyleri bir Ermeni köyü, ama babası İstanbul’da kuru kahvecilik yapıyor. Ermeni arkadaşlarıyla Trabzon’dan vapura binip İstanbul’a babasının yanına geliyor. Yolda da arkadaşlarından Amerika’yı, orada nasıl canlı, çekici bir hayat olduğunu duyuyor. İstanbul’da babasıyla pek anlaşamıyor, biraz para biriktirince bir gemiye atlayıp önce Cezayir’e, sonra Marsilya’ya, oradan Amerika’ya gidiyor diye bindiği bir gemi ile Hollanda Guyanası’na yani Surinam’a gidiyor. Oradan her nasılsa Küba’ya geçiyor ve Santiago’da tam 20 yıl yaşıyor. İş adamı oluyor ve Emilio Çapan adını alıyor.</p>
<p>Adaları seven bir adam,</p>
<p>Adaları da kadınlar kadar.</p>
<p>Bir adam, gelip dağ köylerinden,</p>
<p>Han kahvelerinde duran.</p>
<p>Bir köylü, imparatorluğun payitahtında.</p>
<p>Bir kaçak, Cezayir zindanlarında.</p>
<p>Bir yolcu, Marsilya’dan.</p>
<p>İkinci Abdülhamit’in padişahlığında</p>
<p>Kalkıp Havana’ya giden babam.</p>
<p>Sonra Kurtuluş Savaşı oluyor, Cumhuriyet kuruluyor ve bu adam ülkesine dönüyor. Kardeşinin Darıca’daki fırınını işletmeye başlıyor. Orada komşuları Girit mübadili bir kızı seviyor ve bu aşktan 1933 yılında Cevat Çapan doğuyor.</p>
<p>12 yaşına kadar olan çocukluk yılları Darıca’da geçiyor Cevat Çapan’ın. İkinci Dünya Savaşı yılları. Hiç elektrik olmayan yıllar. Halkevlerine gelip perdesini kurarak karagöz oynatan karagözcüyü görmesiyle ilk ilgisi ortaya çıkıyor. Aynı yıllarda radyodan da Hayali Küçük Ali’nin Karagöz programlarını dinliyor.</p>
<p>Bu yıllarda babası da sürekli hikâyeler anlatarak oğlunun imge dünyasının gelişmesine katkıda bulunuyor. En çok anlattığı hikâye ise Pardayanlar’dır. Babasından öğrendiği ilk Fransızca sözler de Baba Pardayan’ın oğluna öğütleridir:</p>
<p>Kadınlardan sakın</p>
<p>Saçları yılandır seni sararlar,</p>
<p>Gözleri ateştir, seni yakarlar.</p>
<p>Ama babasının Cevat Çapan’a verdiği dersler yalnızca Pardayanlar değildir:</p>
<p>Babam iki tek atınca,</p>
<p>“Hadi seni karpuzlara götüreyim,” derdi.</p>
<p>(Karpuzlar Gebze’de oturan kızlardı.)</p>
<p>Annem kızarır, kızar,</p>
<p>“Bey, çocuk daha küçük,” diye çıkışır,</p>
<p>mutfağa gider ağlardı.</p>
<p>Babam karpuzdan anlardı.</p>
<p>Babasının oğluna öğrettiği bir şey de rakı içmektir. Daha 3-4 yaşlarındayken onu rakı sofralarına taşımaya başlar. Önce mezelerin lezzetine alışan Cevat Çapan, zamanla mezelerin yanında rakı içmeye de başlar.</p>
<p>Evlerinin yanındaki mescitte ise taşbaskısı kitaplar satan bir seyyar kitapçı vardır. İlkokul yıllarında bu kitapçıdan aldığı Hazreti Ali Cenkleri, Tahir ile Zühre, Arzu ile Kamber, Kan Kalesi, Hayber Kalesi gibi kitapları okumaya başlar. Yalnız kendi kendine değil. Evlerinin altındaki fırında çalışan işçilere de okur bu hikâyeleri. Aralarında saz çalıp, türkü söyleyenler olur, onlardan da ilk türküleri öğrenir.</p>
<p>Bu arada annesini de unutmayalım: O da akrabaları, arkadaşları, komşuları geldiğinde Rumca şarkılar söyler evlerinde. Kimileri yarı Türkçe yarı Rumca masallar anlatır. Yunancaya karşı kulak dolgunluğu da yine işte bu çocukluk yıllarında oluşur.</p>
<p>1945, Cevat Çapan’ın 12 yaşında İstanbul’a geldiği ve Robert Koleje kaydolduğu yıldır. Hem o yıllarda Türkiye’de olabilecek en güzel okula gelmiştir. Hem de sinema, tiyatro gibi sanatlarla buluşacağı İstanbul şehrine.</p>
<p>Taksim sinemasında hep Arap filmleri gösterilmektedir. Türkçe sözlü, Arapça şarkılı filmlerdir bunlar, Abdülvahap’la Ümmü Gülsüm’ün oynadıkları.</p>
<p>Yine aynı yıl İstanbul Şehir Tiyatrolarında Shakespeare ile tanışır. Muhsin Ertuğrul’un sahneye koyduğu <em>Atinalı Timon</em>’dur ilk gördüğü oyun.</p>
<p>Kolej’de Karagöz tutkusu da sürer. Okulda bir perde yaptırıp Karagöz oynatmaya başlar.</p>
<p>İlk yurtdışı gezisini de bir okul gezisi olarak Yunanistan’a yaparlar. Çeşme’den önce Sakız adasına geçip, oradan da Atina’ya giderler.</p>
<p>Robert Kolej’de çok iyi bir edebiyat eğitimi verilmektedir bu yıllarda. Şair Nigar Hanımın oğlu Salih Keramet Türkçe öğretmenleridir. Tevfik Fikret’in arkadaşıdır. Nazım Hikmet, dönemin yaşayan bütün öteki şairleri, Sait Faik, Yakup Kadri, Halide Edip, Halit Ziya, Reşat Nuri derslerde okudukları yazarlardır. Yine Batı dünyasından T. S. Eliot, Ezra Pound, James Joyce da bu yıllarda keşfettiği yazarlardır.</p>
<p>Okul bitince, 20 yaşında babası onu İngiltere’ye Cambridge Üniversitesi’ne gönderir. Ailesi iktisat okumasını istemektedir. O ise İngiliz Edebiyatı bölümüne kaydolur. Babasına altı ay sonra yazdığı bir mektupla durumu bildirir.</p>
<p>Cambridge’de sinema tutkusu iyice depreşir. Durmadan sinemaya gider. Hemen bütün sinema klasiklerini izleme olanağı bulur. Bir keresinde Mihail Kokoyannis’in Melina Merküri’nin oynadığı <em>Stella</em> adlı filmini o kadar beğenir ki, tam 9 kez seyreder.</p>
<p>Cambridge’de ilk yaptığı işlerden biri de İngiliz arkadaşlarını rakıyla tanıştırmak olur. Savaştan yeni çıkmış İngiltere’de bir çok şey karneyle dağıtılmaktadır. Babası her ay küçük bir koli içinde ona beyaz peynir, pastırma ve rakı gönderir. Rakı sofrasını kurup arkadaşlarına hem rakı içmeyi, hem de türkü söylemeyi öğretir.</p>
<p>Kendisi de elbette çağdaş İngiliz edebiyatının ustalarından etkilenir. Bunlar içinde en beğendiği ise <em>Gökkuşağı </em>ve <em>Aşık Kadınlar</em> romanlarının yazarı D. H. Lawrence’dır.</p>
<p>İlk şiirlerini de yine bu yıllarda yazar. “Denizi Özledik Denizi”, “Dilek Şart”.</p>
<p>Yaz aylarında ise Türkiye’deki edebiyatçılarla arkadaşlıklar kuruyor. Bunlar arasında ilk sıraları Bilge Karasu, Vüs’at O. Bener, Özdemir Asaf alıyorlar. Sonraki yıllarda asker arkadaşı olarak Oğuz Atay da katılacaktır yakın arkadaş grubuna.</p>
<p>Cevat Çapan’ın askerliğini yaptığı 1950’li yılların sonları Ankara, bir sanatçılar merkezidir aynı zamanda. Turgut Uyar’la, İlhan Berk’le, Can Yücel’le, haftasonları buluşup arkadaşlık etmektedirler.</p>
<p>Tabii İngiltere’de okumanın bir yararı da pek çok çağdaş yazarı herkesten önce farkedebilmesi olur. John Berger’i daha ilk romanı  <em>Zamanımızın Bir Ressamı</em> yayımlandığında, 1953’de keşfeder. Ted Hughes, Sylvia Plath aynı dönemde öğrencilik yaptığı şairlerdir. Yine Raymond Williams, F. R, Leaves, George Steiner gibi çağdaş edebiyatın başta gelen eleştirmenlerinin de derslerine girer.</p>
<p>Aynı şekilde, yalnız İngiliz edebiyatına değil, bütün dünya edebiyatına ve şiirine açılan kapıları bulabilmiştir. Böylelikle, günümüzün “Şiir Atlası”na ulaşacak, “Çin’den Peru’ya” çeviri serüveni başlar. “Çin’den Peru’ya”nın ilk basımı 1966’da Vedat Günyol yönetimindeki Çan Yayınları’ndan 76 sayfalık ince bir kitap olarak çıkar. Ancak içinde Sappho’dan Latin Şairlerine, Eski Çin şairlerinden Japon Haiku’larına, Ungaretti’den Pavese’ye, Michaux’dan Rene Char’a, Lorca’dan Alberti’ye Yeats’den Auden’a, Ezra Pound’dan Vallejo’ya çok geniş bir alanda dünya şiiri karşımıza çıkar.</p>
<p>Ardından peş peşe çağdaş Yunan şiirinin büyük ustalarını dilimize aktarır: 1966’da Seferis, 1974’te Yannis Ritsos, 1981’de Kavafis ve 1983’te de Elitis’in şiirleri kitap olarak yayımlanır. <em>Çağdaş Yunan Şiiri Antolojisi, Çağdaş İngiliz Şiiri Antolojisi </em>ve<em> Çağdaş Amerikan Şiiri Antolojisi</em> de 80’li yılların ürünlerindendir.</p>
<p>80’li yılların başında bir de Amerika serüveni vardır, Cevat Abi’nin. Beş kişilik bir aile olarak gittiği New York’ta Fulbright bursuyla geçinemeyince, bir yandan üniversitede 17. yüzyıl İngiliz edebiyatı dersi verir, öte yandan da Türk öğrencilerin kurduğu bir badanacı ekibine katılarak evlere boya badana işlerine gider. Hatta bir keresinde evini boyamaya gittikleri kişinin bir üniversite profesörü olduğunu öğrenince ev sahibi profesörle, onun evini boyamaya gelen Profesör Cevat Çapan’ı tanıştırırlar.</p>
<p>İşte, kimi sahnelerini aktarmaya çalıştığım böylesi çok sayıda mutlu rastlantının ortaya çıkardığı bir şair kişiliktir Cevat Çapan.</p>
<p>80’li yıllar, Cevat Çapan’ın aynı zamanda yeniden kendi şiirine dönüş yıllarıdır. İlk şiiri 1952 yılında, henüz 19 yaşındayken yayımlanmış olmasına karşın, ilk şiir kitabı <em>Dön Güvercin Dön</em>, aradan 33 yıl geçtikten sonra 1985’te yayımlanır ve o yılın Behçet Necatigil Şiir Ödülünü kazanır.</p>
<p>Yılların birikimi içinde yaşama sevinciyle hüznü ustalıkla harmanlayan, yalınlıkla derinliği buluşturan şiirleri peş peşe kitaplaşır: <em>Doğal Tarih, Sevda Yaratan, Ne Güzel Yolculuktu Aklımdan Çıkmaz</em>. Şiirlerinden seçmeler İngiltere ve Fransa’da da kitap olarak yayımlanır.</p>
<p>Cevat Çapan şiirine genel bir bakışla baktığımızda hep anlatılan bir hikaye vardır. Bu hikaye, kimi zaman kişisel, kimi zaman toplumsal bir hikayedir. Ancak içlerine kişisel tarihlerin ve düşlerin karıştığı hikayelerdir bunlar. Annesini, babasını, dayısını anlatırken Anna Ahmatova’yı, Osip Mandelştam’ı, Cesar Vallejo’yu, Walter Benjamin’i de anlatır.</p>
<p>Aslında bir düşler sağanağı da diyebiliriz onun şiiri için. Yalın görünümlü olmalarına karşın kişisel, toplumsal ya da tarihsel pek çok öykünün iç içe geçtiği, birbiriyle ilintilendiği, buluşup uzaklaştıkları bir olaylar ve düşler sağanağıdır. Bu nedenle gizlerine çok da kolay varılabilecek bir şiir değildir belki. Ama şairin dünyasını tanıyıp, ailesi, geçmişi ve bunca içli dışlılıktan sonra bütün dünya edebiyatı ve özellikle de şiiri için de onun ailesi diyebiliriz; evet, dünya şiirinin serüvenlerine açık, şiirin bu geniş ailesine yakın olanlar için tadına kolay varılacak ve sonra da tiryakisi olunacak bir şiirdir Cevat Çapan’ın şiiri.</p>
<p>Bir yaştan sonra, sınırsız bir çağrışımlar</p>
<p>zinciridir hayat;</p>
<p>başka kokular, başka görüntülerle</p>
<p>saldırır üstüne tekleyen belleğinle</p>
<p>ve birden başka adlarla uyanırsın</p>
<p>bir dağ yamacında daldığın düşten.</p>
<p>Bir İsveç filminde miydi</p>
<p>o küçücük madenci çocuğu</p>
<p>Auguste Renoir’ın adını hecelemeye çalışan?</p>
<p>Her şey ne kadar külrengi ve dağınık</p>
<p>gökle denizin maviliği ötesinde.</p>
<p>Bir kadın “Gecenin Matemi”ni söylüyor öğle üzeri</p>
<p>ve herkesten bir şeyler kalan bu sokaklarda,</p>
<p>kırılan camdan kalplerin parçalarını toplarken,</p>
<p>belalısı gizlice zehirliyor içindeki aylak köpeği.</p>
<p>Ve uzakta, düşlediğim Girit’te, belki de,</p>
<p>denize eğilen çamları yıkıyor yıldızlar.</p>
<p>Sonunda sana sığınıyorum, ey şiir,</p>
<p>rüzgarları, fırtınaları yararlı kılan.</p>
<p>Yaşarken, güzel adlar koydum çocuklarıma:</p>
<p>Nigar, Leyla, Alişan.</p>
<p>Burada çok kabaca söz ettiğim olaylar ve olgular, onun bin bir zenginlik içeren hayatının küçük bir bölümüdür yalnızca. Onu tam olarak tanıyabilmek için, gittiği meyhaneleri, yüzdüğü denizleri, gezdiği yerleri, okuduğu kitapları, gördüğü filmleri, oyunları, tanıdığı nice renkli insan portrelerini, çocuklarıyla, öğrencileriyle olan serüvenlerini uzun uzun anlatmak ve dinlemek gerekir. Çünkü bütün bunların ve nicelerinin bileşeninin doğurduğu bir şeydir Cevat Çapan şiiri.</p>
<p>Bunca yüksek uçuşa karşın, Cevat Çapan, ayakları yerden kesilen şairlerden değildir. Güçlü gerçekçiliği ve duyarlık eğitimiyle maddi dünya ile yaratı dünyasını birbirinden ayırmadan bir arada koruyabilmeyi başarmıştır. Gerçeklik duygusuyla güzellik duygusu yan yana, bir aradadır.</p>
<p>Lirik şiir yazmasına karşın, şiirde lirik söyleyişle mizahi, ironik tonu da ustalıkla birleştirebilmektedir.</p>
<p>Cevat Çapan’ın düşler sağanağından, bölük pörçük yaşam parçalarından bir şiir dünyası kurduğunu söyledim. Bu yamalı bohça gibi görünen şiir dünyasına biraz geri çekilip de yukardan baktığınızda ise karşınızda kusursuz bütünlükte bir yapıtın durduğunu göreceksiniz.</p>
<p>Elbette bütün sanatlar gibi şiir de aslında şairinin bireysel bir serüvenidir. Ama şair bu serüvenine ortak edebildiği okurlarıyla yaşar, çoğalır.</p>
<p>Cevat Çapan’ın, Türkçe okuyabilen bizlere sunduğu şiir yolculuğu çok güzeldi.</p>
<p>Ve kim bilir kaç kuşaklar boyunca aklımızdan çıkmayacak.</p>
<p><em>Temmuz 2005</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Geriye doğru yazılabilen 'şey'ler]]></title>
<link>http://odeonblog.wordpress.com/2009/11/15/geriye-dogru-yazilabilen-seyler/</link>
<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 02:22:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>odeonblog</dc:creator>
<guid>http://odeonblog.wordpress.com/2009/11/15/geriye-dogru-yazilabilen-seyler/</guid>
<description><![CDATA[Senin ‘egoist’ olduğunu söylerlerdi, benim için de şimdi benzer sözler ediyorlar. Annem öldükten son]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="aligncenter size-full wp-image-502" title="oguz" src="http://odeonblog.wordpress.com/files/2009/11/oguz1.jpg" alt="oguz" width="232" height="337" /></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Senin ‘egoist’ olduğunu söylerlerdi, benim için de şimdi benzer sözler ediyorlar. Annem öldükten sonra bir süre sen de yalnız kalmıştın ya, bu yüzden yalnızlığı bilirsin sanıyorum. Ben de yalnızlığımda sana benzedim babacığım: kendime yemekler pişiriyorum, senin kirli ropdöşambrına benzeyen bir şeyler giyip, bir karış sakalla evin içinde husursuz dolaşıp duruyorum, yanık kalmış elektrikleri söndürüyorum, durmadan para hesabı yapıyorum, kendimi biraz iyi hissettiğim günlerde çarşı pazar dolaşarak her malın iyisini almaya çalışıyorum. Gittikçe sana benziyorum babacığım; kimseleri beğenmez oldum. Aynaya pek bakmıyorum ama sevdiğim şeylerden söz ettikleri zaman suratımı senin gibi buruşturduğumu hissediyorum. Birilerine oturmaya gittiğim zaman, yemeğe kalmam için ısrar edilmeyince senin gibi, belki de senden çok şiddetli bir biçimde içerliyorum herkese, yalnız, senin yaptığın gibi kötü yemekleri açıkça beğenmezlik edemiyorum, ne yapalım, bu huyumu da annemden almışım. Gene de hoşnutsuzluğumu belirten bir iki söz söylemeden edemiyorum. İstiyorum ki babacığım artık herkes öğrensin hiçbir şeyi beğenmediğimi. Senin başına gelenleri düşündükçe hiçbir duygunun içimde kalmasına, hiçbir öfkenin sadece içimde büyümesine razı olamıyorum artık. Senin gibi ben de artık aklıma geleni hemen herkesin yüzüne haykırıyorum.</p>
<p style="text-align:justify;">Demek ki senin köylü tabiatın bana miras kalmış babacığım: Medeniyet sevmiyorum. Bu günlere yetişebilseydin, sen de benim gibi televizyondan nefret ederdin sanıyorum. Ben, senin çıktığın köyüne dönmek istiyorum, yani, sonradan görme deniz özlemcileri gibi kıyıda balıkçılarla filân sohbet etmek istemiyorum. Balığa çıkmak bize göre değil babacığım. Ben senin uçsuz bucaksız tarlalar arasındaki küçük köyüne yakın (çevrede belki bir iki ağaç olabilir) ahşap kirişli kerpiç bir evde yaşamak istiyorum. Evin resmini de tanıdık yaşlı bir mimara çizdirdim. (gençlere güvenim artık kalmadı babacığım.) Sana anlatması biraz zor ama, oraya gidişim bana haksızlık eden dünyaya karşı bir başkaldırma hareketi olacak diyebilirim, yani ben orada bulunmakla onlara, “işte bütün ‘terakkinizi’ gördüm ve ‘aslıma rücu ediyorum’ (yani Cemil beye dönüyorum)”, diyeceğim ve onlar da bunu anlamayacak. Sen bunu Ziya Paşa’nin ya da Mehmed Akif’in tepkilerine benzetebilirsin. Annem duysaydı çok ağlardı. Sen nasıl karşılardın bilmiyorum ama herhalde bunu da sana karşı bir hareketim olarak ‘tavsif’ etmezdin. Gene de, beni bu duruma kitapların getirdiğini söylerdin.  Lukianos’u okuduğum zaman da bir gün kitabı karıştırmış ve içinde tanrılarla alay eden bölümü görünce, “bu oğlan onun için Allah’a inanmıyor, bana karşı geliyor,” diye pek gerçekçi olmayan bir yorumda bulunmuştun. (&#8230;)</p>
<p style="text-align:justify;">Oysa ben kendimi modası geçmiş biri olarak ‘telakki ettiğim’ için senin çocukluğuna sığınıyorum babacığım. Hareketimin, annemde beğenmediğin biçimde bir duyarlılıkla ilgisi yok. Yani artık haddimi biliyorum, önünde ‘hayat’ denilen bir taşlık bulunan dağ evimde senin dönemince bilinmeyen ruhsal karışıklıklarımı yaşıyorum, kuyudan su çekiyorum ve eşeğime yüklediğim dallarla ocağımı yakıyorum. Buna ‘şimdilerde’ kaçış diyorlar babacığım; birtakım toplum sorunlarını çözemeyeceklerini hisseden burjuva, yani senin anlayacağın şekilde şehirde yaşayan ve üstelik şehirdeki günlük yaşantının geleneklerini benimseyen aydınlar böyle yapıyormuş. Sen böyle söyleyenlere bakma babacığım. Oğlunu onlardan öğrenecek değilsin ya. Sen de aslında annem gibi benim hiçbir zaman kötü bir şey yapmayacağıma inanırsın değil mi? Hani bir zamanlar bazı kitaplar okuyordum da eve bazı asık suratlı adamları çağırıp onlarla bağırarak tartışıyordum; o zamanlar annem, başıma bir şeylere geleceğinden endişelenmekle birlikte, gene de bu konuda kendisini uyaran ahbaplarına karşı beni savunuyordu. Şimdi beni savunan kalmadı babacığım, çünkü ikiniz de öldünüz. İşte ben de yalnızsam, yalnızlığımı bilmek için çoğu zaman –sabit nazarlarla boşluğa baktığım zaman- bu kerpiç evi gittikçe daha ciddi biçimde düşünüyorum. Ben bu asık suratlı aydınlara hiç benzemiyorum babacığım; onlara karşıyım ve senin içtenliğinden yanayım. Bazı kitaplar yüzünden kafam biraz karışmışsa da bugün bile senin içtenliğini taşıdığımı ümit ediyorum. Gene de sonunda sana bütünüyle benzemekten korkuyorum babacığım, yani ben de sonunda senin gibi ölecek miyim?</p>
<p style="text-align:justify;">Mektubuma burada son verirken hürmetle ellerinden öperim.</p>
<p style="text-align:justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>Oğlun.</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align:justify;">
<p><strong><em>Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken </em></strong></p>
<p><strong><em>İletişim Yayınları, Öykü, Syf. 180-184</em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir tuğla ne olmak ister?]]></title>
<link>http://tutsaklikguncesi.wordpress.com/2009/11/13/bir-tugla-ne-olmak-ister/</link>
<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 03:09:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>i.d.</dc:creator>
<guid>http://tutsaklikguncesi.wordpress.com/2009/11/13/bir-tugla-ne-olmak-ister/</guid>
<description><![CDATA[Oğuz Atay&#8217;ın Ahmet Hamdi&#8217;nin devamı sayılacak bir yazar olduğunu düşünmüyorum. Bu çapta ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><em>Oğuz Atay&#8217;ın Ahmet Hamdi&#8217;nin devamı sayılacak bir yazar olduğunu düşünmüyorum. Bu çapta yazarlar pek kimsenin &#8220;devamı&#8221; olmazlar. Ama asla öncü de olmazlar. Kendi başlarına dururlar. Ancak bu anlamda, birbirleriyle bir tür ilişkileri olduğunu söyleyebiliriz: ille birbirinden bir şey alıp vermek değil, aynı irtifada bulunmak anlamında.*</em></p>
<p>Sanırım benim buna benzer, mimarlık camiasında verebileceğim tek örnek Louis Kahn. İlla ki başkaları da vardır, ama şimdi sabaha karşı benim aklıma bir tek o geliyor. Bir de Murat Belge&#8217;den pek hoşlanmıyorum ama yine de öğrenilecek çok şey var kendisinden, sadece paylaşmak istedim.</p>
<p>Son dakikada akla gelen; Carlo Scarpa, belki, bilemedim. Vardır bir sürü başka, aklıma Kahn geldi işte ilk, seviyorum seni Kahn.</p>
<p><em>Sanat ve Edebiyat Yazıları, Murat Belge, İletişim Yayınları 2009, Syf. 107</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Korkuyu Beklerken]]></title>
<link>http://martaval.wordpress.com/2009/10/12/korkuyu-beklerken/</link>
<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 04:50:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>Müstear Efendi</dc:creator>
<guid>http://martaval.wordpress.com/2009/10/12/korkuyu-beklerken/</guid>
<description><![CDATA[Morde ratesden, Esur tinda serg! Teslarom portog tis ugor anleter, ferto tagan ugotahenc metoy-dosce]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Morde ratesden, Esur tinda serg! Teslarom portog tis ugor anleter, ferto tagan ugotahenc metoy-dosce]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Oğuz Atay/Tutunamayanlar
Hayatım, cid ... ]]></title>
<link>http://hayatnedir.wordpress.com/2009/10/09/oguz-ataytutunamayanlarhayatim-cid/</link>
<pubDate>Fri, 09 Oct 2009 19:37:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>atifunaldi</dc:creator>
<guid>http://hayatnedir.wordpress.com/2009/10/09/oguz-ataytutunamayanlarhayatim-cid/</guid>
<description><![CDATA[Oğuz Atay/Tutunamayanlar Hayatım, ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Oğuz Atay/Tutunamayanlar<br />
Hayatım, ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[sevgili hikmet benol]]></title>
<link>http://ruzigar.wordpress.com/2009/10/04/sevgili-hikmet-benol/</link>
<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 16:13:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>ruzigar</dc:creator>
<guid>http://ruzigar.wordpress.com/2009/10/04/sevgili-hikmet-benol/</guid>
<description><![CDATA[2001 yılının on birinci ayında okumuşum Tehlikeli Oyunlar&#8217;ı&#8230; Günlüğüme tuttuğum notu tek]]></description>
<content:encoded><![CDATA[2001 yılının on birinci ayında okumuşum Tehlikeli Oyunlar&#8217;ı&#8230; Günlüğüme tuttuğum notu tek]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yağmur dinsin geliyorum… ]]></title>
<link>http://ruzigar.wordpress.com/2009/10/01/yagmur-dinsin-geliyorum%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 21:29:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>ruzigar</dc:creator>
<guid>http://ruzigar.wordpress.com/2009/10/01/yagmur-dinsin-geliyorum%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. İnsanlar birbirini anlamada]]></description>
<content:encoded><![CDATA[&#8220;Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. İnsanlar birbirini anlamada]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gün 4. Yeraltından Notlar]]></title>
<link>http://hergunenazyuzsayfa.wordpress.com/2009/08/20/gun-4-yeraltindan-notlar-i/</link>
<pubDate>Thu, 20 Aug 2009 12:29:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>hergunenazyuzsayfa</dc:creator>
<guid>http://hergunenazyuzsayfa.wordpress.com/2009/08/20/gun-4-yeraltindan-notlar-i/</guid>
<description><![CDATA[Yeni uyanabildim. Sırtım nasıl tutulmuş anlatamam. Kilolarla birlikte ağrılar da geri geldi sanırım.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Yeni uyanabildim. Sırtım nasıl tutulmuş anlatamam. Kilolarla birlikte ağrılar da geri geldi sanırım. Neyse. Kahvaltımı yaptım, bir-iki tane şınav çekmeye çalıştım ama beceremedim. Birazdan dünkü kaldığım yerden devam edeceğim -Yeraltından Notlar. Bir sonraki okuyacağım kitaba henüz karar vermedim. Gece buraya gelip, öğleden sonranın raporunu yazarım.</p>
<p><img class="aligncenter" title="Yeraltından Notlar" src="http://www.timas.com.tr/resim/kapak/tmp/7649e6a324f65e908087052af69167ce.jpg" alt="" width="302" height="458" /></p>
<p>Evet. Zapiski iz podpolya. Yeraltından notlar. Kitabın kalan 100 sayfasını da okuyarak bitirdim. Dostoyevski&#8217;nin okuduğum ilk kitabı. Oğuz Atay&#8217;dan sonra, Oğuz Atay&#8217;la birlikte beni en çok etkileyen ikinci yazar. İki bölümden oluşan eserin ilk bölümünü nefesimi tutarak bir çırpıda içim sızlayarak okudum. Geride bıraktığım hiçbir cümlenin, kelimenin hakkını yeterince vererek okuduğuma inandıramıyordum kendimi. Yalan. Son yazdığım yalan da koca bir yalan. Dostoyevski şimdi şu yazdıklarımı görse bir tarafıyla gülerdi muhtemelen. İç hesaplaşmamı buraya taşımaya niyetli değilim; o hesaplaşmayı olabildiğince, &#8216;gerçek&#8217; yaşamdan uzak tutmak, içimde bir yerlerde keşfedilmeyi bekleyen gizli bir hazineymiş gibi saklamak istiyorum. Kim bilir, günü gelir bir açık arttırmada iç hesaplaşmalarıma 5 kuruş verecek birileri çıkar. Rica, minnet üzerine arttırmaya katılıp, arttırmaya konu olan eserin &#8216;gerçek&#8217; değerinden habersiz zavallı birilerine peşkeş çekilir. Ruhumu parsel parsel satıyorum dostlar, yok mu alan?! Bir ihtimal, sevabına birileri çıkıp tüm ruhumu ucuza kapatır belki; sonra da doğa tarihi, bilim müzelerinde Japon turistlerin Canon marka dijital fotoğraf makinelerine konu mankeni yaparlar. İtirazım var hakim bey. Etten kemikten teşekkül bedenimin bu hayatta konu mankenliği yapmasına sesim çıkmadı &#8211; çıktı da duymadınız, duymazdan geldiniz &#8211; ama ruhumu konu mankeni yapamazsınız, avazım çıktığı kadar bağırırım valla. Kime söylüyorum, duyuyor musunuz? Kulaklarınızı açın da beni dinleyin. Dinleyin ki, ruhunuzun, gönlünüzün pası gitsin. Gönül oksitlenmesine mucizevi çözüm. Ne anlatıyorum, kime anlatıyorum, niye anlatıyorum&#8230;</p>
<p>Kitabın iki bölümden oluştuğunu söylemiştim. İlk bölümü &#8216;teori&#8217;, ikinci bölümü ise &#8216;uygulama&#8217; olarak etiketlendirmek mümkün. Kandırmacanın daniskası. Tuzakların en kalleşi. İlk bölümü, işte beni anlatıyor diyerek, büyük bir sempati içerisinde, bir yandan da eline protesto bayrağını almış, sokaktaki kalabalığın arasına karıştıkça sesi daha bir gür çıkan eylem adamına doğru belirgin bir şekilde dönüşürken ne olsa beğenirsiniz? Dostoyevski, size hissettirmeden, arkanızdan dolaşarak, sizi ilk bölüm sırasında uyutuyor ve kitabın içine hapsediyor. Bir de bakıyorsunuz ki kitabın ana karakteri oluvermişsiniz. İlk bölümdeki isyankar tavrı devam ettireceğinizi düşünürken ikinci bölümde yazar sizinle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. Memleket bellediğiniz &#8216;yeraltı&#8217; birdenbire sizin için deplasman haline geliyor. Zira farkında olmadan kendinizi kaptırmış ve &#8216;gerçek&#8217; hayatın &#8220;hakiki bölge, yaklaşmayınız, tehlike&#8221; yazılı uyarı levhasını gözden kaçırmışsınızdır. Üzerinde &#8220;Bedeli neyse öderiz&#8221; yazılı banknotlarınızın da burada hükmü yok&#8230;</p>
<p>Yine konu dağıldı. Kısaca; tekrar tekrar okunulası; her cümlesi ayrı güzellikte, sarsıcılıkta; tespitler derin ve bir o kadar zamanının ötesinde, hatta günümüz dünyasının çözümlemesinde sorgusal rehber olabilecek kalitede bir eser. Dostoyevski&#8217;nin diğer eserlerini de en kısa zamanda temin edip okuyacağım.</p>
<p>Bir sonraki kitap için kararsızım. Popüler bir kitap mı okusam (Yeniay, Taş Meclisi, Tanrılar Okulu), romantik bir şeyler mi takılsam (Aşk Mutfakta Pişer), evrimle ilgili bir şeyler okumaya devam mı etsem (Kör Saatçi) yoksa artık derslerimle ilgili bir şeyler mi okusam karar veremedim. Yarın karar verelim bakalım.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gün 3. Aşk (II)]]></title>
<link>http://hergunenazyuzsayfa.wordpress.com/2009/08/19/gun-3-ask-iii/</link>
<pubDate>Wed, 19 Aug 2009 11:36:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>hergunenazyuzsayfa</dc:creator>
<guid>http://hergunenazyuzsayfa.wordpress.com/2009/08/19/gun-3-ask-iii/</guid>
<description><![CDATA[İçim daralıyor artık bu kitabı okurken. Yine de başladığım kitabı bitirmek istiyorum. Bir önceki oku]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>İçim daralıyor artık bu kitabı okurken. Yine de başladığım kitabı bitirmek istiyorum. Bir önceki okumamın üzerine sınırdan bir şeyler (sf. 104) ekleyebildim dün. Bugün bu kitabı bitirmeye niyetliyim.</p>
<p>Güzel haber: Bir sonra okuyacağım kitabı seçtim. Murat&#8217;ın neredeyse iki yıllık ısrarının ardından adam akıllı bir şekilde Dostoyevski okumaya başlayacağım &#8211; Elif Şafak&#8217;ın lanetinden kurtulur kurtulmaz.</p>
<p>Seçtiğim kitap, Yeraltından Notlar. Aslında bu kitabı seçmem pek de rastlantı sonucu olmadı. Bilgisayardaki e-kitapları karıştırıyordum. Aklıma yatan bir tane olursa, oradan da okuyayım bir yandan diyerek. Ekrana bir süre baktıktan sonra gözlerimdeki bozukluğun epey rahatsız edici bir seviyeye geldiğini, dolayısıyla e-kitap okumamın mümkün olmadığına kanaat getirip dosyayı kapatırken&#8230; gözüm Jean-Jacque Rousseau&#8217;nun Yalnız Gezerin Düşleri&#8217;ne takıldı. Biraz kurcaladım. İlgimi çekince Internet&#8217;te de biraz bakındım. O sırada, bu kitapla birlikte güzel gidecek ikinci bir kitap olarak Yeraltından Notlar&#8217;ın pek çok yerde tavsiye edildiğini gördüm. Bu bilgiyi not ettim ve çıktım. Akşam dolabı karıştırırken Ayşe Kulin&#8217;in Adı Aylin adlı kitabının hemen altına yapışmış Yeraltından Notlar&#8217;ı görünce buradaki listemi güncellemeye koyuldum.</p>
<p>Bugün akşam bugünkü hasılatı yazmak için bu iletiye tekrar döneceğim.</p>
<p>Bu akşamı beklememe gerek kalmadı. Bugün sandığımdan da bereketli geçeceğe benziyor. Birkaç saat içerisinde Aşk&#8217;ı bitirdim. (+ sf. 133) Son bölümünün daha ilgi çekici olduğunu söyleyebilirim. Gönle söylenen hikayeler insanı şüphesiz ki içine çekiyor. Rumi ile Şems&#8217;in hikayesinin anlatıldığı arka planı ve konu örgüsünü her ne kadar başarılı bulmasam da, Rumi, Şems ve sufilik üzerine bir şeyler okumaktan keyif aldım. Elbette bu keyfi burada bırakmamalı, o dönemde hayat bulan felsefeden, İslam felsefesinden, tasavvuftan, mistik felsefeden, mistik teolojiden nasiplenmek için bu konularda yazılmış daha fazla eserler okumalıyım.</p>
<p>Elif Şafak defterini şimdilik kapattım. Yukarıda bahsettiğim üzre, şimdi yemeğimi, tatlılarımı, mezelerimi yedikten sonra Dostoyevski ile devam edeceğim güne. Bugün bereketli geçiyor, Olric.</p>
<p>Akşam bir alt paragraftan devam.</p>
<p>Akşamki koşuşturmanın arasında kitap okumaya pek vakit bulamadım. Onun için Yeraltından Notlar&#8217;a ancak uyumak üzere odama çekildiğimde göz atabildim. Gözler yoruluncaya kadar yarıladım kitabı (sf. 54).</p>
<p>Muhteşem bir eser. Her cümlesi yüzüme tokat gibi çarptı. Özellikle son iki yıldır şuraya buraya aldığım küçük notları düşününce, bu notları kullanarak bir şeyler karalamayı düşününce&#8230; hazır yapılmışı varmış yahu! Hem de nasıl güçlü bir üslupla. Doğru kelimelerin icat edilmesi için aklımda beklettiğim tüm düşünceleri Dosto paşa çoktan yazıya dökmüş. Oğuz Atay&#8217;ın eserlerinde hissettiğim &#8220;a, ama bu benim yahu&#8221; şaşkınlıklarımı bu kitabın daha ilk 30-40 sayfasında zirvede yaşadım. Hastalığımın reçetesi de bir doktordan değil bir terk-i mühendisten geldi: Can sıkıntısı. <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  O kadar güzel tespitler, gözlemler, itiraflar, haykırışlar var ki başucu kitabım, hayat rehberim olmaya aday. Hele kelimelere dökemediğim, başkasına anlatmakta güçlük çektiğim o &#8220;yalan&#8221; hadisesi&#8230; insanın kendi söylediklerine, yaptıklarına ve hatta hissettiklerine kendisinin bile inanmaması. Oğuz Atay&#8217;da bir parça olmak üzere ilk defa açık ve net bir şekilde burada rastladım.</p>
<p>Ah Murat, neden ümüğümü sıkıp zorla okutmadın ki daha önce. Ah Dosto, neden daha önce tanışmadık azizim.</p>
<p>Yarın Yeraltından Notlar ile devam edeceğim, bitireceğim. Biyografimin henüz yaşamadığım dönemlerini de okuyalım değil mi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tehlikeli Oyunlar]]></title>
<link>http://disconnectuserectus.wordpress.com/2009/08/11/tehlikeli-oyunlar/</link>
<pubDate>Tue, 11 Aug 2009 22:17:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>disconnectuserectus</dc:creator>
<guid>http://disconnectuserectus.wordpress.com/2009/08/11/tehlikeli-oyunlar/</guid>
<description><![CDATA[Oğuz Atay&#8217;ın en az Tutunamayanlar eseri kadar başarılı olan romanı Tehlikeli Oyunlar tiyatro s]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Oğuz Atay&#8217;ın en az Tutunamayanlar eseri kadar başarılı olan romanı Tehlikeli Oyunlar tiyatro sahnesine aktarılmış da bizim haberimiz olmamış, haber verenimiz olmamış &#8211; kaçırmışız. Sağlık olsun diyelim. Bu saatten sonra elimizden ancak, bu güzel romanı sahneye taşıma cesaretini gösterebilmiş &#8211; ve üstelik şuradan buradan okuduğum eleştirilere göre sahnede romanının hakkını da çok iyi vermiş &#8211; <em>eylem adamlarının</em> kısa bir tanıtımını yapmak geliyor.</p>
<p>Tehlikeli Oyunlar, 2009 sezonunda Mayıs ve Haziran aylarında <a href="http://www.seyyarsahne.com" target="_blank">Seyyar Sahne</a> adlı tiyatro grubu tarafından sahnelenmiş. Seyyar Sahne grubu profesyonel anlamda tiyatro geçmişi olsun ya da olmasın, her biri birbirinden yetenekli oyunculardan oluşuyor. Grupla ilgili daha fazla bilgiye, grubun &#8216;gündelik hayat&#8217; çoşkusunun ve tiyatro aşkının her tarafına sinmiş olduğu sitelerinden ulaşabilirsiniz.</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 360px"><img class=" " title="Tehlikeli Oyunlar afişi" src="http://www.seyyarsahne.com/toy/afis.jpg" alt="Tehlikeli Oyunlar afişi" width="350" height="241" /><p class="wp-caption-text">Tehlikeli Oyunlar afişi</p></div>
<p>Tehlike Oyunlar&#8217;ın tiyatro sahnesine taşındığını duyduğumda, Oğuz Atay&#8217;ın sıkı bir okuyucusu olarak beni kaygılandıran üç nokta vardı: (1) romandaki her biri nev-i şahsına münhasır bir zenginlik barındıran birçok karakterin sahneye bu zenginliği kaybetmeden aktarılıp aktarılamayacağı, (2) ilk nokta ile ilintili olarak, bu zenginliği hakkını vererek sahneye yansıtabilecek yetenekte (Oğuz Atay&#8217;ı, O&#8217;nun &#8216;gündelik hayatını&#8217;, eserlerini sindirmiş) oyuncuların olup olmadığı, ve son olarak (3) Oğuz Atay&#8217;ın <em>girift</em> karakterlerinin herhangi bir roman karakterinden farklı olduğunun farkında olunup olunmadığıydı.</p>
<p>Yine eleştirilerden takip edebildiğim kadarıyla, Seyyar Sahne grubu da bu kaygıların gayet farkında olarak Tehlike Oyunlar&#8217;ı sahneye tek kişilik bir oyun olarak taşımaya karar vermişler, kurban da Erdem Şenocak seçilmiş. 1979 doğumlu Şenocak lisans eğitimini &#8216;joker bölüm&#8217; olan Endüstri Mühendisliği alanında tamamlamış. Jokerliğinin hakkını veren bölüm, Şenocak&#8217;ı başka bir alanda yolculuğa devam etmeye ikna etmiş &#8211; Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği. Teorik eğitimini, İTÜ sahnesinde tiyatro yapmaya başlayarak pratikle birleştiren Şenocak, İTÜ sahnesinin Seyyar Sahne ile voltronu birleştirmesi süreci ile birlikte Seyyar Sahne doğal bir üyesi haline gelmiş.</p>
<p>Aşağıdaki bağlantıda yer alan kısa video CNN Türk&#8217;te yayınlanan Hayatım Tiyatro adlı programın 20 Haziran 2009 tarihli yayınından. Tehlikeli Oyunlar&#8217;ın konuk edildiği bu programı, Erdem Şenocak&#8217;ın Hikmet karakteri analizini harikulade bulduğum için koymak istedim.</p>
<blockquote><p>Tehlikeli Oyunlar, Hikmet Benol karakteri üzerine inşa edilmiş bir roman. Hikmet Benol&#8217;un sesini mi, Oğuz Atay&#8217;ın sesini mi duyduğumuzu, ne zaman kimin sesini duyduğumuzu bilmediğimiz bir roman hatta. Hikmet Benol şöyle bir karakter: Aslında yine kendi ağızıyla anlatacak olursam, çok büyük işler yapmak istemiş hayatı boyunca &#8211; filozof olmak istemiş, piyano çalmak istemiş &#8211; ama bunların hiçbirini başaramamış. İşte, kadınlar ona hayran olsun istemiş, bütün stadyum onu Hikmet Benol diye bağırsın istemiş, ama hiçbiri gerçekleşmemiş. O da bütün insanlara küsmüş, başka da yapacak hiçbir şeyi olmadığı için, ve gecekondusuna kapanmış; ama bir yandan da gecekondusuna kapanmış ama, gecekonduda böyle müthiş bir gizem içeresinde, insanların gelip onu anlamasını bekliyor hala. Aslında, özetle ölmek istiyor ama bir yandan da ölümünü göz ucuyla seyredip ondan zevk almak istiyor, yani, insanların onun ölümünün ardından yakacakları ağıttan [zevk almak istiyor] belki. Tehlikeli oyunları oynamak istiyor ama bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.</p></blockquote>
<p>Bağlantılar:</p>
<p>[1] <a href="http://tehlikelioyunlargunlugu.blogspot.com/2009/06/ozgun-ulusoy-hayatim-tiyatro-cnnturk.html" target="_blank">Hayatım Tiyatro &#8211; Tehlike Oyunlar</a></p>
<p>[2] <a href="http://www.tehlikelioyunlar.net/" target="_blank">Tehlikeli Oyunlar</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kemal Tahir ve Doğu-Batı Sorunu]]></title>
<link>http://jansetkaravin.wordpress.com/2009/08/09/kemal-tahir-ve-dogu-bati-sorunu/</link>
<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 13:38:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>jansetkaravin</dc:creator>
<guid>http://jansetkaravin.wordpress.com/2009/08/09/kemal-tahir-ve-dogu-bati-sorunu/</guid>
<description><![CDATA[Oğuz Atay, çok önemli bir roman yazarı, sorumlu bir aydın, önemli bir düşünür ve kültürel mirasımızı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Oğuz Atay, çok önemli bir roman yazarı, sorumlu bir aydın, önemli bir düşünür ve kültürel mirasımızı]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Oyunlarda Yaşayanlar]]></title>
<link>http://jansetkaravin.wordpress.com/2009/08/09/oyunlarda-yasayanlar/</link>
<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 13:28:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>jansetkaravin</dc:creator>
<guid>http://jansetkaravin.wordpress.com/2009/08/09/oyunlarda-yasayanlar/</guid>
<description><![CDATA[Oğuz Atay romanlarında olduğu gibi, tiyatro metninde de 20. yüzyıl edebiyat estetiğinin deneysel öze]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Oğuz Atay romanlarında olduğu gibi, tiyatro metninde de 20. yüzyıl edebiyat estetiğinin deneysel öze]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Oğuz Atay'da Dil]]></title>
<link>http://jansetkaravin.wordpress.com/2009/08/09/oguz-atayda-dil/</link>
<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 13:22:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>jansetkaravin</dc:creator>
<guid>http://jansetkaravin.wordpress.com/2009/08/09/oguz-atayda-dil/</guid>
<description><![CDATA[Başta Osmanlıca olmak üzere, ülkede geçmişte kullanılmış ya da kullanılmakta olan çok çeşitli dil ka]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Başta Osmanlıca olmak üzere, ülkede geçmişte kullanılmış ya da kullanılmakta olan çok çeşitli dil ka]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Green - grass]]></title>
<link>http://odeonblog.wordpress.com/2009/05/04/green-grass/</link>
<pubDate>Mon, 04 May 2009 21:32:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>odeonblog</dc:creator>
<guid>http://odeonblog.wordpress.com/2009/05/04/green-grass/</guid>
<description><![CDATA[6 Mart Bu kıskanç korku gelinceye kadar, yaptıklarım bakımından değilse de, aklımdan geçenler bakımı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-377" title="sa18ku7" src="http://odeonblog.wordpress.com/files/2009/05/sa18ku7.jpg" alt="sa18ku7" width="336" height="296" /></p>
<p style="text-align:justify;">6 Mart</p>
<p style="text-align:justify;">Bu kıskanç korku gelinceye kadar, yaptıklarım bakımından değilse de, aklımdan geçenler bakımından aşağılık bir hayat yaşadım. Büyük ve güzel şeyler yerine, aşağılık şeyler düşündüm. Şimdi de durum düzelmiş değil; hiçbir şey düşünemiyorum. Çok bayağı bir olay. Neresinden tutulursa insanın elinde kalıyor: dağınık ve çürük bir örgü. Evet, haklıydı akrabalar. Ben, normal olmadığım için anormal olan bir çocuktum. Allah beni kahretsin ve ediyor da. Montaigne, kötü davranışlardan, istemediğiniz için kaçının, diyor, bece- remediğiniz için değil. Beni ne güzel açıklıyor. Ben de diyorum ki, Sayın Montaigne ve sizin gibiler! Canınız cehenneme. Sizin haklı olmanız bana hiçbir şey kazandırmıyor. Köşemde kıvrılıp ölüyorum işte. Siz de sevimli akrabalarım kadar yabancısınız bana. Adı Marki bilmem ne de olsa.. Tabii, siz gurur duyuyorsunuz düşüncelerinizden. Diyorsunuz ki, Selim Işık diye bir mesele olmamıştır. Olmayan bir mesele için, düşünce tarihinin insanı yücelten gelişimini bozamayız. Siz, kendini şövalye sanan Don Kişot gibi ilginç de değildiniz üstelik. Özür dileriz, bizi rahatsız etmeyiniz. Düşünecek meselelerimiz var. Her gün yüz binlerce insan ölüyor. Ancak, ilginç olaylarla uğraşabiliriz. Next please!</p>
<p style="text-align:justify;">İyileşmek istemiyorum. Artık bu kadarını ümit etmiyorum. Göğsümde sıkışıp kalmış korkuyu atabilsem yeter bana. O zaman aklım ve bedenim, istediğim gibi uyuşmuş olacak: beni yıpratan bu çelişme sona erecek.</p>
<p style="text-align:justify;">(…)</p>
<p style="text-align:justify;">Bütün günümü bu düşünceler içerisinde geçiriyorum; gece için yine bir hazırlık yapmadım. Oysa, gecenin geçmek bilmeyeceğini seziyorum. Bu satırları sabaha karşı üçte yazıyorum. Saat bire kadar annemi karşımda oturttum. Nefes alamıyordum; koltukta iki büklüm oturuyordum. Annem karşımdaydı. Bir kelime söylemeye korkuyordu. Ben de konuşmuyordum. Enerjiden tasarruf ediyoruz ya. Birlikte geçirdiğimiz yıllar boyunca annemle o kadar az konuştuk ki. Şimdi nereden başlayabilirim. Beni kötü yetiştirmekle suçlayamam ya onu böyle bir durumda. Ne desem fark etmez: yorum yapmadan beni dinler sadece. Olmaz. Bir insanla karşılıklı konuşacak gücüm yok. Bir insan, bir karşılık bekler sizden. Konuşurken ve dinlerken hissedersiniz bunu. Güçlü kuvvetli olduğunuz zaman önemsemezsiniz. Günseli de bana bunu hissettiriyor. Bana yararlı olmak istiyor, oysa beni yoruyor. İlgileniyor, demek ki ilgi bekliyor. Hiç olmazsa ilgilendiğinin farkedilmesini bekliyor. Annem öyle değildir. Kendini karıştırmadan benimle birlikte olmasını bilir. Hem de kitaplarda okumadan: bir yerde duymadan, içinden öyle geliyor. Bütün anneler böyle değildir. Gidip yatmasını söylüyorum: itiraz etmeden gidiyor. Karşımda oturduğu zaman düşüncelerimi hafifletiyor. İşim bitince gönderiyorum. Biraz iyileştiğimi görünce, bana yaptığın iyiliğin karşılığı olarak onunla ilgilenmemi bekleyebilir, değil mi? Hayır. Seviniyor sadece.</p>
<p style="text-align:justify;">Uyuyamıyorum. Uykuda değişeceğimden korkuyorum. Oswald gibi uyanmaktan korkuyorum. Kendimi yormamaya çalışarak bekliyorum yatakta. Oysa, asıl bu bekleyiş yoruyor beni. Terlemeye başladım. Şaşılacak derecede zayıfladım bu terlemeler yüzünden. Önce ellerim, sonra ayaklarım terliyor, sonra bacaklarım, sırtım. Ateşim biraz düşüyor bu terlemelerin sonunda. Tekrar ateşime bakmaya başladım. Yarım saatte bir derece koyuyorum. Annem, bazen dereceyi saklıyor. Terleme geçince yataktan kalkıyorum, çamaşır değiştiriyorum ve evde dolaşmaya başlıyorum. Annemin uyumadığını, yatakta endişe ile beni izlediğini seziyorum. Bazen dayanamıyor, çekingen bir sesle, nasıl olduğumu soruyor. Ona, en aksi bir sesle, anlaşılmaz ve homurtulu bir karşılık veriyorum. Koltukla uyukluyorum çoğu zaman. Ankara’daki evi görüyorum rüyamda. Ev büyüyor, büyüyor, insanlarla dolup taşıyor. Tanıdığım bütün insanlar sığıyor evin içine. Gözlerimle, en önemsiz köşelerine kadar dolaşıyorum evi: annemle babamın pirinç topuzlu karyolasını, tahta kenarlı koltuklarını görüyorum. İstanbul’a taşınırken hepsi satılmıştı. Kafamın içini temizlemek mümkün değil demek ki.</p>
<p style="text-align:justify;"><em><strong>Oğuz Atay, Tutunamayanlar<br />
Roman, S. 612- 615<br />
İletişim Yayınları </strong></em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Korkuyu beklerken...]]></title>
<link>http://feelozof.wordpress.com/2009/04/04/korkuyu-beklerken/</link>
<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 23:20:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>feelozof</dc:creator>
<guid>http://feelozof.wordpress.com/2009/04/04/korkuyu-beklerken/</guid>
<description><![CDATA[Unutulan &#8220;Ben tavan arasındayım!&#8221; diye bağırdı delikten aşağı doğru. &#8220;Eski kitapla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Unutulan </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">&#8220;Ben tavan arasındayım!&#8221; diye bağırdı delikten aşağı doğru.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">&#8220;Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara.&#8221; Son sözlerimi duydu mu?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">&#8220;Orası çok karanlıktır; dur, sana bir fener vereyim.&#8221;</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Bütün hayatım boyunca sürekli bir ilgi aradığımı söylerdi birisi bana. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Gülümsediğimi gösteren bir ayna olsaydı; biraz da ışık. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Ne düşünüyor acaba? Gülümsedi: Yine mi düşünüyor?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Yıllardır bu tozlu, örümcekli karanlığa çıkmamıştı. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Işığı gören bazı böcekler kaçıştılar. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Korku; fakat yararlı olacağını düşünmek kuvvetlendirdi onu.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Ona yardım etmek mi bu? </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Bilmiyorum, bazen karıştırıyorum; özellikle, başımda uğultular olduğu zamanlar. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Onun gibi düşünmeyi bilmek isterdim.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Fakat orada kitap sandığına benzemeyen karanlık çıkıntılar vardı. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Feneri bu garip yığına doğru tuttu. Korkuyla geri çekildi: </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Biri vardı orda, oturan biri. Feneri alıp bütün gücüyle deliğe kaçmak istedi, kımıldayamadı. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Korkusuna rağmen fenerle birlikte, ona yaklaştı. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Ne yapmışsa korkusuna rağmen yapmıştı hayatı boyunca. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Yoksa çoktan kaybolup gitmişti. Feneri onun yüzüne tuttu: </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Aman Allahım! Eski sevgilisi yatıyordu yerde. Tozlanmış, örümcek bağlamış; </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">tavan arasındaki her şey gibi. Kitap sandığına ve resim tahtalarına örümcek ağlarıyla tutturulmuş eski bir heykel gibi. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Sağ kolu bir masanın kenarına dayalı; parmakları kalem tutar gibi aşağı ayrılmış, boşlukta. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Dizleri titredi, dişleri birbirine çarptı, ayağının altından kayıp gitti döşeme; </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">kayarken de ayağına çarpan resim masası devrildi. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Kol yine boşlukta kaldı: Örümcek ağlarıyla tavana tutturulmuştu. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Bu eliyle ne yapmak istedi:? Bir şeyler mi yazmaya çalıştı? </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Ne yazık, hiçbir zaman bilemeyeceğim..</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Sonra hatırladı: Bir gün tavan arasına çıkmıştı eski sevgilisi, şiddetli bir kavgadan sonra. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Ayrıntıları bulmaya çalıştı: Belki de büyük bir tartışma olmamıştı. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Biraz kavgalıydılar galiba. Gülümsedi Bu biraz sözüne kızardı. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Onu tavan arasında bırakıp sokağa fırlamıştı. Öleceğini hissediyordu. Peki ama neden? </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Bilmiyordu; duygunun şiddeti kalmıştı aklında sadece. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Sonra &#8216;onu&#8217; görmüştü sokakta: Bütün mutsuzluğuna, kendini zayıf hissetmesine, </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">ölmek istemesine rağmen &#8216;onun&#8217; gözlerindeki ilgiyi, insanı alıp götüren başkalığı fark etmişti nedense. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">O gün eve yalnız dönmüştü tabii. Ne kadar daha çok gün eve yalnız döndüm ondan sonra da. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Titreyen dizlerinin üstüne çöktü, el fenerini tuttu onun yüzüne: Gözleri açıktı, canlıydı. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Bakamadı, başını karanlığa çevirdi. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Sonra baktı yine; onu, ölüm kalım meselelerinde yalnız bırakmayan gücünden yararlandı yine. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Hiç bozulmamış; geç kalmasaydım böyle olmazdı belki. Üzüldü. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Fakat hiç değişmemiş; son gördüğüm gibi, gözleri bile açık. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Yalnız, gözlerin bu canlılığında bir başkalık var: Her şeyi bildiği halde duygulanamayan bir ifade.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Görünüşüme bakma, içim öldü artık diye korkuturdu beni. İnanmazdım. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Öyle şeyler bulup söylerdi ki öldüğü halde. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Belki beni izliyor yine. Yerini değiştirdi. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Benimle ilgili değilsin diyerek üzerdim onu. Hayır bakmıyor bana. Belki de düşünüyor. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Hayır, gerçekten ölmedi; çünkü ben yaşayamazdım ölseydi. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Bunu biliyordu. Bu kadar yakınımda olduğunu bilmiyordum ama sen bir yerde var olursan yaşayabilirim ancak demiştim. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Nasıl olursan ol, var olduğunu bilmek bana yeter demiştim..</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">(Çünkü&#8217;yü cümlenin başında söylemeliydim, şimdi kızacak. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Evet, her an onun sözlerini düşünürek yaşadım, şimdi acaba ne der diye düşündüm.) </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Yalnız bu kadarı çürümüş. İyi. Şimdi onu nasıl inandırabilirim bütün bu süreyi onunla birlikte yaşadığıma? </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Onu unutmuş gibi yaşarken onu düşündüğüme?Anlamaz, görünüşe kapılır, anlamaz. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Başkasına rastladığım için, bu yeni ilişkinin her şeyi unutturduğunu düşünür.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Oysa her şeyi hatırlıyorum; tavan arasına çıktığı gün bu elbiseyi giydiğini bile. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">El fenerini ölünün üzerinde dolaştırdı: Örümcek ağlarının gerisinde sesli bir görünüşü var.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Yalnız ağların arasından elimi, onun kalbine götürdüğüm yer biraz karanlık. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Rüya gibi bir resim. Birlikte hiç resim çektirmemiştik. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Bir sürü şey gibi bunu da yapamadık nedense; bir türlü olmadı. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Bir koşuşma, durmadan bir şeylerle uğraşma&#8230; </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Neden koşuyorduk, acelemiz neydi? </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Tavan arasına çıktığı güne kadar, bir şeyin arkasından hep başka bir şey yaptık, hiç durmadık, hiç tekrarlamadık.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Aşağıdan, başka bir deliğin içinden ses duydu. &#8220;Bir şey mi söyledin canım?&#8221;</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Elini telaşla kitap sandığına soktu. </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">&#8220;Hiç&#8221; diye karşılık verdi aceleyle. &#8220;Kendi kendime konuşuyordum.&#8221;</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Korkuyu Beklerken &#8230;oğuz atay</span></span></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Edebiyat Sınıfta Kaldı]]></title>
<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/17/edebiyat-sinifta-kaldi/</link>
<pubDate>Tue, 17 Feb 2009 16:23:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
<guid>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/17/edebiyat-sinifta-kaldi/</guid>
<description><![CDATA[Bundan uzun zaman evvel kendi kendime bir karar aldım. Basit ama temel bir karar. Bu köşeyi olumlu, ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bundan uzun zaman evvel kendi kendime bir karar aldım. Basit ama temel bir karar. Bu köşeyi olumlu, yapıcı, güzeli ve üretkenliği öne çıkaran yazılar için kullanacağım.</p>
<p>Övgüye değer bulduğum eserleri tanıtacak, sanatın ve hayatın her dalından yaratıcı seslerin daha iyi bilinmesinde kendimce kadrimce bir katkıda bulunacağım. Velhasıl, bu köşeyi tek taraflı eleştiriler, belden aşağı vurmalar, tepeden bakmalar, ithamlar, suçlamalar, ağız dalaşları için zemin olarak kullanmayacak ve bunlardan mümkün mertebe, yapabildiğimce uzak duracağım.</p>
<p>İşte aldığım karar böyle ve bu köşenin müdavimi olanlar bilir ki aynen bu doğrultuda yazıyorum. Diyelim bir hafta içinde iki filme gittim. Birini hiç beğenmedim, ötekini sevdim. Oturup beğendiğim filmi analiz ediyor, pozitif olanı yazıyorum. Bu arada senelerdir basının içinde olan eski tüfek yazarlar tembihliyorlar bazen: &#8220;Ama bu iyi bir yöntem değil. Bu memlekette çok okunmak için bol kavga çıkarmak gerekir. Baksana televizyon programlarında bile herkes saç saça baş başa. Kimse kimseyi beğenmiyor. En azından ara sıra kavga çıkaran ya da ona buna takılan takan yazılar yazmazsan veya tartışmalara bulaşmazsan okunma oranın düşer.&#8221; Dinliyorum onları ama inanmıyorum söylediklerine. Ve ben sevdiğim konular hakkında yazmaya devam ediyorum. İstiyorum ki kalemimin mürekkebi aşk olsun, yaratıcılık ve ilham olsun; husumet veya haset değil. Kıskandıklarımı değil takdir ettiklerimi yazıyorum.</p>
<p>Zira biliyorum ki bu memlekette hepimizin esas takdir edilmeye ihtiyacımız var. Çocukluğumuzdan itibaren habire paylanıyor, eleştiriliyor, hizaya getiriliyor, sıradanlaştırılıyoruz. Sıradışı, yaratıcı, çığır açan ve bir kültürü ilerleten işler yapmak için teşvik ve takdir görmek o kadar önemli ki. Her yönetmen izlenmek, her yazar okunmak, her şarkıcı dinlenmek ister. Aksini söyleyenlere inanmayın. Okurunu umursamayan yazar, yazar değildir.</p>
<p>Peki bir yazarı en çok inciten şey nedir? Kayıtsızlık! Üretimde bulunan, bilhassa hayalgücünü başkalarına açan insanı en çok incitecek şey emeğine, özenine ve yüreğine karşı kayıtsız kalınmasıdır. Yusuf Atılgan&#8217;ın 1980&#8242;lerde Oğuz Atay&#8217;ı kaybettikten sonra yazdığı bir yazı var, diyor ki: Günlerden bir gün, bir paket geldi bana. Açtım içinden bir kitap çıktı: Tutunamayanlar. Kitap imzalıydı ve içinde de şöyle bir yazı vardı: &#8220;İlgileneceğinizi umarak&#8230;&#8221;</p>
<p>Yusuf Atılgan bu kitabı okur, çok da sever. Ama bunu hiçbir zaman Oğuz Atay&#8217;a söylemez. &#8220;Benim okuduğum kitap o kadar müthiş bir eserdi ki, böyle muazzam bir kitabı kaleme alan birinin daha nice eserler yazacağını düşündüm. Benim yorumuma, iltifatıma, söyleyeceğim iki çift lafa ihtiyacı olmadığını düşündüm. Dolayısıyla hiçbir zaman takdirlerimi ona iletme gereği duymadım.&#8221; Ama aradan seneler geçer, ortak bir arkadaşlarından öyle bir şey işitir ki bu hadiseyi yeniden hatırlamasına sebep olur. &#8220;Ben Yusuf Atılgan&#8217;a kitabımı gönderdim ama kendisinden tek bir kelime dahi duymadım. Tek gördüğüm kayıtsızlık oldu.&#8221; demiştir Atay. Bunu duyan Yusuf Atılgan çok pişman olur; ancak geçtir artık. Oğuz Atay vefat etmiştir. Ve Atılgan bu anıyı anlatırken der ki: &#8220;Eğer bugün hayatta olsaydı, ne yapar ne eder muhakkak onu bulur, karşısına geçer, yüz yüze ona kalemini ne kadar takdir ettiğimi söylerdim.&#8221;</p>
<p>Bizler de bugün aynı kayıtsızlığı sürdürüyoruz. Birbirimizin eserlerini okumuyoruz. Velev ki okuduk ve sevdik, bu sefer de bunu kendimize saklıyoruz. Kayıtsızlık, köklü bir alışkanlık olmuş edebiyat çevresinde. Ve aslında işin ilginç ve ironik yanı, hepimiz hem bundan şikâyet ediyoruz hem de bunun yeniden üretilmesine katkıda bulunuyoruz. Yani başka yazarların kayıtsızlıklarıyla bizzat karşılaştığımızda sitem ve şikâyet ediyoruz, ama biz başka yazarların -kendimi de işin içine dâhil ederek söylüyorum- kitaplarını, eserlerini, ne kadar okuyoruz? Okuduğumuz zaman bunu ne kadar yazıya veya söze döküyoruz? Birbirine ruhen ve zihnen destek olmak, ilham vermek konu olunca edebiyat dünyası her sene sınıfta kalıyor.</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=816054">Edebiyat sınıfta kaldı </a>[Zaman]</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[♥ O.]]></title>
<link>http://cangalabazhane.wordpress.com/2009/02/01/%e2%99%a5-o-5/</link>
<pubDate>Sun, 01 Feb 2009 18:35:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>b!</dc:creator>
<guid>http://cangalabazhane.wordpress.com/2009/02/01/%e2%99%a5-o-5/</guid>
<description><![CDATA[Kelimeleri, daha önce, öyle kötü yerlerde kullanmış oluyoruz ki, kirletir diye korkuyoruz duygularım]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><blockquote><p>Kelimeleri, daha önce, öyle kötü yerlerde kullanmış oluyoruz ki, kirletir diye korkuyoruz duygularımıza dokunursa. Seslerin başka türlü dokunulmazlığı var.</p></blockquote>
<p style="text-align:right;">Oğuz Atay-Tutunamayanlar</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[♥ O.]]></title>
<link>http://cangalabazhane.wordpress.com/2009/01/28/%e2%99%a5-o-4/</link>
<pubDate>Wed, 28 Jan 2009 16:53:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>b!</dc:creator>
<guid>http://cangalabazhane.wordpress.com/2009/01/28/%e2%99%a5-o-4/</guid>
<description><![CDATA[Sonunda hepimizi kurt kaptı tabii. İnsan taklidi yaptığımız için kurtlar bizi adam sandı. Oğuz Atay-]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><blockquote><p>Sonunda hepimizi kurt kaptı tabii. İnsan taklidi yaptığımız için kurtlar bizi adam sandı.</p></blockquote>
<p style="text-align:right;">Oğuz Atay-Tutunamayanlar</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[♥ O.]]></title>
<link>http://cangalabazhane.wordpress.com/2009/01/17/%e2%99%a5-o-3/</link>
<pubDate>Sat, 17 Jan 2009 10:49:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>b!</dc:creator>
<guid>http://cangalabazhane.wordpress.com/2009/01/17/%e2%99%a5-o-3/</guid>
<description><![CDATA[Çiçeklerden papatyayı, insanlardan Selim&#8217;i beğeniyorum. Oğuz Atay-Tutunamayanlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><blockquote><p>Çiçeklerden papatyayı, insanlardan Selim&#8217;i beğeniyorum.</p></blockquote>
<p style="text-align:right;">Oğuz Atay-Tutunamayanlar</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Ben buradayım..."]]></title>
<link>http://disconnectuserectus.wordpress.com/2009/01/17/ben-buradayim/</link>
<pubDate>Sat, 17 Jan 2009 02:43:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>disconnectuserectus</dc:creator>
<guid>http://disconnectuserectus.wordpress.com/2009/01/17/ben-buradayim/</guid>
<description><![CDATA[Uzun bir aranın ardından bir kitap tavsiyesi ile &#8220;buradayız&#8221;. Beni iyi tanıdığına inandı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Uzun bir aranın ardından bir kitap tavsiyesi ile &#8220;buradayız&#8221;.</p>
<p>Beni iyi tanıdığına inandığım bir arkadaşımın, &#8220;çok beğeneceksin bu kitabı&#8221; gazı ile birlikte &#8220;Ben buradayım&#8230;&#8221; adlı kitabı ödünç aldım geçtiğimiz hafta. Henüz ilk birkaç sayfasına göz gezdirebildiğim kitap ile ilgili olarak şimdilik ne yazık ki herhangi bir yorum yazamayacağım. Ancak ilgilenebilecek birilerinin olabileceğini düşünerek kitap hakkında çok az da olsa bilgi vermek istedim.</p>
<p>&#8220;Oğuz Atay&#8217;ın biyografik ve kurmaca dünyası&#8221; alt başlıklı kitapta Yıldız Ecevit, Atay&#8217;ın yazmış olduğu kitapları ve bu kitaplardaki karakterleri kullanarak alıntılar eşliğinde Atay&#8217;ın iç dünyasına yolculuğa çıkarıyor okuyucularını. İletişim yayınlarından çıkan 580 sayfalık kitabın en güncel baskısı 2007 Şubat&#8217;ında basılan 3. baskısı. Kitabın arka kapağında yer alan özeti bu iletinin sonunda bulabilirsiniz.</p>
<p>Yazımın girişinde de bahsettiğim üzere, kitabı okuma fırsatı bulamadım henüz. Bununla birlikte dikkatimi çeken iki noktayı paylaşmak istiyorum. İlki elbette birçok okuyucuyu da daha ilk görüşte yakalamış olduğuna inandığım, kitabın kapağında yer alan Oğuz Atay karikatürü:</p>
<div id="attachment_17" class="wp-caption aligncenter" style="width: 343px"><img class="size-full wp-image-17" title="50308165610" src="http://disconnectuserectus.wordpress.com/files/2009/01/50308165610.jpg" alt="Oğuz Atay Karikatürü" width="333" height="500" /><p class="wp-caption-text">Oğuz Atay Karikatürü</p></div>
<p>İkinci nokta ise, bir biyografi yazacak olması nedeniyle kitaba başlamadan önce &#8220;yaşam nedir&#8221; sorusunu soran Yıldız Ecevit&#8217;in bu çalışmayı ortaya çıkarmasında kendisine en büyük ilham kaynağı olduğuna inandığım, kitabın önsözünde yer alan şu satırlar:</p>
<p>&#8220;Ben Buradayım&#8230;&#8221;, Yıldız Ecevit, İletişim Yayınları, 3. baskı, Sf. 13-14.</p>
<blockquote><p>&#8230; insanın somut yaşam yolunda oluşturduğu kronolojik bir olaylar zincirinin, onun &#8216;bütünsel kimliği&#8217; göz önüne alındığındaki öneminin, bir buz dağının su üstünde kalan bölümünden daha hallice olmadığını, 20. yüzyılda bireysel ve kolektif bilinçaltını keşfeden ruhbilim bize söylüyordu. Biyografik yaşam adı altında çizilmiş bir somut yaşam eğrisinin, insanın kendisinin bile çözmekte zorlandığı, içinde çok sayıda farklı bileşen barındıran bir kimliği tek başına yansıtması söz konusu olabilir miydi? İnsanın somut yaşamı: biyografisi, onun içinde barındırdığı çok sayıdaki <em>olasılık</em>tan, yaşama dönüşmüş olan yalnızca bir tanesiydi. İç dünyanın dehlizlerinde, çok sayıda farklı yaşamı oluşturmaya yetecek ölçüde bastırılmış gizil yetenek, uç vermemiş duyarlılık, kavuşulmamış özlem, bir o kadar da bunlardaki soluksuz bırakılmışlığın neden olduğu, acı ile kotarılmış ruhsal bir karmaşa barınıyordu. Yaşam bunların tümüydü. Bu gizil güçlerin iç dünyadaki devinimlerini hesaba katmadan, insanın salt dış dünyada bıraktığı &#8216;<em>biyografik</em>&#8216; ayak izlerinin kalıbını çıkartarak bir yaşam anlatılabilir miydi?</p></blockquote>
<p><em>İç dünyanın dehlizlerinde</em> gezinen diğer kimliklerim yaşamım boyunca hep ilgi odağım olmuştur. Ancak bu kimliklerden pek azı &#8220;1 günlük / saatlik / anlık ben olabilme fırsatını&#8221; yakalayabildi. Çoğunlukla bu kimliklerin &#8216;<em>gerçek</em>&#8216; dünyada hayatta kalamayacağına kanaat getirip, bu argüman ile diğer kimliklerimin bastırılmasını meşrulaştırdığımı düşünerek kendimi kandırma yoluna gitmişimdir. Halbuki aslolan, ortada meşrulaştırılmış bir şeyin olmadığıdır; aslolan sadece, bu kimliklere bir şans verecek kadar bile cesaretimin bulunmadığını <em>varsayılan kimliğime</em> itiraf etmekten duyduğum,  &#8211; pişkin bir şekilde halen <em>ben</em> dediğim &#8211; benliğimi içten içe kemirdiğini hissettiğim korku.</p>
<p><em>Arka kapak özeti</em></p>
<blockquote><p><span>Edebiyatımızın kilometre taşlarından olan Oğuz Atay özellikle son yirmi yıldan bu yana büyük bir okur kitlesine ulaştı ve benimsendi. Yazarın gerek yaşamı gerekse eserleri hakkında yazılanlar ise makalelerle sınırlı kaldı.</span></p>
<p>Modern Türk edebiyatı konusundaki ciddi ve kapsamlı araştırmalarıyla tanınan, aynı zamanda önemli bir Oğuz Atay uzmanı olan Yıldız Ecevit, ilk defa Oğuz Atay’ın yaşamını ve eserlerini kitaplaştırdı. Ecevit bu kitabında Oğuz Atay’ın yaşam öyküsünü anlatırken eserleri ile yaşamının örtüştüğü yerleri ve hayatındaki esin kaynaklarını da keşfediyor. Aynı zamanda eserlerin yetkin bir eleştirisini de yapıyor.</p>
<p>Tutkunlarının Oğuz Atay romancılığının tüm yönlerini okuyabilecekleri mükemmel bir kitap ve edebiyat tarihimizde bir ilk&#8230;</p></blockquote>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tutunamayanlar...]]></title>
<link>http://feelozof.wordpress.com/2009/01/14/tutunamayanlar/</link>
<pubDate>Wed, 14 Jan 2009 03:40:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>feelozof</dc:creator>
<guid>http://feelozof.wordpress.com/2009/01/14/tutunamayanlar/</guid>
<description><![CDATA[‘benim için anlatmak, açıklamak, ancak kelimelerin anlamını değiştirmekle mümkün olacak galiba. Ben ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">‘benim için anlatmak, açıklamak, ancak kelimelerin anlamını değiştirmekle mümkün olacak galiba. Ben o yıllarda kelimelerin anlamlarını doğru dürüst bilmiyordum bile. Zaten hiç bir zaman kelimelerin anlamını doğru dürüst bilemedim. Her zaman kelimelerin, cümlelerin, insanın üstüne bir mızrak gibi saldıran düşüncelerin bunaltıcı baskısını duydum. En iyisi kendinle konuşacaksın, kendine yorumlayacaksın okuduklarını. Bu bakımdan hayatımın en güzel yılları ‘Pardayan-Pitigrilli-Fantoma’ dönemidir. İstediğim gibi okudum, istediğim gibi yorumladım. Kimse beni rahatsız etmedi, bey kardeşim. Düşünceleri de olayları da istediğim biçimde düşündüm. Gözlük takmanın sebebini yıllarca, göze toz toprak kaçması, gözün de böylece yorularak iyi görmemesi sandım. Bugün de öyle sanmak isterdim; bunun kimseye zararı dokunmazdı. Ben de, yalnız bana ait olan bir düşüncenin mutluluğuyla yaşardım.’ </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Oğuz Atay – TUTUNAMAYANLAR</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">(Daha acınası bir şey var; bir şeye tutunanlar.)<span>  </span></span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> </span></span></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[♥ O.]]></title>
<link>http://cangalabazhane.wordpress.com/2008/12/31/%e2%99%a5-o-2/</link>
<pubDate>Wed, 31 Dec 2008 20:46:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>b!</dc:creator>
<guid>http://cangalabazhane.wordpress.com/2008/12/31/%e2%99%a5-o-2/</guid>
<description><![CDATA[Bat dünya bat! Talih! İki gözün kör olsun da piyango bileti sat! Oğuz Atay-Tutunamayanlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><blockquote>
<div><span>Bat dünya bat! Talih! İki gözün kör olsun da piyango bileti sat!</span></div>
</blockquote>
<p style="text-align:right;">
<p style="text-align:right;">Oğuz Atay-Tutunamayanlar</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[♥ O.]]></title>
<link>http://cangalabazhane.wordpress.com/2008/12/28/%e2%99%a5-o/</link>
<pubDate>Sat, 27 Dec 2008 22:13:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>b!</dc:creator>
<guid>http://cangalabazhane.wordpress.com/2008/12/28/%e2%99%a5-o/</guid>
<description><![CDATA[Oblomov gibi geviş getiriyoruz hayallerle. Oğuz Atay-Tutunamayanlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><blockquote><p><span class="short">Oblomov gibi geviş getiriyoruz hayallerle.</span></p></blockquote>
<p style="text-align:right;"><span class="medium">Oğuz Atay-Tutunamayanlar</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[♥ O. ]]></title>
<link>http://cangalabazhane.wordpress.com/2008/12/25/18/</link>
<pubDate>Thu, 25 Dec 2008 21:24:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>b!</dc:creator>
<guid>http://cangalabazhane.wordpress.com/2008/12/25/18/</guid>
<description><![CDATA[Biz Türkler açık sözlüyüzdür. Kendimizi tutamayız. Birbirimizi ne kadar yeni tanımış olsak da, yarım]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><blockquote><p><span class="medium">Biz Türkler açık sözlüyüzdür. Kendimizi tutamayız. Birbirimizi ne kadar yeni tanımış olsak da, yarım saat geçmeden içimizi döker ve fakat aşk, deriz.</span></p></blockquote>
<p style="text-align:right;"><span class="medium">Oğuz Atay-Tutunamayanlar<br />
</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
