<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>olum &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/olum/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "olum"</description>
	<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 02:41:24 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Kendine acimak]]></title>
<link>http://kediolun.wordpress.com/2009/11/27/kendine-acimak/</link>
<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 00:04:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ekim Nazım Kaya</dc:creator>
<guid>http://kediolun.wordpress.com/2009/11/27/kendine-acimak/</guid>
<description><![CDATA[Ilk yazimda bahsettigim uzucu olayi dusunun. Olum kavramina yabanci olan anne kedi, az once onun pes]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://kediolun.wordpress.com/2009/11/26/kedi-olun-ne-demek/">Ilk yazimda</a> bahsettigim uzucu olayi dusunun. Olum kavramina yabanci olan anne kedi, az once onun pesinden kosan bebeginin artik neden hareket etmedigini anlayamiyor. Onu koklamaktan baska elinden gelen bir sey de yok. Muhtemelen bir sure sonra da yavrusunun yerden kalkamayacagini fark edip, oradan uzaklasmistir. Bizim icin cok aci, anne kedi icin anlamsiz bir durum&#8230;</p>
<p>Simdi bir insani gozunuzun onune getirin. Benzer bir durumda &#8220;bu neden benim basima geldi, bunu hak etmek icin ne yaptim?&#8221; diye dusunecek olan insan, ciddi bir psikolojik travma yasayacak ve bunu atlatmasi uzun bir sure alacaktir.</p>
<p>Bir kedinin olumuyle bir insanin olumu, toplumsal acidan karsilastirilmasi anlamsiz iki vaka olsa da, iddiami somutlastirmak icin gerekli&#8230;</p>
<p>Bir insanin, toplumun, ya da genel olarak hayatin bize haksizlik ettigini dusunerek hayati kendimize zindan etmemiz mumkun. Ve bu rahatsizligin, hayal gucumuzden baska bir ust siniri yok. Yasadigimiz olumsuzluklarin birbiriyle ilintili oldugunu ve bir tek bizim basimiza geldigini varsayarak, o olumsuzluklarin etkisini kat kat arttirabiliriz. Oyle ki, sozkonusu olumsuzlugun ne oldugunu bile unutup, bu haksizlik psikolojisi icinde suruklenip gitmemiz mumkun.</p>
<p>Diger tarafta, olaylarin nesnesi degil, oznesi olmayi secerek, sebep-sonuc iliskisini gozeterek, olumsuzluklarin bizde yaratacagi hasari mumkun oldugunca azaltmak mumkun.</p>
<p>Kediler, baskalari onlara acirken bile, kendilerine acimazlar. <strong>Kedi olun</strong>.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gidersen]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/25/gidersen/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 19:35:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>protothyas</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/25/gidersen/</guid>
<description><![CDATA[Gidersen üzülürüm, ağlarım biraz, üşürüm. Soğurum hayattan, yalnız kalırım, ölürüm belki. Uykum geli]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Gidersen üzülürüm, ağlarım biraz, üşürüm. Soğurum hayattan, yalnız kalırım, ölürüm belki. Uykum geli]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bıraktın mı?]]></title>
<link>http://alperentrk.wordpress.com/2009/11/25/biraktin-mi/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 13:48:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>Alperen Türkü</dc:creator>
<guid>http://alperentrk.wordpress.com/2009/11/25/biraktin-mi/</guid>
<description><![CDATA[http://th00.deviantart.net/fs7/300W/i/2005/212/f/b/Paint_it_black_by_killer05.jpg Bıraktın mı? Şu ba]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://th00.deviantart.net/fs7/300W/i/2005/212/f/b/Paint_it_black_by_killer05.jpg" alt="http://th00.deviantart.net/fs7/300W/i/2005/212/f/b/Paint_it_black_by_killer05.jpg" /><br />
<em>http://th00.deviantart.net/fs7/300W/i/2005/212/f/b/Paint_it_black_by_killer05.jpg</em><br />
<strong><br />
Bıraktın mı?</strong></p>
<p>Şu bana dar bendime nefes almak için<br />
Kalemime boş kâğıdı çizmek için<br />
Kırık dökük aynalarda günahım görmek için<br />
Suskun eylenmiş dilime söz vermek için</p>
<p>Alan bıraktın mı?<br />
Kan bıraktın mı?<br />
Can bıraktın mı?<br />
Zaman bıraktın mı?</p>
<p>Nefret edilenleri sevmem için<br />
Zaferin acılı sancısını çekmem için<br />
Dar alanda top koşturmam için<br />
Ben yokken ben olmak için</p>
<p>Sevgi bıraktın mı?<br />
Zehri bıraktın mı?<br />
Azmi bıraktın mı?<br />
Beni bıraktın mı?</p>
<p>Yoksa yaktın mı?</p>
<p>AlpEren TRK<br />
Brüksel &#8211;  Of@s</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[çok uzun bir günün hikâyesi: AĞIT]]></title>
<link>http://drempro.wordpress.com/2009/11/24/cok-uzun-bir-gunun-hikayesi-agit/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 14:29:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>drempro</dc:creator>
<guid>http://drempro.wordpress.com/2009/11/24/cok-uzun-bir-gunun-hikayesi-agit/</guid>
<description><![CDATA[31 Aralık 2009&#39;da... “Yalnızlaştırmak” yazısında şöyle demiştim: &nbsp; “Görüntüye aldanmayın, e]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong> </strong></p>
<p><strong></p>
<div id="attachment_473" class="wp-caption alignleft" style="width: 369px"><a href="http://drempro.wordpress.com/files/2009/11/naz.jpg"><img class="size-full wp-image-473" title="naz" src="http://drempro.wordpress.com/files/2009/11/naz.jpg" alt="" width="359" height="448" /></a><p class="wp-caption-text">31 Aralık 2009&#39;da...</p></div>
<p>“Yalnızlaştırmak”</strong> yazısında şöyle demiştim:</p>
<p>&#160;</p>
<p>“Görüntüye aldanmayın, elimde tuttuğum her şey <strong>‘ilk yalnızlığın’</strong> bir rüşvetiydi aslında. Yedi yaşımda daha, bir kara şimşek düşürdüm elimden yere; bir daha hiç mi hiç gitmediğim, gitmek istemediğim, tesadüfen geçersem başımı çevirdiğim o lain Sarayburnu sahilinde. Henüz rol yapamayacak kadar küçük, ama <strong>‘yalnızlığı’</strong> öğrenmek zorunda kalacak kadar büyüktüm. Yine de, öyle bir ‘yalnızlığa’ dair söyleyebileceğim bir söz yoktu haznemde. Yıkılan o bedenin korkunçluğu ilk gördüğümde büyütmüştü gözlerimi. Çok sonra, ama çok uzun zaman sonra, o bedende hiçbir ürkütücü yanın olmadığını anladım. Bedenin çaresizliğini gördüm, cesetten yıllar sonra. O bedende korkulacak, acınacak, üzülecek, şaşıracak bir şey yoktu. Bir çaresizlik vardı ki, düşman başına! Ama bırakın o çaresizliğe üzülmeyi ya da acımayı; dokunamıyor, tanımlayamıyordunuz bile.</p>
<p><strong>‘Güzel bir hikaye’</strong> olmadı!</p>
<p>Gidip, bir toprağı avuçladım sonra. Daha yeni, taptaze yağmuru yemiş toprak, parmaklarımın arasından usulca süzülürken, o anda kendimde bulabildiğim tüm güçle sıktım avuçlarımı. Ölümünden 8 yıl sonra, tüm günahlarını ve yanlışlarını bağışlayarak uğurladım babamı.</p>
<p><strong>‘Ama sen de beni bağışla’</strong> dedim ayrılırken, sessizce: <strong>‘Şimdi sıra bana geldi artık, şimdi benim ‘günah çağım’ başlıyor. Senin yaran benimdir, buna bir diyeceğim yok, ama günü geldiğinde sen de gel, benden devral benim yaralarımı. Onları senden başka emanet edeceğim kimse olmayacak. Benim çocuğum, o yaraları devralmayacak. Bu yükü toprağa yatırmayışım, sana eyvallahımdır ama, kendimden sonrasına da bir zerresini taşımayacağımı bilesin. Benden sonrası yazamadığın, yazamayacağım hikayenin en güzel yanı. Benden sonrası yarasız, rengarenk bir umut atlası. Benden hikaye umma! Benim ki yeni bir yol değil baba; senin çıktığın, ama eskitmeye fırsat bulamadığın o bulanık yolun, bana kalanı!’”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>* * *</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>17 yıl önce, 31 Aralık 1992 günü; bütün ömrümce sızlayacak koca bir yaranın içine gömülmüş halde ve henüz 32 yaşındayken uğurlandığım babamın, ölümüyle doğumunun birbirine karıştığı bir tek günün hikâyesini, 1 Ocak 2010 günü 50 yaşına girecek genç bir adama; yani yine ona, genç bir adama, ölü bir kahramana, babama adayacağım.</p>
<p>Her şeye rağmen, <strong>“iyi ki doğdun”</strong> demek için: <strong>“İyi ki hâlâ burdasın.”</strong></p>
<p><strong>EMRE DURSUN, Kasım &#8216;09</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yalnız Kareler]]></title>
<link>http://fotografmakale.wordpress.com/2009/11/23/yalniz-kareler/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 15:14:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>MxDönence</dc:creator>
<guid>http://fotografmakale.wordpress.com/2009/11/23/yalniz-kareler/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/birben.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3350" title="birben" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/birben.jpg?w=227" alt="" width="227" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/cocuk1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3351" title="çocuk" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/cocuk1.jpg?w=221" alt="" width="221" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/ihtiyar.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3352" title="ihtiyar" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/ihtiyar.jpg?w=199" alt="" width="199" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/kucuk_kiz.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3353" title="küçük_kız" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/kucuk_kiz.jpg" alt="" width="300" height="275" /></a></p>
<p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/sessizlik.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3354" title="sessizlik" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/sessizlik.jpg" alt="" width="300" height="315" /></a></p>
<p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/sonbahar1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3355" title="sonbahar" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/sonbahar1.jpg?w=199" alt="" width="199" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/tekbasina.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3356" title="tekbaşına" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/tekbasina.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a></p>
<p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/yagmur.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3357" title="yağmur" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/yagmur.jpg?w=255" alt="" width="255" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/yalnizadam.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3358" title="yalnızadam" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/yalnizadam.jpg?w=300" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/yalnizlik.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3359" title="yalnızlık" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/yalnizlik.jpg?w=300" alt="" width="300" height="182" /></a></p>
<p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/beklerken1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3349" title="beklerken" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/11/beklerken1.jpg" alt="" width="300" height="275" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölüm - Nakaha]]></title>
<link>http://nakaha.wordpress.com/2009/11/23/olum-nakaha/</link>
<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 23:18:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>nakaha</dc:creator>
<guid>http://nakaha.wordpress.com/2009/11/23/olum-nakaha/</guid>
<description><![CDATA[ölüm denen sey nedir tam olarak nedir insanlari bu kadar urkuten sey sence.. bikac gundur bunu dusun]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>ölüm denen sey nedir tam olarak<br />
nedir insanlari bu kadar urkuten sey sence..<br />
bikac gundur bunu dusunuyorum<br />
ölümden anladigim sey gercekten sadece<br />
fizyolojik ölüm mu..<br />
kesinlikle hayir..</p>
<p>ölüm dedigin sey cok farkli aslinda<br />
tamam o kisiye bi daha dokunanamak<br />
onun kokusunu bi daha alamamak<br />
bunlari dusudukce o bildigimiz ölüm de<br />
yeterince kotu bir sey..</p>
<p>ama esas ölüm sudur bir insan icin..</p>
<p>ne zaman ki bi insanin hayatinda<br />
senden bir parca kalmaz<br />
iste o vakit sen bir ölüsün artik<br />
o insan icin..</p>
<p>boyle olursa durum<br />
bu dunyadasin ya da otekindesin<br />
cok da muhim degil artik<br />
o kisi icin sen ölmüssün demektir..</p>
<p>ama tam tersine<br />
belki cok buyuk darginliklar yasarsin<br />
belki cok buyuk engeller ayirir seni<br />
hatta belki gercekten ölmüssündür<br />
ama hala sen varmiscasina devam ettiriyorsa hayatini<br />
&#8220;o&#8221;<br />
hala sen kizarsin diye cok istedigi seyleri bile yapmiyorsa<br />
&#8220;o&#8221;<br />
hala sen cok sevinirsin diye hayatinda ufak degisikler yapiyorsa<br />
&#8220;o&#8221;<br />
hala hayatinda bir &#8220;sen&#8221;le birlikte yasiyorsa<br />
&#8220;o&#8221;..<br />
iste bu vakit sen &#8220;o&#8221; kisi icin hala hayattasin<br />
uzakta da olsan gercekten ölmüs de olsan..</p>
<p>fakat &#8220;o&#8221; bunlarin hicbirini yapmiyorsa<br />
sirf senden ayri dustugu icin<br />
iste o vakit sen bir &#8220;ölü&#8221;sün<br />
ister bu dunyada ol<br />
ister otekinde&#8230;</p>
<p>28/09/2009 00:34</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[El-Aşk Ve Kafirun]]></title>
<link>http://felsefehayat.wordpress.com/2009/11/21/el-ask-ve-kafirun/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 13:01:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>Felsefe Hayat Projesi</dc:creator>
<guid>http://felsefehayat.wordpress.com/2009/11/21/el-ask-ve-kafirun/</guid>
<description><![CDATA[Günbatımı beni çağırıyor, Karanlık için aydınlığı yırtmaya gidiyorum&#8230; Elimde bir kılıç&#8230; ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Günbatımı beni çağırıyor, Karanlık için aydınlığı yırtmaya gidiyorum&#8230; Elimde bir kılıç&#8230; ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yürek Söken Metinler -IV-]]></title>
<link>http://felsefehayat.wordpress.com/2009/11/21/yurek-soken-metinler-iv/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 12:40:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>Felsefe Hayat Projesi</dc:creator>
<guid>http://felsefehayat.wordpress.com/2009/11/21/yurek-soken-metinler-iv/</guid>
<description><![CDATA[Kendine kıyma hakkına gelince… Hayatın içinde kalamama durumu çokça vuku bulur. Ama genelde ruhu kat]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Kendine kıyma hakkına gelince… Hayatın içinde kalamama durumu çokça vuku bulur. Ama genelde ruhu kat]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnsan Ömrü İki Katına Çıkıyor]]></title>
<link>http://bycr4zy.wordpress.com/2009/11/20/insan-omru-iki-katina-cikiyor/</link>
<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 20:29:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>bycr4zy</dc:creator>
<guid>http://bycr4zy.wordpress.com/2009/11/20/insan-omru-iki-katina-cikiyor/</guid>
<description><![CDATA[İsviçreli bilimadamlarının insan ömrü üzerine yaptığı son araştırma umut verici haberler veriyor. Bi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[İsviçreli bilimadamlarının insan ömrü üzerine yaptığı son araştırma umut verici haberler veriyor. Bi]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hangi Islam: "Hadis sorunu!"(3)]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/20/hangi-islam-hadis-sorunu3/</link>
<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 17:16:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/20/hangi-islam-hadis-sorunu3/</guid>
<description><![CDATA[Bir önce ki bölümde (kadın bölümü) gördük´ki kadınlar hakkında bir kısım hadisler ve sözler uydurulm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h4><img src="http://blog.milliyet.com.tr/Images/Blog/190/21/214555.jpg" alt="" width="235" height="186" align="right" /> Bir önce ki bölümde (<em>kadın bölümü</em>) gördük´ki kadınlar hakkında bir kısım hadisler ve sözler uydurulmuş. Kur´an ile apaçık çelişen uydurmalar öne sürülmüş ve böylece kadına zulüm yapılmıştır. Şimdi gelelim genel olarak hadis konusuna.
<p>&#160;</p>
<p>Hadis kelimesi sözlükte “<strong>söz,  haber</strong>” manasına geldiğini görüyoruz. Sünnet <strong>“izlenen yol,  adet”</strong> manasına gelir. Halk arasında yaygın olarak kullanımına göre Peygamber’in söylediği iddia edilen sözlere <strong>“hadis”</strong>,  Peygamber’in davranış biçimleri,  hareket tarzları olduğu iddia edilen davranışlara ise <strong>“sünnet”</strong> denir.<!--more--></h4>
<h4>Kur´an kendisi için <strong>&#8220;ahsen-el hadis&#8221;</strong> yani &#8220;SÖZLERİN EN GÜZELİ&#8221; der! İman konusunda Allah kelamı dışında hiçbir söz lekesiz/hatasız omadığı gibi itibar da edilmemelidir. Bu dinin sahibi Allah ise, sahibinin sözü dışındaki sözlere itibar edilmez. Bunun yanı süre doğru söz kimden çıkarsa çıksın Kur´an bunu red etmez. Misal Yahudiler yahut hıristiyanlar 2+2 = 4 eder dedi diye biz bunu redmi edeceğiz? Tabiki hayır!
<p>&#160;</p>
<p>Velhasıl konu iman olunca tek söz sahibi ALLAH´tır,  dolaysı ile Kur´anı kerim´dir.</p>
<p>Peygambere atfedilen uydurma hadislere bakarsak, ayetlerin ne demek istediğini daha iyi anlarız. Nitekim bir avuç Peygambere ait olan hadisin/sözün yanı süre, milyonlarca hadis/söz uydurulmuştur. Öyle bir hal almıştır ki, ulema bile artık işin içinden çıkamaz olmuştur! Misal vermek gerekiyorsa şu ayetlere bakalım.</p>
<p>Nisa Suresi 87 Allah&#8217;tır O, ilah yoktur O&#8217;ndan başka. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. <strong>hadis/söz bakımından,  Allah&#8217;tan daha sadık kim olabilir?</strong></p>
<p>A&#8217;raf Suresi 185 Göklerin ve yerin melekutuna, Allah&#8217;ın yarattığı herhangi birşeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? <strong>Peki,  bu Kur&#8217;an&#8217;dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar?</strong></p>
<p>Yusuf Suresi 111 Yemin olsun ki,  resullerin hikâyelerinde,  aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. <strong>Bu Kur&#8217;an,  uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; </strong>aksine o,  önündekini tasdikleyici,  her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.</p>
<p>Lokman Suresi 6 <strong>İnsanlardan öylesi vardır ki,  Allah yolundan bilgisizce saptırmak için hadis/laf eğlencesi satın alır </strong>ve onu alay konusu edinir. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.</p>
<p>Casiye Suresi 6 İşte bunlar,  Allah&#8217;ın ayetleridir ki,  onları sana hak olarak okuyoruz. <strong>Hal böyle iken Allah&#8217;tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar? !</strong></p>
<p>Tur Suresi 34 <strong>Eğer doğru sözlü iseler,  onun benzeri bir hadis/söz getirsinler.</strong></p>
<p>Mürselat Suresi 50 <strong>Artık bundan sonra hangi hadise/söze iman edecekler?</strong></p>
<p><em>Hadis Kur´anda hadis ve ahadis kipleriyle 28 yerde geçmektedir. (4:42, 78, 87, 140; 6:68; 7:185; 12:6, 111; 18:6; 20:9; 23:44; 31:6; 33:53; 39:29; 45:6; 51:24; 52:34; 53:39; 56:81; 66:3; 68:44; 77:50; 79:15; 85:17; 88:1)</em></p>
<p>Bir aşağıda Peygamberimiz Muhammed Mustafa´nın <em>(salatü selam olsun ona</em>) hadis yazılmasının yasakladığını,  dört halifenin de hadis yazılmasının red ettiğini göreceksiniz.</p>
<p>Sakın kimse beni yanlış anlamasın. Peygamberimin ağzından çıkan her söz başımın tacıdır. Birçok hadis vardır ki muhteşemdir, birçok sünnet vardır çok güzeldir, doğrudur, ama bir o kadar da uydurma vardır. Peki nasıl bileceğiz neyin uydurma olup olmadığını?</p>
<p>Mihenk taşınız var, Kur´an süzgecinden geçireceksiniz. Kur´an süzgecinden geçiyor ise eyvallah, geçmiyor ise zaten Resulullah onu söylemiş olamaz.</p>
<p>Bakın HAKKA suresinde ne diyor Rabbimiz:</p>
<p><strong>44. Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi,<br />
45. Yemin olsun,  ondan sağ elini koparırdık.<br />
46. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.<br />
47. Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.</strong></p>
<p>Şimdi bu ayetlerin hitabı olan Abdullah oğlu Muhammed (sav) nasıl olur da kendi hevesine uyarak, Kur´an ile çelişen hadisler söyleyebilir?</p>
<p>Demek ki ya hadisler uydurmadır, yada Peygamber (haşa) yalan söylemiştir. Lakin yalan söylemesi mümkün değil, nitekim yukarıda ki ayetde<br />
&#8220;Uydursa idi hemen can damarını keserdik&#8221; buyuruyor.</p>
<p>Demek ki Kur´an süzgecinden geçmeyen hadisler peygamberin değil de, daha çok sonra ki devirlerde uydurulmuş olan sözlerdir. Bunlara en çok karşı çıkanlardan bir tanesi Imamı Azam idi. Işkenceler altında can veren bu zat, birçok hadisi red etmiştir. Bunu yaptığı için kendisini zındıklıkla suçlamışlar, zindanlara atmışlar ve nihayet öldürmüşlerdir.</p>
<p>&#8220;Tarihçi Ebu Nuaym el-Isfahanî (ölm. 430/1038) , Hilyetü’l-Evliya adlı ünlü eserinde bize bildiriyor ki, saltanat dincileri içinde, İmamı Âzam’ın ölüm haberi üzerine verdikleri demeçlerde şunu söyleme hayasızlığını gösterenler bile vardı:<br />
<strong>“Ebu Hanife’nin vücuduyla toprağın altını kirleten Allah’ı tespih ederiz.”<br />
</strong><br />
Sebeplerin başında,  İmamı Âzam’ın şu dört tavrı gelmektedir:</p>
<p><strong>1.</strong> İmamı Azam İslam’da akılcı akımın öncülerinden biridir. Akılcılığı öne çıkarmak, her devirde saltanat dincileri tarafından &#8220;en büyük günah&#8221; olarak görülmüştür.</p>
<p><strong>2.</strong> İmamı Âzam,  Hz. Muhammed dışında eleştirilmez kişi,  Kur’an dışında eleştirilmez kitap kabul etmiyordu,</p>
<p><strong>3.</strong> Hadis diye nakledilen sözlerin Kur’an’a aykırı olanlarına Peygamberimizin sözü olarak itibar etmiyordu. Ona göre, tartışmasız biçimde ve her kelimesiyle Hz. Peygamber’in sözü olan hadislerin (mütevâtır hadislerin) sayısı onyedi tanedir. Ötekilerin tümü az veya çok, şu veya bu yönden tartışmaya açıktır.</p>
<p><strong>4.</strong> Dine sonradan sokulan kabullere (bid’atlara) şiddetle karşı çıkmıştır.&#8221;1</p>
<p>“İmam Âzam Ebu Hanife şu ölümsüz tespiti yapıyor:</p>
<p>“Kur’an’ın onaylamayacağı bir hadis rivayet eden kişiye yaptığım ret; Peygamberimize yapılmış bir ret ve O’nu tekzip değildir. O, ancak bâtıl bir haberi Peygamber’e isnat edene yapılmış bir reddir. İtham, Peygamberimize için değil, onun için söz konusudur. Hz. Peygamber’in söylediği her şeyin başımızın ve gözümüzün üstünde yeri vardır.” 2</p>
<p>Buharî,  et-Târîhu’l-Kebîr adlı eserinde,  İmamı Âzam’ı, <strong> &#8220;İslam’a zarar veren sapık mezheplerden birinin mensubu&#8221;</strong> olarak nitelemektedir.3</p>
<p>Bunu bilen ilahiyatçılar, tarikatçılar, şeyhler vs vs vs sizin okuyup araştırmanızı istemezler.Araştıran beyin, sorgular! Sorgulayan beyin kanmaz! Kanmayan beyin dinde ve siyasetde yalanları aldığı gibi duvara çarpar!</p>
<p>Dini istismar eden,  çıkarı için dini kullanan şahsiyetler hiç böyle bir beyin istermi sizce? Tabi ki istemeyeceklerdir.</p>
<p>Şimdi gelelim bazı gerçeklere.</p>
<p><strong>1) </strong><strong>Peygamberimizin hadisler konusunda söyledikleri:</strong></p>
<p>Ebu Said El Hudri demiştir ki; &#8220;Ben ALLAH&#8217;ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedim.Ama o, benim bu talebimi redderek buna izin vermedi.&#8221;<br />
<em>(Takyid El İlim)</em></p>
<p>“Benden Kur´an dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kur´an dışında bir şey yazmışsa imha etsin.”</p>
<p><em>(Müslim,  Sahihi Müslim Kitab-ı Zühd,  Hanbel,  Müsned 3/12,  21,  33)</em></p>
<p>Darimi’deki hadis ise şöyledir: “Sahabe Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak onlara izin verilmedi.”<br />
<em>(Darimi,  es-Sünen)</em></p>
<p>İbni Hanbel Müsned isimli kitabında Abdullah İbni Ömer&#8217;den bir hadis nakleder:<br />
Birgün ALLAH&#8217;ın elçisi geldi ve sanki yakında bizi terkedecekmiş gibi; &#8220;Ben aranızdan ayrıldığımda (ölümümden sonra) , ALLAH&#8217;ın kitabına sarılın. O neyi yasaklamışsa ondan kaçının ve o neyi helal etmişse onu helal kabul edin.”dedi.</p>
<p>Ebu Hureyre dedi ki; ALLAH&#8217;ın elçisine bazılarımızın hadis yazdığını haber vermişler.O da bizi mescidin avlusunda topladı ve &#8221; Sizin yazdığınızı duyduğum şu kitaplar da nedir? Ben sadece bir insanım.Her kimde böyle bir yazı varsa, buraya getirsin.&#8221; Ebu Hureyre; “Biz de onları topladık ve ateşte yaktık&#8217;demiştir.<br />
<em>(&#8216;Takyid El İlim&#8217; isimli meşhur kitaptan)</em></p>
<p>Hadis İlmi&#8217;isimli meşhur eserinde İbni El Salah,  Ebu Hüreyre&#8217;den bir hadis nakleder:Ebu Hüreyre demiştir ki;</p>
<p>&#8220;Birgün biz Peygamberin hadislerini yazarken o çıkageldi ve &#8220;ne yapıyorsunuz? &#8221; diye sordu.” &#8216;Senden duyduğumuz hadisler, ey ALLAH&#8217;ın elçisi&#8217;dedik.O da, &#8220;ALLAH&#8217;ın kitabından başka bir kitap mı? &#8220;dedi&#8230; Biz, &#8220;Senden bahsetmeyelim mi? &#8220;deyince O; &#8220;benden bahsedin.Ama yalan söyleyen cehenneme gider&#8221; dedi. Ebu Hureyre dedi ki; &#8220;Biz de yazmış olduğumuz hadisleri topladık ve ateşte yaktık&#8221;</p>
<p>Tirmizi’den de bunu öğrenebiliriz: “Allah elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik,  bize izin vermedi.”<br />
<em>(Tirmizi,  es-Sünen,  K. İlm,  sayfa 11)</em></p>
<p>İbni Hanbel&#8217;den:<br />
Peygamberin en yakın vahiy katibi olan Zeyd, onun vefatından 30 yıl sonra Halife Muaviye&#8217;yi ziyaret eder ve ona Peygamber hakkında bir olay anlatır.Muaviye bu hikayeden hoşlanır ve Zeyd&#8217;e onu yazmasını emreder.Fakat Zeyd der ki:&#8221;ALLAH&#8217;ın elçisi kendi sözlerini (hadis) asla yazmamamızı emretti.&#8221;</p>
<p>İbni Said El Hudri ALLAH&#8217;ın elçisinden bildirmiştir ki;<br />
&#8220;Benden Kur&#8217;an dışında bir şey yazmayın.Kim Kur&#8217;an dışında birşey yazdıysa onu yoketsin.&#8221;</p>
<p>Helal, Allahın, Kitabında helal kıldıklarıdır. Haram da Onun, Kitabında haram kıldıklarıdır. Hakkında bir şey söylemeyip sustuğu şeyler de affettiklerindendir.<br />
<em>(Tirmizi,  Libas: 6,  İbn-i Mace,  Atime: 60)</em></p>
<p>Görüldüğü gibi bu hadislerde, rivayetlerde Resülullah kendi hadislerinin/sözlerinin yazılmasını yasaklamıştır. Şimdi şu soru geliyor akıllara &#8221; Madem Peygamber bu rivayetlerde yasaklamıştır, peki o zaman bu kadar hadisi nasıl olduda yazdılar? &#8220;. Diyelim ki bu hadisler uydurmadır, o zaman en sahih kabul edilen kitaplar da bulunan hadislere ne kadar güven kalır, nitekim bu hadisler en sahih yerlerde yer almıştır. Yahut diyelim´ki bunlar sahihtir (ki öyledir) o zaman öteki yazılan hadisler peygamberin emri dışında yapılmış olmaz mı? Yani Peygamberin sünnetini red ediyor diye bizleri kafirlikle suçlayan kesim, bu hadislere göre Peygamberin en büyük sünnetinden en önemlisini izlememiş olurlar.</p>
<p>Yukarda ALLAHIN ne dediğini yazdık, bir aşağısında Resülü ekremin sözlerini gösterdik. Şimdi de Halifeler ne yapmış ona bakalım mı?<br />
Haydi bakalım</p>
<p><strong><br />
2) Halifelerin hadis karşısında gösterdikleri tavır:</strong></p>
<p><em><strong>a) Halife Ebubekr:</strong></em><br />
Ebubekir, Peygamberimiz’in vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı, aranızda onun helalini helal kılın, haramını haram görün.”<br />
<em>Zehebi,  Tezkiratul Huffaz 1/3,  Buhari 1.cilt</em></p>
<p>Görüldüğü gibi Halife Ebubekir aynen Resülü Ekremin izlediği yolu izliyor, hadis yazılmasını red ediyor, daha doğrusu yasaklıyor. Şu sözleri de çok önemlidir bu hususta &#8220;ALLAHIN kitabı aranızda, onun helalı helal, haramı haram! &#8220;. Bu söz tam Kur´an ile uyuşum içindedir. Bakın şu ayete:</p>
<p>Yunus Suresi 59 De ki: <strong>&#8216;Ne oldu size de Allah&#8217;ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal? </strong>&#8220;De ki: &#8216;Allah mı size izin verdi,  yoksa Allah&#8217;a iftira mı ediyorsunuz? &#8220;</p>
<p>devam edelim.</p>
<p><em><strong>b) Halife Ömer</strong></em><br />
Ebu Hüreyre&#8217;nin çok hadis rivayet etmesi Ömer b. Hattâb (r) &#8216;ı endişeye düşürmüş,  elindeki çubuğuyla ona vurarak şunu demiştir:<br />
&#8220;Ey Ebâ Hüreyre, fazla hadis rivayet ediyorsun. Rasul (s) &#8216;e yalan isnat etmenden korkuyorum.&#8221; Ömer (r) bunu söyledikten bir müddet sonra hadis rivayetine son vermezse kendisini Devs yurduna sürgün edeceğini vaadetmiştir.</p>
<p>İbn Asâkir,  Sâib b. Yezîd&#8217;den şunu nakletmiştir:<br />
&#8220;Allah Rasulü&#8217;nden hadis naklini muhakkak bırakacaksın. Yoksa seni Devs&#8217;e sürerim! &#8220;</p>
<p>Hz. Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi.<br />
<em>İbni Abdil Berr,  Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu 1/64-65</em></p>
<p>Büyük muhaddis Reşîd Rıza da bu hususta şöyle demiştir: “Eğer Ömer (r) ’in ömrü Ebu Hüreyre’nin ölümüne kadar olsaydı bize bu kadar çok hadis ulaşmazdı.” 6</p>
<p>Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: &#8220;Kitap Ehli’nin Mişna’sı gibi Müslümanların Mişna’sıdır bunlar.&#8221;<br />
<em>İbni Sad/Tabakat 5/140</em></p>
<p>Hz. Ömer Irak’a yolculuğa giden arkadaşlarına şöyle demiştir: “Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kur´an okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını saptırmayınız.”<br />
<em>Ahmed İbni Hanbel,  Kitabul Ilel 1/62-63</em></p>
<p>Hz. Ömer şöyle der: “Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlar ve Allah’ın Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabı’na hiçbir şeyi karıştırmam.”<br />
diğer bir rivayette<br />
“Allah’ın Kitabı’nı asla başka bir şeyle değiştirmem.”<br />
başka bir rivayette<br />
“Ben yemin ederim ki Allah’ın Kitabı’nı hiçbir şeyle gölgelemem.”<br />
<em>El Hatip,  Takyıdul İlm Sayfa 50; İbni Sad,  Tabakat,  3/206</em></p>
<p>Ebu Cafer el-İskâfî der ki: &#8220;Ebu Hüreyre&#8217;ye gelince: O, rivayetinden pek hoşlanılmayan şeyhlerimizden olup, Ömer (r) kendisini tartaklamış ve şöyle demiştir: &#8220;Çok fazla hadis rivayet ediyorsun. Seni, Allah Rasulü&#8217;ne yalan isnad edip etmediğini anlamak için sınayacağım.&#8221;</p>
<p>Bu yüzden Ömer (r) &#8216;in vefatından sonra Ebu Hüreyre menşeeli hadisler artmıştır. Ömer (r) &#8216;in sopası da olmadıktan sonra Ebu Hüreyre için korkulacak bir şey kalmamıştır. Kendisi de bunu ifade etmiştir: &#8220;Size rivayet ettiğim şu hadisleri Ömer (r) zamanında rivayet etseydim deyneğiyle beni döverdi.&#8221;</p>
<p>Halife Ömer aynen Resülü Ekremin söylediğine uyarak hadis yazılmasını yasaklamıştır. Yani şöyle bir durum ile karşı karşıyayız şimdi. Peygamber yasaklamış, Ebubekr yasaklamış, Ömer yasaklamış. Bizim hocalar yasaklamamış.</p>
<p>Devam edelim biz,  bakalım Halife Osman ne yapmış.</p>
<p><em><strong>c) Halife Osman:</strong></em><br />
Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit etmiştir.<br />
<em>Tahzırul Havas 10b.</em></p>
<p>Bu konuda daha çok araştırma yapılınca görülecektir ki, halife Osman da aynen önceki halifelerin ve Peygamberin metodunu izlemiştir. Yani hadis yazdırtmamıştır.</p>
<p>Şimdi gelelim Imam Ali´ye. Peygamberin &#8220;Ben ilim şehriyim Ali´de kapısıdır. Şehri arzulayan kapıya gelsin&#8221; dediği şahıs. Yani Islamı Peygamberimiz den sonra en iyi bilen, Kur´anı en iyi tanıyan insan. Bakalım o ne yapmış yahut ne demiş.</p>
<p><em><strong>ç) Halife Ali bin EbuTalip:</strong></em></p>
<p>Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yoketsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kur´an’ı terk etmeleridir.”</p>
<p><em>İbn Abdülberr,  Camiul Beyanil İlm</em></p>
<p>Ali (r) de onun (Ebu Hureyre) hakkında iyi düşünmezdi. Bir defasında şöyle demişti: &#8220;Dikkat edin, o insanların en yalancısıdır.&#8221;</p>
<p>Başka bir rivayette Ali (r) &#8216;nin sözü: &#8220;Yaşayanlar arasında Allah Rasulü (s) &#8216;ne en fazla yalan isnad eden Ebu Hüreyre&#8217;dir.&#8221; şeklindedir.</p>
<p>Ali (r) , onun &#8220;Sevgili dostum bana haber verdi ki&#8230;&#8221; dediğini duyunca kendisine: &#8220;Rasul (s) ne zaman senin sevgili dostun oldu?&#8221; demiştir.</p>
<p>Birgün Hz. Ali’ye gelirler ve “Halk hadislere dalmış.” derler. Hz. Ali sorar: “Gerçekten öyle mi? ” “Evet” derler. Peygamber’den işittim ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden söz ediyordu. “O fitneden kurtuluş nedir, nasıldır? ” diye sordum. Resullullah dedi ki:</p>
<p>“Kurtuluş Kur´an’dadır. çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri de, aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O’nu terkeden her zorbanın Allah boynunu kırar. Hidayeti, doğru yolu O’ndan başkasında arayanı Allah sapkınlığa düşürür.</p>
<p>O, Allah’ın en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu Kur´an’dır. O en doğru yoldur. O, boş arzuların haktan saptıramayacağı, dillerin, karıştırıp belirsiz edemeyeceği, ilim adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip tükenmeyen bir kitaptır.”</p>
<p><em>Sünen-i Tırmizi/Darimi</em></p>
<p>Ebu Cafer el-İskâfî der ki: “Muâviye, Sahabe ve Tâbiûn’dan bir topluluğu Ali (r) ’nin şerefini lekeleyecek biçimde çirkin hadisler uydurmakla görevlendirmiş ve onlara bunun karşılığında çok şeyler vaadetmiştir. Onlar da Muaviye’yi hoşnut edecek tarzda rivayetlerde bulunmuşlardır. Ebu Hüreyre, Amr b. el-Âs, el-Muğire b. Şu’be ve Tabiûn’dan Urve b. ez-Zübeyr bunlardandır.” A’meş şunu rivayet etmiştir: “H. 41 yılında Ebu Hüreyre Muâviye’yle birlikte Irak’a gidince önce Küfe mescidine uğradı. Halkın büyük bir kalabalık halinde dizlerine kapandığını görünce dazlak kafasına defalarca vurduktan sonra şöyle dedi: “Ey Iraklılar! Siz benim Allah ve Rasulü hakkında yalan söylediğimi mi sanıyorsunuz? Ben mi kendimi ateşle yakmak istiyorum? Allah’a yemin ederim ki Allah Rasulü’nü şunu derken duydum:”Her Nebî’nin bir haremi -dokunulmaz bölgesi- vardır. Benim de haremim Ayr ve Sevr dağları hududunca Medine’dir. Kim burada bir kötülük yaparsa Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun! ” ve ben Allah’ı şahit koşarım ki, Ali (r) orada kötülük yapmıştır.”7, 8</p>
<p>Ebu Hüreyre&#8217;yi yalancılıkla itham edenlerin başında Ömer (r) ,  Osman ve Ali (r) gelir.</p>
<p>Hz Ali´nin ne yaptığını görüyorsunuz. Ebu Hureyreyi tenkit ediyor ve hadis yazılmasını yasaklıyor. Şimdi şöyle bir tablo karşımızda:</p>
<p>Resülü ekrem bu dünyadan göçmüştür, dört halife hadis yazılmasına karşı çıkmıştır. Peki bu dört Halife acaba Peygamber düşmanımıydı´da hadis yazılmasını engellemeye çalıştılar? Tabi ki hayır, onlar Peygamberin asıl sözlerine riayet eden ve Kur´an islamı için çaba verenler idi.</p>
<p>Bir daha düşünelim, dört halife Hadis yazdırtmıyor! Peygamber hadis yazdırtmıyor! Ama bizim hocalar, şeyhler &#8220;hadis olmazsa din anlaşılmaz&#8221; diyor. Onlara göre haşa din eksiktir, yani Kur´an tek başına yetmiyor dini anlatmak için. Aslında demek istedikleri şu &#8220;biz Kur´anı yeterli görmüyoruz, siz Kur´ana göre yaşarsanız bizim kursağımıza ekmek girmez, onun için siz bizden din öğrenin! &#8220;. Kur´an bunlara Maun Suresinde gereken cevabı vermiştir. Okuyalım beraber Maun suresini (bu arada en sevdiğim surelerden bir tanesidir)</p>
<p><strong>Rahman ve Rahim Allah&#8217;ın adıyla&#8230;</strong></p>
<p><strong>1. Gördün mü o,  dini yalan sayanı?</strong></p>
<p><strong>2. İşte odur yetimi itip kakan;</strong></p>
<p><strong>3. Yoksulu doyurmayı özendirmez o.</strong></p>
<p><strong>4. Vay haline o namaz kılanların ki,</strong></p>
<p><strong>5. Namazlarından gaflet içindedir onlar!</strong></p>
<p><strong>6. Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar.</strong></p>
<p><strong>7. Ve onlar,  kamu hakkına/yardıma/zekâta/iyiliğe engel olurlar. </strong><em>(Maun Suresi)</em></p>
<p>Işte bu kadar!</p>
<p>Şimdi bir demet de sahabelerden,  bir demet de Peygamberin eşinden alalım. Bakalım onlar ne yapmış hadis konusunda:</p>
<p><em><strong>d) Sahabeler:</strong></em></p>
<p>Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı? ” diye sordu. O da “Sadece Kur´an’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı.” cevabını verdi.<br />
<em>Buhari K. Fezailul Kur´an 16;<br />
Müslim K. Fezailus Sahabe 30, 31<br />
Ebu Davud K. Fiten 1,<br />
Tırmizi K. Fiten 43</em></p>
<p>İbni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: “Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden olmuştur.”<br />
<em>İbn Abdül Berr,  Camiul Beyanil ilm 1/63-68</em></p>
<p>Zübeyr (r) onun (Ebu Hureyrenin) hadislerini duydukça; &#8220;Doğru söylemiş veya yalan söylemiş&#8221; derdi.</p>
<p>Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bundan haberdar ederse Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim.<br />
<em>Ebu Reyye,  Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27</em></p>
<p>Sahabeler de aynen Peygamberin ve Halifelerin yolunu izlemiş. Hadis yazmamışlar, yasaklamışlar. Bu arada Ebu Zerr Gaffariyi okuyup araştırmanızı kesinlikle tavsiye ederim. Sahabeler içerisinde en çok savaş verenlerden bir taneside odur çünkü.<br />
Gelelim Peygamberin eşine.</p>
<p><em><strong>e) Ayşe binti Ebubekir:</strong></em></p>
<p>&#8220;Uğursuzluk üç şeydedir. Evde, kadında ve atta (binek) .&#8221; Bunun ravisi Ebu Hureyre. İnsanlar Ayşe&#8217;ye bu rivayeti sordukların da. Ayşe buna çok sert tepki veriyor. Ve şöyle diyor. Ebül Kasım&#8217;ı yani Hz. Muhammed&#8217;i (SAV) Kur´an&#8217;la gönderen Allah&#8217;a yemin ederim ki, Hz. Muhammed (SAV) böyle söylememiştir. Ebu Hureyre yalan söylüyor. Olayın aslı şudur: Peygamberimiz bir gün şöyle buyurmuştu: İslam&#8217;dan önce cahiliye Arapları zannederlerdi ki üç şeyde uğursuzluk vardır. Bunlar; ev, kadın ve binek hayvanıdır..&#8217;<br />
<em>(Ez-Zerkesi,  el-İsabe,  s.114-116)</em></p>
<p>Hz. Aişe’nin Rasulullah’ın sünnetiyle tashih ettiği bu hadislere bir diğer örnek de şudur: İbn Amr’ın, kadınlarına guslettiklerinde saç örgülerini çözmelerini emretmekte olduğu Hz. Aişe’ye ulaşınca şöyle demiştir: “Ibn Amr’a hayret doğrusu. Bari bir de başlarını traş ettirmeyi emretseydi. Biz Rasulullah ile birlikte aynı kaptaki suyla yıkanıyorduk da ben başıma üç defa su dökmekten fazla bir şey yapmıyordum.”4</p>
<p>Ebu Said el Hudri’den gelen “Rasulullah yanında mahremi olmaksızın kadınının yolculuk yapmasını yasakladı.” şeklindeki rivayete karşı Hz. Aişe’nin “Hepimizin mahremi yok ki! ” dediği rivayet edilir.5</p>
<p>Ebu Hüreyre, &#8220;Sizden bir uykusundan kalkınca, kaba sokmadan önce elini yıkasın. Zira elinin nerde gecelediğini bilmez.&#8221; Hadisini rivayet ettiğinde Aişe (r.a) bunu kabullenmeyerek şöyle demiştir: &#8220;Peki, &#8216;mihras&#8217; varsa ne yapacağız? &#8220;<br />
İbn Kuteybe şöyle der: &#8216;Sahabe&#8217;den hiçbirinin, benzerini rivayet edemediği sayıda yüklü hadis rivayet eden Ebu Hüreyre, bu yüzden ithama uğramış ve bazılarınca yadırganmıştır. Onlar kendisine şunu sorarlardı: &#8220;Bunu nasıl yalnız sen duyuyorsun? Seninle bunu duyan kimdir? &#8221; İkisinin de ömrünün uzun olması itibarıyla Ebu Hüreyrenin bu bol sayıda rivayetini en fazla kınayan Aişe (r.a) olmuştur.</p>
<p>Büyük İslam düşünürü Mustafa Sadık er-Râfiî de &#8220;İslam&#8217;da itham edilen ilk Ravi&#8221; başlığı altında şunları kaydetmiştir.</p>
<p>Aişe (r.a) kendisine: &#8220;Sen Rasul (s) &#8216;den duymadığım hadisleri rivayet ediyorsun! &#8221; dediğinde ona, edep ve hayadan uzak bir cevap vermiştir: &#8220;Ayna ve sürme seni Rasul (s) &#8216;le ilgilenmekten uzak tuttu.&#8221; Farklı bir rivayette; &#8220;Sürme ve boya beni Rasul(s) &#8216;le beraberlikten alıkoymuyordu. Ama bunların senin daimi işin olduğunu görüyorum.&#8221;</p>
<p>Ne var ki çok geçmeden Aişe (r.a) &#8216;nin kendinden daha güçlü bir anlayışa ve bilgiye sahip olduğunu, ayna ve sürmenin onu pek de meşgul etmediğini itiraf eder. Ebu Hüreyre&#8217;yi bu itirafa zorlayan üstte gördüğümüz &#8220;Kim cünüp olarak sabahlarsa&#8230;&#8221; rivayeti hakkındaki tartışmadır. O, bu hadisi rivayet edince, Aişe (r.a) onun bu hadisini inkâr ederek şöyle dedi: &#8220;Allah Rasulü (s) -ihtilam olmaksızın- cünüp olarak sabahlardı da, gusledip orucunu tutardı.&#8221; Aişe (r.a) bir haberci göndererek Ebu Hüreyre&#8217;den söz konusu hadisi rivayet etmemesini istemiş, o da buna uymaktan başka çıkar yol göremeyerek: &#8220;O, benden daha bilgilidir. Hem ben bu hadisi, Rasul (s) &#8216;den değil el-Fazl b. el-Abbas&#8217;tan duymuştum.&#8221; demiştir. O günlerde hayatta olmayan el-Fazl&#8217;ı şahid göstererek, Rasul (s) &#8216;den duymadığını ondan duymuşçasına rivayet ederek insanları kandırmaya çalışmıştır.&#8221;</p>
<p>Ebu Hassân el-A&#8217;rac&#8217;tan rivayet edilir ki: &#8216;İki adam Aişe (r.a) &#8216;ye giderek şöyle dediler: &#8220;Ebu Hüreyre Rasul (s) &#8216;ün &#8216;Uğursuzluk ancak, kadın, binek ve evdedir.&#8221; buyurduğunu rivayet ediyor.&#8217; Aişe (r.a) korkuyla sıçradı ve dedi ki: &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ı Ebu&#8217;l-Kasım&#8217;a indirenin hakkı için, bu hadisi aktaran yalan söylemiş. Rasul (s) ancak şunu dedi: &#8220;Cahiliyye ehli şöyle derlerdi: &#8220;Uğursuzluk; binek, kadın ve evdedir.&#8217;Aişe (r.a) daha sonra şu ayeti okudu: &#8216;Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen hiçbir musîbet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın.&#8221;</p>
<p>Daha söze gerek var mı acaba? Işte böyle böyle islamı yozlaştırmaya kalkıştılar. Bu yozlaşmanın en büyük kurbanı da malesef kadın olmuştur. Peygamber efendimiz kadınları yüceltmesinden rahatsız olan zihniyet, peygamber bu dünyadan göçünce hemen hadis uydurmalarına başlamıştır.</p>
<p>Birde o zamanın ulemasını dinleyelim, sonra da Ebu Hanifeyi nasıl tenkit ettiklerini görelim. Ebu Hanife yukarda gösterdiğim gibi 17 hadis dışında tartışılmaz hadis kabul etmiyordu! Bakın bu çok önemlidir!</p>
<p>Bana kimse kalkıpta demesin ki &#8220;Sen hadisleri kabul etmiyormusun&#8221;. Ben Kur´ana uyan, Kur´an süzgecinden geçen her sözü alır başıma tac yaparım. Kur´an süzgecinden geçmeyen her hadisi red ederim. Bunu bana öğreten öncelikle Kur´anı kerim, sonra Resülullah sonrada halifeler!</p>
<p><em><strong>f) Ulema</strong></em></p>
<p>Ebu Yusuf ise şunu rivayet eder: &#8220;Ebu Hanife&#8217;ye şöyle dedim: &#8220;Bize Rasul (s) &#8216;ün hadisi geliyor ve kıyasımızla çelişiyor. Bunu ne yaparız? &#8221; dedi ki: &#8220;Eğer o hadisi sika (güvenilir) raviler aktarmışsa onu alır, re&#8217;yi terkederiz.&#8221; Dedim ki: &#8216;Ebu Bekir (r) ve Ömer (r) &#8216;in rivayeti hakkında ne dersin? &#8216; Dedi ki: &#8220;O ikisinden iyisini nerden bulacaksın! &#8221; Dedim ki: &#8216;Peki Ali (r) ve Osman (r) ? &#8216; Dedi ki: &#8220;Aynı şekilde.&#8221; Bütün Sahabe&#8217;yi saymaya başladığımı görünce şöyle dedi: &#8220;Bazı adamların dışında, Sahabe&#8217;nin tümü adildir.&#8221; İstisnalardan olarak, Ebu Hüreyre ve Enes b. Malik&#8217;i zikretti.&#8217;</p>
<p>Ebu Şâme, A&#8217;meş&#8217;ten şunu nakleder: &#8216;İbrâhim, hadis musahhiydi. Bir hadis duyduğumda ona gider ve hadisi arzederdim. Bir gün Ebu Sâlih&#8217;in Ebu Hüreyre kanalıyla rivayet ettiği hadislerden birini kendisine arzettim. Bana şöyle dedi: &#8220;Ebu Hüreyre&#8217;yi bırak! Alimler onun bir çok hadisini terkederdi.&#8221;</p>
<p>İbrahim en-Neha&#8217;i'den şu söz aktarılmıştır: &#8220;Arkadaşlarımız Ebu Hüreyre&#8217;nin bazı hadislerini terkederdi.&#8221; A&#8217;meş, en-Neha&#8217;i'de şunu nakletmiştir: &#8220;Ebu Hüreyre&#8217;nin her hadisiyle amel etmezlerdi.&#8221;</p>
<p>İbn Mesûd da onun; &#8220;Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın! &#8221; sözünü kabul etmeyerek, hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: &#8220;Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete bulaşmazsınız.&#8221;</p>
<p>Muhammed b. Hasan, Ebu Hanife&#8217;nin şu sözünü rivayet eder: &#8220;Sahabe&#8217;den Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Abadile&#8217;den üçü gibi fetva ehlini taklid ederim. Bunların dışındakilerden üç kişi hariç kavillerine reyimle karşı çıkmayı caiz görmem.&#8221;</p>
<p>Bir başka rivayette ise bu söz &#8220;Sahabe&#8217;nin hepsini taklid eder, üç kişi dışında reyimle onlara muhalefet etmeyi caiz görmem. O üçü, Ebu Hüreyre, Enes b. Malik ve Semra b. Cündeb&#8217;tir.&#8221; Bu hususta kendisine sorulunca şöyle dedi: &#8220;Enes&#8217;e gelince: O, ömrünün sonlarında haberleri karıştırmaya başlamış, kendisine fetva sorulunca, kendi aklından fetva verir olmuştur. Bu durumda ben onun aklını taklid etmem. Ebu Hüreyre&#8217;ye gelince; o, duyduğu her şeyi -manası üzerinde kafa yormadan- rivayet etmiş nasih-mensuhu bilmeyen biridir.&#8221;</p>
<p><em><strong>g) Ehl-i hadis ekolünün Ebu Hanife’ye yönelttiği bazı eleştiriler şunlardır:</strong></em></p>
<p>İmam Ahmed’in: “Allah bu zatı hadis için yaratmıştır.”diyerek hadis ilmindeki ehliyetini takdir ettiği meşhur muhaddislerden Ahmet b. Mehdi: “Ebu Hanife, ilim nedir, bilmezdi. Dalalete düşürdüğü insanların vebali yarın kıyamet günü sırtına sarılacaktır. Hak bile olsa müslümanların tutundukları dini bağları, teker teker söküp atan Ebu Hanife’nin re’yini ve görüşlerini kabul etmeyiniz.</p>
<p>Evzai: “…onu itham etmemizin sebebi,  kendisine hadis getirildiği halde,  onu bırakıp başka türlü hüküm vermesidir.9</p>
<p>İbn Teymiyye’nin kaynakları ara sında önemli bir yere sahip olan İmam Buhari, Ehl-i Reyin reisi olan Ebu Hanife’yi zayıf bir hadis ravisi olarak görüyor, kendisini metruk sayıyor. Ve “halktan biridir”diyordu. Ne Buhari, ne de Müslim’de Ebu Hanife’den tek bir hadis rivayet edilmemiş olması bile ehl-i hadis ile ehl-i rey arasındaki geçimsizliğin ve uyuşmazlığın derecesi hakkında bize fikir verebilir.’10</p>
<p>Hadis ve Hicaz fıkıh hareketinin başında bulunan İmam Malik şöyle demiştir: &#8220;Ebu Hanife fitnesi, İblis fitnesinden daha zararlıdır.&#8221; 11</p>
<p>İmam Ahmet: “Ebu Hanife’nin re’yi de hadisi de zayıftır.’ 12</p>
<p>Süfyan es-Sevri, Ebu Hanife’nin vefat haberini alınca, derin bir memnuniyet duymuş ve: ” Elhamdülillah, Allah’a şükürler olsun. Birçok insanın belaya düşmesine sebep olan kişiden bizi afiyette kıldı.”13</p>
<p>Bu gerçekleri size anlatan oldumu? Anlatmazlar tabi, çünkü bunu anlatsalar siz Ebu Hanifenin metodunu izleyip dini Kur´andan öğrenceksiniz.<br />
ee siz Kur´andan öğrenince bunları kim doyurcak? Öyle ya, hele bir imamların maaşlarını kesin, hocaların maaşlarını kesin bakalım, acaba camide kaç gönüllü kalıyor görelim..</p>
<p>Saygılarımla<br />
Mustafa Çelebi</p>
<p>devamı gelecek</h4>
<h5>Kaynaklar:</h5>
<h5><em>1. Yasar Nuri Öztürk 3 Kasım 2008 Hürriyet</em></h5>
<h5><em>2. Muvaffak el-Mekkî; Menâkıbu Ebî Hanife,  87-88</em></h5>
<h5><em>3.Yasar Nuri Öztürk (Saltanat dincilerinin İmamı Âzam&#8217;a zulümleri)</em></h5>
<h5><em>4.Hz. Âişe’nin Sahabeye Yönelttiği Eleştiriler – Bedruddin Ez Zerkeşi</em></h5>
<h5><em>5.Hz. Âişe’nin Sahabeye Yönelttiği Eleştiriler – Bedruddin Ez Zerkeşi</em></h5>
<h5><em>6.Mahmut Ebu REYYE (Ebu Hureyre Rivayetlerinin Çokluğu,  Gerekçesi ve Tedlis)</em></h5>
<h5><em>7.Mahmut Ebu REYYE (Ebu Hureyre ve Ali (r) Aleyhindeki Hadisler)</em></h5>
<h5><em>8.Mahmut Ebu REYYE (Ebu Hureyre ve Ali (r) Aleyhindeki Hadisler)</em></h5>
<h5><em>9. Ibn Kuteybe,  Hadis Müdafaası,  s. 125,  Kayıhan Yay.,  İsl.71989. 2,  Baskı.</em></h5>
<h5><em>10. Uludağ,  a. g. o.,  s. 58.</em></h5>
<h5><em>11. A. g. e.,  s. 99.</em></h5>
<h5><em>12. A. g. e.,  s. 99.</em></h5>
<h5><em>13. A. g. e.,  s. 99.</em></h5>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölü canlandığında haber veren morg]]></title>
<link>http://lagaluga41.wordpress.com/2009/11/20/olu-canlandiginda-haber-veren-morg/</link>
<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 12:51:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>yvzblog</dc:creator>
<guid>http://lagaluga41.wordpress.com/2009/11/20/olu-canlandiginda-haber-veren-morg/</guid>
<description><![CDATA[Özel bir şirket, öldüğü sanılan ancak yaşam belirtileri olan insanlar morga konduğunda haber veren s]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://lagaluga41.wordpress.com/files/2009/11/80970.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-129" title="80970" src="http://lagaluga41.wordpress.com/files/2009/11/80970.jpg" alt="" width="296" height="220" /></a>Özel bir şirket, öldüğü sanılan ancak yaşam belirtileri olan insanlar morga konduğunda haber veren sistemi, Türkiye&#8217;deki hastanelerin yüzde 75&#8242;ine kurdu<!--more--><br />
&#8220;Haydarpaşa Numune Hastanesi&#8217;nde öldü sanılıp morga konan bebek yıkanırken canlandı.&#8221;, &#8220;Kırıkkale Devlet Hastanesi&#8217;nde bir kadının ölmeden morga konulduğu iddia edildi.&#8221;, &#8216;Trafik kazasında öldü sanılıp morga kondu, kendi çabasıyla çıktı.&#8221; gibi haberlerin bir daha yaşanmaması için sistem geliştirildi.</p>
<p>Sistem, cenaze kabini içerisindeki hayat belirtilerini algılayarak, görsel ve işitsel olarak görevli personelleri uyarıyor. Sağlık çalışanları da anında müdahale edip bir insanın ölmeden mezara konulmasının önüne geçiyor.</p>
<p>İlginç projeyi hayata geçiren BNT adlı şirketin Genel Müdürü Tuncer Okur, sistemle ilgili CİHAN&#8217;a bilgi verdi. Gazete ve televizyonlarda çıkan haberlerle karşılaştıklarında sistemin gerekliliğini anlayarak çalışmalara başladıklarını söyleyen Okur, &#8220;Bu sistem cenaze kabini içerisindeki yaşamsal belirtiyi algılayarak, görsel ve işitsel olarak görevli personelleri uyarıyor. Böylece çok nadir de olsa meydana gelebilecek olumsuzluklar önleniyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Üretici firma olarak taklitlerinin yapılmasını önlemek amacıyla patent aldıklarını kaydeden Okur, Türkiye&#8217;deki yüzde 70-75 kurumda BNT&#8217;nin ürettiği ölünün yaşadığını haber veren &#8216;morg üniteleri&#8217;nin kullanıldığı bilgisini verdi. Yeni yapılanan ya da morgunu yenileyen kurumların da yüzde 70&#8242;inin kendilerinin ürettiği morg sistemini kullandığını ifade eden Okur, hastanelerin yüzde 100&#8242;ünde söz konusu sistemin kullanılmasını hedeflediklerini dile getirdi.</p>
<p>Ölünün yaşadığını haber veren morgun şu ana kadar kaç kişiyi kurtardığına yönelik soruya Okur, &#8220;Şu ana kadar bize bir bilgi gelmedi, ya da biz duymadık.&#8221; cevabını verdi.</p>
<p>CİHAN</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye'den Guinesslik Ölümler !!!]]></title>
<link>http://bycr4zy.wordpress.com/2009/11/19/turkiyeden-guinesslik-olumler/</link>
<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 08:07:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>bycr4zy</dc:creator>
<guid>http://bycr4zy.wordpress.com/2009/11/19/turkiyeden-guinesslik-olumler/</guid>
<description><![CDATA[ne insanlar varya 1.Balkona 50 kişinin çıkması sonucu meydana gelen toplu ölüm.( Dudullu &#8216;da b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[ne insanlar varya 1.Balkona 50 kişinin çıkması sonucu meydana gelen toplu ölüm.( Dudullu &#8216;da b]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["MAYA"sız Marduk]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/17/mayasiz-marduk/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 04:43:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/17/mayasiz-marduk/</guid>
<description><![CDATA[Nihayet başardık! Gözünüz aydın, Dünya batıyor. Sonumuz geldi. Tarihi´de belli &#8230; 2012 diyorlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h4>Nihayet başardık! Gözünüz aydın, Dünya batıyor. Sonumuz geldi. Tarihi´de belli &#8230;</h4>
<h4>2012 diyorlar..Günüde 12 aralık.</h4>
<h4>Yani dünya 12 aralık, sene 2012 de bitiyor, yani batıyor, yani yok oluyor, birnevi kayboluyor, yani ne karın ağrısı olacaksa o oluyor. Kahin felanda değil bunu diyenler ha.., yaşı başı yerinde bilim adamları. Ne yani, şimdi bilim adamı yalanmı söyleyecek Bu bilim adamlarının tanımlamasını da hep karıştırım gerçi&#8230;, hani bir Astronomlar var birde bu işin bilimsel kahinleri astrologlar var. Marduklara bakıp bakıp gelecekten bahs ediyorlar. 12 gezegen var ya, bu 12 gezegenden artik işine geldiği gibi oku babam oku. Kısmetine ne çıkarsa &#8230;<!--more--><a href="http://elbab.wordpress.com/files/2009/11/maya2.gif"><img class="alignright size-medium wp-image-63" title="maya2" src="http://elbab.wordpress.com/files/2009/11/maya2.gif?w=216" alt="" width="216" height="300" /></a></h4>
<h4>Yani diyeceğim Marduk geliyor, Maya´lar bir takvim yapmış bundan bilmem kac bin yıl önce, Adamlar takvimin sonunu getirmesini unutmuşlar. 3600 yıl kadar sayabilmişler, gerisini unutmuşlarmı yoksa art niyetlerindenmi hesap etmemişler orasını kestiremiyorum. Iste bu Maya´lılar var ya, bu mayalılar, başımıza bir kıyamet senaryosu bıraktılar. Şahsi düşüncem, iki kafadan kontak Mayalı bilim adamı oturmuştur, biri</h4>
<h4>- Yahu Hocam, takvim 3600 yıl oldu daha hesaplimmi?? &#8230;deyince, öteki:</h4>
<h4>- Yok usta yeter, o kadar yıl zaten kim yaşayacak ..Gerisinide mayasızlar tamamlasın&#8230;.!</h4>
<h4>demiştir.</h4>
<h4>Haklı adam, ben olsam bende hesaplamazdım. Bana ne 3600 yıl sonra ne olacağından, değilmi ama.</h4>
<h4>Işin kötü tarafı Maya´lı halkı yok oldu gitti, yani kendilerini mayasızlardan kurtaramadılar. Onlar kendi kıyametlerini yaşadılar. Kendi dünyalarını yok ettiler, yetmedi şimdi birde bizim başımıza musallat oldular. Art niyet ben buna derim arkadaş. Yahu kendi dünyanı yok ettin, benim dünyamdan ne istiyorsun mayasız Maya´lı!&#8230;</h4>
<h4>Gerçi alıştık kıyamet senaryolarına. Aklım yetti yeteli her birkaç yılda bir kıyamet oldu olacak diye bekliyoruz. Kuyruklu yıldızı hatırlarmısınız? 1986 mıydı neydi. Hani gelince dünya batacak dedilerdi. Yıldız geldi, şöyle bir tur attı dünya etrafında. Baktı ki sistem tıkırında, sessiz sedasız çekti geri gitti. Yani dünya batmadı!</h4>
<h4>Sene 2000 dediler, bekledik &#8230;Eee batmadı soyha&#8230;</h4>
<h4>Boş dururlarmı? Hemen yeni tarih belirlendi, çarçabuk 2001 dediler. Oda geldi geçti, dünya mıh gibi mübarekö gene batmadı&#8230; Ardından bir Yahudi çıktı, oda:</h4>
<h4>- Herkes bir tarih belirliyor bende belirlimmi la?&#8230;dedi</h4>
<h4>Evet demeye kalmadı oda 2006 senesini seçti&#8230;Bekledik, bekledik, bekledik dünya gene batmadı. Tabi bilim adamları boş dururlarmı, onlarda bir Maya takvimi buldu, hemen hesaplara başladılar. Bir bilim adamı çıktı:</h4>
<h4>- Hesap ettim sene 2012de, büyük güneş patlamalarından dolayı dünya yok olacak!..dedi</h4>
<h4>Bir başka bilim adamı bunu duyunca beğenmedi:</h4>
<h4>- Yok la, güneş müneş patlaması değül, gökten taş yağacak başımıza. Marduk taşlarını sen duymadınmıydı hiç ..! deyiverip kitledi.</h4>
<h4>Bu kadar bilim adamı konuşurda kahinler susarmı, içlerinden bir akıllı çıktı:</h4>
<h4>- Melekler, cinlerle görüştüm ..Ufolar gelecek bizi uzaya götürecek..dedi (nereye götüreceklerse artık&#8230; inşallah Mayalılar nerdeyse oraya götürürler)</h4>
<h4>Hemen hocalarımız, ilahiyatçılarımız kızarak :</h4>
<h4>- Mehdi gelmeden olmaz, olmaaaaz..Önce Isa´yı getirecüh sonra Mehdi´yi. Öyle mayalı mayasız işlerle olmaz bu iş!..diye bağırdılar.</h4>
<h4>Elin gavuru naptı? Sustu adam paşa paşa, oturdu senaryo çizdi, film yaptı. Dün baktım, bakıncada çoştum, hayretler içinde</h4>
<h4>- Vay anasını, kıyamet böyle olacak hemi&#8230;dedim</h4>
<h4>Şimdi para verip kiyametin yalancığıni seyredeceğiz hep beraber Sinemalar´da. Kazanan kim olacak? Senaryoyu yazan kişiler. Hayır yani şunu düşünüyorum. Madem biliyorsun 2012 bu dünya yok olacak, ne diye daha film yapıyorsun be adam.</h4>
<h4>Peki 2012de kıyamet kopmazsa napacağız? Hiç birsey yapmayacağız, hayat devam ediyor diye, bir daha ki kıyameti bekleyeceğiz. Nasıl olsa bizim takvimin Mayalılar da olduğu gibi bir sonu yok. Ebediyete kadar yolu var soyhanın. Artık her üç beş senede bir film çıkarır çıkarır baktırırlar bizlere.</h4>
<h4>Işin ne, otur evinde Kıyamet senaryosu seyret.</h4>
<h4>Uzun lafın kısası; Paralar şahane, bizim Maya bahane&#8230;</h4>
<p>Mustafa Çelebi</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Güle Güle Nigris]]></title>
<link>http://yellowandred.wordpress.com/2009/11/16/gule-gule-nigris/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 22:21:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyzingmy</dc:creator>
<guid>http://yellowandred.wordpress.com/2009/11/16/gule-gule-nigris/</guid>
<description><![CDATA[De Nigris Gitti Antonio De Nigris için geçen sezon kalbinde problem var haberleri çıkmıştı. Buralard]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a name="6839350508994849458"></a></p>
<h3><a href="http://acetobalsamico.blogspot.com/2009/11/de-nigris-gitti.html">De Nigris Gitti</a></h3>
<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_J1xM0arkJPo/SwEaHRGrQiI/AAAAAAAARBo/au9Brk2GwBw/s1600/32.jpg"><img src="http://4.bp.blogspot.com/_J1xM0arkJPo/SwEaHRGrQiI/AAAAAAAARBo/au9Brk2GwBw/s400/32.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_J1xM0arkJPo/SwEaHRGrQiI/AAAAAAAARBo/au9Brk2GwBw/s1600/32.jpg"></a><a href="http://4.bp.blogspot.com/_J1xM0arkJPo/SwEG35WJFmI/AAAAAAAARBg/wdYIb5zyymw/s1600/766.jpg"><img src="http://4.bp.blogspot.com/_J1xM0arkJPo/SwEG35WJFmI/AAAAAAAARBg/wdYIb5zyymw/s400/766.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p>Antonio De Nigris için geçen sezon kalbinde problem var haberleri çıkmıştı. Buralardan, Komşu&#8217;ya gitmişti. Tümer&#8217;in Larissa&#8217;sına. 31 yaşında hayatını kaybetti kalp krizinden&#8230;</p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_J1xM0arkJPo/SwEFOfjIIaI/AAAAAAAARBY/NiyIhBS5Xjs/s1600/ew.jpg"><img src="http://1.bp.blogspot.com/_J1xM0arkJPo/SwEFOfjIIaI/AAAAAAAARBY/NiyIhBS5Xjs/s400/ew.jpg" border="0" alt="" /></a>Türkiye&#8217;de kimseyi suçlamamak lazım. Ankaraspor&#8217;un Federasyon&#8217;a yolladığı 8 Temmuz tarihli belgeyi okudum. Biz riske girmiyoruz, durumu budur, yabancı kontenjanımızdan çıkartılmasını talep ediyoruz, kampta da hafif antrenman programı uyguladık diyorlar. De Nigris tüm uyarıları dikkate almıyor. Ekmek parası işte&#8230; Kalbinde yetersizliğine neden olan kalp kası bozukluğu (kardiyomiyopati) varmış. 30 yaş üstünde %5 ölüm riski taşıyan&#8230;. Yunanistan&#8217;da nasıl temiz sağlık raporu ve lisansı aldığı elbette soru işareti. O ilk karedeki minik bebeğin adı Miranda. Artık 5 yaşında ve babasız&#8230;</p>
<p>Kaynak: acetobalsamico.blogspot.com</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölmeden önce böyle eğlenmişti ]]></title>
<link>http://chatodalari.wordpress.com/2009/11/16/olmeden-once-boyle-eglenmisti/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 21:05:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>Jexe</dc:creator>
<guid>http://chatodalari.wordpress.com/2009/11/16/olmeden-once-boyle-eglenmisti/</guid>
<description><![CDATA[Bursa&#8217;nın Karacabey İlçesi&#8217;nde düğünden dönerken selektör yakma yüzünden taş yağmuruna t]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bursa&#8217;nın Karacabey İlçesi&#8217;nde düğünden dönerken selektör yakma yüzünden taş  yağmuruna tutulan otomobilde yaşamını yitiren 22 yaşındaki Burcu Atış&#8217;ın  cenazesi Karacabey&#8217;e bağlı Bakırköy&#8217;de toprağa verildi.</p>
<p>Burcu Atış&#8217;ın  cenazesi bu sabah Bursa Adli Tıp Kurumu morgundan alınarak toprağa verileceği  Bakırköy&#8217;e getirildi. Cenazenin gelişi sırasında Burcu Atış&#8217;ın eşi Kamil Atış  fenalık geçirdi. Cenaze sırasında gözyaşlarına hakim olamayan Kamil Atış,  yakınları tarafından sakinleştirilmeye çalışıldı. Bakırköy Camii&#8217;ndeki ikindi  namazından sonra Burcu Atış&#8217;ın cenazesi köy mezarlığında toprağa  verildi.</p>
<p><strong>&#8220;TAŞ ROKET GİBİ ARABANIN İÇİNE GİRDİ&#8221;<!--more--></strong><br />
Cenaze  töreninde yaşadığı korkunç anları gazetecilere anlatan Kamil Atış, köyden  çıktıktan hemen sonra selektör yüzünden tartıştığı araçtakilerin kendisini takip  ve taciz ettiklerini söyledi. Atış, olayı şöyle anlattı: &#8220;Telefonla jandarmaya  ulaşmaya çalıştık. Cep telefonundan aradığımızda Balıkesir Jandarma çıkıyor ve  bizi yönlendiriyordu. Panik halindeydik. Yakınlarıma ulaştım. Orta Sarıbey  Köyü&#8217;ne yakınlarım geldi. Tartışma burada da devam etti. Levye ile aracın camını  kırınca uzaklaştılar. Yola devam ettik. Hotanlı Köyü&#8217;ne vardığımızda köyün  girişine barikat kurulduğunu ve kalabalığın toplandığını gördüm. Önce kararsız  kaldım. Ama sonra barikatı geçmeyi göze alarak gaza bastım. Tam geçtiğim anda  koca bir taş aracın camını parçalayarak roket gibi içeriye girdi. Eşimin  kafasına ve kucağındaki kızım Minel&#8217;e isabet etti. O halde yola devam ettim.  Panik halindeydim. Direksiyona hakim olamadığım için tarlalara gire-çıka  Karacabey&#8217;e ulaştım. Karacabey Devlet Hastanesi&#8217;ne vardığımızda eşim ölmüştü.  Kızıma hemen müdahale ettiler&#8221; Yaşananlardan büyük üzüntü duyduğunu vurgulayan  Kamil Atış, &#8220;Keşke tartışmasaydım. Umursamayıp yoluma devam etseydim. Böyle bir  şey olacağı aklımın ucundan geçmezdi. Pusu kuracaklarını ve işi bu kadar  büyüteceklerini tahmin edemedim&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>KINA GECESİNE  KATILMIŞTI</strong><br />
Cenazesi bugün toprağa verilen Burcu Atış, ölmeden bir  gün önce kuzeni Gizem Ayyıldız&#8217;ın Karacabey ilçesine bağlı Sultaniye Köyü&#8217;ndeki  kına gecesini katılmıştı. Kızkardeşi Ayşenur ve gelin Gizem Ayyıldız ile  birlikte karşılıklı oynayarak eğlenen Burcu Atış&#8217;tan geriye bu görüntüler  kaldı.</p>
<p><span style="color:#cc0000;"><strong></p>
<p></strong></span><span style="color:#000000;"> //  </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hrant, 'Hayat'tır...]]></title>
<link>http://drempro.wordpress.com/2009/11/16/hrant-hayattir/</link>
<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 19:53:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>drempro</dc:creator>
<guid>http://drempro.wordpress.com/2009/11/16/hrant-hayattir/</guid>
<description><![CDATA[(Siz, benim de Kronik Muhalif&#8217;ten &#8220;kaldırılmış&#8221; yazım olduğunu biliyor musunuz? Bu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><em>(Siz, benim de Kronik Muhalif&#8217;ten </em><strong><em>&#8220;kaldırılmış&#8221; </em></strong><em>yazım olduğunu biliyor musunuz? Bu konuda siteden şutlanmış bazı arkadaşların -ki, onlara da geleceğiz!- çığlık çığlığa ortalığı ayağa kaldırdıklarını görünce, neredeyse bir yıl önce yazdığım o yazı geldi aklıma. İyi ki bilgisayardaki klasörlerin birinde kalmış da, şimdi burada yayınlayabiliyorum&#8230;)</em></p>
<div id="attachment_455" class="wp-caption alignleft" style="width: 109px"><a rel="attachment wp-att-455" href="http://drempro.wordpress.com/2009/11/16/hrant-hayattir/fft16_mf105063-2/"><img class="size-thumbnail wp-image-455" title="fft16_mf105063" src="http://drempro.wordpress.com/files/2009/11/fft16_mf1050631.jpeg?w=99" alt="fft16_mf105063" width="99" height="150" /></a><p class="wp-caption-text">Hrant&#39;ın ikinci ölüm yıldönümünde yayımlanan Agos&#39;un birinci sayfası</p></div>
<p>Bu haftaki <strong>Agos</strong>’un birinci sayfasının hemen ortasında duran siyah beyaz fotoğrafa ve o fotoğrafın tam ortasında, kendisinden yaşça ve boyca küçük çocukların üzerine kanat germiş gibi kollarını iki yana açmış duran, objektifi en çok hak eden çocuğun fotoğrafına bakıp da, içi titremeyen biri yoktur sanıyorum. Bu fotoğrafın bende yarattığı heyecan ise, birdenbire anlamış olmanın, o bilmenin verdiği küstahlıkta heyecanını da yapmacıklığa kurban edenlerinkinden farklı ve anlaşılmaz bir heyecandı. 19 Ocak’ın ikinci kirli tekrarında, Agos’un birinci sayfasından bizlere, nereye kaçırdığını kendisinin de anlayamadığı tebessümünü postalayan <strong>“Fotoğraftaki çocuk”</strong>un, Hrant’tan başkası olacağına ihtimal vermediğim halde yine de; “Neden o olsun ki” diye diklenerek bir daha, sanki çocukluk arkadaşını, bütün kafaların pirinç büyüklüğünde olduğu eski fotoğraflardan seçmeye çalışır gibi bir daha bakıp, bana verileni değil, benim hak ettiğimi, daha doğrusu hak edeceğimi bulmaya ve almaya çalıştım o gazete sayfasından…<!--moreDevamı&#62;--></p>
<p>Gazeteyi eline alır almaz <strong>“Hrant bu”</strong> diyenlerden değilim dolayısıyla… Ben keşfini erteleyip, daha sonra, <strong>“bu Hrant’mış ya”</strong> diyenlerdenim. Onu hemen seçmekte acele edenlerden değil. Onun yokluğunu bunca hissetiğimiz şu zamanları, hesaplı kullananlardan. <strong>Buldum mu, elinde biraz daha, çok değil, bir iki dakika daha fazla tutabilmek için çırpınanlardan. </strong>Bunu yaparken, bir fotoğrafa dahi bu telaşını çaktırmamaya çalışacak kadar, aklını hırpalayanlardan…</p>
<p><strong> </strong></p>
<div id="attachment_456" class="wp-caption alignleft" style="width: 112px"><a rel="attachment wp-att-456" href="http://drempro.wordpress.com/2009/11/16/hrant-hayattir/298885-2/"><img class="size-thumbnail wp-image-456" title="298885" src="http://drempro.wordpress.com/files/2009/11/2988851.jpg?w=102" alt="298885" width="102" height="150" /></a><p class="wp-caption-text">&#34;Fotoğraftaki çocuk&#34;: HRANT DİNK</p></div>
<p>“Aaaa, meğer bu Hrant’mış ya.”</p>
<p><strong><span style="color:#000000;">* * *</span></strong></p>
<p><strong>“Bugün onunla dolu bir gazete daha çıkarıyoruz. O çocuğu özlüyoruz. İçimizdeki çocuğa dokunmamızı sağlayan, bize yeniden hayat veren o çocuğu… Ölümün karşısında gülümseyerek durabilen o çocuğu…</strong></p>
<p><strong> Bugün bizim de fotoğrafımız çekiliyor. Birimiz en öne geçmeye, bazımız kafasını yandan uzatmaya çalışıyor. Ama kimse fazla heveslenmesin… Çünkü her fotoğraf hâlâ O’nu çekiyor. Açılmış kolları, parıltılı gözleri ve büzülmüş dudaklarıyla…”</strong></p>
<p>Birinci sayfadan böyle sesleniyor Agos, kurucusuna ve doyamadığı yol arkadaşına.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color:#333399;">Etyen, Çok mu Mahçupyan?</span></strong></p>
<p>Ancak, hem ölümünün üzerinden geçen ikinci yılın ağırlığının bir daha ve aynı anda üzerinize çullanmasından yorulan, hem de Agos’un belki de en hüzünlü sayılarından biri olan bu sonuncusunun burukluğuyla kasılan ruhunuz, biraz gün yüzü gördüğünde yeniden sayfaları çevirmeye başlıyor ve <strong>Etyen Mahçupyan’ın</strong>, <strong>“Hrant’ın sırrı”</strong> başlıklı yazısına rastlıyorsunuz.</p>
<p>Etyen Mahçupyan, <strong>“Hrant’ın sırrının ‘kendi olmak’ olduğunu”</strong> anlattığı yazısında düşüncelerini açıklayıp, birkaç nasihati de kulağınıza iliştiriyor.</p>
<p>Şöyle:</p>
<p><strong>“Kaybedilenler, biz yaşadığımız için yaşatılma şansına sahipler. Ama yaşamak, değişmek, farklı bakmak, yüreğindeki bilinmeyenleri keşfetmek demek. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>O nedenle, artık Hrant övgüsünü bir kenara bırakıp, kendimiz övgüyü hak eden bir şeyler yapmalıyız. Ancak o zaman Hrant gerçekten de övülmüş olur. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bizler Hrant’tan çok daha önemliyiz. Çünkü hâlâ yaşıyoruz… Hâlâ değiştirebiliyoruz… Ve kendimize bu imkânı tanıdığımız oranda, kaybedilenleri de değişimin unsurları haline getirebiliyoruz. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Hrant’ı överek sıradanlaştırıp dondurmayın. Onu klişeler içine hapsederek ruhsuzlaştırmayın. Kendiniz olun… Çünkü Hrant’ın da sırrı buydu…”</strong></p>
<p><strong>* * *</strong></p>
<p>Kendi kendisinin kahramanı olmayı başarabilmiş Etyen Mahçupyan’ı bilmem ama, benim için, tam da Agos’un birinci sayfasındaki “Fotoğraftaki çocuk”un hemen yanından akan yazıda tarif edildiği üzere, <strong>“Ölümün karşısında gülümseyerek durabilen”</strong> bir çocuk, kahramandır. Hele hele<strong>, “İçindeki çocuğu çoktan öldürmüş olanlar”</strong>ın, <strong>“karşısında kendilerini aciz hissettikleri” </strong>bir çocuk, hiçbir klişeye yenilmeyecek kadar güçlü bir kahramandır.</p>
<p>Brecht’in, hem sıklıkla bu sitedeki yazılarımda, hem de Hrant’ın ölümünün hemen akabinde yazdığım, Radikal Genç’te yayınlanan ve kimseye söylemesem de içten içe hep Kronik Muhalif’in gizli bir manifestosu saydığım <strong>“Genç Haşarı”</strong> yazısında alıntıladığım<strong> “Toplum olarak ihtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyacı olmayan bir toplumdur olsa olsa”</strong> sözüne olan sarsılmaz inancıma rağmen, benim kendime, <strong>“Ölümün karşısında gülümseyerek durabilen” </strong>bir çocuğu kahraman olarak tayin etmem, sizin güngörmüş yetişkinliğiniz ve kendinden gayrı kahraman tanımayan muazzam kişiliğinizden veto yiyecekse, bunu pek de umursamam sayın Mahçupyan.</p>
<p>Ama, en azından aksine kafa yoracak zamanı da ayırabilirim, işi tümden kendimi kaybedip, çelişmek konusunda sizinle yarışmaya vardıracak kadar.</p>
<p>Zira, <strong>“her fotoğraf hâlâ O’nu çekiyor” </strong>sözü, <strong>“Hrant’ın sırrı”</strong> başlıklı yazıyı ortaya çıkarabilen bir beynin kolaylıkla seçebileceği kadar <strong>efsanevi bir dille yapılmış bir övgü</strong> barındırıyor bence.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Hayır”</strong> mı?</p>
<p>Bu cevabı vermenizi ne çok isterdim sayın Mahçupyan!</p>
<p>Ama siz yazdıklarınızdan, söylem ve eylemlerinizden bir tek kendiniz mahçup olmuyorsunuz anlaşılan.</p>
<p>Bugüne kadar içinde Hrant’ın adının ve yaptıklarının anıldığı yazılarınızı incelesek, hiç kimsenin yapmadığı kadar Hrant övgüsü yaptığınızı tespit edebiliriz beraberce. Bunu biliyorsunuz!</p>
<p>Peki, siz ne söylüyorsunuz? Ne istiyorsunuz?</p>
<p>Hrant’ı sizden başka kimsenin övmemesi, endişelerinizi bastırmaya yardımcı olur mu mesela? Yoksa, <strong>“övgüyü yapan dozdur”</strong> mu diyorsunuz? Meydanlarda toplanan kalabalıkların, <strong>“yığın” </strong>oldukları için bağımsız düşünebilme yetileri olmadığından dem vuruyor olmanız olasılığı nedir?</p>
<p>Eğer öyleyse, <strong>“Hepimiz Hrant Dink’iz”</strong> sloganının bir övgü olmadığını söylemek zorundayım. Hatta bunun bir slogan olduğunu söyleyenlerle bile enikonu tartışırım. <strong>“Hepimiz Hrant Dink’iz”</strong> bir tavırdır sayın Mahçupyan. Övünülecek bir tavırdır üstelik.</p>
<p>Geçen iki yılda, <strong>“‘Hepimiz Hrant Dink’iz’ çığlığının aslında ‘hepimiz insanız’ anlamı taşıdığını” </strong>anlatığınız en az 20 yazınızı referans gösterebilirim size. Dolayısıyla, <strong>“Hrant’ı övmeyi bir yana bırakıp, kendimiz övünülecek şeyler yapmalıyız”</strong> demeden önce, bu ülkede yaşayan barış yanlısı azınlıkların, halkların kardeşliğine inanmış halkların duymayı fazlasıyla hak ettiği bu sözü haykıranların, ne denli övünülecek bir tavrı kuşandıklarını da anlatmalısınız.</p>
<p>Bunu özellikle belirtmediğiniz bir yazıda, Hrant’ın övülmesinden ciddi ciddi rahatsız olmuşa benzeyen tuhaf telkinlerinizi, <strong>“başımızdan aşağı boca ettiğinizde”</strong>, sorgulanırsınız çünkü.</p>
<p><strong>Çünkü korkarım, “Biz Hrant’tan daha değerli” değiliz sayın Mahçupyan. Üzgünüm ama, galiba siz de değilsiniz</strong> ve aslında neden olmadığımızı, neden olmadığınızı da kendi yazınızdaki bir gafınızla, gayet net özetlemişsiniz: <strong>“…Çünkü hala yaşıyoruz” </strong>diyorsunuz, <strong>“Hala değiştirebiliyoruz.”</strong></p>
<p><strong>Siz yaşıyor musunuz, sayın Mahçupyan? </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Siz, değiştirebiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Peki, değiştirmekten kastınız, gazetedeki bir iki genç yazarın gitmesinden ibaret mi? Yok değilse, bizim gözümüzden kaçan <strong>‘devrimlerinizi’</strong>, <strong>‘yeniliklerinizi’</strong>, yüzeysel bir dille de olsa, biraz açar mısınız?</p>
<p>Kusura bakmayın ne olur; putperestlikten sizin kadar arınamadığımız için, pek net göremiyoruz…</p>
<p><strong>* * *</strong></p>
<p><strong>“Bizler Hrant’tan çok daha önemliyiz. Çünkü hâlâ yaşıyoruz…” </strong>harikulade bir cümle bana kalırsa. Bu sözü yalnızca söylemekle kalmayıp, bir de söylediği sözü eylemleriyle dengeleyen birini de bulursak, Hrant’ı övmekten gönül rahatlığıyla vazgeçebiliriz. Gerçi, biz de sabah akşam <strong>“Hadi Hrant’ı övelim de, put olsun!”</strong> diye kendimizi paralamıyoruz ya, maksat, sizin keyfiniz yerine gelsin.</p>
<p>Ama bana kalırsa, <strong>“daha önemli”</strong> olmak için, <strong>“yaşıyoruz” </strong>sözünün tam karşısına gerçekten de adamakıllı bir <strong>‘hayat’ </strong>koymak gerekir. Sanırım o zaman siz de <strong>‘yaşadığınızı’</strong>, bu tür yazılarla ilan etmek çilesinden kurtulabilirsiniz. Öyle ya, sizin hayatınız, <strong>‘övünülecek şeyler’</strong> barındırmaya başladığında içinde, nasıl olsa <strong>‘yaşadığınız’ </strong>gerçeği herkes tarafından teslim edilecektir.</p>
<p><strong>“Hrant’ın sırrı”</strong>nı açıklarken, sizden bunu da duymak isterdim:</p>
<p><strong>“O, bağıra bağıra ‘yaşadığını’ söylemedi, yaşadı.“</strong></p>
<p>Dolayısıyla bugün sizin <strong>‘yaşadığınızı’ </strong>ilan ettiğiniz yazınızda bir <strong>‘hayat’</strong> göremeyişimizi de, koşup ona anlatmaya sabırsızlanıyoruz nedense.</p>
<p>Siz dururken… ölmüş bir adamla sanki yaşıyormuşçasına, sizi çekiştiriyoruz.</p>
<p><strong>“Hrant”</strong> diyoruz, <strong>“sen ölmüştün hani? Niye bu kadar ‘HAYAT’sın hala”</strong>?</p>
<p><strong>EMRE DURSUN</strong><br />
<em>Ocak &#8216;09, İstanbul</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hangi Islam :  Kadın (2)]]></title>
<link>http://elbab.wordpress.com/2009/11/15/hangi-islam-kadin-2/</link>
<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 18:03:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>muhabbetci</dc:creator>
<guid>http://elbab.wordpress.com/2009/11/15/hangi-islam-kadin-2/</guid>
<description><![CDATA[Bu bölümü Kadınlara ayırmak istiyorum, nitekim hem kadını yüceltmek amaçlı, hemde kadınların, din ad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h3>
Bu bölümü Kadınlara ayırmak istiyorum, nitekim hem kadını yüceltmek amaçlı, hemde kadınların, din adı altında maruz kaldıkları saçmalıkları anlatmak için.<br />
Kuransız islam da en büyük cefayı çekmiş olan hep kadın olmuştur. Bir taraftan &#8216; Cennet anaların ayağı altındadır&#8217; hadisi ile kadını yüceltirken, öte taraftan kadını köpek ve domuz ile aynı kefeye koyabilecek kadar edepsizce yaklaşımlara maruz bırakmışlardır. Bunu yaparken utanmadan peygamberin ağzından hadis uydurmuşlar, kadının yatak odasına kadar karışmışlardır. Buyurun neleri yozlaştırdılar görelim hep beraber.</p>
<p>1) Kuranda ki Kadın</p>
<p>Kuranı kerim kadın erkek eşitliğini savunur, asla ve asla erkek yahut kadın yücedir yahut daha aşağıdır diye birşeyler kullanmaz. Buna rağmen dini yozlaştıran kesim (ulemalar, şeyhler, hocalar, ruhbanlar, hahamlar vs vs vs) kadını adeta erkeğin kölesi haline getirmişlerdir. Bunlara örnekler çoktur. Önce biz Kuran kadın ve erkek eşitliği adına neler diyor ona bakalım.<!--more--></h3>
<blockquote>
<h3>Nisa Suresi 124 Erkek veya kadın, inanmış olarak hayra ve barışa yönelik işler yapanlar cennete gireceklerdir. Ve zerre kadar zulme uğratılmayacaklardır.</h3>
<h3>
Tevbe Suresi 71 Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyilik ve güzelliği belirlenene özendirirler, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındırırlar. Namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah&#8217;a ve resulüne itaat ederler. Allah bunlara rahmet edecektir. Allah Azîz&#8217;dir, Hakîm&#8217;dir.</h3>
<h3>72 Allah, mümin erkeklerle mümin kadınlara, altından ırmaklar akan cennetler vaat etmiştir. Sürekli kalacaklardır orada. Adn cennetlerinde de tertemiz barınaklar vaat etmiştir. Allah&#8217;ın bir hoşnutluğu ise hepsinden büyüktür. İşte budur o büyük başarı/o büyük kurtuluş.</h3>
<h3>
Nahl Suresi 97 Erkek yahut kadın, her kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa, onu tertemiz bir hayatla yaşatırız. Ve böylelerinin ücretlerini, işleyip ürettiklerinin en güzelleriyle karşılarız.</h3>
<h3>
Ahzab Suresi 35 Allah şu kişiler için bir affediş ve büyük bir ödül hazırlamıştır: Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, Allah korkusuyla ürperen erkekler, Allah korkusuyla ürperen kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırz ve iffetlerini koruyan erkekler, ırz ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah&#8217;ı çok anan erkekler, Allah&#8217;ı çok anan kadınlar.</h3>
<h3>
Fetih Suresi 5 İnanmış erkekleri ve inanmış kadınları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokması içindir bu. Sürekli kalıcıdırlar orada. Ve onların çirkin davranışlarını örtüp gizlemesi içindir. İşte bu, Allah katında çok büyük bir kurtuluş ve eriştir.</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Evet gördüğümüz gibi Kuranı kerim kadın erkek arasında hiç bir fark gözetmemekte. Buna rağmen nasıl oluyor da, kadınları köle gibi göstere biliyorlar? Acaba bu ruhban sınıfı kuran okumamışmıdır? Yoksa okudularda, bile bile yalanmı söylüyorlar? Bu soruların cevabını sizin vicdanınıza bırakıyorum.</h3>
<h3>Kadını yüceltmeyen bir toplum daima kaybetmeye mecbur kalan toplumdur, ki şu an islam ülkeleri ne halde olduğunu görüyoruz. Yüce ALLAHIN o güzel peygamberi kadınlara değer vermesine rağmen, sonradan gelen sahtekar ulemalar dini bu hale getirip, arap geleneğini dine sokmaya çalışmış ve başarmışlardır.</h3>
<h3>
2) Uydurma Hadislerde Kadın</h3>
<h3>
Bilindiği gibi en büyük baskıyı, uydurma bir takım hadisler ile kadınlara bunları dayatarak yapmaktalar. Peygamber şöyle demiş, Peygamber böyle demiş. Acaba demişmi?</h3>
<h3>Ya bu hadisler uydurma ise? Ya bu hadisleri egemen güç olan erkekler uydurdu ise? Diyanet bile artık bunun farkına varmış olacak ki, hadis elemesine başlamışlardır. Malesef çok geç başladıklarını ve samimi olmadıklarını düşünmekteyim, çünkü aynı diyanet halen ilmihallerinde bu (güya) eledikleri hadisleri basıyorlar. Şu soruyu zihninizde kendinize sorun. &#8220;Peygamber acaba kuran dışı birşey yapmışmıdır? &#8220;.Bitabi birçoğunuz hayır diyecektir, bu durumda Peygamber yaşayan kuranmıdır? Illaki!</h3>
<h3>Peygamber peki nasıl oluyor da, kuranda eşit olan kadın ve erkeği kendi hadislerinde (haşa o yapmadı bunu) değiştiriyor? Çünkü onu yapan Peygamber değil Ebu Hureyre (Islam´ın Pavlusu) ve yandaşlarıdır!</h3>
<h3>
Şimdi en tanınmışlarını bir gözden geçirelim:</h3>
<h3>
a)</h3>
<blockquote>
<h3>Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim.</h3>
<h3>Tirmizi, Rada, 10/1159; Ebu Davud, Nikah 40/2140</h3>
<h3>Ahmed b. Hanbel, Müsned VI, 76; İbn Mace, Nikah 4/1852</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.</h3>
<h3>Hafız Zehebi-Büyük Günahlar- Sayfa 187</h3>
</blockquote>
<h3>
Yukarıda ayetleri verdik. Bunları peygamber sözü diye iddia eden vicdansızlara soruyorum:&#8221; Erkeğin kadın üzerinde ki hakkını bana bir gösterin bakalım ne imiş bu hak? Biz bulamadık kuranda, siz bulabilirseniz buyurun.&#8221;</h3>
<h3>Utanmadan birde Kuran da geçen bazı ayetlerin meallendirmesinde çarpıtmalar yaparlar. Böyle terbiyesizlikleri birkaç meal karşılaştırması yaparsanız kolayca görürsünüz zaten. Yukarıda ki hadis diye bize satılan boş sözler, kuranı kerim ile apaçık çelişki içindedir. Böyle birşeyi ALLAHIN peygamberi olan Abdullah oğlu Muhammed´in nasıl dediğine inanırsınız? Bu apaçık Resülü Ekreme karşı bir iftiradir!</h3>
<h3>
b)</h3>
<blockquote>
<h3>Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.</h3>
<h3>İbni Hacer El Heytemi 2/121</h3>
<h3>Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Buyrun kabul edin bakalım nasıl edecekseniz. Ederken yalnız şunuda unutmayın, bu analara da geçerli, onlar da kadın değilmidir?</h3>
<h3>Tabi ki bu hadis uydurmadır. Bu tür hadisleri takvim yapraklarında, ilmihal kitaplarında basarak kadınları halen bu tür saçmalıklara maruz bırakmalarından dolayı açıkca kınıyorum ulemayı! Bildikleri halde ALLAH hakkında yalan söylüyorlar.</h3>
<h3>
c)</h3>
<blockquote>
<h3>Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.</h3>
<h3>Müslim, İman, 34/132</h3>
<h3>İbn Mace, Fiten 19/4003</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Daha sonra Peygamberin eşi Ayşe bu tür safsatalara nasıl karşı çıktığını, ama bir türlü sözünü dinletemediğini göstereceğim. Bu hadis hem peygamberimize hem kurana, hemde akıl ve mantığa iftiradır!</h3>
<h3>
ç) Yine bu zihniyet, Muhammed Mustafa´yı (salatü selam olsun ona) kullanarak kadınların çoğunu cehennemlik ilan etmişlerdir. Böyle korkunç hadisleri uyduran bir zihniyet, peygambere ne kadar iman ettiklerini sizin vicdanınıza bırakıyorum.</h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.</h3>
<h3>Müslim, İman, 34/132</h3>
<h3>İbn Mace, Fiten 19/4003</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Peki şu ayet ile bu sözü nasıl bağdaştıracağız acaba?</h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, korunup sakınan erkekler, korunup sakınan kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça hatırlayan erkekler ve Allah’ı çokça hatırlayan kadınlar; bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamıştır.</h3>
<h3>Ahzab Suresi 35</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>d) Yukarda da dediğim gibi yatak odasına girmekten bile çekinmemişler, adeta kadını (affınıza sığınarak diyorum) seks kölesi yapmışlardır!</h3>
<h3>Bakın şu terbiyesizliğe:</h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.</h3>
<h3>Sahihi Buhari 9/36</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Bu külliyen yalandır, böyle birşey için Kuranı kerimde tek bir ayet dahi bulamazsınız. Kuran da olmadığı gibi bu tür rivayetler kadını küçük düşürme, hor görme, ve kadını köle yerine koyma için uydurulan sözlerdir. Malesef halen bunlar ilmihal kitapların da mevcutdur.</h3>
<h3></h3>
<h3>e)</h3>
<blockquote>
<h3>Bir kadın kocasından boşanırsa o kadına cennet kokusu haram olunur.</h3>
<h3>Kadınlara Dîni Bilgiler sayfa 61</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>ALLAHIN laneti yalancıların üzerinedir der Kuran. Bu sözü yazan yarın cehennem ateşinden acaba kendini nasıl kurtaracak?</h3>
<h3>Bakın boşanma ile alakalı kuran ne diyor!</h3>
<blockquote>
<h3>
Bakara Suresi 227 Eğer boşanmaya kesin karar vermişlerse, şüphesiz Allah çok iyi işiten çok iyi bilendir.</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Burda kadın boşanamaz diye birşey görüyormusunuz siz? Kuran da bu konu Bakara suresinde ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Dileyen orda mealden okuyabilir.</h3>
<h3>Boşanmak her insanın, yani erkek ve kadının hakkıdır. Kimse bunu engelleyemez. Tabi ki barışmak ve yuvayı ayakta tutmak daha güzel ve daha iyi birşeydir, ama kocada hayır yoksa kadını o kocaya bağlamakta zulümdür! !</h3>
<h3></h3>
<h3>f)</h3>
<blockquote>
<h3>Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.</h3>
<h3>Sahihi Buhari</h3>
<h3>
Takma saç takan, taktıran, kaşları incelten, kaşlarını incelttiren, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.</h3>
<h3>Ebu Davud, Tereccul, 5</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa, yüzüne güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir.</h3>
<h3>İmam Şarani – Uhudul Kubra – Sayfa 313, 867, 889</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Bu yukarda ki alıntıya göre, türkiyede ki kadınlarımızın yüzde doksanı lanetlidir! Analarımız, teyzelerimiz, halalarımız, bacılarımız, eşlerimiz hepsi cehennemliktir. Kaşını aldırmayan birini siz tanıyormusunuz? Peki bu hadis sahihmidir? Yobazlara göre Sahih, bize göre değil!</h3>
<h3></h3>
<h3>g)</h3>
<blockquote>
<h3>Bir hadise göre Ashabı Kiram karılarının pencere ve kapı aralıklarından dışarıyı seyretmelerini ve erkek görmelerini önlemek üzere evlerinin pencerelerini sıkı sıkıya kapatırlar, dışarıya bakanlara dayak atarlardı.</h3>
<h3>İmamı Gazali-İhyayı Ulumuddin 2/122</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Imam Gazaliyi ALLAH affetsin, nitekim böyle birşey ne tarihte nede rivayetlerde mevcutdur.Tam tersine tarihi okuyanlar bilir ki, kadınlar mescide giriyor, çıkıyor, ortalarda serbestce gezebiliyorlardı.</h3>
<h3></h3>
<h3>ğ)</h3>
<blockquote>
<h3>Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.</h3>
<h3>İbnül Cevzi, Mevzuat, II/282-283; Suyuti, Leali, II/154</h3>
<h3>İbn Arrak, Tenzihü’ş-Şeria, II/212-213</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.</h3>
<h3>İmamı Gazali-Kimyayı Saadet sayfa:178</h3>
<h3>İbn Ebi Şeybe, Musannaf, IV/II, 420</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Şimdi bu safsatayı kadınlarımıza uygulayacak olursak şöyle bir tablo çıkar karşımıza.</h3>
<h3>1) Kadınları biraz aç bırakmak gerek</h3>
<h3>2) Kadınları kıyafetsiz bırakmak gerek</h3>
<h3>3) Kadınların en sevdiği şey erkeklerle her yerde cilveleşmek.</h3>
<h3>4) Ikinci en sevdikleri şey ha bire gezmek!</h3>
<h3>Peki bu analaramız içinde geçerlimi? Öyle ya onlar kadın değilmi? Hanginiz anasını yarı çıplak yarı aç yatmasına gönlü el verecek? Acaba bu safsatayı uyduranlar bunu yapmışlarmıdır?</h3>
<h3></h3>
<h3>h) Yorumsuz kadınlarımızın bilgisine sunacağım şu dizeleride, lütfen sindire sindire okuyun. Okuyun ki din adına neler uydurulmuş göresiniz ve anlayasınız. Gazali Gazali diye övüp bitiremedikleri alimden bir demet hizmetinize sunuyorum. Buyurun&#8230;.</h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>&#8220;Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:</h3>
<h3>
1-Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,</h3>
<h3>
2-Hiç çıkmamış gibi davrana,</h3>
<h3>
3-Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,</h3>
<h3>
4-Kalabalığa karışmaya,</h3>
<h3>
5-Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,</h3>
<h3>
6-Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,</h3>
<h3>
7-İşini bir an önce bitirip evine döne,</h3>
<h3>
İmamı Gazali – İhyayı Ulumuddin – 2/290 &#8220;</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>&#8216;Kadın sekiz sıfatlıdır:</h3>
<h3>
1-Giyim kuşam hevesinden maymun.</h3>
<h3>
2-Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.</h3>
<h3>
3-Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.</h3>
<h3>
4-Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.</h3>
<h3>
5-Evden eşya sattığından fare.</h3>
<h3>
6-Erkeklere hile kurduğundan tilki.</h3>
<h3>
7-Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.</h3>
<h3>
İmamı Gazali- İhyayı Ulumuddin &#8216;</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Şimdi bu kadınları övmekmidir, yoksa küfretmekmidir. Şeriat diye bağıranların getireceği rejimin bu olacağından emin olun! Hatta Gazalinin sözlerini kabul etmeyenleri kafirlik ve dinsizlik ile suçladıklarınıda hatırlatayım. Yani siz şimdi bu sözlere katılmayınca, siz dinden çıkmış oluyorsunuz. Siz bunları eleştirince siz kafir oluyorsunuz.</h3>
<h3>Bunları savunan yobaz kesime soruyorum &#8220;Hangi ayete bağlıyorsunuz bunu siz? ! &#8220;. Kuran böyle birşey diyormu? Yok!</h3>
<h3>Kuran demiyor ise siz kim oluyorsunuz da ALLAH adına böyle safsatalar uyduruyorsunuz? !</h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Nisa Suresi 32 Allah&#8217;ın, bir kısmınıza bir kısmınızdan farklı olarak lütfettiği şeyleri isteyip durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir pay var; kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay var. Allah&#8217;tan, O&#8217;nun lütfunu isteyin! Allah, herşeyi iyice bilmektedir.</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Bu ayet ile yukarı da ki verdiklerimizi nasil bağdaştırıyorsunuz?</h3>
<h3>
Ve şu alimlerinde sözlerini bir dinleyelim, ne demişler Imam Gazali ile ilgili. Bunuda halktan saklarlar bu sahtekarlar!</h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Iyaz b. Musa ebu’l Fazl el Yahsubi es Sebti el Maliki, meşhur ismiyle Kadı Iyaz, 1083’te Septe’de doğmuş ve özellikle fıkıh, hadis sahasında tanınmış bir İslam alimidir. Maliki mezhebine müntesiptir.</h3>
<h3>Kadi Iyaz Gazali icin söyle demisdir</h3>
<h3>Şeyh ebu Hamid el-Gazali kendisi hakkında çok kötü haberler olan ve korkunç kötü kitapları olan biridir. Sufilikde çok ileri gitmiş, sufiliğin savunucusu ve davetçisi olmuş ve bu hususta meşhur kitaplar kaleme almıştır.</h3>
<h3>Kitaplarındaki bazı bölümler, kendi aleyhinde değerlendirilmiş ve ümmet onun kötü biri olduğuna hükmetmiştir. Allah onun gerçek durumunu bilendir.</h3>
<h3>Sultanın emri ve batıdaki ulemanın fetvası onun kitaplarının yakılması ve bu kitaplardan uzak durulmasıdır. Bu emir ve fetvaların gereği yapılmıştır.</h3>
<h3>Siyer en-nubela 19/327</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Nevevi</h3>
<h3>Nevevi, Receb ayının ilk cuma günü kılınan Regaib namazı hakkında sünnetten midir, yapılması hoş olan bir amel midir yoksa bidat midir diye sorulduğunda şu şekilde cevap vermiştir:</h3>
<h3>Bu şeytani bir ameldir ve çok şiddetli biçimde eleştirilmiş bir bidattir.</h3>
<h3>Sonra şöyle devam etmiştir:</h3>
<h3>Birçok ülkede çok sayıda kişi tarafından bu namazın kılınıyor olması yahut Kutul Kulub veya İhyaı Ulumuddin gibi kitaplarda bahsi geçiyor olması seni aldatmasın. Bu hiçbir temeli olmayan bir bidattir.</h3>
<h3>el-Miyarul Magrib 1/300</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Ibnü&#8217;l-Cevzi</h3>
<h3>el-Muntazam isimli eserinde şunları söylemektedir:</h3>
<h3>&#8221;Gazali İhyayı yazmaya Kudüsde başlamış ve Şam&#8217;da tamamlamıştır ancak, eserini sufilerin metodu ile yazarak fıkıh kurallarına riayet etmemiştir.&#8221;</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Sultan Ali ibni Yusuf ibni Taşfin</h3>
<h3>Dönemin sultanıdır ve İhya&#8217;nın yakılmasını emretmiş ve yaktırmıştır. Zehebi onun hakkında şöyle der:</h3>
<h3>&#8221;Cesur, mücadeleci, adil, dinine düşkün, takvalı, erdemli, alimlere saygılı ve alimlerle iştişare eden biriydi.&#8221;</h3>
<h3>Siyer Alemun Nubela, (20/124) .</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>&#8221;Ali İbni Yusuf İhya&#8217;yı yaktırdı ve bu kararı döneminin alimlerinin icmasına dayanmaktaydı&#8221;</h3>
<h3>El-Miyar El-Mureb (12/185)</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>i)</h3>
<blockquote>
<h3>Hanefilerden bazıları kadının sesinin de avret olduğu görüşündedirler;</h3>
<h3>Fıkhus Siyre sayfa:400</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Kuran da kadın sesi ile hiç birşey geçmez. Kadın sesi avret felan değildir. Bunu iddia eden herkes din adına yalan söylüyor. Ebu hanefi böyle birşey ne söylemiştir nede istemiştir. Bu tür saçmalıklar sonradan onların adına uydurmadır. Peki soruyorum ey ulema, eve telefon gelince nasıl olacak bu iş? Yahut süpermarketde, bakkalda, iş yerinde nasıl uygulayacağız biz bunu? Yani size göre kadın zaten ne yapsa cehennemlik oluyor, zavallı kadın başka çaresi yoktur, hangi adımı atsa size göre haram/günah. Kadın konuşsa haram, sussa haram, yürüse haram, dimdik dursa haram.</h3>
<h3>
Oysa Şaafi mezhebine göre kadının sesi avret değildir. Yani şöyle bir tablo çıkıyor şimdi karşımıza. Hanefi mezhebinden olan kadın konuşursa haram işliyor, Şaafi mezhebinde olan kadın konuşursa haram işlemiyor. Yani Hanefiye göre büyük günah ve hatta bazılarına göre zina! Şaafiye göre gayet doğal.</h3>
<h3>Buyrun Şaafilerin görüşü.</h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Şâfiî mezhebi âlimleri ve diğer müçtehidler şöyle derler: “Kadının sesi avret değildir. Çünkü kadın alış veriş yapar, mahkemede şahitlikte bulunur. Bunun için sesini yükselterek konuşmak zorunda kalır.(Tefsîrü Âyâti’l-Ahkâm, 2: 167.)</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Ve Hanefi fıkıhının bu görüşüne göre Resülü ekrem efendimiz günah işlemiş oluyor! Niyemi? Şu hadise bakarmısınız lütfen:</h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Amr bin Şuayb rivayet ediyor:</h3>
<h3>Bir kadın yanında kızı ile birlikte Resulullaha (a.s.m.) geldi. Kızın kolunda iki altın bilezik vardı. Resulullah (a.s.m.) kadına sordu: “Bu bileziklerin zekâtını veriyor musun? ”</h3>
<h3>Kadın, “Hayır, vermiyorum” diye cevap verdi.</h3>
<h3>Bunun üzerine Resulullah (a.s.m.) tekrar sordu:</h3>
<h3>“Peki, kıyamette bu iki bilezik yerine Allah’ın sana ateşten iki bilezik taktırması hoşuna gider mi? ”</h3>
<h3>Kadın iki bileziği hemen çıkarıp Resulullaha (a.s.m.) uzattı ve “Bunlar artık Allah ve Resulüne aittir” dedi.(Tirmizî, Zekât: 12.)</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Şimdi bu kadın hanefi ise yandı, ama Şaafi ise işi kurtardı. aa unuttumdu o zamanlarda mezhepler yokturdu. Peki bu kadın ile konuşan Resülü ekrem hangi kitaba uyduda konuşmakta bir beis görmedi?</h3>
<h3>Tabi ki kuranı kerime uydu. Peki bize ne oluyor da kurana uyacağımız yerde bir takım uyduruk sözlere uyuyorsunuz?</h3>
<h3>Cevabı sizin vicdanınıza bırakıyorum!</h3>
<h3></h3>
<h3>
ı)</h3>
<blockquote>
<h3>Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresini öğretin.</h3>
<h3>İbnü’l Cevzi, Mevzuat II, 269</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Kızlarınızı okutmuyormusunuz? Okutmayalım´mı yani? Ulema sözünde asla yalan olmaz, hepsi hakikat konuşur diyenler. Ulemanız bu görüşte, kabul etmiyorsanız sizde en az benim kadar dinden çıkmış oluyorsunuz onların gözünde. Yok kabul ederseniz, çocuklarınızı hemen okullardan alın!</h3>
<h3>(Merak ediyorum acaba gerçekten kız çocuğunu okutmayanlar varmı daha)</h3>
<h3></h3>
<h3>j)</h3>
<blockquote>
<h3>Bir kadın kocasından boşanırsa o kadına cennet kokusu haram olunur.</h3>
<h3>Kadınlara Dîni Bilgiler sayfa 61</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Peki şimdi şu soruyu soracağım, Hz Zeyd hanımını boşamıştır, bu durumda Hz Zeynep anamız cehennemlikmidir? Hemde bildiğiniz gibi de değil. Zeynep anamız kendisi boşanmak istemiştir!</h3>
<h3></h3>
<h3>k)</h3>
<blockquote>
<h3>Kadının yeri soğumadıkça erkek, kadının oturduğu yere oturmamalıdır.</h3>
<h3>Kadınlara Dîni Bilgiler sayfa 24</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Sadece şu soruyu soruyorum. Siz sapıkmısınız? Öyle ya, demek ki siz kadının kalktığı yere oturunca onun sıcaklığını hissetiğiniz için yahut kokusunu aldığınız için aklınız edepsizliğe gidiyor. Gidiyor ki böyle birşeyi uydurabiliyorsunuz. Şimdi bunu savunan bir insanı ben nasıl evime alacağım? Bu adamla nasıl aile ortamında oturacağım? Bu sapıklık değildirde nedir acaba?</h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>Nisa Suresi 120 Şeytan, onlara söz verir, ümit verip hayal kurdurur, hurafeye/anlamını bilmeden okumaya iter. Ama o, onlara bir aldanıştan başka hiçbir şey vaat etmez.</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>Evet gördüğünüz gibi kadınlar üzerine uydurulan hadisler, ulema görüşleri, sözler, fıkıh vesaire hepsi kuran ile apaçık çelişki içindedir. 1300 yıldır din adına kadınlara zulüm yapılmıştır, şeriat adına en çok çile çeken hep kadın olmuştur! Şimdi daha halen şeriat diye bağıran bacılara şu soruyu sormak istiyorum.</h3>
<h3>Şeriata göre kocanız dört kadınla evlenme hakkı vardır, siz kuma gitmeye razımısınız? Yahut üstünüze kuma getirilmesine razımısınız? .</h3>
<h3>Sanıyorum ki hayır değilsiniz.</h3>
<h3>Kadınlar bizim ile eşitdir, onlar çocuklarımızın anneleri, düştüğümüz yerde bizi ayağa kaldıran melekler, aç olduğumuzda bizi doyuran analar, sussuz olunca hemen su yetiştiren Hızır sıfatlılar, hayatımızda arkadaşlık yapan dostlar, bizim huysuzluğumuza katlanan derviş sabırlılar, hastalandığımızda bizi iyileştiren hemşireler, yatağımızda bizim üşüdüğümüzü fark ettiklerinde bağırlarına basan güzeller&#8230;.</h3>
<h3>Kadını nasıl olurda siz domuz ve köpek ile eş tutarsınız? Böyle düşünen zihniyete bir büyük YUH benden!</h3>
<h3></h3>
<blockquote>
<h3>“üç şey namazı bozar: köpek, eşek ve kadın…” mealinde rivayet edilen sözü duyan Aişe, bunu rivayet eden Ebu Hüreyre’ye:</h3>
<h3>“yazıklar olsun, bizi köpeklerle ve eşeklerle mi bir tutuyorsunuz” diyor.</h3>
<h3>Ama Aişe’nin bu reddiyesine rağmen bu söz asırlardır Peygamberin sözü diye rivayet edilebiliyor.</h3>
</blockquote>
<h3></h3>
<h3>
Devamı gelecek</h3>
<h3></h3>
<h3>Mustafa Çelebi</h3>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Azrail Çok Güzelmiş...]]></title>
<link>http://doganzeki.wordpress.com/2009/11/15/azrail-cok-guzelmis/</link>
<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 15:39:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>doganzeki</dc:creator>
<guid>http://doganzeki.wordpress.com/2009/11/15/azrail-cok-guzelmis/</guid>
<description><![CDATA[Onkolog Dr.Haluk NURBAKİ Dünya hayatının en çetin imtihanlarından biri de, gerçeğe yaklaşmakta çekil]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:left;"><strong><em>Onkolog Dr.Haluk NURBAKİ</em></strong></p>
<p><a title="ImageShack - Image And Video Hosting" href="http://img121.imageshack.us/i/yasayanolum.jpg/" target="_blank"><img class="alignright" src="http://img121.imageshack.us/img121/5097/yasayanolum.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
<strong>Dünya hayatının en çetin imtihanlarından biri de, gerçeğe yaklaşmakta çekilen zorluklardır. Çünkü beyinlerimiz maddi olaylarla yıkanmış, gözler görmediğine inanmaz olmuş, bu yüzden de dualarımız bile samimiyetini kaybetmiştir. Aslında her insan, başta rüya gerçeği olmak üzere bir çok kere madde ötesindeki esintileri farkeder. Veya birçok kere madde ötesinden yansıyan mânâ gücünün varlığına şahit olur. Fakat kuvvetli bir imana sahip olmayan insan, madde ötesi gerçekleri nefsin ve şeytanın tesiri ile ya görmezlikten gelir, ya da &#8220;tesadüf&#8221; der geçer.</strong></p>
<p><strong>Ben, kırk yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum.</strong></p>
<p><strong>Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurtdışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkânı bulamamıştı. Serap&#8217;ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da Allah&#8217;ın izniyle iyileştiğini gördüm. Ancak Serap&#8217;ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk beş yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir işkadını olan Serap, dört yıl kadar sonra bir ihale için İzmir&#8217;e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine altı saat karda mahsur kalmış. <!--more-->Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap, bacak kemiklerindeki metasaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu.</strong></p>
<p><strong>Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:</strong></p>
<p><strong>- “Doktor bey” dedi. “Ben size&#8230;dargınım.”</strong></p>
<p><strong>- “Niçin” diye sordum.</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Siz&#8230; dindar&#8230; bir&#8230; insanmışsınız&#8230; niçin&#8230; bana&#8230; da, Allah&#8217;ı&#8230; ölümü&#8230; ahireti&#8230; anlatmıyorsunuz?&#8221;</strong></p>
<p><strong>Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için, bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. Onu üzmemeye çalışarak:</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Doktorlara ulaşmak kolaydır”dedim. “Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>Konuşmaya mecali olmadığından &#8220;ben o isteği duyuyorum&#8221; mânâsında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbî tedavinin yanısıra, ebedî hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve son günlerini yaşayan Serap için bu dersler &#8220;hızlandırılmış öğretime&#8221; dönüşmüştü.</strong></p>
<p><strong>Anlattığım iman hakîkatlarini bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.</strong></p>
<p><strong>Vefatına bir hafta kadar kala:</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Doktor bey” dedi. “Ben&#8230;ölürken&#8230; ne&#8230;söylemeliyim?&#8221;</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Senin durumun çok özel&#8221; dedim.</strong></p>
<p><strong>Kelime-i şehâdet sana uzun gelir. O anı farkedince Muhammed (s.a.v) sana yeter.&#8221;</strong></p>
<p><strong>O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı.</strong></p>
<p><strong>Çok ıstırabı olduğu için Serap&#8217;a sürekli morfin yapıyor ve O&#8217;nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim.</strong></p>
<p><strong>Dönüşümde annesi telefon ederek :</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor.&#8221; dedi.</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hâlâ unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste &#8220;Muhammed&#8221; diyemezsem?&#8221;</strong></p>
<p><strong>İşte Serap, böyle bir hanımdı.</strong></p>
<p><strong>Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer birkaç gün daha ömrü varsa, son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmamasını rica etti. Ben hiç âdetim olmadığı hâlde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap&#8217;ın âcizliği hürmetine olacak ki, salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim.</strong></p>
<p><strong>Ertesi gün ona: -&#8221;Hiç korkma!&#8221; dedim. &#8220;İğneyi vurdurabilirsin.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ve Serap, bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde, son sorusunu sordu:</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Doktor bey&#8230;Azrail&#8230;bana &#8230;nasıl&#8230;görü..necek?&#8221;</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Kızım,&#8221; dedim. &#8220;O bir melek değil mi?</strong></p>
<p><strong>- “Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir.&#8221;</strong></p>
<p><strong>- Salı günü Serap&#8217;ın ağırlaştığı haberini alınca hemen evine gittim.</strong></p>
<p><strong>Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam mânâsıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!&#8221; dedi ve devam etti:</strong></p>
<p><strong>- Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve &#8220;yataktan kalkması imkansız&#8221; denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık.</strong></p>
<p><strong>Ve kelime-i şehâdet getirerek vefat etmeden biraz önce de:</strong></p>
<p><strong>- &#8220;Doktor bey&#8217;e söyleyin, dedi. Azrail, O&#8217;nun söylediğinden de güzelmiş !!!”</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yürek Söken Metinler -III-]]></title>
<link>http://felsefehayat.wordpress.com/2009/11/15/yurek-soken-metinler-iii/</link>
<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 11:48:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>Felsefe Hayat Projesi</dc:creator>
<guid>http://felsefehayat.wordpress.com/2009/11/15/yurek-soken-metinler-iii/</guid>
<description><![CDATA[Fizyolojik yalnızlığın bedeni ıslah etmesi ya da fikirsel beraberliğin ruhu doyurması(aşk fenomeni)…]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Fizyolojik yalnızlığın bedeni ıslah etmesi ya da fikirsel beraberliğin ruhu doyurması(aşk fenomeni)…]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Savaş Sistemi]]></title>
<link>http://runesofmagictr.wordpress.com/2009/11/15/savas-sistemi/</link>
<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 07:44:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>runesofmagictr</dc:creator>
<guid>http://runesofmagictr.wordpress.com/2009/11/15/savas-sistemi/</guid>
<description><![CDATA[Savaş &#8211; Ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgi Savaş sistemi savaş yeteneklerine ve ekipmanlara ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Savaş &#8211; Ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgi Savaş sistemi savaş yeteneklerine ve ekipmanlara ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gitmekle kalmak arasında]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/14/gitmekle-kalmak-arasinda/</link>
<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 11:40:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>protothyas</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/11/14/gitmekle-kalmak-arasinda/</guid>
<description><![CDATA[Gitmekle kalmak arasında, bir yukarı bir aşağı, bir sağdayım, bir solda.. Elimde eski bir gramofonda]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Gitmekle kalmak arasında, bir yukarı bir aşağı, bir sağdayım, bir solda.. Elimde eski bir gramofonda]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölümden son anda kurtarıldı ]]></title>
<link>http://chatodalari.wordpress.com/2009/11/13/olumden-son-anda-kurtarildi/</link>
<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 01:30:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>Jexe</dc:creator>
<guid>http://chatodalari.wordpress.com/2009/11/13/olumden-son-anda-kurtarildi/</guid>
<description><![CDATA[Ağrı’da işsizlik bunalımına giren ve belediyenin çatısına çıkan 33 yaşındaki bir çocuk babası Uğur Ş]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="news_content">
<p>Ağrı’da işsizlik bunalımına giren ve belediyenin çatısına çıkan 33 yaşındaki  bir çocuk babası Uğur Şenlik’i atlarken, eski çalışma arkadaşı kendi canını  tehlikeye atarak son anda elinden tutup kurtardı.</p>
<p>Olay bugün saat 16.00  sıralarında Erzurum Caddesi üzerindeki Belediye Hizmet Binası&#8217;nda meydana geldi.  Belediyenin eski çalışanlarından Uğur Şenlik, belediyeye giderek eski mesai  arkadaşlarıyla helalleşti. Durumdan şüphelenen arkadaşları, yanlarından ayrılan  Şenlik’i takip ettti. Bu sırada 5 katlı belediyenin çatısına çıkan Şenlik,  “Yaşamak istemiyorum. Ölmek benim için kurtuluş olacak” diyerek kendini boşluğa  bırakmak istedi. Bu sırada Şenlik’in arkasında duran belediye çalışanı Şerif  Erdoğan, ölümü pahasına atılıp Şenlik’i elinden yakaladı. Şenlik yetişen diğer  personelin de yardımı ile kurtarıldı.<br />
<!--more--><br />
Ambulansla Ağrı Devlet Hastanesi&#8217;ne  kaldırılan Uğur Şenlik sinir krizi geçirdi. Şenlik’in hala şokta olduğu ve  konuşamadığı bildirildi. Polis olayla ilgili soruşturma başlattı.</p>
<p>// </p></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Annelik hayali canından etti ]]></title>
<link>http://chatodalari.wordpress.com/2009/11/13/annelik-hayali-canindan-etti/</link>
<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 00:00:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>Jexe</dc:creator>
<guid>http://chatodalari.wordpress.com/2009/11/13/annelik-hayali-canindan-etti/</guid>
<description><![CDATA[Manisa&#8217;da doktorların riskli olacağı uyarısına karşın çocuk özlemi ağır basan ve hamile kalan,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="news_content">
<p>Manisa&#8217;da doktorların riskli olacağı uyarısına karşın çocuk özlemi ağır basan  ve hamile kalan, kalp hastası hemşire 26 yaşındaki Gönül Dal, geçirdiği ani  sancıların ardından kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Genç hemşirenin 7.5  aylık bebeği de dünyaya gözlerini açamadan öldü.</p>
<p>Denizli Sağlık Meslek  Lisesi&#8217;nden mezun olduktan sonra, Aydın&#8217;ın Söke İlçesi&#8217;nde 27 yaşındaki Tolga  Dal ile 2 yıl önce hayatını birleştiren Gönül Dal, Manisa Özel Vatan  Hastanesi&#8217;nde hemşire olarak çalışmaya başladı. Milliyet&#8217;in haberine göre;  Çocukken geçirdiği rahatsızlık nedeniyle kalbine takılan pille hayatını sürdüren  hemşire Gönül Dal, bebek sahibi olma isteğini önce eşiyle, ardından çalıştığı  hastanedeki uzman doktorlarla paylaştı.<!--more--></p>
<p>Doktorların, doğumun son derece  riskli olacağı yönündeki endişelerini bildirmesine karşın, bebek özlemini  dizginleyemeyen hemşire Dal, hamile kaldı. Bebeğin 8 aylıkken sezaryenle  alınmasına karar verildi. Ancak, herşey planlandığı gibi gitmedi. Sorunsuz geçen  hamileliğin son ayına girilirken, 7.5 aylık hamile Gönül Dal, önceki gece aniden  rahatsızlandı.</p>
<p>Sancıları artan hemşire Dal, hemen Celal Bayar  Üniversitesi Hastanesi&#8217;ne kaldırıldı. Hemşire Gönül Dal&#8217;ın yaşadığı kalp  sorununun yanı sıra akciğerlerinde de ciddi problem tespit edildi. Dal,  müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve yaşamını yitirdi, bebeğin de anne karnında  öldüğü açıklandı.</p>
<p>Hem hayat arkadaşı hem de doğacak bebeğinin acı  haberini alan Tolga Dal, yıkıldı. Acı haber, hemşire Gönül Dal&#8217;ın Aydın&#8217;ın Söke  İlçesi&#8217;ndeki ailesine de kısa sürede ulaştı. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet  Hastanesi&#8217;ne getirilen Gönül Dal ve bebeğinin cenazeleri, Kocacamii&#8217;nde kılınan  namazın ardından Söke Asri Mezarlığı&#8217;nda toprağa verildi. Cenazede gözyaşları  sel oldu.</p>
<p>// </p></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölüm ]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/11/12/olum/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 23:26:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/11/12/olum/</guid>
<description><![CDATA[Canlı, cansız her şeyin belli bir ömrü vardır. Allahü teâlâ, her şeyi, zamanı gelince yaratmakta, öm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright" src="http://ayavci.free.fr/Zalim/olum.png" alt="" width="262" height="197" /><br />
Canlı, cansız her şeyin belli bir ömrü vardır. Allahü teâlâ, her şeyi, zamanı gelince yaratmakta, ömrü bitince de, yok etmektedir. İnsanın ömrü de, çok kısadır. Sonsuz olan ahiret hayatında ise, insanın karşılaşacağı şeyler, dünyada yaşadığı hâle bağlıdır. Aklı başında olan, ileriyi görebilen bir kimse, kısa olan dünya hayatında, hep, ahirette iyi ve rahat yaşamaya sebep olan şeyleri yapar. Hadis-i şerifte; <strong>(Allahü teâlâdan haya ediniz. Başkalarına kalacak olan şeyleri toplamakla vaktinizi kaybetmeyiniz. Kavuşamayacağınız şeyleri ele geçirmek için uğraşmayınız. İhtiyacınızdan fazla binalar yapmakla hayatınızı harcamayınız)</strong> buyurulmuştur.</p>
<p>Ölümün her an geleceğini düşünmelidir. Zira AL-İ İMRAN / 185. ayet-i kerimerinde mealen; <strong>(Her canlı, ölümün tadını tadacaktır!) </strong>buyurulmuştur.<!--more--></p>
<p>Bunun için, her insan ölecektir. Ölümden kurtuluş yoktur. Hadis-i şerifte; <strong>(Ömrü uzun, ibadetleri de çok olana müjdeler olsun!) </strong>buyuruldu.</p>
<p>Sıhhatin, gençliğin ölüme mani olmadıklarını unutmamalıdır. Çocuklardaki ve gençlerdeki ölüm sayısının, yaşlılardaki ölüm sayısından çok olduğunu istatistikler göstermektedir. Çok hastaların iyi olup yaşadıkları, çok sağlam kişilerin çabuk öldükleri her zaman görülmektedir. Hadis-i şerifte; <strong>(Ölümü çok hatırlayınız. Onu hatırlamak, insanı günah işlemekten korur ve ahirete zararlı olan şeylerden sakınmaya sebep olur) </strong>buyuruldu.</p>
<p>Eshab-ı kiramdan Bera bin Azib hazretleri anlatır: “Bir cenazeyi götürdük. Resulullah efendimiz, kabir başına oturdu. Ağlamaya başladı. Mübarek gözyaşları toprağa damladı ve; <strong>(Ey kardeşlerim! Hepiniz buna hazırlanınız)</strong> buyurdu.”</p>
<p>Ahmed Gazali hazretleri, sık sık şöyle nasihat ederdi: “Şunu iyi bilin ki, insanlar bu alemde yolculuk halindedirler. Onların ilk konakları beşik, sonuncusu ise kabirdir. Hakiki vatan, ya Cennet veya Cehennemdir. İnsan ömrünün en kıymetli sermayesi vakitleridir. Şehveti ve şehevi arzuları, yolunu kesen eşkıyadır. Kazancı ve kârı; Cenneti ve oradaki ebedi nimetleri elde etmek, Allahü teâlânın rızasına ve cemaline mazhar olmaktır. Zarar ise; Cehennemde çeşitli azaplara maruz kalmak, Allahü teâlânın rahmet ve cemalinden uzaklaşmaktır. Kim hesapsız Cennete girmek isterse, vakitlerini Allahü teâlânın beğendiği şeylerle geçirsin. Kim ahirette, hasenat kefesinin ağır gelmesini isterse, vakitlerinin çoğunu ibadet ve taatla geçirsin.”</p>
<p>Abdülkadir Geylani hazretleri; “Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat kapısı kapanacak, bu dünyadan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği müddetçe hayırlı işler yapmayı ganimet biliniz. Tevbe kapısı açıkken ve elinizde bu imkan varken bunu fırsat biliniz. Tevbe ediniz. Dua etmeye imkanınız varken, dua ediniz. Salih kimselerle beraber olmayı fırsat biliniz” buyurmaktadır.</p>
<p>Abdullah-ı Ensari hazretleri de buyuruyor ki: “Dünya ne demektir biliyor musunuz? Gönlüne gelen ve seni Allahü teâlâdan uzaklaştıran her şey, dünya demektir. Seni Ondan başka bir şey ile meşgul eden her şey de fitnedir. Bu kısa ömrü, Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylere yaklaşmakla geçiren, Ondan başka şeylerle meşgul olan kimse, ahiretini harap etmiş olur. Bu ise, akıl sahiplerinin yapacağı şey değildir.”</p>
<p>Netice olarak, ömür ne kadar uzun olursa olsun, ölüm yüz gösterince, o uzunluğun hiçbir faydası olmaz.</p>
<p><strong>Herkesin belli bir eceli vardır</strong></p>
<p>Allahü teâlânın takdirini, kimse değiştiremez. Ecel gelince, Azrail aleyhisselam, insanı nerde olursa olsun bulur. Ecel, ileri ve geri gitmez ve insanın ömrü değişmez. Herkes, eceli geldikte ölür. A’raf suresi 33. âyetinde mealen; <strong>(Ecelleri geldiği zaman, onu az zaman ileri ve geri alamazlar)</strong> buyuruldu.</p>
<p><strong>Ölmek Yok olmak mıdır?</strong></p>
<p>Ölmek, yok olmak değildir. Varlığı bozmıyan bir işdir. Mevt, rûhun bedene olan bağlılığının sona ermesidir. Rûhun, bedenden ayrılmasıdır. Mevt, insanın bir hâlden başka bir hâle dönmesidir. Bir evden, bir eve göç etmekdir. Ömer bin Abdül’azîz “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki, (Sizler, ancak ebediyyet, sonsuzluk için yaratıldınız! Lâkin bir evden, bir eve göç edersiniz!). Mevt, mü’mine hediyyedir, nimetdir. Günâhı olanlara musîbetdir. Fakîrlere râhat, zenginlere azâbdır. Akl, Allahü teâlânın hediyyesidir. Cehâlet, doğru yoldan çıkmağa sebebdir. Zulm, insanın çirkinliğidir. İbâdet, gözün nûru olan, sevinc ve neş’edir. Allah korkusundan ağlamak, kalbin cilâsıdır. Kahkaha ile gülmek, kalbin zehridir. İnsan, ölümü istemez. Hâlbuki mevt, fitneden hayrlıdır. İnsan yaşamağı sever. Hâlbuki mevt, ona hayrlıdır. Sâlih olan mü’min, mevt ile, dünyânın eziyyet ve yorgunluğundan kurtulur. Zâlimlerin ölümü ile, memleketler ve kullar râhata kavuşur. Din düşmanlarından bir zâlimin ölümünde, hâtıra gelen eski bir beyti buraya yazmak uygundur. Beyt:</p>
<p>Ne kendi etdi râhat, ne âleme verdi huzûr,<br />
yıkıldı gitdi cihândan, dayansın ehl-i kubûr.</p>
<p>Mü’minin rûhunun bedenden ayrılması, esîrin habsden kurtulması gibidir. Mü’min öldükden sonra, bu dünyâya geri gelmek istemez. Yalnız şehîdler, dünyâya geri gelip, bir dahâ şehîd olmak ister. Dünyânın iyiliği gitdi. Kederleri kaldı. Bundan dolayı ölüm, her müslimân için hediyyedir. Bir adamın dînini, ancak kabri korur. Mü’minlere yapılacak ikrâmlardan birincisi, ölümdeki sevincdir. Mü’mini râhatlandıran, ancak Allahü teâlâya kavuşmakdır.</p>
<p>İnsan ölünce, ruhu bedenden ayrılır. İnsanın dünyada iken yaptığı iyi işleri, imanı ve güzel ahlakı, nurlar, ışıklar, bostanlar, çiçekler, köşkler, inciler şeklini alırlar. Cahilliği, sapıklığı, kötü huyları da, ateşler, karanlıklar, akrepler, yılanlar şeklinde görünürler. İmanlı ve iyi huylu ruh, nimetleri Cennetlere kendi götürmektedir. Kâfir ve fasık ruhlar da, ateşleri, azabları, kendisi birlikte götürür. Ruh, bu cisim aleminde kaldıkça, yüklendiği bu şeyleri anlayamaz. Bedene bağlılığı ve cisim alemine dalmış olması, onları anlamasına mani olur. Ruh, bedenden ayrılınca, bu engeller kalmaz. O zaman, kendinde bulunan iyi ve kötü yükleri, onlara uygun şekillerde görmeye başlar.</p>
<p>İnsanın dünyadaki hali, bir sarhoşa benzer. Ölmek, sarhoşun ayılması demektir. Sarhoşun yanına sevdiği kimseler toplanır, sevdiği hediyeler gelirse, yahut, koynuna akrepler, yılanlar girerse, hiçbirini duymaz. Ayılınca, bunları görür, anlar. Ruh da, bedenden ayrılınca, dünyada yaptıklarını, bu şekilde görür. Peygamber efendimiz; <strong>(İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar)</strong> buyurmuştur</p>
<p><strong>İnsan, neden ölmek istemez?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İnsan, ölümü değil yaşamayı ister ve sever. Halbuki ölüm, imanı olan için hayırlıdır. Çünkü salih bir mümin, ölüm ile, dünyanın eziyet ve yorgunluğundan kurtulmaktadır.</p>
<p>Ölen birini, mümkün olup dünyaya geri göndermiş olsalar, bu kimse melek gibi olurdu. Çünkü öldükten sonra olacakları bizzat yakînen gözleri ile görmüştür. Hal böyle olunca, o kimse bir daha günah işleyebilir mi? Bu fırsat, şu anda hayatta olanların elinde mevcuttur. Ölmeden önce sanki ölmüş gibi hareket etmek, günah işlememek, melek gibi olmak ve böylece de ahireti mamur etmek mümkündür. Dünya ve içindekiler, geçicidir, bir görünüştür ve bir gölge gibi, yavaş yavaş çekilmekte, geçip gitmektedir.</p>
<p>Uzun emel sahipleri, ibadetleri vaktinde yapamaz, tövbeyi terk ederler, kalbleri katı olur ve ölümü de hatırlamazlar. Çünkü böyle kimseler, hep dünya malına ve mevkiine kavuşmak için ömürlerini harcarlar, dünyalarını mamur edip ahireti unuturlar. Yalnız zevk ve sefalarını düşünürler. Bu sebeple ölümü ve ölmeyi istemezler, sevmezler.</p>
<p>Netice olarak, insanların ölmeyi istememesinin sebebi, dünyalarını mamur, ahiretlerini de harap etmelerindendir. Çünkü hiçbir insan, mamur, imar edilmiş olan bir yerden, harap olmuş bir yere gitmek istemez. Bişr-i Hafi hazretlerinin buyurduğu gibi:<br />
”Dünyayı seven, ölümü sevmez.”</p>
<p>İnsan öleceği zamanı bilseydi, aklı başından giderdi. İyi ki ölüm vakti gizlendi. Eğer gaflet olmasaydı, hiç kimse bir işine bakmazdı. Gaflet ve uzun emel, kötü olduğu kadar aynı zamanda iki büyük nimettir. Eğer bu ikisi olmasaydı, müslüman sokakta yürüyemez hale gelirdi.</p>
<p>Her gün ölüme yaklaşmaktasın. Ecelin geldi denilmeden ölüme öyle hazırlıklı ol ki, Azrail aleyhisselam gelince, (Az izin ver de, bende hakkı olanlarla helalleşeyim, oğluma telefon edeyim, şu işimi şöyle yapsın, kiminde borcum var, kiminde alacağım var. Bu işlerimi bir halledeyim) demek ihtiyacını hissetmemek gerekir. Vasiyeti her zaman hazır bulundurmalıdır.</p>
<p><strong>Ölümü Hatırlamak</strong></p>
<p>Ölümü hatırlamak, insanda bulunan hırs ateşini söndürür. Ölüm ve ölümü hatırlamak, kötülük yapmaya karşı bir frendir. Yani koşan insanı, yuvarlanan taşı durduran ve insana düşünme payı veren ancak ölümdür. Ölüm, Müslümanın tesellisidir ve dünyanın kahrına, sıkıntısına, bu teselli ile sabreder. Bunun için Müslümanın ölümü, hayattır, hem de sonsuz hayattır.</p>
<p>Ölümü hatırlamak, Allahü teâlânın sevgisinin bir işaretidir. Akıllı insan, ölümü ve ahireti düşünen, ona göre tedbir alan kimsedir. İnsan, ölüme hazırlanırsa, huyu güzel olur ve ölümü hatırladığı müddetçe, hasedi ve kıskançlığı terk eder. Reca bin Hayve hazretleri; “İnsan, ölümü hatırladığı müddetçe, hasedi, kıskançlığı terk eder” buyurmuştur.</p>
<p>Ölümü gerçekten tanıyan, bilen bir kimse, dünya sıkıntılarına aldırmaz, bunları kendine dert edinmez. Zira Ka’b-ül-Ahbar hazretleri; “Ölümü gerçekten tanımış bir kimseye, dünya bela ve musibetleri, dert ve sıkıntıları çok hafif gelir” buyurmaktadır.</p>
<p>Seyyid Abdülhakim Efendi buyurdu ki: Ölümü çok hatırlamak sünnettir. Çünkü, ölümü çok hatırlamak, emirlere sarılmaya ve günahlardan sakınmaya sebep olur. Haram işlemeye cesareti azaltır. Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Lezzetleri yıkan, eğlencelere son veren ölümü çok hatırlayınız!”<br />
Muhammed Behaeddin-i Buhari her gün yirmi kerre, kendini ölmüş, mezara konmuş düşünürdü.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
“Ölümü çok hatırlayınız. Onu hatırlamak, insanı günah işlemekten korur ve ahirette zararlı olan şeylerden sakınmaya sebep olur.”<br />
“Gece gündüz ölümü hatırlayan kimse, kıyamet günü şehitler yanında olacaktır.”</p>
<p><strong>Ölüme Hazırlanmak</strong></p>
<p>Her Müslümanın, ölüme hazırlanması lazımdır. Bunun için de, tevbe etmelidir. Kul hakkı altında kalmamaya dikkat etmelidir. Yani, hakları sahiplerine verip helalleşmelidir. Allahü tealanın haklarını da ödemek lazımdır. Bu hakların en mühimi, başta namaz olmak üzere İslamın beş şartını yerine getirmektir.</p>
<p>İnsan, ölümü özüne sevdirmelidir. Çünkü ölüm, nasıl olsa gelecektir. Bir şey muhakkak olacaksa, onu olmuş bilmeli, ona göre tedbir almalı. İnsanın gideceği yer, bulunduğu yerden daha iyi ve güzelse, oraya gitmekte tereddüt etmez ve sevinir. Bu sebeple din büyükleri; “Gideceği yere inanan, iman eden ve bunu bilen bir insan, nasıl olur da ölümü istemez” buyurmuşlardır.</p>
<p>Dünya için çalışan kimseye, rahat yoktur. Rahat etmek için ölüme hazırlanmak lazımdır. Ölümü düşünen rahat eder. Yahya bin Muaz-ı Razi hazretleri; “Ölümü bir tabağa koyup çarşıda satsalardı, ahiret ehli, başka bir şeye bakmayıp onu satın alırdı” buyurmuştur.</p>
<p>Dünya için çalışan yorulur, ahiret için çalışan ise yorulmaz. Çünkü ahiret için çalışanın hedefi, Allahü teâlânın rızasını kazanmaktır. Abdürrezzak Ali Efendi buyuruyor ki:<br />
”Kalbi Allahü teâlânın sevgisi ile diri olanın ölümü hayattır. Kalbi nefsin arzuları ile ölmüş olanın hayatı ise ölüdür. Ölüm, ölmeden önce ölünüz, sırrına eren aşıklara rahmet, devlet, saadet ve izzettir.”</p>
<p>İnsanlar, kıyamet günü başlarına gelecek dertleri bilselerdi, dünyada dert diye bir şey tanımazlardı. İnsanların arasında meydana gelen bütün geçimsizlikler, ölümü unutmaktan kaynaklanmaktadır.<br />
Günün birinde iki elimiz yanımıza gelecek ve dünyadaki hayatımız sona erecektir. Bu bir hakikattir. Bu hakikat karşısında, hayat nedir, ölüm nedir diye düşünmeyen bir kimse olamaz. Hayatın ne olduğunu, dünyaya niçin geldiğimizi, ölümden sonra ne olduğunu bilmek ve öğrenmek, insan olmanın ilk şartıdır. Hayata niçin geldiğimizi, hayatın sahibinden daha iyi bilen olur mu? Zariyat suresinin 56. âyetinde mealen; <strong>(İnsanları ve cinnileri ancak, beni bilip itaat, ibadet etmeleri için yarattım) </strong>buyuruluyor.</p>
<p>İnsanların büyük çoğunluğunun, bu hakikati bilmedikleri, bilenlerin de, bu hakikate göz yumdukları veya ehemmiyet vermedikleri görülmektedir. Bu hakikati bilmemek veya bildiği halde, ona göre davranmamak, inanmamak, bir insan, bilhassa bir Müslüman için, en büyük felakettir. Çünkü Allahü teâlâ, kendi emirlerine inanmayanları sonsuz olarak, inanıp da yapmayanları ise, dilediği kadar Cehennemde yakacağını Kur’an-ı kerimde bildirmektedir. Nitekim Peygamber efendimiz; <strong>(Benim gördüğümü sizler görseydiniz, az güler, çok ağlardınız)</strong> buyurmuştur.</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri bir talebesine hitaben buyuruyor ki:<br />
”Keyfine göre yaşa! Fakat bu yaşaman uzun sürmeyecek, bir gün elbette öleceksin. Gece gündüz düşündüğün, sımsıkı sarıldığın lezzetlerden elbette ayrılacaksın. Dünyanın nesini seversen sev, hepsine veda edeceksin! Elinden geleni yap! Fakat unutma ki, her yaptığının hesabını vereceksin!”</p>
<p>Doğarken sen ağladın çevrendekiler güldü. Öyle bir hayat yaşa ki, herkes ağlarken sen gülesin.</p>
<p>Azrail aleyhisselamla kardeş gibi görüşen Yakub aleyhisselam dedi ki:<br />
- Senden bir ricada bulunacağım. Ecelim yaklaşınca bana haber ver!<br />
<strong>- Sana birkaç haberci gelir.<br />
</strong>Bir müddet sonra Hazret-i Azrail yine gelir. Hazret-i Yakub sorar:<br />
- Ziyaretime mi geldin?<br />
<strong>- Canını almaya geldim.<br />
</strong>- Hani bana birkaç haberci gelecekti?<br />
<strong>- Sana haberci gelmedi mi? Saçların ağarmadı mı? Vücudun zayıflamadı mı? Dimdik duran belin bükülmedi mi?</strong></p>
<p>Dost dosta kavuşmak istemez mi?</p>
<p>Azrâîl “aleyhisselâm”, İbrâhîm aleyhisselâmdan rûhunu almak için izn istedikde, (Dost, dostun cânını alır mı?) dedi. Allahü teâlâ, Azrâîl “aleyhisselâm” ile haber gönderip, (Dost dosta kavuşmakdan kaçınır mı?) buyurunca, (Yâ Rabbî! Rûhumu hemen al!) diye düâ eyledi.</p>
<p>[İnsan öyle bir hayat yaşamalı ki, öldüğünde geride kalanlar bıraktığı izleri (hafızalarda bıraktığı hatıralar, eşyalar, yazılar, okuduğu kitaplar vs.) incelediğinde utanacağı hiçbir şey olmasın.]</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Robert Enke]]></title>
<link>http://jestman.wordpress.com/2009/11/13/robert-enke/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 22:56:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>jestman</dc:creator>
<guid>http://jestman.wordpress.com/2009/11/13/robert-enke/</guid>
<description><![CDATA[Tarih 10 Ağustos 2003. Fenerbahçe &#8211; İstanbulspor maçının tribünlerindeyim. Kaleye gelen 3. top]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Tarih 10 Ağustos 2003. Fenerbahçe &#8211; İstanbulspor maçının tribünlerindeyim. Kaleye gelen 3. topu da yiyerek 52 bin kişinin küfürünü yiyen çiçeği burnunda yeni kalecimiz Enke&#8217;ye bir küfür de ben sallıyorum. Rüştü&#8217;yü Barcelona&#8217;ya gönderen Fenerbahçe, kaleci tercihini yine Barcelona&#8217;nın üçüncü kalecisi olan alman Robert Enke&#8217;den yana kullanıyordu. 31 Temmuz 2003&#8242;de imzayı atan Enke, ilk maçına da 10 Ağustos&#8217;daki bol küfürlü maçta çıkıyordu. Fakat o maç&#8230; Her futbolcuya nasip olmayacak (ki olmaması da gerek) bir şanssızlıkla Enke&#8217;nin Fenerbahçe kariyeri tek maç sürüyor ve maçtan iki gün sonra takımla karşılık kontratları feshediyordu.</p>
<p>O günden sonra ara sıra Enke ne yapıyor diye baktığım oldu. Hannover takımında kendine iyi bir kariyer edinmişti. Hatta son zamanlarda Alman milli takımının kalesini koruduğu gibi Football Manager oyununda da birçok defa gözümü çarpmıştı. Dayanamayıp Fenerbahçe&#8217;ye transfer ettiğim bile oldu. Geçen sene Bundesliga&#8217;da yılın kalecisi seçildi Enke.</p>
<p>Fakat gel gelelim geçtiğimiz gün acı bir şekilde kaybettik Enke&#8217;yi. Trenin önüne atlayıp bu fani dünyadaki hayatına son noktayı koydu. Ardından da bir veda mektubu bıraktı. 2 yaşındaki kızını birkaç ay önce kaybetmesi etkendi tabii buna. Ancak ne olursa olsun böylesine üzücü bir olay beni derinden etkiledi. Çünkü Enke&#8217;yi tek canlı, çıplak gözlerle gördüğümde sağlam küfür sallamıştım. Ya şimdi? Ölüm haberiyle çok üzüldüm.</p>
<p>Bu ölüm bana büyük bir ders oldu açıkçası. Neden mi? Çünkü maç izlerken futbolcuların da birer insan olduğunu gözden kaçırdığımızı büyük oranda farkettim. Yine birçok fanatiğe göre daha bilinçli futbol izlerim. En azından &#8220;parasını alıyosa tekmeye kafasını uzatıcak&#8221; gibi bir düşünce tarzım yoktur. O konuda o da insan derim. Fakat küfür kısmını gözden kaçırdığım gördüm. Bir insana yaptığı, daha doğrusu yapamadığı bir için küfür etmek, kin duymak&#8230; Kötü bişey. Eğer bu yazıyı okuyan insanlar varsa bu konuda tek isteğim şu; futbolcuların insan olduğunu sakın unutmayın. İnsanlar hata yapmak için vardır zaten. Hata yapıp hatalardan bişey öğrenmek için. Bu konuda Enke&#8217;den sonra hatasını anlayan Fenerbahçe yönetimini kutluyorum; Deniz Barış&#8217;ı uzun süre takımda tuttuğu için. Gönderileceği sırada Almanya&#8217;dan karısı ve çocuğunun ölüm haberi geldi. Yıkıldı tabii doğal olarak. Fakat Fenerbahçe onu göndermektense takımda tuttu, yetmedi daha fazla süre verdi maçlarda. Deniz oynadıkça, bir iki de gol attıkça hayata yeniden bağlandı. Şimdi bakıyorum da yeni sevgilisi tribünlerde Deniz&#8217;i izlemek için geliyor. Bu çok çok güzel bir olay. Bir insanın hayata yeniden bağlanışının canlı hikayesi. Şu saatten sonra Deniz&#8217;i bir başka takıma gönderdiğiniz de iki tarafın da içi rahat ve huzurlu olacak.</p>
<p>Bir diğer farkettiğim nokta da bir hayli ilginç. Yaklaşık iki hafta önce, iki sene önce sevdiğim bir kızın ölüm haberini aldım. Beni ne kadar reddetmiş olsa da aramız hiç bozuk değildi. Çok nadir konuşurduk, ama birbirimize karşı gayet iyiydik. Ölüm haberini aldığımda nedense hiç üzülmedim. Fakat nedense Enke&#8217;nin ölümüne bu kızdan daha çok üzüldüm. Bunun nedenini de &#8220;son&#8221;lara bağlıyorum. Birinde hiç aramız bozulmadı iyi sonla ayrıldığımız için vizdanım rahattı. Ötekinde ise küfürle ayrıldığımız için vicdan azabı çekiyorum. İnsanoğlu işte&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
