<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>peygamber &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/peygamber/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "peygamber"</description>
	<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 15:25:20 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Salaat ve selam cagrilarinda kinanan kisaltmalar]]></title>
<link>http://peygamberaski.wordpress.com/2009/11/30/salaat-ve-selam-cagrilarinda-kinanan-kisaltmalar/</link>
<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 16:22:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>izinden</dc:creator>
<guid>http://peygamberaski.wordpress.com/2009/11/30/salaat-ve-selam-cagrilarinda-kinanan-kisaltmalar/</guid>
<description><![CDATA[بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيم Salaat ve selam cagrilarinda kinanan kisaltmalar Zaman ve enerj]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h1 style="text-align:center;"><span style="color:#008000;">بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيم</span></h1>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Salaat ve selam cagrilarinda kinanan kisaltmalar</span></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Zaman ve enerji tasarrufu için, birçok kişi bugünlerde arapca kelimesi olan ” salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem´i” (Salat ve selam onun üzerinde olsun) kisaltarak ”s.a.v.s” veya ”sav” veya farkli sekillerde kisaltmalar kullaniyorlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu kisaltmalar bizim, yani müslümanlarin- öncelik tanimamiz gereken islerin izini kaybetdigimizin ifadesidir. Bazi islerde ve hareketlerde zamani kisaltmamiz gerekirken onlara fazla zaman harciyoruz, bazi konulardada zaman olarak fazla kaydetmemiz gerekirken malesef tam tersini yapiyor ve zamanimizi elimizden geldigi kadar kisaltiyoruz o hareketlerde ve islerde.</p>
<p style="text-align:justify;">Maalesef tüm dünyada ve sıradan insanların arasında olan birsey degil sadece, hocalarimiz bile eserlerinde dikkatsiz olabilir bu kısaltmalari kullanirken.</p>
<p style="text-align:justify;">Kısaltmalar genellikle Peygamber&#8217;in  salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem´in soylu ve kutsal yoldaslarindan veya sonra ki salih müslümanlardan bahsederken kullanilmasi uygunsuz iken Allah´in yüceltdigi peygamber´e salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem cagrida bulundugumuz zaman kullanilmasi tamamen yasaktir. Nedeni peygamber´e  salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem saalat ve selam göndermek vaciptir ve ona hitap ederken bu kullanilan kisaltmalar saalat ve selam yerine gecerli olmadigini belirtiliyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu kisaltmalar elbetde yazilarda görünen ve kullanilan o yüzden yazi yazarken saalat ve selami tamamen yazmamiz gerekiyor. Bu konu hakkinda alimler bunu yasaklarken baska alimler ise bu uygunsuz kisaltmalar hakkinda cok agir hüküm vermistir.</p>
<p style="text-align:justify;">Mujaddid al-Islam &#8216;Allāma Shāh Ahmad Ridā Khān al-Hindī al-Hanafī (Allah´in Merhameti onla olsun)  bazilarinin sal´am [sin-lám-´ayn-min] yazarken bazilari ´am [´ayn-min], baskalari ise bir s´le [sád] salat ve selam gönderdigini zannediginden bahsediyor. Alim bunlarin asagilik ve igrenc oldugunu ve son derece nefret ve siddetle kinanan kisaltmalar asiri bozulmalar yol acdiginin altini ciziyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu konuda dikkatli olmamiz tavsiye edilmis, ve eğer kutsal olan peygamberimize salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem´e hitap ediyorsak bir yazida o zaman hitap edilen her yerde tamamen yazilmasi gerek: Salla Llāhu alayhi wa Sellem” ve kesinlikle, kesinlikle sal&#8217;am veya benzeri kisaltmalar degil.</p>
<p style="text-align:justify;">Cogu büyük alimler bu konuda yazılari var – genelinde dört mezhepler arasinda- peygamberin yoldaslarina cagri kisaltmalari nefret olarak kabul edilirken peygambere  salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem´e cagri kisaltmalari kullanilmasi tamamen yanlis ve lanetlenmis hareketdir.</p>
<p style="text-align:justify;">Kisacasi: ister yazili veya sözlü, ister hitap eden olun ister onun hakkinda duyun veya okuyun ona tamamen ve kisaltmadan salaat ve selam getirmemiz bir vacibdir.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu konu hakkinda deliller zayif degildir- bu konu  degisik hadislere dayaniyor. Bu hadislerde peygamberimiz Muhammed  salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem acik ve bir net sekilde ona salat ve selam getirmenin gerekli oldugunu dile getirmis ve ayni zamanda bunun bir cok büyük sevab oldugu bildirmistir.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Ama bu konuda sevap ve yarar kazanmak degil amacimiz sadece. Bir müsluman peygambere salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem gercek ve dürüst sevgi tasimasi imanin bir parcasidir. Ve bu sevgiyi ve aski hayatda canli tutabilmek icin ve onu praktik olarak gerceklestirmemiz icin, onu ifade etmemiz gerekiyor. Bu yüzden onun güzel ve kutsal kisiliginden bahsedilince bunu gerceklestirmemiz dogru olmaz mi? Sevgi sadece bunda degerlendirilmiyor ama yinede –düşündürücü. Peygambere  salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem´e sevgimiz ne kadar? Yazilarda ondan bahsederken ve Allah´in salat ve selamini gönderecegimiz vakit bir kac saniye daha kullanmayinca, biraz fazla enerjimizden kullanmak istemedigimizden ve bu salat ve selami tamamen yazmak istemedigimiz zaman ne kadar sevgimiz var?? Ondan haric yazdigimiz seyler daha mi önemli, daha mi üstün? Yazdigimiz diger seylere enerji ve daha fazla zaman kullanmamiz daha mi üstün peygamber Muhammed salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem?</p>
<p style="text-align:justify;">Gercekden ona karsi sevgimizi ve askimizi sorguya cekip düsünmemiz gerekiyor: sevgimizde ve askimizda ona karsi ne kadar dürüst ve dogruyuz?</p>
<p style="text-align:justify;">Ve bu bir gercek ki bu tür kisaltmalar sonucda onun hakkini  almis ve ayni zamanda bu gösterilen saygisizligin ona karsi onu incitmesine yol acdigini ve süphesiz cogu alimlerimizin anlasdigi noktaya varan küfre yola götürdügüne sahit oluruz. Allah korusun!<br />
Ve askimiz ve sevgimiz gercekden zayif ise ve bu zayiflikdan dolayi kisaltmalarda bulunuyorsak o zaman en azindan bu tür küfürden ve peygamber incitmesinden korunmamiz gerekiyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Imam Jalāl al-Dīn al-Suyūtī (<em>Tadrīb al-Rāwī</em>) eserinde Hamza al-Kattani´nin kendisinden bir rivayet naklediyor: Hamza al-Kattani anlatmis ki o peygambere cagrida bulundugu vakit salaat getirdigini ama selam getirmedigini söylemis. Birgün peygamberi salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem´i rüyasinda görmüs ve peygamber  salla Llāhu &#8216;alayhi wa sellem ona sormus: sana ne oluyorda bana yaptigin cagrini tamamlamiyorsun?” diye sormus.</p>
<p style="text-align:justify;">Yüce Rabbim dogru yolu takip etmek icin bizlere ilham ve güc nasip etsin, amin ya Rabbil Alemin.</p>
<h1 style="text-align:center;"><img title="Muhammed salla Llāhu ‘alayhi wa sellem" src="http://photos-e.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs250.snc1/9734_168610866116_124452946116_4134456_2604084_n.jpg" alt="" width="210" height="193" /></h1>
<p style="text-align:center;">salla Llāhu ‘alayhi wa sellem!!!</p>
<p style="text-align:justify;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Bu konu hakkinda danca bir yazi okudum. Yazi uzun ama kisitli türkcemden dolayi önemli noktalara dokunmak istedim aldigim ilme göre. Yazinin nice kaynaklari var taninmis alimlerden vs. ve  isteyenler mail aracigiyla isteklerini ulastirsin ordan gönderirim kaynaklari inshaAllah.<br />
</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İlahi Komedya, Sen Adamı Güldürürsün]]></title>
<link>http://ozyag.wordpress.com/2009/11/24/ilahi-komedya-sen-adami-guldurursun/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 15:37:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>yokedici</dc:creator>
<guid>http://ozyag.wordpress.com/2009/11/24/ilahi-komedya-sen-adami-guldurursun/</guid>
<description><![CDATA[[ Bu yazıda geçen her türlü karakter ve materyalin: (en azından yazanın bildiği kadarıyla) (gerçek k]]></description>
<content:encoded><![CDATA[[ Bu yazıda geçen her türlü karakter ve materyalin: (en azından yazanın bildiği kadarıyla) (gerçek k]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kitapligim´dan: Efendimiz´in bir günü]]></title>
<link>http://peygamberaski.wordpress.com/2009/11/24/efendimiz%c2%b4in-bir-gunu/</link>
<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 02:01:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>izinden</dc:creator>
<guid>http://peygamberaski.wordpress.com/2009/11/24/efendimiz%c2%b4in-bir-gunu/</guid>
<description><![CDATA[بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ Kitap ismi: Efendimiz´in bir günü Yazar: Prof. Dr. Abdulhakim ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h1 style="text-align:center;"><span style="color:#008000;">بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ</span></h1>
<p><span style="color:#999999;">Kitap ismi: <em>Efendimiz´in bir günü</em></span></p>
<p><span style="color:#999999;">Yazar: Prof. Dr. Abdulhakim Yüce</span></p>
<p><span style="color:#008000;"><span style="color:#000000;"> </span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Evet, ilk basda dedigim gibi: seven insan sevdigi kisi hakkinda herseyi ögrenir. Namaz kilmakla, Kur´an okumakla günahkar kul olarak Cenneti kazanmis olurmuyuz? Allah´u Alam.<br />
</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Ama bu kitabi okudukdan sonra fark etdim ki bir  bir günahkar kul olarak Rabbime karsi gercek kullugumu göstermedigimi düsündüm. Neden mi? Cenneti kazandigi halde Allah´a karsi ibadetlerini hala yerine getiriyordu- ve daha fazlasiyla bile. Esinin <em>&#8221; ama neden hala ya ResulAllah&#8221;</em> sorusunun karsiligini söyle bir cevapla vermisdi: <em>&#8220;Sükreden bir kul olmayayim mi?&#8221;</em></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Evet, dogrusu bir an kendimden utandim- sevgili Muhammed Mustafa Sallallahu alayhi ve sellem peygamber oldugu halde yine secdeye kapanirdi- bende secdeye koyuyorum, ama sadece günde 5 vakit namazlarimin aracigiyla. Benim suan yasadigim hayat zülümsüz ve sikintisiz bir hayat. Ama o Peygamber olarak benim bir kul halimle yasamadigim olaylara sahit oldu, icinde bulundu, zülüm edilmeye calisildi, hakaretler vs. derken..<br />
</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Bizler ise ilk basdan Cennete girecekmiyiz girmeyecek miyiz onu bile bilmiyoruz. Bunu bovser, Rabbime iyi ve kötü günümde sükretmeyi dogru dürüst biliyormuyum?? O yüzden bu kitabi okudukdan sonra kendimi sorguya cekdim ve sonuc bir söz oldu: Mizan´da ibadetlerimin daha fazlasiyla artmasi icin sadece günde 5 rekat namazla, senede bir kere gelen 30 günlük Ramazan orucu disinda sevgili Nebinin peygamber oldugu halde yaptigi ibadetlerini, az veya cogunu, hayatimda gerceklestirmeye karar verdim. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;"> <span style="text-decoration:underline;">Kitabin icindekiler:</span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Efendimiz´in Kur´an&#8217;la bir günü.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Efendimiz´in Dua günlügü</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Efendimiz´in namaz günlügü</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Efendimi´zin ailesiyle bir günü</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Ashabiyla bir günü</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Dünya ile bir günü</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Bu baslik sayfalarin degisik alt kisimlari var.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Tavsiye ederim. Cok kolay ve sadece 161 sayfalik bir kitap. Ônemli olan sayfa degil ama aldigin hayirli ilimler- eminim ki hem bu dünyada hem ahiretde hayirlara vesile olacak inshaAllah.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#999999;">Allah´a emanetsiniz.</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kuran Çok Eşliliğe Ne Diyor?]]></title>
<link>http://bpakman.wordpress.com/2009/11/23/kuran-cok-eslilige-ne-diyor/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 17:35:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>bpakman</dc:creator>
<guid>http://bpakman.wordpress.com/2009/11/23/kuran-cok-eslilige-ne-diyor/</guid>
<description><![CDATA[Çok eşlilik İslam&#8217;dan önceki bir uygulamadır. İslam’la başlamamış, İslamla gelmemiştir. İslamd]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h3>Çok eşlilik İslam&#8217;dan önceki bir uygulamadır. İslam’la başlamamış, İslamla gelmemiştir. İslamdan önceki dönemdeki toplumsal  şartlara göre özellikle savaş sırasında dul kalan kadınlara ve yetimlere ekonomik ve psikolojik yardım sağlamak amacıyla başvurulan bir uygulamadır. Düşmana karşı korunmanın hem de çevresi üzerinde hakimiyet sağlamanın güçlü ve muharip (asker) nüfusa ihtiyaç göstermesi,  kırsal hayatın güçlü ve birçok emekçiye gerekli kılması, kabileler arasında sürüp giden savaşların, yağma, baskın ve talan hareketlerinin çok sayıda erkek ölümüne sebep olması, bunun sonucu olarak da kadın erkek arasındaki sayı dengesinin erkek aleyhine bozulması nedenler arasındadır.  İslam bu uygulamayı belli şartlara ve hukuk kurallarına bağlamak suretiyle, eş sayısını kısıtlayarak, iyileştirerek devam ettirmiş ancak &#8220;tek eşliliği&#8221; tavsiye etmiştir.</h3>
<h3><em>&#8220;<span style="color:#ff0000;">Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.</span></em>&#8221; Nisa 3.</h3>
<h3>Burada yemin/sağ el  anlaşma yani nikah akdi anlamındadır.Evlenmiş olanlara eşleri mağdur olmasın diye mevcut durumu korumaları yani başka evlilik yapmamaları, henüz evlenmemiş olanlara ise bir eşle yetinmeleri tavsiye edilmiş, birden fazla kadınla evli olanlar için adalete riayet edememe tehlikesinin bulunduğu, bundan uzak kalmanın en uygun yolunun ise bir kadınla evlenmek olduğu dile getirilmiştir.</h3>
<h3><em>&#8220;<span style="color:#ff0000;">Bundan sonra sana artık başka kadınlar helal olmaz. Bunları, başka eşlerle değiştirmek de -onların güzellikleri hoşuna gitse bile helal olmaz. Elinin sahip olabilecekleri müstesna. Allah herşey üzerinde bir Rakib’dir, herşeyi gözetlemektedir.</span>&#8221; </em>Ahzab 52.</h3>
<h3>Bu ayet ile Hz. Muhammed’in yeni eş alması, ya da eş değiştirmesi yasaklanmıştır. Gerçekten de Hz. Muhammed bu ayetten sonra bir daha evlenmemiştir. Kanımca  bu ayet ile Peygamber sünnetini uygulayacak olan tüm Muhammed ümmetine de önceki eşleri mağdur olmasın diye mevcut durumu muhafaza ederek yeni eş almaları yasaklanmış yani bir anlamda ümmet dereceli olarak tek eşliliğe yöneltilmiştir. Peki Kuran neden hemen ve doğrudan bir yasak getirmemiş de böyle dolaylı bir yol kullanmış? Bunun yanıtı da yukarıda anlatılan toplumsal şartlar. Yani toplumlar sosyal şartlar düzeldikçe tek eşli evliliğe yönelmenin doğru olduğu mesajı verilmiştir. Peygamberin bu ayetten önceki çok eşlilik durumu bu ayetten sonra sünnet olmaktan çıkmış sadece mağduriyeti önleme açısından mevcut evliliklerin sürdürülmesine müktesep hak olarak izin verilmiştir.</h3>
<h3><em>&#8220;<span style="color:#ff0000;">Size şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kızkardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir.</span></em><span style="color:#ff0000;"> </span>&#8221; Nisa 23.</h3>
<h3>Buna göre müslümanlar birisi ölmeden ya da  birini boşamadan diğer kız kardeş ile evlenemez. İki kız kardeş ile evlenmek mümkün ama aynı anda değil. Bunun anlamı Kuran’ın çok eşliliğe dolaylı olarak  cevaz vermediğidir.</h3>
<h3>Yukarıdaki ayetlerden anlaşılması gereken dini açıdan günümüzde tek eşliliğin esas alınmasıdır. Buna karşın İslam’da dört eşe kadar izin verildiğini varsayalım. İslam&#8217;da değişmez kurallar olmasına rağmen, bir kural uygulandığında eğer olumsuz sonuç doğuyorsa uygulamayı durdurma imkanı da bulunmaktadır. Sosyal şartlara bağlı olarak çok kadınla evliliğe 14 asır önce tanınan sınırlı izin genellikle gerek olmadığı, kötüye kullanıldığı ve olumsuz sonuçlar doğurduğu takdirde Müslüman toplumların veya seçtikleri yöneticilerinin kararıyla engellenebilir. Bu uygulama tek eşliliği tavsiye eden Allah&#8217;ın hükmünü değiştirme anlamına gelmez. Bu, çok eşlilik şartlarını yerine getirememekten korkan ferdin tek kadınla evli kalmayı yeğlemesine benzer. Ancak ve ancak şartlar tekrar oluşursa, yani kadın-erkek dengesi aşırı bozulursa,  kadınlar iş bulamayıp geçimlerini temin edemezlerse, kadınlar ve yetimler aç ve açıkta kalırsa, himayeden, sıcak bir yuvadan, sevgiden, aile ortamından mahrum kalırlarsa, devlet bu sosyal ortamı kendi olanaklarıyla sağlamakta aciz kalırsa  uygulama yerel olarak eskiye dönebilir.</h3>
<h3>Sonuç olarak İslam’da çok eşlilik ne farzdır ne de sünnet. Günümüzde kadın-erkek dengesi, kadınların eğitim yapma, çalışma ve kendi kendilerini, varsa çocuklarını geçindirme imkanlarının olması nedeniyle sosyal sorunlar yaratan çok eşlilik gereksizdir, dini esastan yoksundur. Bülent Pakman</h3>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamber aşkına 100 yaşında Hira'ya tırmanıyor  	]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/11/23/peygamber-askina-100-yasinda-hiraya-tirmaniyor/</link>
<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 06:45:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/11/23/peygamber-askina-100-yasinda-hiraya-tirmaniyor/</guid>
<description><![CDATA[Peygamber Efendimiz Hz. Muham-med&#8217;e (sas) ilk vahyin geldiği Hira mağarası hac ibadeti için ku]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Peygamber Efendimiz Hz. Muham-med&#8217;e (sas) ilk vahyin geldiği Hira mağarası hac ibadeti için ku]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ezvac-ı Tahirat ]]></title>
<link>http://citlenbik.wordpress.com/2009/11/18/ezvac-i-tahirat/</link>
<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 12:51:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>citlembik</dc:creator>
<guid>http://citlenbik.wordpress.com/2009/11/18/ezvac-i-tahirat/</guid>
<description><![CDATA[Ezvac-ı Tahirat, temiz eşler manasına gelmektedir. Bu kitapta Peygamber efendimiz (s.a.s)in 13 hanım]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="alignright" src="http://www.kitapkaynagi.com/image/urun/10/2415_b.jpg" alt="" width="75" height="121" /> Ezvac-ı Tahirat, temiz eşler manasına gelmektedir. Bu kitapta Peygamber efendimiz (s.a.s)in 13 hanımının hayatları anlatılmaktadır. Geçmişte ve şu anki dönemder insanlar Allah Resulunun neden bu kadar çok hanımla evlendiğini kendi nefislerinin kabullendiiği şekilde kabullenmişlerdir; oysa durum hiçte onların dediği gibi değildir. Bu kitabı okumadan önce benimde kafamda bazı yanlış düşünceler vardı fakat okuduktan sonra bir çok konuda fikrimi değiştirdim. Bunlardan biri yukarıda dediğim gibi neden bu kadar hanım. Neden mi? İşte cevabı&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">1. Eğitimve öğretime yönelik maksatlar vardı. İslam en son dindi ve dolayısıyla evrensel ve bütün insanların ihtiyaçlarına cevap verecek kapasiteye sahip olması gerekecekti. Bundar dolayıdır ki hayatın bütün yönlerine dair bir kısım prensipler getirilmeliydi; ev hayatı, aile hayatı, gece hayatı, evdeki münasebetler vs hepsi açık bir şekilde ortaya konmalıydıki insanlar sorularına cevap bulabilsinler. Aksi takdirde pek çok yönü bilinmeyen bir din olurdu. Böyle olabilmesi içinde  bu dini tebliğ eden peygamberin hayatı en ince ayrıntısına kadar bilinmeliydi ve sonra gelecek olan insanlara aktarılmalıydı.Bu yüzden bunların olabilmesi içinde peygamber hanesinde bir kişinin değil birkaç kişinin olması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Ayrıca , kadınlar alemine dair hükümleri öğrenmek için çoğu zaman peygamber efendimizin hanımları vasıtalık yapıyorlardı. Sayılarının fazla oluşu vasıtalarının genişlemesine ve kadınların daha kolay islamı öğrenmelerine vesile oluyordu. Peygamber efendimiz (s.a.s)in ayrıca davranışaları sünnet sayılıyordu ve bunu en iyi aktarabilecek olan yine zevceleriydi. Zevceler arasında, yaşlı, orta yaşlı ve genç kadınların bulunması itibariyle, bu devre ve dönemlerin hepsine ait çeşitli ahkam vaz ediliyor ve bizzat onlar sayesinde tatbik imkanı buluyordu. Her kabileden aldığı kadın, onun hayatında ve irtihalinden sonra, kendi cemaati arasında  çok ciddi dini hizmete  vesile oluyorlardı.Kadın ve erkek herkes onlar sayesinde hadis ve kuran tefsirini öğreniyorlardı.</p>
<p style="text-align:justify;">2. Topluma yönelik maksatlarda ise önmeli rol oynuyorlardı.Örenğin Allah Resulunun evlendiği pek çok kadın dul ve yardıma muhtaç insanlardı. İşte burada peygamber Efendimiz onları himayesi altına alıp koruyordu.Yani kimsesizlerin kimsesi oluyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">3. Siyasi maksatlı evliliklerde yapmış Allah Resulu. Örneğin bu evlilikler pek çok kabilenin islam etrafında bir araya gelmesini sağlamıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Belkide bir çok neden var daha bilmediğimiz. Ayrıca bu kitabı okurken nefsime hoş gelmesede doğru olduğunu kabulleniğim hususlarda var. Peygamber eşlerinin her birinden alınacak o kadar çok ders var ki. Birde isimlerini aklımda daha iyi kalması amacıyla yazayım diyorum.</p>
<p style="text-align:justify;">1. H.Z  HATİCE (r.a) = Kadınlık aleminin sultanı</p>
<p style="text-align:justify;">2.H.Z SEVDE BİNTİ ZEM&#8217;A (r.a)</p>
<p style="text-align:justify;">3. H.Z AYŞE  (r.a) = H.Z E bu bekir in kızı</p>
<p style="text-align:justify;">4. H.Z HAFSA BİNTİ ÖMER (r.a) = h.z Ömer B. Hattab ın kızı</p>
<p style="text-align:justify;">5. ZEYNEP BİNTİ HUZEYME (r.a)= Kimsesizlerin kimsesi</p>
<p style="text-align:justify;">6. ÜMMÜ SELEME (r.a)</p>
<p style="text-align:justify;">7. ZEYNEP BİNTİ CAHŞ ( r.a) = Nikahı semada kılınan annemiz</p>
<p style="text-align:justify;">8. CÜVEYRİYE (r.a)= Resulullahı babasına tercih eden ve kabilesine berekete vesile olan</p>
<p style="text-align:justify;">9. SAFİYYE BİNTİ HUYEY = asıl adı Zeynep</p>
<p style="text-align:justify;">10. ÜMMÜ HABİBE (r.a) = En zor şartlarda bile dinine  sadakattan ayrılmayan vefalı hanım</p>
<p style="text-align:justify;">11. MEYMUNE BİNTİ HARİS (r.a)</p>
<p style="text-align:justify;">12. MARİYE VALİDEMİZ (r.a)= Resulullahın öldüğünde gözyaşı döktüğü İbrahimin annesi</p>
<p style="text-align:justify;">13. REYHANE ANNEMİZ</p>
<p style="text-align:justify;">Allah hepsinden razı olsun&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">yazar: Saliha Akgül</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamber Efendimizin verdiği mehir]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/11/18/peygamber-efendimizin-verdigi-mehir/</link>
<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 07:42:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/11/18/peygamber-efendimizin-verdigi-mehir/</guid>
<description><![CDATA[Hz. Haticeye mehir olarak on iki ukiyye ve bir Neşş altun verilmiştir. Yirmi genç ve yiğit deve veri]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hz. Haticeye mehir olarak on iki ukiyye ve bir Neşş altun verilmiştir. Yirmi genç ve yiğit deve veri]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mehmetçik Vakfına “kurban” caiz midir?  ]]></title>
<link>http://sadoglu.wordpress.com/2009/11/14/mehmetcik-vakfina-%e2%80%9ckurban%e2%80%9d-caiz-midir/</link>
<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 09:37:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>sadoglu</dc:creator>
<guid>http://sadoglu.wordpress.com/2009/11/14/mehmetcik-vakfina-%e2%80%9ckurban%e2%80%9d-caiz-midir/</guid>
<description><![CDATA[Barışta ve savaşta Silahlı Kuvvetlerin Komutasını üstlenen Genelkurmay, Ataist ideolojik yapısıyla i]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Barışta ve savaşta Silahlı Kuvvetlerin Komutasını üstlenen Genelkurmay, Ataist ideolojik yapısıyla i]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Veda Hutbesi(Peygamber Efendimiz)]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/11/06/veda-hutbesipeygamber-efendimiz/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 15:14:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/11/06/veda-hutbesipeygamber-efendimiz/</guid>
<description><![CDATA[http://www.nurtube.com/view/1326/veda-hutbesipeygamber-efendimiz/]]></description>
<content:encoded><![CDATA[http://www.nurtube.com/view/1326/veda-hutbesipeygamber-efendimiz/]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Merdiven]]></title>
<link>http://onemaphossi.wordpress.com/2009/11/03/merdiven/</link>
<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 00:37:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>onemaphossi</dc:creator>
<guid>http://onemaphossi.wordpress.com/2009/11/03/merdiven/</guid>
<description><![CDATA[Soytarı, kralla vardır; Ve kral, soytarıyla. Ancak her kral önce kendisinin kralıdır; Ve her soytarı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span style="font-weight:normal;"><img class="alignnone size-full wp-image-109" title="Merdiven" src="http://onemaphossi.wordpress.com/files/2009/11/merdiven2.jpg" alt="Merdiven" width="450" height="367" /></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-weight:normal;"> </span>Soytarı, kralla vardır; Ve kral, soytarıyla.</strong></p>
<p><strong>Ancak her kral önce kendisinin kralıdır;</strong></p>
<p><strong>Ve her soytarı, kendisinin soytarısı.</strong></p>
<p><strong>Baldıran zehrinden tatmaya mahkumdur,</strong></p>
<p><strong>Makyajlı krallar ve kılıçlı soytarılar.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ezilmek için vardır, tüm kuru yapraklar.</strong></p>
<p><strong>En güzel şarkılarını, ezilirken fısıldarlar.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Basılmak içindir bazı başlar;</strong></p>
<p><strong>Böylece tırmanıp, çekmezsen sonra onları,</strong></p>
<p><strong>Asla yukarı çıkamazlar.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tüylerle çekiçler düşmez aynı anda,</strong></p>
<p><strong>Havanın bu denli dirençli olduğu coğrafyalarda.</strong></p>
<p><strong>Çekiçler tutup çekmezse, tüyleri aşağıya;</strong></p>
<p><strong>Yerin merkezine,</strong></p>
<p><strong>Anka’nın evine.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Birer kut taşır kanında, her insan.</strong></p>
<p><strong>Kimi ev çizemez, kimi çember.</strong></p>
<p><strong>Eşit olan durağandır, eşit değildir eller.</strong></p>
<p><strong>Birleştir evlerle çemberleri, inşa et değirmenler.</strong></p>
<p><strong>Kim ekmek bulur, herkes kral iken?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Savaş açın, size savaşın kötü olduğunu vahyedip, sizi savaştırana.</strong></p>
<p><strong>Barışları iyi değerlendirin, hazırlanmak için, yeni savaşlara.</strong></p>
<p><strong>Ellerini sıkın, ve kılıcınızı savurun en yakınlarınıza, kendinize, en başta.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Birbirine çarparsa, iki şövalyenin çektikleri kılıçlar,</strong></p>
<p><strong>Kan dökülmez;</strong></p>
<p><strong>Ancak, ikisinin de yolunu aydınlatır,</strong></p>
<p><strong>Çarpan kılıçlardan çıkan kıvılcımlar.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Yıkmazsanız eski şehirleri, inşa edemezsiniz, yenilerini.</strong></p>
<p><strong>Savaş arabalarınızı sürün, karşılıklı, fethedin birbirinizin kalelerini.</strong></p>
<p><strong>Gedik açın düşmanın surlarında, o da sizin,</strong></p>
<p><strong>Yoksa size mezar olur, kapısız kaleleriniz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>En güvenilir olanlardır, düşmanlar; bellidir niyetleri.</strong></p>
<p><strong>Sallamayın birbirinizin salıncaklarını, kesin salıncak zincirlerini.</strong></p>
<p><strong>Ölmeyin, kokusunu almadan toprağın.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sizler! Kılıç tutmak dışında, kılıç dövmeyi de bilenler!</strong></p>
<p><strong>Kızıl tutun kılıçlarınızı, ve izleyin.</strong></p>
<p><strong>Tanrıların savaşması için, önce insanlar ayrışmalıdır.</strong></p>
<p>&#160;</p>
<p><strong>Bir peygamberin, önceki bir dini yalanlaması için,</strong></p>
<p><strong>Eski düzen şaşmalıdır.</strong></p>
<p><strong>Bekleyin, cehennem alevlerini püskürtmeden önce.</strong></p>
<p><strong>Birbirini katletmesini, Gabriel ve Cebrail’in.</strong></p>
<p><strong><em>On3maphossi</em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MUHAMMED'İN HAZİN CENAZE TÖRENİ]]></title>
<link>http://panteidar.wordpress.com/2009/10/30/muhammedin-hazin-cenaze-toreni/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 17:00:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>pante</dc:creator>
<guid>http://panteidar.wordpress.com/2009/10/30/muhammedin-hazin-cenaze-toreni/</guid>
<description><![CDATA[Cemaat liderlerinin, Tarikat şeyhlerinin şaşaalı cenaze namazları hepimizin dikkatini çekmiştir. İra]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Cemaat liderlerinin, Tarikat şeyhlerinin şaşaalı cenaze namazları hepimizin dikkatini çekmiştir.<br />
İran&#8217;ın dini lideri Humeyni&#8217;nin cenaze töreni unutulmayacak bir kalabalık ve ilginç görüntüler içeriyordu.</p>
<p>Peki ya siz hiç kainatın efendisi Hz.Muhammed Mustafa&#8217;nın cenazesinden bahsedildiğini duydunuz mu?</p>
<p><!--more--><br />
Tv&#8217;lerde gözyaşlarıyla menkıbeler anlatan, naatlar düzenler peygamberin cenazesinden hiç söz etmezler. Neden acaba?</p>
<p>Yoksa o cenazeyi kainatın efendisine yakıştırmıyorlar mı?<br />
O döneme göre milyonlar diyemesek de yüzbinlerin katıldığı bir tören olmalıydı değil mi?<br />
Doğumuna mucizeler üretilen peygamberin ölümü ve cenazesi konu edilmemeye çalışılır?<br />
Nankörlük mü edilmiştir?<br />
Öldü-bitti hesabı mı yapılmıştır?<br />
Devletin başına, İslam&#8217;ın başına kimin geçeceği pazarlıkları, mücadelesi peşinde mi olunmuştur?</p>
<p><strong>Peygamberlerinin cenazesine Ömer ve Ebubekir  katılmamıştır</strong></p>
<p>Muhammed hazretlerinin hicretin 11. yılında Rebiülevvel&#8217;in 12&#8217;sinde pazartesi günü, miladi takvime göre 8 Haziran 632 tarihinde akşam üzeri vefat ettiği rivayet edilir. Günlerce süren hastalığının ne olduğu kesin olarak bilinmez. Kimilerine göre hummadır, kimilerine göre sırtındaki urdur, kimilerine göre yüksek tansiyondur, kimileri ise yıllar öncesi ağzına atıp çıkardığı kuvvetli bir zehire sahip koyun etinin etkisidir. En çok humma üzerinde durulur. Uzun süredir hasta olmasına rağmen bu beklenen bir ölüm değildi müslümanlar arasında. Nitekim ölüm haberini duyan Ömer&#8217;in buna inanmayıp kılıcını çekerek &#8220;Kim Muhammed öldü derse başını vururum&#8221; diye haykırdığı söylenir. Ama haberin doğruluğu ortaya çıkınca sinirler gevşer, sakinleşilir. Bu sakinleşmede Ebubekir&#8217;in &#8220;Her kim Muhammed&#8217;e tapıyorsa, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Her kim Allah&#8217;a tapınıyorsa bilsin ki Allah ölümsüzdür ve ebedidir. Her nefis ölümün tadını tadacaktır. Muhammed de bir insan olarak ölmüştür. Bunu kabul edelim ve sakin olalım&#8221; anlamında yaptığı konuşmanın etkili olduğu rivayet edilir.</p>
<p>Muhammed, Ayşe&#8217;nin odasında ölmüştür ve defin hazırlıkları da orada yapılmaya başlar.</p>
<p><span style="color:#000080;">&#8220;İslamiyetle daha çok bütünleşmiş olanlardan bir bölümü (daha saf görünenler, Ali, Abbas, Evs, Usame gibileri) Peygamberin cenazesi ile meşgulken diğer bir bölümü (Ebu Bekir, Ömer, Sad b. Ubade, Ebu Ubeyde, Abdurrahman b. Avf, ibni Hişam gibileri) ise cesedi bırakıp Saide oğullarının çardağında (Sakiyfe) yeni halifenin kim olacağına ilişkin tartışma ve pazarlık içindeydiler&#8221;</span></p>
<p>Ünlü İslam tarihçisi Taberi böyle aktarıyor.</p>
<p>Evde cenaze hazırlıkları yapılırken, dışarıda bekleşen müslümanlara bir haber gelir. Ensar&#8217;ın ileri gelenleri Beni Saide gölgeliği denilen çardakta toplanmışlardır ve diğer müslümanları da oraya çağırmaktadır. Başta Ebubekir, Ömer  ve Osman olmak üzere herkes toplantıya koşar. Sadece Ali, Abbas, evs ve Usame cenazeyi terketmez. Toplantının konusu, Muhammed öldüğüne göre yerine kimin geçeceğidir.</p>
<p>Üstüne toz kondurulmayan, övgülerle göklere çıkarılan Ömer ve Ebubekir&#8217;in cenaze töreninin bitmesine dahi sabredemeden taht hesabına girmeleri ne kadar düşündürücü.<br />
Bunlar şimdi dünya hesabı mıydı yoksa ahiret hesabı mı?<br />
Peygamber mi önemli halife olmak mı?<br />
Bundan daha büyük bir vefasızlık olur mu?</p>
<p>Ebubekir&#8217;in cennetteki köşkünün hudutları yıllarca yüz melek kanadıyla uçulsa bile bitirilemezmiş..<br />
Nihat Hatipoğlu anlatıyor ağlayarak tv&#8217;de.<br />
Bu vefasızlığa bu armağan.</p>
<p>Nerden nasıl haber alıyorlar?                                                                                    Köşklerinin ölçüsünü bile biliyorlar.</p>
<p>Konu ile ilgili hadisler ise şöyle:</p>
<div>
<p><span style="color:#000080;">Resulü Ekrem (sav) Ali ibni Ebu Talib,Hz Abbas ve oğulları Fazl ve Kusem ve Peygamberimizin kölesi şükran tarafından defnedildiler.</span><br />
Kenz’ul Ummal c4 s34,60</p>
<p><span style="color:#000080;">Usame’ninde bulunduğu rivayet edilmiştir. Ebu Bekir b. Ebu Kuhafe ve Ömer ibni Hattab Peygamber efendimizin defninde bulunmamışlardı.</span><br />
Kenz’ul Ummal c3 s140</p>
<p><span style="color:#000080;">Aişe derki: ”Biz Hz Resulullah’ın defninden Çarşamba gecesi, kürek seslerini duyarak haberdar olduk.&#8221;</span><br />
İbni Hişam c4 s342, Tabari c2 s452,485, ibni Kesir c5 s270</p>
<p>Üsd’ül Gabe c1 s34’de diğer bir rivayet olarak kazma ve kürek seslerinin Salı gecesi duyulduğunu zikreder.</p>
<p>Tabaakat’ta , Tarih’ul Hamis ve Zehebi’dede rivayet böyledir.</p>
<p>Fakat kanımızca doğrusu Ahmed b. Hanbel’in Müsned’dindeki gibi Çarşamba gecesi sabaha karşıdır. (c4 s62) Aişe’den gelen diğer bir rivayette <span style="color:#000080;">“Biz Resulullah’ın nereye defnedildiğinden haberdar değildik. Ancak kürek seslerini duyunca defnedilmekte olduğunu anladık”</span> demektedir.<br />
Ahmed b.Hanbel Müsned’de c6 s242 ve 274</p>
<p>Ebubekir halife seçildikten sonra biat ve miras çekişmeleri başlar. Çok büyük geliri olan Fedek hurmalığı arazisinden pay isteyen Fatma&#8217;nın talebi reddedilir. Daha sonra biat vermemiş olan Ali üzerinde baskı kurulur.     Ebu Bekir halktan biat aldıktan sonra Ali ibni Ebu Talib ve yandaşlarındandan biat almak istemiş fakat Ali ibni Ebu Talib biat etmemiştir. Bu yüzdende Ebu Bekir Ömer’le birlikte bir gurup sahabeyi Ali ibni Ebu Talib’den biat almaları için evine göndermiştir. Bu grubun içinde Ömer, Kunfuz, Halid b.Velid, Ebu Ubeyde b.Cerrah vardır. Oraya vardıklarında Ömer şöyle seslendi:</p>
<p><span style="color:#000080;">”Dışarı çıkın! Çıkmadığınız taktirde evinizi yakacağım.”</span></p>
<p>Sonra da Fatıma-tüz Zehra’nın evinin kapısının önüne odun yığmaya başlamıştır. (Evi ateşe vermeden önce) Fatıma-tüz Zehra Ömer’i ve yanındakileri evden uzaklaştırmak için kapının arkasına geldiğinde , Ömer bir omuz darbesiyle kapıyı açmış ve Fatıma-tüz Zehra’yı kapıyla duvar arasına sıkıştırmış, tam bu esnada 6 aylık yavrusu ve Peygamber’imizin ismini koyduğu Muhsin adlı bebeğini düşürmüş ve kapının arkasındaki çivi gövdesine saplanmıştır. Fatıma-tüz Zehra ise acı dolu bir sesle haykırmış:</p>
<p><span style="color:#000080;">”Ey Allah’ın Peygamber’i! Ey babam! Gör ki senden sonra ibni Hattap ile ibni Kuhafe başımıza neler getirdiler”</span> demiştir.</p>
<p>Bu olayı birçok Ehl-i Sünnet alimi uzun kısa farklılıklarla anlatmışlardır. Şerh-i Nehcül Belağa İbni Ebil Hadid c2,Tarihi Yakubi c2 c1 el ikd’ul Ferid c2 Tarihi Taberi c3,Tarihi Ebu’l Fida c1,E’lem’un Nisa c3,Kenz’ul Ummal c3 s129,Tarih-i ibni Esir c23 s124.</p>
<p>Bu olayların Alevi-Sünni bölünmesinin başlangıcı olduğu söylenebilir.</p>
<p>Bu arada unutmadan belirtelim.<br />
Ebubekir ve Ömer hazretleri peygamberin cenazesine katılmamıştır ama peygamberle aynı mezarı paylaşmışlardır. Aynı yerde yattıkları ileri sürülür.<br />
&#8220;Siz misiniz cenazeme bile katılmayıp makam peşinde koşan!&#8221;<br />
diye hesabını soruyordur herhalde Fahri Alem. <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><span style="color:#800080;"><strong>Serdar Kaangil</strong></span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MUHAMMED ÖLDÜRÜLMÜŞ MÜYDÜ?]]></title>
<link>http://panteidar.wordpress.com/2009/10/30/muhammed-oldurulmus-muydu/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 16:53:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>pante</dc:creator>
<guid>http://panteidar.wordpress.com/2009/10/30/muhammed-oldurulmus-muydu/</guid>
<description><![CDATA[İSLAM PEYGAMBERİNİN ÖLÜM NEDENİ: Hz. Muhammed&#8217;in ölüm nedeni olarak humma hastalığı gösterilir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="color:#800000;"><strong>İSLAM PEYGAMBERİNİN ÖLÜM NEDENİ:</strong></span></p>
<div>Hz. Muhammed&#8217;in ölüm nedeni olarak humma hastalığı gösterilir.<br />
Bir de aşağıdaki hadisleri inceleyelim.Hayber muharebesi sonunda Zeynep bint el-Hâris adında bir kadın, rasulullah’a zehirli bir koyun ikram etti. Rasulullah ondan bir parça aldı, ancak tamamını yutmadan koyunun zehirli olduğunu bildirdi. Kadın çağırıldı, suçunu itiraf etti ve bunu neden yaptığı sorulunca şöyle dedi:</p>
<p><!--more--></p>
<p>&#8220;Gerçekten Peygamber isen, sana bundan haber verilir, eğer hükümdar isen senden kurtulmuş oluruz.&#8221; Ancak Bişr b. Berâ bundan aldığı lokma ile zehirlenerek öldü. Bunun üzerine kadın Bişr&#8217;e kısas olarak öldürüldü. Rasulullah son hastalığında dahi Hayber&#8217;de aldığı bu lokmanın tesirini hissettiğini beyan buyurmuştur. (İbnü&#8217;l-Esîr, el-Kâmil, II, 222)</p>
<p>Hadis No: 4961<br />
Tanım: Yahudilerden bir kadın Resulullah (sav)&#8217;a zehir katılmış bir koyun hediye etti, Resulullah (sav), (bidayette) kadına dokunmadı.&#8221;</p>
<p>Hadis No: 5388<br />
Tanım: Resulullah (sav), kendisini ölüme götüren hastalığa yakalandığı zaman derdi ki: &#8220;Ey Aişe! Ben Hayber&#8217;de yediğim (zehirli) yemeğin elemini hep hissediyordum. İşte şimdi kalp damarımın kesildiğini hissettiğim anlar geldi.&#8221;</p>
<p>Hadis No: 5567<br />
Tanım: Hayber fethedildiği zaman, Resulullah (sav)&#8217;a zehir katılmış bir koyun (kızartması) hediye edildi. AJeyhissalatu vesselam: &#8220;Yahudilerden burada olanları bana toplayın!&#8221; emrettiler ve derhal toplanıp getirildiler. &#8220;Size bir şey sorsam doğru söyleyecek misiniz?&#8221; buyurdu. Onlar: &#8220;Evet!&#8221; deyince: &#8220;Babanız kimdir?&#8221; buyurdu. &#8220;Falancadır!&#8221; dediler. &#8220;Yalan söylediniz, bilakis babanız falandır!&#8221; buyurdu. &#8220;Doğru söyledin!&#8221; dediler. &#8220;Önceki gibi bana doğru söyleyecek misiniz?&#8221; diye tekrar sordu. &#8220;Evet! Zaten biz sana yalan söylesek sen onu anlayacaksın, tıpkı babamız hakkındakini anladığın gibi&#8221; dediler. &#8220;Cehennem ehli kimdir?&#8221; dedi. &#8220;Biz orada az kalacağız. Orada bize siz halef olacaksınız!&#8221; dediler. &#8220;Defolun! Vallahi biz ebediyen size cehennemde halef olmayacağız!&#8221; buyurdu. Sonra da: &#8220;Size bir şey sorsam bana doğru söyleyecek misiniz?&#8221; buyurdu. &#8220;Evet!&#8221; dediler. &#8220;Bu koyuna zehir koydunuz mu, koymadınız mı?&#8221;dedi. &#8220;Evet, koyduk!&#8221; dediler. &#8220;Pekiyi bunu niye yaptınız?&#8221; buyurdu. &#8220;Yalancı (bir peygamber) isen, senden kurtulmayı arzu ettik. Hakiki bir peygamber isen, bu zehir sana asla zarar vermez!&#8221; dediler.</p>
</div>
<div>Hicret&#8217;in yedinci yılında Muhammed Medîne&#8217;ye yüz mil mesafede bulunan Hayber Yahudi&#8217;leri üzerine yürür. Hayber arazisi verimli, sulak, ve hurmalıklarla dolu çok zengin bir yerdir. Hayber&#8217;i ele geçirmekle hem bir yandan oradaki zenginliklere sahip olmak, hem muhtemelen Yahudi&#8217;leri müslüman yapmak, ve hem de bu bölgeleri Islâm toprağı haline getirip kendi ümmetini yabancı unsurlardan arındırmak olanağını sağlayabilecektir.On dört gün süren bir kuşatma&#8217;dan sonra Kamus kalesini ele geçirip Yahudi&#8217;leri esir alır. Onlardan edindiği bol miktar ganimet mallarını ve esirleri daha henüz paylaştırmaya girişmeden önce Dihye adında bir asker gelip kendisinden: &#8220;Bana bir câriye ver&#8221; şeklinde dilekte bulunur. Ganimet malları henüz tasnif edilmediği ve paylaşılmaya hazır duruma getirilmediği, yâni herkesin payına ne düşecegi belli olmadığı halde Muhammed, muhtemelen onun pek yararlı bir asker olduğunu düşünerek: &#8220;Git, esirler arasindan dilediğin kadını kendine cariye olarak al&#8221; der. Bu izin üzerine Dihye, esir kadınlar arasından en güzelini seçer. Bu aldığı kadın, Hayber&#8217;e sığınmış olan Benî Nadîr Yahudi&#8217;lerinin reislerinden Huyey b. Ahtab&#8217;ın kızı Safiyye adında, genç güzel bir kadın&#8217;dır. Henüz 17 yaşında olup Yahudi&#8217;lerin ileri gelenlerinden biri olan Kinâne b. Ebi&#8217;l-Hukayk ile yeni evlidir. Böylesine güzel ve asâlet sahibi bir kadın&#8217;in kendisinden başkasına lâyık olamayacağını düşünen Muhammed, Dihye&#8217;ye baska bir cariye hediye ederek onun elindeki Safiyye&#8217;yi kendisine alır. Bu arada Safiyye&#8217;nin babasını ve kocasını, Yahudi kavmine âit hazine&#8217;nin nerede olduğunu bildirmediler diye, kafalarını kestirterek öldürtür.<br />
Kocası, babası, kardeşi, kayınbiraderi o gün öldürülen Safiyye ile evlenir ve düğün yemeği verir. Ama zifafa giren peygamber amacına ulaşamaz. Ertesi günü yolda verilen molada zifaf gerçekleşir.</p>
<p>Peygamber Safiyye ile zifafa girdiklerinde; ashabtan, bu hanımın Peygamber’e bir kötülük yapabileceğini düşünenler oluyor ve hatta Ebû Eyyûb el-Ensarî (Ö.H.50) daha da ileri giderek kılıcını kuşanmak suretiyle pür silah zifaf çadırın kenarında sabaha kadar nöbet tutuyor! (Ayrıntılı bilgi için bkz. Doç. Dr. Bünyamin Erul, Sahabenin Sünnet Anlayışı, s. 84, TDV. Yayını, Ankara, 2007)</p>
</div>
<p>Hayber&#8217;deki bu düğün yemeğinde ikram edilen zehirli koyun etinin Safiyye ve öldürülen yakınları ile ilgisi büyüktür.<br />
Peygamber’e zehirli et yemeği ikram eden kadın, Zeyneb bintu’l-Hâris adını taşımaktaydı ve Merhab adlı Yahudinin yeğeni olup Sellâm ubn Mişkem’in zevcesiydi ki her iki adam da Yahudilerin ileri gelen başkanlarındandı. Bu kadının kocası, erkek kardeşi, babası ve amcası, Müslümanlarla girişilen savaşlarda ölmüşlerdi.” (bkz. M.Hamidullah, age, s. 1101)</p>
<p>Peygamber’in bilinen ilk hastalığı çocuk yaşta geçirmiş olduğu bir göz hastalığıdır. İslam Âlemi’nin en büyük âlimlerden olan Prof. Dr. Muhammed Hamidullah bu konuda ıbn Ebî Usaybi’a’dan da alıntı yaparak şöyle der:</p>
<p>“O devirde, Tâ’if yakınında yaşayan bir Hıristiyan Rahip vardı. Bu papaz, Rasûlullah’ın küçük yaşta iken yakalandığı bir göz hastalığını (muhtemelen çapak –rams- veya göz iltihabı –Remd-) tedâvi etmişti, bu hususta Halebî’nin ınsân ul-Uyûn adlı eserinde malumat vardır”(bkz. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, ıslam Peygamberi, s. 802, Çev. Prof. Dr. Salin Tuğ, ırfan Yayıncılık, ıstanbul, 2003).</p>
<p>Dikkat edileceği gibi, Peygamber’in çocuk yaşta yakalandığı göz hastalığı bir Hıristiyan Rahip tarafından tedavi ediliyor ve Hz. Peygamber bu tedaviden sonra şifa buluyor ve hayatının sonuna kadar bu hastalığa bir daha yakalanmıyor. Zira kaynaklarda bu yönde başka bir bilgi bulunmuyor. M. Hamidullah devamla der ki;</p>
<p>Doğu Arabistan’ın Teym’ur-Rebâb kabilesine mensup olan Ebû Rimset’ut-Teymî’nin başından geçenler daha da alâka çekicidir: O ıslâmı kabul etmek üzere Medine’ye gelmişti. Hekim olması dolayısıyla duyduğu merak Allah’ın Rasûlünü ayırt etmede bir işâret olarak bilinen meşhur mührü; “Rasûlullah’ın omzunda bulunan şey, hekimlik yönünden güvercin yumurtası iriliğinde bir tümördür” diyerek tetkik etmeye ve cerrâhi bir ameliyatla bunu olduğu yerden çıkarmaya kendisini sevk ve teşvik etmişti. Ahmed b. Hanbel ve ıbn Sa’d naklettikleri bir hadiste bize bildirmektedirler ki; Ebû Rimse, Rasûlullah’a bu münasebetle şu sözü söylemişti: “Ben tabipler ailesine mensup bir doktorum ve benim babam da çok meşhur bir hekimdi. Vallahi insan vücudunda bulunan ne bir kan damarı ve ne de bir kemik bizim için meçhûldür. Omzunda bulunan şu rahatsızlığı bana bir göster, şayet çıkıntılı bir yumru şeklindeyse onu keser, yerinden çıkarır ve ilaçla tedavi ederim”. Hadise göre Muhammed bu ameliyata razı olmamıştır. Fakat Arabistan’da tıp ilminin seviyesini göstermesi bakımından hadiste geçen bu olay önemlidir. (Bkz. Hamidullah, age, s. 803). M. Hamidullah, meşhur tarihçi Taberi’nin “Tarih” kitabını kaynak göstermek suretiyle sözlerine şöyle devam eder: “Beni Amir kabilesinden olan ve “Etabb’ul-Arab” lâkabıyla anılan diğer tabibin dahi aynı yumru ile ( sözde mühür) ilgilendiğini görmekteyiz.” (Bkz. Hamidullah, age, s. 803).</p>
<p>Görüldüğü gibi, Peygamberin omuzunda veya iki kürek kemiği arasında var olduğu söylenen ve “Nübüvvet Mührü” veya Kur’an-ı Kerim’in Ahzap Sûresi’nde geçen “Hâtemen Nebiyyîne” tabirinden hareketle “Hâtemül Enbiyâ” olarak da isimlendirilip hakkında bir sürü rivayet ve menkıbe üretilen et kütlesi, tıp ve tabiplik açısından hastalık belirtisi bir ur, yani tümör olarak görülmektedir! Peygamber’in cerrahi müdahaleye rıza göstermemesinin sebebi, bu tümörün kesildiğinde daha büyük rahatsızlıklara dönüşeceğini tahmin etmesi midir, yoksa onun gerçekten de bir Nübüvvet nişânesi, yani peygamberlik alâmeti olduğunu biliyor olması mıdır bilmiyoruz.</p>
<p>Bunun dışında herhangi bir rahatsızlığı ise bilinmiyor.<br />
Zehirlenme meselesine tekrar dönersek;<br />
Peygamber’e Hayber’in fethi sırasında ikram edilen yemekte kullanılan zehir, yutulması halinde derhal öldüren, ağza alınması halinde ise uzun süre vücutta kalabilen ve öldürücü etkisi zaman içinde nükseden türden bir zehirdi. Bilindiği gibi tarihte Baldıran bitkisinden elde edilen zehirle öldürülen bir çok ünlü şahsiyet vardır ve bunların en başında ünlü düşünür Sokrates gelmektedir.</p>
<p>Peygamber erken denilebilecek bir yaşta vefat etmiştir. Öldüğünde henüz 63 yaşında idi.</p>
<p>Konumuza yine M. Hamidullah’a bağlı kalarak devam edecek olursak:</p>
<p>Hayatının son senelerinde, Muhammed A.S.S. ekseriye muzdaripti. Elden geldiği kadar kendisine ihtimam gösteriliyordu. Altmış üç yaşında idi. 11. Hicrî senenin ikinci ayının son haftasında, bir gece kalktı, yatağını terketti, şehrin mezarlığına (ki; bu mezarlık Cennet’ül Bâki olarak bilinmektedir)gitti. Orada mevtalar, yani ilâhi vazifesinin başarıya ulaştırılmasında kendisi ile birlik olup, ömürlerini vakfedenler için uzun müddet duâ etti. Sonra evine döndü ve Ayşe&#8217;nin baş ağrısından şikayet ettiğini işittiğinde ona şöyle dedi: “Fakat asıl başı ağrıyan benim!&#8221;. Ertesi günü durumu ağırlaştı. Hastalık artmakta berdevamdı. Bir gün ailesine, şehrin yedi ayrı kuyusundan çekilen yedi ayrı su getirmelerini ve başına dökmelerini söyledi. O zaman âdet olan bu şekil bir tedavi, kendisini o kadar teselli etti ki yatağı terkedip, câmiye gidebildi ve sahâbileri arasında yerini alarak onlara&#8230;hutbe îrad edebildi.(Bkz. M. Hamidullah, age, s. 1095-6)</p>
<div>Peki başından aşağı soğuk su döküldüğünde ateşi düşen ve hastayı ferahlatıp ayağa kaldıran bu hastalık ne idi!? Kaynaklarda bu konuda fazla bir malumat olmamakla birlikte M.Zekâi Konrapa, şu bilgileri aktarmaktadır:“&#8230;İlahi vahyin tesirleri, başlangıçtan beri çeşitli düşmanlarından gördüğü çeşitli kötülükler, Peygamberlik vazifesinin ağırlığı gibi türlü sebeplerle pek sağlam olan vücudu sarsılmış bulunuyordu&#8230; Resûl-i Ekrem, hicretin onbirinci yılının Safer ayında hastalanmıştı. Sancağı, kendi eliyle Üsâme’ye teslim ettiği günün ertesi sabahı bir baş ağrısıyla uyandı. Buna bir de baş dönmesi eklendi. Hastalık bazen şiddetleniyor, bazen de hafifliyordu. Bu suretle tam 13 gün sürdü&#8230; Resûl-i Ekrem’in hastalığı -HUMMÂ-idi. Kendisini soğuk su ile tedavi ederek hafifletiyordu”(Bkz. M.Zekâi Konrapa, age, s.83-85.)</p>
<p>Sözlükler Humma’yı, bir tür ateşli hastalık, “sıtma” olarak tarif ediyorlar. Ama sıtma çok bulaşıcı bir hastalık ve bulaşma tehlikesi o dönemin Araplarında pek bilinmiyor. Humma olsaydı çevresine de bulaşmaz mıydı? Peki yüksek ateş ve baş dönmesi başka bir hastalığın, meselâ bir zehirlenme olayının belirtisi olamaz mı? Peygamber M.632 yılında vefat ediyor. Yani Hayber’in fethinden yaklaşık 3,5- 4 yıl sonra. Hayber’in fethi sırasında kendisine zehirli koyun eti yedirildiği de kesin olduğuna göre, acaba o zehirden Hz. Peygamberin vücudunda kalan artıklar, 3,5-4 yıl sonra öldürücü etkisini göstermiş olamaz mı?! Bu soruların kesin cevabını vermek herhalde zehir konusunda uzman toksikoloji uzmanlarına düşmektedir. Ancak biz yine de bu sorunun cevabı konusunda bazı ip uçları yakalamak için yine Muhammed Hamidullah’ın eserine dönelim ve son noktayı koyalım. şöyle diyor M.Hamidullah:</p>
<p>Bazı hadisçiler son günlerini Rasûlullah’ın: “Hayber fethinde bir kadının kendisine ikrâm ettiği zehirli bir yemek sebebiyle ölmek üzere olduğunu” söylediğini naklediyorlar. Olayı, Rasûlullah’ın fark ettiğini ve çiğnemekte olduğu eti ağzından çıkarıp attığını ve aynı etin diğer bir parçasını yemiş ve yutmuş olan başka bir Müslüman’ın oracıkta derhal öldüğünü bu arada hatırlatalım. Muhammed A.A.S. hastalığında şöyle diyordu: “Zaman zaman bu zehirden muzdarip oldum ve şimdi beni şah damarımdan vurdu!” (Bkz. M.Hamidullah, age, s.1101)</p>
<p><span style="color:#800080;"><strong>Serdar Kaangil</strong></span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MUHAMMED DERKEN Hz ve (S.A.V) ŞART DEĞİL!]]></title>
<link>http://panteidar.wordpress.com/2009/10/30/muhammed-derken-hz-ve-s-a-v-sart-degil/</link>
<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 23:47:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>pante</dc:creator>
<guid>http://panteidar.wordpress.com/2009/10/30/muhammed-derken-hz-ve-s-a-v-sart-degil/</guid>
<description><![CDATA[BÖYLE SAYGI OLMAZ! Neden Muhammed&#8217;den bahsederken önüne Hz. arkasına (s.a.v) ekleri istenir? A]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-size:medium;"><br />
<strong><span style="color:#ff0000;">BÖYLE SAYGI OLMAZ!</span></strong></span></p>
<p><strong> </strong>Neden Muhammed&#8217;den bahsederken önüne Hz. arkasına (s.a.v) ekleri istenir?</p>
<p>Allah&#8217;tan bahsedildiğinde gıkı çıkmayanlar, &#8220;Muhammed deme (s.a.v) de&#8221; diye mesaj atıyor.<br />
Bugüne dek hiç kimseden &#8220;Allah deme, Allah (c.c) de&#8221; şeklinde bir mesaj almadım ama Muhammed için onlarca mesaj aldım.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Önceleri, rencide olmasınlar düşüncesiyle Hz. öneki kullanırdım. Sonra düşündüm, neden rencide olunsun ki? Onlara ne? Başkasına ek kullanıp ta Muhammed&#8217;e kullanılmasa tepki normal karşılanabilir ama hitap, bahis kuralları içinde saygı ekleri yoksa neden kullanılsın?<br />
Bu dayatma niye?</p>
<p>Günümüzde pek tanımadığınız ya da kariyeri yüksek birine sadece ismiyle hitap ederseniz kabalık olur. Ahmet bey, Ayşe hanım denir.<br />
Siyasilerden, sanatkarlardan, ünlü kişilerden ise ya sadece soyadı ile ya da isim-soyadı ile bahsedilir. Demirel gibi, Türkan Şoray gibi, Sabancı gibi.<br />
Geçmişteki ünlülerden, büyük devlet adamlarından da tanındıkları isimle bahsedilir.<br />
Atatürk gibi. Fatih, sezar, Napolyon, Attila gibi.<br />
Sadece bazıları ünvanıyla birlikte anıldığı için öyle bahsedilir. Oğuz Kaan, Cengiz Han gibi.</p>
<p>Peygamberler de öyle. Kimse Hz. Adem (s.a.v) demez. Hz. Havva demez. Adem ile Havva denir.<br />
İsa, musa denir. İlla sonuna aleyhisselam getirilecek.<br />
Nedir aleyhisselam? &#8220;Selam olsun&#8221; demek.<br />
O zaman Fatih için de, Atatürk için de kullanalım. Onlara selam olmasın mı?</p>
<p><span style="font-size:medium;">Ayrıca kutsal olduğuna inanılan hiçbir kitapta peygamberlerden bahsedilirken bu tür ifadeler kullanılmamış. Denilebilir ki &#8220;Kutsal kitaplar Allah sözü. Allah kuluna öyle hitap etmeyebilir.&#8221; Allah kuluna salat ediyor da, neden hz. demesin, ya da melekler. Kaldı ki Muhammed de, diğer peygamberlerden bahsederken ismiyle bahsetmiş. Yine hadislerden görüyoruz ki o dönemin müslümanları da peygamberlerden ismiyle bahsederlermiş. Peygambere seslenirken bile &#8220;Ya Muhammed!&#8221; diyorlarmış. Bu adet ve dayatma sonradan türemiş. Neden? Ululaştırmanın, putlaştırmanın bir parçası. Bir taraftan &#8220;kainatın efendisi&#8221; mertebesine yükseltirken, diğer yandan adı geçtiğinde hemen salavat getirip elini kalbine götürme putçuluğu. Bunu sevgi-saygı olarak sunmak mümkün mü? &#8220;Efendimiz&#8221; hitabı da öyle. Halbuki müslümanın Allah&#8217;tan başka efendisi olmaması gerekmez mi? Ama kul-köle olmaya alıştırılmış insanlar, kendilerine peygamberi de, padişahı da, patronu da efendi edinmeye yatkın hale getirilmişler.<br />
</span></p>
<p><span style="font-size:medium;">Yanlış mı düşünüyorum?</span></p>
<p><span style="font-size:medium;"><span style="color:#800080;"><strong>Serdar Kaangil</strong></span><br />
</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cimrilik ateşi]]></title>
<link>http://hucurat.wordpress.com/2009/10/20/cimrilik-atesi/</link>
<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 18:46:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>hucurat</dc:creator>
<guid>http://hucurat.wordpress.com/2009/10/20/cimrilik-atesi/</guid>
<description><![CDATA[Resul-i ekrem efendimiz, Kâbe’yi tavaf eden birinin gözyaşları içinde (Ey Beytin sahibi, bu beytin h]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Resul-i ekrem efendimiz, Kâbe’yi tavaf eden birinin gözyaşları içinde (Ey Beytin sahibi, bu beytin h]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HÜZÜN]]></title>
<link>http://nurmektebi1.wordpress.com/2009/10/16/huzun/</link>
<pubDate>Fri, 16 Oct 2009 11:51:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>nurmektebi1</dc:creator>
<guid>http://nurmektebi1.wordpress.com/2009/10/16/huzun/</guid>
<description><![CDATA[İnsan en çok sustuğunda ağLar asLında.SözcükLer döküLürken kaLemden kağıtLara,gözyaşLarı da seL oLur]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-3" title="bluegreen1ah4tl9" src="http://nurmektebi1.wordpress.com/files/2009/10/bluegreen1ah4tl9.jpg" alt="bluegreen1ah4tl9" width="400" height="273" /></p>
<p>İnsan en çok sustuğunda ağLar asLında.SözcükLer döküLürken kaLemden kağıtLara,gözyaşLarı da seL oLur akar mısraLara&#8230;<br />
<a href="http://sessizciglik1.blogcu.com/"></a></p>
<p>Bu gün bir SessizLik çöktü içime nedenseSessizLik işte,avaz avaz susuyorum&#8230;Bugün bir AğLayış çöktü içime nedenseGözyaşLarımı tutuyorum&#8230;<br />
SessizLik<br />
<a name="e20160471"></a><br />
KIRGINIM<br />
<a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliUZ0jl-j8Ouju0sC-orwINn_8LMWQydixTg6MYi4pOiIQoAnnkyd2Y5xLScLjl4HqM" target="_blank"></a><a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliVh8cU0qjZ-KDA7v2Z_dx3U83rgMUZBD0PiFeLlfZOdn5OUG3uDmfJj47hZM0iak2c" target="_blank"></a><a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliUPCKt0LZhTU0fo_1cwPgUnKRjk82QTlyrIkkt1_FeT0h9UvyswTz-CWjxkzd7yfe8" target="_blank"></a><br />
Kırgınım<br />
Beni yüreğime kırgın bırakan herkese;<br />
Bir şehre,<br />
Bir dünyaya,<br />
Bu dünyanın, tebessümü unutmuş insanlarına,<br />
Sözlerini, dillerinde yüreklerin katili olarak besleyenlere….<br />
Bir çocuk gibi<br />
Yüreğimin elinden tutup, sadece onunla oynamak istiyorum,<br />
Vefayı sadece o’ndan ummak ve ona vefalı olmak istiyorum…<br />
<a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliWbBOLI4MEx5ecIlYqvdbasFh9zt6cDDnDa5q01xPwJx5L5oinDrK4934LSJYEEOrk" target="_blank"></a><br />
Kırgınım,<br />
Elimden oyuncağımı alanlara,<br />
Yüreğimle oynadığım oyundan bahsedince benimle alay edenlere,<br />
Dostum bildiğime değer vermeyenlere,<br />
Yüreğimin ayağıyla yürüyüp gittiğim mekanı beğenmeyenlere,<br />
Onun telkiniyle tutunduğum dalı kesenlere,<br />
Onun sözünü dinlediğim vakit, benim sözümü dinlemeyenlere…<br />
<a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliWbBOLI4MEx5ecIlYqvdbasFh9zt6cDDnDa5q01xPwJx5L5oinDrK4934LSJYEEOrk" target="_blank"></a><br />
Kırgınım,<br />
Bir lahzacık ömürde tul-i emelleri hatrına, içime derin yaralar açanlara,<br />
Bir lahzacık huzur için,<br />
Yürek mabedimi tul-i ömürde dahi onarılamayacak kadar çok talan edenlere,<br />
Yürek mabedime destursuz girenlere; zoru kullananlara..<br />
Biraz da kendime kırgınım,<br />
Biraz da kızgın…<br />
Yüreğimi herkesin bırakmasına rağmen ben de bir vakt-i seherde bırakabildiğim için,<br />
Biraz da kendime kırgınım,<br />
Pişman olacağım adımları atarken yüreğime sormadığım için,<br />
O, adımlarıma yol çizmeye aday iken<br />
Sol tarafındakini ihmal edenlerin sözlerine değer verebildiğim için,<br />
Yüreğimin tutunduğu , ete kemiğe bürünenlerin ardından bakakaldığım için</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gül bahçesi]]></title>
<link>http://nurmektebi1.wordpress.com/2009/10/16/gul-bahcesi/</link>
<pubDate>Fri, 16 Oct 2009 11:46:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>nurmektebi1</dc:creator>
<guid>http://nurmektebi1.wordpress.com/2009/10/16/gul-bahcesi/</guid>
<description><![CDATA[Delikanlı yıllar sonra doğduğu kasabaya döner.Sabah uyandığında aklına yıllar önce evlenmek istediği]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div>Delikanlı yıllar sonra doğduğu kasabaya döner.Sabah uyandığında aklına yıllar önce evlenmek istediği,kasabanın güzel kızı gelir.Kızın güzelliği cevre kasaba ve şehirlerde bile dillerdedir ve kimler istediyse kız bir türlü olumlu yanıt vermemiştir.Otelden çıkar ve gördüğü yaslı adama kızı sorar.Yaşlı adam az ilerde güzel bahçe içinde bir ev gösterir, kızın orada oturduğunu söyler.Delikanlı merak eder,kızın nasıl biriyle evlendiğini.Bir kösede beklemeye baslar,bir müddet sonra yaşlıca kel pek te hoş görünmeyen bir adamı yolcu eder kız kapıdan&#8230;Üstelik zengin bir adam da değildir&#8230;.</div>
<p>Adam gittikten sonra delikanlı çalar kapıyı,kendini tanıtır.Sorar niye bu adamla evlendiğini kıza&#8230;</p>
<p>Kız söylerim der ama bir koşulla&#8230;.</p>
<p>Evin arkasında büyük bir gül bahçesine götürür delikanlıyı ve der ki:</p>
<p>Bu bahçenin en güzel gülünü bana getirirsen söyleyeceğim sana niye bu adamla evlendiğimi&#8230;Ama asla geri yürümek yok bahçede,arkana bakmak yok en güzel gülü istiyorum sadece&#8230;</p>
<p>Memnuniyetle der delikanlı ve girer bahçeye&#8230;.</p>
<p>Çok güzel sari bir gül durmaktadır karşısında tam elini güle uzatmışken pembe bir gonca görür az ötede,ilerler&#8230;</p>
<p>Ona uzanırken kadife kırmızı bir gül ilişir gözüne ilerde&#8230;</p>
<p>Derken&#8230;..Birde bakar bahçenin sonuna gelmiş&#8230;</p>
<p>Kıza verdiği söz gelir aklına..Geri dönmek yok&#8230;</p>
<p>Ne yapsın..Mecburen bulduğu alelade,hatta solmaya yüz tutmuş bir gülü mahcup bir şekilde götürür kıza&#8230;.</p>
<p>Kız gülümser gülü görünce..</p>
<p>&#8221;Bilmem aldın mi cevabini&#8221;der delikanlıya&#8230;..</p>
<p>Hayat bu bahçede yürümeye benzer&#8230;.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Examples of the Prophet Muhammad’s Sayings]]></title>
<link>http://falanfilaniste.wordpress.com/2009/10/13/examples-of-the-prophet-muhammad%e2%80%99s-sayings/</link>
<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 17:08:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>mcndemir</dc:creator>
<guid>http://falanfilaniste.wordpress.com/2009/10/13/examples-of-the-prophet-muhammad%e2%80%99s-sayings/</guid>
<description><![CDATA[Examples of the Prophet Muhammad’s Sayings The believers, in their love, mercy, and kindness to one ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Examples of the Prophet Muhammad’s Sayings
<p />The believers, in their love, mercy, and kindness to one another are like a body: if any part of it is ill, the whole body shares its sleeplessness and fever.
<p />The most perfect of the believers in faith are the best of them in morals. And the best among them are those who are best to their wives.
<p />None of you believes (completely) until he loves for his brother what he loves for himself.
<p />The merciful are shown mercy by the All-Merciful. Show mercy to those on earth, and God will show mercy to you.
<p /> Smiling at your brother is charity&#8230;
<p />A good word is charity.
<p />Whoever believes in God and the Last Day (the Day of Judgment) should do good to his neighbor.
<p />God does not judge you according to your appearance and your wealth, but He looks at your hearts and looks into your deeds.
<p />Pay the worker his wage before his sweat dries
<p />A man walking along a path felt very thirsty. Reaching a well, he descended into it, drank his fill, and came up. Then he saw a dog with its tongue hanging out, trying to lick up mud to quench its thirst. The man said, “This dog is feeling the same thirst that I felt.” So he went down into the well again, filled his shoe with water, and gave the dog a drink. So, God thanked him and forgave his sins. The Prophet was asked, “Messenger of God, are we rewarded for kindness towards animals?” He said: There is a reward for kindness to every living animal or human.
<p style="font-size:10px;">  <a href="http://posterous.com">Posted via email</a>   from <a href="http://falanfilan.posterous.com/examples-of-the-prophet-muhammads-sayings">Falan Filan</a>  </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[uhuvvet risalesi]]></title>
<link>http://hucurat.wordpress.com/2009/09/26/uhuvvet-risalesi/</link>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2009 07:52:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>hasanzeyl</dc:creator>
<guid>http://hucurat.wordpress.com/2009/09/26/uhuvvet-risalesi/</guid>
<description><![CDATA[YİRMİ İKİNCİ MEKTUP -1- Şu Mektup iki mebhastır. Birinci Mebhas, ehl-i imanı uhuvvete ve muhabbete d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[YİRMİ İKİNCİ MEKTUP -1- Şu Mektup iki mebhastır. Birinci Mebhas, ehl-i imanı uhuvvete ve muhabbete d]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[A'dan Z'ye Muhammed]]></title>
<link>http://pozitifateizm.wordpress.com/2009/09/23/adan-zye-muhammed/</link>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 16:07:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>Oğuz</dc:creator>
<guid>http://pozitifateizm.wordpress.com/2009/09/23/adan-zye-muhammed/</guid>
<description><![CDATA[DAYAKÇI Resulullah (sav) buyurdular ki: &#8220;Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına]]></description>
<content:encoded><![CDATA[DAYAKÇI Resulullah (sav) buyurdular ki: &#8220;Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Eski İngiliz Diplomatın İslâm’a Yolculuğu: Charles Le Gai Eaton]]></title>
<link>http://huzurislamda.wordpress.com/2009/09/23/eski-ingiliz-diplomatin-islam%e2%80%99a-yolculugu-charles-le-gai-eaton/</link>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 09:27:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>mrtdns</dc:creator>
<guid>http://huzurislamda.wordpress.com/2009/09/23/eski-ingiliz-diplomatin-islam%e2%80%99a-yolculugu-charles-le-gai-eaton/</guid>
<description><![CDATA[Eski İngiliz Diplomatın İslâm’a Yolculuğu: Charles Le Gai Eaton İNGİLİZ bir aileden ve aynı zamanda ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h2 style="text-align:center;"><span style="color:#000080;"><strong>Eski İngiliz Diplomatın İslâm’a Yolculuğu: Charles Le Gai Eaton</strong></span></h2>
<p style="text-align:left;"><img class="alignright size-full wp-image-977" src="http://itikad.bir.tc/files/2009/09/charles.jpg" alt="charles" width="90" height="125" />İNGİLİZ bir aileden ve aynı zamanda savaş çocuğu olarak İsviçre’de doğdum. Doğumum esnasında, Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren son barış antlaşması, Lozan yakınlarında Türkiye ile imzalanıyordu. Dünyanın çehresini değiştirmiş olan en büyük fırtına geçici olarak durulmuştu, ama etkileri her yerde görünür durumdaydı. Eskiden kesin olduğuna hükmedilen düşünce ve ahlak anlayışları, ölümcül birdarbe almıştı.</p>
<p style="text-align:left;">
<p style="text-align:center;"><!--more--></p>
<p style="text-align:left;">İsviçre’de doğmuş olsam da, İsviçreli değildim. Annem Fransa’da büyümüştü ve Fransa’yı diğer bütün ülkelerden daha çok seviyordu, ama ben Fransız da değildim. Peki İngiliz miydim? Hiçbir zaman kendimi İngiliz hissetmedim. Annem İngilizlerin soğuk, aptal, akılsız ve kültürsüz olduklarını hatırlatmaktan hiç bıkmadı. O halde nereye aittim? Şimdi geriye doğru baktığımda, bu tuhaf çocukluğun İslâm’a tutunmam için iyi bir zemin teşkil ettiğini görüyorum.</p>
<p>Peki Hıristiyan mıydım? Babamın dinî inancı, doksan yaşında ölüm döşeğindeyken “Orada mutlu bir yer var mı?” sorusuyla sınırlıydı. Babamın ölümünden sonra büyütülme sorumluluğum, anneme kaldı. Annem yaratılış olarak dine kayıtsız değildi, ama kurulu dinlerden nefret ederdi. Bu yüzden çocuğunun müstakil bir akla sahip olmasına destek olmaya çalıştı.</p>
<p>İngiltere ve İsviçre’de değişik okullara gittim. Elbette bu okullarda Hıristiyanlıkla ilgili dersler de gördüm. Bunlar benim üzerimde tesir yaptı mı derseniz, hayır! Ne benim ne arkadaşlarımın üzerinde bir etkisi olmadı. Bunda şaşılacak bir şey yok. Din, eğitimin bir boyutu gibi sunulduğunda ve hayatın tümüne nüfuz etmediğinde, nefes alamaz. Din ya hep ya hiçtir. Ya dünyaya ait her şeyi kendi eteğinde toplar, ya da onların gölgesinde kaybolur. Okulda haftada bir iki kez İncil okuyorduk. Hepsi o kadar. Dinin gördüğümüz eğitimin omurgasını oluşturan diğer ana derslerle hiçbir ilişkisi yoktu. Allah tarihe müdahale etmiyordu. Fen dersinde gördüğümüz olaylara karışmıyordu. Yaşanan olaylarda hiçbir etkisi yoktu. Her şeyi tesadüf ve maddi kuvvetler yönetiyordu.</p>
<p>Oysa ben kendi varoluşumun anlamını bilmeyi istiyordum. Hayatlarında bu ihtiyacı hissedenler, bu hissin açlık ya da cinsel arzu kadar güçlü olduğunu bilirler. Nereye ve niçin gittiğimi anlamadan, hangi ayağımı öne atacağımı bilemezdim.</p>
<p>Bilgiyi nerede arayabilirdim? On beş yaşına geldiğimde, felsefe diye bir şeyin var olduğunu öğrendim. Bu kelime “bilgi sevgisi” anlamına geliyordu. Benim aradığım şey de buydu. Yoğun bir merakla, tıpkı bir kaşif gibi, Descartes, Kant, Hume, Spinoza, Schopenhauer ve Bertrand Russell ve diğerleriyle fikri âlemde yolculuklar yaptım. Çok geçmeden, bir şeyin yanlış olduğunu farkettim. Bu felsefecilerin yemeğinden ne kadar yesem de, tok olmuyordum. Çünkü bu adamlar hiçbir şey bilmiyordu. Sadece zanna dayanıyor, fikirler etrafında kendi kıt akıllarıyla patinaj yapıyorlardı.</p>
<p>Tam bir şüpheci olmuştum. Herkesin kesin gözüyle baktığı şeylerden şüphe duyuyordum. Sonra Mısır üzerine araştırmalar yapan Profesör Perry’nin yazdığı Kadim Okyanus isimli bir kitapla karşılaştım. Perry, Mısır’ın geçmişi üzerine araştırmalar yaparken, dünya üzerindeki inançların birliğine ilişkin şaşırtıcı deliller bulmuştu. Dünyada ne kadar biçim ve sûret farklılıkları var ise de, bunların gerisinde evrensel hakikatler yer alıyordu. Gerçeklik, dünyanın yaratılması, insanlık, insan tecrübesi… tüm bunlarda tezahür eden hakikat, kanımız ve kemiklerimiz kadar bizim bir parçamızdı.</p>
<p>MODERN dünyada inançsızlığın başlıca sebeplerinden birisi, karşılıklı duruşlarıyla çelişki anlamına gelen dinlerin çokluğudur. Uzun zamandan beri Avrupalılar kendi ırklarının üstün olduğuna inandıkları için, Hıristiyanlığın tek doğru din olduğu hususunda şüphe etmediler. Kendilerini dinlerin evrim sürecinin tepe noktası olarak gördüler. Ne zaman ki bu ırksal güven gerilemeye başladı, şüpheler aldı başını yürüdü. Hıristiyanların yalnızca kendilerinin kurtulacağına inanmaları ne kadar doğruydu? Ayrıca aynı iddiayı Müslümanlar da dile getiriyordu. O zaman kim haklıydı? Bundan nasıl emin olunabilirdi? Perry’nin kitabını okuyana kadar, bu sorulara cevabım, hepsi aynı anda haklı olamayacağına göre hepsinin de yanlış olduğuydu. Din insanların kendi kafasında kurduğu bir şeydi benim için. Ama başkalarının yaptığı gibi, “hurafe”nin yerine “bilimsel” gerçekleri de koyamazdım. Çünkü bilim, asla ispatlanamayacak olan aklı ve duyusal tecrübenin yanılmazlığı üzerine temelleniyordu.</p>
<p>YIL 1939’du. Cambridge Üniversitesi’ne başladığımda savaş patlak vermiş ve iki yıl sonra kendimi orduda bulmuştum. Almanların beni öldüreceği ihtimalinden çok korkuyordum. Çünkü artık takıntı haline gelen sorularıma cevap bulamadan ölebilirdim. Bu vakit darlığı bile beni kurulu dinlere yöneltmedi. Arkadaşlarımın çoğu gibi, ben de kiliseyi aşağılıyordum, yapmacık bir saygı gösteriyordum. Ama sonra bu düşmanlığımı yumuşatmama neden olan bir olay yaşadım. Birkaç arkadaşımla King Koleji’nin salonunda kahve içip sohbet ediyorduk. Derken dinden konuşmaya başladık. Masanın başında zeki bir arkadaşımız oturuyordu. Biraz da onu etkilemek için “Bugün akıllı hiç kimse, dinlerin tasvir ettiği yaratıcıya inanmaz” dedim. Cevap vermeden önce üzgün bir ifadeyle yüzüme baktı ve “Tam aksine, bugünlerde akıllı insanlar sadece Allah’a inananlardır” diye cevap verdi. Masanın altında kaybolmak istediğimi bugün gibi hatırlıyorum.</p>
<p>SONRADAN esaslı bir arkadaşım olan yazar Leo Myers, o zamanlar İngiltere’nin tek felsefî romancısı olarak saygı görüyordu. Benden kırk yaş büyüktü. İçimi kemiren sorularıma onun Kök ve Çiçek (The Root and the Flower) romanı hem cevap verdi; hem de merhametli bir sükûnet hissi sağladı ruhuma. Bu kitap insanın varlık karmaşasını bilgece çözüyordu. Ona yazmaya başladım, o da bana cevap yazdı. Üç yıl boyunca ayda en az iki kez olmak üzere yazıştık. Sonra buluştuk ve dostluğumuz iyice pekişti.</p>
<p>Fakat her şey göründüğü gibi değildi. Bana yazdığı mektupları tekrar incelediğimde, ruhunda eziyet, üzüntü ve hayal kırıklığının çöreklenmiş olduğunu farkettim. Maneviyat ve mistisizmle büyülendiğinden, hiçbir dine bağlanmamıştı. Artık yaşlandığını hissediyordu, fakat kendisini iyi edecek reçeteyle bir türlü yüzleşemiyordu. Mektuplaşmaya başladığımızdan üç yıl sonra intihar etti.</p>
<p>Leo Myers’ın ölümü, bana kitaplarında öğrendiğimden daha çok şey öğretti. Onun bilgeliği, sadece kafasındaydı ve insanî özüne hiçbir zaman nüfuz edememişti. Bir adam hayatını manevi kitaplar okuyarak ve büyük mistiklerin yazılarını tefekkür ederek geçirebilir. Böylece ahiret ve dünyanın sırlarını çözdüğünü hissedebilir, ama bu bilgi o insanın kendi tabiatıyla birleşmedikçe kısır ve sonuçsuz kalır. Bu farkındalık bende şu düşünceyi doğurdu: Basit bir kavrayışla ama bütün kalbiyle Allah’a dua eden bir adam, en üst derecede manevî ilimleri bilen birinden daha değerli olabilir.</p>
<p>Myers, büyük ölçüde Hindu Vedanta’nın kitabından etkilenmişti. Bu kitap Hinduizmin metafizik öğretilerini anlatıyordu. Vedanta o saatten sonra benim öncelikli ilgi alanım oldu ve o yolla İslâm’a kavuştum. Bu söylediğim, pekçok Müslüman’a şok edici gelebilir. Ama yaşadığım gerçek bu. Hindular neye inanırsa inansınlar, Vedanta saf birlik, tek hakikat öğretisidir ki İslâm’da bunun karşılığı “tevhid”dir. Kraliyet Askeri Koleji’nde iken birkaç yıl Vedanta ve Taoizm hakkında biraz daha derin okuma fırsatı buldum. Sonuçta eşyanın ardında “nihaî hakikat” olduğunu daha iyi kavradım. Artık varlık âlemi benim için rüyanın ötesinde bir şeydi. Fakat hâlâ bu hakikati tanrı diye isimlendirmeye hazır değildim.</p>
<p>ORDUDAN ayrılınca yazmaya başladım. Düşüncelerimi düzene koymak için yazmam gerekiyordu. O zamanlar bir yayınevinin başında bulunan T. S. Eliot’la tanıştım. Yazılarım, En Zengin Damar (The Richest Vein) adıyla kitaplaştı. Aynı dönemde hayatının büyük bölümünü Şeyh Abdülvahid ismiyle Kahire’de geçirmiş olan Fransız Rene Guenon’u da keşfettim.</p>
<p>Guenon beni özellikle sarstı; çünkü inanılmaz entelektüel kesinliğiyle modern (Batılı ya da Batılılaşmış) insanın garanti gördüğü bütün varsayımları alt üst ediyordu. O, kadim gelenekten bahsediyordu. Büyük dinlerin kökenindeki metafizik öğretiyi ortaya koyuyordu. Bu geleneğin dili sembolizmin diliydi ve bu dili yorumlamada onun üstüne kimse yoktu. Dahası “ilerleme” fikrini ters yüz eden de oydu. İnsan manevî mükemmellik yolundan geriye düştükçe, Karanlık Çağ’a giriyor; eski kültürler yok ediliyor, tüm seçenekler masadan kalkıyor ve niteliğin yerini nicelik alarak çöküş kendi sonuna yaklaşıyordu. İtiraf etmek gerekir ki, onu okuyan ve anlayan hiçkimse, bir daha asla eskisi gibi kalamıyordu.</p>
<p>GUENON okuduktan sonra, bakışı dönüşmüş başkaları gibi, ben de yirminci yüzyılın dünyasına yabancıydım artık. O, düşüncelerini İslâm’ı kabul ettikten sonra oluşturmuştu. İslâm daha öncekileri toparlayan Son Vahiy’di. Fakat ben henüz onun yolunu kabul etmeye hazır değildim. Leo Myers gibi henüz kendi içimdeki çelişkileri çözememiştim. Yine de, artan bir merakla İslâm’la ilgili kitaplar okumaktan da kendimi alamadım.</p>
<p>Bu ilgimin artışında Ortadoğu’da çalışan ve orada İslâm’a karşı ciddi önyargılar geliştiren yakın bir arkadaşımın da etkisi oldu. Ona göre bu dinin manevî bir boyutu olamazdı. Her şey şekilciliğe, kör itaate, akıl dışı yasaklara, tekrarlı ibadete, bağnazlığa ve riyakârlığa indirgenmişti. Bu arada, iş bulamadığım için fakir bir hayat sürüyordum. Kahire Üniversitesi’nde bir iş bulunca, hiç düşünmeden 1950 Ekim’inde 29 yaşındayken Kahire’ye gittim. Üniversite’de evini Mısır hükümetinin yaptığı İngiliz Müslüman Martin Lings de çalışıyordu. Guenon’un arkadaşı olan Lings, daha önce rastladığım kişilere benzemiyordu. O zamana kadar kafamda ürettiğim teorilerden daha fazlasını yaşamına katmış biriydi. Bütün, tutarlı ve huzurlu bir insanla sonunda tanıştığımı anlamıştım. Şehrin dışında geleneksel bir evde yaşıyordu. Her hafta sonu onu ve eşini ziyaret ederek, modern Kahire’nin gürültüsünden kurtuluyor, zamanın durduğu bir yere iltica ediyordum. Orada yaşadığımız dünyanın kabul gören (ve benim de alışmış bulunduğum) gerçekleri, gölgeli bir karartıya dönüşüyordu.</p>
<p>Galiba benim ihtiyacım, iltica etmekti. Önceki hayatımın hiçbir değeri yoktu. Üniversite’de derslerimde öğrencilere aşk şiirleri okuyordum ve okurken gözlerimden yaşlar akıyor, öğrenciler birbirlerine, “İşte kalbi olan bir İngiliz!” diyorlardı. Çünkü tüm İngilizlerin buz gibi soğuk olduklarını düşünüyorlardı.</p>
<p>ASLINA BAKARSANIZ Mısır’a gelişim de bir ilticaydı. Bu genç Mısırlıları sevdim. Zamanla onların inançlarını da sevmeye başladım. Çünkü bu genç insanlar iyi Müslümanlardı. Artık şüphem yoktu. Kararımı vermiştim; eğer kendimi bir dine adarsam bu ancak İslâm olabilirdi. Ama henüz değil! Aziz Augustine’in duasını hatırladım: “Tanrım, beni temizle, ama şimdi değil!” Sonra çağlar boyunca gelip geçen genç insanları düşündüm. Belki pek çoğu temizlenme, rahmet ya da daha iyi bir hayat için dua etmişlerdi, ama benim gibi bunun gereğini hep yaşlılık yıllarına bıraktıkları için belki de bulundukları hâl üzere ölmüşlerdi.</p>
<p>EĞER Mısır’dan ayrılırsam, bir daha İslâm’a bu kadar yakın olma fırsatı bulamayabilirdim. O yüzden ciddi bir karar vermem gerekiyordu. Müslüman olma kapısı önümde açık duruyordu. O kapıdan girmediğim takdirde belki sonsuza dek bir daha açılmayacaktı. Müslüman bir hayat sürme hususunda yeterince güçlü bir karakterim olup olmadığını da düşündüm ve bir karara vardım.</p>
<p>Martin Lings’e gittim. Öykümü anlattıktan sonra bana kelime-i şehadeti söyletmesini istedim. Biraz tereddüt geçirse de, bu isteğimi yerine getirdi. Korkuyla ama büyük bir zevkle ilk namazımı kıldım. Ertesi gün Ramazan ayı idi ve ben hiç ummadığım halde oruç tuttum. Kısa bir süre sonra öğrencilerime bu gerçeği açıkladım. Buna tepkileri sıcak bir kucaklama oldu. O zaman anladım ki, daha önce aramızda bir tür barikat varmış. Şimdi ise onların kardeşi olmuştum. İçlerinden biri hergün bana Kur’ân öğretmeye geldi.</p>
<p>Yıl sonu geldiğinde üniversitede çalıştığım bölüm benden habersiz işime son vermişti. Mısır’dan ayrılacağım gün, aynada yüzüme baktım. Yüz aynı yüzdü, ama derinlerde başka bir insanı saklamaktaydı. Ben bir Müslümandım! Mısır’dan ayrılırken hâlâ bir hayret hâli içindeydim.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.v.)&#39;in Hayatı]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/15/peygamber-efendimiz-s-a-v-in-hayati/</link>
<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 09:37:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/15/peygamber-efendimiz-s-a-v-in-hayati/</guid>
<description><![CDATA[İSLÂMİYET&#8217;TEN ÖNCE ARABİSTAN&#8217;IN DURUMU İslâmiyetten önce Araplar koyu bir cehalet içinde]]></description>
<content:encoded><![CDATA[İSLÂMİYET&#8217;TEN ÖNCE ARABİSTAN&#8217;IN DURUMU İslâmiyetten önce Araplar koyu bir cehalet içinde]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hinduizm'de "O" (S.A.V)]]></title>
<link>http://intibahfan.wordpress.com/2009/09/09/hinduizmde-o-s-a-v/</link>
<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 11:35:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>intibah</dc:creator>
<guid>http://intibahfan.wordpress.com/2009/09/09/hinduizmde-o-s-a-v/</guid>
<description><![CDATA[Bazı müslüman bilgeler, Hinduizm&#8217;i &#8216;Âdem&#8217;in dini&#8217; diye isimlendirirler. ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bazı müslüman bilgeler, Hinduizm&#8217;i &#8216;Âdem&#8217;in dini&#8217; diye isimlendirirler. ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnananlar için ağlayan peygamber!]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/09/inananlar-icin-aglayan-peygamber/</link>
<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 09:22:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/09/inananlar-icin-aglayan-peygamber/</guid>
<description><![CDATA[İnananlar için ağlayan peygamber! İbni Amr ibni As (ra) anlatıyor: Bir gün Resulü Erkek sallallahu a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[İnananlar için ağlayan peygamber! İbni Amr ibni As (ra) anlatıyor: Bir gün Resulü Erkek sallallahu a]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[bu dünya]]></title>
<link>http://erkekin.wordpress.com/2009/09/05/bu-dunya/</link>
<pubDate>Sat, 05 Sep 2009 18:56:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>erkekin</dc:creator>
<guid>http://erkekin.wordpress.com/2009/09/05/bu-dunya/</guid>
<description><![CDATA[bu dünyada yalanları söyleyip insanları mutlu edenlere peygamber, doğruları söyleyip insanları üzenl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[bu dünyada yalanları söyleyip insanları mutlu edenlere peygamber, doğruları söyleyip insanları üzenl]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamber Efendimizin Yaptığı Günlük Dualar]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/03/peygamber-efendimizin-yaptigi-gunluk-dualar/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 11:38:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/03/peygamber-efendimizin-yaptigi-gunluk-dualar/</guid>
<description><![CDATA[Peygamber Efendimizin Yaptığı Günlük Dualar Sabahleyin Uykudan Kalkınca Okunacak Dua: Okunuşu: ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Peygamber Efendimizin Yaptığı Günlük Dualar Sabahleyin Uykudan Kalkınca Okunacak Dua: Okunuşu: ]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
