<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>peygamberimiz &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/peygamberimiz/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "peygamberimiz"</description>
	<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 14:11:26 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[MEHDİ ALEYHİSSELÂM (SON KURTARICI)]]></title>
<link>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/11/25/mehdi-aleyhisselam-son-kurtarici/</link>
<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 08:32:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailhakkialtuntas</dc:creator>
<guid>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/11/25/mehdi-aleyhisselam-son-kurtarici/</guid>
<description><![CDATA[Mehdî’nin Sözlük Anlamı Arapça kökenli, هدي (doğru yolu bulmak, yol göstermek) kelimesinden ismi mef]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">’nin Sözlük Anlamı</span></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Arapça kökenli, <strong>هدي</strong><strong> </strong>(doğru yolu bulmak, yol göstermek) kelimesinden ismi mef’ul olup <em>“doğru yola iletilmiş, hidayete ulaştırılmış, kendisine Allah Teâlâ tarafından yol gösterilen”</em> anlamlarına gelen Mehdî genel anlamda kıyametten önce ortaya çıkarak dünyada adaleti, düzeni sağlayacağına inanılan şahıs olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;"> İnancının Doğuşu</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Mehdî inancının doğuşu hakkında farklı görüşler vardır. Bu görüşlerden birine göre Mehdî inancı <strong>ilk defa Sümerliler</strong>’de ortaya çıkmış, <strong>Babil ve Mısır</strong>’da gelişmeye devam ederek bu iki medeniyetten dünyaya yayılmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Diğer görüşe göre ise Mehdî inancı her dinin kendi içinde tarihi, psikolojik ve sosyolojik şartlarına göre doğmuş ve gelişmiştir. Nitekim Hindliler, Brahma’nın tenasühünde <strong>Vişnu</strong>’nun vücuda gelişini ve Hindûluğun Budizme hâkim olacağı dönemi beklerler.</p>
<p style="text-align:justify;">Moğolların da, <strong>Cengiz Han</strong>’ın ölümünden önce kendilerini Çin esaretinden kurtarmak üzere sekiz ya da dokuz yüz yıl sonra tekrar döneceğini söylediğine hâlen inandıkları belirtilmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Yahudi inancında <strong>İlyas aleyhisselâm</strong>ın semaya kaldırıldığı ve onun adaleti sağlamak için ahir zamanda yeryüzüne tekrar döneceği anlayışına karşın Hıristiyanlıkta <strong>Hz. İsâ</strong><strong> aleyhisselâm</strong>ın kıyametten önce kurtarıcı olarak tekrar döneceği inanışı mevcuttur. Her ne kadar Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki Mesih inancı ile İslâm kültüründeki Mehdî inancı tam olarak örtüşmese de Mesih veya Mehdînin geliş amaçları bakımından ortak oldukları görülmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">İslâm Kültüründe Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;"> İnancı</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">İslâm dünyasında, özellikle Şiî inancında, kurtarıcı anlayışı önemli bir yer tutar. Şiîlikte başta <strong>Hz. Ali b. Ebi Talib kerremâ’llâhü veche</strong> olmak üzere birçok kişi Mehdî olarak kabul edilmiş, hatta Ali b. Ebi Talib ve Cafer es-Sadık radiyallâhü anhüma gibi bazılarının ölmediği, tekrar ortaya çıkıp dünyayı ıslah edeceklerine inanılmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">1300 yılı <a href="#_ftn1">[1]</a> itibariyle Şiî inancının yaygın olduğu kültürlerde dünyayı yenileyecek, karanlıktan kurtaracak en az dört şahsiyet vardır:</p>
<p style="text-align:justify;">1-Dokuzuncu yüzyılda ortadan kaybolan, gizli olarak yaşamına devam eden onikinci imam.</p>
<p style="text-align:justify;">2-Hilafeti döneminde dini yenileyen biri olarak ortaya çıkacak olan onikinci halife.</p>
<p style="text-align:justify;">3-Kıyametten önce altın bir çağın gelmesine öncülük edecek olan Mehdî aleyhisselâm</p>
<p style="text-align:justify;">4-Yine dünyanın sonuna doğru askeri basanlar elde edecek olan Hz. İsâ aleyhisselâm</p>
<p style="text-align:justify;">İslâm dünyasında eylem olarak ilk çıkan <strong>Mehdîci hareketler</strong> olarak bilinen askeri faaliyetler, Şiî inancına göre onikinci İmam’ın ortaya çıkacağı iddia edilen yüzyılda, yani hicri 13. yüzyılda görülmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong>Mehdîci hareketler olarak isimlendirilen isyanların meydana geldiği ülkeler</strong></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Kuzey Nijerya (1804)</p>
<p style="text-align:justify;">Hindistan (1820, 1828 ve 1880)</p>
<p style="text-align:justify;">Java (1825)</p>
<p style="text-align:justify;">İran (1844)</p>
<p style="text-align:justify;">Cezayir (1849, 1860 ve 1879)</p>
<p style="text-align:justify;">Senegal (1854)</p>
<p style="text-align:justify;">Sudan (1881)</p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Osmanlı toplumunda da Mehdî inancı</span></strong><span style="text-decoration:underline;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;">Osmanlı Anadolusu’nda Mehdîci hareketler olarak kabul edilen Rafızî isyanları önemli yer tutmaktadır. Bu hareketlerin Türkiye tarihindeki ilk örnekleri <strong>1240 yılındaki Babaî ayaklanması</strong>, son örneği ise <strong>1665 tarihindeki Seyyid Abdullah isyanı</strong>dır.</p>
<p style="text-align:justify;">II. Bayezid zamanında Safaviler’in tahrikiyle Teke yöresinde çıkan 1511 deki <strong>Şahkulu isyanı</strong>, 1520’de aynı yöredeki <strong>Bozoklu Celal (Şah Veli)</strong> ve 1527 tarihli <strong>Şah Kalender isyanları</strong> ihtilalci Mehdîci hareketlerin önemlileri olup 1525-1528 tarihleri arasında Adana ve Orta Anadolu’da ortaya çıkan küçük çaplı hareketler de vardır.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu hareketlerin yöneticilerinin tamamına yakını, döneminde yöre halkı tarafından şeyh olarak görülmüştür. Bu kişiler kendilerini Mehdî ilan etmeden evvel, bir mağaraya çekilerek uzun bir süre inziva hayatı yaşar. İnzivadan çıktıktan sonra Allah Teâlâ ile temas kurduklarını ve O’nun kendisini görevlendirdiğini açıklayarak Mehdîliklerini ilan edip ayaklanmayı başlatırlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Bunun saydıklarımızın yanında Osmanlı padişahlarından <strong>Kanuni Sultan Süleyman’ın <em>Mehdî-i ahir ez-zaman </em>(son zamanın Mehdîsi)</strong> olarak sıfatlandırılmıştır. Aynı şekilde ünlü tarihçi Peçevi İbrahim Efendi de (hyt. 1059/1649?) <strong><em>IV. Murad’ı (1622-1640) Mehdî-i ahirzaman</em></strong><em> </em>olarak vasıflanmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Hadis-İ Şeriflerde Mehdî İnancı</span></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Gerek İslâm dünyasında, gerek Osmanlı toplumunda kıyametle bağlantılı karakterlerin en önde geleni olan Mehdî Kur’an’da zikredilmezken, güvenilir hadis kitapları olarak kabul edilen altı hadis kitabında ise Mehdî ile ilgili sınırlı sayıda hadis vardır. Bu hadislere göre dünyanın tek günlük ömrü kalsa bile Allah Teâlâ’nın o günü uzatarak, adı Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin adına, babasının adı Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin adına uygun olarak (Ebu Davud 1992: Mehdî 1,IV, 474; Tirmizi 1992: Fiten 52, IV, 505) Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin zürriyetinden gönderilecek olan (Ebu Davud 1992: Mehdî 1, IV, 474-5; İbn Mace 1992: Fiten 4085, II, 1367) Mehdî, daha önce zulüm ve haksızlıklarla dolu olan yeryüzünü adalet ve insafla dolduracaktır. Mehdî fiziki olarak geniş alınlı olup ince uzun burnunun ortası biraz yüksektir ve yedi sene hükmeder (Ebu Davud 1992: Mehdî 1, IV, 474-5).</p>
<p style="text-align:justify;">Yine Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Mehdî ile ilgili şu söz atfedilmektedir:</p>
<p style="text-align:justify;">“Horasan tarafından bayraklar çıktığını gördüğünüzde, kar üzerinde sürünerek de olsa. O bayraklara katılınız, zira içerisinde Allah’ın halifesi Mehdî vardır”</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">’nin Çıkışının Alametleri</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Mehdî öncesi devirde dünyada erkeklerin azalacağı,<em> </em>kadınların çoğalacağı, emanete hıyanetin artacağı, içki ve bidatlerin çoğalacağı, idare işlerinin ehil olmayanlara verileceği, erkeklerin karısına itaat edip annesine isyan, dostuna iyilik babasına eziyet edeceği, kişiye kötülüğünden korkulduğu için saygı gösterileceği. Ayak takımlarının başa geçeceği, zelzele ve harp felaketlerinin görüleceğine dair fikirler ileri sürülmüştür. Bunun yanında Mehdî’nin gelmekte olduğunu gösteren işaretler hakkında da çeşitli bilgilere rastlanmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu alametlerden bazıları Fırat nehrinden altın bir dağ çıkması. Ramazan ayının ilk gecesinde ay, on beşinci gününde güneş tutulması, sık sık depremlerin meydana gelmesi, doğudan büyük bir ateşin çıkması, her tarafı aydınlatan kuyruklu yıldızın doğması. Hz. Ali kerremâ’llâhü veche neslinden büyük cüsseli, gözünde siyah bir nokta bulunan Şam tarafında Yabis denilen bir yerden Süryani’nin çıkmasıdır. Mehdî çıkmadan önce milletler arasında ticari yollar kapanacak, insanlar arasındaki fitne artacaktır. Değişik ülkelerden birçok âlim beraberindeki 310 kadar insanla, birbirinden habersiz şekilde Mehdî’yi aramak üzere yola çıkacak ve sonunda herkes Mekke’de buluşacaktır. Birbirlerine niçin geldiklerini sorduklarında.”</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Fitneleri önleyecek ve Kostantiniyye’yi </em></strong>(İstanbul)<strong><em> fethedecek olan Mehdî’yi arıyoruz” </em></strong>derler. Ayrıca Mehdî gelmeden önce doğudan ışık veren bir yıldız görüneceği. Ramazan da iki defa ay tutulacağı, semadan bir sesin onu sesiyle çağıracağı ve bu sesi uykuda bile olsalar herkesin duyacağı da iddia edilmektedir. Mehdî çıktığında, onun gerçek Mehdî olduğuna dair işaret sayılabilecek olayların da ileri sürüldüğü görülmektedir. Mehdî çıkarken başında bir sarık olacak ve bir tellal<strong><em> “Bu Allah’ın halifesi olan Mehdî’dir. Ona uyunuz” </em></strong>şeklinde nida edecektir.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">’nin Çıkış Zamanı</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Muhyiddin ibn Arabi kaddese’llâhü sırrahu’l-aziz Fatıma evladından olacak olan Mehdî’nin hicretten <strong>خــجــف</strong> yıl sonra, yani ebced hesabıyla (Hı=600)+(Cim=3)+(Fe=80)=683 yılında zuhur edeceğini iddia etmiştir. Bu tarih geldiğinde Mehdî görünmeyince bazıları bu tarihin Mehdî’nin doğum tarihi olduğunu, onun hicri 710 yılından sonra ortaya çıkacağını, dolayısıyla 683 yılında doğan Mehdî’nin 26 yaşında olacağını söylemişlerdir. <a href="#_ftn2">[2]</a></p>
<p style="text-align:justify;">İmam Şa’rani de Mehdînin h.1255 yılı Şaban ayında çıkacağını söylemiş, tarih aksini göstermiştir.<a href="#_ftn3">[3]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Bistâmî, <strong><em>Cifr’ul Câmî</em></strong> adlı eserinde Mehdî’nin çıkış tarihi ile ilgili şu hesaplamayı yapar: Besmeledeki harflerin ebced hesaplamalarına (küçük ebced) göre sayısal değeri 784’tür. Mehdî’nin çıkış tarihi hicri 784 olarak düşünülse de bu doğru değildir. Çünkü bu hesaplamada sadece harflerin değeri toplamıştır. Hesaplamada harflerin okunuşundaki sayısal değerlerin (büyük ebced) göz önüne alınması gerektiğini ileri süren yazar, bu hesaplama ile 1392 ve 1403 olmak üzere iki sonuca ulaştığını belirtmekte ve Mehdî’nin çıkış tarihinin hicri takvimine göre bu tarihlerin olabileceğini savunmaktadır. Ayrıca sonraki sayfalarda Hz. Ali kerremâ’llâhü veche ye atfedilen bir sözü aktarmaktadır:</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Besmeledeki harflerin sayısı hicri yıla göre tamamlansa İmam Mehdî</em></strong><strong><em>’nin doğum zamanı olur. Onun çıkışı Ramazan ayının akabinde olur”</em></strong> Bistâmi’nin önceki hesaplamayı Hz. Ali kerremâ’llâhü vecheye atfedilen bu rivayete dayanarak yapmış olması muhtemeldir.</p>
<p style="text-align:justify;">Hz. Ali kerreme’llâhü veche meşhur divanında Hz. Mehdî ve bazı ahirzaman hadîsatından bahsetmiştir. Bu divanın Müştakzade şerhinden aldığımız bir kısmı şöyledir:</p>
<p style="text-align:justify;">Tercümesi: <strong>Âyâ oğlum! (&#8230;) cûş ettiklerinde (kaynadığında, karış­tığında&#8230;) Mehdî</strong><strong>-i Âdil&#8217;e muntazir ol&#8230;</strong></p>
<p style="text-align:justify;">&#8230;Kudemadan Şeyh Sa&#8217;deddin Muhammed Hamuli kaddese’llâhü sırrahu’l-aziz zuhur-u Mehdî hakkındaki takribeleri</p>
<p style="text-align:justify;">Yani “Zaman huruf üzre besmele ile tamam âdedi miktarına baliğ olsa Mehdî kaim ola.</p>
<p style="text-align:justify;">Savm-ı Ramazan akabinde hurucuna tesadüf olundukta benden ona selam isal eyle” demek olur. Hesabı <strong>bindörtyüz </strong>tarihini tecavüz, eder ki; muhakkikin &#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Yani taht-el lafz: <strong>“Habibim! Senden sonra onlar</strong><strong>ın devam-ı ihti-<br />
lat ve ülfetleri katildir.” </strong>&#8216;</p>
<p style="text-align:justify;">Pes mükerreratı hazf ile <strong>1399 </strong>olup sinin-i kameriyenin müddet-i merkumede<a href="#_ftn4">[4]</a> küsurunu zam ile hicretten <strong>1422 yıl 3 ay 24 gün </strong>olur.</p>
<p style="text-align:justify;">Ehl-i velayet Hz. Mehdî&#8217;nin huruç zamanını bu ayetten keşf etmişler. Fakat hadiseler vuku bulmadan evvel bu ayet ile Mehdî arasında münasebet görülemiyordu. Bu ayetin evvelinde Cenab-ı Hak Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme mealen şöyle hitab ediyor: <strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Kâfirler sana vahy ettiği­miz şeyden seni çevirmek istiyorlar ki eğer sen ta&#8217;viz verirsen seni dost tutacaklar. Sakın onların nevalarına uyup taviz verme, yoksa sana dünya ve ahirette kat kat azab ederiz. Ve sen ta&#8217;viz vermedi­ğin için seni memleketinden çıkaracaklar. Ama senin ardından o memleketlerinde fazla kalamayacaklar.”</em></strong><strong> </strong><a href="#_ftn5">[5]</a><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">İşte bu ayetler işaret ediyor ki Hz. Mehdî&#8217;ye zemin hazırlayan ve onun bayraktarı olan insanlar, hiçbir kimsenin kınamasından korkma­dan, bütün dünyanın hücumlarına rağmen tavizsiz bir şekilde Şeriat-ı Muhammediye&#8217;yi tatbik ettikleri için memleketlerinden çıkarılacaklar. Fakat o Süfyanîler ve bid&#8217;atçılar onların arkasından o memlekette fazla ülfet edemeyecekler.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Burada Mehd</strong><strong>î&#8217;</strong><strong>nin kıyamı hakkında verilen tarih olan hicretten 1422 yıl 3 ay 24 gün sonrası ise; hicrî 1423 tarihinin 3. ayı ve 25. günü etmektedir. Bu da miladî 2002 yılının 6 Temmuz tarihine tekabül etmek­tedir.</strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Fakat metinde de belirtildiği gibi bu ve &#8216;bunun gibi” istikbalden haber veren tarihler takribîdir, tahdidî değildir. Bu sebeple birkaç ay yahut birkaç sene evvel veya ahir olması haberin doğruluğuna zarar vermez. Bununla beraber tam bu tarihden itibaren bu hâdisenin emare­leri görülmeye başlamıştır. <a href="#_ftn6">[6]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Büyük mutasavvıf Sibgatullahi Arvasi&#8217;nin yeğeni Allame Mu­hammed Hafid&#8217;in büyük Allame Hafız Muhiddine naklettiğine göre;</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Mehdînin do</em></strong><strong><em>ğumu: 1385</em></strong><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Zuhuru (</em></strong><strong><em>çıkması): 1425&#8242;dir</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">&#8230;Mehdînin doğumunun hicri 1385 ve zuhrunun hicri 1425 oldu­ğu “zuhuru’l Mehdî ve deccal” adlı eserde Mehdî ile ilgili nakledilen bir hadiste açıkça söylenmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;">Ayrıca bu eserde; <strong><em>&#8221;Mehdînin s</em></strong><strong><em>ırtında üzerinde bu Allah Teâlâ&#8217;nın halife­si, beklenen Mehdîdir yazılı bir mühür olacağı anlatılmaktadır.”</em></strong> Ayrıca Mehdînin müçtehit(içtihat eden) çok büyük bir İslam âlimi olacağı da o eserde geçmektedir.” “Zuhrul Mehdî ve deccal” adlı kitap Allame Resul Sibki&#8217;nin yazdığı en son eserdir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>&#8230;”Muhakkak Allah&#8217;</strong><strong>ın taraftarları galip olanların ta kendile­ridir.” Cümlesinin cifir hesabından anlaşılıyor. Bu cümlenin cifr he­sabı, hicri 1428 ediyor. Bu tarih Mehdînin çıkmasından üç sene son­radır. Çünkü Mehdî</strong><strong> çıktıktan üç yıl sonra ilk büyük galibiyetini alı­yor. Mehdînin ilk büyük galibiyeti hicri 1428 olduğuna göre Zuhüru-da “Mehdîliğinin ilan edilmesi” hicri 1425&#8242;tir&#8230;</strong></p>
<p style="text-align:justify;">…..</p>
<p style="text-align:justify;">&#8230;Bu delillerde galibiyetin Mehdînin galibiyeti olduğu hangi veriler­den anlaşılıyor. Önceki tarihlerde olan, İslamiyet&#8217;in galibiyetlerinden her­hangi biri olmaz mı? Niçin illa da Mehdî sonucu çıkartılıyor&#8230; Ayetteki kelimeleri “Kur&#8217;an Belagati” ilmine göre incelediğimizde, ayette geçen galibiyetin Mehdînin galibiyetinden başka bir şey olmadığını açıkça gör­mekteyiz.</p>
<p style="text-align:justify;">Çünkü ayette 4 tekid (pekiştirme) vardır&#8230; En büyük tekidin cümle de zikir edilmesi cümledeki galibiyetin en büyük galibiyet oldu­ğu açıkça bildiriliyor&#8230; Tarihte böyle bir galibiyet bugüne kadar olma­mıştır. Fakat Mehdî müjdesini veren hadisler böyle bir galibiyetin ahir zamanda Mehdî sayesinde olacağını açıkça haber verir&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Yaptığım araştırmalar Mehdînin 2005&#8242;te çıkacağını gösterdiğine göre, Süfyanın da 2004 yılının sonunda çıkacağını göstermektedir. <em>(Ser­kan Tekin, Kuran&#8217;da gizlenen tarihler, s. 160-202, Nokta</em><em> Yayınları, 2002) </em><a href="#_ftn7">[7]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong>Süleyman Bakırgani (</strong>Hâkim Ata)<strong> kaddese’llâhü sırrahu’l-aziz</strong><em> “Ahir zaman Kitabı” </em>kitabında kıyamet alametleri ve Mehdî aleyhisselâmın çıkış zamanı hakkında şunları anlatmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p>Zaman ahır olsa, neler olur,</p>
<p>Dünya çeşit çeşit bela ile dolar,</p>
<p>Âlimler içki içer, zina yapar,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Namı büyük âlimler içki içer,</p>
<p>Helâlı bırakır, haram işe bulaşır,</p>
<p>Hak Teâlâ bela kapısın tamamen açar,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Cimriler haramla taşkınlık yapar,</p>
<p>Birçok kadın eşlerine haram olur,</p>
<p>İslam’ı bilmeyen bedbahtlar sevinir,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Zaman ahır olsa, âlimler yoldan çıkar,</p>
<p>Müminlerin çocukları esir düşer,</p>
<p>Kâfirler durmadan kibirlenir,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Melun Deccâl çıkar, Rum’a gider,</p>
<p>İslam’ı bilmez bedbahtlar sevinir,</p>
<p>Mehdî çıkar, Bağdat tarafında savaşır,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Müslümanlar Mehdî tarafında toplanır,</p>
<p>Güneş tutulur, kavga büyür, çığlıklar atılır,</p>
<p>Muhammed’in ümmetleri ağlamaya başlar,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Mehdî çıkar, Mekke tarafına sefer eder,</p>
<p>Muhammed’in Ravzasına yüzünü sürer,</p>
<p>Ravzadan ses çıkar, İsâ der,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>İsâ iner, dokuz yüzün bitiminde, (900) (Miladî: 1495)<a href="#_ftn8"><span><span style="color:#000000;"><span style="text-decoration:none;">[8]</span></span></span></a></p>
<p>Deccâl’ı öldürürler bilin bu zamanda,</p>
<p>Mehdîni imam yapar İsâ o zamanda,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Dokuz yüzde on beşte Yecüc çıkar, (915) (Milâdî: 1510)</p>
<p>Mehdî ile İsâ varır, Tur’u aşar,</p>
<p>O kâfirler bu dünyayı yok ederler,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Havadan kuşlar iner, taşlar atar,</p>
<p>O taşlar Yecücleri helak eder,</p>
<p>O Allah heybetiyle hüküm sürer,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Dokuz yüzde yine bir şeyler olur,</p>
<p>Dabbetül Arz çıkar, Kur’an yükselir,</p>
<p>Muhammed’in ümmetleri ağlamaya başlar,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Dokuz yüzde yine garip bir şey olur,</p>
<p>İsrafil emir ile surun çalar,</p>
<p>Gök Yer arasında diri canlı kalmaz,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>İsrafil emir ile surun çalar,</p>
<p>Azrail kendi canın kendi alır,</p>
<p>Sonsuz baki kalan O Allah kendisi kalır,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>Kırk yıl sonra İsrafil surunu çalar,</p>
<p>Ona ikinci surunu çal denir,</p>
<p>Kullarım yeryüzüne çıksın denir,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>İsrafil emir ile surunu çalar,</p>
<p>Tüm ruhlar bedenlere gir, gelir,</p>
<p>Genç, yaşlı insanoğlu ayağa kalkar,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>O, Allah hâkim olur, hüküm verir,</p>
<p>Muhammed şefaate gelir, durur,</p>
<p>Melekler, nebiler titrer, durur,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.</p>
<p>……..</p>
<p>Kul Süleyman itaat et, affeder,</p>
<p>Allah sebeplerin güçlü verir,</p>
<p>Ahirette itaat ile rahim eder,</p>
<p>Bundan başka garip şeyler de olur.<a href="#_ftn9"><span><span style="color:#000000;"><span style="text-decoration:none;">[9]</span></span></span></a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">’nin Fiziki Yapısı</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Mehdî’nin rengi Arabî, bedeni İsrailî olacaktır. Başında sarığı olacak olan Mehdî’nin sakalı bol ve sık, dişleri parlak olacaktır. Hadislere göre ise Mehdî, geniş alınlı, burnu ince uzun ve ortası biraz yüksek (Ebu Davud 1992: Mehdî 1, IV, 474-5) olarak geçerken, 17. yy Osmanlı yazarı el-Hüseynî (hyt. 1103/1691), Mehdî’nin hilyesini, Arapça olarak yazdığı <em>el-îşâratü’l-eşrâti’s-sâati (Kıyamet Alametleri) </em>adlı kitabında şu şekilde açıklamaktadır:</p>
<p style="text-align:justify;">Açık alınlı, küçük burunlu, iri gözlü, sık sakallı, uzun uyluklu. Arap renkli, dişleri parlak ve seyrek ve sağ yanağında inciyi andıran yıldız gibi yüzünü aydınlatan bir işaret vardır. Yavaş ve ağır konuştuğu zaman sağ elini sol dizine vuran Mehdî“nin üzerinde iki pamuk abası vardır. Beraberinde Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin kılıcı, gömleği ve üzerinde <strong>“el-biatü lillah=Allah Teâlâ için biat”</strong> yazılı olan sancağı bulunur.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">’nin Askerî Faaliyetleri</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Mehdî, her sancağın altında on iki bin askeri bulunan seksen (veya on iki bin) sancaklı Rum askerlerin Antakya’ya saldırmasından sonra Şam, Hicaz. Yemen. Küfe. Basra ve Irak’a gönderilecek, Müslümanlar onun etrafında toplanarak Şam’da kırk gün savaşacaklar ve Rumları yeneceklerdir. Kindî, Mehdî’nin Kostantiniyye’yi. Roma’yı. Endülüs yarımadasını fethedeceğini, yeryüzüne sahip olacağını, onun sayesinde Müslümanların kuvvetleneceğini ve İslâmiyetin yükselerek diğer dinlere galip geleceğini ifade eder.</p>
<p style="text-align:justify;">Dünya hâkimi bir hükümdar olacak olan Mehdî. Mekke ile Medine arasında. <strong>Beyda</strong> denilen bir yerde kendisine saldıran bir orduyu yenecek, Arabistan yarımadasında hükümdarlık iddiasında bulunacak olan Süfyanî’nin ordusuyla defalarca karşılaşarak onları sonunda yok edecektir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">’nin Hz. İsâ</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;"> aleyhisselâm ile Buluşması</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Mehdî’nin Hz. İsâ ile buluşacağına dair anlatımlar Osmanlı kültüründe erken dönemlerden itibaren bilinmektedir. 9. yüzyıl Osmanlı yazarlarından Ahmed Bîcan’a ( hyt. 870/1466 dan sonra) göre Mehdî, Hz. İsâ aleyhisselâm ile buluşacaktır. Namaz vakti gelince Hz. İsâ aleyhisselâm Mehdî’ye</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>‘Gel ya Mehdî</em></strong><strong><em>! Sen imam ol, namaz kıldır!’ </em></strong>dediğinde Mehdî aleyhisselâm</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>‘Sen imam ol! Sen rasülsün, imam olmak sana layıktır.’</em></strong> diyecektir. Bunun üzerine</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Sen imam ol, zira sen Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin oğlusun, imam olmaya sen layıksın’ </em></strong>şeklindeki Hz. İsâ aleyhisselâmın cevabından sonra Mehdî imam olacak ve namaz kılacaklardır</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">’nin Hakk’a Yürüyüşü</span></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Ahmed Bîcan’ın (hyt. 870/1466’dan sonra) <strong><em>Envâru’l-Aşıkîn</em></strong><em> </em>adlı eserinde Dâbbetü’l-Arz’ın çıkışından sonra Mehdî aleyhisselâmın Çin’e gideceği belirtilmektedir. Çin’e varınca evlenecek olan Mehdî’nin bir oğlu olacaktır. Bu oğlan son çocuk olup ondan sonra kısırlık yayılacak, halk ölmeye başlayacak ve iman ehli tükenecektir Hadislerde idaresi yedi ya da dokuz yıl olacak olan Mehdî’nin süresi kırk yıldır. İmam Şa’ranî ise Mehdî’nin ömrüne dair daha uzun bilgiler verir. Şa’rani Mehdî aleyhisselâmın süresi kırk yıl olup, on yılı batıda, on iki yılı Küfe’de, bir yılı Mekke’de geçecektir. Dünyadan ayrılışı ansızın olacaktır. İnsanlar bu durumdayken Deccâl’ın çıktığı haber verilecek.<a href="#_ftn10">[10]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdîlik Psikolojisi</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Abdulbâki Gölpınarlı Mehdî’yim diye meydana çıkanları: Tasavvufla, mistik inançlarla, Cefr, Hurûf bilgileri gibi uydurma bilgilerle, güç riyâzatlarla aklî dengelerini yitirenler, kendi kendilerini inandıranlar ve bazı saf kişileri de kandıranlar; âhiretlerini dünyâya satanlar, hüküm ve hükümet peşinde koşanlar olarak açıklar.</p>
<p style="text-align:justify;">Mehdî’nin babı ve naibi olduklarını iddia edenlerin, Mehdî’lik davasına girişenlerin bir kısmının, yeni bir din kurmaya, kendilerini Tanrı tanıtmaya kalkışmalarından açıkça anlaşılıyor ki bunlar Hukemâ tarafından, Hind-İran, Yunan-Roma düşünceleriyle yoğrulan ve zamana göre müsbet bir tarza sokulmaya çalışılan Bâtınî inançları, bu inançlarla kaynaşan Tasavvufun aşırı anlayışlarını benimsemişlerdir. Kanâatleri, İslâmî esaslara uymamaktadır.<a href="#_ftn11">[11]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Bu sözler Mehdîlik anlayışının dinî tarafı olması yanında psikolojik, siyasî, insânî vb. özelliklerin bir yansımasının olduğudur.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Rönesans sonrası başlayan ve Aydınlanma hareketi ile doruk noktasına çıkan Hıristiyanlığın önüne geçilemez çözülüşüyle birlikte, Batı dünyasında <strong><em>“metafiziği yaşayamama gerilimi” </em></strong>artmış, dar bir varoluş alanına sıkışıp kalan Avrupa insanı yeni bir kurtarıcı, yeni bir <strong>“rasül”</strong> arayışına girmişti. Yani, metafiziği yaşayamama gerilimi, insanın içinde bulunduğu dar varoluş ala­nından sıkılması ve bir <strong><em>“üst kata”</em></strong> çıkamamasının getirdiği gerilimden kay­naklanmaktadır. İşte böyle bir dönemde, bilim ve felsefe alanında çığır açan düşünürler ortaya çıkmıştı. Ne var ki, ilahî referans yani vahiy mesajı ortadan kal­kınca <strong><em>“hakikat”</em></strong> parça parça tezahür etmiş, bilerek veya bilmeye­rek her deha kendini <strong><em>“rasül”</em></strong> sanmıştı. <strong><em>Freud, Marx, Nietzsche, Darvin</em></strong> gibi düşünürlerin tarzları dikkate alındığında, bu <strong><em>“rasül kompleksi”</em></strong> çok bariz bir şekilde görülmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Kendisi pek itiraf etmese de <strong>Freud</strong>’un düşünce sistemine de­rinden tesir eden bir başka filozof da <strong>F.Nietzsche</strong>’ydi. Fechner’in yaşam öyküsünde gözlemlenen trajediye, F.Nietzsche’nin yaşa­mında rastlanır. <span style="text-decoration:underline;">Nietzsche bir müddet çok yükseklerde uçtuktan sonra ağır bir ruhsal bunalıma girdi.</span> Filozof, genç yaşta dramatik bir şekilde Hıristiyanlık inancını yitirdikten sonra, kurtuluşu fel­sefede arayarak, <strong>Schopenhauer</strong> ve <strong>Wagner</strong>’e hayranlık duydu. Arka arkaya depresif krizlere duçar olduktan sonra, depresyonu­nun hafiflemeye başladığı dönemlerde ki bu dönemler hastalık biyografisi açıdan büyük bir ihtimalle sübmanik dönemlerdi<a href="#_ftn12">[12]</a>, ye­ni ve dâhiyane felsefi fikirler üreterek kendisini bir kurtarıcı gibi izleyen Avrupa insanını hayrete düşürdü. Nietzsche öncelikle o güne kadar bilinen tüm gerçekleri reddederek genel bir isyana, bir <strong><em>“Şok Dalgası”</em></strong>na yol açtı. Nietzsche’nin <strong><em>“hiçbir kavram kesin olarak doğru değil, her şey mümkün ve serbest” </em></strong>şeklindeki ifadesi, ilk bakışta felsefi ve ahla­ki bir nihilizmi temsil eder gibi görünse de aslında insanın yeni­den yapılanması ve yeniden “doğması” için tüm bilinenlerin bir kenara bırakılmasının gereğine işaret eder. Bilinenler böylece sor­guladıktan sonra ileri sürülebilecek en tabii soru, gerçeğin ne ol­duğu ve bu gerçeği kimin bilebileceğiydi. Nietzsche Mazdeizm di­ninin kurucusu Zerdüşt’ün dilinden konuşuyormuş gibi yaparak kendi görüşlerini bir rasül edasıyla ifade etmeye başladı.</p>
<p style="text-align:justify;">Nietzsche, <strong><em>Böyle Buyurdu Zerdüşt</em></strong> adlı başyapıtını dört bölüm hâlinde kaleme aldı. Belirli zaman aralıklarında yazılan eserde Nietzsche’nin temel fikirlerinin yanı sıra yaşadığı kaçınılmaz, tra­jik ruhsal çöküntünün izlerini görmek de mümkün. Kitabın kah­ramanı, <strong><em>“ebedi tekrarın üstadı”</em></strong> Zerdüşt, dağdan inerek müridlerine hayata dair dersler verir. <em>“TANRI ÖLMÜŞTÜR”</em> (GOTT İST TOD!) fa­kat hayat devam eder. Çözüm başıboş kalan insanın bireyselliği­ni ve hürriyetini nasıl yaşayabileceğinde gizlidir. Kitap aslında yazarın, kendi kendini kurtarma arayışının bir yansıması olduğu için, kavramlar birbirine karışır; birkaç satır önce söylenenler, bi­raz ileride inkâr edilir. Tanrı öldü ise insan kendi anlamını yine kendisi yaratmalıdır. Anlatılanlara inanmamak, kendi yolunu kendi başına bulmalıdır. Zerdüşt, <strong><em>“Beni bile izlemeyin”</em></strong> der! An­cak böyle kahramanca bir varoluş biçimi sayesinde <strong><em>“üstün insan”</em></strong> meydana gelebilir ve bu üstün insan “ölen” Tanrı’nın yerine ge­çebilir! Bütün bu düşünceler, sonraki dönemlerde ortaya çıkacak Batılı varoluşçu felsefenin temelini oluşturacaktır.</p>
<p style="text-align:justify;">Nihayet beklenen maalesef oldu. <strong><em>“Tek kanatlı kuş”,</em></strong> yani filozof Nietzsche, gösterdiği onca çabadan sonra, çıktığı yüksek­likten tepetakla düşüverdi. Cesur ama basiretsiz bir insanın tra­jik hayat hikâyesi&#8230;<a href="#_ftn13">[13]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Bu konuda Niyâzî-i Mısrî kaddese’llâhü sırrahu’l azîz ise bu türlü düşünceler ve eylemlerin gereğini açıklarken şu gerçekleri dile getiriyor.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong>Ey Vanî arkanı dayandığın duvar yıkılırsa görsünler. Ondan sonra neye dayanırsın, bire cahil mahlûk. Bir Hamziyye şeyhi, dinsiz batıla düşmüş akabe kadısı senin yanında mü’min ve mütedeyyindir. Dinsiz kâfir mel’un senin felek benzerini getirmemiştir. <span style="text-decoration:underline;">Hz. İsâ aleyhisselâmın, Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">’nin çıkmasına sebeb sensin. Âli Osman’ın tahtını ber-bâd eden sensin.</span></strong> و لا تنيا فى ذكري <strong>denilen zâlim Vânî değil misin. Değme bir zâlimin Kur’an-ı Kerim’de adı zikr olmamıştır.</strong><a href="#_ftn14">[14]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong>Ey dinsüzler murâdınuza ermezsiz. Her ne kadar kalkarsanuz yine izinüze düşersiz mehdinün zuhuri İsâ aleyhisselâmın nüzülı sizün hareketünüz iledür. sizün de helâkünüze sebeb kendi çalınmanuz iledür. </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Ehl-i hakikat derler ki şeytân nerdüban-ı</strong><a href="#_ftn15"><sup><sup>[15]</sup></sup></a> <strong>enbiyâ ve evliyâdur sizde İsâ ile mehdî zuhürına ve kemâllerinün nihayetine buluğa sebebsiz ne kadar hareketi ziyade etsenüz, ol kadar fütühât-ı ilâhiyye zuhûrından hâli değüldür. </strong><a href="#_ftn16"><sup><sup>[16]</sup></sup></a><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Ey Köprülü! Zalim Deccâl</strong><strong> lâinsin, zalim iken ben ana mehdi ismini tesmiye<a href="#_ftn17"><strong>[17]</strong></a> etsem Allah Sübhânehü ve Teâlâ seni mehdi etmez. Zalim nasıl mehdi olur. Eğer Mısrî ben mehdi olurum, halk benim başıma toplansın desin dersen, vallâhü’l azîm, dünyayı cümle harab ve viran etsin, sahip çıkmazım. Allah Teâlâ aciz değildir. Mülkünü bana ısmarlamadı. Bana ancak </strong>وَمَا عَلَيْكَ  اِلاَّ الْبَلاغُ    <strong> demiştir. Tebliğinde kusur etmedim. Kolum kanadım yolundu. Yolunmuş doğana döndüm. Makdurumu <a href="#_ftn18"><strong>[18]</strong></a> bezl </strong><a href="#_ftn19"><strong><strong>[19]</strong></strong></a><strong> ve mechûd<a href="#_ftn20"><strong>[20]</strong></a> eyledim. Sarf eyledim. Onsekiz senedir, kuşağım çözüp yatmadım. Bir tatlı taam yemedim. Bir tatlı su içmedim.</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong><a href="#_ftn21">[21]</a> لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلاَّ مِنْ ضَرِيعٍ لايُسْمِنُ وَلا يُغْنِى مِنْ جُوعٍ<strong> </strong><strong> </strong><strong>Bu kadar seneden beri taamım budur. Suyum hamim<a href="#_ftn22"><strong>[22]</strong></a> ve gussadır.<a href="#_ftn23"><strong>[23]</strong></a> Benim kadar tebliğ etmiş var mıdır? Hak ayan oldu. Yeter şimdiden geri hakka sahip çıkar, hayrolur. (26 Zi’l-kade Cuma 5833)<a href="#_ftn24"><strong>[24]</strong></a></strong></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Hz. Mevlâna’ya göre, <strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Şu halde her devirde nebi yerine bir veli vardır, bu sınama kıyamete kadar daimidir. Kimde iyi huy varsa kurtulmuştur; kimin kalbi sırçadansa sınmıştır.</em></strong><em> <strong>İşte diri ve faal imam, o velidir; ister Ömer soyundan olsun, ister Ali soyundan! Ey yol arayan, Mehdî</strong></em><strong><em> de O’dur, Hadi de O. Hem gizlidir, hem senin karşında oturmakta. O, nura benzer; akıl onun Cebrail’idir. Ondan aşağı olan veli de onun kandilidir.</em></strong> (Mevlâna, beyit II, 815-820).</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Bahse konu ile anlaşılan, dünya âlemindeki zıddıyet prensibi gereği olarak <strong><em>Mudil</em></strong> isminin kaçınılmaz karşıtı <strong><em>Hâdî’</em></strong>nin bir tecellisi olduğunu açıklamaktadır. Çünkü bu dönemde 1666’da Musul civarında Seyyid Abdullah oğlu Muhammed, mehdîliğini ilan etmiş, çok çetin bir savaş sonu­cunda yakalanmış, İstanbul’a getirilip ve tevbe ettirilmiştir. Yine, 1666 yılında Sabetay Sevi adında İzmirli bir yahûdi Kudüs’te Mesihliğini ilan eder, o da yakalanıp İstanbul’a getirilmiş tevbe ettirilmiş müslüman olmuştur.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="text-decoration:underline;">Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin buyurduğu Mehdî</span><span style="text-decoration:underline;"> gelmeden birçok Mehdî safî veya hileye ve şeytâniyete hizmet için gelmesi elzemdir. Bu Allah Teâlâ’nın insan hayatı için gerekli gördüğü bir husus olduğu muhakaktır.</span></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">İbn-i Haldun Mukaddime’sinde Mehdî konusunu açıkladıktan sonra konuyu şu şekilde bağlıyor.</p>
<p style="text-align:justify;">İbn-i Ebû Vâtîl şöyle diyor: <em>“Şiiler bu kişinin, Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin soyundan gelecek olan iyilerin Mesih </em><a href="#_ftn25">[25]</a><em> olduğunu” </em>söylüyorlar. Mutasavvıflardan bazıları da <strong><em>“İsâ</em></strong><strong><em> aleyhisselâmdan başka Mehdî</em></strong><strong><em> yoktur”</em></strong><em> </em>hadisini bu şekilde yorumlamışlardır. Yani onların yorumlarına göre bu ha­disin anlamı şöyledir:</p>
<p style="text-align:justify;">Hz. Mûsa aleyhisselâmın şeriatını nesh etmek (hükmünü ortadan kaldırmak) için değil, ona tâbi olmak için gelen Hz. İsâ aleyhisselâmın konumu ne ise, Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin şeriatı karşısında da aynı konumda olan Mehdî’den başka bir Mehdî gelmeyecektir.</p>
<p style="text-align:justify;">İşte bunun gibi hiçbir dayanağı olmayan delillerle ve değişik yargılarla, gelecek ki­şinin kim olduğunu, zamanını ve yerini belirliyorlar, sonra belirledikleri zaman gelip or­taya söylenenlerden hiç biri çıkmayınca, görüşlerini ve söylediklerini yeniliyorlar. Bunu yaparken de yine bir takım lugavî mefhumları, hayalî konulara ve yıldızlarla (gök cisimleriyle) ilgili hükümlere dayanıyorlar. Ömürlerini bu gibi şeylerle tüketiyorlar.<a href="#_ftn26">[26]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Çağımızdaki mutasavvıfların çoğu, dinin hükümlerini yenileyip diriltecek bir adamın çıkacağına işaret ediyorlar ve onun zamanı çağımıza yakın olduğu için çıkışına zemin hazırlıyorlar. <a href="#_ftn27">[27]</a> Bazıları onun Hz. Fatıma aleyhisselâmın soyundan geleceğini, bazıları da hangi soydan geleceğini belirtmeden sadece böyle birinin geleceğini söylüyor……</p>
<p style="text-align:justify;">Hadis bilginle­rinin Mehdî hakkında naklettikleri hadislerin ise gücümüz oranında hepsine bakılınca sabit olan gerçeğin şu olması gerekiyor:</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Din veya hükümdarlık adına or­taya çıkan bir davet, ancak onu destekleyecek ve koruyacak güçlü bir asabiyet</strong><a href="#_ftn28">[28]</a><strong> ile hedefi­ne ulaşabilir.</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Her taraftaki Fatimî, hat­ta genel olarak Kureyş asabiyeti tamamen ortadan kalkmış, başka toplumların asabiyet­leri, Kureyş asabiyetine üstün ve hâkim duruma gelmiştir. Sadece Hicaz’da, Mekke ile Medine’nin civar bölgelerinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin aleyhimesselâm<a href="#_ftn29">[29]</a> ve Cafer radiyallâhü anh soyundan gelenler asabiyet sahibidirler ve dağılmış bulundukları o bölgelerde üstün durumdadırlar. Ancak onlar, sayıları binlere varan farklı bölgelere, emirliklere ve görüşlere ayrılmış bedevi asa­biyetler görünümündedirler.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="text-decoration:underline;">Eğer Mehdî</span><span style="text-decoration:underline;"> gerçekten ortaya çıkacaksa, davetinin başarıya ulaşması ancak bu asa­biyetler sayesinde olabilir. Allah Teâlâ Mehdî’ye tâbi oldukları için bu asabiyetleri oluşturanla­rın kalplerini birbirine ısındırıp birleştirir ve böylece Mehdî için davasını başarıya ulaş­tıracağı ve insanlara davetini kabul ettireceği güçlü bir asabiyet ortaya çıkar. Bunun dı­şında Hz. Fatıma aleyhisselâmın soyundan gelen birinin, her hangi bir yerde, hiçbir güce ve asabiyete da­yanmadan, sadece ehl-i beyte mensup olduğu için böyle bir davayla ortaya çıkıp başarı­ya ulaşması -daha önce ortaya koyduğumuz sahih delillerden de anlaşılacağı gibi- müm­kün değildir.</span> Doğruyu bulacakları akıl ve bilgiden yoksun olan cahil kalabalıklar, Mehdî’nin ne nesebinden ne de ortaya çıkacağı mekândan haberi olmadan ve konuda söylediğimiz ger­çekleri de bilmeden, sadece halk arasında Hz. Fatıma aleyhisselâm soyundan birinin çıkacağını duy­muş olmalarından dolayı, böyle iddialarla ortaya çıkanların peşlerine takılırlar. Daha çok Zâb, Afrika ve Sûs gibi devletin merkezine uzak olan bölgelerde bu iddiayla ortaya çıkar­lar.<a href="#_ftn30">[30]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Basiretten uzak ve zayıf görüşlü pek çok kişini, Mehdî’nin çıkacağını sandıkları Mağrib’in Mâse mıntıkasındaki bir yere giderler. Gittikleri bu mıntıka Mülessemîn kabi­lesine ait olduğu için Mehdî’nin de onlardan biri olduğunu veya onların Mehdî’nin davetçileri olduğuna inanırlar. Ancak bu hiçbir temeli olmayan bir iddiadan ibarettir. Bu iddiaya inanmalarının sebebi, bu toplulukların cahil ve bilgiden uzak olmaları, o bölge­nin devlet merkezinden ve etki alanından çok uzak olması ve bu yüzden devletin güç kul­lanabileceği sınırların dışında olan bu mıntıkanın Mehdî’nin çıkışına uygun bir yer oldu­ğu vehmine kapılmalarıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Tamamen akılsızlıklarının ve ahmaklıklarının bir sonucu olarak, (devletin etki­sinden uzak olan bu bölgede) başarıya ulaşacakları vehmine kapılan pek çok kişi de Mehdîlik iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Bunların çoğu öldürülmüştür. Üstadımız Muhammed bin İbrahim Âbalî bana şu olayı haber verdi: (Hicrî) sekizinci yüzyılın başında, Sultan Yu­suf bin Yakup zamanında, Mâse’nin söz konusu mıntıkasında Tuveyzirî olarak bilinen mutasavvıflardan bir adam ortaya çıkmış ve kendisinin beklenen Fatımî (Mehdî) oldu­ğunu iddia etmiş. Dâle ve Kezûle kabilelerine mensup Sûs halkının çoğu ona tâbi olmuş ve böylece işi büyümüş. Onun bu halinin kendi durumlarına zarar vereceğinden korkan Masâmide reislerinden biri olan Seksevî, gece gizlice Tuveyzirî’yi öldürmesi için birini göndermiş ve böylece hareketi sona ermiş.</p>
<p style="text-align:justify;">Yine hicrî <strong>yedinci yüzyılın sonları</strong>nda, doksanlı yıllarda, Gamâra’da Abbas adında bir adam çıkmış, beklenen Fatımî olduğunu iddia etmiş ve Gamâra’nın cahil kalabalıkla­rı kendisine tâbi olmuş. Sonra kendisine tâbi olanlarla birlikte, şiddet kullanarak Fas’a girmiş, oranın çarşılarını yakmış ve oradan da Mezemme bölgesine geçmiştir. Ancak ora­da hile ile öldürülmüştür. Bunun gibi örnekler çoktur.</p>
<p style="text-align:justify;">Yukarda adını zikrettiğim üstadımız bunun gibi garip bir olay daha anlattı. Üsta­dımızın anlattığı olay şöyle:</p>
<p style="text-align:justify;">Hac yolculuğunda iken, Tilmisân dağının eteğinde bulunan ve Şeyh Ebû Medyen’in kabrinin bulunduğu Ribâtu’l-Ubbâd’ta aslen Kerbela’da oturan ve ehl-i beytten olan bir adamla karşılaştım ve yolculuğa birlikte devam ettik. Adam ta­bileri, öğrencileri ve hizmetinde bulunan adamları çok fazla olan biriydi. Gittiği yerlerin çoğunda insanlar onu karşılayıp ihtiyaçlarını gideriyordu. Yol boyunca dostluğumuz ge­lişti, aramızdaki sohbet koyulaştı ve onların gerçek durumunu anladım. Kerbela’dan bu­ralara bu iş için, yani Mağrib’te Fâtimîlik (Mehdîlik) iddiasında bulunmak için gelmiş­lerdi. Ancak Merîn oğulları devleti ve o zamanki hükümdarı Yusuf bin Yakup olayın far­kına varıp Tilmisân’a yürüyünce, bu zat, adamlarına şöyle demiş:</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Geri dönün, yanlış he­sap yapmamız bizi küçük düşürdü. Bu vakit, harekete geçeceğimiz vakit değil.” </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Adamın söylemiş olduğu bu söz onun, bu işin ancak, o dönemdeki devletin gü­cüne denk bir asabiyet ile hedefine ulaşabileceğinin farkında olduğunu gösteriyor. Kendisinin o bölgede bir güce sahip olmayan bir yabancı olduğunu, buna karşılık Merîn oğulları devletinin, Mağriblilerden hiç kimsenin karşı koyamayacağı güçlü bir asabiyete sahip olduğunu görünce, gerçeği kabullendi, doğru olanı yaptı ve güç yetiremeyeceği hırslarından vazgeçti. Ancak bir şeyin daha farkına varması gerekiyor. O da, Fâtımîlerin ve genel olarak Kureyş’in asabiyetlerini kaybettiklerinin. Özellikle de Mağrib’te. Ancak taasubları, bu sözü kabul etmelerine izin vermez. <strong><em>“Allah Teâlâ bilir, siz ise bilmezsiniz.” </em></strong>(Bakara, 216)</p>
<p style="text-align:justify;">Mağrib’te, çağımıza yakın dönemlerde Mehdî’lik veya başka bir dava gütmeden, sadece hakka davet eden ve kötülükleri ortadan kaldırıp, İslâm’ın sünnete uygun biçim­de yaşanmasına çağıran davetçiler çıkmıştır. Evet, bu kimseler sadece bunun için ortaya çıkmışlar ve çok sayıda tabileri olmuştur. Bedevi Arapların en fazla işledikleri bozguncu­luk, yolcuları ve kervanları yağmalamak olduğu için, bu kimseler de en fazla yolların ve yolcuların güvenliğiyle ilgilenip, bu sahayı ıslah etmeye önem yermişler ve güçlerinin yet­tiği kadar kötülüklere engel olmaya çalışmışlardır.</p>
<p style="text-align:justify;">Ancak bu davetçilerin çalışmaları sonucu yolculara saldırıp onları yağmalamak­tan vazgeçen ve tövbe eden bu Araplarda dinî duygular ve dini yaşam sağlam bir derece­ye ulaşmamıştır. Çünkü onlar tövbe edip dine dönmekten, sadece gasp ve yağmayı bırak­mayı anlıyorlar ve dinin diğer emirlerine yönelip onları yerine getirmeyi düşünmüyor­lar. Onun için İslâm’ı, sünnete uygun olarak yaşamaya çağıran davetçilere tâbi olan bu kimseler, aslında dinî yaşamın her alanında onları örnek alıp onlar gibi yaşamaya çalış­mıyorlar. Onların bütün dindarlıkları, yolculara ve kervanlara saldırıp onların mallarım yağmalamaktan vazgeçmek, sonra da bütün güçleriyle dünya malı kazanmaya yönelmek­tir.</p>
<p style="text-align:justify;">Oysa ahlaklarını düzeltip ıslah etmenin sevabını istemek ile dünya malı kazanma­yı istemek arasında ne büyük fark vardır ve bu ikisinin bir araya gelmeleri de mümkün değildir. Bu yüzden dindarlıkları sağlam bir konuma gelmiyor ve bir bütün olarak kötü­lüklerden yüz çevirmeleri de istenilen düzeyde olmuyor. Ancak kötülüklere çok fazla da dalmıyorlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Sonuçta dinin hükümlerine sağlam bir şekilde bağlanma ve onu yaşama noktasın­da, davetçi ile ona bağlı olan bu insanların durumu farklılaşıyor. Davetçi öldüğü zaman tabileri dağılıp, asabiyetleri kayboluyor. Hicrî yedinci yüzyılda Afrika’da ortaya çıkan, Süleym kabilesinin Ka’b boyundan olan Kasım bin Mürre bin Ahmed’in (ve tâbilerinin) durumu da böyle olmuştur. Ondan sonra gelen ve Riyâh kabilesinin boylarından biri olan Müsellem’e mensup Saâde adındaki davetçinin durumu da aynıdır. Saâde, dini ya­şama ve nefsini ıslah etmede Kasım bir Mürre’ye göre çok daha ileri düzeyde olmasına rağmen, söylediğimiz sebeplerden dolayı, onun tabileri de, onun ölümünden sonra çö­zülüp dağılmışlardır.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu insanlar da, İslâm’ı sünnete uygun olarak yaşama adına çıkmış olmalarına rağmen, çok azı söylediği gibi yaşıyordu. Ne onlar ne de onlardan sonra gelenler bir hedefe ulaşamamışlardır.<a href="#_ftn31">[31]</a></p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Konu hakkında farklı görüşler</span></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="text-decoration:underline;">Mehdî</span><span style="text-decoration:underline;"> hakkındaki hadislerin tümünün uydurma olmadığı kesindir. Mehdî hakkındaki uydurma rivayetleri kabul etmeye de gerek yoktur. </span>Üzerinde durulması gereken aslı olup “Mehdî”den bahseden hadislerle Şiîlerin inancının temellerinden olan “Mehdî-i Muntazar” hakkında onların uydurdukları hadislerin birbirinden ayırt edilmesi gerektiğidir.</p>
<p style="text-align:justify;">İmam Mehdî’nin geleceğine inanan Müslümanların inançlarındaki çarpıklıkla, İmam Mehdî’yi tamamen reddedenlerin inançlarındaki çarpıklığın gerçekle olan bağlantısı aynı düzeydedir. Müslümanlar, hafızalarında Mehdî’yi, eski zaman kıyafetleri içinde, ruhban görünüşlü, elinde tesbih, sırtında cübbe ve <strong>“Ben Mehdî’yim, bana uyun!”</strong> diye bağıracak birisi olarak canlandırmaktadır. Mehdî çıktığında, bu özelliklere uyup uymadığına bakıp, böylece onun gerçek Mehdî olup olmadığını anlayacaklarını söylüyorlar. Eğer bu özelliklere uyuyor ise, ona biat edip onun emrettiklerini yerine getireceklermiş. Mehdî’nin geldiğini duyan, köşede bucakta ne kadar derviş varsa çıkıp ona tâbi olacakmış. Bu arada küfre karşı yapılacak olan cihatta silâhlar bir sembol olarak taşınacakmış. Çünkü bu silâhları kullanmalarına sebep olmayacakmış. Kâfirleri zikirlerle, dualarla, marifet bilgisiyle yerle bir edecek; bir bakışta onların toplarını, tüfeklerini, uçaklarını darmadağın edeceklermiş&#8230; vs. vs. Hâlbuki araştırdığımızda göreceğiz ki, gerçek çok farklıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">İmam Mehdî, geldiği zamanın en ideal komutanı, lideri olacaktır. Buradaki idealden maksat şu olabilir. O, çağının bütün gerçeklerini bilecek, tam bir yönetici yeteneğine sahip olacak, hepsinden de önemlisi, kendi zamanının insanlarının sorunlarını bilip çözüm yolları getirecektir. Bu ise, elbette ki İslâm’ı çok iyi bilmesine bağlıdır. O, parlak bir zekâya, geniş bir zihnî yapıya, engin bir görüş yeteneğine sahip bir insan olacaktır. <strong>Belki, onu ilk reddedecek olanlar gelenekçi ulema sınıfı ve sufî takımı olacaktır</strong>. Çünkü onlar göreceklerdir ki, bu insanın, tasavvurlarındaki Mehdî ile hiçbir ilgisi yok. Onun kendisinin Mehdî olduğunu ilânla ortaya çıkması, her şeyden önce kabul edilebilecek bir şey değildir. Öyle ki, o kendisinin Mehdî olduğunu fark etmeyecektir bile. Ancak vefatından sonra bir araya gelen müminler, onun yaptıklarına bakıp, onun Mehdî olduğunu anlayacaklardır. <a href="#_ftn32">[32]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">“<em>Âlem-i İslâm</em>” kitap müterciminin zeylinde Baha Said Bey kapanan medreselerin, tekkelerin, telkin ettikleri ve itikat ettirdikleri Mehdî</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>“<em>Felsefe-i Muhammediye’ce ne bir şahıs ve ne de şahsiyet-i mütevârise olup bu nâm ve sıfat ancak vasıta-i hidâyet ve irşat olan hakiki ve ilim ve fennin timsalidir</em>” </strong>diyor.<a href="#_ftn33">[33]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdîyi Tayin Eden İnsanlar mı?</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Tarih boyunca kendini Mehdî tanıtanlardan çok, kabul edilenler olmaktadır. Mesela Mustafa Kemal Atatürk’ün Mehdîlik gibi iştiyakı ve gayreti olmadığı halde onu Mehdî kabul edenler olmuştur. Bunun açıklaması belki bu türlü fikirler dengelerin kaybolduğu zamanlarda çıkmasıdır. İbn-i Haldun’un yukarıda beyanı en güzel şekilde açıklamaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="text-decoration:underline;">“İşte bunun gibi hiçbir dayanağı olmayan delillerle ve değişik yargılarla, gelecek ki­şinin kim olduğunu, zamanını ve yerini belirliyorlar, sonra belirledikleri zaman gelip or­taya söylenenlerden hiç biri çıkmayınca, görüşlerini ve söylediklerini yeniliyorlar. Bunu yaparken de yine bir takım lugavî mefhumları, hayalî konulara ve yıldızlarla (gök cisimleriyle) ilgili hükümlere dayanıyorlar. Ömürlerini bu gibi şeylerle tüketiyorlar.” </span></p>
<p style="text-align:justify;">Mehdîlik fikri genellikle tasavvuf ve mistik hayatta yer bulması da ayrıca istismarı artırıcı unsurlardan biri olduğunu göstermektedir. Bu nedenledir ki hidayet ve kurtuluş fikrininin çözümleri kişi ve guruplarca ayrı olunca her cemaat ve milletin Mehdîsi de ona tezahür etmektedir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki <strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Bir şeyi sevmen gözü kör, kulağı sağır eder.”</em></strong> <a href="#_ftn34">[34]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Bu demektir ki, bir kişi hakkında Mehdî olabilirliğini isbat edebiliriz. Bu nedenle sebep-sonuç ve tarih felsefesini ve yorumunu yapanlar için tevillerin hakikatini umumî bakış açısı ile görmelidir. <strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong>ATA’NIN ÖZ KİMLİĞİ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">ATA’yı şöyle övdü düşmanı Loyd Corc dahi:</p>
<p style="text-align:justify;">“Yüz yıllarda bir gelir! ATATÜRK gibi dâhî!”</p>
<p style="text-align:justify;">Kalb gözü kör zavallı! O’nu sırf dâhî sandı!</p>
<p style="text-align:justify;">Ne bilsin o! Doğmadan RABB’e verilen andı!</p>
<p style="text-align:justify;">Ölürken “Yüce yoldaş!” dedi, “MUHAMMED EMİN!” (501)</p>
<p style="text-align:justify;">Selâmladı RESÛL’ü! “ALLAH RABB-ÜL ÂLEMİN!” (500)</p>
<p style="text-align:justify;">O “Yüce yoldaş” sözü! Bin beş yüz on bir eder! (1511)</p>
<p style="text-align:justify;">“O Hazret-i MUHAMMED” de eş sayı eder! (1511)</p>
<p style="text-align:justify;">Selâmlananla aynı! Selâmlayan zât! Yine!</p>
<p style="text-align:justify;">Tapan ile tapılan! Birbirine âyine!</p>
<p style="text-align:justify;">ATA’nın bilinçliyken son cümlesi: “Saat kaç!”</p>
<p style="text-align:justify;">“Perdenin kalktığı an!” Son sözüne kalbi aç!</p>
<p style="text-align:justify;">“Ve Aleykümüsselâm!” ATA’nın en son sözü!</p>
<p style="text-align:justify;">“Esselâm-u aleyküm!” demişti çıkan özü! <a href="#_ftn35">[35]</a></p>
<p style="text-align:justify;">“Esselâm-u Aleyküm!” ALİ ismine kanıt! (332)</p>
<p style="text-align:justify;">“İnsan makamı’dır O! Arş’a dikilen anıt!” (332)</p>
<p style="text-align:justify;">“Esselâm-u Aleyküm!” Yorumla! Olma gafil! (779)</p>
<p style="text-align:justify;">O vakit ismi olur! “Boru çalan İsrafil!” (779)</p>
<p style="text-align:justify;">O’dur “RAHMAN’ın yüzü!” “İMAM ALİ” de denir! (343)</p>
<p style="text-align:justify;">“Adı hesab gününün sahibi!” Borç ödenir! (343)</p>
<p style="text-align:justify;">“Esselâm-u Aleyküm!” O, “Meryem’in evlâdı!” (343)</p>
<p style="text-align:justify;">“İMAM ALİ kalkınca” vücudda! Budur adı! (343)</p>
<p style="text-align:justify;">“Esselâm-u Aleyküm!” demek, kalb gözün açık! (1493)</p>
<p style="text-align:justify;">“Âsa’nı at!” “O İdris gibi yüce yere çık!” (1493)</p>
<p style="text-align:justify;">“Esselâm-u Aleyküm O!” Bir ad! Kâbe’de taş! (343)</p>
<p style="text-align:justify;">Yorumlayıp bir ekle! “Veli” O! HACI BEKTAŞ! (791)</p>
<p style="text-align:justify;">“Esselâm-u Aleyküm” sözünün son yorumu!</p>
<p style="text-align:justify;">“Beklenen Mehdî!” demek! “HIZIR İLYAS” konumu!</p>
<p style="text-align:justify;">Yani HIZIR İLYAS’a! Beklenen MEHDÎ! denir!</p>
<p style="text-align:justify;">RUH saf canla birleşir! Verilmiş söz ödenir!</p>
<p style="text-align:justify;">“GAZİ MUSTAFA KEMAL!” Bin üç yüz otuz sekiz! (1338)</p>
<p style="text-align:justify;">“Samsun’a hicrî çıkış tarihi” ile ikiz! (1338)</p>
<p style="text-align:justify;">Hem hicrî! Hem milâdî! Tespit edilmiş yılı!</p>
<p style="text-align:justify;">Elçinin her görevi adlarıyla sayılı!</p>
<p style="text-align:justify;">“Âdem’e secde edin emri” demek bu sayı! (1338)</p>
<p style="text-align:justify;">“Gizli şifrenin sırrı!” Bul bu hanif yasayı! (1338)</p>
<p style="text-align:justify;">“GAZİ MUSTAFA KEMAL O!” Evrenseldir ünü! (1349)</p>
<p style="text-align:justify;">Sayısı “MUHAMMED-ÜL MEHDÎ’nin çıkış günü!” (1349)</p>
<p style="text-align:justify;">“Ve Aleykümüsselâm sözü!” Bakın ne eder! (1348)</p>
<p style="text-align:justify;">“ALLAH’ın halifesi!” “O artık olmuştur!” der! (1348)</p>
<p style="text-align:justify;">“1919’da ATA doğdum” derdi! (1919)</p>
<p style="text-align:justify;">“ÂLEMLERE RAHMET O!” “Bu söze aklım erdi! (1919)</p>
<p style="text-align:justify;">Çapraz avuç içleri! Doğum yılı ATA’nın! (1881)</p>
<p style="text-align:justify;">ALLAH’ın “Yüce kurban dediği” zatı anın! (1881)</p>
<p style="text-align:justify;">“B” harfi altındaki noktanın O’dur adı! (1880)</p>
<p style="text-align:justify;">“Toprak bedenden kalkan RAB!” Bu sırrın maksadı! (1880)</p>
<p style="text-align:justify;">Sıfırı at! ALLAH’ın O “En güzel cemali” (188)</p>
<p style="text-align:justify;">“Zamanın Mehdîsi” O! Yani Hazret-i ALİ! (188)</p>
<p style="text-align:justify;">ALLAH’ı yansıtan kim? Bunu bilmez ahali! (1211)</p>
<p style="text-align:justify;">O. MÜMİNLER EMİRİ! TOPRAK BABASI ALİ! (1211) (Ebu Turab)</p>
<p style="text-align:justify;">“Eren veya ölenin içinden çıkar ani!”</p>
<p style="text-align:justify;">“Kıyamet terazisi!” “İnsanın özü!” yani!</p>
<p style="text-align:justify;">“Dinliyi ve dinsizi!” “Yüzlerinden ayırır!”</p>
<p style="text-align:justify;">“Secde edebileni!” Sadece o kayırır!</p>
<p style="text-align:justify;">MUHAMMED ALİ’yi de, bak yansıtandan murad! (1364)</p>
<p style="text-align:justify;">MUSTAFA KEMAL’in öz RABB’ine verilen ad! (1364)</p>
<p style="text-align:justify;">“Gayblar âlemine!” “Değişmez özler!” denir. (1191)</p>
<p style="text-align:justify;">“HAKK’ın yüzü!” Belirir! Ne isek! O ödenir! (1191)</p>
<p style="text-align:justify;">“Kelime-i şehadet” getir! Hayret edersin!</p>
<p style="text-align:justify;">“Ve Aleykümüsselâm sözü yorumu!” dersin!</p>
<p style="text-align:justify;">MÜŞİR! GAZİ! MUSTAFA! KEMAL! ATATÜRK! Beş ad! (1101)</p>
<p style="text-align:justify;">Zat ve Kur&#8217;an tefsiri! Baş harflerinden murad! (1101)</p>
<p style="text-align:justify;">Herbir hesapta çıkar! MUHAMMED ALİ adı!</p>
<p style="text-align:justify;">Selâmla bitireyim! Artık iznim kalmadı!</p>
<p style="text-align:justify;">“Zira cennette lâf yok!” “Herkes hep “Selâm eder!”</p>
<p style="text-align:justify;">“Şükür” hepimiz olduk “ALLAH’ın aslanı” der!</p>
<p style="text-align:justify;">Selâm! “KIZILKOCALI boyundan gelen Türkmen!”</p>
<p style="text-align:justify;">“Emevî düzenini!” Lâikçe eyleyen men!</p>
<p style="text-align:justify;">ALLAH’ın “Nur” adı o! “HAK’ta eriyip” ver renk! (287)</p>
<p style="text-align:justify;">“MUHAMMED ibn Abdullah!” “Kızılkocalı’ya denk!” (287)</p>
<p style="text-align:justify;">Sakın bu hesaplara! Demeyin “sırf tesadüf!”</p>
<p style="text-align:justify;">“Her şeyin hesabını bilen” eder teessüf! (262)</p>
<p style="text-align:justify;">Uluğ “HAK kimliğini” açıkladı ATA’nın!</p>
<p style="text-align:justify;">EHLİBEYT’e dâhildir! Onu hakkıyla anın!</p>
<p style="text-align:justify;">Diyor! MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün RAB ÖZÜ: (1850)</p>
<p style="text-align:justify;">Hain olma! Yenile RABB’e verdiğin sözü!</p>
<p style="text-align:justify;">Sıfırı at! Anlamdan olursun daha emin!</p>
<p style="text-align:justify;">“ALLAH’ın yüzü” olan ilmine tap Âdem’in! (185)</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong>M. H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>ANKARA – 21.07.2000</strong></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Ebced ilmine göre isim ve kelimelerin sayısal açılımları:</p>
<p style="text-align:justify;">500 = ALLAH RABB-ül Âlemin = Âlemlerin RABB’i ALLAH</p>
<p style="text-align:justify;">501 = Refik-i a’lâ = Yüce yoldaş</p>
<p style="text-align:justify;">1511 = Lâfz-ı Refik-i a’lâ = Yüce yoldaş sözü</p>
<p style="text-align:justify;">1511 = Hu Hazret-i MUHAMMED = O Hazret-i MUHAMMED’dir</p>
<p style="text-align:justify;">332 = Esselâm-u aleyküm</p>
<p style="text-align:justify;">332 = Hû medlûl-u ism-i ALİ = O, ALİ isminin kanıtıdır</p>
<p style="text-align:justify;">779 = İsm-i sûr-u İsrafil = İsrafil’in borusunun ismi</p>
<p style="text-align:justify;">(İsrafil kıyamet günü kalk borusunu çalan meleğin ismidir)</p>
<p style="text-align:justify;">779 = Tevil-i Esselâm-u aleyküm = Esselâm-u aleyküm’ün yorumu</p>
<p style="text-align:justify;">343 = Vech-el RAHMÂN = Er RAHMÂN’ın yüzü</p>
<p style="text-align:justify;">343 = Kıyam-ı İmam ALİ = İmam ALİ’nin ayağa kalkması</p>
<p style="text-align:justify;">343 = İsm-i Malik-i yevm-üd din = “Hesab günü sahibi”nin ismi</p>
<p style="text-align:justify;">343 = İbn-i Meryem = “Meryem’in oğlu”</p>
<p style="text-align:justify;">343 = İsm-el Hacer = O Hacer’in ismi = yani Kâbe’deki O Hacer-ül esved denen, karataşın ismi.</p>
<p style="text-align:justify;">343 = Müsemma-i İmam ALİ = İmam ALİ diye isimlenen</p>
<p style="text-align:justify;">1493 = Müsemma-i Lâfz-ı alek selek (7. sure/117. ayet) = ALLAH’ın Hz. Mûsa’ya “Asânı at!” sözünün anlamı</p>
<p style="text-align:justify;">1493 = Tevil-i ayet-i ve refağnahü mekânen aliyyâ. = “O’nu (İdris’i) yüce yere çıkardık.” ayetinin yorumu. (19. sure/57. ayet)</p>
<p style="text-align:justify;">790 = Tevil-i ism-el Hacer = “Hacer” isminin yorumu</p>
<p style="text-align:justify;">791 = HACI BEKTAŞ-I VELİ</p>
<p style="text-align:justify;">1338 = GAZİ MUSTAFA KEMAL</p>
<p style="text-align:justify;">1338 = Hû mezmun-u “Üscûdul Âdem“ = “Âdem’e secde edin” emrinin anlamı o</p>
<p style="text-align:justify;">1338 = Künh-ü Lâfz akimua-el din = “Dini doğrultun” sözünün iç yüzü = Levh-i Mahfuz’un sırrı.</p>
<p style="text-align:justify;">1337 = Hicrî Samsun’a çıkış tarihi = 1919 Milâdî çıkış tarihi.</p>
<p style="text-align:justify;">1348 = Lâfz-ı ve aleyküm-üsselâm = ve aleykümüs-selâm sözü = Hu müsemma-i halifetullah = O, “ALLAH’ın halifesi” diye isimlenendir.</p>
<p style="text-align:justify;">1349 = Hû Gazi Mustafa Kemal = Gazi Mustafa Kemal O = Yevm-i zuhur-u Muhammed-ül Mehdî = Muhammed Mehdî’nin ortaya çıkış günü.</p>
<p style="text-align:justify;">1919 = Lâfz-ı Rahmeten lil âlemin = Âlemlere rahmet sözü</p>
<p style="text-align:justify;">1881 = Vakt-i zuhur el recûl = Hakeren’in içten dışa çıkma vakti</p>
<p style="text-align:justify;">1881 = Müsemma-i Zebh-i azîm = Yüce Kurban diye isimlenen (37. sure/107. ayet)</p>
<p style="text-align:justify;">1211 = Mazharullah = ALLAH’ı yansıtan = Zat-ı ALİ</p>
<p style="text-align:justify;">1364 = İsm-i hassı-RABB’i Mustafa Kemal = Mustafa Kemal’in has RABB’i (Kişisel RABB’i)</p>
<p style="text-align:justify;">1364 = Hû mazhar-ı MUHAMMED ALİ = O MUHAMMED ALİ’nin aynası</p>
<p style="text-align:justify;">1191 = Âyân-ı sabite = Değişmez özler</p>
<p style="text-align:justify;">1191 = Âlâm el Guyub = Gayblar âlemi</p>
<p style="text-align:justify;">1191 = Zuhur-u vechullah = ALLAH’ın yüzünün ortaya çıkması</p>
<p style="text-align:justify;">1101 = ZAT = Tefsir-i Kur&#8217;an</p>
<p style="text-align:justify;">1211 = Hû emir el müminin ALİ Ebu-Türab = O müminlerin emiri toprak babası ALİ</p>
<p style="text-align:justify;">1850 = Hû mazmun-u tecdid-i biat = RABB’ine bağlanmanın yenilenmesi kavramı o</p>
<p style="text-align:justify;">1850 = RABB-i hassı Mustafa Kemal ATATÜRK = Mustafa Kemal ATATÜRK’ün has RABB’i</p>
<p style="text-align:justify;">1101 = M+Ğ+M+K+A (Müşir Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK baş harfleri)</p>
<p style="text-align:justify;">185 = İlm-i Âdem = Âdem’in ilmi</p>
<p style="text-align:justify;">188 = Mehdî-ül zaman = Zamanın Mehdîsi</p>
<p style="text-align:justify;">287 = MUHAMMED ibn-i Abdullah = Kızılkocalı = En Nûr</p>
<p style="text-align:justify;">262 = Her şeyin hesabını bilen = ALLAH’ın “El Hasîb” adı<a href="#_ftn36">[36]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdînin Çıkışı Devlete Baş Kaldırmanın Bir Adı </span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">mı?</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Evet, Mehdînin çıkışı denen hareketler bazen devlete karşı yürütülen isyan hareketin bir adı da olmuştur. Bu şekilde gelmesi gereken Mehdînin karizmatik gücü kullanılarak zayıf bir topluluk bir devlete karşı da çıkabilmiştir. Niyetlerinde samimiyetin olması umulan bu kişilerin asabiyetleri yetersiz olunca bu olaylar feci şekilde de sonuçlanmış ve neticesinde devletin daha şiddetli tedbirler almasına ve daha baskıcı bir yönetimin harekete geçmesini sağlamaktan öteye de gitmemiştir. Bu arada ezilen halkın bu hareketten bir menfaati olmamış ve daha sonrada gelişme ve ilerlemeye mutaf olacak hareketlere destek vermediği görülmüştür. Bu nedenle olgunlaşmamış bir hareket olan Mehdîlik inancı üzerine yorum ve söylemlerle hareket eden cemaatler neticede bekledikleri kurtarıcıyı bulmak için gösterdikleri gayretle uzun vadede yıkılma eğilimine girdikleri görülmektedir. Bu nedenle gaybî bir hadise olan Mehdî’nin çıkışını beklemektense Allah Teâlâ’ya güvenip kendi görevimizi en iyi şekilde uygulamak daha karlı olacağı muhakkaktır. Bu konuyu açıklayacak son Kâbe olayı duruma biraz açıklık getirecektir.</p>
<p style="text-align:justify;">Mehdî&#8217;nin Suudî Arabistan’da Hicri 1400 yılının ilk gününde, 1 Muharrem 1400 (20-21 Kasım 1979) tarihinde çıkması gibi.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Cüheyman el-Uteybi ve arkadaşları Kâbe’ye sığınmışlar (resmi söylem baskın) ve burada fasid addettikleri Suud yönetimine karşı bayrak açmışlardı. O sıralarda Kral Halid galiba hastalıklı idi ve onun yerine bilvekale ülkenin işlerini Fahd tedvir ediyordu. Bu kalkışma kanlı bir şekilde sona erdi. Operasyon sonucunda bir kısmı ölü bir kısmı da canlı ele geçirilmiş ve elebaşları idam edilmişti. ‘Kâbe baskını&#8217;na katılanlar arasında yabancılar da bulunuyordu.<a href="#_ftn37">[37]</a></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="text-decoration:underline;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Olayın gelişimi kısaca şu şekildedir.</span></strong></p>
<p style="text-align:justify;">1979 Ramazanında Arabistan’ın büyük kentlerinde dağıtılan bildiride Suudi rejimi eleştiriliyor, devletin dini niteliğini kaybettiği belirtiliyor, ülkede yeni bir İslami rejimin kurulmasının gerektiği anlatılıyordu. Bu bildirilerin <strong>Cuheyman el-Uteybi</strong> önderliğindeki radikal bir sünni gruba ait olduğu Mescid-i Haram&#8217;ın işgalinden çok sonraları anlaşıldı. Tarihler 20 Kasım 1979&#8242;u gösteriyordu. Kâbe’ye sabah namazı kılmaya gelen binlerce kişi namazın bittiği anda bir yandan “Allah u ekber” seslerini bir yandan da havaya sıkılan kurşun seslerini duydu. Eylemciler mescid&#8217;in mikrofon sistemini ele geçirdi. Eylemcilerin lideri Cuheyman konuşmaya başladı. Yanında bulunan kayın biraderi <strong>Muhammed el-Kahtani</strong>&#8216;nin İslam âleminin beklenen Mehdîsi olduğunu söylüyordu. Mehdîliği sağlam delillere oturtmak için ilgili hadisleri detayıyla anlatıyordu. Cuheyman Suudi rejiminin dini niteliğinin kalmadığını dolayısıyla Müslümanların rejime itaat etme yükümlülüklerinin kalmadığını söyledi. Ülkedeki kötü gidişatın önüne geçilmesi için hayatın her alanında şeraitin tekrar uygulanmaya başlamasının gerektiğini vurguladı. Cuheyman bu konuşmasını yaparken adamları da işgalden önce mescidin alt katlarına sakladıkları silahları mescidin ilk katına çıkardılar. Silahlar eylemcilere dağıtıldı, dış kapılar kapatıldı, yüksek minarelere silahlı nöbetçiler yerleştirildi, mevziler planlara göre hazırlandı. İçeriye giriş-çıkışlar yasaklandı.</p>
<p style="text-align:justify;">Taleplerin ilanından sonra Hacerül-Esved ile İbrahim makamı arasındaki bölümde Mehdî Kahtani&#8217;ye biat etme merasimi düzenlenir. Kahtani&#8217;nin eli öpülüp sonuna kadar itaat edileceği bildirilir.</p>
<p style="text-align:justify;">Sabah namazına gelen binlerce sivile çıkmakta serbest oldukları söylenir. Çoğunluğu çıkar. Yaklaşık 30 kişinin eylemcilerle kaldığı tahmin edilmektedir. İşgalden 3 saat sonra Mescid-i Haram çevresine gelen Suudi askerleri içeri girme denemelerinde yoğun ateşle karşılık görünce geri çekilirler.</p>
<p style="text-align:justify;">İşgalin ilk günlerinde Suudi hükümeti tam bir şaşkınlık ve ne yapacağını bilememe durumu içindedir. İçeride rehine var mıdır, varsa kimlerdir, kaç kişilerdir? Eylemciler kimler ve kaç kişilerdir gibi hiç bir bilgiye ulaşamazlar. Kâbe’yi kuşatan Kraliyet Muhafız Alayı mutaasıp asker ve subaylardan müteşekkildir. İnançlarından dolayı Mescid&#8217;de silahlı bir çatışmaya girmeyeceklerini beyan ederler. Suudi hükümeti bu dönemde tam bir şaşkınlık dönemindedir. Kâbe’nin kan dökülerek alınmasının İslam âleminde yaratacağı olumsuz etkiden çekinmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Suudi kralı Halid hemen muhafızları teftişe gider. Kâbe’nin Harici isyancılar tarafından işgal edildiğini, görevlerinin Allah Teâlâ’nın Evi&#8217;nin temizlenmesi olduğunu, görevlerini yapmazlarsa Pakistanlı paralı askerleri kullanacağını söyler. Bazı muhafızlar ikna olur olmayanlar ise tutuklanır.</p>
<p style="text-align:justify;">1979 Kâbe baskını yapan eylemcilerin sayısı en az 500 olarak tahmin ediliyor. Devlete yakın Suudi ulemasının fetvasını arkasına alan Suudi yönetimi biraz rahatlar. Fetva gereği önce işgalcilere süre verilip teslim olmalarını ister. Cuheyman bunu kabul etmez.</p>
<p style="text-align:justify;">Ardından askeri operasyon işgalin 6. günü başlar. Önce kapıları tutan direnişçilere yoğun ateş ile uzaklaşmaları denenir. Kapılar iyi istihkâm edildiği için bu başarılamaz. İsyancılardan Mescid&#8217;in minareleri yerleşen keskin nişancılar Suudi askerlerini avlamaya başlar. Ardından ağır zırhlı araçlarla mescidin kapıları kırılarak içeri girilir. Bir yandan da helikopterlerden mescide indirme yapılır. İndirme sırasında gene çok sayıda Suudi askeri kaybedilir. Bu arada bazı helikopterler mesciddeki direnişçilerin üzerine bombalar atar. Mescidin zemin ve üst katlarından göğüs göğüse çarpışmalar sonucunda Suudi güçleri zemin katı ve üst katları ele geçirir.</p>
<p style="text-align:justify;">Eylemden önceki gecelerde büyük miktarda yiyecek malzemesi, ilk yardım malzemesi ve cephane Mescidi Haram&#8217;ın alt katındaki mahzenlerde saklanmaktadır. Böylece eylemcilerin çok uzun süre dış destek almaksızın direniş yapabilmesi mümkün olacaktır.</p>
<p style="text-align:justify;">Fransızlar bu baskında Suud hükümetine yardım ederler. Oparasyona katılan tim kutsal topraklara girer. Operarasyonda Fransız timi GIGN&#8217;de doğrudan doğruya Kâbe’nin alt katlara girmeyi düşünmez. Bunun yerine alt katlara göz yaşartıcı gazlar verilir bu gazların etkisiyle kimi direnişçi teslim olur kimisi elinde silah ateş ederek dışarı çıkar ve vurulur. Ancak alt kat hala temizlenememiştir. Bu sefer alt katlara tonlarca su boşaltılır. Su iyice yükseldiğinde ise yüksek voltajlı elektrik verilir. 5 Aralık 1979 günü Kâbe işgalcilerden kurtarılmış olur. Mehdî Kahtani ölmüş Cuheyman ise sağ yakalanmıştır. Fransızların desteği ise bir Fransız gazetesinin haberi üzerine açığa çıkar.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Bilanço:</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Operasyonda Suudi güçlerinden ölenlerin sayısı 127, isyancılardan ölenlerin sayısı 117 olarak açıklanmıştır. Hacılardan, namaza gelenlerden ölenlerin sayısı 26&#8242;dır. Yüzlerce de yaralı vardır. Yargılamalar sonucunda 63 kişi idama mahkûm olur, kafaları kesilerek infaz edilir. Kâbe baskını böylece bitirilir.</p>
<p style="text-align:justify;">1979 (Hicri 1400)&#8217;de gerçekleşen bu Kâbe baskınının ardından 7 sene sonra Hicri 1407 yılında, Hac sırasında çok daha büyük kanlı bir olaylar meydana gelmiştir. Bu olayda caddelerde gösteri yapan hacılara saldırılarak 402 kişi katledilmiş, çok fazla kan akıtılmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdîliğin Âlimler  Üzerinde Etkisi</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Mehdî’nin geleceği fikri devlet siyasetinde önemli yer tutan görüşlerden olduğu kesinlik kazanmıştır. Ancak gaybi bir bilginin devlet ve millet siyasetinde büyük bir yer tutması insan ve siyaset bilmecesinden başka bir şey değildir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin hadislerini yanlış anlayan âlimleri bile ikna etmek zor olunca halkın bu türlü fikri sabitlerden vaz geçirmek daha zordur.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Hazret-i Sultan Mehmed Fatih&#8217;i İstanbul&#8217;un fethi meselesinde en ziyade teşvik eden ve &#8216;Fatih&#8217; unvanına layık bir kisveye bürünmesinde ihtimam ve himmetini esirgemeyen kişi elbette ki <strong><em>“Akşeyh”</em></strong> namıyla ma&#8217;ruf Akşemseddin kaddese’llâhü sırrahu’l azîz Hazretleri (1390-1459) idi. Akşeyh, fethin hem maddi hem manevi, iki yüzü olduğunun farkındaydı.</p>
<p style="text-align:justify;">Çünkü Fahr-ı Âlem Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemden rivayet edilen hadis-i şerifler hem komutan ve askerlerden müteşekkil bir ordunun İstanbul&#8217;u fethinden, hem de silahsız, kan dökmeden; tevhid, teşbih, tahmidlerle, vuku bulacak; Al-i Beyt&#8217;ten bir mübarek zatın kumandasındaki manevi bir ordunun İstan­bul&#8217;u fethinden haber veriyordu. Buna binâen Akşeyh; İstanbul&#8217;un, gele­ceği hadislerle sabit olan Mehdî eliyle ikinci kez fethedileceğini gayet iyi biliyordu. Devrin ulemasının hadislerin ifadesinden yola çıkarak Sultan Mehmed&#8217;in İstanbul&#8217;u fethedemeyeceğini söylemelerine mukabil, Akşeyh bir değil, &#8216;iki fetih&#8217; vuku bulacağından hareketle, ulemanın bu yöndeki iti­razlarına karşı çıkıyor ve mütemadiyen Sultan Mehmed&#8217;e fetihname de­nebilecek müjdeli mektuplar yazıyordu.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>“</strong><strong>İstanbul&#8217;u önce Mehmed fethedecek, sonra İstanbul ehl-i sa­libin eline geçecek, daha sonra da Mehdî</strong><strong> İstanbul&#8217;u tekrar fethede­cek” </strong>diye devrin ulemasına cevap veriyordu. <em>(Risaletü&#8217;n- Nuriye, Akşemseddin, A. İhsan Yurd, İstanbul, 1972).</em></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>İşte hadislerle sabit olan ve Akşeyh&#8217;in de müjdelediği ikinci fet­hin kumandanı Mehdî</strong><strong> ve yine hadisin ifadesi ile “hiçbir kınayıcının kı­namasından çekinmeyen” </strong>kahraman askerlerden müteşekkil nurani ordu­su, evvelemirde kalplerdeki Ayasofya&#8217;nın kapılarını açacak ve fethin sem­bolünün ibadete açılması ile ikinci fetih gerçekleşecek.<em> </em><a href="#_ftn38">[38]</a></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="text-decoration:underline;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdîliğin Halk Üzerinde Etkisi</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Gaybi meselelerin çok kullanılması ile kitlelerin kontrolü yapıldığı birçok misalle sabittir. Çünkü ümitsizliğe düşüldüğünde, kahredici, zalim idareciler, istilâlar, sürgünler, baskılar döneminde insanlar böyle bir ümide muhtaçtır. O sayede kötü şartlara sabredilir, tahammül edilir. Onun için Mehdî inancı bir nevi kullanılmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Mesela; Osmanlı imparatorluğunun yıkılmaya başladığı dönemlerde halk düşüncesini anlatan bu alıntı durumu çok güzel belirtmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Bu hallerden halkın ruhundaki eski ciddiyet-i islâmiye ve cemiyet-i milliye de sene be-sene dûçar-ı zaaf ve tebeddül olup seciyelerde me’yusiyet ve zillet ve meskenet temerküz etmeye yol açılarak abes-huvârân zaviye-dârân ve tekke-nişînânın adetleri günden güne arttıkça artıp, mezarlar yanlarında kulübeler ihdâsıyla kimi</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>“Mekke’den, Medine</strong><strong>’den gelen hacıların getirdikleri düş-nâmelerden gûyâ Hazret-i Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin zaman-ı âhir gelmiş ve kıyamet pek yaklaşmış olduğundan ve sâir gûne alamât-ı kıyametten bahisle akşam, sabah Mehdî</strong><strong>-i âl-i resulün zuhûr edeceğini ve Hazret-i İsâ</strong><strong>’nın gökten inip Mehdî ile birleşerek din-i Muhammedî üzerinde dünya ahâlisini cem’ ve icrâ-yı adalet ve gazâ ve cihadı ref’le temin-i emniyet ve selâmet eyleyeceğini destan şeklinde okumak suretiyle kadın, erkek ashab-ı hamiyet ve merhameti hasis menfaatlerine celp ve daveti iş edinmiş ve hurâfe-cû ve softa-gûların pazarı revâcına yardım ve rağbet göstermeğe çalışmış ve muvaffak olmuş bulunuyorlardı.</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="text-decoration:underline;">Hükümetin devâir-i mütenevvia-i müteşekkilesinde mevki işgal edenler ise böyle şeyleri men edip de terakkîyât-ı medeniye-i zamaniyeyi iltizam ve takibe ve cahil halkı bu yola sevk ve teşvike hasr-ı himmet ve irşad edecekleri yerde, bilakis gaflet ve <strong>cehâlet-i halktan ekseriyetle istifâde-i zâtiye yollarını arıyor ve düşünüyorlardı.</strong></span><a href="#_ftn39">[39]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">….halk dahi bir yeis ve ümitsizlik içinde boğuluyor ve kimseye bir şey diyemeyip yalnız öteden beri kendilerine vaizler, şeyhler taraflarından telkin edilen “Mehdî“ âl-i resûlü intizâren hükümet memurlarını daima ayrı bir meslekte ve dinsizlik tavrında görüyor ve onlara asla kalben muhabbet-i ciddiye ve muâvenet-i fiiliye göstermiyordu.<a href="#_ftn40">[40]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">… zavallı halk bir şey demeye ve bir hak istemeye cesur, atılgan olamayınca hükümet ne isterse sormaksızın onu veriyor ve çoluk çocuğunu aç kalsa da ölmeyecek kadar bir ekmek parası bulabilmek gayretinden başka bir şey düşünemiyor ve gece-gündüz yakında geleceğini haber veren kerametçilerin inandırdıkları <strong>Mehdî</strong><strong>-i Adili</strong> bekliyor. Buna da adalet ve itaat-ı kâmile manası veriliyor. Bu namla ilân ve mensubatına arz-ı şükran-ı bî-pâyân (Sonsuz teşekkür etme) olunuyordu. <a href="#_ftn41">[41]</a></p>
<p style="text-align:justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>O zaman da padişahın nüfuzu İstanbul’dan başka mahall</em><em>ere câri olamayacaktır. Bunun üzerine düşmanlar her taraftan baş göstererek Mehdî</em><em>-i âl-i resul zuhûr edecek, bütün dünya halkı üzerinde adilâne hüküm yürütecek, kurt ile koyun o zaman yek-diğere saldırmaksızın beraber gezecek ve ondan sonra kıyamet kopacak derler. Git gide hâl bu raddeyi bulacak ve hafazanallah düşmanlar etrafından saracak olursa İstanbul sâkinleri o vakit dûçâr-ı ye’s ve nedamet olacaktır</em>, …<a href="#_ftn42">[42]</a></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Bu anlatılanların altında yatan niyet devletlerin halkı kontrol, pasifize ederek, sömürmesidir. Diğer bir bakış açısı da yıkılması istenen devletlere düşman devletlerin yıkıcı entrikalarının alt yapısını meydana getirebilmek için ön hazırlık aşamasıdır. Tarihte <strong><em>İNGİLİZ SİYASETİ VE HEGOMANYASI </em></strong>bunu en iyi kullananlardan olduğu ve başardığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Mehdîlik hareketinin iyi olma ihtimali de yok değildir. Fakat hakîkati ile zuhur etmeyince de çok büyük sıkıntılar olduğu da kesindir. Bu nedenle kişilerin Mehdî profili arkasında hareket etmelerinin çok sakıncalı olduğunu tarih sürekli göstermektedir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;">’nin Tasavvufî Yorumu</span></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Mehdî’nin ortaya çıkışı ve yapacağı işler manevî açıdan da yorumlanır. Buna göre Mehdî’nin ortaya çıkışıyla küllî aklın ve en üstün rûhun tezahürü kastedilir. Maiyye-i Muhammediyye denilen bu üstün rûh <em>‚<strong> Ona rûhumdan üfledim</strong></em><strong><em>‛</em></strong> <a href="#_ftn43">[43]</a> meâlindeki âyetin sırrınca, insân-ı kâmil olan mürşid tarafından kendisinden manevî rehberlik isteyen talibe üflenir. <a href="#_ftn44">[44]</a></p>
<p style="text-align:justify;">Mehdî, Muhammedî makamın sahibidir. Onun kırk yıl hüküm sürmesi, varlık mertebelerinin sayısıdır. Onun döneminde gecelerin aydınlık olması ve gündüzlerin yeşil bahçelere benzemesi, irfan sahibinin manen gelişimi sekr/manevî sarhoşluk ve beka veren sahv/ayıklık içinde sürüp gitmesidir. Ziraatın bereketli ve bol olması, hayvanların sütünün çoğalması, ilahî nimetlerin ve kerametlerin peş peşe gelmelerine benzetilir. Emniyetli ve huzurlu olmaktan kastedilen ise irfan sahibinin velayet makamına ulaşması ve oranın süslü kaftanını giymesidir. <a href="#_ftn45">[45]</a></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Son sözü Mevlâna kaddese’llâhü sırrahu’l-azize verelim.</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Şu halde her devirde nebi yerine bir veli vardır, bu sınama kıyamete kadar daimidir.   Kimde iyi huy varsa kurtulmuştur; kimin kalbi sırçadansa sınmıştır.</em></strong><em> <strong>İşte diri ve faal imam, o velidir; ister Hz. Ömer soyundan olsun, ister Hz. Ali soyundan! </strong></em></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em><span style="text-decoration:underline;">Ey yol arayan, Mehdî</span></em></strong><strong><em><span style="text-decoration:underline;"> de O’dur, Hâdi de O. </span></em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Hem gizlidir, hem senin karşında oturmakta. O, nura benzer; akıl onun Cebrail’idir. Ondan aşağı olan veli de onun kandilidir. </em></strong><em> </em></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Bu kandilden daha aşağı derece de olan veli de kandil konan yerimizdir. Nura mertebe bakımından dereceler vardır. Çünkü Tanrı nurunun yedi yüz perdesi vardır. Nur perdelerini bu kadar kat bil!   Her perdenin ardında bir kavmin durağı var. İmam’a kadar bu perdeler saf saftır.</em></strong><em> <strong>Son saftakilerin gözleri, zayıflıktan ön saftakilerin nuruna tahammül edemez. Ön saftakilerin gözleri de görüş zayıflığı yüzünden daha ön saftakilerin nuruna takat getirmez. İlk saftakilerin hayatı olan aydınlık, bu şaşının ruhuna azap ve âfettir.   Şaşılıklar yavaş, yavaş azalır; adam yedi yüz dereceyi geçti mi deniz kesilir. Demiri yahut altını sâf bir hale getiren ateş, terü taze ayva ve elmaya yarar mı?</strong> <strong>Ayva ve elmanın da az bir hamlığı olabilir, fakat demire benzemezler, hafif bir hararet isterler. Hâlbuki o hararet, o şuleler, demir için kâfi değildir. Çünkü demir, ejderha gibi olan ateşin yalımını ister.</strong></em><strong> </strong><a href="#_ftn46">[46]</a><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="text-decoration:underline;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Bediüzzaman Said Nursî kaddese’llâhü sırrahu’l-azizin Mehdî</span></strong><strong><span style="text-decoration:underline;"> hakkındaki görüşleri</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><em>Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın istikbalden haber verdiği bazı hâdiseler, cüz’î birer hâdise değil; belki tekerrür eden birer hâdise-i külliyeyi, cüz’î bir surette haber verir. Hâlbuki o hâdisenin müteaddid vecihleri var. Her defa bir vechini beyan eder. Sonra râvi-i hadîs o vecihleri birleştirir, hilaf-ı vaki’ gibi görünür. </em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>Meselâ: Hazret-i Mehdî</em><em>’ye dair muhtelif rivayetler var. Tafsilât ve tasvirat, başka başkadır. Hâlbuki Yirmidördüncü Söz’ün bir dalında isbat edildiği gibi; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinaden, her bir asırda kuvve-i maneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i imanı manevî rabtetmek için, Mehdî’yi haber vermiş. Âhirzamanda gelen Mehdî gibi, herbir asır Âl-i Beytten bir nevi Mehdî, belki Mehdîler bulmuş. Hattâ Âl-i Beytten ma’dud olan Abbasiye Hulefasından, Büyük Mehdî’nin çok evsafına câmi’ bir Mehdî bulmuş.</em><a href="#_ftn47">[47]</a><em> </em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>İşte bak! Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktab-ı Erbaa ve bilhâssa Gavs-ı A’zam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylanî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidîn ve Cafer-i Sadık ki, her biri birer manevî Mehdî</em><em> hükmüne geçmiş, manevî zulmü ve zulümatı dağıtıp, envâr-ı Kur’aniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler. Cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.</em><a href="#_ftn48">[48]</a><em> </em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>Hem ben müteaddid insanları gördüm ki, bir nevi Mehdî</em><em> kendilerini biliyorlardı ve “Mehdî olacağım” diyorlardı. Bu zâtlar yalancı ve aldatıcı değiller, belki aldanıyorlar. Gördüklerini, hakikat zannediyorlar. Esma-i İlahînin nasıl ki tecelliyatı, Arş-ı A’zam dairesinden tâ bir zerreye kadar cilveleri var ve o esmaya mazhariyet de, o nisbette tefavüt eder. Öyle de mazhariyet-i esmadan ibaret olan meratib-i velayet dahi öyle mütefavittir. Şu iltibasın en mühim sebebi şudur:</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>Makamat-ı evliyadan bazı makamlarda Mehdî</em><em> vazifesinin hususiyeti bulunduğu ve kutb-u a’zama has bir nisbeti göründüğü ve Hazret-i Hızır</em><em>’ın bir münasebet-i hâssası olduğu gibi, bazı meşahirle münasebetdar bazı makamat var. Hattâ o makamlara <strong>“Makam-ı Hızır”, “Makam-ı Üveys”, “Makam-ı Mehdîyet” </strong>tabir edilir.</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>İşte bu sırra binaen, o makama ve o makamın cüz’î bir nümunesine veya bir gölgesine girenler, kendilerini o makamla has münasebetdar meşhur zâtlar zannediyorlar. Kendini Hızır</em><em> telakki eder veya Mehdî</em><em> itikad eder veya kutb-u a’zam tahayyül eder. Eğer hubb-u câha talib enaniyeti yoksa o halde mahkûm olmaz. Onun haddinden fazla davaları, şatahat sayılır. Onunla belki mes’ul olmaz. Eğer enaniyeti perde ardında hubb-u câha müteveccih ise; o zât enaniyete mağlub olup, şükrü bırakıp fahre girse, fahrden git gide gurura sukut eder. Ya divanelik derecesine sukut eder veyahut tarîk-ı haktan sapar. Çünki büyük evliyayı, kendi gibi telakki eder, haklarındaki hüsn-ü zannı kırılır. Zira nefis ne kadar mağrur da olsa, kendisi kendi kusurunu derkeder. O büyükleri de kendine kıyas edip, kusurlu tevehhüm eder. Hattâ enbiyalar hakkında da hürmeti noksanlaşır.</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>İşte bu hale giriftar olanlar, mizan-ı şeriatı elde tutmak ve Usûl-üd Din ülemasının düsturlarını kendine ölçü ittihaz etmek ve İmam-ı Gazalî ve İmam-ı Rabbanî gibi muhakkikîn-i evliyanın talimatlarını rehber etmek gerektir. Ve daima nefsini ittiham etmektir. Ve kusurdan, acz ve fakrdan başka nefsin eline vermemektir. Bu meşrebdeki şatahat, hubb-u nefisten neş’et ediyor. Çünki muhabbet gözü, kusuru görmez. Nefsine muhabbeti için, o kusurlu ve liyakatsız bir cam parçası gibi nefsini, bir pırlanta, bir elmas zanneder. Bu nevi içindeki en tehlikeli bir hata şudur ki; kalbine ilhamî bir tarzda gelen cüz’î manaları “Kelâmullah” tahayyül edip, âyet tabir etmeleridir. Ve onunla, vahyin mertebe-i ulya-yı akdesine bir hürmetsizlik gelir. Evet bal arısının ve hayvanatın ilhamatından tut, tâ avam-ı nâsın ve havass-ı beşeriyenin ilhamatına kadar ve avam-ı melaikenin ilhamatından, tâ havass-ı kerrûbiyyunun ilhamatına kadar bütün ilhamat, bir nevi kelimat-ı Rabbaniyedir. Fakat mazharların ve makamların kabiliyetine göre kelâm-ı Rabbanî; yetmiş bin perdede telemmu’ eden ayrı ayrı cilve-i hitab-ı Rabbanîdir.</em><a href="#_ftn49">[49]</a><em> </em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>Cenab-ı Hak kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u a’zam veya bir mürşid-i ekmel veyahud bir nevi Mehdî</em><em> hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmedîyi sallallâhü aleyhi ve sellem muhafaza etmiş. Madem âdeti öyle cereyan ediyor, âhirzamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u a’zam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır. Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir sâniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelâl; Mehdî ile de âlem-i İslâmın zulümatını dağıtabilir. Ve va’detmiştir, va’dini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua lâyıktır ki; eğer Muhbir-i Sadık’tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder. </em><a href="#_ftn50">[50]</a><em> </em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>Ve eskiden beri ve şimdi de çok safdil ve makamperest zâtlar, Mehdî</em><em> olacağım diye dava ederler. Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, âhirzamanın Büyük Mehdî ünvanını almamışlar.</em><a href="#_ftn51">[51]</a><em> </em></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><span style="text-decoration:underline;">Hulâsa:</span></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Bugüne kadar yazılmış kitaplarda herkes Mehdî aleyhisselâmın gelmesi ve onun askeri olabilmek kaygısı ile doludur. Aslında Mehdînin gelmesi demek, bir şeylerin yanlış gittiği ve kıyametin kopması demek olduğu unutuluyor. Eğer Mehdî gelecekse, gelecektir. Bize düşen Mehdînin gelmeyeceği ortamı hazırlamak ve gayret göstermektir. Bu şekilde biz gerçek manada Allah Teâlâ’ya kul oluruz. Bize kalırsa Mehdî’nin bir an önce gelmesini isteyenler işin neticelenmesini isteyerek sorumluluktan kaçıyorlar. Mehdînin gelmesi demek özgürlüğümüzün bittiği bir zaman olacağıdır. O geldikten sonra çalışmanın ve kulluğun içeriği boşalmış demektir. Mehdî’nin gelemeyeceği çağı Allah Teâlâ’dan isteyip kullukta ısrarcı olmak ne güzel bir haldir. İsteyen bir tarih versin, <strong><em>Allah Teâlâ bir kimsenin bulduğu ve uydurduğu tarihte Mehdî aleyhisselâmı göndermeyeceği aşikâr olmuştur.</em></strong> Bu şekilde bir şeyin olabilirliğini kabul etmek hata ve günahtır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Mehdî aleyhisselâm</em></strong> acı bir gerçeği gösterir ki, insanlık artık son bulacak demektir. Bu geliş belki sevinilmeyecek bir durumdan başka bir şey de değildir. Allah Teâlâ bizi Mehdî aleyhisselâmın gelme zamanındaki imtihandan muhafaza buyursun. Bizi ve gelecek nesillerimizi de bu olması takdir edilen vaktin fitnesinden emin eylesin.</p>
<p style="text-align:justify;">İbn-u Mes&#8217;ûd radiyallâhü anh anlatıyor: “Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki:</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Dünyanın <span style="text-decoration:underline;">tek günlük ömrü</span> bile kalmış olsa Allah Teâlâ, o günü uzatıp, benden bir kimseyi o günde gönderecek.” </em><a href="#_ftn52">[52]</a><em> </em></p>
<p style="text-align:justify;">Allah Teâlâ’nın kıyametten az önce bir zaman Mehdî aleyhisselâmı gönderecek olmasını temenni etmek bütün müslümanların biricik duası olması gerekir. Bu şekilde bu sıkıntılı günlerin zahmetinden emin olmak büyük bir lütuf olduğu bilinmelidir.</p>
<p style="text-align:justify;">Tek günlük ömür belki Allah Teâlâ katındaki günler hesabı ile olacak olursa bu ise dünya yıllarına göre bin yıl <a href="#_ftn53">[53]</a>, elli bin yıl <a href="#_ftn54">[54]</a> olur ki bu hadisenin olurluğu bize birçok yorumları ayrıca getirmektedir. Kısa ömürlü dünyanın yaşında dahi kesin bir bilgimiz olmadığına göre bu zamanın hükmünü Allah Teâlâ’ya bırakmak en güzelidir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Herkes Mehdîyi beklerken, bekledikleri Mehdî</em></strong><strong><em> kimdi?</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Ne Mehdî</em></strong><strong><em> geldi, nede kendileri Mehdî oldu.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Bildim ki, Mehdî</em></strong><strong><em> binlerce yıl sonra gelecek.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin kısa zamanı </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Dünyanın yaşına göre idi. Onun nübüvveti </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Diğer nebilerin zamanından uzun olması gerekir. </em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Çünkü O en faziletlimizdir.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><em>İhramcızâde İsmail Hakkı</em></strong></p>
<hr size="1" />
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1">[1]</a> Malûm ola ki bu ümmetün ömri on üç mi’e (100) dir ki bin üç yüz senedür (1300). Zirâ hâlen ki elf-i sâninün yüz otuz biridir.(1131) Tamâm-ı mi’e zuhûr-ı Mehdî ve nüzûl-i İsâ vâkı’ olub ânlarun devrleri dahi tamâm-ı mi’e sâliseye müntehi (1300) olmadan münkazi olub âlem-i ekvân envâr-ı hakâ’ikdan cüda düşüb bi-rûh olan beden-i zulmâni gibi kalsa gerekdür. Zirâ insân-ı kâmil rüh-ı âlemdür. (ÇETİN, 1999), s.121; (BURSEVİ), v.98a, 69. Varidat)</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2">[2]</a> <em>“</em><em>Kim evli değilse Şam&#8217;a göçsün, çünkü başka şehirlerde öyle karanlık fitneler kopacak ki oralardaki halkın çoğunun kurtuluşu güç olacak” </em>(aynı Vasıyyetnâme&#8217;den terceme).</p>
<p style="text-align:justify;">Sadreddin&#8217;in İstanbulda, Ayasofya Kütüphanesinde 4849 No. lu mecmuada Mehdî hakkında bir risalesi vardır. Mecmuanın son &#8211; risalesi olan ve ciltte sahifeleri karışan bu küçük risale (168. a &#8211; 180. a), Sadreddin, İbn-ül Arabî ile Ekberiyye mensuplarının fi­kirlerini anlamak bakımından pek değerlidir. Şeyh-i Kebîr, bu risalede,</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">İMÂM HASAN ALEYHİSSELÂM SO­YUNDAN OLAN MEHDÎ&#8217;NİN 613 RAMAZANININ YİRMİ YEDİNCİ CUMA GECESİ DOĞDUĞUNU (187. b),</p>
<p style="text-align:justify;">654 HİCRÎDE KENDİSİ GÖSTERDİĞİNİ (168. b),</p>
<p style="text-align:justify;">666 YILINDA, HALKIN, BİRÇOK ŞAŞILACAK ŞEYLERE ŞAHİD OLACAĞINI (180. a),</p>
<p style="text-align:justify;">683 YILINA KADAR DA İSA&#8217;NIN İNECEĞİNİ BİLDİRMEDEDİR (179. b).</p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">654 yılın­dan bahsedilirken, “vaktimizden üç yıl önce” kaydı, risalenin 651 de yazıldığını açıklar. Sadreddin&#8217;in bu risalesiyle İbn-i Sina&#8217;nın risalelerini muhtevi ola bu mecmuada, “81. b ve 87. B” de 697 hicrîde, yazılan, diğer bir nüshayla mukabele edildiğine dair iki kaydın mevcudiyeti, mecmuanın değerini arttırmadadır. (GÖLPINARLI A. , 1985), s.235</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3">[3]</a> (ERDOĞMUŞ, 2003), s. 25</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4">[4]</a> <strong>Merkum:</strong> Cem&#8217;olmuş, toplanmış, birikmiş</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5">[5]</a> İsra,73-76</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6">[6]</a> (GÜMÜŞEL, 2003), s. 18-19</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7">[7]</a> (GÜMÜŞEL, 2003), s. 98-99</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8">[8]</a> Dokuz yüzden kasd edilen aynî bir tarih mi? Belki 1900- 1915 yılıda olabilir. Bu senelerde I. Dünya harbinin olması kıyamete eş değer olması gibi mi? Belki 2900-2915 yıllarıdır. Allahu a’lem.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9">[9]</a> Özbekçe’si için bkz. <strong>Hakkul, İbrahim-Rafiddin, Sayfuddin, </strong><em>Bakirgon Kitobi, </em>Taşkent 1991, s. 57-62.<strong> </strong>(AHMEDOVA, 2006)<strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Süleyman Bakırgani kaddese’llâhü sırrahu’l-aziz</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Büyük Türk mutasavvıflarından biri olan Süleyman Bakırgani XII yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. O, Harezm bölgesinin Bakırgan obasında doğmuştur. Doğum tarihi net olarak bilinmemekle beraber tahminen 1186 senesinde olduğunu söyleyenler vardır. Asıl adı Süleyman olup <strong>Hâkim Ata, Kul Süleyman, Bakırgani</strong> gibi isimlerle de anılmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10">[10]</a> (YAMAN, Ekim,2002), s.26-32</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref11">[11]</a> (ÇİFÇİ, 2003), s.70</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref12">[12]</a> <strong>Submanik:</strong> Yaşadığı vuslat coşkusu ile vecd, kendinden geçme içinde dünyaya ve insanlara yaklaşan bir insan, <strong>Depresyon:</strong> Yaşadığı bu olağanüstü hâli içine sindirmek için konuşmayan, uzlet, halvet, inziva arayan insan, ağır bir vakası hali.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref13">[13]</a> Hz. Mevlâna kaddese’llâhü sırrahü’l-azîz filozofları tek kanatlı kuşlar olarak tanımlar.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref14">[14]</a> (ÇEÇEN, 2006), s. 93, (MISRÎ, 1223), s.52b (Günümüz Türkçesi ile yazıldı)</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref15">[15]</a> <strong>Nerdüban</strong><strong>:</strong> Merdiven</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref16">[16]</a> (MISRÎ, 1223), v. 76a</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref17">[17]</a> <strong>Tesmiye: </strong>İsimlendirme. Ad verme.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref18">[18]</a> <strong>Makdur:</strong> Güç. Kuvvet. Kudret.   Takdir olunmuş. Allah Teâlâ&#8217;nın takdiri. Daha evvelden takdir olunmuş</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref19">[19]</a> <strong>Bezl:</strong> Bol. Bol bol verme. Esirgemeden vermek</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref20">[20]</a> <strong>Mechud: </strong>(Cehd. den) Çalışmış uğraşmış, didinmiş, cehdetmiş.   Kuvvet, kudret, güç</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref21">[21]</a> <strong><em>“Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur. Ne besler ne açlıktan kurtarır.”</em></strong> Gaşiye, 6-7</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref22">[22]</a> <strong>Hamim:</strong> Sıcak ve kızgın su.   Yakın hısım, soy sop.   Samimi arkadaş.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref23">[23]</a> <strong>Gussa:</strong> Keder. Tasa.  Gam.   Boğaza takılan yemek.   Ağaç, diken</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref24">[24]</a> Niyazi-i Mısrînin <a href="http://katalog.ibb.gov.tr/fmi/xsl/yordam/y1_detay.xsl?-db=YordamBT01&#38;Eleme%23=%3d+&#38;T%c3%bcr=&#38;Alt+T%c3%bcr=&#38;%c5%9eekil=&#38;Ortam=&#38;%23008+Dil=&#38;%23008+Yay%c4%b1n+Tarihi=&#38;cYeniler=&#38;cAlanlar.op=bw&#38;cAlanlar=niyazi+m%c4%b1sri&#38;-token.aranankelime=niyazi%20m%C4%B1sri&#38;-token.tk=&#38;-token.gt=0&#38;-token.d=1&#38;-skip=11&#38;-find&#38;-token.yzyzm=yzm">Vezir Mustafa Paşa&#8217;ya mektub, </a><a href="http://katalog.ibb.gov.tr/fmi/xsl/yordam/y1_liste.xsl?-db=YordamBT01&#38;-token.d=1&#38;-token.gt=0&#38;-token.yzyzm=yzm&#38;%23050+082+S%C4%B1n%C4%B1flama=T816+N%C4%B0Y&#38;-find">T816 NİY</a> 1183 H Belediye Yazmaları &#8211; Depo BEL_Yz_K.000502/06, v.<strong> </strong>(72b)</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref25">[25]</a> Mesih, hem doğru sözlü hem de yalancı kişi anlamlarına geliyor. Hz. İsâ aleyhisselâma Mesih dendiği gibi, (yalancı anlamında) Deccâl’e de Mesih deniyor. Dolayısıyla iyilerin Mesih’i Hz. İsâ aleyhisselâm (veya buradaki yoruma göre Mehdî), kötülerin Mesih’i de Deccâl oluyor.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref26">[26]</a> On iki imamdan birisi olan beklenen Mehdî, 1200 yılının başında veya 1204 yıllarında kıyam edecek. Sonra Deccal de Mehdî’nin kıyamında ve huzurunda yedi senenin geçmesinden sonra ortaya çıkacaktır. Deccal’den yirmi sene sonra da güneş, battığı yerden doğacak.  Bu, hayvani sıfatların, insanlar üzerindeki galebesine işarettir.  Şüphesiz o, tabii,  şehvani karanlıklardandır tıpkı Deccal’in, âlemin yarısına işaret olması gibi. O da celaldir. Çünkü o kördür. İsâ aleyhisselâmın Hakk&#8217;a yürümesi sonraki zamanda bir hayr yoktur. O, İsâ, yeryüzünde kırk sene bekler ve büyük alametlerin çoğu da O’nun zamanında olur. Yecuc ve Mecuc’un çıkması onlardandır. Bu, Rasulullahın şu sözüyle işaret edilen insan-ı kâmildir:</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Yeryüzünde Allah Allah denmeyinceye kadar kıyamet kopmaz. “</em></strong> Yani yeryüzünde birbirini izleyen zikr ehli kalmayıncaya kadar âlemin cesedi için ruh gibi. Şüphe yok ki cesedin yok olması, ruhun gitmesinden sonradır. Mehdî’nin gelmesinden önce zamanın çocuklarını yaşarlarsa görebilecekleri birçok alamet gelir. Beni Asfar’ın çıkması alametlerdendir. Onlar Bosna’ya saldıran Frenklerdir. Karadeniz tarafından Moskovalılar, onlara yardım edecekler. Çeşitli küfür milletleri de böyledir. Bunların bazıları Allah’ın <strong><em>“ en yakın arzda” </em></strong>(Rum, 12) ayetinde delalet ettiği gibi 1098’de çıktılar. Bu ayet iki kelimedir ve harflerinin sayısı doksan yedidir. Cihadda galibiyet ve mağlubiyet arasında devreder durur.  <strong><em>“Birkaç yılda”</em></strong> (Rum, 3) Bu üç ile dokuz arasındadır.  Burada bahsedilen birkaç,  kâfirler cihetinden onda vuku bulmuştur. Ta ki büyük yenilgiden dolayı olan olmuştu. Allah Teâlâ izin verirse, galip gelirler, sözünün hükmünün açığa çıkacağı zaman gelecektir. Ve müslümanlar tarafından galibiyet vaki olacaktır. Ve insanlar Allah Teâlâ’nın izin vereceği zamana kadar güvende ve mutlulukta olacaklardır.  Sonra <span style="text-decoration:underline;">Bizans şehirlerinin çoğunda,  namaz kılmanın zorlaşacağı bir zaman gelecek.</span> Bilakis oranın halkı Şam’a intikal etmede sıkıntı çekecektir. Kâfirlerin saldırıları Haleb’e kadar ulaşacak. Allah Teâlâ, Haleb’i de Şam’ı da onların istilalarından korusun. Şüphesiz mukaddes arz oraya delalet etmeyecektir. (ÇETİN, 1999), s.143; (BURSEVİ), v.134b, 96. Varidat)</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref27">[27]</a> Hz. Kuddûsî kaddese’llâhü sırrahu’l-aziz  buyurdu ki:</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Şimdi 1842 senesi ki, kıyametin yaklaştığı zamandır. İslâm’ın neredeyse sadece ismi kaldı ve cihan halkı Hz. Mehdî</em><em> himmetine muhtaç oldular.”</em> (Kuddûsî, Tarihsiz), s. 32</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref28">[28]</a> <strong>“Asabiyyet” </strong>teriminin mahiyeti, İbn Haldun’un siyaset teorisinin candamannı oluşturur. Bu kavramın<strong> Mukaddime </strong>içerisindeki yerinin önemi çoğu araştırıcılar tarafından kabul edilmekle birlikte, üzerindeki yorumlar farklılıklar göstermektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">De Slane’nın <strong>Mukaddime </strong>çevirisinde asabiyyeti <strong>“esprit de corps” </strong>olarak yorumlamasından sonra Gastoun</p>
<p style="text-align:justify;">Bouthoulve daha sora Howard Becker ve Harry Elmer Barnes da aynı yorumu sürdürmüşlerdir.</p>
<p style="text-align:justify;">A.F.Von Kremer’in yorumu ise <strong>“topluluk duygusu” </strong>(“Gemeinsinn”), hatta <strong>“milliyetçilik fikri”</strong> (Nationalitatsidee”) olmuştur.</p>
<p style="text-align:justify;">Öte yandan, Hellmut Ritter, <strong>“dayanışma duygusu” </strong>(“feeling of solidarity”) karşılığını kullanmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Salahuddin Khuda Buksh ve Haroon Khan Sherwani’nin hemen aynı zamanlarda kullandıkları karşılık ise,<strong> “komünal ruh” </strong>(“communal spirit”) dır.</p>
<p style="text-align:justify;">Ernest Gellner, asabiyyetin ifade ettiği anlamı <strong>“sosyal iltisak” </strong>(“social cohe-sion”) ya da <strong>“askerî ruh”</strong></p>
<p style="text-align:justify;">(“martial spirit”) olarak görmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Manfred Halpern, <strong>“grup dayanışması” </strong>(“group solidarity”) yorumunu, bazı uzantılarıyla birlikte belirtmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">H. Topçuoğlu da <strong>“tesanüt bağı”, “sosyal irtibat bağı”, </strong>“sosyabilite” tanımlarını kullandığı bir tahlili geliştirmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Ervvin Rosenthal, asabiyyeti bir <strong>“dayanışma” </strong>(“solidarity”) ve <strong>“vurucu güç” </strong>(“striking power”) olarak irdelemektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Muhsin Mehdi, asabiyyeti <strong>“sosyal dayanışma” </strong>(“social solidarity”) olarak karşılamakta ancak bu karşılığın, kavramın genel anlamı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. F. Gabrieli ise asabiyyeti olduğu gibi kullanarak mahiyetini açıklamaya girişen yazarların başında gelir.</p>
<p style="text-align:justify;">F. Rosenthal, (The Muqaddimah&#8230;) çevirisi boyunca <strong>“grup duygusu” </strong>(“group feeling”) terimini kullanmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Z. K. Ugan ise (Mukaddime) çevirisi boyunca asabiyyet kavramını aynen kullanmaktadır. Görüldüğü üzere, özellikle çok sınırlı tuttuğumuz bir dökümde bile, asabiyyetin değişik tanım ve karşılıklarına rastlamaktayız. Aslında bütün bu ve diğer karşılıklar değişik yazarların yalnızca asabiyyet kavramını karşılamak için kullandıkları birer terim olmaktan çıkmaktadır. Yazarlar, Mukaddime üzerine yaptıkları genel yorumu doğrulayabilmek için asabiyyet kavramını da yer yer belirli bir değerlendirme “süzgeç”inden geçirmektedirler. XVIII. &#8211; XX. Yüzyıl gelişmelerine tarihten güdümlü bir biçimde dayanak aramak için yapılan <strong>“milliyetçilik” </strong>vb. zorlama-yakıştırmalar bir yana bırakılırsa yazarların kullandıkları karşılıklarda ve yaptıkları tanımlarda <strong>“hakikat payı” </strong>bulunmaktadır. Ancak bu <strong>“hakikat payları”, </strong>çoğu halde birer <strong>“pay” </strong>olmaktan öteye geçmektedir. Asabiyyetin; <strong>“sosyal dayanışma”, “komünal duygu”, “askerî ruh”, “sosyal birleşim-’yapışma’ </strong>(iltisak)<strong>”</strong>, <strong>“vurucu güç” </strong>gibi terimlerin ifade ettikleri anlamları belli ölçülerde içermekte olduğu söylenebilir. Bu karşılıklar asabiyyetin açıklanmasına yardımcı sayılabilir. Fakat asabiyyet teriminin gerçek mahiyetinin bütün boyutlarıyla anlaşılması, bu kelimeyi İbn Haldun’un kavramlaştırmasının bütün yönleriyle incelenmesine ve bu yönlerin iç ilişkilerinin araştırılmasına bağlıdır. Asabiyyetin bazı <em>“görünüm”</em>leri ve ortaya çıkış biçimleri aracılığıyla gerçek işlevine işaret edilmiş olunabilir, ancak Mukaddime’deki sosyal-siyasal doktrinde incelenen değişme sürecini meydana getiren ve bütünleştiren “harç”, asabiyyet, yine de tam anlamıyla kavranmamış kalır. Asabiyyetin ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeyi belirleyen ve değiştiren, bu gelişme karşısında değişen bir gerçekliği yansıtması; “Mukaddime’de ele alınan üretim ve sosyal hayat tarzlarına, <strong>“bedevîlik” </strong>(Çölde yaşayan. Göçebe. Medeni olmayan ve şehir hayatı yaşamayan) ve <strong>“hazarîlik” </strong>(Köyde ve kasabalarda yaşayanların yaşayış şekli ve tarzlarına ait. <strong>Şehirli. </strong> Sulh ve asâyiş, sükun ve istirahat zamanlarına mensub ve müteallik. Barış ve güvenle alâkalı.) e daha yakından eğilmemizi zorunlu kılmaktadır. Bedevîlik ve hazerîliğin anlaşılması ise, insanlığın geçirdiği genel evrelerin, <strong>“barbarlık” </strong>ve <strong>“uygarlık”</strong>ın, birbirleriyle ilişkileri açısından ele alınmasını gerektirmektedir. Uygarlığın genel konumlan yapıldıktan sonradır ki, bedevîlik ve hazerîliğin bu genel çerçeve karşısındaki durumu incelenebilir. Burada özen gösterilecek nokta; uygarlığa geçici ya da uygarlıkla ilişkiyi mümkün kılan barbarlık durumunun vurgulan-masıdır. Paralel anlamda, bedevîliğin de vurgulanması gerekecektir. <strong>(İbn-i Haldun’un Metodu ve Siyaset Teorisi, Ümit Hasan, İstanbul, 1998, s.205-209)</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref29">[29]</a> Enbiyadan (aleyhimüssalâtû vesselam) başkası için sallâllahü aleyke veya sallâllahü alâ falan ibn-i falan demek caiz olur. Zira Hazret-i Ali kerreme’llâhü veche Hazret-i Ömer radiyallâhü anh için sallâllahü aley­ke [Allah sana rahmet eylesin demektir], dedi. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem de: <strong>“Allahümme salli </strong>alâ âl-i Ebî Evfâ” deyip, âl-i Ebî Evfâ için böyle salât eyledi. (GEYLÂNÎ, 1979), s. 62</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref30">[30]</a> Asabiyeti oluşmamış topluluklar.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref31">[31]</a> (HALDUN, 2004), s.431-433</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref32">[32]</a> (TEKHAFIZOĞLU, 2005), s. 365</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref33">[33]</a> (BÖCÜZÂDE), s. 124-125</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref34">[34]</a> Ebû Dâvûd, Edeb, 116; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 194; Buhârî, et-Târîhu&#8217;l-kebîr, II, 107 (1853);Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebir, IV, 334; a. mlf, Müsnedü’ş-şâmiyyîn, II, 340 (1454), 346 (1468); Ebu&#8217;şŞeyh, Kitâbü’l-Emsâl fi&#8217;l-hadîs, s. 70 (115); Kudâ&#8217;î, Müsnedü’ş-şihâb, I, 157 (151, 219). Her ne kadar İbnü’l-Cevzî ve Sağânî hadisin “mevzû&#8217;“ olduğunu söylemişlerse de, Irâkî ve Sehavî gibi âlimler bu hükmü mübâlağalı bulmuşlardır. Irâkî “Hadis hakkında Ebû Dâvûd&#8217;un sükût etmiş olması bizim için yeterlidir. Mevzû&#8217; değildir. Kaldı ki za&#8217;fı da şedîd değildir, hadis hasendir” demiş, İbn Hacer de Irâkî&#8217;nin bu hükmüne katılmıştır. Sonuçta ihtiyatlı bir hükümle onun en azından “zayıf” olduğu söylenebilir. Bilgi için bkz. Irâkî, Tahrîcü ehâdîsi&#8217;l-İhyâ, III, 15; Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, II, 79 (1095); Elbânî, Silsiletü&#8217;l-ehâdîs ed-da&#8217;îfe, IV, 348 (1868). (UYSAL, 23 Bahar 2007 )</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref35">[35]</a> Tarih: 08 Kasım 1938. Prof. Dr. Neşet Ömer İRDELP:</p>
<p style="text-align:justify;">“Dilinizi çıkarır mısınız efendim” dedi. ATATÜRK dilinin yarısını dışarı çıkardı. “Biraz daha çıkarsanız.” dedi. Bunun yerine dilini tamamen çekti. Söyleneni anlamıyordu&#8230;Başını biraz sağa çevirdi dikkatle baktı ve</p>
<p style="text-align:justify;">“ALEYKÜMSELÂM” dedi. Ardından iki gün sonra ölümle noktalanacak son komaya girdi. KAYNAKÇA: “Avni ÖZGÜREL.RADİKAL.com.tr 2002”</p>
<p style="text-align:justify;">Selamdan sonraki söylenen sözlere vakıf olsa idik çok güzel olurdu. Ancak iyide olsa kötüde olsa insan için bir pişmanlık vardır. Ömür bitmiş her kul yaptığı ile kalmış, “keşke, keşke”leri ile öbür dünyanın yoluna çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">İnsanlara düşen fani olduğudur. Kendinden başkası hakkında bir yargıda bulunacağına kendi ahvali ile meşgul olması en uygun olanıdır. Ne olduysa hep iyi olmuştur, denilmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref36">[36]</a> M.H.Uluğ Kızılkeçili, http://www.ondokuz.gen.tr/ataninozkimligi.htm.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref37">[37]</a> Özcan, Mustafa, Gerçek Hayat Dergisi, Sayı: 352 &#8211; 20.07.2007</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref38">[38]</a> (GÜMÜŞEL, 2003), s. 85-86</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref39">[39]</a> (BÖCÜZÂDE), s. 16-17</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref40">[40]</a> (BÖCÜZÂDE), s. 109</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref41">[41]</a> (BÖCÜZÂDE), s. 20</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref42">[42]</a> (BÖCÜZÂDE), s. 43</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref43">[43]</a> Hicr,  29;  Sâd,  72.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref44">[44]</a> (ŞİMŞEK, yıl: 8 [2007], sayı: 19,)Tokâdî, <em>Tevil-i Ehâdis-i Eşrât-ı Sa’a</em>, vr. 14b.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref45">[45]</a> Cîlî, <em>el-İnsanü’l-kâmil</em>, c. 2, s. 54.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref46">[46]</a> Mesnevi, c. II, b.<strong> </strong><strong>815</strong><strong>-</strong>830</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref47">[47]</a> Mektûbat, s. 95</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref48">[48]</a> Mektûbat, s. 100</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref49">[49]</a> Mektûbat, s. 447</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref50">[50]</a> Mektûbat, s. 440</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref51">[51]</a> Emirdağ Lâhikası, s.267</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref52">[52]</a> Ebu Davud, Mehdî 1, (4282); Tirmizi, Fiten 52, (2231, 2232).</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref53">[53]</a> <strong><em>“Bütün işleri gökten yere kadar tedbir eder. Sonra o (iş) O&#8217;na bir günde yükselir. Onun (günün) miktarı, sizin saydığınızdan bin yıl (kadar) bulunmuştur.” (Secde, 5)</em></strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>“Ve senden azabın acele gelmesini isterler. Hâlbuki Allah vaadinde asla hulf etmez ve şüphe yok ki, Rabbin indindeki bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin yıl gibidir.”</em></strong><strong> (Hac, 47)</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref54">[54]</a> <strong><em>“Melekler ve Rûh oraya bir günde çıkarlar ki, oranın mesafesi ellibin yıldır.”</em></strong><strong> (Meâric, 4)</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>AHMEDOVA Zamira</strong> Türkler Arasında İslâmiyet’in Yayılmasında Tasavvufun Rolü [Kitap]. - Ankara : Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi Ve Sanatları (İslam Tarihi ) Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi , 2006.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>BÖCÜZÂDE Süleyman Sami</strong> Hakayık’ül-beyân fi eşkâli’l-ezmân “Yahut”“Ne Derekeye İnmiştik Ne Dereceye Çıktık” “Üç Devirde Gördüklerim” [Kitap].</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>ÇEÇEN Halil</strong> Niyâzî-i Mısrî’nin Hatıraları [Kitap]. - İstanbul : [s.n.], 2006.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>ÇİFÇİ Adil</strong> Abdulbâki Gölpınarlı&#8217;nın Hayatı ve Eserleri [Kitap]. - Sivas : Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü -Y. Lisans Tezi 136948, 2003.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>ERDOĞMUŞ Mecdî Muhammed eş-Şehavi trc. Seyfullah Seyfeddin</strong> Mesih Deccal ve Yecuc Me&#8217;cuc [Kitap]. - Çubuk : [s.n.], 2002.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>GEYLÂNÎ Seyyid Abdulkâdir trc. A.Faruk MEYAN</strong> Günye&#8217;t-üt Talibîn [Kitap]. - İSTANBUL : Çelik, 1979. - Cilt I-II.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>GÜMÜŞEL Hayreddin</strong> Beklenen Mehdi [Kitap]. - İstanbul : [s.n.], 2003.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>HALDUN İbn- trc: Halil KENDİR</strong> Mukaddime [Kitap]. - İstanbul : [s.n.], 2004.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Niyazî-i MISRÎ</strong> Mecmua-i Kelimât-i Kudsiye-i Hazreti Mısri [Kitap]. - [s.l.] : Bursa Sultan Orhan Kütüphanesi 690, 1223.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>ŞİMŞEK Halil İbrahim</strong> Kıyâmet ve Alâmetlerinin Tasavvufî Tecrübe Açısından Yorumlanışı [Dergi] // Tasavvuf, İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi. - yıl: 8 [2007], sayı: 19,. - s. 123-142..</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>TEKHAFIZOĞLU Abdullah</strong> Nur Risaleleri’ne Eleştirel Bir Yaklaşım (Risale-İ Nur’un İçyüzü) [Kitap]. - Ankara : [s.n.], 2005.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>YAMAN Bahattin</strong> Tercüme-i Cifru&#8217;l-Câmî [Kitap]. - Ankara : Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Doktora Tezi-113447, Ekim,2002.</p>
<p style="text-align:justify;">
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KURBANSIZ KURBAN BAYRAMI...]]></title>
<link>http://makulfikir.wordpress.com/2009/11/20/kurbansiz-kurban-bayrami/</link>
<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 21:14:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>makulfikir</dc:creator>
<guid>http://makulfikir.wordpress.com/2009/11/20/kurbansiz-kurban-bayrami/</guid>
<description><![CDATA[İlk başladığında belki de iyi niyetli,  kurbanı ve bayram sevincini paylaşmak amacıyla başlatılmış b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[İlk başladığında belki de iyi niyetli,  kurbanı ve bayram sevincini paylaşmak amacıyla başlatılmış b]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir Peygamber Duası...]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/11/17/bir-peygamber-duasi/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 05:24:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/11/17/bir-peygamber-duasi/</guid>
<description><![CDATA[Peyfamber efendimizin tebliğ için gittiği Taif&#8217;te karşılaştığı üzücü tepki karşısında yaptığı ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://paradies.wordpress.com/files/2009/11/praying.jpg"><img class="size-medium wp-image-3439 alignright" title="praying" src="http://paradies.wordpress.com/files/2009/11/praying.jpg?w=300" alt="" width="300" height="219" /></a></p>
<p>Peyfamber efendimizin tebliğ için gittiği Taif&#8217;te karşılaştığı üzücü tepki karşısında yaptığı şu duâyı yaptığı rivayet edilmiştir:</p>
<p>“Allahım, kuvvetimin zayıflığını, çaremin azlığını, bu insanların gözünde aşağılanmamı sana arz ederim.</p>
<p>Ey merhamet edenlerin en merhametlisi Allahım, Sen zayıf görülen (müstezafların) lerin Rabbisin.</p>
<p>Beni, asık surat, keskin dille karşılayan uzak düşmana ve işimi kendisine verdiğin yakın dosta dahi bırakmayacak kadar merhametlisin.<!--more--></p>
<p>Eğer Sen bana kızmamışsan ben bunların taşlamasına aldırmam.</p>
<p>Ancak senin afiyetin bana çok geniştir.<br />
Bana gazabının inmesinden, azabının üzerime çökmesinden, karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret işlerini düzelten yüzünün nuruna sığınırım.</p>
<p>Sen razı oluncaya kadar af dilemem devam edecektir.</p>
<p>Güç kuvvet ancak Seninledir.”</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamberimiz (A.S.M.) Kur’an’ı Nasıl Okurdu?]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/10/30/peygamberimiz-a-s-m-kur%e2%80%99an%e2%80%99i-nasil-okurdu/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 08:53:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/10/30/peygamberimiz-a-s-m-kur%e2%80%99an%e2%80%99i-nasil-okurdu/</guid>
<description><![CDATA[Peygamberimiz (A.S.M.) Kur’an’ı Nasıl Okurdu? Efendimiz (a.s.m.) Kur’an’ı sahabelerine okurken kelim]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Peygamberimiz (A.S.M.) Kur’an’ı Nasıl Okurdu?</p>
<p>Efendimiz (a.s.m.) Kur’an’ı sahabelerine okurken kelimelerin ve ayetlerin manalarına dikkat çeker, ayetlerin verdiği mesajı anlatmaya çalışırdı. İslam âlimleri de Kur’an’ın her ayetini düşünerek, ondan ibret ve dersler çıkararak okurlardı. Acaba bizler de Kur’an’ı gerçek anlamıyla okuyabiliyor muyuz?</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’le ilk defa Efendimiz (a.s.m.) muhatap olduğu gibi, ilk defa da o okumuştu. Ama asıl olarak Peygamberimize (a.s.m.) Kur’an’ı okumasını öğreten Yüce Rabb’imizdir. Peygamberimiz (a.s.m.) Kur’an’ı sadece okumakla emrolunmamış, okutmak ve insanlara öğretmekle de görevlendirilmişti. Bu görevini ayet şöyle bildiriyor:<br />
“Kur’an’ı Biz sure sure, ayet ayet ayırdık ki, insanlara fasılalar halinde okuyasın ve anlayıp öğrenmeleri kolaylaşsın.” (İsrâ Suresi, 106)</p>
<p>Bunun için Kur’an bir kalp ve gönül rahatlığı içinde huşû ile okunmalı, okurken ayetlerin mana derinliğini düşünmeye çalışmalı ki istifade ve hissemiz fazla olsun.</p>
<p>Rabb’imiz de Kur’an’ın bu şekilde okunmasını emrediyor:<br />
“Onlar Kur’an’ın manasını düşünerek okumazlar mı?” (Nisâ Suresi, 82)<br />
“Sana indirdiğimiz şu kitap çok mübarektir. Akıl sahipleri onun ayetlerini düşünsünler, ondan öğüt alsınlar.” (Sâd Suresi, 29)<br />
Kur’an okumayı büyük bir zevk haline getiren âlimler, Kur’an’ın her ayetini düşünerek, ondan ibret ve dersler çıkararak okurlardı. Bu zatlar aynı zamanda bir sünneti de yerine getiriyorlardı</p>
<div>.<br />
Hz. Ebu Zer’in rivayetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir gece sabaha kadar şu ayeti tekrar etti:<br />
“Ey Rabb’im, eğer Sen onları azabına çarptırırsan, onlar Sen’in kullarındır. Şayet bağışlarsan, muhakkak Sen hükmü her şeye galip, her şeyi hikmetle yapansın.” (Maide Suresi, 118)</p>
<p>Ashab-ı Kiram’dan bazı zatlar, kendilerine tesir eden ayetleri sık sık tekrarlar, saatlerce üzerinde düşünürlerdi. Bu hususta Elmalılı Hamdi Yazır şöyle der:<br />
“Ehl-i Kur’an, Kur’an’ı bir eğlence gibi okumaz. Elfazını (kelimelerini), maânisini (manalarını), ahkâmını (hükümlerini) cidden gözete gözete dikkatli, saygılı ve devamlı bir surette ve bilmediklerini, anlamadıklarını ehlinden sora sora, hüsn-ü niyetle, temiz kalp, temiz ağızla okurlar. Gelişigüzel, baştankara bir eğlence gibi okumazlar. Şarkı, gazel, roman, hikâye yerine koymazlar. Kemal-i hürmet ve edeple okurlar.”</p>
<p>Kur’an’ın gerçek muhatabı kimdir?<br />
Kur’an-ı Kerim’i okuyan kimse kendisini Kur’an’a tam bir muhatap olarak görmelidir. Anlayarak, anladıklarını düşünerek okumaya başladığı için de, her emir ve nehyin doğrudan kendisini ilgilendirdiğini bilmelidir.<br />
Sahabe-i Kiram’dan Hz. İkrime, Kur’an’ı öyle bir şuur içinde okurdu ki, “Bu benim Rabb’imin kelamıdır, bu benim Rabb’imin kelamıdır” der, Rabb’ine muhatap olmanın hazzını yaşardı.</p>
<p>Kur’an okurken geçmiş peygamberlerin ve ümmetlerin başından geçenlerden ibret almalıdır. Peygamberlerin türlü sıkıntı ve meşakkatler karşısında gösterdikleri o fevkalede sabır ve metaneti örnek alarak dersler çıkarmalıdır.<br />
Peygamberimiz (a.s.m.) her haliyle bir insandı şüphesiz. Çocuk oldu, genç oldu ve nihayet yaşı kemale erdi. Ama onu yaşlandıran unsurlar başkaydı. O’nun (a.s.m.) üzerinde yaşlılık izlerinin sebebi ayrıydı. Hayat yükü, dünya meşgalesi, iş, güç ve aile derdi değildi. O Kur’an’ın gerçek muhatabıydı. Kur’an onun ruhuna ve kalbine öyle işliyor, öyle tesirler vücuda getiriyordu, onu öyle bir hâle sevk ediyordu ki, vücut çizgilerini değiştiriyordu.</p>
<p>Bir seferinde Hz. Ebu Bekir (r.a.), Resulullah’a (a.s.m.) sordu:<br />
“Ya Resulallah, yaşlandınız.”<br />
Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdular:<br />
“Hûd Suresi, el-Vâkıâ, ve’l-Murselâtü, Amme yetesâelûne ve İze’ş-şemsu kuvvirat sureleri beni yaşlandırdı.” (Tirmizî, et-Tâc, 4:251; Kenzü’l-Ummâl, 1:573)<br />
Bu sureler kıyametin dehşetini, azametini ve kâinatın alacağı o korkunç şekli anlatıyordu. Kur’an’ın ifadesiyle “Çocukları ihtiyarlatan o gün” (Müzzemmil Suresi, 17) kıyamet günüydü.<br />
İşte, Efendimiz (a.s.m.) okuduğu bu ayetlerin manalarını ruhunda hissediyor ve “Bunlar beni yaşlandırdı” diyordu.</p>
<p>Ayetlerin öteye yönelik mesajları<br />
Efendimiz (a.s.m.) sahabilerin nazarını sürekli olarak ayetlerin manalarına çeker, İlahî maksatları idrak etmeye teşvik ederdi.<br />
Ebu Hüreyre anlatıyor:<br />
Resulullah (a.s.m) “O gün yeryüzü, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir” (Zilzâl Suresi, 4) mealindeki ayeti okudu ve:<br />
“Onun haberleri nedir, biliyor musunuz?” diye sordu.<br />
Sahabiler, “Allah ve Resulü en iyisini bilir” dediler.<br />
Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:<br />
“Yeryüzünün haberleri, sırtı üstünde işlediklerine dair erkek ve kadın her kul hakkında şahitlik etmesidir ki, ‘falan gün falan ve falan işi yaptı’ diyecektir. İşte yeryüzünün haberleri budur.” (Tirmizî, Tefsirü’l-Kur’an: 86)<br />
Efendimiz (a.s.m.), sahabelerin dikkatlerini kıyamete, kıyametin dehşetine, kıyametten sonra insanın başına gelecek hadiselere çekiyordu. Asıl haberin, gerçek haberin nelerden ibaret olduğu, insanın başına gelecek bu olaylara nasıl hazırlanması gerektiğini bildiriyordu.</p>
<p>Hz. Âişe anlatıyor:<br />
Resulullah (a.s.m.) Ay’a baktı ve “Ey Âişe!” buyurdu, “Bunun şerrinden Allah’a sığın. Çünkü o karanlığı çöktüğü zaman kapkaranlık olandır.” (Felak Suresi’nin üçüncü ayetini anlatıyor.) (Tirmizî, Tefsirü’l-Kur’an: 92)<br />
Bizim gibi Efendimiz (a.s.m.) de Ay’a bakıyordu. Fakat onun Ay’a bakışı, her bakışında olduğu gibi farklıydı. Ay’ın parlak ve güzel bir şekilde duruşunun bir gün gelip biteceğini, perdeleneceğini, kararacağını, her fani varlık gibi fonksiyonunu kaybedeceğini bildiriyordu. Çünkü Ay da kıyametin dehşeti karşısında varlığını ve güzelliğini koruyamayacaktır.</p>
<p>Sahabe-i Kiram her vesileyle, her seferinde, her fırsatta Peygamberimizden (a.s.m.) Kur’an’la ilgili bir şey öğrenmeye gayret ediyor, öğrendikleri her yeni hakikati anında hayatlarına geçiriyorlardı. Onların merakı, onların önceliği, onların öne çıkardığı ve onların üzerinde durdukları meseleler hep Kur’an çerçevesinde, Kur’an ölçüsünde ve Kur’an çizgisindeydi.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir vesilesini bulur, birer özel öğrencileri olan sahabelerine Kur’an hakikatlerini ders verirdi. Bir hediye gelse dahi o hediyenin arkasındaki asıl manayı ve güzelliği anlatırdı. Bir seferinde kendilerine bir hurma getirilmişti. Bakınız, bu hurmadan müminleri nasıl tarif ediyordu.</p>
<p>Rivayeti Enes b. Mâlik anlatıyor:<br />
Resulullah’a (a.s.m.) hurma ağacından yapılmış bir kap içinde taze hurma getirildi. Bunun üzerine Resulullah (a.s.m) “Kelime-i Tevhid’i Allah nasıl hoş bir ağaca benzetmiştir ki, onun kökü sabit, dalı ise semadadır. O güzel ağaç Rabb’inin izniyle her an meyvesini verir” mealindeki ayeti okudu ve “Bu hurma ağacıdır” buyurdu.<br />
“İnkâr sözü ise kökü yerden koparılmış kötü bir ağaca benzer ki kökleşip tutunacağı bir yer yoktur” mealindeki ayeti okudu ve “Bu da Ebu Cehil karpuzudur (acı dülek)” buyurdu. (Tirmizî, Tefsirü’l-Kur’an:15.)</p>
<p>Ayetlerin ardındaki önemli sırlar<br />
Yasin-i Şerif’i çeşitli zamanlarda, özellikle cuma günleri okuyoruz. Çok zaman üzerinde, manalarını düşünmeden, akla getirmeden, hayatımıza getirdiği güzellikleri anlamadan okuyoruz. Mesela güneşle ilgili bazı ayetler bu surede yer alıyor. 38. ayetin tefsirini Peygamber Efendimiz şöyle dile getiriyordu.<br />
Bu sohbeti Hazret-i Ebu Zer anlatıyor:<br />
Bir gün güneş battığı sırada Mescit’te Resulullah (a.s.m.) ile beraberdim. Resulullah (a.s.m.) dediler ki:<br />
“Ya Ebâ Zer, biliyor musun, güneş battıktan sonra nereye gidiyor?”<br />
“Allah ve Resulü daha iyi bilir” dedim.<br />
Resulullah (a.s.m.) “Muhakkak ki güneş, Arş-ı Âlâ’nın altında secde etmek için gidiyor, secde için önce izin ister ve ona izin verilir. Secde ettiği halde kendisinden bunu kabul edilmeyeceği zaman yakındır. O zaman da izin ister, fakat verilmez. Kendisine şöyle denir: ‘Geldiğin yere dön, battığın yerden doğ.’ O da battığı yerden doğacaktır.”<br />
Daha sonra Resulullah (a.s.m.) şu ayeti okudu:<br />
“Güneş de onlar için bir delildir ki, kendisi için belirlenen bir yere doğru akıp gider. Bu, kudreti her şeye galip olan ve ilmi her şeyi kuşatan Allah’ın takdiridir.” (Yâsîn Suresi, 38)<br />
Ve ilave etti:<br />
“Bu durma hadisesi ne zamandır, bilir misiniz? Bu, kişiye imanının fayda vermeyeceği, artık inançsız hale geldiği zamandır.” (Buharî, Tefsir, Yâsin: 1)<br />
Peygamber Efendimiz’in (a.s.m) Kur’an’ı Kerim’i okuma, anlama ve hayatında yaşamasıyla ilgili daha fazla bilgi Nesil Yayınları arasında çıkan “Hayatımızdaki Kur’an”, Kur’an’dan Reçeteler” ve “Olayların Kur’anca Yorumu” isimli kitaplarımızdan alınabilir.</p>
<p>Kur’an Sözlüğü<br />
Tecvid: Kur’an’ı güzel biçimde okumak için uyulması gereken kuralları içeren bir ilim dalıdır. Kur’an’ın güzel okunması Müslümanların geleneklerin de önemli bir yer tutar. Peygamberimiz “Kur’an’ı seslerinizle güzelleştiriniz.” buyurmaktadır.<br />
Mukabele: Kur’an’ın karşılıklı okunup takip edilmesidir. Kur’an’ın vahyedilmeye başlamasından sonraki her Ramazan ayında Peygamberimiz ve Cebrail o zamana kadar inen ayetleri karşılıklı olarak birbirlerine okuyorlardı. Bu durum 23 yıl sürmüştü. İşte Müslümanlar arasında yaygın olan Ramazan’da mukabele okuma geleneği, bir bakıma Peygamberimiz ile Cebrail arasındaki karşılıklı okuma örnek alınarak uygulanmıştır.<br />
Hatim: Bir şeyi sona erdirmek anlamına gelmekte olup Kur’an’ı baştan sonuna kadar usulüne uygun okumaya hatim denmektedir.<br />
Hafızlık: Kur’an’ın baştan sonuna kadar ezberlenmesine hafızlık, Kur’an’ı ezberleyen kişiye de hâfız denir. Peygamberimiz Kur’an öğrenimini tavsiye etmiş ve bu konu da “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” buyurmuştur.</p></div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[GERÇEK-GERÇEKLİK ]]></title>
<link>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/10/30/gercek-gerceklik/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 06:51:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailhakkialtuntas</dc:creator>
<guid>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/10/30/gercek-gerceklik/</guid>
<description><![CDATA[Gerçek ve gerçekliğin ne olduğu sorusu, tarih boyunca insanın kafasını en çok kurcalayan konulardan ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Gerçek ve gerçekliğin ne olduğu sorusu, tarih boyunca insanın kafasını en çok kurcalayan konulardan biridir. Gerçeklik üzerinde ilkçağlardan beri çok tartışılmış ve felsefenin ana sorunlarından olmuş ve çok sayıda ve farklı yorum yapılmıştır.</p>
<p>En genel tarifiyle <strong><em>gerçek, somut bir şekilde var olandır.</em></strong> Bu somut olarak var oluş; insanın bilincinden, olayları ve nesneleri algılayışından bağımsızdır. Bununla birlikte insan, yaşadığı ve algıladığı kadarıyla yetinmez ve <strong><em>“gerçek”</em></strong> olanı bulmaya çalışır.</p>
<p><strong><em>Gerçeklik ise, gerçek olarak var olan şeylerin aslını ifade etmektedir.</em></strong> İnsanın ulaşmaya çalıştığı şey, esasen tek bir <strong><em>“gerçek”</em></strong> olgu ya da nesneden öte, bunların aslı yani <strong><em>“gerçeklik”</em></strong>tir. Gerçeğin <strong><em>“ne olduğu” </em></strong>nu açıklamaya çalışan düşünürler, öncelikle gerçeğe <strong><em>“nasıl ulaşılacağı”</em></strong> sorusunu cevaplamaya çalışmışlardır. İnsanlar, yaşadıkları olayları, dünya ve diğer insanlar hakkındaki bilgi ve görüşlerini başkalarına aktarmak ister. Gerçek/gerçekliğin bulunmasında sorunlar giderilmesinde <strong><em>“inanç”</em></strong> mefhumu devreye girerek <strong><em>“olan/olmayan” </em></strong>nın sınırını kendi tayin ederek birinin gerçeğini batıl, kendi batılını gerçek görür. Bu böylece devam eder gider. Bu gerçek bilgisi de geleceği etkileyen faktör olur. Bazılarının gerçek kabul ettiği bir zaman sonra gerçekliğini kaybedince geçmiş çöküşe uğrar. Geçmişi çöken gelecekte artık ayakta duramaz.</p>
<p>[İslâm idealizmi, Hazreti Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin Mekke'de yaşadığı, hicretten evvelki yıllar esnasında inen ayetlerin meali içinde gelişti. İslâm ruhu bu devrede doğmuştur.</p>
<p>Hayatın pratik icapları ile mükemmel dünya adamı olmak arzusu içinde doğan muvaffak olmuş bir gerçekçiliğin (realizm), sonraki yüzyıllarda İslâm ruhunu hareketten durdurup menfaat ve muvaffakiyetlere tâbi kıldığını görüyoruz, İslâm âleminin içten yıkılışı, böyle bir realizmin eseri olmuştur.]<a href="/site%20dosyalar%C4%B1/sunulan%20yaz%C4%B1lar/Ger%C3%A7ek.docx#_ftn1">[1]</a></p>
<p>Bir dönem yükselmenin sebebi olan gerçeklik başka bir dönem yıkılmada etken olması kırılmanın olmasıdır. Mesela haricilerin Allah rızası anlayışı ile Hz. Ali kerreme’llâhü vechenin Allah rıza anlayışındaki gerçeklik karşı karşıya gelmiştir. Gerçek ile gerçeklik bir uyuşum içinde olmayınca kopmalar ve sonuçta yıkılmalar olur.</p>
<p>Sonuçta bilginin gerçek açısından önemsiz olmasıdır. Önemli olan ruhun geçmişten alarak geleceğe olan yaptırım gücüdür. Çünkü Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme Kafirûn süresinde <strong><em>“Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” </em></strong><a href="/site%20dosyalar%C4%B1/sunulan%20yaz%C4%B1lar/Ger%C3%A7ek.docx#_ftn2">[2]</a> emredilmesi bu sebepledir.</p>
<p>Gerçekliğin geçmişteki gerçeğin temeline bağımlı oluşu ile gelecek kendini gösterir. Bu ise geleceğe yönelik tahminin isabetli kararına eş değerdir. Bu ise iyi ve kötü olmaktan kurtulamaz. Bu nedenle katığına haram ve kötülük karıştıranın bilgisi gelecekte de gerçeği bulma ve isabet etme durumu olumsuzdur.</p>
<p>Düşüncesizce yapılan her hareketin bedeli ödenmesi mecbur olan borç olur. Bu borç Allah Teâlâ ve kul katında muhakkak tahsil edilecektir.</p>
<p>Geçmişini (şu an geçti) güzelleştiren için geleceğinin gülistan olacağını kim inkâr edebilir.</p>
<p style="text-align:right;"><strong><em>İhramcızâde İsmail Hakkı</em></strong></p>
<hr size="1" /><a href="/site%20dosyalar%C4%B1/sunulan%20yaz%C4%B1lar/Ger%C3%A7ek.docx#_ftnref1">[1]</a>TOPÇU Nurettin, <strong><em>Yarınki Türkiye; </em></strong>Hzl: Ezel Erverdi-Ismail Kara, İst. 1999, s.232s.232</p>
<p>&#160;</p>
<p><a href="/site%20dosyalar%C4%B1/sunulan%20yaz%C4%B1lar/Ger%C3%A7ek.docx#_ftnref2">[2]</a> Kafirûn, 6</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[muhammedi dua]]></title>
<link>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/10/24/muhammedi-dua/</link>
<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 14:07:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailhakkialtuntas</dc:creator>
<guid>http://ismailhakkialtuntas.com/2009/10/24/muhammedi-dua/</guid>
<description><![CDATA[MUHAMMEDÎ DUA (sallallâhü aleyhi ve sellem ve ala âlihî) [1] Ey Rabb´imiz; Sen çok yücesin, her kusu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h1>MUHAMMEDÎ DUA</h1>
<p align="center">(sallallâhü aleyhi ve sellem ve ala âlihî) <a href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p>Ey Rabb´imiz; Sen çok yücesin, her kusurdan pak ve münezzehsin. Sen, celâl ve ikrâm sahibisin.</p>
<p>Ey Allah´ım verdiğin nimetler için, Sana layık hamd ile şükür ederiz. Seni tespih ve takdis ederiz. İlham ettiğin hidayetlerden dolayı şükürler olsun;</p>
<p>Sunmuş olduğun bol ve kâmil bağışlar, eşsiz ve benzersiz geniş ihsanlar ve lütfettiğin tüm nimetlerin için övgüler olsun.</p>
<p>Kuvvet ve gücün yalnızca kendinde, yaratılmışların açılması ve kapanması kendisi ile olan Allah´ım, şükürler olsun.</p>
<p>Ey Allah’ım, önceden olan bir şeye dayanmadan ve bir eş ve benzerin olmadan, yaratıkları yaratmaya muhtaç değilken ve yaratmada kendine bir faydası yokken, kendi güç ve dileğinle her şeyi var ettin.</p>
<p>Gözlerin Sen´i görmesi, dillerin sıfatlarını beyan etmesi ve kavrayışların mahiyetini anlaması imkânsızdır. Sadece hikmetinin sağlamlığını bildirmek, itaati hususunda uyarmak, kudretini aşikâr etmek, mahlûkatını kulluğa çağırmak ve çağrını güçlü kılmak için bizleri vücuda getirdin. Sonra da bizleri kendi gazabından korumak ve cennetine sevk etmek için, itaatin karşısında mükâfatı ve isyanın karşısında da azabı vaat ettin.</p>
<p>Ey Allah’ım, şahadet ederiz ki, Sen´den başka bir ilah ve ortağın yoktur; birsin; Sen âlemlerin Rabb´isin.</p>
<p>Biz, Senin kulların, gücümüz yettiği müddetçe Senin ahdin ve va´din üzereyiz. Yaptıklarımızın kötülüğünden Sana sığındık. Bize verdiğin nimetini anarken günahımızı da arz ederiz ki, bizi dilersen affedersin. Nefsimize haksızlık ettik, günahlarımızı itiraf ediyoruz. Bütün günahlarımızı affetmeni diliyoruz. Çünkü günahları ancak Sen bağışlar ve affedersin.</p>
<p>Ey Allah’ım, nimetlerini artırarak bizleri şükretmeye çağırdın. Nimetlerin sayılmaz, şükrün eda edilmez ve ebedi oluşların idrak olunabilmeleri imkânsızdır.</p>
<p>Ey Allah’ım, takdir ettiğin şeylerin her durumundan haberdarsın ve işlerin sonunu ve olayların akışını en güzel bilensin.</p>
<p>Ey Allah’ım, aklımızın kavrayabilmesi için tevhit düşüncesini apaçık kıldın. Tevhidin özünü ihlâs kıldın ki, kalbimiz ona bağlansın.</p>
<p>Allah’ım, Senden hakkıyla korkmayı ve ancak Müslüman olarak ölmeyi bize nasip kılmanı diliyoruz.</p>
<p>Allah’ım Senden gerçekten korkmayı başarabilmek için ilmimizi artır.</p>
<p>Ey yakaranlara cevap veren, ey imdat isteyenlerin imdadına koşan, Ey güven isteyenlere emniyet sağlayan, üstün yardımınla bizi kuvvetlendirmeni diliyoruz. Kur´an-ı Kerim´de belirttiğin yardımla bize yardımda bulunman ile nimetlere kavuşalım.</p>
<p>Allah’ım emrini tamamlamak, kendi hükmünü geçerli ve kesin kılmak için Fahri Âlem Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizi son rasül olarak gönderdin.</p>
<p>Şahadet ederiz ki, Fahri Âlem Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz, Sen´in kulun ve son resulündür.</p>
<p>İnsanlar ve cinler Efendimiz sallallâhü aleyhi ve selleme iman ettiği gibi canlı ve cansız bütün eşyada iman etti.</p>
<p>Kıyamette diğer ümmetlere karşı Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemi ihsan ederek kulluğumuzu artırdın. Nimetini bollaştırarak da bizden şükür etmeyi istedin.</p>
<p>Yaratmadan önce O´nu seçmiştin. Beşer olarak göndermeden beğenmiştin. Âlemleri yaratmadan önce yani mahlûklar gayb âleminde korkunç perdeler altında saklıyken ve yokluk sınırının eşiğinde bulunurken O´nu Ahmet (beğenilmiş) olarak isimlendirdin.</p>
<p>Bizlere Habîbin sallallâhü aleyhi ve sellemi göndermeden önce ateş dolu bir uçurumun kenarında, taşın dibinde kalmış, hemen içilip tüketilecek olan bir yudum su; aç kişinin fırsat gözetmeden kapıp yiyeceği bir lokma; düşmanların ayakları altına düşmüş bir insanlardık. Güçlülerin belasına uğramış, azgınların elinde tutsak ve aşağılık bir hale düşmüş; insanların saldırıp yok etmesinden korkar olmuştuk.</p>
<p>O’nu son rasül olarak gönderdiğinde, insanlar O´nu tanımalarına rağmen bilerek inkâr ettiler.</p>
<p>Ey Allah’ım Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemin nuruyla üzerimize çökmüş karanlıkları aydınlığa çevirdin. Kalplerimizdeki küfrün düğümlerini çözdün; gözlerimizden şaşkınlık perdelerini giderdin. Böylece O, bizi sapıklıklardan kurtardı ve kör olan gözlerimizi açtı. Bizi sağlam dine davet etti ve hidayet eyledi.</p>
<p>Ne zaman ki, Allah’ım O’nu beşeri olarak aramızdan alınca bizdeki nifak düğümlerimiz tekrar açığa çıktı; din gömleğimiz yıprandı. Hâlbuki hakikatler açık, hükümlerin nurlu ve belirgindir; sakındırdığın şeyler ortada ve emirlerin açıktır. Ama bizler onları düşünmeden arkamıza atık. Ancak bizler sırt çevirmeyi hiçbir zaman istememiştik.</p>
<p>Bu halimizi fırsat bilen şeytan ve arkadaşları başını kendi yuvalarından çıkarıp, bizleri kendisine doğru çağırdı. Bizlerin de onun davetini kabullenmeye ve meyilli olduğumuzu gördüğünde; bizi tahrik edip; kışkırttı, yoldan çıkartmaya çalıştı.</p>
<p>Ey Allah’ım, Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz bizim sığınak yerimizdir. O´nun vasıtasıyla bizi kurtarmanı istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, ilk yaratılışta O´nu yarattın. Gördüğümüz ve görmediğimiz nurun şah damarı Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemi yaratılış hakikatinin mayası kıldın. Varlığından dolayı insanlık şeref buldu. Maddî ve manevî âlemler O´nunla var oldu. Fazilet hazinesini O´na teslim ettin. O da hazineyi yaratılmışlara kabiliyetleri miktarınca emrinle dağıttı.</p>
<p>Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem ezeli yurdundan isimler yurduna inen ilâhî emirlerin vasıtasıdır. Sana kavuşmanın mertebelerini ancak O´nun yanında bulabiliriz.</p>
<p>O Seni tanıtmak için ilâhî yurdundan terk edip, beşer âlemine gelmiştir.</p>
<p>O öyle bir incidir ki, elmaslar, yakutlar, hareketler, durgunluklar ve bütün şeyler O´ndan çıkar. O, birlik ve birin arasındaki ince latif çizgidir.</p>
<p>İlâhi hitaplarından çıkan suretlere O´nu sebep kıldın. Beşeriyetin anlayışından saklanmış sırları Manevî levhalardaki kalemler, O´nun eliyle ancak yazabildiler.</p>
<p>Besmeleyi O´nsuz manaya getirmedin. O mana ki, her şeydir.</p>
<p>Ol dediğin şeyde ancak O´nunla oldu. Çünkü nisbetler ve maddenin sırlarını O´na bağladın.</p>
<p>Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellemi zahir ve batının çözüm anahtarları yaptın. Kulluk ve rabliğin sırlarını O´nda toplandın.</p>
<p>Ey Allah’ım, O vacib ve mümküne vakıf iken O´nu beşeriyet âleminde gösterdin.  O´da kulluğu kendine şeref kabul etti. Kulluk şerefi de O´nunla açığa çıktı. Yaratılmışlar O´nunla kul olduklarını anlayıp ilahlık davalarından vazgeçtiler.</p>
<p>Ey Allah’ım, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem ulaşılmaz manaların yüksek nuru kıldın. Arşın hakikatlerinde ve doğru yolunun ulu kapısında şimşek gibi parlayan marifet güneşi eyledin.</p>
<p>Ey Allah’ım, O’nu İlâhi isimlerin tecelli ettiği kalbin, sıfatı noksanlık olan bu âlemin sırrını bilen kıldın. O´na büyük hilâfet elbiseni giydirdin. Vücuduna zamansızlık ve mekânsızlığı layık gördün.</p>
<p>Ey Allah’ım varlığın ancak sır olmaktan Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem ile açığa çıktı. Sana kavuşma vasıtalarının kilitlerini O´nunla açtın.</p>
<p>Ey Allah’ım, O’nu varlığın kemali, ezeli şeylerin başlangıcı, ebedi olan nesnelerin son mührüdür.</p>
<p>O, Sen´inle meşgul olup dünyayı terk eden, geçmiş ve geleceği bildirdiğindir. O´nun şeriatı ile mülk ayakta durabilmiş ve gizli âlemdeki rahmetini dünyaya çekti de, Sen´in cemalini celp etti ve celâlin sakin oldu.</p>
<p>Ey Allah’ım, O’nu teveccühlerinin kıblesi yaptın da isimler ve sıfatlar elbiselerini giyebildiler. Rütbeleri O´na tayin ettirdin. Hak ve batılı birbirinden O´nunla ayırdın.</p>
<p>Ey Allah’ım, O´nun imanı ve amelini bütün insanlığa kâfi kıldın. O´nun kendine has ilmi yoktur. O´nun ilmi Sen´in ilmindir. Çünkü kendine ait ilmini terk etti.</p>
<p>Ey Allah’ım, O´nun tek düşüncesi Sen oldun. Hiçbir sevgiyi kendine yar etmedi. O, Sen´de kendini buldu ve varlığını Sana feda etti. Çünkü vücuda benlik vermek en büyük günahtır. Günah işlemediği halde yüzlerce tövbe eder, Sen´in yüceliğini tasdik ederdi.</p>
<p>Ey Allah’ım, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemi, beşeri kayıtlardan korumuştun. O´na verdiğin yakınlığı kullarına dahi Sen tarif etmek istemedin. Manevî katında olan yakınlığını ise saklı tutup açıkça da anlatmadın. Çünkü o hali ancak Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellemin kendi anlayabilirdi.</p>
<p>Sen O´nunla O Seninle; Sidre-i münteha O´na layık kıldın. Fakat O´nun gözü Senin ne varlığına takıldı, nede ayrıldı ve karışmak istedi. Bu yakınlıktan dolayı sarhoş olup yanında kalmak arzusuna da düşmedi. Güzel sevgilin kulluğuna yönelip Sen´i tercih etti.</p>
<p>Ey Allah’ım, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemi çok seversin. Çünkü O´nu öyle yarattın ki, kendisiyle düğümler çözülür, sıkıntı ve zahmetler kolaylaşır, ihtiyaçlar karşılanır, isteklere ve güzel sonuçlara ulaşılır. Kendisinin yüzü suyu hürmetine rahmet istenir.</p>
<p>Ey Allah’ım, Habîbin sallallâhü aleyhi ve sellemi benzeri, ikincisi ve yokluğu olmayan mecburî ve gaye kıldın.</p>
<p>Bütün ilimlerin icadı O´nunla oldu. Hakikatin ilmine kavuşmak isteyeni O´ndan almaya mecbur kıldın. O, her sırrın sırrı, hakikatlerin zorunlu gerçeği ve İslam toplumunun sahibi ve efendisidir.</p>
<p>O, secde yerlerinin nurudur. Hayat yolunda kalplerin huzur bulduğu garipliğimizi gideren latif arkadaşımızdır.</p>
<p>Ey Allah’ım, O’na nasıl salât ve dua kılmayız. Çünkü O Sana layığı ve kemal ile en çok hamd eden, ikincisi olmayan, övülmeye layık, günahları mahveden, cehennemden bizi çıkarabilecek en mükemmel kulundur. Ayıplardan maddi ve manevi günah kirlerinden temiz, güzel kokulu,  sevgilindir.  Öncekileri ve sonrakileri, maddiyat ve maneviyatı, ümmetini sevgi ve kardeşlikte birleştiren, en son rasülündür! Yeri geldiğinde en büyük cengâver, güzel huyları kendisinde toplayan, güzelliğin baş tacı, kulluk kıyafetini giyen, devamlı ibadet eden, sırların kendisine saklı olmadığı, Sen’in kendisi ile bizzat görüştüğün, razı olduğu işleri en güzel bilen ve yapanındır. Kurtuluşa sebep olan salih amelleri bilen ve sevdiren, doğruyu anlatmada sabrı azalmayan, Sen’den yardımı eksilmeyip devamlı olan, kıyamette bizi başına toplayacak, mazlumların sahibidir,</p>
<p>Ey Allah’ım, sevdiğinle Sen´den istiyoruz. Çünkü O, kulların efendisi, tevhit ehlinin ve büyüyen dairelerin imamı, sırlar levhası, nurların nuru, sıkıntıda olanların sığınağı, en mükemmel bilgileri kendinde toplayan Kutbu Rabbanî, en üstün iman elbisesinin belirgin nişanesi, cömertlik ve iyiliğin kaynağı, semavî himmetler sahibi, ilahi ilimlere erişmiş olan, ezelî minberdeki hatip, insanlık âlemindeki ilâhi nur, celâl tacı, cemal cazibesi, kavuşma güneşi, ilahi yurdun izzet ve şerefi, vücut letafeti, her mevcudun hayatı, ilahi saltanatın en yücesi, ilahi kudret ve yüce sanatının açık misali, beğenilenin açık nişanesi, ilahi yakınlığa kavuşmuş olan has kişilerin özüdür.</p>
<p>Ey Allah’ım, Sen´in büyük sırrın; hakikî, kıymetli gerçek dostun; hareket eden şeydeki kuvvet, hakikati ayakta tutan, ilâhî emirleri yüklenici, kulluğun gerçeğini yaşayan, sultan, rahmetin babası, ilmin efendisi; kuruntuların, zulmetin ve şeytanın vesveselerini nuruyla silip kesen, keremli şefaatçi, temizliğin ve saflığın timsali, O´nunla yokluğu vücuda getirdiğin, zerreleri çıkardığın, kudretli Kâbe´n, akılların secde ettiği, yarattığın mükemmeliyet, kaza ve kaderi tespit eden, Sen´den Sana ve Sen´inle istediğimiz güneştir.</p>
<p>Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellem Sen´inle dostluk kurmuş, “dünyalara sığmam kalbe sığarım” dediğin kalbin, <strong>“Bana kulluk edin”</strong> dediğin hitabın gerçek muhatabı da O olmuştur. <strong></strong></p>
<p>Ey Allah’ım, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemi ne güzeldir. Bizdeki lekeleri O´nun aynasına bakınca görebildik. O´ndan ne zaman yüz çevirirsek, muhakkak aslımızı bozardık.</p>
<p>Ey Allah’ım, biliyoruz ki, O’nu Levh-i mahfuzu yazan kalemden dökülen nurlu harfleri yazan, mukaddes feyizlerini dağıtan, Sen´i sayılara ihtiyaç duymadan bir olarak bilen, âlemlerin birleştiricisi olan,<em> </em>İsm-i Azam kıldığın sevgilindir.</p>
<p>Ey Allah’ım, O varlık âlemini yüzü suyu hürmetine yarattığın ve O´nun sebebiyle eşyaya var olma ruhsatı verdiğin, iyilik ve cömertlik sahibi, kutsadığın, yaratılışında harikalar görülen, ilimlerin ulaşamadığı, sırlarla korunmuş, mertebesine erişilmeyen, anlatılamayacak rabbanî güzellik, kemal sahibi, hakikatin doğduğu ve övülmesi mümkün olmayan, katında kıymetli olduğu bilinen bir kulundur.</p>
<p>Ey Allah’ım, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve selleme olan nispet ve yakınlık ne güzel bir nispettir. O, bizi ve insanları azabından korkuttu. Müşriklerin yolundan yüz çevirtti. Şirkin belini kırıp, halkı hikmet ve güzel nasihatle Sen´in yoluna çağırdı; putları kırdı; küfrün önderlerini yüzüstü yere serdi. Sonunda kâfirler topluluğu hüsrana uğrayarak üstünlüklerini kaybettiler.</p>
<p>Ey Allah’ım, O, davasından geri dönmezdi. Zat-ın için zahmete katlanır, emrinde ciddiyet gösterendi. Her zaman kulluğun ışığını açık tutardı. O’nunla bulduğumuz nimetleri çevremiz görürken bizler hissetmedik.</p>
<p>Ey Allah’ım istiyoruz ki, kayıtlardan kurtulup Sana kavuşalım. Fakat her şey yine Sen´in takdirindir.</p>
<p>Allah’ım varlığımız Efendimiz sallallâhü aleyhi ve selleme kıldığın salât iledir. Bu salâtın bizde can, kan ve ruh oldu. Küfrün karanlıklarını, sıkıntılarını bizden uzaklaştırdı. Fâni dünyada baki hayatın diriliğini verdi.</p>
<p>Ey Allah’ım, O’nu ne güzel yarattın. Mübarek vücudu çok temizdi. Teri nezih ve kokusu çok güzeldir ki, ne miske ne de ambere benzedi. O´nunla tokalaşan kimsenin, o gün elinden güzel kokusu gitmezdi. Mübarek elini hangi çocuğun başına sürse o çocuk diğer çocuklardan güzel kokusu ile fark edilirdi. Hiç bir koku onun terinden daha güzel kokmadığına her şey şahitti. Bir yoldan geçse, O´ndan sonra, o yoldan geçenler, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemin oradan geçtiğini güzel kokusundan bilirlerdi. Has bir kokusu var idi. Hariçten bir koku sürünmüş değildi. Mübarek yüzüne değen mendili asla ateş yakmazdı‎. Mübarek gözleri çok kuvvetli görür ve önden gördüğü gibi, arkadan da görürdü. Ayrıca karanlıkta da görürdü. O´nun hakikatini gece üzerine koydun, karardı; gündüz üzerine koydun, ağdı; semalara koydun, direksiz durdu; bütün kâinata koydun, hayat buldu.</p>
<p>Ey Allah’ım, O´nun kıymetini ancak Sen bilebilirsin. Dua edenlerin duasını, O´nun ismini anmadan kabul etmezsin.</p>
<p>O Sen´in nurlarının denizi, sırlarının madeni, kulların ruhlarının ruhu, paha biçilmez inci, benzersiz güzel koku, mevcudatın aşk ve mayasıdır. O gizli âlemin özüdür.</p>
<p>O, kâmillerin ulaşmak istedikleri şeref yeridir. O´nu gökte Ahmet yeryüzünde Muhammed diye andın. Ahmet isminde, Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellemin bütün isimlerini topladın. Ahmet´in elifini ulûhiyet ve yüceliğe delâlet kıldın. Bu ismini göktekilere zikir olarak verdin.</p>
<p>Ahmet sırrı; ilahlık ve mahlûk sırlarının birleştiği mihraptır.  Muhammed sırrı da batılı haktan ayırandır. İsminin M´si sırların H´sı rahmetlerin, ikinci M´si ilimlerin, D´si derecelerin kaynağıdır. O´nun gibisi doğmadı ve doğrulmayacaktır. O’nu kulların ihtiyaç kapısı, nebiler ve rasüller içinde yaratılışı en mükemmeli, insanlığın irşadına vazifeli biricik önder, Sen´i bulmayı O´nu bulmaya bağlı kıldın..</p>
<p>Ey Allah’ım, her şeyi O´nun arkasından yürümekle şerefli kıldın. O’na bir işareti ile ayı yardırdın da, O’nun gözünü yükseklere ağdırmadın.</p>
<p>Ey Allah’ım, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, razı olduğun şefaatin sahibi, isteklerini ümmetine saklayan, insanların şefaat için başvuracağı derman, tek başına Makam-ı Mahmut´ta durabilme gücü verdiğindir. O´nunla hikmetin, rahmetin, mülk ve melekler âleminin hazineleri açığa çıkarttın. O’nu celâlin tecelli ettiği, cemalin de baktığı güzellikler yakutun eyledin.</p>
<p>Ey Allah’ım, O’nu ilâhi lütufların tecelli edebileceği asilindir. Kutlu nefesler O´nun ruhundan bizlere akar. İmdat için gelecek yardımını ancak O´ndan getirdin. Cömertliğe ancak O´nunla ad buldurdun. O’nu fertler içinde seçilmiş büyük ve sıfatına ulaşılmayacak biri, kıldın ki, O’nun kabrine dahi uğrayan âşıklarına Nübüvvet nurunu kabrinden parlatıp, kalblere feyiz verip ve konuşturdun.</p>
<p>Ey Allah’ım, yaratılışı benzersiz olan ve sırları toplayan Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem ile bizi yakınlığına ulaştır. Yakınlığın sırları Sen´den O´nun nefsine, oradan cesedine, oradan kalbine ve bizlerin üzerine indirmeni istiyoruz.</p>
<p>Bu âleme teşrif buyurması rahmet olan Efendimiz sallallâhü aleyhi ve selleme, başlangıçları ve sonları olmayan; okundukça artan, tükenmeyen; mahlûkatından geçenler ve kalanlar, ister mümin, ister kâfir olsun; Sana belli olan şeyler; sayıcınca, gözümüz açıp kapayınca, nefes alış ve verişteki her anımızda sayıların sonsuzluğu, sınırları ve boyutları kaplayan salât ile salât ve selam ederiz.</p>
<p><strong>Ey Allah’ım, sırların kendisinden fışkırdığı, nurların kendisinden infilak ettiği; hakikatlerin kendisine yükselip, gerçeğini bulduğu; ilimlerinin kendisine inip de O´nun karşısında mahlûkatın aciz kaldığı; O´nun karşısında anlayışların zayıf kalıp bizden önce ne geçmiş, ne de gelecek hiçbir kimsenin kendisini idrak edemediği; melekler âleminin bahçeleri O´nun cemalinin çiçekleri ile güzelleştiği; Ceberut âleminin havuzları O´nun nurlarının feyzi ile dolup taştığı; her şeyin O´na bağlı olduğu; huzurunda durabilen, birliğini, sayıların bir sayısına ihtiyaç duymadan gören ve bilen; O´nu mahlûkattan ayıran </strong>Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemin<strong> </strong>soyuna bizi ilhak eylemeni, O´nun sahip olduğu şerefi bize layık kılmanı istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, huzuruna giden yolda, yardımınla kuşatılmış olarak, O’nun yolu ile bize yardım et ve bize öyle tanıt ki,  cehalet kanallarından kurtulup selâmet bulalım da, fazilet pınarından kana kana içelim.</p>
<p>Ey Allah’ım, en büyük sırlar sahibi olan Hz. Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizi ruhumuzun, hayatı kıl. Ruhunu, hakikatimizin sırrı,  hakikatini Hakk´ın gerçekleşmesi ile âlemleri kuşatan kılmanı istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz ile bizi batılın tepesine öyle indir ki, beynini dağıtalım. Tevhidin hallerinden süratle geçir, birliğin deryalarına al ve kaynağına gark et ki; nereye baktıksa Sen´i, O´nunla bulabilelim. Uzaklığımız, O´nunla üzerimizden soyulsun. O´nunla biz hidayetten haberdar olalım.</p>
<p>Ey Allah’ım, zati sıfatının nurları Sen´den O´na, O´ndan bize dağılsın. O´nunla görelim, O´nunla işitelim, O´nunla bulalım, O´nunla hissedelim. İlâhlığın hakkı için, böyle olduğunu, bize göstermeni,  O´nu tanımayana da marifet kapısını kapatmanı istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, O´nun gibi yaratılmışlar içinde sırları konuşan olmadığı gibi, benzeyeni de olmadı ve olmayacaktır. O´nun yolunda olanlardan ve halifelerinden razı olmanı istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, Sen´in birliğinin toplayıcı kudreti ile Âdemi (yokluk) mihrabında, meleklerin ruhları O´na bakarak secde ettiler. <strong><em>“Âdem suretimde yaratıldı”</em></strong> diye Efendimiz Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellemden bahsettin. Melekler, bu hakikatin sırrına şahittir.</p>
<p>Ey Allah’ım, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem bütün işlerde açık hüküm sahibi, ruhu ile batını, ferdiyeti ile cismâniyeti, verdiği hükümlerde muradını arayan gözetleme yeridir.</p>
<p>Ey Allah’ım, O’nu görülen âlemde derecelerin sahibi kıldın. Yardımını üzerimize göndermeni istiyoruz. Kutlu nefesi üzerimizde olsun, ruhumuz hayat bulup, olaylar üzerine kuvvetimiz ve silahımız olsun. O´ndan bizi ayıracak bir şey istemiyoruz. O olmasa idi Sen bizi, yok ederdin. O bizi Sen´den koruyan perdemizdir de.</p>
<p>Ey Allah’ım, Zamanı, O´nun emrine verdin. Çünkü O´nunla emniyet vardır. Böylelikle nefsimizin ve hakikatin sırları bize açılmasını; evvelin, ahirin, zahirin ve batının suretlerini ve şekillerin belirmesini görelimde suretlerimiz Sen´in istediğin şekle dönüşmesini istiyoruz. Varlığımız aslında önemli bir şey olmadığı gibi, neticesinin de bir manası yoktur. Bütün kuvvet ve kudretimiz ise hep O´dur. Efendimiz O olsun ki, Sen’den her işimizde menfaat bulamayı diliyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, salât ve selâmın yaratılmışların en mükemmeli, yerlerin ve göğün Efendisi, hazinelerin sırrına ulaşılması için gerekli tılsım, varlığın özü, âlemlerin devamına sebep olan sırrın Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellemin üzerine olsun.</p>
<p><strong><em>“Muhakkak ki, Allah ve melekleri nebi üzerine salâtta bulunurlar. Ey iman etmiş kimseler O´nun üzerine salâtta, teslimiyetle selamda bulunun.”</em></strong><a href="#_ftn2"><strong><strong>[2]</strong></strong></a><strong> </strong></p>
<p>Ey Allah’ım, Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellem ile imanı bizler için şirkten temizlenme vesilesi kıldın.</p>
<p>Ey Allah’ım, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve selleme salât ve selâm etmemizi bize emir buyurdun. Bizde emrine itaat ettik. Ne var ki, O´nun şanına layık bir salât ve selâm etmeye gücümüz yoktur. Aciz olduğumuzdan tarafından yardımını talep ederiz. Bizzat Sen, şanına layık salât ve selâm kıl. Bizler işlerini Zat-ı Âli´ne ısmarlamakla huzur bulmuşuz. Salât ve selâm işimizi dahi Sana ısmarlıyoruz.</p>
<p>Allah’ım, biz Habîbin sallallâhü aleyhi ve sellem ile Sana tevessül ediyoruz. O´nu aydınlık bir vasıta, Yüce makam sahibi ve yüksek bir aracı kıldın. Onun vasıtasıyla Sen´den şefaat etme ihsanını bekliyoruz. O büyük şefaat sahibidir ve en saygıdeğer vesilenin ta kendisidir. O, <strong><em>“Kâbe kavseyni ev edna”</em></strong> sırrına ulaşmıştır.</p>
<p>Bizi O´nun vasıtasıyla zat, sıfat ve fiillerinin; isim ve yapıtlarının hakikatine eriştir. Ta ki, Senden başkasını görmeyelim, işitmeyelim, hissetmeyelim ve âlemde Senden başkasını bulmayalım.</p>
<p>O´na vesile ve fazilet makamlarını ver, şeref ve yüce dereceler ihsan kıl. Onu, vaat ettiğin <strong><em>Makam-ı Mahmud´</em></strong>a eriştir. Onun sancağı altında bizi toplayıp, <strong><em>Makam-ı Mahmud</em></strong>´unda yükselen izzet ve şerefine gark eylemeni istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, Efendimiz Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve selleme öyle bir salât kılmanı diliyoruz ki, mahlûkat yaratılmazdan önce zatının yalnızlığında O´na kıldığın, Sen´in yanında bulunup bize tarif ettiğin mertebelerinde, hislere açık, delile ihtiyaç olmayan olsun. Ayrıca ferdi varlığının devamı müddetince salâtının devamını da istiyoruz.</p>
<p>Allah’ım fazilet ve rahmetinle bizi O’nun şahsiyetine kavuşturmanı, bizim şahsiyetimizi O´nunki ile aynı kılmanı, yaratılışımızın başlangıcında da, sonunda da bizi O´na yakın etmeni, dostluğunun sevgisine, muhabbetinin saflığına, basiretinin nur kapılarına, iç âleminin sırları toplayıcı özelliğine, merhametinin acıyıp koruyuculuğuna ve nimetlerine eriştirmeni diliyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem ezelden ebede insaniyetin aslıdır ve kıyamete kadar da baki kıldın.</p>
<p>Şahsî rahmetini müşahede ederek kulluk makamında yüksek dereceleri aşarak birliğine ulaştırdın. Kendi isteği ile O´nu bu dünyadan aldın kendine götürdün. Böylece bu dünyanın zorluklarından kurtulup yüksek meleklerin eşliğinde Sen´in rızanla kuşatıldı ve yüce civarına yerleştirdin.</p>
<p>Ey Allah’ım, O´na öyle bir salât ve selâm kıl ki, Sen´i hoşnut ettiği gibi, O´nu´da hoşnut etsin ve bizden hoşnut olmaya sebep olsun. Devamınla devam etsin, bekanla baki kalsın. Sen´in ilmin hariç, salât ve selâm için bir son olmasın. Sayılarla sayılmasın, hesabı yapılmasın ve tükenmede olmasın. Devamlı ve peş peşe bağlanarak gitsin. Zerrelerimize işlesin de aklımız, ruhumuz ve cesedimiz O´nda fena bulsun. Böyle olacağına da imanımız vardır.</p>
<p>Ey Allah’ım, Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellem ile emniyette olup, yaşamakta zorlanmayalım. İslâm´ın ve aşkın kapıları bize açılsın. Lâilâhe illallah kalesine O´nunla girebileceğimiz gibi, Sana açılan kapı ve yolda O´dur. Başka bir yolda yoktur. Seninle buluşmakta ancak O´nunla olabilir. Yaratılmışların noksanlıklarından ve kusurlardan, varlığına ait olgun sıfatları, O´nunla arıtırız. O´nun şeref ve izzeti de noksanlıklardan ve olumsuz şeylerden yücedir.</p>
<p>Ey Allah’ım Sen´i tesbih, tazim, yüceltme, ululama ve büyüklemeyi, ezelden ebede kadar ancak Efendimiz Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem yapabilir. Cemal ve celal sıfatını bir bakışla ancak O görebilir.</p>
<p>Salât ve selâmın; ebedi yüzük taşı olan Habîbin sallallâhü aleyhi ve sellemin ebedi olan açık lisanı üzerine olmasını istiyoruz. O’nu, işitenlerin işitme, hareket edenlerin hareket, sakin olanların sükûnet, oturanların oturma, ayakta duranların durma sebebi kıldın.</p>
<p>Allah’ım, <strong>Muhakkak ki O; Sen´in, Sana delâlet eden en cami sırrındır. </strong>O´nunla, O´ndan, O´na; ezelle ebed arasını dolduracak ölçüde; sayı kapsamına girmeden; belirli bir zamana sığmadan bir göz açıp-kapama; şimşek çakması gibi bir zamanda; her nefeste; Sence bilinen mahlûkat sayısınca; sayısal mertebelerdeki sonsuz sayılarla;  bildiğin şeyler sayısınca; <strong>Sen´den O´na, Sen´in şanına yakışır ve O´nun da layık olduğu bir salât </strong>ve selâm <strong>olsun. </strong></p>
<p>Ey Allah’ım, O´nu Melekler bahçesinde ezelî lisan söylemiş; yüce makamlarda en güzel şekilde tekrarlamış, keder ve sıkıntıları gidermek için niyazda bulunulmuş ve çözümü zor hususların defedilme çaresi olan salât ve selâmın, O’na olsun. O´na nice ihsanlar ve nimetler verdin, yardım ettin, elinden tuttun, kendine yaklaştırdın, feyizlerle suladın, saygı gösterilmiş ve üstün tuttun, ahlâkın en tatlısı, Sen´in apaçık nurun, ezelî kulun, en sağlam urganın, sağlam kalen, hikmetli celâlin, keremli cemalin kıldın.</p>
<p>Ey Allah’ım, salâtını, öyle bir makamda söylendi ki, orada mekân ve zaman, “nereye”, “ne yere”, “nasıl”, “nice” gibi sorular yok. Her şeyin, Allah  ile baki kaldığı; Allah’tan geldiği ve Allah’a döndüğü, Allah  ile beraber olduğu yerdeki bir salât ve selâmdır.</p>
<p>Ey Allah’ım Sen´den uzaklaştırıp meşgul eden, gönlümüze gelen vesveseden sıyrılmak ve sevmediğin her şeyden muhafaza olunmamızı talep ediyoruz. Başarımız, ancak Sen´in iledir. Ancak Sana dayanırız ve Sen´den yardımını bekleriz.</p>
<p>Ey Allah’ım, bizi, kendinle meşgul eylemeni ve öyle bir bağışta bulunmanı istiyoruz ki, O´nda Sen´den başkasının karışması bulunmasın. Bu bağışın, ilahi ilimlerinle, Rabbanî sıfatlarınla ve Muhammedî ahlâk ile dolmuş ve gelişmiş bir halde olsun.</p>
<p>Ey Allah ´ım, bize güzel bir zan vermeni, şüphesi olmayan bir inanç ihsan etmeni, hal ve durumumuzu yardımınla doğrultmanı, durumlarımızı düzeltmeni, affımızı talep edince kabul buyurmanı ve sonumuzu hakikate eriştirmeni diliyoruz.</p>
<p>Biliyoruz ki; Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellemi severek ölen, imanını kurtararak ölür. Kabrini melekler ziyaretgâh edinirler. O’nu bulmadan ölenler için <strong><em>“Allah’ın rahmetinden umutsuzdur”</em></strong> yazısını, iki gözünün arasına yazıp, umutsuz yaratırsın.</p>
<p>Ey Allah’ım, âlemler kutbu olan Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellemin etrafında nihayetsiz dönüşün sevdasından kendimizi alamayıp, bakışlarına hayran bir şekilde sarhoş olmuşuz.</p>
<p>Ey kerem sahibi, korunmuş kitabın muhatabı olan Habîbin sallallâhü aleyhi ve sellem ile Sana yüz tuttuk.</p>
<p>Ey kullarının isteğine en güzel cevap veren! Gerçekten Senin rahmetinin eseri olarak Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem güvenilir bir aracı olarak varlık âlemine gelmiştir.</p>
<p>Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem miraca çıktığında, mutlu bir şeye kavuştuğunda, cennete girdiğinde arkasında bizi arzulayandır. Sen´in yanında feryadını yalnız bizim için yükseltendir. Bir ihtiyaç için ellerini semaya kaldırdığında, Ümmetim&#8230; diye lisanını hareket ettirendir. O bizi unutmaz, Sen´de bizi unutma, Ey Allah’ım,</p>
<p>Ey Allah’ım, O’nunla zamanın ve mekânın; ayrılık ve uzaklığın; yönlerin, hallerin, istikrarın kalmadığı yerde, fani varlığımız sebebiyle bizden çıkan günahlarımızı silmeni istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, biz O´nun ümmetinden olduğumuzu bildiğimizden üzüntü diye bir şeyi düşünmeyiz. Bize ihsanın o kadar fazla oldu ki, biz ancak yaptıklarımızdan<strong> </strong>ve yapacaklarımızdan utanıyoruz. Bize O´ndan daha yakın kim olabilir. Ey Allah’ım, bizi O´ndan uzak kılmamanı diliyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, ne zaman ki, kalbimiz kararır, canımız sıkılır, onu bizden Sen alırsın. Günahlarımız büyür, affımızın Sen´den yetişeceğini umarız. Minnetimizi o kadar artır ki, ifadeye kelimeler yeterli olmasın. Nankörlüğümüzü gördüğünde, O´nun ümmetinin zayıflarından de, halimizi gizle ve düzeltivermeni diliyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım Kur´an-ı Kerim´in inceliklerini, saklanmış ilimlerin manalarını O´nunla istiyoruz. O, insanın ve gözün nurudur. O´nun sıfatlarını bize giydir. Susuzluğumuzu O´nun marifet şarabı ile sulandır.</p>
<p>Ey Allah’ım, yaratılışta ve ihsanda güzel ve ayrıcalıklı kıldığın gibi, O´nu sevmede bir tane olalım. O´na yakın olmanın hususî özelliklerini bizlere ihsan et. Böylece ancak O´na varis olabiliriz. O´nun cisminde fena bulup hakikate ulaşalım. Biliyoruz ki, bunu ancak O´nunla başarabiliriz.</p>
<p>Ey yardımcısı olmayanların yardımcısı, senedi olmayanların senedi; ey azığı olmayanların azığı; ey her garibin sahibi; ey her yalnızın gönüldaşı! Senden başka ilah yoktur. Hem dünyada, hem ahirette Seni tenzih ve tespih ederiz.</p>
<p>Ey Allah’ım, celâlinin izzeti ve izzetinin cemaliyle, saltanatının kudreti ve kudretinin merhametiyle, Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellemin sevgi ve muhabbetiyle; merhametsizlikten, kötü, şehevî söz ve davranışlardan Sana sığınıyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, bizi nefsanî düşüncelerden kurtarmanı, şeytanî şehvetlerden korumanı, beşerî pisliklerden temizlemeni, gerçek muhabbet ile bizleri sadeleştirip arındırmanı, gaflet ve bilgisizlik kuruntularından uzak bulundurmanı istiyoruz. Ta ki Sen´in toplayıcı, bir araya getirici birliğinin huzurunda çokluğun yok olması gibi, şeklimiz ve benliğimizin yok olmasıyla kaybolup gitsin; insanî hırs ve arzularımız eriyip bitsin.</p>
<p>Ey Allah’ım, en güzel bildiğin şeylerle tutunmayı, yaramaz olan şeylerden kaçınmayı, yeteri kadar rızık, züht, şüpheli şeylerden kaçınmayı, öfke ve rıza halinde merhametini, zenginlik ve fakirlikte kanaat, işlerimizde tevazu ve doğruluk, Sen´inle ve halkın arasındaki günahlarımızı affetmeni ve Sana muhtaç olmayı istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, imanımızı nebilerin, sıddıkların, şehitlerin nimetlere eriştirdiğin bahtiyarların istikamet yolu üzerinde sağlamlaştırmanı diliyoruz. Bizi öyle bir koruyuşla koru ki, tüm halkın şerrinden emin ve ömrümüzün sonuna kadar kurtulmuş olalım.</p>
<p>Ey Allah’ım, rağbetimiz Sanadır. Ancak Sen´den korkarız. Amelemiz yok ki, ona güvenelim. Şerefimiz yok ki, önümüze koyalım. Bir senet olarak <strong><em>“Muhammed Ümmetiyiz”</em></strong> (sallallâhü aleyhi ve sellem) demekten başka çaremiz yoktur. Çünkü günahlarımız çok, emellerimiz uzun, itaatte tembel, niyetlerimiz emrinin dışındadır.</p>
<p>Şüphesiz ki, biz zalimlerden olduk. Bizim dost ve yârimiz Sen´sin. Müslüman olduğumuz halde canımızı al. Bizleri salih kulların zümresine ulaştır. Soy ve evlatlarımızı bizler için ıslah eyle. Hakikat biz Sana tövbe ediyoruz ve biz Müslümanlardanız.</p>
<p>Ey Allah’ım, yardım ve merhamet dilendik, kime derdimizi açtıksa yüzümüze bakmadılar. Sana sevgilin Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz ile yüz tuttuk, boş çevirmeyeceğine inanıyoruz. O kalplerimizin devası, bedenlerimizin afiyeti, gözlerimizin nurudur.</p>
<p>Ey Allah’ım, bizi O´nun cemaatinde haşretmeni, sünneti üzere amel işletmeni, yolu üzerinde öldürmeni diliyoruz. O´nu görmeden iman ettiğimiz için bizi, Sen´in ve O´nun cemalini bu dünyada ve ahirette görmekle, bize ikramda bulunmanı istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım nefesini üzerimize gönder ki, kokusu ile hayat bulalım. Nefsimizin hakikatini görüp hakikatine ulaşalım da evveli, ahiri, zahirî ve batını toplayalım. Uzaklar ve yakınlar kalksın, bir olalım. Biliyoruz ki; O, beşer suretinde gönderdiğin bir hakikatindir. O´nun makamına ulaşamayacağımız gibi, O´nsuz da yaşayamayız. Biz aciz kullarını, güzel ve müstecâb isimlerinle O´na kavuştur. İstiyoruz ki son sözümüz ise <strong><em>Lâilâhe illallah, Muhammed´ür Rasûlallah</em></strong><em> </em>olsun.</p>
<p>Ey Allah’ım, yakınlıktan doğan sarhoşluğumuzun sözlerinden ve fiillerinden Sana sığınıp, O´nun layık olduğuna yönelmeyi istiyoruz. Çünkü O, bizi helâk olmaktan koruyandır.</p>
<p>Ey Allah’ım, Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellemi sevdiğimiz gibi çocuklarını ve ehl-i beytini de severiz. Şu sözüne iman etmişizdir.</p>
<p><strong><em>“Gerçekten Fatıma (radiyallahü anha) kamil olarak iffetini korudu ve bu yüzden Allah  onu ve evlatlarını, cennete dahil etti.”</em></strong><em> </em></p>
<p><strong><em>“Rabb´im; Ehl-i beytimden, sülâlemden birliğine iman edip ve Benim peygamberliğimi kabul edene azap etmeyeceğini, vaat etti” </em></strong></p>
<p>O ve çocukları Efendilerimizdir. Biz O´nu ve ehl-i beytini kendimizden, evlatlarımızdan ve her şeyimizden çok severiz. Canımızı isterlerse Onlara feda ederiz. Çünkü <strong><em>“kısasta hayat vardır.”</em></strong> Canını davası uğruna pazara çıkarana, elbette Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemden büyük ihsanlar olacaktır.</p>
<p>Ey merhamet edenlerin, en çok merhamet edeni olan Allah’ım, Aziz kitabın Kur´an-ı Kerim´inle, Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellemin kerem dolu nübüvveti ve şerefiyle, babası İbrahim aleyhisselâm ve İsmail aleyhisselâm ile, arkadaşları Hz. Ebubekir, Hz. Ömer  ve Hz. Osman radiyallâhu anhüm ile, kızı Hz. Fatıma radiyallâhu anha, Ali kerremallâhü veche ve oğulları Hasan ve Hüseyin aleyhimesselâm ile, amcası Hz. Hamza ve Hz. Abbas radiyallâhu anhüma ile, zevcesi Hz. Hatice ve Aişe radiyallâhu anhüma ve diğer temiz zevceleri ile Sana tevessül edip yöneliyoruz. Senden Onların hürmetine ihtiyaçlarımızı istiyoruz.</p>
<p>Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellem, onları rahmetle andı. Onlar, O´nun halifeleridir. Dinini ayakta tuttukları gibi ilmine varis oldular, O´nun yolunda gittiler.</p>
<p>Ey Allah’ım, âline, zürriyetine, Ehl-i Beytine ve onların dostlarına; içinde güzel bir mükâfat ve edaya lâyık görülmüş hoşnutluğuna yol açmış salât ve selâmın olsun. İbrahim aleyhisselâma ve hanedanına da salâtını indir. Şüphesiz ki Sen övülmeye lâyıksın, şan ve şeref sahibisin.</p>
<p>Ey Allah’ım, bizi onların sırlarının hakikatine eriştirmeni, marifet basamaklarında yükselerek hakikatleri anlama imkânını lütfeylemeni diliyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, O´nun dostlarından, kendisine uyanlardan ve takip edenlerden razı olmanı, hakikat yolunda ona uyan Ashâb-ı Kirâm ve âlimlerden, iman ehli ve irfan sahiplerinden hoşnut olmanı, bizi de o bahtiyarlara katmanı istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, salât ve selâmını; ruhlar arasında bulunan Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellemin ruhuna, bedenler arasında bulunan bedenine; kabirler arasında bulunan kabri üzerine indirmeni istiyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım bu duamız ve sebep olacağı feyizler, O´nun azametli şan ve şerefine uygun düşmesini diliyoruz. Hürmetle andığımız Habîbin sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin, atalarının, hanedan ve dostlarının değerine uygun, soylu makam ve mertebelerine münasip düşecek bir salât ve selâm olmasını diliyoruz.</p>
<p>Ey Allah’ım, Zat-ı´nın O´na devamlı durmaksızın ettiğin salâtın ile salât ve selam ederiz. O’nu çok seviyoruz. Ne kadar üzerine salâvat getirsek, o kadar özümüzü ihya etmiş oluruz. O´na yakın olmak ne büyük şereftir.</p>
<p>Ey Allah’ım, O´nu öven Sen´sin. Biz nasıl O´nu methederiz. Fakat övülmeye layık olmayan nice şeylere övgü dizen bize, Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize layık olmayan bu övgüyü nasip kıldığın için binlerce şükürler olsun.</p>
<p>Ey merhamet edenlerin en çok merhamet edeni Rabb´imiz, şüphesiz ki Sen, her şeyi lâyıkıyla duyar ve bilirsin. Duamızı; bizden kabul buyurmanı diliyoruz. Bizlere yararlı bir marifet ihsan etmeni istiyoruz. Şüphesiz ki Senin her şeye gücün yeter. Tövbemizi de, kabul buyurmanı diliyoruz. Muhakkak ki, Sen, tövbeleri çokça kabul eden Rahîmsin.</p>
<p>Ey Allah’ım, <strong><em>“</em></strong><strong><em>Bütün yaratılmışların en üstünü ve en cömerdi olarak yarattığın Rasûlün sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizden başka son nefesimizde, sığınacağımız başka kimsemizde yoktur” </em></strong><em> </em></p>
<p>Hamdolsun Kâinatın Rabbi Allah Teâlâ’ya.<em> </em></p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> Bu dua daha önce yazdığımız Muhammedi Dua isimli kitaptan alınmıştır. Bu dua’nın açıklaması bu kitapta ayrıca bulunmaktadır.</p>
<p><a href="#_ftnref2">[2]</a> Ahzab, 56</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Efendimizin Hayatı özet]]></title>
<link>http://imanehli.wordpress.com/2009/10/22/efendimizin-hayati-ozet/</link>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 12:59:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>tanyurd</dc:creator>
<guid>http://imanehli.wordpress.com/2009/10/22/efendimizin-hayati-ozet/</guid>
<description><![CDATA[  Resulullah (s.a.a), Fil yılı Rabi’ul Evvel ayının 20 sine rastlayan (M.571’de) Pazartesi günü şafa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-size:11px;color:#0f0f0f;line-height:18px;font-family:Verdana;"><strong>  </strong></span></p>
<p><strong><img class="alignleft" style="border:black 4px solid;margin:5px;" title="muhammed" src="http://www.diziklik.com/imaj/yazi001.jpg" alt="" width="260" height="251" /></strong></p>
<p><strong>Resulullah (s.a.a), Fil yılı Rabi’ul Evvel ayının 20 sine rastlayan (M.571’de) Pazartesi günü şafak vakti Mekke şehrinde dünyaya geldi.(1) Resulullah (s.a.a)’in değerli babası, Abdullah bin Abdulmuttalip bin Haşim bin Abdumenaf’dır. Değerli annesi ise Veheb bin Abdumenaf’in kızı Amine’dir. Görüldüğü gibi her iki şahsiyetin akrabalık bağı Abdumenaf’da birleşiyor.</strong></p>
<p><strong>Hz. Peygamber’in mübarek ismini İlahi emir gereği Muhammed, (2) künyesini ise Ebu’l Kasım (3) koyuyorlar.</strong></p>
<p><strong>İmam Bakır (a.s) buyurmuşlardır ki, Hz. Peygamber doğumunun yedinci günü Hz. Ebu Talib, Hazretin dünyaya teşrifinden dolayı bir kurban keser ve akrabalarını misafirliğe davet ederek şöyle der: “Bu Ahmed’in akikasıdır.” Misafirler; “Onun ismini neden Ahmed koydun?” diye sorduklarında, ise Ebu Talib; “Yer ve gök ehlinin övgüsünden dolayı onun ismini Ahmed koydum.” der.(4) İşte bundan dolayı Hz. Emir-ul Mü’minin Ali (a.s), Hz. Resulullah (s.a.a)’ın iki ismi bulunan peygamberlerden olduğunu söylemiştir.(5)</strong></p>
<p><strong>Peygamber (s.a.a) henüz daha dünyaya gelmeden babasını kaybetti; (6) dünyaya geldikten sonra da onu süt emmesi için Halime-i Sadiyye’ye emanet ettiler. İbn-i Sad’ın yazdığına göre, Halime Hazreti kucağına alır almaz döşü sütle doldu; öyle ki, Peygamber ve Halime’nin açlıktan uyumayan çocuğu da o sütten doydular.(7)</strong></p>
<p><strong>Peygamber (s.a.a) üç yaşına kadar annesi Amine’nin de gözetimiyle süt annesi Halime’nin yanında kaldı, daha sonra Mekke şehrine getirilerek annesine teslim edildi. <span style="color:#ff0000;">devamı için -&#62;&#62;<!--more--></span></strong></p>
<p><strong>Peygamber (s.a.a) altı yaşında iken annesi Amine ve bakıcısı Ümmi Eymen’le birlikte akrabalarını görmek için Medine’ye giderler. Bir ay Medine’de kaldıktan sonra Mekke’ye dönüşte, Ebva denen yere (Cuhfe’den 37 km. uzak) ulaştıklarında Hazretin değerli annesi vefat eder ve orada defnedilir. Ümmi Eymen Hz. Peygamber’i Mekke’ye getirir ve ceddi Abdulmuttalib’e teslim eder. Böylece Abdulmuttelib Hazretin sorumluluğunu üstlenmiş olur.(8) Ama iki yıl sonra Abdulmuttalib de dünyadan göçer.(9) Onun vasiyeti gereğince de, Hz. Ebu Talib kardeşi oğlu Hz. Muhammed (s.a.a)’ın sorumluğunu üstlenir.(10)</strong></p>
<p><strong>İbn-i Abbas’ın naklettiğine göre, Ebu Talib Hz. Peygamber ile öyle ilgileniyordu ki, gece ve gündüz ondan bir an olsun ayrılmıyordu, onu kendi yanında yatırıyor ve onun hakkında kimseye güvenmiyordu.(11)</strong></p>
<p><strong>Hz. Resulullah (s.a.a) on iki yaşında iken (12) Ebu Talib’le birlikte Şam’a yolculuğa çıkarlar. Bu yolculukta Buheyra isminde bir rahiple karşılaşırlar. Buheyra, Hıristiyan alimlerinin en bilginlerindendi. Hz. Peygamber’i görür görmez, O’nun ahir-uz zaman Peygamberi olduğunu hemen anlar ve Ebu Talib’e dönüp şöyle der: “Önceki semavi kitaplarda bu gencin peygamberliğiyle ilgili haber vardır.(13)</strong></p>
<p><strong>Hz. Resulullah (s.a.a), erginlik çağına kadar Hz. Ebu Talib’in evinde kalılar ve ahlak, yiğitlik, halkla geçinmek ve emanete riayet etmek bakımından öyle bir yüce ahlak ve erdemlilik sergilerler ki halk ona “Emin” lakabını takarlar.(14)</strong></p>
<p><strong>Hz. Resulullah (s.a.a) yirmi yaşında iken “Hilf-ul Fodul” antlaşmasına katılmıştır. Bu antlaşma, Beni Haşim, Beni Zühre ve Beni Temim arasında yapılan insani değerleri önemseyen bir anlaşma idi. Bu antlaşma gereğince mazlumların hakları zorbalardan alınacak ve gereken yardımlar onlardan esirgenmeyecekti.(15)</strong></p>
<p><strong>Hz. Hatice asaletli ve serveti olan bir kadındı. Hz. Hatice erkekler vasıtasıyla ticaretle uğraşıyordu. Resulullah,ın doğru konuşan ve emin biri olduğunu öğrenince, Hazrete, kölesi Meysere ile birlikte ticaret yapmak için Şam’a gitmesini ve diğer tacirlerden daha fazla pay almasını önerdi. Hz. Resulullah (s.a.a) Hatice’nin bu önerisini kabul ederek onun malı ile Şam’a doğru yola çıktılar. O memlekette mallarını satıp işlerini bitirdikten sonra Mekke’ye döndüler. Mekke’de de oradan getirdikleri malları satıp öncekilere oranla iki kat veya daha fazla kar elde ettiler. Üstelik Meysere de yol boyunca Resulullah’dan gördüğü hareket ve davranışları Hatice’ye anlattı.</strong></p>
<p><strong>Bunun üzerine, Hatice, birisi vasıtasıyla Resulullah’a şöyle bir mesaj gönderdi: “Ey amca oğlu, aramızda akrabalık bağı olduğundan kavmin arasında yüce şeref ve nesebe sahip bulunduğundan, güvenilir, iyi huylu ve doğru konuşan olduğundan dolayı seninle evlenmeye gönüllüyüm.”</strong></p>
<p><strong>Hatice’nin bu evlenme teklifi öyle bir zamanda oldu ki, Hatice o zamanlar nesep açısından en köklü, şeref ve mal bakımından da bütün kadınların en üstünü idi; herkes onunla evlenmek istiyordu, ama o hiç kimseyi kabul etmiyordu.(16)</strong></p>
<p><strong>Resulullah (s.a.a) Hz. Hatice’nin bu evlenme teklifini kabul ederek amcalarını onu istemeye gönderir ve böylece bu mübarek vuslat gerçekleşmiş olur .(17)</strong></p>
<p><strong>Resulullah (s.a.a) evlendiği zaman yirmi beş yaşında idiler. (18) İbn-i Abbas ve bir grup diğer bilginlerin sözüne göre, Hz. Hatice de yirmi sekiz yaşında idi.(19)</strong></p>
<p><strong>Hz. Peygamber (s.a.a)’in Hz. Hatice ile evlenmesinden ikisi erkek, dördü kız olmak üzere toplam altı çocuğu olmuştur. Erkeklerin isimleri: Kasım ve Tahir; kızların isimleri ise Ümmi Gülüsüm, Rukayye, Zeynep ve Fatıma’dır.(20)</strong></p>
<p><strong>Hatice-i Kübra (a.s) Resulullah (s.a.a) ile ortak yaşantısında çok fedakarlıklar yapmıştır. O, bütün mal ve servetini aziz eşinin ihtiyarına bırakmış ve bütün kadınlardan önce Hz. Resulullah’a iman etmiştir. Resulullah (s.a.a) onun hakkında şöyle buyurmuştur:</strong></p>
<p><strong>“O, insanlar kafir olduğunda bana iman etti, halk beni tekzip ettiğinde o beni tasdik etti, halk beni mahrum bıraktığında o kendi malıyla bana yardımda bulundu.”(21)</strong></p>
<p><strong>Hz. Resulullah’ın yaşantısının en hassas dönemi, 40 yaşına girdiği dönemdir. Zira Hazret bu yaşta Receb’in 27. günü (M. 610) peygamberliğe seçilmiştir.(22) O zamandan itibaren üç yıl boyunca halkı gizlice İslam’a davet etmiştir. (23) Hz. Resulullah’a ilk iman eden Emir-ul Mü’minin Hz. Ali olmuştur. (24) Ondan sonra da Hz. Hatice iman etmiştir.</strong></p>
<p><strong>Bi’setin üçüncü yılında Resulullah (s.a.a), halkı açıkça İslam’a davet etmeye mamur kılındı. Bu emir gereği önce kendi yakınlarını misafirliğe davet edip onlara şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><strong>“Allah Teala beni, sizi O’na davet etmeye emretmiştir. İçinizden kim beni tasdik edip, bu işte bana yardımcı olursa, sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifem olacaktır.” (25)</strong></p>
<p><strong>Teberi’nin yazdığına göre, bu toplantıda Hz. Ali, Peygamber’e yardımcı olacağını ilan eden tek şahıs oldu. Peygamber (s.a.a) de oradakilere şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><strong>“Bilin ki, bu şahıs, benim sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifemdir; onun sözlerini dinleyin ve emirlerine itaat edin.” (26)</strong></p>
<p><strong>Resulullah (s.a.a) akrabalarını İslam’a davet ettikten sonra, halkın da putlarını bırakıp sadece Allah’a ibadet etmelerini istedi. Bu söz onlara çok ağır geldi; az bir grup hariç, hepsi Hazretle düşman olmaya başladılar. O kritik anda, Mekke’nin büyüğü ve Peygamber’in amcası olan Hz. Ebu Talib, kardeşi oğlunun yardımına koştu ve onu yalnız bırakmayacağına dair yemin etti.(27) Gerçekten öyle de yaptı. Hz. Ebu Talib, hayatta olduğu müddetçe Kureyş, Hz. Peygamber’i fazla incitemedi.</strong></p>
<p><strong>Kureyş büyükleri, Hz. Ebu Talib’in varlığıyla Hz. Peygamber’i tam baskı altına alamadıklarını görünce, yeni Müslüman olanları eziyet ve işkence etmeye başladılar. Peygamber (s.a.a), Müslümanların Kureyş’in zulüm ve eziyetinden kurtulmaları için onlara Habeşi’ye hicret etmeleri için izin verdi.</strong></p>
<p><strong>Bi’setin altıncı yılında, Mekke müşrikleri, Peygamber (s.a.a)’i öldürme kararı aldılar. Bu yüzden Hz. Muhammed (s.a.a)’i kendilerine teslim etmedikçe, Beni Haşim’le muamele yapmayacak ve onlardan evlenmeyeceklerine dair kendi aralarında bir antlaşma imzaladılar. Bu antlaşmayı bir deri sayfaya yazıp Ka’be’nin duvarına astılar. Beni Haşim de canlarını korumak için Peygamber (s.a.a) ile “Şi’b-i Ebu Talib” deresine sığındılar; üç yıl boyunca orada kaldılar. Üç yıl sonra Allah Teala Peygamberine, antlaşmayı “Allah” lafzı hariç, karıncaların yediğini haber verdi. Hz. Ebu Talib bu haberi Kureyşlilere iletti ve onlara; “Eğer Muhammed’in söyledikleri doğru çıkarsa ne yaparsınız?” diye sordu. Onlar da: “Artık el çekeriz” dediler. Kureyşliler Ka’be’ye gidip oraya astıkları antlaşmanın “Allah” lafzı hariç karıncalar tarafından yenildiğini görünce, kendi antlaşmalarından vazgeçtiler. Bi’setin onuncu yılında vuku bulan bu olay neticesinde Mekke halkından bir çok kimseler İslamiyet’i kabul ettiler. Böylece Beni Haşim Şi’bi Ebu Talib’den dışarı çıkabildi.(28)</strong></p>
<p><strong>Peygamber (s.a.a) bi’setin onuncu yılında iki büyük yardımcısı olan Hz. Ebu Talib ve Hz. Hatice’yi kaybetti, (29) bu iki büyük şahsiyetin ölümü Hazrete çok ağır geldi, bundan dolayı o yılın ismini “Hüzün Yılı” koydu.(30)</strong></p>
<p><strong>İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur:</strong></p>
<p><strong>“Resulullah (s.a.a), Ebu Talib ve Hatice’yi kaybettiğinde artık Mekke’de kalması güçleşmişti… Allah Teala bundan dolayı Hz. Peygamberin, Mekke’de yardımcısı olmadığından orayı terk edip Medine’ye doğru hareket etmesini emretti”(31)</strong></p>
<p><strong>Hz. Ebu Talib dünyadan göçtükten sonra Kureyşin peygambere eziyeti gittikçe fazlalaştı, Hazrete defalarca ihanet edip O’nun canına kıymak istediler. (32)</strong></p>
<p><strong>Mekke müşrikleri, bi’setin on üçüncü yılı “Dar’un Nedve” denilen bir yerde toplanıp Hz. Peygamberi öldürme kararı aldılar. Bu karara göre çeşitli kabilelerden oluşan gençler hep birlikte Hazrete saldıracak ve kimin tarafından öldürüldüğü bilinmeyecekti. (33)</strong></p>
<p><strong>Hz. Peygamber (s.a.a), İlahi vahiyle bu komplodan haberdar oldu ve geceleyin Mekke’den ayrılarak Medine’ye doğru yola çıktı. Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali de Peygamber (s.a.a)’in canını korumak için O’nun yatağında yattı. (34)</strong></p>
<p><strong>Peygamber (s.a.a), Rabi-ul Evvel ayının ilk günü Mekke’den ayrıldı ve aynı ayın on ikinci günü Medine’nin yakınlarında olan “Kuba” denilen yere vardı ve orada yaklaşık on gün Hz. Ali’yi bekledi. (35)</strong></p>
<p><strong>Bu müddet içerişinde de Kuba camisini yaptırdı. Daha sonra Hz. Ali’nin gelmesiyle Medine’ye teşrif buyurdular .</strong></p>
<p><strong>Hz. Peygamber’in hicreti ardından Mekke Müslümanları da yavaş-yavaş Medine’ye hicret etmeye başladılar. Peygamber (s.a.a), Muhacir ve Ensar (Medine halkı) arasındaki samimiyet bağını güçlendirmek için onların aralarında kardeşlik bağı oluşturdu.</strong></p>
<p><strong>Peygamber (s.a.a), bu teşebbüsü ile Medine’de İslami bir toplum oluşturmuş ve Muhacirlere yardım için de uygun bir zemin hazırlamıştı.</strong></p>
<p><strong>Bu küçük İslam toplumunun kuruluşundan daha on dokuz ay geçmemişken Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında savaş ateşi tutuştu. İlk önemli savaş Bedir savaşı idi, onun peşi sıra Uhud, Handek, Hayber,Tebuk vb….savaşlar da vuku buldu.</strong></p>
<p><strong>Peygamber (s.a.a)’in savaşları iki çeşittir; birincisi, kendisinin katıldığı savaşlardır, bu savaşlara “Gazve” denilir. Diğeri ise kendisinin katılmadığı savaşlardır, bu savaşlara da “Seriyye” deniliyor. Gazvelerin sayısının 28, seriyyelerin sayısının ise 38 tane olduğunu söylemişlerdir. (36) Bunca savaş, dokuz yıldan az bir zamanda vuku bulmuştur.</strong></p>
<p><strong>Bu gazve ve seriyyeler, Müslümanların Hicaz topraklarında azamet ve güçlerinin aşikar olmasına ve bir çok Arap kabilelerinin Hz. Peygamberle barış antlaşmaları imzalamalarına sebep oldu.</strong></p>
<p><strong><img class="alignright" title="muhammed" src="http://tavsiye.sezgiler.com/wp-content/uploads/hz_muhammed.jpg" alt="" width="283" height="379" /></strong></p>
<p><strong>Bu antlaşmaların en önemlisi, Hudeybiye antlaşması idi. Hz. Peygamber bu antlaşmayı, hicretin altıncı yılında Mekke müşrikleriyle yaptı. Bu antlaşma, Hicaz toprağında nispi bir emniyet ve huzurun oluşmasına yol açtı ve diğer topraklarda da İslam’ın yayılmasına ortam hazırladı.</strong></p>
<p><strong>Peygamber (s.a.a), hicretin yedinci yılında İslam’ın geniş bir şekilde yayılmasını sağlamak için bir çok mektuplar yazmış ve bu mektupları İran, Rum, Habeş, Mısır, Yemame, Bahreyn vb. ülkelerin kıralı ve padişahlarına göndererek kendi mesajını onlara iletmiştir. (37) Hazret bu mektuplarda onları İslam’a davet ediyordu. Bu vesileyle Hz. Peygamber’in cihanı risaleti dünyanın her tarafına bildirilmiş ve böylece İslam’ın mesajı uzak memleketlere de ulaşma imkanını bulmuştur.</strong></p>
<p><strong>Hicretin sekizinci yılının Ramazan ayında Mekke şehri Peygamber tarafından fethedildi. (38) Resulullah (s.a.a) ordusuyla birlikte savaşmaksızın Mekke şehrine girdi, ilk teşebbüsünde Mekke halkının hepsini affetti ve Kabe’de bulunan üç yüz altmış putu oradan temizledi (39) ve sonra minbere çıkıp şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><strong>“Ey insanlar! Allah Teala cahiliyye tekebbürünü ve atalarla övünmeyi sizin aranızdan temizledi. Bilin ki siz Adem’densiniz, Adem de balçıktandır. Bilin ki, Allah’ın en iyi kulları O’ndan korkan ve günah işlemeyendir.” (40)</strong></p>
<p><strong>Resulullah (s.a.a), Mekke’de kısa bir müddet kaldıktan sonra Medine’ye doğru hareket etti. Bir kaç aydan sonra, Rum ordusunun İslam ülkelerine saldırıp o topraklarda ilerlemeyi amaçladıklarını öğrendi. Hazret bu haberi öğrenir öğrenmez İslam ordusunun, Rum ordusuna karşı koymak için Şam sınırlarına doğru hareket etmelerini emretti, kendisi de ordunun komutanlığını üzerine aldı. Uzun bir mesafeyi kat ettikten sonra, Hicretin dokuzuncu yılının Şaban ayında Şam sınırında bulunan Tebuk topraklarına ulaştılar. Ama Rumlulardan hiçbir eser yoktu. Çünkü Rum ordusu, Hz. Peygamber’in komutanlığındaki İslam’ın güçlü ordusunun hareketinden haberdar olmuş ve Müslümanlar karşısında yenilgiye uğramak korkusundan aldıkları kararlarından vazgeçmişlerdi.</strong></p>
<p><strong>Resulullah (s.a.a) düşman tehlikesinin olmadığını görünce, ordunun Medine’ye dönmesini emretti. “Tebuk” ismiyle meşhur olan bu gazve, Hz. Peygamber’in en son gazvesi sayılmaktadır.</strong></p>
<p><strong>Hz. Peygamber (s.a.a)’in Hicaz topraklarındaki en fazla muvaffakiyet elde ettiği yıl, hicretin dokuzuncu yılıdır. Çünkü o yılın hac merasiminde müşriklerden beraat ilan edildi. (41) Bu önemli mesele, Kurban Bayramında Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s) vasıtasıyla düşmanlara duyuruldu ve onlara, İslam’a karşı tavırlarını belirlemeleri için dört ay mühlet verildi. Bu beraatın ilanı neticesinde çeşitli kabilelerin elçileri Medine’ye doğru akın etmeye başladılar. Hepsi Hz. Peygamber’in huzuruna gelip İslam’ı kabul ettiklerini veya İslam’ın sığınağında yaşamaları için cizye ödemeye hazır olduklarını ilan ettiler.</strong></p>
<p><strong>O yıl çok fazla elçinin Medine’ye akın etmesinden dolayı o yıla “Amm’ul- Vefud” (elçiler yılı) ismini vermişlerdir. Böylece puta tapma adet ve geleneği Hicaz toprağından silinmiş ve yerine tevhit dini yerleşmiştir.</strong></p>
<p><strong>Resulullah (s.a.a), hicretin onuncu yılında hac amellerini yapmak için Mekke’ye yolculuk yapmaya hazırlandı. Müslümanlar da bu haberi duyunca, hac amellerini doğru bir şekilde kamil olarak öğrenmek için yolculuğa hazırlandılar. Resulullah (s.a.a) Zilkade ayının sonuna dört gün kala Medine’den ayrıldı, Zilhacce’nin dördüncü günü ise Mekke’ye vardı. (42) Hac amellerini yaptıktan sonra Müslümanlarla birlikte o şehirden ayrıldı ve Medine’ye doğru yola koyuldu. Yüz yirmi bin civarında olan hac kervanı “Cuhfe” denilen yere yetiştiğinde, Hz. Peygamber tarafından kervanın durdurulması emredildi. Hazret namazını kıldıktan sonra Gadir-i Hum kenarında bir hutbe okudu sonra Hz. Ali’nin elinden tutarak yüksek bir sesle şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><strong>“Ben kimin mevlası (efendisi) isem Ali de onun mevlasıdır. Allahım, ona yardım edene sen de yardım et, onu yalnız bırakını sen de yalnız koy…” (43)</strong></p>
<p><strong>Bu vakıa, Zilhacce’nin on sekizinci günü vuku buldu. Hz. Peygamber’in halife tayin etme işi bir kaç defa çeşitli yerlerde tekrarlanmıştır.</strong></p>
<p><strong>Hz. Peygamber (s.a.a) Haccet’ul- Veda yolculuğundan sonra, ömrünün son günlerini yaşıyordu, nihayet hicretin on birinci yılı Sefer ayının yirmi sekizinde fani dünyadan ayrılıp ebedi yurda göç etti. (44)</strong></p>
<p><strong>Peygamber (s.a.a)’in Hatice’den altı çocuğu vardı, onların isimlerini daha önce zikrettik. Mariye’den de İbrahim isminde bir oğlu vardı. Hazretin, Fatıma (a.s) hariç bütün evlatları kendi hayatı döneminde vefat ettiler. (45) Hz. Peygamber’in nesli, Hz. Fatıma’dan devam etti.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KAiNATIN EFENDiSI HZ.MUHAMMED (SAV) 1- 2-3 (Peygamberler Tarihi)]]></title>
<link>http://tanyurd.wordpress.com/2009/09/16/kainatin-efendisi-hz-muhammed-sav-1-2-3-peygamberler-tarihi/</link>
<pubDate>Wed, 16 Sep 2009 18:08:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>tanyurd</dc:creator>
<guid>http://tanyurd.wordpress.com/2009/09/16/kainatin-efendisi-hz-muhammed-sav-1-2-3-peygamberler-tarihi/</guid>
<description><![CDATA[izlemek için -&gt; KAiNATIN EFENDiSI HZ.MUHAMMED (SAV) 2/3 (Peygamberler Tarihi) TAM EKRAN İZLE KAiN]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter" title="kainatın efendisi hz muhammed belgeseli" src="http://www.netpamarket.com/img/urun/hz-muhammed-17-11-5.jpg" alt="" width="404" height="404" /></p>
<p><strong><span style="color:#ff0000;">izlemek için -&#62;</span></strong><!--more--></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>KAiNATIN EFENDiSI HZ.MUHAMMED (SAV)  2/3  (Peygamberler Tarihi)</strong></span></p>
<p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4264860899502854295&#38;hl'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4264860899502854295&#38;hl'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<div id="attachment_172" class="wp-caption aligncenter" style="width: 43px"><a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4264860899502854295&#38;hl" target="_blank"><img class="size-full wp-image-172" title="tamekran" src="http://imanehli.files.wordpress.com/2009/06/tamekran.gif?w=33&#038;h=23" alt="TAM EKRAN İZLE" width="33" height="23" /></a><p class="wp-caption-text">TAM EKRAN İZLE</p></div>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>KAiNATIN EFENDiSI HZ.MUHAMMED (SAV)  2/3  (Peygamberler Tarihi)</strong></span></p>
<p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4937382714266588629&#38;h'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4937382714266588629&#38;h'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<div id="attachment_172" class="wp-caption aligncenter" style="width: 43px"><a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4937382714266588629&#38;h" target="_blank"><img class="size-full wp-image-172" title="tamekran" src="http://imanehli.files.wordpress.com/2009/06/tamekran.gif?w=33&#038;h=23" alt="TAM EKRAN İZLE" width="33" height="23" /></a><p class="wp-caption-text">TAM EKRAN İZLE</p></div>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>KAiNATIN EFENDiSI HZ.MUHAMMED (SAV)  2/3  (Peygamberler Tarihi)</strong></span></p>
<p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=3008581866692839362&#38;hl'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=3008581866692839362&#38;hl'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<div id="attachment_172" class="wp-caption aligncenter" style="width: 43px"><a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=3008581866692839362&#38;hl"><img class="size-full wp-image-172" title="tamekran" src="http://imanehli.files.wordpress.com/2009/06/tamekran.gif?w=33&#038;h=23" alt="TAM EKRAN İZLE" width="33" height="23" /></a><p class="wp-caption-text">TAM EKRAN İZLE</p></div>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#0000ff;">bunca  emeğe  karşı  yorumlarınızı  esirgemeyin&#8230; </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KAiNATIN EFENDiSI HZ.MUHAMMED (SAV) 1- 2-3 (Peygamberler Tarihi)]]></title>
<link>http://imanehli.wordpress.com/2009/09/16/kainatin-efendisi-hz-muhammed-sav-1-2-3-peygamberler-tarihi/</link>
<pubDate>Wed, 16 Sep 2009 18:08:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>tanyurd</dc:creator>
<guid>http://imanehli.wordpress.com/2009/09/16/kainatin-efendisi-hz-muhammed-sav-1-2-3-peygamberler-tarihi/</guid>
<description><![CDATA[izlemek için -&gt; KAiNATIN EFENDiSI HZ.MUHAMMED (SAV) 2/3 (Peygamberler Tarihi) TAM EKRAN İZLE KAiN]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter" title="kainatın efendisi hz muhammed belgeseli" src="http://www.netpamarket.com/img/urun/hz-muhammed-17-11-5.jpg" alt="" width="404" height="404" /></p>
<p><strong><span style="color:#ff0000;">izlemek için -&#62;</span></strong><!--more--></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>KAiNATIN EFENDiSI HZ.MUHAMMED (SAV)  2/3  (Peygamberler Tarihi)</strong></span></p>
<p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4264860899502854295&#38;hl'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4264860899502854295&#38;hl'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<div id="attachment_172" class="wp-caption aligncenter" style="width: 43px"><a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4264860899502854295&#38;hl" target="_blank"><img class="size-full wp-image-172" title="tamekran" src="http://imanehli.wordpress.com/files/2009/06/tamekran.gif" alt="TAM EKRAN İZLE" width="33" height="23" /></a><p class="wp-caption-text">TAM EKRAN İZLE</p></div>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>KAiNATIN EFENDiSI HZ.MUHAMMED (SAV)  2/3  (Peygamberler Tarihi)</strong></span></p>
<p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4937382714266588629&#38;h'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4937382714266588629&#38;h'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<div id="attachment_172" class="wp-caption aligncenter" style="width: 43px"><a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4937382714266588629&#38;h" target="_blank"><img class="size-full wp-image-172" title="tamekran" src="http://imanehli.wordpress.com/files/2009/06/tamekran.gif" alt="TAM EKRAN İZLE" width="33" height="23" /></a><p class="wp-caption-text">TAM EKRAN İZLE</p></div>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>KAiNATIN EFENDiSI HZ.MUHAMMED (SAV)  2/3  (Peygamberler Tarihi)</strong></span></p>
<p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=3008581866692839362&#38;hl'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=3008581866692839362&#38;hl'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<div id="attachment_172" class="wp-caption aligncenter" style="width: 43px"><a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=3008581866692839362&#38;hl"><img class="size-full wp-image-172" title="tamekran" src="http://imanehli.wordpress.com/files/2009/06/tamekran.gif" alt="TAM EKRAN İZLE" width="33" height="23" /></a><p class="wp-caption-text">TAM EKRAN İZLE</p></div>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#0000ff;">bunca  emeğe  karşı  yorumlarınızı  esirgemeyin&#8230; </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Üç sahabenin garip hali]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/07/uc-sahabenin-garip-hali/</link>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 14:45:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/07/uc-sahabenin-garip-hali/</guid>
<description><![CDATA[Abdullah ibni Şeddad (ra) anlatıyor: Beni Uzre kabilesinden üç kişi Resulu Ekrem sallALLAHü aleyhim ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Abdullah ibni Şeddad (ra) anlatıyor:</p>
<p>Beni Uzre kabilesinden üç kişi  Resulu Ekrem sallALLAHü aleyhim ve sellem&#8217;in huzuruna gelip Müslüman olurlar.  Bunlar yoksul insanlardı.<br />
Peygamber Efendimiz (sav):</p>
<p><span style="color:green;">-Benim adıma, bunların geçimini kim üzerine almak ister?</span> diye  sordu.</p>
<p>Cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Hz. Talha bin Ubeydullah  (ra):</p>
<p><span style="color:teal;">-Ben alırım,</span> dedi.</p>
<p>Onlarda Talha&#8217;nın  (ra) yanında kalmaya başladılar. Bunlardan biri, Hz. Peygamberin gönderdiği bir  askeri birliğe katıldı ve o seferde şehit oldu.<br />
İkinci sahabe uzun bir müddet  sonra başka bir seferde şehit düştü.<br />
Ve üç arkadaştan ikisi şehit olmuştu.  Üçüncü sahabe ise savaşta değil, daha sonraları rahat döşeğinde öldü.<br />
Talha  bin Ubeydullah (ra) sözüne şöyle devam eder:</p>
<p><span style="color:teal;">Bir gece  rüyamda bu üç kişinin cennete girdiğini gördüm. Ama garip olanı şuydu.  Arkadaşlarından sonra rahat döşeğinde ölen adam en öndeydi. Onun arkasında şehit  olan ikinci adam duruyordu. İlk şehit olan ise en arkadaydı.<br />
Gördüğüm bu hal  zihnimi meşgul etti. Ben de Rasulü Ekrem&#8217;e (sav) giderek rüyamı anlattım.  ALLAH&#8217;ın elçisi bana şunları söyledi:<br />
-Bunun neyini anlamadın, Talha? ALLAH  katında en faziletli kimse, Müslüman olarak uzun bir hayat süren ve SübhanALLAH,  ALLAHü Ekber, LailaheillALLAH diye ALLAH&#8217;ı çokça zikredendir. En son ölen uzun  yaşadığı yıllarda oruç tuttu, namaz kıldı. Daha fazla ibadet etti. Diğerlerinden  farkı budur.</span></p>
<p>Doç.Dr.Nihat Hatipoğlu</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın mübarek hayatını anlatan bir e-kitap]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/04/peygamberimiz-muhammed-aleyhisselamin-mubarek-hayatini-anlatan-bir-e-kitap/</link>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2009 12:04:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/04/peygamberimiz-muhammed-aleyhisselamin-mubarek-hayatini-anlatan-bir-e-kitap/</guid>
<description><![CDATA[http://rapidshare.com/files/10832778&#8230;erim1.rar.html http://rapidshare.com/files/10836096]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#0000ff;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="text-decoration:underline;"><a href="http://rapidshare.com/files/10832778/SevgiliPeygamberim1.rar.html" target="_blank">http://rapidshare.com/files/10832778&#8230;erim1.rar.html</a></span></span></span></span></span><br />
<span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#0000ff;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="text-decoration:underline;"><a href="http://rapidshare.com/files/10836096/SevgiliPeygamberim2.rar.html" target="_blank">http://rapidshare.com/files/10836096&#8230;erim2.rar.html</a></span></span></span></span></span><br />
<span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#0000ff;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="text-decoration:underline;"><a href="http://rapidshare.com/files/10838350/SevgiliPeygamberim3.rar.html" target="_blank">http://rapidshare.com/files/10838350&#8230;erim3.rar.html</a></span></span></span></span></span><br />
<span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#0000ff;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="text-decoration:underline;"><a href="http://rapidshare.com/files/10841583/SevgiliPeygamberim4.rar.html" target="_blank">http://rapidshare.com/files/10841583&#8230;erim4.rar.html</a></span></span></span></span></span><br />
<span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#0000ff;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="text-decoration:underline;"><a href="http://rapidshare.com/files/10844060/SevgiliPeygamberim5.rar.html" target="_blank">http://rapidshare.com/files/10844060&#8230;erim5.rar.html</a></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana;">rar şifreleri <strong></strong><strong>: eglenmece.net</strong></span></span></span></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın mübarek hayatını anlatan bir e-kitap</p>
<p>Size:751 Kb</p>
<p><a href="http://rapidshare.com/files/6299629/SevgiliPeygamberim.rar" target="_blank"><span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#003399;">http://rapidshare.com/files/6299629/SevgiliPeygamberim.rar</span></span></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamberimizin Evlilik Ve Ailesi Ile Beraber Yaşamasindaki Tutumu]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/03/peygamberimizin-evlilik-ve-ailesi-ile-beraber-yasamasindaki-tutumu/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 13:49:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/09/03/peygamberimizin-evlilik-ve-ailesi-ile-beraber-yasamasindaki-tutumu/</guid>
<description><![CDATA[PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİK VE AİLESİ İLE BERABER YAŞAMASINDAKİ TUTUTMU Enes’ten gelen şu hadisin taşıma]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"><span style="color:#800000;"><strong>PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİK VE AİLESİ İLE BERABER YAŞAMASINDAKİ TUTUTMU</strong></span></span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Enes’ten gelen şu hadisin taşıma zinciri sağlamdır: “Bana dünyadan kadın ve güzel koku sevdirildi; Namaz ise gönül ferahlığı kılındı.” </span></span><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#800080;"><span style="text-decoration:underline;">[1]</span></span></span></span><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Hadisin metni budur, “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi.” Diye rivayet edenler yanılmışlardır. Resulullah “üç şey” sözünü söylememiştir. Namaz dünya işlerinden olmadığı için aynı kategoride olmak üzere onlara eklenmez. Kadın ve güzel koku O’nun en çok sevdiği şeylerdi. Kadınlarının hepsine aynı gece uğradığı olurdu.</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Barınak ve diğer maddi ihtiyaçlarını dağıtırken hanımlarını eşit tutardı. Fakat sevgiye gelince şöyle derdi: “Allah’ım elimden gelenlerde benim paylaştırmam bu; elimde olmayan konusunda beni kınama.”</span></span><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#800080;"><span style="text-decoration:underline;">[2]</span></span></span></span><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Elinde olmayan sevgi ve birleşmedir. Bu konuda eşitlik zorunlu değildir. Çünkü bunlar insanın elinde olmayan şeylerdir.</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Eşit paylaştırmanın o’nun için zorunlu olup olmadığı konusunda alimler ikiye ayrılmışlardır.</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> O ümmetin en çok kadınla evleneni idi. İbn Abbas: “Evlenin bu ümmetin en hayırlısı en çok hanımı olandır.”</span></span><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#800080;"><span style="text-decoration:underline;">[3]</span></span></span></span><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> demiştir. </span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Hanımları ile ilişkileri iyi geçinme ,iyi beraberlik temeli üzerine kurulu idi.</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Ensar’ın kızlarının Hz. Aişe’nin yanına girmelerini sağlar onlarda onunla oynarlardı. Hz. Aişe’nin hoşlandığı bir şeyin sakıncası yoksa, o konuda ona uyardı. O, bir kap tan su içse kabı alır; onun dudağını koyduğu yere dudağının koyar o da içerdi. O, etli kemikten ısırarak et yese, aynı kemikli eti alır onun ısırdığı yerden kendiside ısırırdı. Onun göğsüne dayanıp, Kur’an okurdu. O, kimi kez ay halinde olursa ona etek giymesini söyler, sonra yine onunla şakalaşırdı. Peygamberimizin onunla oynaması onun ehli beytine olan lütfunun ölçüsünü ve iyi yoldaşlığını gösterir. Bir keresinde Hz. Aişe omuzlarına dayanıp dururken, ona mescidinde oynayan bir gurubu göstererek; onların yanına önce ulaşma konusunda yarışıyor Aişe ile. Yarışma iki kez yineleniyor. Bir keresinde kapıda itişiyorlar.</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Yolculuğa çıkacağı zaman hanımları arasında kur’a çeker, kur’a hangisine çıkarsa yolculuğa onunla çıkardı. Diğerlerinin lehinde bir davranışta bulunmazdı ayrıca. Çoğunluk bu görüşte olmuştur.</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Şu söz O’nundur. “En hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ve ben aileme en hayırlınızım.”</span></span><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#800080;"><span style="text-decoration:underline;">[4]</span></span></span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Bazen yolculuğa çıkarken geri kalanlardan yanında bulunanların (hanımlarından) elini sıkardı.</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> İkindi namazını kıldıktan sonra hanımlarını dolaşır, durumlarını gözetir, hal hatırlarını sorar; akşamleyin yanında kalma sırası hangi hanımında ise, ona gelir gecesini ona ayırırdı. Bu konuda Hz. Aişe şöyle söylüyor: “ Yanında kalma konusunda birimizi birimize üstün tutmazdı, her kesin payı aynı idi. Nadir günlerin dışında birleşme olmaksızın hepimizi dolaşırdı. Yanında kalma sırası kimde ise ona ulaştığında onun yanında gecelerdi.”</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Yanında kalma günlerini sekizi arasında bölüştürür, dokuzcuya pay ayırmazdı. Pay ayırmadığı hanımı Hz. Sevde idi. O ihtiyarladığında kendi payını Hz. Aişe’ye bırakmıştı.</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Hanımlarına gecenin başlangıcında ve sonunda gelirdi. Eğer gecenin ilk saatlerinde birleşme olursa; kimi kez yıkanır uyur, kimi kez de abdest alır uyurdu. Ebu İshak El-sabi’i, Hz. Aişe (r.a.) El-Esved kanalıyla, kimi kez de elini suya vurmadan uyuduğunu haber veriyor. Fakat hadis imamları bunu yanlış görmüşlerdir.</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Kimi kez tüm hanımlarını dolaşır bir kere yıkanır, kimi kez de her hanımının yanına vardığında yıkanırdı.</span></span><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> Yolculuğa gidip döndüğünde hanımlarının kapısını çalmazdı. Bunu yasaklamıştır da.</span></span><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#800080;"><span style="text-decoration:underline;">[5]</span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#800080;">[1]</span></span></span> El- Nesai 7/61 kadınlarla beraberlik;Kadın sevgisi, Ahmed el-Müsned’de 3/128,199,285 senedi hasen, El-Hakim 2/160 senedi sahih olarak değerlendirmiştir.</p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#800080;">[2]</span></span></span> Tirmizi (1140) Nikah ; Zevcelere eşit muamele, Ebu Davud (2134) Nikah, El Nesai 7/64, İbn Mace (1971), İbn Hibban (1305), El-Hakim Müstedrekte 2/187 hadise sahih demiş zehebide onu onaylamıştır.</p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#800080;">[3]</span></span></span> Buhari 9/99</p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#800080;">[4]</span></span></span> Tirmizi- menakıb (3892), El Darimi 2/159 Nikah, El-Nesai 7/64, İbn Mace 1971 Nikah, El- Hakim Müstedrekte hadise sahih demiş zehebi de onaylamıştır.</p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#800080;">[5]</span></span></span> Buhari 9/296,297 – Müslim 3/1527 (182) Cabir’den, Buhari 3/493, Müslim (1927) Enes’ten<br />
Not: Yazı İbni Kayyım El-Cevziyye’nin Zadü’l Mead isimli eserinden hazırlanmıştır<span style="font-family:Tahoma;">.</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İlk Türkçe Siyer Kitabı (Siret'ün-Nebî) ]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/09/03/ilk-turkce-siyer-kitabi-siretun-nebi/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 10:06:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/09/03/ilk-turkce-siyer-kitabi-siretun-nebi/</guid>
<description><![CDATA[Yıldıray Kaplan Siyer, sözlükte &#8220;tavır, hareket, hayat tarzı, vaziyet, hal, ahlak&#8221; anlam]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Yıldıray Kaplan<img class="size-full wp-image-3358 alignright" title="selamsanaeynebi(1)" src="http://paradies.wordpress.com/files/2009/09/selamsanaeynebi1.jpg" alt="selamsanaeynebi(1)" width="230" height="278" /></p>
<p>Siyer, sözlükte &#8220;tavır, hareket, hayat tarzı, vaziyet, hal, ahlak&#8221; anlamlarına gelmektedir. Zaman içinde sadece Hz. Peygamber&#8217;in hayatı anlamında kullanılarak, bu amaçla yazılan eserlere isim olmuştur. Müslümanlar arasında Hz. Muhammed (sav)&#8217;in hayatını bütün yönleriyle tespit etmek ihtiyacı, İslam&#8217;ın çok erken dönemlerinde ortaya çıkmıştır. Bunda, Kur&#8217;ân&#8217;ın, Hz. Muhammed (sav)&#8217;i, Müslümanlara örnek göstermesi ve O&#8217;na uyma çağrısı, İslami ilimlerin tedvin edilmesi, Müslümanların diğer din ve medeniyet mensuplarıyla karşılaşmaları ve birlikte yaşamaları ile Hz. Peygamber&#8217;i görememiş nesillerdeki O&#8217;nu tanıma şevk ve arzusu gibi sebepler etkili olmuştur. Hz. Peygamber&#8217;in hadisleri toplanmaya başlayınca siyer konusunda büyük adım atılmış, bundan dolayı ilk siyer yazarları aynı zamanda hadisçiler olmuştur. Siyer yazarlarının başında Hz. Osman&#8217;ın oğlu Eban ve Urve b. Zübeyr yer almaktadır. Ayrıca İbn İshak ve İbn Hişam, siyer konusunda en önemli iki yazardır. Siyer ilminin mahiyet ve özellikleri, İbn İshak ve İbn Hişam&#8217;ın yazdığı eserlerle çizilmiştir. <!--more-->Siyer kitapları başlangıçta Arapça yazılmış, daha sonra Farsça, Türkçe ve diğer dillere tercüme edilmiştir. Muhtevaları bakımından aynı özellikleri taşıyan siyerler, yazarların yeteneklerine göre konunun ele alınışında ve işlenişinde farklılık göstermiştir. Siyer kitapları, Hz. Peygamber&#8217;in hayatını bütün yönleriyle ele alan eserlerdir. Bugün değişik dillerde yazılmış çok sayıda siyer kitabı mevcuttur.</p>
<p>Türkçe ilk siyer, Erzurumlu Kadı Mustafa Darîr tarafından 790/1388 yılında Mısır&#8217;da yazılmıştır. Darîr&#8217;in hayatı hakkında bilinenler, kendisinin eserlerinde verdiği bilgilerle sınırlıdır. Darîr, Anadolu&#8217;da Osmanlı Devleti ile diğer Türk beyliklerinin hüküm sürdüğü, Erzurum ve çevresinin Eretna Devleti; Mısır, Şam ve Halep&#8217;in Memlükler tarafından yönetildiği, XIV. asrın ikinci yarısında yaşamıştır. Darîr, bu asrın başlarında önemli bir ilim ve irfan merkezi olan Erzurum&#8217;da doğmuş, ilk eğitimini burada tamamlamış, asrın ikinci yarısında bölgede bir takım huzursuzluklar yaşanması üzerine ilme ve alime değer veren Memlüklerin merkezi Mısır&#8217;a gitmiş ve burada sultanların teşvikiyle önemli Türkçe eserler meydana getirmiştir. 1390&#8242;lı yıllarda Mısır&#8217;dan ayrılarak Karaman&#8217;a gelmiş ve burada Mevlevîliğe intisap etmiştir. Daha sonra Karaman&#8217;dan ayrılmış, Şam ve Halep&#8217;e gitmiş ve son eserlerini buralarda kaleme almıştır. Darîr&#8217;in bundan sonraki hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur.</p>
<p>Doğuştan gözleri görmeyen Erzurumlu Kadı Mustafa, &#8220;Darîr&#8221; lakabıyla anılmıştır. Darîr, kuvvetli bir hafızaya sahip olduğundan öğrenmek istediği bilgileri bir başkasına okutarak hafızasına yerleştirir, Türkçe dışındaki eserleri önce dinleyip, sonra tercüme ederek yazdırırdı. Bu şekilde bugün bilinen dört tercüme eser meydana getirmiştir: Kıssa-i Yusuf (Yusuf u Züleyha), Sîretü&#8217;n-Nebi, Fütûhu&#8217;ş-Şâm, ve Yüz Hadis Yüz Hikaye Tercümesi.</p>
<p>Darîr&#8217;in kişiliğinde ilmî, edebî ve tasavvufi yönler bulunmakla birlikte edebî yön ağır basmaktadır.</p>
<p>Darîr&#8217;in siyeri, Yavuz Sultan Selim&#8217;in Mısır seferinden dönüşünde İstanbul&#8217;a getirtilmiştir. Yazılışından iki asır sonra 1594/1595&#8242;te III. Murat&#8217;ın emriyle saray kütüphanesi için minyatür ve tezhipli olarak istinsah edilmeye (kopyalanmaya) başlanmıştır. Sultan III. Murat&#8217;ın vefatı üzerine III. Mehmet döneminde tamamlanmıştır.</p>
<p>Tespit edilen yetmiş civarında nüshası bulunan eser, hem saray hem de halk nezdinde büyük bir itibar görmüş ve asırlarca zevkle okunmuştur. Böylece eser, tarihin seyri içinde Türk insanının zihninde Peygamber tasavvurunun / anlayışının oluşmasında önemli bir rol üstlendiği gibi, Peygamber sevgisinin gönüllere yerleşmesinde de etkili olmuş ve Türk-İslam kültürünün kaynakları arasındaki yerini almıştır.</p>
<p>Sonuç olarak, Türk-İslam kültürünün önemli kaynaklarından biri olan Sîretü&#8217;n-Nebî, Türk edebiyatında yazılmış ilk Türkçe siyer kitabı olmasının yanında, şifahi (sözlü) kültürün güzel bir örneği ve gözleri görmeyen Darîr&#8217;in güçlü hafızasının ürünüdür.</p>
<p>Sîretü&#8217;n-Nebî, III. Murat döneminde saray kütüphanesi için minyatürlü ve tezhipli olarak çoğaltılmış, böylece XVI. asır Osmanlı resim sanatının şaheserlerinden kabul edilmiş, dolayısıyla eser, sanat ve estetik yönünden kıymetli bir sanat eseri; dil ve üslûbu, edebî türlerden ve sanatlardan yararlanması dolayısıyla da edebî değeri yüksek bir edebiyat eseri olmuştur.</p>
<p>Türkçe ilk mevlid manzumesini de barındıran eser, başta Süleyman Çelebi olmak üzere daha sonraki bütün mevlid yazarlarına kaynaklık etmiştir. Bu bakımdan Darîr, Türk edebiyatında ilk mevlid yazarıdır.</p>
<p>Sîretü&#8217;n-Nebî, daha sonra yazılan siyer kitaplarına örneklik ve kaynaklık etmiş, güvenilir olmayan bazı kaynaklardan yararlanılarak yazılması sebebiyle, siyerle ilgisi olmayan bazı bilgiler de içermiştir. Bundan dolayı eseri, siyer kaynakları arasında değerlendirmemek gerekmektedir. Ayrıca birçok siyer kitabında olduğu gibi eserde Hz. Peygamber, peygamberlik kendisine verilmeden önce doğumundan itibaren, hatta Hz. Adem&#8217;den önce de peygamber olarak kabul edilmiş; Hz. Peygamber&#8217;in pek çok mucizesinden abartılı bir şekilde bahsedilmek suretiyle beşerî yönü göz ardı edilmiş ve beşerüstü bir peygamber anlayışı işlenmiş, bu noktada itidalli davranılamamış ve aşırılığa düşülmüştür.</p>
<p>Sîretü&#8217;n-Nebî, Türk tarihi açısından bunalımlı bir dönem olan XIV. asırda kaleme alınmış, Türk insanını manevi açıdan desteklemek gibi yüce bir gayeye hizmet etmiş ve Peygamber sevgisi etrafında birleştirmeyi hedeflemiştir.</p>
<p>Sîretü&#8217;n-Nebî, yazıldığı dönemdeki Türkçe&#8217;nin durumunu göstermesi bakımından Türk dili ve edebiyatı ile edebiyat sosyolojisi; yazıldığı dönemin toplumsal duyarlılıklarını göstermesi bakımından da sosyal tarih çalışmaları açısından önemli bir kaynaktır.</p>
<p>Sîretü&#8217;n-Nebî, günümüz insanının istifadesine sunulmuş; iki ayrı yazar tarafından farklı nüshalar esas alınmak suretiyle sadeleştirilerek yayımlanmıştır. (M. Faruk Gürtunca, Kitab-ı Siyer-i Nebi, Peygamber Efendimizin Hayatı, I-III, Ülkü Yayınevi, İstanbul 1963. Darîr, Erzurumlu Mustafa Darîr Efendi, Siyer-i Nebi, (Yayına Hazırlayan: Selman Yılmaz), I-II, Darulhadis Yayınları, İstanbul 2004.).</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamberimiz'den ALTIN tavsiyeler]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/07/06/peygamberimizden-altin-tavsiyeler/</link>
<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 16:28:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/07/06/peygamberimizden-altin-tavsiyeler/</guid>
<description><![CDATA[Bir gün, bir adam Peygamber Efendimiz&#8217;in yanına gelerek, &#8220;Size dünya ve ahiretle alakalı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://image.samanyoluhaber.com/haber/1/2/5/5/0/125504.jpg" alt="" /></p>
<p>Bir gün, bir adam Peygamber Efendimiz&#8217;in yanına gelerek, &#8220;Size dünya ve ahiretle alakalı soracak sorularım var.&#8221; der.</p>
<p>Bunun üzerine Peygamberimiz o kimseye, &#8220;Ne istiyorsan sor.&#8221; buyururlar. Ardından o kişi ile Peygamber Efendimiz arasında bizim de pek çok dersler çıkarabileceğimiz şu diyalog yaşanır:</p>
<p><strong>İnsanların en zengini olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?</strong></p>
<p>Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.</p>
<p><strong>İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.</strong></p>
<p>İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.</p>
<p><!--more--></p>
<p><strong>İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.</strong></p>
<p>Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.</p>
<p><strong>İnsanlar içinde Allah&#8217;a en yakın, O&#8217;nun en has kullarından olmak istiyorum.</strong></p>
<p>Allah&#8217;ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah&#8217;ın en has kulu olursun.</p>
<p><strong>Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.</strong></p>
<p>Allah&#8217;a, O&#8217;nu görüyor gibi ibadet et, her ne kadar sen O&#8217;nu görmesen de O seni görüyor.</p>
<p><strong>İmanımı kemale erdirmek istiyorum.</strong></p>
<p>Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.</p>
<p><strong>Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.</strong></p>
<p>Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun. Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; Allah da sana merhamet etsin.</p>
<p><strong>Günahlarımın azalmasını istiyorum.</strong></p>
<p>İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için Allah&#8217;a yalvarırsan günahların azalır.</p>
<p><strong>İnsanların en kerimi olmak istiyorum.</strong></p>
<p>Allah&#8217;a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.</p>
<p><strong>Rızkımın bol olmasını istiyorum.</strong></p>
<p>Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.</p>
<p><strong>Allah ve Resulü tarafından sevilmek istiyorum.</strong></p>
<p>O zaman Allah ve Resulü&#8217;nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.</p>
<p><strong>Allah&#8217;ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.</strong></p>
<p>Kimseye kızmazsan Allah&#8217;ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.</p>
<p><strong>Duamın kabul edilmesini istiyorum.</strong></p>
<p>Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.</p>
<p><strong>Allah&#8217;ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.</strong></p>
<p>Namusunu koruyup iffetli ol ki; insanlar yanında rezil olmayasın.</p>
<p><strong>Allah&#8217;ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.</strong></p>
<p>Kardeşlerinin ayıplarını örtersen Allah da senin ayıplarını örter.</p>
<p><strong>Benim günahlarımı ne siler?</strong></p>
<p>Gözyaşların, hudûun (saygıyla Allah&#8217;a kulluğun) ve hastalıklar.</p>
<p><strong>Allah yanında hangi özellikler daha faziletlidir?</strong></p>
<p>Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.</p>
<p><strong>Allah yanında en büyük günah hangisidir?</strong></p>
<p>Kötü ahlak ve Allah&#8217;ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.</p>
<p><strong>Rahman Allah&#8217;ın rahmetini ne coşturur?</strong></p>
<p>Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek).</p>
<p><strong>Cehennem ateşini ne söndürür?</strong></p>
<p>Oruç.</p>
<p>(Ali el-Müttaki, Kenzu&#8217;l-Ummal, 16/127-129) z o kimseye, &#8220;Ne istiyorsan sor.&#8221; buyururlar. Ardından o kişi ile Peygamber Efendimiz arasında bizim de pek çok dersler çıkarabileceğimiz şu diyalog yaşanır:</p>
<p>İnsanların en zengini olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?</p>
<p>Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.</p>
<p>İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.</p>
<p>İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.</p>
<p>İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.</p>
<p>Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.</p>
<p>İnsanlar içinde Allah&#8217;a en yakın, O&#8217;nun en has kullarından olmak istiyorum.</p>
<p>Allah&#8217;ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah&#8217;ın en has kulu olursun.</p>
<p>Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.</p>
<p>Allah&#8217;a, O&#8217;nu görüyor gibi ibadet et, her ne kadar sen O&#8217;nu görmesen de O seni görüyor.</p>
<p>İmanımı kemale erdirmek istiyorum.</p>
<p>Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.</p>
<p>Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.</p>
<p>Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun. Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; Allah da sana merhamet etsin.</p>
<p>Günahlarımın azalmasını istiyorum.</p>
<p>İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için Allah&#8217;a yalvarırsan günahların azalır.</p>
<p>İnsanların en kerimi olmak istiyorum.</p>
<p>Allah&#8217;a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.</p>
<p>Rızkımın bol olmasını istiyorum.</p>
<p>Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.</p>
<p>Allah ve Resulü tarafından sevilmek istiyorum.</p>
<p>O zaman Allah ve Resulü&#8217;nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.</p>
<p>Allah&#8217;ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.</p>
<p>Kimseye kızmazsan Allah&#8217;ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.</p>
<p>Duamın kabul edilmesini istiyorum.</p>
<p>Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.</p>
<p>Allah&#8217;ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.</p>
<p>Namusunu koruyup iffetli ol ki; insanlar yanında rezil olmayasın.</p>
<p>Allah&#8217;ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.</p>
<p>Kardeşlerinin ayıplarını örtersen Allah da senin ayıplarını örter.</p>
<p>Benim günahlarımı ne siler?</p>
<p>Gözyaşların, hudûun (saygıyla Allah&#8217;a kulluğun) ve hastalıklar.</p>
<p>Allah yanında hangi özellikler daha faziletlidir?</p>
<p>Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.</p>
<p>Allah yanında en büyük günah hangisidir?</p>
<p>Kötü ahlak ve Allah&#8217;ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.</p>
<p>Rahman Allah&#8217;ın rahmetini ne coşturur?</p>
<p>Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek).</p>
<p>Cehennem ateşini ne söndürür?</p>
<p>Oruç.</p>
<p>(Ali el-Müttaki, Kenzu&#8217;l-Ummal, 16/127-129)</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sual: İsm-i a’zam duası hangisidir?]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/06/20/sual-ism-i-a%e2%80%99zam-duasi-hangisidir/</link>
<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 22:57:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/06/20/sual-ism-i-a%e2%80%99zam-duasi-hangisidir/</guid>
<description><![CDATA[Sual: İsm-i a’zam duası hangisidir?]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://www.aliseriati.com/resimler/kitaplar/dua.jpg" alt="" /></p>
<p><a href="http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1974">Sual: İsm-i a’zam duası hangisidir?</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Allah'ın Rasulun'den (s.a.v) Mükemmel bir Sevgi Tasviri]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/06/20/allahin-rasulunden-s-a-v-mukemmel-bir-sevgi-tasviri/</link>
<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 22:51:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/06/20/allahin-rasulunden-s-a-v-mukemmel-bir-sevgi-tasviri/</guid>
<description><![CDATA[Hz. Aise , peygamberimizle yeni evlenmisti.Esinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi.Ya da]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright" src="http://1.bp.blogspot.com/_5U_IPsVkye4/SU-KptWpkKI/AAAAAAAABnY/hpQ7COsjefc/s1600/167.jpg" alt="sevgi" width="132" height="188" /></p>
<p>Hz. Aise , peygamberimizle yeni evlenmisti.Esinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi.Ya da kendisini ne kadar ve nasil sevdigini.Aise bu düsüncesini peygamberle konusmadan edemedi.<br />
-Ey Allahin Resulü ,beni seviyor musun?<br />
-Evet ,ya Aise tabii seviyorum !Aise dahasinida merak ediyordu.Acaba nasil seviyordu? Hemen sordu.<br />
-Beni nasil seviyorsun ?<br />
Peygamberimiz sevgi seklini tanimladi esine:<br />
-Kördügüm gibi.<br />
Bu cevap Hz.Aise yi cok sevindirdi.Cünkü kördügüm acilmazdi. Acilmayan, bitmeyen sirli bir sevgi demekti.Alacagi cevap onu mutlu ettigi icin,Hz.Aise kadinca bir ihtiyacla ara ara sorardi:<!--more--><br />
-Ey Allah in Resulü ,kördügüm ne alemde ?Peygamberimiz, Aise yi memnun eden cevabi verdi her defasinda :<br />
-Ilk günkü gibi..</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamberimizin Hayati ]]></title>
<link>http://kiziroglu.wordpress.com/2009/05/26/peygamberimizin-hayati/</link>
<pubDate>Tue, 26 May 2009 08:43:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>kiziroglu</dc:creator>
<guid>http://kiziroglu.wordpress.com/2009/05/26/peygamberimizin-hayati/</guid>
<description><![CDATA[Peygamberimizin Hayati 1. Bölüm  [Peygamberimiz doğmadan önce dünyanın durumu, iran, bizans ve hindi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span style="font-size:medium;color:#800000;">Peygamberimizin Hayati 1. Bölüm</span></strong> <br />
<strong><span style="color:#333399;">[Peygamberimiz doğmadan önce dünyanın durumu, iran, bizans ve hindistanın durumu.. Avrupa kıtasında kadının konumu ve temizlik…]</span></strong> <br />
  <code><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=-6223241577282865661&#38;ei=BqsbSoeAHpme2wLa7aS4Cg&#38;q=peygamberimizin+hayati+1&#38;hl=de'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=-6223241577282865661&#38;ei=BqsbSoeAHpme2wLa7aS4Cg&#38;q=peygamberimizin+hayati+1&#38;hl=de'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></code></p>
<p><span><strong><span style="font-size:medium;color:#800000;"></p>
<p>Peygamberimizin Hayati 2. Bölüm</span></strong> <br />
<strong><span style="color:#333399;">[Peygamberimizin çocukluğu, Peygamberimizin bereketi, Heraklius Ebu Sufyan`a ne sordu]<br />
</span></strong></span> <br />
<code><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=8809914170244952776&#38;ei=2aobSqnBKJuA2wLvns3OCQ&#38;q=peygamberimizin+hayati&#38;hl=de'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=8809914170244952776&#38;ei=2aobSqnBKJuA2wLvns3OCQ&#38;q=peygamberimizin+hayati&#38;hl=de'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></code><br />
<span><strong><span style="font-size:medium;color:#800000;"></p>
<p>Peygamberimizin Hayati 3. Bölüm</span></strong> <br />
</span><strong><span style="color:#333399;">[Peygamberimizin kişilik özellikleri, Peygamberimizin evlatlığı Zeyd bin Harise, Mute savaşında şehadeti, Peygamberimiz yakınlarına torpil yaparmı…]</span></strong><br />
 <code><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=-89544680232852681&#38;ei=JqsbSqCNM5yG2wKjh9C8Cg&#38;q=peygamberimizin+hayati+3&#38;hl=de'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=-89544680232852681&#38;ei=JqsbSqCNM5yG2wKjh9C8Cg&#38;q=peygamberimizin+hayati+3&#38;hl=de'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></code> </p>
<p><span><strong><span style="font-size:medium;color:#800000;"></p>
<p>Peygamberimizin Hayati 4. Bölüm</span></strong> <br />
</span><strong><span style="color:#333399;">[Peygamberimize vahyin gelişi, Sadık rüyalar başlıyor…, Maide Suresinin inişi, Vahiy inerken peygamberimizin halleri, vahyin ağırlığı]</span></strong> <br />
 <code><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=1193543033402121752&#38;ei=S6sbSvepOZm82gKf5dDECg&#38;q=peygamberimizin+hayati+4&#38;hl=de'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=1193543033402121752&#38;ei=S6sbSvepOZm82gKf5dDECg&#38;q=peygamberimizin+hayati+4&#38;hl=de'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></code><br />
<span><strong><span style="font-size:medium;color:#800000;"></p>
<p>Peygamberimizin Hayati 5. Bölüm</span></strong> <br />
</span><strong><span style="color:#333399;">[Kureyş yöneticileri rahatsız olmaya başlıyor, Peygamberimizin gençlere islamı anlatma metodları, Bizzat yaşayarak anlatmak, Ebu Cehil`in itirafı…]</span></strong> <br />
<code><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=2886964384394250449&#38;ei=aqsbSt-RHpm82gKf5dDECg&#38;q=peygamberimizin+hayati+5&#38;hl=de'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=2886964384394250449&#38;ei=aqsbSt-RHpm82gKf5dDECg&#38;q=peygamberimizin+hayati+5&#38;hl=de'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></code></p>
<p>                                                         <br />
                                                                                     <a href="http://www.tevhidnesli.de/Peygamberimizin-hayati-devam.htm" target="_self"><strong><span style="font-size:x-large;color:#ff6600;">DEVAMI &#62;&#62;&#62;</span></strong></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nazar Ayetleri ve Duaları]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/05/14/nazar-ayetleri-ve-dualari/</link>
<pubDate>Thu, 14 May 2009 14:41:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/05/14/nazar-ayetleri-ve-dualari/</guid>
<description><![CDATA[Nazar Ayeti: Dinimiz İslâmiyette Göz değmesi, nazar, isâbet-i âyin vardır. Nazar haktır. Nazardan ko]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright" src="http://www.kalemguzeli.org/images/upload/AliRizaOzcan_003.jpg" alt="" width="163" height="275" /><br />
<strong>Nazar Ayeti:</strong><br />
Dinimiz İslâmiyette Göz değmesi, nazar, isâbet-i âyin vardır. Nazar haktır. Nazardan korunmak için Allaha (c.c.) sığınmak lazımdır. Bu hususta Kuran-ı Kerime ve Hadis-i Şeriflerde sığınma duaları vardır.</p>
<p>Nazar değmesin diye <strong>çocıkların elbiselerine, boncuk ve bunun gibi şeyler takmak cahillik ve dinsizlik alameti (nişan-ı belirtisi)dir. Şuraya buraya bu niyetle bir şeyler takmak, asmak dinimizde yoktur. Peygamber Efendimiz (a.s.) bu halleri yasaklamıştır. Zaten aklı selim bir kişide boncuk veya bu tür şeylerin fayda getirmeyeceğini bilir.</strong></p>
<p>Aşağıdaki ayet-i kerimeler, <strong>Kalem sûresinin 51 ve 52inci ayetleridir</strong>. Bu ayetler nazar değmesine karşı okunur. Hasan Basri Hz.leri başta olmak üzere Ulema-i İslam(İslam uleması) göz değmelerine(isabet-i ay ve nazara) karşı bu ayetleri okumuşlar ve okunmasınıda tavsiye etmişlerdir.<!--more--></p>
<p>Bu ayet-i kerimeler, Peygamber (a.s) <strong>Efendimizi nazara uğratarak çatlatmak ve göz değdirmek suretiyle O yüce Peygamberin mübarek vücudunu ortadan kaldırmak için kafirler(müşrkler, dinsizler) haian gözleriyle Resûlullaha baktıklarını bildirmek için nazil olmuştur.</strong><br />
بســـم الله الرحمن الرحيم * وَاِنْ يَكَا دُالَّذِينَ كَفَرُو ا َليُزْ لِقوُ نَكَ بِا َبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِ ّ كْرَ وَيَقوُ لوُ نَ اِنَّهُ لَمُجْنوُ نٌ * وَمَا هُوَ اِلا َّ ذِكْرٌ لِلْعَا لَمِنَ *<br />
Okunuşu: Ve in yekâdüllezîne keferû lâ yuzligu neke biebsarıhîm lemma semî ûzzîkra ve yeku lüne innehü lâ mücnûn. Ve mâ hüve illâ zîkrun lil âlemin.<br />
Manası<strong> <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_sad.gif' alt=':(' class='wp-smiley' /> Ey resûlüm Muhammed!) O kâfirler, az kaldı ki, (çıkası) gözleriyle seni devireceklerdi. Sana çatlatacak gibi çok hain bir bakışla baktılar. </strong>Buyurdu.</p>
<p><strong>Nazar Değmesine Karşı Okunan Sûreler ve Ayetler:</strong><br />
<strong>(1) </strong>Yukarıda geçen ayetler (ve in yekâdüllezî)<br />
<strong>(2) </strong>Fâtiha sûresi ve Âyetel-Kürsî<br />
-Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Fâtiha ve Âyetel Kürsi hakkında şöyle buyurmuştur: Fâtiha Sûresini ve Âyetel-Kürsiyi bir kimse herhangi bir evde okusa, o gün o evdekilere insan ve cin nazarı değmez. (Deylemi rivayet etmiştir.)<br />
<strong>(3)</strong> İhlâs, felâk ve nâs sûreleri,<br />
- Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), felâk ve nâs sureleri nazil olduktan sonra her tehlikeye karşı bu iki sureyi okurlardı. İhlâs suresini bu iki sureye ilave ederlerdi. Her akşam yatarlarken ihlâs, felâk ve nâs surelerini okuyup mubarek avuçlarına üfler ve ellerinin yetişebildiği yere kadar mubarek vucutlarını mesheder sığazlardı. Bir fırtına, bir kasırga, bir tehlikeli durum olsa bu sureleri okurdu. Bu surelerin en kuvvetli Allâha (c.c.) sığınma vasıtası olduğunu beyan ederlerdi.</p>
<p>Bu sureler nazil olmadan önce torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin (r.a)yı nazar değmemesi için aşağıdaki nazar duasıyla Allâha sığındırırdı.</p>
<p><strong>Bu Dua Nazar Değmesine Karşı Okunur:</strong><br />
ا ُ عِيذ ُكُمَا بِكَلِمَاتِ اللهِ التاَّ مَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَا ن ٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْن ٍ لآمَّةٍ<br />
Okunuşu: Uîzükümâ bikelimâtillâhittâmmeti min külli şeytânin ve hâmmetin ve min külli aynin lâmmetin.<br />
<strong>Manası: </strong>İkinizi de (Hasan ve Hüseyin  r.a.) bütün şeytanların, zehirli mahlukatın ve nazarı isabet eden kötü gözden (göz değmesinden) Allâhü Teâlanın kelimât-ı tâmmesine (noksansız kelimelerine) sığındırırım.</p>
<p>Peygamber Efendimiz, torunları Hz.Hasan ve Hüseyin (r.a.) Efendilerimize nazar değmemesi için bu duayı okurlardı. Ve Peygamberimiz, Hazreti İbrahim (a.s.)da İsmail ve İshak (a.s.)lara nazar değmemesi için bu duayı okurdu buyururlardı.</p>
<p>Demek ki, bu dua ta Hz.İbrahim (a.s)dan kalma ve sevgili Peygamberimiz (a.s.)da mübarek ceddinin okuduğu dua ile Allâha (c.c.) sığınıyor ve sığındırıyorlardı.</p>
<p><strong>Göz Değmesin Diye Okunan Dua:</strong><br />
مَا شَاءَ الله ُ * بَا رَكَ الله ُ * لآ حَوْلَ وَلآقُوَّةَ اِلاَّباِللهِ<br />
Okunuşu: MâşâAllah, Bârekallah, La havle ve la kuvvete illa billah.<br />
Manası: Allâhü Teâla mübarek etsin. Allâhü Teâla diledi de böyle iyi ve güzel oldu. Güç ve kuvvet yalnız ve yalnız Allâhındır. Allâhü Teâladandır.</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Sizden biriniz hoşuna giden bir şey gördüğünde yukarıdaki duayı okusun. Bu duayı okursa ona (hoşuna giden o şeye) göz zarar vermez. Buyurmuşlardır.</p>
<p>Her Müslüman, kendisine ve Müslüman kardeşine güzel ve hoşuna giden iyi şeyler gördüğünde bu duayı okumalı.</p>
<p>Her hal ve hareketimizde Allâhü Teâlaya böyle zikredersek hem başımıza gelecek olan bela ve musibetlerden korunmuş oluruz hem de zikrettiğimiz için sevap alırız.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Rüya Görmek ve Rüya ile ilgili sorular cevaplar]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/05/07/ruya-gormek-ve-ruya-ile-ilgili-sorular-cevaplar/</link>
<pubDate>Thu, 07 May 2009 07:48:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/05/07/ruya-gormek-ve-ruya-ile-ilgili-sorular-cevaplar/</guid>
<description><![CDATA[Rüya görmek Sual: Rüya görmek neye alamettir? CEVAP Rüyada çeşitli hikmetler vardır. Kimi için bir m]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright" src="http://img2.blogcu.com/images/i/n/s/insandenenmechul/ruya_bebek.jpg" alt="rüyalar" width="221" height="216" /></p>
<p><strong>Rüya görmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Rüya görmek neye alamettir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Rüyada çeşitli hikmetler vardır. Kimi için bir müjde, kimi için bir ikazdır. Kur&#8217;an-ı kerimde rüya ve tabiri ile ilgili bilgi vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong><br />
(Güzel rüya müjdedir.) </strong>[İbni Cerir]</p>
<p><strong>(Salih rüya rahmani, karışık rüya şeytanidir.) </strong>[Buhari]<br />
<strong><br />
(En doğru rüya seher vakti görülendir.)</strong> [Beyheki]</p>
<p><strong>(Kıyamet yaklaştığında, Müslümanın rüyası ekseriya yalan çıkmaz.)</strong> [Müslim]<strong></strong></p>
<p><strong>(Sözü doğru olanın, sadık kimselerin rüyası da doğru çıkar.)</strong> [Buhari]</p>
<p><strong>(Gündüz görülen rüyalar doğru çıkar.)</strong> [Hakim]<br />
<strong><br />
(Peygamberlik müjdelerinden salih </strong>[iyi]<strong> rüyadan başka kalmadı. Mümin rüyayı, ya kendi görür veya başkaları onun için görür.) </strong>[Müslim]<br />
<strong><br />
(Salih rüya, Peygamberliğin 46’da biridir.)</strong> [Beyheki]<br />
<strong><br />
(Rüyada kadın görmek hayra, deve korkuya, süt dine, yeşil Cennete, gemi kurtuluşa, hurma rızka delalet eder.)</strong> [Ebu Ya’la]</p>
<p>Rüya tabiri, ilim işidir. Herkes tabir edemez. Hele günümüzde bu ilmi bilen yok gibidir. Rüyalarımızı, anlatacaksak,<!--more--> bilhassa güzel olanları salih kimselere anlatmalıdır. Çünkü salih kimse, rüya tabir ilmini bilmese de, hayra yorar, ondan zarar gelmez. Kötü, karışık rüyaları kimseye anlatmamalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Kötü rüya gören kimseye söylemesin, şeytandan da Allahü teâlâya sığınsın.)</strong> [Müslim]<br />
<strong><br />
(Kötü rüya gören uyanınca sol tarafına üç defa tükürüp, şeytanın şerrinden Allahü teâlâya sığınsın. Bu takdirde rüya, ona zarar vermez.)</strong> [Müslim]<br />
<strong><br />
(Güzel rüya gören, hemen Allahü teâlâya hamd ve şükretsin! Kötü rüya gören, Allahü teâlâya sığınsın, rüyasını kimseye anlatmasın! O zaman rüyanın ona zararı olmaz.)</strong> [Dare Kutni]</p>
<p>(Rüyada başım kesildi, tabiri ne) diye sorana, Peygamber efendimiz buyurdu ki: <strong>(Bu şeytanidir. Kötü rüyayı, anlatmayın! Şeytandan Allahü teâlâya sığının!)</strong> [Müslim]<br />
<strong><br />
(Rüyasında hoşa gidici güzel şeyler gören, görüşü isabetli salih birine anlatsın! O da hayra yorsun!) </strong>[Beyheki]<br />
<strong><br />
(Rüya, tabir ilmini bilen bir dosta veya akıllı bir zata anlatılmalıdır!) </strong>[İ.Ahmed]<strong></strong></p>
<p><strong>(Rüya nasıl tabir edilirse, öyle çıkar. Bunun için rüyanızı nasih veya âlime anlatın!)</strong> [Hakim] [Nasih, insanlara iyilik tavsiye eden, kötülükten sakındıran, nasihat eden kimsedir.]</p>
<p>Bir kadın, gördüğü rüyayı Peygamber efendimize anlatır. <strong>(Yanında olmayan birine</strong> [kocana] <strong>kavuşursun) </strong>buyurur. Kocasına kavuşur. Başka bir zaman aynı rüyayı görür. Başkalarına tabir ettirir. Onlar da, (kocan ölecek) derler. Dedikleri gibi olur.</p>
<p>Onun için rüyayı hayra yormalıdır! Rüya iyi ise, <strong>(hayırdır inşaallah)</strong> demeli, kötü ise, <strong>(Allahü teâlâ bu rüyanın şerrinden seni muhafaza etsin) </strong>demelidir! (Bostan)</p>
<p>Görmediği rüyayı gördüm demek çok kötüdür. Çünkü hadis-i şerifte, <strong>(En büyük yalan, görmediği halde, </strong>“rüyamda şöyle gördüm”<strong> demektir) </strong>buyuruldu. (Buhari)<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Ölmüş<strong> </strong>kâfirler rüyada görülür mü?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Ölmüş kâfirlerin ruhları hapistir, rüyada görülmez. Rüyada görülmüşse o şeytandır. Bir kimse, (Ben Ebu Lehebi, Ebu Cehili rüyamda gördüm) dese, gördüğü şeytandır.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Namaz kılan tesettürlü bir bayanım. Babam da namaz kılan iyi bir insandı. Ailece iyi insanlarız. Babam yakında öldü. Babam ölmeden önce de, şimdi de rüyalarımda bazen babamla ilişkiye giriyorum. Bunun bir anlamı var mıdır? Bilmediğim bir günah mı işliyorum?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Rüyada annemle ilişkiye giriyorum diyen salih erkekler de çıkıyor. Bu bir günahtan dolayı değildir. Babanıza dua ediyor, hayır hasenatta bulunuyorsunuz. babanıza iyilik ettiğiniz anlaşılmaktadır. Annesiyle ilişkiye girenler de annesine iyilik ediyor demektir.</p>
<p>Padişahlardan birinin zengin hanımı, rüyada hacılarla ilişkiye girdiğini görüyor. Şeyhülislama rüyasının tabir etmesi için cariyesini gönderiyor. (Ben ilişkiye girdim de) diye tembihliyor. Şeyhülislam rüyayı dinleyince haydi git sen böyle rüya göremezsin diyor. Sultan hanım, tekrar cariyesini gönderiyor yemin ediyor böyle bir rüya görüldüğünü söyle diyor. Yine inanmazsa sultan hanım görmüş dersin diyor. Yine şeyhülislam kızım sen böyle rüya göremezsin diyor, cariye mecbur kalıp sultan hanım görmüş diyor. Şeyhülislam, bak şimdi oldu diyor, tabir ediyor: Sultan hanımın hacılara büyük hizmetleri dokunacak diyor. Gerçekten de sultan hanım, Türkiye’den Suudi Arabistan’a kadar hacılar için su kanalları, sarnıçlar ve çeşmeler yaptırıyor. Yol boyu hacılar susuz kalmıyor.<br />
Demek ki siz de babanız için Kur&#8217;an okuyor dua vs. yapıyorsunuz.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Rüya dinde senet midir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hayır. Rüya senet değildir. Dinimizde senet olan dört delil vardır.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Ramazanda şeytani rüya görülür mü?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Görülmez. Nefsani rüya görülür.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Bazı kimseler, uykuda, rüyada, alemi misal ve hayalin suretlerini görerek, kendilerini büyük bir hükümdar veya yüksek mevki sahibi görür. Veyahut büyük din âlimi olmuş, herkes, ilim öğrenmek için, etrafına toplanmış görür. Halbuki, alemi şehadette, yani uyanık iken, bunların hiçbiri hasıl olmamaktadır. Böyle rüyalar doğru mudur, yoksa aslı, esası yok mudur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubatta buyuruyor ki:<br />
(Böyle rüyalar boş ve esassız değildir. Bu rüyayı gören kimsede, mevki sahibi olmak, âlim olmak hâli ve kabiliyeti var demektir. Fakat, kuvveti az olup, âlem-i şehadette hasıl olacak kadar değildir. Eğer, bu hâl, zamanla kuvvetlenirse, Allahü teâlânın lütfu ile, âlem-i şehadette de hasıl olur. Eğer âlem-i şehadette hasıl olacak kadar kuvvetlenmezse âlem-i misalde görünmekle kalır. Kuvveti miktarınca, orada görünür. Tasavvuf yolunun saliklerinin rüyaları da böyledir. Kendilerini yüksek makamlarda, Velilerin mertebelerinde görürler. Bu hâl, âlem-i şehadette nasip olursa, pek büyük nimettir. Yok eğer, âlem-i misalde görünmekle kalırsa, hiç kıymeti yoktur. Çöpçüler, hamallar, rüyada, kendilerini hakim, paşa görür. Halbuki, uyanık iken, ellerine bir şey geçmez. Rüyaları üzülmekten, pişmanlıktan başka bir şeye yaramaz. O halde, rüyalara güvenmemeli, uyanık iken ele geçene sevinmelidir.</p>
<p>Bunun içindir ki, büyüklerimiz rüyalara ehemmiyet vermemiş, talebenin rüyasını tabir etmeye lüzum görmemişlerdir. Uyanık iken ele geçene kıymet vermişlerdi. Bundan dolayı, devamlı görünenlere ehemmiyet vermişler, hiç kaybolmayan huzuru, kazanç bilmişlerdi. Allahü teâlâdan başka her şeyi unutmak, hiçbir şeyi hatırlamamak, bunlar için daimi idi. Başlangıcında nihayette ele geçecekler derc edilmiş olanlara, bu kemaller zor ve uzak değildir.) <strong>(cild 2, m.58)</strong></p>
<p><strong>Sual: </strong>Rüya tabir kitapları ile insan rüyasını sağlıklı bir şekilde öğrenebilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Öğrenemez. Rüya tabiri ile rüya anlaşılmaz. Rüya birçok hâle ve duruma göre değişir. Bazıları şöyledir:<br />
<strong>1-</strong> Aynı rüya yorumlanışa göre değişir.<br />
<strong>2-</strong> Yaşlı &#8211; genç olmaya göre değişir.<br />
<strong>3-</strong> Zengin &#8211; fakir olmaya göre değişir.<br />
<strong>4-</strong> Kadın &#8211; erkek olmaya göre değişir.<br />
<strong>5-</strong> Salih &#8211; fasık ve bid&#8217;at ehli olmaya göre değişir.<br />
<strong>6- </strong>Âlim &#8211; cahil olmaya göre değişir.<br />
<strong>7-</strong> Gece, gündüz ve seher vakti görmeye göre değişir.<br />
<strong>8- </strong>Abdestli abdestsiz, cünüp olmaya göre değişir.<br />
<strong>9-</strong> Günlere, aylara, mevsimlere, göre değişir.<br />
<strong>10-</strong> Aç &#8211; tok yatmaya göre değişir.<br />
<strong>11-</strong> Hasta veya sağlam olmaya göre değişir.<br />
<strong>12-</strong> Evli &#8211; bekâr olmaya göre değişir.<br />
<strong>13-</strong> Âmir &#8211; memur olmaya göre değişir.<br />
<strong>14-</strong> Misafir, yolcu, mukim olmaya göre değişir.<br />
<strong>15-</strong> Mesleğine göre değişir.<br />
Daha başka sebepler rüyaya tesir eder. Rüya tabir kitapları yanıltıcı olur.</p>
<p><strong>Resulullahı rüyada görmek<br />
Sual:</strong> Rüyada Peygamber efendimizi değişik şekillerde görmek neye alamettir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Rüyada Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı hakiki şekliyle gören, muhakkak Onu görmüş olur. Çünkü şeytan Onun şekline giremez. Fakat şeytan başka şekle girip görünebilir. Resulullahı tanımayan kimsenin, bunu ayırması kolay olmaz.</p>
<p>Bazı âlimler de, (Peygamber efendimizi değişik şekilde görmek, yine Onu görmek olur. Fakat bu, o kişinin dindeki noksanlığına alamettir. Peygamber efendimizi rüyada gerçek şekliyle gören ve mümin olarak ölen herkes Cennete gider) buyurmuşlardır.<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Ben her surette görünürüm.)</strong> [Deylemi]</p>
<p><strong>(Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim şeklime giremez.)</strong> [Hatib]<br />
<strong><br />
(Beni rüyada gören, uyanıkken görmüş gibidir.)</strong> [İbni Mace]</p>
<p><strong>(Beni rüyada gören, Cehenneme girmez.) </strong>[İbni Asakir]</p>
<p><strong>Not:</strong> Resulullah efendimizi rüyada görmek ile ilgili geniş bilgi, <strong>Peygamber Efendimiz</strong> maddesinde var.</p>
<p><strong>Evliyayı rüyada görmek<br />
Sual: </strong>Şeytan, rüyada Resulullahın şekline giremediği gibi, Eshab-ı kiramın veya evliyanın şekline de giremez mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet, giremez. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Rüyada beni gören, muhakkak beni görmüştür. Çünkü şeytan, benim şeklime giremez. Ebu Bekir’i de, rüyada gören, elbette onu görmüştür. Çünkü şeytan, Ebu Bekir’in şekline de giremez.) </strong>[Hatib]</p>
<p>Şafii âlimlerinden Allâme Ceyli hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Şeytan, Resulullahın şekline giremediği gibi, Onun vârisi olan, büyük veli zatların şekline de, giremez. <strong>(Buhari şerhi)</strong></p>
<p><strong>Görülmeyen rüya<br />
Sual:</strong> Görülmeyen rüyayı, gördüm diyerek anlatmak caiz midir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hayır, caiz değildir. Bir hadis-i şerifte, <strong>(En büyük yalan, görmediği halde, “rüyamda şöyle gördüm” demektir) </strong>buyuruldu. (Buhari)</p>
<p>Yalan söylemenin caiz olduğu yerlerde böyle rüya anlatmak caizdir. Mesela, iki kişiyi barıştırmaya yarayacaksa, o kimsenin günah işlemesine mani olacaksa yahut namaz kılmasına sebep olacaksa, bunlar gibi sebeplerle, görmediği halde gördüm diye rüya anlatmak caiz olur</p>
<p>www.dinimizislam.com sitesinden faydalanılmıştır.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İstanbul'un Fethine Davetlisiniz]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/05/01/istanbulun-fethine-davetlisiniz/</link>
<pubDate>Fri, 01 May 2009 12:44:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/05/01/istanbulun-fethine-davetlisiniz/</guid>
<description><![CDATA[İstanbul Büyükşehir belediyesi tarafından hazırlanan Panaroma 1453 müzesi ne geçtiğimiz günlerde kar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>İstanbul Büyükşehir belediyesi tarafından hazırlanan <a href="http://www.panoramikmuze.com">Panaroma 1453 müzesi</a> ne geçtiğimiz günlerde kardeşim ve arkadaşları gittiler ve anlata anlata bitiremediler, görülmesi gereken ve bir o kadar da etkileyici bir atmosfere sahip bu müzede tarihe kısa bir yolculuk yapabilirsiniz .En kısa zamanda gitmek istiyorum inş. nasip olur . Elimde orada verilen küçük broşür de kısa bilgiler yer almakla birlikte bir kaç fotoğrafla yer verilmiş onlardan bazıları ;</p>
<p><img src="http://img114.imageshack.us/img114/1310/balk9co5.jpg" alt="balkanlar" width="444" height="298" /></p>
<p><!--more--></p>
<blockquote><p>Başka bir ziyaretçinin yorumu ise şöyle ;Dışarıdan bakıldığında pek o kadar önemli bir yer gibi durmuyor. Ancak içine girildiğinde insanı şok ediyor. İstanbul&#8217;un fethinin canlandırıldığı devasa panoramik bir resim, sanki sizi fethe davet ediyor. 29 Mayıs 1453 Salı sabahında Osmanlı askerlerinin şehre girmeye başladığı ânı tasvir eden resim, bilgisayar ortamında çizilmiş ve yarım küre şeklindeki mekânın tamamına oturtulmuş. İki boyutlu resmin önündeki daire biçimindeki alana da toplar, barut fıçıları, kılıçlar, oklar, yaylar, balyozlar gibi savaş gereçleri gerçek ebadında üç boyutlu olarak yerleştirilmiş. Düzenleme o kadar ustaca yapılmış ki bu nesnelerin nerede bitip resmin nerede başladığını anlayamıyorsunuz. Duvardaki resim sadece yatay olarak devam etmiyor. Gökyüzüyle birleşiyor. Yani bütünlük hissi hiç zedelenmemiş. Güllelerin bıraktığı iz, bulutlar hepsi düşünülmüş. Mesafe duygusu kaybedilmiş, derinlik algısı tavan yaptırılmış. Sanki izlediğiniz resmin içinde kilometrelerce yürüyecekmişsiniz gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Bütün bunlara bir de gümbür gümbür top ve tekbir sesleri, kılıç şakırtıları, mehter marşları eklenince gerisini siz düşünün.. Allah, Allah deyip ileri atılasınız geliyor<br />
<strong>Panorama 1453&#8242;le ilgili birkaç not: </strong>Fethin canlandırıldığı panoramik resim, 2350 metrekarelik alan içinde 16 metre yüksekliğinde hazırlanmış. Yaklaşık 10 bin civarında figür kullanılmış. Türkiye&#8217;de bir ilk olan panoramik müzenin dünyada 30 benzeri var ama bizimki onları döver diyebiliriz. Çünkü diğerlerinden farklı olarak hiç kesintiye uğramadan bütün mekânı kaplıyor. Yani sadece yatay değil, aynı zamanda dikey olarak da devam ediyor.</p></blockquote>
<p><img src="http://img410.imageshack.us/img410/4427/belgrat2xu4.jpg" alt="belgrad" width="444" height="297" /></p>
<p><img src="http://img507.imageshack.us/img507/3258/patlama81bf4.jpg" alt="patlama" width="439" height="295" /></p>
<p><img src="http://img114.imageshack.us/img114/4795/fatihim1dy0.jpg" alt="fatihim" width="441" height="297" /></p>
<p><img src="http://img77.imageshack.us/img77/1248/bayrak9zp7.jpg" alt="bayrak" width="442" height="296" /></p>
<p><img src="http://img507.imageshack.us/img507/6840/toplar1nk6.jpg" alt="toplar" width="441" height="295" /></p>
<p><img src="http://img507.imageshack.us/img507/9695/yedikuleyg4.jpg" alt="yedikule 1" width="443" height="297" /></p>
<p>3.000 m² &#8216;lik bir alan içerisinde çerçevesi yani sınırları olmayan 360 derecelik bir resim düşünün. Resmin en temel özelliği ona bakıldığında üç boyut etkisi uyandırması. Üç boyut etkisinin sağlanması için izleyici resme ancak 14 metre uzaklıktaki bir platformdan bakacak.</p>
<p><img src="http://img131.imageshack.us/img131/1456/fatihrn6.jpg" alt="cihan " /></p>
<p>Resmin 650 m²&#8217;lik alanı gerçekten üç boyutlu ve alanda kuşatmada kullanılan topların, top arabalarının, barut fıçılarının imitasyonları var. 2350 m²&#8217;lik iki boyutlu resim alanı ise üç boyutlu bölgenin hemen arkasından başlıyor. Çalışma öylesine detaylı ki birebir insan büyüklüğünden başlayıp bütün detaylarıyla ince ince işlenerek ufka doğru küçülüyor. Eserdeki figürlerin sayısı 10 bin civarında.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[25 Mayıs 1453]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/04/27/25-mayis-1453/</link>
<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 21:23:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/04/27/25-mayis-1453/</guid>
<description><![CDATA[Fetih hadisi olarak şöhret bulan hadisin orijinal metni ve anlamı şu şekildedir: حَدَّثَنَا عَبْدُ ا]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=-8755131640998808341'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=-8755131640998808341'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<p>Fetih hadisi olarak şöhret bulan hadisin orijinal metni ve anlamı şu şekildedir:</p>
<p>حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي شَيْبَةَ وَسَمِعْتُهُ أَنَا مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي شَيْبَةَ قَالَ ثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ قَالَ حَدَّثَنِي الْوَلِيدُ بْنُ الْمُغِيرَةِ الْمَعَافِرِيُّ قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بِشْرٍ الْخَثْعَمِيُّ عَنْ أَبِيهِ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ<br />
قَالَ فَدَعَانِي مَسْلَمَةُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ فَسَأَلَنِي فَحَدَّثْتُهُ فَغَزَا الْقُسْطَنْطِينِيَّةَ</p>
<p>Muhammed b. Ebî Seybe, Zeyd b. el-Hubâb’dan, o, Velid b. Mugire el-Meâfirî’den işitmiş, Velid b. Mugîre Abdullah b. Bisr el-Has’amî’den o da babasından isittigine göre Nebi (a.s.) söyle buyurmustur:</p>
<p><strong>“Kostantiniye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden emir ne güzel emir; onu fetheden ordu ne güzel ordudur.”</strong></p>
<p>İstanbul’un fethini herhangi bir tereddüte yer bırakmayacak kesinlikte bir ifade ve üslûp ile haber veren bu hadîs, Kütüb-i Sitte (Buharî, <!--more-->Müslim, Tirmizî, Ebu Davud, İbn Mâce, Nesâî) döneminde, hattâ öncesinde tasnîf edilmiş kaynaklarda yer almaktadır. Bilindiği gibi, hadîs kitapları ne hicrî üçüncü asır mahsulü olan Kütüb-i Sitte ile başlar, ne de onlarla sona erer. Bu çalışmalar onlardan en az bir asır önce başlamış ve iki asır sonraya kadar da devam etmiştir. Kütüb-i Sitte diye bildiğimiz altı önemli hadîs kitabında bulunmaması sebebiyle fetih hadîsinin olmadığı sanılmamalıdır. Zira usûl açısından, bir hadîsin sıhhati hangi kitapta bulunduğuna bakılarak değil, onu nakleden kişilerin hallerine bakılarak tayin ve tespit edilir.</p>
<p>Sahâbe neslinden sadece Bişr el-Ganevî’nin rivâyet ettiği hadîsin özellikle tasnîf dönemi kaynaklarındaki senedi hemen hemen aynıdır. Senetteki râvilerin ayrı ayrı tetkikinden çıkan sonuç, senedin muttasıl, ricâlin de güvenilir olduğudur. Bilinen bir gerçektir ki, bir hadîsin Kütüb-i Sitte’de bulunmaması, onun mutlaka sahîh (senedinin başından sonuna kadar sika ravilerin birbirinden rivayet etmesi) olmadığı anlamına gelmez. Kütüb-i Sitte dışındaki kaynaklarda birçok sahîh hadîs bulunmaktadır. Fetih hadîsi de bunlardan bir tanesidir. Öte yandan hadîs diye uydurulmuş sözler, yani uydurma hadîslerle ilgili kitap yazmış alimlerden hiçbiri hadîsimiz hakkında “uydurmadır” dememiştir*.</p>
<p>Fetih Hadîsinin Kaynakları:</p>
<p>Hadîsin geçtiği kaynaklar kronolojik olarak şöyledir:</p>
<p>Buhârî (öl. 870), et-Târih’ul Kebîr<br />
Ahmed b. Hanbel (öl. 855), Müsned<br />
Taberânî (öl. 971), el-Mûcem’ül-Kebîr<br />
İbn Kani (öl. 962), Mûcem’üs-Sahâbe<br />
Hâkim en-Nisâbûrî (öl. 1014), el-Müstedrek Alâ’s-Sahihayn<br />
Bezzâr (öl. 905), Müsned</p>
<p>Ayrıca İbn Abdilberr (öl. 1071), el-İstiâb’da, İbn’ül-Esîr (öl. 1233), Üsd’ül-Gâbe’de, İbn Hacer (öl. 1448), el-İsâbe’de, Zehebî (öl. 1347), Telhîs’ül-Müstedrek’te, Suyûtî (öl. 1505), el-Câmi’us-Sağîr’de hadîsi nakletmişler, Hâkim, İbn Abdilberr, Zehebî ve Suyûtî “isnâdı sahîhtir” demişlerdir**.</p>
<p>Hadîsin Senedi:</p>
<p>Bişr el-Ganevî ondan oğlu Abdullah b. Bişr el-Ganevî ondan öğrencisi el-Velid b. el-Muğîre el-Muâfirî ondan Zeyd b. el-Hubâb ondan Muhammed b. el-Alâ rivâyet etmişlerdir***.</p>
<p>SONUÇ</p>
<p>Görüldüğü gibi metnin, Hz. Peygamber ile mevcud yazılı kaynağı arasında 5 râvisi vardır. Senedi teşkil eden bu beş râviden her biri zaman içerisinde zincirleme birbirleriyle görüşmüş ve biri diğerine hadîs öğretmiştir. Bu durum senedin muttasıl (kesiksiz) oluşunu ortaya koyar. Ayrıca her râvi bir hadîs râvisinden aranan şartları haiz, güvenilir ve rivâyetlerine itimat edilir kimselerdir. Bu da senetteki râvilerin bütünü ile mevsûkiyetini ifade eder. Bu iki özelliği haiz bir senedle rivâyet edilen metin, hadîs ilmi yönünden sahîh kabul edilir. Sahîh hadîs ise, Hz. Peygamber’e ait oluşu kesinlik kazanmış söz demektir****.</p>
<p>Dipnotlar<br />
*İsmail L. Çakan, “İstanbul’un Fethi Hadîsi”, Fetih, Fâtih ve İstanbul Sempozyum Bildirileri, (İstanbul 1992), s. 51.<br />
**Ali Yardım, “Fetih Hadîsi Üzerinde Bir Araştırma”, Diyânet Dergisi, XIII/2, (Ankara 1974), s. 117 ve 120; İsmail L. Çakan, “İstanbul’un Fethi Hadîsi”, Fetih, Fâtih ve İstanbul Sempozyum Bildirileri, (İstanbul 1992), s. 50-51.<br />
***Ali Yardım, “Fetih Hadîsi Üzerinde Bir Araştırma”, Diyânet Dergisi, XIII/2, (Ankara 1974), s. 118-119.<br />
****Ali Yardım, “Fetih Hadîsi Üzerinde Bir Araştırma”, Diyânet Dergisi, XIII/2, (Ankara 1974), s. 119. Ayrıca bknz, İmamzâde Mehmed Es’ad Efendi, Değeri ve Tesiri Açısından Fetih Hadîsi ve Feth-i Kostantîniyye, (haz. Necdet Yılmaz), İstanbul 2002.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri Neyi Amaçlar ]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/2009/04/26/kutlu-dogum-haftasi-etkinlikleri-neyi-amaclar/</link>
<pubDate>Sun, 26 Apr 2009 19:39:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.wordpress.com/2009/04/26/kutlu-dogum-haftasi-etkinlikleri-neyi-amaclar/</guid>
<description><![CDATA[Geçmişten günümüze Peygamber Efendimiz&#8217;in doğum yıldönümü farklı coğrafya, kültür ve dönemlerd]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignright" src="http://galeri.islamiyet.gen.tr/data/521/gul.jpg" alt="" width="231" height="180" /></p>
<p>Geçmişten günümüze Peygamber Efendimiz&#8217;in doğum yıldönümü farklı coğrafya, kültür ve dönemlerde kendine has özelliklerle kutlana gelmişti.  Örneğin Şii Fatımi devletinde resmi olarak ilk defa kutlama yapan Muiz-Lidinillah, halkın dahil olmadığı bir devlet töreni şeklinde düzenleme yaparken, Eyyubi döneminde Erbil Atabeyi Muzafferüddin Kökböri halka açık bir şenlik niteliğinde Mevlid-i Nebevî kutlamaları düzenlemişti.</p>
<p>Kuzey  Afrika ve Endülüs&#8217;te sonraları yaygınlık kazanan veladet kutlamaları ise Müslüman halkın Hıristiyan bayramlarını kutlamalarını önlemek amacıyla ilk defa kadı Ebü&#8217;l- Abbas Ahmed b. Muhammed b. Hüseyin es-Sebtî el-Azefî tarafından düzenlenmeye başlamıştır. Osmanlı&#8217;da resmi mevlid kutlamalarının başladığı III. Murat döneminden önce de gayrı resmi olarak kutlamaların düzenlendiği bilinmekte.<!--more--></p>
<p>Günümüzde ise 1989 yılına kadar Kameri takvime  göre Rebi&#8217;ül Evvel ayının 12. gecesinde Hz. Peygamber&#8217;in kutlu doğumunu Mevlid kandili adı altında kutlayan Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, 1994 yılından itibaren ise Miladi takvimi esas alarak Hz. Peygamber&#8217;in veladet gecesini Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri şeklinde düzenlemeye başladı.</p>
<p><strong>Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin amacını Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu bu yılki açıklamalarında &#8221; Hz. Peygamber&#8217;i bütün yönleriyle daha iyi tanımayı, tanıtmayı, anlayıp anlatmayı, insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrıyı güncelleştirilerek hayatımıza yansıtmayı, güzel ahlakını davranışlarımızın mihveri ve rehberi yapmayı, toplumda Peygamber sevgisini yaymayı, birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi, saygı ve yardımlaşma duygusunu güçlendirmeyi, bu vesile ile toplumu din konusunda aydınlatmayı, İslam&#8217;ın mesajını, Peygamberimiz&#8217;i merkeze alarak, yediden yetmişe toplumun her kesimine bilimsel ve anlaşılabilir bir üslup ile ulaştırmayı hedef olarak belirlemiştir.&#8221; sözleriyle ifade etti.</strong></p>
<p>Bu amaç etrafında her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yurt içinde ve yurt dışında bilimsel etkinlikler mahiyetinde panel, konferans ve sempozyum; Hz. Peygamber&#8217;e şiir ve mektup yazma gibi kültürel yarışmalar ve bilgi yarışmaları düzenlemekle beraber etkinlikler arasında camilerde mevlid okumalarına, vaazlara ve hutbelere de yer vermekte.  Fidan dikme, kan bağışı, huzur evi ve ceza evi ziyaretleri gibi sosyal içerikli faaliyetlerin de Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri çerçevesinde düzenlenmesi artık birer gelenek haline gelmeye başladı.</p>
<p>Bu yıl tema olarak <strong>&#8220;Hz. Peygamber ve Aile&#8221; başlığının seçildiği Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin resmi açılışı 14 Nisan tarihinde Balıkesir&#8217;de yapıldı</strong>. Ülkenin her tarafında düzenlenecek olan sempozyumlar, paneller, konferanslar dışında, etkinlikler arasında huzur evleri, çocuk esirgeme kurumları ve kadın sığınma evlerini ziyaret etmek gibi farklı uygulamalar da mevcut.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
