<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>sabetay-sevi &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/sabetay-sevi/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "sabetay-sevi"</description>
	<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 08:48:51 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Atatürk ve Sabetay Sevi Tekkesi]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/14/ataturk-ve-sabetay-sevi-tekkesi/</link>
<pubDate>Sun, 14 Dec 2008 20:45:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/14/ataturk-ve-sabetay-sevi-tekkesi/</guid>
<description><![CDATA[Sabataycılık denince akla ilk gelen iki şehir Selanik ve İzmir&#8217;dir. İspanyol Yahudi&#8217;si, ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div><span style="font-family:mceinline;"><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-348" title="sabetay-sevicilik" src="http://kendihalinde.wordpress.com/files/2008/12/sabetay-sevicilik.jpg?w=264" alt="sabetay-sevicilik" width="264" height="300" /></span></span></div>
<div><span style="font-family:mceinline;"><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabataycılık denince akla ilk gelen iki şehir Selanik ve İzmir&#8217;dir.</span></span></div>
<p><span style="font-family:mceinline;"><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İspanyol Yahudi&#8217;si, Avrupalı kaynaklara göre İzmir Yahudi kaynaklarına göre Edirne doğumlu Sabatay Sevi 1665 /1666&#8242;da İzmir&#8217;in Kemeraltı-Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;nda ikinci kez Yahudi Mesih&#8217;i olduğunu ilan etti. Daha önce 1648&#8242;de 22 yaşındayken de Mesihliğini ilan etmiş fakat yeterli ilgiyi görmemişti. Çok kısa sürede Avrupa, Ortadoğu ve Rusya&#8217;da duyulan bu hadise sadece Osmanlı Türkiye&#8217;sindeki Yahudileri değil, Müslüman Türkleri ve Doğu Avrupa&#8217;daki Hıristiyan tebaayı da derinden etkiledi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Gelişmeler üzerine tutuklanarak Edirne&#8217;de 11 Eylül 1666&#8242;da Divan&#8217;da sorgulandı. Sorgulamayı kafes arkasından Padişah Avcı Mehmet&#8217;in de takip ettiği Sabatay Sevi, Mesihliğini inkâr etti. Sorgulamada bulunan ve kendisi de bir Yahudi dönmesi olan Hekimbaşı Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi&#8217;nin (Moses ben Raffael Abrabanel); &#8220;Müslüman ol kelleni kurtar&#8221; tavsiyesi ile Sevi görünürde Müslüman olup Mehmet Aziz Efendi adını almıştır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabatay Sevi görünürde Müslüman Türk, hakikatte ise kendi Yahudi inançlarına bağlı kalarak ikili (dual) bir hayat sürdürmüştür. Müritlerinin de benzer ikili kimliği benimsemesiyle tarihte ve günümüzde &#8220;dönmelik&#8221; veya &#8220;Sabataycılık&#8221; denen bir tür çift kimlikli &#8220;açık Müslüman-gizli Yahudi&#8221; &#8220;tarikat&#8221; doğmuştur.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Nitekim Rabbi Abraham Danon tarafından Revue des Etudes Juives&#8217;de İbranice metni yayınlanan Sabatay Sevi&#8217;nin 18 maddeden oluşan inanç risalesi, Prof. Abraham Galante tarafından hem orijinal İspanyolca metin hem de Fransızca tercümesi yayımlandı. Sabatay Sevi&#8217;nin 18 emirden oluşan Ladino dilinde yazılmış risalesi ilk kez 1897&#8242;de Paris Şarkiyat Kongresi&#8217;ne sunulan bir tebliğde Journal&#8217;de Selanique&#8217;nin yayın yönetmeni Sadi Levi vasıtasıyla ortaya çıkar.</span></p>
<p></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Niçin 18 emir?<!--more--></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabatay Sevi Yahudi tarihinde ortaya çıkan 17. Mesih&#8217;ti ve apokalips (kıyamet) Mesih&#8217;inin habercisiydi. 18. Mesih kıyamet gününde ortaya çıkacaktı. İnançlı Sabataycılar 18. mesih&#8217;i bekliyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">18 maddeden oluşan risalenin 16. Maddesi aynen şöyle: &#8220;Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek maksadıyla, dikkat edilsin. Ramazan orucunu tutmak için sıkıntı gösterilmesin ve aynı şey kurban için de yapılsın. Gözün gördüğü her şey yerine getirilmelidir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1990&#8242;lardan itibaren sık sık gündeme getirilen Sabatay Sevi adı, 2006 yılının son günlerinde Sabatay Sevi adına kurulması düşünülen bir müze tartışmasıyla tekrar basında sık sık yer almaya başladı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İnternet sitelerinin dışında Yeni Şafak gazetesi muhabiri Şaban Arslan, araştırmacı yazar Ahmet Almaz&#8217;ın &#8220;Tevrat&#8217;ın Türk Evlatları&#8221; kitabı (Yakamoz Yayınları 0212-222 72 75) ile akademisyen Cengiz Şişman&#8217;ın &#8220;Sabatay Sevi ve Sabataycılar&#8221; adlı çalışmasında Sabatay Sevi müzesi kurulması çalışmasıyla ilgili bilgiler yer almakta. Ayrıca tarafımızın özel kaynaklardan elde ettiği bilgileri de dikkatle değerlendirdiğimizde, İzmir&#8217;de &#8220;müze&#8221; adı altında &#8220;Sabatay Sevi Tekkesi&#8221;nin kurulmak istendiği anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Selçuk&#8217;taki Bülbül dağında 100 yıl kadar önce başlatılan &#8220;kutsal Meryem Ana Evi&#8221; çalışması nihayetinde 1967 yılının 26 Temmuz günü bizzat Papa 6. Paul&#8217;un Bülbül dağına gelerek burayı &#8220;kutsaması&#8221; ile Hıristiyanlar için &#8220;hac&#8221; merkezi haline getirildi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yöntem bildik ve bayağı. Yörüklerin &#8220;aşağı köyde bir yalan söyledim yukarı köyde kendim de inandım&#8221; cinsinden bir &#8220;kutsallaştırma&#8221; operasyonu.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bütün ısrarlara rağmen Rahmetli Atatürk&#8217;ün Hıristiyanlara satılmasına izin vermediği Bülbül dağındaki metruk taş yığınını barındıran 29.200 metrekare arazi 1950&#8242;de Bayar-Menderes ikilisi döneminde maalesef Hıristiyan Vakıfları destekli Meryem Ana Derneği&#8217;ne satıldı. Sonra restorasyon adı altında görkemli bir Meryem Ana Evi inşa edildi. Sonra da Papalık tarafından kutsandı. Artık her Papa burayı ziyaret ediyor. Hıristiyanlar burada hacı oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1774 yılında Almanya&#8217;da doğan kötürüm ve histerik rahibe olduğu bilinen Anne Catherine Emmerich&#8217;in &#8220;gördüğü vizyonlar&#8221; (rüyalar) önce kitaplaştırıldı, sonra Emmerich&#8217;in vizyonlarına Fransız Sorbonne Üniversitesi tarih Profesörü Charles Lenormand tarafından &#8220;bilimsel&#8221; kılıf geçirildi. Artık &#8220;tarihi gerçekler&#8221;e göre Meryem Ana&#8217;nın Evi İzmir Selçuk&#8217;taki Bülbül dağındaydı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Dünyanın 43 farklı yerinde Papalık tarafından &#8220;kutsanmış&#8221; Meryem Ana Evi var, ancak Kudüs ve Bülbül dağındakilerin ayrı bir önemi bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Şimdi de benzer senaryo İzmir&#8217;de Sabatay Sevi Müzesi (tekkesi) için uygulamaya konuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş ile TOBB-ETU Üniversitesi tarih bölümünde ve ABD&#8217;nin Boston şehrindeki Harvard Üniversitesi&#8217;nde öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Cengiz Şişman &#8220;Sabatay Sevi Müzesi&#8221; çalışmasının önderliğini üstlenmiş görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Boston ve çevresindeki Türk akademisyenlerin iddiasına göre Cengiz Şişman Fethullah Gülen cemaatine oldukça yakın.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Prof. Dr. Yalçın Küçük &#8220;Sabatay Sevi Müzesi fikrini kim önermişse Sabatayist&#8217;tir&#8221; diyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Tarihçi ve biyografi araştırmacısı Mahmut Çetin ise &#8220;görünenlerin arkasına iyi bakmak gerekir, bu uluslararası bir organizasyon işine benziyor. Daha önceki örneği de Meryem Ana Evi&#8221; şeklinde konuştu.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir&#8217;in Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;nda 370 bin YTL&#8217;ye bir Sabatay Sevi Müzesi kurmak için İZTO&#8217;dan bir grup harekete geçiyor. Ancak İZTO Başkanı Demirtaş, tepkilerden çekinerek, projeyle ilgili teklifi son anda geri çekiyor. (Şaban Arslan-Yeni Şafak 28. 12. 2006)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Ticaret Odası&#8217;nın 65 bin üyesi var ve İZTO yönetimi &#8220;Sabatay Sevi Müzesi&#8221; gibi netameli bir teklifin de yer aldığı 425 sayfalık Yönetim Kurulu Çalışma Programı ve 2007 Bütçesi&#8217;ni sadece 179 meclis üyesine gönderiyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Çalışma Raporu&#8217;nun 378.sayfasındaki Sabatay Sevi Müzesi başlığı altında yer alan şu ifadeleri nasıl yorumlamamız gerekir? &#8220;Sabatay Sevi, Musevilik tarihinde önemli yer tutan bir kişiliktir ve İzmir&#8217;de yaşamıştır. Hatta Sabataycılık Museviliğin bir kolu olarak varlığını sürdürmüştür. İzmir&#8217;in tarihinde önemli bir yeri olan olay ve kişiler, kent belleğinin bir parçasıdır. Bu nedenle Sabatay Sevi&#8217;nin Musevi tarihindeki rolünü ortaya koyabilecek ve çeşitli eski eserlerin de yer alacağı bir müze kurulması, müzenin eski bir sinagog veya eski bir binada yapılması düşünülmektedir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İZTO Başkanı Ekrem Demirtaş&#8217;a göre böyle bir müze &#8220;müzeler şehri&#8221; yapmayı düşündükleri İzmir&#8217;e renk katacak. Demirtaş, &#8220;Amacımız tamamen turizme renk getirmek. Bu tür renkli kişilerin de dikkate alınması ferekiyor&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İZTO Meclis Üyesi Necmi Çalışkan İZTO&#8217;nun daha önce de kilise ve sinagogların restorasyonu için karar aldığını belirtiyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bu beylere sormak gerekmez mi? Siz kaç cami, kaç Türk eseri ve hele hele İzmir tarihinde önemli bir yeri olan Timur için ne kararlar aldınız, neler yaptınız?</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Etnografik değerlerimizi korumamız gerekir. Musevi vatandaşların oluşturduğu kültür İzmir için çok önemlidir&#8221; diye devam eden Bay Necmi Çalışkan ve Bay Ekrem Demirtaş saf olmadıklarına göre ya cahiller ya da kötü niyetli.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Nitekim İZTO Meclis Başkan Vekili Necip Nasır &#8220;300 yıldır gizli olan bir yapılanmanın ticaret odasının gündemine gelmesi yadırganacak bir şeydir. Farklı bir amaçla yapılmış olabilir&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yine İZTO meclis üyelerinden Salih Büyükuğur İZTO yönetiminin geçen yıl da sinangog ve kiliselerin onarımı için 3 milyon YTL para ayırdığını ve bu karara muhalefet şerhi koyduğunu belirterek şunları söylüyor:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Bu talep Yunanistan Konsolosluğu&#8217;ndan gelmiş. Kapalı kapılar arkasında dolaplar dönüyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İZTO Başkanı Demirtaş bunun kulisini yapmıştır, meclisten geçirir. Çünkü meclis üyelerinin yüzde 30&#8242;u kurduğu şirketlerin de ortağı.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir diğer İZTO meclis üyesi Vasfi Çakıroğlu da Sabatay Sevi Müzesi&#8217;ne karşı olduğunu belirterek şöyle diyor:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;2007 yılında üyelerden, toplanan aidatın 170 YTL&#8217;den 250&#8242;ye çıkarılacağını, toplanan paraların da toplumu dejenere edici, kamplara bölücü konular için harcanacak. Sevi&#8217;ye Yahudiler bile karşı çıkıyor. &#8220;Yahudi dönmesi&#8221; diyorlar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Son zamanlardaki bazı açıklamalarını ve kitaplarındaki bazı metinleri hayretler içinde kalarak takip ettiğimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ahmet Almaz&#8217;ın kitabındaki bilgiye göre Sabatay Sevi Müzesi&#8217;ni destekliyor. Ortaylı&#8217;nın sözleri şöyle: &#8220;Böyle bir müze kurulmasını çok önemli buluyorum, çok iyi olur. Sabatay Sevi, dini bir kişilik olmasının yanı sıra tarihi bir kişiliktir, şehrin tarihine katkısı vardır, taraftarları olan biridir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Türkiye Yahudi Cemaati Başkanı Silvio Ovadio: &#8220;Yahudi mekânlarında kesinlikle böyle bir müze kurulmayacaktır. Böyle bir müze, başka bir yerde kurulsa bile, Yahudiler için herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Sıradan bir müzedir&#8221; şeklinde konuşuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Başkan Silvio Ovadio, İZTO ve İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin, yıkık sinagogları restore etmek için kendilerine başvurduğunu da söylüyor. &#8220;Biz Yahudi dinindeniz. Bu din Sabatayistliği Yahudi kabul etmez. Ama tabi ki nefret boyutunda değil&#8221; diye sözlerini sürdürüyor Ovadio.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Prof. Yalçın Küçük&#8217;e göre, Sabatayistler &#8220;Ben Sabataist&#8217;im deme cesaretini gösteremedikleri için müze açma isteklerini başka gerekçelere dayandırıyorlar.&#8221; Küçük Hoca; &#8220;Sabatay Sevi ile ilgili müzeye konacak bir tek fotoğraftan başka bir şey yok&#8221; diyerek hadisenin bir başka boyutuna dikkat çekiyor: &#8220;Bu müze inanç turizmine katkıda bulunmaz. Çünkü Yahudiler Sabataycılardan nefret ederler. Sabataycıları Yahudilerin bir kolu olarak değil, sapkınlık olarak görürler. Bu müzeyi Yahudiler ziyaret etmez. Müslümanlar ve Hıristiyanlar da ziyaret etmeyeceğine göre burayı kim ziyaret edecek ki? Bu müzeyi küçük bir grup, kendi dini liderlerine saygıdan dolayı yapıyorlar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Müfit Yüksel&#8217;e göre de İzmir Ticaret Odası&#8217;nda Sabataycılar var ve bunlar Sabatayistleri Yahudiliğe eklemlemeye çalışıyorlar. &#8220;Öyle sanıyorum ki İsrail&#8217;deki bazı çevreler müze işine sıcak bakacaklardır. İsrail&#8217;de bazı çevreler ne hikmetse Sabataycı kimliğin açığa çıkmasını ve ilgi uyandırmasını istiyorlar&#8221; diye sürdürüyor sözlerini Müfit Yüksel.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Gazeteci Mustafa Aydın ise Portekiz Sinagogu&#8217;nun Sabatay Sevi Müzesi&#8217;ne dönüştürülmesinin kavgaya sebep olabileceğini ileri sürerken Sevi&#8217;nin &#8220;doğduğu ev&#8221;in müze yapılabileceğini söylüyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Hemen bir bilgi notu ilave edelim. &#8220;İzmir&#8217;in Agora semtinde bulunan Portekiz ve Galata Sinagogları, TÜSİAD eski Başkanı Tuncay Özilhan ve İzmir&#8217;in ölen Belediye Balkanı Ahmet Piriştina tarafından 1999-2000 yıllarında restore ettirdi.&#8221; (Alişan Satılmış, Ortadoğu gazetesi 26 Aralık 2007)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">TOBB-ETU Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Harvard Üniversitesi&#8217;nden doktoralı Cengiz Şişman &#8220;Sabatay Sevi ve Sabataycılar-Mitler ve Gerçekler&#8221; adlı kitabında İzmir Belediyesi&#8217;nin de, Kültür Bakanlığı&#8217;nın da Sabatay Sevi Evi Müzesi projesinin içinde olduğunu yazıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ne derece doğru bilemiyorum. Ancak pek çok internet sitesinde Cengiz Şişman&#8217;ın Harvard Üniversitesi&#8217;nde Türkiye Yahudi Hahambaşılığı&#8217;nın bursu-finansal desteği ile doktora yaptığı iddiası yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cengiz Şişman&#8217;a göre Sabatay Sevi Evi tartışması uluslar arası boyutta epey alevlendi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabatay Sevi Evi konusunda Berry Kapanji (Kapani) nin araştırma yaptığını ve bu araştırmalardan faydalanarak Cengiz Şişman&#8217;ın İsrail&#8217;in ünlü gazetesi Haaretz&#8217;de bir makale yazdığını öğreniyoruz. Bu makaleye atıfta bulunan başka makaleler de ABD&#8217;de yayımlanan bazı dergilerde yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Berrry Kapanji&#8217;nin gayretleriyle bu konu gün yüzüne çıkarıldı ve olay uluslar arası bir tartışma zeminine çekildiğinde bir infial uyandırdı. Ben şimdiye kadar belki onlarca e-posta aldım bu evin kurtarılması konusunda.&#8221; (C. Şişman, a.g.e, s.127)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Agora semtindeki evin Sabatay Sevi&#8217;nin doğduğu ev olup olmadığını tespit için Cengiz Şişman&#8217;ın da içinde bulunduğu bir grup karbon testi yaparak evin yaşını öğrenmeye çalışıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Anladığınız gibi Sabatay Sevi Evi-Müzesi için Berry Kapanji, Cengiz Şişman İZTO yönetimi, İzmir&#8217;in CHP&#8217;li belediye yönetimi, AKP&#8217;li Kültür Bakanlığı, Harvard Üniversitesi, İsrail ve ABD&#8217;deki bazı merkezler, bazı İslami cemaatler ve şimdilik &#8220;yerli&#8221; ve yabancı perdenin arkasındakiler işbirliği yapıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Tıpkı Meryem Ana Evi tezgâhı gibi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cengiz Şişman&#8217;ın yazdığına göre Prof. Marc Bregman 1970&#8242;li yıllara ait bir hatırasında, Agora&#8217;daki Çingeneler New York&#8217;tan gelen bir kadının evin üçüncü katına çıktığını ve ağlayarak dua ettiğini aktarıyor. Yani projenin zihni kökenleri eskiye dayanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1992 yılında Michael Grosman adlı Yahudi&#8217;nin yaptığı &#8220;Sazanikos&#8221; adlı belgeselde, Sabatay Sevi&#8217;nin doğduğu eve ait olduğu iddia edilen görüntülere de yer veriliyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Daha sonra evi kurtarmak için birkaç çabada bulunulmuş. Bunlardan birisi de İsrailli Kabala uzmanı olan Abraham Elqayam&#8217;a ait. Ancak bu çabaların hiçbiri sonuç vermemiş. İşte son zamanlarda bir de benim de içinde olduğum ULUSLAR ARASI BİR GRUP olarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.&#8221; (C. Şişman, a.g.e, s.130)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İşte Sabatay Sevi Müzesi-Evi projesinin tam merkezindeki isimlerden Cengiz şişman Rahmetli Atatürk&#8217;ün babasını Arnavut annesini de Makedonyalı yapıveriyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cengiz Şişman gibi ben de ABD&#8217;de lisansüstü eğitim gördüm. Amerikalıların pek çok devlet politikalarını, hele hele Evanjelist-Kabalist Yahudi tezgâhı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ni yerden yere vururum. Ama Amerika&#8217;da da çok sayıda namuslu siyasetçi hele hele üniversitelerde ilmi ahlakına saygı duyulacak binlerce akademisyen var. Bu insanlar tarihi gerçekler konusunda oldukça dürüsttürler. Yani Cengiz Şişman&#8217;ın yaptığı gibi çarpıtma yapmazlar.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Anlaşılıyor ki Mustafa Kemal Atatürk&#8217;e Sabatayist yaftası tutmayınca şimdi de Arnavutluğu tedavüle sürüyor. Türk devletinin kurucusu Gazi, Türk bilinmesinde ne bilinirse bilinsin.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir tarafta İslam ve Peygamberimiz Hz. Muhammed üzerine oynanıyor. Öte yandan Cumhuriyet Türkiye&#8217;sinin kurucusu Türk milletinin medarı iftiharı Atatürk üzerine. Ama Türk milleti ahlaki şuurda Muhammed Mustafa&#8217;nın, milli şuurda Mustafa Kemal&#8217;in rehberliğinde yoluna devam edecektir. Bu durum &#8220;travmacılar&#8221;a rağmen değişmeyecektir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Atatürk Sabataycı mıydı?</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bu mesnetsiz iddiaların kaynaklarını şöyle sıralayabiliriz:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1- Atatürk&#8217;ün uşağı Cemal Granda&#8217;nın hatıralarında naklettiği ve Atatürk&#8217;ün söylediğine dair kendisinden başka şahidin olmadığı!</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Benim için de bazı kimseler, Selanikli olduğumdan Yahudi olduğumu söylemek istiyorlar. Şunu unutmamak lazımdır ki Napolyon da Korsikalı bir İtalyan&#8217;dı. Ama Fransız olarak öldü ve tarihe Fransız olarak geçti. İnsanların içinde bulundukları cemiyete çalışmaları lazımdır&#8221; sözü.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cemal Granda&#8217;nın Sabataycı olduğuna dair iddiaların olduğunu belirtelim ve geçelim.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">2- ABD&#8217;ye göç eden bir Ermeni asıllı Türk vatandaşının 1923 yılında Amerikan gümrüğünde sorgulanırken söylediği var sayılan &#8220;Atatürk&#8217;ün Sabatayist olduğu&#8221;na dair tevatür.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">3- Yahudi Ansiklopedisi Encylopedia Judaica&#8217;nın &#8220;Atatürk&#8221; maddesinde yer alan bu yöndeki ima.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">4- Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;te Şemsi Efendi Mektebine gitmesi. Bu mektebin sahibi Şemsi Efendi Sabataycı&#8217;dır. Ancak bugün bile gizlenmek, deşifre olmamak için kılı kırk yaran Sabataycıların 1900&#8242;lerde sadece Sabataycıların çocuklarının gittiği bir okul açma cesareti! Kelleyi koltuğa almaktan öte bir şeydir. Bugün de Fevziye Mektepleri ve Işık Üniversitesi&#8217;nin öğrencilerinin büyük çoğunluğu Müslüman Türk ailelerinin çocuklarıdır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir başka husus, Atatürk&#8217;ün gittiği Şemsi Efendi Mektebi, Atatürk&#8217;ün evinin sadece birkaç sokak ilerisindedir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">5- 1942 yılında Itamar Ben-Zwi adlı İsrailli bir gazetecinin hatıraları yayınlanır. Zwi&#8217;nın ölümünden sonra yayımlanan hatıralarına göre, Atatürk 1911 yılında Trablusgarp&#8217;a giderken Filistin&#8217;e uğrar ve bir otel barında tesadüfen bu gazeteciyle sohbet sırasında kendisinin ilkokuldayken &#8220;Shema Yisrael Adonai Eloheinu ve Adonai Ehad&#8221; (Dinle ey İsrail Rabbimiz olan Tanrı tektir) duasını okuduklarını hatırladığını söyler. İsrailli gazeteci buradan hareketle Atatürk&#8217;ün Sabataycı olabileceğini iddia eder.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İşte bu hatıralara dayanarak İsrail gazetelerinde defalarca yazı yazan Amerikalı Yahudi Hillel Halkin 1994 yılında Atatürk&#8217;ün Sabataycı olduğunu iddia etti. Halkin&#8217;in yazısına bazı Avrupalı gazete ve dergilerde atıfta bulunuldu.</span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Arial;">Hillel Halkin&#8217;in yazısını şu kaynaktan okuyabilirsiniz: <span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#0000ff;">&#60;http://www.f16.parsimony.net/forum27628/messages/1517.htm&#62;</span></span></span></span><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;"> FORWARD, A Jewish Newspaper published in New York. January 28, 1994.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Halkin&#8217;in uzunca makalesinin elle tutulur yanı yok. Temel dayanak olarak kullandığı İsrailli gazeteci Itamar Ben-Zwi&#8217;nin hatıralarının ne zaman yazıldığı belli olmadığı gibi 1911 yılında Atatürk sıradan bir Türk subayıdır, tanınmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sakarya Üniversitesi&#8217;nden tarih doktoru Emin Sezer Hoca&#8217;nın ifadesiyle &#8220;Atatürk&#8217;ün Türk oğlu Türk olduğuna dair yeterince ve sağlam belge mevcuttur.&#8221; İsteyen Türk Tarih Kurumu kaynaklarına başvurabilir. Hala bugün Atatürk&#8217;ün mensup olduğu Türkmen aşireti aileleri Karaman&#8217;da yaşamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Maalesef Milli Gazete yazarı Mehmet Şevki Eygi, Sabatayist-İsrail vatandaşı Yahudi Ilgaz Zorlu&#8217;nun Zvi-geyik adlı yayınevinde basılan &#8220;İki Kimlikli, Gizli, Esrarlı ve Çok Güçlü Bir Cemaat Yahudi Türkler Yahut Sabataycılar&#8221; adlı kitabında Amerikan Yahudi&#8217;si Hillel Halkin&#8217;in mesnetsiz makalesine dayanarak şunları yazabilmiştir:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Türkiye&#8217;yi bugünkü perişan hale çocukluğunda bir Karay Hoca&#8217;dan gizlice Yahudi diniyle ilgili dersler alan ve her gece &#8220;Şema Yisrael&#8221; duasını okumadan yatağa girip uyumayan bir kişi sokmuştur.&#8221; (M.Ş. Eygi, a.g.e, s.112)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Eygi açıkça Atatürk&#8217;ü Sabatayist olmakla itham etmektedir. Anlaşılıyor ki Eygi&#8217;nin Suudi Arabistanlı yılları onun maddi kazanç yılları olsa da manevi-insaf yönünü törpülemiş.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Eygi&#8217;nin Halkin&#8217;in makalesine dayanarak zikrettiği &#8220;Karay Hoca&#8221; Karaim/Karay Yahudisidir. Atatürk&#8217;e Yahudi duasını öğrettiği iddia edilen Karay Yahudiliği ile Sabataycılık asla bir araya gelmesi mümkün olmayan farklı iki mezheptir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Dr. Rıza Nur &#8220;Hayat ve Hatıralarım&#8221;da Atatürk&#8217;ü yer yer ağır şekilde tenkit eder. Ancak Atatürk&#8217;ün Sabataycı olduğuna dair en ufak bir imada dahi bulunmaz. Hiç şüpheniz olmasın ki Atatürk&#8217;te böyle bir kan bağı olsaydı Rıza Nur bunu en detaylı şekilde kullanırdı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Türk Yahudilerinin tarihini yazan değerli araştırmacı Rıfat Bali ile 2007 yılı içinde yaptığımız bir sohbette, benim sorum üzerine &#8220;Atatürk&#8217;ün Sabataylıkla uzak yakın bir alakası yoktur&#8221; dedi ve ve bunu bir makale olarak Ortadoğu gazetesinde yayımladım. Sayın Bali Sarbon Üniversitesi mezunudur. Bazı konularda farklı düşünsek de kendi ifadesiyle bu toprağın evladıdır ve Türk milletinin manevi değerleri konusunda hassasiyetini sürekli dile getirir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir başka husus, Türk tarihinde mason localarını 10 Ekim 1935 yılında bir gecede kapatan ilk ve tek Türk devlet adamı Atatürk&#8217;tür. Hatta bu sebepten dolayı Atatürk&#8217;ün Yahudiler ve Sabatayistler tarafından ağır ağır zehirlendiğine dair çok sayıda kaynakta bilgi mevcuttur. Kaldı ki hepimize ilkokuldan beri adeta maksatlı bir şekilde öğretildiği bugün iyice gün yüzüne çıkan; &#8220;Atatürk çok içki içtiği için buna bağlı sirozdan öldü&#8221; de gerçeği yansıtmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Atatürk&#8217;e biyopsi de otopsi de yapılmamıştır. Atatürk&#8217;ün İstiklal Savaşı yıllarında hiç içki içmediği, daha sonraki yıllarda da kendisinin asla aşırı alkol almadığı daha çok karşısındakilere içirdiği pek çok hatıratta yer almaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Atatürk&#8217;ün &#8220;salyrgan&#8221;(civalı ilaç) ile tedavi gerekçesiyle aslında ağır ağır zehirlenerek öldürüldüğü artık ortaya çıktı. Bugün mezarından alınacak bir tek saç telinin analizi her şeyin ortaya çıkmasına yeter de artar bile. Öte yandan Atatürk daha önce sıtma geçirmesine rağmen sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesi&#8217;nden Atatürk için 43 kutu kinin ilacı alınmıştır. Bu ilaç karaciğer ve dalağı yıpratır. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Görüldüğü gibi Türk milli kimliğinin oluşmasında büyük katkısı olan bizi ümmetten ve tebadan millete geçiren Mustafa Kemal Atatürk Türk kimliğinin dışına çıkarılmak isteniyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Değerli tarihçi, akademisyen Dr. Emin Sezer&#8217;in ifade ettiği gibi; &#8220;Türk, Muhammed Mustafa&#8217;sız da Mustafa Kemal&#8217;siz de olmaz.&#8221; &#8220;Sabatayist&#8221; iddiaları ile Mustafa Kemal Türk kimliğinden çıkarılmak istenirken, &#8220;ılımlı İslam&#8221;, &#8220;dinlerarası diyalog&#8221; ve &#8220;Kelime-i Tevhid&#8217;in Muhammedün Resulullah kısmını söylemeye gerek yoktur&#8221; ile Hz. Peygamber İslam&#8217;ın alt basamaklarına itilerek &#8220;İsevi Müslümanlık&#8221; peydahlanmak, İslam, Kabala temelli Yahudi-Hıristiyan inancına monte edilerek Yeni Dünya Düzeni&#8217;nin &#8220;tek dünya dini&#8221;, senkretik dinin içi boşaltılmış bir parçası haline dönüştürülmek planlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Selçuk Bülbül dağındaki Meryem Ana Evi ile İzmir&#8217;deki Sabatay Sevi Müzesi-Evi aynı karanlık emellerin kilometre taşlarıdır. Her ne kadar proje tepkiler üzerine biraz &#8220;askıya&#8221; alınmış görünse de.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ahmet Almaz&#8217;ın sözünü ettiğimiz kitabından bir alıntı yapalım. Bu bilginin esas kaynağı 28 Aralık 2006 tarihli Yeni Şafak gazetesi ve Şaban Aslan&#8217;dır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Sabatay Sevi&#8217;nin 300 yıl önce görev yaptığı İzmir&#8217;in Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;na Sabatay Sevi Müzesi yapma girişimi, Musevi cemaati tarafından da onaylanmamıştı. Sabatay Sevi&#8217;nin oturduğu mahalle, Havra Sokağı&#8217;nın yanında, tarihi Agora kentinde bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Büyükşehir Belediyesi, Agora kentinin cazibesini artırmak için eskiden çoğu Yahudi yerleşimcilerden oluşan, şimdilerde işyeri olan eski binaları yıkarak yeşil alana dönüştürüyor. Agora kentinin yanında yıkımı durdurulan birkaç binadan biri, Sabatay Sevi&#8217;nin 300 yıl önce yaşadığı tarihi ev. Evin bulunduğu Namazgâh Mahallesi&#8217;nin 15 yıllık muhtarı Erol Ertürkmen &#8220;Tüm mahalleyi yıktılar bir o evi bıraktılar. Orayı neden yıkmadıklarını sordum. &#8216;Burası Sabatay Sevi&#8217;nin evi&#8217; dediler. Bu evde 10 yıl öncesine kadar bir aile oturuyordu. Sanıyorum etrafı temizlenip onarılacak&#8221; dedi.(A. Almaz, a.g.e, s.201)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Size çok ilginç bir örnekten daha bahsetmek istiyorum.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Evanjelist Hıristiyanlar ve Ortodoks Yahudiler Kudüs&#8217;te bir an önce Süleyman Tapınağı&#8217;nın yeniden yapılmasını istiyorlar. Süleyman Tapınağı&#8217;nın üçüncü kez yapılabilmesi için Mescid-i Aksa ve Kubbetüs Sahra Camilerinin yıkılması gerekiyormuş. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bu &#8220;kutsal idealin&#8221; en önemli isimlerinden biri 1970&#8242;lerden beri Frankist (Hıristiyan Yahudi veya Hıristiyan Sabatayist) âlim-papaz Bellarmino Bagatti ve en büyük destekçisi de İsrailli ünlü mimar Tuvia Sagiv. Bu hususta daha geniş bilgiyi Joel Levy&#8217;nin 2006&#8242;da yayımlanan &#8220;Lost Histories/Exploring the World&#8217;s most Famous Mysteries&#8221; adlı kitabında bulabilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ruşen Çakır 27 Haziran 2008 tarihli Vatan gazetesindeki köşesinde Cengiz Şişman&#8217;ın kitabını konu alan uzunca bir yazı yayınladı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yazının bir bölümü Cengiz Şişman&#8217;la yapılmış mülakattan oluşuyor. Aşağıda okuyacağınız satırlar Çakır&#8217;ın yazısından derlenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Hem Yahudilik hem de masonlukla irtibatlı olarak gösterilen Sabataycılar bir de işin içine gizlilik girince iyice hedef tahtasına yerleştirildiler… Yrd. Doç. Cengiz Şişman&#8217;ın &#8220;Sabatay Sevi ve Sabataycılar&#8221; kitabıyla karşılaştığımda önce tereddüt ettim. Fakat &#8220;Mitler ve Gerçekler&#8221; altbaşlığı ve yazarın ABD&#8217;de Harvard Üniversitesi&#8217;nde konuyla ilgili doktora yapmış olduğu bilgisi üzerine okumaya koyuldum… Sonuçta Şişman&#8217;ın kitabı &#8220;düşmanımızı tanıyalım&#8221; diye alanları hayal kırıklığına uğratıyor; Türkiye mozaiğinin bir parçası olan Sabataycılık hakkında serinkanlı, objektif bilgi sahibi olmak isteyenlerin de takdirini kazanıyor.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ruşen Çakır&#8217;ın yazısında yer alan Cengiz Şişman&#8217;ın sözleri de özetle şöyle:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Kolay olmayan bir işe kalkıştığım doğru. Yerleşik yanlışları değiştirmek zorlu ve zaman isteyen bir iş… Eleştirilerden daha fazla da takdir alıyorum… Ben bu konu ile yıllardır bilimsel anlamda ilgileniyorum. Çünkü hem Osmanlı tarihçisi hem de dinler tarihçisiyim. Ancak başlangıçtan itibaren bu konudaki yaklaşım tarzları, art niyetler ve cahilane yorumlar beni hep rahatsız ede gelmiştir. Konuya akademik bir disiplin ve hassasiyetle yaklaşıldığında benim vardığım sonuçlar çok şaşırtıcı değil.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Burada kısa bir açıklama yapalım. Cengiz Şişman söz konusu kitabında, dinler tarihi hususunda büyük otorite olan, ilim insanlığına herkesin hürmet ettiği, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Küçük&#8217;ün &#8220;Dönmeler-Sabatayistler Tarihi&#8221; adlı kitabını (Andaç Yayınları, 0312-384 18 28-29; Faks: 0312-384 38 67) küçümsüyor, beğenmiyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yine bu hususta Prof. Orhan Türkdoğan ile Mahmut Çetin&#8217;in çok değerli eserleri var ve her objektif düşünceli insanın takdirini kazanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Şişman&#8217;dan devam edelim.</span></p>
<div><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Oyunun/güç ilişkilerinin dışında kalan ya da dışında kaldığını hisseden herkesin, kendi yetersizliklerini açıklamakta başvurduğu en kestirme savunma mekanizması bu. En yakın örneklerden biri &#8220;dünyanın efendileri&#8221;nin katıldığı yıllık Bilderberg toplantıları hakkındaki komplolardır mesela. İslamcıların bir zamanlar en çok spekülasyon yaptıkları konu idi. Ama son iki yıldır gündemden düştü. Niye? Çünkü İslamcılar güç ilişkilerinin merkezine yerleşmeye başladılar ve &#8220;komplo kurulan&#8221; değil &#8220;komplo kuran&#8221; bir mevkiye yükseldiler… Sabataycı kökenli insanlar Osmanlı&#8217;nın son dönemlerinde ve çağdaş Türkiye&#8217;nin kurulması aşamasında etkili olmuş insanlardır…</span></div>
<div> </div>
<div><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bunların birçoğu 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dini, ırki ya da kabilesel kimliklerinin bırakıp, diğer birçok Türk aydını gibi modernleşmeci, aydınlatmacı ve kısmen de masonik fikirlerin etkisi altında kalmışlardır… Şurası bir gerçektir ki, Sabataycılık ilk başında oldukça yoğun Yahudilik unsurları barındırmış ama zamanla bu azalmış ve yukarıda bahsettiğim gibi özellikle modernite ile tanıştıktan sonra bir kısmı agnostik ya da ateist olmuşlardır.&#8221;</span></div>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sözün özü…</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Türkiye teostratejik planlamaya dayalı siyasi, iktisadi, psikolojik, etnik tabanlı sosyal ve dini tehditler altında.</span></p>
<p>Kaynak: OrtadoğuGazetesi.net  Ramazan K. Kurt</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sabatayizm]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabatayizm/</link>
<pubDate>Wed, 10 Dec 2008 03:45:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabatayizm/</guid>
<description><![CDATA[Sabatayizm Osmanlı imparatorluğunun son 250–300 yıllık tarihinde etkin olmuş tarikatvari bir Yahudi ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-337" title="sabetayizm" src="http://kendihalinde.wordpress.com/files/2008/12/sabetayizm.jpg?w=128" alt="sabetayizm" width="128" height="95" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Sabatayizm Osmanlı imparatorluğunun son 250–300 yıllık tarihinde etkin olmuş tarikatvari bir Yahudi yapılanmasının adıdır. Sabatayizm, Yahudilik ve Dönmelik kavramları ile birlikte anılır. Bunun en önemli sebebi akımın kaynağının Yahudilik olmasıdır. Osmanlı toplumunda İslamiyet’i seçen Yahudiler hep kuşkuyla karşılanmışlardır. İslamiyet’e samimi olarak geçmedikleri düşünülmüştür ki bunda da haklılık payı vardır. Ama hiçbir şey yapılmamıştır. Çünkü İslam ben Müslüman’ım diyen herkesi Müslüman olarak kabul eder. İspanya’da engizisyon mahkemelerinin baskısından kaçan Yahudiler Osmanlı’ya (İzmir, Selanik </span></span><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Edirne merkezli olmak üzere ) sığınmışlardır. İşte Türklerin hayatında önemli bir etkiye sahip olan Sabatayizm bu ailelerden birisinin oğlu olan Sabatay Sevi tarafından kurulmuştur. Sabatay Sevi İspanya’dan gelen bir Yahudi ailenin çocuğu olarak İzmir’de dünyaya gelir. Okuma merakı onu dini kitaplara yoğunlaştırır. Ailesi tarafından haham olması için okula gönderilir. Dini bilgiler alan Sabatay dini kitaplarda yer alan 1648 yılında Mesih gelecek ve Yahudileri kutsal topraklarına götürecek inancına kapılarak Mesih olduğuna inanır ve Mesihliğini ilan eder. Yahudilerin büyük çoğunluğunu da Mesih olduğuna inandırır. Osmanlıyı 38 krallığa böldüğünü, kendisini de kralların kralı ilan ettiğini söyler. Başarılı olabilmek içinde Osmanlı topraklarında kargaşa çıkarmaya başlar. Olay ciddi bir duruma gelince IV Mehmet Sabatay’ı kendisinin kafes arkasından izlediği bir odada sorguya çektirir. Sabatay’dan Mesih olduğunu ispat etmesini, bunun içinde kendisini soyacaklarını, okçuların kendisine ok atacağını, kendisine bir şey olmazsa Mesihliğini kabul edeceğini ve hatta kendisine tabi olacağını da söyler. Bunun üzerine Sabatay böyle bir şey olmadığını, bunu Yahudilerin çıkardığını, kendisinin basit bir haham olduğunu söyler ve Mesihliğini<!--more--></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">inkâr eder. Bunun üzerine padişah bağışlanması için Müslüman olması gerektiğini söyler o da can korkusu nedeniyle Müslüman olmayı kabul eder ve Mehmet Aziz Efendi ismini alır. Sabatayizmin bizim için önemli olduğu yer işte bu aşamadan sonra başlar. Çünkü o görünüşte </span></span><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Müslüman’dır ama kalben değildir. Korkudan kabul ettiği Müslümanlığı kılıf olarak kullanarak yine çalışmalarına gizliden gizliye devam eder. Bu olaydan sonra eskisi gibi taraftarı kalmamıştır ama kendisine inananlarda azımsanmayacak kadar vardır. Onlarda onun bu yöntemini benimseyerek Müslümanlığa geçerler. Böylece Osmanlı “Dönmelerle”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">tanışmış olur. Örs, Sabatay’ın Müslüman olması karşısında cemaatin şu iki yoldan birini seçmek zorunda kaldıklarını belirtiyor: “Yahudi kalmak ve şeriatın bütün hükümlerini harfiyen yerine getirmekle birlikte gizliden gizliye kendi inançlarını sürdürmek yâda</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">üstatlarının olduğu gibi Müslüman olmak; görünüşte bu dinin inançlarını yerine getirmek, ama gizlice ötekini bırakmamak. Sabataycıların büyük çoğunluğu ikinci yolu tuttu.” Dönmelik XVII yüzyıldan itibaren Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde bilhassa Selanik’te Müslüman adı ve kıyafetinde yaşayan “Gizli Müslüman-Musevi cemaati” fertlerine Osmanlı Türkleri tarafından Yahudilikten İslam’a döndüklerini belirtmek maksadıyla verilen bir isimdir. (Dönmeler Tarihi, A. KÜÇÜK sf215) Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü’nde şöyle belirtilmektedir: Osmanlı idaresindeki muhtelif şehirlerde hassaten Selanik’te Müslüman adı ve kıyafeti altında yaşayan bir cemaat tabakası hakkında kullanılan bir tabirdir. Muhtelif din sahiplerinden Müslüman olanlara mühtedi denildiği; dönme tabiri yalnız halk tarafından kullanıldığı halde bunlar hakkında mühtedi tabirinin hiçbir</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">yerde ve hiçbir zaman istimal olunmaması ve yüksek tabaka tarafından bir dereceye kadar nezaket maksadıyla avdet denilmesi Musevilikten İslam’a döndüklerini belirtmek maksadından ileri gelmiştir.” Sabatayizmin temellerini atan Sabatay Müslüman</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">olduktan sonra 18 maddelik bir prensip yayınlamıştır. Bu 18 maddelik prensiplerden 2 tanesi</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">var ki bizi en çok ilgilendiren bu iki maddedir. 16. madde Türklerin adetlerine onların gözlerini örtmek maksadıyla dikkat edilsin.17. madde de Müslümanlarla nikâh akdedilmemesidir. Yüzyıllar boyunca bozulmadan varlıklarını devam ettiren dönmeler devamlılıklarını sağlamak maksadıyla ve dışardan gelecek etkilerden korunmak için dışarıdan</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">kız alıp-vermemişlerdir. Ancak bu kural 1. Meşrutiyetten sonra delinmeye başlamıştır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Selanik dönmelerinin lideri olan Yakup tahminen 1683 yılında arkadaşları ile yaptığı istişare toplantısı sonucunda dönmeliğin esaslarını tespit etmiş ve şu yöntemleri benimsemişlerdir: </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">1-<span>         </span>Her kabile reisi öğle ve ikindi namazlarını çarşı ve pazaryerlerinde kalabalıkla kılacak. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">2-<span>         </span>Hac mevsiminde hali vakti yerinde olan üç-beş kişi hacca gidecek. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">3-<span>         </span>Mevlit merasimlerinde cami ve tekkeler Mehmet Aziz (Sabatay) Efendi cemaatiyle dolacak. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">4-<span>         </span>Cenazelerde Selanik caddelerini titreten tekbirler getirilecek. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Böylece Müslüman cemaatinin mühtedi taifesi hakkındaki su-i zanları az zamanda çok menfaatle giderilecektir. (Son Saat Gazetesi) (Dönmeler Tarihi, A. KÜÇÜK sf. 351) Fritsch’in kaydettiği gibi “Yalancı fatihler gelip geçiyor. Biz itaat ederiz, ama ayakta kalırız.” Cümlesi gerçek amaçlarını göstermesi bakımından önemlidir. Onların bu bağlılığı samimi değil, göstermeliktir. Fırsatını buldukları anda satmaya hazırdırlar. “ Ele geçirmek için vardığın her ülkede daima bir yabancı gibi kal.”düsturları ne kadar sinsi olduklarını göstermesi bakımından önemlidir. Bu dönmelerin Osmanlı imparatorluğu ve yeni kurulan Türkiye cumhuriyeti üzerindeki etkisi hangi noktalarda olmuştur. Dönmeler azınlıkta olmalarına rağmen ülke siyasetinde önemli etkileri olmuştur. Dönmelerin sosyal ve siyasal alandaki etkilerini Tanzimat döneminden başlayarak araştırmak gerekir. Çünkü “dönmelerin” en etkin oldukları dönem Tanzimat dönemidir. “Avrupa’daki yeni gelişmeleri “modern fikirlerin” Türklere ulaşmasında kanal görevi görenlerin önemli roller üstlenenlerin menşei, meşrebi, inanç ve adetleri itibari ile şaibelidir. Genellikle bunlar; Yahudi, mason, devşirme ve dönmelerdir.” (İttihat ve Terakki İçinde Dönmeler, S. N. TANSU) “Her yönden şaibe altında bulunan bu kimseler tarafından önerilen modeller ihtiyatla karşılanmıştır. Ancak çalışmalar devam etmiş ve fikri plandaki gelişmeler 1908 ihtilali ile fiiliyata dönüşmüş; İttihat ve Terakki sayesinde Osmanlı üzerinde</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">söz sahibi olmayı başarmışlardır.” Böylece koskoca bir imparatorluk bir avuç Dönmenin elinde oyuncak olmuş ve en nihayetinde de yıkılmıştır. Türkiye’de modernleşmenin temellerinin atıldığı Tanzimat yıllarında hâkim olan dönmeler modernleşmeyi yanış temeller üzerine oturttukları içindir ki bugün hala bir sürü problemle karşı karşıyayız. Biz yanlışları düzeltmeye çalışırken dönmelerde boş durmamakta kurdukları bu düzenin devam etmesi için mücadele etmeye devam etmektedirler. Tarih boyunca yaptıkları göz önünde bulundurulursa bu insanların ne kadar sinsi ve tehlikeli oldukları anlaşılacaktır. Şu da bir gerçektir ki Sabatayistler özellikle son yüzyıllık tarih sürecinde toplumun ve devletin önemli katmanlarında söz sahibi olmuşlardır. Ticareti ellerinde bulundurmalarının yanı sıra açtıkları</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">okullarda kendilerini yetiştirmişlerdir. David Borchard “ Yabancı Gözüyle Türkiye’nin Hoşgörüsü” başlıklı yazısında kullandığı şu ifadeler dikkat çekidir: “ Fakat beklide Türklerle Yahudiler arasındaki sıcak ilişkileri açıklamada “Dönmeler” yardımcı olabilir. Türkiye’nin en yetenekli aydınlarının ve gazete sahiplerinin dönme kökenli olduğu bir sır değil. Abdi</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">İpekçi de dâhil olmak üzere bu yüzyılın önde gelen gazetecilerinin hemen hepsi dönme idi.”.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Bugün sabatayistler varlıklarını hala devam ettirmekte midir? 300–350 yıllık bir geçmişe sahip bir sabatayizm yok olduğuna, dağıldığına inanmamakla birlikte Sabatayistler kendilerini saklama yöntemlerini geliştirdikleri kanısındayım. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz siyasal ve sosyal şartlarda onların saklanmaları için uygun ortamlar oluşturmaktadır. Ve onları tanımamızda mümkün değildir. Ta ki kendileri açıklamazsa. Asimile oldukları yönünde bir düşünce var ki bunu savunanlar çoğunlukla dönmelerin kendileridir. Dönmelerin bu söylemlerine kuşkuyla bakılmalıdır. Ama şunu da iyi bilmeliyiz ki kendilerini iyi gizlemeyi başardıklarıdır. 300–350 yıllık bir tarikatvari yapılanmanın yok olduğuna inanmak safdillik olur kanaatindeyim. Varlıkların bir şekilde devam ettirdikleri düşüncesi kuvvetle muhtemeldir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<div></div>
<p><span style="font-family:&#34;"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span class="createdate">02 Aralık 2008 </span><span class="article-category">Hasan Başar </span></span></span></p>
<p> </p>
<p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&#34;"></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yalçın Küçük Üzerine Tezler II]]></title>
<link>http://yalcinkucuk.wordpress.com/2008/11/03/yalcin-kucuk-uzerine-tezler-ii/</link>
<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 03:22:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>yalcinkucuk</dc:creator>
<guid>http://yalcinkucuk.wordpress.com/2008/11/03/yalcin-kucuk-uzerine-tezler-ii/</guid>
<description><![CDATA[İsim Bilim İsim Bilim Dedikleri (I. Bölüm) Sehl-i Mümteni adı verilen, genellikle Divan Şiiri&#8217;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="color:#800000;"><strong>İsim Bilim İsim Bilim Dedikleri (I. Bölüm)<br />
</strong></span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">Sehl-i Mümteni adı verilen, genellikle Divan Şiiri&#8217;ne has söz sanatı -en kaba anlatımla- “ifadedeki yalnılıkla anlamdaki derinliği bir araya getirme” sanatı olarak tanımlanabilir. Genellikle atasözleri bu sanatın en iyi örneklerini sunar. Bizim bu “söz söyleme sanatı” için en iyi örneklerden birini içeren atasözümüz hiç şüphesiz ki, “koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler” atasözüdür. Bu sözün Türkçe&#8217;ye has olması şaşırtıcı değildir. Kuşkusuz, toplumlar kültürleriyle yaşam biçimlerini de yansıtırlar. Seyretmeyi seven memleket insanı, kendini eğlendiren, iyi kötü bilgilendiren birini buldu mu eteğinde toplanıp dinlemeye bayılır. Bilgilenmenin, sözüm ona,  en iyi yolu bilgiyi aramak değil, anlatınını bulmaktır. Bu durum genellikle anlatıcının hikayesini kendi hikayesince benimsemek, ona körü körüne inanmak biçiminde tezahür eder. Nasıl olsa bileni varsa, o artık en doğrusunu bilendir. Kimse bedavadan gelmiş bilginin arkasını aramaz.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">Bilimle, bugün sefasını sürdüğü şöhreti yakalayamayan Küçük Hoca, kendi &#8220;başlattığı&#8221; bilimle tirajları, reytingleri zorlamaya başlayınca, kaçınılmaz olarak, bu işin de arkası geldi. Hem de suyu çıkarılırcasına. Bu yeni bilimin adı: <strong>isim bilim</strong>. Ya da okuyucusunu cehaletine mahkum ederek hizaya getirmeyi seven Hoca&#8217;nın kullandığı ecnebicesiyle: <strong>onomastique</strong>. Bir güzel atasözünün yeri de tam burasıdır. Balık baştan kokar. Şöyle açıklayayım. Hoca&#8217;nın yaptığı isimlere zırvadan etimolojik kökenler uydurma mesaisine, bizzat bunu gerçekten bir bilim olarak idrak ve tatbik ederek, kaynaklara dayandırarak etimolojik kökenlere ulaşan ecnebiler, maalesef onomastik değil <a href="http://tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE&#38;Kelime=antroponim">antroponim</a> (Hoca için ecnebicesini de vereyim: <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Nom_de_personne"><strong>anthroponymie</strong></a>) derler. Antroponim, onomastiğin iki kolundan biridir. Bir diğeri ise yer adlarının etimolojik kökenlerini iş edinen Toponim&#8217;dir.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">Bir konuda haklıdır Hoca. Antroponim&#8217;i (ya da Hoca&#8217;nın ezberlediği şekliyle Onomastik&#8217;i) daha önce bu kadar popüler konularda kullanan ilk kişi kendisidir. Ancak hiç şüphesiz ki, isimlerin kökenleri üzerine çalışmalar Türk dilinde, Hoca&#8217;nın ömründen de daha eskidir. Başlı başına her özel adlar sözlüğü bir Antroponim çalışmasıdır. Muhtemelen, bilimin bir dalı olarak addettiklerinden, bu kadar ucuzlamasına vicdanı elvermeyen önceki antroponimistler bu işi böylesi magazinsel kalıpların içinde çeşitli şekiller verilen bir oyun hamuru olarak görmemişlerdi. Yalçın Küçük ile birlikte, bir çok konuda olduğu gibi, bu iş de artık “komikliğe” dönüşmüştür.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">Bir şekilde okumaya başladığınız bu satırların devamında, internette Hoca&#8217;nın sıklıkla rastlanan kimi “onomastik” içerikli yazılarındaki kimi ahkam(lar)ını ele almak niyeti güdülmektedir. Yalçın Küçük&#8217;ün okuyucu profilindeki kalite kaybından mütevellid, “Koskoca Hoca Efendi&#8217;nin bilgisinin yanında, sen de kimsin bre zındık” ithamlarıyla karşılaşmamak için kendi dilbilgimi bu çalışmanın dışında tutmaya çalışarak, Hoca&#8217;nın iddialarına karşılık, çoğunlukla sözlüklerden ya da çeşitli kaynaklardan referanslar vermeye özen gösterdim. İtalik harflerle dizilen ifadeler Yalçın Hoca&#8217;ya, geri kalanları ise ben faniye aittir. Ömür vefa ettikçe, Yalçın Hoca bıkmadıkça da bu can sıkıcı işi yapma niyetindeyim.</p>
<p style="margin-bottom:0;">İlk ahkamı <a href="http://yalcinkucuk.blogcu.com/ahmet-yildiz-in-yalcin-kucuk-ile-soylesisi_2223539.html">Ahmet Yıldız&#8217;ın Yal</a><a href="http://my.opera.com/yalcinkucuk/blog/?startidx=30">çın Küçük&#8217;le röportajı</a> başlığıyla internette dolaşan bir söyleşiden topluyoruz. (Erişim tarihi: Ekim 2008) Yalçın Hoca, -reklam potansiyeli güçlü isimler hakkında çirkine varan ifadelerle yorumlar yapmayı bir gündelik yaşam biçimine dönüştürdüğünden- bu söyleşisinde <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cemal_Kutay">Cemal Kutay</a>&#8216;a dokundurarak açıyor perdeyi. (Burada bir parantez açmakta yarar var. Yalçın Küçük&#8217;ün “dokundurmalarına” maruz kalan kişileri bu yazıda yalnızca Yalçın Hoca&#8217;nın mesnetsiz ahkamının kurbanı olarak aldığımı okuyucunun bilmesini isterim. Onları savunmak gibi bir derdim olmadığını, bahsi geçen isimlerden kimisini hiç tanımadığımı belirterek gayet iyi anlatmış olurum sanırım. Asıl mesele kesinlikle bu değildir. Hele benim meselem hiç değil.)</p>
<p style="margin-bottom:0;">Yalçın Hoca şöyle buyuruyor:</p>
<p style="margin-bottom:0;">“<em>Kutay&#8221; adına geldiğimizde, Türkçe &#8220;kut&#8221; ile İbrani &#8220;ay&#8221; ekinden yapılmıştır, İbrani &#8220;ay&#8221; eki, &#8220;-lı&#8221; veya &#8220;-lu&#8221; demektir, &#8220;selçuk-lu&#8221; veya &#8220;osman-lı&#8221; bildiğimiz sözcüklerdir, &#8220;kutay&#8221;, &#8220;kutlu&#8221; anlamına geliyor; müfrit Kemalistlerden &#8220;Cemal Kutay&#8221; dolayısıyla biliyoruz. &#8220;Cemal&#8221;, bildiğimiz &#8220;cemal&#8221; olabilir, ancak &#8220;or-al&#8221; misali, &#8220;cem-al&#8221; olması ihtimali de yüksektir. &#8220;Al&#8221; veya Türkçe&#8217;de &#8220;el&#8221; de yapıyoruz, İbrani &#8220;allah&#8221; olup, &#8220;gur-el&#8221; çok tanınanıdır, aslı &#8220;gur-al&#8221; diyebiliriz, İbrani &#8220;Allahın aslanı&#8221; anlamına gelmektedir. İsrail Hava şirketi &#8220;el-al&#8221;, yükseğe ve Allah&#8217;a doğru, anlamını da veriyor</em>&#8220;</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">&#8220;Dakika bir, gol bir&#8221; diye amiyane bir tabir vardır. Bu deyim ışığında Yalçın Hoca bir gol kralıdır. Türkçe “<a href="http://tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE&#38;Kelime=kut">kut</a>” sözcüğüne İbranice “-ay” eki eklenerek adın oluşturulduğu iddiası yalnızca komik değil, sergilediği cehaletin boyutu göz önüne alındığında acıklıdır da. Hoca&#8217;nın “-lı, -li anlamına gelir” dediği “-ay” İbranice&#8217;de küçük bir virgül gibi görünen <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Yodh">Yod</a> harfiyle gösterilir. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Yodh">Yod</a> harfi Arapça, Farsça, Urduca, Tacikçe, Kürtçe ve elbette Arap-Fars etkisiyle Türkçe&#8217;de de bulunan “ye” soneki ile aynı işlevi görür. İlgi ye&#8217;si olarak tanımlanabilecek bu harf, sonuna gelerek değiştirdiği sözcüğün bahsi geçen şey ile ilgili olduğunu anlatmaya yarar. Bir örnekler, dahil sözcüğüne gelen “ye” onu dahilî yapar ve ona dahil ile, iç ile ilgili yapar. İbranice&#8217;de de böyledir. Ancak Hoca&#8217;nın gözden kaçırdığı nokta bu sonekin “-i” olarak okunduğudur. Bu durumda, Türkçe “kut” sözcüğüne Hoca&#8217;nın “ilgi ye&#8217;si” eklendiğinde, Yunanca&#8217;da küfür olup Türkçe&#8217;ye de geçen “kuti” sözcüğü ortaya çıkmalıdır. Bir güzel sözü daha çağıracak olursak, yeri gelen atasözü, “yarım hoca adamı dinden çıkarır”dır. Hoca&#8217;nın karıştırdığı “-ay” eki, (eklendiği sözcüğe göre uyuma girerek “-ey” de olması mümkündür.) Tevrat&#8217;ın yazıldığı ve içinden <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Modern_Hebrew#Modern_Hebrew">Modern İbranice</a>&#8216;yi doğuran <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Biblical_Hebrew">Klasik İbranice</a> bir ektir. İbranice, tıpkı Fransızca, Arapça ya da Almanca gibi sözcüklere dilbilgisel cinsiyet atfeden bir dildir. Sözcükler eril ve dişil olarak ayrılırlar. “-ay” ya da “-ey” soneki, Klasik İbranice&#8217;de eril sözcükleri çoğul yapmaya yarayan bir ektir. Modern İbranice&#8217;de “-im” olarak yaşamaya devam eder, tamlamaya girdiği durumlarda “-ey” haline dönüşebilir. Bu nedenle İsrailoğulları&#8217;na “Ban<strong>im</strong> İsrael” değil “Ben<strong>ey</strong> İsrael” denir. Dolayısıyla, Hoca&#8217;nın kurgusuna cevap verecek şekilde, İbranice&#8217;de kullanılan “<a href="http://he.wikipedia.org/wiki/%D7%A1%D7%9C%D7%92%27%D7%95%D7%A7%D7%99%D7%9D">Seldjukay</a>” (Modern İbranice&#8217;de <a href="http://he.wikipedia.org/wiki/%D7%A1%D7%9C%D7%92%27%D7%95%D7%A7%D7%99%D7%9D">Seldjukim</a>) sözcüğü, Selçuklu değil Selçuklar demektir. İsrail dilinde Selçuklular, Selçuklar olarak anılmaktadır.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">Öte yandan, Türk Dil Kurumu&#8217;nun İsimler Sözlüğü, <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=5197">Kutay</a> sözcüğünün düpedüz Türkçe olduğunu söylemekte, hatta yanısıra <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=1424">Baykutay</a>, <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=3093">Erkutay</a>, <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=4522">İlkutay</a>, <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=6336">Orkutay</a>, <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=6672">Özkutay</a> gibi varyasyonlarını da saymaktadır. Türkçe bir ada İbranice bir “sözde ek” yakıştırarak oluşturulan fotoğraf bizzat Yalçın Küçük&#8217;e aittir ve gerçekte karşılığını bulamamaktadır.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">“<em>Cemal&#8221;, bildiğimiz &#8220;cemal&#8221; olabilir, ancak &#8220;or-al&#8221; misali, &#8220;cem-al&#8221; olması ihtimali de yüksektir. &#8220;Al&#8221; veya Türkçe&#8217;de &#8220;el&#8221; de yapıyoruz, İbrani &#8220;allah&#8221; olup&#8230; </em><span style="font-style:normal;">ifadeleri, konudan haberdar olan herhangi bir okuru ağlatacak cinsten kötü bir uydurma örneği ortaya koyar. Oral adı üzerine bahis biraz daha ileride (bu durumda aşağıda demek daha uygun elbette) geçecek ama burada hemen sıcağı sıcağına müdahale edilmesi gereken nokta, Hoca&#8217;nın “Al var, onu da Türkçe&#8217;de El yapıyoruz, o da zaten Allah demektir” yollu ifadesidir. Her şeyden önce, <strong>Al</strong> kesinlikle ve kesinlikle Tanrı anlamına gelen bir sözcük değildir. Tanrı, olan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/El_(god)">El</a>&#8216;dir ve İsrail&#8217;in resmi adı Yisrael&#8217;de gözümüzün önünde tüm çıplaklığıyla durmaktadır. Al ise İbranice&#8217;de Cemal adıyla ilişkilendirilmesi namümkün bir sürü anlama gelir. Arapça&#8217;daki elif&#8217;in karşılığı olan <a href="http://www.milon.co.il/general/general.php?term=%D7%90%D7%9C">alef ile yazılırsa</a> (</span>אל<span style="font-style:normal;">) “değil” anlamı verir. <a href="http://www.milon.co.il/general/general.php?term=%D7%A2%D7%9C">Ayn harfi ile yazılırsa</a> bu kez de “üzerinde” ya da “yüksek, yükseklik” anlamlarını yüklenir. Hoca&#8217;nın “hani El Al var İsraillilerin havayolu şirketi, o da zaten Allah&#8217;a doğru demektir” yollu delil gösterdiği şey de tam budur. <em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/El_Al">El Al</a></em> sözcüğü “yukarıya doğru” anlamına gelir. Allah&#8217;la kitapla doğrudan sözlüksel bir bağı yoktur. Belki mecazi bir ifade barındırıyor olabilir. Ama burada geçen <a href="http://en.wiktionary.org/wiki/to#Translations_2">El</a> sözcüğü, Tanrı anlamına gelen değil, farklı harekelerle gösterilen ve “<a href="http://en.wiktionary.org/wiki/to#Translations_2">-e, -e doğru</a>” anlamlarına gelen yönelme edatıdır. Özetle <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=2037">Cemal</a> de, <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=5197">Kutay</a> da Yalçın Hoca&#8217;nın işine yarayacak kadar “İbrani” değildirler. Türk Dil Kurumu&#8217;nun da söylediği üzere Kutay Türkçe&#8217;dir. Cemal ise, hemen herkesin bildiği üzere Arapça&#8217;dır.</span></p>
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">İleride dönme hakkımı da saklı tutarak Ahmet Yıldız röportajını bir kenara bırakıyor, yine Hoca&#8217;nın internette arz-ı endam eyleyen bir diğer metni “<a href="http://yalcinkucuk.blogcu.com/sabataist-kadrolasma_2223516.html">Sabetayist</a> <a href="http://www.angelfire.com/wy/yaw/Yalcin/yalcin.html">Kadrolaşma</a>”ya geçiyorum. (Erişim tarihi 2008) Bu yazı, <a href="http://www.anadolugenclik.com.tr/">Anadolu Gençlik</a> adlı, eski <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=milli%20genclik%20vakfi">Milli Gençlik Vakfı</a>&#8216;nın bakiyesi olan, derginin 19.sayısına verilmiş bir mülakat. Derginin aslı bende yok. Yalçın Küçük&#8217;ün (en azından artık) okuyucusu olmadığım ve onun yaranmaya çalıştığı kesimlerin dergilerinde televizyonlarında koşuşturma hızına yetişemeyeceğim için de nerede bulunur bilemiyorum. Ancak elimdeki metin internette, dile çok duyarlı olduğu savıyla <em>showbusiness</em> dünyasında masaları yumruklayan Hoca&#8217;ya rağmen, Sabataist Kadrolaşma (yanlış yazan ben değilim) adıyla ulaşılabilir durumda.</p>
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">Bu tuhaf isim oyunundan kendi mezheplerince garip bir zevk alan İslami tandanslı basın-yayın dünyasının Hoca&#8217;ya ilk yer verişi değil elbette bu. Önceleri şirket amblemlerindeki <a href="http://www.harunyahya.org/KITAP/YahudilikveMasonluk/yvm8.html">pergellerden</a><a href="http://www.harunyahya.org/KITAP/YahudilikveMasonluk/yvm8.html">, aslan ikonlarından</a> Masonluk çıkaran İslamcılar artık bu işi Abdurrahman Çelebi Hoca&#8217;ya devrederek isimlerin arkasındaki “gizemli” hikayeyi, Yahudi komploculuğunu, Sabatay kahpeliğini dinlemeye koyulduklarından beri benzeri röportajlara sıklıkla rastlamak mümkün. Hoca da zaten bu söyleşisinde, “alıcısının” beklentisine tam olarak cevap verebilmek için birbiri ardına sıralıyor bombaları.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">İlk bombayı, tahmin ettiğim kadarıyla Çiller kasırgasının işçiyi, köylüyü, esnafı, Kürt&#8217;ü, solcuyu olduğu kadar İslamcıyı da “mazlum” ettiği yıllara denk düşen bir sayıya mülakat verdiği için, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ozer%20ciller">Özer Çiller</a> ile patlatıyor. Yani tuhaf bir “tevafuk” eseri, Erbakan&#8217;ın iktidar ortağı olan Tansu Hanımefendinin eşi ile. Bu durumda Yalçın Hoca&#8217;nın aynı mülakatı Perinçek&#8217;in dergilerinden birine vermesi durumunda Erbakan&#8217;a da (adındaki er- hecesinden ötürü) benzeri bir itham yapıştırabileceği sonucunu çıkarabiliriz, sadece Çiller&#8217;in ortağı olduğu için. İçine Erbakan döneminde İsrail&#8217;le yapılan anlaşmalar da serpiştirilerek oldukça inandırıcı görünülebilirdi üstelik.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Yalçın Hoca, “</span><em>İşte isimbilim örneği olarak Özer ismi; yardımcı demek, yardım yapan.</em><span style="font-style:normal;">” diyor. Manzara muhteşem. Hocaefendi, Türkçe olduğunu bas bas bağıran bir ada İbranice&#8217;deki (neredeyse) sesdeşini karşılık göstererek Özer Çiller&#8217;e Yahudilik donu biçiyor. Özer Çiller Yahudidir, değildir ya da belki de Budist&#8217;tir. Bir an için olayı böyle değerlendirmekten uzaklaşalım. Öz ve er hecelerinden mürekkep olup da bu kadar arı Türkçe olan bir isim durup duruken nasıl olur da İbranice olur? Olmak zorunda bırakılmıştır çünkü. <a href="http://www.milon.co.il/general/general.php?term=assistant">Ozer</a> (Özer değil doğal olarak) sözcüğü, (ayn-vav-zayn-reş harfleriyle yazılır) gerçekten de İbranice “yardımcı, asistan” demektir. Ancak bunun düpedüz, özbeöz Türkçe <strong>Özer</strong> değil de aslında İbranice <strong>Ozer</strong> olduğunu görmek biz ölümlülere değil, Yalçın Hoca&#8217;ya bahşedilmiş bir nimettir. </span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">Devam edelim.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> “</span><em>Çok açık, Zekeriya, &#8220;ben bir Sabataistle evlendim, ama ben Sabataist değilim&#8221; diyor. Mümkündür ki öyledir, ama benim geliştirdiğim yöntemle biraz daha araştırma gösteriyor ki, Zekeriya ismi çok kullanılan Tevratik bir isim. Önemli olan nokta, seçilen adın çok cevaz verilen bir üslupta olması. Hayyim&#8217;e İtalyanlar Vita diyorlar. Avram Galanti, Milaslı, yazmış olduğu örnekler arasında &#8220;Şemtol&#8221;ü gösteriyor meselâ. Şem, İbranice &#8216;isim&#8217; demektir, tol de &#8216;güzel&#8217; demektir.</em><span style="font-style:normal;">”</span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">Bahsi geçen <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zekeriya_Sertel">Zekeriya</a>, <a href="http://www.ata.boun.edu.tr/chronology/kim_kimdir/sabiha_sertel.htm">Sabiha Sertel</a>&#8216;in eşidir. Sabiha Sertel&#8217;in <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=7974571">Sabetaycı</a> olduğu yıllardır konuşulan, hatta bizzat kendi ifadelerinden çıkarılan bir söylentidir. Doğru olup olmaması şu an için umrumuzda değil. Zekeriya, Tevratik (dile bu kadar “duyarlı” bir bilim adamının bu kadar uyduruk bir kelime yaratması da ayrıca inanılmaz. Tevratî demek istemiştir diye kabul ediyoruz) ifadesi adı Zekeriya olan ve İslam tarihi boyunca çoklarıyla karşılaştığımız bütün Zekeriyalara karşı yapılmış büyük bir ayıptır. Tevrat&#8217;ta geçen ad <a href="http://www.stempublishing.com/authors/dennett/Zecharia.html">Zeharya</a>&#8216;dır. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Islamic_view_of_Zechariah">Zekeriya</a>, İsrailoğulları Peygamberi olarak bilinen bu zatın Arapçalaşmış (musta&#8217;ribe) adıdır. Ancak, bu noktada gözden kaçırılmaması gerek bir şey var. Zeharya adı, Araplara söylemesi zor geliyor diye Zekeriya yapılmış değildir. Bu bilinçli bir tercihtir. Arapça ile İbranice arasındaki sesletim farklılıklarına dayanan bu değişim İslam yazını tarafından bilinçli bir tercihe dönüşmüştür. İslam, bütün önceki peygamber ve nebileri tanır, kabul eder. Dolayısıyla Zaharya, Zekeriya oluşuyla aslında <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zekeriya_(peygamber)">bir İslam peygamberi olarak</a> kabul edildiği mesajını saklar. Zekeriya bir Arap adı olduğu kadar bir <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=9610">Müslüman adıdır</a> da. Eğer öyle olmasaydı, Müslümanlar çocuklarının adını Zekeriya değil, Zaharya koyarlardı. Bu bilinçli tercih, bu peygamberi sahiplenen ve İslam kültürünün bağrına basan tercih Yalçın Hoca&#8217;nın show tutkusuyla yok sayılmış, birden bire “<em>Tevratik</em>” bir isim oluvermiştir. Üstelik, Kuran&#8217;da adı 10 küsur kere (yanlış hatırlamıyorsam 13 olmalı) geçiyor, Meryem&#8217;in koruyucusu olarak anılıyorken.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">Yalçın Hoca, mesnetsiz hatta daha amiyane tabiriyle <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=iskembe%20i%20kubradan%20atmak">işkembe-i kübradan</a> savurduğunun kendi de varmış olsa gerek, kafaları karıştırarak, durup duruken, “çokça cevaz verilen” isimlere geçiveriyor, arada hiçbir bağlantı kurma ihtiyacı duymaksızın. <a href="http://www.behindthename.com/name/chayim">Hayim</a> (ya da Hayyim-Chayyim) İbranice&#8217;de Hayat demektir. Doğal olarak İtalyanca&#8217;da tam karşılığı olan <a href="http://www.wordreference.com/enit/life">Vita</a> ile karşılanması (Hayim&#8217;in erkeklere, Vita&#8217;nın kadınlara ad olarak konulmasının dışında) anormal olmuyor. Ancak Şemtol&#8217;a nasıl gelindiği bir muamma. Avram Galanti&#8217;nin (<a href="http://www.nedirbilelim.com/dizin3/galanti-avram.html">Galanti</a> Milaslı değil <a href="http://www.msxlabs.org/forum/siyaset-tr/13978-avram-galanti-bodrumlu-galanti-bodrumlu-kimdir-galanti-bodrumlu-hakkinda.html">Bodrumludur</a>. Yalçın Hoca&#8217;nın bunu kaçırmış olması da ayrıca tuhaf) Türkler ve Yahudiler eserinde rastladığını söylediği isim ise Şemtov olmalıdır. Ve aynen Güzel Ad  demektir. Yahudilikte Tanrı&#8217;nın adını anmak günah sayıldığı için, Tanrı lafzının geçeceği yerlerde “isim” yani <a href="http://en.wiktionary.org/wiki/name#Translations">Şem</a> denir. Dolayısıyla İbrani düşüncesinde “isim”e yapılan övgüler doğrudan Tanrı&#8217;ya yöneliktir. (Buradaki yazım yanlışlığını -derginin matbu halini görmediğim için- Hoca&#8217;nın üzerine atamıyorum. Ama imkan dahilindedir.) <a href="http://en.wiktionary.org/wiki/good#Translations">Tov</a>, İbranice&#8217;de “iyi” demektir.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">Popülerin şöhretinden nemalanma işine, hedefe <a href="http://akat.bilgi.edu.tr/">Asaf Savaş Akat</a>&#8216;ı koyuyor Hoca, mülakatın devamında.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> “</span><em>(&#8230;) Asaf Savaş oluyor&#8230; Asaf&#8217;ın Asaf adı&#8230; Akad semitik bir isim&#8230; Asaf, &#8220;toplanan, toplayan&#8221;dan geliyor&#8230; Akad, bildiğimiz Akadlar&#8217;dan geliyor&#8230; Yakında annesi öldü, ölüm ilânına baktım, annesinin ismi de ilginç.</em><span style="font-style:normal;">”</span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Asaf, aynen bu yazıldığı halde okunduğunda İbranice&#8217;de “toplamak, bir araya getirmek” anlamlarına geliyor. Eğer, Arapça&#8217;daki uygun karşılığıyla söylersek, &#8220;şeddeli&#8221; olarak okunursa; diğer bir ifadeyle Assaf olursa o zaman bir erkek adı oluyor. Kitabı Mukaddes&#8217;de bu ad <a href="http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=asaf&#38;as=25&#38;sm=herhangi&#38;sira=1&#38;index=25">37 yerde</a> geçer. Bir Yahudi adı olduğu doğrudur. Ancak<a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=820"> Türk Dil Kurumu&#8217;nun kişi adları sözlüğü</a> Türkçe&#8217;de Arapça&#8217;dan gelme bir Asaf adı olduğundan bahseder. Biraz eksik olmakla birlikte TDK&#8217;nın söylediği de doğrudur. Asaf ya da İslam yazınında daha çok bilinen adıyla <a href="http://www.astromerkez.com/gizliilim.php">Asaf Bin Berhiya</a>, <a href="http://www.isimevi.com/isim-detaylari.asp?isimno=13380">Hz. Süleyman&#8217;ın veziri</a>dir. Müfessirler, İsrailiyat yoluyla ulaşılan bu bilgi ışığında, Kur&#8217;an&#8217;ın Neml Suresi&#8217;nin 38-40 ayetlerinde geçen “ve <a href="http://www.biriz.biz/kuran/neml/27neml.htm#40">kitap hakkında bilgi sahibi olan</a> biri” (</span><span style="font-family:Tahoma;">الَّذِي عِندَهُ عِلْمٌ مِّنَ الْكِتَابِ, </span>Kur&#8217;an 27:40<span style="font-style:normal;">) diye bahsedilen kişinin de Asaf Bin Berhiya olduğu yönünde görüş belirtirler. Kur&#8217;an&#8217;ın anlatısına göre, Saba Melikesi&#8217;ni getirtmek isteyen Hz.Süleyman&#8217;ın bu arzusuna ifritlerden biri, “<a href="http://www.biriz.biz/kuran/neml/27neml.htm#38">oturduğu yerden kalkmadan</a>” çare olabileceğini söyler. Bunun üzerine “kendisinde kitap hakkında ilm bulunan” kişi, “göz açıp kapayıncaya kadar” Melike&#8217;yi, Hz.Süleyman&#8217;ın tahtının yanına kadar getirir. İşte İslam yazınında Asaf&#8217;a atfedilen değer buradan ileri gelmektedir. Dolayısıyla Araplar, daha geniş düşünüldüğünde İslam dünyası, İsrailî olmasına bakmaksızın bu ismi çocuklarına verirler. İsim, TDK&#8217;nın önerdiği üzere Arapça değildir, İbranice&#8217;dir, fakat <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=israiliyyat">İsrailiyat</a> ile İslam&#8217;a giren bir çok şey gibi Süleyman ve Saba Melikesi anlatısıyla İslam yaşantısına da girmiştir. Bu da adı Asaf olan bir kimseyi, İbrani olmak zorunluluğundan kurtaran bir ayrıntıdır.</span></p>
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> </span></p>
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Hoca, laf olsun torba dolsun diye yaptığı çok belli olan analizinde Asaf Savaş Akat&#8217;ın, bal gibi Türkçe olan, Savaş adını “atlayarak” soy adına geçiyor.  “Akad semitik bir isim, Akadlardan geliyor” diyerek “hikmetini ruşen kılıyor”. Birincisi, Asaf Savaş Hoca&#8217;nın soyadı, Hoca&#8217;nın olmasını istediğinin aksine, <a href="http://akat.bilgi.edu.tr/">Akad değil Akat</a>&#8216;tır. Akat&#8217;ın da “beyaz at” anlamına geldiğini görebilmek içinse Yalçın Hoca gibi Kalkınma İktisadı profesörü olmaya gerek yok. İlkokula gitmek, hatta gitmemiş olmak bile, yeterlidir bunu görebilmek için. Lakin, Yalçın Hoca ve onunla yalnızca “bakalım bu gizli çıfıtlar ne numaralar çeviriyormuş” dedirtmek için mülakat yaptığı açık Anadolu Gençlik dergisi görmüyor. İkincisi, Asaf Hoca&#8217;nın soyadının Akad olduğunu kabul etsek bile, Akad sözcüğü (Hoca&#8217;nın Akkad&#8217;tan yuvarladığı) Sami bir sözcük değildir. Akad, ya da doğru ifade edilişiyle Akkad, <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Akkadian_Empire">Sumerce Agade</a>&#8216;nin Samileşmiş, semitikleşmiş halidir. Sumerce&#8217;de “ateşten taç” anlamına gelen bu sözcük, Sami soylu Akkad ve halefleri olan Asur-Babil dillerinde Akkadu (<a href="http://www.klinopis.cz/utf/utf/catalogue.php?bookandchapter=(Ammi-%E1%B9%A3aduqaEdikt_A,III,">ak.ka.du</a>) halini almıştır. Bilinir ki Sumer dili, <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Sumerian_language">Sami-Semitik bir dil değildir</a>. Asaf Savaş Hoca&#8217;nın soyadına Yahudilik (ya da en azından Samilik) yakıştırması karşılığı olmayan bir fanteziden ibraettir. Soyadı zaten Akad olmayan birine Yalçın Hoca&#8217;nın uydurduğu köken bile zavallıca mesnetsizdir. Bir bilim adamından beklenmeyecek ölçüde büyük bir cehaleti yansıtır.</span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Son olarak, teorilerine “mezar taşlarıyla bilim yapıyorum” diye kattığı nekrofilik motif de son derece çirkindir. İnsanların kaybettiği kişilerin adları, sanları, varlıkları üzerinden hiç de iyi niyet içermeyen masallar uydurmanın ne bilimle alakası vardır ne de insanlıkla. Ölmüş insanları, kendi çirkin <em>show</em>una alet etmeye değil Yalçın Küçük&#8217;ün, hiçbir ademoğlunun hakkı olmamalıdır. Ayrıca, sürekli giz dolu bir şeyler biliyormuş da biz fanilerin havsalası almayacağı için bize kırıntılarını ikram ediyormuş gibi bir tutum takınan Küçük Hoca&#8217;nın “annesinin adı da bir tuhaf zaten” diye satmaya çalıştığı ad ise <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/85338.asp">Adalet</a>&#8216;tir. İnternetin hafızası, hafıza-i beşeriyeden daha kuvvetli olduğu için açıp bakılabilir. Asaf Hoca&#8217;nın rahmetli annesinin adı <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/85338.asp">Adalet</a>&#8216;tir ve -kimse kusura bakmasın- bu ada da İbrani köken yapıştırmaya çalışmak kelimenin en basit anlamıyla “küçülmektir”. <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=129">Adalet</a>, <strong><em>adl</em></strong> kökünden gelen Arapça bir addır. Aksini ispat edenden Arapça dersi almaya ya da ücretsiz İbranice dersi vermeye hazırım. Adalet adının nesi “<strong>ilginç</strong>”tir? Küçük Hoca bunu açıklamakla mükelleftir.</span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Aynı söyleşiden aktarmaya devam ediyorum.</span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> “</span><em>Kemalist Püsküllüoglu&#8217;nun, Türk isimler sözlügünde bile &#8220;oral&#8221; adi yer almiyor, buna karsilik &#8220;Ural&#8221; adi var. Püsküllüoglu, dil bilim ve tarihsel kaynaklara itibar etmiyor; bu nedenle türk isimleriyle ilgisiz &#8220;Selin&#8221; adini bile kaydediyor, bir televizyon kanalinin Tel-Aviv muhabirinin ve sarkici Celine Dion&#8217;un adidir, bu nedenle Oral&#8217;i almamasi, son zamanlarda uyarlanmis isimlerden bile sayilmadigini gösteriyor. Diger kaynaklarda da rastlamiyoruz ve ben Dedem Korkut&#8217;a geçen isimleri, bu açidan etüt ettim, demek, Çalislar&#8217;in adi, kesinlikle türklere ait degildir. Ibrani&#8217;de ise &#8220;or&#8221; bir isimdir ve &#8220;isik&#8221; anlamina geliyor ve ayrica yahudiler &#8220;Oral&#8221; adini tasiyorlar, fakat Ibrani kökenli olmadigini biliyoruz. Ibrani kökenli &#8220;Orali&#8221; var, &#8220;isigimiz&#8221; anlamina geliyor ve kuskusuz bu bulgular, beni sasirtiyor. Ancak misyoner Amerikan kolejlerinden yetismis Çalislar&#8217;i sasirtmayabilir, ayrica, Washington Islâmi&#8217;ni savunan yazilarina da denk düsmektedir.</em><span style="font-style:normal;">”</span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Küçük Hoca söze, Püsküllüoğlu&#8217;nun Kemalistliğinden dem vurarak başlıyor. Nabza göre şerbet vermenin üstadı olan Hoca, mülakatı hangi dergiye verdiğini hiç aklında çıkarmayarak, İslamcıların duyarlılıklarını okşayarak, çok çok yakinen tanıdığı bir zamanların sol-magazinini epeyce meşgul etmiş Ali Püsküllüoğlu&#8217;nun sözlüğüne çamur atarak hikmet yumurtlamaya devam ediyor. Burada Püsküllüoğlu&#8217;nun “yetersizliğine” Kemalistliğinin eklenmesi elbette tesadüf değildir. Öyle ki Oral adına bahsi geçen sözlükte karşılık bulamamış olmasını bile “Türkçe olmayan Selin adı bile var ama Oral yok” diyerek “bilimsellik” katarak, gümbürtüye getiriyor. </span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> İlkin, <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=7380">Selin</a> adı Türkçe bir addır. Hatta “-lı, -li” anlamı katan Farsça ekle türetilmiş Türkçe köklü bir sözcük (mesela <em><strong>sel</strong></em>) olduğu bile düşünülebilir ki benzeri sözcükler Türkçe&#8217;de bulunuyor. Türk Dil Kurumu&#8217;nun Kişi Adları Sözlüğü Selin adıyla ilgili şunları kaydediyor:</span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Köken :Türkçe</span></p>
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Cinsiyet:Kız </span></p>
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Anlam: </span></p>
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> 1. Övün. </span></p>
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> 2. Gür akan su. </span></p>
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> 3. Orta Asya’da yetişen, bodur, sürekli yeşil kalan bir bitki. </span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;"><a href="http://www.tdkterim.gov.tr/ttas/?kategori=derlay&#38;kelime=selinmek">Selinmek</a> diye bir fiilin varlığını, bu fiilin “övünmek” anlamına geldiğini ve Uşak-Kütahya yöresine ait olduğunu <a href="http://www.tdkterim.gov.tr/ttas/?kategori=derlay&#38;kelime=selinmek">Derleme Sözlüğü</a> kaydediyor. Sözcük, her üç anlamıyla da, düpedüz Türkçe&#8217;dir. Küçük Hoca son derece artniyetli bir şekilde işin içine Yahudilik katabilmek için artık iyiden iyiye saçmalayarak Selin adını,  “<em>bir televizyon kanalinin Tel-Aviv muhabirinin ve sarkici Celine Dion&#8217;un adi” </em>olarak tanımlayıp bir kalemde tartışma dışı bırakıyor. Hoca&#8217;nın bu kadar kolay ulaşılabilecek bir bilgiyi yok saymak konusunda iyi niyet taşıdığına bir türlü inanamasam da anlatayım. “Bir televizyon kanalının Tel-Aviv muhabiri”ni tanımam, kimdir, necidir bilmem. Belki de Türkiye Musevilerinden bir hanımefendidir. Zira Yahudileri istedikleri isimleri alabilmekten men eden bir kanun ya da yaptırım yok. Türkçe isimler de alabilirler ve sayısı binleri bulan almış örnek de vardır. Ancak <a href="http://www.celinedion.com/">Celine Dion</a>&#8216;un adındaki <em><strong>Celine</strong></em> ile bizim Uşak-Kütahya kökenli olması muhtemel Selin aynı  değildir. <a href="http://www.behindthename.com/name/ce10line">Celine</a> adı, <a href="http://www.behindthename.com/name/marceline">Marceline</a> adının kısaltılmış halidir. Ümmügülsüm&#8217;üm Ümmügül hatta Ümmü olması gibi diyelim. Marceline adı ise IV. yüzyılda Roma İmparatoru Diocletian tarafından idam edilen <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Pope_Marcellinus">Aziz Marcellinus</a>&#8216;un adının kadınlara uyarlanmış versiyonudur. Aziz ve Azize gibi diyelim buna da.</p>
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">Oral meselesine gelince. Küçük Hoca, burada bir atasözünü daha haketmiştir artık. “Eğri cetvel doğru çizmez” der eskiler. Hoca&#8217;nın “isimbilim” fantezisi bu sözü layıkıyla hakeden bir manzara ortaya koymaktadır. Yahudi ya da en azından İbrani kökeni yakıştırdığı hemen her ismin bahsi geçen kökenle ilgisi Hoca&#8217;nın hayal gücünün ürünüdür. <a href="http://tdk.org.tr/tr/AdArama.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF0BF5B4755D05B9EB&#38;sirano=6313">Oral</a> da Türkçe bir isimdir. Ya da en azından İbranice değildir. Kişi adları sözlüğüne bakılırsa Türkçe&#8217;dir.</p>
<p style="margin-bottom:0;font-style:normal;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> </span>Köken : Türkçe.</p>
<p style="margin-bottom:0;">Cinsiyet: Erkek</p>
<p style="margin-bottom:0;">Anlam:   &#8220;Kaleyi, şehri ele geçir, zaptet&#8221; anlamında kullanılan bir ad.</p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;">Ben kendi adıma TDK&#8217;nın önerdiği bu kökeni tatmin edici bulmadığmı söylemek zorundayım. Zaten beni işin “uydurma İbranice” kısmı daha fazla ilgilendiriyor. Küçük Hoca, Oral adı ile ilgili “<em>Diger kaynaklarda da rastlamiyoruz ve ben Dedem Korkut&#8217;a geçen isimleri, bu açidan etüt ettim, demek, Çalislar&#8217;in adi, kesinlikle türklere ait degildir. Ibrani&#8217;de ise &#8220;or&#8221; bir isimdir ve &#8220;isik&#8221; anlamina geliyor ve ayrica yahudiler &#8220;Oral&#8221; adini tasiyorlar, fakat Ibrani kökenli olmadigini biliyoruz. Ibrani kökenli &#8220;Orali&#8221; var, &#8220;isigimiz&#8221; anlamina geliyor ve kuskusuz bu bulgular, beni sasirtiyor.” </em><span style="font-style:normal;">diyor. Bu noktada Mehmet Ördekçi&#8217;nin internette çokça rastlanan “<a href="http://www.derki.com/dergi/index.php/sabetaycilar-ve-kucuk-hoca.html">Sabetaycılar ve Küçük Hoca</a>” adlı yazısında bahsettiği Yalçın Küçük&#8217;ün “önce hipotezi kuruyorum, sonra araştırıyorum” temalı bilimselliği(!) akla geliyor. Hoca, Oral adının Türkçe olmadığına önce inanıyor, sonra araştırıyor. Eh, Dede Korkut&#8217;ta da rastlamadığına göre (Türk Dili&#8217;nin tek yazılı kaynağı Dede Korkut ya!) “<em>demek ki</em>” diyerek hipotezini güçlendirip sonra da Oral adının İbraniliğine delil arıyor. Ancak uydurduğu köken de, tıpkı isimbilim adını verdiği çamursporunun kendisi gibi “kof” bir kökendir. İçi boştur. Havanda su bile değil, çamur dövüp sağa sola sıçratmaktır. Küçük Hoca&#8217;nın “<em>tam olarak Oral yok ama Orali var</em>” dediği Yahudi adı <a href="http://www.behindthename.com/name/orli">Orli</a> dir (ki o da feminen bir addır). Kimi ecnebi lisanlarında da <a href="http://www.behindthename.com/name/orly">Orly</a> olarak karşımıza çıkan bir isimdir. Tam olarak Türkçe karşılığı, Hoca&#8217;nın uydurduğu gibi “ışığımız” değil “ışık benimdir” şeklinde görünür Türkçe&#8217;de. Neden “ışığımız” demek olmadığını da anlatmak isterdim. Ama Hoca, Kudüs&#8217;ü ziyaret etmiş bir turist kadar bile İbranice bilmediği için gerek duymuyorum. Merak ederse, kendisine bizzat açıklayabilirim fakat, erinmem bundan. </span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Sonuç olarak Püsküllüoğlu&#8217;nda ve Dede Korkut&#8217;ta yoksa bir adın Türkçe olmadığına kanaat getiren Küçük Hoca, Yahudi adlarını aramak için iki sayfa sözlük karıştırmaya üşenmiş görünmektedir. Hatta daha da kötüsü, sözlük karıştırmış ama bulamayınca kendi yazıp, bestleyip, meşk etmeyi tercih etmiştir. Bir çok şeyi olduğu gibi, Yalçın Hoca, Orli adının nasıl olup da Oral&#8217;a dönüştüğünü biz “isimbilime meraklı okuyucularına” açıklamakla mükelleftir.</span></p>
<p style="margin-bottom:0;">
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"> Yine de bulamazsa ben kendisine <a href="http://www.behindthename.com/name/uriel">Uriel</a> ismini öneririm. Yazılışı itibarıyla, Hocaniyetli olunursa (harekelerini görmeksizin) Or(i)al olarak okunabilecek olan bu ad basbayağı bir Yahudi adıdır. İbranicedir. Ve “Tanrı Işığımdır” anlamına gelmektedir. Oral adı da olsa olsa burada gelmiştir zaten. Değil mi hocam?</span></p>
<p style="margin-bottom:0;"><span style="font-style:normal;"><em><strong>DEVAM EDECEK&#8230;</strong></em><br />
</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yalçın Küçük Üzerine Tezler I]]></title>
<link>http://yalcinkucuk.wordpress.com/2008/10/21/yalcin-kucuk-uzerine-tezler-i/</link>
<pubDate>Tue, 21 Oct 2008 19:36:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>yalcinkucuk</dc:creator>
<guid>http://yalcinkucuk.wordpress.com/2008/10/21/yalcin-kucuk-uzerine-tezler-i/</guid>
<description><![CDATA[Küçük Hoca Sahnede 80&#8242;li yılların darbenin baskın etkisinden görece kurtulmuş ikinci yarısı Tü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-weight:bold;color:#990000;">Küçük Hoca Sahnede</span><span style="font-weight:bold;"><br />
<span style="font-weight:bold;"> </span></span></p>
<p>80&#8242;li yılların darbenin baskın etkisinden görece kurtulmuş ikinci yarısı Türk solunun geneli için buhranlı geçti. Darbe, bütün kadroları biçmiş, ya cezaevlerinde, <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=1491455">laboratuvar</a> adıyla anılan işkencehanelerde doğrudan ortadan kaldırmış ya da oralardan kurtulanlara hayatları boyunca acı çekecekleri hastalıklar armağan etmişti. Kurtulan şanslılar ise ya Avrupa&#8217;ya kaçmak zorunda kalmış ya da &#8220;dönek&#8221; olmak, &#8220;liboş&#8221; olmak ya da &#8220;alkolik&#8221; olmak gibi seçeneklerle karşı karşıya kalmışlardı. Bu üzerine ölü toprağı serpilmiş dönem çoğunlukla iç hesaplaşma, birbirini ihanetle suçlama ve &#8220;Sovyetler yıkılacak mı&#8221; tartışmalarıyla atlatıldı. 80&#8242;lerin sonuna gelindiğinde Türkiye&#8217;de solculuk illegal platformda 80 öncesinden beri devam eden geleneklerin yaşayan bir kaç unsuru ve onların kendi aralarındaki tartışmalarından ibaretken legalde yalnızca eski geleneklerden olup da sosyal demokrat partiden belediye başkanı seçilen iyi niyetli isimlerin düzenledikleri umuma açık toplantılar, festivaller ve kitap fuarlarıyla sınırlanmıştı.90&#8242;ların başı Türkiye solu için iki önemli gündem maddesini ortaya koymuştu. Yalçın Küçük hocanın daha bir kaç ay öncesinde Ankara SBF&#8217;de verdiği söyleşide, söylediği her şey çıkan adam pozuyla, &#8220;yıkılmaz&#8221; dediği Sovyetler paldır küldür yıkılmış, bakiyesi olan cumhuriyetler ise başlarına birer eski Sovyet ajanı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Askar_Akayev">di</a><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Saparmurat_Niyazov">kt</a><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Heydar_Aliyev">atör</a> beğenmekte, liberalleşmeyi Lenin heykellerini alaşağı etmekle ölçmekte birbirleriyle yarışır duruma gelmişlerdi. İkinci gelişme ise 70&#8242;lerin geç dönemlerinden beri ayak sesleri işitilen ancak artık devletin karşısında örgütlü ve silahlı bir güç olarak dikilen Kürt Ulusalcı hareketi oldu. Kürt Ulusalcılığının başlangıç aşamasında kullandığı &#8220;Kendi Kaderini Tayin Hakkı&#8221; yanlısı ve görece &#8220;sosyalist&#8221; temalar Türk solu içinde iki alan yaratacaktı. Bunlardan biri ulusal bir hareketin küçük burjuva yanına vurgular yaparak sistemle uzlaşmasını kaçınılmaz olarak öngören geneli sosyalist devrimci örgütlerin oluşturduğu teorik havuzdu. İkinci alan ise çoğunlukla Kürt Ulusal Hareketinin yarattığı dalgalanmanın bir halk hareketine gebe olduğu kabulüyle bu hareketin kitleselliğinden sebeplenmeye çalışan çoğunlukla devrimci demokrat çizgide örgütlerin oluşturduğu alandı.Genellikle ezberi 60&#8242;lı ve 70&#8242;li yılların esasoğlanı olmak üzerine kurulu olan Prof. Dr. Yalçın Küçük&#8217;ün de tabiri caizse meydanı boş bularak kendine haklı şöhretini edinmeye başladığı yıllar da aslında bu yıllar oldu. Tezler dizisi, Türk Solu&#8217;nun okuma ve düşünme alışkanlığını ufak ufak yitirmeye başladığı bir döneme denk geldiği için hakkettiği değeri bulamamıştı. Hem Aydın hem De Türkiye Üzerine Tezler dizisi, Yalçın Küçük&#8217;e hala bile saygı duymayı sağlayacak kadar büyük eserlerdi. Ancak ne Tezler ne de Sovyetler&#8217;in kuruluşu ve çözülüşü üzerine yazdığı eserler Yalçın Küçük&#8217;e tatmin olacağı ölçüde bir şımartılmayı getirmemişti. Zaten Türkiye&#8217;de solun en hasarlı olduğu ve kendi yaraların dahi saracak derman bulamadığı zamanlara denk gelen bu dönem Yalçın Hoca&#8217;yı daha ilerleyen dönemlerde farklı arayışlara itecek, Abdullah Öcalan&#8217;la film senaryoları hayalleri kurdukları Bekaa&#8217;ya kadar sürükleyecekti.Bugün siyasi varlığını -öyle ya da böyle- Türkiye Komünist Partisi olarak sürdüren ikinci TİP kökenli Gelenek-Sosyalist İktidar ekibiyle yolları zorunlu olarak ayrılan Yalçın Hoca, epey zaman<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=toplumsal+kurtulus"> Toplumsal Kurtuluş</a> dergisini çıkardı. Bu dergi Yalçın Küçük&#8217;ün o çok esprisi yapılan &#8220;Yalçın Hoca bir dergi çıkarır, dört farklı yazar adı uydurup bütün yazıları kendi yazar&#8221; döneminin de başlangıcı olarak görülebilir. Toplumsal Kurtuluş&#8217;un büyük kopuşlar yaşamasının ardından Yalçın Hoca&#8217;nın çeşitli dergilere yazılar yazdığını, Hepileri gibi kendi başına yazdığı dergiler çıkardığını biliyoruz. Hepileri içinse, Yalçın Hoca&#8217;nın o dönemde Kürt Ulusal Hareketinin kitle kuyrukçuluğunu &#8220;meslek&#8221; edindiği dergi olarak kaydedilebilir.Kürt Ulusal Hareketi seviciliği döneminin en karakteristik ürünü de bu dönemin bir yansımasıdır: <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=9734042">Kürt Bahçesinde Sözleşi</a>. Yalçın Küçük&#8217;ün -bütün vasıflarına ilaveten gazeteci sıfatıyla- Abdullah Öcalan&#8217;a Bekaa&#8217;da misafir oluşunu anlatan bu kitap, şimdilerde televizyon programlarında -<a href="http://www.bugun.com.tr/haber_detay.asp?haberID=31890">yapımcıların isteği</a> <a href="http://www.tumgazeteler.com/?a=3866533">üzerine</a>- &#8220;Uyan ey kami Türk!&#8221; diye masaları yumruklayan Küçük&#8217;ün Kemalizm, Mustafa Kemal, Türklük gibi bugün üzerinden geçiminin bir kısmını sağladığı bir çok kurum ve değere yönelik hikmetleriyle doludur. Hatta Kemalizm&#8217;le arası hiç düzelmemiş Nazım Hikmet bile ona göre &#8220;Kemalizm&#8217;in içoğlanıdır&#8221;.&#8221;Neden çeşmelerden bal akmıyor&#8221; gibi ucuz bahanelerle &#8220;<a href="http://www.derki.com/dergi/index.php/sabetaycilar-ve-kucuk-hoca/Page-4.html">Demirel&#8217;in cumhurbaşkanı, Çiller&#8217;in başbakan, Manukyan&#8217;ın ise vergi rekortmeni olduğu ülkede yaşayamayacağını</a>&#8221; gerekçe göstererek Fransa&#8217;ya gidişi ve ardından geri dönüşü Yalçın Hoca&#8217;ya hayatının fırsatını sunmuştur. İlginçtir ki Çiller var diye yurdu terkeden Küçük&#8217;ün geri dönmesi Yılmaz&#8217;ın başbakanlığına rastlar. Her taşın altından çıkmasıyla övünen Yalçın Hoca&#8217;nın geri dönmek için Çiller yerine tercih ettiği, kendisini bir süre önce olası bir suikaste karşı uyardığını iddia ettiği Mesut Yılmazdır.Dönüşüyle birlikte hakkındaki hapis cezasını yatmak üzere teslim olmuş olur. Zaten Yalçın Hoca&#8217;ya bugünkü &#8220;yeni&#8221; şöhretinin kapılarını açan gelişme de hapis cezasını çektiği Haymana Cezaevi olur. Burada Doğu Perinçek&#8217;le birlikte yatacak, &#8220;<a href="http://www.zekibingol.com/content/view/1218/2/">mezar taşlarından bilim yapıyorum</a>&#8221; diye saçmaladığı ilk yazıları Perinçek&#8217;in dergilerinde boy göstermeye başlayacaktır.</p>
<p><span style="font-weight:bold;color:#990000;">Show Must Go On</span></p>
<p>Solun tamamen tükendiği, siyasi gücünü 90&#8242;ların sonuyla birlikte tarihe gömdüğü yılların ardından Yalçın Hoca kendine daha güvenilir bir geçim kaynağı bulmuştur artık: Gizli Yahudiler ve Sabetaycılar.Alkışlayanın da çok olmasıyla Küçük&#8217;ün gemi azıya alıp sistemli ama cahilce bir antisemitizm propagandasına başlayışı kamuoyunda &#8220;çok şeyler bilen bir adamın akılalmaz hikmetleri&#8221; duygusu uyandırdığından bir süre sonra bu minvalde seyreden yayınların sayısında büyük bir artış gözlemlenir oldu. Genel algıya göre, bütün dünya Yahudilerin ya da Yahudiliklerini gizleyen insanların taht-ı idaresindeydi, bu gizli Yahudiler ise o kadar gizliydiler ki bunu yalnızca Yalçın Küçük&#8217;ün belirlediği kıstasları uygulayarak anlamak mümkündü. Üstelik de &#8220;Yahudi&#8221; ya da &#8220;gizli Yahudi&#8221; olduğu iddia edilen insanların çoğu bu durumdan kendileri bile habersizdi ve &#8220;gerçeği&#8221;(!) Hz.Küçük&#8217;ten öğrenmekteydiler.Türkiye&#8217;de antisemitizmin varlığı uzun yıllardır hep tarışma konusu oldu. Bu konuda ortaya konan tarihsel bilgi ve belge içeren çalışmaların çoğunluğu Türkiye&#8217;de kimi dönemlerde antisemit dalgalanmaların olduğunu ispatlar nitelikte. Ancak, &#8220;<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=13094996">Vatandaş Türkçe Konuş</a>&#8221; kampanyalarından<a href="http://kitap.antoloji.com/1934-trakya-olaylari-kitabi/"> Trakya Olayları</a>&#8216;na kadar yaşanan tatsızlıklar gözden geçirildiğinde konunun antisemitizm değil, benzer bir öfkenin ülkenin hemen tüm etnik ya da marjinal gruplarına yöneltilmesiyle vücut bulan bir zenofobia olduğu söylenebilir. Türkiye&#8217;de, -özellikle Türkiye&#8217;de- Yahudiler, antisemitizme zemin hazırlayacak düzeyde ne ekonomik bir güç sahibi oldular ne de idari hayatın çeşitli kademelerinde kendilerine uygun yerler bulabildiler. Yahudilerden rahatsız bir nüfus her zaman mevcudiyetini korudu, onları düzenbazlıkla, hırsızlıkla, fuhuşla, kan emicilikle suçlamaya, Israil&#8217;e &#8220;yaltakçılık&#8221; etmekle suçladı durdu. Ancak bu da çok geçerli bir malzeme değildi. Çünkü Türk toplumsal yaşantısı zaten halihazırda Yahudi&#8217;nin varoluş biçimlerine alışkındı ve onu garipsemiyordu. Ancak genç cumhuriyetin, Yalçın Hoca gibi burada ecnebice bir deyim kullanacak olursak, <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Nation-building">nation-building</a> sürecinde farklılıkları törpülemek için daha yoğunluklu olarak zenofobik öğeler kullanılacaktı. Bu nedenle de &#8220;Yeni Türkiye&#8217;nin Yeni Türk&#8217;ü&#8221; sınırları dışında kalan herkes &#8220;kusurlu&#8221; sayılabilirdi. Bunun için Rum, Ermeni, Yahudi ya da Kürt olmanın bir önemi yoktu. &#8220;Türkçe Konuşmayan Vatandaş&#8221; ne yazık ki &#8220;vatandaş&#8221; sayılmıyordu.Özetle antisemitizm, 1934&#8242;de <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_%C4%B0smet_%C4%B0n%C3%B6n%C3%BC">Başvekil İsmet Bey</a>&#8216;in Trakya Olayları ardından Akşam ve Vakıt gazetelerinde yayınlanan beyanatındaki gibi, &#8220;Türkiye metaı değildi&#8221;. Avrupa etkili, daha açık bir ifadeyle &#8220;Hıristiyan dünyasının bir icadı&#8221; idi. Batı&#8217;dan, muasırlaşma adına gelen her şey gibi antisemitizm de, yıllarca tutunamasa da, hep bu topraklara gürül gürül aktı. 90&#8242;ların sonuna gelip de çift sıfırlı yıllar başlayana kadar bu etki zayıf bir Avrupai dalga olarak kaldı, <a href="http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=986">Cevat Rifat</a> gibi marjinal adamların, Siyon Protokolleri gibi ucuz ezberlerle savunduğu bir örgütsüz hareket olarak silinip gitti. Buna resmen de pek izin verilmedi üstelik. Ancak 2000&#8242;ler ve onun bir kaç yıl öncesine uzanan yıllar, Türkiye&#8217;de Yahudiliğin &#8220;şerri&#8221; konusu yeniden konuşulduğu yıllar oldu.</p>
<p><span style="font-weight:bold;color:#990000;">Yalçın Küçük&#8217;ün Alıcısı</span></p>
<p>Türk solu, Yahudiliği ya da Türkiye&#8217;nin farklı din ve dinden olan gruplarını ayrı bir başlıkta değerlendirmeye alamadı. Kürtlere örgüt programlarında vaat edilen kültürel, sosyal ve ekonomik haklar diğer gruplara, &#8220;elbet herkes inancında özgürdür&#8221; düzeyinde kaldı. Ermeni sorunu olarak yıllardır resmi ideoloji tarafından uzatılıp, çözümsüzlüğe mahkum edilen konu Türk solunun gündeminde neredeyse hiç yer bulamadı. Türk solu &#8220;<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/6-7_Eyl%C3%BCl_Olaylar%C4%B1">6-7 Eylül Skandalı</a>&#8216;nın mağdurlarına devlet yerlerini iade etmeli, zararlarını geç de olsa tanzim etmeli&#8221; iddiasını uzunca yıllar dile getiremedi. Bugün bile bu iddia Musevi asıllı bir siyasetçi-yazarın öncülüğünde dile getirilmektedir. Halen ne &#8220;6-7 Eylül Skandalı&#8221; ne de &#8220;<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Varl%C4%B1k_Vergisi">Varlık vergisi</a>&#8220;, &#8220;Trakya Olayları&#8221; konusunda Türkiye solu örgütlü bir düşünce geliştirmekten acizdir.Türk Milliyetçi düşüncesi ise, kendi deyimleriyle &#8220;azınlık&#8221; konusuna karşı hep önyargılı oldu. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki daha &#8220;milli&#8221; görünen milliyetçilik zamanla yerini maneviyatçı, mukaddesatçı Türk-İslam düşüncesine bıraktı. Dha verimli ürünler ortaya koyması beklentisi yaratan bu evlilik maalesef kısır bir ideolojik çember yaratıp milliyetçileri o çembere kıstırıp bıraktı. Dolayısıyla da milliyetçilik Türkiye&#8217;de, Türkeş&#8217;in ölümüne kadar, silahlı-külahlı işler peşinde koşturan, cahil ama maneviyatçı genç isimlerin elinde üretimsiz bir düşünce olarak atıl yattı. &#8220;Azınlıklar&#8221; konusunda görüş belliydi. Türkiye bir mozaik değil, &#8220;mermer&#8221;di. O nedenle de bunun tartışılmasına dahi gerek yoktu. Dünyadaki etkinin aksine Türk milliyetçiliğine göre Türküm&#8221; diyen herkes Türk olabilirdi. Yahudi&#8217;nin, Rum&#8217;un, Kürt&#8217;ün Türklerle bir arada yaşamasının bir önemi yoktu, önemli olan onların kendilerini Türk hissedip, bunu söylemeleriydi. Bütün bunlardan ötürü, Kürt Ulusal Hareketi&#8217;nin dönem dönem yarattığı cinnet halindeki milliyetçileşmeyi bir kenara bırakırsak, farklı grupların varlığı Türk Milliyetçiliğinin çok büyük bir kesimini uzun süre enterese etmedi.80&#8242;lerin çıkışında Evren Cuntası&#8217;nın devlet yönetimindeki skandal düzeydeki beceriksizliğinin imdadına Özal koştu. Özal, başlattığı liberalleşme dalgasıyla, Cumhuriyetçe harekete geçirilen sermaye birikimini gayrimüslimlerden alıp Anadolu ağalarına devrederek yerli burjuvazi yaratma projesi neredeyse tamamlanmış oldu. Anadolu Burjuvazisi&#8217;nin de hesaba katılmayan bir başka yanı vardı fakat. Geneli İslamcıydı üstelik de aralarında farklı tarikat ve kollarını temsil eden şeyhleri hocalar bile vardı. Elde ettikleri güç ile paranın yanında tüketim maddeleri pazarları, televizyonlar, radyo ve gazeteler gibi çok güçlü bir takım başka silahlara ulaşan bu kesim 2000&#8242;lerin ilk yarısı tamamlanırken Türkiye&#8217;de ciddi bir hakimiyet ve hareket alanının sahibi oldu, iktidara getirdiği partiyle devlet içinde de kadrolaşma, bürokratik kanallar elde etme işini tamamladı. &#8220;Kemalist&#8221; düzene karşı elde edemedikleri tek şey düzenin kendisiydi ve onunla olan kavgalarını onun değer ve kurumlarını hedef alan çeşitli işlere evsahipliği yaparak, medya araçlarını bu propagandaya açarak sürdürdüler.Yalçın Küçük&#8217;ün ucuz antisemitizminin de alıcısı çoğunlukla bu kesimin medya araçları olmuştur. Yalçın Hoca&#8217;nın bunu tercih etmesindeki nedenler muhtemelen iki tanedir. Birincisi, İslamcılar, daha önceden &#8220;dünyayı yöneten yahudi bilmemne tarikatı&#8221;, &#8220;gizli mason düzeni&#8221; gibi fantastik anlatılara zaten eskiden beri eğilimliydiler. Bu hikayeleri gizemli olduğu kadar, kendi mevcudiyetlerini tehdit eden birer düşman olarak görüyorlardı. O nedenle anlatıcısını, ağzı açık ayran budalası gibi dinlemekte ısrarcı oldular. Bu da Yalçın Hoca&#8217;ya Yeni Şafak&#8217;larda, Aksiyon&#8217;larda sıklıkla rastlamak imkanı tanımıştır bizlere. İkinci sebep ise Küçük&#8217;ün iflah olmaz &#8220;one man show&#8221; tutkusudur. İslamcıların gazetelerinin sokaklarda bedava dağıtıldığı, televizyon kanallarının antensiz çektiği göz önünde bulundurulursa, Yalçın Küçük&#8217;ün günü geçmiş zihninin uydurduğu zırvaları daha geniş kitlelere ulaştırması için İslamcıların medyası buna uygun bir araçtır. Ve uzun bir süredir gözlemlenebilmektedir ki, Yalçın Hoca&#8217;nın geçinme işinde oldukça etkin bir rol oynamaktadır bu kanal.Yalçın Küçük komploculuğunun bir diğer alıcısı ise Ulusalcı olarak bilinen, ancak ne savunduğu tam olarak belli olmayan kesim olagelmiştir. Hala da canlı yayına çıktığı programlar, mülakat verdiği dergi ve gazeteler bunu doğrular niteliktedir. Yalçın Küçük onları da genellikle, bu bahsini ettiği yere batasıca gizli <a href="http://yalcinkucuk.blogcu.com/semitizm-antisemitizmden-daha-kotu_2301881.html">Yahudilerin, Türkiye&#8217;yi idare etmek konusunda IV.Murad&#8217;dan beri(!) gizli işler çevirdiği</a>, şimdiyse Kürtlerle flört ederek bir <a href="http://www.yalcinkucuk.net/haber_detay.asp?haberID=106">Kürt-Yahudi devleti</a> kuracağı noktasından yakalamaktadır. İslamcı gazetelere gizli Yahudilerin çevirdiği işleri anlatan Yaçlın Hoca, ulusalcılara İslamcıların nasıl olup da iktidarı ve ona ulaşan araçları ele geçirdiğini anlatmaktadır. Öyle ki bu işin bile arkasından Yahudiler çıkmış, muhtemelen Küçük&#8217;ten ilhamla yazılan Musa&#8217;nın Bilmemnesi kitaplarıyla ulusalcılar AKP&#8217;nin başadamlarının soyunda Yahudilik olduğunu öne sürmüşlerdir.Antisemitizm Türkiye için yeni bir modadır. Bu modayı Avrupa&#8217;dan bizzat çantasında getiren adam Yalçın Küçük&#8217;tür. Üstelik de kullandığı argümanların üstündeki &#8220;made in europe&#8221; etiketini bile kaldırmayı unutmuş, Cevat Rıfat&#8217;ın Alman kalıplarıyla Türkçe Yahudi karşıtı gazete çıkartması gibi, yüzlerce yıllık ucuz malzemeleri satmaya çalışmaktadır. Küçük&#8217;ün şansı, Türkiye&#8217;nin yalnızca antisemitizm konusunda bu kadar habersiz olması değil bir de üstüne yüzlerce yıldır birlikte yaşadığı Yahudiler&#8217;in kim olduklarından da bihaber olmasıdır. Avrupa Faşistlerinin kullandığı iddialarla Türkiye&#8217;de gerçekten etnik olarak Yahudi olan ya da konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanları zan altında bırakan, kişilik haklarına mütecaviz ithamlarda bulunmak artık maalesef bir ekmek kapısı olmuştur Hoca için. Örneğin, bir insanın yolunun New York&#8217;tan geçmiş olması kesinlikle onun Yahudiliğine delalet eder. Bu düşünce Nazilerin 1940 yapımı, efsanevi propaganda filmi <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Eternal_Jew">Der Ewige Jude</a>&#8216;den alınmadır. Bu filmde geçen &#8220;New York, dünya Yahudiliğinin merkezidir&#8221; ifadesi, Küçük&#8217;ün kitaplarında sıklıkla rastlanan bir ifadedir.</p>
<p><span style="font-weight:bold;color:#990000;">İsim Bilim</span></p>
<p>Yalçın Küçük&#8217;ün isim bilim dediği şey daha baştan çuvallamış bir cahil aldatan oyunudur. Bir yerlerden temin ettiği bir kaç özelad sözlüğü ile insanların Yahudiliğine kanaat getiren Yalçın Hoca, Yahudiliğin harcı olan İbrani Dili konusunda sıfırdır. Tek kelime İbranice bilmeden, isimlerin kökenlerine sözlüklerden bakarak uydurduğu anlamlar tamamen palavradan ibarettir. Tekar etmekte yarar var, Yalçın Küçük, İngilizce, Fransızca ya da Farsça biliyor olabilir elbette ancak çalışmalarında ortaya koyduklarına bakara rahatlıkla söyleyenebilir ki tek kelime İbranice bilmemekte, Avrupa Yahudilerinin dili olan Yidiş ve oryantal Yahudilerin dili olarak kalmış Ladino&#8217;dan zerre kadar anlamamaktadır. Bu nedenle de yaptığı çıkarsamaların hiç birinin her hangi bir bilimsel değeri yoktur. Üstelik de aynı vefat ilanı üzerine Jak ve Ahmet adlarının bir arada yer alması Ahmet&#8217;i Yahudi yapmaz. Yalçın Küçük&#8217;ün okuyucusunun kendine sorması gereken asıl soru budur.Genel ezber, &#8220;gizli&#8221; Yahudilerin adlarında çeşitli işaretler taşıdığı yönündedir. Genellikle gizli Yahudiler, adlarında -er, er-, -el, el- gibi heceler taşımakta, kimilerinde ise -man son eki bulunmaktadır. Ancak Sabetaycı bir aileden geldiğini bizzat kendisi dile getiren ve bu konuda çalışmaları bulunan yazar Ilgaz Zorlu&#8217;nun adında ve soyadında bunların hiç biri bulunmamaktadır. Demek ki Çorumlulara, Adanalılara, Mardinlilere Yahudilik yakıştıran Yalçın Küçük&#8217;ün &#8220;onomastik&#8221; formülü, gerçek bir &#8220;gizli Yahudi&#8221;yi &#8220;yakalamaya&#8221; muktedir değildir. Ancak 500 sayfa süren kitaplarını doldurmaya yarayacak uydurma listeler yapmak açısından yararlıdır, ki magazin haberi kesikleri ve vefat ilanlarıyla zaten bu işi layıkıyla yapmaktadır.</p>
<p><span style="font-weight:bold;color:#990000;">Yahudi Tarihi</span></p>
<p>Küçük Hoca&#8217;nın İbranice konusundaki zırcehaleti Yahudi Tarihi konusunda da kendinden beklenmeyecek şekilde yüksek bir düzeydedir. Küçük Hoca, Türkiye&#8217;nin yakın tarihinde hemen her önemli olayda her taşın altından çıkmakla övünürken, Yahudilerin geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihi konusunda &#8220;bilgisini&#8221; ortaya koymaktan kaçınmakta, üstelik polemiklerle dikkat çekmeyi çok sevmesine rağmen, bu alanda yazan tarihçilerle her hangi bir tartışmaya girmekten kaçınmaktadır. Yalçın Küçük, Elza Niyego olayı, Vatandaş Türkçe Konuş kampanyası, Trakya Olayları, Türkiye&#8217;de Siyonizm konusunda her nedense dut yemiş bir bülbüldür. Bütün mesaisini Yahudilere, Yeni Dünya&#8217;nın ve Avrupa&#8217;nın çok uzun yıllar önce Beynelmilel Yahudi ve Siyon Liderlerinin Protokolleri ile yaptığı gibi, şer atfetmek için harcayan Küçük&#8217;ün Türkiye&#8217;de Yahudilerin ya da sırf &#8220;normal&#8221; olmadıkları için Rumların, Ermenilerin, Lazların, Kürtlerin, Asurilerin başına gelenlerden haberi olmaması imkansızdır. Bunu doğal karşılamamazı sağlayacak tek görüş ise Küçük Hoca&#8217;nın, bu işlerin şimdikiler kadar para ve şöhret getirmeyeceğine inandığı varsayımıdır. Elbette, Aşkale&#8217;de can vermesi işten bile olmayan gariban Yahudi&#8217;nin televizyon dizisinin esaskızı kadar dikkat çekici olmadığını takdir etmek gerekir.</p>
<p><span style="font-weight:bold;color:#990000;">Yalçın Nereye Koşuyor</span></p>
<p>Yalçın Küçük, tutkunu olduğu şöhret uğruna insanların kişisel bilgilerini ahlaksızca ortaya dökmenin yanı sıra sürekli olarak canlı hedefler yaratarak bu insanların, halen zenofobik havanın dağılmadığı, üstelik de birilerinin bu atmosferden sürekli primlendiği Türkiye&#8217;de, can güvenliğini hiçe saymaktadır. Yahudiler bu ülkenin tıpkı Müslüman-Sunni-Hanefi Türkleri gibi, sadakatlerini ispatlamak dahi zorunda olmayan- ev sahiplerinden biridir. Türkiye&#8217;nin metaı olmayan bir düşünceyi kullanmak suretiyle günü kurtarmak için yapılan bu çirkin saldırılar hoş görülecek cinsten olmayı geçeli epey zaman olmuştur. İnsanları &#8220;bu aslında Yahudi&#8217;dir, ondan&#8221; diyerek ürkütmek yakışık alan bir davranış değildir. Küçük Hoca, durduğunu iddia ettiği nokta itibariyle tam tersine &#8220;şu Yahudi&#8217;dir&#8221;, &#8220;bu Dönme&#8217;dir&#8221; diyenlerin karşısında dikilip, &#8220;ee.. ne olmuş yani?&#8221; demelidir. Yeteneksiz pop şarkıcılarının, yazarların, magazinde boy gösterip ne iş yaptığı belli olmayan insanların adlarından abuk subuk heceler bulup, adlarında uydurma İbranice anlamlar atfedip onları &#8220;kötüler, çünkü Yahudiler&#8221; diye ortaya atmanın hiç bir ahlaki yanı yoktur. Türk gençliğinin önceki onyıllara oranla kitaba ve okumaya ilgisinin düştüğünü fırsat bilip az çok okuyan üç-beş İslamcı genci zehirleyerek, sırf üç gün daha gündemde kalmak, televizyonlara davet edilmek için bilinçli antisemitler yetiştirmek bir bilim adamının misyonu değildir. Yalçın Küçük&#8217;ün bugün o esaslı yapıtlarını okumuş okurlarının gözünde geldiği düzey, içler acısıdır. Davet edildiği sohbetlerde sempatik(!) hareketleriyle davetlilerin maskarası haline getirilen Küçük Hoca&#8217;nın bir an önce şapkasını (eğer Ulusalcı bir platform ise kalpağı elbette) önüne koyup bir kez daha hesabını çıkartması ve kendi ülkesinin insanlarının düşmanlığından ekmek yiyor olmayı kendine artık yediremez olmasının günü gelmiştir.</p>
<p><strong>mahir ünsal</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sabetaycılık]]></title>
<link>http://ozgursun.wordpress.com/2007/03/04/sabetaycilik/</link>
<pubDate>Sun, 04 Mar 2007 16:51:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>aliilaslan</dc:creator>
<guid>http://ozgursun.wordpress.com/2007/03/04/sabetaycilik/</guid>
<description><![CDATA[Sabetaycılığın kurucusu Sabatay Sevi Sabetaycılık 17. yüzyılda İzmir ve çevresinde ortaya çıkan Saba]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:center;"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/fa/Sabbatai_tsevi.jpg" height="250" width="165" /> </div>
<p style="text-align:center;">  Sabetaycılığın kurucusu <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabatay_Sevi" title="Sabatay Sevi">Sabatay Sevi</a></p>
<p style="text-align:center;"><strong>Sabetaycılık</strong> 17. yüzyılda İzmir ve çevresinde ortaya çıkan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabatay_Sevi" title="Sabatay Sevi">Sabatay Sevi</a>‘nin kurucusu olduğu, onu <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mesih" title="Mesih">mesih</a> (kurtarıcı son peygamber) kabul eden , <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yahudi" title="Yahudi">Yahudi</a> Mistizmine (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kabbala" title="Kabbala">Kabbala</a>) dayanan <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Gizli&#38;action=edit" class="new" title="Gizli">gizli</a> inanç.</p>
<p>Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar bulundukları ülkenin yaygın dininde görünmeyi tercih ederler. Sabetaycılar, belli kurallar dahilinde tamamen müslüman ismi almakta ve kendilerini her bakımdan “şüphe edilmeyecek ölçüde” <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCsl%C3%BCman" title="Müslüman">müslüman</a> göstermektedirler. Kendilerini yahudiliğe bağlı bir fraksiyon olarak tanımlasalar da Yahudiler tarafından resmi olarak bu dine bağlı kabul edilmezler. <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kur%27an" title="Kur'an">Kur’an</a> da ise inanmadıkları halde Müslümanım diyenler <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCnafikun_Suresi" title="Münafikun Suresi">Münafikun Suresi</a>‘nde ele alınmaktadır. Taraftarları <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabatayistler" title="Sabatayistler">Sabatayistler</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabatyc%C4%B1" title="Sabatycı">Sabatycı</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabetayc%C4%B1" title="Sabetaycı">Sabetaycı</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avded%C3%AE" title="Avdedî">Avdedî</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%B6nme" title="Dönme">Dönme</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Selanikli&#38;action=edit" class="new" title="Selanikli">Selanikli</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Meamin" title="Meamin">Meamin</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Maminim&#38;action=edit" class="new" title="Maminim">Maminim</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Takiyyeci&#38;action=edit" class="new" title="Takiyyeci">Takiyyeci</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Munaf%C4%B1k" title="Munafık">Munafık</a> gibi farklı isimlerle de anılır. İlk dönemlerde <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Musevi" title="Musevi">Musevi</a> ibadet ve ayinlerine sadık kalmışlarsa da asıl Yahudilerden tamamen ayrılmış ve onlara “<a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Koferim&#38;action=edit" class="new" title="Koferim">koferim</a>” (kafirler) ismini vermişlerdir. Yahudiler ise renkleri değişen bir balık olduğundan “<a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Sazanikos&#38;action=edit" class="new" title="Sazanikos">Sazanikos</a>” (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sazan" title="Sazan">Sazan</a>) demişlerdir. Sabetay Sevi bağlıları çeşitli ülkelerde günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Kutsal şehirleri <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Selanik" title="Selanik">Selanik</a>‘tir.</p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Diyanet_I%C5%9Fleri_Ba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&#38;action=edit" class="new" title="Diyanet Işleri Başkanlığı">Diyanet Işleri Başkanlığı</a>‘nın 07.08.2000 tarih B02.1.DIB.0.10-21/1119 nolu yazisina istinaden sabetaycılğın bir islam mezhebi ya da tarikati olmadığı ve islam düşüncesi içinde de yer almadığı açıkça belirtilmiştır.</p>
<p align="center">&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;<br />KAYNAKLI ANLATIM<br />&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;</p>
<p>”’Sabetaycılık”’ 17. yüzyılda İzmir ve çevresinde ortaya çıkan [[Sabatay Sevi]]’nin kurucusu olduğu, onu [[mesih]] (kurtarıcı son peygamber) kabul eden , [[Yahudi]] Mistizmine ([[Kabbala]]) dayanan [[gizli]] inanç.</p>
<p>Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar bulundukları ülkenin yaygın dininde görünmeyi tercih ederler. Sabetaycılar, belli kurallar dahilinde tamamen müslüman ismi almakta ve kendilerini her bakımdan “şüphe edilmeyecek ölçüde” [[müslüman]] göstermektedirler. Kendilerini yahudiliğe bağlı bir fraksiyon olarak tanımlasalar da Yahudiler tarafından resmi olarak bu dine bağlı kabul edilmezler. [[Kur’an]] da ise inanmadıkları halde Müslümanım diyenler [[Münafikun Suresi]]’nde ele alınmaktadır. Taraftarları [[Sabatayistler]], [[Sabatycı]], [[Sabetaycı]], [[Avdedî]], [[Dönme]], [[Selanikli]], [[Meamin]], [[Maminim]], [[Takiyyeci]], [[Munafık]] gibi farklı isimlerle de anılır. İlk dönemlerde [[Musevi]] ibadet ve ayinlerine sadık kalmışlarsa da asıl Yahudilerden tamamen ayrılmış ve onlara “[[koferim]]” (kafirler) ismini vermişlerdir. Yahudiler ise renkleri değişen bir balık olduğundan “[[Sazanikos]]” ([[Sazan]]) demişlerdir. Sabetay Sevi bağlıları çeşitli ülkelerde günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Kutsal şehirleri [[Selanik]]’tir.</p>
<p>[[Diyanet Işleri Başkanlığı]]’nın 07.08.2000 tarih B02.1.DIB.0.10-21/1119 nolu yazisina istinaden sabetaycılğın bir islam mezhebi ya da tarikati olmadığı ve islam düşüncesi içinde de yer almadığı açıkça belirtilmiştır.</p>
<p>== Tarih ==<br />===İnanc’ın doğuşu===</p>
<p>[[İspanya]]’dan kovulma ve doğu [[Avrupa]]’da yaşadıkları sıkıntılar üzerine başgösteren bunalımlar sebebiyle Yahudiler kendilerine kucak açan Osmanlı topraklarına göç etmiş, aralarında [[Tevrat]]’ta bahse geçen kurtarıcı son peygamber [[Mesih]]’in geleceği beklentisi yaygın bir hal almıştı. Bu yüzden [[Sabetay Sevi]] [[1648]] yılına mesihliğini ilan ettikten sonra dünyadaki tüm Yahudiler arasinda büyük bir yanki uyandırmıştır. 1,5 milyon kişiye ulaşan inananları onu sadece öğretmen, peygamber olarak görmüyor, belki bir tür tanrısal enkernasona da inaniyorlardı. Yahudi din adamlarının büyük bir kısmı [[Sabetay Sevi]]’ye karşı çıkmıştır.</p>
<p>===Din değiştirme===</p>
<p>İzmir’li hahamlar Sabetay Sevi’nin Dinlerini bozduğu gerekçesiyle öldürülmesine karar verdiler, ama bu kararı uygulayamadılar ve onu Osmanlı sarayına şikayet ettiler. Osmanlı yönetimi en başta olaya ilgisizdi. Daha sonra yahudi din adamlarının artan şikayetleri üzerine Seviyi tutuklayarak Sultan [[IV. Mehmet]]’in huzuruna çıkarıldı. Sevi Sultandan Mesih olarak tanınma talep etti, ayrıca İsrail toprağını kendisine vermesini de istedi. Sultan onu Çanakkale’de bir kaleye hapsetti. Faaliyetleri burada da devam eden Sevi’yi yine Yahudi hahamlar Saray’a şikayet edince, Osmanlı bu talepler karşısında kayıtsız kalamadı. Ortaya çıkan kargaşayı gidermek için [[Fazıl Ahmet Paşa]], işin esasini ögrenmek için, Sevi’nin derhal Istanbul’a gönderilmesini istedi.</p>
<p>Edirne sarayinda, Sadaret Kaymakamı [[Mustafa Paşa]], Şeyhülislam [[Minkarizade Yahya Efendi]] ve Padisah’in imamı meşhur [[Vani Efendi]]’den oluşan bir divan kuruldu, Padişah Sultan IV. Mehmet de divanı ‘Kafes’ten’ izledi. Divanda, Türkçe konuşamayan Sabetay için Padişah’ın hekimbaşısı Yahudilikten dönme [[Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi]] tercümanlik etti (Asıl adı [[Moses Ben Raphael Abrabanel]]).</p>
<p>Divan reisi: – Karıştırmadığın halt kalmadı. Uyandırmadık fitne bırakmadın Sabatay Efendi. Haydi bakalım şimdi göster mucizeni!</p>
<p>Deyince Sabatay Sevi afallar. Ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırır. Mucize göstermesi beklenmektedir. Tercüman, mucizenin şeklini de anlatır: Sabatay soyunacak, vücudunu en maharetli okçular nişangâh yapacaklardır. Attıkları oklar vücuduna işlemezse o zaman Osmanlı Padişahı da onun mesih olduğunu resmi olarak tasdik edecektir. Çünkü Yahudiler, ona kılıç, ok, tüfek, kurşun işlemez, hatta onu ateş yakmaz, suda boğulmaz diye itikat etmektedirler.</p>
<p>Divan heyetinin teklifi karşısında Sabatay Sevi “[[Adiyo santo]]!” diye titremeye başlar. Teklifin dehşetinden beti benzi atar, artık her şey bitmiştir. Can havliyle son bir hamle yapar. Her şeyi inkâr eder. Ayrıca mesihlik davasının bazı Yahudiler tarafından ortaya atıldığını, kendisinin asla böyle bir iddiada bulunmadığına dair yemin üstüne yemin çeker, teminat üstüne teminat verir. Dökmedik dil bırakmaz.</p>
<p>Ancak, ulema ve padişah bu cevaplardan tatmin olmaz. Bunun üzerine Hekimbaşı [[Hayyâtîzâde]] ([[Terzizâde]]) [[Mustafa Fevzî Efendi]], Sabetay’a Müslüman olma teklifi götürür. Önce Sabetay bunu kabule yanaşmaz. Ancak, Hekimbaşı, ona bunu kabul etmediği takdirde türlü, türlü işkencelerle öldürüleceğini [[Ladino]] diliyle uzunca anlatır. Sevi, dönme Hayatizade’nin tavsiyesi üzerine “can bedenden çıkmadıkça” diyerek kenisine söylenen kelime-i şehâdeti tekrarlar.</p>
<p>Divan huzurunda Müslüman olan Sabatay Veled-i Mordehay veya Sabatay Sevi, üzerine içoğlanlarına mahsus hamama gönderilerek gusül abdesti aldırılır ve kendisine müslüman kisvesi [[kürk]] ve [[hil’at]] giydirilir. [[Aziz Mehmet Efendi]] adını alarak 150 [[akçe]]lik bir maaşla sarayda üst düzey memur [[Kapcıcıbaşı]] olarak göreve getirildi. Söylentiye göre divandan çıkan Sevi, elbisesi içerisinde sakladığı ”Can” adlı [[beyaz güvercin]]i serbest bırakarak “can bedenden çıktı” dedi ve çevresindekilere ettiği yeminin geçerli olmadığını söyledi. “Can bedenden çıktığı” için artık bu söze sadık kalması gerekmez.</p>
<p>Sevi’nin Müslüman olmasi bütün Yahudi dünyasinda şok etkisi yarattı. [[Hahambaşılık]] olayı sevinçle karşıladı ve Müslüman olan Sevi’yi dinden çıkmış saydı. Büyük çogunluk onun Mesih olmadığına inanarak [[ortodoks]] Yahudi inancına geri döndü, ikiyüz ailelik bir topluluk ise İslamiyete geçerek onun yolundan gitti. Bunlar onun büyük bir hikmete binaen zahiren müslüman olduğunu, mesihliğinin bir gereği olduğu yorumunda bulunurlar. Polonyalı karısı Sara, Sara’nın kardeşi [[Jacob Kerido]]’da bu kervana katılır. Sara Fatma adını, Kerido’da Yakub adını alır.</p>
<p>Sevi, bu olayla taraftarlarına “Karanlık bir” dönemin başladığını ve bunu “[[Aydınlık günler]]in” takip edeceğini söyleyip, aydınlık dönemin başlaması için karanlığın şart olduğunu dile getirir. Sabetaycılar “[[Aydınlık Günler]]” gelinceye kadar gizlenmeye devem edeceklerdir.</p>
<p>Sevi dinden döndükten sonra bir süre [[Edirne]]/[[Hızırlık]] yakınlarında bulunan bir [[Bektaşi]] tekkesine devam etmiş. Bu tekke 1641-1642 yıllarında “şüpheli” bulunarak yetkililerce kapatılmış ancak [[IV. Mehmet]] tarafından [[Zaviye]] olarak tekrar açılmış. Musevi kaynakları Sevi’nin [[Sufism]] ve [[Bektaşilik]]ten etkilendiğini ve bu öğretileri Kabbala öğretisi ile harmanlayarak kendi öğretisine şekil verdiğini dile getirirler.</p>
<p>===Sürgün===</p>
<p>Bir süre sarayda [[Kapcıcıbaşı]] olarak sarayda üst düzey memur olarak çalışsa da, mesihi yahudi inancına bağlılığının farkedilmesi üzerine [[batı trakya]]’ya sürülür. [[Ibrahim Alaettin Gövsa]], Sabatay Sevi isimli eserinin 68. sayfasında olayı anlatıyor:<br />Sabatay Sevi’nin (Mehmet Efendi adi ve Müslüman kıyafeti ile) İstanbul’da yine eski müritlerinden bir kısmini toplayarak ayinler yaptığını, [[Girit]] seferinden dönen [[Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa]]ya haber verdiler. Sadrazam kendini çağırtarak</p>
<p>- Bu ne iştir? Sen hala uslanmadın mı? diye tembih ettiği zaman Sabatay ağız kalabalığına başladı ve meşhur olan kurnazlığı ile</p>
<p>- Aman Sultanım, ben birtakım akrabamı, dostlarımı Müslüman yaptığım gibi bunları da dini celil İslam’a celp ve davet etmeğe uğraşıyorum, yolunda cevaplar verir.</p>
<p>[[Sadrazam]] ona ihtar eder:<br />– Aklını başına topla. Müslümanım dedikten sonra yine çıfıtlığa başlarsan belânı bulursun.</p>
<p>Yine de bu sözlerle bir müddet takipten kurtulur.</p>
<p>Fakat aradan uzun bir süre geçmeden Sadrazamın adamları Boğaziçi’nde [[Kuruçeşme]]’deki [[havra]]da Sabatay Sevi’yi müridleriyle beraber [[İbranice]] dua okurken yakalarlar. Artık hiçbir şeyi inkâr edecek gücü kalmaz, bütün foyası meydana çıkar. Bu hadise üzerine İzmirli sevi kendisini unutturmak ve izini kaybettirmek için Kuruçeşme’yi bırakarak [[Kağıthane]] civarında ıssız bir köşeye çekildi. Fakat müritlerinin bir müddet sonra orada da etrafına toplanıp ayinler yapmaya devam ettikleri görüldü.</p>
<p>İş tekrar Sadrazama haber verilince [[Fazıl Ahmet Paşa]] kızdı ve onu tek bir yahudinin yaşamadığı [[Arnavutluk]]’un Ülgün kenti, [[Berat]] kasabasına sürülmesini emretti. Burada beş yıl yaşadıktan sonra ölür. [[Avram Galante]]’ye göre Berat’ta müslümanlar tarafından, şehrin içinden geçen ırmağın kıyısında halen yeri bilinmeyen bir noktada toprağa verilir.</p>
<p>Sabetaya inananlar mesihlerinin ölümüne inanmazlar, onun göğe yükselmiş olup, yeniden geleceğine dair inançlarını sürdürüler. Hala inançlı Sabetaycılar, belli zamanlarda deniz ve ırmak kenarlarına gelerek, Sabetay sevi Seni bekliyoruz! diye bağırma geleneğini sürdürmektedirler. Kayıp Mesih kitabının yazarı [[John Freely]] bu kitabı yazdıktan sonra bazı Sabetaycılardan hala Sabetay’ın mesih olduğuna inandıklarını ifade eden mesajlar aldığını belirtmiştir.</p>
<p>Sevi dini tefekküre ve teorik çalışmalarına Arnavutluk’ta devam etmektedir. Bu sıralarda sabetaycılığın ana kaynağı olan kitaplar yazılacaktır. Olaylardan sonra sevi enerjisininin önemli bir kısmını İslâm’a ve Müslümanlara düşmanlık için harcar. [[Nathan Levi]] ise din değiştirmeden onu takip eder. Daha sonra bir kısım din değiştiren sabetaycıların tekrar yahudi dinine döndükleri bilinmektedir.</p>
<p>Şahsının isteği üzere Selanik şehri kutsiyete kavuşur ve inananlar ([[maminim]]) buraya yerleşirler. İki yüz ailelik ilk sabetaycı çekirdek toplum işte burada kurulur.</p>
<p>==Cemaat==<br />[[Resim:Istanbul Sevi Logo.jpg&#124;thumb&#124;Rav. Istanbul Sevi Logosu]]<br />Sabetay Sevi’nin İslamı kabul etmesi üzerine takipçilerinin büyük bir kısmı geleneksel yahudiliğe geri döner. Sevi, kendisi gibi Müslümanlığı kabul eden takipçisi 200 aile’den oluşan bir grup bağlılığını korur ve Selanik’e yerleşerek dış görünüşte Müslüman, gerçekte ise Sabetaycı-Yahudi olarak yaşamaya devam etti. Bu topluluk pratikte [[Zohar]]’a dayanan mistik bir yaşami benimser, Yahudi inancını sürdürür, fakat resmen Müslüman milletine dahil olarak yaşarlar. İşte tarihte dinden dönenler anlamında ‘[[Dönmeler]]’ olarak adlandırılan [[cemaat]] böylece doğmuş olur. Bunların başında [[Gazze]]’li meşhur haham [[Nathan]] gelmektedir. Genç Nathan, yeni din yorumu ve Sabatay’ın fikirlerinin tanıtılmasında etkin bir rol oynamıştır.</p>
<p>Sabetaycılara göre yahudiler kendi aleyhlerinde bir çifte standart içindedirler. Halbuki Yahudiler, [[Halakhah]]’ya (Yahudi şeriatına) göre Müslümanlığı seçen Sabetaycıları dinden çıkararak doğru bir karar verdiklerine inanmaktadırlar. [[Gizli Yahudi]] “Ingilizcede crypto Jew” olarak Sabetaycıların İspanyol [[konverzo]]larından, [[marrano]]lardan ve [[morisco]]lardan çok farkı var. 1391-1492 yılları arasında Katolik İspanya’sında zorla Hıristiyanlaştırılan yüzbinlerce Yahudi vardı. Ölüm tehdidiyle dinlerini değiştirmek zorunda kalmışlardı. Ama içlerinden pek azı &#8211; birkaç bin &#8211; bugüne kadar geleneklerini devam ettirip, inançlarını korumuşlardır.</p>
<p>Daha sonra gizli sabetaycılar olarak adlandırılabilecek bir grup yahudide din değiştirmeden Sevi’ye inanacaktır.</p>
<p>Sabetayist, Dönme, vesaire adlar ile anılan topluluğun Müslüman görünen bir kısmı Selanik’in Yunanistan’da kalması ile, 1924 yılında yapılan [[nüfus mübadelesi]] sonucu Türkiye’ye göç etti. Yirmibeşbin kişilik bir cemaattiler. Selanikliler diye anılıyorlardı. Tarikat üyelerinin gizli kalmayı tercih etmesi haklarındaki pek çok bilginin spekülatif olmasına yol açmaktadır. Bugün gerçek sayıları ile ilgili resmi herhangi bir sayı bulunmamaktadır. Sayı konusundaki bilgiler spekulatif sayılamlıdır. Türkiye Musevî cemaati ileri gelenlerinden [[Harry Ojalvo]]’nun, 23-29 Mayis 1998 Tarihli [[Aksiyon dergisi]]’ne “Ülkemizde bir buçuk milyon Yahudi kökenli Türk vardır” demesi ile sayının 1,5 milyon civarında olduğu tahmin edilmiştir.</p>
<p>Sabetaycılar ondokuzuncu yüzyıla kadar oldukça depolitik olarak varlıklarını sürdürdüler. Ancak bu yıllarda Osmanlı toplum yapısındaki değişiklikler kendilerini oldukça aktif kılmıştır. Özellikle imparatorluğun geleceğinin tayini konusunda ortaya çıkan [[İttihat Terakki]]’de siyasi roller üslendiler. Nitekim bu dönemdeki çok önemli siyasi aktörlerin sabetaycı kökenli olduğu söylenir.<br />===Sosyal alışkanlıkları===</p>
<p>Sabetaycılar giyime ve dış görünüme çok önem verirler. Büyük yemekler düzenlerler. amaçları ise gençler kaynaşsın, saf kan bozulmasın. Kendi aralarında evlenmeyi istemeyen, dışardan birini seven çocuklar, evlatlıktan reddetmeye ve cemaatten kadar gidebilir.<br />====Yemekler====<br />İbadethanelerinin ayrı, mezarlıklarının ayrı olmasının yanı sıra bu cemaat mensubu ailelerin zengin ve farklı bir mutfak kültürleri söz konusu. [[Esin Eden]], Yunanistan’da İngilizce olarak yayınlanan Bir ailenin yemek kitabi isimli eserinde, kendilerine özgü yemeklerden bahsediyor. Ritüellerin pek çoğu yemekle ilgili. Özellikle ilkbaharda yemek faaliyetleri düzenleniyor. Selanik yemekleri yeniyor. Burada temel nokta sofranın bereketi ve yemeklerin çeşitliliği. Bazı yemeklerin dinsel göndermeleri oluyor. Örneğin normalde et ve balık birarada yenmezken yılın sadece bir günü birlikte yeniliyor. Bu özel günlerden bir takvim sayesinde haberdar olunuyor. Toplulukta din işleriyle uğraşan kişilerce hazırlanıp ilgililere yollanan bu takvim, [[Yahudi takvimi]]ne benzemekle birlikte bazı değişiklikler gösteren bir çeşit ay takvimi.</p>
<p>Bir eğitim bir de mutfaktan hiç kesinti yapılmıyor. Mutfakta muhakkak bolluk olması esas!… ‘Yok’ demek adeta yasak. Mesela evde pirinç azalmışsa ‘pirinç azaldı’ yerine ‘pirinç bereket’ demeyi tercih ediyorlar.</p>
<p>====Evlilikler====<br />Cemaat dışından izinsiz evlenenler aforoz edilir, böyleleri “Kararmış” diye anılır. Sabetaycıların kendi aralarında evlenmeleri , onlara has [[resesif]] özellikte genetik problemlerin doğmasına yol açmıştır.</p>
<p>Sabetaycilar’in [[Şemseddinzâde Osman Efendi]] taifesine mensup [[Ali Efendi]]’nin 18-20 yaşlarındakı kizi Râbia, [[Manastır]]lı [[Hacı Feyzullah Efendi]]’ye kaçmış, dönmeligi bırakarak Müslüman olmak ve onunla evlenmek istedigini bildirmiştır. Israrli girişimlere ragmen kızın babasi Ali Efendi bu evliliğe razı olmamiş, bunun üzerine durum Selanik Valiliği tarafindan [[Babiâli]]’ye bildirilmistir. Osmanli Bakanlar Kurulu, 29 Aralık 1891 tarihinde yaptiğı toplantıda, kız babasının, bu izdivaca muvafakat vermemesine rağmen, kızın reşid ve kendi evliliğine karar verebilecek yaşta olduğunu gerekçe göstererek, bu evliligi onaylamış; ancak Selanik’te olaylar çıkmaması için genç çiftin ilk vapurla ve gizlice İstanbul’a getirilerek, evliliğin Selanik’ten uzakta yapilmasını istemiştir</p>
<p>====Çocuklar====</p>
<p>Çocuklara evlenme çağına kadar gizli hiç bir şeyden bahsedilmez. Bunun dışında sünnetler topluluktan bir doktora yaptırılıyor çünkü operasyon normalden biraz farklı oluyor.</p>
<p>Toplulukta eğitime de büyük önem verildiği edinilen bilgiler arasında. Hareketin mensupları arasında eğitime çok ağırlık verildiği biliniyor. Bütün çocuklara çok iyi eğitim verilmeye çalışılıyor. Bu durum geleneksel aile yapısının bir sonucu.</p>
<p>===Sabatay mezhepleri===<br />[[Resim:Jakub Frank.jpg&#124;thumb&#124;200px&#124;Jacob Frank.]]<br />#[[Karakaşlar]], [[Kuniosos]]<br />#[[Yakubiler]],<br />#[[Kapancılar]] ya da [[Kapaniler]] veya [[İzmirliler]]</p>
<p>Sevi’nin ölmesi/kayboluşu sonrasında Selanik’te yerleşen dini cemaat , çeşitli olaylar sonucunda farklı dini pratikleri benimseyen üç ana gruba/mezhebe/fraksiyona ayrıldı. Bu üç ayrı grup, mezhep taassubuyla, farklı yerlerde ibadet ediyor, kolay kolay kız alıp vermiyor ve hatta ölülerini bile aynı mezarlığa gömmüyorlar. Aralarındaki gizli rekabet ve husumet hala sürmektedir. Değişik adlar alan bu grupların nesl-i şerîf denilen en yüksek asil ailelere mensup birer reisi var. Bunlar, cemaat ihtiyarlarının reyleriyle seçilirler, ölünceye kadar bu mevkide kalırlar.</p>
<p>Sevi’nin kayınbiraderi olan Yakov Qerido’yu onun halifesi kabul eden yakubiler , daha sonraları ortaya çıkan ve Mesihi ruha sahip olduğunu iddia eden [[Baruhya Ruso]]‘nun ([[Osman Baba]], [[Osman Ağa]], [[Osman Bevvap]]) hilafetine inanan karakaşlar ve sadece Sevi’ye inanan Kapancılardır.</p>
<p>Osman Baba [[Bektaşi]] tarikatında [[Dede]]’lik derecesine kadar yükselmiş olup, mezarı [[Bulgaristan]]’ın [[Khaskovo]] köyününün güney batısında (Google Earth: 41.8500 25.4667) bulunmaktadır.</p>
<p>Kapan’ın İbranicede ”[[İzmir]]’im” anlamına geldiği söylenmektedir.</p>
<p>Kapancılar sakallarını, yakubiler başlarını traş ederler. Fanatik karakaşlar ise, sakallarını da saçlarını da traş etmezler.</p>
<p>[[Jacob Frank]]’ın 1726-1791 (Jacob Leibowicz) kurduğu Frankistler de sabetaycı harekete olan benzerliklerinden dolayı not edilmelidir. [[Jakob Frank]] adındaki haham, 1759′da Polonya’lı yahudilerin kitlesel vaftizini yaptırarak hristiyanlığa döndürmüş. Bunların dış görünümü hristiyan, gerçekte yahudidirler. Frankistler, “[[günahın kurtarıcı gücü]]” olduğuna inanır. Bir vaazında, “Sizi gelmiş geçmiş tüm yasalardan, tüm töre, anane ve inançlardan kurtarmaya geldim,” diyor.</p>
<p>===Sabetaycı olduğu söylenen kişiler===</p>
<p>Sabetaycı olduğu söylenen kişiler bu bilgileri hiç bir zaman doğrulamamıştır. Türkiye’de Sabetaycı olduğunu söyleyerek resmi makamlara Musevi olmak üzere başvuran [[Ilgaz Zorlu]] [[1969]] adında tek bir kişi bulunmaktadır. Resmi rakam bu nedenle bir kişidir. Yayınlanan listerin güvenirliği her zaman sorgulanmıştır. Bu listeler soyadı benzerliği, kişinin memleketi veya ecdadının memleketi, gömülen mezarlıklar, kişinin çevresi ve arkadaşlıkları, gittiği okullar, evlilikleri, [[Yalçın Küçük]] tarafından ortaya atılan isim kuralları [[onomastik]] gibi doğruluğu kolayca sorgulanabilecek ölçütlere göre hazırlanmaktadır.</p>
<p>İsim kuralları teorisine göre Türkiye’de Sabetaycılar isimlerini belli kurallara göre seçmişlerdir:</p>
<p># [[İbranice]] ile Türkçe arasındaki ses benzeşmelerini dikkate alarak<br /># [[Tevrat]]ta geçen ismin [[Arapça]] ve Türkçe karşılığını alarak<br /># [[İbranice]] ve Türkçedeki aynı sessiz harflerden oluşan isimleri yakınsatarak<br /># Soyisimler, bir sonraki jenerasyonda isim olarak seçilerek<br /># [[Ladino]] ve [[Yiddish]] dilindeki Musevi isim ve soyisimlerin Türkçesi kullanilarak<br /># Tevrat’ta varolan isimlerin sonuna -zade, -gil, -han, -oğlu vb. ek getirerek</p>
<p>===Sabataycı mezarlıkları===</p>
<p>Sabataycılar gerek ilk dönemde yoğun olarak yaşadıkları [[Selanik]]’te, gerek daha sonraları [[Türkiye]]’nin basta [[İstanbul]] olmak üzere [[İzmir]] ve [[Bursa]] gibi şehirlerine yerleştikten sonra ölülerini ayrı mezarlıklara defnetmeyi tercih etmişlerdir. Selanik’te mahalle olarak da diğer dinlere mensup insanlardan ayrı bir yerleşim düzeni kurmuşlar. [[1924]] [[ahali mübadelesi]] gereği geldikleri Türkiye’de de belli merkezlere yoğun olarak ilgi göstermiş ve içe kapanık bütünlüklerini böylece korumaya çalışmışlardır. Ancak zamanla farklı mahalle ve şehirlere yerleşerek bir nevi fiziki asimilasyona uğramakla birlikte cemaat yapılarını korudukları görülmektedir.</p>
<p>İstanbul’da, Karakaşlar cemaatinin mezarlığı, [[Üsküdar]] [[Bülbül deresi]]’nde yer alıyor. Sabataycılığı sürdürme konusunda diğer cemaatlerden daha aktif olduğu belirtilen bu cemaatin mezarlık konusunda da hassas davrandığı görülmektedir. Bülbül deresi mezarlığında az sayıda da olsa bazı Kapancıların yer aldığı belirtiliyor. [[Yakubiler]] ise [[Maçka]]’daki mezarlığa ölülerini defnetmektedirler. Yakubilerdin yoğun olarak İzmir’de yasadıkları belirtiliyor. Kapancılar cemaatinin ise [[Feriköy]] mezarlığında satın almış oldukları ayrı bir bölüme ölülerini defnettikleri biliniyor. Sabataycıların mezar sekli ve tasların islemesi tamamen farklı. Genellikle [[seramik]] üzerine çıkartma resim bu mezar taslarında yer alır. Yazıların üslubu da farklılık arz ediyor. Dikkat çeken nokta ise [[Ey zair..]] diye başlaması. Sekil olarak da dönem dönem farklılık arz etse de kendilerine özgü çiçek islemeler ve Müslüman mezarlarından farklı geometrik sekil vermeler dikkat çekmektedir.</p>
<p>‘Sakladım söylemedim derdimi, gizli tuttum, uyuttum…’ İstanbul’un Üsküdar, Bülbülderesinde dik bir yokuşun başında yer alan, büyükçe bir mezarlığın içindeki mezar taşlarından birinin üzerinde yazılı bu sözler… Üzerleri fotoğraflı, kıbleye göre yerleştirilmemiş, ziyaretçilerinden dua veya fatiha istemediklerini yazı ile belirten mezarlardan sadece biri. Belki de Tevrat’daki “Mesih, bülbüllerin en çok öttüğü yere gelecek” ibaresinden seçtiler burayı kendilerine kabristan olarak.</p>
<p>(enteresan)</p>
<p>==İnanç ve Ayinler==</p>
<p>Sabetaycılığın temel dini inanç kaideleri, Yahudiligin mistik ekollerinden Kabbalistik metodun Levi yorumundan oluşmaktadir.</p>
<p>Selanik günlerinde bitişik nizam ve birinden diğerine kolaylıkla geçilebilen evlerde yasayan bu cemaat efradinin evlerinden birinde yeşil abajurlu lambalarin zayif isigiyla aydinlatilmis gizli toplanti yerleri vardi. “Kahal” denilen bu yerlerde “Payyetan” adi verilen din ululari tarafindan dualar okunur ve “Ab-bet-din” denilen reisler tarafindan vaaz edilirdi. Bu vaazlarda daima Sabetay’in adi yüceltilirdi. Hem bu mesihin ve hem Yakup Querido’nun günün birinde ümmetlerini kurtaracaklari inanışı üzerinde israr edilirdi. Gerek ayinler ve gerekse ritüeller tamamen gizli tutulduğundan bilimsel araştırmalara kaynaklik edebilecek bilgileri elde etmek oldukça zordur.</p>
<p>===Sabetaycılık’ın esasları===<br />Selanikli bir Dönme yeleğini tamir ettirmek için bir terziye bırakır. Yeleğin cebinde İspanyol Yahudicesi ile yazılmış bir belgenin unutulmuş olduğunu gören terzi belgeyi [[Journal de Salanique]]’in yayın yönetmeni [[Sadi Levy]]’e gösterir. O da belgenin bir kopyasını hemen kaydeder. Belge, çok kapalı bir cemaat olan Dönmeler’le ilgili ele geçen ilk yazılı belgelerden biridir. Ve bu belge 1897 yılında Paris’te [[Şarkiyat Kongresi]]’nde tebliğ olarak sunulmuştur. (Bu tebliğin Türkçe metni için [[Tarih ve Toplum]] dergisinin 168. sayısında M. [[Dannon]] imzasıyla yayınlanan çevrisine bakılabilir)</p>
<p>Bu belgede maddeler halinde ‘Sabetaycılık’ın gizli esasları ve gizli rituelleri ile ilgili son derece açıklayıcı bilgiler bulunuyor. Selanikli Dönme’nin cebinden çıkan belge üç bölümden oluşuyor. Bunlar oruçla ilgili dualar, inançla ilgili esaslar, üçüncüsü ise Sabetaycı bayramlarına ilişkin esasları belirliyor.</p>
<p>Iste Efendimiz, kralimiz ve Mesihimiz Sabatay Sevi’nin on sekiz emri bunlardir. Serefi müzdad olsun!</p>
<p>* Tek ve eşsiz olan ve onun dışında hiçbir benzeri mevcut olmayan yaratıcıya olan imanı korumaya itina göster.<br />* Gerçek mesih olan mesih’ine inan; şanını artıran david’in soyundan gelen senyörümüz, * Kralımız Sabetay Sevi haricinde hiçbir kurtarıcı yoktur.<br />* Ne tanrının ne de mesih’in adına sahte yemin etme, zira senyörün adı ondan alınmıştır ve bu kutsal varlığa saygısızlık edilmez.<br />* Tanrının ve mesih’in adı geçtiği zaman saygı duyulur. Hemcinsine göre üstün olan doğası nedeniyle her kim olursa olsun ona saygı göstermelidir.<br />* Mesih’in sırrını anlatmak ve incelemek için toplantıdan toplantıya koşuşturulmalıdır.<br />* Onlardan ne kadar nefret ederse etsinler başka ulusların mensuplarını öldürmek için bile olsa kendi aralarında katil olamaz.<br />* 16 [[Kislev]] günü herkes bir araya gelir ve herkes mesih’le ilgili başkalarından duyduğunu ve mesih’e olan inancın gizemi hakkında ne anladıysa yanındakilerine anlatır.<br />* [[Zina]] onlar arasında hüküm süremez. beriya kuralı mevcut olsa bile, buna rağmen hırsızlar yüzünden tedbir almak gerekir.<br />* Yalan şahitlik yapılmaz, mümin olmasalar bile hem cinsine yalan söylenmez ve birbirini ele vermek olmaz.<br />* [[Türban]] inancı taşıyan birini, inandığı bir yer bile olsa, zorla bir yere sokulmaya izin verilmez, zira [[üstat mücadeleciler]] gurubuna ait bir kimse eksiksiz bir kalp haliyle ve istençli bir ruhla hiçbir şekilde zorlamadan kendiliğinden oraya girer.<br />* Aralarında kıskançlık yoktur ve kendilerine ait olmayan şeyleri açgözlülük ve hırsla istemezler.<br />* Kislev ayının 16’sındaki bayram büyük sevinçle kutlanır.<br />* Kişiler birbirine karşı iyiliksever ve merhametli olmalıdır ve hemcinsinin istenci için kendi istenci gibi çaba sarf etmelidir.<br />* Her gün gizlice [[mezamir]] okunmalıdır.<br />* Her [[ayın doğuşu]] izlenmelidir ve ayın çehresini güneşle karşı karşıya gelmek üzere çevirmesi ve ay ile güneşin yüz yüze bakmaları için dua edilmelidir.<br />* Türklerin gözlerini örterek gizleme adetlerine, [[ramazan]] orucu tutmak için, ve keza kurban kesmek için sıkışmadıklarına dikkat edilmelidir. Gözün gördüğü her şey kusursuz olarak yerine getirilmelidir.<br />* Onlarla evlilik sözleşmesi yapılmamalıdır.<br />* Oğulların [[sünnet]]ine itina gösterilmelidir ve bunu aziz halkın utancını kaldırmak için yapmalıdır. (Alaettin Gövsa, Sabatay Sevi, S.59-61)</p>
<p>===Gmar Tikun felsefesi===</p>
<p>Sabataizm, “tikun (=onarım) felsefesi” adını verdikleri bir felsefeye dayanırlar.</p>
<p>Bir tür Yahudi metafiziği olan bu felsefe, bizce Eski Mısır Hermetizmine aittir. Aslen Mısır Yahudisi olan Haham Luria da zaten bu felsefenin en ünlü yorumcusu sayılmaktadır.</p>
<p>Tikun felsefesine göre, âlemin yaratılışında bir miktar tanrısal ışık (=nur) kaynağına geri dönememiştir. Hatta, fizik dünyanın varlık sebebi de budur. Bu hapis kalan tanrısal ışıkların kaynağına dönmek ister ancak bunun için sıkışıp kaldığı ‘vazonun’ kırılması gerekmektedir. Bu felsefenin sahipleri, bu ışığın kurtarılması görevinin son kurtarıcıya verildiğini düşünmektedirler. Onun için de kurtarıcının çabuk gelmesiini kolaylaştıran ve “Aydınlık günleri” getirecek ışığın serbest kalması için her türlü günah mübahtır.</p>
<p>Konunun uzmanları onun fuhuş yaptığı bilinen bir kadınla Sevi’nin evliliğini de tikun felsefesine bağlarlar. Yazar Ilgaz Zorlu da eserinde “serbest seks” dediği gelenekleri bu felsefeyle ilişkilendirir. Sabetay Sevi zamanında yahudi yasalarının bazı temel kurallarının kaldırıldığını belirtilmişse de mesihin gelmesi ile beraber Tevrat hükümleri nin yeniden geri döneceğindi söylemiştir.</p>
<p>Antinomian olarak adlandırılan düşüncede daha yüze bir iyilik için daha küçük günahlar işlemek serbesttir. Bu düşünce inananlarına iyi-kötü, ahlaklı-ahlaksız, günah-sevap kavramları arasında geçiş yapma serbestisi tanımakta.</p>
<p>===Okullar &#8211; Kitaplar===</p>
<p>Haartz gazetesine göre Türkiye’deki yapılanma 12 gizli kabbalistik okulda eğitim görmüş, 50 Ogan (ruhani lider) dan oluşmaktadır. Sabatay Sevi’nin taraftarlarina inanç esaslari olarak 18 maddelik bir nizamname biraktigi çesitli kitaplarda yer almaktadir. Okunan kitaplar ‘Zohar’, ‘Sefer Bahir’ ve Sefer ‘Yetsira’ ve Musa’nın beş kitabı’dır, ancak Talmud okunmaz. Çocukların okuduğu meşhur dualardan: “Beşamı barohya ilen sabatay sevi, ese sabatay sevi etena dalay mandos” her sabah okunur.</p>
<p>[[Şemsi Efendi Mektebi]], Manastır’da bulunan ve haham [[Şemsi Efendi]]’nin ([[Şimon Zui]]) kurucusu olduğu şimdiki [[Feyziye Mektepleri]]’nin öncüsü okuldur.</p>
<p>==Bayramlar ve Tatiller==</p>
<p>Yılın çeşitli günlerinde ve her biri ayrı bir anlam taşıyan 16 tanedir.(Gövsa, Sabatay Sevi)</p>
<p>Bunların içinde en ilginci ise Mart 22’de yani baharın birinci gününde kutlanan [[Kuzu Bayramı]], [[Dört Gönül Bayramı]] veya diğer bir deyişle [[Mum Söndü]] diye bilinen gizli bayram. Bu kuzu bayramı hakkında Sabatay zümresi mensuplarından [[Karakaşzade Rüştü]], 1924 tarihinde Vakit gazetesi muharririne su izahatı vermişti: Kuzu bayramı 22 Adar’da (Mart) yapılır. Bu bayram geceye mahsustur. Her sene kuzu eti ilk defa bu bayram münasebeti ile ve hususi merasimle yenir. Bu merasimde en aşağısı ikisi erkek ikisi kadın olmak şartı ile evli dört kişinin bulunması lazımdır. Bu çiftlerin sayısı artırılabilir. Kadınlar iyi giyinmiş ve elmaslar ile süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemekten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek karanlıkta kalınır… Bu bayram vesilesi ile doğacak çocuklar bir nevi kutsiyeti haiz tanınırlar. Ona (Dört Gönül Bayramı) adi verilir. (Gövsa, Sabatay Sevi, S. 64)</p>
<p>İsrail’in ikinci Cumhurbaşkanı (1952-1963) olan tarihçi Itzhak Ben-Zvi (1884-1963), ”The Exiled and the Redeemed” adlı kitabında ”The Sabbateans of Salonica” başlıklı bir bölüme yer vermektedir. Bu eserde, Sabetaycı kökenli olup, Selanik’ten mübadeleyle gelerek İzmir’e yerleşen ve de gerçek anlamda ihtida eden Dr. Ismail Eden adındaki şahıstan öğrendiklerini nakletmektedir. Bu kişiye göre Sabetaycılık hareketi artık tamamen tarihe karışmıştır. Dr. Eden, ”eş değiştirme merasiminin” 1800’lerde Kapancıların lideri olan Derviş Efendi’nin Kabbalah ve Zohar’ı çarpıtarak yorumlamasıyla başladığını, 1870’lere kadar da (Sultan Abdülaziz dönemine dek) uygulandığını duyduğunu belirtmiştir. Fakat bu tarihten sonra Kapancılar zümresinde bu adete son verilmiştir.</p>
<p>Kısacası 1683-1800 ile 1870/1900 sonrası bu adet hiçbir Sabetaycı grupta (Yakubiler, Kapancılar, Karakaşlar) ya bilinmiyordu ya da uygulanmıyordu.<br />Sabataycıların kendilerine has 16 bayram ve ayin ayrı olarak diğer Musevi’lerle müşterek birtakım bayram ve yortular da söz konusu. Bunlar, [[Yusuf Bayramı]], [[Meyve bayramı]], [[Fecir bayramı]] gibi isimlerle anılır. Ayrıca Sabataycı her grubun da kendi içinde geliştirmiş olduğu bayramlar da var. Bunlardan [[Osman Ağa bayramı]] en önemlilerindendir. Karakaşlar grubunun kurucusu Osman Aga, (daha sonra soyadı kanunu çıkınca bu aile fertleri Ogan soyadını almışlardır) için bu ritüel düzenlenir.</p>
<p>Bazı sabetaycılar ortodoks Yahudiler gibi, [[Şabat]] (cumartesi) günü iş yapmamak konusunda katı bir tutum sergilemektedirler.</p>
<p>==Sabetaycılık Hakkında Çeşitli İddialar==</p>
<p>Sabetayizm konusundaki çeşitli iddialar aşağıda yer almaktadır.</p>
<p>* Ülkenin rantlarının arslan payını gizli dayanışma ile paylaşma<br />* Gizli dayanışma yöntemi ile politika ve sivil toplum örgütleri seçimlerine etki yapma<br />* Gizli kimlik ile seçmeni aldatma<br />* Siyaset, yargı, eğitim, basın, ticaret, istihbarat gibi alanlarda üst düzey yönetimleri elinde bulundurma<br />* Ehil ve lâyık olmadıkları halde köşebaşlarına, önemli mevkilere hep kendilerinden olanları atama<br />* Medyada tekel ve kartel kurma<br />* Basın yoluyla toplumun ahlak değerlerini değiştirmeye çalışma (Benzeme, Benzet)<br />* Zâhiren Müslüman görünmelerine rağmen agresif (saldırgan) şekilde İslâm dinine ve dindar Müslümanlara düşmanlık etme<br />* Devlet arşivlerindeki Sabataycılarla ilgili bilgi, belge ve dosyaların sinsice imha ve yok etme. (Gershom Scholem Sabatay Sevi ile ilgili kitabında böyle yazıyor.)<br />* Laiklik, kıyafet devrimi, saltanatın ve hilafetin kaldırılması Sabetaycılar’ın büyük planının bir parçası mı?<br />* Dergah + Loca + Sinagog = İktidar<br />* Topluluk çıkarını, ülke çıkarı üstünde tutmak<br />* Tüm partilerin üst düzey yönetimini ele geçirerek çok partili sistemi işlemez hale getirme<br />* Müslüman görünüp hem de din ve dindarlara düşmanlık etme<br />* Biz bu tekeli sokakta bulmadık, kaptırmayız<br />* İslâm dininde reform yapılmasını istemek</p>
<p>Sabetaycılar çoğu zaman bu iddialara cevap vermemişlerdir ve gizli kalmışlardır bu yüzden bu iddialar gün geçtikçe toplum arasında yayılmaktadır.</p>
<p>===Neden hala saklanıyorlar?===</p>
<p>* Sabetaycılar, 1666′dan sonra asirlarca Osmanli ve Cumhuriyet dönemlerinde -çogu zaman gizleseler ve içe kapansalar da- kendi inanç ve geleneklerini serbestçe yaşamışlardır. Gerek Osmanli devleti, gerekse Cumhuriyet döneminde hiç bir takibata uğramamışlardır. Bütün bunlara rağmen kendilerini neden sakladıkları hâlâ bilinmiyor.</p>
<p>==Kaynaklar==</p>
<p>1917 Selanik yangınında Sabetaycılıkla alakalı dökümanların bulunduğu kütüphanelerin bir kısmı yanmıştır. Bu yangından kurtulan belgeler nüfus mübadelesi sırasında İstanbul’a getirilmiştir. Ancak açıklanmayan bir nedenle bu belgeler şu anda cemaatin elinde olmayıp İsrail devletinin gizli arşivinde bulunmaktadır.</p>
<p>* [[İbrahim Alaettin Gövsa]], Sabatay Sevi isimli eseri, [[Milenyum Yayınları]] ISBN 9758455060<br />* Evet, Ben Selanikliyim Türkiye Sabetaycılığı, [[Ilgaz Zorlu]], Belge Yayınları, Temmuz 1999 ISBN 9753441750<br />* Evet, Ben Selanikliyim Türkiye Sabetaycılığı Makaleler, [[Ilgaz Zorlu]], [[Zvi-Geyik Yayınları]], 2001 ISBN 975851606X<br />* [[Şişli Terakki]] Davaları, [[Ilgaz Zorlu]], [[Abdurrahman Dilipak]], [[Zvi-Geyik Yayınları]], Ekim 2001<br />* Efendi: [[Beyaz Türkler]]in Büyük Sırrı, [[Soner Yalçın]], [[Doğan Kitapçılık]]<br />* Efendi 2: Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, Soner Yalçın, Doğan Kitapçılık<br />* Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar İki Kimlikli, Gizli, Esrarlı ve Çok Güçlü Bir Cemaat, [[Mehmed Şevket Eygi]]<br />* Gizli Din Taşıyanlar, [[Yorgo Andreadis]]<br />* Temel Garip Todoron (Anadolu’nun Gizli Tarihinden Sayfalar), [[Yorgo Andreadis]]<br />* [[Selanik]] 1850-1918 Yahudilerin Kenti ve Balkanlar’ın Uyanışı, [[Gilles Veinstein]]<br />* Sabetay Sevi ve Sabetaycıların Gelenekleri, [[Avram Galanti]] ([[Abraham Galante]])<br />* Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar İki Kimlikli, Gizli, Esrarlı ve Çok Güçlü Bir Cemaat, Mehmed Şevket Eygi<br />* [[Tekelistan]], [[Yalçın Küçük]]<br />* Dönmeler Âdeti : Selanik’te Yaşayan Sabataycıların Gizli Hayatı Hakkında 120 Yıl Önce Yapılmış Bir Araştırma; Ahmed Safi, Ilgaz Zorlu Zvi-Geyik Yayınları ISBN 9758516124.<br />* Gerchom G. Sholem / The Mystical Messiah: Sabbtai Zwi/ Princeton Uni. Press 1977<br />* Gerchom G. Sholem / On the Kabbalah and its Symbolism / Schocken Books 1965<br />* Gerchom G. Sholem Mojor Trends in Jewish Mysticism / Schocken Books 1995<br />* The Jews of Khazaria Kevin Brook ISBN 074254981X<br />* Unomastica Alla Turca, Hakan Erdem, konuyu araştıranlar ile gırgır geçen bir kitap<br />* Ilber Ortayli, “Osmanli Modernlesmesi ve Sabetaycilik”, Alevi Kimligi, (Ed. T. Olsson), Istanbul 1999, Tarih Vakfi Yayınları<br />* A Salonique Sous l’oeil Des Dieux! Jean-Jose Frappa, 1917 Paris. Çev:Musa Doğan</p>
<p>== Dış bağlantılar ==<br />* [http://www.haaretz.com/hasen/pages/ShArt.jhtml?itemNo=181051 Haartz Gazetesinde bir yazı, (İngilizce)]<br />* [http://groups.yahoo.com/search?query=donmeh Dönme Yahoogrupları]<br />* [http://www.sabah.com.tr/2005/04/18/gnd108.html Sabah’tan bir yazı]<br />* [http://www.kheper.net/topics/Kabbalah/Zevi_and_Bektashi.htm Zevi Bektaşi tekkesinde]<br />* [http://www.yarindergisi.com/yarindergisi2/ekim02/8-9.html Yarın dergisi]<br />* [http://bbs.keyhole.com/ubb/download.php?Number=596019 Osman Baba’nın mezarı, Google Earth]<br />* [http://www.googleearthhacks.com/downloads/filedownload.php?file=8316 Sabetay Sevi’nin Doğduğu mahalle, İzmir Agora. Google Earth. Havra Sokak ve Eski dünyanın en büyük Alışveriş Merkezi, 38°25′12.38″N 27° 8′22.82″E]<br />* [http://www.kheper.net/topics/Kabbalah/Donmeh-FAQs.htm Donmeh - Frequently Asked Questions]<br />* [http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=127119 - Emin Çölaşan ‘SABETAYCILAR makalesi]<br />* [http://arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/00/09/17/yasam/01yas.htm ‘Sabetaycılar’ kitabı Mehmed Sevket Eygi]<br />* [http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=129383 -  Ahmet Hakan ve Mehmed Sevket Eygi Sabetaycılık ]</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sabetaycılık]]></title>
<link>http://herseyosmanli.wordpress.com/2007/03/04/sabetaycilik/</link>
<pubDate>Sun, 04 Mar 2007 16:51:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>aliilaslan</dc:creator>
<guid>http://herseyosmanli.wordpress.com/2007/03/04/sabetaycilik/</guid>
<description><![CDATA[Sabetaycılığın kurucusu Sabatay Sevi Sabetaycılık 17. yüzyılda İzmir ve çevresinde ortaya çıkan Saba]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:center;"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/fa/Sabbatai_tsevi.jpg" height="250" width="165" /> </div>
<p style="text-align:center;">  Sabetaycılığın kurucusu <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabatay_Sevi" title="Sabatay Sevi">Sabatay Sevi</a></p>
<p style="text-align:center;"><strong>Sabetaycılık</strong> 17. yüzyılda İzmir ve çevresinde ortaya çıkan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabatay_Sevi" title="Sabatay Sevi">Sabatay Sevi</a>‘nin kurucusu olduğu, onu <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mesih" title="Mesih">mesih</a> (kurtarıcı son peygamber) kabul eden , <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yahudi" title="Yahudi">Yahudi</a> Mistizmine (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kabbala" title="Kabbala">Kabbala</a>) dayanan <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Gizli&#38;action=edit" class="new" title="Gizli">gizli</a> inanç.</p>
<p>Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar bulundukları ülkenin yaygın dininde görünmeyi tercih ederler. Sabetaycılar, belli kurallar dahilinde tamamen müslüman ismi almakta ve kendilerini her bakımdan “şüphe edilmeyecek ölçüde” <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCsl%C3%BCman" title="Müslüman">müslüman</a> göstermektedirler. Kendilerini yahudiliğe bağlı bir fraksiyon olarak tanımlasalar da Yahudiler tarafından resmi olarak bu dine bağlı kabul edilmezler. <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kur%27an" title="Kur'an">Kur’an</a> da ise inanmadıkları halde Müslümanım diyenler <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCnafikun_Suresi" title="Münafikun Suresi">Münafikun Suresi</a>‘nde ele alınmaktadır. Taraftarları <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabatayistler" title="Sabatayistler">Sabatayistler</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabatyc%C4%B1" title="Sabatycı">Sabatycı</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabetayc%C4%B1" title="Sabetaycı">Sabetaycı</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avded%C3%AE" title="Avdedî">Avdedî</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%B6nme" title="Dönme">Dönme</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Selanikli&#38;action=edit" class="new" title="Selanikli">Selanikli</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Meamin" title="Meamin">Meamin</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Maminim&#38;action=edit" class="new" title="Maminim">Maminim</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Takiyyeci&#38;action=edit" class="new" title="Takiyyeci">Takiyyeci</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Munaf%C4%B1k" title="Munafık">Munafık</a> gibi farklı isimlerle de anılır. İlk dönemlerde <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Musevi" title="Musevi">Musevi</a> ibadet ve ayinlerine sadık kalmışlarsa da asıl Yahudilerden tamamen ayrılmış ve onlara “<a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Koferim&#38;action=edit" class="new" title="Koferim">koferim</a>” (kafirler) ismini vermişlerdir. Yahudiler ise renkleri değişen bir balık olduğundan “<a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Sazanikos&#38;action=edit" class="new" title="Sazanikos">Sazanikos</a>” (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sazan" title="Sazan">Sazan</a>) demişlerdir. Sabetay Sevi bağlıları çeşitli ülkelerde günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Kutsal şehirleri <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Selanik" title="Selanik">Selanik</a>‘tir.</p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Diyanet_I%C5%9Fleri_Ba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&#38;action=edit" class="new" title="Diyanet Işleri Başkanlığı">Diyanet Işleri Başkanlığı</a>‘nın 07.08.2000 tarih B02.1.DIB.0.10-21/1119 nolu yazisina istinaden sabetaycılğın bir islam mezhebi ya da tarikati olmadığı ve islam düşüncesi içinde de yer almadığı açıkça belirtilmiştır.</p>
<p align="center">&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;<br />KAYNAKLI ANLATIM<br />&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;&#38;</p>
<p>”’Sabetaycılık”’ 17. yüzyılda İzmir ve çevresinde ortaya çıkan [[Sabatay Sevi]]’nin kurucusu olduğu, onu [[mesih]] (kurtarıcı son peygamber) kabul eden , [[Yahudi]] Mistizmine ([[Kabbala]]) dayanan [[gizli]] inanç.</p>
<p>Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar bulundukları ülkenin yaygın dininde görünmeyi tercih ederler. Sabetaycılar, belli kurallar dahilinde tamamen müslüman ismi almakta ve kendilerini her bakımdan “şüphe edilmeyecek ölçüde” [[müslüman]] göstermektedirler. Kendilerini yahudiliğe bağlı bir fraksiyon olarak tanımlasalar da Yahudiler tarafından resmi olarak bu dine bağlı kabul edilmezler. [[Kur’an]] da ise inanmadıkları halde Müslümanım diyenler [[Münafikun Suresi]]’nde ele alınmaktadır. Taraftarları [[Sabatayistler]], [[Sabatycı]], [[Sabetaycı]], [[Avdedî]], [[Dönme]], [[Selanikli]], [[Meamin]], [[Maminim]], [[Takiyyeci]], [[Munafık]] gibi farklı isimlerle de anılır. İlk dönemlerde [[Musevi]] ibadet ve ayinlerine sadık kalmışlarsa da asıl Yahudilerden tamamen ayrılmış ve onlara “[[koferim]]” (kafirler) ismini vermişlerdir. Yahudiler ise renkleri değişen bir balık olduğundan “[[Sazanikos]]” ([[Sazan]]) demişlerdir. Sabetay Sevi bağlıları çeşitli ülkelerde günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Kutsal şehirleri [[Selanik]]’tir.</p>
<p>[[Diyanet Işleri Başkanlığı]]’nın 07.08.2000 tarih B02.1.DIB.0.10-21/1119 nolu yazisina istinaden sabetaycılğın bir islam mezhebi ya da tarikati olmadığı ve islam düşüncesi içinde de yer almadığı açıkça belirtilmiştır.</p>
<p>== Tarih ==<br />===İnanc’ın doğuşu===</p>
<p>[[İspanya]]’dan kovulma ve doğu [[Avrupa]]’da yaşadıkları sıkıntılar üzerine başgösteren bunalımlar sebebiyle Yahudiler kendilerine kucak açan Osmanlı topraklarına göç etmiş, aralarında [[Tevrat]]’ta bahse geçen kurtarıcı son peygamber [[Mesih]]’in geleceği beklentisi yaygın bir hal almıştı. Bu yüzden [[Sabetay Sevi]] [[1648]] yılına mesihliğini ilan ettikten sonra dünyadaki tüm Yahudiler arasinda büyük bir yanki uyandırmıştır. 1,5 milyon kişiye ulaşan inananları onu sadece öğretmen, peygamber olarak görmüyor, belki bir tür tanrısal enkernasona da inaniyorlardı. Yahudi din adamlarının büyük bir kısmı [[Sabetay Sevi]]’ye karşı çıkmıştır.</p>
<p>===Din değiştirme===</p>
<p>İzmir’li hahamlar Sabetay Sevi’nin Dinlerini bozduğu gerekçesiyle öldürülmesine karar verdiler, ama bu kararı uygulayamadılar ve onu Osmanlı sarayına şikayet ettiler. Osmanlı yönetimi en başta olaya ilgisizdi. Daha sonra yahudi din adamlarının artan şikayetleri üzerine Seviyi tutuklayarak Sultan [[IV. Mehmet]]’in huzuruna çıkarıldı. Sevi Sultandan Mesih olarak tanınma talep etti, ayrıca İsrail toprağını kendisine vermesini de istedi. Sultan onu Çanakkale’de bir kaleye hapsetti. Faaliyetleri burada da devam eden Sevi’yi yine Yahudi hahamlar Saray’a şikayet edince, Osmanlı bu talepler karşısında kayıtsız kalamadı. Ortaya çıkan kargaşayı gidermek için [[Fazıl Ahmet Paşa]], işin esasini ögrenmek için, Sevi’nin derhal Istanbul’a gönderilmesini istedi.</p>
<p>Edirne sarayinda, Sadaret Kaymakamı [[Mustafa Paşa]], Şeyhülislam [[Minkarizade Yahya Efendi]] ve Padisah’in imamı meşhur [[Vani Efendi]]’den oluşan bir divan kuruldu, Padişah Sultan IV. Mehmet de divanı ‘Kafes’ten’ izledi. Divanda, Türkçe konuşamayan Sabetay için Padişah’ın hekimbaşısı Yahudilikten dönme [[Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi]] tercümanlik etti (Asıl adı [[Moses Ben Raphael Abrabanel]]).</p>
<p>Divan reisi: – Karıştırmadığın halt kalmadı. Uyandırmadık fitne bırakmadın Sabatay Efendi. Haydi bakalım şimdi göster mucizeni!</p>
<p>Deyince Sabatay Sevi afallar. Ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırır. Mucize göstermesi beklenmektedir. Tercüman, mucizenin şeklini de anlatır: Sabatay soyunacak, vücudunu en maharetli okçular nişangâh yapacaklardır. Attıkları oklar vücuduna işlemezse o zaman Osmanlı Padişahı da onun mesih olduğunu resmi olarak tasdik edecektir. Çünkü Yahudiler, ona kılıç, ok, tüfek, kurşun işlemez, hatta onu ateş yakmaz, suda boğulmaz diye itikat etmektedirler.</p>
<p>Divan heyetinin teklifi karşısında Sabatay Sevi “[[Adiyo santo]]!” diye titremeye başlar. Teklifin dehşetinden beti benzi atar, artık her şey bitmiştir. Can havliyle son bir hamle yapar. Her şeyi inkâr eder. Ayrıca mesihlik davasının bazı Yahudiler tarafından ortaya atıldığını, kendisinin asla böyle bir iddiada bulunmadığına dair yemin üstüne yemin çeker, teminat üstüne teminat verir. Dökmedik dil bırakmaz.</p>
<p>Ancak, ulema ve padişah bu cevaplardan tatmin olmaz. Bunun üzerine Hekimbaşı [[Hayyâtîzâde]] ([[Terzizâde]]) [[Mustafa Fevzî Efendi]], Sabetay’a Müslüman olma teklifi götürür. Önce Sabetay bunu kabule yanaşmaz. Ancak, Hekimbaşı, ona bunu kabul etmediği takdirde türlü, türlü işkencelerle öldürüleceğini [[Ladino]] diliyle uzunca anlatır. Sevi, dönme Hayatizade’nin tavsiyesi üzerine “can bedenden çıkmadıkça” diyerek kenisine söylenen kelime-i şehâdeti tekrarlar.</p>
<p>Divan huzurunda Müslüman olan Sabatay Veled-i Mordehay veya Sabatay Sevi, üzerine içoğlanlarına mahsus hamama gönderilerek gusül abdesti aldırılır ve kendisine müslüman kisvesi [[kürk]] ve [[hil’at]] giydirilir. [[Aziz Mehmet Efendi]] adını alarak 150 [[akçe]]lik bir maaşla sarayda üst düzey memur [[Kapcıcıbaşı]] olarak göreve getirildi. Söylentiye göre divandan çıkan Sevi, elbisesi içerisinde sakladığı ”Can” adlı [[beyaz güvercin]]i serbest bırakarak “can bedenden çıktı” dedi ve çevresindekilere ettiği yeminin geçerli olmadığını söyledi. “Can bedenden çıktığı” için artık bu söze sadık kalması gerekmez.</p>
<p>Sevi’nin Müslüman olmasi bütün Yahudi dünyasinda şok etkisi yarattı. [[Hahambaşılık]] olayı sevinçle karşıladı ve Müslüman olan Sevi’yi dinden çıkmış saydı. Büyük çogunluk onun Mesih olmadığına inanarak [[ortodoks]] Yahudi inancına geri döndü, ikiyüz ailelik bir topluluk ise İslamiyete geçerek onun yolundan gitti. Bunlar onun büyük bir hikmete binaen zahiren müslüman olduğunu, mesihliğinin bir gereği olduğu yorumunda bulunurlar. Polonyalı karısı Sara, Sara’nın kardeşi [[Jacob Kerido]]’da bu kervana katılır. Sara Fatma adını, Kerido’da Yakub adını alır.</p>
<p>Sevi, bu olayla taraftarlarına “Karanlık bir” dönemin başladığını ve bunu “[[Aydınlık günler]]in” takip edeceğini söyleyip, aydınlık dönemin başlaması için karanlığın şart olduğunu dile getirir. Sabetaycılar “[[Aydınlık Günler]]” gelinceye kadar gizlenmeye devem edeceklerdir.</p>
<p>Sevi dinden döndükten sonra bir süre [[Edirne]]/[[Hızırlık]] yakınlarında bulunan bir [[Bektaşi]] tekkesine devam etmiş. Bu tekke 1641-1642 yıllarında “şüpheli” bulunarak yetkililerce kapatılmış ancak [[IV. Mehmet]] tarafından [[Zaviye]] olarak tekrar açılmış. Musevi kaynakları Sevi’nin [[Sufism]] ve [[Bektaşilik]]ten etkilendiğini ve bu öğretileri Kabbala öğretisi ile harmanlayarak kendi öğretisine şekil verdiğini dile getirirler.</p>
<p>===Sürgün===</p>
<p>Bir süre sarayda [[Kapcıcıbaşı]] olarak sarayda üst düzey memur olarak çalışsa da, mesihi yahudi inancına bağlılığının farkedilmesi üzerine [[batı trakya]]’ya sürülür. [[Ibrahim Alaettin Gövsa]], Sabatay Sevi isimli eserinin 68. sayfasında olayı anlatıyor:<br />Sabatay Sevi’nin (Mehmet Efendi adi ve Müslüman kıyafeti ile) İstanbul’da yine eski müritlerinden bir kısmini toplayarak ayinler yaptığını, [[Girit]] seferinden dönen [[Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa]]ya haber verdiler. Sadrazam kendini çağırtarak</p>
<p>- Bu ne iştir? Sen hala uslanmadın mı? diye tembih ettiği zaman Sabatay ağız kalabalığına başladı ve meşhur olan kurnazlığı ile</p>
<p>- Aman Sultanım, ben birtakım akrabamı, dostlarımı Müslüman yaptığım gibi bunları da dini celil İslam’a celp ve davet etmeğe uğraşıyorum, yolunda cevaplar verir.</p>
<p>[[Sadrazam]] ona ihtar eder:<br />– Aklını başına topla. Müslümanım dedikten sonra yine çıfıtlığa başlarsan belânı bulursun.</p>
<p>Yine de bu sözlerle bir müddet takipten kurtulur.</p>
<p>Fakat aradan uzun bir süre geçmeden Sadrazamın adamları Boğaziçi’nde [[Kuruçeşme]]’deki [[havra]]da Sabatay Sevi’yi müridleriyle beraber [[İbranice]] dua okurken yakalarlar. Artık hiçbir şeyi inkâr edecek gücü kalmaz, bütün foyası meydana çıkar. Bu hadise üzerine İzmirli sevi kendisini unutturmak ve izini kaybettirmek için Kuruçeşme’yi bırakarak [[Kağıthane]] civarında ıssız bir köşeye çekildi. Fakat müritlerinin bir müddet sonra orada da etrafına toplanıp ayinler yapmaya devam ettikleri görüldü.</p>
<p>İş tekrar Sadrazama haber verilince [[Fazıl Ahmet Paşa]] kızdı ve onu tek bir yahudinin yaşamadığı [[Arnavutluk]]’un Ülgün kenti, [[Berat]] kasabasına sürülmesini emretti. Burada beş yıl yaşadıktan sonra ölür. [[Avram Galante]]’ye göre Berat’ta müslümanlar tarafından, şehrin içinden geçen ırmağın kıyısında halen yeri bilinmeyen bir noktada toprağa verilir.</p>
<p>Sabetaya inananlar mesihlerinin ölümüne inanmazlar, onun göğe yükselmiş olup, yeniden geleceğine dair inançlarını sürdürüler. Hala inançlı Sabetaycılar, belli zamanlarda deniz ve ırmak kenarlarına gelerek, Sabetay sevi Seni bekliyoruz! diye bağırma geleneğini sürdürmektedirler. Kayıp Mesih kitabının yazarı [[John Freely]] bu kitabı yazdıktan sonra bazı Sabetaycılardan hala Sabetay’ın mesih olduğuna inandıklarını ifade eden mesajlar aldığını belirtmiştir.</p>
<p>Sevi dini tefekküre ve teorik çalışmalarına Arnavutluk’ta devam etmektedir. Bu sıralarda sabetaycılığın ana kaynağı olan kitaplar yazılacaktır. Olaylardan sonra sevi enerjisininin önemli bir kısmını İslâm’a ve Müslümanlara düşmanlık için harcar. [[Nathan Levi]] ise din değiştirmeden onu takip eder. Daha sonra bir kısım din değiştiren sabetaycıların tekrar yahudi dinine döndükleri bilinmektedir.</p>
<p>Şahsının isteği üzere Selanik şehri kutsiyete kavuşur ve inananlar ([[maminim]]) buraya yerleşirler. İki yüz ailelik ilk sabetaycı çekirdek toplum işte burada kurulur.</p>
<p>==Cemaat==<br />[[Resim:Istanbul Sevi Logo.jpg&#124;thumb&#124;Rav. Istanbul Sevi Logosu]]<br />Sabetay Sevi’nin İslamı kabul etmesi üzerine takipçilerinin büyük bir kısmı geleneksel yahudiliğe geri döner. Sevi, kendisi gibi Müslümanlığı kabul eden takipçisi 200 aile’den oluşan bir grup bağlılığını korur ve Selanik’e yerleşerek dış görünüşte Müslüman, gerçekte ise Sabetaycı-Yahudi olarak yaşamaya devam etti. Bu topluluk pratikte [[Zohar]]’a dayanan mistik bir yaşami benimser, Yahudi inancını sürdürür, fakat resmen Müslüman milletine dahil olarak yaşarlar. İşte tarihte dinden dönenler anlamında ‘[[Dönmeler]]’ olarak adlandırılan [[cemaat]] böylece doğmuş olur. Bunların başında [[Gazze]]’li meşhur haham [[Nathan]] gelmektedir. Genç Nathan, yeni din yorumu ve Sabatay’ın fikirlerinin tanıtılmasında etkin bir rol oynamıştır.</p>
<p>Sabetaycılara göre yahudiler kendi aleyhlerinde bir çifte standart içindedirler. Halbuki Yahudiler, [[Halakhah]]’ya (Yahudi şeriatına) göre Müslümanlığı seçen Sabetaycıları dinden çıkararak doğru bir karar verdiklerine inanmaktadırlar. [[Gizli Yahudi]] “Ingilizcede crypto Jew” olarak Sabetaycıların İspanyol [[konverzo]]larından, [[marrano]]lardan ve [[morisco]]lardan çok farkı var. 1391-1492 yılları arasında Katolik İspanya’sında zorla Hıristiyanlaştırılan yüzbinlerce Yahudi vardı. Ölüm tehdidiyle dinlerini değiştirmek zorunda kalmışlardı. Ama içlerinden pek azı &#8211; birkaç bin &#8211; bugüne kadar geleneklerini devam ettirip, inançlarını korumuşlardır.</p>
<p>Daha sonra gizli sabetaycılar olarak adlandırılabilecek bir grup yahudide din değiştirmeden Sevi’ye inanacaktır.</p>
<p>Sabetayist, Dönme, vesaire adlar ile anılan topluluğun Müslüman görünen bir kısmı Selanik’in Yunanistan’da kalması ile, 1924 yılında yapılan [[nüfus mübadelesi]] sonucu Türkiye’ye göç etti. Yirmibeşbin kişilik bir cemaattiler. Selanikliler diye anılıyorlardı. Tarikat üyelerinin gizli kalmayı tercih etmesi haklarındaki pek çok bilginin spekülatif olmasına yol açmaktadır. Bugün gerçek sayıları ile ilgili resmi herhangi bir sayı bulunmamaktadır. Sayı konusundaki bilgiler spekulatif sayılamlıdır. Türkiye Musevî cemaati ileri gelenlerinden [[Harry Ojalvo]]’nun, 23-29 Mayis 1998 Tarihli [[Aksiyon dergisi]]’ne “Ülkemizde bir buçuk milyon Yahudi kökenli Türk vardır” demesi ile sayının 1,5 milyon civarında olduğu tahmin edilmiştir.</p>
<p>Sabetaycılar ondokuzuncu yüzyıla kadar oldukça depolitik olarak varlıklarını sürdürdüler. Ancak bu yıllarda Osmanlı toplum yapısındaki değişiklikler kendilerini oldukça aktif kılmıştır. Özellikle imparatorluğun geleceğinin tayini konusunda ortaya çıkan [[İttihat Terakki]]’de siyasi roller üslendiler. Nitekim bu dönemdeki çok önemli siyasi aktörlerin sabetaycı kökenli olduğu söylenir.<br />===Sosyal alışkanlıkları===</p>
<p>Sabetaycılar giyime ve dış görünüme çok önem verirler. Büyük yemekler düzenlerler. amaçları ise gençler kaynaşsın, saf kan bozulmasın. Kendi aralarında evlenmeyi istemeyen, dışardan birini seven çocuklar, evlatlıktan reddetmeye ve cemaatten kadar gidebilir.<br />====Yemekler====<br />İbadethanelerinin ayrı, mezarlıklarının ayrı olmasının yanı sıra bu cemaat mensubu ailelerin zengin ve farklı bir mutfak kültürleri söz konusu. [[Esin Eden]], Yunanistan’da İngilizce olarak yayınlanan Bir ailenin yemek kitabi isimli eserinde, kendilerine özgü yemeklerden bahsediyor. Ritüellerin pek çoğu yemekle ilgili. Özellikle ilkbaharda yemek faaliyetleri düzenleniyor. Selanik yemekleri yeniyor. Burada temel nokta sofranın bereketi ve yemeklerin çeşitliliği. Bazı yemeklerin dinsel göndermeleri oluyor. Örneğin normalde et ve balık birarada yenmezken yılın sadece bir günü birlikte yeniliyor. Bu özel günlerden bir takvim sayesinde haberdar olunuyor. Toplulukta din işleriyle uğraşan kişilerce hazırlanıp ilgililere yollanan bu takvim, [[Yahudi takvimi]]ne benzemekle birlikte bazı değişiklikler gösteren bir çeşit ay takvimi.</p>
<p>Bir eğitim bir de mutfaktan hiç kesinti yapılmıyor. Mutfakta muhakkak bolluk olması esas!… ‘Yok’ demek adeta yasak. Mesela evde pirinç azalmışsa ‘pirinç azaldı’ yerine ‘pirinç bereket’ demeyi tercih ediyorlar.</p>
<p>====Evlilikler====<br />Cemaat dışından izinsiz evlenenler aforoz edilir, böyleleri “Kararmış” diye anılır. Sabetaycıların kendi aralarında evlenmeleri , onlara has [[resesif]] özellikte genetik problemlerin doğmasına yol açmıştır.</p>
<p>Sabetaycilar’in [[Şemseddinzâde Osman Efendi]] taifesine mensup [[Ali Efendi]]’nin 18-20 yaşlarındakı kizi Râbia, [[Manastır]]lı [[Hacı Feyzullah Efendi]]’ye kaçmış, dönmeligi bırakarak Müslüman olmak ve onunla evlenmek istedigini bildirmiştır. Israrli girişimlere ragmen kızın babasi Ali Efendi bu evliliğe razı olmamiş, bunun üzerine durum Selanik Valiliği tarafindan [[Babiâli]]’ye bildirilmistir. Osmanli Bakanlar Kurulu, 29 Aralık 1891 tarihinde yaptiğı toplantıda, kız babasının, bu izdivaca muvafakat vermemesine rağmen, kızın reşid ve kendi evliliğine karar verebilecek yaşta olduğunu gerekçe göstererek, bu evliligi onaylamış; ancak Selanik’te olaylar çıkmaması için genç çiftin ilk vapurla ve gizlice İstanbul’a getirilerek, evliliğin Selanik’ten uzakta yapilmasını istemiştir</p>
<p>====Çocuklar====</p>
<p>Çocuklara evlenme çağına kadar gizli hiç bir şeyden bahsedilmez. Bunun dışında sünnetler topluluktan bir doktora yaptırılıyor çünkü operasyon normalden biraz farklı oluyor.</p>
<p>Toplulukta eğitime de büyük önem verildiği edinilen bilgiler arasında. Hareketin mensupları arasında eğitime çok ağırlık verildiği biliniyor. Bütün çocuklara çok iyi eğitim verilmeye çalışılıyor. Bu durum geleneksel aile yapısının bir sonucu.</p>
<p>===Sabatay mezhepleri===<br />[[Resim:Jakub Frank.jpg&#124;thumb&#124;200px&#124;Jacob Frank.]]<br />#[[Karakaşlar]], [[Kuniosos]]<br />#[[Yakubiler]],<br />#[[Kapancılar]] ya da [[Kapaniler]] veya [[İzmirliler]]</p>
<p>Sevi’nin ölmesi/kayboluşu sonrasında Selanik’te yerleşen dini cemaat , çeşitli olaylar sonucunda farklı dini pratikleri benimseyen üç ana gruba/mezhebe/fraksiyona ayrıldı. Bu üç ayrı grup, mezhep taassubuyla, farklı yerlerde ibadet ediyor, kolay kolay kız alıp vermiyor ve hatta ölülerini bile aynı mezarlığa gömmüyorlar. Aralarındaki gizli rekabet ve husumet hala sürmektedir. Değişik adlar alan bu grupların nesl-i şerîf denilen en yüksek asil ailelere mensup birer reisi var. Bunlar, cemaat ihtiyarlarının reyleriyle seçilirler, ölünceye kadar bu mevkide kalırlar.</p>
<p>Sevi’nin kayınbiraderi olan Yakov Qerido’yu onun halifesi kabul eden yakubiler , daha sonraları ortaya çıkan ve Mesihi ruha sahip olduğunu iddia eden [[Baruhya Ruso]]‘nun ([[Osman Baba]], [[Osman Ağa]], [[Osman Bevvap]]) hilafetine inanan karakaşlar ve sadece Sevi’ye inanan Kapancılardır.</p>
<p>Osman Baba [[Bektaşi]] tarikatında [[Dede]]’lik derecesine kadar yükselmiş olup, mezarı [[Bulgaristan]]’ın [[Khaskovo]] köyününün güney batısında (Google Earth: 41.8500 25.4667) bulunmaktadır.</p>
<p>Kapan’ın İbranicede ”[[İzmir]]’im” anlamına geldiği söylenmektedir.</p>
<p>Kapancılar sakallarını, yakubiler başlarını traş ederler. Fanatik karakaşlar ise, sakallarını da saçlarını da traş etmezler.</p>
<p>[[Jacob Frank]]’ın 1726-1791 (Jacob Leibowicz) kurduğu Frankistler de sabetaycı harekete olan benzerliklerinden dolayı not edilmelidir. [[Jakob Frank]] adındaki haham, 1759′da Polonya’lı yahudilerin kitlesel vaftizini yaptırarak hristiyanlığa döndürmüş. Bunların dış görünümü hristiyan, gerçekte yahudidirler. Frankistler, “[[günahın kurtarıcı gücü]]” olduğuna inanır. Bir vaazında, “Sizi gelmiş geçmiş tüm yasalardan, tüm töre, anane ve inançlardan kurtarmaya geldim,” diyor.</p>
<p>===Sabetaycı olduğu söylenen kişiler===</p>
<p>Sabetaycı olduğu söylenen kişiler bu bilgileri hiç bir zaman doğrulamamıştır. Türkiye’de Sabetaycı olduğunu söyleyerek resmi makamlara Musevi olmak üzere başvuran [[Ilgaz Zorlu]] [[1969]] adında tek bir kişi bulunmaktadır. Resmi rakam bu nedenle bir kişidir. Yayınlanan listerin güvenirliği her zaman sorgulanmıştır. Bu listeler soyadı benzerliği, kişinin memleketi veya ecdadının memleketi, gömülen mezarlıklar, kişinin çevresi ve arkadaşlıkları, gittiği okullar, evlilikleri, [[Yalçın Küçük]] tarafından ortaya atılan isim kuralları [[onomastik]] gibi doğruluğu kolayca sorgulanabilecek ölçütlere göre hazırlanmaktadır.</p>
<p>İsim kuralları teorisine göre Türkiye’de Sabetaycılar isimlerini belli kurallara göre seçmişlerdir:</p>
<p># [[İbranice]] ile Türkçe arasındaki ses benzeşmelerini dikkate alarak<br /># [[Tevrat]]ta geçen ismin [[Arapça]] ve Türkçe karşılığını alarak<br /># [[İbranice]] ve Türkçedeki aynı sessiz harflerden oluşan isimleri yakınsatarak<br /># Soyisimler, bir sonraki jenerasyonda isim olarak seçilerek<br /># [[Ladino]] ve [[Yiddish]] dilindeki Musevi isim ve soyisimlerin Türkçesi kullanilarak<br /># Tevrat’ta varolan isimlerin sonuna -zade, -gil, -han, -oğlu vb. ek getirerek</p>
<p>===Sabataycı mezarlıkları===</p>
<p>Sabataycılar gerek ilk dönemde yoğun olarak yaşadıkları [[Selanik]]’te, gerek daha sonraları [[Türkiye]]’nin basta [[İstanbul]] olmak üzere [[İzmir]] ve [[Bursa]] gibi şehirlerine yerleştikten sonra ölülerini ayrı mezarlıklara defnetmeyi tercih etmişlerdir. Selanik’te mahalle olarak da diğer dinlere mensup insanlardan ayrı bir yerleşim düzeni kurmuşlar. [[1924]] [[ahali mübadelesi]] gereği geldikleri Türkiye’de de belli merkezlere yoğun olarak ilgi göstermiş ve içe kapanık bütünlüklerini böylece korumaya çalışmışlardır. Ancak zamanla farklı mahalle ve şehirlere yerleşerek bir nevi fiziki asimilasyona uğramakla birlikte cemaat yapılarını korudukları görülmektedir.</p>
<p>İstanbul’da, Karakaşlar cemaatinin mezarlığı, [[Üsküdar]] [[Bülbül deresi]]’nde yer alıyor. Sabataycılığı sürdürme konusunda diğer cemaatlerden daha aktif olduğu belirtilen bu cemaatin mezarlık konusunda da hassas davrandığı görülmektedir. Bülbül deresi mezarlığında az sayıda da olsa bazı Kapancıların yer aldığı belirtiliyor. [[Yakubiler]] ise [[Maçka]]’daki mezarlığa ölülerini defnetmektedirler. Yakubilerdin yoğun olarak İzmir’de yasadıkları belirtiliyor. Kapancılar cemaatinin ise [[Feriköy]] mezarlığında satın almış oldukları ayrı bir bölüme ölülerini defnettikleri biliniyor. Sabataycıların mezar sekli ve tasların islemesi tamamen farklı. Genellikle [[seramik]] üzerine çıkartma resim bu mezar taslarında yer alır. Yazıların üslubu da farklılık arz ediyor. Dikkat çeken nokta ise [[Ey zair..]] diye başlaması. Sekil olarak da dönem dönem farklılık arz etse de kendilerine özgü çiçek islemeler ve Müslüman mezarlarından farklı geometrik sekil vermeler dikkat çekmektedir.</p>
<p>‘Sakladım söylemedim derdimi, gizli tuttum, uyuttum…’ İstanbul’un Üsküdar, Bülbülderesinde dik bir yokuşun başında yer alan, büyükçe bir mezarlığın içindeki mezar taşlarından birinin üzerinde yazılı bu sözler… Üzerleri fotoğraflı, kıbleye göre yerleştirilmemiş, ziyaretçilerinden dua veya fatiha istemediklerini yazı ile belirten mezarlardan sadece biri. Belki de Tevrat’daki “Mesih, bülbüllerin en çok öttüğü yere gelecek” ibaresinden seçtiler burayı kendilerine kabristan olarak.</p>
<p>(enteresan)</p>
<p>==İnanç ve Ayinler==</p>
<p>Sabetaycılığın temel dini inanç kaideleri, Yahudiligin mistik ekollerinden Kabbalistik metodun Levi yorumundan oluşmaktadir.</p>
<p>Selanik günlerinde bitişik nizam ve birinden diğerine kolaylıkla geçilebilen evlerde yasayan bu cemaat efradinin evlerinden birinde yeşil abajurlu lambalarin zayif isigiyla aydinlatilmis gizli toplanti yerleri vardi. “Kahal” denilen bu yerlerde “Payyetan” adi verilen din ululari tarafindan dualar okunur ve “Ab-bet-din” denilen reisler tarafindan vaaz edilirdi. Bu vaazlarda daima Sabetay’in adi yüceltilirdi. Hem bu mesihin ve hem Yakup Querido’nun günün birinde ümmetlerini kurtaracaklari inanışı üzerinde israr edilirdi. Gerek ayinler ve gerekse ritüeller tamamen gizli tutulduğundan bilimsel araştırmalara kaynaklik edebilecek bilgileri elde etmek oldukça zordur.</p>
<p>===Sabetaycılık’ın esasları===<br />Selanikli bir Dönme yeleğini tamir ettirmek için bir terziye bırakır. Yeleğin cebinde İspanyol Yahudicesi ile yazılmış bir belgenin unutulmuş olduğunu gören terzi belgeyi [[Journal de Salanique]]’in yayın yönetmeni [[Sadi Levy]]’e gösterir. O da belgenin bir kopyasını hemen kaydeder. Belge, çok kapalı bir cemaat olan Dönmeler’le ilgili ele geçen ilk yazılı belgelerden biridir. Ve bu belge 1897 yılında Paris’te [[Şarkiyat Kongresi]]’nde tebliğ olarak sunulmuştur. (Bu tebliğin Türkçe metni için [[Tarih ve Toplum]] dergisinin 168. sayısında M. [[Dannon]] imzasıyla yayınlanan çevrisine bakılabilir)</p>
<p>Bu belgede maddeler halinde ‘Sabetaycılık’ın gizli esasları ve gizli rituelleri ile ilgili son derece açıklayıcı bilgiler bulunuyor. Selanikli Dönme’nin cebinden çıkan belge üç bölümden oluşuyor. Bunlar oruçla ilgili dualar, inançla ilgili esaslar, üçüncüsü ise Sabetaycı bayramlarına ilişkin esasları belirliyor.</p>
<p>Iste Efendimiz, kralimiz ve Mesihimiz Sabatay Sevi’nin on sekiz emri bunlardir. Serefi müzdad olsun!</p>
<p>* Tek ve eşsiz olan ve onun dışında hiçbir benzeri mevcut olmayan yaratıcıya olan imanı korumaya itina göster.<br />* Gerçek mesih olan mesih’ine inan; şanını artıran david’in soyundan gelen senyörümüz, * Kralımız Sabetay Sevi haricinde hiçbir kurtarıcı yoktur.<br />* Ne tanrının ne de mesih’in adına sahte yemin etme, zira senyörün adı ondan alınmıştır ve bu kutsal varlığa saygısızlık edilmez.<br />* Tanrının ve mesih’in adı geçtiği zaman saygı duyulur. Hemcinsine göre üstün olan doğası nedeniyle her kim olursa olsun ona saygı göstermelidir.<br />* Mesih’in sırrını anlatmak ve incelemek için toplantıdan toplantıya koşuşturulmalıdır.<br />* Onlardan ne kadar nefret ederse etsinler başka ulusların mensuplarını öldürmek için bile olsa kendi aralarında katil olamaz.<br />* 16 [[Kislev]] günü herkes bir araya gelir ve herkes mesih’le ilgili başkalarından duyduğunu ve mesih’e olan inancın gizemi hakkında ne anladıysa yanındakilerine anlatır.<br />* [[Zina]] onlar arasında hüküm süremez. beriya kuralı mevcut olsa bile, buna rağmen hırsızlar yüzünden tedbir almak gerekir.<br />* Yalan şahitlik yapılmaz, mümin olmasalar bile hem cinsine yalan söylenmez ve birbirini ele vermek olmaz.<br />* [[Türban]] inancı taşıyan birini, inandığı bir yer bile olsa, zorla bir yere sokulmaya izin verilmez, zira [[üstat mücadeleciler]] gurubuna ait bir kimse eksiksiz bir kalp haliyle ve istençli bir ruhla hiçbir şekilde zorlamadan kendiliğinden oraya girer.<br />* Aralarında kıskançlık yoktur ve kendilerine ait olmayan şeyleri açgözlülük ve hırsla istemezler.<br />* Kislev ayının 16’sındaki bayram büyük sevinçle kutlanır.<br />* Kişiler birbirine karşı iyiliksever ve merhametli olmalıdır ve hemcinsinin istenci için kendi istenci gibi çaba sarf etmelidir.<br />* Her gün gizlice [[mezamir]] okunmalıdır.<br />* Her [[ayın doğuşu]] izlenmelidir ve ayın çehresini güneşle karşı karşıya gelmek üzere çevirmesi ve ay ile güneşin yüz yüze bakmaları için dua edilmelidir.<br />* Türklerin gözlerini örterek gizleme adetlerine, [[ramazan]] orucu tutmak için, ve keza kurban kesmek için sıkışmadıklarına dikkat edilmelidir. Gözün gördüğü her şey kusursuz olarak yerine getirilmelidir.<br />* Onlarla evlilik sözleşmesi yapılmamalıdır.<br />* Oğulların [[sünnet]]ine itina gösterilmelidir ve bunu aziz halkın utancını kaldırmak için yapmalıdır. (Alaettin Gövsa, Sabatay Sevi, S.59-61)</p>
<p>===Gmar Tikun felsefesi===</p>
<p>Sabataizm, “tikun (=onarım) felsefesi” adını verdikleri bir felsefeye dayanırlar.</p>
<p>Bir tür Yahudi metafiziği olan bu felsefe, bizce Eski Mısır Hermetizmine aittir. Aslen Mısır Yahudisi olan Haham Luria da zaten bu felsefenin en ünlü yorumcusu sayılmaktadır.</p>
<p>Tikun felsefesine göre, âlemin yaratılışında bir miktar tanrısal ışık (=nur) kaynağına geri dönememiştir. Hatta, fizik dünyanın varlık sebebi de budur. Bu hapis kalan tanrısal ışıkların kaynağına dönmek ister ancak bunun için sıkışıp kaldığı ‘vazonun’ kırılması gerekmektedir. Bu felsefenin sahipleri, bu ışığın kurtarılması görevinin son kurtarıcıya verildiğini düşünmektedirler. Onun için de kurtarıcının çabuk gelmesiini kolaylaştıran ve “Aydınlık günleri” getirecek ışığın serbest kalması için her türlü günah mübahtır.</p>
<p>Konunun uzmanları onun fuhuş yaptığı bilinen bir kadınla Sevi’nin evliliğini de tikun felsefesine bağlarlar. Yazar Ilgaz Zorlu da eserinde “serbest seks” dediği gelenekleri bu felsefeyle ilişkilendirir. Sabetay Sevi zamanında yahudi yasalarının bazı temel kurallarının kaldırıldığını belirtilmişse de mesihin gelmesi ile beraber Tevrat hükümleri nin yeniden geri döneceğindi söylemiştir.</p>
<p>Antinomian olarak adlandırılan düşüncede daha yüze bir iyilik için daha küçük günahlar işlemek serbesttir. Bu düşünce inananlarına iyi-kötü, ahlaklı-ahlaksız, günah-sevap kavramları arasında geçiş yapma serbestisi tanımakta.</p>
<p>===Okullar &#8211; Kitaplar===</p>
<p>Haartz gazetesine göre Türkiye’deki yapılanma 12 gizli kabbalistik okulda eğitim görmüş, 50 Ogan (ruhani lider) dan oluşmaktadır. Sabatay Sevi’nin taraftarlarina inanç esaslari olarak 18 maddelik bir nizamname biraktigi çesitli kitaplarda yer almaktadir. Okunan kitaplar ‘Zohar’, ‘Sefer Bahir’ ve Sefer ‘Yetsira’ ve Musa’nın beş kitabı’dır, ancak Talmud okunmaz. Çocukların okuduğu meşhur dualardan: “Beşamı barohya ilen sabatay sevi, ese sabatay sevi etena dalay mandos” her sabah okunur.</p>
<p>[[Şemsi Efendi Mektebi]], Manastır’da bulunan ve haham [[Şemsi Efendi]]’nin ([[Şimon Zui]]) kurucusu olduğu şimdiki [[Feyziye Mektepleri]]’nin öncüsü okuldur.</p>
<p>==Bayramlar ve Tatiller==</p>
<p>Yılın çeşitli günlerinde ve her biri ayrı bir anlam taşıyan 16 tanedir.(Gövsa, Sabatay Sevi)</p>
<p>Bunların içinde en ilginci ise Mart 22’de yani baharın birinci gününde kutlanan [[Kuzu Bayramı]], [[Dört Gönül Bayramı]] veya diğer bir deyişle [[Mum Söndü]] diye bilinen gizli bayram. Bu kuzu bayramı hakkında Sabatay zümresi mensuplarından [[Karakaşzade Rüştü]], 1924 tarihinde Vakit gazetesi muharririne su izahatı vermişti: Kuzu bayramı 22 Adar’da (Mart) yapılır. Bu bayram geceye mahsustur. Her sene kuzu eti ilk defa bu bayram münasebeti ile ve hususi merasimle yenir. Bu merasimde en aşağısı ikisi erkek ikisi kadın olmak şartı ile evli dört kişinin bulunması lazımdır. Bu çiftlerin sayısı artırılabilir. Kadınlar iyi giyinmiş ve elmaslar ile süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemekten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek karanlıkta kalınır… Bu bayram vesilesi ile doğacak çocuklar bir nevi kutsiyeti haiz tanınırlar. Ona (Dört Gönül Bayramı) adi verilir. (Gövsa, Sabatay Sevi, S. 64)</p>
<p>İsrail’in ikinci Cumhurbaşkanı (1952-1963) olan tarihçi Itzhak Ben-Zvi (1884-1963), ”The Exiled and the Redeemed” adlı kitabında ”The Sabbateans of Salonica” başlıklı bir bölüme yer vermektedir. Bu eserde, Sabetaycı kökenli olup, Selanik’ten mübadeleyle gelerek İzmir’e yerleşen ve de gerçek anlamda ihtida eden Dr. Ismail Eden adındaki şahıstan öğrendiklerini nakletmektedir. Bu kişiye göre Sabetaycılık hareketi artık tamamen tarihe karışmıştır. Dr. Eden, ”eş değiştirme merasiminin” 1800’lerde Kapancıların lideri olan Derviş Efendi’nin Kabbalah ve Zohar’ı çarpıtarak yorumlamasıyla başladığını, 1870’lere kadar da (Sultan Abdülaziz dönemine dek) uygulandığını duyduğunu belirtmiştir. Fakat bu tarihten sonra Kapancılar zümresinde bu adete son verilmiştir.</p>
<p>Kısacası 1683-1800 ile 1870/1900 sonrası bu adet hiçbir Sabetaycı grupta (Yakubiler, Kapancılar, Karakaşlar) ya bilinmiyordu ya da uygulanmıyordu.<br />Sabataycıların kendilerine has 16 bayram ve ayin ayrı olarak diğer Musevi’lerle müşterek birtakım bayram ve yortular da söz konusu. Bunlar, [[Yusuf Bayramı]], [[Meyve bayramı]], [[Fecir bayramı]] gibi isimlerle anılır. Ayrıca Sabataycı her grubun da kendi içinde geliştirmiş olduğu bayramlar da var. Bunlardan [[Osman Ağa bayramı]] en önemlilerindendir. Karakaşlar grubunun kurucusu Osman Aga, (daha sonra soyadı kanunu çıkınca bu aile fertleri Ogan soyadını almışlardır) için bu ritüel düzenlenir.</p>
<p>Bazı sabetaycılar ortodoks Yahudiler gibi, [[Şabat]] (cumartesi) günü iş yapmamak konusunda katı bir tutum sergilemektedirler.</p>
<p>==Sabetaycılık Hakkında Çeşitli İddialar==</p>
<p>Sabetayizm konusundaki çeşitli iddialar aşağıda yer almaktadır.</p>
<p>* Ülkenin rantlarının arslan payını gizli dayanışma ile paylaşma<br />* Gizli dayanışma yöntemi ile politika ve sivil toplum örgütleri seçimlerine etki yapma<br />* Gizli kimlik ile seçmeni aldatma<br />* Siyaset, yargı, eğitim, basın, ticaret, istihbarat gibi alanlarda üst düzey yönetimleri elinde bulundurma<br />* Ehil ve lâyık olmadıkları halde köşebaşlarına, önemli mevkilere hep kendilerinden olanları atama<br />* Medyada tekel ve kartel kurma<br />* Basın yoluyla toplumun ahlak değerlerini değiştirmeye çalışma (Benzeme, Benzet)<br />* Zâhiren Müslüman görünmelerine rağmen agresif (saldırgan) şekilde İslâm dinine ve dindar Müslümanlara düşmanlık etme<br />* Devlet arşivlerindeki Sabataycılarla ilgili bilgi, belge ve dosyaların sinsice imha ve yok etme. (Gershom Scholem Sabatay Sevi ile ilgili kitabında böyle yazıyor.)<br />* Laiklik, kıyafet devrimi, saltanatın ve hilafetin kaldırılması Sabetaycılar’ın büyük planının bir parçası mı?<br />* Dergah + Loca + Sinagog = İktidar<br />* Topluluk çıkarını, ülke çıkarı üstünde tutmak<br />* Tüm partilerin üst düzey yönetimini ele geçirerek çok partili sistemi işlemez hale getirme<br />* Müslüman görünüp hem de din ve dindarlara düşmanlık etme<br />* Biz bu tekeli sokakta bulmadık, kaptırmayız<br />* İslâm dininde reform yapılmasını istemek</p>
<p>Sabetaycılar çoğu zaman bu iddialara cevap vermemişlerdir ve gizli kalmışlardır bu yüzden bu iddialar gün geçtikçe toplum arasında yayılmaktadır.</p>
<p>===Neden hala saklanıyorlar?===</p>
<p>* Sabetaycılar, 1666′dan sonra asirlarca Osmanli ve Cumhuriyet dönemlerinde -çogu zaman gizleseler ve içe kapansalar da- kendi inanç ve geleneklerini serbestçe yaşamışlardır. Gerek Osmanli devleti, gerekse Cumhuriyet döneminde hiç bir takibata uğramamışlardır. Bütün bunlara rağmen kendilerini neden sakladıkları hâlâ bilinmiyor.</p>
<p>==Kaynaklar==</p>
<p>1917 Selanik yangınında Sabetaycılıkla alakalı dökümanların bulunduğu kütüphanelerin bir kısmı yanmıştır. Bu yangından kurtulan belgeler nüfus mübadelesi sırasında İstanbul’a getirilmiştir. Ancak açıklanmayan bir nedenle bu belgeler şu anda cemaatin elinde olmayıp İsrail devletinin gizli arşivinde bulunmaktadır.</p>
<p>* [[İbrahim Alaettin Gövsa]], Sabatay Sevi isimli eseri, [[Milenyum Yayınları]] ISBN 9758455060<br />* Evet, Ben Selanikliyim Türkiye Sabetaycılığı, [[Ilgaz Zorlu]], Belge Yayınları, Temmuz 1999 ISBN 9753441750<br />* Evet, Ben Selanikliyim Türkiye Sabetaycılığı Makaleler, [[Ilgaz Zorlu]], [[Zvi-Geyik Yayınları]], 2001 ISBN 975851606X<br />* [[Şişli Terakki]] Davaları, [[Ilgaz Zorlu]], [[Abdurrahman Dilipak]], [[Zvi-Geyik Yayınları]], Ekim 2001<br />* Efendi: [[Beyaz Türkler]]in Büyük Sırrı, [[Soner Yalçın]], [[Doğan Kitapçılık]]<br />* Efendi 2: Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, Soner Yalçın, Doğan Kitapçılık<br />* Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar İki Kimlikli, Gizli, Esrarlı ve Çok Güçlü Bir Cemaat, [[Mehmed Şevket Eygi]]<br />* Gizli Din Taşıyanlar, [[Yorgo Andreadis]]<br />* Temel Garip Todoron (Anadolu’nun Gizli Tarihinden Sayfalar), [[Yorgo Andreadis]]<br />* [[Selanik]] 1850-1918 Yahudilerin Kenti ve Balkanlar’ın Uyanışı, [[Gilles Veinstein]]<br />* Sabetay Sevi ve Sabetaycıların Gelenekleri, [[Avram Galanti]] ([[Abraham Galante]])<br />* Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar İki Kimlikli, Gizli, Esrarlı ve Çok Güçlü Bir Cemaat, Mehmed Şevket Eygi<br />* [[Tekelistan]], [[Yalçın Küçük]]<br />* Dönmeler Âdeti : Selanik’te Yaşayan Sabataycıların Gizli Hayatı Hakkında 120 Yıl Önce Yapılmış Bir Araştırma; Ahmed Safi, Ilgaz Zorlu Zvi-Geyik Yayınları ISBN 9758516124.<br />* Gerchom G. Sholem / The Mystical Messiah: Sabbtai Zwi/ Princeton Uni. Press 1977<br />* Gerchom G. Sholem / On the Kabbalah and its Symbolism / Schocken Books 1965<br />* Gerchom G. Sholem Mojor Trends in Jewish Mysticism / Schocken Books 1995<br />* The Jews of Khazaria Kevin Brook ISBN 074254981X<br />* Unomastica Alla Turca, Hakan Erdem, konuyu araştıranlar ile gırgır geçen bir kitap<br />* Ilber Ortayli, “Osmanli Modernlesmesi ve Sabetaycilik”, Alevi Kimligi, (Ed. T. Olsson), Istanbul 1999, Tarih Vakfi Yayınları<br />* A Salonique Sous l’oeil Des Dieux! Jean-Jose Frappa, 1917 Paris. Çev:Musa Doğan</p>
<p>== Dış bağlantılar ==<br />* [http://www.haaretz.com/hasen/pages/ShArt.jhtml?itemNo=181051 Haartz Gazetesinde bir yazı, (İngilizce)]<br />* [http://groups.yahoo.com/search?query=donmeh Dönme Yahoogrupları]<br />* [http://www.sabah.com.tr/2005/04/18/gnd108.html Sabah’tan bir yazı]<br />* [http://www.kheper.net/topics/Kabbalah/Zevi_and_Bektashi.htm Zevi Bektaşi tekkesinde]<br />* [http://www.yarindergisi.com/yarindergisi2/ekim02/8-9.html Yarın dergisi]<br />* [http://bbs.keyhole.com/ubb/download.php?Number=596019 Osman Baba’nın mezarı, Google Earth]<br />* [http://www.googleearthhacks.com/downloads/filedownload.php?file=8316 Sabetay Sevi’nin Doğduğu mahalle, İzmir Agora. Google Earth. Havra Sokak ve Eski dünyanın en büyük Alışveriş Merkezi, 38°25′12.38″N 27° 8′22.82″E]<br />* [http://www.kheper.net/topics/Kabbalah/Donmeh-FAQs.htm Donmeh - Frequently Asked Questions]<br />* [http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=127119 - Emin Çölaşan ‘SABETAYCILAR makalesi]<br />* [http://arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/00/09/17/yasam/01yas.htm ‘Sabetaycılar’ kitabı Mehmed Sevket Eygi]<br />* [http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=129383 -  Ahmet Hakan ve Mehmed Sevket Eygi Sabetaycılık ]</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sebataylar ve Mum Söndü]]></title>
<link>http://herseyosmanli.wordpress.com/2007/01/23/sebataylar-ve-mum-sondu/</link>
<pubDate>Tue, 23 Jan 2007 19:53:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>aliilaslan</dc:creator>
<guid>http://herseyosmanli.wordpress.com/2007/01/23/sebataylar-ve-mum-sondu/</guid>
<description><![CDATA[Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü Yazar: Yusuf Gezgin www.aktifhaber.com Her alanı kontrol]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h5><span style="font-family:Arial;">Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü<br /></span></h5>
<p style="margin:0;"><img src="http://www.sehirtiyatrolari.com/museum/43-44--mum-sondu-02.jpg" alt="fff" style="width:303px;height:156px;" align="middle" height="156" width="303" /></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;">Yazar: <strong>Yusuf Gezgin</strong> </span><a href="http://www.aktifhaber.com/"><span style="font-family:Times New Roman;">www.aktifhaber.com</span></a></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-family:Arial;">Her alanı kontrol etme hırsındaki Sebatayların pek çoğu (güya) ihtida ederken en rahat hareket alanı sunan Bektaşi toplulukları içinde gizlenmeyi tercih etmişler, bir tasavvuf, sevgi, insanlık yolu olan Bektaşiliği de deforme etmişlerdir. “Ali-siz Alevilik” gibi yaklaşımlarda bunların rolü olduğunu düşünüyorum. Provokatif olaylarla sürekli beslenen Alevi-Sünni gerilimi de Sebatayların kullandığı malzemelerdendir.<br /></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İnsan ve dost canlısı, kalender bir İslam yorumu olan Türk Aleviliğini toplumun diğer kesimlerine karşı geren Sebataycılar mezhep endeksli cepheleşmeyi sürekli körüklemişlerdir. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Son yıllarda güç kaybeden Sebataylar ülkenin kaderine hükmeden stratejik noktaları tutmakta zorlanmaktadırlar. Kara Türklerin her alanda artan etkinliğini ve uyanışını kıramamaktadırlar. Buna çözüm olarak Alevilere yatırım yapmaktadırlar. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yorum farkından dolayı dini duyarlılıkları daha az olan Aleviler laik-çi cephenin ana malzemesi olarak sunulmakta; körüklenen düşmanlıklarla bu kesim Sebataycıların etki alanında tutulmaya çalışılmaktadır. Her türlü milli, dini gelişmeye muhalefet etmede, Bektaşileri öne süren Sebataylar gerçekte kendi politikalarını uygulamaktadırlar. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Nüfus artışında ciddi problemler yaşayan, kendi gençlerini Türkiye’nin hayati müesseselerine yönlendirmekte ve oralarda tutmakta sıkıntı çeken ve bu nedenle sürekli mevzi kaybeden Sebataylar bu açıklarını Alevi kesimle ve kontrol edebildikleri diğer kripto ecnebilerle doldurmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle Alevi vatandaşlarımızın devletin en kritik kurumlarına girmeleri ve oralarda tutunmaları için yol açmaktadırlar. Ne var ki Aleviler de Anadolu evladı ve Karatürktürler. Bu nedenle Alevilere güvenin ve dayanmanın bir sınırı vardır. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>Hassas kurum ve kuruluşlarda en tepe noktalara kendileri yerleşirken Alevi kökenlileri ancak bir noktaya kadar çıkartmakta, oradan öteye yol vermemektedirler. Böylece hem en tepeleri tutmaya devam etmekte, hem de altlarını boş bırakmamaktadırlar. Yani Alevileri dolgu malzemesi olarak kullanmaktadırlar.</strong></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;color:black;font-family:Arial;">Sabetaycı Yahudiler Alevilerin içine 19.-20. yüzyıldan itibaren sızmış, Alevilerin güvenini kazanarak temel öğretilerini değiştirmiş, Alevilik tarihi kitapları yazarak Aleviliği mecraından saptırmışlardır. A</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">levi gençlerin pek çoğunu kültürel değerlerinden kopararak rijit, protest birer ateist haline getirmeyi başarmışlardır. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Toplumda yanlış olarak Bektaşilere mal edilen <strong>“mum söndü” olayı da aslında Sebataylara ait dini bir ritüeldir. </strong></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Dört Gönül Bayramı” veya “Mum Söndü” diye de bilinen Kuzu bayramı 22 Adar’da (Mart) yapılır. Her sene kuzu eti ilk defa bu bayram münasebeti ile ve hususi merasimle yenir. Bu merasimde en aşağısı ikisi erkek ikisi kadın olmak şartıyla evli dört kişinin bulunması lazımdır. Bu çiftlerin sayısı artırılabilir. Kadınlar iyi giyinmiş ve süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemekten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek karanlıkta kalınır… </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu bayram vesilesi ile doğacak çocuklar bir nevi kutsiyeti haiz tanınırlar.” (Gövsa, Sabatay Sevi, S. 64) Ilgaz Zorlu da “toplu seks ve mum söndü olayının Tanah’taki birtakım dualardan kaynaklandığını” vurgulamakta, (Zorlu, Evet Ben Selanikliyim, S.51), hatta;  “bazı Sabataycı din adamlarının Lut örneğinden hareketle ensest ilişkiyi meşru kabul eden kararlar verdiklerini” ifede etmektedir. (Zorlu, a.g.e.S.62) </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Mum söndü”yü Sebataycılar “Sevi Mesih”in gelmesi için dini bir rükün olarak yapmaktadırlar. İnançlarına göre günahlar ne kadar yayılırsa kurtarıcı Mesihin gelmesi o kadar kolaylaşacaktır. Bundan dolayı ahlaksızlıkların ve dejenerasyonun arkasında bu kesim bulunmaktadır.  </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Alevilik İslamın bir yorumudur. Gerçek dedeler Hz. Ali evladıdırlar. Dedelerin soyları yakın zamana kadar tutulmakta ve bilinmekte idi. Ancak son 100-150 yıldır Sebataycıların bu kesime yönelmesinden sonra bu silsilede de karışıklılar olmuştur. Pek çok Alevi derneğinin başına, Bektaşi tekkelerine dede olduğunu iddia eden Sebataylar geçmeye başlamıştır. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aleviler inançları ve gelenekleri ile oynanarak istismara açık hale getirilmişlerdir. Alevi kardeşlerimizin; inançlarını tahrip ederek kendilerini toplumun diğer kesimleriyle kavgalı hale getiren yabancı unsurlarla mücadele etmeleri, istismar edilmekten kurtulmaları ve gerçek Aleviliğe yönelmeleri gerekmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>Bu yaziya bir baska blogtan şerh:</strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong><em><span style="font-family:Verdana;font-size:100%;color:#cc0000;">Alevilik, ya</span></em></strong><strong><em><span style="font-size:100%;">ni “Anadolu Aleviligi” denilen sazli-sozlu<span> </span>Hurufiligi “Islamin bir yorumu” saymasi haricinde itiraz noktasi olmayan bir yazi; “Sabataist sizma” ancak boyle “Islami yorumlara” sizar, bunuda burada gorduk… Bir ilave de yapmak isterim; Bu hurufistler ile Sia’nin “galat” olanlarinin uzerinde “galat”liklarina yolacan, Sabatayist degil Yahudi tesiri vardir. Sapla saman karistirilmasin diye eklmek istedim.<br /><a href="http://oylesinelaf.blogspot.com/">http://oylesinelaf.blogspot.com/</a></span></em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">**********************************************************************************************************************************************</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody"><strong>MUM SÖNDÜ</strong> </span></span></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody"></span></span></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody"></span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">Bu söylencenin gerçek mucidleri ise bildiğiniz üzere MASONLAR’dır. İSRAİLOĞULLARI’dır. Bu mum söndü halen uygulanmaktadır, İşte mum söndü ile ilgili gerçekler; </span></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">*** </span><br /><span class="postbody">Önce dönmeliğin ne demek olduğunu açıklayıp daha sonra da Yahudi dönmeleri tarafından “adar-kuzu bayramı” olarak anılan mum söndüye açıklık getirelim. Yahudi dönmelerin mesih kabul ettikleri Sabatay Sevi, 17. yüzyılın sonlarına doğru Kudüs’e yapmış olduğu seyehatte, ikinci mesih kabul edilen Nathan’la tanıştı. Nathan kudüste çok iyi tanındığından kendisinin peygamber, Sevi’nin de mesih olduğunu Yahudi halkına ilan etti. Bu hususta vahiyler aldıklarını, İsrailoğulları’na inandırdılar. Nathan’ın sahte peygamberliği ve Sevi’nin mesihliği o yıllarda vatansız olan ve dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan yahudilere hızla yayıldı. Kudüsten izmire dönen sabatay sevi, nathan’ın kendisinde verdiği büyük destekle, Osmanlı Padişahını devirme planları yapmaya koyuldu. Sevi’nin yapmış olduğu bu gizli planı haber alan Osmanlı idaresinin yetkilileri (osmanlının istihbarat gücü, bilinmeyen bir nedenden ötürü çok yüksekti) bu sahte mesihi izmirden istanbul’a getirterek Sultan’ın huzuruna çıkardılar. kAdı ve şeyhülislam önünde ya padişah fermanı ölümü, ya da tövbe etmeyi tercih etmekle karşı karşıya kalan <strong><span style="color:red;">Sabatay Sevi, Yahudiliği bırakıp İslamiyeti kabullenerek ölümden kurtulur…</span></strong> </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu dönmelik anında “mehmet aziz efendi” adını alan sabatay sevi, böylesi göstermelik teba değiştirmesiyle <strong>kabbalacılığın</strong> ilk temsilcisi sayılmıştır. Kabbalacılık bir toplumun göstermelik din v miliyet değiştirerek, gerçekte gizlilik içerisinde kendi dünya görüşünü sürdürmesidir. </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">… </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Yahudi dönmelerin ilk yerleşim merkesleri İzmir, İstanbul ve Edirne olmuştur. İzmir Kudüsten sonra sabatay sevinin hayatındaki önemli bir yer olduğundan, dönme ailelerin buraya yerleşmelerinden doğal ne olabilir ki? İzmir de ve İstanbulda halen varlıklarını sürdüren (existance) bu aileleri Kapancılar, Karakaşlar, Yalmanlar, İzmirliler ve İpekçiler olarak tanımlayabiliriz. Kapancı, Yalman ve İpekçiler evlilik yoluyla içlerinde çözülmeler oluşmuşsa da, Karakaşlar kabbala geleneklerine halen sıkı sıkıya sarılmaktadırlar. <strong><span style="color:red;">Yahudi dönmelerin </span></strong>önderi Sabatay Sevi, bütün günahları mübah saydığından “mum söndü ayinleri” onunla başlamıştır. Günah teorisinin önderi Sevi’nin kendi müritlerine ilan ettiği “eş değiştirme” mum söndü ayini, Yahudi yayın kuruluşu ŞALOM gazetesinden şöyle anlatılmakta: </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>“Bu bayram yahudilere düşman olanların koz olarak kullandıkları bir kutlama günüdür. Bu bayramda kutlama gecesi için katılanların mutlaka evli olmaları gerekir. Bekar olanlar erkek veya kız hiçbir şekilde kabul edilemez. Hatta bu bayram hakkında bekarlara bilgi dahi verilmez. O geceye katılan evli çiftleren şık giysilerini giyerler. Hanımlar kıymetli takılarının yanında, ziyafet masasındaki eşlere servis yaparlar. Bir müddet sonra hep birlikte eğlenildikten sonra, mum söndü ayinine geçilerek bütün ışıklar söndürülür. Evli çiftlerden kadın ve erkek istediğini tercih etmekte serbesttir.”</strong> </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Sabatay Sevinin ardından Judah Toba Levi ile bu sapkın ayin bu günlere kadar ulaşmıştır. Mum söndü “22 adar” bayramı olarak halen kutlanılmaktadır. Artık sabayat Sevi ve Judah TOba dünyayı terk-i salat ettiklerinden, yeni nesiller bu mum söndünün en alasını yaparak, atalarının ilkelerine bağlılıklarını ispatlamaktadırlar. </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Hristiyanlarda noel Aralık ayınınson haftasına rastgeldiğine göre “Adar 22″ bir önceki haftadır ki bu tarih Yahudi dönmelerinin mum söndü ayinlerinin kutlandığı günlere tesanüd eder. 1995 Aralık ayına kadar bu ayini Türkiyede Ca. ailesi düzenlemiş, organizasyonlarını yapmıştı. Ca. kardeşlerden madenci ve mason Tony Ca.’nin eşleri Sedef Hanım kabbalacılığı ele alarak, İstanbul gecelerinde atalarının günah teorisi mum söndüyü, en modern bir şekilde tertiplemeyi ilke edinmişti. </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Zaman zaman bekarlarında bu törene katılması istenmiş ve bekarlar için de “mum söndü” ayini yapmak için “muta nikahı” ön görülmüştür. Ülkemizdeki manevi değerleri yıkmaya ant içmiş yahudi dönmeleri ve mason ailelerin gençleri, son yıllarda “saokın tarikatı “adıyla bir grup oluşturup, başkanlığına da Serhan Ç.’i getirirler. Kızıl imam lakablı Serhan Ç. bütün eylemlerini Ziya S.’le birlikte yürütmüşlerdir. Bir dönem İstanbul üniversitesi işletme bölümünde okuyan Serhan Ç., Ulus’taki evini sapkın tarikatının karanlık işleri için üs olarak kullanmıştı. Tarikatın güzel konuklar sitesi *.Blok No:* Ulus’taki tekkesi, mason çocukları ve yahudi dönmelerinden teşekkül etmiştir. Bu tarikat tanınmış ailelerin kız çocuklarını (yahudi dönmesi ve mason) kendi tarikatlarına üye yapmayı prensip edinmektedir. Bekarlar için “muta” nikahı kıyarlar. Artık bunlar yasal olarak bekar olsalarda mutaya göre evlidirler. Bu tarikata göre hiçbir eş birbirleriyle 1.5 yıldan fazla evli kalamaz. Muta nikahı evlileri tarikat başı Serhan Ç.’in emriyle eş değiştirebilir. </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="color:red;">Buradaki yazılarımda bazı aileleri mutazarrır etmek istemediğimdn, lise çağında olan genç kızlarımızın isimlerini açıklamak da istemiyorum…</span></strong> </span></span></p>
<p><span class="postbody"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><br /><span class="postbody">Bütün bu gayri ahlaki durumların mucidi olan siyonist felsefe ve masonizm Türkiyemizin olduğu kadar, dünya ahlakının da en büyük tehlikesidir. Ne demek adar bayramı? Ne demek muta nikahı? böylesi kabbalacı yahudi dönmesi mum söndü ayinleri ve muta nikahlarıyla bu ülkeyi taciz etmeye hiçbir toplumun hakkı yoktur… Yahudi Hahambaşları “Yahudi ırkı en üstün ırktır” diye fetva vereceğine, çıksın bu dönmelerin sorumluluğunu da üzerine alarak bunlara savaş açsın. Ama neden <strong><span style="color:darkblue;">Neve Şalom’dan </span></strong>çıkıp başlarını ağrıtsınlar ki? Nasıl olsa bu pisliği Türkiye çekiyor. İsrailoğullarının kurdukları siyonizme bağımlı mason locaları, o ülkelerin sırtında hamutlu semer olmuşsa, dünya yansa kafalarına takmazlar. Biliyorlar ki zaman denen acımasız takvim “siyonizm” den yana ibre göstermekte. Bir şeyi unutuyorlar, asırlar öncesi vatansız kalmışlardı. <strong><span style="color:red;">Yarım asır önce küçük devletlerini kurup palazlandılar. Dünya’ya kargaşa teorisini masonizmle sokayım derken yeniden vatansız kalırlarsa hiç şaşırmasınlar… </span></strong></span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Süleyman Yeşilyurt.</span></span><span class="postbody"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span><span style="font-size:10pt;color:black;font-family:Arial;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Bu yazi</strong> <a href="http://www.turkstudent.net/">www.turkstudent.net/</a> <strong>forumlarindan aktarmadir.</strong></span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sebataylar ve Mum Söndü]]></title>
<link>http://ozgursun.wordpress.com/2007/01/23/sebataylar-ve-mum-sondu/</link>
<pubDate>Tue, 23 Jan 2007 19:53:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>aliilaslan</dc:creator>
<guid>http://ozgursun.wordpress.com/2007/01/23/sebataylar-ve-mum-sondu/</guid>
<description><![CDATA[Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü Yazar: Yusuf Gezgin www.aktifhaber.com Her alanı kontrol]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h5><span style="font-family:Arial;">Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü<br /></span></h5>
<p style="margin:0;"><img src="http://www.sehirtiyatrolari.com/museum/43-44--mum-sondu-02.jpg" alt="fff" style="width:303px;height:156px;" align="middle" height="156" width="303" /></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;">Yazar: <strong>Yusuf Gezgin</strong> </span><a href="http://www.aktifhaber.com/"><span style="font-family:Times New Roman;">www.aktifhaber.com</span></a></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-family:Arial;">Her alanı kontrol etme hırsındaki Sebatayların pek çoğu (güya) ihtida ederken en rahat hareket alanı sunan Bektaşi toplulukları içinde gizlenmeyi tercih etmişler, bir tasavvuf, sevgi, insanlık yolu olan Bektaşiliği de deforme etmişlerdir. “Ali-siz Alevilik” gibi yaklaşımlarda bunların rolü olduğunu düşünüyorum. Provokatif olaylarla sürekli beslenen Alevi-Sünni gerilimi de Sebatayların kullandığı malzemelerdendir.<br /></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İnsan ve dost canlısı, kalender bir İslam yorumu olan Türk Aleviliğini toplumun diğer kesimlerine karşı geren Sebataycılar mezhep endeksli cepheleşmeyi sürekli körüklemişlerdir. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Son yıllarda güç kaybeden Sebataylar ülkenin kaderine hükmeden stratejik noktaları tutmakta zorlanmaktadırlar. Kara Türklerin her alanda artan etkinliğini ve uyanışını kıramamaktadırlar. Buna çözüm olarak Alevilere yatırım yapmaktadırlar. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yorum farkından dolayı dini duyarlılıkları daha az olan Aleviler laik-çi cephenin ana malzemesi olarak sunulmakta; körüklenen düşmanlıklarla bu kesim Sebataycıların etki alanında tutulmaya çalışılmaktadır. Her türlü milli, dini gelişmeye muhalefet etmede, Bektaşileri öne süren Sebataylar gerçekte kendi politikalarını uygulamaktadırlar. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Nüfus artışında ciddi problemler yaşayan, kendi gençlerini Türkiye’nin hayati müesseselerine yönlendirmekte ve oralarda tutmakta sıkıntı çeken ve bu nedenle sürekli mevzi kaybeden Sebataylar bu açıklarını Alevi kesimle ve kontrol edebildikleri diğer kripto ecnebilerle doldurmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle Alevi vatandaşlarımızın devletin en kritik kurumlarına girmeleri ve oralarda tutunmaları için yol açmaktadırlar. Ne var ki Aleviler de Anadolu evladı ve Karatürktürler. Bu nedenle Alevilere güvenin ve dayanmanın bir sınırı vardır. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>Hassas kurum ve kuruluşlarda en tepe noktalara kendileri yerleşirken Alevi kökenlileri ancak bir noktaya kadar çıkartmakta, oradan öteye yol vermemektedirler. Böylece hem en tepeleri tutmaya devam etmekte, hem de altlarını boş bırakmamaktadırlar. Yani Alevileri dolgu malzemesi olarak kullanmaktadırlar.</strong></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;color:black;font-family:Arial;">Sabetaycı Yahudiler Alevilerin içine 19.-20. yüzyıldan itibaren sızmış, Alevilerin güvenini kazanarak temel öğretilerini değiştirmiş, Alevilik tarihi kitapları yazarak Aleviliği mecraından saptırmışlardır. A</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">levi gençlerin pek çoğunu kültürel değerlerinden kopararak rijit, protest birer ateist haline getirmeyi başarmışlardır. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Toplumda yanlış olarak Bektaşilere mal edilen <strong>“mum söndü” olayı da aslında Sebataylara ait dini bir ritüeldir. </strong></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Dört Gönül Bayramı” veya “Mum Söndü” diye de bilinen Kuzu bayramı 22 Adar’da (Mart) yapılır. Her sene kuzu eti ilk defa bu bayram münasebeti ile ve hususi merasimle yenir. Bu merasimde en aşağısı ikisi erkek ikisi kadın olmak şartıyla evli dört kişinin bulunması lazımdır. Bu çiftlerin sayısı artırılabilir. Kadınlar iyi giyinmiş ve süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemekten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek karanlıkta kalınır… </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu bayram vesilesi ile doğacak çocuklar bir nevi kutsiyeti haiz tanınırlar.” (Gövsa, Sabatay Sevi, S. 64) Ilgaz Zorlu da “toplu seks ve mum söndü olayının Tanah’taki birtakım dualardan kaynaklandığını” vurgulamakta, (Zorlu, Evet Ben Selanikliyim, S.51), hatta;  “bazı Sabataycı din adamlarının Lut örneğinden hareketle ensest ilişkiyi meşru kabul eden kararlar verdiklerini” ifede etmektedir. (Zorlu, a.g.e.S.62) </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Mum söndü”yü Sebataycılar “Sevi Mesih”in gelmesi için dini bir rükün olarak yapmaktadırlar. İnançlarına göre günahlar ne kadar yayılırsa kurtarıcı Mesihin gelmesi o kadar kolaylaşacaktır. Bundan dolayı ahlaksızlıkların ve dejenerasyonun arkasında bu kesim bulunmaktadır.  </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Alevilik İslamın bir yorumudur. Gerçek dedeler Hz. Ali evladıdırlar. Dedelerin soyları yakın zamana kadar tutulmakta ve bilinmekte idi. Ancak son 100-150 yıldır Sebataycıların bu kesime yönelmesinden sonra bu silsilede de karışıklılar olmuştur. Pek çok Alevi derneğinin başına, Bektaşi tekkelerine dede olduğunu iddia eden Sebataylar geçmeye başlamıştır. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aleviler inançları ve gelenekleri ile oynanarak istismara açık hale getirilmişlerdir. Alevi kardeşlerimizin; inançlarını tahrip ederek kendilerini toplumun diğer kesimleriyle kavgalı hale getiren yabancı unsurlarla mücadele etmeleri, istismar edilmekten kurtulmaları ve gerçek Aleviliğe yönelmeleri gerekmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>Bu yaziya bir baska blogtan şerh:</strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong><em><span style="font-family:Verdana;font-size:100%;color:#cc0000;">Alevilik, ya</span></em></strong><strong><em><span style="font-size:100%;">ni “Anadolu Aleviligi” denilen sazli-sozlu<span> </span>Hurufiligi “Islamin bir yorumu” saymasi haricinde itiraz noktasi olmayan bir yazi; “Sabataist sizma” ancak boyle “Islami yorumlara” sizar, bunuda burada gorduk… Bir ilave de yapmak isterim; Bu hurufistler ile Sia’nin “galat” olanlarinin uzerinde “galat”liklarina yolacan, Sabatayist degil Yahudi tesiri vardir. Sapla saman karistirilmasin diye eklmek istedim.<br /><a href="http://oylesinelaf.blogspot.com/">http://oylesinelaf.blogspot.com/</a></span></em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">**********************************************************************************************************************************************</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody"><strong>MUM SÖNDÜ</strong> </span></span></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody"></span></span></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody"></span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">Bu söylencenin gerçek mucidleri ise bildiğiniz üzere MASONLAR’dır. İSRAİLOĞULLARI’dır. Bu mum söndü halen uygulanmaktadır, İşte mum söndü ile ilgili gerçekler; </span></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">*** </span><br /><span class="postbody">Önce dönmeliğin ne demek olduğunu açıklayıp daha sonra da Yahudi dönmeleri tarafından “adar-kuzu bayramı” olarak anılan mum söndüye açıklık getirelim. Yahudi dönmelerin mesih kabul ettikleri Sabatay Sevi, 17. yüzyılın sonlarına doğru Kudüs’e yapmış olduğu seyehatte, ikinci mesih kabul edilen Nathan’la tanıştı. Nathan kudüste çok iyi tanındığından kendisinin peygamber, Sevi’nin de mesih olduğunu Yahudi halkına ilan etti. Bu hususta vahiyler aldıklarını, İsrailoğulları’na inandırdılar. Nathan’ın sahte peygamberliği ve Sevi’nin mesihliği o yıllarda vatansız olan ve dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan yahudilere hızla yayıldı. Kudüsten izmire dönen sabatay sevi, nathan’ın kendisinde verdiği büyük destekle, Osmanlı Padişahını devirme planları yapmaya koyuldu. Sevi’nin yapmış olduğu bu gizli planı haber alan Osmanlı idaresinin yetkilileri (osmanlının istihbarat gücü, bilinmeyen bir nedenden ötürü çok yüksekti) bu sahte mesihi izmirden istanbul’a getirterek Sultan’ın huzuruna çıkardılar. kAdı ve şeyhülislam önünde ya padişah fermanı ölümü, ya da tövbe etmeyi tercih etmekle karşı karşıya kalan <strong><span style="color:red;">Sabatay Sevi, Yahudiliği bırakıp İslamiyeti kabullenerek ölümden kurtulur…</span></strong> </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu dönmelik anında “mehmet aziz efendi” adını alan sabatay sevi, böylesi göstermelik teba değiştirmesiyle <strong>kabbalacılığın</strong> ilk temsilcisi sayılmıştır. Kabbalacılık bir toplumun göstermelik din v miliyet değiştirerek, gerçekte gizlilik içerisinde kendi dünya görüşünü sürdürmesidir. </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">… </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Yahudi dönmelerin ilk yerleşim merkesleri İzmir, İstanbul ve Edirne olmuştur. İzmir Kudüsten sonra sabatay sevinin hayatındaki önemli bir yer olduğundan, dönme ailelerin buraya yerleşmelerinden doğal ne olabilir ki? İzmir de ve İstanbulda halen varlıklarını sürdüren (existance) bu aileleri Kapancılar, Karakaşlar, Yalmanlar, İzmirliler ve İpekçiler olarak tanımlayabiliriz. Kapancı, Yalman ve İpekçiler evlilik yoluyla içlerinde çözülmeler oluşmuşsa da, Karakaşlar kabbala geleneklerine halen sıkı sıkıya sarılmaktadırlar. <strong><span style="color:red;">Yahudi dönmelerin </span></strong>önderi Sabatay Sevi, bütün günahları mübah saydığından “mum söndü ayinleri” onunla başlamıştır. Günah teorisinin önderi Sevi’nin kendi müritlerine ilan ettiği “eş değiştirme” mum söndü ayini, Yahudi yayın kuruluşu ŞALOM gazetesinden şöyle anlatılmakta: </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>“Bu bayram yahudilere düşman olanların koz olarak kullandıkları bir kutlama günüdür. Bu bayramda kutlama gecesi için katılanların mutlaka evli olmaları gerekir. Bekar olanlar erkek veya kız hiçbir şekilde kabul edilemez. Hatta bu bayram hakkında bekarlara bilgi dahi verilmez. O geceye katılan evli çiftleren şık giysilerini giyerler. Hanımlar kıymetli takılarının yanında, ziyafet masasındaki eşlere servis yaparlar. Bir müddet sonra hep birlikte eğlenildikten sonra, mum söndü ayinine geçilerek bütün ışıklar söndürülür. Evli çiftlerden kadın ve erkek istediğini tercih etmekte serbesttir.”</strong> </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Sabatay Sevinin ardından Judah Toba Levi ile bu sapkın ayin bu günlere kadar ulaşmıştır. Mum söndü “22 adar” bayramı olarak halen kutlanılmaktadır. Artık sabayat Sevi ve Judah TOba dünyayı terk-i salat ettiklerinden, yeni nesiller bu mum söndünün en alasını yaparak, atalarının ilkelerine bağlılıklarını ispatlamaktadırlar. </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Hristiyanlarda noel Aralık ayınınson haftasına rastgeldiğine göre “Adar 22″ bir önceki haftadır ki bu tarih Yahudi dönmelerinin mum söndü ayinlerinin kutlandığı günlere tesanüd eder. 1995 Aralık ayına kadar bu ayini Türkiyede Ca. ailesi düzenlemiş, organizasyonlarını yapmıştı. Ca. kardeşlerden madenci ve mason Tony Ca.’nin eşleri Sedef Hanım kabbalacılığı ele alarak, İstanbul gecelerinde atalarının günah teorisi mum söndüyü, en modern bir şekilde tertiplemeyi ilke edinmişti. </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Zaman zaman bekarlarında bu törene katılması istenmiş ve bekarlar için de “mum söndü” ayini yapmak için “muta nikahı” ön görülmüştür. Ülkemizdeki manevi değerleri yıkmaya ant içmiş yahudi dönmeleri ve mason ailelerin gençleri, son yıllarda “saokın tarikatı “adıyla bir grup oluşturup, başkanlığına da Serhan Ç.’i getirirler. Kızıl imam lakablı Serhan Ç. bütün eylemlerini Ziya S.’le birlikte yürütmüşlerdir. Bir dönem İstanbul üniversitesi işletme bölümünde okuyan Serhan Ç., Ulus’taki evini sapkın tarikatının karanlık işleri için üs olarak kullanmıştı. Tarikatın güzel konuklar sitesi *.Blok No:* Ulus’taki tekkesi, mason çocukları ve yahudi dönmelerinden teşekkül etmiştir. Bu tarikat tanınmış ailelerin kız çocuklarını (yahudi dönmesi ve mason) kendi tarikatlarına üye yapmayı prensip edinmektedir. Bekarlar için “muta” nikahı kıyarlar. Artık bunlar yasal olarak bekar olsalarda mutaya göre evlidirler. Bu tarikata göre hiçbir eş birbirleriyle 1.5 yıldan fazla evli kalamaz. Muta nikahı evlileri tarikat başı Serhan Ç.’in emriyle eş değiştirebilir. </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="color:red;">Buradaki yazılarımda bazı aileleri mutazarrır etmek istemediğimdn, lise çağında olan genç kızlarımızın isimlerini açıklamak da istemiyorum…</span></strong> </span></span></p>
<p><span class="postbody"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><br /><span class="postbody">Bütün bu gayri ahlaki durumların mucidi olan siyonist felsefe ve masonizm Türkiyemizin olduğu kadar, dünya ahlakının da en büyük tehlikesidir. Ne demek adar bayramı? Ne demek muta nikahı? böylesi kabbalacı yahudi dönmesi mum söndü ayinleri ve muta nikahlarıyla bu ülkeyi taciz etmeye hiçbir toplumun hakkı yoktur… Yahudi Hahambaşları “Yahudi ırkı en üstün ırktır” diye fetva vereceğine, çıksın bu dönmelerin sorumluluğunu da üzerine alarak bunlara savaş açsın. Ama neden <strong><span style="color:darkblue;">Neve Şalom’dan </span></strong>çıkıp başlarını ağrıtsınlar ki? Nasıl olsa bu pisliği Türkiye çekiyor. İsrailoğullarının kurdukları siyonizme bağımlı mason locaları, o ülkelerin sırtında hamutlu semer olmuşsa, dünya yansa kafalarına takmazlar. Biliyorlar ki zaman denen acımasız takvim “siyonizm” den yana ibre göstermekte. Bir şeyi unutuyorlar, asırlar öncesi vatansız kalmışlardı. <strong><span style="color:red;">Yarım asır önce küçük devletlerini kurup palazlandılar. Dünya’ya kargaşa teorisini masonizmle sokayım derken yeniden vatansız kalırlarsa hiç şaşırmasınlar… </span></strong></span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;">Süleyman Yeşilyurt.</span></span><span class="postbody"></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span><span style="font-size:10pt;color:black;font-family:Arial;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Bu yazi</strong> <a href="http://www.turkstudent.net/">www.turkstudent.net/</a> <strong>forumlarindan aktarmadir.</strong></span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sebataylar ve Mum Söndü]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/sebataylar-ve-mum-sondu/</link>
<pubDate>Fri, 08 Dec 2006 18:24:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/sebataylar-ve-mum-sondu/</guid>
<description><![CDATA[Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü 07.12.2006 Yazar: Yusuf Gezgin www.aktifhaber.com   Her ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h5><span style="font-family:Arial;">Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü 07.12.2006 </span></h5>
<p style="margin:0;"><img style="width:303px;height:156px;" src="http://www.sehirtiyatrolari.com/museum/43-44--mum-sondu-02.jpg" alt="fff" width="303" height="156" align="middle" /></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;">Yazar: <strong>Yusuf Gezgin</strong> </span><a href="http://www.aktifhaber.com/"><span style="font-family:Times New Roman;">www.aktifhaber.com</span></a></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-family:Arial;">Her alanı kontrol etme hırsındaki Sebatayların pek çoğu (güya) ihtida ederken en rahat hareket alanı sunan Bektaşi toplulukları içinde gizlenmeyi tercih etmişler, bir tasavvuf, sevgi, insanlık yolu olan Bektaşiliği de deforme etmişlerdir. “Ali-siz Alevilik” gibi yaklaşımlarda bunların rolü olduğunu düşünüyorum. Provokatif olaylarla sürekli beslenen Alevi-Sünni gerilimi de Sebatayların kullandığı malzemelerdendir. <!--more--></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İnsan ve dost canlısı, kalender bir İslam yorumu olan Türk Aleviliğini toplumun diğer kesimlerine karşı geren Sebataycılar mezhep endeksli cepheleşmeyi sürekli körüklemişlerdir. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Son yıllarda güç kaybeden Sebataylar ülkenin kaderine hükmeden stratejik noktaları tutmakta zorlanmaktadırlar. Kara Türklerin her alanda artan etkinliğini ve uyanışını kıramamaktadırlar. Buna çözüm olarak Alevilere yatırım yapmaktadırlar. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yorum farkından dolayı dini duyarlılıkları daha az olan Aleviler laik-çi cephenin ana malzemesi olarak sunulmakta; körüklenen düşmanlıklarla bu kesim Sebataycıların etki alanında tutulmaya çalışılmaktadır. Her türlü milli, dini gelişmeye muhalefet etmede, Bektaşileri öne süren Sebataylar gerçekte kendi politikalarını uygulamaktadırlar. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Nüfus artışında ciddi problemler yaşayan, kendi gençlerini Türkiye’nin hayati müesseselerine yönlendirmekte ve oralarda tutmakta sıkıntı çeken ve bu nedenle sürekli mevzi kaybeden Sebataylar bu açıklarını Alevi kesimle ve kontrol edebildikleri diğer kripto ecnebilerle doldurmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle Alevi vatandaşlarımızın devletin en kritik kurumlarına girmeleri ve oralarda tutunmaları için yol açmaktadırlar. Ne var ki Aleviler de Anadolu evladı ve Karatürktürler. Bu nedenle Alevilere güvenin ve dayanmanın bir sınırı vardır. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>Hassas kurum ve kuruluşlarda en tepe noktalara kendileri yerleşirken Alevi kökenlileri ancak bir noktaya kadar çıkartmakta, oradan öteye yol vermemektedirler. Böylece hem en tepeleri tutmaya devam etmekte, hem de altlarını boş bırakmamaktadırlar. Yani Alevileri dolgu malzemesi olarak kullanmaktadırlar.</strong></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sabetaycı Yahudiler Alevilerin içine 19.-20. yüzyıldan itibaren sızmış, Alevilerin güvenini kazanarak temel öğretilerini değiştirmiş, Alevilik tarihi kitapları yazarak Aleviliği mecraından saptırmışlardır. A</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">levi gençlerin pek çoğunu kültürel değerlerinden kopararak rijit, protest birer ateist haline getirmeyi başarmışlardır. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Toplumda yanlış olarak Bektaşilere mal edilen <strong>“mum söndü” olayı da aslında Sebataylara ait dini bir ritüeldir. </strong></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Dört Gönül Bayramı” veya “Mum Söndü” diye de bilinen Kuzu bayramı 22 Adar&#8217;da (Mart) yapılır. Her sene kuzu eti ilk defa bu bayram münasebeti ile ve hususi merasimle yenir. Bu merasimde en aşağısı ikisi erkek ikisi kadın olmak şartıyla evli dört kişinin bulunması lazımdır. Bu çiftlerin sayısı artırılabilir. Kadınlar iyi giyinmiş ve süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemekten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek karanlıkta kalınır&#8230; </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu bayram vesilesi ile doğacak çocuklar bir nevi kutsiyeti haiz tanınırlar.” (Gövsa, Sabatay Sevi, S. 64) Ilgaz Zorlu da “toplu seks ve mum söndü olayının Tanah&#8217;taki birtakım dualardan kaynaklandığını” vurgulamakta, (Zorlu, Evet Ben Selanikliyim, S.51), hatta;  “bazı Sabataycı din adamlarının Lut örneğinden hareketle ensest ilişkiyi meşru kabul eden kararlar verdiklerini” ifede etmektedir. (Zorlu, a.g.e.S.62) </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Mum söndü”yü Sebataycılar “Sevi Mesih”in gelmesi için dini bir rükün olarak yapmaktadırlar. İnançlarına göre günahlar ne kadar yayılırsa kurtarıcı Mesihin gelmesi o kadar kolaylaşacaktır. Bundan dolayı ahlaksızlıkların ve dejenerasyonun arkasında bu kesim bulunmaktadır.  </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Alevilik İslamın bir yorumudur. Gerçek dedeler Hz. Ali evladıdırlar. Dedelerin soyları yakın zamana kadar tutulmakta ve bilinmekte idi. Ancak son 100-150 yıldır Sebataycıların bu kesime yönelmesinden sonra bu silsilede de karışıklılar olmuştur. Pek çok Alevi derneğinin başına, Bektaşi tekkelerine dede olduğunu iddia eden Sebataylar geçmeye başlamıştır. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aleviler inançları ve gelenekleri ile oynanarak istismara açık hale getirilmişlerdir. Alevi kardeşlerimizin; inançlarını tahrip ederek kendilerini toplumun diğer kesimleriyle kavgalı hale getiren yabancı unsurlarla mücadele etmeleri, istismar edilmekten kurtulmaları ve gerçek Aleviliğe yönelmeleri gerekmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>Bu yaziya bir baska blogtan şerh:</strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong><em><span style="font-size:small;color:#cc0000;font-family:Verdana;">Alevilik, ya</span></em></strong><strong><em><span style="font-size:small;">ni “Anadolu Aleviligi” denilen sazli-sozlu<span> </span>Hurufiligi “Islamin bir yorumu” saymasi haricinde itiraz noktasi olmayan bir yazi; “Sabataist sizma” ancak boyle “Islami yorumlara” sizar, bunuda burada gorduk… Bir ilave de yapmak isterim; Bu hurufistler ile Sia’nin “galat” olanlarinin uzerinde “galat”liklarina yolacan, Sabatayist degil Yahudi tesiri vardir. Sapla saman karistirilmasin diye eklmek istedim.<br />
<a href="http://oylesinelaf.blogspot.com/">http://oylesinelaf.blogspot.com/</a></span></em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">**********************************************************************************************************************************************</span></p>
<div></div>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody"><strong>MUM SÖNDÜ</strong> </span></span></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"></span></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">Bu söylencenin gerçek mucidleri ise bildiğiniz üzere MASONLAR&#8217;dır. İSRAİLOĞULLARI&#8217;dır. Bu mum söndü halen uygulanmaktadır, İşte mum söndü ile ilgili gerçekler; </span></span></p>
<div><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">*** </span><br />
<span class="postbody">Önce dönmeliğin ne demek olduğunu açıklayıp daha sonra da Yahudi dönmeleri tarafından &#8220;adar-kuzu bayramı&#8221; olarak anılan mum söndüye açıklık getirelim. Yahudi dönmelerin mesih kabul ettikleri Sabatay Sevi, 17. yüzyılın sonlarına doğru Kudüs&#8217;e yapmış olduğu seyehatte, ikinci mesih kabul edilen Nathan&#8217;la tanıştı. Nathan kudüste çok iyi tanındığından kendisinin peygamber, Sevi&#8217;nin de mesih olduğunu Yahudi halkına ilan etti. Bu hususta vahiyler aldıklarını, İsrailoğulları&#8217;na inandırdılar. Nathan&#8217;ın sahte peygamberliği ve Sevi&#8217;nin mesihliği o yıllarda vatansız olan ve dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan yahudilere hızla yayıldı. Kudüsten izmire dönen sabatay sevi, nathan&#8217;ın kendisinde verdiği büyük destekle, Osmanlı Padişahını devirme planları yapmaya koyuldu. Sevi&#8217;nin yapmış olduğu bu gizli planı haber alan Osmanlı idaresinin yetkilileri (osmanlının istihbarat gücü, bilinmeyen bir nedenden ötürü çok yüksekti) bu sahte mesihi izmirden istanbul&#8217;a getirterek Sultan&#8217;ın huzuruna çıkardılar. kAdı ve şeyhülislam önünde ya padişah fermanı ölümü, ya da tövbe etmeyi tercih etmekle karşı karşıya kalan <strong><span style="color:#ff0000;">Sabatay Sevi, Yahudiliği bırakıp İslamiyeti kabullenerek ölümden kurtulur&#8230;</span></strong> </span></span></div>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">Bu dönmelik anında &#8220;mehmet aziz efendi&#8221; adını alan sabatay sevi, böylesi göstermelik teba değiştirmesiyle <strong>kabbalacılığın</strong> ilk temsilcisi sayılmıştır. Kabbalacılık bir toplumun göstermelik din v miliyet değiştirerek, gerçekte gizlilik içerisinde kendi dünya görüşünü sürdürmesidir. </span></p>
<p><span class="postbody">&#8230; </span></p>
<p><span class="postbody">Yahudi dönmelerin ilk yerleşim merkesleri İzmir, İstanbul ve Edirne olmuştur. İzmir Kudüsten sonra sabatay sevinin hayatındaki önemli bir yer olduğundan, dönme ailelerin buraya yerleşmelerinden doğal ne olabilir ki? İzmir de ve İstanbulda halen varlıklarını sürdüren (existance) bu aileleri Kapancılar, Karakaşlar, Yalmanlar, İzmirliler ve İpekçiler olarak tanımlayabiliriz. Kapancı, Yalman ve İpekçiler evlilik yoluyla içlerinde çözülmeler oluşmuşsa da, Karakaşlar kabbala geleneklerine halen sıkı sıkıya sarılmaktadırlar. <strong><span style="color:#ff0000;">Yahudi dönmelerin </span></strong>önderi Sabatay Sevi, bütün günahları mübah saydığından “mum söndü ayinleri&#8221; onunla başlamıştır. Günah teorisinin önderi Sevi&#8217;nin kendi müritlerine ilan ettiği &#8220;eş değiştirme&#8221; mum söndü ayini, Yahudi yayın kuruluşu ŞALOM gazetesinden şöyle anlatılmakta: </span></p>
<p><span class="postbody"><strong>&#8220;Bu bayram yahudilere düşman olanların koz olarak kullandıkları bir kutlama günüdür. Bu bayramda kutlama gecesi için katılanların mutlaka evli olmaları gerekir. Bekar olanlar erkek veya kız hiçbir şekilde kabul edilemez. Hatta bu bayram hakkında bekarlara bilgi dahi verilmez. O geceye katılan evli çiftleren şık giysilerini giyerler. Hanımlar kıymetli takılarının yanında, ziyafet masasındaki eşlere servis yaparlar. Bir müddet sonra hep birlikte eğlenildikten sonra, mum söndü ayinine geçilerek bütün ışıklar söndürülür. Evli çiftlerden kadın ve erkek istediğini tercih etmekte serbesttir.&#8221;</strong> </span></p>
<p><span class="postbody">Sabatay Sevinin ardından Judah Toba Levi ile bu sapkın ayin bu günlere kadar ulaşmıştır. Mum söndü &#8220;22 adar&#8221; bayramı olarak halen kutlanılmaktadır. Artık sabayat Sevi ve Judah TOba dünyayı terk-i salat ettiklerinden, yeni nesiller bu mum söndünün en alasını yaparak, atalarının ilkelerine bağlılıklarını ispatlamaktadırlar. </span></p>
<p><span class="postbody">Hristiyanlarda noel Aralık ayınınson haftasına rastgeldiğine göre &#8220;Adar 22&#8243; bir önceki haftadır ki bu tarih Yahudi dönmelerinin mum söndü ayinlerinin kutlandığı günlere tesanüd eder. 1995 Aralık ayına kadar bu ayini Türkiyede Ca. ailesi düzenlemiş, organizasyonlarını yapmıştı. Ca. kardeşlerden madenci ve mason Tony Ca.&#8217;nin eşleri Sedef Hanım kabbalacılığı ele alarak, İstanbul gecelerinde atalarının günah teorisi mum söndüyü, en modern bir şekilde tertiplemeyi ilke edinmişti. </span></p>
<p><span class="postbody">Zaman zaman bekarlarında bu törene katılması istenmiş ve bekarlar için de &#8220;mum söndü” ayini yapmak için &#8220;muta nikahı&#8221; ön görülmüştür. Ülkemizdeki manevi değerleri yıkmaya ant içmiş yahudi dönmeleri ve mason ailelerin gençleri, son yıllarda &#8220;saokın tarikatı &#8220;adıyla bir grup oluşturup, başkanlığına da Serhan Ç.&#8217;i getirirler. Kızıl imam lakablı Serhan Ç. bütün eylemlerini Ziya S.&#8217;le birlikte yürütmüşlerdir. Bir dönem İstanbul üniversitesi işletme bölümünde okuyan Serhan Ç., Ulus&#8217;taki evini sapkın tarikatının karanlık işleri için üs olarak kullanmıştı. Tarikatın güzel konuklar sitesi *.Blok No:* Ulus&#8217;taki tekkesi, mason çocukları ve yahudi dönmelerinden teşekkül etmiştir. Bu tarikat tanınmış ailelerin kız çocuklarını (yahudi dönmesi ve mason) kendi tarikatlarına üye yapmayı prensip edinmektedir. Bekarlar için &#8220;muta&#8221; nikahı kıyarlar. Artık bunlar yasal olarak bekar olsalarda mutaya göre evlidirler. Bu tarikata göre hiçbir eş birbirleriyle 1.5 yıldan fazla evli kalamaz. Muta nikahı evlileri tarikat başı Serhan Ç.&#8217;in emriyle eş değiştirebilir. </span></p>
<p><span class="postbody"><strong><span style="color:#ff0000;">Buradaki yazılarımda bazı aileleri mutazarrır etmek istemediğimdn, lise çağında olan genç kızlarımızın isimlerini açıklamak da istemiyorum&#8230;</span></strong> </span><br />
<span class="postbody">Bütün bu gayri ahlaki durumların mucidi olan siyonist felsefe ve masonizm Türkiyemizin olduğu kadar, dünya ahlakının da en büyük tehlikesidir. Ne demek adar bayramı? Ne demek muta nikahı? böylesi kabbalacı yahudi dönmesi mum söndü ayinleri ve muta nikahlarıyla bu ülkeyi taciz etmeye hiçbir toplumun hakkı yoktur&#8230; Yahudi Hahambaşları &#8220;Yahudi ırkı en üstün ırktır&#8221; diye fetva vereceğine, çıksın bu dönmelerin sorumluluğunu da üzerine alarak bunlara savaş açsın. Ama neden <strong><span style="color:#00008b;">Neve Şalom&#8217;dan </span></strong>çıkıp başlarını ağrıtsınlar ki? Nasıl olsa bu pisliği Türkiye çekiyor. İsrailoğullarının kurdukları siyonizme bağımlı mason locaları, o ülkelerin sırtında hamutlu semer olmuşsa, dünya yansa kafalarına takmazlar. Biliyorlar ki zaman denen acımasız takvim &#8220;siyonizm&#8221; den yana ibre göstermekte. Bir şeyi unutuyorlar, asırlar öncesi vatansız kalmışlardı. <strong><span style="color:#ff0000;">Yarım asır önce küçük devletlerini kurup palazlandılar. Dünya&#8217;ya kargaşa teorisini masonizmle sokayım derken yeniden vatansız kalırlarsa hiç şaşırmasınlar&#8230; </span></strong></span></p>
<p><span class="postbody">Süleyman Yeşilyurt.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"><strong>Bu yazi</strong> <a href="http://www.turkstudent.net/">www.turkstudent.net/</a> <strong>forumlarindan aktarmadir.</strong></span></p>
<p> </p>
<p></span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yalçın Küçük Sabetaycıların Kuklası mı ?]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/yalcin-kucuk-sabetaycilarin-kuklasi-mi/</link>
<pubDate>Fri, 08 Dec 2006 13:37:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/yalcin-kucuk-sabetaycilarin-kuklasi-mi/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Prof.Dr.Yalçın Küçük Deşifre ettiğini iddia ettiği İbrani asıllı Sabataycıların kuklası olabi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="margin:0;"><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:13.5pt;">&#8220;Prof.Dr.Yalçın Küçük Deşifre ettiğini iddia ettiği İbrani asıllı Sabataycıların kuklası olabilir&#8221;</span> </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;"><img style="width:293px;height:411px;" src="http://img133.imageshack.us/img133/488/kuklssavi2.jpg" alt="sdsad" width="293" height="411" align="middle" /></span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">Madem ortaya Sabataycılık hakkında bir iddia atıyoruz o halde ,işe;&#8221;Sabataycılık nedir?&#8221; sorusunu yanıtlamakla başlamalıyız. <!--more--></span></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">Sinem Karaağaça göre Sabbatai Zvi(Sabatay Sevi); &#8220;1626 Yılında İzmir&#8217;de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Sabetay Sevi 1665 yılında kendisinin Tevrat&#8217;ta beyan edilen ve dünyaya gelip &#8220;vadedilen topraklar&#8221; da Yahudiliği tekrar hakim kılacak olan Mesih (İsa) olduğunu iddia etti. Bir din adamı olan Sevi&#8217;yi başka Yahudi din adamları da kabul edip destekleyince büyük bir Yahudi kitlesi onun arkasına takıldı ve devletlerinin de olmamasının acısıyla bu amaca giden yolda ve Siyonizmi ortaya çıkaracak süreçte onu desteklediler.Kudüs&#8217;teki Yahudi önde gelenleri Sevi&#8217;yi desteklemedikleri gibi, onu dinlerini bozan bir düzenbaz olarak gördüler ve Osmanlı Sarayına şikayet ettiler. &#8230;. &#8221; </span><span class="postbody">İşte bu günlerde medyayı elinde bulunduran yahudi asıllı sabataycıların bu denli büyük yerlere gelme sebebi ;İsraildeki yahudilerin ziona ulaşma(siyonizm) tutkularıyla taban tabana örtüşmektedir.Çünkü İsrail yahudilerin arz-ı mevudu (onlara göre vaad edilmiş toprakları) kudüs ve çevresindeki kutsal topraklar ise; Türkiyedeki ibraniler için de şu an üzerinde bulunduğumuz topraklardır. </span></p>
<p><span class="postbody">Sabataistler, Modern Türkiye tarihinin hem sahne önündeki flaş aktörleri hem de sahne ardındaki yapımcı ve yönetmenleridir. Osmanlı&#8217;nın yıkılışında oynadıkları rolle onun yerine yeni rejimin kuruluşunda oynadıkları rol, belirgin bir sebep-sonuç ilişkisine sahiptir. Günümüz Türkiyesi&#8217;nde, tüm köşe başlarını kapmış olmaları tesadüf değildir. </span></p>
<p><span class="postbody">Öteden beri &#8220;Dönmelik&#8221; olarak bilinen Sabataizm, İzmirli bir hahamken tüm dünya Yahudileri&#8217;nin kurtarıcısı (mehdi) olduğu iddiasıyla ortaya çıkan Sabatay Zvi&#8217;nin adına nisbet edilir. Döneminin Yahudi dünyası içerisinde de marjinal ve Yahudilik&#8217;ten sapmış (heretik) bir gurup olarak kabul edilen Sabataycılar, Osmanlı döneminde hep Müslüman adları alarak içten Yahudi oldukları halde dıştan Müslüman gibi göründükleri için &#8220;dönme&#8221; adıyla anıla gelmişlerdir. Bu isim onlar Yahudilik&#8217;ten İslam&#8217;a döndükleri için değil &#8220;dönmedikleri&#8221; için verilmiştir. Değilse İslam&#8217;da &#8220;ihtida&#8221; müessesesi vardır ve samimi olarak İslam&#8217;a giren kimse, yedi sülalesi Müslüman olan biriyle din katında eşittir. Bu nedenle Ermeni, Rum Ortodoks ve hatta Yahudi iken sonradan &#8220;Allah&#8217;a teslimiyeti&#8221; (=İslam) din olarak seçen hiç kimseye &#8220;dönme&#8221; adı verilmemiştir. </span></p>
<p><span class="postbody">Yahudiliğin Hurûfî, mistik, gizemli ve simgeci yorumu olan Kabala ekolü bilinmeden Sabataizm bilinemez. Çünkü Sabataizm, Kabalacı metinlerin daha marjinal ve militan bir yorumu olan Zohar ekolünün ürünüdür. İlginç olan husus, İsrail devletini İslam topraklarının bağrına bir bıçak gibi saplayan Siyonizm de, Sabataizm gibi Zohar ekolünden doğmuştur. Yani Siyonizm ve Sabataizm, aynı annenin iki memesinden emen ikiz kardeştirler. Bu nedenle ikisi de makyavelist, maskeli, çıkarcı ve sinsidir. İkisi de &#8220;ibâhî&#8221;dir. Konunun yüzyılımızdaki en büyük Müslüman uzmanı olan Prof. Dr. Abdulvahhab el-Mesiri&#8217;nin isabetli teşhisiyle ikisinin kendisinden doğduğu kaynağın temel felsefesi &#8220;küresel değersizleştirme&#8221;dir. </span></p>
<p><span class="postbody">İşte niteliklerini ve kökenini yukarıda kısaca dile getirmeye çalıştığımız Dönmeler -namı diğer Sabataistler- yüzyıllardır insanımızın zihninde yer eden &#8220;dönmeler dönmezler&#8221; özdeyişini doğrulayarak bir kez daha atağa geçtiler. </span></p>
<p><span class="postbody">İslam&#8217;a karşı &#8220;küreselleşme&#8221; adı altında küresel bir savaşa girişen ABD&#8217;deki &#8220;kıyametçi&#8221; Hıristiyan fanatiklerle Yahudi fanatikler el ele vererek dünyayı haraca kesme projesini uyguluyorlar. ABD yönetimini ele geçiren Hıristiyan fanatikler projelerini uygulayacakları başka ülkelerde Siyonistler&#8217;le iş tutarken, sıra Türkiye&#8217;ye gelince Siyonistler&#8217;in ikiz kardeşi olan Sabataistler&#8217;i tercih ediyor. </span></p>
<p><span class="postbody">Şu günlerde gizemli bir el tarafından yeniden dizayn edilen seyaset arenasına mebzul miktarda Sabataycı&#8217;nın sürülmesini siz tesadüf mü sanıyorsunuz? Önümüze, ardımıza, sağımıza, solumuza, merkez solumuza, merkez sağımıza ve tam merkezimize hep siyasetin baş aktörü olmaya aday Sabataistler birer birer yerleştiriliyor. </span></p>
<p><span class="postbody">İsteniyor ki Sabataycı&#8217;nın rakibi de Sabataycı olsun. Birinin foyası ortaya çıkar ya da Sabataist destekli medya tarafından şişirilen balonu patlarsa, onun alternatifi de Sabataist olsun. Yani, bu ülkede Sabataistler&#8217;den kurtuluş imkanı kalmasın ve biz millet olarak Sabataycılar&#8217;dan Sabataycı beğenelim. </span></p>
<p><span class="postbody">Mesela &#8220;Leydi&#8217;nin Topuk Sesleri!&#8221; manşetleriyle şişirilen, medyanın &#8220;sarışın güzel&#8221; diye nitelediği, Mübadelede (Bu &#8220;mübadele&#8221; sözcüğü anahtar bir sözcük; tüm sır mübadele listesinde saklı) Sabataizm&#8217;in kalesi Selanik&#8217;ten getirilip Milas civarına yerleştirilen Sabataist eskidi diyelim. </span></p>
<p><span class="postbody">Al sana ABD&#8217;den ithal, sıfır kilometre, bir tarafı ecnebi bir tarafı Sabataistler&#8217;in Kapani koluna mensup melez bir Sabataycı daha! Arkasına uluslararası finans çevrelerinin de desteğini alarak gelen bu Sabataist&#8217;e hangi babayiğidin gücü yeter? 28 Şubat&#8217;ta dindar milletin anasını ağlatan &#8220;kahraman koruyucular&#8221; bile, bu dayısı kuvvetli Sabataist&#8217;e selam durur evelallah. </span></p>
<p><span class="postbody">Diyelim ki, onun &#8220;ecnebi&#8221; oluşundan dolayı milletin huzuruna çıkarılamayacak kadar defolu olduğu anlaşıldı ya da anlaşılma ihtimali belirdi. &#8220;Demokrasilerde(!!!) çare tükenmez&#8221; derlerdi ya hani? İşte ondan&#8217; al sana İzmir&#8217;den bilmem nereye, oradan Sakarya&#8217;ya göçerek ve dahi Demokratlar arasında politika yapan aile büyüklerini de kullanarak Sabataycı kökenini kaybettirmeyi başarmış genç, iş bilir, becerikli bir Sabataist daha&#8217; Tabiî ki yine ABD&#8217;den, yine ithal&#8217;. </span></p>
<p><span class="postbody">Yeniler, ABD tv&#8217;lerinin uzantıları CNN ve NTV&#8217;nin olağanüstü desteğine rağman istenen rüzgarı estiremedi mi? Onun da kolayı var: Eski Sabataistler&#8217;den takviye edilmiş bir Dönmeler portföyüne (İpekçilerden bir İpekçi&#8217;nin &#8220;Sabatay Zvi dedem olur&#8221; diye demeç verdiğini hatırlatmaya bile gerek yok) maydanoz kabilinden onlara payanda olmaya hazır birkaç sözüm ona yerli&#8217; </span></p>
<p><span class="postbody">Yani Sami Hocaoğlunun da belirttiği gibi ;sabatayist adı altında toplanmış ve yakubiler,karakaşiler ve kapaniler diye kendi aralarında üç gruba ayrılmış bu gizli cemaat ülkemizde ne yazık ki çok az nüfusa fakat çok büyük bir nüfuza sahipler. </span></p>
<p><span class="postbody">Fakat konu başlığımızı oluşturan asıl sorun ;sabataycılar nasıl olur da bu akdar güçlü olmalarına rağmen kendileri hakkında Prof.Dr.Yalçın Küçük&#8217;ün bu kadar yazıp çizdiklerini önleyememektedir? </span></p>
<p><span class="postbody">Sizce medyaya bu denli hakim,içlerinde generallerin,eski dışişleri bakanlarının bulunduğu böylesine büyük bir cemaat adı üstünde küçücük &#8220;Yalçın Küçük&#8221; le başedememekte olabilirler mi? </span></p>
<p><font face="Times New Roman"><span>Tabii ki hayır.İşte bu soruya verilebilecek iki adet cevap vardır. </span></p>
<p></font></span></p>
<p><span><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">1-Büyük çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu vatanımızda,bu cemaatin varlığının birdenbire belli edilmesi büyük bir kaosa sebep olacağından Yalçın Küçük gibi kuklaları kullanarak,kendi varlıklarını yavaş yavaş halkımızın beynine sokmaya çalışmaktalar. </span></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">2-Türkiyenin siyasal gidişatında pek buyuk roler ustlenemeyen bir çok sabataistin arasında-aslında onlarla alakası olmadıkları halde Müslüman Türk olan önemli şahsiyetlerin de onların tartafındanmış gibi gösrerilmesini sağlamak.Buna en büyük örnek Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Yahudi olduğu gibi saçma sapan iddaların gündeme taşınmış olması ve sabataycılığın (türkiyedeki yahudi asıllıların) merkezinin Atatürk&#8217;ün doğum yeri olan, Selanik olduğunun sürekli vurgulanmasıdır.</span><span style="font-size:13.5pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span><span><font face="Times New Roman"> </p>
<p></font></span></span></span> <span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';">Murat Asiltürk</span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"><br />
<a href="http://www.turkstudent.net/">www.turkstudent.net</a>  forum sayfalarindan aktarmadir.</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA['Dönmeler' yahut 'Sabetaycılık' ]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/donmeler-yahut-sabetaycilik/</link>
<pubDate>Tue, 05 Dec 2006 06:22:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/donmeler-yahut-sabetaycilik/</guid>
<description><![CDATA[&#8216;Dönmeler&#8217; yahut &#8216;Sabetaycılık&#8217; tartışmalarına bir katkı denemesi &#8211; I ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">&#8216;Dönmeler&#8217; yahut &#8216;Sabetaycılık&#8217; tartışmalarına bir katkı denemesi &#8211; I </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"><img style="width:195px;height:219px;" src="http://www.8sutun.com/files/abdullah_muradoglu111.gif" alt="ddd" width="195" height="219" align="middle" /></span></strong></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></strong><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Abdullah Muradoğlu</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"><br />
<a href="mailto:amuratoglu@yahoo.com">amuratoglu@yahoo.com</a> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Soner Yalçın&#8217;ın Doğan Yayıncılık&#8217;tan çıkan &#8220;Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı&#8221; başlıklı kitabı &#8216;Sabetayizm&#8217; tartışmalarını yeniden canlandırdı. Son yılların en spekülatif konularının başında yer alan Sabetaycılık, artık gerçek bağlamı dışında ele alınmaya ve tartışılmaya başlandı. Bu konuda yapılan tartışmalar, ortaya atılan iddialar tehlikeli sularda seyretmeye başladı. Her konuyu olduğu gibi bu konunun da cılkını çıkarmayı başardık. Toplumsal tarihimizin parçası olan ve ancak bu bağlamda tartışılması, araştırılması gereken konu, ne yazık ki siyasal, ideolojik, dini tartışmalara eklemlendi. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><!--more-->&#8216;Sabetaycılık&#8217;, Türkiye&#8217;de sisteme yönelik teorik çözümlemelerin anahtarı gibi algılanmaya başladı. Genelde ilahiyatçıların, din sosyolojisinin, din psikolojisinin ve bir ölçüde tarihçilerin cevaplandırması gereken konu bambaşka mecralara sürüklendi. Sağcısı solcusu, dinlisi dinsizi, laiki antilaiki, herkes bundan bir pay çıkarmaya başladı. İş sonunda geldi, bir soy adı paranoyasına dayandı. Bir kere başlı başına &#8220;Sabetaist&#8221; kelimesinde sakatlık bulunmaktadır. Sabetaist, tıpkı Marksist, Kapitalist, Faşist kelimeleriyle benzeştirilebilir. Birisine Sabetaist dediğimiz zaman Sabetaycılık adı altında belirli inanç, ideoloji ve yaşam tarzına kesin hatlarla bağlı birisini tarif ediyoruz demektir. İşin aslına bakılacak olursa Sabetaycılık-Sabetaizm kavramı Yahudi tarihçi ve araştırmacılar tarafından icat edilmiş bir kavramdır, daha çok da Sabetay Sevi yahut Aziz Mehmet Efendi taraftarlarını küçümsemek, suçlamak amacıyla kullanılmıştır. Zaten Sabetay Sevi&#8217;yi şikayet edenler Yahudi Hahamlar değil midir? Yahudiler Sabetay Sevi ve bağlılarının-görünürde olduğu kabul edilse bile-İslam dinine girmelerini hiç bir zaman affetmediler. Yahudilik içinde sapkın bir kol olarak görülen Sabetay Sevi bağlıları, Yahudiler tarafından aşağılanan, horlanan bir topluluk olmuşlardır. Bu bakış açısına sahip olan Osmanlı Yahudilerinin yer yer &#8216;Dönmeler&#8217; aleyhinde Osmanlı devletine ihbarlarda bulundukları açık bir gerçektir. Sabetay Sevi&#8217;nin aslında Yahudi olduğu, eski inancına devam ettiği, hatta gizlice bu tarikatı yayma çabası içinde olduğuna dair bir ihbar nedeniyle Arnavutluk&#8217;a sürgün edildiği söylenebilir. &#8220;Dönmeler&#8221; aleyhindeki propaganda tarihin pek çok kesitinde yapılagelmiştir. Bugünkü tartışmaların temelinde bu propagandaların etkisi vardır. Örneğin Josepf Nehama adlı Yahudi tarihçi 7 ciltlik &#8220;Selanik Musevileri Tarihi&#8221; adlı Fransızca eserinde  &#8220;Sabetaycılık Azabı&#8221; başlıklı bölümde bu kavram kullanılır. Kitapta Avdetiler&#8217;den Yahudilikten dönen sapkın bir cemaat olarak sözedilir. (Bak: Orhan Koloğlu, Marrano&#8217;dan Sabetay&#8217;a Avdeti&#8217;den Dönme&#8217;ye 350 Yıllık Serüven. Tarih ve Toplum, Temmuz 2002). Nehama&#8217;nın kitabında Sabetay Sevi ve taraftarlarının İslam&#8217;ı kabul edişi şiddetle eleştirilerek, tasasız bir şekilde binlerce yıllık dinlerini inkar ettikleri, düşmanlarının intikam planlarına karşı korunmak için efendileri Osmanlıların inancını benimsedikleri belirtilir. Nehama, dönemin Yahudi Hahambaşılığı tarafından yayımlanan bir serkülerden alıntılar yapar. Alıntılarda bu topluluk hakkında zinalar, ahlaksızlık, sahtekarlık, yolsuzluk gibi akla hayale gelmez iddiaları sıralar. Sadece bu bile Yahudilerin, Avdetilerin -görünürde yahut gerçekten- Müslümanlığı kabul edişlerine nasıl aşağılık bir olay olarak baktıklarını gösterir.  Ünlü Yahudi tarihçi Scholem Gershom da Türkiye Avdetilerinden &#8220;Gizli Yahudi Cemaati&#8221; olarak söz eder. Scholem&#8217;in bu çerçevedeki bir makalesi, 1988&#8242;de Ankara İlahiyat Fakültesi dergisinde, kendisi de &#8216;Dönmelik&#8217; üzerine doktora tezi çalışan Prof. Hasan Küçük&#8217;ün imzasıyla çevirilerek yayınlanır. Aslında Nehama&#8217;nın ağır hakaretler içeren kitabındaki yaklaşımla Scholem&#8217;in &#8220;Gizli Yahudi Cemaati&#8221; yaklaşımı arasındaki farklılık dikkat çekicidir. Birinci yaklaşım Avdetileri aşağılayıp dışlarken, ikinci yaklaşım yaşadıkları varsayılan bir gizlilikten kurtarılıp himaye altına alınmaları gerektiğini ima eder. Bu da son tartışmaların mahiyetine küçük bir ışık tutabilir.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Her fikrin avdetisi var</span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Yahudi araştırmacılar-kendi tabirleriyle- &#8220;Sabetaycılık-Sabetaist&#8221; kavramını sıklıkla vurgulamışlardır. Dolayısıyla günümüze kadar sarkan &#8220;Sabetaizm-Sabetaycı&#8221; ithamları Yahudi araştırmacılarının bakış açılarını yansıtıyor. Oysa Osmanlı tarih yazıcıları dönmelere &#8220;Avdeti&#8221; demektedirler. Örneğin, ünlü Osmanlı biyografi yazarı Hüseyin Vassaf, Sefinetün Evliya(Evliyalar Gemisi) adlı önemli eserinde Mevlevi dedelerinden(Halil Bezmen&#8217;in anneannesinin dayısı) Esad Dede&#8217;yi övgüyle anlatırken &#8220;Avdeti&#8221; ibaresini kullanır. Halk arasında ise daha çok &#8216;Dönme&#8217; ibaresi kullanılagelmiştir. Dönme kelimesi daha sonra ansiklopedilere, sözlüklere girerek Yahudilikten ayrılmış bir topluluğu tanımlayan bir kavram niteliği kazandı. Avdeti bir Bektaşi Dedesi müslüman bir Osmanlı biyografisti tarafından evliyalar listesine alınmıştır, bunda hiçbir beis de görülmemiştir. Bu listelere sol dahil, daha başka fikri ve siyasi akımların listelerini de ekleyebiliriz. Örneğin Şefik Hüsnü Deymer, Zeki Baştımar, Reşat Fuat Baraner gibi Selanik kökenli isimlerin önderlik ettiği Türkiye Komünist Partisi&#8217;ni buna ekleyebiliriz. Buradan çıkan sonuç şudur, toplumun pek çok kesiminden olduğu gibi Avdeti ailelerden de ülkedeki siyasi, fikri, dini akımlara katılanlar olmuş, Avdeti bir Komünistle, Avdeti bir Kemalist, Avdeti bir din adamı, Avdeti bir liberal farklı saflarda farklı cephelerde karşı karşıya gelmişlerdir. Öte yandan Avdeti&#8217;ler arasında pek çok ailenin de Sabatay Sevi&#8217;nin din değiştirmesine rağmen eski inançlarını sürdürdükleri biliniyor. Bunu Avdeti kökenlilerin yaptıkları açıklamalardan öğreniyoruz. Örneğin &#8220;Tarih Vakfı Yurt Yayınları&#8221; tarafından yayımlanan &#8220;İstanbul&#8217;da Hatırlamak ve Unutmak: Birey, Bellek ve Aidiyet &#8221; isimli kitapta Leyla Neyzi&#8217;nin Fatma Arığ&#8217;la yaptığı mülakatta da bu belirtiliyor. Neyzi, &#8220;Sabetaycıların Türkiye&#8217;deki diğer azınlıklardan farkı, görünüşte çoğunluktan farksız olmakla birlikte, cemaat içinde farklı bir kimliği sürdürmeleri. Yani kimlikleri gizlilik üzerine kurulu. Onları diğer azınlıklardan ayıran başka bir özellik de, toplumda ekonomik ve politik güç sahibi olmaları&#8221; der. Görüldüğü gibi &#8216;Sabetaist&#8217;, &#8216;Sabetaycı&#8217; kavramı herkes için bir anahtar kavramdır. Neyzi, yazısında Sabetaycıları görünüşte müslüman olan Sabatay Sevi taraftararı olarak da niteler ayrıca. Öte yandan Fatma Arığ da ailesinde Sabetaycı ritüellerin bütün canlılığıyla yaşadığını nakleder. Arığ, büyükbabası ve büyükannesinin ve ondan önceki neslinin de bu kimliğin bütün kural ve vecibelerini yerine getirdiklerini belirterek,&#8221;Şimdi ben bunu nasıl yok varsayabilirim&#8221; demektedir. Arığ ilginç bir tespitte daha bulunarak Sabetaycıların Atatürk&#8217;ün arkasına sığındıklarını, &#8220;laiklik kavramı kendilerini de rahatlatan bir kavram olduğu için, topluma karşı kendilerini &#8216;Selanikli dönme&#8217; değil &#8216;Atatürkçü Laik&#8217; diye tanımlayarak bu külfetten kurtulmaya çalışmışlardır&#8221; sözleriyle anlatıyor. Arığ bu cümleleri, anneannesine neden namaz kılmadığını sorduğunda &#8220;Biz Atatürkçüyüz&#8221; cevabını aldığını belirttikten sonra sıralıyor. Arığ, bu topluluk içinde ağır bir kimlik bunalımı yaşandığını da sözlerine ekler. Kendisinin Sabetaist olmadığını söyleyen Arığ, geçmişi, kökleri reddetmek değil, bundan yeni sentezler üretmek gerektiğini de vurgular. Ünlü Türk komünistleri Zekeriya Sertel, eşi Sabiha Sertel ve kızı Yıldız Sertel de anılarında &#8216;Dönme Cemaati&#8217;nden söz ederler, onların kapalı devre yaşamlarından bahsederler, hatta İstanbul&#8217;daki Selaniklilerin kendi okullarını bile diğer okullardan ayırdıklarını anlatırlar. Siyasi bir cinayete kurban giden Abdi İpekçi de Selaniklerin dışardan kız almalara karşı çıkmalarını şiddetle kınıyordu. Hatta ilk nişanlısı olan Esin Dölen&#8217;in üç Selanikli zümreden birine mensup olduğu için Abdi İpekçi&#8217;nin ailesinin bu evliliğe karşı çıktıklarını Tufan Türenç ve Erhan Akyıldız&#8217;ın yazdığı Gazeteci kitabından öğreniyoruz. Tarih Vakfı Yurt Yayınları&#8217;ndan çıkan &#8220;Doğu Akdenizde Liman Kentleri&#8221; isimli kitabın Selanik bölümünde Basil C. Gounaris, Selanik&#8217;te geleneksel olarak, en zengin müslümanların ticaretle uğraşan tek müslüman kesim olan Dönmeler olduğunu yazar. Joseph Nehama&#8217;nın Historie des İsraelites des Selanique adlı eserinden bol bol yararlanan Gounaris, Dönmelerin refah içinde yaşamalarını ise büyük ölçüde hükümete bağlı vergi mültezimleri olmalarına dayandırır. Dönmelerin üç ayrı soya ayrıldıklarını belirten Gounaris şöyle devam eder:  &#8220;İki tanesi üçüncü soyla evlenmez, üçüncü de kızlarını Osmanlılara vermezdi. Dönmeler ne müslümanlar ne de yahudiler arasında sevilirdi. Müslümanlar dönmelerin yalnızca ismen müslüman olduklarını, gizliden gizliye Yahudi dininin kurallarına uymaya devam ettiklerini ve müslüman olarak konumlarından mali çıkar sağladıklarını düşünürlerdi. Yahudiler içinse, bu dönmeler ticarette en tehlikeli rakipti. Hem yahudiler hem de müslümanlarca hakir görülen dönmeler, cemaatlerinin devamını iç evlilikler ve iyi eğitimle sağlamaya çalışıyorlardı. Daha sonraki yıllarda, muhtemelen siyasal ilişkilerde daha güvenli bir konum elde edebilmek için Jöntürk hareketine mali destek verdikleri ve son derece popüler bir gazete olan Asr&#8217; ı kontrol ettikleri görülüyor.&#8221;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Gounaris, Selanik&#8217;in Hıristiyan ve Yahudi tüccarlarının Dönmelerle birlikte Selanik Ticaret Odası&#8217;nı denetlediklerini, çıkarlarını korumak için yabancı konsoloslukların desteğiyle yerel yetkililere, hatta Bab-ı Ali&#8217;ye bile baskı uygulayabildiklerini belirtir. Yanı sıra 1909 ve 1910&#8242;da Girit Sorunu üzerine Yunanistan&#8217;a karşı başlatılan Osmanlı boykotunun  taşıyıcı unsurlarının Yahudi ve Dönme tüccarları olduunu belirterek, &#8220;Boykotun uzması üzerine Yahudi mavnacılar zor duruma düşünce Dönme ve Yahudi tüccarlar İtihat ve Terakki Cemiyeti ile yaptıkları toplantıda boykotun sona ermesini istemişlerdi&#8221; der. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Balkanların en canlı kentlerinden olan ve çok uluslu çok dinli yapısıyla bilinen Selanik, İttihat ve Terakki&#8217;nin de en önemli merkezlerinden birisidir. Bu nedenle aydın, yarı-aydın Avdeti kökenli tüccarlar, avukatlar, gazeteciler, öğretmenler, subaylar da devleti yeniden biçimlendirmeyi amaçlayan bu yeni akım içerisinde yer almışlardır. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Fitili tutuşturanlar hep cemaatten </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">İkinci bir husus ise &#8220;Dönmelik&#8221;, &#8220;Sabetaycılık-Sabetaizm&#8221; tartışmaları her ne hikmetse-çoğu kez-yine bu topluluğun içinde yer alan kişilerce başlatılmıştır. Bu olguya değinmek gerekiyor. Sabetaycılık tartışmaları 1919&#8242;da imzasız olarak yayımlanan &#8220;Dönmeler&#8221; isimli imzasız bir broşürde yer alan aleyhtar iddialar nedeniyle başladı. Risalenin adı, &#8220;Dönmeler, Honiyas, Kavayros, Sazan&#8221;dır, İstanbul&#8217;da Şems Matbaası tarafından basılan 16 sayfalık risalede Dönmeler müslüman toplum arasında fesat yayan bir topluluk olarak nitelendiririlir, pek çok kötü olayın sebebi olarak gösterilir. Buna cevap, &#8216;Dönme&#8217; olduğu kuvvetle muhtemel, Binbaşılıktan emekli Sadık Bey tarafından, Ermenilere ait Karabet Matbaası&#8217;nda basılan &#8220;Dönmelerin Hakikati&#8221; adlı risaleyle gelir. Burada bir ayrıntıya yer vermek gereği vardır. 1919&#8242;da &#8220;Dönmelerin Hakikati&#8221; isimli risalenin yazarı Binbaşı Sadık Bey&#8217;in meşhur Miralay Sadık Bey olduğu &#8216;Efendi&#8217;de yer aldı. Yanlıştır. Sadık Bey, 1911&#8242;de miralay olarak ordudan emekli olduğu günden beri Miralay Sadık ismiyle tanınmaktadır. 150&#8242;liklerden Osmanlı Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurucularından eski İttihatçı(Manastır İT Cemiyeti Başkanlığı yaptı) Miralay Sadık Bey&#8217;in &#8220;Dönmelerin Hakikati&#8221; isimli bir risalesi bulunmamaktadır. Sadık Bey&#8217;in İttihat ve Terakki içinde muhafazakar bir klik oluşturmaya çalıştığı doğrudur. Miralay Sadık Bey&#8217;in, Sabetay Sevi üzerine latin alfabesiyle yazılmış ilk kitabın yazarı, Atatürk ve İsmet Paşa döneminde CHP&#8217;den mebus seçilen Alaettin Gövsa&#8217;nın amcası olduğu doğrudur. Osmanlı Hürriyet ve İtilaf Fırkası&#8217;nın önce ikinci başkanı(1911), sonra (1919) da reisi İttihatçı Miralay Sadık Bey, İttihat ve Terakki&#8217;de Siyonist etkisine olumsuz vurgu yapan muhafazakar bir siyasi kişiliktir. Soner Yalçın&#8217;ın kitabında &#8220;Dönmelerin Hakikati&#8221; isimli risalenin ise 1919&#8242;da Binbaşı Sadık Bey tarafından yazıldığı doğrudur. Ancak bu Sadık Bey, Miralay Sadık Bey değildir. 1919&#8242;da &#8220;Dönmelerin Hakikati&#8221; isimli risaleyi yazan Binbaşı Sadık, Avdeti-Müslüman bir subaydır. Sözü edilen risaleyi, dönmeler aleyhinde yazılan isimsiz bir risaleye karşı kaleme almıştır. Savaştan dönen yorgun ve yaralı bir subay olduğu belirtilen Binbaşı Sadık Bey risalesinde dönme olarak anılan insanları savunmuştur. Sabatay Sevi&#8217;nin Sultan 4. Mehmet tarafından &#8220;Aziz&#8221; olarak ünvanlandırıldığını ve inanmış bir mümin olduğunu vurgulamış, öteki risalade yer alan ithamları soru haline getirerek makul sayılabilecek ölçülerde bir bir cevaplamıştır. Dolayısıyla risalenin dönmelerin lehinde mi aleyhinde mi olduğu konusunda bir şüphe yok. Miralay Sadık Bey&#8217;in yeğeni İbrahim Alaettin Gövsa&#8217;nın kaleme aldığı Sabatay Sevi üzerine yazdığı kitap ise yakın zamanda sadeleştirilerek Anka Yayınları tarafından yayınlandı. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sabetaycı kavramını kim icat etti? </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">1970&#8242;lere kadar Türk literatüründe &#8216;Sabetaycı&#8217; kavramı kullanılmamıştır. Sadece bir kitapta kullanılmış, bu ibare de Yahudi araştırmacıların kitaplarından alıntılanmıştır.  1919&#8242;daki kitaplı, risaleli tartışmanın ardından ikinci önemli tartışma 1924&#8242;de, hem de mübadelenin en canlı döneminde Karakaşzade Rüştü isimli bir Avdeti&#8217;nin TBMM&#8217;ne ve Atatürk&#8217;e yazdığı bir mektupla başlar. Bu mektup da Avdetiler aleyhinde, belki de Avdetilerin bir koluyla ilgili aleyhtar iddialardır. Öte yandan bu itirafların, ithamların gerçekte hangi nedenlerden ötürü yapıldığı esrarengiz kalmıştır. Bu iddialar zamanın basın organlarında yer alarak tartışmalara neden olmuştur. Ahmet Emin Yalman&#8217;ın çıkardığı Vatan gazetesinde bu iddialara cevap verilmiş, ayrıca Sabetay Sevi ve Avdetiler hakkında makaleler yayımlanmıştır. Kendisi de Avdeti bir aileye mensup olan Ahmet Emin Yalman&#8217;ın sahibi olduğu Vatan gazetesinin 11 Ocak 1924 tarihli nüshasında imzasız olarak yayınlanan &#8220;Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi&#8221; başlıklı yazıda Selanikli bazı esrarengiz zümrelerin kendilerini Türk ve müslüman toplumdan ayırdıkları, bu yüzden hafif bir infialle karşılaştıkları belirtilir, başka ülkelerde bu tür durumlarda daha şiddetli infiallerin olacağı vurgulanır. Aynı yazıda, Selanik&#8217;teki Kapancılar, Karakaşlar ve Yakubi olarak bildiğimiz üç Avdeti zümreden ikisinin teşkilat olarak çözüldükleri, diğer kalan zümrede ise enkaz halinde hurufat ve hususiyetler olduğu ifade edilerek, bu meselenin kati surette tasfiye edilmesi tavsiye edilir. Yazıda devamla söz konusu tasfiyenin, &#8220;Bu hükümetle değil, içtimai tazyik ve efkarı umumiyeden gelir&#8221; denilerek,  bu tür durumlarda mertçe ortaya çıkıp gerçek kimliklerini açıklamaları ve ayrı kalmak istediklerimi belirtmeye davet ediliyor, bunun da bir takibata  uğramayacağı vurgulanarak, &#8220;Türk camiası hakiki mahiyeti anlar ve ona göre hareket eder&#8221; deniliyor. Selanik&#8217;te aydın Dönmeler tarafından yayınlanan Gonca-i Edep mecmuası kendi mensup oldukları ailelerin sürdürdükleri adetleri köhnemiş oldukları için terkedilmesini ve Türk toplumuna karışılmasını savunuyordu daha 1900&#8242;lerde. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Basın kavgasında argüman oldu</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Dönme tartışmaları gün gelmiş, basında bir güç kavgasının, bir siyasal çatışmanın parçası olabilmiştir. Mesala, Cumhuriyet&#8217;in sahibi Yunus Nadi ile Tan gazetesinin sahibi Ahmet Emin Yalman arasında çıkan çatışmada &#8220;dönme&#8221; ithamı en uç yorumlarla yapılabilmiştir. 22 Ekim 1937 tarihli Cumhuriyet&#8217;te Yunus Nadi, Yalman&#8217;ı hedef alarak, &#8220;Haydi, ben derebeyi ailesinden olayım. Ya sen kimsin? Tekirdağ&#8217;da kazığa kakılmaktan kurtulmak için selameti yalancıktan dinini değiştirmekte bulan Yahudi fesatçısı Sabatay Sevi&#8217;nin torunu değil mi?&#8221;  diyebilmiştir. Yunus Nadi, suçlamalarını 23 Ekim tarihli sayıda da sürdürmüş, &#8220;Tan gazetesi etrafında toplanmış olan Ahmet Emin&#8217;ler, Sabiha&#8217;lar Türk değildirler. Onların Türk isimleri altında başka ırklar, başka zihniyetler, başka hüviyetler saklıdır. Bunlar adına &#8220;Dönme&#8221; denilen ve Türklükle alakaları olmak ihtimali bulunmayan bir kavim ve kabilenin okudukları nisbette ifritleşmiş ferdleridir&#8221; diyebilmiştir. Dolayısıyla &#8220;Sabetaycılık&#8221; tartışmaları tek başına İslamcıların sebebiyet verdiği bir tartışma değildir. Ünlü Türkçü Nihal Atsız da pek çok yazısında Dönmeliğe atıflarda bulunur. Mesala Orhun dergisinin 12 Mart 1934 tarihli nüshasında Yunus Nadi&#8217;den aşağı olmamak üzere, &#8220;Yahudi iki türlüdür. Biri asıl Yahudidir, bu dilinden tanınır. Biri de Yahudi dönmesidir. Bu dilinden tanınmaz. Bunu tanımak için yüzünün mütereddit Yahudi hatlarına dikkatle bakmak lazımdır. Yahudiyle Yahudi Dönmesi&#8217;nin hiçbir farkı yoktur, Biri &#8216;biz Yahudiler&#8217; derse öteki de &#8217;siz Türkler&#8217; der&#8221; diyerek noktalar sözlerini. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Üçüncü önemli tartışma da 1952&#8242;de yine Nazif Özge isimli bir Avdeti&#8217;nin İslamcı &#8220;Büyükdoğu&#8221; gazetesinde &#8220;Ben dönmeyim&#8221; başlıklı ifşaatlarıyla alevlendi. Tartışma Sebilürreşat dergisinde de dönmeler üzerine yazılan tefrika makalelerle devam eder. Bir süre soğumaya bırakılmış olan ve neredeyse unutulmuş bulunan Dördüncü önemli tartışma ise 1990&#8242;ların başında yine Avdeti&#8217;lerden olduğunu öne süren ve Musevi dinine kabul edilmek için hem Türkiye Hahambaşılığı hem de İsrail nezdinde büyük bir mücadeleye girişen Ilgaz Zorlu&#8217;nun 1990&#8242;ların başında başta &#8220;Tarih ve Toplum&#8221;, &#8220;Toplumsal Tarih&#8221; olmak üzere çeşitli dergilerde yazdığı yazılarla yeniden gündeme gelir. Açıkça söylemek gerekirse son yıllardaki Sabetaizm tartışmaları Ilgaz Zorlu&#8217;nun sözkonusu dergilerde kaleme aldığı makalelerle başlamış, bu tartışmalara sağdan soldan pek çok kişi katılmıştır. Zorlu da ilk makalelerinde &#8216;Dönme&#8217; ve &#8216;Dönmelik&#8217; tabirlerini kullanmış, bilahare İsrail&#8217;de Sabetay Sevi üzerine 1 yıl kadar araştırma yapmış, sonraki makalelerinde ise daha çok &#8216;Sabetaycılık&#8217; ve &#8216;Sabetaizm&#8217; kelimelerini kullanmaya başlamıştır. Uzun ve yorucu bir hukuk savaşından sonra Musevi dinine kabul edilen Zorlu&#8217;nun görüşleri, iddiaları, kavramları İslamcı olarak nitelendirilen yazarlar tarafından da kullanılmaya başlamış, buna daha sonra radikal sol kimlikli ünlü isimlerden Yalçın Küçük de büyük bir keyifle dahil olmuştur. Dolayısıyla müslüman çevrelerde &#8220;Avdeti&#8221;, &#8220;Dönme&#8221; olarak telakki edilen Sabetaycılık büyük ölçüde &#8216;gizli şebeke&#8217;, &#8216;örgütlü ideolojik ve ekonomik güç sahibi bir topluluk&#8217; olarak anılmaya anlaşılmaya başlandı. Ben burada Avdeti olarak tanımlanan dönme ailelerinin Cumhuriyet, Batılılılaşma, Laiklik vesaire gibi tartışmalar içindeki yerlerini es geçmek istiyorum. Çünkü bu bambaşka bir yazı konusu. Öte yandan &#8216;Sabetaistlerin Türkiye&#8217;ye aydınlığı getirdikleri&#8217; gibi tezleri çok iddialı buluyor, altının da boş olduğunu düşünüyorum. Türkiye&#8217;nin modernleşme, çağdaşlaşma, Batılılaşma seyri, Osmanlı imparatorluğunun görkemli gücünü yitirmesiyle ilgili bir süreçtir, başka dinamiklerle bağlantılıdır. Bunun aktörleri Osmanlı&#8217;nın her kökenden olmak üzere aydın-bürokrat sınıfıdır. Ki bu Batılılaşmacı, Modernleşmeci, Yenileşmeci aktörlerin içinde tekke mensuplarının sayısı azımsanacak ölçülerde değildir. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">&#8216;Sızma&#8217;  değil  &#8216;Katılma&#8217;</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sabetaycılık ya da Osmanlı son döneminde ortaya çıkan Dönmelik, aslında İttihat ve Terakki ile başlayan çok karmaşık bir dönemde yer yer tartışıldı, ama hiçbir  zaman başlı başına bir anti-kampanya haline getirilmedi. &#8220;Dönme&#8221; kavramının İttihat ve Terakki”nin çok taraflı koalisyon yapısı içindeki hizipleşmelerde, iktidar kavgalarında sıradan bir argüman olarak kullanıldığını görmekteyiz. Bu nedenle asıl tartışmalar Osmanlı döneminde değil, tam aksine Cumhuriyetin ilk yıllarında başladı, sonraki yıllarda da devam etti. Dolayısıyla Sabatay Sevi”nin ihtida ettiği, din değiştirdiği 1600”lü yıllardan 1900”lü yılların birinci çeyreğine kadar Dönmelik diye ciddi bir tartışma Osmanlı döneminde sözkonusu olmamıştır. Varolduğu söylenen tartışmalar, çatışmalar ise yine dönme olarak nitelendirilen topluluğun, ailelerin kendi arasında cerayan etmiştir, zaten bu da bir söylentiler dizgesinden ibarettir. İhtida meselesi Osmanlı imparatorluğu döneminde hep olagelen bir şeydir. Pek çok Yahudi müslüman olduğu gibi Polonyalısı, Rum&#8217;u, Macar&#8217;ı, Sırp&#8217;ı da hatta tek tük de olsa Fransız muhtedilerin varlığını biliyoruz, bu kişiler arasında paşa, sadrazam ve vezir olanların sayısı hiç az değil. Öte yandan muhtedilerin müslümanlığı da tartışma konusu edilmemiştir. (Bugün bile Türkiye&#8217;de en çok okunan Kur&#8217;an meallerinden birisi, Yahudi kökenli müslüman bir alim olan Muhammed Esed&#8217;in mealidir). Mevlevi dedelerinden Esad Dede, Müslüman-Türk camiasında itibarlı yerleri olan Mehmet Akif ve Tahir&#8217;ül Mevlevi başta olmak üzere pek çok isme hocalık etmiştir. Bu nedenle Esad Dede Avdeti olmasına rağmen hayırla yad edilen bir alimdir. Elbette bu gibi şahsiyetlerin konumunu, Soner Yalçın&#8217;ın Tempo dergisine verdiği söyleşide olduğu gibi, &#8220;Sabetaycılar İslama da sızdı&#8221; üst başlığıyla verilmesi doğru değildir. Bu sakat bir bakışaçısıdır. &#8220;Sızma&#8221; kelimesi Türkiye Komünist Partisi literatüründe de partiye sızan polis ajanları veya ajan provokatörler için kullanılan, kötü niyetliliği ifade eden bir kavramdır. Bu kavramı insanların inançlarını ve niyetlerini sorgulamaya yönelik olarak kullanmak aşırılıktır. Gerçekten de Avdetilerden müslüman camiada hayırla yadedilenlerin sayısı çok fazladır, bunu bir &#8217;sızma&#8217; olarak değil bir &#8216;katılma&#8217; olarak anlamak gerekir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Osmanlı dini çevrelerinde ilimde derinleşen kişiler, kökenlerine bakılmaksızın baştacı edilmişlerdir. Osmanlı döneminde Avdeti kökenli pek çok insan, Avdeti kökenli olmayan binlerce insan gibi, kendilerine en yakın buldukları tasavvufi yapılara mensup olmuşlardır. Bu bağlamda Bektaşilik, Mevlevilik, bazı Kadiri, Rufai, Rıfai, Celveti gibi diğer tarikatlere kıyasla daha serbest, daha geniş, daha hoşgörülü olduğu düşünülen tarikatler, Avdeti müslümanların ilgi gösterdiği tasavvuf grupları içerisinde yer almışlardır. Bunun bir sızma olduğunu iddia etmek için yorumdan çok güçlü kanıtlara ihtiyaç var. Diğer taraftan Avdetiler içinde, kültürel ve etnik kodlara sahip olmak dışında eski inançlarını şu ya da bu şekilde yaşayanlar varsa bile, bu tartışılması yahut itham edilmesi gereken bir şey değil, hoşgörüyle karşılanması gereken bir şeydir.  Elbette Sabatay Sevi hareketi kitlesel muhtedi olayı olması bakımından farklılık gösterir. Bu muhtediler içinde gerçekten müslümanlığı kabul edenler olduğu gibi görünürde inançlarını gizliden gizliye de olsa sürdürenler çıkacaktır. Bunun tartışmasını dönme din adamları yahut teologlar yapmalılar. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sonuçta bu bir inanç meselesidir ve oldukça spekülatif bir konu niteliği taşıyor.</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Herkes kendi kavgasında kullanıyor</span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Ilgaz Zorlu&#8217;nun açtığı Sabetayizm tartışmalarında pek çok gazeteci de yer aldı. Aydınlık gazetesi Cengiz Çandar&#8217;a dönme olarak hitap ederken, Hürriyetten Hadi Uluengin de Coşkun Kırca ile yaptığı bir kalem kavgasında Kırca&#8217;ya dönme hitabında bulundu. Liste bununla sınırlı değildir, Agos&#8217;tan Hırant Dink de 20 Ekim 2000 tarihli Agos&#8217;ta bir yazısında 1915&#8242;deki tehcir olaylarından söz ederken tehcirin arkasında Yahudi parmağı olabileceğine dair değinilerde bulunur. İttihat ve Terakki&#8217;nin kurmayları arasında Nazım Bey gibi Sabatay Sevi kökenli bir çok Yahudinin olduğu, 1915&#8242;deki tehcir kararında bu kişilerin önemli roller oynadığına ilişkin iddiları gündeme getirir. Musevi araştırmacı Rıfat Bali, Dönme ithamının çeşitli gerekçelerle çeşitli siyasi çevreler ve kişiler tarafından gündeme getirildiğini şu sözlerle dile getirir: &#8220;Siyasi tavırlarından ve düşüncelerinden dolayı kişilere yöneltilen eleştirilerde onların dini veya ırki kimliklerine vurgu yapılması, tarihi olayların ırki unsurları önplana çıkaran iddilarla açıklanması ırkçılığın ve ayrımcılığın en belirgin ve bilinen özelliklerinden biridir. Dini veya ırki kimliği bir silah veya tarihte yaşanan olayları açıklamak için bir araç olarak kullananların, kemalist ideolojinin önde gelen gazeteleri olan Cumhuriyet&#8217;in sahibi ve başyazarı Yunus Nadi ile Ulus yazarı Nurettin Artam&#8217;dan Kürt milliyetçilerine, Kürt milliyetçilerinden modernizmin ve kozmopolitizmin şampiyonluğunu elden bırakmayan Hürriyet köşe yazarı Hadi Uluengin&#8217;e, islamcılara bir hukuk profesörüne, bir insan hakları savunucusu ve nihayet bir gayrimislim gazeteciye kadar çok geniş bir yelpazeye yayılması oldukça dikkat çekicidir.&#8221;(Rıfat N. Bali, Musa&#8217;nın Evlatları Cumhuriyetin Yurttaşları, İletişim Yayınları) </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Rıfat Bali bir başka söyleşide bazı Dönme ailelerinin muhafazakar müslüman camianın tepkisini haklı olarak çeken davranışlarından söz eder. Onların aşırı laik uygulamaların müsebbibi olarak görüldüklerini ekler.</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">İşin içinde başka hesaplar mı var?</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Yahudi araştırmacıların literatürümüze armağan(!) ettiği Sabetayizm ve bu bağlamda yapılan tartışmalar, acaba, arkaplanında İsrail&#8217;in Musevi nüfusu artırmaya yönelik bir gizli niyetinin ürünü müdür? Artık bir yerde Türkiye toplumuna karışmış-istisnaları olabilir-, erimiş, Yahudi asıllı bir topluluğu çeşitli şekillerde deşifre ederek, onları hedef tahtası haline getirilmesini sağlayarak yeni bir politik tutunum mu edinilmeye çalışılmaktadır? Yoksa bu tartışmaların arkasında daha başka siyasal amaçlar, siyasal-ekonomik çatışmalar, hesaplaşmalar mı bulunmaktadır? Basında, ekonomide, siyasette, acaba bazıları bazılarını, bu tartışmalar üzerinden yıpratmak, tasfiye etmek niyetinde midirler? Acaba, spekülatif tartışmaları yürütenler bir takım çevrelerin değirmenine su mu taşımaktadırlar? Bir diğer husus ise, Müslümanlığı kabul ettikleri için Yahudiler tarafından affedilmeyen Avdetiler cezalandırılmak, rahatsız edilmek, canlarından bezdirilmek mi isteniyorlar. Yahudi fıkhında Musevilikten çıkanlarla ilgili hangi hükümler verilmektedir? Elbette bu sorunun muhatapları ilahiyatçılardır. 1919, 1924, 1952 yıllarında ve sonraki dönemlerde gündeme gelen Sabetaycılık tartışmalarının, acaba, ilk ikisinin Filistin&#8217;e Yahudi muhaceratının çok yoğun yaşandığı dönemlere, 1952 yılının da İsrail devletinin ilk yıllarına denk düşmesinin bir payı olabilir mi? Acaba Avdeti olarak nitelendirilen topluluklara bu ülkeye bağlılıklarının bedeli mi ödettirilmek isteniyor?  Yaşadıları ülkeye bağlılıklarının İsrail devletine bağlılığın üstünde olan Musevilerin cezalandırıldığı iddialarını dikkate alacak olursak, acaba, Musevi dinini terkeden topluluklar da mı aynı iddialara muhataptırlar? Doğrusu bu konuyla ilgilenenlerin bu soruları, bu kuşkuları gözardı etmemeleri gerekir. Neden, şu veya bu nedenle kendi kapalı yaşam tarzlarını sürdürmeyi yeğleyen bir topluluk, sanki mecburlarmış gibi, hem de kendi içlerinden çıkan bazı kişiler eliyle, kendilerini açıklamaya, deklere etmeye çağırılıyor? Türkiye&#8217;de her etnik topluluk bir ölçüde kendi kültürel kodlarını taşır, bazı ritüellerini yaşatır, bundan daha doğal ne olabilir. Önemli olan bu kültürel kodlar nedeniyle başka toplulukların yaşam tarzlarına, inançlarına bir dayatmaya gitmemek, ellerindeki ekonomik- politik güçleri tahakküm aracı haline getirmemektir. Bu noktada solcusu, milliyetçisi, dindarı, faili meçhul Sabetayizm tartışmalarına araştırmadan, irdelemeden, düşünmeden balıklama dalmamaları, birilerinin açtığı kanallardan gözü kapalı yürüyerek toplumda yeni bir düşmanlık ve çatışma dalgasının yayılmasına, amacı belli olmayan bir şekilde katkıda bulunmamaları gerek diye düşünüyorum. Belki de bunu amaçlayanlar, Leyla İpekçi&#8217;nin ifadesiyle yeni bir günah keçisi icat ederek kendi işlerini, kendi iç hesaplaşmalarını, topluma yeni bir düşmanlık ekleyerek yapıyor olabilirler. İşi, &#8220;Bu işi İslamcılara, şunlara bunlara bırakmamak lazım&#8221; gibi ciddiyetsiz, yakışıksız, altı boş tekerlemelere sığınarak, İslamcıların bile haya ettiği ölçüde tartışmaları sürdürmek safdillik değilse, bir art niyet ifadesidir.</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">&#8216;Sabetaycı&#8217;lığa sınıfsal analizle bakabilir miyiz? </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Avdeti aileler özellikle Osmanlı son döneminden başlamak üzere nüfus ve güç sahibi olmaya, iktidara yakın durmaya, hatta etkilemeye başlamışlardır. Osmanlı yönetici sınıfına dahil binlerce aileye, Cumhuriyet döneminde, ticaret, sinema, sanayii, basın ve başka alanlarda ilerleyerek zenginleşen Avdeti aileleri de katılmıştır. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin en ünlü paşa ailelerinden birine mensup bir kişi, kendi dahil olduğu aileyi anlatırken, &#8220;Osmanlı devletinden kalma bir mutlu azınlığın biyografisi&#8221; ibaresini kullanır. Avdeti kökenli zengin aileler de sınıfsal ve kültürel olarak &#8220;Mutlu azınlığa&#8221; katılmışlar, sözkonusu mutlu azınlığın doğası gereği bütün niteliklerini taşımışlardır. Önceleri pek de devlet görevlerine sıcak bakmamış bulunan Avdeti aileler, İkinci Meşrutiyet döneminden itibaren günümüze kadar burada da yer almışlar, devletin siyasi rejiminin savunucuları olarak yer yer müslüman toplumu rencide eden uygulamaları savunmuşlardır. Ama bu, Avdeti kökenli olmayan radikal laik kişilikten çok da farklı değildir. Yeri gelmişken belirtmek gerek, nasıl ki Osmanlı döneminden kalma yönetici sınıfa dahil aileler, kendi aralarında dayanışma, kayırmacılık, içine girmişseler, elbette zenginleşerek bu azınlığa katılmış Avdeti aileler de kendi aralarında aynı tutumu sergilemişlerdir. Bu her güçlü ailenin yapageldiği bir şeydir. Her güçlü aile diğer güçlü ailelerle -en azından evlilik yoluyla-bağ kurmanın yanı sıra iktidar güçleriyle de ilişki kurma yoluna gider. Osmanlı yönetici sınıfından ayakta kalan zümreler Cumhuriyetle birlikte yeni sürece de kolayca ayak uydurmuş, cumhuriyetin elitleriyle, bürokrasisiyle güçlü bağlar kurabilmişlerdir. Sermaye ve iktidar arasındaki ilişkileri analiz edecek değiliz. Sadece değiniyoruz. Öte yandan yeni cumhuriyet elitleriyle en kolay ilişkiyi de Batılı yaşam tarzına açık olan yapıları gereği elbette dönme aileleri kurabilmiştir. Türk burjuvazisinin devlet eliyle serpildiğini, devletin güçlü kanatları ve zengin imkanlarıyla oluştuğunu, hala da bazı sermaye çevrelerinin devletten beslenmeye devam etmeye çabaladıklarını da biliyoruz. Sanırım Türkiye&#8217;deki en önemli sorun, devlet sınıfları ve zümreleriyle, geniş halk yığınları arasındaki çelişkide temelleniyor. Demokrasi, bir ölçüde devlet olanaklarının halka eşit dağıtılmasını kolaylaştırıyor. Osmanlı&#8217;da reaya adı verilen halk zümreleri çok partili sistemle birlikte iktidara, devlete ve onun bürokrasisine katılıyor, çelişki ve çatışma buradan doğuyor. İşte bu noktada ellerindeki gücü reaya ile paylaşmak istemeyen güçler, demokrasiyi yer yer kesintiye uğratarak bu süreçten daha güçlü çıkmaya çabalıyorlar. Mücadele edilmesi gereken budur.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Biyografi çalışmalarının handikapları </span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Ben Sabataycı araştırmacısı değilim. Siyasi biyografilerle uğraşan bir gazeteciyim. Bu konuda dört kitap yazdım, ilk kitabım Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer&#8217;i konu alan Köşkteki Hakim, ikincisi Kemal Derviş ve 300 yıllık ailesini anlatan Reformun Dervişleri, üçüncüsü işadamı Üzeyir Garih&#8217;i anlatan Öldüren Sır: Sıradışı Bir Musevinin Sıra Dışı Öyküsü&#8221;, son olarak da İsmail Cem&#8217;i ve ailesini anlatan İsmail Cem: Selanikten İstanbula Bir Ailenin Biyografisi&#8221; dir. İpekçilerle ilgili kitabım 2002 Ekim’inde yayınlandı. Bu bağlamda yapılan ilk çalışma sayılabilir. Kitaplarıma konu olan portreler, bir gazetecinin ilgi alanı içerisine doğal olarak giren siyasi kişiliklerdir. Yine doğal olarak İsmail Cem&#8217;i incelerken mensup olduğu aileye ilişkin bilgiler de yer almış, bu bağlamda son yıllarda çokça tartışıldığı için &#8220;Sabetaizm&#8221; konusuna da gerektiği kadar olmak üzere kısaca değinilip geçiştirilmiştir. Bu konuda da zorlama yorumlardan çok, İlber Ortaylı gibi bilim adamları ve Avdeti kökenli bir aileye mensup bir aydın olan Halit Refiğ&#8217;in anlatımlarına yer verdim. Elbette bir siyasi kişiliğin oluşumunda aile bağları, çevresel faktörler, eğitim, son derece önemlidir. Bu doneler konu aldığımız siyasi kişiliğe ayna tutmamıza, onu anlamımıza, kritik etmemize yardımcı olurlar. Bir iki bilgi hatası dışında kitabım belgelere dayalıdır, yorumlara değil. Bu nedenle bazı internet sitelerinde  yer alan sayfalardaki Sabetaycılık araştırmaları çerçevesinde, benim çalışmalarıma bağlamından koparılarak değinilmiş olması, kitapta yer alan kimi bilgilerin spekülatif amaçlı olarak kullanılmasından başka bir şey değildir. Bunun dışında Sabetaycılık tartışması herhangi bir gazeteciyi, bir aydını, bir yurttaşı ne kadar ilgilendiriyorsa beni o kadar ilgilendiriyor. Eğer bir çok araştırmacının iddia ettiği ölçülerde bir &#8220;gizli şebeke&#8221; sözkonusu ise, bu şebeke ülkedeki siyasal sorunlara demokratik mekanizmalar dışında müdahil oluyorlarsa bunun ortaya çıkarılması yargıya düşen bir ödevdir, gazeteciler savcı ve yargıç değillerdir. Sabetaycılık&#8217;ı araştırmak, teologların, kültür ve sosyal tarihçilerinin, din sosyologlarının işidir. Son olarak söylemek gerekirse, Sabetaizm-Sabataycılık tartışmalarını anti-semitik bir akım haline dönüştürmeden, kendi bağlamı içinde, kimseleri rahatsız yahut rencide etmeden sürdürmek gerekiyor. Her cemaat, milliyet, topluluk, aile içinden değerli insanlar da çıkar kötü niyetliler de. Bir kişi yüzünden bir aileyi, bir topluluğu rencide etmek hakkaniyet ilkesine sığmaz.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></strong><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">&#8216;Dönmeler&#8217; yahut &#8216;Sabetaycılık&#8217; tartışmalarına bir katkı denemesi &#8211; II </span></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Abdullah Muradoğlu</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"><br />
<a href="mailto:amuratoglu@yahoo.com">amuratoglu@yahoo.com</a> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Efendi&#8217;de ilk göze çarpan yanlışlar </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki Sabetayizm tartışmalarını özetledikten sonra Soner Yalçın&#8217;ın Efendi kitabını ilk elden rastgeldiğimiz bazı bilgi yanlışlıklarına değinmek istiyorum. Soner Yalçın, 1904-1905 yılları arasında Kudüs mutasarrıfı Ahmet Reşid Rey&#8217;in, Siyonist bir şirketten vilayetin vergi açığını kapatmak için borç aldığı için görevden alındığı söyleniyor. Oysa Ahmed Reşid Rey, bu görevinin akabinde, bir ay kadar sonra valiliğe terfi ediyor. Öte yandan Ahmet Reşit Rey, İttihat ve Terakki”de siyonist etkiye savaş açan Miralay Sadık”ın da yer aldığı Hürriyet ve İtilaf Fırkasının kurucuları arasındadır. Soner Yalçın, Reşit Rey&#8217;in neden Rey soyadı aldığını da irdeliyor. Rey, İspanyolca kral demekmiş, ama başka birşey daha var, Rey, Arapça&#8217;da da içtihat anlamında kullanılıyor. Bu yüzden Hanefi mezhebi &#8216;rey ekolü&#8217; olarak adlandırılır. Bundan ne çıkar.</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın, &#8220;Adnan Menderes”in babası aslen Mora&#8217;lıydı. Köklerinin Kerkük Süleymaniyeden geldiği söyleniyor&#8221; dedikten sonra &#8220;İsmail Efendi&#8217;nin Kürt olduğu hemen akla gelebilir&#8221;, diyor, ama Kürt olması önemli değil Soner Yalçın için, çünkü takip eden satırlarda XX yüzyıla kadar Mezepotamya&#8217;da Süleymaniye ve Kerkük başta olmak üzere çok sayıda Kürdistanlı Yahudi olduğuna dair bazı kaynaklara atıfta bulunuyor. Yalçın, Barzaniler&#8217;in Yahudiliği yahut Yahudi Kürtler başlıklı spekülatif iddiaları da bir şekilde Kürt Bedirhaniler&#8217;e ekleyerek aynı kervana katılıyor. Bunu da Menderes&#8217;in Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu&#8217;nun Bedirhani&#8217;lerle hısımlığı konusunu irdelerken yapıyor. Yalçın Küçük&#8217;ün Bedirhanilerin Yahudiliği konusundaki iddiasına atıfta bulunuyor, &#8220;Bedirhanileri Kürt bilirdik&#8221; dedikten sonra da Kuzey Irak&#8217;ta bir zamanlar Yahudilerin bulunduğunu söylemekten kendini alamıyor. Bir zamanlar bir yerlerde Yahudilerin yaşaması, bu yerlerden Türkiye&#8217;ye gelen insanları Yahudi itham etmek için yeterli neden olsa gerek.  Soner Yalçın, Efendi kitabında pek çok isim için de yapıyor. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Mesela Efendi&#8217;de yer alan şu satırlara bakalım, &#8220;İbrahim Ethem&#8217;in annesi Fitnat hanımın babası Katipzade Mehmet Efendi”nin soy ağacının 1724”e kadar uzandığı , daha ötesinin bilinmediği belirtiliyor. Soy ağacının en başında  el Hac Mehmet Efendi var, İzmire mütesellim, vergi toplama memuru olarak geldiği sanılıyor, ama nereden geldiği bilinmiyor…&#8221; </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın, İbrahim Ethem&#8217;in kayınpederi Tireli Hacı Ali Paşa&#8217;nın Kırım&#8217;dan Kafkasya&#8217;dan geldiğine ilişkin söylentilere yer verirken bir aşırı yoruma daha girişiyor,  Kırım&#8217;da ve Kafkasya&#8217;da bir zamanlar Yahudilerin yaşadığından söz ediyor . Sonra da &#8220;Hacı Ali Paşa Kafkas Yahudisi olabilir mi? Bu konuda elimizde  yeteri kedar bilgi ve belge yok&#8221; diyor. ? Bununla yetinmiyor Yalçın, Tire&#8217;de de bir dönem Yahudilerin yaşadığını ekliyor. Yahudi bağlantısı kurulsa rahata erilecek sanki. Böyle bir hava hissediyor okur. Yalçın, Kırımlı Ali”nin dağdan inerek dul bir çiftlik sahibi kadınla evlenmesini iyice sorguluyor, &#8220;Dul kadın Türk ve müslüman mıydı yoksa Rum ya da Yahudi miydi? Dul kadının kimliği hep büyük bir sır olarak kaldı&#8221; diyor. Oysa değerli araştırmacı Dr. Sabri Yetkin, Toplumsal Tarih&#8217;te yayınlanan &#8220;Yetim Adnan Menderes Bey!in Arazi Sorunu&#8221; başlıklı bir makalesinde Tireli Hacı Ali Paşa&#8217;nın yaşam öyküsünden söz ederken, &#8220;Hacı Ali Paşa anlatıya göre, silahlı olarak dağlarda dolaşıp, zamanla bazı toprakları ele geçirip, ağa, bey, sonra da padişahın bir fermanıyla sivil paşa olmuştur. Böylesi bir anlatı, Anadolu&#8217;da aniden sivrilen bütün toprak ağalarının hikayelerinden birisidir. Bu tür ağalar, hemen daima geçmişleri pek bilinmeyen kaynaklardan gelirler. Hiç yoktan gelirler. ilk önce şanslarını şu veya bu yolda denerler, hatta biraz dağlarda dolaşırlar. Bunların asıl kabiliyetleri de ondan sonra meydana çıkar. Dağlar, taşlar, ovalar hep onun olur. Yeni bey için her yol meşrudur. Ama bu yayılma sırasında birçok düşmanlar da edinilir. Nihayet bu düşmanlar birgün bir yerde beyin yaşamına son verirler. Ama beyin ardından gelenler, bu toprağı ellerinde tutarlar ve kendileriyle çevre arasında, sürekli çekişmeli bir yaşam, yıllar hatta nesiller boyu sürer.&#8221; der. </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Bağlamlar biribirine karışıyor </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Adnan Menderes&#8217;in dedesi Haci Ali Paşa Tire ve yöresinde büyük nüfuz sahibi bir eşraftı. Yöredeki eşkiya çeteleri nedeniyle asayiş sağlamakta güçlük çeken Osmanlı Hükümeti&#8217;nin bu konuda Haci Ali Paşa&#8217;nın nüfuzundan yararlandıkları ve pek çok konuda ondan yardım istediği biliniyor. Öte yandan yöredeki eşkiyaların dağdan düze indirilmesinde de Ali Paşa&#8217;nın aracılığını istedikleri kayıtlarda geçmektedir. Çakırcalı Ahmet Efe&#8217;nin düze indirilmesi Ali Paşa sayesindedir. Uluslararası ticaretin yoğun olduğu Ege bölgesinde eşkiyalık sıradan bir dağa çıkma ve sıradan bir asayiş olayı değildir. Bir iktidar ve rant kavgasının karmaşık yapısı içindedir. Yerel eşraf, tüccarlar, yabancı devlet temsilcilikleri, hatta valiler işin içindedirler. Hacı Ali Paşa&#8217;ya sivil paşa ünvanı verilmesi Doğudaki asayiş olaylarını kontrol altına almak amacıyla Kürt ağalarına nasıl Osmanlı tarafından paşa ünvanı verilmişse Haci Ali Paşa&#8217;ya da aynı gerekçelerle bu ünvan verilmiştir. Bunun bir sürece bağlı olması da gerekmemektedir. İkinci Abdulhamit tahta çıktıktan sonra Hacı Ali Paşa saray ile ilişkisini geliştirmek için Rus harbi sırasında hem bazı önemli eşkiya çetelerini düze indirmiş hem de başta Tire ve Ödemiş olmak üzere yörede gönüllü birlikler oluşturmuş, dağdaki çeteleri de düze indirerek dahil etmiştir. Bu gönüllü birlikler Ruslara karşı savaşmışlardır. Soner Yalçın,  Hacı Ali Paşa&#8217;nın kaç yıl içinde Paşa va Hacı ünvanını aldığını merak ediyor  Cevabı çok basit, Sivil paşalık unvanını Sultan dilediğine, istediği zaman veriyor. Padişahın iki dudağının arasındaki bir iş. Kim engelleyebilir, kim sorgulayabilir. Mesala damatlar otomatikman sivil paşa ünvanı aldıkları gibi, Sarayın aristokrasisine uygun görevlere de tayin ediliyorlar. Hacı&#8217;lık ünvanı almak için ise sadece Hacca gitmek yetiyor. Yedi kez Hacca gidenler El Hac ünvanı alıyorlar. Bu noktada Hacı Ali Paşa&#8217;nın serveti ve gücünün kaynaklarını bu yazının dışında bırakmak gerekiyor. Konu, Osmanlı&#8217;da toprak mülkiyeti içinde yer alır. Yalnız şu söylenebilir, tasarrufu Sultan&#8217;a ait olan araziler keyfi olarak bir kişiye verilebiliyor, geri de alınabiliyor. </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Menderes&#8217;in &#8216;tuhaf&#8217; ilişkisi mi yazarların tuhaf yaklaşımı mı? </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın&#8217;ın Menderes&#8217;in babası İbrahim Ethem”in sertliğiyle bilinen Hacı Ali Paşa&#8217;nın kızı Tevfika&#8217;yı kaçırmasını da pek akla uygun bulmuyor, &#8220;Aşkları ve kaçışları akla uygun değil&#8221; diyor  ve ekliyor, &#8220;Bir sır var.&#8221; Anadolu&#8217;nun pek çok yerinde sıklıkla rastlanabilen basit bir kız kaçırma vakasının bu tarz bir yorum içinde sunulması eşine az rastlanır bir yorum. Soner Yalçın, Adnan Menderes&#8217;in neden Alipaşazade Adnan ismini taşıdığını da sorguluyor. Aslında cevap basit, babasını ve annesini küçük yaşta kaybediyor ve doğal olarak dedesinin, paşa dedesinin adıyla anılıyor, bu kadar abartmaya gerek yok. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın,  Atatürk&#8217;ün Tevfik Rüştü Aras”a neden önce Uygur sonra Aras soyadını verdiğini sorarken şöyle der, &#8220;Nedeni ailesinin Kafkas göçmeni olması mıydı yoksa bir sır mı var?&#8221;. Okura verilen mesaj açık. Soner Yalçın devamla  Kafkasya&#8217;da yahudi toplulukları bulunduğunu yazar. Oysa Atatürk&#8217;ün, ulusçuluk yaklaşımı nedeniyle arkadaşlarına, eşine dostuna böyle soyadları verdiği bilinir. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Yalçın, &#8220;Adnan , neden arkadaşı Ethem Menderes&#8217;in soyadını aldı?&#8221; dedikten sonra Berrin Menderes&#8217;in bu soyadı meselesinden ötürü Ethem Menderes&#8217;i sevmediğini kaydediyor. Ve devam ediyor, “Peki   kişi en sevdiği arkadaşının soyadını aradan iki yıl geçince mi sever? Adnan Menderes ile Ethem Menderes arasındaki ilişkiyi bugüne kadar kimse anlayamamıştır&#8221; diyor. İki yıl sonra 5 yıl sonra, ne çıkar bundan. Ayrıca, Menderes&#8217;in yakın arkadaşı, yoldaşı Ethem Menderes&#8217;in ismi de İbrahim Ethem Menderes&#8217;tir. Bay Yalçın&#8217;ın anlayamadığı ilişki, kendisiyle söyleşi yapan gazeteciler tarafından da sıklıkla gündeme getirildi, Hürriyet&#8217;ten Ayşe Arman(Hürriyet Pazar, 2 Mayıs 2004), &#8220;Adnan Menderes eşcinsel miydi&#8221; sorusunu söyleşinin başlığına taşırken, CNN&#8217;den Cüneyt Özdemir de hem Haftalık dergisinde hem Radikal Kitap&#8217;ta Ethem Menderes ve Adnan Menderes arasındaki, -böyle pek çok örnek bulunmasına rağmen- derin dostluk ilişkisini &#8220;tuhaf bir ilişki&#8221; , Bir &#8216;garip&#8217; ilişki cümleleriyle tırnak içine alma gereği hissetmiş. Ayşe Arman &#8220;Adnan Menderes&#8217;in eşcinsel olduğu kanıtlanabilecek durumda mı?&#8221; derken, Soner Yalçın, &#8220;Ben öyle birşey yazmadım. Eşcinseldir demedim&#8221; demektedir. Ama nedense pek çok gazeteci Yalçın&#8217;ın ben öyle birşey kastetmedim demesine rağmen, ki bu gazeteciler Yalçın&#8217;ın çok çok yakın arkadaşları olmasına ve kitabın yazım sürecinde bulunduklarını açıklamalarına karşın bu ilişkiyi tırnak içine alma gereği hissettiler. Elbette sağduyulu olduklarını yaptıkları programlardan bildiğimiz meslektaşlarımızın yazdıklarından sonra Efendi kitabını didik didik ederek Menderes&#8217;in cinsel yaşamına dair cümleler arayanların haddi hesabı yok. Öte yandan Yalçın, Kurtuluş harbi sırasında 20-22 yaşlarında genç bir delikanlı olan kolej son sınıf öğrencisi Adnan Menderes&#8217;in İstiklal Madalyası almasını da irdeliyor, Menderes&#8217;in önemli hiçbir Kuvvacı teşkilatta yer almadığını, kurucularından olduğu belirtilen Ayyıldız adıyla bir millici çetenin varlığı hakkında da ciddi bir bilgi olmadığını ifade ediyor. Menderes&#8217;in İstiklal Savaşı&#8217;na katılarak madalya almasını naklettikten sonra da, Ankara Hükümeti&#8217;nin savaşa katılmayanların İstiklal Mahkemeleri&#8217;nde yargılanacaklarına dair bir kararı nakletme gereği duyuyor.  Bu karar olmasaydı Adnan Menderes savaşa katılmayacaktı demek istiyor Soner Yalçın. Ve çok zorluyor gazeteciliğinin sınırlarını. Menderes, Kolej son sınıf öğrencisi iken 4 Aralık 1916&#8242;da askere alındı, 15 Aralık 1917&#8242;de Zabit Vekili (Asteğmen) rütbesine yükseltildi, 30 Ekimde terhis oldu. İstiklal Savaşı&#8217;nda 6 Ekim 1920&#8242;de yeniden askere alınarak Aydın Askerlik Şubesinde görevlendirildi. 1 Eylül 1921&#8242;de Şube İnzibat Subaylığına atandı. 1 Mart 1922&#8242;de Menderes Bölgesi Komutan Yaveri oldu. Zaferden sonra 1 Eylül 1922&#8242;de Teğmenliğe yükseltildi. 1&#8242;inci Kolordu II. Şube, İstihbarat Şubesi ve İzmir Sansüründe hizmette bulundu. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">1 Ağustos 1923&#8242;te terhis edildi. Milli Savunma Bakanlığı&#8217;nın web sayfasında yer alan bilgilerden de anlaşıldığı gibi, Menderes, fonksiyonu ne olursa olsun, 17 yaşında iken askere alınmış, 1918&#8242;de terhis edilmiş. İkinci kez 1920&#8242;de askere alınarak 1923&#8242;de terhis edilmiş. Menderes savaşa katılmak istemeseydi, zengin ailelere mensup pek çok akranı gibi savaş yıllarını yurt dışında bir okulda  geçirebilirdi.</span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soyağaçlarının kökü nereye kadar gider? </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın, &#8220;Evliyazadelerin kızı Naciye Yemişçizade İzzet Efendi ile evlendi. Bu evlilikten Berin Menderes dünyaya geldi&#8221; diyerek, Yemişçizade&#8217;lerin Sabatayist olup olmadıklarını irdeliyor, ama elde delil yok. Evliyazedelerin kendisi hakkında zaten delil yok. Yorum var. Selanik kökenli ailelerle evlilik yoluyla kurulan bağlar nedeniyle Evliyazadelerin, Katipzadelerin, dolayısıyla Adnan Menderes&#8217;in Sabetayist olduğunu söylemek zorlama yorumdur. Yalçın, &#8220;Uşakizadeler de Sabetayist miydi? Bu da bir sır&#8221; diyor. Ne Evliyazadelerin ne Katipzadelerin ne Uşakızadelerin Yahudi asıllı olduklarına ilişkin hiçbir ciddi kanıt yoktur. Ama bu ailelerden Selanik kökenli ailelerle evlilik yapanlar vardır. Soner Yalçın bu aileleri &#8216;Sabetaycılar&#8217;a bağlamak isterken yine aşırı ve keyfi yorumlara başvuruyor. Mesala Uşakizadelerden söz ederken, Uşak&#8217;ta bir zamanlar bir Yahudi topluluğun yaşadığından bahsediyor. Bunu defalarca yapıyor. Konumları gereği yahudiler pek çok ülkede, şehirde, kasabada yaşamışlardır. Evliyazadelerin Katipzadelerin 300-400 yıllık bir aile silsilesine sahip oldukları, ondan ötesinin sır olduğunu ima ediyor. Burada, 1600&#8242;lü yılların sonlarında İzmir&#8217;de Yahudilerin varlığından, yanı sıra Sabatay Sevi taraftarlarının din değiştirdiklerinden söz etmeyi unutmuyor. İma çok açık. Oysa bu çok doğal, bugün pek çok ünlü ailenin bile Cumhuriyet öncesi tarihi yoktur, her biri köylü/çiftçi çocuğudur. Ama aynı ailelerin yüzyıl ya da 200 yıl sonraki kuşakları büyük büyük dedeleri hakkında epey bilgi sahibi olacaklardır. Bugün milyonlarca insan, kendi kökleriyle ilgili olarak bir yüzyıl bile geriye gidememektedir. Eğer Yalçın&#8217;ın kullandığı kıstası kabul edecek olursak, hepimizin geçmişi bir &#8217;sır&#8217; örtüsü altındadır.  Oysa dini literatürde bütün insanlar, eninde sonunda &#8220;Ademin çocukları&#8221;dır. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın, İzmir İktisat Kongresi&#8217;ni anlatırken Atatürk&#8217;ün katılanlara, &#8220;Efendiler&#8221; tabiri kullanmasını başka şekilde yorumluyor. &#8220;Efendi, Dönmelere verilen bir ünvandır&#8221; görüşünden yola çıkıyor. Atatürk sözde İzmir&#8217;deki dönme işadamlarına hitap ediyor Oysa bu doğru değil. Osmanlıda Efendi kelimesi daha çok belli statü sahiplerine verilen bir isimdir, zenginlik ve kentliliği ifade eder. Öte yandan Atatürk&#8217;ün ölümüne kadar, Ankara&#8217;da, Konya&#8217;da, Meclis&#8217;te, şurda burda çeşitli kesimlerden insanlara yaptığı konuşmaların neredeyse tamamında &#8220;Efendiler&#8221;, &#8220;Arkadaşlar&#8221; ibaresi sıklıkla kullanılmaktadır. Dolayısıyla &#8220;Efendiler&#8221;den başka anlam çıkmaz. Osmanlı sistemi içinde kul tabir edilen insanlara Cumhuriyetin insan tipini ifade eden, hak ve hukuklar bakımından eşit statü veren &#8220;Efendi&#8221; kullanılmıştır, hepsi bu. </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Mareşal Çakmak neden Musevilere yardım etti </span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın kitabında, benim &#8220;Türkeş&#8217;in Gizli Dünyası&#8221; isimli yazı dizimi özetleyerek bazı yargılarda bulunuyor ve dizimi yanlış bir bağlama yerleştiriyor. Yalçın, Mareşal Fevzi Çakmak ve Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin&#8217;in ikinci dünya savaşı yıllarında ve Varlık Vergisi döneminde neden Türk Musevilerine yardım eli uzattıklarını sorguluyor, &#8220;Neden Museviler&#8221; diyor. Oysa Mareşal Çakmak kadar pek çok insan Musevileri Ehli Zimmet olarak görür, hak ve hukuklarının garanti ve güvence içinde olmasını destekler. Osmanlı&#8217;dan yana bu böyle gelmiştir. Aynı anlayış farklı biçimler alsa da Cumhuriyet döneminde de devam eder. Ömer Fevzi Mardin de bazı kitaplarında Museviliği ve Musevileri hem ilahi din olması hem de ehli zimmet bağlamı içinde irdeler. Çakmak ve Mardin&#8217;in neden Musevilere yardım ettikleri çok açıktır, gerçekten de varlık vergisinin en ağır bedelini Museviler ödemişlerdir. Doğal olarak ilahi bir dinin mensupları olan Museviler bir başka ilahi din olan İslamın dindarlarına sığınırlar. Dönemin şartlarında sığınılabilecek başka bir sine bulunmamaktadır. Osmanlı Devleti, İspanya&#8217;da engizisyon mahkemeleri tarafından inim inim inletilen Yahudileri hangi nedenlerle ülkesine getirtmişse, Mareşal Çakmak ve Ömer Fevzi Mardin de aynı nedenlerle hareket etmişlerdir. Ayhan Aktar&#8217;ın İletişim Yayınları&#8217;ndan çıkan &#8220;Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları&#8221; isimli çalışmasında görüldüğü gibi, o dönemde satılan gayrimenkullerin yüzde 39&#8242;u Musevilere, Yüzde 29&#8242;u Ermeni&#8217;lere, yüzde 12&#8217;si Rum&#8217;lara, yüzde 5&#8242;i yabancılara, yüzde 0.3&#8242;ü diğer azınlıklara(Bulgar ve Rus gibi), yüzde 0.8&#8242;i ise  müslümanlara aittir. Varlık Vergisi döneminde İstanbul Deftardarı olan Faik Ökte&#8217;nin &#8220;Varlık Vergisi Faciası&#8221; adlı kitabında verilen dökümlerde ise varlık vergisi mükelleflerinin yüzde 7&#8217;si müslüman, yüzde 83&#8217;si gayrimüslim ve yüzde 10&#8242;u &#8216;diğer&#8217; olarak yer almıştır. Öte yandan bir diğer husus da, Varlık Vergisinde mükellef Dönmeler (D) cetveli olarak kategorize edilmişlerse de uğradıkları mağduriyet gayrimüslimlere kıyasla hiç mesabesindedir. Aşkale sürgünlerinin listesi incelediğinde Dönmelerin sayısının hiç denecek kadar az olduğu, belki hiç olmadığı görülecektir. Öte yandan İş Bankası gibi büyük bir devlet bankası bazı Dönme işadamlarına krediler açarak bu mağduriyeti ucuz atlatmaları sağlanmıştır. Bu nedenle hem Osmanlı hem dindar kişilikleriyle bilinen Çakmak ve Mardin&#8217;in Varlık Vergisi yüzünden birinci sırada mağdur olan Musevilere yardım elini uzatmaları Türk-Müslüman örf ve adetinin gereği olarak anlamak daha doğru bir yorum gibi geliyor bana. &#8220;Reformun Dervişleri: Halil Hamit Paşa&#8217;dan Kemal Derviş&#8217;e 300 yıllık Bir Ailenin Biyografisi&#8221; isimli kitabımda, Derviş ailesinin neredeyse bütün bağlantılarını vermiş olmamıza rağmen, hala Derviş&#8217;in Sabataistliği iddia ediliyor. Hiçbir ilgisi bulunmamasına rağmen Kemal Derviş ile Sabiha Sertel, Neşet Deriş, Celalettin Deriş(Derviş olarak geçiyor bazı kayıtlarda) arasında akrabalık tesis ediliyor. Ama bu akrabalık bağını gösteren bağlantı verilemiyor. Kemal Derviş&#8217;in  içinde yer aldığı politik bağlama karşı olmak başka şey, Sabataist olduğunu ısrarla savunmak ayrı birşey. Buna rağmen Derviş&#8217;in Sabataist olduğu yazılıp duruyor. Bu mantıkla bakılırsa Derviş soyadı taşıyanlar Sabetaisttir. Bu ne derece bilimsel yaklaşımdır? Bir insanın politik/ekonomik görüşlerinin kötü olduğunu söylemek için Sabetaist olduğunu öne sürmek gerekmez. Bu başka bir bağlamda tartışılmalı. Bir zamanlar sisteme karşı hareketleri nitelemek için &#8220;kökü dışarda&#8221; tabiri kullanılırdı. Şimdilerde bunun yerini &#8220;Sabetayizm&#8221; almış görünüyor.</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Böylece, konu sol hareket mi kökünü bağlayın Sabetayizme, İslamcılık yahut herhangi bir tarikat mi eklemleyin Sabetayizme, sağcılık mı Sabetayizme bulaştırın olsun bitsin mi denilecek? Bu mantıkla her harekete, yapıya Sabetayizm yaftası vurulabilir. Bu tehlikeli mantığın insanı götüreceği yer örtülü bir &#8216;Mc Carthyizm&#8217;den başka bir yer olamaz</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sabetaycılar ve Yalçın Küçük Hoca!]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/sabetaycilar-ve-yalcin-kucuk-hoca/</link>
<pubDate>Tue, 05 Dec 2006 05:54:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/sabetaycilar-ve-yalcin-kucuk-hoca/</guid>
<description><![CDATA[Sabetaycılar ve Küçük Hoca Yazar Mehmet Ördekçi / www.derki.com  &#8216;dan aktarmadır. Hayatımdan g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span style="font-size:18pt;font-family:Arial;">Sabetaycılar ve Küçük Hoca</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:18pt;font-family:Arial;"><img style="width:168px;height:207px;" src="http://www.habervitrini.com/haber_resim/yalcin_kucuk5.jpg" alt="ddd" width="168" height="207" align="middle" /><img style="width:200px;height:207px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/a/a7/Sabetay.jpg" alt="aaa" width="200" height="207" align="middle" /></span></strong></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yazar Mehmet Ördekçi / </span></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><a href="http://www.derki.com/">www.derki.com</a>  &#8216;dan aktarmadır.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Hayatımdan geçmiş en tipik megalomanın soyadının \&#8221;Küçük\&#8221; olması, ironisiz de yeterince tuhaf olan hayat hikayemin sayısız ironilerinden biri&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Küçük Hoca’nın önce adı, yazıları ve kitaplarıyla, sonra kendisi, mavi Vosvos’u ve kırmızı atkısıyla 12 Eylül karanlığının henüz tam dağılmadığı yıllarda tanıştım. Yasal dergi ve kitapların bile “örgütsel doküman” sayılabildiği Olağanüstü Hal Bölgesi’nden Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanarak Ankara’ya gelmiş, geldiği yerde gizli saklı okuduklarıyla kendini artık komünist olarak gören bir çocuktum. Ankara’da, ciğer dolabının kapağını açık bulmuş aç kedi heyecanıyla, ne bulsam okuyordum.<!--more--></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Benim radikal kimliğimi borçlu olduğum askeri yönetim, Küçük Hoca’yı doçentlik yaptığı üniversiteden atmış ve darbeden önce yayınlanan ‘Yeni Bir Cumhuriyet İçin’ kitabı nedeniyle bir-iki yıl da hapsetmişti. Ama ben Ankara’ya geldiğimde Hoca çoktan tahliye olmuş, panellere katılıyor, yazılar yazıyor, kitaplarını yayınlıyordu. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">1984 yılında dönemin cumhurbaşkanı Kenan Evren’e (daha doğrusu huzura kabul edilmedikleri için dış kapıdaki görevlilere) verilen ve anayasa değişsin dedikleri için yıllarca yargılanmalarına yol açan 1300 imzalı “Aydınlar Dilekçesi”nin Aziz Nesin, Murat Belge gibi isimlerle birlikte başını çekmişti. Devletin başındaki Paşa, yanılmıyorsam Manisa’daydı, alkışlar arasında halka hitap ederken, Aydınlar Dilekçesi imzacılarını kastederek “Vahdettin de aydındı netekim. Ama memleketi düşmanlara teslim etti. Ne yapayım böyle aydını!” demekle olaya son noktayı koyduğunu düşündürmüş, ama Aziz Nesin mahkemedeki savunmasında “Vahdettin’in aydın olduğu kesin değildir, ama devlet başkanı olduğu kesindir” diyerek kendisinin neden Aziz Nesin olduğunu herkese göstermişti.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Özal’lı yıllardı. Askeri dönemde zorunlu olarak ‘Ezop dili’ kullanıp simgesel anlatımlarla yetinen birkaç dergi artık açıkça sosyalizmden söz etmeye başlıyor, dahası sol yeraltı örgütleri birer birer kendi yasal dergileriyle ‘görünür’ oluyorlardı. Ama o günlerde, benim gibi örgüt bağlantısı olmayan ve entellektüel eğilimleri daha ağır basan sosyalistlerin cazibe merkezi Küçük Hoca’ydı. Hoca hem çok ‘dolu’, hem cesurdu.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yine o dönemde, üniversitelerde solcu öğrenciler kıpırdanıyor, dernekleşme cenkleri yaşanıyordu. Kuruluş başvuruları komik eksiklikler icat edilerek reddediliyor, kurulabilen dernekler sık sık basılıyor, Nazlı Ilıcak’ın Tercüman’ı ve ileride Seda’yla Gülben’in “Enver Abi”leri olacak dinci Enver Ören’in Türkiye’si gibi gazeteler öğrenci derneği faaliyeti yürütenlerin arkasında Moskova bağlantısı keşfediyordu. Öğrenci derneklerini tamamen anlamsızlaştıracak bir yasa girişimi büyük tepki toplayarak 12 Eylül sonrasının ilk kitlesel öğrenci eylemini de ateşledi Ankara’da. Sanıyorum bu eylemden sonraydı, bazı öğrenciler açlık grevi başlattı. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu öğrencileri eylemlerini sürdürmek üzere Karakusunlar’daki evine davet eden Küçük Hoca, hep rüyasını gördüğü liderlik hedefine giden yolda “kitle” ile ilk kucaklaşmayı yaşamış oldu. Evinde yapılan eyleme zamanın cılız ama etkili sol basınının ilgisi ve eylemcileri ziyaret eden bazı solcu sanatçılar üzerinden konunun büyük gazetelere de taşması, Hoca’nın ününü arttırdı. Cesaretinin ödülüydü bu.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Küçük Hoca’nın çıkmış bütün kitaplarını okumuştum. Kendilerine intisabım, dizinin dibine oturuşum, irşad halkasına girişim, müridana katılışım ise bu anlattığım dönemden sonradır. Ama hem şeyhimin narsist, benmerkezci ve megaloman tutumları, hem de dönemin yukarıda çizdiğim kasvetli tablosunun bende yasadışı örgütlenme ve yeraltı mücadelesinden başka şansımız olmadığı düşüncesi uyandırması sonucu, bir süre sonra Küçük Hoca’yı kendisine olan ümitsiz aşkı ve Açık Devrimci Parti projesiyle baş başa bırakıp kendi yoluma gittim.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sonrası toz duman. Bana ne oldu anlamadım. Öncesini hayal meyal hatırlıyorum, kendime geldiğimde iki yıldır cezaevindeydim ve yatmam gereken daha sekiz yıl vardı. Eşime (bir zamanlar evliydim) içeride ayıldıktan sonra “birileri gazozuma etkisi beş-altı yıl süren bir hap atmış olabilir mi?” diye yazmıştım. Anneme göre çok “kafalı” olduğum için nazara gelmiştim, babamsa “iç düşmanımız” olan karanlık mihrakların çaktırmadan beynimi yıkadığına inanıyordu. Ama elbette doğru cevap, hiçbiri! Hayatımdaki olumlu edimlerin övüncü gibi olumsuzların sorumluluğu da sadece bana ait. Bu yazının sonraki bölümlerinde eleştireceğim “iyi olan ne varsa biz başardık, kötü olan ne varsa başkalarının yüzünden” şeklindeki bakış açısı, birinci tekil şahıs çekimiyle de bana çok yabancı. Belki, sonraki hapislik yıllarımda sadece kendim için doldurduğum ve “İç Defteri” dediğim, pek çok sayfasında gözlerimden damlayan yaşlarla dağılmış mürekkep lekeleri bulunan lacivert kapaklı harita metod defterine yazdığım son cümle, bu paragraf için de iyi bir son cümle: Mükemmel olsaydım, dünyada olmazdım&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Her zaman şükredecek şeyler vardır. Şükür ki kimsenin kılına dokunmamış, zarar vermemiştim. Evet bağırıp çağırmış, ama can yakmamıştım. On yıllık cezamın sekiz yılını artık hiç inanmadığım, hatta saçma ve komik bulduğum bir dava uğruna yattım. Ama kendimi saçma ve komik bulmadığım için, şunları yakalatayım da beni bırakın diyecek kadar (itirafçılık) hiç alçalmadım, namusumla cezamın son saatine kadar yattım çıktım. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Nobel’ini haberleştirirken, Orhan Pamuk için “hapiste yatmamış tek önemli Türk yazarı” dedi ya bazı yabancı gazeteler, belki ben de büyüyünce önemli Türk yazarı olacağım, bunun için yatmam gerekiyordu diye avunuyorum son günlerde. (Dikkat, espridir.)</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Kimine göre o beton ve demirden mezarda içsel aydınlanma yaşamış, eski yoldaşlara göre ise “içeride kafayı yemiş” olarak yeni hayatım için gün sayarken, eski mürşidim Küçük Hoca’nın serencamını da uzaktan izledim. Onun içine düştüğü durumu Allah düşmanıma bile yaşatmasın diyor, ama insanız, çiğ süt emmişiz, zaman zaman kendimi onun hallerine sevinirken yakalıyordum. “Demek ki tek değişen ben değilim,” diyordum. “Tamam, uğrunda gençliğimi harcadığım marksizme ‘yabancılaşmaya’ karar verdim: Artık inşaat ameleleri eliyle yaratılacak yeni bir dünya rüyası görmüyorum. En korkuncu, materyalizm ve ateizme ‘inanmayı’ da çoktan bıraktım. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ama en azından, hala kendisini memleketin en büyük marksisti saymaya devam eden şeyhim gibi, hastalıklı bir ilgi görme ihtiyacı ile ırkçılığın değirmenine su taşıyan bir soy-sop dedektifi de olmadım&#8230;”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ben içeriden çıkalı üç yıl oldu bu arada. Geçen zaman içerisinde Küçük Hoca da değirmene su taşıma aşamasını tamamlayıp değirmenin başına geçti.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aslında ırkçı ya da dinci yurdum gericiliği için hiç de yeni bir konu olmayan (onlar ‘dönmelik’ ya da ‘avdetilik’ derlerdi), ama Küçük Hoca’nın son yıllarda üzerinde çok yoğunlaşarak uçuk iddialarıyla cılkını çıkardığı, isimbilimden yararlanarak gizli Yahudileri deşifre ediyorum diye ağız dolusu saçmaladığı Sabetaycılık konusunun geçmişi 17. yüzyıla dayanıyor. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Osmanlı’da yaşayan çok sayıda Yahudi var ya hani, işte onlardan, İzmirli bir Yahudi din adamı olan Sabetay Sevi, 1600 küsür yılında kendisinin beklenen Mesih olduğuna inandığı gibi, çok sayıda Yahudiyi de inandırıyor. Olay Osmanlı ülkesinde Osmanlı’yı da hedefleyen bir siyasal-dinsel harekete dönüşünce, saray müdahale ediyor. Sabetay Sevi o zaman Edirne’de olan saraya getirilip yargılanıyor. Nedamet getirip af diliyor ve İslam’a geçiyor. Tekrar bağlılarının arasına dönünce, görünürde Müslüman olacaklarını, ama kendi içlerinde musevi inançlarını sürdüreceklerinin söylüyor. Görünüş, “Sabetay Sevi sarayda Müslüman olup Mehmet Aziz adını aldı, şimdi de adamları topluca Müslüman oluyor” şeklinde. Tabii binlerce insanın bildiği bir şey sır olarak kalamaz. Eninde sonunda “kokusu çıkıyor”, ama Sabetaycılar bugüne kadar geliyor. Asıl yoğun oldukları Osmanlı şehri, Selanik. Sonra, İzmir. Cumhuriyet kurulduğunda Selanik artık Osmanlı toprağı değil. 1924’te Yunanistan’la aramızda mübadele yapılıyor, buradaki Rumlar oraya, oradaki Müslümanlar buraya&#8230; Oradan gelen Müslümanlar arasında çok sayıda Sabetaycı da var. O günden bugüne bu Sabetaycı aileler ne kadar değişmiş ya da aynı kalmıştır, benim tahmin ettiğim gibi bir nevi folklorik aidiyet olarak mı sürmektedir, asimilasyon oran ve dereceleri nedir, aralarında sonradan gerçekten Müslümanlığı seçenler olmamış mıdır?.. Genellikle böyle sorular sorulmadan, tamamen olumsuz önyargılarla damgalanan ve “incelenmeye” başlanan Sabetaycılar konusundan tabii komplo teorileri ve saçma sapan kuruntulardan başka bir şey çıkmıyor. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
<strong>KASIK MINTIKASINDA BİR SÜPER MARKSİST</strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </p>
<p></span></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
22 Eylül tarihli Akşam gazetesinde okuduğum bir haber, doğum günümü zehir etti. Hoş, doğum günü kutluyor değildim, ama yeni yaşıma girdiğimin farkındaydım ve o haber olmasa en azından daha olumlu duygularla ‘idrak edecek’tim yeni yaşımı.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Akşam, magazin sayfasında, bir gün önce piyasaya çıkan Tempo dergisinin kapak konusunu haber yapmıştı. “Araştırmacı Küçük Hoca, aralık ayında \&#8217;Sabetayizm ve Grup Seks\&#8217; adlı kitabını piyasaya çıkaracak.“&#8230; “Sabetayizmle, grup seks hep iç içe oldu.” &#8230; “Hülya Avşar, Sabetayların propagandasını yapıyor, aile kurumunu altüst ediyor.” &#8230; “Aslında Hülya Avşar\&#8217;ın İbrani ve Sabetayist olabileceğini hiç aklıma getirmezdim. Bir gün, \&#8217;Kaya usturuplu zina yapıyor\&#8217; diye konuştu. Bu, tipik Sabetay emridir.” &#8230; gibi sözler, gözlerimden beynime çakıldı sanki.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dışarıdan bir bakışla, bu sözlerin beynime çakılması için hiçbir neden yok. Bu aşağılık iftiraların yöneltildiği Sabetaycılardan değilim. Herhangi bir başka azınlıktan da değilim ki, “sıra bize gelir” kaygısı yaşayayım. Ama yukarıda belki biraz da sizi sıkarak uzunca anlattığım gençlik günlerimde devletle başımı derde sokarken de tinerci falan değil, devletin kaymakam adayıydım. Bugünkü aklım olsa üslubum daha farklı olurdu, ama yine herşeye sessiz kalmazdım. Sonra devletin beni attığı yerde, ben örgütten ayrılıyorum, artık marksist değilim derken de örgüt yöneticisiydim ve örgütlerin rızası olmadan cezaevi müdürlerinin istifa bile edemediği (ayrıntı verebilirim) yıllardı ve 1995 sonlarında, Bursa Cezaevinde davetle gittiğim PKK koğuşunda, şimdi ‘78’liler Birliği Vakfı çalışması yürüten Celalettin Can’ın da şahitliğinde, PKK Merkez Komite üyesi Muzaffer Ayata’nın “ülkelerinin (Kürdistan’mış) bir aydını olarak beni koğuşlarında sürekli misafir etme” teklifini geri çevirdikten birkaç gün sonra kalmaya başladığım yer, altı adımlık bir hücreydi. Sadece etliye sütlüye, haklıya haksıza karışmamak, üç maymunu oynamak karşılığında, o koğuşta “misafir” statüsü ile sefa sürmekle kalmayıp cezaevi sonrası Avrupa’da PKK medyasında istihdam edilebilecekken, kullandığım tuvaletin de içinde bulunduğu o hücrede yaşamayı tercih ettim. Kayıtlara göre sadece “lise mezunu, işsiz, boşanmış, sabıkalı” olduğum için pek kimse farkına varmasa da, galiba Muzaffer’in dediği gibi “aydın”lık var bende biraz! Ne zaman sadece kendimi düşünsem, böcek olmuşum da kabuğum beni boğuyormuş duygusu kaplıyor içimi. İnsanların sırf atalarından devraldıkları inançlar yüzünden parmakla gösterilmesinin, kovalanmasının, listeler halinde teşhir edilmesinin vardığı nokta artık “bunlar var ya bunlar, grup seks yaparlar, eş değişimi yaparlar” olmuşsa, ben bunu kendime dert ederim. Sabetaycı değilim, ama böcek de değilim. Bir azınlık kesimin namusuna dil uzatma noktasına gelmiş bir saldırı varsa, orada kimsenin değil, asıl çoğunluk aydınlarının namus günü gelmiştir tarih önünde. Hele ki söz konusu olan, çıkıp “biz öyle değiliz” diyemeyen bir azınlıksa&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Şu anda bu konuda yapabileceğim tek şey, okuduğunuz bu yazıyı yazmak. Bunu sinirle, sakinleşebilmek için yazıyorum. Sakin kafayla yine yazarım. Lütfen bu yazıyı “Notlar” diye kabul edin. Buradan buraya niye atlamış demeyin. Bağlantıları da yapmaya kalkarsam, yazı değil kitap çıkar. Atlaya zıplaya da olsa şu birkaç günde kafama üşüşenleri yazmak, deşarj olmak zorundayım. Yoksa patlayacağım. Yıllar önce, “kırk yaşını doldurana kadar yazmayacağım,” diye bir karar almıştım. On bir yıldan beri mektup ve günlük dışında bir şey yazmadım. Yayınlatmak üzere yazmaya yeniden başlamam için daha bir yılım vardı. Ama Küçük Hoca’nın Tempo’ya söylediklerine tepkisiz kalmam çok zordu.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Önce bir Tempo aldım. Küçük Hoca’nın kapaktaki resminde tepesi açılıp beyin kıvrımları toplu seks yapan çıplak kadın ve erkek figürleri şeklinde çizilmiş. Başlık da güzel: “Grup seks büyük yalçın küçük”&#8230; Üst başlık da “Kafasını Sabetayistlere takan profesör, yatak odasından bildiriyor: </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sabetayistler ve Grup Seks.” Tempo’nun alaycı yaklaşımı hoşuma gitti. Hatta kendimi olayın komik olduğuna inandırma gayreti içinde ben de “Onlar bize ‘soğan kafa’ diyorsa (öyle derlermiş ya) biz de onlara ‘sarımsak kafa’ falan der, ödeşirdik be güzelim, n’aptın sen!” deyip zoraki gülerek Küçük Hoca’yla kendimce dalga geçtim. Ama bu kapağın, içteki söyleşinin (ki, başlığı Hoca’nın ağzından “Grup seks Sabetayizmin emridir”), bu söyleşiye dayanılarak gazetelerde ve internet sitelerinde yapılan onca yayının Türkiye ortalamasınca algılanışında aslında komik olan bir şey yoktu. Ben ve pek çok insan, bu arada anlaşılan Tempo’cular da, onun yazdıklarını, söylediklerini ciddiye almıyorduk. Söyleşiyi yapan Tutkun Akbaş, sorularıyla Hoca’ya saçmaladığını hissettiriyordu. Ama acaba iş orada bitiyor muydu? Zaten kafasındaki ilkel sorulara böyle ilkel cevaplar aramakta olan milyonlarca insana da komik mi gelecekti acaba bu zırvalar?</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İlk kez duymuyordum, Sabetaycılara yapılan bu yakıştırmayı. “Sonra da&#8230; anlarsınız ya&#8230; aganigi naganigi” düzeyinde, daha efendice saçmalandığını duymuşluğum, okumuşluğum vardır. Ama bu kadar kesin ifadelerle, doğrudan ve terbiyesizce, sanki daha bu sabah o işin gerçekleştirildiği bir ortamda gözlemlerde bulunmuş gibi anlatılanı da Küçük Hoca’dan duymak varmış kaderde. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bakırköy Rıfat Ilgaz Halk Kütüphanesi’nde, İbrahim Alaettin Gövsa’nın Sabatay Sevi’sinin 50-60 yıl önceki orijinal baskısını bulup okumuştum. O da Sabetaycıların “öyle” olduklarına bizi inandırmak istemiş, ilgili bölümlerde. Ama o hiç değilse –mış, -muş diye atmış iftirayı. “Ben de şimdi oradan geliyorum, 14 kişi sayabildim,” der gibi değil! Ayrıca, popüler bir haftalık derginin kapağından ve bu kapağı haber yapan günlük gazetelerden de değil.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Hülya Avşar “Kaya usturuplu zina yapıyor” demiş, Küçük Hoca bundan Hülya Avşar’ın Sabetaycı olduğu sonucunu çıkarmış. Çünkü Sabetay Sevi’nin “Zina yapın ama usturuplu yapın” şeklinde bir emri varmış. “Ben Hülya Avşar’ın İbrani ve Sabetayist olabileceğini hiç aklıma getirmezdim” de diyor. Yani sadece kadının ağzından çıkan o cümleyle şıp diye koymuş teşhisi. Bütün diller gibi Türkçe’de de sıfat tamlamaları sınırlı sayı ve kombinasyonda olduğuna göre (zinanın önüne koyabileceğiniz kaç tane sıfat vardır?) insanların yaşarken ettiği lafları toplayıp incelerseniz, herkesi herşeyci ilan edebilirsiniz Küçük Hoca’nın yöntemiyle. Nüfus sayımlarında, aslında Star Wars filmleri için uydurulmuş bir din olan Jedi dinini din hanesine yazdıran İngilizlerin sayısı 390 bini bulmuş. Uydurma da olsa kendine göre kuralları, aşamaları, düsturları olan bu “rol icabı din”in hiçbir metnini okumadım. Star Wars’ların da tekini bile izlemedim, ama Küçük Hoca’nın her an ortaya çıkarabileceği gibi, benim gerçekte –öyle sıradan bir Jedi da değil- bir “Jedi Şövalyesi” olup bunu gizlediğimi ‘gösteren’, Jedi metinlerinde fosforlu kalemle işaretlenip gözüme sokulabilecek ne laflar etmişimdir kimbilir&#8230; </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Papa Efendi Hazretleri’nin San Pietro Meydanı’ndaki o pazar ayini konuşmalarının kayıtları bir araya getirilip bir incelense, çok tekrarladığı kimbilir hangi sözlerin kuyruğu satanizmin kurucusu Anton Szandor LaVey’in “Satanic Bible”ında yakalanıp Vatikan’a suçüstü yapılabilecektir! Ama ben temel faşist metinlerde iz sürmeye gerek duymaksızın, Küçük Hoca’nın fena “sardırdığı” emeklilik hobisinden, heyecanından ve başkalarının kökenlerinden söz ederken “ortaya çıkardım”, “incelerim”, “yazacağım” gibi sözler kullanmasından hareket ederek, hani kendisi henüz faşist değilse bile, yaptığının faşizm olduğunu iddia ediyorum. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Faşistlerin kuyruğu mu var? Onlara faşist, düşünme şekillerine ve kuracakları rejime faşizm denmesi, insanların soyları soplarıyla ilgilenip sırf bu nedenle insanları aşağılamaları, suçlamaları, dışlamaları, daha ileri noktada da yok etmeye çalışmalarından dolayı değil mi? </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Altı-yedi yıldan beri her geçen gün daha fazla boş kafalı insanı kendisine çeken bu “Sabetaycı safarisi”ne faşizm diyebilmek için, listeleme işleminin tamamlanıp Sabetaycıların “temizlenmeye” başlanmasını mı bekleyeceğiz? Solculuk iddiaları olmadığı için rahatlıkla faşist diye nitelediğimiz insanların hepsi katil mi?</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İnsan kendisine bakarken objektif olamayabilir. “Köprüden önce son çıkış” tabelasını da fark edemeyebilir. Ama hiç değilse yirmi yıl önceki okurları ile bugünküleri kalite terazisinde tartıp ibrede kendi düşünsel evrimini görmeyi denemezse, Küçük Hoca tarihte marksizmden faşizme kaymış ilk ya da son insan olmayacak.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yaygın kanının aksine, faşist olmak için anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) aslında zorunlu değil. Sadece, tarihteki en bilinen örneği bu temel üzerinde geliştirildiği için anti-semitizm faşizmin bir çeşit alameti gibi olmuş. Bu böyleyken, Küçük Hoca gibi faşist zihniyetten en uzak görünen birinin faşizmin tam da bu en bilinen kapısını zorlamasını, günlük hayatta böyle durumlar için kullandığım klasik esprimle yorumlayayaım: Her şeyi önümüze sermiş, Allah daha bir de mektup mu yazsın!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Küçük Hoca’nın “usturuplu zina yapın” diye anladığı emir şöyle: “Sekizincisi budur ki aralarında zina hüküm sürmesin. ‘Beria’ vesilesinde dahi hilekarlardan dolayı ihtiyatlı bulunmak lazımdır.” (İ. A. Gövsa, Sabatay Sevi, s. 60) [Beria: yaratma, yaratılış]</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Evet evet, vallahi başka bir şey yok. İşte, zinayı yasaklayan bu maddeden “tutan tuttuğunu becersin” sonucu çıkarıyorlar. Meğer, bir sonraki cümlede “zina yapın” diyebilmek için, “zina yapmayın” diye girmiş lafa Sabetay! Ben bu kadarını anladım. Gerisi hayal gücü istiyor, yok bende ondan&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sabetaycı avı yapılan sitelerde “İşte Sabetay’ın 18 emrinden birkaçı” diye sıralanan emirler arasında neden bu emre hiç rastlamadığımızın da açıklaması bu işte. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Avcılarımız bunu bize gizli anlamlarıyla beraber zaten ballandıra ballandıra anlatacakları için, kafalarımızı karıştırmak istemezler.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">\&#8217;Usturuplu zina\&#8217;dan Hülya Avşar\&#8217;ın Sabetaycılığı çıkmaz bence, ama Küçük Hoca’nın \&#8217;usturuplu faşizm\&#8217;i çıkabilir pekala. Usturuplu, yani “derli toplu, ustalıklı, uygun”. Usturuplu, çünkü “ya sev ya terk et” demiyor, bu çalıntı sloganın aslı gibi “love or leave” de demiyor. Sadece, insanların gizlemeyi tercih ettikleri köklerini “ortaya çıkarıyor, inceliyor, yazıyor&#8230;”! </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Peki niye?.. Küçük Hoca, derdinin bilim olduğunu iddia ederken niye Sabetaycılığı tarih, sosyoloji, sosyal psikoloji, antropoloji, hatta ilahiyat pencerelerinden incelemiyor da, Sabetaycıları “ortaya çıkarıyor?”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Üsluba bakar mısınız: “Rantiye olmayan hiç kimseyi incelemiyorum. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Haldun Dormen\&#8217;i incelemedim. Sonunda eski karısı Betül Mardin çok kızdırdı, o zaman yazdım.”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İrtibatım olsa eski eşimi arardım hemen, “aman Hoca’yı kızdırma, benim aslında Jedi Şövalyesi olduğumu sermesin ortaya!” demek için&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Ortaya çıkarma” yönteminin güvenilirliği de ayrı konu. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Burada Küçük Hoca’nın çürük ‘yöntem’ini çürütmekle uğraşacak değilim. Kitaplarına iştahla saldıranlar arasında ‘yöntem’iyle ilgilenen var mı, ondan da kuşkuluyum. Kitap tirajlarına bakarken, bana hiç de bir bilim açlığıyla karşı karşıyaymışız gibi gelmiyor. Dine değil kine, bilime değil iman kırıntılarına, bilgiye değil iliklerine kadar sinmiş önyargılarını güçlendirebilecekleri söylentilere ihtiyaç duyan milyonların önüne şimdi de aslında çiğnene çiğnene sakız olup unutulmuş kadim bir iftirayı sürerek, ilgi çekmek istiyor.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sabetaycılar inançları gereği grup seks ve eş değiş tokuşu yaparlarmış. Ama bunca yüzyıllar boyunca bu pislik hiç bir yerden patlak verip polise, adliyeye, basına yansımamış. Bir tek grup seks buluşmasında kavga çıkmamış 17. yüzyıldan beri, onca insan onca hararet içinde hiçbir sürtüşme yaşamadan topluca düzüşmüş. Milyonlarca eş değiştirme olayından bir teki, misal “adam beni kovup eşimi eve kapattı, gittiğimde beni de dövdü” diye şikayet konusu olmamış 350 yıldır. Bir tek komşuları yanlışlıkla kapıyı açıp onları o halde görmemiş. Hatta koca bir dinsel topluluk tarafından yüzyıllardır uygulandığına göre pekala muhtemel olduğu halde, yaşanan onca depremden birinde bir enkaz altından çıplak grup halinde Sabetaycı cesetleri çıkmamış. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Kaynak hep “başkaları”nın –mış’lı –muş’lu anlatımları. Gördüm diye anlatan yok, yaptım diye anlatan hiç yok. Toplam sayıları herhalde milyonları bulacak onca Sabetaycı kuşağı, doğmuşlar, büyümüşler, bizi kandırmak için göstermelik evlenip birbirlerinin karılarıyla, kocalarıyla düşüp kalkmışlar&#8230; Kimin eli kimin cebinde, kim kimin gerçek babasıdır bilinemediğine, hep de cemaat içi evlilik yapıldığına göre büyük ihtimalle kardeş olduklarını bilmeden birbiriyle evlenenler de çok olmuştur o zaman (Aha! Bir iftira da benden!) Ve bütün bunlar bizim burnumuzun dibinde yaşanmış. Peki, ev ya da dükkan komşularımız, iş ya da okul arkadaşlarımız arasında geleneksel olarak grup seks yaşanan 350 yılın birikimi olarak elimizde ne kanıt var? &#8230;mış, &#8230;.muş, &#8230;miş, &#8230;müş&#8230; Hepsi bu kadar!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Daha somut bir “kanıt” örneği vereyim de, insan önyargısıyla mutlu ise onları hiçbir gücün ayıramayacağı konusunda siz de bana inanın. Sinem Karaağaç imzalı olup internette pek çok yerde bulabileceğiniz bir “araştırma”nın “Sabataycılıkta cinsi sapıklıklar” ara başlığı altında şunları okursunuz:</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Sabataycıların sıkça gündeme getirilen bir bayramı var: Kuzu Bayramı.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Mesih Sevi’nin doğum günü olduğuna inanılan, Mart’ın 21. gününü 22’ye bağlayan gecesi mum söndü olarak nitelenen kutlama, bir yönüyle toplu seks olarak değerlendirilmektedir. Bu Kuzu Bayramı’nin artık kutlanmadığına dair iddialar varsa da Alaettin Gövsa kendi şahid olduğu bir örneği Sabatay Sevi isimli kitabının 97. sayfasında anlatmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yanlış mı anlıyorum, siz karar verin</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">:</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">1) Bir Kuzu Bayramı var.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">2) “Bir yönüyle” toplu seks “olarak değerlendiriliyor.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">3) Artık bu bayramı kutlamıyoruz diyorlar.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">4) Ama İ. A. Gövsa görmüş, kutluyorlar.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Şu kitabın şu sayfasında anlatıyor.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Burada öyle bir mantık kurulmuş ki, Gövsa bunları bir 21-22 Mart gecesi topluca çiftleşirken görmüş zannediyor okuyan. Bu satırları internetten milyonlarca kişi girip okuyabiliyor ve Alaettin görmüş, valla bak, alt alta üst üstelermiş diye beynine kaydediyor. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Oysa çok az sayıda insan benim yaptığım gibi, o kitabın o sayfasına bakıyor ve şunları okuyor: “Bu kuzu etini muayyen bir zamandan evvel yememek adeti bu kitabın muharriri tarafından da bizzat tecrübe ve müşahede edilmiştir. Makrıköyünde (Makriköy, yani bugünkü Bakırköy) Sabatayistlere ait olan leyli mektepte müdür iken ilkbaharda aşçıya kuzu eti pişirmesi hususundaki emrini bir türlü dinletememiş, aşçının itaatsizliğine ait şikayeti mektebin himaye heyetine kabul ettirememiş ve kendilerince muayyen zamanı gelmeden önce mektepte kuzu eti verdirmeğe muvaffak olamamıştı.” (Sinem Karaağaç’ın dediği yazar, dediği kitap, dediği sayfa, dediği şahitlik.)</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tebrikler Sinem Hanım! Benim bu yazımın yayınlandığı dakikada, siz de onbinlerce, belki yüzbinlerce komşusuna iftira atmış bir insan olarak tarihe geçeceksiniz, “bir yönüyle” yani&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yine aynı ‘araştırmada,’ benim okuyunca “orada kanıtlar var uzakta, gitmesek de görmesek de o kanıtlar bizim kanıtlarımızdır” diye mırıldanıp güldüğüm bölümler var. Uzatmayayım şimdi, diyor ki, aslında Sabetayistlerin kendilerine ait yazılı kanıtlar da varmış, ama İsrail’deki arşivlerdeymiş, araştırmacılara açık değilmiş, kimse görmemiş, ama illa ki Sabetaycıların ahlaksızlığı orada açıkça görülüyormuş falan filan&#8230; İnternetten kendiniz okuyun, her yerde var bu ‘araştırma.’</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ama ben bir de şunu söyleyeyim: </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Önyargılarıyla mutlu internet alimleri, kaynağına bakmadan ve bilimsel ölçütlere vurmadan, işlerine gelen her kanıta sarılmaya hazırlar. Hele ‘kanıt’ bir Yahudinin kaleminden çıkmışsa, ya da İsrail’deki arşivlerden çıkması umut ediliyorsa, ona laboratuvar bulgusu muamelesi yapıyorlar. O arşivlerin Sabetaycıların aleyhine olduğu için açılmadığından niye bu kadar eminler, anlamadım. Belki de lehlerine olduğu için açılmıyordur. Zira benim anladığım kadarıyla Yahudiler, cenazeleri camiden kalkan bu Sabetaycıları hiç sevmiyorlar. Bu da doğal. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Radikal solda da, en katı düşmanlıklar birbirinden çıkan örgütler arasında yaşanır. İnançlı bir Yahudinin Sabetaycılar hakkında yazdıklarını okurken, Cübbeli Ahmet Hoca’nın Aleviler hakkında bir konuşmasını dinliyormuşçasına temkinli olmak gerekir&#8230; gibime geliyor. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tarihçi Frederick William Hasluck, Osmanlı\&#8217;da sünnilerin Alevilere, Arapların Zerdüştlere, Türklerin Sabetaycılara aynı iftirayı attıklarını, 12. yüzyılda yaşamış Endülüslü bir Yahudi olan Tudelalı Benjamin\&#8217;in de seyahatnamesinde aynı ithamı Dürzilere yönelttiğini yazıyor. Komünistlere yönelik olarak 1950\&#8217;li yıllarda yanılmıyorsam TBMM kürsüsünden bile dile getirilmiş bir karalama vardı: Memlekete komünizm gelirse, evinize girdiğinizde askıda bir erkek şapkası varsa geri çıkacak, adamın karınızla işi bitene kadar dışarıda oyalanacaksınız, diye. İddia sahiplerinin kendi eşleriyle ilgili bir fantazilerinden doğmuş olması da muhtemel bu senaryo, kadınları özne olarak değil de sadece \&#8221;o işe\&#8221; yarayan bir ev eşyası gibi görmesi bir yana, bir gruba okkalı bir iftira atılmak istendiğinde insanların hayal gücünün kasık mıntıkasından fazla uzaklaşamadığının da tipik bir göstergesiydi.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İçinden taşan kendi hastalıklı nefretini yaymak için, bir kişiye iki kişiye değil, çoğunu tanımadığı, yediden yetmişe, dünden bugüne, ölmüşler dahil kuşaklar boyu koca bir topluma bile bile kara çalmak&#8230; Bunu yapabilmek için gerekli olan ahlak yoksulluğu, ancak ahlak yoksunluğu temalı bir kara çalma ile perdelenebilir. Belki de budur, kasıklar üzerinde dönüp durmanın esbab-ı mucibesi.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">On yıl kadar önce, bir taşra üniversitesinde, bizimkilerin kazandığı bir milli maçın ardından coşan erkek öğrenciler, milliyetçi sloganlar böğürerek ve kendiliğinden, içgüdüsel olarak kız yurduna yönelmiş, kapısına dayanmışlardı. Bir üniversiteden söz ettiğimin altını çizerek, milliyetçiliğin de kasıklarda yaşandığı bir ülkede Sabetaycılar hakkındaki ırkçı zırvaların yenik, hırçın ve kararmış bir ruh tarafından mumsöndü-eş değiştirme-grup seks boyutuna taşınmasının beni neden bu kadar öfkelendirdiğini anlamanızı rica edeceğim. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aynı zamanda, çıkacak kitabın neden satış patlaması yapacağını ve daha neler olabileceğini de&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aynı kararmış ruh, sekiz yıl önce bugünlerde, aslında bağımsız Kürdistan’a dönüş yapacağını düşünerek gidip dört buçuk yıl kaldığı Fransa’dan dönme hazırlıkları yapıyordu. Dört buçuk yıl önce, 1994’te, yeniden döndüğü üniversitede profesör ünvanını elde ettiği, emeklilik hakkı kazandığı ve Türkiye devriminden de iyice umudunu kestiği günlerde, yükselmekte olan PKK’yı gözüne kestirmiş, “Ben Çiller’in başbakan, Demirel’in cumhurbaşkanı, Manukyan’ın vergi rekortmeni olduğu bir ülkede yaşayamam.” diye basın toplantısı yapıp Fransa’ya yerleşmişti. Nedense, emekliliği dolmadan ve profesörlük almadan önce bu saydıklarını görmezden gelmiş, bu ülkede yaşamıştı. Kendisi -yaklaşan herkesi geri kaçırdığı için- gövdesiz bir baş, PKK ise başı yetersiz olan bir gövdeydi. Ne güzel rastlantıydı! PKK’da kitle vardı, başlarına kendisi gibi süper bir beyin lazımdı. Gidip kütüphaneler dolusu bilgi saklayan kafasıyla önce PKK Avrupa teşkilatını avucunun içine alırsa, sıra 1989’da Bekaa’da görüştüğü Apo’nun koltuğuna da gelirdi zamanla&#8230; Ama Kürt devrimine liderlik etme hayaliyle geldiği Paris’te, ola ola PKK televizyonunda tartışmacı olabildi kendileri. Türkiye’deyken de PKK’nın gazetesinde yazıyordu zaten. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">O Avrupa’ya bunun için mi gelmişti. Hüsran&#8230; O kanalda yaptığı konuşmalardan dolayı epey cezası olduğunu, hapse gireceğini bile bile, Paris’e giderken avucuna alabileceğini sandığı, belki kendisinin okuduğu kitap sayısı kadar köşe yazısı bile okumamış ama siyasi oyunbazlık erbabı, dalavere uzmanı köylülerin avuçlarından kendini Türkiye’ye zor attı!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dağlarda Türk ve Kürt gençleri birbirini öldürecek, şehirlerde bombalar patlayacak, ülkede ceset dağları Ağrı\&#8217;yla yarışacak, Küçük Hoca Paris’te oturup bu boğazlaşmanın bir tarafını yönetecek, strateji ve taktik belirleyecekti. Ama bu aşağılık makamın heveslisi de bol olduğundan, onu oraya oturtmadılar!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">29 Ekim 1998 günü Türkiye’ye ve cezaevine giriş yaptı. Demirel hala cumhurbaşkanı, Manukyan hala vergi rekortmeniydi. Ha, evet Çiller başbakan değildi. Ama kader bu, cilvesiz durur mu? Hoca oradan yanında yol azığı olarak “Mesut bana haber gönderdi, ben de Apo’yu aradım, Tansu’nun suikastinden kurtuldu” sansasyonu ile geldiği için, aylarca Tansu Çiller’in yayınladığı Öncü gazetesinin manşetlerinden inmedi, yine Çiller’in BTV’sinin haber bültenlerinden çıkmadı.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">&#8230;İşte ondan sonra da, Sabetaycılar madenini keşfetti. Halen orada. “Ortaya çıkarıyor, araştırıyor,” kafasını bozanları “yazıyor”!</span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“İYİ BİZ” İÇİN KÖTÜ “ÖTEKİ” ŞART! (MI?)</span></strong></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Benim için “Sabetaycının iyisi olmaz” ne kadar saçma bir düşünce ise, “Sabetaycının kötüsü olmaz” da aynı derecede saçma bir düşünce. Her milletin, dinin vs. mensuplarında olduğu gibi, Sabetaycının da iyisi de olur kötüsü de. Ama siz “Sabetaycının iyisi olmaz” saçmalığını kabul ettirme azminde iseniz, mesela TV’lerdeki hepsi birbirinden “hızlı” magazin kızlarından (uygun kelime bu değil ama&#8230;) sadece Sabetaycı olanları görürsünüz. Onları ardarda ardarda öyle seri ve öyle sık anlatırsınız ki, okuyucu ya da dinleyicinin kafasında istediğiniz o izlenimi bırakırsınız. İnsan, en nihayet, aldanabilen bir varlıktır! </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Olguları alt alta sıralayarak, Türkiye’nin demokrasiyle yönetildiğini de ispatlayabilirsiniz, faşizmle yönetildiğini de&#8230; Türklerin melek olduğunu da ispatlayabilirsiniz, şeytan olduğunu da&#8230; İspatlamak istediğiniz her şey için dünyada alt alta sıralayabileceğiniz yeterince olgu, olay ve örnek bulabilirsiniz. Hayat böyle bir şeydir çünkü.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dünyada yeterli sayıda “iyi Sabetaycı” da vardır, yine yeterli sayıda “kötü Sabetaycı” da&#8230; Siz illa bunlardan sadece birini görmek istiyorsanız, sadece iyileri ya da sadece kötüleri görebilirsiniz. \&#8221;Kötü\&#8221; Sabetaycıların adlarını ve sizin seçtiğiniz icraatlarını alt alta sıralayarak, okuyan veya dinleyen kişide bu kötülüklerin onların Sabetaycı olmalarından kaynaklandığı düşüncesi oluşturabilirsiniz rahatlıkla. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İnternette Sabetaycı cadı avı yapılan siteleri biraz incelerseniz, yapılanın bu olduğunu görürsünüz. Türkler, Amerikalılar, Araplar, Kürtler, Çinliler, Müslümanlar, Ermeniler, Aleviler gibi ağzımdan rastgele çıkacak her topluluk için geçerlidir dediklerim.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aklın kendiliğinden çalışma şekli diyorum ben, şöyle bir mekanizma var: Kendisinden uzak tutmak istediği ne kadar kötülük, ahlaksızlık ve çirkinlik varsa ‘öteki’ne atfeder. Kendi ulusundan, dininden, mezhebinden, hatta ailesinden biri kötü, ahlaksız ya da çirkinse bu o birinin kişisel kötülüğü, ahlaksızlığı ya da çirkinliğidir. Ama ‘öteki’lerden bir tekinin kötülüğü, ahlaksızlığı ya da çirkinliği, onun ‘onlardan’ olması yüzündendir. ‘Onlar’ın arasında iyi, ahlaklı ya da güzel birine rastlanırsa, bu da o birinin kişisel iyiliği, ahlakı ya da güzelliğidir. Yoksa yani aslında ‘onlar’ kötü, ahlaksız ve çirkindir&#8230; ‘Hedef’ kesimden bir tek kişinin olumsuzluklarını bile genelleştirirken, kendi kabilesinden karşılaştığı sayısız olumsuzlukları hep tekil örnekler olarak ele alır, genelleştirmez. Bu böyle bir mekanizmadır. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aklı kendi başına bırakmamak lazımdır! Felsefe bunun için vardır.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ben naçizane, \&#8217;soru’nun kendisine karşıyım. Bırakın külliyen iyi ya da külliyen kötü milletleri, külliyen iyi ya da külliyen kötü bir bireyin olacağına bile inanmam. En kötü insanda bile iyilik vardır. Her çeşit insanı aylar, yıllar boyu yedi gün yirmi dört saat aynı odada bir arada yaşayarak tanıma fırsatı buldum. Tavsiye etmiyorum, yaşarken hiç hoş değildi. Ama en azından bu yazdığımı öğrenmiş oldum. Kimse sadece Türk, sadece Müslüman, sadece Yahudi, sadece Rus olmadığı gibi, sadece katil, sadece hırsız, sadece fahişe değildir. Biz kavrayabilmek için basitleştirmek zorunda kalmışızdır.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Komplo teorilerine “aptallar için entellektüel eğlence” diyorum. Hapishane kütüphanesinde bolca çeşidi bulunan ve \&#8221;Türkiye’yi parçalamak için 100 plan\&#8221;, \&#8221;Rusların sıcak denizlere inme hayalleri\&#8221;, \&#8221;masonlar dünyayı nasıl idare ediyor\&#8221;, \&#8221;kızılların işçilerimizi ve gençlerimizi aldatma usulleri\&#8221;, \&#8221;Türk’e Türk’ten başka yoktur dost millet\&#8221;, \&#8221;Yahudilerin dünyayı ele geçirme planı\&#8221; gibi isimler taşıyan zırvaların hepsini okuyup bir tür bağışıklık kazandığımdan mıdır, yoksa basitçe, bende komploları sezecek basiret doğuştan eksik olduğundan mıdır bilmem; Sabetaycılarla ilgili önüme ne çıktıysa hatmettim, ama kafamda sadece şöyle bir tablo oluştu: Sabetaycıların fikir ve eylemlerinde en az etkili olan unsur, Sabetaycı kimlikleri!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Her çeşit insan, her çeşit fikir var Sabetaycılarda. Aynı “normal” insanlar gibi yani. Hayret!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Benim 12 Eylül döneminde idam edilmiş yoldaşım var. Onun kalemini kıran hakim var. Polis var, asker var. Dolandırıcı var, ama dolandırıcılık masası şefi de var! Bunca çeşitlilikte hala ortak bir kötülük bulunabiliyorsa, ben de başka bir kötülük görmeye başlıyorum o zaman. Kafatasçılık dediğimiz şey: Sabetaycılar kötüdür, çünkü onlar Sabetaycıdır!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Filistinlilerle omuz omuza İsrail’e karşı savaşan sabetaist devrimci gençler oldu geçmişte. Şimdi benim onları İsrail’in Türkiye’deki ajanları kabul etmem isteniyor. Bu nasıl bir imandır yahu! Nasıl bir nefret ihtiyacıdır ki, gözleri kör eder&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu öyle bir dermansız illet ki, Kürtleri cahil, kaba saba görüp fazla ayak takımı diye onlardan nefret eden aynı zihniyet, Sabetaycıları da okumuş görüp, fazla seçkinler diye nefret duyuyor! Çünkü mesele nefret edilen nesnede değil, nefret eden öznede. İnsan yeter ki nefret etmek istesin, yoktan malzeme/gerekçe yaratır kendine. Çevremde alnı secde görmeden yetmiş yaşına gelmiş, cenaze törenleri ve belki bir de bayramlar dışında camiye de uğramamış, ama Alevilerden neden nefret ettiklerini sorduğumda namaz kılmıyorlar, camiye gitmiyorlar diye cevap veren o kadar çok zavallı var ki. Dine değil kine ihtiyaçları olduğu için, namaz deyince de kendilerinin itikatları gereği yapmaları farz olan bu ibadeti niçin yapmadıklarını sorgulamaktan çok, itikatları gereği namazı farz görmeyen \&#8221;öteki\&#8221;nin niye farz görmediğiyle ilgileniyorlar. Sizde farz işte, kılsana!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tıpkı, Sabetaycılarda gördüğü her olumsuzluğun Müslüman Türkler ve toplumdaki diğer kesimler için de geçerli olduğunu görmeyen usturuplu faşizm gibi&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tek tek saydınız mı kardeşim, memleket kötülerinin çoğu gerçekten Sabetaycı mı? Oranları alayım, kaçta kaç?! Ya da Sabetaycıları sıraya dizip tek tek kontrol ettiniz ve içlerindeki kötü oranı iyilerden fazla mı çıktı? Kaçta kaç?!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">(Hem iyi ne, kötü ne, ben kimim, burası neresi? Hani biz solcuyduk&#8230; niye başaşağı&#8230; duruyoruz ya&#8230; korkuyorum! Anne!)</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Diyelim ki Sabetaycılar çoğunlukla bu toplumun seçkinleri arasındalar. Ne güzel. Biz nasıl seçkin olacağız? Ortalama –dile kolay!- 3.5 yıl ‘okuduğumuz halde’ seçkin olmamamızın ardında azınlık komplosu arayarak mı? Hayatımızda iyi olan ne varsa biz başardık/kazandık/yendik/aldık, kötü olan ne varsa başkalarının yüzünden, değil mi? </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ulan Sabetaycılar olmasa o 3.5 yıl da aslında daha az çıkacak, adamlar ülkenin eğitim ortalamasını yükseltiyor be! Sıvacı, boyacı falan mı olacaklardı?</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sabetaycıların neden seçkin olduklarını anlamak için saçma sapan teoriler uydurmaya, kuruntular üretmeye gerek yok. Şöyle düşünmeyi teklif ediyorum ben:</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu insanlar genelde seçkinler, çünkü babaları da seçkinmiş. Babaları da seçkinmiş, çünkü senin deden elinde kalan son birikimle babana dillere destan düğün yapmayı tercih ederken, onun dedesi elinde kalan son birikimle oğlunu Amerika\&#8217;ya uzmanlık eğitimi almaya göndermiş. Dedelerinizin eş dost akrabaya hava basma ve düşman çatlatma şekilleri farklıymış, hepsi bu! Gizli sinagoglarda toplanıp Türkiye\&#8217;yi ele geçirmek için sırada hangi adım var diye tartışıyor değiller. Etraflarında hep okumuş, yükselmiş uzak yakın akrabalar gördükleri için gıpta ya da kıskançlıkla, ya da basitçe, başka yaşam şekli bilmedikleri için okuyup bir yerlere geliyorlar. Sen kansere çare buluyordun da Sabetaycılar mı engelledi?.. Bir çocuğun babası avukat, amcası mimar, dayısı doktor, kuzenlerinden bazıları masterlı doktoralı, teyzeleri, hatta ev kadını olan annesi bile belki üniversite mezunu ise o çocuk ne olur, kamyon şoförü mü!? Ve ayrıca \&#8221;bunlar var ya bunlar,\&#8221; bir yerde yetkili iseler, işe eleman almak ya da yükseltmek için önlerine gelen üç-beş isimden birini seçmeleri gerektiğinde, tıpkı Kürtlerin, Lazların, Çerkezlerin, Alevilerin, islamcıların, ülkücülerin, solcuların, Erzurumluların, Amasyalıların, Adanalıların yaptığı gibi, \&#8221;kendilerinden\&#8221; olanı seçmeye eğilimli oluyorlar&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Her şey bu kadar basit olamaz mı? Olabilir tabii, ama o zaman bu hikayeler tiraj yapmaz. Küçük Hoca Tempo\&#8217;ya kapak olmaz&#8230; </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>“SOLUN HASAN MEZARCI’SI” ADAYI</strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Kapak dedim de, zincirleme anılar akmaya başladı, yakalayabildiklerimi aktarayım&#8230; Daha Mülkiye’de öğrenciyken, 1950\&#8217;lerin sonlarında, Demokrat Parti iktidarına karşı verdiği mücadeleyle Metin Toker\&#8217;in yayınladığı, dönemin popüler haftalık dergisi Akis\&#8217;e kapak olmuş Küçük Hoca. Böyle bir kişisel tarihten geliyor. Türkiye devriminin hem Lenin’i hem Stalin’i olma ihtirasıyla otuz yıl günde dört saat uyuyup üç yüz sayfa kitap okuyan Küçük Hoca’nın, devrimin ufukta bile görünmediği bir Türkiye’de hayatının sonbaharını sürmeyi içine sindirebilmesi, onunki çapında bir ego için hiç kolay değil tabii, kabul etmek lazım. Ama şu ya da bu kesime karşı bilimsel kılıflı cihat yürütmek için geçerli mazeret de değil onun hayal kırıklığı.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">1988\&#8217;de, o zaman çalıştığım dergiden patronum Mehmet Ağabey ve rahmetli sendikacı Sait Ağabey ile birlikte bir panel için gittikleri Gaziantep\&#8217;te topluca gözaltına alındıklarında Küçük Hoca bir ara gözlerini uzaklara dikerek sevgilisine \&#8221;O da korkardı dersin&#8230; o da korkardı diye yazarsın.\&#8221; demiş. Hani Krupskaya Lenin\&#8217;den Anılar\&#8217;ı yazmış ya, ileride de Küçük Hoca\&#8217;dan Anılar yazılacak&#8230; Müstakbel Krupskaya bunu devrimi ve Küçük Hoca\&#8217;nın ölümünü beklemeden, Antep\&#8217;ten dönüşlerinde anlatmıştı da, epey mizah malzemesi çıkmıştı bize. Mizah malzemesi yaptığımız bu hanımın saflığı değil, Hoca’nın megalomanisi (büyüklük hastalığı) idi elbet. “Aslen” oyun yazarı olan hanımefendi, aynı zamanda şarkıcı ve romancı da kabul edilir arkadaşları arasında. Hikayeleri de varmış. Kırk yaşından sonra şarkıcı olup kaseti çıktığında \&#8221;elli yaşından sonra da resme başlayacağım\&#8221; diyordu, belki ressam da olmuştur, buralarda yoktum, bilmiyorum. Kaseti Mehmet Ağabey\&#8217;in sahibi olduğu Yeni Dünya Plak\&#8217;tan çıkmıştı. Ahbaplarının yani. Ben içerideyken yayınlanan saçma sapan romanları ise, Beyoğlu’nda, yazarların kitaplarını kendi paralarıyla yayınlattığı, yayınevinin sadece teknik işler, yayınevi adı ve dağıtım kanalları karşılığında, yazardan aldığı paradan başka, kitabın gelirine de sahip olduğu ilgili herkesçe malum bir yayınevinden. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Belki ellisinden sonra ressam da olmuştur da, tanıdık galeri bulamadığı için resimleriyle adını duyuramamıştır.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Hoca’nın takma adla yazdığı yazılarda kullandığı mahlas, “Çelik Bilgin” idi. Stalin adının Rusça’da “çelik adam” anlamına geldiğini de belirteyim. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bugün bir arkadaşımla konuşuyorduk. Küçük Hoca’nın Sabetaycılardan nefret etmesinin nedenini sordu. Hoca’nın nefret etmediği bir bunlar kalmıştı, bunlara da sıra gelecekti elbet, diye cevap verdim. Aslında şaka da sayılmaz, doğruya çok yakın. Sesli düşünüyordum. İkinci cevabım şöyle oldu: Galiba 1987 yılıydı. Ankara’da belediye Kızılay’ın göbeğindeki Güven Park’ı otopark yapmaya kalkışınca o zaman için ciddi bir tepkiyle karşılaştı. Çevreciler ve sivil toplum kuruluşları eylemler yaptılar. Küçük Hoca küçümsüyordu böyle ottan yapraktan eylemleri, kendisi toplumsal devrim yapacaktı. Park eyleminin öncüleri arasında ’68 kuşağından isimler de bulunduğu için, “kırları kurtaracaklardı, Güven Park’a razı oldular” diye alay ediyordu. Küçük Hoca da (Çelik Bilgin) Türkiye’nin Stalin’i olup 70 milyona çullanacaktı, Sabetaycılara razı oldu!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu da tamamen yanlış değil. En azından, adamdaki hıncın yenilmiş, kaybetmiş bir muhterisin hıncı olduğunu açıklıyor. Sabetaycılar olmasa başkası olacaktı. Sabetaycılar gizemli mevzu olduğu için, dergilere kapak olma ihtiyacına da cevap veriyor. (“Ün ilkelliktir,” değil mi hocam? Biz senden öğrendik&#8230;) </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sabetaycıların kapalı bir cemaat olmasından kaynaklanan gizemin konuya ilgiyi arttırması, Küçük Hoca’nın da bu ilgiyle yakından ilgilenmesi yani&#8230; Ha bir de şu olabilir: Bağırsaklardan internet sayfalarına salınan onca efsaneye rağmen, Türkiye’de en korunmasız olan hedef, Sabetaycılar aslında. Ortaya çıkıp “biz öyle değiliz” demeleri bile zor. Adam aslında inançsız olup kendisini cemaatten hissetmese bile bir şey diyemez. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Çünkü her an saldırganlaşma potansiyeli taşıyan bu histeri karşısında akrabalarını deşifre etmek istemez. Bu da birilerine saldırarak psikolojik ve sosyal tatmin sağlayacak kimselerin cesaretini arttırıyor. Bu son furyada görüldüğü gibi, ülkeyi ellerinde tuttukları söylenen bir topluluk, kendilerini aşağılayan, yerden yere vuran, isim isim hakaret eden, dahası listeler halinde hedef gösterenlere karşı hiçbir şey yapamıyor. Hani Türkiye bunların elindeydi? “Sabetaycılar ve Grup Seks” diye kitap çıkacak, niye engelleyemiyorlar?.. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yok yani, bu nasıl hakimiyetmiş, onu merak ettim&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tam yeri&#8230; Tam burada, yukarıda zina ile ilgili olanını yazdığım Sabetay emirlerinden bir başkasını yazmak isterim: “Altıncısı budur ki, onlar arasında katiller bulunmasın. Hatta kendilerine nefret eden başka millet mensuplarından da kimse öldürülmesin!”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yoksa bu da “öldürmeyin” derken aslında “sağ bırakmayın” mı demek istiyor?! </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Zina maddesinden sıra gelirse bunun da yorumlanmasını isterim şahsen.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ormanda benim hafızam için ‘on kaplan gücündedir’ derlerdi! Benim hatırladıklarımı hatırlamayan bazı eski arkadaşlar, Hoca’nın durumunu bunama ya da ileri yaşlarda bazı kimselerde görülebilen mizaç değişikliği ile açıklamaya çalışıyorlar. Küçük Hoca hep böyleydi. Nitel değil nicel bir değişim var. Bugüne dek Türkiye’nin Lenin’i olma hayallerine sığınarak, Berlin Duvarı’na yaslanarak, sonrasında PKK’ya tutunarak iyi kötü idare etmişken, geldiği noktada kendisinin aslında sadece bir memur emeklisi olduğunu hissedip zıvanadan çıkma durumu&#8230; Değişen, teorik birikimine ve siyasal geçmişine ihanet edercesine, dünyaya soy sop temelinden ve komplo mantığıyla bakmaya başlamasıdır. Ama kanımca hem birincisine “geçiş” çok zor değildir, hem de paranoya sınıfına girebilecek bugünkü her sözünün yirmi yıl öncesinde izleri vardı.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Hatta daha öncesinde de başka ipuçları varmış: Eski DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) yöneticisi Ali Nejat Ölçen\&#8217;in teşkilattaki anılarını kaleme aldığı \&#8221;Devlet Yokuşu\&#8221; kitabında adı geçen bürokratlar arasında Küçük Hoca da var. 1960lı yılları anlatan kitapta Ali Nejat Ölçen\&#8217;in Küçük Hoca için söylediği \&#8221;Her şeyin içinde bir savaş arardı. Kafasında bitip tükenmeyen bir kavga vardı sanki&#8230;\&#8221; ve \&#8221;Ona göre biri ya kazanır, ya kaybederdi.\&#8221; gibi sözler, benim 1980\&#8217;lerde tanıdığım Küçük Hoca\&#8217;ya da tıpatıp uyuyor. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ve emin olun şimdi, 2000\&#8217;lerde de farklı bir Küçük Hoca ile karşı karşıya değiliz.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Biraz empati: Burjuvazi diye, oligarşi diye harflerden düşmanlar belirlemiş ve yetmiş yaşına kadar kelimelere kılıç sallamaktan yorulmuşsa insan, o soyutluğun içini daha somut, adı sanı olan bir sosyal kesimle doldurmak müthiş rahatlatıcı bir keşif olmaz mı? Dünyaya soy sop temelinden bakışa “geçiş” dediğim, bu. Bunun için Sabetaycılardan uygunu da yok gerçekten. Her yüksek yerde Sabetaycıya rastlayınca kavram soyutluktan çıkıp “ben oligarşi gördüm” cümlesiyle örneklenebilecek hal alıyor. Ama bunun tarihten gelen onca nedeni (onların eğitim düzeyi ya da Müslümanların eğitimsizlik düzeyi mesela) varken komplo (Hoca, “tertip” diyor) paranoyalarına sarılmak, adamın ayağını soldan sağa kaydırır.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">\&#8221;Dışişleri bakanı falanca ülke başkentinde filanca toplantıya katılıyor, aynı gece Ankara’da Küçük Hoca gözaltına alınıyor. Rastlantı mı?” gibi ‘değerlendirmeler’ çok yer almıştır, Küçük Hoca’nın Toplumsal Kurtuluş dergisinde. (Şeytan diyor, dal arşivlere, elinde 300 sayfalık bir kitapla çık!)</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">1992 olabilir, veya 1993. Galiba Hoca\&#8217;cıların çıkardığı Yeni İnsan dergisinde başlayıp Doç. Mustafa Sercan’ın Küçük Hoca’nın yazısını İnsancıl dergisinde eleştirmesi ve Hoca’nın da İnsancıl’da cevap vermesiyle oraya taşınan bir “Ruhi Su Türk olamaz” tartışması vardı ki, bugün Sabetaycı ‘deşifre’ etmekte kullandığı bazı tuhaf mantık zincirleriyle orada da “güzel sesli biri Türk olamaz” iddiasını inatla ispatlamaya çalışmıştı Hoca. (Bu dergilerin hepsini saklardım ben ya&#8230; Ankara Emniyetinin kalorifer kazanlarında yakılıp polisleri ısıtmakta kullanıldı sonra. Neyse&#8230;) </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Küçük Hoca, sesini güzel bulduğu ve atalarının Türk olmadığı bilinen 5-10 şarkıcı sayıyor, buradan “Hipotezimi kuruyorum: Türklerde ses yoktur.” deyip, oradan “Bu durumda Ruhi Su’nun Türk olmaması gerekiyor, zaten şurada şu yıl doğmuş, orada o yıl şöyle şeyler olmuştu.” diye ‘ispat’a geçiyordu. Şimdi Tutkun Akbaş’ın “Bu ülkede çok para kazanan, ünlü olan herkes İbrani midir size göre?” sorusunu “Hipotezi öyle kuruyorum, sonra araştırıyorum.” diye cevaplıyor ya, onun ortalık yerde hipotez kurma alışkanlığı yeni değil yani. “Çürütemiyorlar!” diyor. Kardeşim, sen odanda kursana hipotezlerini! İspatla, sonra yaz. Ben niye çürüteyim, hipotez senin hipotezin, sen ispatlasana! Elli bin kişi seni okuduktan sonra ben çürütsem ne olacak!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">&#8230;Yani her şey Avrupa dönüşü, Sabetaycı madenini keşfedince sıfırdan başlamadı. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Temel hep vardı. Belki temelin de temelinde, Ali Nejat Ölçen’in kırk yıl önce fark ettiği şey vardır: “Kafasında bitip tükenmeyen bir kavga vardı sanki&#8230;”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Hipotez değil, temenni de değil, kaygı olarak okunmasını isterim: Küçük Hoca’yı “solun Hasan Mezarcı’sı” olma yolunda görüyorum. Hasan Mezarcı, hani sonradan garip kıyafetlerle ortaya çıkıp ben İsa’yım diyen eski radikal islamcı muhalif. Kendisinin Mesih olduğuna öyle ince düşünülmüş, öyle akla gelmeyecek, bir açıdan bakıldığında öyle mantıklı kanıt ve işaretler sayıp döküyordu ki&#8230; Mezarcı’ya üzüldüm ben, Küçük Hoca’ya da elbette üzülürüm. Bu paragrafta eleştiri yok. Hocam kendisine dikkat etsin&#8230; </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“BU MUYMUŞ LA ONOMASTİK!</span></strong></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tempo’daki söyleşide Hoca’nın cevaplarıyla sinirlerimin, muhabirin sorularında Hoca’nın düştüğü hallerle moralimin bozulup ikisinin tepkimeye girmesiyle kilitlendiğim, bu yazıyı yazma konusunda yeniden kararsızlaştığım bir gün, Bakırköy D&#38;R’a gittim. İşsiz olduğum için kitap alacak durumda değilim. Züğürtlükten, evden bile seyrek çıkabiliyorum. Bakırköy’ün ötesine de pek geçemiyorum. Allah’tan cezaevi alışkanlığı var, günlerce kapıdan dışarı adım atmasam da hissetmiyorum. Küçük Hoca’nın yeni dönemde (1998 sonrası) çıkan kitaplarının hiçbirini okumadım. Şart da değil. Bana Türkiye’nin yarısının İbrani olduğunu ispatlasa ne yazar! Ben misal bu yazının bir yerinde “Türkiye’nin yarısı İbrani değildir” gibi bir şey mi diyorum ki, kitaplarını okumak zorunda olayım. Öyle şeyler, düşmansever ilkel zihinlerin ilgi alanında. Yine de para kazanırsam alacağım Hoca’nın bütün kitaplarını. Cezaevindeyken Aydınlık’ta ve Bilim ve Ütopya’da yazdıklarını okurdum. Şimdi de internete düşenleri okuyorum. Zaten ben genel olarak şimdilik sadece internetteki kaynaklardan ve Bakırköy Rıfat Ilgaz Halk Kütüphanesi’ndeki kitaplardan sorumluyum!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Kitapçıda Tekelistan’ı (sadece bu ismi, cilt no, altbaşlık yok, 2003’te çıkmış) elime alıp rastgele tek bir sayfa açtım. Ayaküstü okurken ürperdim. Yazılanlardan değil, 864 sayfa içinde o sayfayı açmış olmamdan dolayı. Kitabı yerine koyup başka bir şeye bakmadan hızla çıktım. Kendi kendime, yine Küçük Hoca’dan öğrendiğim, Stalin’in bir lafını mırıldanıp duruyordum: “Eta li slaçayni tavarişi, nyet tavarişi ni eta ni slaçayni!” Rusça. Anlamı şu: Bu bir tesadüf olabilir mi yoldaşlar, hayır, bu bir tesadüf olamaz yoldaşlar!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Orada Mehmet Ağar\&#8217;ın soyadının onomastik (onomastik, yani isimbilim: Küçük Hoca, dünyanın aslında başka galaksilerden gelen Yahudilerin bir komplosundan ibaret olduğunu ispatlama yolunda koşar adım ilerlerken bu bilimden yararlanıyor!), evet onomastik incelemesini yaparken, \&#8217;ağar\&#8217; kelimesinin Türkçe\&#8217;de bulunmadığını ve Türkiye\&#8217;de soyadı olarak rastlanmadığını iddia ediyor. \&#8221;Oralarda Ermeniler falan da vardı.\&#8221; diyerek Mehmet Ağar\&#8217;ın Ermeni olduğunu ima ediyor. Herkes kendince, ben de şahsen kendimce Mehmet Ağar\&#8217;ın ne olduğunu biliyoruz. Bu saatten sonra bir Ermeni ya da Orta Dünyalı bir hobbit olduğunun anlaşılması benim gözümde Mehmet Ağar\&#8217;ı değiştirmez. Kaldı ki Ermenilik kişinin kendi seçtiği bir şey olmadığı gibi, iyi ya da kötü bir şey de değildir. Ama kendi anadilindeki ‘ağar’ kelimesini bilmeyen bir onomastikçilik ve \&#8221;bu soyadı başka yerde yok\&#8221; derken neye dayandığını bizden gizleyen bir ultra-mega-hiper-süper bilim adamlığı, bence kötüdür. Tıpkı soy sop dedektifliğinin bir solcu için utanılacak derecede kötü olması gibi. Görün bakın, şimdi yazacaklarımla, Mehmet Ağar\&#8217;ın onomastik Ermeniliği iddiası koskoca Küçük Hoca’nın bilimsellik iddiasını da yanına alıp nasıl sıvışacak.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">TDK\&#8217;nın sözlüğünde bile (ben internet sözlüğüne baktım) yer almadığı için elimdeki diğer sözlükleri tek tek saymayayım şimdi, bendeki hiçbir sözlükte ‘ağar’ diye bir kelime yok, doğru. Ama ta 18. yüzyılda ne demiş Samuel Johnson, \&#8221;No dictionary of a living tongue can ever be perfect &#8211; Yaşayan dilde mükemmel sözlük olmaz\&#8221;!.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">\&#8217;Ağar\&#8217; kelimesi, bugün \&#8221;ilk göz ağrım\&#8221; diye söylediğimiz sözdeki \&#8221;ağrı\&#8221;nın otantik ve doğru biçimidir. Ulu çınarımız Yaşar Kemal, “ilk göz ağarı, ilk gelen aydınlık demek,” diyor. “Gördüğünüz yerde ‘ağrı’ diye düzeltmeyin,” diyor. Yani Mehmet Ağar’ın soyadı, “Aydınlık”! Son derece!..</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
(Bu arada, Küçük Hoca’nın Yaşar Kemal’in dünyaca tanınmış olmasını da rahmetli karısı Tilda’nın Yahudiliğine bağlamayı başardığını hatırladım, hapishanede okuduklarımdan. Ağar aslında bu anlama gelmiyor da, biz Yaşar Kemal’in de katıldığı bir Yahudi oyunu ile yanıltılıyor olabilir miyiz diye düşünmedim değil. Uyanık olmak lazım!)</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ayrıca bütün ciddi sözlüklerde bulabileceğimiz \&#8221;ağmak\&#8221; diye bir fiilimiz var ki, bunun üçüncü tekil şahıs ve geniş zaman çekimi elbette \&#8221;ağar\&#8221;dır. Yani \&#8221;sevmek\&#8221;ten nasıl \&#8221;sever\&#8221; soyadı oluyorsa, “ağmak”tan da “ağar” soyadı olabilir.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">(ağmak (I) 1 . Sarkmak, aşağıya inmek: \&#8221;Hiç konuşmadan güneş batıya ağıncaya dek çalıştılar.\&#8221;- R. N. Güntekin. 2 . Bir yana eğilmek, meyletmek. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">ağmak (II) Yükselmek, yukarı doğru çıkmak: \&#8221;Ay oldum âleme doğdum, bulut oldum göğe ağdım.\&#8221;- Yunus Emre.) (bkz. http://www.tdk.gov.tr)</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu kadar da değil. Ağar aynı zamanda, TDK sözlüğüne göre beyazlaşmak, rengi solmak, ve şafak sökmek gibi üç ayrı anlamı bulunan “ağarmak” fiilinin emir kipinden çekimidir ki, pekala bu anlamıyla da soyadı olarak seçilebilir.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Şimdi, Mehmet Ağar’ın dedesi ya da babası, ya da her kimse, ailesine bir soyadı seçeceği zaman, şuracıkta ayaküstü yedi ayrı anlamını ortaya döktüğüm bu \&#8221;ağar\&#8221;ı seçmişse ve Küçük Hoca tarafından bu soyadına bakarak Türk olmayabilecekleri ima ediliyorsa&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu muymuş yani Küçük Hoca’nın soy sop teşhis yöntemi! Atmaya atıyor, bari onomastiği rahat bıraksa&#8230; Dilbilim aleminde \&#8221;özel isimleri inceleyen dal\&#8221; diye resmi kabul gördüğüne göre herhalde bunun aslı böyle işkembe-i kübra temelli bir şey değildir. Yok mudur bunun derneği falan, ya da Onomastikçiler Odası, başvurup şikayetçi olsak!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
Neyse, gelelim Ağar’a soyadı olarak rastlanmadığı iddiasına&#8230; Benim 21 yıl önce, aileminse benden iki yıl sonra ayrıldığımız memleketim Besni’de, Sivas ve Erzurum kongrelerinden 1970’lerin sonlarına kadar, Besni nereye bağlıysa o vilayeti (Malatya-Gaziantep-1954’ten beri Adıyaman) temsil etme görevini Ağar’lar yapmıştır! Hüveydilerden Reşit Ağa (1870-1935) Atatürk’ün daveti üzerine Erzurum ve Sivas Kongrelerine Malatya temsilcisi olarak katılmış, birinci ve ikinci dönem Malatya, üçüncü, dördüncü ve beşinci dönem Antep milletvekilliği yapmıştır. O zaman soyadı yoktu, doğru, ama Reşit Ağa’nın soyundan gelen Sait ve Halil Ağar, 1950’lerden 1970’lerin sonlarına kadar TBMM’de sağ partilerden milletvekilliği yapmışlardır.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Daha nasıl rastlanacaktı Ağar soyadına?!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Lisede, aileden okul ve sınıf arkadaşlarım oldu. Mehmet Ağar’la bir akrabalıkları yok. Ağar’ları biz Türkleşmiş Kürt olarak biliyorduk. Ama Adnan Menderes Kaya’nın yakınlarda okuduğum “Avşar Türkmenleri” kitabında (Geçit Yayınları, 2004) Besni’deki Hüveydi aşiretinin aslen Avşar Türkmenlerinden olup Avşarların bazı yerlerde Kürtleşmiş oldukları yazıyor. Yani bir belirsizlik var. Küçük Hoca bir el atsa da, yakın gözlüğünü takıp adlarına soyadlarına bakarak şıp diye çıkarsa Hüveydilerin köklerini! (Allahım yarabbim ya&#8230;)</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ağar kelimesi ve soyadı ile ilgili olarak, kafamda işte bunlar vardı. Herhalde anlaşılmıştır, bir kitapçıda karşıma çıktığı için ayaküstü elime alıp rastgele tek sayfasını açtığım 864 sayfalık kitapta o tek sayfanın \&#8221;ağar\&#8221; sayfası olmasının bana neden \&#8221;yaz ulan o yazıyı\&#8221; diyen ilahi bir işaret gibi göründüğü. Tesadüf müdür tevafuk mu bilmem ama, çok ilginç gerçekten&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
<strong>HIK MIK&#8230; İŞTE&#8230; ÖYLE&#8230;</strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </p>
<p></span></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Güne güneş doğmadan başlamayı sevdiğim için, öğle saatlerinde 20-30 dakika kestirmem gerekiyor. Otuz dakikayı geçince niteliği olumsuz anlamda değişen, hani uyku bir deniz ise dibe çökerek değil de şöyle bir dalıp dibe değmeden tekrar yüzeye çıkarak yaşanması gereken bu şekerlemenin ardından gözümü açtığımda zihnim o kadar tazelenmiş oluyor ki, bir gün yazar olursam diye şuraya buraya karaladığım notların, fikirlerin, buluşların en parlakları genellikle bu \&#8221;cat nap\&#8221; sonrası damlıyor içime. Bugün de bu yazıyı düşünerek gözümü açtım öğle uykusundan. Tempo\&#8217;daki Küçük Hoca röportajını bir daha okuyayım dedim. Sabetaycılar&#8230; aile&#8230; tahrip ediyorlar&#8230; Devam etmedim, bıraktım. \&#8221;Dinime söven Müslüman olsa\&#8221; atasözü belirdi gözümün önünde. Kafamın içinde dönmeye başladı. Hayır, bunu Sabetaycılar söylemez, onlar Müslüman değil&#8230; ama Küçük Hoca da söyleyemez, o da dinsiz&#8230; Küçük Hoca söyleyecek olsa, Rusça da bildiğine göre, \&#8221;Camdan evin varsa, komşunun evine taş atma\&#8221; mealindeki Rus atasözünü söylerdi bence. Evet evet, onu söylemeli. Söylemese bile aklından geçirmeli: Camdan evin varsa, komşunun evine taş atma&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tamam, kurtuldum! Kafamın içinde dönüp durmuyor artık.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Google\&#8217;a Küçük Hoca’yı arattım. Yeni bir şey yok, öylesine dolaştım oltaya takılan sonuçlar arasında.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sonuçlardan biri bir çağrışım fişeği ateşledi. Sanki o yıllarda&#8230; galiba başka bir devrimci büyüğümüzün&#8230; yıllar boyunca İstanbul\&#8217;da kocasıyla, Ankara\&#8217;da onunla yaşayan, sanatın her dalına maydanoz evli bir sevgilisi vardı gibi. Gizli olmayan, en azından Ankara\&#8217;da açık yaşanan, içimizi bulandıran, ama \&#8221;vardır herhalde bir bilmediğimiz izah şekli\&#8221; diye tuhaf bir \&#8221;tevekkül\&#8221; içinde aklımıza getirmemeye çalıştığımız. Küçüğüz ya hani, kelli felli devrimci abilerimiz, ablalarımız değil de biz rahatsız oluyorsak durumdan, herhalde henüz yeterli kemalata ulaşmadığımız için bize açıklanma zamanı gelmemiş bir sır vardır, şeklindeki ruh hali. (“Abdurrahmân-i Tâğî (k.s) buyuruyor: -Şeyhine (neden?) ve (niçin?) diyen mürid iflah olmaz. Şeyhine itiraz eden müridin üzerine feyz kapıları kapanır. Mürid, şeyhini kontrol edip ona itiraz edemez.”)</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Belki de 17. yüzyıldan, Sabetay Sevi\&#8217;den gelen sırlı emirler vardır hakikaten. Şimdi Tempo\&#8217;daki röportajda Küçük Hoca’nın söylediklerine bir an inanacak olsam, o iç bulandırıcı konu şıp diye aydınlanıyor: Her üçü de Sabetaycı anlaşılan ki, İstanbul\&#8217;daki koca, Ankara\&#8217;daki sevgili ve ortadaki hanım, Sabetaycılığın mealen \&#8221;zina yapın, grup halinde çiftleşin ki günahlar artsın, mesihin günü gelsin\&#8221; şeklindeki emri gereği idare etmişler birbirlerini. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Zaten koca (İstanbul’da olan) zengindi de. Sabetaycılar zengin olurmuş ya hani&#8230; Tabii üçlü ilişkide asıl amaç, aileyi yok etmek. Küçük Hoca’nın bu aile konusundaki hassasiyeti gözlerimi yaşartıyor hakikaten&#8230; Neyse, sözkonusu hanımın şair kocası (İstanbul\&#8217;da olan) 2002\&#8217;de ölmüştü, ben içerideyken. İşte onun gazetelerden aktarılmış cenaze haberlerine rastladım da bir sitede. Küçük Hoca da cenazeye iştirak edenler arasında sayıldığı için, aramada o site de çıktı Hoca’nın adından dolayı. Tazelenmiş belleğimi bu can sıkıcı anılarla dolduran, bu cenaze haberleriydi. Küçük Hoca’nın aile müessesesine büyük saygısı olmasa ihtiyar şairin cenazesine katılıp ailenin acısını paylaşır mıydı? Ortadaki hanımın sevgilisi de (Ankara\&#8217;da olan) katılmıştır mutlaka cenazeye. Değil mi hocam? Bunları siz bizden daha iyi tanırsınız. Aileyi yıkmaya yönelik “tertibi” ortaya çıkarıyorsunuz ya! Cenaze tarihi itibariyle 18 yıldan beri karısıyla yattığı adamı uğurlamaya da mutlaka gitmiştir Ankaralı sevgili? Sabetay Sevi’ye uyarak sağlığında rahmetliyi de ekibe dahil edip \&#8217;grup\&#8217; olarak bir etkinlikleri olmuş mudur bilemeyiz, ama şimdi mesela bu hanım ve sevgilisinin (Ankara’da olan), ve de tabii kocasının (İstanbul’da olan) sabetaist olduklarından emin olabiliriz Küçük Hoca’ya göre. Aileyi tahrip etmelerinden belli!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İşte böyle&#8230; Öğle uykusu iyidir. Yarım saati geçmesin. Bu bölüm de bir hatıra olsun, yazıyı nasıl yazdığıma dair. Bir kesit&#8230; Bir sahne&#8230; Öylesine! </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>TÜRKLÜĞÜMÜ BURNUMDAN GETİRDİNİZ!</strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Baştan söyleyeyim de kimse boşuna araştırmasın: Benim köküm Hititlere dayanıyor kardeşim. Buranın yerlisiyim! Türkler en son geldi, biz de Türk olduk. Burnumuzdan getirmeyin&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Orta Asya\&#8217;dan Anadolu\&#8217;ya toplam bir milyon kadar Türk geldiği tahmin ediliyor. O sırada bu topraklarda yedi milyon insan vardı. Malazgirt savaşında yedi milyon ölü var da bizden mi gizleniyor? Ya da yıllar önce Küçük Hoca’nın Ankara adliyesinde hakimler karşısında resmi tezlerle dalga geçmek için söylediği gibi (geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer hocam!) \&#8221;1071\&#8217;de Türkler Türkleri fethetti\&#8221; de biz mi yanlış anladık? Neysek neyiz. Kavimler Kapısı Anadolu\&#8217;da harman olduk, bugüne geldik. Bu saatten sonra ayrışma olacaksa; Sabetaycılar Selanik\&#8217;e, Yahudiler İsrail\&#8217;e, komünistler Küba\&#8217;ya, mollalar İran\&#8217;a, başörtülüler Arabistan’a (Demirel dedi), Ermeniler Ermenistan\&#8217;a, Boşnaklar Bosna\&#8217;ya, çukurovadaki Araplar Mısır\&#8217;a, güneydoğudaki Araplar Irak\&#8217;a, Rumlar Yunanistan\&#8217;a, Nusayriler Suriye\&#8217;ye, Gürcüler Gürcistan\&#8217;a, Çerkezler Kafkasya\&#8217;ya, Lazlar işte nereden geldilerse oraya, şiiler Azerbaycan\&#8217;a, Kürtler Kuzey Irak\&#8217;a&#8230; derken bu iş çok uzayacak. Bence usturuplu-usturupsuz bütün faşistler Orta Asya’ya gitsin, konu kapansın! Biz burada daha binlerce yıl yaşarız bir arada.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Benim için pek önemi olmadığı için fazla araştırmadıysam da, bildiğim kadarıyla ben de Türkmen soyundan, yani Orta Asya kökenliyim. Bilgilerine ulaşabildiğim tüm atalarım Türk-Müslüman-Sünni-Hanefi. Kürt olamayacağıma Ankara\&#8217;da yıllar önce İsmail Beşikçi gibi bir uzmanla birlikte kanaat getirdiğimiz için, rahatlıkla bölgemde çoğunluğu oluşturan Kürtlerden olmadığımı söyleyebiliyorum. Geçen yüzyılda islamı seçen Besnili Ermeni aileler halk arasında halen bilindiği -ve en azından benim çocukluk yıllarımda, maalesef içten içe aşağılandığı- için, daha önceki yüzyıllarda da Ermeniler Ermeni olarak kaldıkları için, onlardan olmadığımızı da biliyorum. Çerkezlerin bir kolu olan Besni\&#8217;lerin adınınsa, atalarının bizim oradan Kafkasya\&#8217;ya giden ve orada bu adda yerleşim birimleri kurup Çerkezleşen Avşarlar olduğunu yazıyor okuduğum kaynaklar. Dolayısıyla Çerkez de değilim.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dediğim gibi, köklerimin benim için hiçbir önemi yok. Türk\&#8217;üm demek bana yetiyor. Belki de atalarım hakikaten hep buradaydı ve ben Hititliyim! Bilmiyorum, önemsemiyorum ve sanırım, kardeşin kardeşe para pul için düşman olabildiği bir dünyada, hangi kabileye mensup olduğumuzun niçin bu kadar önemli sayıldığını anlayamadan ölüp gideceğim. Şimdi bu soy sop muhabbetini yapıyor olmam da tamamen sağlı-sollu \&#8217;usturuplu\&#8217; faşistlerin \&#8221;aha! işte bir \&#8217;sebatay\&#8217;! demek orada da varlarmış\&#8221; höykürüşlerine peşinen cevap verme amaçlı. Sanki hırsız değilim, kaçakçı değilim der gibi \&#8221;ben Sabetaycı değilim\&#8221; demekle, bu usturuplu faşizm modasına kapılanların ilkel duygularını zımnen meşrulaştırmak, bana o kadar zor ve aşağılayıcı geliyor ki&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ben aslında, güya gençliğinde -af buyrun- \&#8221;San Francisco’da tanınmış bir gay olduğu\&#8221; ve bu yüzden sadece gözlerini açıkta bırakan siyah başlığı olmaksızın görüntülenmeye izin vermediği yönünde CIA destekli propaganda yapan hükümet güçlerine, Zapatistaların gerçek kimliği bilinmeyen lideri Marcos\&#8217;un 1994\&#8217;te verdiği cevabı küçük bir ekle tekrarlamayı kendime daha çok yakıştırırdım. Marcos \&#8221;Evet, ben San Francisco’da bir eşcinsel, Güney Afrika’da bir siyah, İsrail\&#8217;de bir Filistinli, Avrupa’da bir Asyalı, gecenin onunda metroda yalnız bir kadın, Polonya\&#8217;da çingene, Bosna\&#8217;da bir savaş karşıtıyım&#8230;\&#8221; diyor ve devam ediyordu ya, ben de \&#8221;2006 Türkiyesi\&#8217;nde eş değiş tokuşu ve grup seks iftiralarıyla alçakça karalanan bir Sabetaycıyım\&#8221; diye bir ekle aynen tekrarlayabilirdim o muhteşem cevabı. Ama bu, \&#8221;tamaam, laf kalabalığı yapıyor ama kesin ‘sebataycı’!\&#8221; diye karşılanacak, yazdıklarımın, yoğunluğu azaltılmış “light” beyinler karşısındaki ümitsizliği şimdi olduğundan daha fazla olacaktı</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>AKIL, VİCDAN VE İNSAF</strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ortaya çıkıp kendilerini savunmalarına engel özel bir durumları olmasa, burada Sabetaycılar adına Sabetaycıları savunmayı bile otoriter bir tavır sayar, bundan kaçınırdım. Onlar kendilerini savunur, ben onların yanında dururdum. Hala bir yanlış anlaşılma korkusu da taşımıyor değilim aslında&#8230; Bakın, ben Sabetaycılar yok demiyorum, onlar hakikaten Müslüman oldular demiyorum&#8230; Sabetaycıları veya aşağılanan herhangi bir topluluğu \&#8221;bu şartlarla\&#8221; ya da başka kayıtlarla savunmayı da doğrusu kendime yakıştırmam. Bizi zenginleştiren onca renkten biri olarak, bu ülkeden vazgeçmeyen, burada yaşamaya devam eden her topluluk gibi Sabetaycılar da Türkiye\&#8217;nin ortak sahibidir diyorum. Vize süresi dolmuş Afrikalılardan ya da İstanbul\&#8217;da kaçak çalışan Romen işçilerden söz etmiyoruz. En az 514 yıldır Osmanlı\&#8217;daki atalarımız ve cumhuriyet kuşakları ile kader birliği etmiş, savaşlarda şehitler vermiş, İzmir\&#8217;de Yunanlı işgalcilere ilk kurşunu sıkmış, \&#8221;Türk\&#8221; kimlikleriyle dünyada adımızı, papa suikastçiliğiyle, uyuşturucu kaçakçılığıyla, kadın ticaretiyle, mültecilikle değil, -en son, Nobel dahil- bilim-sanat-meslek başarılarıyla duyurmuş, kıtlığı da bolluğu da burada ve bizimle yaşamış, bir yere gittiğinde Türkiye\&#8217;yi özlemiş, köylerimizde öğretmenlik, uzak şehirlerimizde doktorluk yapmış, halen-şu gün-şu saatte binlerce çocuğu askerde olan bir insan grubundan söz ediyoruz. Allahaşkına, biz sünni Müslüman-Türk çoğunluğun, bu saydıklarımdan fazla yaptığımız ne var da onları dışlamaya kalkacağız? Daha kalabalık olmak mıdır yani üstünlük ölçüsü? Orman mı burası! Türkiye Türk-Müslüman-Sünni (hatta bir de hanefi sünni!) çoğunluğun malıdır, geri kalanlar biz lütfettiğimiz için, lütfettiğimiz sürece buradalar, şeklindeki yaygın faşizan zihniyeti, Sabetaycılara iyilik olsun diye değil kendi halkımızın kalitesini yükseltmek için kafalardan silmeye çalışmamız gerekirken, hep birlikte ormana mı döneceğiz? Büyük çoğunluğun varlığının küçük azınlıkça tehdit edildiği psikolojisi hangi ülkede, ne zaman hayırlı sonuçlara yol açmış da, biz cehaletten dolayı zaten var olan bu psikolojiyi besleyeceğiz? Naziler “hadi tarihe kara bir leke olalım” diye mi yola çıkmışlardı? Aptal mıydı hepsi? Yoksa, yaptıkları ve yapacakları her şeyi son derece mantıklı bir şekilde açıklayabilen, ama vicdanın danışmanlığını yitirmiş bir aklın çizdiği rotayla mı düştüler o hallere?</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Kitlesel histerilere giden yolun taşları böyle döşenmeye devam edilirse halk Sivas\&#8217;ta Alevilere ve aydınlara yaptığı gibi otellerde insan yakmaya her an hazır, bunu hissediyor ve korkuyorum. Provokasyon, irtica, siyasal islam vb. kavramlaştırmalar Sivas\&#8217;taki barbarlığın ve önceki yıllardaki Trakya olayları, 6-7 Eylül, Maraş katliamı gibi onlarca benzerinin faillerinin kimliklerini bulandırmamalı. Sivas\&#8217;taki o barbarlar mesela, en azından benden ve bu yazıyı okuyanların çoğundan \&#8221;daha halk\&#8221;tı: Oranın bakkalı, manavı, kahvecisi, kahvede oturanı ve Marx’ın bize yarı-tanrıymış gibi anlattığı şanlı Sivas proletaryasından tiplerdi bunlar. \&#8221;Derin Türkiye\&#8221;de bunlardan yüzbinlerce, belki milyonlarca var. Danıştay saldırganı şimdi serbest bırakılıp parti kursa, üye olmaya hazır binlerce genç var. Ülke geneli daha bu düzeyde ve düzlemdeyken, eli kalem tutanlar yeni düşmanlar keşfetmekle ve düşmanlıklar icat etmekle uğraşıyorsa, ancak yeni katliamlarla ödüllendirilirler. Öte yandan, hayali bir halk uydurup onu yüceltmek gibi, kendi halkımızdan nefret etmek de bize bir şey kazandırmaz. Bu halk bir realite. Elimizdeki malzeme bu. Denize mi dökelim!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Lütfen&#8230; Bir \&#8221;trafik canavarı\&#8221; uydurup kendi abukluklarımızı o elsiz dilsiz garibana yüklediğimiz gibi, Sabetaycılığı da her ülke sorununun bağlanacağı kavramsal şeytan haline getirip taşlamayı bırakalım. Ortaya koyanın soyuna göre niyet araştırmaları yapmakla uğraşacağımıza, ortaya konanın ülkeye ve topluma yararlarına-zararlarına bakalım. Soyumuz sopumuz bizim için önemli madem, enerjimizi başkalarını dışlamaya harcamaktansa onlarla yarışmaya harcayalım, onları geçelim. İlkinin Türkiye\&#8217;ye ve Türk imajına zararı, yarışmanınsa her durumda Türkiye\&#8217;ye yararı olur. Kampanyayı başlatan kadının Sabetaycı kimliğiyle de bağlantılandırarak \&#8221;Haydi Kızlar Okula\&#8221; kampanyasını \&#8221;Haydi Kızlar Sokağa\&#8221; diye adlandırıp karalayan insanların, ne seksen yıl önce de kızlarını okutan, okumuş annelerce büyütülen Sabetaycıların bugün neden seçkin tabaka olduklarını anlama şansları vardır, ne de seksen yıl da geçse seçkin tabaka olma şansları. Böyle beyinler, başlarına gelen her şeyin arkasında kötü niyetli komplolar arar ve bulurlar! Aynalardan kaçmayalım&#8230; Günahlarımızı keçilere yüklemeyelim&#8230; Kendi göz önündeki ahmaklıklarımızı bir yenelim, -hala öyle vehimler üretebilecek olursak- “gizli” düşmanlarımızı nasıl olsa yeneriz! Başkalarından nefret etmek için kendimizi masum-mazlum-mağdur görme ilkelliğini bırakalım. Yeryüzünde bize bizden fazla zarar veren hiçbir güç yok. Okullardaki tarih derslerinde öğrendiklerimizi mümkün mertebe unutmaya çalışalım. Yekpare toplum arzumuz depreştikçe, ütopyamızın öngörünümü için Sivas katliamını hatırlayalım&#8230; </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-family:Arial;"><a href="http://www.derki.com/joomla/index.php?option=com_content&#38;task=view&#38;id=282&#38;Itemid=27">http://www.derki.com/joomla/index.php?option=com_content&#38;task=view&#38;id=282&#38;Itemid=27</a></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[“Sabetay Araştırmaları” Üzerine]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/30/%e2%80%9csabetay-arastirmalari%e2%80%9d-uzerine/</link>
<pubDate>Thu, 30 Nov 2006 13:38:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/30/%e2%80%9csabetay-arastirmalari%e2%80%9d-uzerine/</guid>
<description><![CDATA[ “SABETAYİZM ARAŞTIRMALARI” ÜZERİNE Okuyucu bilmeli ki: Bugün “Sabetayizm”, “Sabetay desifresi”, “Kr]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-family:Times New Roman;"> <span style="font-size:18pt;font-family:'Times New Roman';">“SABETAYİZM ARAŞTIRMALARI” ÜZERİNE </span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;">Okuyucu bilmeli ki: </span><span style="font-family:Times New Roman;">Bugün “Sabetayizm”, “Sabetay desifresi”, “Kripto Yahudi”, “Kripto İbraniler” vesaire isimleri altında yapılan çalışmaların, özellikle son yıllarda basılmış olanları ile matbuatdan daha tesirli ve “fısıltı gazetesi”nin somutlaşan hali gibi olan İnternetdeki yayınlar, söylenegeldiği gibi bilimsel çalışma değil POLİTİK TEZGAHTIR! </span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><img style="width:310px;height:242px;" src="http://www.memlekethaber.com/foto295_185/2006/8/17943yalcinkucuk.jpg" alt="kk" width="310" height="242" align="middle" /></span><span style="font-family:Times New Roman;">İsim vermek gerekirse, Yalçın Küçük (ki, ben ona katıldığım tartışma grubları ve forumlarda “Küçükeynlerden Yalçın” diyordum ve bundan sonra da böyle geçecek) ile Soner Yalçın(Küçükeynlerden Soner) ve Halid Özkul ile internet “alemi”nin onlarca takma isim kullanan ismi lüzumsuz üç-beş kisisinin yaptıkları bu meyanda değerlendirilmelidir. <!--more--></span><span style="font-family:Times New Roman;">Evvela şunu söylemek isterim ki, Avdetîler, “3000 AİLE”nin tamamını oluşturmamaktadırlar; bunlar, muhtelif inanca sahip kişilerden oluşan bu topluluğun içindeki –tesirleri şu veya bu kadar olması ayrı bir mesele- grublardan bir grubtur; bu mânâda da söylenmesi gereken, “3000 AİLE”NİN ORGANİZE BİR SUÇ TEŞKİLATI OLDUĞUDUR! </span><span style="font-family:Times New Roman;">İsmine “onomastik-isimbilim” dedikleri nesne ile “Sabetayist-İbrani avı”na çıkan “Küçükeyn taifesi” ve günümüzün “Karakaşzade Rüşdü”su olma sevdalısı tipler, ne kadar “bilimsel faaliyetde bulunuyoruz” deseler de yaptıkları “Büyük Ortadoğu Projesi”nin içinde şu veya bu şekilde varolarak hayatiyetlerini devam ettirmek ve bu mânâda da “Sabetayist şantaj”da bulunmaktır. </span><span style="font-family:Times New Roman;">Okuyucu bilmeli ki, bu işin “bilimsel faaliyet” olmadığının en büyük delili, yine kendilerinin (Küçükeynlerden Soner’in) söyledikleri şu sözdur: </span><span style="font-family:Times New Roman;">“- Bu iş İslâmcılara bırakılmayacak kadar önemlidir!” </span><span style="font-family:Times New Roman;">Sormak gerek bunlara; Avdetîler hakkında gerçekten “bilimsel” sayılabilecek faaliyetleri ilk olarak Müslümanlar yapmadı mi?! </span><span style="font-family:Times New Roman;">İnsanlara Avdetîliği anlatirken, Avdetîlerin sürüklediği solcular, “Moskovacı” ve “Pekinci”“bölünmenin dayanılmaz hafifliği”nde “devrim” hayalleri kurup “Cunta’cılık” olarak oynamıyorlar mıydı?! </span><span style="font-family:Times New Roman;">İşte meselenin “bam teli” de burasıdır! </span><span style="font-family:Times New Roman;">80 senedir Müslümanların, Anadolu insanının ensesinde boza pişiren İslâm düşmanı grub, BOP ile birlikte miadının dolduğunu gördüğünden “avanak Müslüman avı”na çıkmış ve doğrusu ilk başlarda da bir kısmıyle hedefine ermiştir. </span><span style="font-family:Times New Roman;">Müslümanların bir kısmı, gazetelerinde, dergilerinde Küçükeyn taifesinin iddialarına yer vermiş, onların oyunlarına alet olmuşdur. </span><span style="font-family:Times New Roman;">“Sabetay araştırması”nın “İbrani” ve “Yahudi” araştırmasına, ilerleyerek de “İslâmcıların içindeki İbranilere” kıvrılması bu noktadan sonra zor olmamıştır. Müslümanların içine “sistemli” olarak Efgani-Abduh iklisi tarafindan sokulan, “akla uymayan hadis ve ayetleri”, “rasyonel-akılcı” olarak “tevil etme (akılla hapsetme) eyleminin yanına, bütün bu akla uymayanları “İsrailiyat” olarak görme “hastalığının” varlığı, “İslâmda İbrani tesir” bulmaya çalışan Küçükeyn taifesinin de yolunu açmış oldu; tabii ki onlara Müslümanların içinden çıkan “akılcı… demokrat” tipler de eşlik etti! </span><span style="font-family:Times New Roman;">Oysa, okuyucu bilmeli ki, “ilke 1”, eğer böyle bir “sorun” (“İsrailiyat”) varsa bunu Müslümanlar, sadece ve sadece Müslümanlar çözmeli, başkasını işe karıştırmamalı, özellikle “ahmak müslüman avı”na çıkmış olanların ekmeğine yağ sürmemeli&#8230; “İlke 2”, bu işi yapanlara da tavsiyemiz, önce “usûl ilmi”ni öğrenin ve sonra “İsrailiyat avı”na çıkın; “hakikatleri katletmeyin!” </span><span style="font-family:Times New Roman;">“Sabetay araştırması” yaptığını iddia edenler, ırk ve dini mensubiyet kavramlarını karıştırmakta, böylece de eğer bunu bilerek yapıyorlarsa “cehaletlerini” ortaya koymaktadırlar! Çünkü onların nazarında, her “Sabetayci=İbrani”dir. Dikkatinizi çekerim, ırk mânâsına “İbrani”dir diyorlar. Sanki “Sabetaycılık” bulaşıcı bir hastalıkmis gibi hepsini (şu veya bu şekilde kökeni Yahudi olanlarla evlenen herkesi) “İbrani kavmi” içine koymaktadırlar ki, bu da tersinden Siyonizm propagandasıdır! </span><span style="font-family:Times New Roman;">İşte biz, elimizden geldiğince, Avdetîler üzerinden bu milletin “kıymetlerine” ve istikbaline yönelik HAİNCE planlar kuran SOYSUZLAR ÇETESİNİ ve tabiatiyle de “3000 AİLE VE AVDETİLERİ” desifre etmeye gayret edeceğiz… (2 Haziran 2006) </span><span style="font-family:Times New Roman;">AVCI </span><br />
<span style="font-family:Times New Roman;">sasmazavci@mynet.com </span><a href="http://3000aile.blogspot.com/2006/06/sabetayizm-aratirmalari-zerine-1.html" target="_top"><span style="color:#000088;font-family:Times New Roman;">http://3000aile.blogspot.com/2006/06/sabetayizm-aratirmalari-zerine-1.html</span></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yalçın Küçük'ün İsimbilimi Üzerine]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/30/yalcin-kucukun-isimbilimi-uzerine/</link>
<pubDate>Thu, 30 Nov 2006 13:34:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/30/yalcin-kucukun-isimbilimi-uzerine/</guid>
<description><![CDATA[  Yalçın Küçük isimbilim konusunda hakli oldugu kadar haksizdir da. Neden derseniz; Soyadi kanununda]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-family:Times New Roman;"><img style="width:160px;height:215px;" src="http://perso.orange.fr/jean-louis.charlot/genjlc/html/images/ARBRE.JPG" alt="sfs" width="160" height="215" align="middle" /> </span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;">Yalçın Küçük isimbilim konusunda hakli oldugu kadar haksizdir da. </span><span style="font-family:Times New Roman;">Neden derseniz; Soyadi kanunundan sonra insanlarin nasil soyisim aldigi, halka gazeteler yardimiyle sayfa sayfa soyisim listeleri sunuldugu bir gercektir.Bu listeleri kimler hazirlamistir neye göre hazirlamislardir bu konular cok önemlidir. Fazla bilgim olmadigi icin bu konuya &#8220;dikkat&#8221; diyorum. </span><span style="font-family:Times New Roman;">İnsanlar soyisim alirken, kentlerin köylerin amirleri ve bilumum kademesi ile hatta nufus memurlarinin bile ailelere soyisim verdigi gercegi unutulmamalidir.<br />
uyduruk kaydirik soyisimler verilen böyle tanidiklarim vardir. </span><span style="font-family:Times New Roman;">Bir diger önemli noktada yanilmiyorsam oylesinelaf TR-forumda gunumuzde alinan isimleri siralamisti. Hatta bu yakin zamanlarda da su isimden su kadar var bu isimden bu kadar var diye isim listeleri yayinlanmisti. O listeler icinde dikkat ceken noktalardan biride yakin dönem icinde son 20-30 yilda verilen isimlerin gittikce farklilasmasiydi.Bu önemli bir konudur. <!--more--></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;">Yukardaki son paragrafi yazmamda ki sebebe gelecek olursak, insanlar televizyondan, magazin dunyasindan, televizyonun olmadigi donemde zamanin unlulerinden ve radyolarda yapilan arkasi yarin ve cocuk programlari gibi yayinlari dinleyerek oradan duyduklari isimleri sadece kulaga hos geliyor diye çocuklarina vermistir.Bu ülkede hala bazi takvimlerde cocuk isimleri listeleri yayinlanirki gecmiste de vardi bu. </span><span style="font-family:Times New Roman;">Sözün özü sen bu isim ve soyisim erozyonunu görmezden gelerek sapla samani karistirimazsin denir Yalçın Küçük efendiye. </span><span style="font-family:Times New Roman;">Bunu makro planda düsünecek olursak bende derim ki ; kardesim madem sabetaylarin bu ülkenin kurulusunda ve yönlendirilmesinde cok söz hakki vardi, belki de bugünleri düsünerek gecmiste bu ibrani cagrisimlar yapan isimler halkimiza pompalandi. Sen bunun üstünde durmadan nasil bir isimbilim zirvaligi ile ortaya cikarsin. ve her ibrani cagrisim yapan isme elinde net ve kesin deliller olmadan çamur atarsin.</span><span style="font-family:Times New Roman;">Onomastik bir noktaya kadar gecerlidir ve gerisi toplum mühendisligine oynanarak tüm halka ibrani kökenli oldugu suphe ve kuskusunu yaymak olur ki bunu da gayet güzel bir sekilde yapiyorlar. </span><span style="font-family:Times New Roman;">Özellikle Istanbul Sevi dönmesinin ki gercekten dönme olup olmadigi bile belli degildir, yaptigi calismalari onun deyimiyle akrabalik benim deyimimle AKBABALIK calismalarini da bu toplum muhendisligin bir yan urunu olarak gormekteyim. </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Şu Sabatay Olayı]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/29/su-sabatay-olayi/</link>
<pubDate>Wed, 29 Nov 2006 13:27:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/29/su-sabatay-olayi/</guid>
<description><![CDATA[  Yazar LERMİOĞLU at 27. Kasim 2006 20:30:16: Şu Sabatay olayı zihinleri karıştırıyor. Şanlı tarihim]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><img style="width:150px;height:253px;" src="http://www.conspiracyarchive.com/images/s/SabbateanProphets.jpg" alt="" width="150" height="253" align="middle" /> </strong></p>
<p><strong>Yazar LERMİOĞLU at 27. Kasim 2006 20:30:16:</strong></p>
<p>Şu Sabatay olayı zihinleri karıştırıyor.<br />
Şanlı tarihimiz ve bu tarihin kahraman komutanları ile ilgili önüne gelen aklına eseni söylüyor.<br />
Yalçın Küçüğe ve afdostlarına bakarsanız meşhur olan bütün sanatcılarımız, yazarlarımız, adalet mekanizmasının üst kademesi, dış işleri bakanlığı, Emniyetin ve hatta ordunun üst kademesi hep sabatay.<br />
Paranoyaya dönüşmüş iş artık.<br />
Peki ama Sabatay kime denmeli?</p>
<p><!--more--><br />
Diyelimki üç beş göbek öteden bir insanın dedesi sabatay veya Yahudi.<br />
Bazılarının bundan haberi bile yok.<br />
Biz araştırdık senin 5. deden aslında Moiz ve sende Sabataysın veya yahudisin.<br />
Ya tamam ama ben Türküm ve dedemin böyle olduğunu sizden duyuyorum olurmu böyle şey? Desede Yok kardeşim sen Türk hele Müslüman olamazsın demek ne derece doğruyu söylemek olabilir ve o insanları rencide etmiş olmazmıyız?<br />
Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük bir devletin içinde insanlar mutlaka karışmışlardır.<br />
Hele Anadolu gibi medeniyetlerin köprüsü olan bu topraklarda her hangi bir ırkın saf kalması doğal değildir.<br />
Tarihte bilinen ve Sabatay olduğu söylenen insanları ele alıyoruz.<br />
Ben inşallah müslümanım Sabatay olduğu söylenen insanların yaptıklarına baktığımda görüyorum ki benden daha Müslümanlar ve bu memlekete tartışılmaz hizmetleri var.<br />
Alın bir Gaziosman Paşayı. Hasan Tahsini örneğin mezarı Bülbülderede diyor YK, gittim baktım değil sadece sembolik bir taş var cesedini bulamamışlar ki.<br />
Salih Omurtak paşa Türklerin Bulgaristanda soykırıma uğramaları üzerine Birliklerini alıyor Bulgaristan üzerine yürüyor. Edirne dolaylarında zor durduruluyor. Bunu Bulgaristandaki Türkler için yapıyor. Adam Türk artık Sabatay demenin alemi varmı?<br />
Ya Rauf Orbay hasta tedavi için yurt dışına gönderilmesi gerek ama ödenek yok. İsmet paşa kendi cebinden tedavi masraflarını karşılayacak ama küsler yani Raif paşa onun yardımını kabul etmez. Rauf paşaya paranın İsmet paşadan değil devletten geldiğini söyleme kararı alarak devletin kendisini tedavi için Amerikaya göndermek istediğini söylediklerinde hiç tereddüt etmeden red ediyor ve yaşlı olan kendisine devletin para harcamasına deymeyeceğini söylüyor. Şimdi bu adam Sabatay ve Müslüman değil ulu gökleri kendine tanrı edinen Yalçın Küçük ve şürekası kıymetli bir Türk aydını.<br />
Bunu kabul edebilirmiyiz?<br />
Emel Sayın ben Türküm diyor. Hatta Peygamber efendimiz sav soyundan geldiğini öğrendiğinde bunu taşıyamayacağı heyecanıyla titriyor.<br />
Yo gardaşım senin 5. göbekten deden Sabatay sen Müslüman değilsin ve olamazsın diyoruz. Bu doğru geliyormu size? Onu incitmeye kimin hakkı olabilir?<br />
Onomastik diye bir bilim üretiliyor.<br />
Oysa soyadı kanunu çıktığında gazetelere alınabilecek soyadları listeleri basılmış ve halk oradan soy adı seçmiş şimdi nasıl bu bilimi uygularsınız.<br />
Bir insan müslümanım diyorsa müslümandır onu kabul etmeme gibi bir hakkımız varmı?<br />
Artık Türkleşmiş, müslüman olmuş insanları incitmeye çalışmayı ahlaki ve insani buluyormusunuz? Yakındır Kazım Karabekire bulaştıracaklar.<br />
Elmalılı İsmail Hakkı uğraşmış didinmiş Tefsir yazmış. Yok olmaz o Sabatay. Tefsiri doğrumu? Doğru o halde problem nerede? O sabatay işte. Torunu Okan Bayülgen.<br />
Bence bir oyunun içindeyiz. BOP denen projede İsraile vatandaş devşirmeli buna uğraşılıyor.<br />
Varlık vergisini çıkaran ve uygulayan hükümetin dış işleri bakanı Teyfik Rüştü Aras ve işin mimarının bir Sabatay olduğunu YK dan öğreniyoruz.<br />
Peki neden kendi soydaşlarına da uyguladılar bunu?<br />
Kurulacak İsrail devletine sermaye ve insan gerektiği için olmasın?<br />
Kaç kişi İsraile sermayeleriyle birlikte gitti acaba?<br />
Kürtleride kullanma peşindeler.<br />
Propaganda şu : Zaten Türk yok, Kürtleride genetik olarak araştırdık Yahudilere yakın çıktılar tamam iş bitti.<br />
Onların bir planı olabilir tabii.<br />
Ancak unutulmaması gereken Allah CC planları bozucudur.<br />
Biz de bu oyuna gelmemeliyiz. Dikkat etmemeliyiz anlamında değil bu dediğim<strong>Yazar Yılmaz Demircioğlu at 28. Kasim 2006 00:26:21:</strong></p>
<p>Su makaleye cevap olarak: <a href="https://kendihalinde.wordpress.com/wp-admin/163062.htm">SABATAY OLAYI</a> yazar LERMİOĞLU at 27. Kasim 2006 20:30:16:</p>
<p><!-- Anfang BeitragsText --><em>&#8212;- &#8220;Varlık vergisini çıkaran ve uygulayan hükümetin dış işleri bakanı Teyfik Rüştü Aras ve işin mimarının bir Sabatay olduğunu YK dan öğreniyoruz.&#8221;</em></p>
<p>*******************************************************************************</p>
<p>Varlık Vergisi; 11. Kasım 1942&#8242;de çıktı, 5 Mart 1944&#8242;de iptal edildi.. Bu süre içinde Milli Şef İnönü&#8217;nün Dışişleri Bakanları ; Şükrü Saraçoğlu ile Numan Menemencioğlu&#8217;ydu. Gazi&#8217;nin dışişleri bakanı Tevfik Rüştü Aras 4.3.1925 de göreve gelmiş, Gazi&#8217;nin öldüğü günün ertesinde Cumhurbaşkanı seçilen İnönü tarafından 11 Kasım 1938 de sanki tabakhane ameli varmış gibi acilen görevden alınmıştır.. Yalçın Küçük hoca senin dediğini yazmışsa bu durum Yalçın Küçük hoca&#8217;nın sağlığı açısından vahimdir. O zaman bu 2. oldu, şimdilik&#8230;</p>
<p>***************************************************************************</p>
<p><em>&#8212; &#8220;Rauf Orbay hasta tedavi için yurt dışına gönderilmesi gerek ama ödenek yok. İsmet paşa kendi cebinden tedavi masraflarını karşılayacak ama küsler yani Raif paşa onun yardımını kabul etmez. Rauf paşaya paranın İsmet paşadan değil devletten geldiğini söyleme kararı alarak devletin kendisini tedavi için Amerikaya göndermek istediğini söylediklerinde hiç tereddüt etmeden red ediyor ve yaşlı olan kendisine devletin para harcamasına deymeyeceğini söylüyor.&#8221;</em></p>
<p>**************************************************************************</p>
<p>Kaynağını rica etsem.. Çünkü benim belleğimde kalan kişi R. Orbay değildi..<br />
Yanılabilirim&#8230;</p>
<p><strong>Yazar LERMİOĞLU at 28. Kasim 2006 02:45:05:</strong></p>
<p>Su makaleye cevap olarak: <a href="https://kendihalinde.wordpress.com/wp-admin/163115.htm">Cvp: SABATAY OLAYI</a> yazar Yılmaz Demircioğlu at 28. Kasim 2006 00:26:21:</p>
<p><!-- Anfang BeitragsText -->1. Yanlış hatırlamıyorsam tekelistandaydı tekrar bakacağım ama olayı böyle anlatıyordu bu kesin.<br />
2.Atatürkle ilgili bir kitapta okumuştum çok oluyor. Okuduğumda etkilenmiştim bu yüzden böyle yazdığına eminim.<br />
Siz nasıl hatırlıyorsunuz bu olayı? Kişi farklımı? <!-- Ende BeitragsText --></p>
<p><strong>Yazar akt at 27. Kasim 2006 21:12:58:</strong></p>
<p>Su makaleye cevap olarak: <a href="https://kendihalinde.wordpress.com/wp-admin/163062.htm">SABATAY OLAYI</a> yazar LERMİOĞLU at 27. Kasim 2006 20:30:16:</p>
<p><!-- Anfang BeitragsText -->Sevgili Lermioğlu;</p>
<p>Bu konuyu bir Üniversitemizin Tarih Kürsüsü başkanı ile geçen yıl 2 saate yakın konuştuk. Kendisi gerçekten vatansever bir insan. Ben konuyla ilgili olarak kendisine 3 soru sordum. Cevapları yaklaşık 2 saat sürdü.<br />
Sorular şunlardı;</p>
<p>1- Sabataylar kendilerini neden deşifre etme ihtiyacı duydular?<br />
2- Derin devlet dediğimiz yapı içerisinde Milli bir grup var da Sabatayları onlar mı devşirdi?<br />
3- Deşifre olayı dış mihraklı olabilir mi?</p>
<p>Bu sorulardan sonra bir de 4. soru sordum ki Hocamız bu soruyu o 2 saatin yaklaşın 1,5 saatinde cevapladı.<br />
Konu aşağı yukarı senin dediğin gibidir. SABATAİSTLER olayı SİYONİSTLERİN Türk Devletine karşı tarihteki en büyük provokasyonlarından biridir. Endonezya&#8217;da uygulamaya konulan plan BOP&#8217;un önündeki engelleri kaldırmak için şimdi Türkiye&#8217;de uygulamaya konmuştur.<br />
Konu hakkında daha ayrıntılı görüşebiliriz ancak bazı şeyleri burada tartışmak istemiyorum.<br />
Mustafa&#8217;da zannederim benim e-Mail adresim olacak. Bir mil atabilirsen konuyu daha ayrıntılı olarak tartışabiliriz.</p>
<p>Burada güya demokrat ve hümanist olanlar iş SABATAİST&#8217;lik konusuna gelince hemen GENETİK IRKÇI olabiliyorlar.<br />
İnsanların kökeni beni asla alakadar etmez ama bu tür olayları bu sitede tetikleyenlerdenbirinin Ermeni diğerinin de Siyonizme uşaklığa soyunan bir Musevi olması kuvvetle muhtemeldir.</p>
<p><strong>Yazar Yılmaz Demircioğlu at 29. Kasim 2006 23:51:04:</strong></p>
<p>Su makaleye cevap olarak: <a href="http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://f16.parsimony.net/forum28507/messages/163139.htm">Cvp: SABATAY OLAYI</a> yazar LERMİOĞLU at 28. Kasim 2006 02:45:05:</p>
<p><!-- Anfang BeitragsText --><em>&#8220;Rauf Orbay hasta tedavi için yurt dışına gönderilmesi gerek ama ödenek yok. İsmet paşa kendi cebinden tedavi masraflarını karşılayacak ama küsler yani Raif paşa onun yardımını kabul etmez. Rauf paşaya paranın İsmet paşadan değil devletten geldiğini söyleme kararı alarak devletin kendisini tedavi için Amerikaya göndermek istediğini söylediklerinde hiç tereddüt etmeden red ediyor ve yaşlı olan kendisine devletin para harcamasına deymeyeceğini söylüyor. Şimdi bu adam Sabatay ve Müslüman değil ulu gökleri kendine tanrı edinen Yalçın Küçük ve şürekası kıymetli bir Türk aydını.&#8221;</em><br />
***********************<br />
Hasan Pulur yazmıştı, sanırım 4-5 sene kadar önceydi. İsim Rauf Orbay değildi. Gazi&#8217;nin ve haliyle İsmet Paşa&#8217;nın silah arkadaşlarından bir paşa (Kazım Özalp mi desem Kazım Dirik mi desem, bulamadım) kanser olur. O yıllarda radyoterapi yeni yeni İngiltere&#8217;de uygulamaya alanına girmiştir. Paşa&#8217;yı İngiltere&#8217;ye göndermek isterler, durum yukarda sizin belirttiğiniz gibi olur.<br />
Paşa: &#8220;Ben bu fakir fukara milletimin parasını, kendi tedavim için harcayamam. Kaderim neyse odur, yurtdışına gitmiyorum&#8221; der..</p>
<p>Sayın Lermioğlu, yazının aslına ulaşamadım..<br />
Selamlarımla</p>
<p>Y.D.</p>
<p><!-- Ende BeitragsText --><a href="http://f16.parsimony.net/forum28507/messages/163062.htm">http://f16.parsimony.net/forum28507/messages/163062.htm</a></p>
<p><strong>Yazar akt at 30. Kasim 2006 14:20:38:</strong></p>
<p><strong>SABATAYLAR ve SABATİSTLER olayının gündeme gelmesinin bir çok sebebi vardır</strong>. Ancak asıl sebep BOP projesini gerçekleştirmektir.<br />
Yahudilerin Arz-ı Mevdud gibi bir davaları vardır ve bunun için hemen her silahı kullanmaktadırlar. Evanjelistlerin &#8220;Dünyayı kıyamete hazırlama&#8221; senaryosu bile bu planın bir parçasıdır.<br />
Yahudilerin tüm dünyadaki nüfusları 22 milyon civarındadır. Arz-ı Mevud&#8217;u gerçekleştirseler bile bölgeye hakim olmaları mümkün değildir. Bu sebeple bölge insanlarından Yahudi devşirmeye çalışıyorlar. Bu sebeple genetik olarak öz kardeşleri Filistinlilerden daha çok Kürtlerle yakın olduklarını iddia ediyorlar. Bu sebeple İslam&#8217;ı ve Türklüğü seçmiş olan insanlara Sabataist diye saldırıyorlar.<br />
Bu saldırıların bir başka amacı da Türkiyede yaşayan Yahudi Musevilerin servetlerini İsrail&#8217;e aktarmalarını sağlamak.<br />
Üzeyir Garih&#8217;in öldürülme sebeplerinde biri de bu olabilir.<br />
Amaçları Türkiye&#8217;yi BOP karşısında güçsüz kılmak.<br />
Bugün PKK olayı, Ruhban Okulu gündeme getiriliyor. Gelecekte PKK&#8217;nın görevini aynı bölgede Ermeniler alırsa hiç şaşırma.<br />
Bütün plan bunun üzerine.<br />
SABATAİSTLER hangi ülkenin vatandaşları olduklarının kararlarını vermişler. Ancak BOP&#8217;un arkasındaki Siyonistler Türkiye&#8217;deki Sabataistlere uyguladıkları baskı ve YK, SY gibi kiralık kalemler ile Türk ve Sabatayları çatıştırmak ve ülkede bir 6-7 Eylül olayı daha yaratmak istiyorlar.<br />
Bu sebepledir DK ve Ali Korkmaz gibilerin her kutsala saldırmaları.<br />
Cumhuriyeti kuran ideolojinin ve onu kuranların töhmet altında bırakılmasının sebebi de budur.<br />
DK Sabataistlere karşı ama YK vasıtası ile güya bir kısmını da aklıyor. Atatürk&#8217;ün silah arkadaşlarından kimlerin Sabataist olduğunu bilmiyor mu?<br />
Ali Korkmaz&#8217;ın astığı yazı dizilerini incelediğinde göreceksin ki amacı farklıdır.<br />
Lozan&#8217;dan tut da Atatürk&#8217;ün şahsına saldılırları, Cumhuriyetin kurumlarına saldırıları, Türkiyede Türk yoktur saldırıları hep bu amaca hizmet etmektedir. Amaçları önce milletin kafasında soru işaretleri yaratmak sonra da şüpheye düşen bu insanları BOP adına devşirmek.<br />
Bu sebepledir ki OZAN bozuntusunu bu kadar destekliyorlar.<br />
Bunlar bir ekiptir. Farklı kimlikler giyen bukalemunlar gidbidirler.<br />
Kimisi Dinci, Kimisi Atatürkçü, Kimisi Ateist kimi hümanist, hatta kimi de Türkçü görünse de hepsi aynı amacın kiralık beyinleridir.<br />
Hangi makam ve mevkide olurlarsa olsunlar bunları kullanan bir siyonist el mutlaka vardır.<br />
Burada ciddi yazmamamın sebeplerinden biri de budur.<br />
Her türlü kutsala hakaret eden, hakaretini eleştiri ve fikir özgürlüğü gibi açıklamaya çalışan her kim olurssa olsun bu planın bir parçasıdır.<br />
Adam diyor ki; &#8220;Ben şunalrı şunalrı yapmadım. İspat et!&#8221;<br />
Yahu! Neyini sipat edeceğim?<br />
O çok sevdiğini söylediğin devletinin halkının hangi değerlerine saygı duyuyorsun? Hangisini milletin dına sahipleniyorsun?<br />
Mensubu olduğu milletine bu kadar yabancılaşmış birinin, hem de kendi milleitne küfredenlerle birlikte olması, adeta onların kıç yalayıcılığını yapması ne olduğunu göstermiyor mu?<br />
İşte! Böyleyken böyle kardeş!<br />
Ne kadar ciddi olmam gerekiyorsa o kadar ciddiyim.<br />
Selam ile&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sabetaycılar; Yeni Günahkarlar, Yeni Hedef mi? ]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/29/sabetaycilar-yeni-gunahkarlar-yeni-hedef-mi/</link>
<pubDate>Wed, 29 Nov 2006 13:19:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/29/sabetaycilar-yeni-gunahkarlar-yeni-hedef-mi/</guid>
<description><![CDATA[Sabetaycılar; yeni günahkarlar, yeni hedefmi? Tamamiyle irkci kılıflarla gelişen emperyalist hakim s]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img style="width:467px;height:136px;" src="http://www.saudades.org/images/inbox.jpg" alt="dds" width="467" height="136" align="middle" /></p>
<p><!-- Anfang BeitragsText --></p>
<p><strong>Sabetaycılar; yeni günahkarlar, yeni hedefmi?</strong><br />
Tamamiyle irkci kılıflarla gelişen emperyalist hakim siniflar,globalizme geciş süreci içinde, ?tembel?, ?modernleşmeğe karşı? ?çağ dışı?, ?yönetme yeteneği?,?liderlik karizması? olmayan, &#8220;diğer&#8221; dünya milletleri ni , (bu ülkeler içindeki en entellektüel kitlelerin bile bilinç altında) yaratarak, kendi ırki üstünlüklerini evrensel bir gerçek olarak yaratma peşindeler ve büyük ölçüde bunda başarılı oldular.</p>
<p>Emperyalistlerle ezilen dünya halkları arasındaki mücadele sadece sosyal, politik ve askeri alanda değil, psikolojik alandada başlangıcından bu yana devam etmektedir.</p>
<p>Yıllardır süregelen ?Masonluk? tartısmaları ve günümüz Türkiyesinde güncelliğini taşıyan ?Sabetaycılar? tartışmaları bu ?psikolojik savaşın? bir parçasıdır, yada üretim araçlarının yanında ?düşünce üretim araçlarına? da sahip olan bu Globalist hakim sınıflar tarafından psikolojik savaşın bir parçası haline getirilmistir. <!--more--></p>
<p>Politik ve askeri olarak emperyalistler kendi politika ve uygulamalarına amaçlarını saklıyan, haklı gösteren, ve onaylayan, kulağa hoş gelen isimler vermişlerdir. Bu isimler ?Yeni kıtalar arama?, ?keşifler?, gibi bilimsel kılıf yanında, ?vahşi ve barbar?lara ?medeniyet götürme? sosyal ırkçı kılıflardan, günümüzde ?demokrasi ve özgürlük götürme? politik ırkçı kılıfına kadar uzanmıştır.</p>
<p>Sosyal olarak kendi kültürlerinin ?üstünlüğü? temelinde , işgal ettikleri ülkenin halkını ?medeni? yapma kılıfı adı altında, kendi sözde ?üstün? kültürlerini bölge halkına zorla kabullendirmişler, bölge halkının kültürel değerlerini, yaşam biçimlerini, yaşam değerlerini, dilleri ve dinlerini, kendi ?üstün? değerleri ile değiştirmişlerdir.</p>
<p>İşgal ettikleri ülkelerin ve halkların gelişmesini engelleyen emperyalistler, ırkçılıklarının sonucu bu ülkeleri (biz geldikten sonra gelişen) ?az gelişmiş?, yada ? gelişmekte olan ülkeler? olarak isimlendirmişler. Ekonomik anlamda ?sanayileşmemiş? demek olan ? az gelişmişlik? , sosyal olarak bu ülkelerin halklarına, onları oluşturan bireylere indirgenmiş böylece de ?az gelişmiş, yada gelişmekte olan diğer ırk/millet leri yaratarak, bunları ?yönetmesi? gereken kendilerine ait olan , ?üstün ırkı? da yaratmışlar.</p>
<p>Bu ırkçılık , günümüzde , bu ?az gelişmiş? ülkeler içinde ?azgelişmişliğe? has! olamayan Liderlerin çıkması halinde, özellikle artık sağ olup onlara cevap veremeyecek olan bu liderlerin , aslında ?üstün ırka?, yani kendilerine ait olduğu teorilerini yayarak , ?psikolojik? savaşlarını devam ettirmekteler. İlginçtir şu anda sağ olmayan kapitalizm dönemi Tarihine (ve hatta evveline) adı şu ve ya bu şekilde geçmiş, yani tarih yaratmış her birey , ya Mason (bir anlamda Sabetayın tersi işlevi görenlerin birliği) olarak, yada Anglo-Saxon olarak sunulur. Kimisi bunu açıkça savunur, kimisi komple teorileri olarak. Sonuçta beslenen, güçlenen ?anlayış? bu ırkın üstünlüğü, onlardan başka hiç bir milletden/ırkdan Tarih yaratacak nitelikte ?bireyler? in çıkamayacağı anlayışı dır ???</p>
<p>İlginç olan diğer bir yan, bu ?buluşları? komple teorisi olarak, aslında onlara karşı bir amaçla getirenler bile farkında olmadan bu ?ırkçı? teoriyi kabulleniyor ve bu teorinin ?onaylanması ve kabullenmesine? hizmet ediyorlar.<br />
Emperyalistler için ?sınırsız?, ezilen halklar için ?emeklerinin sömürüldüğü üretimhanenelerle , kazandıklarını harcadıkları supermarketlerle, boş vakitlerini! geçirdikleri TV kutusuyla ?sınırlı? bir dünya kurma peşinde koşan Globalistler , ilk sömürgeci dönemin ?ırkcı? kılıflarını , ve gene o dönemin ?işgal? poltikasını gelişmiş teknolojileri ile yeniden hayata geçiriyorlar.</p>
<p>Yeni-Demokrasi ve Yeni Dünya düzeni başlıklı yazımın , Neo-Demokratik-Sömürgeciliğin doğuşu bölümünde belirttiğim gibi Globalizm ?üstünlük? ırkçı kavramının teknolojik ve sosyo-ekonomık gelişmeler sonucunda yeniden şekillendirilip yeniden yaratılmasıdır. Değişim, o zamanlar ülkeler temelinde ve özelinde olan ırkçılık (kılıfı), Globalizmle, bütün dünyayı ve dünya uluslarını içine alan , ?üstün ırkla?, ?diğerleri? arasındaki bir çatışma, bölgesel-kültürel (kılıfı) haline gelmesidir.</p>
<p>Şimdi bu gelişim, yada değişim ?sınıflar arası? çatışmanın yerini ?ırklar arası (üstün olan ırklarla üstün olmayan ırklar arası)? çatışmaya mı bıraktı? Ülkeler içindeki ?üstün ırkdan? Genelde Masonlarla (Bılderberg vs), (Türkiye özelinde sabotaycılarla ) , onlardan olmayan ?diğerleri? arasındaki bir çatışmaya mı dönüştü?</p>
<p>İlk bakışta bugün Uluslarası Şirketlerin çoğunluğunun Siyonist/evangelist olması, ülkeler içinde yönetici yada yünetimde etkin, söz sahibi, belirleyici olan kesimlerin bir şekilde bunlarla ilşkileri olması bu görüntüyü verebilir. Ki zaten emperyalistlerinde yaratmak istediği anlayış , ve şekillendirmeye çalıştığı ?tavır alma? tamamıyle bu.. Sınıfsal bir çatışma yok?Irksal, kültürel çatışma var?.</p>
<p>Gelişme ve değişim sınıf mücadelesinin ortadan kalkması değil , tam tersine sınıf mücadelesinde</p>
<p>1-Gelişim, ?emperyalistlerin tekelleri ve karar verici odağı merkezileştirerek ?güçler dengesini? kendi sınıf çıkarları doğrultusunda kaydırması,</p>
<p>2-Değişim, artık ?ulusal? olan hiç bir şeye tahammülü kalmayan emperyalistlerin, uzantıları ve işbirlikçileri vasıtasıyle , sadece uzaktan kumandayla yetinmemesi,<br />
temelinde , özde değil biçimsel/taktiksel bir değişim/gelişim dir.</p>
<p>??Içinde bulunduğumuz dönemde özellikle geri bırakılmış devletlerinin kontrolunun inanılmaz bir hızla uluslarası şirketlere transfer edildiğine şahit oluyoruz. Ülkelerin Devletleri ve kurumları bu uluslarası şirketlerin paravan kurumlarina, önderleride ?vatansız?, ?milli ? kişiligi ve niteliği olmayan , uluslarası paravan kuruluşların sadık üyeleri haline dönüstürülüyor.&#8221;"</p>
<p>Neo-demokratik sömürgeciler , komprador burjuvazi , yani yabancı şirketlerin bir uzantısı, şubesi olan şirketlerinin ülke ekonomi ve politikasina hakimiyetleri ile yetinmiyor lar artık. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük , medeniyet vs hipokrasisi, yani iki yüzlülüğü ile ülke içinde sivrilen ve sivrilebilecek, yaşamin her alanından, her türlü ?önderleri? bu paravan kuruluşlarının sadık ?üyeleri? haline getiriyor.???? .</p>
<p>Emperyalistlerin sömürü ve işgallerine sürekli ?ırkçı kılıflar? kullanması, işgal ettiği ve sömürdüğü ulusları ?alt/aşağı ırk? olarak yaratması, bunun alternatifi olan kendisini ?üstün ırkı? yarattı. Bu nedenle emperyalistlerin ırkçı kılıfları, aslında onların ırkçılığının en belirgin örneği ve isbatı oldu.</p>
<p>Bu gerçekten yola çıkarsak, Masonluk, Sabetacıyan vs tartısmasını ?sınıf mucadelesi? konumu dışına çıkarmadan, ve buna bağımlı olarak incelememiz gerekir. Yukarda bahsettiğim ?sadık üyeler?in genellikle kendileri gibi ?üstün ırkdan? seçilmesi, yada yetenekli ve önderlik yapabilecek bireylerin ?alt ırkdan? olamıyacağı! varsayım ve ırkcı anlayısla ?transfer? edilmesi, yada edilme çabası, emperyalistlerin ırkçılığının kaçınılmaz bir sonucu olarak görülmesi gerekir.</p>
<p>Sivrilmiş, liderlik nitelikleri taşıyan, kitleleri etkileyebilecek yetenekleri olan Türk, Kürt, Ermeni yada Süryani aydınlara Masonluk, yada onun alt örgütlerine üye olma teklif ve önerileri, sadece ?ekonomik/politik teklif? olma yanında, bu ?üstün ırkın? yarattığı karşıtı ?aşağı ırktan? kurtulma ?sosyo-psikolojik? bir tekliftir. Ve çoğunlukla teklif edilenlerin ?Türk, Kürt, Ermeni yada Süryani olmadıkları? ecdadlarında muhakkak bir ?üstün ırk? olasılığı iddiası yatar..</p>
<p>Günümüz emperyalizminin ırkçı teorileri, ülkelere saldırılarını ve işgallerini haklı çıkarabilmek için, özünde ezilen halkların değerleri olan özgürlük, eşitlik, ırkçılığa karşı olma vb gibi özellikleri kendine mal edecek kılıfları taşımak zorundadır. Irkçılık tarih boyu her zaman hakim sınıflar tarafından, dikkatleri başka yöne çekmekden, sınıf mücadelesinde karşı güçleri bölerek, güçler dengesini kendi yönüne kaydırmaya kadar değişik amaçlarla kullanılmıştır , kullanılmaya devam ediyor, ve edecektir.</p>
<p>Gelinen yerde mücadele, dünyada kendileri için sınırı olmayan, kendilerine ait tek bir devlet, tek bir ordu, tek bir kültür düzeni kurarak , dünya halklarını köleleştirme peşinde koşan emperyalistlerle , buna karşı olan yurtsever, devrimci ve anti-emperyalistler arasındaki mücadeledir. Dil, din, kültür, ecdad, ırk farklılıklarının emperyalistler ve onların uzantıları tarafından kullanılması , mücadelenin özünü ve hedefini değiştirmez. Gönüllü olarak bir Mason örgütüne (Bilderberg vb) bağlılık yemini eden bir Türk, Kürt, yada Yahudi ile, dedesinin dedesi Yahudi olan bir insan ayni kılıfa konulamaz. Modern Siyonizmin orijinin, (kişisel olarak da aynı sonucuna vardığım) Sabatai Zeviye atfedilmesi, Sabetayların siyonizmin artık pekde gizli olmayan Mason localarında tarihi önderlik ve aktiflikleri, nekadar gerçekse, dindar müslüman olanlardan tut , laik Türkünden , Kürdüne kadar bir sürü ınsanında Mason olduğu (yani siyonizme hizmet etmeğe yemin ettiği) ve olmak için sırada beklediği de bir gerçektir.<br />
Sonuç olarak, anti-emperyalist Demokrasi mücadelesinde alınması gereken hedefin ırkı yada dini değildir belirleyici olan. Belirleyici olan bireylerin ideolojisi, ve bu temelde ve pratikte anti-emperyalist demokrasi mücadelesinde hangi saflarda yer aldığıdır.</p>
<p>Yıllarca ırkçılığı, gerek yaratarak, gerekse bu duyguları besleyerek ve provoke ederek ekonomik ve politik çıkarları doğrultusunda kullanan emperyalistlerin özünde dini bir kişilikleri olmadığının en çarpıcı örneğini, Sözde Yahudi olan Siyonistlerin yıllar boyu süren, ve özellikle ikinci dünya savaşı öncesi ve süreci içinde barizleşen Anti-semit provokasyonları ve kışkırtıcılığı göstermektedir.* Siyonist bir İsrail Devleti kurma temelinde Natzilerle anlaşan ve sadece gençlere ?ya İsrail yada toplama kampları? seçeneği veren Siyonistler Holokostdan ayni derecede sorumludurlar.</p>
<p>Anti-semit liğin en çarpıcı özelliklerini pratikte gösteren bu Siyonistler ayni zamanda bu kavramı ?tekellerine? alarak Medyadan tut yaşamın her alanında bu kavramı çıkarları doğrultusunda, gerek politik, gerekse psikolojik baskı olarak kullanma hipokratlığını göstermekteler.</p>
<p>Siyonist/Evangelist Emperyalistlerin başarıyla içeriğini değiştirdiği anti-semitizm kavramı iğrenç bir şekilde gene onlar tarafından çıkarları doğrultusunda, katliamlarına kılıf geçirmek ve hedef şaşırtmak için kullanılmaktadır.**</p>
<p>???Gelinen yerde ?? Yahudi dini bir terim, Siyonist Politik bir terim, Semit ırki bir terimdir???.</p>
<p>Her Arap Müslüman, her müslüman da Arap değildir<br />
Her Arap Halifeci, her Halifeci de Arap değildir..</p>
<p>Ayni şekilde Her Semite Yahudi, her Yahudide Semite değildir.<br />
Her Yahudi Siyonist, her Siyonist de Yahudi değildir.</p>
<p>Siyonizme karşı olmanın anti-semitizmle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu ?karşı olma? bir ırka yada yahudi dinine değil ?politik? bir görüşe karşı olmakdır???? İşin ilginç yanı Yahudi dindarlara göre en eski ve en tehlikeli, zararlı anti-semitler siyonistlerdir???.???The concept of Anti-Semitizm, its implications and abuse, A.Erdogan</p>
<p>Günümüz neo-kon görüşlerine ve onun uluslarası konumda pratiğini uygulayan Bush a karşı olmanın hemen ?Anti-Amerikan? damgası vurulmasıyla, Siyonistlerin Filistinde ve Orta doğuda uyguladığı politikalara karşı çıkmanın ?anti-Semit likle damgalanmasının arasında ne özünde ne biçiminde hiç bir fark yoktur. Gelecekte bir gün İsrailde sınıf mücadelesi yükseldiğinde, dikkatleri başka yöne çekmek, karşı güçleri zayıflatmak için, İsrailde bir grup insanların (Aşkenazilerin , özellikle Rus yahudilerinin) dedelerinin dedesinin Semit değilde Hazar Türkleri olduğu belge ve &#8220;dedikoduları&#8221; çıkarsa hiç şaşmamak gerek.(antı-semit kavramının içeriğini istedikleri gibi kullanılabilmesi için halı altına süpürülen ve Tarihten silinen bir Tarih) [11]</p>
<p>Sonuç olarak bireylerin dedelerinin dedesinin Yahudi dininden olması onları ?Türkiyeyi peşkeş çekme gizli serüvenleri içinde olan? Siyonist işbirlikçiler yapmaz. Ama Türkiyeyi açıkça peşkeş çekme pratiğinde olan ve dedelerinin dedesi ?müslüman? olanları Siyonist işbirlikçiler yapar.</p>
<p>Sorun Irk yada Din değil , sınıfsal çıkarlar sorunu. Ve bu temel sorun içinde kendi yerini arama, seçme ve bulma , kimlik, kişilik, ve psikolojik olarak yaratılmış, ve bunu kabullenmiş ?alt ırktan? bireylerin , ?üst ırka? , emperyalizme sadık üyelik arama sorunu. Türkiye yi peşkeş çeken bu hakim sınıfların ne dini, nede ırkı, ne mücadelenin özünü, ne de hedefini değiştiremez. Tam tersine emeperyalistlerin ve onların Türkiye içindeki uzantılarının belirleyici özelliğinin din yada ırk değil, sınıfsal karakterde olduğunun bir başka belgesidir?</p>
<p>Yazmayım diyordum ama dokunmadan gene edemiyeceğim; sözde Marksist Kürt Şövenist Milliyetci önderlik başından beri Türkiye hakim sınıflarının Türk değilde Sabetaycı olması durumunda, yarattıkları Türk (halk) düşmanlığı nedeniyle halktan özür dilerlermi aceba? .. diye soracaktım ama cevabını biliyorum. ?Hayır? olacaktır, çünki onların ulaşmak istedikleri hedef, Kürt halkının bir ?ulusu? değil, emperyalizmin güdümünde Kürt burjuvazisinin ?ulusu? dur. Ne tesadüftürki siyonistler bir sürü ?Yahudi Kürt? yarattılar, ve her ihtimale karşı New York Metropolitan Müzesine kadar ?Tarihi olarak !? kayıtlara bile geçirdiler???</p>
<p>Irkçılık, sonunda bireyin kendi &#8220;kandaş&#8221;ından nefret etmesiyle sonuçlanır demişmi birisi, yada benmi uydurdum bilmiyorum ama sonuçta olan bu. Ve bu arada, bu Irk oyununu iyi oynayan hakim sınıflar , yarattıkları nefret ortamında halkları köleleştirme ve kanlarını emme vampirliklerine rahatca devam ediyorlar? &#8230;tam bitirecektim aklıma geldi&#8230;..doğruya &#8220;düşmanımın düşmanı en iyi dostumdur&#8221; anlayışınıda vurgularlar bu şövenist ağbabalar , efsanevi hikayesinde Wallachya prensi (Drakula) Vlad ın Türkleri öldürmesi ve kanlarını içmesi ile doğan! Vampirlerin Türk Düşmanı olması, ?Vampirlerle ? dost olmak içinyeterli nedendir belkide?.hangi sınıftan oldukları önemli değil???</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td class="j"><span><a href="http://neodemocracy.blogspot.com/">http://<strong>neodemocracy.blogspot</strong>.com</a></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Erdogan Ahmet<br />
10 Ağustos, 2006<br />
Viedolar<br />
Jews Who Oppose Israeli Violations of Human<br />
Rabbi Against The State Of Israel Zionizm</p>
<p>* Siyonizm Alman SS ve Gestapo tarafından desteklendi. [1] [2] [3] [4] Hitlerin kendisi siyonizmi birey olarak destekledi. [5] [6] 1930 lu yıllarda (savaştan once), Alman otoritelerle dayanışma ile Siyonistler Alamanyanın değişik yerlerinde 40 ın üzerinde eğitilmek ve Filistine gönderilmek üzere kamplar kurmuşlardı.</p>
<p>1933 lerde uygulanan, Alman yahudilerin Filistine göçünü öngören Transfer antlaşması, Hitler Almanyası ile Uluslarası Siyonizmin ilişki ve yardımlaşmalarının bir diğer örneğidir. [10] Bu antlaşmayla Hitler hükümeti Siyonist İsrailin kurulmasında o zamanki hiç bir ülkenin yapmadığı yardımı yaparak Siyonist İdeolojiye en büyük katkıda bulundu</p>
<p>** Aralık 7, 1938, de, Siyonist İsrail in ilk başkanı olan Ben Gurion, ? Eğer bilseydimki Almanyadaki bütün (Yahudi) çocukları İngiltereye getirerek kurtarma olasılığı vardı, ve sadece yarısını İsraile getirerek kurtarma olasılığı vardı, ben ikinci seçeneği seçerdim? [7]<br />
Siyonist ülkeye tek yaygın biçimde akın sadece yabancı ülkelerde Anti-semit tehlike ve saldırılar başladığı dönemlerde oldu. [8]?<br />
Amacına ulaşması için, Siyonizm yahudilere temel olarak düşman olan hükümetlerle işbirliğine girmeyi ümit eder.?. [9]<br />
[1] Francis R. Nicosia, The Third Reich and the Palestine Question (1985), pp. 54-55<br />
[2] Jacob Boas, ?A Nazi Travels to Palestine,? History Today (London), January, 1980, pp. 33-38.<br />
[3] Janusz Piekalkiewicz, Israels Langer Arm (Frankfurt: Goverts, 1975), pp. 66-67.<br />
[4] F. Nicosia, The Third Reich and the Palestine Question (1985), pp. 56-57<br />
[5] On Hitler?s critical view of Zionism in Mein Kapf, see. Esp. Vol. 1, Chap. 11.<br />
[6] David Yisraeli, The Palestine Problem in German Politics 1889-1945 (Israel: 1974), p[1]<br />
[7] Yvon Gelbner, ?Zionist policy and the fate of European Jewry?, in Yad Vashem studies (Jerusalem, vol. XII, p. 199).[8] Institute for Jewish Affairs of New York, quoted by Christopher Sykes in ?Crossroads to Isarl?, London 1965,<br />
[9] Lucy Dawidovitch, ?A Holocaust Reader?, p. 155.<br />
[10] E. Black, The Transfer Agreement (1984), pp. 328, 337.<br />
[11] Arthur Koestler, 11th Tribe</p>
<p><a href="http://f16.parsimony.net/forum28507/messages/162297.htm">http://f16.parsimony.net/forum28507/messages/162297.htm</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Oray Eğin Efendi-2'yi Neresiyle Okudu]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/29/oray-egin-efendi-2yi-neresiyle-okudu/</link>
<pubDate>Wed, 29 Nov 2006 13:14:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/29/oray-egin-efendi-2yi-neresiyle-okudu/</guid>
<description><![CDATA[Efendim bir yazar bir kitabi neresinden okur onun cevabini bulmaya calismak kadar zor birsey yoktur ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img style="width:324px;height:157px;" src="http://coreacademy.usu.edu/04_Materials/Clip_Art/boy-reading.gif" alt="dddd" width="324" height="157" align="middle" /></p>
<p>Efendim bir yazar bir kitabi neresinden okur onun cevabini bulmaya calismak kadar zor birsey yoktur sanirim. Malumunuz oldugu üzre Oray ile Soner Kankagiller Efendi-2 henüz daha piyasaya cikmadan bir araya gelmis ve Soner Kankagil, Oray Kankagil’e kitabinin ilk kopyesini göstermisti. Oray Kankagil sayesinde de bizler bu kitabin ne kadar sahane, ne kadar muhtesem, ne kadar ezberleri bozan bir abide kitap oldugunu ogrenmistik. Tarihin ne garip tecellisidir ki daha kitabin mürekkepleri kurumadan bu yalakalar imparatorlugunun polemikleriyle ünlü üyesi 21 kasim 2006 tarihli Aksam gazetesinin nüshasinda kendi kendini ele vererek aslinda ne kadar provakatif ve ne kadar <strong>beeep</strong> bir *alanci oldugunu da beyan etti. Belki hala kendi bile farkinda degildir sap yerken saman cikardiginin. Ama ne yazik ki kendisi farkinda olmasa bile arasira, bazen tesadüflerin de yardimiyle bu ve benzer kankagillerin yalan söylemlerinin ne kadar apacik bir sekilde sirittiginin farkinda olan birileri vardir. Simdi bu zat-i sahanenin 21 kasim tarihli yazisindan bölümleri okuyalim: <!--more--><br />
<strong>“Yine de onca korunmacılığa, kapalılığa, engele rağmen bir yerlerden birileri çıktı, hesapsızca, hiçbir kişisel beklenti olmadan tabulara saldırmayı başarabildiler. Bir yandan Roll ve Express, ilk dönem Radikal İki\&#8217;nin yayınları, köşe yazarları arasında Perihan Mağden, Serdar Turgut, Engin Ardıç, Ahmet Kekeç, Kürşat Bumin mesela, kitaplarıyla Soner Yalçın, İnternet\&#8217;te Habertürk, Medyakronik, haysiyet.com derken nefes almanın mümkün olduğu görüldü. Yalanlarla yaşayanlara karşı sığınılacak bir yerler doğdu. </strong><strong>Yeni Şafak\&#8217;ta bir ölüm ilanı</strong><strong>Geçen hafta Yeni Şafak gazetesinde bir ölüm ilanı dikkatimi çekti. Fehmi Koru\&#8217;nun eşi Nebahat Koru\&#8217;nun annesi Zülfiye Karagülle\&#8217;nin vefatını duyuruyordu. İlanda herkesin adı vardı, bir tek Karagülle\&#8217;nin kocasının adı yer almıyordu. Dikkatimi çekti, zira Fehmi Koru\&#8217;nun kayınpederi Süleyman Karagülle İslam cemaati içinde son derece önemli bir isimdi. Daha Fehmi Koru yokken, Süleyman Karagülle İslam entelijansiyasında ortalığı sarsardı. 1967\&#8217;de İzmir\&#8217;de İslami hayat ortamı sağlayacak Akevler Kooperatifi\&#8217;ni kurmuştu, yıllarca Zaman ve Milli Gazete\&#8217;deki yazılarıyla da kanaat önderliği yaptı bu kesime&#8230;</strong><strong> </strong><strong>Etrafa sordum, neden Zülfiye Hanım\&#8217;ın ölüm ilanında kocasının adı yok diye. Meğerse 1928 doğumlu Süleyman Karagülle, geçen sene Kırgızistan\&#8217;da 18 yaşında bir kadınla evlenmiş. Zülfiye Karagülle de son bir yılda bundan dolayı çok acı çekmiş, hatta bu acının onu ölüme sürüklediğini söyleyenler bile var.</strong>Yazar bozuntusu bu zevat Y.Safak gazetesinde cikan bir ölüm ilanina takmis durumda. Neden Süleyman Karagülle ismi yokmus&#8230; Bu dikkatini cekmismis&#8230; Etrafa sormusmus&#8230;Megerse 1928 dogumlu bu S.Karagülle 18 yasinda bir kadinla evli imismis&#8230;<br />
-Bu yazar bozuntusu yalanlar söylerken kendi söyledigi yalani desteklemek okuyucu inandirmak maksadiyla da etrafa sordugundan dem vurup kisa bir arastirma falan yaptigini da dile getiriyor.<br />
-Sözün bittigi yerde de ben kicimla bu yazar bozuntusuna gülüyorum.<br />
Peki yalan nerede?<br />
S. Karagülle’nin kirgiz bir kizla evlendigi vesaire yada F.Koru umurumda bile degil. Meselenin bu boyutu beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren kisim bu yazarin etrafa sordum deme aymazligini göstermesinedir.</p>
<p>Haşmet\&#8217;in kayınpederini bırakın da, Fehmi Koru\&#8217;nunkine bakın.”</p>
<p>Oray Kankagil meseleye düz bakacak olursak temelde felsefi olarak güzel bir yazi yazmis. Nefes almanin mümkün oldugu görüldü demis ki gercekten dogru demis. İyi ki internet var ve bizlerde yani sade vatandaslar da kankagilin saydigi isimler kadar bile olmasa dahi sesimizi duyurup yalanlarini yasatmaya calisanlara karsi siginilacak bir yerler olusturmaya calisiyoruz.Yazisi icinde yalanlara karsi sözde dik bir durus sergileyen bu yazar bozuntusu ayni yazinin icinde de kendini yalanlarcasina yalanlarini yasatma ve gelistirme cabasi icine girmektedir.</p>
<p>Nasil mi?</p>
<p> </p>
<p>Yahu birader sen ki Soner’in kankasisin. Efendi-2 nin Hürriyet gazetesinden sonra en büyük propaganda aracisin. Sade vatandastan önce o kitabi görüp bir cirpida okuyansin. Etrafa sormana ne hacet&#8230;</p>
<p>Keske arkadasin Sonerin kitabinin 124. sayfasini acsaydin ve dipnotlara bakiverseydin. Ya da baktigini söyleseydin de bizde seni adam yerine koysaydik. Yoksa sende efendi-2 kitabini can-i gönülden okumadin da okumus gibi hava mi attin etrafa. Etrafa sorana kadar elinin altinda ki basucu kitabina bakiverseydin olmazmiydi.</p>
<p>Ya iste böyle Oray efendi, sen kankan sonerin kitaplarini anlasilan poponla okuyorsun ki böyle sap yeyip saman cikariyorsun.Ya da zaten kaynagin o kitap ama onu bile söylemeyecek kadar düzenbazsin. Sonra da cikip felsefe yapmiyormusunuz iste kicimizla gülüyoruz size bu noktada.</p>
<p>Soner cok üzülecek simdi bu olaya&#8230;. Kankasi Oray onun kitabini övmüs ama yalandan mi övmüs acaba&#8230; Bu duruma aslinda seni ciddiye alip okuyanlar da üzülmeli&#8230; Bu duruma sana köse verip yazarlik yaptiranlar da üzülmeli&#8230;</p>
<p>Ama bir noktada haklisin nefes almanin mümkün oldugu görüldü.</p>
<p>Yasasin bagimsiz internet.<br />
<!-- Ende BeitragsText --></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TR Forum ( Sabatay Forumu ) Webmasteri Sayin Faruk Bey ile Yalçın Küçük, Soner Yalçın, Istanbul Sevi, TR Forum ve Sabetay Mevzuu Üzerine Yaptığımız Mail Yollu Yazışmalar - 1]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/25/tr-forum-sabatay-forumu-webmasteri-sayin-faruk-bey-ile-yalcin-kucuk-soner-yalcin-istanbul-sevi-tr-forum-ve-sabetay-mevzuu-uzerine-yaptigimiz-mail-yollu-yazismalar-1/</link>
<pubDate>Sat, 25 Nov 2006 12:46:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/25/tr-forum-sabatay-forumu-webmasteri-sayin-faruk-bey-ile-yalcin-kucuk-soner-yalcin-istanbul-sevi-tr-forum-ve-sabetay-mevzuu-uzerine-yaptigimiz-mail-yollu-yazismalar-1/</guid>
<description><![CDATA[  Ben, Faruk Bey&#8217;e bu onurlu davranışından ve yaptığımız görüşmeleri internet ortamına taşımam]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;"><img style="width:453px;height:234px;" src="http://www.donmeh-west.com/images/lionsm.gif" alt="" width="453" height="234" align="middle" /> </span></p>
<p><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;">Ben, Faruk Bey&#8217;e bu onurlu davranışından ve yaptığımız görüşmeleri internet ortamına taşımama izin vermesinden ötürü teşekkür ederim. Kendisi hakkinda zaman zaman oldukça olumsuz düşüncelere kapılsamda son dönemde göstermiş oldugu yapıcı tutumlar onun bu işlere gerçekten Allah rızası için girdiğinin bir göstergesi niteliğindedir.Hatasız kul olmaz. O&#8217;nun izin vermesi sayesinde bende Inter-Turk Forumda vermiş oldugum sözü yerine getirmiş oluyorum. Kendisinin bir an evvel sağlığına kavuşması en büyük temennimdir. Tekrardan geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.</span></p>
<p><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;">Nisan 2006 tarihinde TR Forumda başlayan &#8220;kayıkçı kavgamız&#8221; Faruk Bey ile son bulmuştur. Diğerleri ile olan kavga devam edecektir.Meseleye vakıf olmayanlar için aşağıda tr-forumda sorduğum soruları noktasına virgülüne dokunmadan tekrar yazıyorum. gerçi o günden bu yana köprünün altından çok sular akıp çok farklı gelişmeler oldu, hatta yeni yeni sorular da gündeme geldi ama hepsini buraya taşımanın anlamsız olduğunu düşünerek bu kadarla yetinmeyi uygun görüyorum. Önemli olan ve asıl üzerinden düşünülmesi gereken hadise Sabetay meselesinin Ülkemizi hangi mecralara çekme girişimin bir parçası olduğudur. Zaman içinde bende oluşan esas kanaat bunun bir siyonist osmanli projesi oluşturmak yada Ülkemizi bölmek arasinda halkimizin bazi tercihler yapmaya zorlanması yönündeki izlenimlerimdir. <!--more--></span></p>
<p><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;">Asagidaki 20 maddede sıralan sorular yaklaşık 8 ay önce tr-forumda ( sabatay forumda) sorulmuştur. </span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">1- Bu forum ve buna bagli site hangi amacla kurulmustur.Maksadi nedir, neyi hedeflemektedir?</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">2- Forumda sürekli bir bilgisayar problemi oldugundan dem vurulan sayin Faruk bey’in parsimony icin ödedigi domain ücreti nedir?Kimlerden destek almaktadir.Arkasindaki olusum neyi planlamaktadir.Yoksa vatana millete hizmet icin ferdi mi takilmaktadir.Eger öyleyse kendisini bu konuya ilgi duyduran sebebler nelerdir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">3- Faruk beyin hastaligi icin gecmis olsun dileklerimi ve Allahtan acil sifa temennilerimi kendisine iletirken,Bu hasta haliyle kendisini forumun yeniden basina geciren elzem sebebler ve aniden sifreli sisteme gecme nedenleri nedir.<br />
Wap olayinada girmek güzel bir haraket olup bunun ekstradan maddi bir külfeti yokmudur.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">4- Bu forumda daha önce bana yapilan muamelenin esi ve benzeri baska birini yapilmismidir, Bana yapilan malayanicedir bunlar elestirilerinin ardinda yatan gercek sebeb nedir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">5- Döndüm deyip ama dönmedigi söylemlerinden ve eylemlerinden belli olan IS efendinin kabalistik dua ve ritüelleri ( sefirah tifereti cagirmak gibi) forum ortamina aktarmasinin gizemi nedir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">6- Faruk bey ile IS arasindaki iliskinin boyutu nedir, Kendisiyle yüzyüze görüsmüsmüdür,sesini duymusmudur, neredeyse 6 yil boyunca gizemli kalan bu zata güveni nereden gelmektedir.Keza “Aksamci”nin bir yazisina karsilik Is efendiyi arkasina aldigi acik ve net belli olan Faruk bey, OL@’nin yazdiklari icin ne diyecektir.( Zannimca hüsni zan olayi coktan asilmis,sadakat baglari kurulmustur)</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">7- Bu forum ve bagli sitede Sabetaylari desifre ediyoruz posetlemesiyle Sabetaylarin yasayislari, dualari, gelecekteki amaclari legal bir cerceveye mi oturtulmaya cabalanmaktadir.reklamin iyisi kötüsü olmaz amacimi güdülmektedir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">8-Benim Türkiye icinde AKBABALIK calismasi , Küresel manada AKRABALIK calismasi dedigim calismalar, Yahudilerin genlerle ve DNA calismalari ile ilgili bütünlesme calismalarinin bir yan ürünümüdür.Neden bu calismalarda sadece soyisimler yer almaktadir.<br />
Saf müslümanlar okusun görsün soyadlari varsa bu listede kendi soylarindan endise etsin amacimi güdülmektedir.<br />
Amac teorik bir düsünce KAOS’u yaratmakmidir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">9- Sistemli bir sekilde olur olmaz tüm yerli ve yabanci forumlarda sabatay.kimdir HAHAMBASILIK sitesinin reklaminin yapilmasi ve dünya yahudileri ile kaybolmaya ve asimile olmaya baslayan sabetaylarin yeniden dirilis hamlesimidir.Bu forum buna mi öncülük yapmaktadir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">10- Lozan mubadilleri derneginin kurulma amaci ( 99 da calismalar baslanmis 2000 de kurulmustur ) ile sabetaylarin bütünlesme calismalari arasinda bir bag varmidir.<br />
Bu forumda IS efendi tarafindan daha önce bu sitenin kuruculari ve amaclari hakkinda müspet veya menfi bir arastirma yapilmismidir. Yapilmadiysa neden yapilmamistir.1000 yil önceki ibrani kökenliler arastirilirken lozancilarin amaclari raki icmek gibi sudan, arpadan sebebler ile aciklanabilir mi.Fellik fellik sabetayci arayanlar bu vakfa neden pek bi hosgörülüdür.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">11-Lozan mubadil derneginin 500. yil vakfi ile bir baglantisi olup olmadigi arastirilmismidir yoksa buda incelemeye deger bulunmamismidir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">12-Asil amaci sabetay ekseninde dönen bu forumda neden bir Allahin kuluda cikip yanik koza ve HAHAMBASILIK sitesindeki kelebek benzerligini sorgulamamisdir.Bu siteye tasimamistir. Nasil Bir Sabetay forumudur burasi. Ölü topragimi örtülüdür herkesin üzerinde.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">13-Bu kelebekler ile Yalcin Kücügün kelebekleri arasinda bir bag olup olmadigini sorgulamak neden kimsenin aklina gelmemektedir. Ki IS efendi tempo mulakatinda kendi calismalarinin YK tarafindan kullanildigini söylemistir. Bu calismalari kendisimi ona vermistir, Yoksa YK intihal mi yapmistir. Yoksa NEEEE????</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">14-SY/YK/IS ve tayfasi arasinda organik bir bag varmidir, Neden hep ayni grubun dergileri ve yayinlari bu konuya ilgi göstermektedir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">15-Sabetaist gercekler neden son 7 yildir türkiyenin gündemini ciddi ciddi isgal etmistir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlardan biride Avrupa Birligine giris arefesinde olmamiz ve Lozan antlasmasina hala ABD nin imza atmamis olmasidir.Ne tesadüf ama ??????<br />
Hemen bir kac satir asagida yazili olan AB istedi lozan delindi yazisida dikkate alinmamalimidir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">16-Acaba IS efendi ve tayfasi kapsamli bir sekilde sabetaizmi AB’ye giris arefesinde legallestirmeye mi calismaktadir.AB ile bütünlesme asamasinda patrikhane gibi bir baski unsurumu olmak amaclanmaktadir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;"> </span></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">17-Ülkenin batisinda havra acma projesi ile IS efendi neyi aciklamaktadir.malumu aliniz oldugu üzere Tayfasi tarafindan da Orta anadolunun ibrani kökenli müslümanlarina sürekli dem vurulmaktadir. Ha birde Juda-Kürtler vardir.Ha birde Hazar yahudileri ile cerkezleri de isin isine katarsak.<br />
BATIDA SABETAYLAR, ORTADA IBRANI KÖKENLILER hatta kalvinistler, DOGUDA Judaist-KURTLER</span></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">Zaten heterojen bir yapilanmaya sahip olan ÜLKEMIZDE homojen ODAKLANMALAR pesindemi kosulmaktadir.</span></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">YADA Hic kimsenin aklina Vaadedilmis Topraklar gelmemektemidir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">18-Akademik oldugunu iddia eden Zat-i SAHANE IS efendi, daha saatlar önce bu foruma Oylesinelafet arkadasimiz tarafindan asilan soykütügü arastirmalarinin yüzde kacini bu arastirmalarda referans almistir. ( NOT: bu konulari arastiran birine bundan 2 yil önce bilinmeyen biri tarafindan telefonla YETER artik uyarisinin geldigini bilen biri olarak IS efendi bu haliyle nasil gizli kalabilmistir)</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">19-IS efendi ne zaman sabetay oldugunu ögrenmistir, cocuklugundan berimi bilmektedir, madem babasi sabetay degildir, annesi ile evlendirilme amaci nedir,mason olmayi kabullenmeyen bir baba ile sabetay kökenlerini ön plana cikaran bir ogul arasindaki iliski nasildir.Evde hakim olan görüs nedir.Annenin IS üzerinde sabetaycilik konusunda bir etkisi olmusmudur.Havralardan gizli mabedlere kadar hatta hahambasilarina kadar bildigi TEMPO mulakatindan anlasilan IS nereye kosmaktadir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">20-Kimse unutmasin ki Sabetay Zvi de döndüm deyip dönmeyenlerdendi, Ektigi tohumlar bugün bile basimiza bela niteligindedir. Kimse ZWI ile IS arasindaki amac benzerligine neden kafa yormamaktadir.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:8pt;">*21/8/2006 tarihinden itibaren yukarda sorulan sorulara Faruk Bey tarafından aşağıda yer alan cevaplar verilmeye başlanmıştır.</span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">TR Forum ( Sabatay Forumu ) Webmasteri Sayin Faruk Bey ile Yalçın Küçük, Soner Yalçın, Istanbul Sevi, TR Forum ve Sabetay Mevzuu Üzerine Yaptığımız Mail Yollu Yazışmalar</span></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<h1><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Mon 08/21/06 09:32 PM</span></h1>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> Sayın Telekom,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Bana şu ana kadar demediğin kalmadı. Herşeye rağmen içimde sana karşı husumet beslemedim ve sabrettim, belki haklı olabileceğin noktalar olabileceği ihtimalini göz önüne alarak mail yoluyla haberleşebileceğimiz ümidini taşıdım. Buna niyetlendiğimde, bir yazında çok iyi sır sakladığını ve mezara kadar seninle gittiğini belirtiyordun, ona inanmıştım.  Ama gördüm ki benim maili interde resmiyle yayınlamakla pek sır verilecek adama benzemiyorsun. Aslında herşeyden ve herkesten şüphe eden bir kişi kendisine itimat edilmesini beklememeli. İçimde sana karşı ufak da olsa beslediğim hüsnüniyete sebep, başka bir yazında “sanki biz hasım mıyız” gibi bir ifade geçiyordu ki, aleyhimde yazdıklarının düşmanlık hisleriyle değil de, inanmak istediğim sendeki dini ve milli hassasiyetler olduğunu düşünüyordum. Ama küfürlü olmasa da  bütün yazılarında hakaretamiz ifadeleri pervasızca kullanmışsın. Üst perdeden ve itham edici ve sorgu hakimi edasıyla yaptığın hitaplara cevap vermemi bekleyemezdin, arada olabilecek diyaloğu ilk baştan bloke eden sen oldun. <strong>Bu tartışmaların sonucu nefisleri konuşturmak olurdu ve bütün milletin önünde iki müslümanın kavgasına dönüşürdü ki benim en çok kaçındığım husustur, bundan istifade edecekler İslam düşmanlarıdır</strong>. Yoksa şimdi yazdığım gibi forumlarda yazmak zor bir iş değildi, ne var ki hastalığım sebebiyle fazla strese girmemem gerekiyordu, sinir harbine tahammül edemezdim. Tabii senin için öyle şeyler egal.  Sana cevap vermeyişimdeki öteki sebep, senin inatçılığındır, ne yazarsam yazayım ikna olmamaya ve inanmamaya başından kendini şartlamışsın ve herhalde enaniyet duygusuyla olsa gerek mutlaka haklı çıkmak istiyorsun. O halde niye boşuna kalem oynatayım. Üstelik herşeyi menfi olarak yorumlamaya kendini öyle kaptırmışsın ki, en masumane söz ve davranışlardan olmadık manalar çıkarıyorsun. Bak, sana TR-Forumda, cevap verirken müslümanın anlayacağı dilden kestirmeden “fisebillilah” dedik, bunu diline doladın, yazmaz olaydım, tek parmak yazdığımı söyledim, bunu dilinden düşürmedin. Bunun gibi daha neler. En azından ayıp ettin. Ve eğer bir davanın peşindeysen, bu tür alaycı ifadeler, dalga geçmeler bir dava adamına yakışmaz. Küçük noktalardan büyük neticeler çıkarmak istiyorsun. Hele ilk başta sorduğun sorular öylesine basitti ki, ben onlara cevap vermekten aciz değildim, bir kısmına da bilmiyorum diyecektim, çünkü gerçekten bilmiyordum. Ama dediğim gibi ta başından inanmayacağını ilan ettin, o halde cevap için o kadar ısrar niyeydi? Bir ara cevap verecek oldum, neye, arkadaşın Hüseyin’in 600.000 TL’den benim nemalanacağımı iddia eder tarzdaki yazısına. En çok ağırıma giden o oldu. Ben hayatımda şerefimle ve namusumla yaşadım ve haram lokmadan azami derece kaçındım, ömrümde çalışmamın karşılığı olmayan hiçbir kuruş almadım. Beni aynı klikten göstermek istediğiniz o adamların hiçbirini tanımam, görmedim, görüşmedim, nerde kaldı ki kazanacakları paradan pay alacağım! Bunu yazarken hiç rahatsız olmadınız mı? Böyle bir şey hiç mesnetsiz uluorta söylenir mi? Sana birisi aynı ithamı yapsaydı razı olur muydun? Ama ben sabrımı zorladım, Allah’a havale ettim, sineye çektim. Bir tek forumu dışarıya kapadığım zaman yazdım, okuyan da üç-beş kişiydi. Ha onu da yazayım, senin için de bir forum almıştım ve hediye edecektim. Madem ben müslümanları kandırıyorum (böyle bir hatadan Allah’a sığınırım) bu işi doğru yapmıyorum, o halde bu işin doğrusu nasılsa buyrun siz yapın diyecektim, ardından forumu temelli kapatacaktım. Ama anlaşılan senin meselen sabatayların deşifresi filan değil. Bunu bir yazında kendin yazmışsın. “Benim kimsenin soy-sopuyla, diniyle bir işim yok, bazıları bu meseleyle neden ilgileniyor, onun peşindeyim” mealinde ifaden var. Bunu da okuyunca düşündüklerim akim kaldı. Senin derdin sabataycılarla uğraşanların gerçek niyet ve kimliklerini açığa çıkarmak ve belki de sansasyon yapmak ise, yanlış bir adrestesin. Benim hiçkimseyle gizli bir hesabım, anlaşmam filan yok, bilerek kimsenin maşası falan da olmam. Forumda yazanların bir kısmıyla da sonradan tanıştım, pek çoğunu da hiç tanımadım. Tıpkı seni ve Hüseyin’i tanımadığım gibi. Daha önce kaç rumuzla yazdın, buna niye ihtiyaç duydun, hiç açıkladın mı? Yaptıysan, böyle birşey başta beni kandırmak değil miydi? Eğer gerçekten sabataycılıkla ilgileniyorsan, onların deşifresinin milletin hayrına olacağına inanıyorsan, bu şüphecilikle daha faydalı çalışmalar yapabilirdin. Ortaya yeni bilgiler, fikirler atabilirdin. İstersen bir yandan da -meseleye zarar vermeyecek tarzda- deşifrecileri deşifre etmeye uğraşabilirdin. Sen onun yerine bilhassa da beni yıpratma kampanyası açtın. Sonuç ne olur? En fazla aradan çekilirim, kim yaparsa yapsın der, işime bakarım. Böyle netameli bir işe kafa yormak zevk mi veriyor sanıyorsun? Esas o zaman “bu iş müslümanlara bırakılmayacak kadar ciddi” diyenler kazanır. Soneri yerden yere vuruyorsunuz, iyi de hani müslümanların bu husutaki kitapları? Mesele onların tekeline geçmek üzere. İş yapmayıp sadece tenkitle, hakaretle bir yere varamayız. Var mı Sonerin kitabına bir “Reddiye” yazabilecek babayiğit? Benim bütün çabam, damgalanmadan, etiket yapıştırılmadan bunların incelenmesine yol açabilmek, bir ortam hazırlayabilmekti. Forumdaki pek çok kişiye de, belki içinde küçük bir cevher bulunur, bulduğu ufak bir bilgiyi bizimle paylaşır diye tahammül ettim. İstedim ki bu bilgiler bir araya toplansın, değerlendirmesini yapacak müslüman ilim adamı, yazar çizer bulunur, milleti aydınlatırlar. Ama öyle olmuyor, yeni bilgiler foruma akmıyor, bazıları yazmak için değil yazdırmamak için bekleşiyor, kimileri yazanların üstüne çullanıyor, yazılmış bazı bilgilerden faydalanıp kitap yazanlar başkaları, bize köstek olanlar da bizimkiler. Neyse, şimdilik bu kadar. Bu bir başlangıç oldu, Devamı etmesi, ederse nasıl olacağı sana, uslubuna ve tavrına bağlı.Haydi hayırlı sabahlar.Faruk  </span></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2006/8/22</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayın Faruk Bey,</span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Anladigim kadariyla sizi oldukca üzdük. Ama hic kusura bakmayin bunda sizin de katkiniz oldukca buyuk. Oncelikle acik ve net olarak sunu belirtmek isterim ben bir  Müslüman ve Turk milliyetcisiyim. Hic bir yerle ne bir bagim nede baglantim var. Kurdugum blog’un da isminden anlasilacagi üzere kendi halinde biriyim (</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"><a href="http://kendihalinde.wordpress.com/" target="_blank"><span style="color:#ff0000;"> http://kendihalinde.wordpress.com</span></a>). Benim rahat hareket etmemi gonlumce yazabilmemi saglayanda bu baglantisizlik. Her ne kadar kimseyi inandiramasakta bu boyle. Hikayeye en basindan baslayalim, bunu daha once size izah etmeme ragmen bu aciklamayi yeniden yapmakta da fayda goruyorum. Evet ben profesyonel bir sabetaist avcisi degilim. Ciddi anlamda da kimsenin soyu sopu beni enterese etmiyor. Kendine Müslüman diyen birinin de insanlarin soyu sopu ile ugrasmasini abesle istigal etmek gibi gorsemde gerek Mehmet Sevket Eygi, gerekse kendisinden cok haz almadigim ama fikirlerine onem verdigim A. Dilipak ve benzeri Müslüman yazarlarin yazdiklari soylediklerinin zihnimde olusturdugu gerceklik payina ve sabetaist bir yapilanmanin olabilecegine inancim dolayisiyle ve tabii ki medya da 2004-2005 yillarinda estirilen sabetaizm konusunun gundemi isgal etmesi neticesiyle her merakli insan gibi konuya ilgi duydugumu soylemek istiyorum. Teknolojinin nimetlerinden faydalanan her insanin ilk basvuru kaynagi olan internet de sizin yapmis oldugunuz sitelere erismemi bu baglamda saglamistir. Sabetaizm konusunda “dogru” veya “yanlis” ne ogrendiysem de bunda sitelerinizin katkisi buyuktur ( sizin sitelerinizdeki yazilardan sonra da konu ile alakali kitaplari maddi imkanlarim olcusunde almaya basladigimi bilmenizi isterim. Elbette daha cok eksigim var). Sitelerinizi incelerken, ki degisik basliklar altinda ve daginik bir sekilde sabetay konusunu isleyen bir kac sitenizden sadece birinde verdiginiz link yardimiyla 2005 yili icinde tr-foruma ulastim. Uzunca bir müddet forumda yazilanlari hayranlikla takip ederek arsivlerde ki yazilari okumaya basladim. Hatta ve hatta yine daha once belirtmeme ragmen sizin nedense inanmak istemediginiz bir konuda İstanbul Sevi’nin <strong>dönüyorum</strong> demesi ve forumda estirilen bayram havasindan bile etkilenerek ona karsi bir sempati bile besledim. Bu hadise bir müddet devam etti ve ben gerek forumun havasindan gerekse foruma yazanlarin Müslüman kimliginden etkilenerek neden ufak capta da olsa katkida bulunmuyorum diyerek bazilarinin copy-pasteci bazilarin aktarmaci demelerine dahi kulak asmadan ne bulabildiysem sizinde belirttiginiz gibi gercek arastirmacilara bir nebze katki olur düsüncesiyle foruma tasidim. Bunlari yaparken ne bir küfre bulastim, nede kimseyle dalastim. Sadece ve sadece bulduklarimi tasimaya gayret ettim ( Ha arada bir kac din düsmani ile bir kac Turk düsmanina farkli nickler altinda laf yetistirdim ama bu nickler asla kalici olmadi). Bu tasima hadisesi ve aktarmacilik  bir müddet devam etti, ta ki yazilanlarda söylenenlerde kendimce tutarsiz noktalar oldugunu  hissedene kadar. Ortada bir danisikli dövüsün olabilecegini düsünmem ile birlikte sizin forumu bir vekile teslim ederek ortadan kaybolmaniz ve forumun seklinin degismesi de bunda etkili oldu. Ama dogruyu soylemek gerekirse Telekom nickinin forumda ciddi manada agresif olarak boy gostermesi Yalcin Kücügün haber10 sitesinde yer alan bir mulakatinin hemen akabinde,   İstanbul Sevi’nin kelebek logosunun, Yalcin Kucugun kelebek ekibi ile alakali olabilecegini düsünmem hareket noktasi ile ve asil amaci sabetayizm olan bir forumda yanik koza ile Sevinin hahambasilik  sitesinde yer alan kelebek benzerliklerinin bahsinin bile gecmemesini garipsemem ve kuskulanmam  neticesindendir. Webmaster vekiliniz ve Doda tarafindan malayinilikle suclanmam ve sorgulanmam sordugumuz masum sorularin silinmesi de kiliclarin cekilmesinin baslangicidir. Siz o dönemde vardiniz yada yoktunuz bunu bilemem ama taniklik ettiklerime benimle birlikte forumunuzu takip edenlerde taniklik etmislerdir.O dönemde de sordum yine soruyum neden bir baskasi degilde Telekom sorgulandi? Tek bir küfür dahi etmedigi halde neden Telekom sifresiz birakildi. Küfre ve porno resimlere hatta din düsmanlarina hatta konu ile alakali tek bir kelime yazmayan laf cambazlarina, hatta Türklügü kücük görenlere ses cikarilmazken onlara musamahali davranilirken İstanbul Sevi’nin hezeyanlarina dayanarak Telekom nicki   dislandi.Burda asla su manayi cikarmayin, ha Telekom dislanmis ha baska biri bu hic onemli degil ben bunun pesinde degilim ama orada sorulan sorularin sizin gözünüzde en ufak bir degeri bile yokmuydu? Dislanan bir nickname degil, sorulan sorulardi. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Diyecegim o ki masum sorulara cevap vermemek ile gerek İstanbul Sevi gerekse siz bu isi hicte fisebilillah yapmadiginiz kanaatini bende olusturdunuz. Bilmem farkindamisiniz ama baslarda benim problemim IS efendi iken siz onun sözde avukatligina soyunarak yükü omuzladiniz. Simdi bu durumdan sikayetci olmaniz icin ben bir neden göremiyorum.Ayrica forumu kapatarak belli sahislarin yazmasina izin verdiginiz donem zarfinda da hakkimda soylediklerinizi bende unutmus degilim. Keza üzerine basa basa tekrar ettiginiz İstanbul Sevi’nin kimligini desifre etme amacimiz oldugunu soylemenizde benim tarafimdan hadiseyi baska mecralara kaydirmak niyeti tasidiginizi düsündürdü. İstanbul Sevi’nin Gokyuzu denilen sahisla bulusmasinin Yeni Harman’da Gokyuzu tarafindan aciklanmasi da İstanbul Sevi’nin aslinda bir kimlik problemi olmadiginin farkli bir gostergesi degilmidir. Gokyuzu ile hemde Gokyuzunun bu islerden elini etegini cektigi bir donemde bulusmanin gerceklesmesi ve Gokyuzunun ifadesine gore İstanbul Sevi’nin ona herhangi bir bilgi dahi vermemesi sizce de garip degilmidir. Madem bilgi belge vermeyecektin neden bulustun be adam diye sormamiz yada hani bu kadar saklaniyordun nesine guvendin de bulustun Gokyuzu ile dememiz garipmidir? Keza kendisine kucak acan sizin forumunuz olmasina ragmen eger hafizam beni yaniltmiyorsa sizde Sevi’yi sadece internetten taniyorsunuz. Sizinle gorusmeyen birinin Gokyuzu ile gorusmesini nasil degerlendirmemiz gerekiyordu acaba? </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Elbette gariplikler bununla da sinirli degil, İstanbul Sevi’nin Aksamciyi yeni forum kurduk oraya gel diye cagirmasi da TR-forumun sadece sizin marifetinizle acilmadigina taniklik eder gibi gorunmektedir. Elbette bunlar varsayimlar üzerine cikarilan sonuclardir. Size gore basitce cevabi verilebilecek sorularda varsayimlar neticesindedir.Ama aradan aylar gecmesine ragmen sorulara cevap vermek yerine cevap vermemeyi tercih etmeniz nedeniyle sizinde güvenilirliginiz  sahsim nazarinda sarsilmistir. Uzunca bir donem oylesinelaf ve aradabirci isimleri ile yazan ve ayni kisiler oldugunu düsündügüm sahsin sizin hakkiniz da olumlu söylemleri de üzerinize daha fazla gelmeme engel teskil etmistir. Ki son dönemde yazdigi yazilari ile ve sizin mailinizi ve kendi mailini internet ortamina tasimasi, oylesinelafinda size olan guvenini yitirmeye basladiginin bir gostergesi degilmidir. Ayrica en basindan beri savundugum carsaf carsaf asilan soyisim listelerinin gelecekte forumunuzu okuyacak insanlarin kendilerinden suphelenmesine neden olabilecegi, saf ve masum Müslümanlarin kandirilmasi ile isi cingenelerin sabetayligina kadar vardiran bir anlayisin doguracagi tehlikenin farkinda olmamanizi da yadirgadigimi belirtmek isterim. Akrabalik listesi adi altinda yapilan bu calismalarin genele degil özele hitap etmesinden yana oldugum icin ad-soyad olarak verilmeyen listelerin benim gözümde artniyetli oldugunu AKBABALIK calismalari yapildigini da defalarca dile getirdim. Bu söylediklerimi Yalcin Kücügün son mulakatlari isigi altinda da degerlendirecek olursak Ezici cogunlugu Müslüman olan Türk Milletinin toptan Ibrani kökenli yapilmaya calisildigini görmemek icin   kör olmak gerekmektedir. Birbirlerinin kitaplarini önceden okuyup görenlerin, ey Müslümanlar inandiginiz din sabetaistler tarafindan yozlastirilmis “Sabati bir dindir kitaplarina” ön hazirliklarin yapildigi forumlarin ne kadar iyi niyetli oldugunu düsünmemizi bekleyebilirsiniz. Keza ayni yazar cizer takimi söylemlerinde ve eylemlerinde sözde sabetaylari ortaya cikarirken onlar olmasaydi bu ülke kurulamazdi benzeri soylemlerle bir bakima sabataizm ve Yahudi propagandasi yapmamakta midir.  </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Soner Yalcinin kitabina reddiye yapabilecek bir babayigitin cikmasi temennimdir elbette. Ama ne yazikki bu noktada da mangalda kül birakmayanlar sözde Müslüman oldugunu söyleyenler kitabi eglenceli bulanlar ile yillarca bu konuya kafa yoran sevimli köse yazarlarimiz sadece laga luga ile hadiseyi gecistirmektedirler. Beni derinden üzen   noktalardan biri de budur. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Digeri ise forumunuzda Müslüman kimligi ile yazan sahislarin biz Inter-Turk’te bangir bangir bagirirken Soner Yalcin kitaplarina methiyeler düzmesi Sevgili Sevi’nizin Yalcin efendiye tesekkürlerini sunmasidir. Size daha öncede söyledigim gibi yaptiginiz is iki ucu keskin bir bicaktir ve bicagin sivri ucu müslümanlarin kalbini yavas yavas hancerlemeye baslamistir bile. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">  </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Yazdiklariniza ise bire bir cevap vermeyi su an icin uygun görmüyorum. Hadiseyi nefs mücadelesine döndürmek istemiyorum. Ama cevap hakkim bakidir bunu da unutmayin. Bu baslangici görebilmek icin O mail yayinlanmak zorundaydi. Bence bundan gocunmaniz Allah rizasi icin calisan biri icin yersiz. Ben sizin yerinizde olsam daha detay aciklamalari forumunuzda yapardim. Ama sizin tercihiniz boyle ise simdilik buna da sesim cikmaz.   </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">  </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">( Sizin tavriniza göre bende beklemedeyim. Mecbur kalirsam mailinizi ve kendi yazdiklarimi da aciklayacagimi size simdiden söylüyorum- Hayir yayinlama derseniz sadece kendimin cevabini foruma tasiyacagim. Huseyin konusuna gelince o benim icin bir internet arkadasidir ve hakkinda iyi niyet beslemekteyim, ama günler ne getirir ne götürür bilemem.Sizi nasil tanimazsam onu da tanimam. Diger herkesi tanimadigim gibi. Eger kötü niyetli olsam isminiz-soyisminiz üzerinden sizi yipratmaya calisirdim bunu da göz ardi etmeyin.Agresif, inatci ve hakaretamiz yazsam da kalleslik yapmadim yapmamda. Bir diger nokta da arsivlerinizde göreceginiz üzre sizin hararetli dediginiz tartismalarin ve hakaretlerin baslangicini sevgili sevi’niz yapmistir, ayni diger forumlarda yildirmayla korkutmayla insanlarin telefon numaralarini acikladigi gibi. Ayrica sabetaizm konusunun gündeme hep sabetaylar tarafindan getirildigini ve bundan kimlerin neye hizmet ettiklerini ,bu adamlarin tasidiklari esas niyeti ve gercegi ogrenmeye calismak sizce onemli degilmidir. Yoksa koyun gibi soyisimler üzerinden ülke insaninin cogunun sabetay kökene sahip oldugu kuskusunu yayanlarin pesine takilmanin hangi müslümana faydasi olacaktir. Inter-Turk arsivini ve olmadiginiz dönemde kendi forum arsivinizi okumanizi tavsiye ederim. Bu dediklerimi de göz önüne almaniz dilegiyle ) </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">  </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Hayirli günler. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">    </span></p>
<h1></h1>
<h1><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tue 08/22/06 02:41 PM</span></h1>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sayın Telekom,<br />
Cevabınız için teşekkür ederim. Benim gibi geciktirmediniz, interdeki uslubunuzu tekrarlamadınız, o da memnuniyet verici. Evet şimdi oldu. Bu seviye ile her zaman her şey konuşulabilir. Bundan “benim kazandığım” gibi bir netice çıkarmayın, hakikatler kazansın.<br />
Şimdi nereden başlamalı? Yazdıklarınız daha önceki  suallerinizin, tereddütlerinizin ve şüphelerinizin hülasası mahiyetinde. Çok uzun cavaplar gerektiriyor (mecburen yazmak durumunundayım) tek parmak yazmak çok zaman istiyor, bu uzun zamanda yazacaklarımın bir kısmını da unutuyorum. Olabildiğince kısa yazmaya gayret edeceğim. Unutmadan şunu belirteyim, ilk mailiniz başkasına yazılıp yanlışlıkla bana gelen bir yazı olsa gerek. Bazı isimler geçiyor. Herhalde benim bunları açıklayacağım zannıyla, interde aradabirci ile aranızın limoni olduğunu peşinen söylüyorsunuz ki, anladığım kadarıyla bir ifşa halinde “ben zaten bunu açıkca yazdım, bunda bir sır yoktu” diyecektiniz. Bunu yazmaktaki maksadım suçlama için değil. Ben hayatta yalan söylemem ve sır ele vermem. Bunların münafıklığın alameti olduğunu iyi bilirim. Ameldeki nakısamıza bir de itikatta eksiklik ilave olsun istemem. Forumda yayınladığım mailler ise şahsi sırlar olmayıp, konuyla alakalı, bazan da aleyhime olacak cinsten.<br />
İsterseniz baştan başlayalım. Bu siteleri  ve forumu açarken, hiç kimseyle beraber çalışmadım, tamamen kendi irademle, müstakil olarak ve maalesef kimseden yardım almadan kör topal işe başladım. ………………………………………….</span><span style="color:#ff0000;"> hepsi o kadar</span>. Dolayısıyla İstanbul Sevi ile beraber açmadık forumu. Onun hemen forum açıldığında yazmaya başlaması, devamlı benim siteyi ve internetteki konuyla ilgili yazıları takip etmesi sebebiyle olmuştur. Onun Akşamcı’ya bizim foruma gel demesi ortak olduğu için değil, rahatça yazabildiği bir ortam saydığından olsa gerek. Üstelik T&#38;D forumda aynı zamanlarda yazılarımız oldu, oradan ismen o beni ben onu tanımış oldum, hatta onun ismini ndan önce ben biliyordum, çünkü konuyla ilgili nette arama yaptığım zamanlar ilk onun adıyla karşılaştım. T&#38;D forumdaki ilk yazımda zaten hemen deşifre oldum, Takıyyeciler sitesini yapan kişi olduğumu başından açıklayıverdiler, haliyle Sevi de bana ilgi gösterdi. Bu zamana kadar birbirimize hiç kırıcı olmadık, benim de ona bazı sorularım oldu, cevap alamadığım oldu, hoş gördüm. Maksadım üzüm yemekti. Siz istihza ediyorsunuz ya Sevgili Sevi deyişime, peki bana hep “abi” diye hitap eden birisine ne demeliyim, bu insani bir davranış değil mi? Benim şahsen hiç sabataycı tanıma şansım olmadı. Onların halet-i ruhiyesini merak ediyorum ama tahmin de edebiliyorum. Siz Türkiye’de bu imkana sahipsiniz, bir sabataycıyla tanışıp psikolojilerini, davranışlarını tetkik ve tahlil edebilirsiniz. Benim Sevi’de gördüğüm tipik bir dönme tavrıdır. Bunu Kadri bey de yazmış. Asırların verdiği çift hüviyetle yaşama mecburiyeti neticesi korkak, ürkek, çekingen, alıngan, şüpheci tedirgin insanlar olmuşlar, ruh sağlıkları da pek mükemmel değil. Bu hallerini elde ettikleri servet, mevki ve şöhretle kapatabiliyorlar. İki dinden olmayı taşıyamayanlar da ateist olmuş, sözde kurtulmuşlar. Meseleye bir de bu yüzünden bakmak gerekmez mi? Sabataycı ol, onların imtiyazından mahrum kal, müslüman ol, kimse inanmasın, kendi cemaatin seni dışlasın, müslümanlar destek vermesin. Böyle bir insanın üzerine gitmek, deşifre edilme korkusu vermek doğru olur mu? Karakaşzade Rüştü’nün sonunun ne olduğunu bilen var mı? Ben öldürüldüğünü biliyorum, tabii Sevi de. Böyle bir insan birkaç nick kullanırsa çok görmemek lazım. Yani onun özel bir durumu var. Peki böyle olmayan insanların her yazıda rumuz değiştirdiğine ne demeli? Sonradan inceledim, hiç sebep yokken durmadan mahlas değiştirenler olmuş.Tabii kendilerince bir sebebi olmalı. Forumda şimdi bile “görevli” olanların bulunduğunu düşünüyorum, elimde bir delil olmadan birşey deyip kimseyi töhmet altında bırakmak istemiyorum. 1 dakkada iki mesaj yazmayı nasıl becermiş, sormadım bilemiyorum, ama bana yazısını sildiğim için darılmadıysa sorarım. Bundan ne çıkar, belki bir başkasıyla iki ayrı computerden yazdığı. Organize çalıştığını zannetmiyorum, o da benim gibi yalnız. Ben o tekniklerden pek anlamam. O zaman ne diye bu işlerle uğraşıyorsun demiyorsunuzdur herhalde. Küçük de olsa bir hizmet için bu eksiklik bir mani teşkil etmez. Bizimki de bu kadar olur. Fıkıhta bir hüküm var; “İctihad eden bir âlim isabet kaydederse iki sevap, yanılırsa bir sevap alır” diye, biz yarım sevaba da razıyız. Yaptığım şeyi pek öyle önemli filan da görmüyorum, ama yine bir şeylerin kıpırdadığını hissediyorum. Yine Sevi’ye dönelim; o kelebek meselesini de ne araştırdım, ne de anlayabildim. Sabataycılıkla ilgili bir siteye yine uygun semboller koymak normal birşey. Yalçın Küçük’le hiç irtibatı olmamıştır diyemem. Bu ilk kimin tarafından istendi, onu da bilmiyorum. Belki Sevi sabataycılıkla ilgilenen, kitap yazan, arkası kuvvetli biriyle tanışıp bilgi vermek veya bilgi almak istemiş olabilir. YK gibi kurnaz bir tilki böyle fırsatı kaçırır mı? Burada yeri geldi, niye onu savunduğum sorusunun bir diğer cevabı olarak yazayım: Sevi yazdıklarından çok daha fazlasını biliyor, yazamıyor, bazan da bilmesi gerekenleri şeyleri bilmiyor, bize soruyor. Belki yazamadıklarını güçlü birisinin yazmasını istiyor. Kendi cemaatinin içinde hâlâ Türk ve İslâm düşmanlığı aşılandığına şahit oluyor. Bazı şeyleri yazarsa (sadece o bildiğinden) yazıyı onun yazdığı anlaşılacak ve rahat çalışamayacak. Ne yaptığını görüyorsunuz, birkaç soyadı yazıp bırakıyor, bunlar sabataycıdır bile diyemiyor. Haddinden fazla çekingen. Bütün bildiklerini yazıncaya kadar bekleyeceğiz. Gökyüzü’yle bile bir defa görüşmüş ve birşey anlatmamış. Ben bunların yani YK, SY, Gökyüzü ve Sevi bir olup organize bir şekilde, dediğiniz şekilde bir hedef güttüklerini zannetmiyorum. Ama yanılıyor da olabilirim. SonerYalçınKüçük için birşey diyemem. Neye ve kime hizmet ediyorlar, (cüzdanlarına ettikleri mâlum) bayağı zor mesele. “Onlar nasıl olsa solcu-komünist, maksatları vatana millete, İslâm’a düşmanlık etmektir” demek kolaycılıktır. Ortaya elle tutulur deliller koyabilmek lâzım, yoksa iddialar kolayca çürütülür, inandırıcı olamazsınız (genel olarak). İşe ideolojik olarak baksaydım, solculuk kokusu aldığım kimseye selâm bile vermezdim, ne de olsa eski ülkücülerdeniz. Ama bu bize bir şey kazandırmıyor. Doğruyu kim söylüyorsa kabul etmek lâzım. “Hikmet müslümanın yitik malıdır, nerede bulursa alır”. Bu şiara herhalde siz de katılırsınız. Ama gerçeği alıp başka emellere kulanacaklara ne siz ne ben fazla birşey yapamayız. Bakınız Soner kitabında forumdan isimler alıp biraz derinlemesine araştırmış, hükümler veriyor. Çaktırmadan kendine yontuyor. Dediğim gibi yazılanlar ilmen çürütümeli, cevaplar verilmeli. “Ey millet bu adam zaten gizli emellere hizmet ediyor, dine düşman, ona inanmayın” demek ancak acziyetin ifadesi olabilir.  Bu devirde kimse kimseyi kolayca kandıramaz. O zaman insanların vicdanı, irfanı, idraki devreye girer. Hele hele müslümanları kandırmaya Allah şahidim- ne niyetim ne kaabiliyetim yoktur.<br />
Ama çok rahat da değilim. İsimler yayınlayarak herkesi kendinden şüphe eder hale getirmek aklımdan geçmez. Buna rağmen bazı mailler alıyorum ki, adımız listede geçiyor, biz sabati miyiz diye soranlar veya adım şu, bana soy kütüğümü çıkarabilir misin diyenler oluyor. Hepsine cevap veremiyorum. Sabataycılığı hiç duymadığı halde bir isim benzerliği yüzünden şüpheye kapılanları ikna etmek mümkün olabiliyor. Zaten o kuralı koyduk, lakin herkese duyuramadık. <strong>“Sabataycılar bu adları taşıyorlar, amma bu isme sahip herkes sabati değildir”</strong>. Bunu hep tekrar edeceğiz. Veya işin daha kolayı var; bütün siteleri ve forumu kapatacaksınız, o takdirde sabataycılar rahat eder, olmayanlar da kendilerinden şüphe duymazlar. Siz hangisini tercih ederdiniz? Klasik bir laf “hamama giren terler”. Biz terliyoruz, ayağımız kayıp düştüğümüz de oluyor. Bu işlerle uğraşıp hata yapmamaya, hadiselerin sizin (kelime aklıma gelmedi) isteğiniz dışında inkişafını önlemeye imkan yok. Ben bu endişeye daha önce kapılıp sitede bir anket açmıştım. “Sizce bu siteyi kimler hazırladı” diye. Maksadım, nasıl anlaşıldığımızı ölçmekti. Bizi sabati sananlar olduğu gibi, çoğunluk “hakikati arayan sade müslüman” şıkkını işaretlemiş. Siz de dahil bazıları bu forumu yönetenlerin sabataycılara hizmet eden bir ekip olduğunu zannediyor. Başka nasıl ifade edilir bilemiyorum: Böyle birşey yok. Bunu illâ ikna olasınız diye yazmıyorum. İnanıp inanmamak size kalmış. Hem bu iddiayı biraz “somutlaştırmak” gerekmez mi? Nasıl, ne şekilde bir ekip olmuşuz? Gökyüzü internetle alakayı kesti, hiçbirşeyi okumuyor, YK ve SY nın okudukları aşikar, bir tek Sevi yazıyor. Bunun haricinde ne oluyor da “ekip çalışması” diye bir yafta yiyoruz? Teklif ve tenkit başka mesele. Öylesinelaf foruma bir arama motoru al diye teklifte bulundu, ben de yaptım. Şimdi OL@ forumun yöneticilerinden mi oldu? Bir sohbet odası açılması Avcı’nın teklifiydi, ta o zaman açtım. Diyebilir miyiz Avcı forumun idareci sınıfından. Şifreyi isteyenlerde başkasıydı, geç de olsa yaptık. Yani teklif ve tenkitler geliyor, karar veren ve uygulayan tek başıma benim. Sizin şifre meselesini sona bırakalım. Ondan önce size bir sorum olacak. Chat odasının ilk açıldığı zaman siz sohbete katılıp Sevi ile görüşme yaptınız mı? Bu sorunun cevabından sonra bazı şeyleri açıklayabilirim.<br />
Evet çok yazdım ve fazla birşey anlatamadım. Aradan saatler geçti ve yorulmuş haldeyim. Şimdilik burada kesiyorum. Devam etmek üzere hayırlı sabahlar.<br />
Faruk<span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">  </span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2006/8/23</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayin Faruk,</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> Bitiris cümlenize atifta bulunarak  evet cok yazmissiniz ama daha cok yazmaniz dilegiyle diyorum. Fazla birsey anlatmadiginiz konusunda ise hemfikiriz.Interde ki uslubumu tekrarlamak iyi niyetle bazi konulara aciklik getirmek isteyen birine asla yapilmaz ve yapilmamalidir. Maksadimiz bagci dövmek degil üzüm yemektir.Eger üzüm koruk cikarsa  bagciyi dövmek de her zaman tasarrufumuzda olacaktir. Aradabirci konusu Inter forumu takip eden herkesin bilgisi dahilinde ve herkesin gözü önünde cereyan eden hadiselerdir ki bunun gizlisi ve saklisi yoktur. Interin arsivine bakarsaniz durumu sizinde kavrayacaginizi saniyorum(diger mail konusunda haklisiniz size yanlislikla postalanmistir).  Yazinizi dikkatle okuyup zihnimde karsi cevaplar yada sorular hazirlarken ve ilk mailimde bahsi gecen konularin tam acikliga kavusmadigini düsünürken sizin sorunuzu gördüm. Ama sorunuzu cevaplamadan once hadiselere cok yumusak baktiginiz, bardagin hep dolu kismindan degerlendirmeler yaptiginiz görülüyor dersem sanirim yanilmis olmam.Belki benim tabiatim geregi genellikle negatif degerlendirmeleri ön plana cikarmam da sizi olaylara ve insanlara daha pozitif yaklasimlar sergiler görmeme neden oluyor.Bu baglamda mailinizin belkide satir satir cevaplanarak bardagin bos kismiyla alakalı olan yerlerini söylemem gerekiyor.   Fakat simdilik sadece sizin sordugunuz soruya cevap vermekle yetinecegim. Dogrusunu söylemek gerekirse bazi seyleri aciklamanin bu sorunun cevabi ile ilintilendirilmesi bana ilginc gelse de mutlaka sizin de kendinize has öncelikleriniz olabilecegi kanaati ile sorunuza cevap veriyorum. Ben TR forumda chat odasi acildiktan sonra oraya sadece ve sadece bir kere ugramis ve topu topu maksimum bir dakika kadar kalmisimdir. Hatta ugradigim esnada vlad3, siz, ve sifreliden sonra ortaya cikan yeni bir nickin su an tam hatirlamiyorum ya celal ya kadri oldugunu gordum. Bu bir dakika icinde ne bir yazismaya ne de extrem bir duruma sahit oldum ve ayrildim. Fazla kalmama nedenlerimden biri de IP guvenligimi dusunmem sebebiyledir. O donemlerde vampir arkadasimiz hicte guven telkin etmedigi gibi israrla sifreli foruma gecildikten sonra chat davetleri yaptigi icin bu bende kusku uyandirmisti. Keza sonradan vampir arkadas vampirligini Inter forumda gosterdi. Buna sizde sahitsinizdir. Yani diyecegim  o ki Istanbul Sevi ile asla herhangibir gorusmem olmamistir. Olmasi icin bir nedenimde yoktur. Belki merak edersiniz diye ben sizden önce bir aciklama yapayim kesinlikle sizden baska bir nick adi altinda sifre talebim de olmamistir.  Uzun uzun yazmaniz dilegiyle… Hayirli günler. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">  </span></p>
<h1><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Wed 08/23/06 08:25 AM</span></h1>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sayın Telekom,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Şimdiki cevap ve açıklamam kısa olacak ve işin mantık yönünü uzatmayacağım. Bahsettiğim chat hadisesi şöyle olmuş: Dediğim gün, benim oturuma ara verdiğim bir zamanda (ismi mahfuz) bir kişi Sevi ile uzunca bir sohbet yapıyor. Önce gayet güzel muhabbet ettikten sonra, birden ağzını bozuyor ve galiz küfürler savuruyor. Arkasından da “Telekom benim” diyor. Bunun üzerine Sevi, böyle bir kişiyle aynı ortamda olamayacağını beyan etti ve ben bir tercih yapmak zorunda kaldım. Neticede tercihimi Sevi’den yana yapmak durumunda kaldım. Şifre meselesi için ben bir formül ararken, siz de biraz aceleci davranıp karşı atağa geçtiniz. Belki bu soruyu o zaman sorabilirdim ama interdeki ilk çıkışların sertliği, benim resmimin asılması filan açık kapı bırakmadı. Size şifre vermezsem olacakları tahmin ettim ama bu dozda ve bu mahiyette olacağını kestiremedim. Sabataycılık meselesini İntere taşıyacağınızı, varsa TR Forumdaki kadronuzu oraya taşıyacağınızı zannetmiştim. Bundan da memnun olurdum. İllâ ben veya TR olması şart değildi, daha iyi yapabilenler yapsın da kim olursa olsun diye düşünmüştüm. Olaylar başka türlü gelişti. Ha, bir de blog açmışşınız, tebrik ederim, onu da dün gördüm. Arşivleri karıştırmak için de çok zaman lazım, hele interinki çok zor, yazıların haddi hesabı yok. İnterde sizin aleyhinizdeki yazı ve resimlerde de benim hiçbir dahlim yoktur, evet yazılanlardan rahatsız olduğumu arkadaşlara bildirdim ama işin uzamaması için onların birşey yazmamasını rica ettim hatta mani olmaya bile çalıştım (WM Gürbüz bey buna şahittir).<br />
Şimdilik ara vereyim ve devam etmek üzere hayırlı günler dileyeyim.<br />
 Faruk</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2006/8/24</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayin Faruk, </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Istanbul Sevi ile sizin mailiniz de bahsettiginiz sekilde benim bir vukuatim olmamistir. Onunla forumda yer alan yazismalar disinda da bir hadisem yoktur. Elbette Interde yazdiklarimi söylemiyorum.Isin mantik yönünü ben ele alayim, sizin de arasira bahsettiginiz onun az yazmaktan hoslanmasi ile chat ortaminda tanimadigi biri ile fikri bir münazaraya girmesi de hayrete sayan olmakla birlikte bu konuyu fazla da desmiyorum. Ama burada enterasan olan hadiselerden biri de chat ortami yaratildiktan sonra ne zaman tam olarak sifreliye gectiginizi hatirlamama ragmen hararetli tartismalarin ardindan Istanbul Sevinin beni forumdan attiracagi yonunde ki beyani da silinmediyse forumunuz arsivlerinde duruyordur.  Yani chat olayindan once sevgili seviniz bunu zaten kafasina koymustur.Sizin olmadiginiz bir anda cereyan eden bu küfürlesme hadisesinin de kaynagi Istanbul Sevi olunca insan haliyle durup bir düsünüyor. Ayrica  o küfrü edenin ismi mahfuz demekle neyi kastettiginizi de tam olarak anlamis degilim.Gercek ismi mi yoksa forumda yazdigi ismimi bu net ve acik degil.Buradan da su yargiya varmam olasi olabilir mi? Vlad3 ün Inter ortamina tasidigi Jitem kimlikli sahistan mi bahsediyorsunuz acaba..Eger oyleyse o askeri sahis ve ailesi hakkinda yer alan bilgilerin o forum ortamina tasinabilmesi de nasil gerceklesmistir bu da baska bir merak konusudur.Daha fazla detaya girip daha da fazla cikarimlari yapmayi da uygun gormuyorum.Ama baslayacak olursam elbette pek cok teori de uretmek mumkundur. Mailiniz de bahse konu olan duyarli davranis icin tesekkur ederim. Bugün tarihli forumunuza yazi yazanlar hakkinda kisaca bir yaziyi Inter foruma yazdim.Benim merak ettigim konulardan biride bu yeni nicklerin sabahin belli bir saat diliminde yazilar yazmasinin bir tesadüf olup olamayacagidir. Endiselere mahal birakmamak amaciyla art niyetli olduklarini düsündügüm bu kisilerin  kontrollerini yapmaniz eger ayni sahislar ise geregini düsünmez temennisiyle.  Hayirli Günler dilerken kisa kisa degil daha detay ve derinlikli yazilarinizi bekledigimi de tekrar size belirtmek isterim.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">   </span></p>
<h1><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Thu 08/24/06 09:18 AM</span></h1>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sayın Telekom bey,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Forumdaki yazınızı ve mailinizi okumadan önce ben aynı konuyu yazacaktım. Zira bu durumdan -belki de haklı olarak- şüphe duyacağınızı tahmin etmiştim. Ama ondan önce şu meseleye bir açıklık getireyim: İsmi mahfuz demekten maksadım, Sevi’ye küfür ettiği iddia olununan kişinin adı (tabii nick adı) bende saklı demek istiyorum. Aynı kişiyle ben de sohbet ettim, bende çok iyi bir intiba bıraktı ki, Sevi’ye böyle birşey olamayacağını yazdım. Bana aynen onunla da önce güzelce sohbet edip sonra galiz küfürler ettiğini ısrarla tekrarlayınca inanmak zorunda kaldım. Not olarak yazayım, Sevi’nin sohbetleri de öyle uzun cümlelerden oluşmaz, zaman olarak belki uzayabilir. Siz bu noktalarda yanılıyorsunuz, yani yazıyı kısa yazanın sohbetinin uzun olamayacağını tasavvur ediyorsunuz. Mesela benim konuşma dilim böyle değildir, yazı diliyle konuşacak olsam sıkılırım ve hemen kendi şivemle konuşmaya başlarım. O zaman siz, bu aynı adam değil mi diyeceksiniz? Neyse, şifre meselesinde bir nokta daha var ki onu sonraya bırakıp şu taze meseleye gelelim.  Forumda yeni isimlerin görünmesi benim foruma gelmemle alakalı değil, en azından benden zuhur etmiş bir durum değil. Bu isimler çok önceden şifre almış kimseler. İçinde şifresiz dönemde yazmış olanlar da var, mesela Azra Sevisoy. Şifre aldıkları halde şimdiye kadar neden yazmadıklarını hep merak ettim. Amma tutup da “madem şifre aldınız öyleyse yazın” diyemezdim. Sadece ima yollu yazabiliyordum, “neden bu konuyla ilgili yazı yazılmıyor” filan diye. Şifre alanların sayısının 30′dan fazla olduğunu yazmıştım, kısa bir zaman sonra  müracaat edip alanlarla birlikte 40′ı buldu. Şifresi olup hala hiç yazmamış olanlar da var. (Bunu geleceğe bir yatırım olarak düşünmemeniz için isimler de verebilirim ama bu asla doğru olmaz, önceden açıkladığım için misal olarak Marangoz’u zikredebilirim).  Peki bu şahıslar kim diyeceksiniz? Ben onu bilemem, çünkü tanımıyorum. Belki bir gruptur, belki aynı şahıs. Peki maksatları ne? Onu da ancak yazılarını okuduktan sonra anlayabiliriz. Verdikleri ilk ipucu SonerYalçınKüçük taraftarı oldukları yönünde. Ve bazı verilere dayanarak şahıs veya toplulukları İbrani farzetmeye meyyaller. Bütün bunları ben de görüyor ve anlamaya çalışıyorum. Bazı şeylerin elbette ben de farkındayım. Yalnız sizinle metodta ayrıldığımız nokta, siz aceleci ve hatta kusura bakmayın biraz peşin hükümlüsünüz, ben sabırlıyım. Daha ilk yazısında adlarına bakıp hemen üzerlerine gitmek ve rencide edici ifadeler kullanmak üç şeyi getirir: Ya -eğer art niyetleri varsa- daha temkinli ve dikkatli davranırlar açık vermezler, ya aynı şekilde tepki verip kavgayı nefisler savaşına dönüştürürler veya ortadan kaybolurlar ne olduğunu katiyen öğrenemeyiz. Benim tercihim kimseyi ürkütmeden incitmeden anlayıp dinlemek. Yiğitlik yapılacak zaman ayrı. Maalesef bu işler sabır ve tahammül gerektiriyor. Ayrıca webmasterlik denen iş kolay olmuyor. Adamlar 350 senedir ensemizde boza pişirmişler, kendilerini saklamışlar. Hemen üç-beş senede açığa çıkmak istemezler. Biraz deşifre olmaya başlayınca elbette bazı oyunlar çevirecekler. Faruk gibi saf birini bulduk onu kullanırız diyorlarsa aldanırlar, evelallah mayamız sağlamdır. Belki bir müddet aldatmaları mümkündür ama ben de uyumuyorum.  Tamam, Soner’in kitapta yazdıkları hep forumda işlenmiş konular. Amma kitaplara malzeme olsun diye neden bu forumu kullansınlar? Buna ihtiyaçları mı var? İstedikten sonra onlar her kaynağa ulaşma imkanına sahipler. Ben de onları başka yerlerden topladım. Bana ait orijinal Turco meselesi vardı, Soner onu da aparıvermiş. Üstelik buralarda yazılanları hep YK ve SY mı okuyor? Bizim müslüman yazarlar nerede, onlar da faydalansın kitaplar yazsınlar. Zaten benim istediğim de oydu.Aldığım ilaçlardan mıdır nedir konsentrasyonumda zaaflar var. Unuttuğum şeyler oluyor. Şimdilik bu mailler aramızda kalsın. Tabii bu sefer de kimileri gizli pazarlıklar yapılıyor zehabına kapılırsa bir de onlarla uğraşmak zorunda kalırız. Millete laf anlatmak kolay değildir. Uğraştığımız işler öyle girift ve muamma ki, kimin ne hesabı var bilemiyorsunuz. Çok sabır, dikkat ve çalışma istiyor. İnşallah zamanla bütün gerçekler anlaşılacaktır. Allah utandırmasın diyelim ve bu günlük burada hitam bulsun.  Selam ve hayırlı akşamlar dileğiyle. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Faruk </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">  </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2006/8/25</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayin Faruk Bey, </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Bugün Inter forumda yer alan talihsiz yaziyla benim hicbir alakam bulunmamaktadir. Ne ben yazdim bu yaziyi, ne de yazdirttim baska birine. O yaziyi yazan arkadasin kendi tasarrufunda yazdigi bir yazidir.</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Bunu bilmenizi istedim. Herkesin bir ailesi colugu cocugu ve sosyal yasami oldugu idraki icinde oldugumu bilmenizi isterim. Benim derdim kisilerle degil hadiselerle.  Sahsim adina hicbir dahlim olmamasina ragmen bu olaydan oturu sizden ozur dilerim. O yaziyi yazan sahsa da durumu buna benzer ifadelerle acikladim. Insaallah bi daha boyle bir sacmalik yapmaz. Bu talihsiz hadisesin tekrarlanmamasi icinde elimden geleni yapacagimi ama sanal ortamda kimsenin amiri yada emir vereni olmadigimi da anlamanizi isterim. Ben bagimsiz girdim bu yola cok gerekirse selami sabahi herkesle keser kendi yoluma kendi halimde devam ederim. Ama sunu da belirtmemde fayda var, daha once ol@ size soylemis, bir kez de ben soyleyim internette kisisel bilgilerinize herkes rahatca ulasabilir. Eger saklanmayi uygun goruyorsaniz gecmiste hazirladiginiz siteleri gozden gecirmenizde fayda var. Kendi karikaturlerinizi forum ortamina tasimamaniz da fayda var. Bilen zaten sizin kim oldugunuzu biliyor. Ama herkesin de bilmesinin geregi yok diye dusunuyorum. Umarim bu hadise sizden gelecek aciklamalarin kesintiye ugramasina neden olmaz. Cunku benim daha size soracagim ve aydinliga kavusmasina ihtiyac olan detaylar var. Saygilarimla</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">   </span></p>
<h1><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Fri 08/25/06 09:56 AM</span></h1>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sayın Telekom Bey, </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">O yazıyı ben de görünce, ufak bir şüpheye kapılır gibi oldum, ama kendimi toparlayarak buna sizin ihtiyacınız olmadığını düşündüm, zaten mahlasınızla herşeyi yazıyordunuz. O yazıyı yazan şahıs biraz da gözdağı vermek ister gibi “bak ben seni tanıyorum, gerekirse daha fazlasını da yazarım” demeye getiriyor. Bunu açıkladığınız için teşekkür ederim. Ben dün maili yazdıktan sonra, kısa bir açıklama daha yazmak istiyordum, şimdi yazıyorum; Ben sizinle mailleştiğimi hiç kimseye duyurmuş değilim. MSNi filan kapalı tuttuğum için kimseyle görüşmem olmuyor. Şu olabilir; sizin benim maili interde yayınlamanızdan sonra konu hakkındaki yazılarınıza ara vermeniz, mailleşebileceğimiz ihtimalini akla getirmiş olabilir.<br />
 Hani bir söz vardır “Viran olası hânede evlâd-i iyâl var”. Benim yüzümden hiçbir şeyden habersiz olan çocuklarımın başına bir hâl gelmesini istemem, bunu kimse istemez. Evlâtların feda edileceği değerler çok daha ulvî olanlardır. Bu münasebetle saklanma konusuyla ilgili tavsiyenize teşekkür ederim. Amma zannımca iş işten geçti, her yerde iz bıraktık. Bildiğinizden fazlası var. Neden derseniz (ve kendine yontuyorsun demezseniz), benim sabataycılıkla ilgili site yapmaya karar verirken hiçbir art niyetim yoktu ki. Konuyla ilgilenmeye ve karşıma isimler çıkmaya başlayınca, İslâm düşmanlığının arkasında birebir bu dönmelerin olduğunu gördüm ve tamamen dinî ve millî duygularla “dur şunları internet ortamına taşıyayım da millet tanısın, belki onlar da biraz şenaatlerinden geri dururlar” diye düşündüm. Kitaplar edinmeye, nette durmadan aramaya başladım, ne bulduysam siteye taşıdım. Eğer organize, plânlı, su-i niyetli bir hareket olsaydı, ta başından kendimi de gizlemeyi ihmal etmezdi(k)m. Eğer arkamda gizli bir güç olsaydı bu hatalara asla meydan vermezdi. Siz herhalde bu noktalardan şüphelendiniz ve “bunun arkası kuvvetli olmasa böyle cesurâne iş yapmaz, isminin açığa çıkmasına fırsat vermezdi” şeklinde düşündünüz. Hâkeza “bu siteleri yapmak için birileri maddi destek mi sağlıyor” diye aklınızda oluşan istihfam, bu gizlenme işine gerekli dikkati göstermeyişimden oldu. Şimdi herkes beni adımla, adresimle tanıyor, ben kimseyi tanıyamıyorum, iyi mi? Benim elimi kolumu bağlayan foruma anonimys girilmesi oldu. İlk baştan ona da dikkat etmedim, o zamanlar gerçek IP noları görünüyordu. Herkesi adıyla değil yazdığıyla değerlendirmek taraftarıydım. Ne zaman ki “şu nickle şu nicki kullananlar şu kişidir” gibi iddialar çoğalınca gözüm açıldı. Çok daha sonraları kontrol edip araştırdığımda gördüm ki, çok az insan bir tek rumuzla yazmış, diğerleri çok sayıda mahlas kullanmış. Kimisi de kendi itiraf etti. Size tuhaf gelecek ama Sevi bu husuta en mâsum olanlardan. Ama aynı kişiler zannedilerek (nickler yanyana yazılarak ve = işareti konularak) yapılan tahminlerde isabet hemen hemen hiç yok. Yanımda komputer tekniğinden iyi anlayan birileri olsaydı, ortaya enteresan bilgiler çıkarmak mümkün olurdu. Ne yaparsınız ki ben “mecburen” webmasterim.  Kopuk kopuk da olsa kusura bakmayın, bunun kabahatlisi biraz da çekmecede duran bir tomar fatura. Neyse, aklıma şu gelmişti: Bugünkü İnterde çıkan yazıda sizin de sansürlenmesini istediğiniz kelime neydi? Yoksa ………….mi? O benim soyadım ve “………..” demek, zamanında ağızdan çıktığı gibi yazılmış, hepsi o kadar. Bunda şüphelenilecek ne var? İşte ben bundan rahatsız oluyorum. Böyle şeyleri görünce diğer iddiaların da ciddi olmayacağı kanaatına varıyorum.  O arkadaş madem benim kim olduğumu katiyetle biliyor, onları bir tarafa bırakıp, öz Türkçe ama nadir bulunan bir soyadından (ben de soyismimi sevmem) mı bir mânâ çıkaracak? Bu şuna benziyor, bazı sabataycıların deşifre olmanın verdiği kızgınlıkla muhatabına ”bak ben de seni sabataycı yaparım ha, adın kriterlere uyuyor” demesi gibi. Tabii bu demek değil ki o kişi dönmedir. Böyle kolaycılıklara kaçmak istemem.  TR-Forumda yeni yazanlarla ilgili de şunu söylemek isterim, ben takip ediyorum, siz de izlemeye devam ediniz. Acaba sabataycı olacağı intibaı verecek mahlaslar kullanmalarının sebebi ne? Bir sabati söylerse daha inandırıcı olur diye mi, gerçekten necip ırktan oldukları için mi? Siz bizi deşifre ederseniz işin ucunu ta size kadar çıkarırız tarzı bir gözdağı mı var? Yoksa arkadaş(lar) alenî kavm-i necipten mi? Müslümanmış gibi yazıp, araya sıkıştırsa da âşikâr bir şekilde Yahudilik propagandası yapan, İslâm’ın israiliyyat hurafeleryle dolu bir din olduğu izlenimi verecek ifadeler kullanan yazar da hiç gözümden kaçmadı. Şu an aklıma gelen bunlar. Yalnız efendice yazıyorlar, verilecek cevaplardaki sert çıkışlar bir kısım insanın gözünde onları haklı çıkarabilir. Biraz da onlara mühlet vermek lâzım ki bazı şeylerden emin olabileyim. Bu arada İnteri de unutmamak lazım. Orada da birşeyler dönüyor olabilir.  Şu çok da uzun olmayan yazı epeyce zaman aldı. İnşallah yine yazmaya devam edeceğim. Sizden ricam bazı bilgilerin sizde kalmasıdır.  Bilmukabele saygı ve selamlarımı sunarım. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Faruk</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2006/8/29</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayin Faruk Bey, </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">En son mailinizden sonra Interde malumunuz olan bir siteden aktarma yapilmasi nedeniyle bir süre sessiz kalmayi tercih ettim. Sonuc itibariyle hadisenin ustune gitmek kimin ne zaman ne yapacagi belli olmayan sanal alemde sizin adiniza tehlike arzedebilir düsüncesiyle konuyu fazla kasimamanin  bir müddet en dogrusu olduguna karar verdim. Fakat buradan cikan bazi gercekleri de yadsiyamayiz. Gerek sizden once bu konunun islendigi forumlar ve siteler ile gerek sizin forumunuzun ve sitelerinizin de gercekten masum olan belki 10 gobek evvellerinde boyle bir hadise(avdetilik) olanlari veya hic olmayanlari sadece soyisimleri ile degerlendiren Istanbul Sevi’nin akrabalik calismalarinin da ne kadar iyiniyetli oldugunun sorgulanmasini gündeme getirir kanaatini tasiyorum.Keza az yazan Istanbul Sevi, Abdullah Salihoglu mahlasi ile yazan sahsa benim yaptigim calismalarin bir benzerini de sabetaycilar yapiyor demistir.Burada onemli olan kimin kimden daha once bu calismalara basladigi degil, bu calismalarin kime ne fayda getirecegidir. Sizin sadece soyisminize bakilarak degerlendirilmeniz ne kadar yanlis ise Istanbul Sevi ve benzerlerinin yaptiklari da bir o kadar yanlis ve tehlikelidir. Ha keza sizin ilk adiniza ve soyisminize bakarak YK’nin isimbilim zirvaligini ve   soylemlerini de yanyana koyarak sizi de rahatlikla formule uydurmak mumkundur.Keza ciktiginiz merkezde zamanin mevlevi tekkeleri ile unludur. Hepsini alt alta koydugunuz zaman suphe  yada iftira ile bu ülkede sabetaist köklere sahip olmayan kimse kalmayacagi da aciktir. Boyle bir giris yapmamda ki maksat takdir edersiniz ki sizin gibi sabetayci kökenlerle   alakasi olmadigini düsündügüm insanlara ne kadar rahat iftira atilabilecegini gormeniz icindir.Meseleyi yine Istanbul Sevinin onlarda benzeri calismalar yapiyor sözüne getirirsek, onlar gizli kapakli bu isleri yaparken Istanbul Sevi aleni olarak yapiyor anlamini cikarmak sanirim yanlis degildir.Peki burada kim kazancli cikmaktadir. Asimile olmaya baslayan Sabetaycilar mi yoksa Istanbul Sevi ve benzerlerinin yaptigi calismalar ve desifrasyon palavrasi ile sosyal bir paranoya yaratmaya calisanlar mi? Dusunulmesi gereken bir diger gercekte acaba Istanbul Sevi de bu gizli oyunun sahte bir oyuncusumudur olmalidir. Siz ve ben avdeti bir aileye mensup oldugumuzu sans eseri ogrensek ama   asimile olmaya baslayan köklerimizi de bilmek istesek, akrabalarimizi bulmaya calissak  yapmamiz gereken ilk is nedir acaba? Internete girip ilk arastirmalari oradan yapmak degilmidir? Karsilasacagimiz ilk site hahambasilik sitesi degilmidir. O siteden sade müslümanlarin ogrenebilecegi ne vardir acaba Faruk bey? Ben size soyleyim sadece endise duyar o siteyi goren müslüman… Israil bayraklari, davud yildizlari, yedi kollu samdanlar, kurulmasi planlanan sabetayci havralar, dualar, ritüeller vesaire. Hani ne söyleyim bir sabetayci icin kendi geleneklerini ogrenmek icin ideal bir basvuru kaynagidir o site.Benim sinirimi bozan noktalardan biri de budur iste. Sitenin varligindan cok, Istanbul Sevinin islami argümanlari kullanarak müslümanlarin kalbine hancer gibi saplanmasi endisesidir.Ki onlari desifre etme hadisesini de kendi ifadeleri ile babasina yapilanlara baglamaktadir ama buda hic inandirici gelmemektedir. Arsiviniz de hala gecmis tartismalar durmaktadir. Bir diger noktada Istanbul Sevi’nin forumda bazi nicklere hemen tesekkur etmesidir. Benim dikkatimi ceken ozelliklerden biri de bu nickler “isim soyisim” olarak yazarak kendilerince degerli olan bilgilerini Sevi ile paylasmislardir. Burada iki ihtimal vardir, ya Istanbul Sevi bu insanlari mail-yada baska yollardan tanimaktadir yada pis bir komplonun aktorleri olan bu sahte isimler arasinda bizim bilemedigimiz sifreli bir haberlesme vardir.Forumunuz da cok daha farkli iddialar ortaya atanlara nedense Istanbul Sevi herhangibir sekilde sicak davranmadigi gibi sadece uzaktan izlemeyi yeglemistir. Benim buradan cikardigim sonuc Istanbul Sevi tanimadiklarina mesafeli durmus olup tanidiklarina ise her türlü sevgi gösterisinde bulunmustur.Oysa herkes sabetayciligi desifre etmiyormuydu? Foruma bilgi veren bu insanlarla Sevi acaba neden kontak kurma gayreti icine girmemistir? Bi de anlamadigim konulardan biri Istanbul Sevi’nin masumlugudur ki ayni Istanbul Sevi   Sandal forumda yada T&#38;D forumda telefon numaralari aciklayarak masumiyetini zaten göstermemismidir.Canli sahitler mesela Oylesinelaf arkadas bunu surekli iddia etmektedir. Ayrica yillarca gizli kalmayi becerebilen Istanbul Sevi’nin gerek T&#38;D ve gerekse diger forumlarda IP korumasi olmadan nasil gizli kalabildigi elbette muammadir. Ibrahim SEVEN ismiyle yazan sahsin iddiasi da Gokyuzunun, Istanbul Sevi oldugu yonundedir ki bu bana nedense uzak bir ihtimal gibi gelmemektedir. Eger siz canli kanli Istanbul Sevi ile yüzyüze tanismadiysaniz elbette. Zannedersem Seviyi tek gorme sansina Gökyüzü erismistir. Ne mutlu ona…Ama ilginc olan nokta bu aciklamanin tamda TRforum’un kan kaybedip Istanbul Sevi’nin guven yitirmeye basladigi esnada yeni harman da yapilmasidir.Ayni dergide YK’da Istanbul Seviye destek cikmistir.Bunlar hep adim adim yapilmistir.Once hahambasilik sitesi ve yanik koza logosu, ardindan Istanbul Sevinin iyi bir arastirmaci oldugu ve YK’nin Sevinin calismalarina güvendigi, ardindan Gokyuzunun Seviyle tanisma fasli. Merak ediyorsaniz hem Interde hem de T&#38;D forumda Gokyuzunun yazisi jpeg dosyasi olarak durmaktadir. Ozellikle T&#38;D forumda o yazida söylenenlerin yalanlamasi da vardir.  Bir diger nokta ise forumlarin bir önhazirlik yeri olamayacagi yanilginizdir. Belki herseye onlar rahatlikla ulasabilirler ama unutmayin ki alistira alistira konularin gündeme tasinmasi bu forumlar sayesinde olmustur. Efendi –2 kitabi elinizdeyse lütfen kaynaklar kismina bakiniz. Internet siteleri kisminda ilginizi cekecek yerler varmi acaba? Ya da yeni harmandan efendi-2 ye ve SY’ye yükselen seslerin amaci ne idi? Dikkatinizi cekerim kitapta yazilanlar degil yazilanlarin kaynaklari hakkinda elestiriler yükseldi.Masum dediginiz Sevi’de Efendi-2 ye methiyeler düzdü. Forumunuzda yazanlarin sizinde farkettiginiz sekilde SYK taraftari olduklari acikken Istanbul Sevi’nin onlardan olmadigini rüyanizda mi gördünüz acaba? Hele hele YK, Seviyi överken, Sevi SY’yi methederken …..Hele hele Sevinin Tempo mulakati kabak gibi dururken ve orada YK benim calismalarimi kullanmistir derken.Ki bununda tartismasini sevi ile trforumda bizzat ben yaptim.Kendisi boyle birsey yok yalanlamasi yaparken tempo mulakati hicte oyle demiyordu.Sizinde gordugunuz gibi genelde bilgi ve belge bulmakta zorlanmayacak sahislar özele indikce forumlara ve orada yazan saflarin bilgilerine ihtiyac duymaktadirlar.Ayrica sefirah tiferet ile ani mispar arba gibi soylemleri foruma tasiyan Sevinin ne yapmaya calistigi ciddi merak konusu olmalidir.Yazacak birseyi olan cikar ve acik acik net bir sekilde yazar.Ne demek istedigini ne soylemek istedigini millette anlamis olur….  *** Peki bizim müslüman milliyetci yazarlar nerede? Bende bu konuyu cok merak ediyorum dogrusu. Neden ortaya cikipta kapsamli bir arastirma ile bu adamlara agzinin payi verilmez. Ya da verilemez mi? Isin suyu cikmadan birilerinin sesini yukseltmesi gerekmektedir. Sapla samani ayirip aciklamasi lazimdir.Ayrica son bir kac gün icinde malum sahislara verdiginiz arastirmaya dayanan cevaplarin devaminin gelmesini temenni ederim. Sizin gibi milliyetci-muhafazakar cizgide olan birinden beklenecek tarzda davranmaniz sahsim adina beni sevindirmektedir.Umarim bu tarz yazilarinizin devami gelir ve kalici olur.Ama forumda yer alipta seyirci kalanlar ile müslüman gözüküp hicbir is yapmayanlari da kiniyorum.Hem interi hemde trforumu takip etme konusunda ise hic endiseniz olmasin, zaten aylardir takip ediyoruz. Takip etmeseydik bu noktaya zaten gelinmezdi.  </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">“Neyse, şifre meselesinde bir nokta daha var ki onu sonraya bırakıp şu taze meseleye gelelim”  diyerek biraktiginiz cümleyi de tamamlamaniz dilegiyle. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">  Saygilarimla Hayirli Günler.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">  </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span></p>
<h2></h2>
<h2><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tue 08/29/06 07:36 PM</span></h2>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sayın Telekom Bey,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Bizim forumda yer alan malum yazılara birkaç satır cevap vermek için önce kitaplarda sonra nette saatlerce kaynak aradım. O kadar çok yazı kopya edip okudum ki, yazacaklarımı da unuttum. Tatmin olmadığım bir nokta kaldı. Şahsıma bir hakaret olsaydı cevap kolaydı. İş dinimize, peygamberimize, peygamberlerimize kadar uzayınca, canım o kadar sıkılıyor ki. Kesin, kaynağı sağlam belgeli okkalı bir cevapla susturmak istiyorum. Kendim yetersiz kalıyorum, verilen cevaplar da benim arzu ettiğim nitelikte değil. Valla şu an yorgun ve gergin bir haldeyim. Devam edeceğimi bildirerek size hayırlı sabahlar diliyorum. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Faruk    </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2006/9/2</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayin Faruk Bey,</span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Umarim aradan gecen günler kendinize gelmenizi saglamistir. Gecen mailimde bahsettigim konuyla paralel sagolsun Istanbul Sevi beni mahcup etmiyor. Ona tesekkurlerimi iletirseniz sevinirim. Sayesinde sabetayci zikr nasil olur nasil yapilir sadece ibrani kökenliler ile ibranice bilenlerin okuyabilecegi jpg dosyasi sayesinde ogrendik. Hahambasilik sitesi bahsettigim konularda daha da zengin bir icerik almaya basladi.Ne mutlu biz Müslüman Türklere….Forumunuzda yazan kisilerinde sizin aktardiginiz yazilara refleksleri gayet hos elbette.Ilgiyle takip etmeye devam ediyorum.Ama bilmenizi istedigim bir nokta varki ben sifre olayindan bu yana  Inter Turk forumda  2 nick haricinde nick kullanmadim.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Biri Telekom’dur digeri de “c.t.”dir.Bunu soylemekten kastim ben diyecegimi derim 50 tane nick arkasina saklanmaya ihtiyacim yoktur.Ve elbette baska birini yonlendirip bu yazilari yazdirmaya da…Bu konularla alakali bir kisi ile maillesiyorum O da son gunlerde kayip…Yani forumunuz ile alakali Interde cikan yazilardan asla mesul degilim. Fakat kim ne maksatla yazarsa yazsin yazilanlarin hepsine katilmadigim anlami da cikmasin. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Kalbinizde supheye mahal vermemek amaciylada bu aciklamalari üzerine basa basa tekrar ediyorum.Umarim ayni hassasiyeti sizde gösterirsiniz. Devam edeceginizi bildirmenize ragmen sizden de ses seda cikmamasi nedeniyleanlayisiniza siginarak bu maili yazmak zorunda kaldim.  </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> Saygilarimla   </span></p>
<h2></h2>
<h2><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sat 09/02/06 08:27 PM</span></h2>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sayın Telekom Bey,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Geçen günler kendime gelmemde maalesef bir fayda sağlamıyor. Bunun bir kısmı şahsi problemlerimle ilgili. Doktor, avukat, hastahane, resmi daireler vs. arasında bocalayıp duruyoruz. Cevap yazdıkça rahatlayacağımı düşünüyordum, öyle olmadı nedense. Gerek foruma gerek size yazarken zorlanıyorum. Bugün Akşamcı yazmış, bıktım diye, bende de aynısı mı oluyor, şevkim mi kırıldı bilemiyorum. Hayırlısı olsun deyip iki satır daha yazayım. Aslında yazacak çok şeyler birikti, nereden başlayacağımı bilemiyorum. İsterseniz Soner’den bahsedeyim. Kitabı bitirdim sayılır. Tabii yeni baştan ve dikkatlice okumam lazım. Vardığım netice şu; bunlar bizim susmamızı istiyorlar. Sizler bu meseleyi kurcaladıkça, işin ucu size kadar uzar, diye sinyalleri daha önceden vermişler, bunun blöf olmadığını da ikinci kitabıyla gösterdi. Yani meseleyi müslümanların elinden alarak, kendi istedikleri yöne çekmeyi neredeyse başardılar. Mesele ta cumhuriyeti kuranlara kadar uzamasın diye, usta bir biçimde bu tartışmaların önünü kesmekti niyetleri. Kitapta gördüm ki bizim forumda işlenen konuların hepsi yer almış. Bana ait şeyler de var. Bundan şöyle bir netice çıkar mı? Siz bu adamlara malzeme verdiniz. Kendi adıma söyleyeyim ki, benim asla öyle bir niyetim olmadı. Kitaba konu olan yazılar birileri tarafından yazılmış. Mesela Said Nursi, Muhyiddin Arabi hakkında yazılan yazılar var. Ben o yazıları gördükçe hem şaşırdım, hem de karşı çıktım. Forumun arşivinde duruyor o yazılar. Meğer bu konular önceden tasarlanmış, foruma konulup reaksiyonlar ölçülmüş, sonunda resmen kitapta yazılmış. Veya Soner “demek böyle şeylerden bile şüphe duyuluyor, ben biraz daha araştırıp bunları yazayım” diye düşündü. YK neler yazmış, haberim yok, son kitaplarını almadım, o parayı o adama yedirmek istemedim. İzinde korsan bulsaydım alacaktım, olmadı, bizim oralarda böyle kitapları bulamazsınız. Şunu demek istiyorum, <strong>Soner bizden almış, biz ona vermedik, daha doğrusu ben</strong>. <strong>Hatta ÖylesineLaf’ın (yanılmıyorsam) koyduğu Barbaros’un sancağı bile kitapta var</strong>. İyice incelenirse belki sizden bile birşeyler bulabilirsiniz. <strong>İlk benim resmini koyduğum Davud Yıldızlı Osmanlı banknotunu falan yazmış. Bektaşilerdeki geyik-tavşan sembolüyle sabataycılıktaki benzerliği falan ben yazmıştım, hepsini güzelce kendine göre yorumlarla kitabına koymuş. Suudi Arabistan dönmeleri yazısını kitaptan “tek” parmakla ilk ben foruma asmıştım, oradaki dönmeyi “sabetayist” yapıp son sayfaya koymuş, güya kaynak da vermiş. Biz bunları müslümanların bilgilenmesi için, onların kullanması için yaptık, nereden bilirdik ki, evirip çevirip kendilerine malzeme yapacaklarını.</strong> “Ameller niyete göredir” diye İslam’da bir kaide vardır, Allah biliyor ki, benim bütün niyetim bu meselenin müslümanlar tarafından bilinmesi, İslâm düşmanlığının içimizdeki müslüman görünümlü Yahudiler eliyle yapıldığına dikkat çekmek, dönmelere de “yaptıklarınızın farkındayız, vazgeçin” mesajı vermekti. Bunda bir dereceye kadar fayda gördüğümüzü gelen mailler teyid ediyordu. Bir prensibim de şuydu ki, mesele antisemitizm imajı yaratmasın, tek taraflı bir grubun görüşleri gibi görülmesin. Bunun için konuyla ilgilenen her görüşten insan yazsın ki, müslümanlar bir yere toplanıp Yahudi düşmanlığı yapıyor denmesin diye düşünmüştüm. Netice şu ki istediğim gibi olmadı. Hani siz diyorsunuz ya, “bir ekip” çalışması diye, düşünüyorum da keşke bir ekip oluşturabilse idik ve başından planlı olarak ve strateji çizerek meseleyi ele alabilseydik (Avcı teklif etmişti) daha doğru çalışmalar yapılırdı. Biz dalkılıç meydana atıldık, hesapta olmayan hatalar yaptık, biraz da desteksiz kaldık<strong>.  Ben hala şuna kesinlikle inanıyorum ki, sabataycılık tarihimizin en mühim vakalarından birisidir, onu çözmeden yakın tarihimiz anlaşılamaz</strong>. Bunu yapacak adam tabii ki ben değildim, ilk sitenin ilk sayfasında yazdığım gibi, bu konuda araştırma yapacaklara ipucu vermekti maksat. <strong>Orada eksik olan kelime “müslüman araştırmacılar” idi şüphesiz, onu da açıkça yazmadım, anlayacağınız gibi hemen damga yememek için. Kendi ülkemizde en rahat kullanacağımız kelimelerden bile imtina eder olduk, bunları düşününce sebeplerini sorgulamak bizi bu yola itti. Ha, o ipuçları Soner gibilerine yaradı</strong>, şimdi mesulu benmişim gibi bir intiba doğdu.  Gerçi ÖylesineLafın tahminleri oldu ve dile getirdi. Sanki Sonerin kimleri sabataycı yapacağını önceden biliyor gibi yazılar var. Ama o da bu isimlerin dönme olamayacığını kesin delillerle ortaya koyan makaleleri olmadı, şöyle secereli, tarihten misal filan vererek. Bakın şimdi o yapılıyor, Sonerin yanlışları ortaya dökülüyor. İnşallah OL bloğunda iddiaların aksini isbat eder.  Başta bu forumun kaale alınacağını bile düşünmemiştim, doğru dürüst reklamını bile yapmadım, hiç kimseye de gel bizim forumda yaz diye davet etmedim, keşke yapsaymışım. Hem daha çok bilgi, belge edinirdik, hem kaliteli yazılar olurdu, hem de daha az hata yapardık.  Bu yazılar size cevaptan ziyade benim düşüncelerimin samimi ifadesidir. Sorularınızdan aklıma gelen ikisini yazayım. Lozan Mübadilleri Derneği ile 500 yıl Vakfı arasında bir münasebet var mı? diye soruyordunuz. İnanın hiç dikkat etmedim ve bilmiyorum da. Eğer siz bu konuda bilgiler bulabilirseniz ben de öğrenmiş olurum. Ben o derneğin sitesine ilk zamanlar giriyordum, bazı resimler dışında işe yarar birşey bulamamıştım, şimdi ne halde haberim yok. Yine de bakarız. Öbür sorunuz, sabataycılığın konuşulmaya başlamasıyla, AB sürecini girmemiz arasında bir bağ olup olmadığı şeklindeydi. Bir düşünce olarak olmaz diyemem, ama bunu nasıl araştıracaksınız ve kimden öğreneceksiniz? Böyle bir şeyi isbat öyle güç ki. Eğer şuurlu olarak başlatıldıysa, ki perde gerisinde gizli güç olması lazım, kim düğmeye bastı, neden, gerçek maksatları nedir gibi pek çok sualin araştırılıp bulunması gerekir ki, pek kolay iş değil. Zaten siz bu soruyu -her ne kadar bana yöneltmişseniz de- ortaya atınca kimse bir şey yazmadı. Bilinmesi zor (en azından benim için) bir mevzu. Bir de şu var, sabataycılık pek de yeni bir konu değil, önceden biliniyor, bazan yazılıyormuş ama bizim haberimiz yokmuş. Gündeme oturmasının bir değil pek çok yönü olması lazım gelir (siyasi, iktisadi, mali) ve tabii birazcık demokrasinin mesafe katetmesi müessir oldu. İnterneti ve 28 Şubatı da unutmamak gerekir. Benim ve sizin gibilerin ilgisi de milli ve manevi hassasiyet ve kaygılar ve gerçeği öğrenme isteği dolayısiyle. Başkalarının başka türlü hesaplarının olduğunu da en azından tahmin etmek zor değil.  Bugün Sonere cevap yerine size yazmayı tercih ettim. Fırsat bulursam, onun yaptığı gibi küçük noktalardan atış yapacağım. Ben onların silahını kendilerine çevirmek için, müslümanlara uydurdukları Takiyyeci kelimesini siteye isim olarak vermiştim, galiba biraz da tutmuştu, ama onlar bizden yaman olmalı ki yeni taktiklerlerle taarruza geçti. Allah doğruların yardımcısıdır, inşallah hilelerini başlarına çalar. Sabrımı biraz daha zorlayacağım, olmazsa bizim gibi bir gariban gider yerine davayı hakkıyla yürütecek Allah kulları çıkar. Bu temenniyle yazıya burada noktayı koyuyor ve hayırlı sabahlar diliyorum.  </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Bilmukabele saygı ve sevgiler.Faruk  </span></p>
<h1></h1>
<h1><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Mon 09/04/06 03:22 PM</span></h1>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sayin Telekom Bey,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Fazla zamanim olmadigi icin cok sey yazmayacagim, yarin yine hastahane yolcusuyuz. Ilgimi ceken biraz önce okudugum yaziyi sizin foruma asmis olmanizdi. Ben birsey bulamadigim icin orada biraktim. Yalniz birazdan ilk defa bir belgeyi foruma asacagim. Soner herkese sormus cevap alamamis, fazla merakta kalmasin. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Hayirli geceler.Faruk </span></p>
<h4></h4>
<h4><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Tue 09/05/06 11:33 PM</span></h4>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayin Faruk Bey,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Fazla bir zamaninizda ve elbette hastane dönüsünde maillerinizin devamini bekledigimi size belirtiyorum. ben yazida birseyler buldum ama elbette direkt olarak efendi-2 ile alakali degildi.Yazinin asilmasini hicte o cemaatten olmamama ragmen gelebilecek dil uzatmalara bir önlem niteligi olarakta algilayabilirsiniz. Sonucta lider kadrolar ne olursa olsun tabanda hepimizin ayni oldugunu düsünüyorum.Ve bu yüzden elimden geldigince birseyler yapmaya calisiyorum.Ayrica astiginiz bilgileri ve resimleri de gördüm.Ciddi anlamda su aralar efendi-2 ile mesgul oldugunuzu düsündügüm icin mail trafiginide hem olani biteni izlemek hemde sizi biraz rahatlatmak adina yavaslattim.Zannimca bazi konulara cevap vermekte endiseleriniz oldugundan bu sorularin cevaplarinin zamanla sizin tarafinizdan verilecegini umuyorum.Sözün özü sanki bekleyip görme ve olaylari daha iyi analiz etme sansini kendinize taniyorsunuz ki buna da hakkiniz elbette vardir.Son yaziniza gelen Aker isimli kisinin tepkisine interden cevap yetistirmeyi de uygun bulmadim bunu size biraktim.Ama sunu söylemek mümkün siz tespitlerinizde haklisiniz.Soner , kitabinda acik ve net bir soru soruyor ama sizin kadar acik ve net bir cevap vermiyor.Siz ay gün yil olarak bu tarihi bizlere bildirdiniz.</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> Yazarin kitabin 385inci sayfasinda “ezanin Türkçe okunmasina karsi cikanlarin Kurani Kerim’in Latin alfabesiyle Türkçe yazilmasindan haberi bile yoktu “ deme aymazligini göstermeside yazara has bir durum olsa gerek.Kimlere sordunda cevap alamadin diye sorarlar adama. Beyaz Hocaya sorduysa, yada Turan Dursun, İlhan Arsel gibilerin kitaplarina basvurduysa elbette cevap alamaz. Ama Soner Efendi bunu kitabinda ilahiyatci arkadaslar bile hemen cevap veremedi diye nitelendiriyor.Breh Breh Breh…Kimler ki bunlar…         Diger bir noktada Latin alfabesi ile yazilan bu Kuran 1 temmuz 1936 tarihlidir.18 temmuz 1932 tarihinde Diyanet Reisliginin ezanin türkçe okunmasi hakkinda bir genelgesi vardir.30 ocak 1932 tarihinde ise ilk türkçe ezan hafiz rifat bey tarafindan fatih camiinden okundu ve bu durum DP iktidara gelene kadar devam etti.Ayrica arastirmaci yazar Soner Efendi 4 Şubat 1933 tarihinde, müftülüklere ezanı Türkce okumalarını, buna uymayanların kati ve siddetli bir sekilde cezalandırılacaklarını bildiren bir tamimden de habersizdir.Tüm bu olup bitenlerden sonra latin alfabesi ile bir Kuran basiliyor ve buna o zamanin alimlerinden karsi gelmesi isteniyor.Sanirim Soner efendi emirin demiri kestigini unutuyor. Bunu istemek icin ya saf olmak yada yazar gibi art niyetli olmak gerekiyor..Yazarin gözden kacirdigi bir noktada ne tesadüftür ki bugün ayasofya müze olarak kalmalidir diyenlere cevabi bir tokat niteligi tasir. 3 Şubat 1932 tarihine denk gelen Kadir Gecesi’nde de, Ayasofya Camii’nde Türkce Kuran, tekbir ve kamet okunmustur. Fakat ne yazikki türkce Kuran, tekbir ve kametin reklaminin yapildigi Ayasofya da 1 Subat 1935 tarihinde <strong>müze</strong> haline getirilmistir. Tarihlere bakacak olursaniz yine Latin alfabeli Kuran’dan öncedir.  Tüm olup bitenleri alt alta koydugunuz zaman yazarin bahsini ettigi ve toplumda infial yaratmasini bekledigi Latin alfabeli Kuran yazimi da zurnanin son deligi oluyor.  Ki bence biraz akli basinda olan sabetay avcisi arastirmaci bir yazar bozuntusu bile Maarif kitaphanesinin sahibinin kim oldugunu bu Kuran’in hangi amacla yazildigini arastirmasi gerekirdi. Sen her tasin altindan sabetayci ararken bu kitaphaneyi ve arkasindakileri görmezden geleceksin. Yok öyle yagma ….Haydi bakalim Soner efendi arastir su maarif kitaphanesinin sahiplerini demek gerekiyor. Elbette burada sunu da unutmamak gerekiyor ilk kitapla ikinci kitap arasinda baglari kuvvetlendirip DP iktidarinin arapca ezana dönüsünü de “aydinlanmanin” baslangicina vurulan sabetaist bir hamle gibi gösterme cabasindan kaynaklaniyor bu söylemler.Elbette konu daha da derin ama benden simdilik bu kadar. Ha bide su var  ben kendi kendime bir blog kurdum 50 kisi 100 kisi haberdar oldu  yazdiklarimi okudu. Gün oldu devran döndü ve insanlar bunu unuttu yada hic ciddiye bile almadi. Bu Latin Alfabeli Kuran meselesi de böyle birsey iste. Ha bide latin alfabeli kurandan bahseden soner efendi ilk türkce incil ile ilk türkce tevrat ne zaman basilmis bunu biliyor mu acaba. Sahsen Ben bilmiyorum.Siz biliyormusunuz? Sagliniza kavusmaniz temennisiyle hayirli günler dilerim.</span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">  </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2006/9/6</span></strong></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sn Faruk bey<br />
her ne kadar cevabi size biraktım desemde sonra hastaneye gittiginiz aklima geldi bende kendimce bir cevap verip blog’a tasidim. haberiniz olsun saygilarimla   </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<h2></h2>
<h2><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Mon 09/11/06 06:14 PM</span></h2>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sayın Telekom Bey</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">,</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Birkaç satır yazıp bırakacağım. Sorularınız arasında yoktu, ama bir ara İnterde Hüseyin’le yazışmıştınız, nicklere verilen renkler hakkında. Evet kısmen haklısınız, bazı isimlere fikriyatına göre renk vermiştim, nasılsa bir renk kullanmam gerekiyordu, ben de ölçüyü böyle alayım demiştim. Tabii herkesi fikren tam tanımıyordum, bazan da tahminen renklendirme yaptım. Ama görüyorum ki yanıldıklarım da olmuş. Ben de şaştım. Kimileri ne olduklarını sonraya bırakıyor herhalde. Alın şimdi de NFK meselesi ortaya atıldı, biliyorum tatmin edici bir cevap çıkmayacak. Ben çok iyi bilmediğim şey hakkında yazmak istemem. Bu sefer de niye suskun kaldın diyen olacaktır (kastım siz değilsiniz), ama ne yapalım ağzına yüzüne bulaştırmaktansa sukut etmek yeğdir. Bilmukabele selam ve muhabbetlerimle.Faruk</span>
</p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> <strong> 2006/9/17</strong></span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayin Faruk Bey,</span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Gördügüm kadariyle müthis bir sabriniz var hadiselere karsi.. Bekleyip zaman icinde degerlendirmeyi uygun goruyorsunuz ki sizin adiniza guzel bir davranis. Ben ne yazik ki sizin kadar sabredemiyorum ve dusunduklerimi de hemen soyluyorum. Son donemde efendi-2 ile ilgili yazdiginiz yazilari ilgi ile takip ediyordum ki sizde ara verdiniz. Elbette bunun bir sebebi vardir diye dusunuyorum fakat bu sebebin ne oldugunu da pek tahmin edemiyorum.Gayet guzel giden calismalariniza ara vermenizi ilginc buluyorum ve acaba bu ara vermede size gelen/gelebilecek bazi tepkilerin yada bazi mesajlarin mi etkisi oldu diye dusunuyorum.   Sunu da yeri gelmisken soylemekte fayda var sanirim..Evet kitap bastan asagiya kadar bir provakasyon kokuyor ama elbette icinde dusunulmesi gereken, arastirilmasi gereken bolumlerde var. Fakat bu is soner gibi yk gibi ne idügü belirsiz adamlarin isi olamaz. Forumunuz da yazanlar konusu ise ayri bir muamma. Ben supheyle yaklastigim nickleri zaten inter forumda acik ve net bir sekilde yaziyorum. Ama benim yazmam pek bir sey ifade etmiyor cunku suyun basini siz tutuyorsunuz. Son donemde yine dozu artan sekilde devam eden nurcu-fetullahcı-ibdaci kavgasinin da alaninda tek olan trforumda olmasi hem müslümanlara zarar veriyor hem sabatay konusunu isleyen forumunuza zarar veriyor. YSB, B.Tahir ve benzeri konulara ise hic girmek dahi istemiyorum.Hatta nors konusuna da girmek istemiyorum zaten cikmaz sokaga girdiler ve orada kaldilar.Forum sizin forumunuz kim neler yaziyor neler yapiyor kim hangi IP numarasini kullaniyor, proxy kullananlar kimler vesaire gibi ayrimlari yaparak ne olup bittigini cozmek elbette sizin isiniz… Istanbul Sevi konusu ise her zaman sizin cevap vermekten kacindiginiz bir konu oldu ben izlemeye devam ediyorum sizde izleyin…Dönme amentüsünü de sayesinde ogrenmis olduk , vatana millete hayirli olsun diyeyim.Sifre konusunda ise aciklayacaginiz  bir husus vardi umarim beni fazla merakta birakmazsiniz .Ayrica forumuzda kendihalinde den bahsetmenize de tesekkur ederim. Fakat belki farkindasinizdir belki degilsinizdir reklama ya da övülmeye ihtiyacim hic bir zaman olmadi.O blog karsi bir durus sergilemek ve konu ile alakali yazilari bir araya toplamak icin kuruldu.Sade bir müslüman,vatansever, türkün tepkisi olarak internette boy gösterdi. Elbette soyleceklerim bunlarla sinirli degil ama bende beklemeyi uygun goruyorum. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> Saygilarimla hayirli günler dilerim.    </span></p>
<h2></h2>
<h2><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Thu 09/21/06 08:05 PM</span></h2>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">  </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sayın Telekom Bey,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Şu papa meselesi beni çok meşgul etti ve yordu. Bu yüzden sabrınızı zorladım. Özür dilerim. Devam edeceğim inşallah. Hayırlı sabahlar ve cumalar.Selam ve saygılar.Faruk</span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">   </span></p>
<h2><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sat 09/23/06 11:02 PM</span></h2>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sayın Telekom Bey Kardeşim, </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Önce Ramazanı Şerifinizi tebrik ederim. Sakın ola, bazı mazeretler öne sürerek sizi oyaladığım zehabına kapılmayınız. Takip ettiğiniz gibi bizim forumda yazılan malum yazılar beni cidden çok rahatsız ediyor. <strong>Çünkü sinsi, kurnazca yazılmış. Biliyorum bunlara hak ettikleri cevap verilmeyecek. “Sus zındık” demekle bu iş çözülmüyor. Bunu kazara toy bir genç okuyup imanına toz konsa biz mesuluz.</strong> O yüzden akli, ilmi ve mantıki deliller arıyorum. Kendi bilgim kıt, kaynaklarım sınırlı. O gördüğünüz kısa yazıları yazabilmek için saatlerce arama yapıyorum. Eldeki kitaplara bakıyorum, en zoru da kitaptan aktarma. Yazmadığım yazılar için harcadığım mesai de cabası, yani istediğim gibi bulamayınca, foruma koymuyorum, halbuki saatlerce aramıştım. Kimse kaale almasa da ben cevap vermeye çalışacağım. Çünkü önceden yazmışlar, gerekli cevap verilmemiş, bu sefer aynı şeyi tekrar yazıyorlar, biliyorlar ki, cevabını bilen yok. Siz ekip filan diyorsunuz ya, bazan kendimi çok yalnız hissediyorum. Şu ortaya atılan bozuk itikatlı yazıların çoğunu ben ilk defa duyuyorum. Seneler önce şu Yaşar Nurinin bir konferansına gitmiştim, duyduklarım karşısında çok şaşırdım, anlattıklarını evde not edip, soracak adam aradım. Günlerce uykuma mani oldu. Gerçi Allah’a şükür imanımdan bir taş bile oynatamadı ama, akıllı uslu gördüğüm bazı arkadaşların ona inandığına şahit oldum. Bu yazılar da ona benziyor, pek çoğu çok eskiden savunulmuş batıl görüşler olsa da, pekçoğumuz yeni duyduğumuz ve hazırlığımız olmadığı için tereddüde düşebiliriz. Bunu hesaba katarak cevaplar arıyorum, netice ortada, tam tatmin edici değil. Son yazıdaki M. Arabi konusu tamam, ötekiler hala açıkta. XXX’ in</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">……………………………………ilgili yazısına cevap verilmemiş olması içimde hala bir ukte</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">. Cevap bekleyen pekçok yazı var. Bunlara tam istediğim gibi cevaplar vermedikçe içim rahat etmeyecek. Buna sizin sorular da dahil tabii. Ama öbürleri cevapsız kalınca kabul görülmüş sayılır. (NFK meselesi de ortada kaldı, 1-0 mağlubuz.) Şimdi sigara içmeden yazmanın zorluğu da var. Ben burada keseyim. Ha, Amentü meselesi de, yeni değil. İ. A. Gövsa’nın ve diğer yazarların kitaplarında, bizim site ve forumda eskiden beri var. Sevi aklına gelip bir daha yazmış. İnterdeki pis yazıyı da gördüm. Zannederim birisi sizi bana karşı tahrik ediyor. Demek ki kavga etmemizden menfaati olanlar var. Sizin blogları da takip ediyorum. Bilmem üçü de sizin mi? Avcı’nınki açılmıyor okuyamıyorum. Ama OLA çok sevdiği bloguna pek birşey yazmıyor. Anlaşılan bir müddet daha ben forumu açık tutacağım. Neyse, beynim şu an durdu. Burada keseyim. Selam ve muhabbetler.Faruk</span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><strong></strong></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2006/9/25</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sn. Faruk Bey,</span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Bende sizin ramazanı şerifinizi tebrik ederim. Beni oyalayip oyalamamaniz konusuna ben girmek dahi istemiyorum. Takdir edersiniz ki kac aydan beri vehimlerden yola cikarak bazen sabirla bazende sabirsizlikla tatmin edici cevaplar bekledim.Elbette konuya ilgi duyan diger sahislarda mutlaka bu cevaplari beklemislerdir.Ama son dönem icinde tr-forum’un en azindan webmasterinin iyi niyetli calismalari hem beni sevindiriyor hemde umarim konuya ilgi ve alaka duyan akli selim müslümanlari sevindiriyordur.Yazilan yazilarin sinsi ve kurnazca oldugunda sizinle hemfikiriz. fakat beni üzen noktalardan biri forumunuzu takip edipte yillarca bu sinsi yazilar altinda ezilerek sadece höt lan demekle istigal edenlerin durumudur.Lafa gelince mangalda kül birakmayan sahislar artik nefs mi desem gurur mu desem bu adamlara bilgilerle ve belgelerle cevap vermek yerine bunlarin yazdiklarini ya görmezden gelmislerdir ya da dediginiz gibi höt bre zindik deme yoluna gitmislerdir. Toy bir genc bu yazilari okuyup imanina zarar gelse biz mesuluz diyorsunuz ya iste bu noktada cok haklisiniz . Meseleyi biraz daha acalim isterseniz. Bu SYK denen tayfanin kitaplari binlerle ifade edilecek sayida satmaktadir, genis kitlelere ulasmaktadir ve zamani gelince de ozellikle SY kitaplari internete pdf olarak sürülmektedir.YK ise her sözü olay, her iddiasi manset olan bir adamdir. Bu ikisini topladiginiz zaman bu adamlarin fikir ve görüslerinin ne kadar büyük bir kitleye ulastigini tahmin etmek hicte zor olmaz sanirim. Peki bu adamlar bu isleri yaparken, sinsice sabetayizm üzerinden islama ve onun kutsallarina ve onun degerli sahsiyetlerine pervasizca saldirirken hani lafta müslüman olan dindaslarimiz ne yapmaktadir. Ne kadar genis bir kitleye seslerini duyurmaktadir. hangi iddiaya adam gibi cevap verip bunun kavgasini en azindan inandigi din icin Allah icin Peygamber icin yapmaktadir. Ne yazikki ben pek bir sey göremiyorum. Gördüklerimide ses getirmeyen ciliz cirpinislar olarak adlandiriyorum.Bu adamlar meczup zaten kolayciligi ile bir yere varamayacagimiz gibi sonunda olan dediginiz gibi hatta avci’nin dedigi gibi toylara ve ahmak müslümanlara olacaktir.Bu toyluk ve ahmaklik hadisesinden kendimi de ayirt ettigimi sanmayin sakin. Zaten bu islere inatla girmemde ki sebeblerden biride budur. yani ben nasil kandiysam yada okudugum kitaplardan kalbime süpheler geldiyse -ki ben kendimin özünün saglamligina inanan biriyimdir- baskalarinin ne hale gelecegini varin siz hesap edin. Müslüman birbirini yer, tarikatlar birbirini yer, ayni dine inanipta farkli yollari secenler biz daha iyi müslümaniz derse ortalikta islam ve türk düsmanlarina kalir elbette. Liderler üzerinden yapilacak saldirilarin temelinde islama saldiri vardir.Ben bu hususta müslümanlarin uyanik olmasi, oyuna gelmemesini tercih ederim ama ne yazikki hersey gönlümüze göre olmuyor.Faraza lider yada liderler zirkafir bile olsa yillarca kendi cemaatlerini uyutmus bile olsa bu adamlar ölene kadar beklenip sirf islama zarar gelmesin müslümanlarin kalbine süphe düsmesin insanlar hayal kirikligi yasamasin diye zemzem suyuyla yikanarak  haketmedikleri halde onlar taclandirilabilir.Umarim ne demek istedigimi anlamisinizdir.Baska bir metodda uygulanabilir ama bunu izah etmek epey uzun sürer o yüzden bahsetmeyi uygun görmüyorum. Aslina bakarsaniz bu adamlarin derdi sadece islamda degildir, MK üzerinden de ciddi bir dezonformasyon kampanyasi yürütmektedirler ki genelde buna sagolsunlar hemen müslümanlar atlamaktadir.Ve haliyle ortam da gerilmektedir.Sonra da kendileri ortaya cikip hayir biz oyle birsey demedik diyebilme cesaretini ve aymazligini gösterebilmektedirler ve yine el üstünde tutulan, yine mansetlere cikan, yine kitaplari binlerce satan onlar olmaktadir. saf müslümanlarimiz da meselenin ardinda yatan gerceklerin ne oldugu muhasebesini yapmadan sembollesmis isimler üzerinden kisilerle ugrasmayi yeglemektedirler. Sonucta yine kim zarar görüyor varin bunu da siz hesap edin.  Sunu acik ve net soyleyim her ne kadar aram bozukta olsa dediginiz sahislarla, ben onlardan ciddi bir hamle bekliyordum ki hic bir sey yapmadilar desem yeri var. umarim bu konuda ben yaniliyorumdur ve gelecek yakin zaman icinde birseylerini görürüz. Ben sizinde ifade ettiginiz gibi bilgi ve belge bulma sikintisi cektigim icin ciddi manada zorlaniyorum.Isin boyutlari akademik olarak ele alinip kutuphane kutuphane gezmekle ve belki de gunlerce tugla kalinliginda kitaplar okumakla, ve iddialari cevaplandiracak baglantilari bulmakla belki bir nebze olsun hafifletilebilir. Ama kimsenin yani yazar-cizer hani müslüman olan entellektüel ve dahi akademik zatlarin da bu konuya hic ilgi duymamasi bana enterasan gelmektedir.Ya korkmaktadirlar ya da bizim bilmedigimiz baska sebebleri vardir.Sonuc olarak her halukarda müslüman-türk sessiz kalmayi yeglemektedir ki ben buna fena halde bozuluyorum.Kendihalinde biri sade bir vatandas olarakta benim elimden ancak bu kadari geliyor ne yazik ki.Bu baglamda sizinde sikintilarinizi anlayabiliyorum. Istanbul Sevi benim icin hala muamma, ve soru isareti. Hele hele YK onu overken. O, SY nin kitaba methiye düzerken . Ben de bunlari görüp Seviye iyi niyet besleyecegim ki bu simdilik cok zor bir ihtimaldir.Elbette dahasi da var ama size zaten dahasini daha önce ki maillerde izah etmistim.  </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">İnternette gördügünüz 3 blog + netpano daki blog’u da ben yaptim. İlk iki blog yapildiktan sonra hosuma gitmedigi icin wordpress te daha eli yüzü düzgün bir blog olusturmaya gayret ettim.Diger sahislarin bloglari icin birsey diyemeyecegim. Belki papa ya “gelme seni istemiyoruz” bildirileri yazmaktan firsat bulamadiklari icin sesleri soluklari cikmamaktadir ki NFK hakkinda ki iddialara da asil cevap vermesi gereken onlardir yada NFK fikriyatini benimseyen yayin organlaridir.Üstadlarina olan sevgileri belki de bu kadardir diye elestirsem bilmem siz ne dersiniz. tekrar ediyorum ben onlardan daha ciddi ve kapsamli calismalar bekliyordum ki ne yazik ki dag simdilik fare dogurdu. Yada zaten ortada bir dag falan yoktu. Benim icin elbette tüm bunlar muamma ve zandan öte bir bilgiye sahip degilim. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> Sizinle kavga etmek icin ben simdilik bir neden göremiyorum. Umarim bu durumda bir degisiklik olmaz</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Forumun acik-yada kapali kalmasi sizin takdirinizdir.Vebal sizindir. Forum hangi sartlar altinda nasil ilerleyecek yada yasamini sürdürecek buna siz karar vereceksiniz.Fakat bilin ki bicak ters dönmüstür ve müslüman-türkleri hedef almaktadir.Konusunda tek olan forumunuzun nasil bir strateji izleyecegine de siz karar vereceksiniz.ha unutmadan tempo mulakatinda YK grupseks kitabindan once bir kitabi araya sokacagini ifade etmektedir. Dikkatinize derim. Benim basindan takip ettigim kadariyle bu cerkez yahudiler hakkinda olacak.  </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Kusatma tek tarafli degil sayin Faruk bey, bu ülkenin her vatandasinin kaninda ibranilik oldugunu hissettirene kadarda devam edecek gibi gözüküyor.Meczup bunlar demekle bu is kapanmiyor ne yazikki. Gündem de onlar var. Bir adama 40 kere deli derseniz adam kendini deli hisseder ya. Bunlarin ki bu hesap iste. Bu halka yavas yavas ama sinsice sürekli bir propaganda ile yahudisiniz derseniz, islam judaiktir derseniz gelecekte olabilecekleri de sizin takdirinize birakiyorum. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> Saygi ve hürmetle hayirli ramazanlar dilerim</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">   </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Not: Aşagidaki mailde sır olarak bahsi gecen konunun ben sırdan cok Istanbul Sevinin bir takiyyesi olabilecegini düsündügüm icin herhangibir sansurlemeye gitmedim. Bu yüzden Faruk beyden özürdilerim. </span></p>
<h3></h3>
<h3><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sun 09/24/06 07:14 PM</span></h3>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sayın Telekom Bey,<br />
Yazınızda mutabık olduğumuz pek çok noktanın olmasından memnuniyet duydum. Hatta Sevi’nin bir muamma olduğu konusunda da hemfikiriz. Onu şahsen tanıma fırsatım olsaydı belki daha sağlıklı tahlil yapmamız mümkün olurdu. Yalnız şundan eminim ki, Sevi bu konuyu kim geniş kitlelere duyuruyorsa, ona destek çıkıyor. Eğer onu müslümanlar kazanırsa, bildiklerinden müslümanlar istifade eder. Ve kanaatim odur ki, bizden bir yazar çıkıp onunla işbirliği etse, konunun mecraı bizim tarafa akabilir. Benim onu savunuyor olmam bu yüzdendi, ama ne çare ki elimizde imkân yok ki kitap filan çıkaralım da sabataycıların din düşmanı taifesinin sırlarını ifşa edelim. Ben onun daha önceden SYK tayfasıyla beraber olduğunu zannetmiyorum, MŞE ile bile temasa geçmek istediğini ama sırf çekindiği için bunu gerçekleştiremediğini biliyorum, bu da bir sır olarak aramızda kalsın. Ki MŞE kimseyle görüşmüyor, ben dahi buna muvaffak olamadım. Ben ne kadar objektif davransam da, asıl hedefim sabataycıların din düşmanı olan grubudur, yoksa çoktan asimile olmuş hatta dine-millete hizmeti geçmiş olanlarla bir işim olmadığı gibi, yeni sabataycı icad etmek gibi de maksadım hiç olmadı. Yazdım mı bilmiyorum, forumda, yalnız Sevi değil, sabataycılıkla ilgili yazan hemen herkese karşı çıkan, alay edenler vardı. Ben bunları hala çözemedim, acaba gocundukları birşey mi var. Hem sabatilerle ilgili hiçbir şey yazmayacaksın, hem yazanlara karşı çıkacaksın. Bundan hep şüphe ettim ve hassasiyet gösterdim. Kimse açık kimliğiyle yazmıyor ki, nereden bileceksin kimin ne olduğunu ve ne maksatla forumda bulunduğunu. Bu yüzden bilhassa sabatileri sayıca çok az ve önemsiz gösterenlerin ne hesapları vardı, bugün bile bilemiyorum. Yâni ifrat-tefrit meselesi. Size de ilk başlarda yazmak istediğim şuydu ki, meseleye bir de ters yönden bakıp, “hiç yoktur” diyemeyenlerin, sayıyı birkaç bine indirmesinin bir sebebi olabilir mi? diye kafa yorsanız, bildiğiniz şeyler varsa, hiç değilse sizde kalmak üzere, konuyu böyle de değerlendirseniz diye. Sabataycıları tasnif etmek yanlış bir fikir değildi, yapılamadı. Sabataycılarla ilgilenenleri de tasnif etmeli diye düşünüyorum. Belki bizim bilmediğimiz daha değişik ve karışık hesaplar var. Şahsen benim bunları çözmeye kapasitem yetmez. Forumda yalnız olduğumu da görüyorum.  <strong>Şu tefrika meselesi de siz gibi benim de en rahatsız olduğum bir konu. Onca düşmanı bırakıp, müslümanların birbiriyle didişmeleri ne kadar hazin</strong>. Çok kere üstü kapalı yazdımsa da anlamak istemiyorlar. Forumu tatil etmeyi düşünmem biraz da bundan. Ben kimsenin borazanı olmak istemiyorum, siyasi bir görüşe filan da angaje değilim, ama ehven-i şer meselesi var. Dini bizden iyi bilenler, ortaya öyle şeyler atıyor ki, hayret ediyor ve üzülüyorum. <strong>Dinen hiçbir meşru kaynağı olmayacak şeyleri savunuyorlar, ya kime zarar verdiklerinin farkında değiller, veya kasten yapıyorlar. Küfür ve hakaretten başka birşey bildikleri yok</strong>. Bakın adamlar çalışmış, İslam aleyhine olacak şeyleri, cevap verilmeyeceğini de bildikleri için cesurane yazıyorlar. Onlara cevap verme yerine, onu şunu tekfir etmekle meşguller. Ve bu arkadaşlar cemaat ve tarikatları da, en azından benden iyi tanıyorlar. Ne forumda, ne SY nın kitabında yazılanlara cevap vermeye tenezzül etmiyorlar. Yazsınlar biz de rahat edelim. Zorla bulabildiğimiz bir kaç delil kafi değil ki. Elde yeterli kitap yok, entelletüel çevremiz yok. İnternetin de yetersiz kaldığı hususlar var. Sadece bu adamlar şöyle-böyle demekle olmuyor. Bakın Mevlâna meselesi hala muallakta. Bende sadece onun mesnevideki hikayelerinin bulunduğu küçük bir kitap var, nasıl cevap verebilirim. Geçen sene yine bir kitaptan alıntı yaparak cevap vermeye çalıştım, kafi değil. Kimse bu iddialara cevap vermemiş mi de, aynı iftiralar tekrar ediliyor, foruma bu cevaplar asılmıyor? Anlamıyorum. Mahir İz’den iktibas ettiğim yazıya da kimse mukabele etmeyecek biliyorum. Halbuki çok önemli, birileri tutup bunu istismar edecek diye endişe ediyorum. <strong>Bizden çıt çıkmayınca, Soner gibiler bunları kitaplarına taşıyıp kullanıyor</strong>. Kendimizde de kabahat aramalıyız. <strong>Dedik ya Soner forumdan çok şey aşırmış diye</strong>. Biz onları SYK için yazmadık ki. Bizimkiler sahip çıkıp değerlendirseydi<strong>. Çok enteresan değil mi, forumda benim ve diğerlerinin yazdığı bazı yazılar hiç kaale alınıp cevap bile verilmemiş, ama Soner’in kitabında görüyorsunuz. Bunları da bir zaman yazacağım inşallah.</strong>  Herhalde konuyu dağıttık. Şimdi müsaadenizle, foruma bir iki şey yazmak için burada noktalayayım. Size hayırlı sahurlar. Birazdan burada da hazırlık başlayacak.Selam ve muhabbetlerimle.Faruk</span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"> </p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2006/9/26</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayin Faruk Bey,  </span></p>
<p style="border-right:medium none;border-top:medium none;border-left:#cccccc 0.75pt solid;border-bottom:medium none;padding:0 0 0 6pt;"><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Mailinizdeki ilk satirlardan cevaplamaya baslayim hemen. Seviye bu kadar güvenmenizi ben hala anlayabilmis degilim öncelikle bunu belirtiyim.Eger  Sevi bu konuyu daha genis kitlelere kim duyuruyorsa ve onun yaninda oluyorsa ben burada bazi art niyetlerde ararim. Gecmis maillerimde bu konu ile ilgili tereddutlerimi size bildirmistim. Ve hala ayni kanaati tasimaktayim. Cok ilginc bir ifadeniz var ki bu bence üstünde durulmasi hatta sizinde üstünde durmaniz gereken bir konu. Eger Sevi ile tanisabilseydim diyorsunuz ki bunu basaran sadece Gökyüzü. Burada   akla su sorular geliyor Sevi neden Gökyüzü ile bulustu, Sevi neden görüsmek icin Gökyüzünü tercih etti, Sevi neden Gökyüzü elini etegini cektikten sonra böyle bir görüsmeyi uygun gördü, Bu görüsme talebi Seviden mi geldi yoksa Gökyüzünden mi geldi. Sevi kendi güvenligi acisindan yillarca gizli kalmayi uygun görmüsken korkmadan Gökyüzü ile nasil görüsebildi. Sevi ile sizin aranizda abi-kardes iliskisi varken, Sevi yada sizden karsilikli bir görüsme talebi gelmedi mi. Eger sizden yada seviden böyle bir talep geldiyse neden bu görüsme yillardan beri gerceklesmedi. Yoksa böyle bir görüsme talebi ne sizden ne de onun tarafindan yapilmadi mi. Yapilmadi ise neden yapilmadi. Abi-kardes iliskisinde en cok güvenmesi gereken kisilerin basinda kendisine tüm forum imkanlarini taniyan Faruk beyin olmasi gerekmezmiydi. Bu sorular daha da uzayabilir hatta isin icine YK, SY de katilabilir. Hatta efendi-2 baglaminda ele alinirsa aaron kandiyotinin sirlarini ifsaa eden gizemli sahis tr-forum gibi bir forumdan habersiz miydi? Daha önce bu harun hoca konusu neden hic gündeme gelmedi. Oyle ya tr-forum gibi bir maden varken soner yalçını bulup konusmakta neyin nesiydi. Yoksa bu bilgi zaten sürekli vardi ama soner efendi kitabina uygun bir düzmece ile baslayabilmek icin bu bilginin forum ortamina tasinmasina izin mi vermedi. Istanbul sevi bu harun hoca olayina ne kadar vakif? Eger sabetaist bir aileden geliyorsa ve yillarca bu konu üzerine kafa patlatiyorsa bunu bilmesi gerekmez miydi. Ayrica Istanbul sevinin ismini verdigi ender yassitepe isimli sabetaist haham gercek bir sahismidir. Onca curcuna icinde neden bu kisiye kimse ilgi göstermez yada röportaj yapmak icin ugrasmaz. Eger Sevinin dedigi gibi cok önemli bir adamsa bu nerede yasar ne icer varmidir bir cismi? Siz Sevinin SYK taifesi icinde yeralmadigini düsünüyorsunuz ama YK hic oyle düsünmüyor. Ayrica unutmayin ki forumunuzda yazan DD üstü örtülü bir sekilde Sevi efendiyi YK’ya mail yollu sikayet edeceginide belirtmemismiydi. Ayni DD sonra cevir kazi yanmasin yapip mail hadisesini mektup olayina da cevirmemismiydi. O günlerde bunlara cevap dahi vermedim ama bir kenara not ettim. Baska not ettigim ayrintilarda var ama belki zamani gelince aciklarim.   Gelelim Seviyi müslümanlarin kazanmasi hadisesine… Eger Sevi forumlardan kovulup en son adres olarak müslüman-milliyetci bir foruma geliyorsa ve sesini buradan duyurabiliyorsa ve siz onun ifadesi ile Abi oluyorsaniz ve hala müslümanlar onu kazanmali diyorsaniz, Sevinin takiyyeciler forumunda cok usturuplu bir takiyye yaptigindan bahsetmemiz de sanirim pek yanlis olmaz. Eger Sevi kendi sözleri ile Muhammed ahlakini benimsediyse gecmiste yaptiklari ile söylediklerini nasil degerlendirmemiz gerekir ve dahi Efendi-2 kitabi gibi islami ve müslümanlari yerden yere vuran tüm degerlerimizi judaizedir palavrasi ile alasagi etmeye calisan bir kitaba neden övgüler düzer. Neden konunun sözde icerden bir “uzmani” olarak bazi aciklamalar getirmez. Tempo dergisine mülakat verebilen birinin Efendi-2 kitabindaki yanlislarida göstermesi gerekmezmiydi. Ki eger Sevi bunlari yapmiyorsa bu pacavra kitaba sesini cikarmiyorsa hangi Muhammed ahlakindan bahsedebiliriz hangi müslümanliktan bahsedebiliriz. Keza sevinin ha döndüm ha dönücem gibilerinden sözleri ile kandil mandil kutlama yazilarini da takiyyenin en babasi olarak görmekteyim.     Mutabik oldugumuz konular elbette olacaktir. En son bu aksam bekci murtazanin yazisini gördükten sonra ne kadar yalniz kaldiginizi bir kez daha anladim. Ama burada da sorulmasi gereken soru sudur. Neden OLA ve sözde ekibi sizi desteklemek yerine kenara cekilmeyi tercih etmistir bu da benim icin baska bir muaammadir. Ki gördügümüz kadariyla hem istanbula hem üsküdara bilgi-görgü yönünden hakim olan, cemaat cemiyet baglantilari olan hatta pekcok dönmeyi taniyan, özellikle bir dönem dönmelerin ilgi duyduklari hat sanatlarini bu kadar yakindan takip eden ve o camianin icinden sahislari isimcek taniyan   bu zat yada zatlarin size karsi olan tavirlarinin biraz ters olmasidir.Ayrica ilginc olan bir baska konuda ola-abc vesairenin Mali hakkinda pekte iyi seyler düsünmemesine ragmen, ve Malinin Efendi-2 ile ilgili yazisi forumunuzda kabak gibi dururken sizin onla ve Ola’nin kavgali oldugu Kadri ile samimi halleriniz mi size tavir almalarina neden olmustur.Ki ben burada uzaktan bakan biri olarak ne Kadri, nede Maliden ve onlarin yazip-cizdiklerinden cokta haz alamadigim gibi onlarida sebekenin bir parcasi olarak düsünme egilimi icinde oldugumu da size söylüyorum. Eger birileri forumda karsilikli birbirlerine yikama yaglama cekiyorsa ben orada bir durup düsünürüm. MSE konusuna ise hic girmek istemiyorum, MSE ile görüsmek isteyen illa bir yolunu bulur.Unutmayin ki MSE o alemin en ünlü dönmesi Ilgaz Zorlu ile birlikte olmustur. Neden Sevi ile olmasin. Yani söyleminiz bana mantikli gelmemektedir. Ve MSE ‘de gizemli biri degildir. En son gercek hayat dergisi adamin evine kadar gidip mulakat yapip resim cekebiliyorsa , daha gecen sene MSE kanal 7 televizyonunda program yapabiliyorsa ve milligazetede yazilari cikabiliyorsa ona ulasmanin zor oldugu fikri benim pek aklima yatmamaktadir. Hani saka yollu sunu soyleyim size eger inat edersem zorlaya zorlaya MSE ile kontak kurarim. Yani demek istedigim MSE ile kontak kurmak isteyen kurar. Azim olmasi yeterli Faruk Bey.İlla yüz yüze olacak diyede bir kaide yoktur bu konuda telekomünikasyon ne güne duruyor.Ki ben cok iyi hatirlarim MSE bir yazisinda bir bayanin ona telefon acip agzina geleni söyledigini dahi yazmistir ki demek ki bu adam ulasilmaz biri degildir.   Ayrica ben sabataylarin ne cok az ne de cok fazla olduklari kanaatini tasiyorum. Bu konularda arastirma yapan birine “höt lan” yeter artik telefonu geldiginide kendisinden dinleyen biri olarak sayinin kücümsenemeyecek boyutlarda oldugunu onun soylemlerine dayanarak biliyorum. Elbette o kisinin elindeki mevcut bilgilerin kaynagi nedir ve ne kadar güvenilir buda baska bir muammadir.Ama ciddiye alinmasi gerekir ki bizde zaten ciddiye aliyoruz. Ama her zaman soyledim, toptancilik baslamistir, is sulanmistir. Bicak ters dönmüstür. Merhaba Judaize Islam söylemleri artik dozunu coktan asmistir. Tehlike canlari calmaya baslamistir.   Diger yazdiginiz hususlarda ise sizinle hemfikiriz, bende ibretle ve hayretle olani biteni izlemekle mesgulum. Ayrica bu Adonay konusu baskalarinin ilgisini cekmeden cok önce benim ilgimi cekti hatta yazilari alip almama tereddutu icine girdim fakat bu ismin bir müstear oldugu kanisina vararak yazinin asil sahibinin 2023′te yazan biri olabilecegini düsünmeye basladim. Adonay ismini elestirenler önce kendi müstearlarina baksinlar derim ben.Ki Adonay  efendi islami savunurken müslüman olduklarini iddia edenler forumunuzda islama sinsice saldirmaktadir. Fark buradadir iste. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> Saygi ve hürmetlerimle hayirli sahurlar dilerim. </span></p>
<h2></h2>
<h2><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Wed 09/27/06 07:38 PM</span></h2>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sayın Telekom Bey,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Bugünkü yazılanlar moralimi epey bozdu, uykularım kaçtı. Bir iki sayfalık yazılar için de yine saatler harcadım. Yazıları hep resimlerle tamamlamak istememden dolayı, bir resim aramak epey zaman alıyor, onu da bulamadım zaten. Sahur vakti de geldiğinden, yarın da doktor randevusu var, kısa kesmeden önce, ve cevaplar baki kalmak üzere, şunu söyleyivereyim: Bu işe<br />
devam edeceksek, bir strateji çizmek gerekiyor. Sizin de fikirlerinizden faydalanmak isterim, tabii uygun görürseniz.Şimdilik hayırlı sabahlar, Selam ve mıhabbetlerimle.Faruk  </span></p>
<h1></h1>
<h1><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Mon 10/02/06 01:57 PM</span></h1>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> Sn Faruk bey</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> Öncelikle tekrar gecmis olsun. Insaallah kisa surede tedaviler sonuc verir. Strateji cizme konusunda haklisiniz. Bu konudaki acizane goruslerimi ileriki bir tarihte size detaylica izah edicem.cevaplarinizin baki kalmasi umuduyla hayirli günler dilerim  </span></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Thu 10/19/06 04:40 PM </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayin Faruk Bey, </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Uzun zamandir forumda gözükmediginiz icin bende size göndermeyi düsündügüm maili sizin gelisinize kadar bekletmeyi uygun gördüm. Umarim ortalikta gözükmemenizin ciddi saglik problemleri ile bir alakasi yoktur. Ayrica kadir gecenizi de tebrik ederim   Son mailiniz de sordugunuz soru üzerine yogunlasacak olursak sanirim bunun cevabini tam anlamiyle verebilecek henüz pek kimse cikmadi ülkemizde. Büyük bir sirlar yumaginin cözülmesi icin yapilan gayretleri iyi niyetle karsilasam da gözlemledigim kadar bu iste ipin ucunun kacirilmis olmasidir. Sabetaycilari desifre ediyoruz söylemi gelmis bir yere dayanmistir. Bugüne kadar yapilanlar, meselede elbette cok yol katedildiginin göstergesidir. Ama tüm bu yapilanlar yeterlimidir degilmidir iyiniyetlimidir kötüniyetlimidir tartisilmasi gereken hususlardir.   Öncelikle konu baslarda müslüman cevrelerin tekelinde iken YK ve SY sayesinde ipler solcularin eline gecmistir. Konu hakkinda pek cok lehte ve aleyhte yazi yazilmistir. Ucundan kiyisindan sabetay mevzuuna bulasan herkes kendi fikirlerini ve görüslerini ya aciklamistir yada aciklar gibi yapmistir.   </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">1-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Bu desifrasyon calismalari icerden bilgi ve belge olmadan ve devletin arsivleri incelenmeden gercegi yansitmaz. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Desifrasyonu yapanlar tarihimiz boyunca hep sabetay kökenliler olmustur ki en önemli hususta budur. Sorulmasi gereken soru Neden onlar olmalidir. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">3-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Müslüman fikir adamlari gizli yahudiler kavramini ortaya atarken kesin ve net deliller ortaya koymamismidir yoksa koyamamismidir, MSE nin korkak tavirlari bende hep degisik izlenimler birakmistir.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> 4-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sol mihraklar basta YK ve SY olmak üzere asure corbasi yapar gibi akillarina ne geldiyse dogruluguna yanlisligina bakmadan herkesi sabetayci yapmaya calismaktadir </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">5-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Baslarda YK ve SY ye verilen pirim neticesinde bugün onlara siz bu isi carpitiyorsunuz demek zorlasmistir. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">6-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Malum bir medya grubundan destek alan SY, ile ayni malum grubun bir gazetesinin YK ya saldirmasi yada saldiriyor gibi gösterilmesi süphe edilmesi gereken bir husustur. Ayrica tüm bunlar yapilirken gerek sabetaizm gerekse siyonizmin zannimca farkli bir sekilde propagandasi yapilmaktadir. Bundan kimin kazancli ciktigi üzerinde de özellikle durmak gerekir. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">7-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">MSE, IZ, AD ve digerlerinin yakinlasmasi neticesinde gün isigina cikarilan hususlarin devami gelmemistir.Ya da gelememistir. Takip ettigim kadar IZ nin sesi solugu son dönemlerde hic cikmamaktadir.Digerleri de kacak dövüsmektedir.</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">8-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Konunun güncel aktörleri IZ, MSE, IS, G, SY, YK ve basta sizin forumunuz olmak üzere diger forumlardir.Elbette konu hakkinda yazilan yerli ve yabanci kitaplari bir kenara birakacak olursak.Hatta bu kitap yazarlarindan bugün hayatta olanlar ile olmayanlarin basina neler gelmistir bu da iyi arastirilmalidir. (SY ile YK haric) </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> Bu kisa ve genel bir özetlemeden sonra peki ne yapilmalidir sorusuna yanit aramak en dogrusu olacaktir. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">  </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">1-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sabetayistligi kesin olan sahislar öncelikle desifre edilmelidir. Ama bu desifrasyonda uyulmasi gereken kurallar ne olmalidir iste burasi cok önemlidir. Milliyetci ve muhafazakar kesim ile Ateist Sol kesimin öncelikleri farkli farklidir. Sabetayist desifrasyon yapilirken kisilerin bu vatana olan hizmetleri yada hainlikleri neye ve kime göre iyi veya kötü olacaktir ve desifre edilen sabetaycilar hangi kategoride degerlendirilecektir. Sag kesim bunu din düsmanligi cercevesi icinde ele alirken  sol kesim ise tam tersi bir tutum sergileyerek dindar kesimi hedef almaya baslamistir. Sabetayizm tartismalarinin artik bir tabu olmaktan cikmasi ve konusuluyor olmasi güzel bir gelisme olarak degerlendirilse de belki de asimile olacak bu insanlarin yeni bir bilinclenme ile kuvvet kazanmasi ihtimalide gözardi edilmemelidir.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">2-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Bu konunun desilmesinde ince ince irdelenmesinde kar zarar hesabi cok iyi yapilmalidir. Bu isin sonunda kimler karli cikacaktir bunlar teker teker öngörülmelidir. Son 6-7 yildir siddetli bir sekilde üstüne gidilen bu konuda ve yapilan desifrasyonlar neticesinde ne olmustur yada ne olmasi beklenirken konu hangi cizgilere kaymistir bu düsünülmelidir. Konunun sadece vatanimizi ilgilendiren yönü haricinde dis baglantilari da arastirilmalidir.Sabetazim meselesinde hangi ülke yada gizli örgütlerin ekmegine yag sürüldügü ve hangi büyük planlarin kücük parcasi olabilecegi gelecekte ülkeye ne gibi zarar ve fayda getirecegi uzun uzun hesaplanmalidir. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">3-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sag cepheden bakacak olursak sadece sabatayist avina cikmakta yetersiz olacaktir. Bunun masonu fasonu dinlisi dinsizi sermayeyi elinde tutup halki kölelestireni ve iletisim araclarini elinde tutanlar da unutulmamalidir. Takdir edersiniz ki YK ile dalga gecilse de belli basli tüm internet siteleri ve medya organlari bu adamin sözlerini mansete cikarmaya dünden heveslilerdir ki bu bile bana ilginc gelmektedir.Yalnizca sabetaizme odaklanmak diger ser gruplarinin isine gelecegi gibi bundan nemalanmalari da yüksek bir ihtimaldir.</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">4-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Bu konu akademik, tarihsel, sosyolojik boyutta ele alinmalidir ama bunu ele alacak akademisyenler, tarihciler, sosyologlar kimler olmalidir ve kimlerin ipi ile kuyuya inmek lazimdir bu belirlenmelidir. Sabetaizm arastirmalari yapilirken mezarliklar, vefat ilanlari, isimbilim ve atmasyon bilgiler disinda kaynaklar ne olmalidir veya bu kaynaklara nasil ulasilmalidir. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">5-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Bu kaynaklara ulasabilmenin yolu devletin icinde bu konuya ilgi duyan devlet arsivlerinde, nüfus dairelerinde, tarih kurumunda, hatta genelkurmayda, disislerinde görevli personeller olmalidir ki bu kisilere ulasmak ise oldukca zordur. Konunun bir baska yönüde zaten bu kurumlarin bir kisminda hep onlarin hakimiyeti oldugu yönünde ki söylemlerdir ve bu isi daha da zor kilmaktadir. Elbette konu ile alakali bilgi ve belgeleri güc sahipleri zamaninda yok etmedilerse. Sözün özü devletin gizli belgelerine ulasabilecek saglam truva atlarina ihtiyac oldugudur. Belki varlik vergisi uygulamasinda o sürekli bahsedilen  ‘D’ listelerine ulasabilecek kimselere ulasabilmek hadisenin büyük kismini cözebilecektir.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">6-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Yine cogunlukla devletin kasalarinda saklandigina inandigim mübadele ile ilgili tüm kayitlarin ortaya cikarilmasi, bu noktadan referansla daha sonraki göc hareketlerinin incelenmesi ve tabi nüfüs dairelerindeki kayitlar cok önemlidir. Tüm bunlar ince elenip sIk dokunduktan sonra kim ne yapmis vatana hizmeti neymis, dine katkisi ne olmus, yada  hainlikleri ve soysuzluklari olmus mu degerlendirilmesine gecilmesi gerekir ki iste bunu yapacaklar kimler olacaktir.</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">7-</span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">       </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Yukarda saydigim hususlardan da anlasilacagi üzere bugüne kadar yapilanlardan millet nasil fayda saglamistir bu belli degildir.Sermayeyi elinde tutan büyük ve zengin ailelerin sabetaist olduklari icin önlerinde bir engel olmadigi görüldügü gibi islerini de hala tikir tikir yürütüp gerek tüsiad gerekse müsiad icinden ülkeye yön vermeye devam etmektedirler. Eger ortada ciddi bir rahatsizlik olsaydi sizce bu kadar yaygara kopmasina ragmen bu adamlar hala koltuklarinda rahat oturabilirlermiydi yada haklarinda yapilan onca anti-proragandaya ragmen sessiz kalmayi yada görmezden gelmeyi tercih ederlermiydi. Ben burada hep IS in sizin forumunuza yazdigi onlarda bu tip arastirmalari yapiyorlar sözünü hatirlarim. Yani bir bakima farkinda olmadan forumlar ve internet siteleri de onlara destek olmaktadirlar. Hatta bundan gocunmadiklari gibi belki de mennun bile olmaktadirlar. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">  </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Aklima gelen detaylar simdilik bunlar. Sizin görüslerinizi ve diger  cevaplarinizi da istirham ederek Hayirli sahurlar dilerim. </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">   </span></p>
<h1></h1>
<h1><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Tue 10/24/06 11:57 AM</span></h1>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Sayin Faruk Bey,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">Öncelikle hayirli bayramlar dilerim. Bu mailim oldukca kisa ve öz olucak. Latin alfabesi ile ilk Kur’an ile ilgili yazinizda verdiginiz resimler görünmez olmustur. Sizden istirhamim o resimleri yenilemeniz veya elinizde ise bana göndermeniz yada link adreslerini vermenizdir. Yine ayni konu ile alakali olarak buldugum kisa bir yaziyi da sizinle paylasmak istedim umarim bir faydasi olur </span><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">1924’de çıkan SEBILUR RESAD isimli mecmuanın yazdığına göre; Kuran-ı Kerim’i tercüme etmek moda haline gelmişti. Eli kolu kalem tutan, anlayan anlamayan, dini bilen ve bilmeyen herkes tercüme etmeye kalkışmış ve bunlardan biri olan (Zeki Meganım) isimli Arap asıllı bir Hıristiyan ilk Kuran’ı Türkçe tercüme eden kişi olmuştur. Daha sonrası ise, cihan kütüphanesi sahibi olan Ermeni asıllı Mihran Efendi isimli bir şahıs yapmıştır ve Türkçe Kuran diye dağıtılmıştır.</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#ff0000;font-family:Arial;">  Diger bir hususta sizce de mahsuru yoksa görüsmelerimizi ben internet ortamina tasimak istiyorum. Elbette sizi zor durumda birakacak cümleleri sansürlemek kaydiyla. Bu konu da fikrinizi bekliyorum. Benim sahsi görüsüm konuya  sicak bakmaniz yönündedir. Aciklik ve dürüstlükten ödün verilirse gizlenmeye calisan gizli yahudilerin de yaptiklarini hos görmemiz gerekir ki sanirim kimse böyle birsey istemez.   Hayirli bayramlar.   </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Thu 11/23/06 04:07 PM</span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sayın Telekom Bey,</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aradan epeyce bir zaman geçti, cevap vermekte bu kadar geciktiğim için önce özür dilerim. Bunca zaman ortalıkta görünmeyişimin sebebi duçar olduğum rahatsızlık. Hiçbir hafta yoktur ki, ya doktora ya hastahaneye gitmemiş olayım. Allah’a çok şükür yatalak hasta değilim. Buna rağmen bazı işlerde zorlanıyorum. Son doktor muayenesinde,………………………………………………….tesirinden hemen kurtulamıyorum. Bunlar bir yana, ……………………………………….duydum, haliyle moralim bozuk. Son 6 haftadır ne forumları takip ediyorum, ne mailleri okuyorum. TR Forum’a ise sadece göz atmakla yetiniyorum. Zaten yazılar oldukça azaldı, bibir kısım yazarlar forumdan ayrıldı. En etkili ilacın moral olduğu bu hastalıktan kurtulmak için, biraz geri çekildim, bu arada birkaç kitap okudum, biraz da komputerde resim çalışmaları yaptım. Bu konuyu uzatmam mümkün, zira dertleşmeye ve içimi dökmeye ihtiyacım var, sizi kendi meselemle rahatsız etmemek için bu kadarla iktifa ediyorum.  DD’nin yazısını bugün gördüm ve kısa da olsa cevap vermezsem haksızlık olacağını düşünerek bunları karalıyorum. Son uzun yazınız doğru tesbitlerle dolu. Yapılacak çalışmalarda bunlara dikkat edilmesi gerekir. Bunu sadece ben değil, mevzu ile ilgilenen herkesin yapması gerekir. Belki benim atacağım fişek kalmadı, devam edemeyebilirim. Ne hikmetse, diğer siteler de açılmıyor. Hizmet veren serverin teknik problemleri varmış, inşallah hepten kaybolmaz. Siteleri yeniden yapabilecek enerjiyi kendimde görmüyorum. Her ne kadar bu işleri sırf Allah rızası için, millete bir faydası olur diye yaptı isek de, bu yolda bir çok düşman da kazandık. Hepimiz insanız, içinde bulunduğumuz şartlardan ve menfi tavırlardan mütessir olmamak imkansız. Bir meslek icabı ve maddi karşılık bekleyerek yazmadığımız için, dışarıdan gelen aleyhteki tepkiler çalışmaları olumsuz yönde etkiliyor. Sizin nezaket gösterip sorduğunuz soruya şöyle cevap vereyim; milletin hayrına olacağına inanıyorsanız, yazışmaları internet ortamına taşıyabilirsiniz. Yeter ki özel bilgiler ihtiva etmesin. Bunu da sizin hassasiyet ve dikkatinize bırakıyorum.  Yorgun ve mecalsiz halimle bu kadar yazabildim. İnşallah devamı gelir.<br />
Şimdilik selam ve muhabbetlerimi sunar, hayırlı geceler dilerim. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Faruk</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Soner Yalçın'ın Tatar (Nogay) Düşmanlığı mı var?]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/10/19/soner-yalcinin-tatar-nogay-dusmanligi-mi-var/</link>
<pubDate>Thu, 19 Oct 2006 00:23:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/10/19/soner-yalcinin-tatar-nogay-dusmanligi-mi-var/</guid>
<description><![CDATA[Aşağıda bir arkadaşımın yolladığı ilginç ama bana göre önemli bir maili ekliyorum .Mail aylardır tvd]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;">Aşağıda bir arkadaşımın yolladığı ilginç ama bana göre önemli bir maili ekliyorum .Mail aylardır tvde reklamları yapılmış SAĞIR ODA dizisi ile ilgili&#8230;Dizinin tekrarı yayınlanınca özellikle vakit ayırıp seyrettim. Bir tatar ailesinin şerefsizce işlere konu edilmesi çok canımı sıktı. Adı nogayhan olan birinin insanların yatak odalarına gizli kamera koyan bir tip olarak kamuoyuna yansıtılması, dizinin daha başında müslümanların ve tatar ailesinin vatan haini pislikler olarak gösterilmesi bu diziyi mailler vasıtasıyla protesto etmek için yeterlidir diyorum. Konuyu takdirlerinize sunarım..</span><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;">Bana gelen mail şu: <!--more--></span></p>
<div><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;">&#8220;dün Kanal D&#8217;deki bu yeni dizinin ilk bölümünü belki vakit bulup seyretmişsinizdir.<br />
Dizinin tanıtımı son derece iddialı bir şekilde yapıldı.Aslında en başta Kanal D&#8217;nin Kurtlar vadisinin mirasına konmak için yaptığı ucuz<br />
numaralardan biri gibi görünüyor.İşin mafya kısmıyla ilgilenenler için Kurtlar vadisinin solcu hali &#8220;Kod Adı&#8221; ki baştan çuvalladı, komplo<br />
teorileri, istihbarat örgütlerinin hikayelerini sevenler için de &#8220;Sağır Oda&#8221; hazırlanıp sunulmuş.Dizinin konusunun Nazi altınlarının peşindeki istihbarat örgütleri olduğu şeklinde bir tanıtım yapıldı.Buraya kadar da bir şey<br />
yok.Sahaflarda 3-4 liraya bulacağınız ikinci sınıf bir casus romanı senaryosundan öte değil.Peki nedir bunun bizi ilgilendiren yanı?</span></div>
<p><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;">Efendim dizideki olaylar BİR TATAR ailesi etrafında dönüyor.Engin Cezzar&#8217;ın canlandırdığı baba Afşar Kırımlı&#8217;nın dört-beş tane çocuğu<br />
var.Birinin adı Girayhan, diğeri de Nogayhan.Mahir Günşiray&#8217;ın canlandırdığı Girayhan tiplemesi neoliberal bir işadamı<br />
görünümünde.Babasından gizli işler çevirip onun adına sahte bir imzayla banka satın alıyor.Baba, bu ihaneti farkettiği halde şimdilik<br />
çaktırmıyor.Nogayhan ise gece alemlerinin adamı ve bunun yanında bazı kişilerin yatak odalarına kamera yerleştiriyor.İki kardeş bunu<br />
ilerleyen bölümlerde şantaj amaçlı kullanacak gibi.Dahası dizinin son sahnesinde kırmızı kutu, istihbarattaki adamı tarafından Afşar<br />
Kırımlı&#8217;ya teslim ediliyor.Bu da gösteriyor ki babanın büyük hesapları var.</p>
<p>Bu dizinin konsept danışmanının Soner Yalçın olduğunu söyleyince herhalde taşlar yerine oturur.Kurtlar Vadisi&#8217;nde bu işler dengedeydi.Derinlerdeki kanatların birini Aydınlık&#8217;çı Soner Yalçın tutarken,diğerini de ülkücü kökenli Ömer Lütfü Mete tutuyordu.Yeni<br />
dizide görünen o ki bu denge kaybolmuş ve Soner Yalçın yine (SAĞCI VE İNANÇLI KESİME) kinini kusmaya başlamış.Bu adamın tatarlarla alıp veremediği nedir<br />
bilmiyorum.&#8221;</p>
<p> </p>
<p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><a href="http://www.nogayturkleri.com/defter/default.asp?sayfa=6"><span style="font-family:Times New Roman;">http://www.nogayturkleri.com/defter/default.asp?sayfa=6</span></a></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p><span>NOTLAR: Tatar Çavuş <strong>&#8216;Sağır</strong></span><span><strong> Oda&#8217;</strong></span><span style="font-size:10pt;color:#333333;font-family:Verdana;"> dizisinde İbrahim Peygamber&#8217;le ilgili bir öykü anlatıldı. Bu peygamber zamanında İslamiyet var mıydı, yani Hz. Muhammed gelmiş miydi?&#8217; diye soruyor. Sonra da ilave ediyor &#8216;Çünkü dizideki hikayede bu peygamber, gelen kişiye şöyle bir cümle kullanıyordu; Müslüman olursun&#8217;. Bunun cevabını o da biz de biliyoruz ama sanırız Soner Yalçın bilmiyor.</span><span style="font-size:10pt;color:#333333;font-family:Verdana;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Tahoma;">25.09.2006 BURHAN AYERİ AKSAM GAZETESİ</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Soner Efendi Üç Korner Bir Penaltı Etmez - 3]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/10/16/soner-efendi-uc-korner-bir-penalti-etmez-3/</link>
<pubDate>Mon, 16 Oct 2006 17:59:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/10/16/soner-efendi-uc-korner-bir-penalti-etmez-3/</guid>
<description><![CDATA[Türker ADONAY 16.10.2006 Üç bölümlük yazı dizimizin bu son yazısında; araştırmacı-gazeteci-yazar, es]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Türker ADONAY</strong><br />
16.10.2006</p>
<p>Üç bölümlük yazı dizimizin bu son yazısında; araştırmacı-gazeteci-yazar, eski Aydınlıkçı, bir zamanların “kudretli uyuşturucu baronu”nun hâtıra tutucusu Soner Yalçın’ın, iyi bildiği “alengirli” işlerle uğraşmak yerine milletin din büyüğü olarak bildiği kişilere saldırmayı tercih etmesinin yanlış olduğunu, bu tür bir teşebbüsün onun “boyunu çok aştığını”, çünkü bunu yapabilmek asgarî düzeyde bir din bilgisinin gerektiğini kısa ama çarpıcı örneklerle göstermeye çalışacağız.</p>
<p><img style="width:400px;height:300px;" src="http://img511.imageshack.us/img511/4036/seviunitedvo9.jpg" alt="" width="400" height="300" align="middle" /><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>Koyu Cehâlet Örnekleri 1)</strong> </span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Kitabının 107. sayfasında</strong> “Süleymancılık olarak bilinen dinî cemaatin kurucusu Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan, neden kızına, Türkçe’de bulunmayan İbranîce ‘Yaratılış’ anlamına gelen ‘Beria’ ismini koymuştu?’ diye soran ve bu cümleyle ilgili dipnotta ünlü KGB kasabı Lavrentiy Beria’dan Sabetay Sevi’nin 18 maddelik emirlerinde bu kelimenin sıkça geçmesine kadar bir sürü ilgisiz detayı sıralayan Soner Yalçın, bu kelimenin Arapça karşılığının ne olabileceğini araştırma zahmetine katlansaydı ve Süleyman Hilmi Tunahan’ın Arapça’ya çok iyi vâkıf olduğunu dikkate alsaydı, ne bu kadar kelime israfına girer ne de cehâletini açığa vurmuş olurdu. “Beria” kelimesi Arapça’da “olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan, bu hasletleriyle dikkat çeken” anlamlarına gelmektedir. Muhtemelen Süleyman Hilmi Tunahan da kelimenin İbranîce karşılığından dolayı değil, Arapça karşılığından dolayı kızına bu ismi koymuştur. Hay Allah sana akıl fikir versin Soner Efendi e mi!</span><span style="text-decoration:underline;"><strong><!--more--> </strong>Aynı sayfada Işıkçılar’dan, Nurcular’ın ışık evleri gibi tanımlamalarından, partilerdeki ışıkla ilgili sembollerden yola çıkarak, İslâm gizemciliğinin adının işrakiye (ışıkçılık) olmasına uzanan ve arada bağ kurmaya çalışan Soner Yalçın’a Kur’an’da “nur” kelimesinin kaç kere geçtiğini araştırmasını tavsiye etmekten başka bir şey elimizden gelmiyor. Eski Yunan’ın felsefecilerinden Budizm’e, Brahmanizm’e,  Zerdüştlüğe, kadim Türk destanlarına, Mezopotamya kültürlerine, Firavunlar dönemi Mısır medeniyetine, Hıristiyanlığa, modern çağ felsefelerine ve New Age akımlarına kadar pek çok yerde pek çok defa kullanılan ve kimi zaman alegori, kimi zaman sembolizm, kimi zaman da doğrudan tasvir yoluyla ortaya çıkan “ışık” olgusunu dar bir çerçeveye hapsetme gayretinin, dünya tarihinde belki de en çok kullanılan (ilk etapta aklımıza Eflâtun’un mağara istiâresi, Dante’nin İlâhî Komedyası’ndaki benzetmeler, Yaradılış Destanı’ndaki tasvirler, Budizm’deki Nirvana’nın târifi geliyor) kavramlardan birine karşı büyük bir haksızlık olduğunu da burada zikretmeliyiz.</span><strong>2) Kitabın 371. sayfasında şu ifâde yer almaktadır:</strong> “Celvetîler’in garip ritüelleri vardı: Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutuyorlardı. Öğleden önce, öğleden sonra ve gece; günde üç kez namaz kılıyorlardı.”</p>
<p> </p>
<p>Kendisine “araştırmacı-gazeteci” gibi sükseli unvanları lâyık gören, ama araştırdığı konunun en temel kavramlarından bîhaber bir insanın yazdıklarını eleştirmek gerçekten güç; zirâ bu araştırmacı-gazeteci bazı konularda üst perdeden atıp tutmadan önce bir câmi imamına danışsaydı, yukarıya alıntıladığımız türden tam anlamıyla bir “fâcia örneği” cümleleri serdetmez ve kendisine güldürmezdi.</p>
<p>Soner Efendi’nin namazla oruçla alâkası olmadığı için bazı şeyleri bilmemesi normaldir, ama gidip bir câmi imamına danışmaması ve bilgisizliklerini kapatmaması normal değildir. Efendim, İslâm peygamberinin hadisiyle sâbittir ki, nâfile oruçlar için en hayırlı/güzel günler olarak Pazartesi ve Perşembe günleri zikredilmiştir. Bu açıdan sâdece Celvetîler değil, İslâm dünyasındaki milyonlarca insan, nâfile oruç için bu günleri (özellikle de Cuma arefesi olan Perşembe’yi) tercih etmeye çaba gösterir. Soner Efendi’nin “garip” bulduğu bu uygulama bir peygamber sünnetidir. Kezâ Celvetîler’in kıldıkları üç vakit namaz, günlük beş vakit namaza ilâveten kılınan ve tarikat öğretisi içinde bir ölçüde “takva sembolü” olarak görülen nâfile namazlardır ki, bunlardan öğleden önce kılınanına “kuşluk”, gece kılınanına “teheccüd” denir. Yine aynı şekilde, yeryüzündeki milyonlarca Müslüman da, zaman zaman kuşluk ve teheccüd namazlarını edâ ederler.<br />
Dolayısıyla farz değil sünnet olan bu ibâdet, bir tarikata mahsus olmayıp asla ve kat’a “garip” falan da değildir. Garip olan, bu kadar basit İslâmî hakikatlerin câhili bir kimsenin boyundan büyük işlere girişmesi ve İslâm hakkında ahkâm kesmesidir.</p>
<p><strong>3) Kitabın 433. sayfasında şu ifâde yer almaktadır:</strong></p>
<p>“1934 yılında soyadı kanunu çıktığında, aile neden ‘Ülgener’ soyadını almıştı?<br />
Sabetay Sevi’nin vefat ettiği Ülgen ile Ülgener ailesinin hiçbir bağı var mıydı acaba?”</p>
<p>Soyadı Kanunu çıktığında insanların, özellikle de okur yazar kesimlerin eski Türk kültürüyle ilgili soyadlar almalarının bizzat Atatürk tarafından teşvik edildiği, hatta bazı kimselere onun tarafından soyadı tavsiye edildiği bilinen bir durumdur. Meselenin bu açıdan incelenmesi, Soner Yalçın’ın zan altında bıraktığı pek çok soyadın aslında “mâsum” olduğunu anlamak için yeterlidir. Nitekim spesifik açıdan Ülgen soyadına baktığımızda (Hilmi Ziya Ülken’e atılan çamur da aynı kapsamdadır), onun büyük ihtimalle eski Türk inanışlarına bir gönderme olduğu düşünülebilir. Bilindiği üzere, Yaratılış Destanı’nda bahsi geçen Tanrı Ülgen, <a title="Türk Mitolojisi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TÃ¼rk_Mitolojisi"><span style="color:#000000;">Türk mitolojisinde</span></a> iyilik tanrısıdır. Tek tanrı inancında <a title="Göktanrı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/GÃ¶ktanrÄ±"><span style="color:#000000;">Göktanrı</span></a>’nın oğlu ve gök âleminin hükümdarı olarak görülmüştür. <em>Bai Ulgan</em>, <em>Ulgan</em> gibi adlarla <a title="Sibirya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sibirya"><span style="color:#000000;">Sibirya</span></a> kavimlerince de yaratıcı tanrı olarak anılmaktadır. Görüldüğü üzere, kendi tarihimiz hakkında bilgi sahibi olmak ve herkesten “boş yere şüphelenme hastalığı”ndan kurtulmak, lüzumsuz söz sarfiyatını rahatlıkla önleyecektir.<br />
<strong>4)</strong> <strong>Kitabın 148. sayfasında şu ifâde yer almaktadır:</strong></p>
<p>“En yakın müridi Livornolu Moses Pinherio’ya göre, Sabetay Sevi mektuplarını ‘Turco’ diye imzalıyordu. Gershom Scholem, ‘Turco’ kelimesinin İbranîce yazılışının, Kabalacı bir yorumla ‘Tanrı’nın Dağı’ olarak okunabileceğini belirtiyor. (John Freely, Kayıp Mesih, 2001, s.212).<br />
‘Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslüman’ sloganını Ülkücü gençlere kim öğretti? Bu sloganın ‘mucidi’ kimdi?”<br />
Yazar, Orta Asya’da doğudan batıya uzunluğu 2500 km’yi bulan ve büyük kısmı bugünkü Doğu Türkistan’ın sınırları içerisinde kalan Tanrı Dağları’nın, kuzeyden güneye uzunluğunun da 2700 km’ye ulaştığını, o yüzden geçmişte o bölgede yaşayan Türkler’in; büyüklüğünden, heybetinden, göğe yükselmesinden ve çıkılması imkânsız bir duygu vermesinden dolayı bu dağlara Tanrı Dağları adını verdiklerini, bu görkemli dağ silsilesinin Türk toplulukları tarafından kutsal bir dağ olarak görüldüğünü bilmiyor olabilir. Ama onun “kesif cehâleti”nin bedelini okuyucular ödemek zorunda değildir.<br />
Yazarın sorduğu ikinci sorunun cevabını da biz verelim: Bu sloganın en büyük öğretmeni merhum Alparslan Türkeş’tir. Tanrı Dağları Türkler için, Hira Dağı da Müslümanlar için son derece sembolik ve önemli anlamlara sahiptir. Yazar, Sabetay Sevi’nin inançlarına kafa yorduğu kadar Türk ve İslâm tarihine de kafa yorsaydı, bu tür zihin karışıklıklarıyla biz okuyuculara bu büyük eziyetleri çektirmemiş olurdu!<br />
<strong>5)</strong> <strong>Kitabın 159. sayfasında şu ifâde yer almaktadır:<br />
</strong>“İbn-i Arabî’nin, Hacı Bektaş Veli’nin, Mevlâna’nın, Niyazi Mısrî’nin, Yunus Emre’nin, vb.’nin ehli sünnet olmayla ne ilgisi vardı?”<br />
Bu soruya hiçbir cevap vermeyeceğiz, zirâ iddialı ama maalesef ciddî bir altyapıya dayanmayan bu soruya verilecek cevabın sayfalar tutması gerekecek. Biz, yazarın; Mesnevî’yi, Divân-ı Kebir’i, Fih-i Mâ Fih’i, Yunus Dîvânı’nı, Fütuhât-ı Mekkiye’yi, Fususu’l Hikem’i, Mevâidu’l-İrfan’ı, Makalât’ı okuduktan sonra bu kanâate vardığına inanmak istiyoruz. Eğer öyleyse sayın yazar, bir zahmet biz zavallı okurlara bu şahsiyetlerin nasıl ve ne yolla “ehl-i sünnet dışında” olduklarını da anlatmalıydı. Bu konularda bizden muhakkak ve mutlaka çok daha geniş bilgileri olan herhangi bir ilâhiyatçının Bay Yalçın’a gerekli cevabı vereceğini umarak, sâdece yazarın İslâm konusundaki bilgisinin pek kıt olduğunu söylemekle yetineceğiz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;">Sonuç Yerine: Üç Korner Neden Bir Penaltı Etmiyor?<br />
</span></strong>Yazımızı noktalamadan önce, son bir alıntı yapalım. Kitabın 94. sayfasında yazar şöyle demektedir:<br />
“Karagümrük’teki Nureddin Cerrahî Dergâhı bugün medya, magazin ve sanat dünyasındaki ünlü müritleriyle tanınıyor. Dergâhın ABD/Kaliforniya’da da tekkesi var. Bu tekkenin şeyhi, Yahudi’yken Müslümanlığı seçen, ‘The Institute of Transpersonal Pyschology’ (Ben Ötesi Psikoloji Enstitüsü) Başkanı Prof. Robert Frager; diğer adıyla ‘Şeyh Ragıp Efendi’. Harvard ve UC Berkeley üniversitelerinde psikoloji dersi vermiş Prof. Frager, ‘Şeyh Ragıp Efendi’ye dönüşmesinin nedenini şöyle anlatıyor: ‘Psikoloji üzerine bunca yıldır çalışan insanlar olarak, bugüne kadar bildiklerimizin çok ötesinde şeyler söylüyor sûfîler. Bir de tasavvufun size söylediği çok güzel şeyler var: sevmeyi bilmek. Kendinizden başkasını sevmediğiniz zaman mutsuz olmanız kaçınılmaz.’ Üniversitelerdeki onca yıllık eğitimine-öğretimine yazık olmuş!&#8230;”<br />
Yazar anlatırken biz ilgiyle okuyoruz, ABD’de son derece kaliteli bir bilim adamının sûfî düşüncesinden etkilenerek Müslüman olmasıyla gurur duyuyoruz. Ama Soner Yalçın ne yapıyor? Adamın İslâm’ı seçmesinden duyduğu “iğrenme”yi son cümlede, hem de son derece seviyesiz bir ağızla açığa vuruveriyor. Çünkü yazara göre üniversitelerdeki onca yıllık eğitimine-öğretimine yazık olmaması için Mao’nun görüşlerini savunmak, hani şu bir zamanlar “bilimsel sosyalizm” falan denilen maskaralıklara inanmak lâzım! İslâm’dan bu kadar tiksinen bir kişinin tasavvufun gücünü, her milletten insanı cezbedişini anlamasını beklemek, kuşlardan  uçmamasını istemek gibi bir şeydir. Yâni Soner Yalçın’ın, tasavvuf terbiyesini ve din değiştirerek samimiyetle yeni dinine bağlanmış insanların psikolojisini anlaması imkânsız görünmektedir.<br />
Arkaplânı ve altyapısı tarih yıkıcı bir geleneğe yaslanan Soner Yalçın, Türk milletinin güvenip inandığı siyasî liderlerden sonra, bu kez peşinden gittiği “mânevî önderler”e saldırmaktadır. Dolayısıyla Bay Yalçın, bir “komplo”nun aktif parçası değilse bile (umarız değildir, ama Yalçın Küçük’ün tâbiriyle biz burada “bilim yapıyoruz, yanılmamız olasıdır!”), farkında olmadan bu komploya hizmet eden psikolojik harpçi bir yazar durumuna düşmektedir. Onun, bu yazı dizisinde ancak çok azını (ilgi çekici bulduklarımızı) sergilediğimiz hataları, kendisini ele veren çelişki ve çarpıtmaları, bu kez duvara toslamıştır. Bu kez Türk milleti, basîretli davranmış ve üç kornerin bir penaltı etmediğini, Bay Yalçın’ın kitabına fazla iltifat etmeyerek göstermiştir. Çünkü Türk milleti maçları artık “minyatür kaleler”de değil, olimpiyat stadlarında oynamaya hazırlanmaktadır!</p>
<p>(<a href="http://www.millethaber.com/"><span style="color:#000000;">www.millethaber.com</span></a>)</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yalçın Küçük ve Magazinleş-tirilen Sebataycılar]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/09/27/yalcin-kucuk-ve-magazinles-tirilen-sebataycilar/</link>
<pubDate>Wed, 27 Sep 2006 06:20:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/09/27/yalcin-kucuk-ve-magazinles-tirilen-sebataycilar/</guid>
<description><![CDATA[Yalçın Küçük ve Magazinleş-tirilen Sebataycılar 21.09.2006 Sebataycılar bu ülkenin son 150-200 yılın]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Yalçın Küçük ve Magazinleş-tirilen Sebataycılar<br />
21.09.2006</p>
<p>Sebataycılar bu ülkenin son 150-200 yılının en önemli aktörleridirler. Batının ülke içinde taşeronluğunu yaparak Osmanlı devletini yıkanlarda, ırkçılık virüsünü bulaştırarak Arap, Türk ve Kürt’ü birbirine düşman eden de bunlardır. Osmanlı devletini en zayıf döneminde türlü maceralara sürükleyen İttihat ve terakki cemiyetinin beyin takımı da bunlardandır. Sebataycıları bilmeden son 2 asırlık tarihimizi çözemezsiniz.</p>
<p>Dünyanın her yerinde başımızı ağrıtan “Ermeni Sorunu”nu başımıza açanlar da bunlardır. Sebataycıların kontrolündeki İttihat ve Terakki elindeki gücü Ermeni- Yahudi rekabetinden dolayı Ermenilerin tehciri istikametinde kullanmıştır. Sebataycıiar Ermeni tehciri ile hem ezeli rakiplerini atletmişler, hem de Türklere kara bir leke çalmışlardır. Yahudi-Ermeni rekabetinin faturası Türklerin başına yıkılmıştır. “Batılı emperyal güçlerin içerideki taşeronu” Sebataycılar tarihimizle, kültürümüzle bağlarımızı kopardıkları gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin başına bir sürü yapay kriz sarmışlardır. <!--more--></p>
<p>Sebataycı konusu içinden çıkılması zor ve zülfiyara dokunan tarafları olan bir konudur. Dikkati çekmek istediğim konu Sebataycıların ve diğer “Kripto Azınlıklar”ın ülkenin sinirlerinde ne kadar hakim oldukları, Batının da desteğini alarak ülkede nasıl hareket alanları kazandıkları değildir. Parmak basmak istediğim şey; kendisinin de Sebataycı olması kuvvetle muhtemel Yalçın Küçük’ün Sebataycıları magazinleştirmesidir. Onları kendi hallerine, sefahat ve lüks içinde yaşayan zararsız sosyeteler olarak sunmasıdır. Yalçın Küçük kitaplarında Sebataycıları deşifre ediyormuş gibi yaparak onları meşrulaştırmaktadır. Küçük’e göre memlekete en önemli hizmetleri verenler onlardır. En büyük sanatkarlar, en kahraman askerler, ülkenin ufkunu açan siyasetçiler onlardan çıkar. Kitaplarında büyük başarılara imza atmış, ülke adına vazgeçile-mez insanlar olarak sunar Sebataycıları. Benzer kitaplar insanımızda korku ile karışık bir özenti oluşturmakta, Sebataycıların “baş edilemez, ulaşılamaz güçler” olduğu vehmini uyandırmaktadır.</p>
<p>Küçük’ün deşifre ettiği Sebataycıların tamamı zaten kamuoyuna mal olmuş isimlerdir. Aysbergin yüzeyinde kalanları gösteren yazar, Anadolu insanının endişelerinin yersiz olduğu mesajını vermektedir. Küçük; “Bu Sebataycılar aslında sevimli, yararlı, kendi haline insanlardır. Bunlardan endişe etmenize gerek yok. Kültür hayatımıza, sosyal yaşamımıza renk katan, magazin dünyamızı şenlendiren, birazcık lüsk yaşamı olan zavallı! Sosyeteciklerdir” demeye getiriyor. Diğer taraftan Sebataycı listeleri sulandırılarak gerçek Sebataycıların varlığı gizlenmektedir.</p>
<p>Yalçın Küçük’ün Sebataycıları gündeme getiriş şekli fevkalade endişe vericidir. İşin sadece magazin tarafı üzerinde durmaktadır. Bu kesimin ülkenin en hayati kurumlarında varolan ağırlıklarından, bütün ihtilallerde baş aktör olmalarından, ülkenin beyni ve sinirlerini ele geçirmiş olmalarından, etkinliklerini korumak için çevirdikleri türlü hile ve numaralardan hiç söz etmemektedir.</p>
<p>Küçük’ün; Sebataycı paşalardan bahsettiğini, bunların TSK içindeki örgütlenmelerine girdiğini gördünüz mü? Üst yargı organlarındaki ağırlıklarına hiç değinmiş midir? Sivil ve askeri bürokrasideki ağırlıklarından bahsetmiş midir? Hariciyede, Merkez Bankası’nda, finansla ilgili bürokratik birimlerde bunlar ne kadardır? Türkiye ekonomisinin ne kadarına hükmetmektedirler? Ülkenin yaşadığı ekonomik krizlerde etkileri ve sonraki kazançları nelerdir? Demokrasimizi yamalı bohçaya çeviren İhtilallerdeki payları nedir? Darbelerden sonra ekonomik ve bürokratik ne gibi çıkarlar elde etmişlerdir? Popüler yazarlarımız “Sebataycı Olgusu”nun şiddetini sergileyecek bu tür konulara girmezler.</p>
<p>Yalçın küçük ve benzerleri verdikleri Sebataycı listeleri ile kafa karışıklıklarına neden olmakta, bilgilerin güvenilirliğini sarsarak sulandırmaktadırlar. Bunların baş edilemez gücünü vurgulayarak sokaktaki vatandaşa “bunlara teslim olmaktan başka çaren yok” mesajını vermektedirler.</p>
<p>Piyasada korsana düşecek kadar popüler hale getirilen, Sebatay sevi-ci medya tarafından reklamı yapılan, bunları “sevimli, yararlı, ülkeyi ayakta tutan, modern vatandaşlar” olarak sunan yayınlara karşı uyanık olmanızı salıklarım. Bu tür yayınlar Anadolu insanının direncini kırmaya, ümidini köreltmeye matuf yayınlardır.</p>
<p>Sebataycı meselesi bilinçli olarak popülerleştirilmekte, sempatik ambalajlarla sunulmaktadır. Bir taraftan dikkatler tehlikenin vehametinden kaçırılırken, diğer taraftan sebatay sevi-ci yazarlarımız ve medya traj tavanları yapmakta, ceplerini doldurmaktadırlar.</p>
<p>Yusuf Gezgin<br />
www.aktifhaber.com</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İstepan Hilmi Gürdikyan Efendi ve Düşündürdükleri]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/09/26/istepan-hilmi-gurdikyan-efendi-ve-dusundurdukleri/</link>
<pubDate>Tue, 26 Sep 2006 19:50:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/09/26/istepan-hilmi-gurdikyan-efendi-ve-dusundurdukleri/</guid>
<description><![CDATA[Makale Yazarı: Faruk (İktibas) Tarih, gün ve saat : 24. Eylûl 2006 04:39:32: Evvelce bilmünâsebe adı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Makale Yazarı: <a href="http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/mailto:sabatay.sevi@googlemail.com"><span style="color:#ff0000;">Faruk (İktibas)</span></a> Tarih, gün ve saat : 24. Eylûl 2006 04:39:32:</p>
<p><!-- Anfang BeitragsText -->Evvelce bilmünâsebe adının geçtiğini zannettiğim bu zât ile İbnülemin Mahmud Kemal Bey merhumun konağında tanışmıştım. Meşhur şâir Hüseyin Sîret Bey&#8217;in, Tâhir&#8217;ül-Mevlevî Bey&#8217;in ve diğer kalem erbâbının yakından tanıdıkları bu zât kuvvetli bir Osmanlı şâiri, mutasavvıfı ve mütefekkiri idi. Hazret-i Mevlâna&#8217;yı ve Muhyiddin-i Arabî&#8217;yi iyice tedkîk etmiş ve mutasavvıfâne Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır.</p>
<p>İbnülemin&#8217;i ziyaret ettiğim bir gün kendisi orada idi. Cebinden bir kâğıd çıkarıp Mahmud Kemal Bey&#8217;e verdi. Evvelce va&#8217;dettiği Farsça bir şiiri olduğunu söyledi. Merhum İbnülemin&#8217;in ne kendi okudu, ne bana okuttu. Kitaplarının arasına koydu; çok merak ettim.</p>
<p>İstepan Hilmi Efendi&#8217;nin vefâtından dört beş sene sonra idi; Sen Jozef Kolejinde bulunduğum sıralarda oradaki arkadaşlardan Fransızca hocası Şirinyan Bey&#8217;e Gurdikyan Efendi&#8217;den bahsetmiştim. Amcasının tanıdığını söyleyince metrûkâtından defterlerini istettim. Getirdiler ve oradan şu parçaları istinsah ettim: <!--more--></p>
<p>[Farisî harflerle yazılmış kıt'a]<br />
Meâli: Altının yüzünü görmeyenin tasası yoktur. Parası olanın gamı çoktur. Fakirlerden altının kıymetini sorma. Onu zengine sor ki, nasıl olduğunu anlatsın. Hâli nicedir anlarsın.</p>
<p>[Farisî harflerle yazılmış kıt'a]<br />
Meâli: Eğer mîdeni lebâleb doldurursan, canına kıymış olursun. Yeyip içmekte haddi aşarsan, kendi dişin ile kendi kuyunu kazmış olursun.</p>
<p>Bir de şu tasavvufî beyte rastlamıştım:</p>
<p><em>Bir Kitâbullâh-ı âzâmdır serâser kâinat,<br />
Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar.</em></p>
<p>Defterde boş bir sahifenin ortasında şöyle iki kelime gördüm:</p>
<p>âbidîn=câhidîn [eski harflerle]</p>
<p>Büyük bir sevinçle irkildim. Çünki zihnimi işgal eden mühim bir mesele idi. Zuhruf sûresinin 81 nci âyetinde -estâizübillah-:</p>
<p><strong>قُلْ إِن كَانَ لِلرَّحْمَنِ وَلَدٌ فَأَنَا أَوَّلُ الْعَابِدِينَ</strong>yer alan &#8220;âbidîn&#8221; kelimesini müfessirler güçlükle tevile çalışmışlardır. &#8220;Muhtar&#8217;üs-Sıhah&#8221;da kelimeyi buldum. Kelimenin ezdâd&#8217;dan olduğu sâbit oldu. O zaman mânâ şöyle oluyordu: <strong>&#8220;Yâ muhammed, sana &#8216;Allah&#8217;ın bir oğlu var&#8217; derlerse, &#8216;Onu inkâr eden ilk benim&#8217; de&#8221;*</strong></p>
<p>Bir gün bu hâdiseyi Vakfa gelmiş olan muhterem üstâdımız Prof. Tayyib Okiç Bey&#8217;e arkadaşlar arasında anlatırken, &#8220;müfessirlerin tercüme ve tefsirlerdeki hatâları yüzünden Hristiyanlar bu âyeti kendi lehlerine istihşâd etmektedirler&#8221; demişti.</p>
<p>Daha pek çok emsâli olduğu gibi yalnız bu mesele, kurduğumuz Vakfın lüzum ve ehemmiyetini kat kat meydana çıkarmaktadır. Yukarıda bilmünâsebe tefsîre taalluk eden meseleler de hep böyledir.</p>
<p>*Bu mevzû için bkz.: Lisân&#8217;ül-Arab, &#8220;abide-yabedü&#8221; maddesi: Tefsirü İbni&#8217;l-Kesîr, Cilt 4, sahife 135-136; Şekânî, Feth&#8217;ül&#8217;Kadir, c. 4, sh. 550</p>
<p>(Mâhir İz, Yılların İzi, İrfan Yayınevi, İstanbul, 1975, s. 394-395) <!-- Ende BeitragsText --><br />
***                            ***                                  ***                                 ***</p>
<p>Ehil olmadığım dinî meselelerde yazmaktan imtinâ ettiğimi daha önce de beyan etmiştim. İnternet ortamında bu konu zannederim ilk defa bu küçük forumda dile getirilmiş oldu. Merhum Mâhir İz&#8217;in kitabında buna benzer başka mevzular da anlatılmaktadır. İnşallah onları da buraya nakletmeye gayret edeceğim. Şimdi bu makaleyi neden çok mühim addettiğimi açıklamaya çalışacağım.</p>
<p>1- Din-i İslâm&#8217;a ihtida edenler arasında bazı zevâtın hem dinimize, hem irfâna hem edebiyata ne büyük hizmet edebileceğine bu İstepan Hilmi Efendi ne güzel bir misâldir. İki kelime ile bir konuyu vuzuha kavuşturmaya vesile olabiliyor.</p>
<p>2- Samimi olarak ihtida eden her insana (SYK&#8217;ün yaptığı gibi, meselâ Osman Reşer için) hemen &#8220;dönme&#8221; diye şüpheli nazarlarla bakmamalıyız. Kaldı ki, Hilmi merhum Yahudilik&#8217;ten dönmemiştir ve dikkat ettiyseniz rahmetli Mâhir İz onun için &#8220;muhtedi&#8221; kelimesini bile kullanmamış. İslâm&#8217;ı gönülden kabul için bu sıfat zaten fuzûlidir.</p>
<p>3- Soner Yalçın&#8217;ın kitabında şaibe altında bırakmak istediği İlim Yayma Cemiyeti, İslami İlimler Araştırma Vakfı gibi müesseselerin nasıl faydalı ve lüzumlu olduğu buradan anlaşılıyor. Bunlar ve mevcut dinî eğitim-öğretim kurumları bile yeterli değildir. Türkiye&#8217;de en yüksek seviyede dinimizin bütün şubeleriyle tedrisi ve tetkiki için çok daha fazla, kaliteli, her imkâna sahip üniversite, fakülte, enstitü, akademi vb. gibi kurumlara ihtiyaç vardır.</p>
<p>4- Herkes Kur&#8217;ân&#8217;ın tercümesini alıp kendine göre hüküm çıkararak amel edebilir diyenler için bu yazıda ibretler vardır. Kur&#8217;ân&#8217;ın aslı bilinmeden sadece tercümesini okuyarak anlamak öyle kolay değildir, yalnızca Arapça bilen bir tercümanın yapacağı çeviri asla tam olarak kitabımızın mânâsını karşılayamaz. Hiç bir meâl mükemmel ve tek başına kâfi değildir. Yâni aradan müfessirleri, fâkihleri, muhaddisleri çıkararak, sadece tercümeyle dinimizi ve kitabımızı öğrenemeyiz.</p>
<p>5- Bugünkü kullandığımız kelimelerle, Kur&#8217;ân&#8217;daki Murad-ı İlâhi&#8217;yi tam olarak ifade etmek mümkün olmadığı gibi, mükemmel Arapça bilmenin de bazı hususlarda kifâyetsiz kaldığı bu yazıda görülmektedir. Mütemâdiyen araştırma yapılması zarûreti ortaya çıkıyor. Ben burada zikredilen âyetin nasıl tercüme edildiğini görmek için meâllere bir göz attım, hepsinde Türkçe&#8217;ye şöyle çevrilmiş:</p>
<p>&#8220;81. De ki : Eger Rahmân&#8217;in bir çocugu olsaydi, elbette ben (ona) kulluk edenlerin ilki olurdum!&#8221; (Diyanet)<br />
&#8220;81 &#8211; Ey Muhammed! de ki: &#8220;Eğer Rahman olan Allah&#8217;ın bir çocuğu olsaydı, ona ibâdet edenlerin birincisi ben olurdum.&#8221; (Elmalı)</p>
<p>&#8220;Şayet onların ileri sürdükleri gibi Allah&#8217;ın bir çocuğu varsa ona gereken saygıyı göstermekte kusur etmez. Oysa Hz. Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- Allah&#8217;tan başkasına kulluk sunmuyor. bu da başlıbaşına, Allah&#8217;ın evladı olduğuna ilişkin iddialarının dayanaksız, asılsız, delilsiz olduğunun kanıtıdır. Hiç kuşkusuz yüce Allah bu saçma iddiadan, bu dayanaksız yakıştırmadan uzaktır.&#8221; (Seyyid Kutub)</p>
<p>Siz de araştırırsanız göreceksiniz ki, bu âyet meâllerde hep aynı şekilde tercüme edilmiş. Halbuki merhum Mâhir İz hoca bunun &#8220;Yâ Muhammed, sana &#8216;Allah&#8217;ın bir oğlu var&#8217; derlerse, &#8216;Onu inkâr eden ilk benim&#8217; de&#8221; şeklinde olması gerektiğini ifâde ediyor. Kur&#8217;ân&#8217;da bu âyetle verilmek istenen esas mesaj ve öz değişmiyor ise de ifade ediş tarzı farklı. Tercümenin bu şekilde yapılmasını Hristiyanların istismar ettikleri de yazıda anlatılmış. Tabii bunu başka türlü istismar edecekler de çıkıp, &#8220;bazı hususların asırlarca anlaşılamadığını, ilk keşfedenlerin kendileri olduğunu&#8221; söyleyerek Kur&#8217;ân&#8217;daki İslâm&#8217;a dönelim diyeceklerdir. Dinin özüne taalluk etmeyen bazı noktalardaki ufak tercüme hataları, onları haklı çıkarmaz, çünkü arada mâhiyet ve niyet farkı var. Kaldı ki, Edip Yüksel, O. N. Öztürk gibiler de yazdıkları meallerde hep aynı ifâdeleri kullanmış. Mâhir hocadaki ilim, dikkat, hassasiyet ve hüsn-i niyet onların mahrum olduğu hasletlerdir. Yapmak istedikleri yumuşak karın, zayıf nokta, boşluk ve eksik arama gibi beyhûde gayretle, kafalara budanmış, &#8220;terbiye edilmiş&#8221;, düzene adapte olmuş yeni bir din anlayışı yerleştirmek. Bu farkların şuurunda olarak bu yazıyı değerlendirelim. Ben yukarıdaki bu noktayı çok önemli gördüm. Sizlerden ricam bu konuyu bilenlere ulaştırıp, görüşlerini alarak buraya aktarmanızdır. Ortada bir hatâ varsa bu tashih edilip, müslümanlar tenvir edilsin, suisti&#8217;mallere de fırsat verilmesin.</p>
<p><a href="http://f27.parsimony.net/forum67623/messages/22299.htm">http://f27.parsimony.net/forum67623/messages/22299.htm</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yalçın Küçük Efendi Sabetayist Komplonun Taşeronu mu?]]></title>
<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/09/24/yalcin-kucuk-efendi-sabetayist-komplonun-taseronu-mu/</link>
<pubDate>Sun, 24 Sep 2006 20:41:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
<guid>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/09/24/yalcin-kucuk-efendi-sabetayist-komplonun-taseronu-mu/</guid>
<description><![CDATA[ Yalçık Küçük Sabetayistliği abartarak bir komplonunun taşeronluğunu mu yapıyor?Yalçın Küçük, nevi ş]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><table class="contentpaneopen" border="0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" valign="top"><strong> </strong><strong><img src="http://www.dergibi.com/kitap/82940.jpg" alt="hhhh" width="100" height="144" align="middle" />Yalçık Küçük Sabetayistliği abartarak bir komplonunun taşeronluğunu mu yapıyor?</strong>Yalçın Küçük, nevi şahsına münhasır denilen adamlardan&#8230; Yakın zamanda Apo&#8217;nun danışmanlığından ulusalcılığa uzanan hayat seyri bu iddianın altını çizmek için yeterli… Küçük&#8217;ün, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk sevgisinin birden bire neden depreştiğini anlamakta zorlanan ve dahası bunun arkasında bir bit yeniği olduğunu düşünenler için yaptığı kimi açıklamalar bir çok done içeriyor. Özellikle Soner Yalçın’ın Efendi isimli kitabından sonra bir hayli gündeme gelen ve Yalçın Küçük’ün isim bilim üzerinden yola çıkarak yaptığı açıklamalarla desteklediği Sabetaycılık konusu, Yalçın Küçük’ün söylediklerinin geniş bir yelpazede ses getirmesine vesile oldu. Küçük’ün her taşın altında aradığı Sabetaycılara gerçekten bu kadar güçlü cevap bulması gerek bur soru ama daha da önemlisi, bu faaliyetlerle neyin murat edildiği idi. Küçük’ün geçmişine ve şimdi söylediklerine bakarak iki teşhiste bulunmak mümkün; birincisi Yalçın Küçük gündeme gelmeyi ve popüler olmayı seviyor. İkincisi ise Türk milletinin üzerinde yürütülen psikolojik harbin bir ayağını oluşturuyor. Birkaç temel doğrunun içine bir sürü yanlış katarak aktarmak psikolojik harbin en önemli silahı. <!--more-->Küçük açıklamaları ve yazılarıyla Sabetaycılık konusunu öyle bir yere getirdi ki sanki Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk tarihinin bütün önemli aşamaları onların marifetiyle gerçekleşmiş. Ünlü herkes Sabetayist, her olumlu icraatın altında onlar var tabii olumsuzların da… Yani Türk milleti neyi yaptığını hangi olumlu işi ürettiğini düşünürse karşısına bir Sabetay komplo çıkartılıyor: İnsanlara &#8220;Haa demek bu da onların eseri&#8221; dedirtmek suretiyle bütün moral değerlerin alt üst edilmesi hedefleniyor. Nihai hedef, Türk milletini kimliksiz, kişiliksiz, paranoyak, kendine güveni olmayan bir noktaya ulaştırmak. Büyük Yahudi ve Sabetayist komplo da burada devreye giriyor zaten. Türk milletinin bütün değerlerine başarılarına yönelik saldırırın asıl hedefi ise Türkiye Cumhuriyeti. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yakın tarihimizde en önemli direnç noktamızı oluşturuyor. Yedi düvelin çullandığı Osmanlı’nın yıkılmasının sürecinde verilen kurtuluş savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Türk’ün kendine olan güvenini en somut örneğini teşkil ediyor. Şimdi o dirençte yıkılmak suretiyle Anadolu Türklüğü’nün çökertilmesi hedefleniyor. Bunun için Türkiye Cumhuriyeti’nin aslında Türkler tarafından kurulmadığı, bir kurtuluş savaşının verilmediğine Türk milleti ikna edilmeye çalışılıyor. Hangi araçla tabii ki her taşın altından çıkan Sabetayistler marifetiyle…<br />
Yalçın Küçük efendinin şu sözleri bu büyük komplonun delili niteliğinde; “Sabetayistler olmasaydı, cumhuriyeti kuramazdık.” Yani Küçük efendi demek ister ki, Türkiye Cumhuriyeti’ni bile onların sayesinde kurduk. Onlar ve onların ihtiyaçları olmasaydı Türkler diğer Ortadoğu milletleri gibi işgal edilir ve sömürülürdü. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmakla boşuna övünmeyin!!!   <br />
Yok Küçük efendi o kadar uzun boylu değil. Türkiye’de bir Sabetayist elitin olduğu ve nüfuz dayanışması içinde bulunduğu bir gerçek ama bir o kadar gerçek olan bir şey daha var ki, bunların güçleri sizin abarttığınız kadar fazla değil. Yine eğer bur Yahudi ve Sabetayist nüfus varsa yer yüzünde Türklerin engin hoşgörüsü sayesinde. Biz ilk kez devlet kurmuyoruz  Hindistan’dan Orta Asya’ya yayılan geniş bir coğrafyada Türklerin egemen olmadığı yer saymak kabil değil. Herkes aklını başına alsın!!! Asıl komplo Sabetayist denilen bir avuç insanı her şeyi yapmaya muktedir göstermeye çalışmaktır. Bu işlerle uğraşan insanların Türk’e olan düşmanlığını şimdi ulusalcı kılıfları perdelemeye yetmez.!!!<br />
Yalçın küçük efendi, Avrupa merkezli olduğunu yönlendirmelerle Türklerin psikolojik dirençlerine saldırıyor. PKK’nın hamisi Fransa’da uzun yıllar kalan Küçük efendi, PKK marifetiyle yıkılmaya çalışılan ama becerilemeyen Türkiye Cumhuriyeti’ni içten çökertmeye ayarlanmış. Bir doğrunun yanında bin yalanı yutturmaya kalkışmanın tipik bir örneğini sergileyen Küçük efendinin küçük hayallerini gerçekleştirmesi mümkün değil. Üzgünüz ama Türk milleti bu topraklar üstünde Allah’ın izni ile sonsuza kadar payidar kalacaktır!!!Not: Durduk yerde aklıma geldi, Hitler Almanyası&#8217;nda homoseksülleri ayırt etmek için tercih edilen renk neydi bileniniz var mı? (M. Ziya Varol)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>aktarma: millethaber.com</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
