<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>said-nursi &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/said-nursi/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "said-nursi"</description>
	<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 02:59:41 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[İSLAM’DA ÖRTÜNME VE AHZAP SURESİ 59. AYET]]></title>
<link>http://istavrit.wordpress.com/2009/11/18/177/</link>
<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 01:18:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>istavrit</dc:creator>
<guid>http://istavrit.wordpress.com/2009/11/18/177/</guid>
<description><![CDATA[1.5 milyarlık İslam dünyası aynı kitabı okuyor, farklı anlamlar çıkarıyor…Bu anlamsızlığı da “mezhep]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="post-157">
<div>
<div>
<p>1.5 milyarlık İslam dünyası aynı kitabı okuyor, farklı anlamlar çıkarıyor…Bu anlamsızlığı da “mezhep” adı altında kutsuyor.. Aynı kitabı okuyup birbirlerini öldürmeleri de  muhammedin ölümünden günümüze kadar geleneksel olarak devam ediyor…</p>
<p>Kuran’da ki Allah,muhammede gönderdiğini iddia ettiği kitabında, 18 ayette “Apaçık”, 13 ayette ise “detaylı” diyerek kendini paralıyor..müslümanlar anlamamakta direniyor.1.5 milyarlık müslüman nüfusun tamamının anlama özürlü olabileceğini düşünmek olası değil…Allahın bütün alimleriniz toplansa bir kelimesini yazamazsınız dediği 6236 ayette kendini ifade edemediği daha akla uygun.. (tabi ki burada kendisini ifade edemeyen muhammed’tir)</p>
<p>Türkiyede toplumsal ve siyasal olarak ciddi bir kamplaşma yaşanıyor.Bu durum ülkemizi gelecekte parçalayıp, hatta iç savaşa sürükleyecek kadar ciddidir..Bunun temelinde yatan nedenlerden birisi de islamın en tehlikeli sembol’ü başörtüsü veya türbandir..Bir avrupa ülkesinde gezerken kimin katolik, kimin protestan, kimin musevi olduğunu anlayamazsınız…bu ayrışmaya neden olacak  sembolleri yoktur.Oysa bir müslümanı dünyanın her yerinde tanıyabilirsiniz..Kadını lahana gibi sarılıp sarmalanmış,erkeği sakallı, en moderni badem bıyıklı…aynı müslümanların  hangi ülkeye ait olduğunu da   anlayabilirsiniz..Arap peçe takar,iranlı kara bir başörtüsü,Afganistanlısı kıyafetin hapishane şeklinde olanı burka&#8230;.yurdum müslümanı armutu çağrıştıran kafasına ismi armani’den devşirilen allı güllü Armine türban&#8230; Müslüman ülkemizin deniz kıyıları da  farklı değidir..normal mayolusu, bikinilisi, günlük kıyafetleri ile gireni, haşeması ve burkinisi&#8230;hepsi allah birdir,muhammed onun peygamberidir der, kendilerini müslüman olarak tanımlarlar..hepside kıyafetlerinden dolayı birbirlerini eleştirir..</p>
<p>cüppeli hoca ahmet efendi hazretleri bile malta’da üstsüzlerin oldugu plajda denize girmesini “islama göre yanlış yoktu, takvada hata yaptım”diyerek izah etmiş ve sizde bu masalı kuzu sessizliğinde dinlemiştiniz…öyle olmasaydı hoca efendi yüzme havuzlu villasında saz çalmaya devam edebilirmiydi? kusuru kızında değil, kadı’da görüyoruz..aşağıdaki resimde cenneti bu dünyada yaşayan hoca efendiyi, malta plajlarında huşu içinde hurileri pardon üstsüzleri rontgenlerken görebilirsiniz&#8230;<a href="http://istavrit.wordpress.com/files/2009/11/cuppeli-karisi-ile-denizde1.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-182" title="cuppeli karisi ile denizde" src="http://istavrit.wordpress.com/files/2009/11/cuppeli-karisi-ile-denizde1.jpeg" alt="" width="423" height="318" /></a>Kadınlar göğüslerini saklarken hoca efendi sarkmış gögüslerini neden saklama gereği duymuyor..Size sapıkça gelsede bazı kadınlar erkek memesinden veya kıllı erkek vucudundan tahrik olabilirler&#8230;(delikli boncuk görese tahrik olan erkeğin sapıklıklarına girmek istemiyorum..konuyu dağıtırız) Bu durumda hoca efendi ağda veya epilasyon yaptırıp bikininin üstünü giymeliydi!</p>
<p>Bir süpermarket dini olan kuranda, ayetler birbirleri ile çelişirler…Hatta aynı ayet içinde bile çelişkiler görülür..Neden herkes islamı farklı anlar ve yaşar.? “Bir kelimesi değişmez” denilen ayetlerin  anlamları nasıl değişebilir?Aynı kitabı okuyup bu örtünme çeşitliliğin sebebini merak ederiz..Ben ederimde müslümanların etmediği kesin.İslam beyin kıvrımlarını zedelemiştir, düşünme yetilerinin kaybolmasına neden olmuştur..</p>
<p>Aşagıda düşünme yetisini kaybetmiş  altı erotik, üstü takva olan müslüman bir kadınımız..</p>
<p><a href="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/tesetturlu-erotizm.jpg"><img title="tesetturlu erotizm..allahı yok kendi var..bu hepten yanlış anlamış!!!" src="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/tesetturlu-erotizm.jpg?w=263&#038;h=605#38;h=605" alt="" width="263" height="605" /></a></p>
<p>Yerli malı müslümanların “en doğru islam türkiye’de yaşanır” gibi bir savları vardır…Peki kuranı kendi dilinde okuyup uygulayan arap yanlış mı yapmaktadır.? Bakmayın siz bikimkilerin komiklik yaptıklarına, haşema , burkini veya günlük giysiler ile denize girip Bo Derek gibi olacaklar sonrada gidip  afgan ve suudi kadınına “şekerim vallahi biz en doğru islamı yaşıyoruz, haşema ve burkini ile denize giriyoruz” diyecekler&#8230;üstelik  dış örtülerinizi almadan sokağa bile çıkmayın diyen ayete nazire yaparcasına..</p>
<p><a href="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/modern-ve-testturlu-deniz.jpg"><img title="bikini giyenide ve haşemalısıda aynı kuranı okuyor, aynı denize giriyor" src="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/modern-ve-testturlu-deniz.jpg?w=400&#038;h=248#38;h=248" alt="" width="400" height="248" /></a></p>
<p>islam kadının güzelliklerini gizlemeye çalışırken, yurdum müslümanları islami moda haftaları ve defileleri düzenlemeye devam etsinler..Onlar da bizimkilerin yaşadığı islam ile dalga geçsinler&#8230;Bir iranlının, bir suudi arabistanlının veya bir afganlılının &#8220;biz yanlış islamı yaşıyoruz, en dogru islam türkiyede yaşanıyor,afferim türklere&#8221; dediğini mi düşünüyorsunuz..?.Tabi ki değil..Herkes bir yol tutturmuş olmayan şol cennetlere doğru kürek çekmekte…</p>
<p><a href="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/musluman-kadin-kiyafetleri.png"><img title="bu bayanlarda aynı kuranı okuyup bu tür kapananlardan" src="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/musluman-kadin-kiyafetleri.png?w=424&#038;h=556#38;h=556" alt="" width="424" height="556" /></a></p>
<p>En doğru islam nerede yaşanıyor sorusu görecelidir. Her ülkeye, her müslümana, her mezhebe, her tarikate göre farklılıklar göstermektedirler. Müslümanlar arasında en temel konularda bile derin bir görüş ayrılığı vardır. Görüş ayrılığı yaşamadıkları tek payda cennet ve nimetleridir..gelecekte biraz daha bilinçlenecek olan müsluman kadın “size huri var da bize niye yok” derse sus payı olarak 3-5 nuri sözü verileceği kesindir..hafif yumuşaklıktan zarar gelmez…</p>
<p><a href="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/en-guzel-resimmm.jpg"><img title="bu kızımızda kuranı okuduğunda anladığı bu olmuş" src="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/en-guzel-resimmm.jpg?w=450&#038;h=600#38;h=600" alt="" width="450" height="600" /></a></p>
<p>İslamın en doğru nerede yaşandığını söylemem zor olmasına karşın örtünmenin en dogru Afganistanda uygulandığını söyleyebilirim.Burka islama göre en doğru örtüdür.üst resimdeki bayanı alt resimdeki bayanların ülkesine gönderin bakalım, müslüman kardeşimiz mi gelmisş diyecekler, yoksa recm mi edecekler..iki ülkede ve her iki resimdekilerde müslüman..</p>
<p><a href="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/burka-afganistan.jpg"><img title="burka afganistan" src="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/burka-afganistan.jpg?w=450&#038;h=250#38;h=250" alt="" width="450" height="250" /></a></p>
<p>Kuran’da, Rahman suresi 55.sırada olup 78 ayetten oluşmaktadır.Bu ayetlerden 31 tanesi aynı nakarattan ibarettir. “İmdi Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz? Allah yarattığı kulunun anlamayacağını düşünüp 31 kere tekrar etme gereği duymuş olmalı.Bu basit cümleyi 31 kez tekrar eden allah islamın en önemli konularının başında gelen örtünme konusunda aynı hassasiyeti göstermeyip bir tek ayette bile örtünmeyi net bir şekilde ortaya koymamıştır. Mükemmel olduğu iddia edilen kuran örtünmenin şeklini yeterli şekilde izah edemediği için günümüzde yaşanan kaos ortaya çıkmıştır.</p>
<p>örtünmenin konu edildiği 3 ayet var ve bunları aşağıda inceliyeceğiz.. Bu ayetlere bir göz atalım.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">Nûr Suresi, ayet 31:</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">“Mümin kadınlara söyle: Gözlerini korusunlar, namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üstüne örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları ellerinin altında bulunan, erkeklerden kadına ihtiyacı kalmamış hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte olduklan ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar.”</span></p>
<p>Nur suresi 31 Örtünme konusunda ki en belirgin ayetir..muslumanlar bu ayeti referans kabul eder.Oysa ayette nasıl ve nerelerin örtüleceği çok belirgin değidir.böyle olsa idi bütün müslumanlar tek tip örtünüyor olurlardı.Baş örtüsü takmayan kadında, türban takanda,yemeni bağlayanda, peçe veya burkaya girenide müsluman..herkes kendine göre yorumluyor ayeti.. (esasında ayetleri kadınlar yorumla(ya)mıyor..böyle bir şansları yok..Her şeyde olduğu gibi nasıl örtüneceklerinide erkekler belirliyor)</p>
<p>Dünya nüfusunun sadece % 20 si müslumandır..Adem ile havva gibi dolaşan insan, ilkel kabilelerde bile neredeyse kalmamıştır.Çıplak gezmeyi emreden veya öneren bir din,  felsefe veya ideoloji de yoktur.Kıyafet ve vucudun belirgin yerlerini örtemek,  insanlığın ürettiği ortak bir değeridir.</p>
<p>Bu ayeti dilediği gibi yorumlayıp dilediği gibi örtünen müslüman kadınlar namuslu ve iffetli, hoşgörü dini islam’a göre örtünmeyenler ise namussuz ve iffetsizdir!!</p>
<p>Ayette <span style="color:#ff0000;"> “ ZİYNETLERİNİ TEŞHİR ETMESİNLER” </span>diye geçiyor..ziynet nedir?  Sözlüklerde değerli eşya, süs eşyası, takı olarak geçsede kuran’da ziynetten kastedilen kadın vucudunun bir kısmıdır.. bunu ben değil islam mollaları söylüyor..o zamanlar ziynet sahibi olmak prestij nedeni olabilir.kolundaki bilezigi belli etmek icin ayaklarini yere vurmak gerekmez, elini, kolunu sallaması yeterliydi..ayet de Elini kolunu sallama derdi..hikmetinden sual olunmaz emme, koskoca allah ziynetten korksaydı her şeyi yasakladığı gibi onuda yasaklardı…bunu düşünmemiş olamaz..Zinhar saçlarda teşhir edilmediğine göre ziynet katagorisine dahildir..kadının kılı, tüyü ziynet oluyorda erkeğin ki neden olmuyor..? Neden erkekler suratlarındaki kıl kümesini sıvazlayarak hoyratça teşhir ediyorlar..?</p>
<p><span style="color:#ff0000;">GİZLEMEKTE OLDUKLARI ZİYNETLERİ ANLAŞILSIN DİYE AYAKLARINI YERE VURMASINLAR..</span></p>
<p>Burada açık konuşalım..ayaklar yere vurulduğunda sallanabilen kadın uzvu nedir? Bunu göğüsler ve belki birazda popo olarak izah edebiliriz…ayaklar yere vurulmazsa bu organlar yok mu sayılır? Atletizim müsabakalarında veya diğer kadın sporlarında statyuma giden erkek tahrik mi olmaktadır? Bayanların spor müsabakasını TV’den izleyen erkek Genelevden naklen yayın var diye mi düşünür.? Siz ayağını yere vurarak erkeğini baştan çıkarabilen bir kadın duydunuz mu?!!</p>
<p>Peki, Türkiye’deki tesettür anlayışı bunları gizlemeye yeter mi?  Saçının tek telini göstermeyen müslüman kadınlarımızın çoğunluğu, ayaklarını yere vurmasada vucudunun bütün hatlarını sergilemezler mi? Aşağıda ki resimdekiler en bi müslüman kadınlarımızdır..ben göğüslerini ve vucut kıvrımlarını görüyorum..ya siz takva yaşayan müslümanlar?</p>
<p><a href="http://istavrit.wordpress.com/files/2009/11/gogusleri-belli-eden-muslumanlar.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-189" title="gogusleri belli eden muslumanlar" src="http://istavrit.wordpress.com/files/2009/11/gogusleri-belli-eden-muslumanlar.jpg" alt="" width="450" height="330" /></a></p>
<p>Müslüman olmayan dünya kadınları ayaklarını yere vurarak mı gezerler..? Ayağını yere vursalar o anda sallanan göğüs gören batılı erkekler erekte mi olurlar.?</p>
<p>Nasıl bir  komedi bu?</p>
<p>O zaman şöyle söyleyebiliriz… erkeğın kılı kadını tahrik etmiyor fakat kadının kılı erkeği tahrik ediyor.. erkegin vucudu kadını tahrik etmez, kadının eder!!Müslüman olmayan, yani kadının başının örtülmediği, çagdaş kıyafetlerle gezilen toplumlarda ise her an kadın saçı gören erkek  zeus vaziyetini alır!!!!</p>
<p>Bu anlayıştan yola çıkarak 10 yaşından sonra kız çocuklarının  vucutlarını ve saçlarını sarıp sarmalayıp, bütün erkekleri potansiyel sapık yerine koyuyorlar..müslüman erkekte kendisindeki potansiyelin keşfedilmesinden  gurur duyuyor..</p>
<p>kadını lahana moduna sokan erkek egemen islamın erkegi neden yarı çıplak gezer..göz görür gönül çeker diyorsanız, kadının da nefsi duyguları oldugunu düşünüyorsanız erkeğide tesettüre sokup, türban taktırın&#8230;daha radikal bir önerim var, kadınların sokağa çıkması tamamen yasaklayın!!!</p>
<p>ahanda size ziynetlerini sergileyen müslüman erkek..bu müslüman arkadaş cüppelinin yanında tesettürlü kalır..cüppeli gibi sarkmış memeleri göstermiyor..Kadınlar gözlerini sakınsınlarda.. olmaz ki, böylede tavaf edilmez ki?..</p>
<p><a href="http://istavrit.wordpress.com/files/2009/11/ortunmeyen-erkek.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-190" title="ortunmeyen erkek" src="http://istavrit.wordpress.com/files/2009/11/ortunmeyen-erkek.jpg" alt="" width="280" height="173" /></a></p>
<p>tecavüz coşkun’un bile kıl’dan tüy’den sebeplerle bir kadına icra-i sanat eylediğini duymadık.</p>
<p>Cinselliği saça kadar indirgeyen islam,barbi bebekten bile tahrik olabilen Cüppeli hoca’’lar yetiştiren kocaman bir bataklığa dönmüştür…</p>
<p>Aynı ayette <span style="color:#ff0000;">GÖZLERİNİ KORUSUNLAR</span> ibaresine dikkatinizi çekmek istiyorum.Biraz sonra tekrar bu konuya değineceğim..</p>
<p><span style="color:#ff0000;">Nûr Suresi, ayet 60:</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">“Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş kadınların ziynetlerini göstermeksizin, dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Yine de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır.”</span></p>
<p>Ayet içinde geçen <span style="color:#ff0000;">“ÇOCUKTAN KESİLMİŞ KADINLARIN”</span>söylemi var, başı sonu belli değil..kadın kısır..henuz genc yaşında olmasına rağmen cocuğu olmuyor…veya kadın 40 yaşında cocuktan kesildi…Burada biyolojık bir durum söz konusu…hiç çocuğu olmayanda,40 yaşında çocuktan kesilende, 65 yaşında doğuranda var.. ülkemizde cocuktan kesildikten sonra dış örtümü kullanmayabilirim diyen yurdum kadını olmamıştır..Benim anladığım dış örtü vucut hatlarını belli etmeyendir…özellikle genç nesil türbanlı müslümanlar vucut hatlarını alabildiğine sergileyecek kıyafetler giymekte,  ilerleyen yaşlarında ise daha çok kapanmaktadırlar..aşağı resimde ki genc bayan yaşlandığında yanında ki gibi olacaktır, muhtemel yanında ki gençliğinde onun gibiydi..</p>
<p><a href="http://istavrit.wordpress.com/files/2009/11/4723_88363989291_658219291_1732463_2307461_n.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-191" title="ana kız ayrı telden " src="http://istavrit.wordpress.com/files/2009/11/4723_88363989291_658219291_1732463_2307461_n.jpg" alt="" width="450" height="583" /></a></p>
<p>Yukarıda ki  iki ayette  başların nasıl örtülmesi gerektiği net bir şekilde açıklamamaktadır.. çunki iffetli olmanın kriteri kurana göre  şekli belli olmasada örtünmektir…Örtünme çeşitliliğinin nedeni ise örtünde, nasıl örtünürsen örtündür..yeter ki iffetsiz olma!!!</p>
<p><span style="color:#ff0000;">Ahzâb Suresi, ayet 59:</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına örtülerini üzerlerine almalarını söyle. Onların TANINMAMASI ve inciltilmemesi için en elverişli olan budur.”</span></p>
<p><a href="http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=33&#38;ayet=59">www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=33&#38;ayet=59</a> linkine tıkladığınızda  bütün mealcilerin kuran’ına ulaşabilirsiniz…Altı çizilecek cümle <span style="color:#ff0000;">&#8220;TANINMAMASI</span>&#8220;dır..</p>
<p>Burada kıvıracak bir argümana sahip değisiniz…Afganlı kadınlar kıvırmadan BURKA’nın içine girerek iffetlerini koruyorlar! (sıkıysa burka’nın içine girmesin)</p>
<p>Başına çorap veya maske geçirip bankaya dalan adamı “hidayete ermiş” olmakla  yorumlamıyorsanız bunun tanımmamak için bir önlem olduğunu anlayabilirsiniz.</p>
<p>Burka hariç hiçbir örtünme ve tesettür şekli<span style="color:#ff0000;"> TANINMAMAK</span> için yeterli değilidir..</p>
<p>Peçe bile tanınmayı engelleyecek bir örtünme şekli değildir..Zira gözünüzün rengi, birinin kör oluşu, şehla oluşu,kaşlarınız,kirpikleriniz, derinizin rengi, alın çizgileriniz  tanınmaya yeterli olabilir…Tanınınca ne olur sorusuna girersek işin içinden çıkamayız…Bütün erkeklerin müslüman olduğu bir ülkede tanınmak tehlikeli bir durum ise, burada mülüman erkekleri cezalandırmak gerekir, kadını değil..fatura her durumda kadına kesiliyor, sonrada islam kadına değer verir deniliyor.</p>
<p>Nur suresi 31 ayette <span style="color:#ff0000;">GÖZLERİNİ KORUSUNLAR </span>demiyormuydu…? sizce neden gözlük takıyor aşağıda ki bayan..veya neden burkaya giriyor afganlı&#8230;neden tamamen kara örtüler içinde suudi kadını!!!</p>
<p><a href="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/gozluklu-musluman.jpg"><img title="islamı farklı anlamda yorumlayan bir musluman" src="http://istavrit.files.wordpress.com/2009/11/gozluklu-musluman.jpg?w=250&#038;h=250#38;h=250" alt="" width="250" height="250" /></a></p>
<p>Şimdi bu iki ayeti yorumladığımızda hem <span style="color:#ff0000;">TANINMAMAK </span>hemde <span style="color:#ff0000;">GÖZLERİ KORUMAK </span>için en doğru örtünme şeklinin BURKA olduğunu düşünmek, sanıyorum yanlış olmaz..</p>
<p>Hayır yanılıyorsun diyorsanız, yanılan ben değil asr-ı saadet dönemini yaşamak için canlarını veren Afgan halkıdır…Kutsal dediğiniz topraklarda yaşayıp islamı anlamayan suudi müslümanlardır.</p>
<p>Bindiğiniz dolmuş sizi cennete götürmez..Yarından tezi yok ya BURKA’larınızı sipariş ediniz, ya da o  dolmuştan ininiz..Müslümanım diyen hatun kısmına duyurulur..</p>
<p>(haaaa..müsluman erkeklerede duyurulur..kadınlarınızdan siz sorumlusunuz)</p>
<p>Bu dinsiz imansız vatandaşın da kıyağını  unutmayın..dua falanda istemez hani.!!!</p>
<p>Not: Bu yazımı bütün müslüman Türk kadınına ve islamda başörtüsü yoktur diyen Sayın Özdemir İnce’ye ithaf ediyorum..</p>
<p>“Apaçık” kelimesinin geçtiği ayetler;  43/2 – 12/1 – 2/99 – 22/16 – 27/1 – 36/69 – 58/5 – 10/15 -15/1 – 19/73 – 22/72 – 24/1 – 28/1-2</p>
<p>Ayrıntılı ve ayrı ayrı açıklandığını öne süren ayetler ; 7/32 – 6/97 – 12/111 – 6/154 – 6/119 – 13/2 – 30/28 – 70/52 – 10/37 – 6/126 – 24/34 – 24/46 – 11/1-2</p>
</div>
</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dünya Dinler Parlamentosu Said Nursi'yi konuşacak  ]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/11/11/dunya-dinler-parlamentosu-said-nursiyi-konusacak/</link>
<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 12:16:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/11/11/dunya-dinler-parlamentosu-said-nursiyi-konusacak/</guid>
<description><![CDATA[Avustralya&#8217;nın Melbourne şehrinde beş yılda bir düzenlenen Dünya Dinler Parlamentosu 3-9 Aralı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Avustralya&#8217;nın Melbourne şehrinde beş yılda bir düzenlenen Dünya Dinler Parlamentosu 3-9 Aralı]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Penderitaan Jiwa]]></title>
<link>http://alhikmahonline.wordpress.com/2009/10/25/penderitaan-jiwa/</link>
<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 17:14:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>Salik Nusantara</dc:creator>
<guid>http://alhikmahonline.wordpress.com/2009/10/25/penderitaan-jiwa/</guid>
<description><![CDATA[Penderitaan jiwa mengarahkan keburukan. Putus asa adalah sumber kesesatan; dan kegelapan hati, pangk]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Penderitaan jiwa mengarahkan keburukan. Putus asa adalah sumber kesesatan; dan kegelapan hati, pangkal penderitaan jiwa. [Said Nursi]</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Elmas Kalemli Husrev Efendi (rh)]]></title>
<link>http://ahmedhusrevaltinbasak.wordpress.com/2009/10/23/elmas-kalemli-husrev-efendi-rh/</link>
<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 10:59:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>mollahusrev</dc:creator>
<guid>http://ahmedhusrevaltinbasak.wordpress.com/2009/10/23/elmas-kalemli-husrev-efendi-rh/</guid>
<description><![CDATA[Hazret-i Ali (kv)’nin “Biz Âl-i Beyt’ten birer Gavs çıkıp her kürbet ve şiddet zamanında imdat ediyo]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hazret-i Ali (kv)’nin “Biz Âl-i Beyt’ten birer Gavs çıkıp her kürbet ve şiddet zamanında imdat ediyo]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YHA 20 EKİM 2009: Yaşar Nuri Öztürk İstifa Etti / Kına Yakın!]]></title>
<link>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/10/20/yha-20-ekim-2009-yasar-nuri-ozturk-istifa-etti-kina-yakin/</link>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 23:58:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>yataganbabayha</dc:creator>
<guid>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/10/20/yha-20-ekim-2009-yasar-nuri-ozturk-istifa-etti-kina-yakin/</guid>
<description><![CDATA[- KIÇINIZA KINA YAKIN   (Yaşar Nuri Öztürk İstifa Etti) - Barış Manço&#8217;dan Kurtalan    Ekspres]]></description>
<content:encoded><![CDATA[- KIÇINIZA KINA YAKIN   (Yaşar Nuri Öztürk İstifa Etti) - Barış Manço&#8217;dan Kurtalan    Ekspres]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YHA 17 EKİM 2009: Kur'an'a Göre Avrupa Birliği (6.Baskı)]]></title>
<link>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/10/17/yha-17-10-2009-kurana-gore-avrupa-birligi/</link>
<pubDate>Fri, 16 Oct 2009 22:56:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>yataganbabayha</dc:creator>
<guid>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/10/17/yha-17-10-2009-kurana-gore-avrupa-birligi/</guid>
<description><![CDATA[- KUR&#8217;AN&#8217;A GÖRE AVRUPA BİRLİĞİ (6.BASKI) - Denizlispor Maçı&#8217;nda Hurşit Çakır Şarkı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[- KUR&#8217;AN&#8217;A GÖRE AVRUPA BİRLİĞİ (6.BASKI) - Denizlispor Maçı&#8217;nda Hurşit Çakır Şarkı]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YHA-15.10.2009: "Hz.İbrahim Örneği" (Aklı Kullanmak)]]></title>
<link>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/10/15/yha-15-10-2009-hz-ibrahim-ornegi/</link>
<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 12:59:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>yataganbabayha</dc:creator>
<guid>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/10/15/yha-15-10-2009-hz-ibrahim-ornegi/</guid>
<description><![CDATA[Gazetemizi okumak için lütfen tıklayın: http://site.mynet.com/yhaekim2009/15Ekim2009/               ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Gazetemizi okumak için lütfen tıklayın: http://site.mynet.com/yhaekim2009/15Ekim2009/               ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bediüzzaman said nursi üstaddan nasihatlar]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/10/14/bediuzzaman-said-nursi-ustaddan-nasihatlar/</link>
<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 14:14:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/10/14/bediuzzaman-said-nursi-ustaddan-nasihatlar/</guid>
<description><![CDATA[TEVHİD Tevhid, en ehemmiyetli ve en halavetli ve en yüksel bir vazife-i kudsiye ve bir fariza-i fıtr]]></description>
<content:encoded><![CDATA[TEVHİD Tevhid, en ehemmiyetli ve en halavetli ve en yüksel bir vazife-i kudsiye ve bir fariza-i fıtr]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SERDAR BAYRAM: Said Nursi ve Besmele Meselesi (2.Baskı)]]></title>
<link>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/10/13/serdar-bayram-said-nursi-ve-besmele-meselesi-2-baski/</link>
<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 11:29:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>yataganbabayha</dc:creator>
<guid>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/10/13/serdar-bayram-said-nursi-ve-besmele-meselesi-2-baski/</guid>
<description><![CDATA[     Yazar Yatağanbaba, “Kürt Açılımı” bağlamında adı sıkça anılmaya başlanan Said Nursi ile ilgili ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[     Yazar Yatağanbaba, “Kürt Açılımı” bağlamında adı sıkça anılmaya başlanan Said Nursi ile ilgili ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YHA: Said Nursi ve Besmele Meselesi (1.Baskı)]]></title>
<link>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/10/12/yha-said-nursi-ve-besmele-meselesi-1-baski/</link>
<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 18:16:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>yataganbabayha</dc:creator>
<guid>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/10/12/yha-said-nursi-ve-besmele-meselesi-1-baski/</guid>
<description><![CDATA[     Yazar Yatağanbaba, &#8220;Kürt Açılımı&#8221; bağlamında adı sıkça anılmaya başlanan Said Nursi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[     Yazar Yatağanbaba, &#8220;Kürt Açılımı&#8221; bağlamında adı sıkça anılmaya başlanan Said Nursi]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SAİD NURSİ ve BESMELE MESELESİ (4.BASKI)]]></title>
<link>http://yataganbabamakaleleri.wordpress.com/2009/10/12/said-nursi-ve-besmele-meselesi/</link>
<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 18:07:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>yataganbabamakaleleri</dc:creator>
<guid>http://yataganbabamakaleleri.wordpress.com/2009/10/12/said-nursi-ve-besmele-meselesi/</guid>
<description><![CDATA[Yatağanbaba, Said Nursi’nin “Besmele” ile ilgili “iki sözünün de yanlış olduğunu”, Matematik ve Ayet]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p align="center"><strong><em><img src="http://kupur9.sitemynet.com/mynet_resimlerim/yata_anbaba_sa_d_nurs__470.jpg" border="0" alt="yata_anbaba_sa_d_nurs__470.jpg" width="470" height="670" /></em></strong></p>
<p align="center"><strong><em>Yatağanbaba, Said Nursi’nin “Besmele” ile ilgili “iki sözünün de yanlış olduğunu”, Matematik ve Ayet’le ispatlayan bir makale yayınladı.</em></strong></p>
<p> </p>
<p>Uzun yıllardır tanıştığım ve “birbirimizi kızdırmaktan çok hoşlandığımız” bir arkadaşım, birgün tutturdu <strong>“illa ki bu akşamki Nurcu Toplantısı’na sen de gel”</strong> diye… “Yok olmaz” falan desem de çok ısrar etti ben de “tamam gidelim” dedim!</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>&#62; HER HAFTA BAŞKA EVDE TOPLANIYORLARMIŞ!</strong></p>
<p> </p>
<p>Akşam toplantıya katılacaklardan 5 kişi daha geldi ve arkadaşımla ben de onlara katıldık, bir arabaya 7 kişi doluştuk… Araba Denizli içinde belki bir saat tur attı sonra da bir apartmanın önünde durdu. Öğrendim ki, <strong>her hafta başka bir evde toplanıyorlarmış</strong>… O kadar çok dolaştı ki, akşam karanlığı da çöktüğünden Denizli’nin hangi semtine geldiğimizi bile bilemedim…</p>
<p> </p>
<p>Arabadan indik, diğer 5 kişi önde arkadaşım ve ben arkada apartmana doğru yürüyoruz. Yürürken arkadaşım bacağımı cimdikleyip kulağıma <strong>“sakın Hoca’ya karşı gelme, lafa girme”</strong> dedi… “Tamam” dedim… Fakat daha beş adım atmamıştık ki arkadaşım gene aynı uyarıyı yaptı ben de gene “tamam” dedim… Merdivenlerden çıkarken de gene bacağımı cimdikleyip <strong>“sakın Hoca’ya karşı gelme, sesini çıkarma”</strong> deyince tepem attı ve <strong>“ulan o zaman beni buraya niye getirdin, sen benim susmayacağımı bilmiyor musun, madem Hoca’dan bu kadar korkuyorsun o zaman belânı mı arıyorsun da beni de getiriyorsun”</strong> diye çıkıştım…</p>
<p> </p>
<p>İçeri girdik, odaya <strong>“u şeklinde”</strong> oturmuşlar. Tamamı da erkek… Biraz sonra “Hocaları” da geldi… Temiz giyimli, temiz yüzlü ve bizden bir-kaç yaş ancak büyük birisi… Hoca u şeklindeki oturma düzeninin tam ortasına oturdu… Sağ tarafını da sol tarafını da böylece çok rahat görebiliyordu…</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>&#62; TARİKAT ve CEMAATLERE GİRENLERİN<br />
   İŞLERİ NEDEN ve NASIL ARTIYOR!</strong></p>
<p> </p>
<p>Hoca <strong>“aramızda yeni arkadaşlar görüyorum, onun için önce bir tanışalım”</strong> dedi… İfadeyi “çoğul” kullandı ama “yeni arkadaş” sadece bendim! Karşımdaki sıranın en başında olan kişi kendini tanıtmaya başladı, sonra onun yanındaki, sonra onun yanındaki kendini tanıttı… Kendisini tanıtanlar <strong>“adım şu soyadım şu, şu işi yapıyorum, falan yerde de iş yerim var”</strong> diye tanıtıyordu… Ben buna bir anlam veremedim “neden bu kadar detaylı tanıtıyorlar kendilerini” diye… Sıra bana gelince beni oraya getiren arkadaşımın adını söyleyip “adım Murat falancanın arkadaşıyım” dedim ve sözü arkadaşıma bıraktım. Arkadaşım da aynen diğerleri gibi <strong>“adım şu soyadım şu, şu işi yapıyorum ve işyerim de falan yerde”</strong> diye uzuuun bir tanıtım yaptı… <strong>Sonradan öğrendim ki, bunlar bu şekilde kendilerini, işlerini ve işyerilerini tanıtıyorlar ve de birbirlerinden alış-veriş ediyorlar… Aynı malı bir başkası da satsa ona değil, toplantılarına katılanların işyerinden alış-verişi yapıyorlar. Hani bu tarikat ve cemaatlere girenler “falan tarikat ve cemaate girdim Allah’ın izni ile işlerim birden arttı” diyorlar ya, işte hikmeti bu&#8230; Yani “birbirlerinden alış-veriş etmeleri”…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>&#62; NURCU HOCA’DAN YATAĞANBABA’YA: <br />
   BİLGİNİZDEN FAYDALANMAK İSTERİZ!</strong></p>
<p> </p>
<p>Sonra Hocaları önüne bir kitap açtı, okuyup okuyup anlattı, okuyup okuyup anlattı… Okuyup-anlattığı kitap <strong>Said Nursi’nin Kitabı</strong>… Sonra anlatmayı bitirdi ve <strong>çay molası</strong> verildi… Hoca anlatırken arkadaşım sürekli olarak diğerlerine çaktırmadan belli aralıklarla bacağımı cimdikliyor ve <strong>“sakın ses çıkarma”</strong> demeye devam ediyordu… Hoca anlatırken de mola verildiğinde de odadaki 22-23 kişi sürekli olarak bana bakıyordu… Hepsi bana bakarken ben de onlara baktığımda ise gözlerini kaçırıyorlar sağlarına-sollarına ve önlerine-tavana bakmaya başlıyorlardı… Bu böyle olunca Hocalar’ı mecburiyetten bana döndü ve çay molasında şunu söyledi: <strong>“Murat Bey, sizin “kitaplarınız” var değil mi? </strong>“Evet” dedim! Hocaları devam etti <strong>“bildiklerinizden faydalanmak isteriz…”</strong></p>
<p> </p>
<p>Odadakilerin ve Hocaları’nın ilgisi tamamen benim üstüme odaklanınca ve de Hocalar’ı “bilginizden faydalanmak isteriz” deyince, arabada, apartmana çıkarken ve de Hoca konuşurken sürekli bacağımı cimdikleyip “sakın Hoca’ya ses çıkarma” diye kulağıma fısıldayıp-duran arkadaşım, birden bire yüksek bir sesle ve de hafiften kasılarak <strong>“zaten ben de Murat Bey’i bunun için davet ettim, kendisi bu konularda çok araştıran ve çok farklı boyutlardan konulara yaklaşan çok bilgili bir arkadaşımızdır”</strong> dedi… Arkadaşıma “ulan hıyar, iki saattir ‘konuşma’ diye cimdikleye cimdikleye bacağımı morartan sen değil misin” der gibi baktım, “caktırma” der gibi bana ve Hocası’na gülümsedi…</p>
<p> </p>
<p>Hocaları’na “peki” dedim ve başladım “bilgimi paylaşmaya”…</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>&#62; BESMELE KUR’AN’IN 114 DEĞİL,<br />
   113 SURESİ’NİN BAŞINDA VAR!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Benimle konuşup-sohbet edenler bilirler, <strong>konulara sürekli tersten girer ve kriz çıkartırım</strong>, böylece dinleyenlerin tamamı konsantre olmuş şekilde dinler ve konuyu takip ederler… Bu toplatıya ilk defa katıldığımdan <strong>“Said Nursi yanlış yazmış”</strong> demedim, nezakete uymayacak, onun yerine <strong>“bu kitap yanlış yazıyor”</strong> dedim… Odada “buz gibi bir hava” esti… Araya kimsenin girmesine izin vermeden devam ettim… Hocaları’na dedim ki, <strong>“siz az önce bu kitabı okurken, ‘besmele Kur’an’daki 114 surenin başına konmak suretiyle’ mealinde bir yer okudunuz, orayı açın ve tekrar okuyun herkes duysun”</strong> dedim, Hocaları açtı ve okudu, okuduğu bölümün orijinal metni şöyleydi:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ey insan! Bil ki, o rahmetin arşına yetişmek için bir mi&#8217;rac var. O mi&#8217;rac ise, &#8220;Bismillahirrahmanirrahim&#8221;dir. Ve bu mi&#8217;rac ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamak istersen, <span style="text-decoration:underline;">Kur&#8217;ân-ı Mu&#8217;cizü&#8217;l-Beyânın yüz on dört sûrelerinin başlarına</span> ve hem bütün mübârek kitapların ibtidâlarına ve umum mübârek işlerin mebde&#8217;lerine bak.</strong></p>
<p> </p>
<p>Hocaları söylemedi, ordakiler de sormadı ama bu ifade Said Nursi’nin <strong>“14.Lema’sının ikinci kısmı”</strong>nda geçiyor…</p>
<p> </p>
<p>Dedim ki, <strong>“Besmele, bu kitapta yazdığı gibi Kur’an-ı Kerim’deki 114 Sure’nin değil, 113 Sure’nin başında var, ‘Tevbe Suresi’nin başanda ise yok”…</strong> Odadan çıt çıkmadı… Orada toplananlardan bir ses çıkması zaten mümkün değil, hepsi de bu konulara yabancı, işinde-gücünde esnaflar… Hocaları da benden böyle bir <strong>“datay hakkında itiraz” beklemediğinden</strong> hiçbir şey diyemedi. Ama öyleydi, <strong>“Besmele” Kitabımız Kur’an’ın 114 Suresi’nin başında yok 113 Suresi’nin başında var…</strong> Yani bu budur, Said Nursi “yanlış” yazmış veya “yanlış” biliyor…</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>&#62; “RAHMAN” ve “RAHİM” NE DEMEK?!</strong></p>
<p> </p>
<p>Said Nursi, kitabında bu “Besmele”yi anlatırken, yanlışı sadece bu “sayı”da değil “anlatımda” da yapıyor… Hocaları Said Nursi’nin bu kitabından okuyup Besmele’yi anlatırken, besmele kelimesinin yani “<a href="http://www.fussilet.com/bismillahirrahmanirrahim-t2094.0.html"><strong>Bismillahir</strong><strong>rahman</strong><strong>ir</strong><strong>rahim</strong></a>”in içinde geçen “Rahman” ve “Rahim”in ne demek olduğunu da okuyup-anlattı ve şunları söyledi:</p>
<p> </p>
<p>Allah’ın <strong>“Rahman”</strong> sıfatı / adı, “kendisine inansın veya inanmasın, dünyada yarattığı bütün insanlara” rızık vermesi, <strong>“Rahim”</strong> sıfatı / adı ise “ahirette sadece Müslümanlar’a merhamet etmesi”…</p>
<p> </p>
<p>Ben buna da karşı çıktım ve <strong>“bu kitap bu konuda da yanlış yazıyor”</strong> dedim ve anlattım:</p>
<p> </p>
<p><strong>Ben Denizli’nin Yatağan Kasabası’nda doğdum. Baktım Annem Müslüman, Babam Müslüman, Amcam Müslüman, Halam Müslüman, Mahallem Müslüman, Köyüm Müslüman, İlçem Müslüman, Şehrim Müslüman, “ben de” Müslüman oldum!!!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ötekisi Almanya’nın Stuttgart Şehri’nde doğdu. Baktı Annesi Hristiyan, Babası Hristiyan, Amcası Hristiyan, Halası Hristiyan, Mahallesi Hristiyan, Köyü Hristiyan, İlçesi Hristiyan, Şehri Hrisityan “o da” Hristiyan oldu…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Siz bırakın bir insanın doğduğu yerin “Dini’ni belirlemesi”ni, “Mezhebi’ni bile” belirliyor. Meselâ bizim buralarda doğanlar daha çok Sünni oluyor, doğuya doğru gittin mi orada Alevi ve Şii oluyor… Aynı şekilde Almanya’nın bir yerinde doğanlar daha çok Ortodoks oluyor, falan yerinde doğanlarsa daha çok Katolik oluyor… Yani kimsenin bir şeyi bilip de veya seçip de yaptığı falan yok. “İçinde yaşadığı toplum”, o toplumda doğanların inancını da doğrudan etkiliyor… Neticede ne oluyor? Türkiye’de doğan da Almanya’da doğan da, Dini ve / veya Mezhebi farklı olsa da “Allah’a inanıyor”… Ölçü de zaten budur “Allah’a inanmak”…</strong></p>
<p> </p>
<p>Onun için bu “Rahman”ı bu kitaptan okuyup-anlattığınız gibi “dünyada yarattığı bütün insanlara” diye anlayıp-anlatabiliriz ama Allah’ın “Rahim” sıfıtını “öbür dünyada Müslümanlar’a” diye anlayıp-anlatamayız… “Rahim” sıfatı için şunu demek lazım: <strong>Öbür dünyada “İnananlar’a”…</strong></p>
<p> </p>
<p>“Müslümanlar’a” derseniz bu Allah’ın “Rahim” sıfatını mengeneye sokmak / kucağını daraltmak olur! “Müslümanlar’a” değil, “İnananlar’a” olacak doğrusu… <strong>“İnananlar” dediğinizde</strong> ise içine sadece Müslümanlar girmez, <strong>Yahudiler ve Hristiyanlar da girer!</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>&#62; BAKARA SURESİ 62.AYET ALLAH’IN<br />
   “RAHİM” SIFATI’NI AÇIKLIYOR: </strong></p>
<p> </p>
<p>Allah’ın “Rahim” sıfatının / adının, “bu kitapta yazdığı gibi” değil de “benim dediğim gibi” anlam taşıdığının delili ise şu ayettir:</p>
<p> </p>
<p><strong>Şüphesiz inananlar; yahudiler, hıristiyanlar ve sabiiler(den) Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükafat vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.</strong> (Prof.Dr.Süleyman Ateş Tercümesi / Bakara Suresi 62.Ayeti / <a href="http://www.kuranmeali.com/">www.kuranmeali.com</a>)</p>
<p> </p>
<p>Kur’an Ayeti böyleyken, siz bu Millet’e “Allah’ın Rahim sıfatı öbür dünyada sadece Müslümanlara’dır” diyemezsiniz, “İnananlara” diyebilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>&#62; SAİD NURSİ’NİN ADI YANLIŞ YAZILIP-SÖYLENİYOR!</strong></p>
<p> </p>
<p>Said Nursi’den söz açmışken, bir de artık iyice yaygınlaşan bir hatadan bahsedelim. Dikkat etmişsinizdir, adını söylerken genellikle “SAİDİ NURSİ” diye yazlır ve söylenir. Oysa ki bu “Dil açısından” doğru değildir. Adı iki şekilde yazılabilir:</p>
<p> </p>
<p>Ya “Said Nursi”,</p>
<p> </p>
<p>Ya da “Saidi Nurs”…</p>
<p> </p>
<p>Çünkü oradaki “i” harfi, “oralı / oraya bağlı” anlamındadır. Said Nurs”i” de, “Nurslu Said” demektir! Nurs, Bitlis’in Hizan İlçesi’ne bağlı bir “köy”ün adıdır. Onun için “i” harfini her iki kelimenin sonuna da koyarsanız biraz komik ve de Dil açısından yanlış oluyor…</p>
<p> </p>
<p>Aynı şekilde Cüneyd Bağdadi dediğimizde “Bağdatlı Cüneyt” demektir. “Cüneyd Bağdadi” diye yazmak gerekir “Cüneyd-i Bağdadi” yanlış oluyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>&#62; SAİD NURSİ’YE SÖVMEK YANLIŞTIR!</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Özellikle internette Said Nursi’ye çok ağır küfür ve ithamlar okuyorum.</strong> Bu beni üzüyor. Said Nursi ile ilgili bir konuda “olumlu” görüş belirttim diye bu küfürler bana da edildi bir yerde. Belki onu başka bir yazımın konusu yaparım. Benim burada Said Nursi taraftarlarına ve Said Nursi karşıtlarına söyleyeceğim şudur:</p>
<p> </p>
<p>İşi abartmayın… Sevenleri <strong>“Said Nursi söylediklerini kendisi söylemiyordu”</strong> diyerek, yani “Said Nursi’nin söylediklerini ona Allah yazdırdı” diyerek Said Nursi’yi putlaştırarak putperestliğe düşmeyin… Karşıtları da her adı geçtiği yerde yok <strong>“Kürtçü”</strong> yok <strong>“Vatan haini”</strong> deyip-durmayın… Kendinize gelin!</p>
<p> </p>
<p>Yapabileceğiniz ve haddiniz olan şey belli: Bu adamın koca bir “Risale-i Nur Külliyatı” var. <strong>Said Nursi’yi bağlayan bu</strong>dur! <strong>Eleştirecekseniz <span style="text-decoration:underline;">benim gibi</span> eleştirirsiniz.</strong> Dersiniz ki <strong>“Said Nursi’nin Risalesi’nin şurasında şöyle yazıyor ama bunun aslı budur”</strong>… Karşı görüşünüzü ve delilinizi ortaya koyarsınız. Bakın ben yukarıda “sayı” ve “Ayet” delilimi ortaya koydum… Bu <strong>bu kadar basit</strong>tir.</p>
<p> </p>
<p>Yoksa, <strong>Said Nursi’nin Padişahlar’la ve de Atatürk’le ilişkisi hakkında piyasada tonla rivayet ve dedikodu</strong> var. Bunları baz alarak “övmek” veya “sövmek” adamlık değil ahmaklıktır. Dün akşamki <strong>“Teke Tek Özel”</strong>de, Tarihçi <strong>Prof.Dr.İlber Ortaylı ve de Murat Bardakçı, “Said Nursi’nin Atatürk’e şunu şöyle yap şunu şöyle yapma dediği” iddialarının tamemen uydurma olduğu söylendi…</strong> Onun için diyorum, Said Nursi’yi bağlayan “kitabında yazdıkları”dır, onu sevenlerin şişirdikçe şişirmeleri, onu sevmeyenlerin ise yerdikçe yermeleri <strong>Said Nursi’yi bağlamaz</strong>…</p>
<p> </p>
<p><strong>Onun için sevgiyi abartıp putperesliğin, öfkeyi abartıp ahmaklığın alemi yok!</strong> Adam gibi durun!</p>
<p> </p>
<p>Said Nursi’ye sövmeyen fakat aynı zamanda da abartmayan Yazar Yatağanbaba olarak <strong>“Besmele’nin Kur’an’ın 114 Suresi’nin değil 113 Suresi’nin başında geçtiği”, “Rahim sıfıtının ‘sadece Müslümanlar’a değil ‘sadece İnananlar’a olduğu”</strong> ve de <strong>“adı yazılırken ‘i’nin bir yerde kullanılması, ‘Said-i Nursi’ şeklinde değil ‘Said Nursi’ şeklinde yazılması gerektiği konularında”</strong> diyeceklerim ve <strong>“duruş”</strong>um budur.</p>
<p> </p>
<p>Aziz Milletimiz’e <strong><em>“delillerime bile bakmadan ve de otomatiğe bağlanmış gibi ‘vay Yatağanbaba da kim oluyor da kooskooca Said Nursi’yi eleştirmeye kalkıyor’ diyerek bana küfür ve hakaret etmeye kalkacak Nurcu bozuntularına, o küfür ve hakaretlerini 5 misliyle iade edeceğimi hatta şimdiden ettiğimi hatırlatarak”</em></strong> saygıyla duyuruyorum!</p>
<p>.</p>
<p><img src="http://kupur9.sitemynet.com/mynet_resimlerim/dsc_0342_kopie465_kopie.jpg" border="0" alt="dsc_0342_kopie465_kopie.jpg" width="465" height="139" /></p>
<p>.</p>
<p>.</p>
<p>REİTİNG:</p>
<p>.</p>
<p><img src="http://kupur9.sitemynet.com/mynet_resimlerim/int_g_n_4_kopie4.jpg" border="0" alt="int_g_n_4_kopie4.jpg" width="500" height="312" /></p>
<p>.</p>
<p>.</p>
<p>YAYIN TARİHLERİ:</p>
<p>.</p>
<p><img src="http://kupur9.sitemynet.com/mynet_resimlerim/s_reyya_abi_470.jpg" border="0" alt="s_reyya_abi_470.jpg" width="470" height="348" /></p>
<p>.</p>
<p><img src="http://kupur9.sitemynet.com/mynet_resimlerim/int_said_nursi_470.jpg" border="0" alt="int_said_nursi_470.jpg" width="470" height="335" /></p>
<p>.</p>
<p><img src="http://kupur9.sitemynet.com/mynet_resimlerim/sb_sa_d_470.jpg" border="0" alt="sb_sa_d_470.jpg" width="470" height="355" /></p>
<p>.</p>
<p><img src="http://kupur9.sitemynet.com/mynet_resimlerim/yha_sa_d_470.jpg" border="0" alt="yha_sa_d_470.jpg" width="470" height="332" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Said Nursi 
Hayat, kesrette bir cesit  ... ]]></title>
<link>http://hayatnedir.wordpress.com/2009/10/09/said-nursi-hayat-kesrette-bir-cesit/</link>
<pubDate>Fri, 09 Oct 2009 19:41:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>atifunaldi</dc:creator>
<guid>http://hayatnedir.wordpress.com/2009/10/09/said-nursi-hayat-kesrette-bir-cesit/</guid>
<description><![CDATA[Said Nursi Hayat, kesrette bir cesit tecell-i vahdettir.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p> Said Nursi<br />
Hayat, kesrette bir cesit tecell-i vahdettir.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fethullahçı Gladyo Belgeseli - En Geniş Kapsamlı Ergenekon Belgeseli]]></title>
<link>http://gizlibelge.wordpress.com/2009/10/02/fethullahci-gladyo-belgeseli-en-genis-kapsamli-ergenekon-belgeseli/</link>
<pubDate>Fri, 02 Oct 2009 19:18:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>gizlibelge</dc:creator>
<guid>http://gizlibelge.wordpress.com/2009/10/02/fethullahci-gladyo-belgeseli-en-genis-kapsamli-ergenekon-belgeseli/</guid>
<description><![CDATA[Fethullahçı Gladyo Belgeseli 1. Bölüm *Belgeler, isimler ve olaylar arasındaki bağlar&#8230; *Şemdin]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h2><span style="color:#ff0000;">Fethullahçı Gladyo Belgeseli 1. Bölüm</span></h2>
<p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=-3435793959134836975'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=-3435793959134836975'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<h3>*Belgeler, isimler ve olaylar arasındaki bağlar&#8230;</h3>
<h3>*Şemdinli&#8217;den başlayan olaylar zincirinde, yaşananlara ışık tutan çok</h3>
<h3>önemli ayrıntılar&#8230;</h3>
<h3>*Ergenekon tertibinde karanlıkta kalanlar ve merak adilenler&#8230;</h3>
<h3>*Ergenekon tertibiyle ilgili hazırlanan en kapsamlı çalışma.</h3>
<p><!--more--></p>
<h3>Erol Bilbilik</h3>
<h3>Hikmet Çetinkaya</h3>
<h3>M. Bedri Gültekin</h3>
<h3>Av. Ceyhan Mumcu</h3>
<h3>Av. Emcet Olcaytu</h3>
<h3>Dr. Doğu Perinçek</h3>
<h3>Adil Serdar Saçan</h3>
<h3>Erdal Sarızeybek</h3>
<h3>Vural Savaş  anlatımlarıyla.</h3>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin hayatı Belgeseli, izlemek için tıklayınız...]]></title>
<link>http://haciata2.wordpress.com/2009/10/01/bediuzzaman-said-nursi-hazretlerinin-hayati-belgeseli-izlemek-icin-tiklayiniz/</link>
<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 13:30:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>HacıAta</dc:creator>
<guid>http://haciata2.wordpress.com/2009/10/01/bediuzzaman-said-nursi-hazretlerinin-hayati-belgeseli-izlemek-icin-tiklayiniz/</guid>
<description><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin hayatı Belgeseli. İzlemek için tıklayınız&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin hayatı Belgeseli. İzlemek için tıklayınız&#8230;]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tahliller]]></title>
<link>http://besireymen.wordpress.com/2009/10/01/tahliller/</link>
<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 11:52:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>Beşir Eymen</dc:creator>
<guid>http://besireymen.wordpress.com/2009/10/01/tahliller/</guid>
<description><![CDATA[Uzun bir ayrılıktan sonra, belki yirmi yedi, yirmi sekiz sene oldu Üstadı görmeyeli. Onu görmek, müb]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Uzun bir ayrılıktan sonra, belki yirmi yedi, yirmi sekiz sene oldu Üstadı görmeyeli. Onu görmek, müb]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SERDAR BAYRAM: Kur'an ve UFO (5.Baskı)]]></title>
<link>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/09/30/serdar-bayram-kuran-ve-ufo-5-baski/</link>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2009 17:45:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>yataganbabayha</dc:creator>
<guid>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/09/30/serdar-bayram-kuran-ve-ufo-5-baski/</guid>
<description><![CDATA[     Yazar Yatağanbaba Eylül 2005′te yazdığı ve Şubat 2006′da yayınladığı “Kur’an ve Ufo” adlı makal]]></description>
<content:encoded><![CDATA[     Yazar Yatağanbaba Eylül 2005′te yazdığı ve Şubat 2006′da yayınladığı “Kur’an ve Ufo” adlı makal]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YHA: Kur'an ve Ufo (3.Baskı)]]></title>
<link>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/09/28/yha-kuran-ve-ufo-3-baski/</link>
<pubDate>Mon, 28 Sep 2009 16:19:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>yataganbabayha</dc:creator>
<guid>http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/09/28/yha-kuran-ve-ufo-3-baski/</guid>
<description><![CDATA[     Yazar Yatağanbaba Eylül 2005&#8242;te yazdığı ve Şubat 2006&#8242;da yayınladığı &#8220;Kur]]></description>
<content:encoded><![CDATA[     Yazar Yatağanbaba Eylül 2005&#8242;te yazdığı ve Şubat 2006&#8242;da yayınladığı &#8220;Kur]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Rabbit-Hearted Girl]]></title>
<link>http://runningmuslimah.wordpress.com/2009/09/28/rabbit-hearted-girl/</link>
<pubDate>Mon, 28 Sep 2009 06:28:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>runningmuslimah</dc:creator>
<guid>http://runningmuslimah.wordpress.com/2009/09/28/rabbit-hearted-girl/</guid>
<description><![CDATA[Well, I&#8217;ve been avoiding writing an entry for a few days, but judging by how many emo updates ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Well, I&#8217;ve been avoiding writing an entry for a few days, but judging by how many emo updates I keep making on Facebook it seems I&#8217;m itching for a good soul-spill.</p>
<p>I feel&#8230;completely gripped by inertia. Everyday is just the same exact routine. I don&#8217;t feel any motivation to take the extra step outside of school, work, coming home, and dragging myself out of bed the next day to do it all over again. I really disappointed myself this Ramadan and I feel like I&#8217;m almost trying to punish myself for it.</p>
<p>Insha Allah I hope this trip to Baltimore for <a href="http://www.ilmfest.com/">IlmFest</a> gives me that change in routine I need. I am leaving my laptop here. This is the main thing for me, I need to get rid of this laptop! I cleaned my room from top to bottom yesterday and was trying to study with my actual, physical, non-radiation-emitting textbook and I couldn&#8217;t sit still because I wanted to get back online. It was unsettling to experience the confines of the four walls of my room and suddenly be aware of everything &#8220;out there.&#8221; With the internet I forget that there&#8217;s a world right outside my door. That&#8217;s what is so scary, when I get caught up in a funk, I just lose myself online on Facebook or watching re-runs of Supernatural or Grey&#8217;s Anatomy or some other stupid show and don&#8217;t even think about &#8220;going outside&#8221; physically. My body decays while my mind is somewhere else and I hate it and I need to do something about it. This laptop gotta go. I can&#8217;t start living until it&#8217;s gone. I honestly don&#8217;t use it for schoolwork, just Facebook and writing these entries. All I need is a USB drive and I&#8217;m good to go. I have plenty of access at school and work to computer workstations, all with internet access. I don&#8217;t need a laptop at home and I would frankly be much better off.</p>
<p>I was scanning the spines of the books in the living room, hoping something would catch my eye to give me some inspiration to get out of this funk, and a tiny volume caught my eye. <em>Message for the Sick. </em>The title could barely fit on the spine, it&#8217;s such a skinny, tiny volume. It&#8217;s by <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Said_Nurs%C3%AE">Said Nursi</a>.</p>
<p>The first page begins as such:<em> </em></p>
<blockquote><p><em>The Twenty-Fifth Flash</em></p>
<p><strong>Message for the Sick</strong></p>
<p>[This treatise consists of Twenty-Five Remedies. It was written as a salve, a solace, and a prescription for the sick, and as a visit to the sick and a wish for their speedy recovery.]</p>
<p><strong>Warning and Apology</strong></p>
<p>This immaterial prescription was written with a speed greater than all my other writings, and so too since time could not be found in which to correct and study it, unlike all the others, it was read only once&#8211;and that at great speed like it&#8217;s composition. That is to say, it has remained in a disordered state like the first draft, I did not consider it necessary to go over carefully the things which had occurred to me in a natural manner, lest they be spoilt by arranging them and paying them undue attention. Readers and especially the sick should not feel upset and offended at any disagreeable expressions or harsh words and phrases; let them rather pray for me.</p>
<p><strong>In the name of God, the Merciful, the Compassionate.</strong></p>
<p>Those who say when afflicted by calamity: &#8220;To God do we belong and to Him is our return.&#8221; (Quran 2:156) Who gives me food and drink, and when I am ill it is He Who cures me. (Quran 26: 79-80)</p>
<p>In this Flash, we describe briefly Twenty-Five Remedies which may offer true consolation and a beneficial cure for the sick and those struck by disaster, who form one tenth of mankind.</p>
<p><strong>First Remedy</strong></p>
<p>Unhappy sick person! Do not be anxious, have patience! Your illness is not a malady for you; it is a sort of cure. For life departs like capital. If it yields no fruits, it is wasted. And if it passes in ease and heedlessness, it passes most swiftly. Illness makes that capital of yours yield huge profits. Moreover, it does not allow your life to pass quickly, it restrains it and lengthens it, so that it will depart after yielding its fruits. An indication that your life is lengthened through illness is the following much repeated proverb: &#8220;The times of calamity are long, the times of happiness, most short.&#8221;</p></blockquote>
<p>It&#8217;s a beautiful treatise. Said Nursi wrote it in 4 1/2 hours. <em>Four and a half hours.</em> In the same amount of time that I spent on a TV marathon on a Sunday afternoon, less than a century ago this great scholar wrote a beautiful handbook on how to cure sickness, both of the body and the soul. Not only that, he apologizes for its &#8220;disordered state&#8221; and implores that &#8220;readers and especially the sick should not feel upset and offended at any disagreeable expressions or harsh words and phrases; let them rather pray for me.&#8221; <em>Let them rather pray for me.</em></p>
<p>My throat tightened when I read that. It&#8217;s truly a beautiful thing, and each of the Twenty-Five remedies are taken from what Islam teaches us about dealing with trial and calamity. I wish I could write each one, but I wrote out the first one, and I think everyone should read it.</p>
<p>I&#8217;ve been feeling out of sorts because every time I lay my head down at night I can&#8217;t think of one thing that I did today that made a difference, to myself or anyone around me. Each day feels like a carbon copy of the next and the one that came before. I feel trapped in a forward motion that can&#8217;t be stopped. I want to throw a monkey wrench into the guts of this&#8230;this&#8230;this MACHINE my life is and scream and stamp my foot and say WAIT, just WAIT one everloving <em>second.</em> I want to take back the pieces of my life that I gave up. I want to get my priorities straight. I want to be able to look at the calendar and not raise an eyebrow that it&#8217;s only a few days until October when the last time I checked, we just started September. I can&#8217;t keep track of what MONTH it is anymore and I&#8217;m pretty sure we&#8217;re approaching the point where we forget what YEAR it is, that&#8217;s how insignificant it will be.</p>
<p>I wasted my time today watched re-runs of <em>Supernatural</em>. I tried to watch it when it first premiered a few years back, but the chest-bumping all-American corn-fed heroes laying waste to the monster-of-the-week and getting the damsel-in-distress shtick got tired real fast. Recently they mixed the formula up by introducing this epic storyline involving the apocalyse and an imminent war between demons and angels. The whole concept is blasphemous of course, but I wanted to see how they dealt with the concept of angels and okay, fine, I&#8217;ll admit it: <a href="http://i22.photobucket.com/albums/b339/ichbineinei/Misha-Collins-Castiel-supernatural-.jpg">Misha Collins</a> is really, really hot. The show mainly feeds into the Judeo-Christian aspect of angels, and the only things similar to the Islamic concept of angels are the broader strokes, like angels are made of light, true form usually cannot be seen by humans, but they can appear in the form of mankind, messengers of God, no free will. (The last bit is somewhat sketchy.) I can see why those are the only similarities, because from a dramatic standpoint the Islamic concept of angels is really, really non-conducive to good TV. We don&#8217;t have the concept of the &#8220;fallen angel&#8221; because it is contradictory to the basic nature of angels. God created the angels to be 100% obedient to Him. Angels cannot disobey God, and thus, cannot &#8220;fall from Grace.&#8221; The struggles that Castiel&#8211;this so-called angel&#8211;faces, from the episodes that I&#8217;ve seen anyway, show the blatant disregard for this fact of obedience. He talks about &#8220;not knowing what is wrong or right anymore&#8221; and that he has &#8220;doubts,&#8221; etc. (Yes, yes, I know, why watch a stupid television show about magic and blasphemous angels to begin with, let&#8217;s pretend we had this conversation already.)</p>
<p>In my mind, I&#8217;m writing fanfiction, but everything inevitably leads to Dean taking his Shahada and in my mind Castiel morphs into a being more similar in character to Al-Khidr, the Green One. I keep rewriting all the scenes in my mind to make sense Islamically, like when Dean unloads this on Castiel:</p>
<blockquote><p><strong>Dean</strong>: &#8220;I thought angels were supposed to be guardians. Fluffy wings, halos&#8230; you know, Michael Landon. Not dicks.&#8221;<br />
<strong>Castiel</strong>: &#8220;Read the Bible. Angels are warriors of God. I&#8217;m a soldier.&#8221;<br />
<strong>Dean</strong>: &#8220;Well why didn&#8217;t you fight?&#8221;<br />
<strong>Castiel</strong>: &#8220;I&#8217;m not here to perch on your shoulder. We had larger concerns.&#8221;<br />
<strong>Dean</strong>: &#8220;Concerns? There are people gettin&#8217; torn to shreds down here! And by the way, while all this is going on, where the hell is your boss, huh? If there is a God.&#8221;<br />
<strong>Castiel</strong>: &#8220;There&#8217;s a God.&#8221;<br />
<strong>Dean</strong>: &#8220;Well I&#8217;m not convinced. &#8216;Cause if there is a God, what the hell is he waiting for? Genocide? Monsters roaming the Earth? The freakin&#8217; Apocalypse? At what point does he lift a damn finger and help the poor bastards that are stuck down here?&#8221;<br />
<strong>Castiel</strong>: &#8220;The Lord works&#8230;&#8221;<br />
<strong>Dean</strong>: &#8220;If you say &#8216;in mysterious ways&#8217;, so help me I will kick your ass.&#8221;</p></blockquote>
<p>In my mind, Castiel quotes the Quran instead, <em>&#8220;Be sure We shall test you with something of fear and hunger, some loss in goods, lives, and the fruits of your toil. But give glad tidings to those who patiently persevere. Those who say, when afflicted with calamity, &#8216;To God we belong, and to Him is our return.&#8217; They are those on whom descend blessings from their Lord, and mercy. They are the ones who receive guidance.&#8221;</em> (2:155-157)</p>
<p>I keep trying and failing to take something beautiful and perfect and crush it into the confines of this shoddy, man-made hole of an inferior television show because I see a spark of something beautiful there that I recognize. The sad thing, though, is that I think a lot of people are lapping up this new twist in the storyline like a little religion, simply because of that little spark, and it&#8217;s all they have. They don&#8217;t have the rich tapestry of Islam to fall back on, to recognize the holes and gaps for what they are.</p>
<p>Things I like:</p>
<ul>
<li> Castiel&#8217;s <em>hazm.</em> His whole demeanor completely embodies the concept of &#8220;If you knew what I know, you would weep much and laugh little.&#8221;</li>
<li> Anytime anyone, anywhere, mentions the existence of God.</li>
<li>Misha Collin&#8217;s amazing bone structure</li>
<li>The family dynamic</li>
</ul>
<p>Things I don&#8217;t like:</p>
<ul>
<li>Perving on Misha Collins&#8217; bone structure</li>
<li> Angels as fallible beings, angels acting like humans, reducing angels to human terms, etc</li>
<li> Any references to humans being &#8220;God&#8217;s children&#8221; or &#8220;made in His image&#8221;</li>
<li> Any reference to Sihr (magic), so basically, everything else about the show</li>
<li> &#8220;Finding God.&#8221; Where did He go to begin with? Where does the one who created the heavens and the earth and everything in between &#8220;go?&#8221;</li>
<li> Castiel getting &#8220;cut off from much of heaven&#8217;s power&#8221;</li>
<li> The meandering road that seems to be forming of Castiel as &#8220;semi-fallen angel.&#8221; Also, <em>Dean</em>, Castiel tells you he wants to sit here quietly and contemplate and you take him to a whorehouse and make him drink beer? WTH? WTH? He just got back from Jerusalem, man. Take him to the masjid or something. Oh wait, I forgot, I don&#8217;t write this show, and in the end it&#8217;s just a stupid TV show.</li>
</ul>
<p>Man, I wish <em>I</em> wrote this show.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[uhuvvet risalesi]]></title>
<link>http://hucurat.wordpress.com/2009/09/26/uhuvvet-risalesi/</link>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2009 07:52:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>hasanzeyl</dc:creator>
<guid>http://hucurat.wordpress.com/2009/09/26/uhuvvet-risalesi/</guid>
<description><![CDATA[YİRMİ İKİNCİ MEKTUP -1- Şu Mektup iki mebhastır. Birinci Mebhas, ehl-i imanı uhuvvete ve muhabbete d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[YİRMİ İKİNCİ MEKTUP -1- Şu Mektup iki mebhastır. Birinci Mebhas, ehl-i imanı uhuvvete ve muhabbete d]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[said nursi hzlerinin hayatı]]></title>
<link>http://tanyurd.wordpress.com/2009/09/20/said-nursi-hzlerinin-hayati/</link>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 20:57:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>tanyurd</dc:creator>
<guid>http://tanyurd.wordpress.com/2009/09/20/said-nursi-hzlerinin-hayati/</guid>
<description><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi,1873 te Bitlis in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><img class="alignright" src="http://www.resimcity.com/data/media/136/www.resimcity.com_bediuzzaman_said_nursi.jpg" alt="" width="231" height="268" />Bediüzzaman Said Nursi,1873 te Bitlis in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu. Babasının adı Mirza,annesinin </span></span><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Nuriyedir.Ağabeyi Molla Abdullah&#8217;ın ilim tahsil etmesinin kendisine kazandırdığı itibara imrenerek 9 yaşında Tağ köyünde Muhammet Emin Efendi&#8217;nin medresesinde(alttaki resim) öğrenime başladıysa da çok geçmeden Nurs&#8217;a döndü ve haftada bir gün gelen ağabeyinden temel bilgileri öğrenmekle tahsilini devam ettirdi. Öğreniminin en verimli safhası, 15 yaşındayken 1888&#8242;de Muhammet celalî&#8217;den ders aldığı üç aylık devredir. O zattan Molla Cami&#8217;den nihayete kadar, ortalama on yılda okutulan bütün metinleri üç ayda okuyup diploma aldı. Kitaplardan sadece anahtar bilgileri öğreniyordu.alet ilimlerini kapsayan bu Öğrenimin ardından,sıcaktan kavrulmuş toprağın suyu yutması gibi temel ilimlere yöneldi. Usûl&#8217;den Cem&#8217;ül-cevâmi, Kelâm&#8217;dan Şerhül-Mevâkıf gibi ağır metinlerden günde ortalama iki yüz sayfalık bir kısmı anlayarak okuyordu.Bu sıralarda Şirvandaki ağabeyinin yanına gittiğinde icâzet aldığını söyleyince o inanmamış, sıkı bir sınamadan sonra küçük kardeşinin kendisini geçtiğini görerek talebelerinden gizlice ondan ders almaya başlamıştı.</span></span><span style="color:#ff0000;"> devamı için- -</span></strong><!--more--><br />
<strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/tagmedresesi1.jpg"><img class="alignleft" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/tagmedresesi1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a> Siirt&#8217;teMolla Fethullah da imtihan sonucunda durumunu tespit etmiş, yanında bulunduğu bir hafta içinde, günde bir-iki saatlik meşguliyetle Sübkî&#8217;nin Usûl-i Fıkh&#8217;a dair Cem&#8217;ül Cevâmi eserini ezberlediğini görünce &#8221;zeka ile hafıza kuvvetinin ifrat derecede bir kimsede bir araya gelmesi nadirdir&#8221; deyip hayretini belirtti ve kitabına şu cümleyi yazdı (Cem&#8217;ul Cevâmi Kitabının tamamını bir haftada ezberlemiştir.) sonunda ünü, Siirt, Bitlis gibi bölge valilerinin, O&#8217;nu korumaya mecbur kalacakları boyutlara vardı.</p>
<p></span></span><br />
</strong><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Tillo&#8217;da Kubbeyi Hasiye türbesinde inzivada Kamus&#8217;u Muhit&#8217;i ezberlerken bir gece Abdülkadir Geylâni&#8217;yi rüyasında görür. &#8221;Git Miran aşireti reisi Mustafa Paşa&#8217;yı hidâyete davet et; zulümden vazgeçip namaza, emr&#8217;i ma&#8217;rûfa başlasın der&#8221; Molla Said, derhal Miran aşiretine doğru Tillo&#8217;dan hareket eder. Büyük bir cesaretle tebliğini yapar. Paşa,onu öldürmeye kalkar fakat sonunda yola gelir. Bir süre Mardin&#8217;de ikamet eden Molla Said, çok genç yaşta içtimayî ve siyasî hadiselerle ilgilenmeye başlar. Kendisinden endişelenen Mardin mutasarrıfı onu, muhafızlarla kelepçeli olarak Bitlis Valiliğine sevk ettirir. Namaz kılmak için kelepçelerinin çözülmesini ister. Jandarmalar kabul etmeyince kendisi açar. Jandarmalar, bu hali keramet addedip hayretler içnde kalırlar; özür dileyip her türlü hizmete amade olduklarını söylerler. İleriki yıllarda Bediüzzaman&#8217;a; &#8221;kelepçeleri nasıl açtın?&#8221; diye sorulunca &#8221;Bende bilmiyorum, olsa olsa namazın kerametidir&#8221;diye cevap vermiştir. Bitlis&#8217;te vali ile bazı memurların<br />
içki alemi yaptıklarını öğrenince emr-i maruf yapar. Önce hiddetlenen vali, az<br />
sonra onu geri çağırtarak, &#8221;Herkesin bir üstadı vardır. Artık benim de üstadım<br />
sensin der.&#8221; Der. İşbu Vali Ömer Paşa ona sarayında yer ayırır, ısrarla iki<br />
sene misafir eder, kızı ile evlendirme isteğini Bediüzzaman kabul etmez. Birgün<br />
meşhur şeyhlerden Muhammet Küfrevî&#8217;nin kendisine bedua ettiğini işitince onu<br />
ziyaret eder. Küfrevi hazretleri kendisine iltifat edip teberrüken ders verir.<br />
Said&#8217;in bir hocadan okuduğu en son ders budur. Böylece o haberin asılsız olduğu<br />
da ortaya çıkmıştır. Van Valisi Hasan Paşa&#8217;nın daveti üzerine 1893&#8242;te 15 yıl<br />
sürecek olan Van ikametini başlar. Burada öğretim ve irşad hizmetini yaparken<br />
hükûmet görevlileri ve muallimlerle de temasta bulunur; geleneksel ve Kelâm<br />
ilminin, islam akâidini yeni dünya şartları karşısında açıklamaya yetmediği<br />
kanaatine vardı ve fen bilimlerini öğrenmeye koyuldu. Coğrafya, matematik,<br />
fizik,kimya, jeoloji, astronomi, biyoloji, tarih ve felsefe&#8217;ye dair kitapları, o<br />
ilimlerin uzmanlarıyla konuşacak derecede öğrendi. Molla Said, kendisine has bir<br />
öğretim usûlü geliştirdi. İlim ehli ona &#8221;Bediüzzaman&#8221; lakabını vererek değişik<br />
özelliklerini ifade etmek istediler. Bulunduğu ortamda yaşayan âlimlerden, şu<br />
yönlerde farklı bir tutumu vardı: 1-Maaş ve hediye kabul etmiyordu. 2-Kendisine<br />
sorulan tüm sorulara cevap verdiği halde ilim ehlinden hiç kimseye soru<br />
sormuyordu. 3-talebelerini da zekât ve hediye kabülünden men ediyordu. 4-<br />
Dünyada mücerred kalmak istiyor; ev,bark, eşya, aile kaydı altına girmiyordu.<br />
Günün birinde Vali Tahir Paşa, bir gazetedeki şu müthiş haberi gösterir:<br />
İngiltere Sömürgeler Başkanı Gladston, mecliste Kur&#8217;an&#8217;ı gösterip &#8221;müslümanları<br />
bu kitaptan uzaklaştımadıkça onlara tam hâkim olamayız.&#8221; Demiştir. Bu dehşetli<br />
haber, Bediüzzaman&#8217;ın şahikasına ulaşmış olan iman heyecanında dalgalanmalar<br />
meydana getirerek ; &#8221;Kur&#8217;an&#8217;ın sönmez ve söndürelemez mânevi bir güneş olduğunu<br />
Dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim! Der. Fen bilimleri adına Batı&#8217;dan<br />
gelecek dalâletlere karşı koymak üzere ideal edindiği üniversiteyi Van veya<br />
Diyarbakır&#8217;da açmak düşüncesiyle 1896&#8242;da İstanbula gider.Netice alamayınca aynı<br />
maksatla 1907 yılında İstanbul&#8217;a ikinci defa gitti.İstanbul Fatih semtindeki Şekerci Han&#8217;a yerleşir(alttaki resim.)</span></span><br />
</strong><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/sekercihan1.jpg"><img class="alignright" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/sekercihan1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a> Kısa zamanda İstanbul&#8217;da<br />
şöhreti yayıldı.Dinî ilimler alanında sorulan her soruya ikna edici cevaplar dair o zaman üniversit öğrencisi olup bizzat kendisine soru soran Hasan Fehmi Başol (Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi ve başkanı), Ali Himmet Berki (Yargıtay Başkanı) gibi- birçok şahid vardır.</span></span><br />
<span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Hilafet merkezinde siyasî temaslarla İslâm&#8217;ahizmeteden Bediüzzaman meydanlarda, kürsülerde sık sıgörünüyordu.meşrutiyetin ilanından sonra bazı arkadaşlarıyla İttihad-ı Muhammedî cemiyetini kurdu.Bütün müslümanları üyesi sayan bu cemiyet, hızlı bir gelişme kaydetti. Geldiği ileri sürülen &#8221;Hürriyet&#8221;in şer&#8217;î sınırlar çerçevesinde kalması için gayret gösteriyordu. Tanin, İkdam, Serbesti, Mizan, Şark ve Kürdistan,Volkan gibi çeşitli gazetelerde yazıyordu. Devrin siyasi şartları içerisinde ve kaygan siyaset zemininde,geleneksel saltanat idaresinin devamının zor olduğun düşünüyor,bundan dolayı meşrutî idareyi bir çare olarak görüyordu. &#8221;Eski hal muhal,ya yeni hal ya izmihlâl&#8221; diyordu.Said Halim Paşa, Babanzade Ahmet Naim,Filibeli Ahmet Hilmi, Mehmet Akif, Elmalılı M.Hamdi gibi birçok İslâmcı ilim ve fikir adamı da böyle düşünüyorlardı. Fakat çok geçmeden İttihat ve Terakki hükümetinin, daha çok menfi tesirler altına girdiğini görünce doğru bildiğini söylemekten geri durmamıştır. Bu arada 31 Mart hadisesi oldu; birçok hoca arasinda o da tutuklanıp idam istemiyle yargılandı. Sıkı Yönetim Mahkeme Başkanı Hurşit Paşa&#8217;nın:&#8221;Sende Şeriat istemisşin öyle mi?&#8221; sorusuna şu cevabı verdi: &#8221;Şeriatın bir hakikatına bin ruhum olsa feda etmeye hazırım.Zira Şeriat,sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir.Fakt ihtilalcilerin istediği gibi değil!&#8221; Kendisine yapılan ithamlara karşı yaptığı uzun savunma,daha sonra iki defa tab edilmiştir. Cesurca müdafaası neticesinde idam beklerken beraat etti. Mahkeme heyetine teşekkür etmeksizin mahkemeden çıktı. Beyazıd&#8217;dan sultanahmed&#8217;e kadar kendini izleyen bir halk kitlesi önünde &#8221;Zalimler için yaşasın cehennem!&#8221; nidasıyla ilerledi. İsyan eden sekiz taburu itaate sevk ettiği sabit olunca Sıkı Yönetim Mahkemesi, onun isyana katılmadığını anlamış ve beraat ettirmişti. bu olaydan sonra İstanbul&#8217;da fazla kalmaz, 1910 yılında Van&#8217;a gitmek üzere İstanbul&#8217;dan ayrılır, Batum yoluyla Van&#8217;a giderken Tiflis&#8217;e uğrar. Tiflis&#8217;te Şeyh San&#8217;an tepesinde bir Rus polisiyle ilginç bir konuşması olur.İslam&#8217;ın geleceğinden ümitli olduğunu ifade etmesi üzerine polisin çağdaş müslümanların esir, zayıf fakir olup varlık göstermelerinin imkansız olduğunu söylemesine karşılık verdiği şu keramet cevap 90&#8242;lı yıllardan sonra meşhur olmuştur: &#8221;Müslümanlar tahsile gitmişler ; işte Hindistan, İslâm&#8217;ın kabiliyetli bir evladıdır,İngiliz lisesinde okuyor. Mısır İslam&#8217;ın, zeki bir mahdumudur,İngiliz Mülkiye mektebinden ders alıyor,Kafkas ve Türkistan İslamın iki bahadır oğullarıdır,Rus harbiyesinde talim ediyorlar&#8221;(Nur talebelerin&#8217;den bir hizmet grubu 1995 yılında Tiflis şehrinde bir özel lise açmışlardır.) Daha sonra Van bölgesini dolaşarak ilmî içtimaî konularda etrafı aydınlatır. Gezileri esnasında kendisine sorulan surulara verdiği cevaplar,Münâzarat adlı bir kitapta toplanmıştır. 1911 kışında Şam&#8217;a gittiğinde oralı bazı âlim dostlarının ricası üzerine Emevi Camii&#8217;nde(alttaki resim) tarihi bir hutbe verdi(bu hutbenin Arapça orijinali küçük bir kitap halinde iki defa yayınlandılktan sonra bizzat müellif tarafından Türkçe tercümeside yayınlanmıştır).</span></span></strong></p>
<p><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><strong><a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/emevicami1.jpg"><img class="alignright" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/emevicami1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a> </strong></span></span><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Bu hutbede İslâm dünyasını geri bırakan etkenlerin şunlar<br />
olduğunu tespit eder: 1-Yeis. 2-Toplum hayatında sıdkın (doğruluğun) ölmesi. 3-Düşmanlık arzusu.4-Mü&#8217;minleri birbirine bağlayan manevi bağları bilmemek.5-İsdibdat. (Baskı).6-Şahsî menfaat peşinde koşma. Bu hastalıkların ardından tedavi yollarını da göstermektedir. Bu hutbenin bir yerinde, 50 sene sonra gelecek nesillere hitab ettiğini söyler ki,yirminci asrın son üçte birinde onun eserlerinin daha büyük bir yayılma göstermesi,bu hitabın tam yerinde olduğuna delil teşkil eder. 1913 yılında, Van&#8217;da kurmayı planladığı üniversite için devlet, 19 bin altın tahsis ettiysede şim- diki üniversite kampüsünün de yerleştiği Edremit semtinde temeli atılan üniversite, 1. Dünya Savaşı sebebiyle tamamlanamadı. 1915 yılında cihad fetvasına beş alimden biri olarak imza attı. Fetvayı kuzey Afrika&#8217;da dağıtıp Van&#8217;a döndü.BEDİÜZZAMAN,fiilî olarak da cihadın içindeydi. Kafkas cephesinden sonra Van ta- rafına geçip, Anadolu savunmasına katıldı Çoğunu talebelerinin oluşturduğu gönüllü milis kuvveti, beş bin kadar askerden meydana geliyordu. Bir yandan bu alaya kumanda eder iken fırsat buldukça at üstünde talebelerinden Molla Habib&#8217;e İşârât&#8217;ül-İ&#8217;caz tefsirini arapça olarak yazdırıyordu. Bitlis müdafaası esnasında birliğinden üç talebesiyle kalıncaya kadar çarpıştı. </span></span><br />
<span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/suarki1.jpg"><img class="alignleft" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/suarki1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a> Sonra yaralı bir vaziyette esir düşüp Sibirya&#8217;daki Koşturmaya&#8217;ya gönderildi.</span></span></strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><br />
<strong>(yandaki resim) Bir esir kampını teftişe gelen Rus Başkumandanı Nikola Nikolaviç&#8217;in önünde herkes ayağa kalkarken o kalkmadı.Sebebi sorulunca &#8221;ben İslâm alimiyim. İmanlı kimse gayri müslime kıyam edemez&#8221; cevabını verdi.Kum- andan idamını emretmişken Bediüzaman&#8217;ın son arzusu olan iki rek&#8217;âtlık namazından sonra emri- ni geri aldı.Bu hadiseyi kendisi anlatmamış,esir kampında beraber bazı zâtların tanıklığına dayanarak tarihçi Abdurrahim Zapsu (Ehl-i Sünnet Mecmuası,1948,c.2,sayı: 46) yayınladıktan sonra tasdik etmiştir. Komünizm ihtilali ile sarsılıp bölünen Rusya&#8217;nın karmaşıklığından faydalanarak 4 yıl süren esaretten firar ile kurtulup Petrsburg, Varşova, Viyana yoluyla 1334 yılında İstanbul&#8217;a dönmeye muvaffak olur.</strong></span></span><br />
<strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/pasport1.jpg"><img class="alignright" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/pasport1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a></span></span><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Dünya savaşından donra, 1918 yılında kurulup Osmanlı Devleti&#8217;nin en din kurulu durumunda olan Dar&#8217;ül-Hikmeti&#8217;l-İslâmiye üyeliğine Orduy-ı Hümayun adayı olarak tayin edildi. Bu kurulda İzmirli İsmail Hakkı,Şeyh Saffet (yetkin) gibi zâtlar üye olup Mehmet Akif de kurulun genel sekreteriydi. Harbin sonuna doğru İngiliz siyasetinin iç yüzünü ortaya koyan Hutuvvât-ı Sitte adlı risâlesini yayınlamış ve İstanbul&#8217;un her tarafına dağıttırmıştı. İngilizler 1920 yılında İstanbul&#8217;u işgal edince bu risâle, İngiliz Başkumandanına gösterilir ve BEDİÜZZAMAN&#8217;ın bütün kuvvetiyle aleyhte bulunduğu kendisine ihbar edilir. Kumandan onu idam etmeye niyetlendiyse de böyle bir hareketin,Doğu Anadolu&#8217;da büyük bir kargaşaya ve İngiliz aleyhtarlığına sebeb olacağı yönün &#8211; deki uyarıları dikkate alarak bu kararından vazgeçer. İşgal döneminde İngiltere Angligan Kilisesi baş papazı, İslâm hakkında kapsamlı altı soru ha- zırlamış ve yetkili din âlimlerinin cevaplarını istemişti. Elmalı&#8217;lı Muhammet Hamdi Yazır, Abdülaziz Çavuş gibi bir kaç zât,küçük bir kitap çapında cevaplar hazırladılar. BEDİÜZZAMAN ise &#8221;Ben onlara bir tek kelimeyle bile cevap vermem Cevabım tükürüktür&#8221; deyip bu tutumunun sebebini şöyle açıklamıştır:&#8221;Çünkü zalim devletin,ayağını boğazımıza bastığı dakikada, papazlarının mağrur bir eda ile suâl sormasına karşı yüzüne tükürmek lâzım gelir.&#8221; Bu cevap, onun farkını ve mizacını gösteriyor. Üstad, bu kişilerin maksatlarını keşfedip: &#8221;İşte biz, adamı böyle yeneriz. Şayet sizin dininiz hak olsaydı bu perişan vaziyete düşmezdiniz. Şimdi bizim üstünlüğümüzü anlayın bakalım!&#8221; dercesine bu soruları yönelttiklerini keşfedip bu ağır cevabı vermişti. 5 Mart 1920&#8242;de Hamdullah Suphi, V. Ebuziyya, Mazhar Osman, F. Kerim Gökay, Süheyl Ünver, M. Şekip Tunç ve Hakkı Tarık Us ile Yeşilay&#8217;ı kurdu. 1921 yılının Ocak ayında İskilipli Atıf Mustafa Sabri, Ermenekli Saffet efendilerle Müderrisler Cemiye&#8217;tini kurdu. Anadolu&#8217;da başlatılan İstiklâl hareketini destekledi. Şeyhülislâm Dürrizâde&#8217;nin bu hareket aley- indeki fetvasının, esaret altında verilmiş olduğundan geçersiz olduğunu belirtti.</span></span><br />
<a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/barlaevi1.jpg"><img class="alignleft" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/barlaevi1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">İstanbul&#8217;daki önemli ve başarılı hizmetlerinden dolayı Ankara hükûmeti, onu Ankara&#8217;ya davet etti. &#8221;Ben tehlikeli yerde mücadele etmek istiyorum&#8221; diyerek bu teklifi kabul etmedi. Zaferden sonra 9 Kasım 1920&#8242; de davet tekrarlandı ve bu defa kabul etti. Meclis&#8217;de,resmî karşılama töreni yapılmasına dair karşı çıktı.Mebusların dinî yönden lâkayd olduklarını görünce 19 Ocak 1923&#8242;te üç sayfalık bir beyannname dağıtarak onları uyardı.Namaz kılanlara altmış mebus daha katıldı.Namazgâh olan küçük bir odayı, büyük bir mescid haline getirtti.İdealindeki üniversiteyi gündeme getirdi; 163 milletvekilinin oyu ile bu iş için yüzellibin banknot ödenek ayrıldı. Bediüzzaman, İslâm âleminde bir dirirliş olacağına dair kuvvetli ümidi sebebiyle Ankara&#8217;ya gelmişti.Gençliğinden bu yana tüm çabaları hep bunun içindi.Siyasî açıdan bu yöndeki son teşebbüsü,Ankara&#8217;da oldu.Fakat karşısına kuvvetli engeller çıktı. Bir gün Meclis&#8217;te, Mustafa Kemal Paşa ile iki saat kadar görüşmüş; yapılacak inkılâbın Kur&#8217;an&#8217;dan kaynaklanması gerektiğini,Avrupalıları taklit etmenin doğru olmayacağını anlatmıştı.Mustafa Kemal,Bediüzzaman&#8217;ın nüfûzundan istifade etmek için ona mebusluk,Darü&#8217;l-Hikmeti&#8217;l-İslâmiye gibi Diyanet&#8217;te azalık ve Şark Umumi Vaizliği&#8217;ni teklif eder.Fakat Bediüzzaman kabul etmez.Meclis&#8217;teki ortamı da değerlendirerek siyaset alanında yapacağı bişey kalmadığını düşünür;Van&#8217;a gidip Erek dağında bir mağarada inzivaya çekilir.Bu düşünce, aslında başka bir alandaki hareketi planlamak gayesiyle yapılan bir gerilim, koşmak için yapılan bir geri çekilmeydi.Dalâletin, ilim ve medeniyet kisvesiyle girdiği, yöneticilerin çoüunun Avrupai fikirlere meftun olduğu, dini faaliyetlerin yasaklandığı,dinî eğitim veren okulların kapatıldığı, totaliter tek parti yönetimin hâkim olduğu bir dönemde teşkilâttan mahrum olarak dinî hizmetrealitede yok sayılırdı.Bediüzzaman, neticesiz kalmaya mahkum ani çıkışlara iltifat etmemiş;İslâm beldelerinden birine yerleşme,orada hizmete devam etme tekliflerini de kabul etmemiştir.O,her zaman mücadelenin kzıştığı yeri tercih etmiştir. SÜRGÜN EDİLMESİ Diyarbekir tarafında ortaya çıkan şeyh Said harekeine katılmadığı halde o kıyamın neticesinde(Şubat 1925),kış mevsiminde Erzurum ve İstanbul&#8217;dan sonra Burdur&#8217;a sürüldü.7 ay orada kaldıktan sonra büsbütün tecrid etmek gayesiyle 1926&#8242;da, Isparta&#8217;ya bağlı dağlık ücra bir köy olan Barla&#8217;ya gönderildi.</span></span><br />
<span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Barla da tecrit edmesine rağmen,ALLAH Teâlâ, kendi hesabının, mahlukların hesabını bozacağına aşikar bir delil göstermek istiyordu.dağ başında bir köydeki birkaç köylüyle bile görüşmesi yasaklanmış, devamlı gözetim altında ihtiyar, garip, fakir bir insanın yazdığı hakikatleri dünyanın her tarafına yayıp hidayete susamış gönüllere ulaştırabileceğini gösterdi.Yanında Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;den başka kitabı yoktu. Barla öyle bir dirilişe kaynak oldu ki bir tarihçinin tesbitiyle &#8220;Türkiye&#8217;de dinsizlerin planını altüst etti.&#8221;İman hareketi, dolaylı olarak içtimaî bir de netice aldı; Ceberrut Halk Parti idaresini de -şefi İsmet İnönü&#8217;nün ikrarı ile- deviren hareket oldu. Barla sürgünü ile Bediüzzaman&#8217;ın, 1925-1960 yılları arasında otuzbeş yıl süren hapis,sürgün,baskı dönemi başlamıştı.Üstad, yazma bilmekle beraber hattı düzgün ve güzel değildi.Bazı kâtiplere yazdırır,elden ele kopyalar çıkarmak suretiyle eserler yayılır, yazılanları da müellif bizzat tashih ederdi.Matbaadan istifade imkânı yoktu.Bunun siyasî ve malî sebepleri vardı elbette.Fakat asıl kültürel boyut üzerinde durmak gerekir.Üstad,harf inkılâbının bir emirle bin yıllık mazi ve kültürle ilgisinin kesilmesine karşı yeni nesile,Kur&#8217;ân harfleriyle yazılan eski kültürümüzü tanıtmak istiyordu.Risale-i Nur, yazılışından otuz yıl sonra,1956&#8242;da matbaada basılabildi.Üstad, o kadar zor şartlarda otuz sene boyunca bu işin ekol olaerak belki de tek temsilcisi oldu.Fotokopi hatta teksir makinasının bile olmadığı zamanda tek çare, bakarak el yazısı ile nüsha çoğaltmak oluyordu.Bir kitaptan tek bir suret elde edebilmek için haftalarca aylarca yazmak gerekiyordu.Kâtip sayısı sınırlıydı.İşte Risale-i Nur hizmeti, şakirtlerin kollarını matbaa haline getirti.Altıyüzbin nüsha eser böylece çoğaltıldı ki böyle bir çalışma, tarihte misli görülmemeiş bir çalışmadır.Kısa bir zaman sonra Üstad&#8217;ın sade fakat en şiddetli baskı dönemlerinde olduğu gibi serbestlik zamanında da pek semereli olan teşkilâtı kurulmuş bulunuyordu:Yerleşim merkezlerinde talebelerin irtibat merkezi olan medrese(dershane),kâtip talebeler, kitap ve mektup taşıyan Nur postacıları.Üstad, barla &#8216;da sekizbuçuk yıl kaldı.Onun boş durmadığını gören islâm aleyhtarları rejim aleyhinde cemiyet kuruyor iddasında bulundular.1935&#8242;de Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi, hakkında dava açtı.Neticede keyfî olarak , tesettürle ilgili ayetin tefsirinden ötürü kendisine onbir ay hapis cezası verildi.</span></span></strong></p>
<div id="post_message_486217"><strong> </strong><br />
<strong><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">Halbuki isnad edilen devlet düzenini değiştirmek için teşkilat kurma suçu sabit olsaydı ya idam veya müebbed hapis cezası verilmesi gerekirdi. Geçimini nasıl sağladığı hep merak edilmiştir.Mahkemede şöyle demişti : &#8220;Darü&#8217;l -Hikme-ti&#8217;l-İslâmiye&#8217;de aldığım maaştan çoğunu, o zaman yazdığım kitapların tab&#8217;ına sarf ettim;az bir kısmını hacca gitmek için ayırmıştım.İşte iktisat ve kanaat bereketiyle o cüz&#8217;i para bana dokuz yıl kâfî geldi.Hâlâ o mübarek paradan bir miktar var.Geçim konusunda Emirdağ&#8217;da da şöyle diyecektir.Ondokuz sene iki yüz banknot ile şiddetli iktisat ile idare ettim. Palto ve fanila ve pabucunu satmakla maişetini temin eden&#8230;. 27 Mart 1936&#8242;da Eskişehir hapishanesinden çıktıktan sonra Kastomonu&#8217;ya sürgün edilip polis karakolunun karşısında bir eve yerleştirildi.(alltaki resim)</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Tedbirli bir tarzda, civardan hizmete gelenler vasıtasıyla eserlerini yayıyor,Isparta ve diğer yerlerle irtibatı devam ediyordu.Kastamonu&#8217;da sekiz yıl kaldıktan sonra, bu hizmetin durdurulamayıp daha da yayıldığı görülünce 1943&#8242;de 126 talebesiyle Denizli Ağır Ceza Makhemesi&#8217;ne sevkedildi.Prof Necati Lügal,Prof Y.Z.Yörükkan ve Türk Tarih Kurumu&#8217;nunda incelemesi neticesinde:&#8221;Bediüzzaman&#8217;ın siyasî faaliyeti yoktur.Eserleri ilmî ,îmânîdir.Kur&#8217;ân&#8217;ın tefsiri mahiyetindedir.Onun mesleğinde cemiyetçilik ve tarîkatçılık yoktur.&#8221;dedi.Mahkemece 130 parçalık külliyatın hepsine 15 Haziran 1944 günü beraat kararı verilip bu karar temyizce de tasdik edildi. Denizli mahkemesinde kendiside tarihi bir müdafada bulunmuştu.Müdafasının bir yerinde şöyle demişti: &#8220;Evet,biz bir cemiyetiz ve öyle bir cemiyetimiz var ki;her asırda üçyüzelli milyon mensupları var.Ve her gün beş defa namazla,o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemâl-i hürmetle alâkalarını ve hürmetlerini gösteriyorlar&#8230;.İşte biz,bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efrâdındanız ve hususi vazifemiz de Kur&#8217;ânın imanî hakikatlarını tahkiki bir suretle ehl-i imana bildirip,onları ve kendimizi kurtarmaktır. Eğer laik cumhuriyeti soruyorsanız,ben biliyorum ki laik manası,bitaraf kalmak,yani hürriyet-i vicdan düsturuyla dinsizlere ve sefahatçilere ilişmediği gibi,dindarlara ve takvacılara da ilişmez bir hükümet telakki ederim.Yirmi senedir ki hayat-ı siyasiye ve içtimaiyeden çekilmişim.Hükümet-i cumhuriye ne hal kesbettiğini bilmiyorum.El-iyazu billah,eğer dinsizlik hesabına,imanına ve ahiretine çalışanları mes&#8217;ul edecek kanunları yapan bir dehşetli şekle girmiş ise,bunu size bilâ-pervâ ilan ve ihtar ederim ki bin canım olsa,imâna ve âhirete feda etmeye hazırım&#8230;..&#8221; Denizli hapishanesinden çıktıktan sonra hükümet,o&#8217;nu Emirdağı nda ikamete gönderdi.Fakat hizmeti ilerledikçe hakkındaki kanunsuz şiddet uygulaması artıyordu.Kendisi : &#8220;Denizli hapishanesindeki bir aylık sıkıntıyı,Emirdağ ikametinde bir günde çekiyordum&#8230;&#8221; demiştir.Bir süre sonrakaymakamlık,camiye çıkmasını menetti.Prensip olarak,sadece hizmetle ilgili olanlarla zaruret miktarı görüşürdü.Halk ile temas etme fırsatını,yaptığı gezintilerde bulurdu.Rastladığı insanlara kısa dersler verir,irşad ve nasihatte bulunurdu. Derken 1948 ocak ayında,ülkenin çeşitli yerlerinden toplanmış ellidört talebesiyle Afyon da tutuklandı.</span></span></strong></p>
<div><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><strong><a rel="nofollow" href="http://www.megatr.org/forum/images/statusicon/wol_error.gif"><img title="Click the image to open in full size." src="http://www.megatr.org/forum/images/statusicon/wol_error.gif" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a></strong><strong>Resmin Büyük Halini Görmek İçin Tıklayınız</strong></span></span><br />
<strong><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">Afyon un soğuk kışında yetmişbeş yaşındaki ihtiyar birinin yirmi ay hücre hapishanesinde tutuklu kalması,ölüme terkedilmesi demekti.Şahsına verilen sıkıntıların fazlalığını,bütün cemaate duyulan hiddeti teskin vasıtası saymakla memnun olmuştu.Hapishanede onunla gizlice görüşmeye çalışan talebeleri falakaya yatırılıyordu.Herşeye rağmen diğer hapishaneler gibi Afyon hapishanesi de &#8220;Medresey-î Yusufiye&#8221; ye dönüştü.Caniler ıslah-ı hal ettiler.Hatta ceza süresini tamamlayan bazı mahkumlar:&#8221;Kendimizi suçlu göstermek suretiyle onlarla beraber kalacağız dediler.Burada hapishane müdürüne yazıp dedi ki:&#8221; Rusya da bolşevizm fıtınası ve fransız ihtilali önce hapishanede başladı.Fakat Risale-i Nur şakirdleri Eskişehir,Denizli,Afyon da hapishaneleri ıslah etti&#8230;. Mahkeme kendisini yirmi ay mahkum etme kararı aldı.Yargıtay ın bu kararı bozmasına rağmen kanunsuz oylamalar ile tekrar aynı karar mahkum edildi.Mahkeme devam ederken demokrat parti iktidara gelip genel af ilan etti.Tahliye edildiler.Mahkeme ancak 11 eylül 1956 da beraat verdi.Tahliyeden sonra Emirdağ da ikamet etti.Afyon hapishanesinden sonra mektepliler ve memurlar,hissedilir derecede onun halkasına dahil oldular.Bazı üniversiteli gençlerin yayınladığı Gençlik Rehberi adlı kitabı dava konusu olunca mahkeme için 1952 de İstanbul a geldi.Aşağıdaki resimler Bediüzzaman hazretlerinin 1952 yılında İstanbul&#8217;a geldiğinde çekilmiştir.</span></span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"></span></strong><br />
<strong><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">Abdurrahman Şeref Laç ve Mihri Helav gibi değerli avukatlar savunmada yer aldılar.Mahkeme beraatla neticelendi.Halk,özellikle gençlik,kendisine büyük ilgi gösterdi.Uzun bir ayrılıktan sonra istanbul a,sılaya gelir gibi gelmişti.1953 te Isparta da ikamete başladı.Demokrat parti iktidarının,ezanı asli şekliyle okunmasına imkan vermesi sebebiyle tebrik edip vatan ve millet hizmetinde muvaffakiyet temennisinde bulundu.Ayrıca Risale-i Nur u serbest bırakıp,Ayasofya yıda cami haline irca eden bir mesaj gönderdi.1953 te üç ay İstanbul da kalıp,fethin 500. yıl dönümü kutlamalrına katıldı.1956 da eserleri,talebelerinden bir kaç heyetçe yeni türk harfleriyle yayınlanmaya başladı. 1960 başlarında Ankara ve Konya&#8217;ya gitmesi siyasi çevreleri telaşa verince Hükümet, radyodan bildiri yayınlayarak Emirdağ&#8217;da ikamet etmesini istedi. İşte o hapishane dışındayken bile -1925 ve 1960 yılları arasında- böyle mahkum muamelesi gördü. Fakat Osman Yüksel&#8217;in dediği gibi o &#8221;Mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Ama mahkumken bile hükmediyordu.&#8221; 18 Mart 1960&#8242;da Emirdağ&#8217;dan Isparta&#8217;ya oradan da gizlice Urfa&#8217;ya gitti (21 Mart). Bakanlığın a- cele Urfa&#8217;yı terketme emrine, Urfa&#8217;lı siyasilerve halk karşı koydu. Emri tebliğ eden Emniyet Müdürü&#8217;ne : &#8221;Ağır hastayım.Dönecek takatim yok. Zaten buraya ölmeye geldim&#8221; dedi. 23 Mart sabaha karşı Kadir Gecesi vefat etti.</span></span></strong><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"> </span></span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"></span></strong><br />
<strong><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">Tereke hakimi, saat, cübbe ve yirmi lira tespit edip kardeşine verilmesini hükme bağladı. 24 mart perşembe günü Halilurrahman Dergâhı 1960 gecesi Urfa&#8217;nın her tarafı askeri zırhlı birliklerce tutuldu. Saat 01.00&#8242;de demir parmaklıklar kesilip varyozlarla mezar yıkıldı. Ceset hiç bozulmamıştı. Sadece kefen biraz sararmıştı. Konya&#8217;dan askeri uçakla getirilen kardeşi Abdülmecid Nursî, mezarın naklinde hazır bulundurulmuştu. Onun verdiği bilgiye göre ceset, askeri uçakla geceleyin Afyon askeri havaalanına nakledildi. Oradan da karayoluyla Isparta tarafına götürülüp meçhul bir yere defnedildi. Yirminci asırda devlet yönetimini elinde bulunduranlar tarafından mezarda bile ona yapılan bu muamele, Üstâdın dalâleti ne derece çılgına çevirdiğinin bir göstergesidir. Kadir Mısıroğlu, Sebil dergisinde, 1970&#8242;de onu anarken kapak resmi olarak onun resmini koyup altına şu cümleyi yazmıştı: &#8221;Türkiye&#8217;de dinsizlerin planını altüst eden adam.&#8221; Bu tarihi tespitin doğruluğunun yüzlerce delilinden biri de zalimlerin onun ölüsünden bile korkarak meza- rını bilinmeyen bir yere nakletmeleridir. Ne var ki zalim insanların eliyle kader-i ilahî, onun ihlâslı bir dileğini gerçekleştiriyordu. Bir çok talebesinin yanında söylediği ve yazılı mektupları içinde neşredilen bir sözünde şöyle demişti: &#8221; Benim kabrimi, gayet gizli bir yerde bir-iki talebemden hiç kimse bilmemek lâzım geliyor&#8230; Dünyada beni sohbetten meneden bir hakikat, elbette vefa- tımdan sonra da, bu suretle, beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle menetmeye mecbur e- decek.&#8221;(Bu hakikat ihlas olup, onu şöhretten, insanların&#8212;manevi kabilden dahi olsa&#8211;ücretlerin- den menetmektedir.) Vefatından uzun seneler önce 1923&#8242;de yazdığı ve yeni harflerle de vefatından beşyıl önce yayınlanan Sözler kitabının sonunda imza kabilinden koyduğu ed-Dâi hatimesinde 1379&#8242;da vefat tarihini ve sonra mezarının yıkılacağını ve Asya&#8217;da İslâmiyet&#8217;in inkişaf edeceğini ALLAH&#8217;ın bildirmesiyle bildirmişti.(Bu satırları yazan Üstad vefât ettiğinde, A.Ü. Hukuk Fakültesi 1.sınıf öğrencisi idin ve o günlerde memleketim olan Ergani&#8217;de bulunuyordum. Bediüzzaman&#8217;ın vefat haberinin radyodan duyurulduğu gece, ilçenin müftüsü olan babam merhum M. Zeki Yıldırım&#8217;ın etrafında geniş bir terâvih cemaati ile çayhanede oturuyorduk.Haber duyulunca babam beni evegöndererek Sözler&#8217;i getirmemi söyledi. Getirdim. Üstâd&#8217;ın imzam dediği ed-Dâi kıtasını okuduk. / S. Yıldırım / .)</span></span></strong></div>
<div><strong><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />
</span></span></strong></div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[said nursi hzlerinin hayatı]]></title>
<link>http://imanehli.wordpress.com/2009/09/20/said-nursi-hzlerinin-hayati/</link>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 20:57:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>tanyurd</dc:creator>
<guid>http://imanehli.wordpress.com/2009/09/20/said-nursi-hzlerinin-hayati/</guid>
<description><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi,1873 te Bitlis in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><img class="alignright" src="http://www.resimcity.com/data/media/136/www.resimcity.com_bediuzzaman_said_nursi.jpg" alt="" width="231" height="268" />Bediüzzaman Said Nursi,1873 te Bitlis in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu. Babasının adı Mirza,annesinin </span></span><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Nuriyedir.Ağabeyi Molla Abdullah&#8217;ın ilim tahsil etmesinin kendisine kazandırdığı itibara imrenerek 9 yaşında Tağ köyünde Muhammet Emin Efendi&#8217;nin medresesinde(alttaki resim) öğrenime başladıysa da çok geçmeden Nurs&#8217;a döndü ve haftada bir gün gelen ağabeyinden temel bilgileri öğrenmekle tahsilini devam ettirdi. Öğreniminin en verimli safhası, 15 yaşındayken 1888&#8242;de Muhammet celalî&#8217;den ders aldığı üç aylık devredir. O zattan Molla Cami&#8217;den nihayete kadar, ortalama on yılda okutulan bütün metinleri üç ayda okuyup diploma aldı. Kitaplardan sadece anahtar bilgileri öğreniyordu.alet ilimlerini kapsayan bu Öğrenimin ardından,sıcaktan kavrulmuş toprağın suyu yutması gibi temel ilimlere yöneldi. Usûl&#8217;den Cem&#8217;ül-cevâmi, Kelâm&#8217;dan Şerhül-Mevâkıf gibi ağır metinlerden günde ortalama iki yüz sayfalık bir kısmı anlayarak okuyordu.Bu sıralarda Şirvandaki ağabeyinin yanına gittiğinde icâzet aldığını söyleyince o inanmamış, sıkı bir sınamadan sonra küçük kardeşinin kendisini geçtiğini görerek talebelerinden gizlice ondan ders almaya başlamıştı.</span></span><span style="color:#ff0000;"> devamı için- -</span></strong><!--more--><br />
<strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/tagmedresesi1.jpg"><img class="alignleft" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/tagmedresesi1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a> Siirt&#8217;teMolla Fethullah da imtihan sonucunda durumunu tespit etmiş, yanında bulunduğu bir hafta içinde, günde bir-iki saatlik meşguliyetle Sübkî&#8217;nin Usûl-i Fıkh&#8217;a dair Cem&#8217;ül Cevâmi eserini ezberlediğini görünce &#8221;zeka ile hafıza kuvvetinin ifrat derecede bir kimsede bir araya gelmesi nadirdir&#8221; deyip hayretini belirtti ve kitabına şu cümleyi yazdı (Cem&#8217;ul Cevâmi Kitabının tamamını bir haftada ezberlemiştir.) sonunda ünü, Siirt, Bitlis gibi bölge valilerinin, O&#8217;nu korumaya mecbur kalacakları boyutlara vardı.</p>
<p></span></span><br />
</strong><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Tillo&#8217;da Kubbeyi Hasiye türbesinde inzivada Kamus&#8217;u Muhit&#8217;i ezberlerken bir gece Abdülkadir Geylâni&#8217;yi rüyasında görür. &#8221;Git Miran aşireti reisi Mustafa Paşa&#8217;yı hidâyete davet et; zulümden vazgeçip namaza, emr&#8217;i ma&#8217;rûfa başlasın der&#8221; Molla Said, derhal Miran aşiretine doğru Tillo&#8217;dan hareket eder. Büyük bir cesaretle tebliğini yapar. Paşa,onu öldürmeye kalkar fakat sonunda yola gelir. Bir süre Mardin&#8217;de ikamet eden Molla Said, çok genç yaşta içtimayî ve siyasî hadiselerle ilgilenmeye başlar. Kendisinden endişelenen Mardin mutasarrıfı onu, muhafızlarla kelepçeli olarak Bitlis Valiliğine sevk ettirir. Namaz kılmak için kelepçelerinin çözülmesini ister. Jandarmalar kabul etmeyince kendisi açar. Jandarmalar, bu hali keramet addedip hayretler içnde kalırlar; özür dileyip her türlü hizmete amade olduklarını söylerler. İleriki yıllarda Bediüzzaman&#8217;a; &#8221;kelepçeleri nasıl açtın?&#8221; diye sorulunca &#8221;Bende bilmiyorum, olsa olsa namazın kerametidir&#8221;diye cevap vermiştir. Bitlis&#8217;te vali ile bazı memurların<br />
içki alemi yaptıklarını öğrenince emr-i maruf yapar. Önce hiddetlenen vali, az<br />
sonra onu geri çağırtarak, &#8221;Herkesin bir üstadı vardır. Artık benim de üstadım<br />
sensin der.&#8221; Der. İşbu Vali Ömer Paşa ona sarayında yer ayırır, ısrarla iki<br />
sene misafir eder, kızı ile evlendirme isteğini Bediüzzaman kabul etmez. Birgün<br />
meşhur şeyhlerden Muhammet Küfrevî&#8217;nin kendisine bedua ettiğini işitince onu<br />
ziyaret eder. Küfrevi hazretleri kendisine iltifat edip teberrüken ders verir.<br />
Said&#8217;in bir hocadan okuduğu en son ders budur. Böylece o haberin asılsız olduğu<br />
da ortaya çıkmıştır. Van Valisi Hasan Paşa&#8217;nın daveti üzerine 1893&#8242;te 15 yıl<br />
sürecek olan Van ikametini başlar. Burada öğretim ve irşad hizmetini yaparken<br />
hükûmet görevlileri ve muallimlerle de temasta bulunur; geleneksel ve Kelâm<br />
ilminin, islam akâidini yeni dünya şartları karşısında açıklamaya yetmediği<br />
kanaatine vardı ve fen bilimlerini öğrenmeye koyuldu. Coğrafya, matematik,<br />
fizik,kimya, jeoloji, astronomi, biyoloji, tarih ve felsefe&#8217;ye dair kitapları, o<br />
ilimlerin uzmanlarıyla konuşacak derecede öğrendi. Molla Said, kendisine has bir<br />
öğretim usûlü geliştirdi. İlim ehli ona &#8221;Bediüzzaman&#8221; lakabını vererek değişik<br />
özelliklerini ifade etmek istediler. Bulunduğu ortamda yaşayan âlimlerden, şu<br />
yönlerde farklı bir tutumu vardı: 1-Maaş ve hediye kabul etmiyordu. 2-Kendisine<br />
sorulan tüm sorulara cevap verdiği halde ilim ehlinden hiç kimseye soru<br />
sormuyordu. 3-talebelerini da zekât ve hediye kabülünden men ediyordu. 4-<br />
Dünyada mücerred kalmak istiyor; ev,bark, eşya, aile kaydı altına girmiyordu.<br />
Günün birinde Vali Tahir Paşa, bir gazetedeki şu müthiş haberi gösterir:<br />
İngiltere Sömürgeler Başkanı Gladston, mecliste Kur&#8217;an&#8217;ı gösterip &#8221;müslümanları<br />
bu kitaptan uzaklaştımadıkça onlara tam hâkim olamayız.&#8221; Demiştir. Bu dehşetli<br />
haber, Bediüzzaman&#8217;ın şahikasına ulaşmış olan iman heyecanında dalgalanmalar<br />
meydana getirerek ; &#8221;Kur&#8217;an&#8217;ın sönmez ve söndürelemez mânevi bir güneş olduğunu<br />
Dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim! Der. Fen bilimleri adına Batı&#8217;dan<br />
gelecek dalâletlere karşı koymak üzere ideal edindiği üniversiteyi Van veya<br />
Diyarbakır&#8217;da açmak düşüncesiyle 1896&#8242;da İstanbula gider.Netice alamayınca aynı<br />
maksatla 1907 yılında İstanbul&#8217;a ikinci defa gitti.İstanbul Fatih semtindeki Şekerci Han&#8217;a yerleşir(alttaki resim.)</span></span><br />
</strong><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/sekercihan1.jpg"><img class="alignright" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/sekercihan1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a> Kısa zamanda İstanbul&#8217;da<br />
şöhreti yayıldı.Dinî ilimler alanında sorulan her soruya ikna edici cevaplar dair o zaman üniversit öğrencisi olup bizzat kendisine soru soran Hasan Fehmi Başol (Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi ve başkanı), Ali Himmet Berki (Yargıtay Başkanı) gibi- birçok şahid vardır.</span></span><br />
<span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Hilafet merkezinde siyasî temaslarla İslâm&#8217;ahizmeteden Bediüzzaman meydanlarda, kürsülerde sık sıgörünüyordu.meşrutiyetin ilanından sonra bazı arkadaşlarıyla İttihad-ı Muhammedî cemiyetini kurdu.Bütün müslümanları üyesi sayan bu cemiyet, hızlı bir gelişme kaydetti. Geldiği ileri sürülen &#8221;Hürriyet&#8221;in şer&#8217;î sınırlar çerçevesinde kalması için gayret gösteriyordu. Tanin, İkdam, Serbesti, Mizan, Şark ve Kürdistan,Volkan gibi çeşitli gazetelerde yazıyordu. Devrin siyasi şartları içerisinde ve kaygan siyaset zemininde,geleneksel saltanat idaresinin devamının zor olduğun düşünüyor,bundan dolayı meşrutî idareyi bir çare olarak görüyordu. &#8221;Eski hal muhal,ya yeni hal ya izmihlâl&#8221; diyordu.Said Halim Paşa, Babanzade Ahmet Naim,Filibeli Ahmet Hilmi, Mehmet Akif, Elmalılı M.Hamdi gibi birçok İslâmcı ilim ve fikir adamı da böyle düşünüyorlardı. Fakat çok geçmeden İttihat ve Terakki hükümetinin, daha çok menfi tesirler altına girdiğini görünce doğru bildiğini söylemekten geri durmamıştır. Bu arada 31 Mart hadisesi oldu; birçok hoca arasinda o da tutuklanıp idam istemiyle yargılandı. Sıkı Yönetim Mahkeme Başkanı Hurşit Paşa&#8217;nın:&#8221;Sende Şeriat istemisşin öyle mi?&#8221; sorusuna şu cevabı verdi: &#8221;Şeriatın bir hakikatına bin ruhum olsa feda etmeye hazırım.Zira Şeriat,sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir.Fakt ihtilalcilerin istediği gibi değil!&#8221; Kendisine yapılan ithamlara karşı yaptığı uzun savunma,daha sonra iki defa tab edilmiştir. Cesurca müdafaası neticesinde idam beklerken beraat etti. Mahkeme heyetine teşekkür etmeksizin mahkemeden çıktı. Beyazıd&#8217;dan sultanahmed&#8217;e kadar kendini izleyen bir halk kitlesi önünde &#8221;Zalimler için yaşasın cehennem!&#8221; nidasıyla ilerledi. İsyan eden sekiz taburu itaate sevk ettiği sabit olunca Sıkı Yönetim Mahkemesi, onun isyana katılmadığını anlamış ve beraat ettirmişti. bu olaydan sonra İstanbul&#8217;da fazla kalmaz, 1910 yılında Van&#8217;a gitmek üzere İstanbul&#8217;dan ayrılır, Batum yoluyla Van&#8217;a giderken Tiflis&#8217;e uğrar. Tiflis&#8217;te Şeyh San&#8217;an tepesinde bir Rus polisiyle ilginç bir konuşması olur.İslam&#8217;ın geleceğinden ümitli olduğunu ifade etmesi üzerine polisin çağdaş müslümanların esir, zayıf fakir olup varlık göstermelerinin imkansız olduğunu söylemesine karşılık verdiği şu keramet cevap 90&#8242;lı yıllardan sonra meşhur olmuştur: &#8221;Müslümanlar tahsile gitmişler ; işte Hindistan, İslâm&#8217;ın kabiliyetli bir evladıdır,İngiliz lisesinde okuyor. Mısır İslam&#8217;ın, zeki bir mahdumudur,İngiliz Mülkiye mektebinden ders alıyor,Kafkas ve Türkistan İslamın iki bahadır oğullarıdır,Rus harbiyesinde talim ediyorlar&#8221;(Nur talebelerin&#8217;den bir hizmet grubu 1995 yılında Tiflis şehrinde bir özel lise açmışlardır.) Daha sonra Van bölgesini dolaşarak ilmî içtimaî konularda etrafı aydınlatır. Gezileri esnasında kendisine sorulan surulara verdiği cevaplar,Münâzarat adlı bir kitapta toplanmıştır. 1911 kışında Şam&#8217;a gittiğinde oralı bazı âlim dostlarının ricası üzerine Emevi Camii&#8217;nde(alttaki resim) tarihi bir hutbe verdi(bu hutbenin Arapça orijinali küçük bir kitap halinde iki defa yayınlandılktan sonra bizzat müellif tarafından Türkçe tercümeside yayınlanmıştır).</span></span></strong></p>
<p><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><strong><a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/emevicami1.jpg"><img class="alignright" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/emevicami1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a> </strong></span></span><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Bu hutbede İslâm dünyasını geri bırakan etkenlerin şunlar<br />
olduğunu tespit eder: 1-Yeis. 2-Toplum hayatında sıdkın (doğruluğun) ölmesi. 3-Düşmanlık arzusu.4-Mü&#8217;minleri birbirine bağlayan manevi bağları bilmemek.5-İsdibdat. (Baskı).6-Şahsî menfaat peşinde koşma. Bu hastalıkların ardından tedavi yollarını da göstermektedir. Bu hutbenin bir yerinde, 50 sene sonra gelecek nesillere hitab ettiğini söyler ki,yirminci asrın son üçte birinde onun eserlerinin daha büyük bir yayılma göstermesi,bu hitabın tam yerinde olduğuna delil teşkil eder. 1913 yılında, Van&#8217;da kurmayı planladığı üniversite için devlet, 19 bin altın tahsis ettiysede şim- diki üniversite kampüsünün de yerleştiği Edremit semtinde temeli atılan üniversite, 1. Dünya Savaşı sebebiyle tamamlanamadı. 1915 yılında cihad fetvasına beş alimden biri olarak imza attı. Fetvayı kuzey Afrika&#8217;da dağıtıp Van&#8217;a döndü.BEDİÜZZAMAN,fiilî olarak da cihadın içindeydi. Kafkas cephesinden sonra Van ta- rafına geçip, Anadolu savunmasına katıldı Çoğunu talebelerinin oluşturduğu gönüllü milis kuvveti, beş bin kadar askerden meydana geliyordu. Bir yandan bu alaya kumanda eder iken fırsat buldukça at üstünde talebelerinden Molla Habib&#8217;e İşârât&#8217;ül-İ&#8217;caz tefsirini arapça olarak yazdırıyordu. Bitlis müdafaası esnasında birliğinden üç talebesiyle kalıncaya kadar çarpıştı. </span></span><br />
<span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/suarki1.jpg"><img class="alignleft" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/suarki1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a> Sonra yaralı bir vaziyette esir düşüp Sibirya&#8217;daki Koşturmaya&#8217;ya gönderildi.</span></span></strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><br />
<strong>(yandaki resim) Bir esir kampını teftişe gelen Rus Başkumandanı Nikola Nikolaviç&#8217;in önünde herkes ayağa kalkarken o kalkmadı.Sebebi sorulunca &#8221;ben İslâm alimiyim. İmanlı kimse gayri müslime kıyam edemez&#8221; cevabını verdi.Kum- andan idamını emretmişken Bediüzaman&#8217;ın son arzusu olan iki rek&#8217;âtlık namazından sonra emri- ni geri aldı.Bu hadiseyi kendisi anlatmamış,esir kampında beraber bazı zâtların tanıklığına dayanarak tarihçi Abdurrahim Zapsu (Ehl-i Sünnet Mecmuası,1948,c.2,sayı: 46) yayınladıktan sonra tasdik etmiştir. Komünizm ihtilali ile sarsılıp bölünen Rusya&#8217;nın karmaşıklığından faydalanarak 4 yıl süren esaretten firar ile kurtulup Petrsburg, Varşova, Viyana yoluyla 1334 yılında İstanbul&#8217;a dönmeye muvaffak olur.</strong></span></span><br />
<strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/pasport1.jpg"><img class="alignright" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/pasport1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a></span></span><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Dünya savaşından donra, 1918 yılında kurulup Osmanlı Devleti&#8217;nin en din kurulu durumunda olan Dar&#8217;ül-Hikmeti&#8217;l-İslâmiye üyeliğine Orduy-ı Hümayun adayı olarak tayin edildi. Bu kurulda İzmirli İsmail Hakkı,Şeyh Saffet (yetkin) gibi zâtlar üye olup Mehmet Akif de kurulun genel sekreteriydi. Harbin sonuna doğru İngiliz siyasetinin iç yüzünü ortaya koyan Hutuvvât-ı Sitte adlı risâlesini yayınlamış ve İstanbul&#8217;un her tarafına dağıttırmıştı. İngilizler 1920 yılında İstanbul&#8217;u işgal edince bu risâle, İngiliz Başkumandanına gösterilir ve BEDİÜZZAMAN&#8217;ın bütün kuvvetiyle aleyhte bulunduğu kendisine ihbar edilir. Kumandan onu idam etmeye niyetlendiyse de böyle bir hareketin,Doğu Anadolu&#8217;da büyük bir kargaşaya ve İngiliz aleyhtarlığına sebeb olacağı yönün &#8211; deki uyarıları dikkate alarak bu kararından vazgeçer. İşgal döneminde İngiltere Angligan Kilisesi baş papazı, İslâm hakkında kapsamlı altı soru ha- zırlamış ve yetkili din âlimlerinin cevaplarını istemişti. Elmalı&#8217;lı Muhammet Hamdi Yazır, Abdülaziz Çavuş gibi bir kaç zât,küçük bir kitap çapında cevaplar hazırladılar. BEDİÜZZAMAN ise &#8221;Ben onlara bir tek kelimeyle bile cevap vermem Cevabım tükürüktür&#8221; deyip bu tutumunun sebebini şöyle açıklamıştır:&#8221;Çünkü zalim devletin,ayağını boğazımıza bastığı dakikada, papazlarının mağrur bir eda ile suâl sormasına karşı yüzüne tükürmek lâzım gelir.&#8221; Bu cevap, onun farkını ve mizacını gösteriyor. Üstad, bu kişilerin maksatlarını keşfedip: &#8221;İşte biz, adamı böyle yeneriz. Şayet sizin dininiz hak olsaydı bu perişan vaziyete düşmezdiniz. Şimdi bizim üstünlüğümüzü anlayın bakalım!&#8221; dercesine bu soruları yönelttiklerini keşfedip bu ağır cevabı vermişti. 5 Mart 1920&#8242;de Hamdullah Suphi, V. Ebuziyya, Mazhar Osman, F. Kerim Gökay, Süheyl Ünver, M. Şekip Tunç ve Hakkı Tarık Us ile Yeşilay&#8217;ı kurdu. 1921 yılının Ocak ayında İskilipli Atıf Mustafa Sabri, Ermenekli Saffet efendilerle Müderrisler Cemiye&#8217;tini kurdu. Anadolu&#8217;da başlatılan İstiklâl hareketini destekledi. Şeyhülislâm Dürrizâde&#8217;nin bu hareket aley- indeki fetvasının, esaret altında verilmiş olduğundan geçersiz olduğunu belirtti.</span></span><br />
<a rel="nofollow" href="http://www.risale-inur.org/barlaevi1.jpg"><img class="alignleft" title="Click the image to open in full size." src="http://www.risale-inur.org/barlaevi1.jpg" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">İstanbul&#8217;daki önemli ve başarılı hizmetlerinden dolayı Ankara hükûmeti, onu Ankara&#8217;ya davet etti. &#8221;Ben tehlikeli yerde mücadele etmek istiyorum&#8221; diyerek bu teklifi kabul etmedi. Zaferden sonra 9 Kasım 1920&#8242; de davet tekrarlandı ve bu defa kabul etti. Meclis&#8217;de,resmî karşılama töreni yapılmasına dair karşı çıktı.Mebusların dinî yönden lâkayd olduklarını görünce 19 Ocak 1923&#8242;te üç sayfalık bir beyannname dağıtarak onları uyardı.Namaz kılanlara altmış mebus daha katıldı.Namazgâh olan küçük bir odayı, büyük bir mescid haline getirtti.İdealindeki üniversiteyi gündeme getirdi; 163 milletvekilinin oyu ile bu iş için yüzellibin banknot ödenek ayrıldı. Bediüzzaman, İslâm âleminde bir dirirliş olacağına dair kuvvetli ümidi sebebiyle Ankara&#8217;ya gelmişti.Gençliğinden bu yana tüm çabaları hep bunun içindi.Siyasî açıdan bu yöndeki son teşebbüsü,Ankara&#8217;da oldu.Fakat karşısına kuvvetli engeller çıktı. Bir gün Meclis&#8217;te, Mustafa Kemal Paşa ile iki saat kadar görüşmüş; yapılacak inkılâbın Kur&#8217;an&#8217;dan kaynaklanması gerektiğini,Avrupalıları taklit etmenin doğru olmayacağını anlatmıştı.Mustafa Kemal,Bediüzzaman&#8217;ın nüfûzundan istifade etmek için ona mebusluk,Darü&#8217;l-Hikmeti&#8217;l-İslâmiye gibi Diyanet&#8217;te azalık ve Şark Umumi Vaizliği&#8217;ni teklif eder.Fakat Bediüzzaman kabul etmez.Meclis&#8217;teki ortamı da değerlendirerek siyaset alanında yapacağı bişey kalmadığını düşünür;Van&#8217;a gidip Erek dağında bir mağarada inzivaya çekilir.Bu düşünce, aslında başka bir alandaki hareketi planlamak gayesiyle yapılan bir gerilim, koşmak için yapılan bir geri çekilmeydi.Dalâletin, ilim ve medeniyet kisvesiyle girdiği, yöneticilerin çoüunun Avrupai fikirlere meftun olduğu, dini faaliyetlerin yasaklandığı,dinî eğitim veren okulların kapatıldığı, totaliter tek parti yönetimin hâkim olduğu bir dönemde teşkilâttan mahrum olarak dinî hizmetrealitede yok sayılırdı.Bediüzzaman, neticesiz kalmaya mahkum ani çıkışlara iltifat etmemiş;İslâm beldelerinden birine yerleşme,orada hizmete devam etme tekliflerini de kabul etmemiştir.O,her zaman mücadelenin kzıştığı yeri tercih etmiştir. SÜRGÜN EDİLMESİ Diyarbekir tarafında ortaya çıkan şeyh Said harekeine katılmadığı halde o kıyamın neticesinde(Şubat 1925),kış mevsiminde Erzurum ve İstanbul&#8217;dan sonra Burdur&#8217;a sürüldü.7 ay orada kaldıktan sonra büsbütün tecrid etmek gayesiyle 1926&#8242;da, Isparta&#8217;ya bağlı dağlık ücra bir köy olan Barla&#8217;ya gönderildi.</span></span><br />
<span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Barla da tecrit edmesine rağmen,ALLAH Teâlâ, kendi hesabının, mahlukların hesabını bozacağına aşikar bir delil göstermek istiyordu.dağ başında bir köydeki birkaç köylüyle bile görüşmesi yasaklanmış, devamlı gözetim altında ihtiyar, garip, fakir bir insanın yazdığı hakikatleri dünyanın her tarafına yayıp hidayete susamış gönüllere ulaştırabileceğini gösterdi.Yanında Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;den başka kitabı yoktu. Barla öyle bir dirilişe kaynak oldu ki bir tarihçinin tesbitiyle &#8220;Türkiye&#8217;de dinsizlerin planını altüst etti.&#8221;İman hareketi, dolaylı olarak içtimaî bir de netice aldı; Ceberrut Halk Parti idaresini de -şefi İsmet İnönü&#8217;nün ikrarı ile- deviren hareket oldu. Barla sürgünü ile Bediüzzaman&#8217;ın, 1925-1960 yılları arasında otuzbeş yıl süren hapis,sürgün,baskı dönemi başlamıştı.Üstad, yazma bilmekle beraber hattı düzgün ve güzel değildi.Bazı kâtiplere yazdırır,elden ele kopyalar çıkarmak suretiyle eserler yayılır, yazılanları da müellif bizzat tashih ederdi.Matbaadan istifade imkânı yoktu.Bunun siyasî ve malî sebepleri vardı elbette.Fakat asıl kültürel boyut üzerinde durmak gerekir.Üstad,harf inkılâbının bir emirle bin yıllık mazi ve kültürle ilgisinin kesilmesine karşı yeni nesile,Kur&#8217;ân harfleriyle yazılan eski kültürümüzü tanıtmak istiyordu.Risale-i Nur, yazılışından otuz yıl sonra,1956&#8242;da matbaada basılabildi.Üstad, o kadar zor şartlarda otuz sene boyunca bu işin ekol olaerak belki de tek temsilcisi oldu.Fotokopi hatta teksir makinasının bile olmadığı zamanda tek çare, bakarak el yazısı ile nüsha çoğaltmak oluyordu.Bir kitaptan tek bir suret elde edebilmek için haftalarca aylarca yazmak gerekiyordu.Kâtip sayısı sınırlıydı.İşte Risale-i Nur hizmeti, şakirtlerin kollarını matbaa haline getirti.Altıyüzbin nüsha eser böylece çoğaltıldı ki böyle bir çalışma, tarihte misli görülmemeiş bir çalışmadır.Kısa bir zaman sonra Üstad&#8217;ın sade fakat en şiddetli baskı dönemlerinde olduğu gibi serbestlik zamanında da pek semereli olan teşkilâtı kurulmuş bulunuyordu:Yerleşim merkezlerinde talebelerin irtibat merkezi olan medrese(dershane),kâtip talebeler, kitap ve mektup taşıyan Nur postacıları.Üstad, barla &#8216;da sekizbuçuk yıl kaldı.Onun boş durmadığını gören islâm aleyhtarları rejim aleyhinde cemiyet kuruyor iddasında bulundular.1935&#8242;de Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi, hakkında dava açtı.Neticede keyfî olarak , tesettürle ilgili ayetin tefsirinden ötürü kendisine onbir ay hapis cezası verildi.</span></span></strong></p>
<div id="post_message_486217"><strong> </strong><br />
<strong><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">Halbuki isnad edilen devlet düzenini değiştirmek için teşkilat kurma suçu sabit olsaydı ya idam veya müebbed hapis cezası verilmesi gerekirdi. Geçimini nasıl sağladığı hep merak edilmiştir.Mahkemede şöyle demişti : &#8220;Darü&#8217;l -Hikme-ti&#8217;l-İslâmiye&#8217;de aldığım maaştan çoğunu, o zaman yazdığım kitapların tab&#8217;ına sarf ettim;az bir kısmını hacca gitmek için ayırmıştım.İşte iktisat ve kanaat bereketiyle o cüz&#8217;i para bana dokuz yıl kâfî geldi.Hâlâ o mübarek paradan bir miktar var.Geçim konusunda Emirdağ&#8217;da da şöyle diyecektir.Ondokuz sene iki yüz banknot ile şiddetli iktisat ile idare ettim. Palto ve fanila ve pabucunu satmakla maişetini temin eden&#8230;. 27 Mart 1936&#8242;da Eskişehir hapishanesinden çıktıktan sonra Kastomonu&#8217;ya sürgün edilip polis karakolunun karşısında bir eve yerleştirildi.(alltaki resim)</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;">Tedbirli bir tarzda, civardan hizmete gelenler vasıtasıyla eserlerini yayıyor,Isparta ve diğer yerlerle irtibatı devam ediyordu.Kastamonu&#8217;da sekiz yıl kaldıktan sonra, bu hizmetin durdurulamayıp daha da yayıldığı görülünce 1943&#8242;de 126 talebesiyle Denizli Ağır Ceza Makhemesi&#8217;ne sevkedildi.Prof Necati Lügal,Prof Y.Z.Yörükkan ve Türk Tarih Kurumu&#8217;nunda incelemesi neticesinde:&#8221;Bediüzzaman&#8217;ın siyasî faaliyeti yoktur.Eserleri ilmî ,îmânîdir.Kur&#8217;ân&#8217;ın tefsiri mahiyetindedir.Onun mesleğinde cemiyetçilik ve tarîkatçılık yoktur.&#8221;dedi.Mahkemece 130 parçalık külliyatın hepsine 15 Haziran 1944 günü beraat kararı verilip bu karar temyizce de tasdik edildi. Denizli mahkemesinde kendiside tarihi bir müdafada bulunmuştu.Müdafasının bir yerinde şöyle demişti: &#8220;Evet,biz bir cemiyetiz ve öyle bir cemiyetimiz var ki;her asırda üçyüzelli milyon mensupları var.Ve her gün beş defa namazla,o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemâl-i hürmetle alâkalarını ve hürmetlerini gösteriyorlar&#8230;.İşte biz,bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efrâdındanız ve hususi vazifemiz de Kur&#8217;ânın imanî hakikatlarını tahkiki bir suretle ehl-i imana bildirip,onları ve kendimizi kurtarmaktır. Eğer laik cumhuriyeti soruyorsanız,ben biliyorum ki laik manası,bitaraf kalmak,yani hürriyet-i vicdan düsturuyla dinsizlere ve sefahatçilere ilişmediği gibi,dindarlara ve takvacılara da ilişmez bir hükümet telakki ederim.Yirmi senedir ki hayat-ı siyasiye ve içtimaiyeden çekilmişim.Hükümet-i cumhuriye ne hal kesbettiğini bilmiyorum.El-iyazu billah,eğer dinsizlik hesabına,imanına ve ahiretine çalışanları mes&#8217;ul edecek kanunları yapan bir dehşetli şekle girmiş ise,bunu size bilâ-pervâ ilan ve ihtar ederim ki bin canım olsa,imâna ve âhirete feda etmeye hazırım&#8230;..&#8221; Denizli hapishanesinden çıktıktan sonra hükümet,o&#8217;nu Emirdağı nda ikamete gönderdi.Fakat hizmeti ilerledikçe hakkındaki kanunsuz şiddet uygulaması artıyordu.Kendisi : &#8220;Denizli hapishanesindeki bir aylık sıkıntıyı,Emirdağ ikametinde bir günde çekiyordum&#8230;&#8221; demiştir.Bir süre sonrakaymakamlık,camiye çıkmasını menetti.Prensip olarak,sadece hizmetle ilgili olanlarla zaruret miktarı görüşürdü.Halk ile temas etme fırsatını,yaptığı gezintilerde bulurdu.Rastladığı insanlara kısa dersler verir,irşad ve nasihatte bulunurdu. Derken 1948 ocak ayında,ülkenin çeşitli yerlerinden toplanmış ellidört talebesiyle Afyon da tutuklandı.</span></span></strong></p>
<div><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"><strong><a rel="nofollow" href="http://www.megatr.org/forum/images/statusicon/wol_error.gif"><img title="Click the image to open in full size." src="http://www.megatr.org/forum/images/statusicon/wol_error.gif" border="0" alt="Click the image to open in full size." /></a></strong><strong>Resmin Büyük Halini Görmek İçin Tıklayınız</strong></span></span><br />
<strong><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">Afyon un soğuk kışında yetmişbeş yaşındaki ihtiyar birinin yirmi ay hücre hapishanesinde tutuklu kalması,ölüme terkedilmesi demekti.Şahsına verilen sıkıntıların fazlalığını,bütün cemaate duyulan hiddeti teskin vasıtası saymakla memnun olmuştu.Hapishanede onunla gizlice görüşmeye çalışan talebeleri falakaya yatırılıyordu.Herşeye rağmen diğer hapishaneler gibi Afyon hapishanesi de &#8220;Medresey-î Yusufiye&#8221; ye dönüştü.Caniler ıslah-ı hal ettiler.Hatta ceza süresini tamamlayan bazı mahkumlar:&#8221;Kendimizi suçlu göstermek suretiyle onlarla beraber kalacağız dediler.Burada hapishane müdürüne yazıp dedi ki:&#8221; Rusya da bolşevizm fıtınası ve fransız ihtilali önce hapishanede başladı.Fakat Risale-i Nur şakirdleri Eskişehir,Denizli,Afyon da hapishaneleri ıslah etti&#8230;. Mahkeme kendisini yirmi ay mahkum etme kararı aldı.Yargıtay ın bu kararı bozmasına rağmen kanunsuz oylamalar ile tekrar aynı karar mahkum edildi.Mahkeme devam ederken demokrat parti iktidara gelip genel af ilan etti.Tahliye edildiler.Mahkeme ancak 11 eylül 1956 da beraat verdi.Tahliyeden sonra Emirdağ da ikamet etti.Afyon hapishanesinden sonra mektepliler ve memurlar,hissedilir derecede onun halkasına dahil oldular.Bazı üniversiteli gençlerin yayınladığı Gençlik Rehberi adlı kitabı dava konusu olunca mahkeme için 1952 de İstanbul a geldi.Aşağıdaki resimler Bediüzzaman hazretlerinin 1952 yılında İstanbul&#8217;a geldiğinde çekilmiştir.</span></span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"></span></strong><br />
<strong><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">Abdurrahman Şeref Laç ve Mihri Helav gibi değerli avukatlar savunmada yer aldılar.Mahkeme beraatla neticelendi.Halk,özellikle gençlik,kendisine büyük ilgi gösterdi.Uzun bir ayrılıktan sonra istanbul a,sılaya gelir gibi gelmişti.1953 te Isparta da ikamete başladı.Demokrat parti iktidarının,ezanı asli şekliyle okunmasına imkan vermesi sebebiyle tebrik edip vatan ve millet hizmetinde muvaffakiyet temennisinde bulundu.Ayrıca Risale-i Nur u serbest bırakıp,Ayasofya yıda cami haline irca eden bir mesaj gönderdi.1953 te üç ay İstanbul da kalıp,fethin 500. yıl dönümü kutlamalrına katıldı.1956 da eserleri,talebelerinden bir kaç heyetçe yeni türk harfleriyle yayınlanmaya başladı. 1960 başlarında Ankara ve Konya&#8217;ya gitmesi siyasi çevreleri telaşa verince Hükümet, radyodan bildiri yayınlayarak Emirdağ&#8217;da ikamet etmesini istedi. İşte o hapishane dışındayken bile -1925 ve 1960 yılları arasında- böyle mahkum muamelesi gördü. Fakat Osman Yüksel&#8217;in dediği gibi o &#8221;Mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Ama mahkumken bile hükmediyordu.&#8221; 18 Mart 1960&#8242;da Emirdağ&#8217;dan Isparta&#8217;ya oradan da gizlice Urfa&#8217;ya gitti (21 Mart). Bakanlığın a- cele Urfa&#8217;yı terketme emrine, Urfa&#8217;lı siyasilerve halk karşı koydu. Emri tebliğ eden Emniyet Müdürü&#8217;ne : &#8221;Ağır hastayım.Dönecek takatim yok. Zaten buraya ölmeye geldim&#8221; dedi. 23 Mart sabaha karşı Kadir Gecesi vefat etti.</span></span></strong><strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:x-small;"> </span></span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"></span></strong><br />
<strong><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">Tereke hakimi, saat, cübbe ve yirmi lira tespit edip kardeşine verilmesini hükme bağladı. 24 mart perşembe günü Halilurrahman Dergâhı 1960 gecesi Urfa&#8217;nın her tarafı askeri zırhlı birliklerce tutuldu. Saat 01.00&#8242;de demir parmaklıklar kesilip varyozlarla mezar yıkıldı. Ceset hiç bozulmamıştı. Sadece kefen biraz sararmıştı. Konya&#8217;dan askeri uçakla getirilen kardeşi Abdülmecid Nursî, mezarın naklinde hazır bulundurulmuştu. Onun verdiği bilgiye göre ceset, askeri uçakla geceleyin Afyon askeri havaalanına nakledildi. Oradan da karayoluyla Isparta tarafına götürülüp meçhul bir yere defnedildi. Yirminci asırda devlet yönetimini elinde bulunduranlar tarafından mezarda bile ona yapılan bu muamele, Üstâdın dalâleti ne derece çılgına çevirdiğinin bir göstergesidir. Kadir Mısıroğlu, Sebil dergisinde, 1970&#8242;de onu anarken kapak resmi olarak onun resmini koyup altına şu cümleyi yazmıştı: &#8221;Türkiye&#8217;de dinsizlerin planını altüst eden adam.&#8221; Bu tarihi tespitin doğruluğunun yüzlerce delilinden biri de zalimlerin onun ölüsünden bile korkarak meza- rını bilinmeyen bir yere nakletmeleridir. Ne var ki zalim insanların eliyle kader-i ilahî, onun ihlâslı bir dileğini gerçekleştiriyordu. Bir çok talebesinin yanında söylediği ve yazılı mektupları içinde neşredilen bir sözünde şöyle demişti: &#8221; Benim kabrimi, gayet gizli bir yerde bir-iki talebemden hiç kimse bilmemek lâzım geliyor&#8230; Dünyada beni sohbetten meneden bir hakikat, elbette vefa- tımdan sonra da, bu suretle, beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle menetmeye mecbur e- decek.&#8221;(Bu hakikat ihlas olup, onu şöhretten, insanların&#8212;manevi kabilden dahi olsa&#8211;ücretlerin- den menetmektedir.) Vefatından uzun seneler önce 1923&#8242;de yazdığı ve yeni harflerle de vefatından beşyıl önce yayınlanan Sözler kitabının sonunda imza kabilinden koyduğu ed-Dâi hatimesinde 1379&#8242;da vefat tarihini ve sonra mezarının yıkılacağını ve Asya&#8217;da İslâmiyet&#8217;in inkişaf edeceğini ALLAH&#8217;ın bildirmesiyle bildirmişti.(Bu satırları yazan Üstad vefât ettiğinde, A.Ü. Hukuk Fakültesi 1.sınıf öğrencisi idin ve o günlerde memleketim olan Ergani&#8217;de bulunuyordum. Bediüzzaman&#8217;ın vefat haberinin radyodan duyurulduğu gece, ilçenin müftüsü olan babam merhum M. Zeki Yıldırım&#8217;ın etrafında geniş bir terâvih cemaati ile çayhanede oturuyorduk.Haber duyulunca babam beni evegöndererek Sözler&#8217;i getirmemi söyledi. Getirdim. Üstâd&#8217;ın imzam dediği ed-Dâi kıtasını okuduk. / S. Yıldırım / .)</span></span></strong></div>
<div><strong><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />
</span></span></strong></div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fethullah Gülen Müslüman mıdır?]]></title>
<link>http://karadogan.wordpress.com/?p=180</link>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 19:55:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>Muhammed Karadoğan</dc:creator>
<guid>http://karadogan.wordpress.com/?p=180</guid>
<description><![CDATA[Dini asimilasyon politikaları sonucunda tek ortak üst değeri &#8220;dini kimliği&#8221; olmuş olan T]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Dini asimilasyon politikaları sonucunda tek ortak üst değeri &#8220;dini kimliği&#8221; olmuş olan Türkiye halklarını kontrol edebilmek için elbette tek yol da dini (islam) kullanmaktır. Bu noktada ülkemizin deccali demekle çokta abartmış olmayacağımız bir kişilik ile karşı karşıyayız. Fethullah Gülen, kucağına oturduğu ABD&#8217;den kendisine bulaşmış olan emperyalizm hastalığını, rahatsız bünyesi dolayısıyla mutasyona uğratıp yurdumuza uyarlamış, yayılmacı cemaatçilik politikasını ortaya çıkarmıştır. Öncelikle kendisine verilen yurt içi misyonları yerine getiren ancak kabına sığamayışı dolayısıyla globalleşen bu hareketin en önemli yönetim aracı <strong>din</strong>dir.</p>
<p><!--more-->Fethullah Gülen, bugün Türkiye&#8217;nin tüm illerinde ve hemen hemen tüm ilçelerinde faaliyet gösteren bir yapının &#8220;atanmış mimarıdır&#8221;. Bu hareket yer edinme ve yayılma aracı olarak dini kullanmaktadır. İnsanlar bu yapıya, savunduğunu zannettiği dini görüşleri dolayısıyla destek vermekte ve güçlendirmektedirler. Halbuki gerçekte Gülen Cemaati&#8217;nin din konusundaki samimiyeti ve asıl amaçları sanılanın aksine oldukça farklıdır.</p>
<p>Bu yazımda Gülen Hareketi&#8217;nin neden dini bir hareket olmadığını/olamayacağını ve asıl amacının kimlere hizmet etmek olduğunu anlatacağım. İlk olarak adı anılan cemaatin benimsediği &#8220;yerel&#8221; ideolojiler nedeniyle niçin dini bir hareket olamayacaklarını ele alacak, ardından uluslararası ve dinlerarası faaliyetlerin nasıl islami temelli bir hareket olmalarının imkanszlığına yol açtığına değineceğim.</p>
<h2>Atatürk hakkındaki görüşleri</h2>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in benimsediği dini ve siyasi görüşlere doğru ya da yanlıştır demeden, sadece benimsediği düşüncelerin din mensubu olmasına neden engel olduğuna ve dolayısıyla bu düşüncelere rağmen kendisini islam mensubu olduğu konusunda savunup örnek göstermenin yanlış olduğuna değineceğiz. Yani bir nevi &#8220;hem kemalist hem Müslüman olunmaz&#8221; sloganına açıklık getireceğiz.</p>
<p>Müslüman olduğunu iddia eden birisi, islami kuralları, insanlar tarafından varedilen tüm kuralların üzerinde tutmalı ve uygulamada önceliği bu kurallara vermelidir. Çünkü islamiyet açık ne net bir şekilde bunu emreder. Ancak Gülen Cemaati laiklik ve milliyetçiliği benimseyerek bizlere islami bir hareket olmadığını göstermektedir. Bu durumu aşağıdaki iki soruyu cevaplayarak açıklayalım.</p>
<ol><strong>1. Atatürk Müslüman ve İslama saygılı birimiydi?</strong>Öncelikle, tartışmalara meyil vermemek için Mustafa Kemal&#8217;in islam hakkındaki düşüncelerini yazılı kaynaklar ile ortaya koyarak işe başlayalım. İlk kaynağımız TBMM kayıtlarından. Yani resmi devlet evrakı. Bakın Mustafa Kemal 1 kasım 1937&#8242;de TBMM&#8217;nin açılışı sırasında yaptığı konuşmada [1] ne söylüyor:</p>
<blockquote><p>Aziz milletvekilleri,</p>
<p>Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, <strong>gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla</strong> asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, <strong>gökten ve gaipten değil</strong>, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz. (Alkışlar)</p></blockquote>
<p>Yoruma dahi gerek bırakmayacak derecede ve yeterince açık değil mi? &#8220;Müslümanlar için doğruluğu tartışılmaz olan Kuran&#8217;a &#8220;gökten indiği sanılan kitap&#8221; diye hitap eden birinin Müslüman olması ve bu düşünceye sahip birine dini görüşleri dolayısıyla bir Müslüman&#8217;ın saygı duyması mümkün mü? Atatürk&#8217;ün dini görüşleri hakkında bir çok kayıt ve belge mevcuttur. Bunları bir diğer yazımda bu konuya özel olarak ayrıca ele almaktayım. Ancak şimdi bu konuda yani Mustafa Kemal&#8217;in dini görüşleri hakkında, bir başka belgeye atıf yapan Can Dündar&#8217;ın yazısından [2] alıntı yaparak devam edelim:</p>
<blockquote><p>İlk Meclis&#8217;in dualarla açıldığı ve cumhuriyete oy veren milletvekilleri arasında 100 kadar din adamı olduğu doğru&#8230; Ancak böyledir diye cumhuriyetin kökeninde ve Atatürk&#8217;ün düşünce evreninde din motifleri aramak nafile uğraş.</p>
<p>Afet İnan cumhuriyetin ilanından 6 yıl sonra Yurt Bilgisi dersleri vermeye başlamıştı. Okutacağı kitabı Kemal Paşa&#8217;ya gösterdi. Gazi beğenmedi. Yeni bir Medeni Bilgiler kitabı yazdırdı.</p>
<p>Kitap, 1931&#8242;de Afet İnan imzasıyla çıktı; ortaokul ve liselerde okutuldu. İşte Kemal Paşa&#8217;nın el yazısıyla kaleme aldığı o notların &#8220;Millet&#8221; bölümünden satırlar:</p>
<div><em>&#8220;Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (..) Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (..)</em></div>
<p><em>&#8220;Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur&#8217;an&#8217;ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (..)</p>
<p>&#8220;Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah&#8217;la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. (..)</p>
<p>&#8220;&#8230; din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra&#8230;&#8221;</p>
<p></em></p></blockquote>
<p>Bu görüşler dışında bir de Kemalizm referansıyla benimsenen ideolojilerin din ile çatışma hali mevcuttur. Bunlardan en aktif olanı ise &#8220;laikliktir&#8221;. Şimdi laiklik ve din mensupluunun aynı anda bir insanda neden yer edinemeyeceği hususunu ele alacağız.</p>
<p><strong>2. Hem laik hem Müslüman olunur mu?</strong></p>
<p>Bu sorunun cevabını verirken laikliğin gerekli veya gereksiz olduğunu değil, laiklik ile islamiyetin bir arada bulunabilip bulunamayacağını sorgulayacağız. Laiklik ile İslamiyet&#8217;in birarada bulunmasının imkansızlığı öncelikle hükümlerden hangisinin öncelikli geçerliliğe sahip olduğu konusunda ortaya çıkar. Laiklik insanlar tarafından tespit edilmiş kurallardan, İslamiyet ise Allah tarafından belirlenen kurallardan oluşur. Bu durumda İslam inancına göre insanlar tarafından belirlenen kuralların, Allah tarafından belirlenen kuralları kısıtlama gücüne sahip olamayacağı kanunundan hareketle ve laikliğin Allah kurallarını sosyal hayattan soyutlayıcı, şer&#8217;i kuralları ise kısıtlayıcı yapısını göz önüne alarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; hem laik hem müslüman olunmaz!</p>
<p>Kuran&#8217;a göre, dünyevi hayatta islami kuralların mı yoksa insani kuralların mı geçerli ve uyulması gereken olduğunu anlamak için şu ayetleri incelemekte fayda var:</p>
<blockquote><p><strong>Maide 5:</strong> (&#8230;) Kim (İslami hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.</p>
<p><strong>Maide 49:</strong> (Sana şu talîmatı verdik): Aralarında Allah&#8217;ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah&#8217;ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.</p>
<p><strong>Araf 3:</strong> Rabbinizden size indirilene (Kur&#8217;an&#8217;a) uyun. O&#8217;nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!</p>
<p><strong>Ahzab 36:</strong> Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.</p></blockquote>
<p>Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi müslüman kişinin bu dünyada uyması gereken öncelikli kurallar islami kurallardır ve bu kuralları hiçbir insani kuralın kısıtlama gücü yoktur. Bunlara rağmen laikliği savunan ama aynı zamanda müslüman olduğunu iddia eden insanların samimiyetini sorgulamak ve mutlaka farklı bir amaca hizmet ettiklerine inanarak onları dinlemek gerekir.</ol>
<p>Peki, Mustafa Kemal ve ortaya çııkardığı ideolojilerin din ile savaşı bu derece açık ve net iken Msülüman olduğunu söyleyen bir insan dini görüşleri dolayısıyla Mustafa kemal Atatürk hakkında olumlu görüş sahibi olabilir mi? tabiki hayır. Ancak bu netliğe rağmen Fethullah Gülen&#8217;in görüşlerini kendi <a href="http://tr.fgulen.com/content/view/1916/124/">resmi web sitesinde</a> [3] yayınladığı şu açıklamadan anlaşılabilir:</p>
<blockquote><p><strong>Fethullah Gülen&#8217;in Mustafa Kemal Atatürk Hakkındaki Görüşleri</strong></p>
<p>İnadına suçlama</p>
<p>Yukarıda belirtilen bu görüşlerin ise gerek Anayasa&#8217;da düzenlenmiş olan <strong>laiklik ilkesine</strong> ve din istismarı yasağına herhangi bir aykırılık taşımadığı aşikâr olmasına karşılık, Fethullah Gülen&#8217;in yine Anayasamızda, güvence altına alınmış olan düşünce ve din hürriyetleri çerçevesinde ortaya koyduğu düşünce, söz ve davranışları göz ardı edilerek, &#8216;irtica&#8217; ve &#8216;Atatürk düşmanı&#8217; suçlamasına maruz bırakılmıştır.</p>
<p>Gerçek Ne?</p>
<p>Halbuki Fethullah Gülen&#8217;in eserleri veya konuşmaları incelendiğinde, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü kötüleyici, ima yoluyla dahi herhangi bir husus tespit edilemediği gibi, Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü her zaman millî bir kahraman olarak nitelendirdiği ve ona karşı yapılan her türlü tahkir edici davranışa karşı çıktığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>&#8216;Atatürk Din İle Aklı Mezcetmiş Bir Dahi İdi&#8217;</p>
<p>Bu konuda bizzat kendisinin açıklamaları ise şöyledir. &#8216;Diğer Türk büyükleri için söylediklerimi O&#8217;nun için de söylüyorum, artı bir şey de, istiklal mücadelesinin bayraktarlığını yapıp, bu günlere ulaşmamızda vesile olması bakımından da çok önemlidir Atatürk.</p>
<p>Türkiye için hayati bir meseleyi başarmış ve büyüklüğe sıçramanın önünü açmıştır. Elli yıl cami kürsülerinde konuştum, hiçbir zaman Atatürk&#8217;ün aleyhinde söz etmedim. Hatta Atatürk&#8217;e hakaret eden birisini cami kürsüsünden protesto ettim <strong>Atatürk kendi toplumunda yanlış biliniyor. Yanlış takdim ediliyor.</strong></p>
<p>Atatürk önemli din alimleriyle, Aksekili, Ş. Günaltay, Seyit Bey, Rıfat Börekçi ve daha niceleri ile uyumlu olabilmiş. Yakın dönemde bazı Marksist ve Leninistlerin birden bire &#8216;Atatürk&#8217;çü&#8217; kesilmeleri ve adeta o da dinsiz ve ateistmiş gibi onun namına dine diyanete hücum etmeleri de, Atatürk&#8217;ü istismardır.</p>
<p><strong>Nutuk&#8217;u dikkatle okuyanlar O&#8217;nun dinine apaçık sahip çıktığını görürler&#8217;, nutuk incelendiğinde görülecektir ki, bu ülkeyi kurtaran Atatürk, akıl ile dini mezc etmiş bir dâhi idi ve İsmet İnönü İle birlikte Hz.Muhammed&#8217;in savaş taktiklerini inceliyorlardı.&#8217; </strong></p>
<p>Nitekim mahkeme kararlarında da bu görüşlere yer verildiğini görmekteyiz.</p>
<p>Örneğin; İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi&#8217;nin bir kararında şöyle denmektedir: &#8216;Ulu Önder Atatürk&#8217;e göre &#8216;Son&#8217; ve &#8216;İkmal&#8217; din olan İslâmiyet, akla, mantığa ve hakikate uymaktadır. &#8216;(Söylev ve Demeçler; C. 2. Sf. 94). Bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup, olunmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki, akla, mantığa amme menfaatına uygundur; biliniz ki, o bizzat dinimize uygundur. Görüldüğü gibi Atatürk bu sözlerinde İslâmiyet&#8217;in akıl, hoşgörü, adalet, sevgi ve barış dini olduğunu ifade etmektedir.&#8217;</p></blockquote>
<p>Ne diyebiliriz ki? Allah kabul etsin Hoca Efendi! Kraldan çok kralcı olmanın en güzide örneklerinden birisi ile daha karşı karşıyayız. Atatürk&#8217;ün konuşma ve yazışmalarının, onun Müslüman olmadığını açıkça oraya koymasına rağmen Fethullah Gülen&#8217;in ısrar ve beyhude bir inatla bunun aksini iddia etmesi durumu başka nasıl açıklanabilir ki? Mustafa kemal Atatürk&#8217;ün Müslüman olmamasını bir sorun olarak görmüyorum, kendi kişisel tercihidir ve eminim haklı nednelere sahiptir. Aynı şekilde yazı başında da belirttiğim gibi laikliğinde gereksiz olduğunu iddia etmiyorum. Bu başlığı ele almamın tek amacı insanların dini duyguları istismar edilerek kullanılmasının önüne geçmeye çalışmak ve Fethullah Gülen gibi istismarcı kuklaların gerçek yüzlerini ortaya çıkarmaktır.</p>
<h2>Milliyetçi ve darbeci söylemleri</h2>
<p>Bilindiği üzere islamiyet Milliyetçiliği değil, ümmetçiliği esas alıp savunan bir dindir. Muhammed Peygamber&#8217;in Veda Hutbesi&#8217;nde sarf ettiği şu sözler de bu düşüncenin sadec bir ispatıdır: <strong>&#8220;Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Arap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah&#8217;tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O&#8217;ndan en cok korkaninizdir.</strong></p>
<p>Peki, milliyetçiliği açıkça dışlayan bir inanç olan islamiyeti benimsediğini iddia eden birinin milliyetçilik yapması ne anlama gelir? Tabiki o kişinin Müslüman olmadığı anlamına&#8230; Fethullah Gülen, milliyetçi kişiliği dolayısıyla da Müslüman olmadığı rahatlıkla anlaşılabilen bir kişidir.</p>
<p>Alparslan Türkeş, Tuğrul türkeş, Devlet Bahçeli ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi aşırı sağcı birçok faşistin de içerisinde yer aldığı Milliyetçi çalışma partisi ile sıkı ilişkiler içerisinde olan, bu partiye maddi yardım ve siyasi desteklerde bulunan birisidir Gülen. Ayrıca Gençlik dönemlerinde Erzurum&#8217;da iken içerisinde faaliyet yürüttüğü Komünizm ile Mücadele derneği&#8217;nin yapısı da Gülen&#8217;in milliyetçi kişiliğini doğrulamaktadır. Aslında bu kadar geriye gitmeye gerek yok. Günümüzde de Gülen cemaati&#8217;nin yürüttüğü propoganda gö önüne getirildiğinde bu milliyetçilik rahatlıkla görülebilir. Cemaat evlerinde dini vecibelerin yerine getirilmesinden çok milliyetçi propogandalar içeren yazılı ve görsel materyallerin hazmettirilmesi ve ülkemizin meşhur milliyetçi çevreleri ile sorun yaşamayan neredeyse tek yapının gülen Cemaati olması da bu durumun ispatıdır. Ancak son olarak bu konuda Ahmet İnsel&#8217;in görüşlerine de [4] yer vermek gerektiğini düşünüyorum:</p>
<blockquote><p>Derin devletin yarattığı ucube Fethullahçılar mı?</p>
<p>Evet. Çok açık bir biçimde 1970&#8242;lerde desteklenen ve 1980&#8242;lerde güçlenmesi için adımlar atılan bir mekanizma bu. Desteklenenler arasında sadece Fethullahçılar yok. Türk İslam sentesinin başka unsurları ve başka tarikatlar da var. Bu çevrler kendileri için çalışır hale geldikleri için şimdi askerlerle çatışır durumdalar. Bunların hepsi milliyetçidir. Fethullah Gülen milliyetçidir. Komünizmle mücadele derneklerinde yetişmiş ve siyasallaşmış bir kişidir. 1960&#8242;ların komünizmle mücadele derneklerinin bir ürünüdür Gülen. Bakın… Derin devlet, kendi denetimi altında oldukça her şeyi makbul görür. Bir şey onun denetimi dışına çıktığı anda tehdit unsuru haline gelir. Gülen&#8217;in altın nesil yetiştireceğiz diye bir iddiası var. Burada inanılmaz bir Müslüman Türk elitizmi söz konusu. Aynı Cizvit papazları gibi… “Biz okullarda altın nesil yetiştireceğiz. Sonra bu elit nesille dünyaya hakim olacağız, dünyayı yöneteceğiz” düşüncesi bu.</p></blockquote>
<p>Yine etkinlik ve açıklamları dolayısıyla ideolojilerinden haberdar olduğumuz bir kaç kurumdan aldığı ödüller dahi Fethullah Gülen&#8217;in ne derece milliyetçi olduğunu ispatlamaya yeterlidir. Özellikle &#8220;Oğluna yazdığı muhteşem mektup&#8221; ile hafızalarımızda yer edinen Nihal Atsız ismine dikkat edelim. Bu ismi içeren bir ödülü kabul eden biri, kendisine vurulacak her etiketide peşinen kabullenmiş demektir. Bu ödüllerden bazıları şunlardır:</p>
<ol>
<li>1995 Türk Ocakları Vakfı &#8220;Nihal Atsız Türk Dünyası Hizmet Ödülü&#8221;</li>
<li>1995 Mehmetçik Vakfı “Teşekkür Beratı”</li>
<li>1996 Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) “Hoşgörü Ödülü”</li>
<li>1997 Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyasına Hizmet Ödülü”</li>
<li>1997 Türk Eğitim-Sen “24 Kasım Eğitim Özel Ödülü”</li>
<li>1998 “Türk 2000&#8242;ler Vakfı Ödülü”</li>
<li>1998 “Hamdullah Suphi Tanrıöver Türk Ocakları Kültür Armağanı”</li>
</ol>
<p>Diğer yandan Fethullah Gülen&#8217;in, bugün dahi olumsuz etkilerini üzerinden atamadığımız ve ortaya çıkardığı toplumsal hastalıkları hala tedavi edemediğimiz 12 Eylül darbesi hakkında söyledikleri ve darbeye bakış açısı da oldukça garip ve düşünmeye sevkedicidir. Sızıntı dergisinde yayınlanan darbe destekleyen yazı [5] şu şekildedir:</p>
<blockquote><p>Fethullah Gülen bakın 12 Eylül Askeri Darbesi dönemiyle ilgili neler söylüyor: ” Kenan Evren: kucaklayan ve kutsal kurtarıcı bir melek.’’</p>
<p>‘Son Karakol’ başlıklı yazıda şunları dile getirir: “&#8230; Karakol, sükûnetin, huzurun ve emniyetin remzidir. Ondaki düzen, huzur ve orada gözlerin uyanık oluşu, umumi emniyet ve muvazenenin en büyük teminatıdır. Ondaki kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felakettir (&#8230;) Ve işte şimdi, bin bir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tulüu saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihalelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.” (Sızıntı, Ekim -1980)</p></blockquote>
<p>12 Eylül darbesi hakkında hepimizin az çok bilgisi vardır. Ancak durumun vehametini ve Fethullahçı Gladyo&#8217;nun iç yüzünü daha iyi anlayabilmek için söz konusu darbe sonuçlarını birkez daha paylaşalım. [6] 12 Eylül darbesi sonucunda:</p>
<ul>
<li>TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı</li>
<li>Siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.</li>
<li>650 bin kişi gözaltına alındı.</li>
<li>1 milyon 683 bin kişi fişlendi.</li>
<li>Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.</li>
<li>7 bin kişi için idam cezası istendi.</li>
<li>517 kişiye idam cezası verildi.</li>
<li>Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı</li>
<li>İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.</li>
<li>71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.</li>
<li>98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.</li>
<li>388 bin kişiye pasaport verilmedi.</li>
<li>30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.</li>
<li>14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.</li>
<li>30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.</li>
<li>300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.</li>
<li>171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.</li>
<li>937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.</li>
<li>23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.</li>
<li>3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.</li>
<li>400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.</li>
<li>Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.</li>
<li>31 gazeteci cezaevine girdi.</li>
<li>300 gazeteci saldırıya uğradı.</li>
<li>3 gazeteci silahla öldürüldü.</li>
<li>Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.</li>
<li>13 büyük gazete için 303 dava açıldı.</li>
<li>39 ton gazete ve dergi imha edildi.</li>
<li>Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.</li>
<li>144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.</li>
<li>14 kişi açlık grevinde öldü.</li>
<li>16 kişi “kaçarken” vuruldu.</li>
<li>95 kişi “çatışmada” öldü.</li>
<li>73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.</li>
<li>43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.</li>
</ul>
<p>Böylesi bir tarihi lekeyi savunan ve hatta yücelten birinin birleştiricilik uğruna çalıştığı, Müslümanlık için uğraş verdiğini söyleyebilir miyiz?</p>
<h2>Amerikancılık ve Ilımlı İslamcılık faaliyetleri</h2>
<p>Bugün genelde hemen hemen bütün dünya halkarının özelde ise islam aleminin en büyük düşmanı olarak kabule edilen ve bu kabulü haklı kılacak binlerce ispatın muhatabı olan ABD ile Fethullah Gülen arasındaki sıcak ilişkiler oldukça düşündürücü bir diğer konudur.</p>
<p>Hakkında 11 Ağustos 2000 tarihinde Ankara 2 nolu DGM&#8217;nin tutuklama kararı olmasına rağmen ABD&#8217;de ikamet etmesi ve ABD hükümeti nezdinde Gülen&#8217;in mülteci başvurusu veya sıfatı olmadığı halde göçmen bürosunun takibatına uğramaması ve ABD&#8217;de senelerce serbestçe yaşamakta olması dikkat çekidir. Yeni Yüzyıl gazetesine verdiği mülakatta ABD ile iyi geçinmeyi savunması da bir diğer önemli detaydır. [7] Mülakatta bizzat Fethullah gülen tarafından şu ifadelere yer verilmiştir:</p>
<blockquote><p>Şöyle veya böyle Amerika ile dostça geçinmeden destek almak değil, dostça geçinmeden, Amerikalılar istemezlerse, kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. (&#8230;) Amerika, hâlâ bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır. (&#8230;) Bu realite kabul edilmeli. Amerika göz ardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı. Rusya destekleyebilir bir işi, fakat Amerika ile iyi geçinmezseniz, işinizi bozarlar. (&#8230;) Amerika’daki ahengin devam ve temadisini ister. Ve ben bunu çok yadırgamam.</p></blockquote>
<p>Benzer şekilde önce rededilen ancak daha sonra <strong>temyiz mahkemesince Gülen&#8217;in çok büyük ve etkili bir dinci ve siyasi hareketin bir lideri olduğuna ABD&#8217;de yaşamasının Birleşik Devletler&#8217;in menfaatine olduğuna hükmederek</strong> kabul ettiği yeşil kart talebi dolayısıyla ABD Göçmenlik Bürosu&#8217;na açtığı davada gösterdiği şahitler ilginçtir:</p>
<ul>
<li>Graham Fuller, CIA eski ajanı, Rand Şirketi danışmanı</li>
<li>Morton Abramowitz ABD Ankara eski büyükelçisi, Reagan dönemi CIA başkan adayı</li>
<li>H. Ali Yurtsever, Washington Rumi Forum Başkanı</li>
<li>Kemal Öksüz, Niagara Foundation (Niagara Vakfı) Başkanı</li>
<li>Bazı ABD üniversiteleri öğretim üyeleri ve bölüm başkanları</li>
<li>Katolik, evanjelist, Cizvit Rum Ortodoks kilise ve tarikat mensupları</li>
<li>George Fidas, CIA emekli Analiz ve Prodüksüyon Direktörü, Balkanlar Uzmanı, Washington Üniversitesi öğretim üyesi.</li>
</ul>
<p>ABD&#8217; ye menfaat sağlaması dolayısıyla ABD&#8217;de ikametine izin verilen biri için bu liste pekte şaşırtıcı değil doğrusu. Peki, tüm bu desteklerinin sonucunda, karşılığını almadan bir cent dahi vermeyecek olan ABD ne gibi bir çıkar sağladı? Bugün &#8220;Ilımlı İslam Faaliyetleri&#8221; diye bildiğimiz ABD projesinin en büyük araçlarından biri fethullah Gülen oldu. Örneğin Fethullah Gülen Okulları, Büyük Ortadoğu Projesi&#8217;nin alt etabı olan &#8220;dinler arası diyalog&#8221; faaliyetlerinin bir silahıdır. Şimdi bu okullar hakkında kısa bir bilgi verelim:</p>
<blockquote><p>Yeni Aktüel dergisi tarafından yapılan bir araştırmaya göre Fethullah Gülen&#8217;in yönlendirmesi ile 92+ ülkede yaklaşık 500+ lise veya ilköğretim okulu, 6+ üniversite ile çeşitli sayıda eğitim veya dil merkezi açılmıştır. Bu kurumlar aracılığı ile 100.000&#8242;den fazla öğrenciye eğitim verildiği tahmin edilmektedir. Bu okullarda <strong>Türkçe dersi seçmeli olarak öğrenilebilmekte, İngilizce zorunlu öğretilmekte</strong> açıldığı ülkenin resmî dili ve bazen başka dillerde (Orta Asya&#8217;da Rusça, Afganistan&#8217;da Farsça, Afrika&#8217;da Fransızca) eğitim yapılmaktadır. [8]</p></blockquote>
<p>Bu okullarda ve yurtiçinde bir ABD projesi olan Ilımlı İslam politikaları yayılmakta ve bu sayede faaliyette bulunulan ülkeler manda haline getirilmektedir. Fethullah Gülen&#8217;in Ilımlı islam taraftarı olduu ve islamı hıristiyanlaştırma maksadı taşıdığını, Papa II. John Paul&#8217;a yazdığı mektuptaki [9] şu teslimiyetçi cümlelerden rahatlıkla anlayabiliriz:</p>
<blockquote><p>Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarasi Diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazi yardımlarımızı sunmak için size geldik.</p></blockquote>
<p>Ve çok geçmeden bu Fethullah Gülen niyetlerini açıklayan faaliyetlerde bulunmaya başlar. Dinler arası diyalog faaliyetleri kapsamında sempozyumlar, kilise ve havra açılışları gibi etkinlikler gerçekleştirilir. Gülen, Edirne&#8217;de Vaizlik yaptığı günlerden beri tanıdığı İlahiyatçı Prof. Dr. Suat Yıldırım&#8217;ın yaptığı ve bazı ayetlerin arasına İncil ve Tevrat&#8217;tan alıntılar koyduğu Kuran mealini, Fethullah Gülen&#8217;in bu meale bir önsöz yazarak Zaman gazetesi aracılığıyla bastırıp bedava dağıtması [10] ve Cemaatin yayınlarından Aksiyon Dergisi&#8217;nin 2003 yılının Aralık sayısında Müslüman ve Hristiyanların, Hz. İsa&#8217;nın manevi şahsiyeti etrafında birleşmesi fikrini ortaya atması, [11] tartışmalar yaratmıştır. Bu konuya ilişkin, Yaşar Nuri Öztürk&#8217;ün bir tepkisine [12] yer verelim:</p>
<blockquote><p>Elinizi Kuran&#8217;dan çekin. (&#8230;) Bunları alıp Kuran&#8217;a yamayıp yeni bir Hristiyani Kuran çıkarıyorsunuz ortaya. Şeytânlık yapıyorsunuz. Hz. Peygamberi inkar etmiyor, fakat etrafında birleşeceğimiz öncü Hz.İsa olacaktır demesidir mesele. Dünyayı ancak Hz. İsa kurtarır mesajı vermeye başlanması ve ana yayın organlarının üstüne İsa’nın ikonunun konulması başlı başına islam dışı harekettir. Ben sizi tövbe edip, bunu bir daha gözden geçirmeye davet ediyorum.</p></blockquote>
<p>Fethullah Gülen cemaati&#8217;nin İslam&#8217;ı Hıritiyanlaştırmak dışında ABD&#8217;ye maddi katkıları da olmuştur.Yine bir haberle devam edelim:</p>
<blockquote><p>Fethullah Gülen cemaatinden Ali Bayram, ABD&#8217;deki Harsford Seminary isimli papaz üniversitesine 2 milyon ABD doları bağışta bulundu. Hartford Seminary, kendi web sitesinde Gülen Cemaati ileri gelenlerinden Ali Bayram tarafından kendilerine 2 milyon dolar bağış yapıldığını duyurdu.[13][14]</p>
<p>Hartford Seminary Okulu, bağışı yapılan $2,000,000 ABD doları paranıni, İslami usullere göre toplandığını yani içinde kumar, alkol sigara gibi gayri ahlaki kazançlardan elde edilmiş bağışların bulunmadığını belirtti. [15]</p></blockquote>
<p>Görüldüğü gibi Müslümanlar dışında diğer tüm din mensuplarına hizmet eden ve İslam dışında diğer tüm dinlerin yayılıp güçlenmesi için çalışmalar yapan biridir Fethullah Gülen. İslamiyetin, kendisine inananlara kayıtsız şartsız teslimiyeti ve İslamı yaymayı emretmesine rağmen Gülen Hareketi&#8217;nin yaptığı Dini modifikasyon çalışmaları islam ile bağdaşmamakta ve hatta açıkça çatışmaktadır.</p>
<p>İslamın tahrifatı, milliyetçilik, dini siyasete alet etmek ve emperyalist politikaların hayata geçirilmesine yardımcı olma gibi birçok yüz karası faaliyetin odağında bulunan Gülen ve Cemaati&#8217;nin tekrar sorgulanması ve hakettiği yere konulması gerekmektedir. insanlarımız, cemaat meskenlerinde rafa dizilen bir kaç Said Nursi Külliyatına bakakalarak hipnotize olmakta ve alet oldukları asıl planı görememektedirler. Bu zihinsel soykırımların önüne geçebilmek için hepimiz duyarlı olmalı ve mümkün olduğunca gerçekleri insanlarımıza anlatmalıyız. Bu vicdani bir sorumluluktur.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ul>
<li>[1] Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. V, C. 20, Sa. 3 (1 Kasım 1937)</li>
<li>[2] Kaynağa erişmek için lütfen <a href="http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=3664">buraya</a> tıklayın.</li>
<li>[3] kaynağa erişmek için lütfen <a href="http://tr.fgulen.com/content/view/1916/124/">buraya</a> tıklayın.</li>
<li>[4] Ahmet İnsel&#8217;in Neşe Düzel ile yaptığı ve taraf Gazetesi&#8217;nde yayınlanan röportaj.</li>
<li>[5] Fethullah Gülen, Son karakol, Sızıntı dergisi, 01.10.1980</li>
<li>[6] Kaynağa erişmek için lütfen <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24999286/">buraya</a> tıklayın.</li>
<li>[7] Nevval Sevindi, Yeni Yüzyıl, 23.07.1997</li>
<li>[8] Kaynağa erişmek için lütfen <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fethullah_G%C3%BClen">buraya</a> tıklayın.</li>
<li>[9] Kaynağa erişmek için lütfen <a href="http://tr.wikisource.org/wiki/Fethullah_G%C3%BClen%27in_Papa_II._John_Paul%27a_mektubu">buraya</a> tıklayın.</li>
<li>[10] <a href="http://www.yeniumit.com.tr/yazdir.php?konu_id=423">Yeni Umut, Suat Yıldırım, Mealim Hakkında Hezeyanlar, Sayı : 71 Ocak &#8211; Şubat &#8211; Mart 2006 (Erişim: 13 Eylül 2009)</a> <em>Mesela, En’am Sûresi 151–152. ayetlerde bildirilen on hükmün, keza İsra 31–34. ayetlerde bildirilen hükümlerin şimdi mevcut Tevrat ve İncil’deki paralellerini gösterir.</em></li>
<li>[11] 8 Aralık 2003 Aksiyon derigisi Kapak konusu, İsa, insanlık onu bekliyor</li>
<li>[12] Yaşar Nuri Öztürk, Ceviz Kabuğu Tartışma Programı (Yeniçağ Gazetesi, 19 Şubat 2006)</li>
<li>[13] <a href="http://www.hartsem.edu/ABOUT/Praxis/dec06.pdf">Turkish Religious Leader Endows Chair in Islamic Studies (pdf) (ingilizce)</a> Alıntı:&#8221;Ibrahim Abu-Rabi’, right, co-director of the Seminary’s Macdonald Center, participated in discussions leading to the $2-million pledge. He is shown with Dr. Ali Bayram, a Gülen community representative.&#8221;</li>
<li>[14] <a href="http://www.hartfordinfo.org/issues/documents/FaithCommunity/htfd_courant_111006.asp">[Bağlantı]</a> Alıntı&#8221;The donor, Ali Bayram, a Turkish scholar and representative of the Muslim community made up of followers of Turkish theologian and religious leader Fethullah Gülen, said he hopes the chair will help in the understanding of contemporary Islam.&#8221;</li>
<li>[15] <a href="http://www.haber3.com/news_detail.php?id=175764">Fethullah Gülen’den misyonerlere bağış</a> Alıntı: $2 Milyon Dolarlık bağış; İslami kurallara göre toplanan paralardan elde edildiğini yani kumar, alkollü içki ve sigara satışından elde edilmediğine dikkat çekildi.</li>
</ul>
<p><strong>Muhammed Karadoğan</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ÜSTAD HAZRETLERİ]]></title>
<link>http://essaidnursi.wordpress.com/2009/09/14/3/</link>
<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 23:00:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>suratem</dc:creator>
<guid>http://essaidnursi.wordpress.com/2009/09/14/3/</guid>
<description><![CDATA[بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَ بِهِ نَسْتَعِينُ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;margin-bottom:.49cm;margin-right:-.09cm;" lang="en-US"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Traditional Arabic;"><span style="font-size:large;">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span></span></span></p>
<p style="margin-top:.49cm;margin-bottom:.49cm;margin-right:-.09cm;" lang="en-US" align="center"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Traditional Arabic;"><span style="font-size:large;">وَ بِهِ نَسْتَعِينُ</span></span></span></p>
<p style="margin-top:.49cm;margin-bottom:.49cm;margin-right:-.09cm;" lang="en-US" align="center"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Traditional Arabic;"><span style="font-size:large;">اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى</span></span></span></p>
<p style="margin-top:.49cm;margin-bottom:.49cm;" lang="en-US" align="center"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Traditional Arabic;"><span style="font-size:large;">اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ</span></span></span></p>
<p style="margin-top:.49cm;margin-bottom:.49cm;" lang="en-US" align="center">
<p style="text-align:center;">Selamün Aleyküm.</p>
<p style="text-align:center;">Alah(cc)&#8217;ın Selam ı üzerinize olsun.</p>
<p style="text-align:center;">Evet Arkadaşlar, bu blog u açma sebebini açıklamak istiyorum:</p>
<p style="text-align:center;">Öncelikle şunu belirtmek isterim ki: Bu blogda, Nurlar&#8217;ı paylaşmayı düşünmüyorum.Zaten Risale-i Nur&#8217;lara ulaşmak isteyen arkadaşlar için nette milyonlarca kaynak var.Bu blog un amacı Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ile ilgili paylaşımlarda bulunmak.Zaten blogların amacı da bu değil mi?</p>
<p style="text-align:center;">Öncelikle Üstad Hazretleri ile ilgili bir kaç cümle yazmak istiyorum.Tabii benim cümlelerim, deryaların, oyanusların damlaya nispeti gibi olacaktır.Hani demiş ya biri: &#8220;Ben cümlelerimle Hz. Muhammed(SAV)&#8217; i övmüş olmadım.Benim cümlelerim, O(SAV)&#8217; ndan  bahsetmekle değer kazandı.&#8221; aynen öyle.</p>
<p style="text-align:center;">Şunu kabul etmek gerekir ki: Üstad, seçilmiş idi.İster O&#8217;nu sevelim, ister sevmeyelim, durum bu.Şimdi bunu nereden çıkardın diyecek olursanız, hayatını birazcık inceleyecek olursak, yaşadıklarına bakacak olursak buna kesinlikle inanacağız.Bunu anlamak için, öyle çok detaylı incelemeye de gerek kalmayacaktır.Zaten zamanla, bu blogda gerek benim gerekse sizlerden gelecek yazılarda bunların bir kısmını paylaşacağız.</p>
<p style="text-align:center;">Bugünlük Sizinle paylaşacağım konu şu: Özellikle son bir kaç gündür aklıma takılıyor.Bir insan başka bir insanı sevmeyebilir, hoşlanmayabilir, nefret ediyor hatta bahsedilmesini dahi hazmedeyebilir (Gerçi bu da çok fazla olur ama yerine göre çok görülmeyebilir bence&#8230;).Fakat o insana hakaret etme hakkı kesinlikle ama kesinlikle yoktur diye düşünüyorum.Bilmemki yanlış mı düşünüyorum.Hani Hadis de, Onların putlarına sövmememizden bahsediyor ya Efendimiz (SAV), ta ki onlarda Allah(cc)&#8217;a yanlış bir şey söylemesin.Bir de bu insan, milyonların lideri bir insansa&#8230;Hani gıybet bahsinde var ya, Allah(cc) muhafaza bütün bir cemaatle helalleşmek icab edebilir.Böyle bir hakka girmekten Allah(cc)&#8217;a sığınmak lazım.Biz demiyoruz ki, herkes zorla bu eserleri okusun hatta herkes müslüman olsun.Elbette böyle bir şeyi, bütün dünyanın müslüman olmasını tüm müslümanlar ister.Fakat olamayacağı aşikardır.Sanırım, en azından (Geçmişte medeniyeti öğrettiğimiz) Avrupa kadar demokrasi istememiz hakkımız.</p>
<p style="text-align:center;">Selametle kalın&#8230;Devam ececeğiz İnşaallah(cc)</p>
<p style="margin-top:.49cm;margin-bottom:.49cm;margin-right:-.09cm;" lang="en-US" align="center"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Traditional Arabic;"><span style="font-size:large;">السلام عليكم</span></span></span></p>
<div align="center">
<h4 align="center"><font color="#FF0000">Dost Siteler</font></h4>
<p>  <a href="http://www.demirgroupyapiinsaat.com/">Demir Group</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.suratem.com/">Cam Balkon1</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.siteadd.net/">Site Add</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.nurcambalkon.com/">Cam Balkon2</a>&#160;&#160;&#160;&#160;</p>
<p>  <a href="http://www.cambalkondekorasyon.co.cc/">Cam Balkon3</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.risalei-nur.co.cc/">Risale-i Nur</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.risale-inurforum.co.cc/">Risale-i Nur Forum</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.said-nursi.co.cc/">Said Nursi</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.cam-balkoncu.co.cc/">Cam Balkon4</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.eklesite.co.cc/">Site Ekle</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.erkandemir.co.cc/">Erkan Demir</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.kupeste.co.cc/">Küpeşte</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.teknikogretmenler.co.cc/">Teknik Öğretmenler</a>&#160;&#160;&#160;&#160;</p>
<p>  <a href="http://www.cambalkoncu.net.tc/">Cam Balkon3</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.hackmasters.net.tc/">HacK</a>&#160;&#160;&#160;&#160;</p>
<p>  <a href="http://www.cambalkoncular.tr.gg/">Cam Balkoncular</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.cambalkondekorasyon.tr.gg/">Cam Balkon Dekorasyon</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.bedavaseo.tr.gg/">Bedava SEO</a>&#160;&#160;&#160;&#160;</p>
<h4 align="center"><font color="#FF0000">Dost Bloglar</font></h4>
<p>  <a href="http://suratem.wordpress.com/">Cam Balkon</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http:///suratemcambalkon.wordpress.com/">Cam Balkon</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://suratem.wordpress.com/">Cam Balkon1</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://suratem.wordpress.com/">Cam Balkon2</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://nurrisaleleri.wordpress.com/">Risale-i Nur</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://essaidnursi.wordpress.com/">Bediüzzaman Said Nursi1</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://nursisaidi.wordpress.com/">Bediüzzaman Said Nursi2</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://saidnursinur.wordpress.com/">Bediüzzaman Said Nursi3</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://hacktr.wordpress.com/">HacK</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://teknikogretmen.wordpress.com/">Teknik Öğretmenler</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://sitehit.wordpress.com/">Site Hit</a>&#160;&#160;&#160;&#160;
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ]]></title>
<link>http://nursisaidi.wordpress.com/2009/09/14/5/</link>
<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 22:59:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>suratem</dc:creator>
<guid>http://nursisaidi.wordpress.com/2009/09/14/5/</guid>
<description><![CDATA[بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَ بِهِ نَسْتَعِينُ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;margin-bottom:.49cm;margin-right:-.09cm;" lang="en-US"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Traditional Arabic;"><span style="font-size:large;">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span></span></span></p>
<p style="margin-top:.49cm;margin-bottom:.49cm;margin-right:-.09cm;" lang="en-US" align="center"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Traditional Arabic;"><span style="font-size:large;">وَ بِهِ نَسْتَعِينُ</span></span></span></p>
<p style="margin-top:.49cm;margin-bottom:.49cm;margin-right:-.09cm;" lang="en-US" align="center"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Traditional Arabic;"><span style="font-size:large;">اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى</span></span></span></p>
<p style="margin-top:.49cm;margin-bottom:.49cm;" lang="en-US" align="center"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Traditional Arabic;"><span style="font-size:large;">اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ</span></span></span></p>
<p style="margin-top:.49cm;margin-bottom:.49cm;" lang="en-US" align="center">
<p style="text-align:center;">Selamün Aleyküm.</p>
<p style="text-align:center;">Alah(cc)&#8217;ın Selam ı üzerinize olsun.</p>
<p style="text-align:center;">Evet Arkadaşlar, bu blog u açma sebebini açıklamak istiyorum:</p>
<p style="text-align:center;">Öncelikle şunu belirtmek isterim ki: Bu blogda, Nurlar&#8217;ı paylaşmayı düşünmüyorum.Zaten Risale-i Nur&#8217;lara ulaşmak isteyen arkadaşlar için nette milyonlarca kaynak var.Bu blog un amacı Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ile ilgili paylaşımlarda bulunmak.Zaten blogların amacı da bu değil mi?</p>
<p style="text-align:center;">Öncelikle Üstad Hazretleri ile ilgili bir kaç cümle yazmak istiyorum.Tabii benim cümlelerim, deryaların, oyanusların damlaya nispeti gibi olacaktır.Hani demiş ya biri: &#8220;Ben cümlelerimle Hz. Muhammed(SAV)&#8217; i övmüş olmadım.Benim cümlelerim, O(SAV)&#8217; ndan  bahsetmekle değer kazandı.&#8221; aynen öyle.</p>
<p style="text-align:center;">Şunu kabul etmek gerekir ki: Üstad, seçilmiş idi.İster O&#8217;nu sevelim, ister sevmeyelim, durum bu.Şimdi bunu nereden çıkardın diyecek olursanız, hayatını birazcık inceleyecek olursak, yaşadıklarına bakacak olursak buna kesinlikle inanacağız.Bunu anlamak için, öyle çok detaylı incelemeye de gerek kalmayacaktır.Zaten zamanla, bu blogda gerek benim gerekse sizlerden gelecek yazılarda bunların bir kısmını paylaşacağız.</p>
<p style="text-align:center;">Bugünlük Sizinle paylaşacağım konu şu: Özellikle son bir kaç gündür aklıma takılıyor.Bir insan başka bir insanı sevmeyebilir, hoşlanmayabilir, nefret ediyor hatta bahsedilmesini dahi hazmedeyebilir (Gerçi bu da çok fazla olur ama yerine göre çok görülmeyebilir bence&#8230;).Fakat o insana hakaret etme hakkı kesinlikle ama kesinlikle yoktur diye düşünüyorum.Bilmemki yanlış mı düşünüyorum.Hani Hadis de, Onların putlarına sövmememizden bahsediyor ya Efendimiz (SAV), ta ki onlarda Allah(cc)&#8217;a yanlış bir şey söylemesin.Bir de bu insan, milyonların lideri bir insansa&#8230;Hani gıybet bahsinde var ya, Allah(cc) muhafaza bütün bir cemaatle helalleşmek icab edebilir.Böyle bir hakka girmekten Allah(cc)&#8217;a sığınmak lazım.Biz demiyoruz ki, herkes zorla bu eserleri okusun hatta herkes müslüman olsun.Elbette böyle bir şeyi, bütün dünyanın müslüman olmasını tüm müslümanlar ister.Fakat olamayacağı aşikardır.Sanırım, en azından (Geçmişte medeniyeti öğrettiğimiz) Avrupa kadar demokrasi istememiz hakkımız.</p>
<p style="text-align:center;">Selametle kalın&#8230;Devam ececeğiz İnşaallah(cc)</p>
<p style="margin-top:.49cm;margin-bottom:.49cm;margin-right:-.09cm;" lang="en-US" align="center"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Traditional Arabic;"><span style="font-size:large;">السلام عليكم</span></span></span></p>
<p style="text-align:center;">
<div align="center">
<h4 align="center"><font color="#FF0000">Dost Siteler</font></h4>
<p>  <a href="http://www.demirgroupyapiinsaat.com/">Demir Group</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.suratem.com/">Cam Balkon1</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.siteadd.net/">Site Add</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.nurcambalkon.com/">Cam Balkon2</a>&#160;&#160;&#160;&#160;</p>
<p>  <a href="http://www.cambalkondekorasyon.co.cc/">Cam Balkon3</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.risalei-nur.co.cc/">Risale-i Nur</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.risale-inurforum.co.cc/">Risale-i Nur Forum</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.said-nursi.co.cc/">Said Nursi</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.cam-balkoncu.co.cc/">Cam Balkon4</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.eklesite.co.cc/">Site Ekle</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.erkandemir.co.cc/">Erkan Demir</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.kupeste.co.cc/">Küpeşte</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.teknikogretmenler.co.cc/">Teknik Öğretmenler</a>&#160;&#160;&#160;&#160;</p>
<p>  <a href="http://www.cambalkoncu.net.tc/">Cam Balkon3</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.hackmasters.net.tc/">HacK</a>&#160;&#160;&#160;&#160;</p>
<p>  <a href="http://www.cambalkoncular.tr.gg/">Cam Balkoncular</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.cambalkondekorasyon.tr.gg/">Cam Balkon Dekorasyon</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://www.bedavaseo.tr.gg/">Bedava SEO</a>&#160;&#160;&#160;&#160;</p>
<h4 align="center"><font color="#FF0000">Dost Bloglar</font></h4>
<p>  <a href="http://suratem.wordpress.com/">Cam Balkon</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http:///suratemcambalkon.wordpress.com/">Cam Balkon</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://suratem.wordpress.com/">Cam Balkon1</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://suratem.wordpress.com/">Cam Balkon2</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://nurrisaleleri.wordpress.com/">Risale-i Nur</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://essaidnursi.wordpress.com/">Bediüzzaman Said Nursi1</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://nursisaidi.wordpress.com/">Bediüzzaman Said Nursi2</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://saidnursinur.wordpress.com/">Bediüzzaman Said Nursi3</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://hacktr.wordpress.com/">HacK</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://teknikogretmen.wordpress.com/">Teknik Öğretmenler</a>&#160;&#160;&#160;&#160;<br />
  <a href="http://sitehit.wordpress.com/">Site Hit</a>&#160;&#160;&#160;&#160;
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kur'an'da ve Tefsirlerde Tesettür]]></title>
<link>http://intibahfan.wordpress.com/2009/09/11/kuranda-ve-tefsirlerde-tesettur/</link>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 16:16:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>intibah</dc:creator>
<guid>http://intibahfan.wordpress.com/2009/09/11/kuranda-ve-tefsirlerde-tesettur/</guid>
<description><![CDATA[Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, (başlarını ve yüzlerini kapat]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, (başlarını ve yüzlerini kapat]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
