<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>sayiklamalar &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/sayiklamalar/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "sayiklamalar"</description>
	<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 14:54:32 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[üç doğru bir yalan.]]></title>
<link>http://neurocoma.wordpress.com/2009/11/21/uc-dogru-bir-yalan/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 19:11:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>neurocoma</dc:creator>
<guid>http://neurocoma.wordpress.com/2009/11/21/uc-dogru-bir-yalan/</guid>
<description><![CDATA[Hiç bilmediği bir şehirde ilk gecesiydi.Ağzında tuttuğu yanmayan sigarayı alışkanlığı olmayan bir bi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal" style="text-align:center;"><a href="http://neurocoma.wordpress.com/files/2009/11/ruhum.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-76" title="rh" src="http://neurocoma.wordpress.com/files/2009/11/ruhum.jpg" alt="" width="297" height="456" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;">
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;">
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;">
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;">Hiç bilmediği bir şehirde ilk gecesiydi.Ağzında tuttuğu yanmayan sigarayı alışkanlığı olmayan bir biçimde dişlerinin arasına sıkıştırıyor, diliyle ıslatıyordu. Her şeyin daha da dramatik olmasını diledi bir an. Bu az önce terk ettiği otel odasında, pek tanımadığı ve yine pek güvenmediği bir adamla baş başa bıraktığı sevgilisinin ona ihanet etmesiyle mümkün olabilirdi. Tramvay yolu boyunca yürüyüp bira içebileceği bir yer aradı. “Sanırım artık yalnız bir adamım.” diye düşündü.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;">
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;">Doğup büyüdüğü şehirde sıradan bir geceydi. Uyuyamıyordu. Kalkıp işemeye karar verdi. Banyoya adımını atmak üzereyken ufak bir bozuk para büyüklüğündeki siyah kabuklu bir böcek aceleyle önünden geçmeye yeltendi sonra aklına bir şey gelmişçesine bir anda durdu. Böceğin bu hali onu güldürdü. Böcek ilacını almak için dolaba giderken döndüğünde onun orada olmamasını diledi. Şaşkın hali istemsiz biçimde empati kurmasına yol açmış ve hatta sempati uyandırmıştı. Döndüğünde böcek yoktu. İşemeden odasına gitti. Böcek ilacını yatağının başındaki komodinin üzerine koyup yattı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;">
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt;text-align:center;">Malum bozkır şehrinde serin bir akşamdı.Derin bir nefes çekti sigaradan. Sigaranın sahibine bakıp memnuniyetle gülümsedi. Tanrının böyle şeylerle uğraşmadığına inanmaya çalışsa da arkadaşlıkları ancak tanrısal bir hediye olarak görülebilirdi, rastlantılara minnettar hissetmek istemediği için böyle düşünüyor da olabilirdi pek tabii. “Fark etmez.” diye geçirdi içinden. Yüzünün aldığı halden hoşlanıp bir süre daha aptalca sırıtmaya devam etti. Plastik bardaktaki ucuz ama lezzetli kahvesinden bir yudum aldı. Eski sevgilisini başkalarıyla sevişirken hayal etmeyi yahut onunla bir daha asla sevişemeyeceği gerçeğini düşünmeyi bırakmasının tek yolu buydu; meşgalelerin içinde kaybolmak… Meşgul olduğu şey kahve içmekten ibaret olsa bile…</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt;text-align:center;">
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt;text-align:center;">Gitmelerden payını alıp,gelecek olanı beklemekten vazgeçtiği alacakaranlık bir akşam üstüydü.Merdivenleri hızla inerken bir yandan da yukarı çıkmakta olan kızı izliyordu. “Sanırım buraya daha sık gelmeliyim.” diye düşündü.  Aslında oraya sık gelmesi tercih sebebi değil bir zorunluluktu ama o ara sıra uğramayı tercih ediyordu. Aşık olmak niyetinde olduğunu kendisine uygun bir dille itiraf etmeliydi. Kalabalığın içinden geçip bahçeye çıktığında, yumuşak bakışların gözlerini okşadığını hissetti. Gülümsedi. Anlaşılan bu itiraf işi için yeterli vakti bulamayacaktı bile….</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt;text-align:right;">20.11.09</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tanıdık I.]]></title>
<link>http://neurocoma.wordpress.com/2009/11/21/tanidik-i/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 19:06:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>neurocoma</dc:creator>
<guid>http://neurocoma.wordpress.com/2009/11/21/tanidik-i/</guid>
<description><![CDATA[“Şu geceyi de bir atlatayım..” dedi.Tahmin ediyordu ki ediyordu ki yirmili yaşlarının henüz başların]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p class="MsoNormal" style="text-align:center;">“Şu geceyi de bir atlatayım..” dedi.Tahmin ediyordu ki ediyordu ki yirmili yaşlarının henüz başlarında olmasından mütevellit atlatması gereken binlerce gece daha vardı önünde. Gündüzleri uyanamayan,geceleri uyuyamayan bu huzursuz ruh ölümün ötesi ile hayatının berisi arasında sıkışmış, şikayet etmenin gereksizliğine, medet ummanın anlamsızlığına, beklemenin kaçınılmazlığına ağlamamak için boğazındaki düğümden kurtulmanın yollarını arıyordu. Yalnızlıktan kaçtığı anlarda varabildiği yegane yer yalnızlık özlemi idi. Kısır bir döngü halini alan bu gerçek yüzünden buradayken orada, oradayken burada olmanın hayaliyle kendini avutur, bir nebze ferahlamak için içine doldurduğu yabancıların nefeslerini günler boyu kusar ve başladığı yere dönerdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;">
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;">
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt;text-align:center;">Dualarında hep bir modern zaman hazperesti olmayı dilemişti, tanrıların kimseyi duymadığını öğrendiğinde payına düşen çoktan kasvet olmuştu. Hiçbir fahişeyle para karşılığı birlikte olmamıştı belki ama bazı fahişelerle hiç yatmamış olmak için şimdi olsa yüklü bir meblağ ödemeye razı olurdu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt;text-align:center;">Ucuzdu, bu derin olmasına engel değildi. Aylaktı, bu başarmasına engel değildi. Sevilmezdi, bu kıskanılmasına engel değildi. Kararsızdı, bu onu sık sık pişman ederdi. Sıradan bir kararsızlık değildi çünkü onunkisi, aklına gelen ilk kararı alternatifi yokmuşçasına uygulamak üzerine kuruluydu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt;text-align:right;">14.11.09</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA['karanlık bir işaret olan varlığımın hepsi']]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/11/15/karanlik-bir-isaret-olan-varligimin-hepsi/</link>
<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 12:02:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/11/15/karanlik-bir-isaret-olan-varligimin-hepsi/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir seni, kendinde tekrarlayarak çiçeklenmenin ve yeşerm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#8220;tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir<br />
seni, kendinde tekrarlayarak<br />
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek&#8221; </p>
<p> (Füruğ Ferruzad) </p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/AFJRKfDlfD0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/AFJRKfDlfD0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[niyaz]]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/10/20/niyaz/</link>
<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 17:20:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/10/20/niyaz/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/pEeUEntf3g0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/pEeUEntf3g0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[nöbet.]]></title>
<link>http://neurocoma.wordpress.com/2009/09/13/nobet/</link>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 12:29:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>neurocoma</dc:creator>
<guid>http://neurocoma.wordpress.com/2009/09/13/nobet/</guid>
<description><![CDATA[Şüphesiz yüzlerinizden okuduklarım,kitaplardan okuduklarımdan çok daha fazladır.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Şüphesiz yüzlerinizden okuduklarım,kitaplardan okuduklarımdan çok daha fazladır.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir rüya .....]]></title>
<link>http://darkinthehome.wordpress.com/2009/08/23/isik-ve-sevgiyle/</link>
<pubDate>Sun, 23 Aug 2009 20:43:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>cemilcinar</dc:creator>
<guid>http://darkinthehome.wordpress.com/2009/08/23/isik-ve-sevgiyle/</guid>
<description><![CDATA[Kanatlardan oluşmuş bir denizin içerisinde yüzüyor gibiyim. Belki de bu uçan yaratıklardan biriyim, ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kanatlardan oluşmuş bir denizin içerisinde yüzüyor gibiyim. Belki de bu uçan yaratıklardan biriyim, emin olamıyorum. Keskin dönüşlerle binaların arasında ilerliyoruz. Nereye gittiğimizi bilmiyorum, içimde bitmeyen bir korku var. Tüm korkuma karşın uçma hissi hoşuma gidiyor. Herşeyden uzaklaştığımı hissediyorum. Çok katlı bir binanın önündeyiz. Kirli camların arasından içerideki kalabalığı seyrediyorum. Herşey gri ve donuk görünüyor. Kapıyı açıp içeriye giriyorum. Herkes bir an donup kalıyor ama kimsede beni gördüklerine dair bir değişiklik olmuyor. Şaşırıyorum.  İnsanları seyrediyorum. Siyah beyaz bir resme bakar gibiyim. Renkli ve canlı olan tek kişi sırtı bana dönük olarak duran genç bir kız. Yavaşça ona doğru yaklaşıyorum. Tam arkasında duruyorum. Geldiğimi anlamış gibi geriye doğru dönüyor. Yüzünde tatlı bir gülümseme var. Gerçek olduğuma emin olmak ister gibi elini uzatıp bana dokunuyor. Aynı şekilde karşılık verip saçlarına dokunuyorum. Ellerim saçlarının arasından kayıp gidiyor. Omuzlarından kavrıyorum. Yalnızca bir an için. Sonra elini tutuyorum. Gözlerinin içi gülüyor. uzun zamandır bkelenilen bir karşılaşma gibi yaşadığımız. Yavaşça dönüp sırtımızı kalabalığa çeviriyoruz.</p>
<p>Dışarı çıktığımız anda herşey normale dönüyor. Güneşin ufukta bulutların arasında batmaya başladığını farkediyorum. Beraber yürümeye başlıyoruz. İlk sokak köşesinde durup yüzüne bakıyorum. Gözleri yaşarıyor. Ayrılık zamanının geldiğini hissetmiş gibi. Sarılıyorum. Ağzımdan sadece tek bir sözcük çıkıyor. &#8220;Gel&#8221;</p>
<p>Ne kendimin nede karşımdakinin kim olduğunu bilmiyorum. Bildiğim tek şey bir olduğumuz. Yavaşça gözleri kapanıyor. Dudaklarıma ufak bir öpücük konduruyor. Tadını hissediyorum. Suç ortakları gibiyiz. Yavaşça benden uzaklaşıyor. Gülümsemesi hala devam ediyor. Ve diyor ki&#8230;</p>
<p>&#8220;Belki&#8221;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["göz açıp kapayıncaya kadar"]]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/06/07/goz-acip-kapayincaya-kadar/</link>
<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 19:54:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2009/06/07/goz-acip-kapayincaya-kadar/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Uykusuz gece: İşte en kısa formülü, içi boş  zamanın geçişini unutmaya çalışır ve tan ağartıs]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#8220;Uykusuz gece: İşte en kısa formülü, içi boş  zamanın geçişini unutmaya çalışır ve tan ağartısını boşuna beklerken hiç sonu gelmeyecekmiş gibi uzayan azap dolu saatlerin. Ama uykusuz gecelerin asıl korkunç olanlarında, zaman sanki büzüşüp ufalmıştır ve avuçlarımızın arasından verimsizce kayıp gidiyordur. Uzun ve şifali bir dinlenme umuduyla lambayı söndürürüz. Ama zihnimizde düşünceler karmakarışık  uçuşurken gecenin sağaltım haznesi harcanıp gider ve yorgun göz kapaklarımızın altından son görüntüyüde kovduğumuzda biliriz ki çok geçtir artık, az sonra sabahın hoyrat sarsıntısını hissedeceğizdir. Ölüm mahkumu da son anlarının böyle kullanılmamış halde kayıp gidişini seyretmiş olmalıdır. Ama saatlerin bu büzüşmesinin açığa çıkardığı şey, vaadini yerine getirmiş zamanın tersidir. Eğer ikincisinde deneyimin gücü sürenin efsûnunu çözerek geçmişi ve geleceği şimdide topluyorsa, telaşlı uykusuz gecede katlanılmaz bir korku demektir süre. Kişinin yaşamı tek bir anâ indirgenir, ama sürenin askıya alınmasıyla değil, yaşamın hiçliğe kayması ve zamanın kötü ebediliği karşısında kendi beyhudeliğini fark etmesiyle olur bu. Saatin fazla tiz tıkırtısında, ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz. İç duyumuz daha onları kaybetmeden saniyede uçup giden ve bu iç duyuyu da kendi akıntılarında sürükleyip götüren saatler, her türlü bellek gibi  iç deneyimimizin de kozmik gecede unutulmaya mahkum olduğunu ilan eder. Bugün insanların kafalarına kakılan bir zorunluluktur bu. Mutlak güçsüzlük konumundaki birey, yaşayacağı süreyi kısacık bir mühlet olarak algılıyordur. Ömrünün sonuna kadar yaşayabileceğini ummamaktadır. Herkes için geçerli olan vahşice öldürülme ve işkence olasılığı, günlerin sayılı ve kişinin kendi ömrünün uzunluğunun da bir istatistik değişkenden ibaret olduğu düşüncesinde, yaşlanmanın ortalamaya karşı haksızca elde edilmiş bir avantaj haline geldiği sezgisinde yankılanıyordur. Belkide toplum tarafından verilmiş o geri alınabilir ömür süresi şimdiden dolmuştur. Beden bu korkuyu saatlerin uçup gidişiyle kaydeder. Zaman kaçıyordur.&#8221;</p>
<p>[ Minima Moralia, "105.Göz açıp kapayıncaya kadar", Theodor Adorno]</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Karanfil Çıkmazı]]></title>
<link>http://insandankacan.wordpress.com/2008/11/13/karanfil-cikmazi/</link>
<pubDate>Thu, 13 Nov 2008 09:10:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>usuyitik</dc:creator>
<guid>http://insandankacan.wordpress.com/2008/11/13/karanfil-cikmazi/</guid>
<description><![CDATA[Bir karanfil üşür diye geldim dünyaya Annemin rahminden beri yaralı alnım Istedim bulayım, ki insan ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Bir karanfil üşür diye geldim dünyaya Annemin rahminden beri yaralı alnım Istedim bulayım, ki insan ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Orada Birisi Ölüyor ]]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/11/03/orada-birisi-oluyor/</link>
<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 15:58:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>monokl</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/11/03/orada-birisi-oluyor/</guid>
<description><![CDATA[Ölüyor ifadesinin içini oymaya çalışalım: Ölmek fiilinin şimdiki zamanda üçüncü tekil kişide çekilmi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Ölüyor ifadesinin içini oymaya çalışalım: Ölmek fiilinin şimdiki zamanda üçüncü tekil kişide çekilmiş hali &#8220;ölüyor&#8221;. Ölmek&#8217;in isim hallerine göz atarsak ölü ve ölüm karşımıza çıkıyor. Ölü şimdiki zamanın tamamen dışında, bir şimdisizlikte, bir ruhsuzlukta. Ölüm ise gerçekten tam anlamını yakaladığında tam bir zamansızlık içinde ve bir öte yan, bir bilinemezliğin sürekli kayganlığı olduğunda bize zamanı aşmış olarak duruyor. Ölüm bize bakarken ancak duruyor, kendi içinde. Ölü olan da ölüm olan da şimdiki zamana çekilebilir şeyler değiller, ölü/m bir olmuşluk bitmişlik, bu yüzden oluşmayan ve akmayanın kendisi. Duruş ve durum ölüm, ama yalnızca bakan bir duruş ve durum,,, bakılan değil.</p>
<p>- Orada öylece kalan ölü/m. Siz varken hiçbir şekilde gerçekten sizde varolmaz ve yok da olmaz&#8230;</p>
<p>Ölüyor derken kim/ne ölmekte, nerede ölmekte, ne zaman ölmekte,,, hepsini birleştirip sorarsak nasıl ölmekte!</p>
<p>Ölüyor derken &#8220;ölüme doğru gidiyor&#8221;u düşüncemize çağırmayı deneyelim, yol almak için ölüme doğru: O, kim peki burada? O henüz bizim ölüme doğru gidişinde onun ile temas ve algı bağı kurabildiğimiz kişi değil midir! Henüz gitmesi ya da olması/ölmesi sonuna ermediğinden (ve aslında hiçbir zaman eremez o haliyle, çünkü ölüm o halin, o sonun ve bütün sürecin kaskatı kesilmesi ve ortadan yitmesidir, ölüm ilkin oluşu ortadan kaldırır) onun için ölüyor diyor olmalıyız. Daha kesin bir kalıba düşüncelerimizi sıkış tepiş etmeye çalışırsak: Ölüme gidiş aslında her zaman ölümü erteleyiş demektir, çünkü erteleme yaşamı çağırır ve ölüyor demek derininde &#8220;hala yaşıyor&#8221;, ve en derininde de &#8220;hala yaşamak istiyor&#8221; anlamına gelir.</p>
<p>Peki bu ölmekte olan kişi nerededir? Ölmekte olan kişi orada&#8217;dır, hemen karşımızda. Orada yazgısızlığa bulaştırılmak istenmektedir, kendisi yazgıya son olana, ölüme. Ölüm nedeniyle kurulan bağda orası hemen yazgıya davet edilir ve ölüme doğru giden kendinde taşıdığı bütün yerleri &#8220;orada&#8221; açığa çıkarır: bütün belleğini, yaşadıklarını ve yaşattıkları, bütün başkalardaki izdüşümlerini. Böylece yazgısızlık ile bir mücadele başlar, yazgı kendi içinden dışarı doğru fırlar ve kendi dışına saçılır. Ölüme doğru giderken yani yaşamak için direnirken ölüyor dediğimizin oradalığı, onun varolduğu bütün düşünce, olay ve insanlara yayılır. Ölüme doğru giden, oradalığın her yerindedir, bizim buradamızı sınırlayan her yerde,,, yazgıların bütün toplamında.</p>
<p>Peki ne zaman ölüyor ölüme doğru giden! Aslında burada zaman ölüyor değildir ölümün kendisi zamanlıyordur. Peki ne demek ölümün zamanlıyor olması. Ölümün gerçekleşmek adına zamanla kurduğu temastır bu, ölüm zamanın yanında ama dışındadır. Ölüm durumuna karşı olan direnç zamanın insan varoluşundaki etkisinden, daha doğrusu zorunluluğundan ileri gelmektedir. Ölüme doğru giden ölümü zamana bulaştırmaya çalışarak yaşamda tutunmaya çalışır ama ölüme doğru gidişin tamamen ortadan kalktığı ölüm anında (ansızlığında) ölüm zaman ile olan bütün ilişkisini keser ve onun-yanındalığı biter: Zaman o kişi için yazgısız bırakılır. Yine de ölüme doğru giden bir ara zamanda varolur ve yaşamın ölümle ilişki kurmaya çalıştığı bir anlar toplamını yankılar. Toparlarsak, ölüme doğru giden zamanda ölmüyor, ölüme doğru giden ölümü zamanlıyor, ona zamanla karşılık veriyor.</p>
<p>Son olarak nasılı düşünce önüne getirmeye ve açık kılmaya çalışıyoruz: Ölüme doğru giden nasıl ölmekte?: Bu bizi bir sona ama başladığımız yerle yakında olan bir hakikate götürür: Ölüme doğru giderek ölüme doğru gitmemekte, kısacası ölüyor dediğimiz kişi ölmenin nasılından kaçmakta, onu bir nasılsılsızlık ile aldatmaya çalışmaktadır. Ölümün yazgının sonu olduğu yerde, onda bir yarık açmak ve yazgıyı kendi sonu olandan kurtarmak,,, ölmeye çalışanın iradesinin üzerinde kalmaya çalıştığı amaçtır.</p>
<p>Bir iki hatırlatma: Ölü/m ortaya çıktığında, ölümden ayrı olmanın da anlamı sönüyor ve ölüyor dediğimiz şimdiki zamandan geçmiş zamana kayarak &#8220;öldü&#8221; ifadesiyle anılıyor. (Oluş haline doğru yönelttiğimiz nasıl sorusunda kafamıza gelenler nasıl olup da olup biten sözkonusu olduğunda kafamıza gelmez oluyor, işte ölüme doğru gidenin nasılı burada parlamaktadır: kafamıza gelmez olarak ölüyor ölüme giden ve öldü oluyor&#8230;)</p>
<p>Peki kafaya gelmezlik ne demektir,,, bunu da bir sonraki yazıya bırakalım!.. ama daha önce yeniden soruyoruz kendimize ve bir önkavrayış uyandırıyoruz: Ölüme doğru giden ölüyor-olanın deviniminden kafaya gelmez/değmez bir devinimsizlik &#8220;nasıl&#8221; çıkar!</p>
<p>23 Ekim 2007<br />
v.ç.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[elipsis]]></title>
<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/07/18/elipsis/</link>
<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 09:03:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
<guid>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/07/18/elipsis/</guid>
<description><![CDATA[&#8230;içimde bir burgaçla uyanıyorum apansız. uğultulu kelimeler, söylenmemiş sözcük yaraları, ve s]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#8230;içimde bir burgaçla uyanıyorum apansız. uğultulu kelimeler, söylenmemiş sözcük yaraları, ve söylenmiş sözlerin kırık döküklüğü, ödünç alınıp geri verilememiş kitaplar üzüntüsü, silinmeyen bakış izleri, ten izleri, acılık. dönüp duruyor gece. dünüp duruyor sabahlar. ben neden böyleyim sorusuna cevaplar arayan aklım, karanlıklara karışıyor. bana adımla seslenen sesin, adımı varediyor boşlukta. ve adımla varoluyorum yeniden yitip gitmeden önce. <em>aslında konuşacak çok şey var</em>, diyoruz susmak için. kanayan onca söz içimizde cam kırıkları. konuşmanın imkansızlığı üzerinde duruyor oysa her şey. hep bir yanlışa varıyoruz. nasıl başlamı söze, bilmeksizin. susmadan önce. ve sonra. sessizliği örtünüyoruz. seni bulduğum her yerde biraz daha kayboluyorum. biraz daha özlüyorum sonra seni. eksik çıkıyorum bütün hesaplarda. <em>sus</em> diyorsun, susuyorum. anlıyorum bu susmak yazgısını. ben anlamak yorgunu, anlıyorum. karanlığı çünkü bulaştırmışım her yere. ellerim isli, yangınlardan kurtulmuş, bulaştırmışım. kir pas içinde dudaklarım. kabuk kabuk bu affedilmez. kötülük. herkes gibi ben de biliyorum. bir burgacın içinde uyanıyorum apansız, ağrılı uykulardan. sesin, uçurumları özleten bakışın biraz, karanlık merdiven başları soluğun, ağzından içtiğim suların sarhoşluğu, derinliklerinin yankısı, uçurum hep, uçurum. yokluğun dönüyor yongalar biriktirerek içimde. anlıyorum, geçilecek çöl benmişim, sonuna yolculuk edilen gece ben. bu beni sana bağlayan işte uçurum&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bunca ayeti ne diye yazdık...]]></title>
<link>http://xdem.wordpress.com/2008/06/26/nediye/</link>
<pubDate>Thu, 26 Jun 2008 18:25:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>xdem</dc:creator>
<guid>http://xdem.wordpress.com/2008/06/26/nediye/</guid>
<description><![CDATA[Aşağıdaki yazılarıma bakarsanız &#8220;Dİyanet İşleri&#8221;nin mealinden alıntı yaptığım 24 tane ku]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://xdem.files.wordpress.com/2008/06/694393999a4a83a991mo6.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-58" src="http://xdem.wordpress.com/files/2008/06/694393999a4a83a991mo6.jpg?w=144" alt="" width="144" height="300" /></a></p>
<p>Aşağıdaki yazılarıma bakarsanız &#8220;Dİyanet İşleri&#8221;nin mealinden alıntı yaptığım 24 tane kur&#8217;an ayet meali görürsünüz&#8230; Daha nicesi var. Ancak vereceğim mesaj için bu kadarı yeterli&#8230;</p>
<p>Allah günahımı affetmez belki.Ancak tasavvuf yolunda giden birisi için ne gerçekten cennet denen bir mekan vardır ne de cehennem. Bu nedenle takvasının temelinde Allah korkusu olmaz sufinin. Sufinin yüreğinde belli bir zamana kadar sadece Allah Sevgisi vardır. Bu sevgidir taşıtının yakıtı&#8230; Ancak belli bir yerden sonra yol biter..</p>
<p>Yol&#8217;un bittiği yere gelmek&#8230;</p>
<p>Yolun bittiği yere geldiğinde sufi taşıtı bırakır yolun sonunda artık onda Allah sevgisine yer yoktur. Onun Bu sevgiyi koyduğu kab&#8217;ın kırılma zamanı gelmiştir.Artık birikenleri &#8220;heba&#8221; etme zamanıdır. Yunus&#8217;un Ballar Balını bulunca Kovanını yağma ettiği yerdir orası. İşte o noktada &#8220;ete kemiğe büründüğünü ve &#8220;yunus&#8221; olarak &#8220;görüldüğünü&#8221; farkeder. Bu sufinin sondan bir önceki farkedişidir. Bu noktadan sonra Sufi marifet halinden hakikat şaşkınlığında E&#8217;NEL HAK ! der sefa ve cefa içinde. Sefayı da veren cefayı da veren tüm sıfatlardan ari olduğundan arındırır sufiyi &#8230; Vakti geldiğinde Nebisinin kalbini yıkadığı gibi&#8230;</p>
<p>&#8220;İkra&#8221; senin olsun dostum ben &#8220;kün&#8221; deyim! </p>
<p>Yedi gün geriye geldim.</p>
<p>Aşağıların aşağısından yukarıya &#8220;indim&#8221; .</p>
<p> Özüm balçıkta iken&#8230; <strong>&#8220;Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin.” dediğinden az önce &#8220;O&#8221; idik</strong>.</p>
<p>Haberin olsun.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir AÇ'ın sayıklamaları...]]></title>
<link>http://farkyeri.wordpress.com/2008/06/11/bir-acin-sayiklamalari/</link>
<pubDate>Wed, 11 Jun 2008 14:06:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>farkyeri</dc:creator>
<guid>http://farkyeri.wordpress.com/2008/06/11/bir-acin-sayiklamalari/</guid>
<description><![CDATA[Sabah kahvaltısı (azıcık, itiraf ediyorum) Öğlen yenen dürüm (süsbiberi de vardı, ooooh! katur kutur]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://www1.istockphoto.com/file_thumbview_approve/1805086/2/istockphoto_1805086_hungry_emoticon_with_clipping_path.jpg" alt="" /></p>
<p>Sabah kahvaltısı (azıcık, itiraf ediyorum)</p>
<p>Öğlen yenen dürüm <strong>(süsbiberi de vardı, ooooh! katur kutur!)</strong></p>
<p>Arkasından biraz sıcak pide <strong>(bayılırım ekmeğe! zamlansa da naapcass artık, ekmek-nimet.)</strong></p>
<p>Gofret <strong>(yarım crunch &#8211; yarım &#8220;ülker çikolatalı gofret sevmeyen var mıııı!&#8221; reklamındakinden)</strong></p>
<p><strong>Ya ben açııııııııımmm!</strong></p>
<p>Şöööyle bi&#8217; masaya oturcam.<br />
<span style="color:#ff6600;">Kocaamaaan bi&#8217; hamburger (burger king&#8217;den olsun),<br />
yanına kocaamaaan bi patates cipsi (hiç bitmeyeninden)<br />
yanına kocamaaan bi kumpir (kaşarlı-rus salatalı)<br />
yanına kocamaaan bi bardak, yok yok, iki bardak buzz gibi kola</span><br />
&#8230;</p>
<p>arkasından kocamaaan bi tabak tiramisu (oyy, oyy, çıkışta DenizKızı&#8217;na mı gitsem ne?)<br />
onun yanında çikolatalı cappuchino!&#8230;</p>
<p>&#8230;.</p>
<p><strong><span style="color:#ff0000;">ooohh! doydummmm!!! <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> </span></strong></p>
<p>&#8230;.</p>
<p>Ben gidip bikaç tane daha gofret yükleneyim nar-portakal aromalı sodanın yanına iyi gider.</p>
<p> </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
