<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>serbest &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/serbest/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "serbest"</description>
	<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 14:17:02 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Islak pamuk içindeki fasulyelerimiz]]></title>
<link>http://esenkal.org/2009/11/21/islak-pamuk-icindeki-fasulyelerimiz/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 10:16:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>eesenkal</dc:creator>
<guid>http://esenkal.org/2009/11/21/islak-pamuk-icindeki-fasulyelerimiz/</guid>
<description><![CDATA[Dr. Uğur TANDOĞAN Bir grup eğitim yöneticisine geçenlerde bir konuşma yapmıştım. Bu konuşmayı dinley]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://eesenkal.files.wordpress.com/2009/11/p_400_300_42947d85-f4f2-4d0e-80e1-ccdc425e1f4b.jpeg"><img src="http://eesenkal.files.wordpress.com/2009/11/p_400_300_42947d85-f4f2-4d0e-80e1-ccdc425e1f4b.jpeg?w=225&#038;h=300" alt="" width="225" height="300" class="alignnone size-full wp-image-364" /></a></p>
<p>Dr. Uğur TANDOĞAN</p>
<p>Bir grup eğitim yöneticisine geçenlerde bir konuşma yapmıştım. Bu konuşmayı dinleyen bir yönetici ile başka bir yerde karşılaştık. Konuştuk. “Sizin o konuşmadaki bir benzetmeniz çok hoşuma gitti, not almışım” dedi. “Hangisi?” diye sordum. “ Islak pamuktaki fasulye meselesi” dedi. Evet, şöyle demiştim “Çocuklarımızı biyoloji derslerinde yaptığımız çimlendirme deneyindeki fasulyeler gibi yetiştiriyoruz. Yani ıslak pamuk içindeki fasulye gibi. Gerçek yaşama çıkınca bocalıyorlar.”</p>
<p>Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da başarısız bir toplumuz. Çocuk yetiştirmeyi bilmiyoruz. Bizim çocuğumuz yok. Ama bazı tanıdıklarımın ve çevremdeki bazı ailelerin çocuklarını görünce bu teşhisi kolayca koyabiliyorum. Bu işi beceremiyoruz.</p>
<p>ATM kartı</p>
<p>Bir radyo programına katılan anne yakınıyordu. “Oğlumuz bizi ATM kartı olarak görüyor. Ona sadece para vermeliyiz, hiçbir soru sormamalıyız.” Acı ama gerçek. Ve bu acı gerçek bir çok aile için geçerli. Çocuk bunu bir hak olarak görüyor. Anne ve baba, çocuğa sürekli istediğini vermekle yükümlü sanki. Bir arkadaşım anlatırdı. Lisedeki bir öğretmenleri cinsel konularda öğrencilerini uyarırmış “Bir anlık zevkinizin esiri olmayın”. Bu anlamda işte bazı anne ve babalar adeta bir anlık zevklerinin bedelini ödemekteler. Çocuk ne isterse verecekler. Radyoya telefon edip konuşan anne feryat ediyordu. “Nereye kadar ama. Ben ona nereye kadar yetebileceğim. O bunun farkında değil”. En azından anne farkına varmıştı olayın.</p>
<p>Çok fazla sevme</p>
<p>Bazı anne ve babalar çocuklarını haddinden fazla seviyorlar. Öylesine seviyorlar ki, her şeyi, her imkanı onlara gümüş tepsi içinde sunuyorlar. Çocuk her şeyi kolayca bulduğu için hiçbir şeyin değerini bilmiyor. Bir doyumsuzluk ve arsızlık örneği haline geliyor; aldıkça daha fazlasını istiyor. Ama bunun karşılığı hiçbir şey vermiyor. Anne ve babasına, hak ettikleri saygıyı bile göstermiyor.</p>
<p>Anne ve babasına saygılı olmayan çevresine de saygılı olmuyor. İşyerinde de mutlu olmuyor. Başarılı olmuyor, doyumsuz oluyor. Çocuk büyümüyor, çocuk kalıyor.</p>
<p>Anne ve baba uyuşmazlığı</p>
<p>Çocuk yetiştirmede başarının reçetesi nedir tam olarak bilemiyorum. Ama başarısızlığa garantili bir formül verebilirim. Bu da anne ve babanın çocuk yetiştirme konusundaki uyumsuzluğudur.. Anne ve baba ayrı yerlere çekerlerse, çocuk ortada yetişmeden kalıyor. Örneğin, anne veya baba birbirinden gizli harçlık vermeye başlayınca mali disiplin bozuluyor. Bu durumda anne veya baba, çocuğunu diğerinden daha fazla sevdiğini göstermeye, çocuğuna bunu para yoluyla ispat etmeye çalışıyor. Bu kayıt-dışı ekonomi çocuğu mahvediyor.</p>
<p>Ne yapmalı?</p>
<p>Gençlik, bir toplumun geleceğidir. Bu biçimde yetişen, daha doğrusu yetişmeyen, bir gençlik bu topluma bela olur. Bu nedenle, gençlerin iyi yetişmesi gerekir. Gençler asalaklıktan kurtarılmalıdır. Küçüklükten başlayarak emeğin değeri çocuğa benimsetilmelidir. Hiçbir çaba göstermeyen, sadece para harcayan tüketici olmaktan çocuklar kurtarılmalıdır. Çocuğa aile içinde bazı sorumluluklar verilmeli, ter dökmesi sağlanmalıdır. Anne babasına alışverişte yardım etmeyen, alınanların değerini bilemez. Alışverişe yollayın genci, yediğini almasını bilsin Odasını toplamayan genç, annesinin ev işlerindeki emeğini anlayamaz. Odasını ona toplatın, dağıtmamasını öğrensin. Yemek yaptırın, bir yemeğin hangi emekle oraya çıktığını görsün. O zaman yemek beğenmemezlik etmeyecektir. Ve bütün bunların ötesinde yaz tatillerinde muhakkak çalıştırınız. Paranın, para kazanmanın zorluğunu görsün. Paranın değerini anlasın. Harçlığını da hesaplı verin. Fazla paranın onu zehirleyeceğini unutmayınız.</p>
<p>Bunlar çocuklar için söyleyeceklerim. Anne babalara ne yapmalı? Anne ve babalar, kendi anne ve babalarından gördüklerini çocuklarına uygulamakta veya uygulamamaktadır. Kendileri iyi yetişmiş de olsa, çocuklarını iyi yetiştirememektedir. Anne ve babalara okul açıp, çocuk yetiştirme konusunda eğitmelidir.</p>
<p>Son sözler</p>
<p>Lütfen çocuklarınızı bu kadar sağlıksız sevmeyiniz. Sevginizle onları zehirlemeyiniz. Islak pamuk içindeki fasulye olmaktan çıkarınız. Yaşama üretici bireyler olarak hazırlayınız, asalak olarak değil.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Pazarlamadaki yeni trendlere yelken açanlar kazanacak]]></title>
<link>http://esenkal.org/2009/11/21/pazarlamadaki-yeni-trendlere-yelken-acanlar-kazanacak/</link>
<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 08:49:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>eesenkal</dc:creator>
<guid>http://esenkal.org/2009/11/21/pazarlamadaki-yeni-trendlere-yelken-acanlar-kazanacak/</guid>
<description><![CDATA[Faruk Türkoğlu Son yıllara kadar yöneticilik bir raylar üzerindeki treni veya bir otoyolda otomobili]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Faruk Türkoğlu</p>
<p><a href="http://eesenkal.files.wordpress.com/2009/11/p_480_360_9a42cbf0-f5b1-4da4-8d3d-b67b7c5835c4.jpeg"><img src="http://eesenkal.files.wordpress.com/2009/11/p_480_360_9a42cbf0-f5b1-4da4-8d3d-b67b7c5835c4.jpeg?w=225&#038;h=300" alt="" width="225" height="300" class="alignnone size-full wp-image-364" /></a></p>
<p>Son yıllara kadar yöneticilik bir raylar üzerindeki treni veya bir otoyolda otomobili yönetmek gibiydi. Başlangıç noktasından bir yol haritası ile yola çıkıldığında, hedefe ulaşmak için gerekli bilgi, yetenek ve becerilere sahip olanlar başarıya ulaşabiliyordu.<br />
Küreselleşme döneminde ise girişimcilerin ve yöneticilerin işi zorlaştı. Artık iş insanı, uçsuz bucaksız pazar okyanusunda tek başına hedefine ulaşmaya gayret ediyor. Ekonominin kaptanları, bu kez bir buharlı gemiyi yönetmenin kolaylıklarına da sahip bulunmuyor. Günümüzün iş hayatı tüm sıkıntıları, belirsizlikleri ve sert fırtınaları ile sanayi devrimi öncesi denizciliğine benziyor. Bir yöneticinin bilmesi gerekenler hızla artsa da yönetim bilgi ve becerileri yeni dönemde önemini yine de koruyor. Çünkü &#8220;Geminin hızı rüzgârın nasıl estiğine değil, sizin yelkenleri nasıl açtığınıza bağlıdır&#8221; diyen ünlü yazar Mark Twain&#8217;in sözü bugünün iş dünyasında da geçerli. Ancak küresel pazarlarda rüzgârın nereden ve nasıl eseceği, çalkantıların ne zaman ortaya çıkacağı ve fırtınaların ne zaman patlayacağı hiç de belli değil.</p>
<p>Makroya değil mikroya bak</p>
<p>Geçen yüzyılda makroekonomik değişimler şirketlerin ve iş dünyasının tümünü etkilerdi. İşler açıldığında, her şirketin satışları ve kazancı artardı. Resesyon veya kriz yaşandığında ise tüm şirketlerde kazanç grafikleri tepetaklak aşağı giderdi. Yeni yüzyılda ise ekonomi genelde canlansa da değişen koşullara uyum göstermeyi ihmal eden ve geleneksel pazarlama yöntemlerine tutunan şirketlerin durumu kötüye gidebiliyor. Geleceğe hazırlıklı olan ve pazarlamadaki yeni trendleri fark eden şirketler ise ekonomi ve sektör kötüye gitse de pazar paylarını büyütebiliyor.<br />
Bugünün girişimcileri ve yöneticileri dünya ve ülke ekonomisindeki gelişmeleri tabii ki bir erken uyarı sistemi ile yakından izlemek ve önlem almak zorunda. Ancak iş insanlarının şirketlerine yalnız makroekonomik göstergelere bakarak yön vermeleri artık yeterli olmuyor. Varkalmak ve büyümek için şirket çapında üretim, pazarlama, lojistik, ürün farklılaştırması, dağıtım kanalları gibi mikroekonomik değişkenleri de hesaba katmak gerekiyor.<br />
Bahane ve mazeret üreten, ağlayıp sızlayan, sürekli olarak devlet desteği ve yardımı isteyen bir yönetim anlayışı ise yeni koşullara uyum önündeki en önemli engellerden birini oluşturuyor. Risklerden korunmaya öncelik veren, işinin açılması için genel bir ekonomik canlanmayı bekleyen bir yönetim zihniyeti, küresel dönemde ayakta kalma şansı ise giderek azalıyor.</p>
<p>Pazardaki yeni rüzgârlar</p>
<p>William Arthur Ward adlı Amerikalı yazar, ruh hali ve kişiliğe göre kaptanların davranışlarını şöyle anlatıyor: &#8220;Karamsar, ters esen rüzgârlardan yakınır. İyimser, rüzgârın dönmesini bekler. Gerçekçi ise yelkenlerini esen rüzgâra göre ayarlar.&#8221;<br />
Philip Kotler, kendini başarıya adamış ama sonuna kadar gerçekçi olan ekonomi kaptanlarına pazarda esen rüzgârların tabiatı hakkında şu ipuçlarını veriyor:</p>
<p>- Geçmiş dönemlerde iş insanları ürünler ve mallar üzerinde yoğunlaşmıştı. Günümüzde ise ürün merkezli ekonomiden servis veya hizmet merkezli ekonomiye geçiliyor. Artık servisin önemi artıyor ve ürünler servisin sunulduğu bir platform olarak görülüyor.<br />
- İnsanlar bir şey satın alırken aynı zamanda bir deneyim yaşamak istiyor. Satın alma olayını bir maceraya dönüştüren girişimciler yeni müşteriler kazanmakta zorlanmıyor.<br />
- Geçmişte konumlama sürecinde bir ürün, zihinlere yerleştirilen tek bir kelime ile ifade ediliyordu. Örneğin Volvo deyince akla yalnız güvenliğin gelmesi amaçlanıyordu. Bugün konumlamada aynen bir elmasta olduğu gibi bir ürünün farklı yüzleri ve yönleri de ön plana çıkarılarak yeni değer izlenimleri yaratılıyor.<br />
- Gelecek yıllarda çevrenin korunması ve sağlıklı yaşam gibi fikirlerin pazarlanmasını da ürün pazarlaması ile bütünleştirmenin yolları aranmalı. Google&#8217;ın bilgileri bedava pazarlayarak değer yarattığı dikkate alınarak, pazarlamada yeni açılımlara hazırlıklı olmak gerekiyor.<br />
- Enerji ve gıda fiyatlarındaki artış eğiliminin kalıcı olduğu ve dünya ülkelerinin resesyon tehlikesi ile karşı karşıya olduğu dikkate alındığında pazarlamanın binlerce yıllık unsuru olan fiyat önemini koruyacak. Küçüklü büyüklü tüm şirketlerin hiç olmazsa üç-dört yıllık bir dönem için müşterilerin aklını hesaplı fiyatlarla çelmeleri gerekiyor.</p>
<p>KOBİ&#8217;ler için de gerekli</p>
<p>Küçük ve orta büyüklükteki şirketlerin sahip ve yöneticileri çoğunlukla ileri pazarlama ve inovasyon gibi işlevlerin yalnızca büyük şirketler için gerekli olduğunu düşünür. Oysa yalnız üretim ve satış personeli ile iş yapmak giderek zorlaşıyor. Küçük şirketlerin sahipleri, bu konuda danışmanlık hizmeti alarak veya bu konuda kendileri fikir üreterek, bu açığı kapatabilir:<br />
KOBİ&#8217;ler, pazarlamanın aşağıdaki konularında, büyüklere göre daha avantajlı olabilir:<br />
- Küçükler, pazarlamada önem kazanan ve girişimcinin kendisini müşteri yerine koymasını ifade eden empati yeteneğini büyüklere göre daha etkin kullanabilir.<br />
- Geleceğin pazarlaması olarak tanımlanan deneysel pazarlama KOBİ&#8217;lerde daha düşük maliyetle ve riskle hayata geçirilebilir.<br />
- Dün olduğu gibi bugün de önemini koruyan ürün farklılaştırması konusunda KOBİ&#8217;ler büyüklere göre daha hızlı ve esnek davranabilir.<br />
- İnterneti ve yeni iletişim araçlarını da kapsayan çok kanallı pazarlama, KOBİ&#8217;lerde, büyüklere göre daha hızlı ve esnek bir şekilde uygulanabilir.<br />
- Pazarlamaya hak ettiği önceliği veren şirketlerde satış personeli nereye yöneleceğini bilir ve cirolarda istikrarlı artış sağlanır.<br />
- Şirketlerdeki pazarlama elemanları, yalnızca günlük satış sorunları hakkında fikir üretiyorsa, şirkete kalıcı bir fayda sağlayamaz. Pazarlama uzmanının yeni dönemdeki görevi, gelecek için plan yapmak, yöneticilere kılavuzluk etmek ve iş geliştirme konusunda fikir üretmektir.</p>
<p>Büyük guru Kotler&#8217;e göre pazarlamanın 5 formülü</p>
<p>Pazarlama gurusu Philip Kotler&#8217;e geçen 17 Haziran&#8217;da Milano&#8217;da verdiği bir konferansta, bir hayranı 1967&#8242;de yazdığı bir kitabı imzalaması için getirir. Kotler imzalamayı reddeder ve sorar: &#8220;Bu kitapta internet ile ilgili bölümü okudun mu? Hayranı ise &#8220;Bana yeni kitabını mı satmak istiyorsun&#8221; der. Kotler, okuruna yalnız 1967 yılındaki kitabın değil, 90&#8242;lı yıllarda yazdığı kitapların bile eskidiğini vurgulayarak konuya son noktayı koyar: &#8220;Pazarlama, sürekli bir değişim içinde olmak zorundadır.&#8221;</p>
<p>50 yıldır pazarlama konusunda fikir üreten ve her ülkede sadık okurları ve dinleyicileri olan Kotler, pazarlama kavramının geçirdiği beş aşamayı şöyle özetliyor:</p>
<p>1- Geçen yüzyılın ortalarında p = s eşitliği geçerliydi. Pazarlama &#8220;satış&#8221; anlamına geliyordu ve bu kelime satış işini daha &#8220;havalı&#8221; göstermek için kullanılıyordu. Günümüzde ise &#8220;pazarlama&#8221; işlevi, daha sizin elinizde satacak bir şey bulunmadan başlıyor.</p>
<p>2- Daha sonra 4P dönemi geldi. 70&#8242;li yıllarda girişimciler ürün (product), satış yeri (place), fiyat (price) ve promosyon konularına odaklandı. Bu unsurlar esas alınarak hazırlanan pazarlama planı, marka yönetiminde temel alınıyordu.</p>
<p>3- Daha bu ilke tam olarak hazmedilmeden 80&#8242;li yıllarda STP dönemi başladı. Segmentasyon, hedef kitleyi belirleme (targeting) ve konumlama (positioning), özellikle yeni bir ürün konsepti geliştirildiğinde sorunları çözüyordu. Yeni bir pazara girdiğinizde pazarın çok sayıda hedef kitleden oluştuğunu bilmek ve hedefinizi dikkatli bir şekilde belirlemek zorundaydınız. Konumlama ise ürününüzün en belirgin özelliğini zihinlere yerleştirme sürecini tanımlıyordu.<br />
Yukarıdaki üç soru yalnızca &#8220;Müşteriden nasıl sipariş alınır&#8221; sorusuna cevap veriyordu. 21. yüzyılda bu formüller yetmiyor ve müşteriyi kazanmak için yeni yöntemler gerekiyordu.</p>
<p>4- Bu yüzyılın başında müşteri ilişkileri pazarlaması (CRM = customer relationship marketing) yöntemleri ön plana çıktı. Girişimciler, yeni dönemde önce hizmet ettikleri müşteri kitlesinin ve pazarın ihtiyaçlarını anlamak ve tüm iş sürecini bu anlayış üzerine kurmak zorundaydı.</p>
<p>5- Son dönemin pazarlama formülü ise eskilerine göre daha uzun ve şöyle: &#8220;Değeri müşterinle iletişim kurarak yarat ve kâr edecek şekilde hedef kitlene sun.&#8221; İngilizce kısaltması CCDVTP olan bu formül, ürünün müşteri ile işbirliği içinde ve birlikte yaratılmasını tanımlıyor. Mühendislerin yönettiği şirketlerde, diyaloğa ve karşılıklı işbirliğine dayalı bu formül henüz uygulanmıyor. Dünyada bilgisayardan çok cep telefonu bulunduğu için gelecek yıllarda mobil pazarlamada da yeni yöntemler bulunması gerekiyor</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İki deniz albay mahkemeden serbest]]></title>
<link>http://blackdark.wordpress.com/2009/11/19/iki-deniz-albay-mahkemeden-serbest/</link>
<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 04:29:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>blackdark</dc:creator>
<guid>http://blackdark.wordpress.com/2009/11/19/iki-deniz-albay-mahkemeden-serbest/</guid>
<description><![CDATA[Beykoz Poyrazköy&#8217;de ele geçirilen mühimmatların ardından ele geçirilen şifreli suikast planlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Beykoz Poyrazköy&#8217;de ele geçirilen mühimmatların ardından ele geçirilen şifreli suikast planlar]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Can Bahadır Yüce’den Nihat Behram’a Güldürü Kalıpları]]></title>
<link>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/18/can-bahadir-yuce%e2%80%99den-nihat-behram%e2%80%99a-gulduru-kaliplari/</link>
<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 16:35:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel taylan</dc:creator>
<guid>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/18/can-bahadir-yuce%e2%80%99den-nihat-behram%e2%80%99a-gulduru-kaliplari/</guid>
<description><![CDATA[Leonid Lenç’in bir öykü kitabı var, Bugün Git Yarın Gel isminde. İsminden de anlaşılacağı gibi Sovye]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Leonid Lenç’in bir öykü kitabı var, Bugün Git Yarın Gel isminde. İsminden de anlaşılacağı gibi Sovyet Enternasyonalinin bürokrasisi üzerine eleştiri öyküleri. Aynı bürokrasi üzerine mizah Türkiye’de Aziz Nesin tarafından yapıldı. Yalnız iki farkla, Sovyetler Lenç’i kutsamıştır, Türkiye ise Aziz Nesin’den kurtulmanın yollarını aramıştır. Lenç’in ülkesinde kolektivizm vardır, Nesin’in ülkesinde ise statüko.</p>
<p>İkisi de güldürünün soytarılıktan çıkarılıp halka doğru genişlemesinde ve kimlik kazanmasında öncü isimlerdir.</p>
<p>Güldürü eleştirisi ise iki noktada önemlidir, birincisi olumsuz yanları gösterip düzeltilmesini temenni edersiniz, olumlu yanları ise takdir edersiniz. İkisinin de güldürü üzerinde bu etkileri vardır, Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamazının bir sahnesinde terhis edilemeyen Yaşar üzerine bir komutan telefonda şöyle der; olur mu öyle şey, verin eline çocuğun bir kağıt gitsin evine.<!--more--></p>
<p>Ve Yaşar böylece askerlik görevini de tamamlamış olur aksayan sistemin içinde.</p>
<p>Aslında mizahın üzerine geniş bir tartışma daha yeni Serdar Turgut’un üzerine dönmüştü. Bilirsiniz, Kaan Arslanoğlu Turgut’un büyüme belirtileri gösterdiğini, Ertuğrul Özkök yazdıklarının ciddiye alınmaması gerektiğini vurguladılar. Oray Eğin Turgut’u anlamaya çalıştı ve destek olma çabası güttü.</p>
<p>Bütün yazıların ortaya serdiği temel ayrışım kara mizaha bakış üzerine. Çok hızlı yaşadığımız dünyada ya da değişim döneminde ortaya böyle bir tür çıkarıldı ve Lenç’in güldürü kültürü bu anlayışın içinde boğuldu. Eğer boğulanın halk olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Daha başka bir deyişle, mizahın gerçeklerden koparılıp idea’ya dönüşmesinde Turgut aracılık ediyorsa ve ortaya sanat çıkıyorsa her türlü Turgut’a şapka çıkarmak gerekir. Yok eğer gerçeklerden halkın koparılması ise ortaya çıkan, o zaman sağlam bir fren konması gereklidir kara mizah anlayışına.</p>
<p>Aslında günümüz Türkiye’si güldürü anlamında bir sıkışma yaşadığı, taleplerine karşılık göremediği için patlama noktasında olduğundan dolayı sancıyor. Doğacak güldürü türünün temeli ise yine Lenç’e ve Nesin’e dayanacaktır.</p>
<p>Bütün bunları aklıma getiren şey Şair Can Bahadır Yüce oldu. Yüce’ye geçmeden önce Lenç’in yukarıda gördüğümüz “Bugün Git Yarın Gel” kalıbının Türkiye’de yıllarca skeç ve oyunlarda farklı konularda ne kadar sıklıkla işlendiğini hatırlayalım.</p>
<p>Bahadır Yüce ergenekon davası üzerine yapılan bir söyleşide, fikirlerin, ne diyeceği önceden belli olan ihtiyarlara sorulmaması gerektiğini söylemiş ve Behram’ı arabesk şair olarak nitelendirmiş.</p>
<p>Hayal dünyasında yaşayan, fikirlerini rüyalardan edinen, her soruyu Risale-i Nur’a bakarak açıklayan bu insanlardan birinin “ihtiyarlara soru sorulmamasını” söylemesi güldürünün önünü açıyor. Son günlerde Baykal’la Erdoğan arasında Atatürk kalkarsa, Peygamber kalkarsa sen nereye kaçacaksın polemiği var farkındaysanız.</p>
<p>Baykal’ın bilmediği, Peygamber’in ara sıra bu insanların rüyalarına girerek onlara yol gösterdiğidir.</p>
<p>Kutsalların arkasına sıkı sıkıya sığınan gericilerin gençliğinin üretebildiği en büyük düşünce Behram’ın arabesk şarkılar yazması ve ihtiyarlaması herhalde. Behram ve İnce’nin yaşlarına olan saygısızlıklarının altını neyle dolduruyorlar bilmiyorum ama Türkiye’nin güldürü kalıbı Bugün Git Yarın Gel’den üzerinde Namaza Gittik Kapalıyız yazan devlet dairelerine dönüşüyor. Bunu not etsinler.</p>
<p>Bakalım kendilerini eleştiren güldürü kalemlerine ilerde nasıl tepki verecekler, Lenç’i kutsayan Sovyet’ler gibi mi yoksa Nesin’den kurtulmaya çalışan Türkiye gibi mi.</p>
<p>Belki Said Nursi rüyama girip yazdırmıştır bunları bana kim bilir.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Epic Fail]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/15/epic-fail/</link>
<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 20:50:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/15/epic-fail/</guid>
<description><![CDATA[Epic fail; en basit haliyle &#8220;çuvallamak&#8221; olarak tanımlanabilir.. Aşağıdaki liste, şahsi ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Epic fail; en basit haliyle &#8220;çuvallamak&#8221; olarak tanımlanabilir.. Aşağıdaki liste, şahsi kanaatimce &#8220;epic fail&#8221; e tam olarak uyanlardan oluşturulmuştur.</p>
<p>Evet , aşağıdakiler tam anlamıyla birer Epic Fail örneğidir..</p>
<p>Başlı-başına : Ahmet Türk  (yüzyılın ironisine tanık etmiştir bizleri aynı zamanda)</p>
<p>Adanalı dizisi..</p>
<p>“Füzelerle savaş kazanabilirsiniz, ama füzelerin üzerine oturamazsınız&#8230;” (Deniz Baykal)</p>
<p>Twitter</p>
<p>Avea reklamları</p>
<p>Yorumcuyu, yine kendi yorumcularına dövdürmeye çalışan blog sahipleri.</p>
<p>Hurriyet.com.tr spor servisi (bununla alakalı uzunca bir yazı yakında gelir)</p>
<p>Ercan Saatçi ve Metin Özülkü&#8217;nün kameralar önünde güle oynaya Galatasaray&#8217;a (hakaret değil) küfür etmesi.</p>
<p>Galatasaray Cafe Crown &#8211; Fenerbahçe Ülker basketbol maçında, Galatasaray taraftarına dönüp orta parmağını gösteren Fenerbahçe&#8217;li kadın taraftar.</p>
<p>Özcan Deniz</p>
<p>Sürekli kendisine edilen tecavüzden bahsedip, bunu yapanın kim olduğunu söylemeyen Zerrin Özer. Dün yine çıkıp &#8220;Ü.G diye birisi&#8221; demiş. <em>Zenciyle gezene kadar, polise gideydin kadın.</em></p>
<p>Empati yapan Ertuğrul Özkök.. (<a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12950424.asp?yazarid=10&#38;gid=61" target="_blank">Dün Empati Yaptım</a>)</p>
<p>(devam edecek)</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
<p>&#160;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[iyilik üzerine]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/12/iyilik-uzerine/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 12:27:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/12/iyilik-uzerine/</guid>
<description><![CDATA[İyilik, algılanan iyi ve kötü olgularının dışında, yer yer her ikisini de kapsayan bir anlamsal haci]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>İyilik, algılanan<strong> iyi ve kötü</strong> olgularının dışında, yer yer her ikisini de kapsayan bir anlamsal hacime sahiptir.</p>
<p><strong>Süreçteki kötü, sonuca gelindiğinde iyiliğe dönüşebilir.</strong> Yani bir iyilik, kötülük yaparak da gerçekleştirilebilir. Yaşadığı coğrafyayı ve içinde barınan insanları savaşarak müdafaa etmek , savaşmak &#8220;kötülüğü&#8221; sayesinde, çaresiz insanları korumak gibi bir &#8220;iyilik&#8221;le sonuçlanır. Süreç kötülük, sonuç iyiliktir.</p>
<p>Aynı şekilde, her kötülük aslında iyilik için yapılır. Yani bir katil, kurbanını öldürürken, kendisine iyilik yapıyordur aynı zamanda. Ya da bir tecavüzcü, yaptığı kötülüğü, kendisine bir iyilik yapmak için yapıyordur.</p>
<p>Bu bağlamda, iyilik ve kötülük aynı düzlemde ele alınabilse de, bir üst basamak daha olmalı. Yani iyi ve kötü&#8217;den yola çıkarak varacağımız bir basamak.</p>
<ul>
<li>Kötülük aslında hem iyilik-hem kötülüktür.</li>
<li>İyilik, kötüyü de içerisinde barındırabilir.</li>
</ul>
<p>Bu durumda, savaş meydanında insan öldüren bir asker iyilik mi yapıyordur yoksa kötülük mü?</p>
<p><strong>Cevap, kötülük olmalıdır</strong>. Çünkü insan öldürmek bir başkasına yapılan kötülüktür. İyilik ise; bir askerin ülkesini savunmasıdır.</p>
<p><strong>Üst basamak &#8220;ahlak&#8221; olgusu olabilir mi?</strong> </p>
<p>Ahlak olgusu, üst basamağımız olamaz. Çünkü Ahlak iyi ve kötü&#8217;yü belirlerken kullandığımız bir filtredir. Yani İyi ve Kötü&#8217;nün <strong>alt basamağı</strong>dır.</p>
<p>Üst basamak ancak <strong>Doğru ve Yanlış</strong> olabilir.</p>
<p>Ahlak filtresinden sonra iyi ve kötü olarak &#8220;<strong>iyilik tabanında</strong>&#8221; ayrışan doneler, Doğru ve Yanlış olguları ile tamamen birbirinden ayrılabilir.</p>
<p>Doğru ve yanlış; farklı zaman ve koşullarda ve farklı platformlarda ele alınabilir.</p>
<p>Günlük yaşamda insanların vardıkları Doğru ve Yanlış yargıları, herhengi bir geçerliliğe sahip değildir. Tat, koku ve görünüm hakkındaki yargıların doğruluk ve yanlışlığı tartışılabilirken, örneğin limon&#8217;un tadının ekşi olması gibi bazı yargı ve bilgiler Doğru ve Yanlış olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Yani doğru ve yanlışın kesin olarak değerlendirilebildiği platform , Bilim platformudur. Bilim dışında varılan yargılarda birliktelik sağlamak mümkün değildir.</p>
<p>Bilimsel gerçeklerin ötesinde kalan yargılarda; <strong>Doğru ve Yanlış yoktur.</strong></p>
<p>Bu durumda; ilk sorumuza geri dönecek olursak..</p>
<p>Savaş meydanında insan öldürmek doğru mudur yoksa yanlış mıdır?</p>
<p><strong>Bilimsel olarak</strong> insan öldürmek, haliyle zarar vermek olduğundan, kalanlarda psikolojik tahribatlara yol açtığından, kötü bir davranıştır. Bilim buradan sonrası ile yani &#8220;eylemin neden yapıldığı&#8221; ile ilgilenmez.Yani <strong>savaş alanında insan öldürmek Kötü ve Yanlıştır.</strong></p>
<p> Bilim bir kenara bırakılırsa, savaş alanında insan öldürmek , yapılan eylem sürece göre ele alındığında <strong>kötü</strong> bir davranış, fakat  neden ve sonuca göre ele alındığında iyi bir davranış olabilir.Kesin bir yargı birlikteliği sağlamak mümkün değildir. </p>
<p>Bu durumda, savaş alanında adam öldürmek bilim ötesi platformda, Doğru ve Yanlışlığı hakkında yargı birlikteliğine varılamayan bir durumdur.</p>
<p>İyi ve Kötü&#8217;yü ayrıştıran Ahlak; ve Doğru ve Yanlışlığı ayrıştıran Mantıktır.</p>
<p><strong>Bilimsel verilerin dışında; Doğru ve Yanlış &#8211; İyi ve kötü gibi yargılar değişken; belirsiz olabilir; Fakat bu bilimsel veriler dışındaki yargıların &#8221;gerçek dışı&#8221; olduğunu göstermez.</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[amerikan siyaseti üzerine..]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/11/amerika-uzerine/</link>
<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 15:04:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/11/amerika-uzerine/</guid>
<description><![CDATA[Ortadoğu&#8217;da Amerikan siyaseti üzerine;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Ortadoğu&#8217;da Amerikan siyaseti üzerine;</p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/UGfqijCLupQ&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/UGfqijCLupQ&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[emperyalizm ve statüko üzerine..]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/11/emperyalizm-ve-statuko-uzerine/</link>
<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 14:51:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/11/emperyalizm-ve-statuko-uzerine/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/vNEF8Vw0tSM&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/vNEF8Vw0tSM&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[küçük yumurta]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/10/kucuk-yumurta/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 15:36:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/10/kucuk-yumurta/</guid>
<description><![CDATA[amcasının kucağında otururken ne kadar da mutluydu küçük yumurta.. en çok amcasını severdi. çünkü am]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-61" title="Küçük yumurta" src="http://jimmythekane.wordpress.com/files/2009/11/r20071106001136bush1fh2.jpg" alt="Küçük yumurta" width="345" height="272" /></p>
<p>amcasının <span style="color:#000000;"><span style="text-decoration:underline;">kucağında</span></span> otururken ne kadar da mutluydu küçük yumurta..</p>
<p>en çok amcasını severdi. çünkü amcası ona en güzel hediyeleri alır, en güzel filmlere götürürdü. ayrıca amcası gerçek bir sihirbazdı.. tek bir el çırpma ile ortalığı toz dumana katabiliyor, birşeyleri yok edebiliyordu.!</p>
<p>ayrıca gezgindi de.. dünyayı dolaşır ve her gittiği yerde çocuklara hediyeler dağıtırdı.</p>
<p>onun seyehat hikayelerine de bayılırdı küçük yumurta..</p>
<p>hatta bir keresinde, yetişkinlerin bile küçük olduğu bir ülkeye gittiğinden bahsetmişti.. yetişkinler bile küçükse , çocuklar küçücük olmalıydı! şimdiye kadar çocuklara dağıttığı hediyelerin en büyüğünü oradaki çocuklara verdiğini anlatmıştı..</p>
<p><em><span style="color:#888888;">yeryüzünün en küçük insanlarına, yeryüzünün en büyük hediyeleri..</span></em></p>
<p>amcasının <span style="text-decoration:underline;">kucağında</span> otururken ne kadar da mutluydu küçük yumurta..</p>
<p>amcası ona kötü adamlardan da bahsetmişti.. çocukları kötü adamlardan nasıl kurtardığından..</p>
<p>amcası bir sihirbaz, gezgin,</p>
<p>ve kahramandı.</p>
<p>kucağında otururken küçük yumurta,</p>
<p>amcası komşu mahallenin çocuklarına hediyeler dağıtıyordu..</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[zibidi]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/10/zibidi/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 15:17:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/10/zibidi/</guid>
<description><![CDATA[o zibidiydi.. tdk&#8217;ya göre yerli yersiz davranışlarda bulunurdu.. o zibidiydi.. okuması yoktu..]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>o zibidiydi..</p>
<p>tdk&#8217;ya göre yerli yersiz davranışlarda bulunurdu..</p>
<p>o zibidiydi..</p>
<p>okuması yoktu..</p>
<p>yazdıkları ise okunamadığından gerçek bir kaos sebebiydi..</p>
<p>o zibidiydi..</p>
<p>öğretmeninin ona cümle içinde kullanması için verdiği kelimeleri aşırmış</p>
<p>eve getirmişti..</p>
<p>o kelimelerle cümleler kurdu.. kurdu..</p>
<p>yılmadı, bıkmadı..kurmaya devam etti..</p>
<p>ama hala anlayamadı..</p>
<p>o anlama özürlü bir zibidiydi..</p>
<p>kelimelerle arasında öylesine takıntılı bir bağ vardı ki,</p>
<p>onları anlamamasına rağmen fırlatıp atamıyordu elinden..</p>
<p>çünkü o zibidiydi..</p>
<p>ve asla anlayamayacaktı.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[bilmemek..]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/10/bilmemek/</link>
<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 15:09:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/10/bilmemek/</guid>
<description><![CDATA[En keyiflisi de bu olsa gerek. Bilmeden yaşamak. Etliye sütlüye karışmadan. Konusu açıldığında şöyle]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>En keyiflisi de bu olsa gerek. Bilmeden yaşamak.</p>
<p>Etliye sütlüye karışmadan.</p>
<p>Konusu açıldığında şöyle birkaç cümle ile karından karından konuşup, &#8220;biliyoruz da konuşuyoruz&#8221; havalarına girmek var.</p>
<p>Böyle olmak lazım.</p>
<p>Sağlıklı bir yaşam için.</p>
<p>Dumansız hava sahası için.</p>
<p>Bilmeden konuşmak lazım..</p>
<p>Bilmediğinde susarsan, zaten değersizsin, ezilirsin.</p>
<p>İyisi mi konuşacaksın..</p>
<p>Bik.Bik.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[karadeniz'in en güzel adamları]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/09/karadenizin-en-guzel-adamlari/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 17:45:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/09/karadenizin-en-guzel-adamlari/</guid>
<description><![CDATA[Kazım Koyuncu Volkan Konak -herşeye rağmen -Nihat Genç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kazım Koyuncu</p>
<p>Volkan Konak</p>
<p>-herşeye rağmen -Nihat Genç</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[muhteşem ikililer]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/09/muhtesem-ikililer/</link>
<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 07:00:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/09/muhtesem-ikililer/</guid>
<description><![CDATA[listesi yapılsa : pilav &#8211; barbunya andy cole &#8211; dwight yorke edi &#8211; büdü akp &#8211;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>listesi yapılsa :</p>
<p>pilav &#8211; barbunya</p>
<p>andy cole &#8211; dwight yorke</p>
<p>edi &#8211; büdü</p>
<p>akp &#8211; ampul</p>
<p>sinema &#8211; sinan çetin dışında herhangi birisi</p>
<p>sarı &#8211; kırmızı</p>
<p>müzik &#8211; ercan saatçi dışında herhangi birisi</p>
<p>obama &#8211; çitlenbik</p>
<p>ahmedinejad &#8211; sütçü</p>
<p>&#160;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[tv ve sinema söz konusu olunca]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/08/tv-ve-sinema-soz-konusu-olunca/</link>
<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 08:12:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/08/tv-ve-sinema-soz-konusu-olunca/</guid>
<description><![CDATA[Dr. Gregory House bir numaradır. Harry Potter sinir bozacak derecede çirkin. Seven Pounds çok daha i]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Dr. Gregory House bir numaradır.</p>
<p>Harry Potter sinir bozacak derecede çirkin.</p>
<p>Seven Pounds çok daha iyi bir filmi hak eden bir hikayeye sahip gibi.</p>
<p>Erkan Can, Olgun Şimşek ve Nejat İşler&#8217;i bir arada seyretmek pek keyifli.</p>
<p>Push , Incredible Hulk ve Iron Man 15. dakikasında kapatılır. Yerine &#8220;tekrar&#8221; Ağır Roman açılır.</p>
<p>Ağır Roman 1 günde 4 defa izlenen film olarak şanlı tarihime adını yazdırmıştır.</p>
<p>Tarihin en iyi soundtrack&#8217;i Clint Mansell&#8217;in Requiem for a Dream&#8217;idir.</p>
<p>Sinan Çetin yönetmen falan değildir.</p>
<p>&#160;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[kim ne derse desin 1]]></title>
<link>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/08/kim-ne-derse-desin-1/</link>
<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 06:20:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>jimmy kane</dc:creator>
<guid>http://jimmythekane.wordpress.com/2009/11/08/kim-ne-derse-desin-1/</guid>
<description><![CDATA[Uzaylı diye birşey yoktur.Varsa da yumurta kafalı olmamalı. Pilav insanlık tarihinin en güzel yemeği]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Uzaylı diye birşey yoktur.Varsa da yumurta kafalı olmamalı.</p>
<p>Pilav insanlık tarihinin en güzel yemeğidir.</p>
<p>Namık Kemal fıkraları her zaman komik olmuştur.</p>
<p>Aşk-ı Memnu&#8217;yu severek takip edenlere karşı ağır konuşurum.</p>
<p>Scuba Diving ayrı bir dünyaya açılan kapıdır. Bu yüzden saygıyı fazlasıyla hak eder.</p>
<p>Bilime inanmak, Tanrı&#8217;ya inanmaktır.</p>
<p>Kediler anlamsız, köpekler şahanedir. Kedi görünümlü köpekler ise çirkindir.</p>
<p>Helikopterler manevra yaparlarken içinde oturanlar belli etmeseler de düşüp çakılmaktan korkarlar.</p>
<p>Yamaç paraşütü akıl karı iş değildir.</p>
<p>Bir şeye gözü kapalı , kayıtsız şartsız inanmak yalnızca doğru şeye inandığınız sürece güzeldir.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ALMA, ALDIRMA!]]></title>
<link>http://abdullahfurkan.wordpress.com/2009/11/07/alma-aldirma/</link>
<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 15:14:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>Abdullah FURKAN</dc:creator>
<guid>http://abdullahfurkan.wordpress.com/2009/11/07/alma-aldirma/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://abdullahfurkan.wordpress.com/files/2009/11/boykotte.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-660" title="BOYKOTTE" src="http://abdullahfurkan.wordpress.com/files/2009/11/boykotte.jpg" alt="BOYKOTTE" width="497" height="644" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sınıfsız İlerliyoruz Yörüngemizde]]></title>
<link>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/06/sinifsiz-ilerliyoruz-yorungemizde/</link>
<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 17:26:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel taylan</dc:creator>
<guid>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/06/sinifsiz-ilerliyoruz-yorungemizde/</guid>
<description><![CDATA[Kendimizi öldürüyoruz zamanın kırık dökük aynasında aslında. Bir yerlerde geçmişimiz yatıyor matemli]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kendimizi öldürüyoruz zamanın kırık dökük aynasında aslında. Bir yerlerde geçmişimiz yatıyor matemli ve yaslı, bir tarafta geleceğe bakışımız. Bugünü doyasıya yaşıyor, keyfini çıkartıyoruz ışıklı caddelerin üzerinde.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Alıp başını gitmiş bütün değerlerimiz. Demokrasi çığlıklarının içerisinde insana ulaşmaya çalışıyoruz. Sorunlarımızı, sorunlarımızı yaratanlarla birlikte çözme telaşımız belki de bugüne kadar kaybettiklerimizin anısıdır katranlı zamanda.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Barışmalıyız elbette. Her şeyden önce kendimizle barışmalıyız. Seyirci kalmamalıyız önümüze açılan dönemin beyaz sayfasına. Mürekkebi akıtmalı ve kurutmamalıyız.<!--more--></p>
<p>&#160;</p>
<p>Önce kapitülasyon olup geldiler sınırlarımıza çünkü. Şüphesiz daha öncesi de vardı gelişlerinin. Biz padişah olmayı bilmiyorduk o zamanlar. Padişah olan babasından almıştı tohumu ve ister kapitülasyonu sokardı sınırdan içeri, isterse Balkan kızlarını…</p>
<p>&#160;</p>
<p>Bize düşen, tarlada, bağda çalışmak ve hasatı toplayıp kapitülasyona yetiştirmekti. Ayrıntısı önemli değildi hikayenin o kısmında, o yüzden sormamıştık ayrıntısını, Kürt ya da Ermeni önemli değildi şinanayların aydınlattığı sokakta.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Çalışıyorduk ve üretiyorduk sınırlarımızı korumak adına, sahi kim vermişti o sınırları bize? Nerde şekillenmişti coğrafyamız? Hangi kral, hangi padişah çizmişti bizim adımıza bizim sınırlarımızı? Ve neden bu sınır bize ait deyip birbirimizi boğmuştuk?</p>
<p>&#160;</p>
<p>Çünkü artık sınır olup dayanmışlardı kapımıza, kimin hangi köyü ne için yaktığının hesabını tutuyorduk artık. Şurada Türkler, şurada Ermeniler, şurada Kürtler… Araplar, Bulgarlar, Arnavutlar… Saydıkça artıyor.</p>
<p>&#160;</p>
<p>O yüzden kin bağlamıştı içimizi. Türk ya da Kürt diye sınıflandıranlardan geçilmiyordu ortalık.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Padişah gideli çok olmuştu, padişahlarımız doldurmuştu yerini. Sadece tarlalar değil, fabrikalarda bizimdi artık. Biz ürettiğimizi hala kapitülasyona koşturuyorduk, sonra aç oturup birbirimizin dilini soruyorduk birbirimize.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Bir yerimiz ağrıyor o yüzden. Padişahtan arta kalanlarla kurtardığımız yurdumuzu, koşturup oğluna gemicik alanlara yetiştirdik, biz çalışır öderiz dedik utanmadan. O da hangi okullarda hangi dilde, ne öğreneceğimizi anlatıyor şimdi. Seversiniz ya da sevmezsiniz, nasıl olsa hepimizin ortak boynunun borcu Arapça değil mi?</p>
<p>&#160;</p>
<p>Kürt yoksulu da olsak, Türk yoksulu da olsak seviniyoruz bir köşede, sessizce, oldu işte diyoruz. Acılarımızın üstünü örteceğiz, çalışacağız, üreteceğiz ve geleceğe umutla yüzümüzü döneceğiz diyoruz, çocuklarımız ölmeyecek diyoruz.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Diyoruz da nereye kadar?</p>
<p>&#160;</p>
<p>Sınıfsız ilerlediğimiz yörüngemizde, boşa çıkmasın emeğimiz, kapitülasyona yetişmesin diye umutlarımız, hayallerimiz var bir köşede kendimizden bile sakladığımız…</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sesan(Serbest Sanatçılar) karma resim ve heykel sergi]]></title>
<link>http://eskisehirkultur.wordpress.com/2009/11/05/sesanserbest-sanatcilar-karma-resim-ve-heykel-sergi/</link>
<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 16:40:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>abdelk</dc:creator>
<guid>http://eskisehirkultur.wordpress.com/2009/11/05/sesanserbest-sanatcilar-karma-resim-ve-heykel-sergi/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Genetiği Değiştirilmiş Organizma Olacağım]]></title>
<link>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/05/genetigi-degistirilmis-organizma-olacagim/</link>
<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 12:48:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel taylan</dc:creator>
<guid>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/05/genetigi-degistirilmis-organizma-olacagim/</guid>
<description><![CDATA[Kapitalizm insanlık süreciyle alay ettiği için çevreyi korumak adına ortaya Kyoto Protokolünü çıkard]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kapitalizm insanlık süreciyle alay ettiği için çevreyi korumak adına ortaya Kyoto Protokolünü çıkardı, şimdide açlığı sonlandırmak için genetiği değiştirilmiş meyve ve sebzelerden yola çıkıyor. Genetiği değiştiği için bedavaya dağıtacaklar herhalde.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Ak Parti’nin milli görüş köklerinden olduğunu, milli görüş’e liberal-ekonomik ve yenilikçilik denilen özgürlük ve demokrasi kavramlarının eklenmesiyle Ak Parti’nin ortaya çıktığını biliyoruz.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Aynı şey sosyalistlere de yapıldı mesela, demokrasi ve özgürlük çok sevilen bir noktaya yayıldığı için geçmişten gelen yurtseverlik ve devrim sözcüklerinin içi boşaltılarak ortaya yeni bir dünya, yeni bir düzen kavramları çıktı.<!--more--></p>
<p>&#160;</p>
<p>Sosyalizm özü gereği özgürlükçüdür ama özgürlüğü sınıflara sağlaması düşünülemez. Demokrasi mücadelesinde ise sosyalizm sınıf savaşının işçi noktasındadır. Şimdi seçimler halkın kendi içinden çıkan ve merkezi otoritenin halk içinde paylaşımını güden temeller üzerinde yapılıyorsa demokrasi olarak tanımlanır ama halka sunulan seçenekler; askerler, din adamları ve burjuva partileriyse ortaya çıkan organizmaya demokrasi denmez.</p>
<p>&#160;</p>
<p>İşte bu iki etkinin yeni haline genetiği değiştirilmiş organizma diyoruz.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Birde tabi ki genler kendi kendilerine değişmesi mümkün olmayacağı gibi mutlaka bir değiştiren vardır demeliyiz. Zira kendimi bildim bileli kafamıza çivi gibi çakılan dünyanın kendi kendine oluşmadığıdır.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Tabi ki sormak lazım, dünyanın kendi kendine oluştuğuna inanmıyorsun da Ak Parti’nin kendi kendine değiştiğine neden inanıyorsun?</p>
<p>&#160;</p>
<p>Ak Partinin ve sosyalistlerin genleri ile kim oynamış olabilir? Tanrı böyle küçük meselelerle uğraşacak değil, onun işi Jean Paul’le birlikte dolaşıp felçli çocukları ayağa kaldırmak. Bu kadar yoğun iş temposunda birde Türkiye’ye gelip milletin genleri ile oynayacak değil herhalde.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Benimle özellikle uğraşan bir tanrı var, bu başka bir konu, ortada düşünsel bir çelişki yok. Sadece genlerle uğraşacak tanrı atanmadığını düşünüyorum. Böyle bir şeyi yukarıda yaptılarsa da daha bana haber vermediler.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Emin olun öyle bir mail ya da posta yollarlarsa ilk elden bunu paylaşacağım sizlerle.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Genetiği değiştirilmiş ya da değişmiş organizmalar son çıkarılan yönetmelikle gündeme oturdu. Bende yıllardır genlerimin çok para ile değiştirilmesini istiyorum. Kapitalist genlerin bana da karıştırılmasını ve çok para kazanacak genlerle eklemlenmeyi istiyorum.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Nihayetinde bu konuyla ilgili başbakan dedi ki; bilmeden konuşuyorlar.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Bilmeden konuşmamak için bende kimin genlerimi değiştireceğini kurcalamak niyetinde değilim. Tanrı ya da bir başkası, bir şekilde değişsin ve çok param olsun. Önemli olan o. Şimdiden sevinçliyim yönetmelik çıktığı için, çünkü genetiği değiştirilmiş çok paralı yasal organizma olacağım.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tanrıların Eşek Şakaları]]></title>
<link>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/04/tanrilarin-esek-sakalari/</link>
<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 11:40:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel taylan</dc:creator>
<guid>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/04/tanrilarin-esek-sakalari/</guid>
<description><![CDATA[Tanrılar beni neden sevmiyor? Bu sorunun cevabını kesinlikle bilmiyorum. Oysa varlıkları yoklukları ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Tanrılar beni neden sevmiyor?</p>
<p>Bu sorunun cevabını kesinlikle bilmiyorum. Oysa varlıkları yoklukları konusunda resmi bir açıklama yapmış değilim henüz. Kendileriyle yakından alakadar olduğum, ara sıra öyle bir şeyin olmadığını söylediğim için sevmiyor iseler benden önce gelecek bir sürü isim var, gitsin onlara şaka yapsınlar.</p>
<p>İşlerimi talihsiz götürecek bu kadar çok tesadüfü evrimin ya da doğanın meydana getirmesi imkansız. Bunu iki şeye bağlıyorum ben, ya tanrı ya da uzaylılar. Bir şekilde yukardan bizi seyreden ve kafalarına göre olaylara yön veren birileri var.</p>
<p>Kafalarına göre diyorum çünkü olayların seyrine baktığımız zaman hep tanrı ya da tanrıcı güçler kazanıyor. Biz sadece sürünmek için yaratılmışız. Hayır sürünmenin boyutları, yerde sürünmek bir yana üzerimize çıkan kapitalistleri taşımak külfetiyle arttırılıyor.<!--more--></p>
<p>Burada kazanmak ya da kaybetmek kelimelerini direk paraya odaklıyorum. Çünkü aç tavuk kendini tahıl ambarında sanırmış misali bugünlerde gözümü sadece para bürüdü. Bir oda dolusu para hayal edip duruyorum ama hiç gerçekleşmiyor.</p>
<p>Japonya’da ve İngiltere’de yayınlanan iki makalede CERN deneyinin gelecekte yaşayanlar tarafından engellendiği yazıldı ya. Bu sayede yukarıda olayları kurcalayan kapitalist birileri olduğuna dair tezimde güç kazandı fizik bilimi açısından.</p>
<p>O anlamda bir kez de buradan soruyorum, derdiniz ne?</p>
<p>Kötü bir şeyde istemiyorum, önümüzdeki 81 sayısal loto çekilişlerinin e mail yoluyla sonuçlarını yollasınlar hiç olmazsa.</p>
<p>Hadi onu yapmıyorlar Nobel ödülleri edebiyat kuruluna mail atıp ödülün parasını bana vermelerini söyleseler. Nasıl olsa bir gün mutlaka alacağım o ödülü. Şimdiden parasına kavuşmuş olurum. Ben istedim ama vermiyorlar.</p>
<p>Üstelik bu taleplerimin sosyalizmle de bir alakası yok, tamamen şahsi.</p>
<p>Farkındaysanız tanrıya siz diye hitap ediyorum, çünkü tek bir varlığın dünyada bu kadar çok işi bir arada götürebileceğine inanmıyorum, içlerinden sadece bir tanesi benimle ilgileniyor.</p>
<p>Ama hakkımdaki kararları grup olarak aldıklarını ve kapitalist olduklarını düşünüyorum.</p>
<p>Muhtemelle bir meclisleri var yukarda ve orada yaptıkları oylamalar sonucunda nasıl bir tavır takınacaklarına karar veriyorlar.</p>
<p>Bir gün kız arkadaşımı yolcu ederken, terminalde söylediği bir sözü hatırlıyorum; eğer yolda başıma bir şey gelirse, ben kesinlikle tanrının sana yaptığı yeni bir eşek şakasıyımdır…</p>
<p>Devam edeceğiz bu konuya söz.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sağlık Sigortasında Falsolu Vuruş]]></title>
<link>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/03/saglik-sigortasinda-falsolu-vurus/</link>
<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 08:33:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel taylan</dc:creator>
<guid>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/03/saglik-sigortasinda-falsolu-vurus/</guid>
<description><![CDATA[Aslında bu yazıyı kaç gündür tasarlıyordum. Fakat altının sağlam dolması gerekir. &nbsp; Burada fals]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Aslında bu yazıyı kaç gündür tasarlıyordum. Fakat altının sağlam dolması gerekir.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Burada falso kavramı topa vuruş şeklidir. Bunu en iyi bilardo sporunda görürüz. Pike dediğimiz, topa tepeden vurma, topun fizik kurallarına aykırı biçimde gitmesini sağlar.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Aslında tamamen fizik kurallarının içindedir. Topun dönüşü o kadar şiddetlidir ki en başta sağa ya da sola doğru giden top kavis çizerek yön değiştirir ve aksi yönde gider. Bunu en iyi yapanlardan biri herkesin bildiği gibi Semih Saygıner.<!--more--></p>
<p>&#160;</p>
<p>En kötü yapanlardan biride benim. Bir keresinde adamın biri benimle maç yapmak istemişti. Dördüncü kez ona sıra geldiğinde 100’den fazla sayıya ulaşmıştı, dönüp bana kendini tanıştırdı, Kocaeli ikincisiyim diye. O zamana kadar 2 sayı yapmış olan ben ne diyecektim ki; ben de Yüksel, Kocaeli sonuncusuyum dedim.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Birde hayatın içinde falso yapma vardır. Bu yazı kesinlikle başbakan ve ona dair falsoları içermiyor. Ben konu olarak özel sigorta şirketlerini seçtim.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Bu mesleği 2004 yılında yaptım ben. Eh iktisat okuyan biri olarak aslında hiç yabancı olmadığım ama sosyalist biri olarak nem kaptığım bir sektör. 2004 yılı başında kurulan bir acenteyi yönettim. 2004 yılı sonunda yüklü bir borçla kapandı ama olsun.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Şimdilerde bu sektörün sağlık sigortalarında domuz gribini kapsam dışı bıraktığını görünce o zamandan bu yana hiçbir şeyin değişmediğini gördüm. Aslında çok yakın bir zamanda özel domuz gribi sağlık sigortası poliçesi çıkarmaları gerekiyor. Benim tanıdığım sektör bunu kesinlikle yapar.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Haberci bu salgın yüzünden doğru tahmin yapamadıkları için haklı olduklarını söyledi, televizyondan izledim ben. Eh haliyle salgın olduğu için devletin ilgilenmesi gerektiğini de söylediler, buna da şaşırmadım.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Zaten sağlık sigortası poliçeleri yapılırken müşteriye git check-up yaptır, eğer sapasağlamsan sigortalarız denmiyor mu?</p>
<p>&#160;</p>
<p>Üstelik poliçenin üzerinde kocaman bu poliçe salgın hastalıkları kapsamıyor yazıyor. Yalnız domuz gribi için resmi bir salgın hastalık açıklaması yapılmadı. Bu durumda iş kesinlikle mahkemeye aksar, mahkeme ne karar verir bilemem.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Bence özel sağlık sigortanız varsa kesinlikle gidip domuz gribi tedavisi olun, ondan sonrada şirket paranızı ödemezse mahkemeye verin. Eğer devlet domuz gribini resmen salgın ilan ederse özel sağlık sigortanızdan faydalanma şansınız hiç kalmaz.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Şimdilik falsolu vuruşu yapmaya çalışıyorlar ama çok sürmez devlet sektörü rahatlatacak açıklamayı yapar ve top birden doğru yöne, yani vuruşu yapanın istediği tarafa gider.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Elinizi çabuk tutun bence.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Top sayı olunca fizik kurallarına aykırı atıştı demenin bir anlamı kalmaz.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Küresel Kriz ve Sosyalist Küçülme]]></title>
<link>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/02/kuresel-kriz-ve-sosyalist-kuculme/</link>
<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 14:43:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel taylan</dc:creator>
<guid>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/11/02/kuresel-kriz-ve-sosyalist-kuculme/</guid>
<description><![CDATA[Bugün biraz olsun yağmurlar dindi. Meteorolojiye göre bir süre daha yağacakmış. Yağmurlarla birlikte]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bugün biraz olsun yağmurlar dindi.</p>
<p>Meteorolojiye göre bir süre daha yağacakmış. Yağmurlarla birlikte başlayan soğuklar evde montla durmama yol açıyor. Şimdilik kömür olmadığı için sobayı yakmak gibi bir lütufa erişemedim henüz.</p>
<p>Odunluğa baktım biraz daha tahta parçası var. Bu sayede birazda bahçede gezindim. İki ceviz, bir ayva, bir vişne, iki tane de incir ağacı var küçücük bahçede. Başka ağaçlarda var ama onların kimliklerini tespit edemedim henüz.</p>
<p>Hepsini birer numara vererek işaretledim. En gereksizinden en yaşlısına kadar. En genci çam ağacı, daha bir karış boyu var, onu bu elemenin dışında tuttum.<!--more--></p>
<p>En çokta ceviz ağaçlarına üzülüyorum. Daha 5 yıl olmuştu ekeli. Zavallıcıklar hızla büyüyüp serpiştiler. Onlara göre ayva akıllı herhalde ki on yıldan fazla zamandır inatla aynı boyda duruyor.</p>
<p>Yok, üzülüyorum aslında ama evdeki kitapları yaksam, sobanın sıcaklığında kitap okuma zevkinden mahrum kalacağım. Zaten kitapların kitaplığı geçen kış yanıp kül olduğu için yerde duruyorlar, bu kadar işkencenin üstüne birde onları yakmak istemiyorum.</p>
<p>Nasıl olsa ceviz ağaçları bir gün kesilip kitap olacak, oradan da eninde sonunda bir sobaya ya da şömineye nur olup yağacaklar.</p>
<p>En azından diyorum işi kökünden temizleyip bitirmek, o kadar uzun bir yolculuğa çıkıp bir burjuvanın şöminesinde şaraba eşlik etmesinler değil mi ama.</p>
<p>Gerçi ben onları o kadar besledim, büyüttüm ama yakmak için değil tabi ki. Camın önünde güzel duruyorlar, sadece küresel krizin getirdiği çerçevede bir miktar fatura onlara da yansıyor. Böyle kitaba acı, cevize acı nereye kadar. Acınacak duruma düştüm.</p>
<p>Tabi yıllar önce onları ekmeye başlarken bir gün soğuklarda parasız-kömürsüz kalırım keser odun yaparım zihniyetiyle ekmemiştim ama şimdi kaynaklarıma şöyle bakınca, iyi ki ekmişim diyorum.</p>
<p>Eh böyle finans kapital bir dünyada insanın başına her şey gelebiliyor, bu yüzden gereği gibi küçülmeyi ve masrafları kısmayı bilmek lazım. Nasıl olsa önümüzdeki yıl küresel kriz sonlanır bende iş bulur yeniden ağaç ekme sezonuna girebilirim.</p>
<p>Bu zamana kadar sosyalist olmanın gereği kaynaklarımı hep paylaştım ama artık kusura bakmayın şu noktadan sonra kapitalistçe düşüneceğim ve ağaçlarımı kimseyle paylaşmayacağım. Sizde ekseydiniz, ekonomik olarak küçülmek zorundayım. Herhangi bir meta değeri olmadığı, özelleştiremediğim için onları yok etmekten başka çözüm gözükmüyor.</p>
<p>Keşke şu bahçede domates, patlıcan, biber ve salatalıkta yetişseydi. Ayvayla koca bir kış nasıl geçer. Birazcıkta çay-tütün ekerdim, daha ne.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ortaklık Kültürü]]></title>
<link>http://esenkal.org/2009/11/01/ortaklik-kulturu/</link>
<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 16:17:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>eesenkal</dc:creator>
<guid>http://esenkal.org/2009/11/01/ortaklik-kulturu/</guid>
<description><![CDATA[Türkiye’de işletmelerin büyümesinin ve kalıcı olmasının önündeki en önemli engellerden biri ortaklık]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2">
<table border="0" cellspacing="20" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="99%" valign="bottom"><strong><span style="font-size:x-small;color:#4d4d4d;font-family:Verdana;">Türkiye’de işletmelerin büyümesinin ve kalıcı olmasının önündeki en önemli engellerden biri ortaklık kültürünün zayıflığıdır. Birlikte çalışma, ortak sahiplenme, görevi, sorumluluğu ve kazancı paylaşma alışkanlığı henüz tam olarak yerleşmemiştir</span></strong><strong><span style="font-size:xx-small;color:#d66b00;font-family:Verdana;">. </span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> <img class="alignnone" title="sss" src="http://www.aiesec.org/cms/aiesec/AI/Asia%20Pacific/THE%20PHILIPPINES/Images/partners.jpg" alt="" width="300" height="300" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">
<div>
<table border="0" cellspacing="20" cellpadding="0" width="90%">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-size:x-small;color:#333333;font-family:Verdana;">Türkiye’de işletmelerin büyümesinin ve kalıcı olmasının önündeki en önemli engellerden biri ortaklık kültürünün zayıflığıdır. Birlikte çalışma, ortak sahiplenme, görevi, sorumluluğu ve kazancı paylaşma alışkanlığı henüz tam olarak yerleşmemiştir. Çoğu insan ortaklığın gerçekte ne olduğunu ve nasıl yürütüleceğini bilmemekte, istese de bunu becerememekte ve aslında istememektedir. Kültürümüzde ve iş anlayışımızda kendi işinin sahibi olmak ve kendi kararlarını vermek yüceltilmektedir. Ortaklığın ise zor olduğu, yürümeyeceği ve istenen sonuçları vermeyeceği vurgulanmaktadır.</p>
<p>Ortaklık; iş dünyamızda çoğu kez başkasının ipiyle kuyuya inmek, başkasının ağız kokusunu çekmek ya da davulu boynuna asıp tokmağı başkasına vermek olarak tanımlanmaktadır. Ortak çalışma düşüncesinde olanlara çok sayıda başarısızlık örnekleri gösterilmektedir. Bütün bu nedenlerle, ülkemizde başarılı ve kalıcı iş ortaklıklarına oldukça az rastlanmaktadır.</p>
<p>Kuruluş aşamasında çoğunlukla açıklık, anlayış ve dayanışma içinde çalışan ortaklar bir süre sonra giderek yoğunlaşan ilişki sorunları yaşamaya başlamaktadırlar. Bu durum, işletme büyümeye ve kazanmaya başladığında da, başarısız olduğu ve para, müşteri, pazar, imaj kaybettiğinde de benzer şekilde ortaya çıkmaktadır. Sonuç çok fazla değişmemektedir.</p>
<p>Ortaklar, başlangıçta karşılıklı iyi niyetin her sorunu çözeceğini, birbirlerine karşı her zaman açık ve dürüst olacaklarını düşünürler. Birlikte çalışma ve daha çok kazanma fikrinin çekiciliği, ortaya konan projenin ilginçliği ve ilk başlardaki işlerin yoğunluğu ortakların hızlı bir başlangıç yapmalarını ve tümüyle işe odaklanmalarını sağlar. Ortaklar belirli bir süre, kendilerine ve etraflarına bakmadan, birbirleriyle uğraşmadan çalışırlar.</p>
<p>Ortaklar arasında ilginç bir çatışma ilk faaliyet sonuçlarının ortaya çıkması ve başarının değerlendirilmesi ile ortaya çıkar. Ortaklar, amaçlarının, işten beklentilerinin ve başarı anlayışlarının farklı olduğunu bu aşamada fark ederler. Belirli bir sonuç, ortaklardan birini mutlu ederken diğerinin mutsuzluğuna yol açabilir. Ortaklar arasında başarının tanımı, amaç ve amaca ulaşma düzeyi konusunda anlaşmazlık ve bunun sonucunda da karşılıklı suçlamalar, şikayetler ve eleştiriler başlayabilir.</p>
<p>Ortaklar, daha önce önemli görmedikleri kişilik farklılıklarını, zevk ve tercihlerini, farklı inanç ve değerlerini zaman içinde gündeme getirmeye ve bunlardan çatışmacı durumlar yaratmaya başlarlar. Bazen ortaklar arasında aslında olmayan bir sorunu ortakların en yakınları, eşleri, çocukları veya akrabaları yaratmaya çalışırlar ve yaratırlar. Onların kişisel hesapları, bazen de kompleks ve kaprisleri, olağan koşullarda aralarında bir sorun yaşamayan ortakları birbirine düşürebilmektedir.</p>
<p>Ortaklar birbirlerinin tutum ve davranışlarını belirli bir önyargıyla değerlendirmeye başladıklarında artık tüm kararları ve uygulamaları bu önyargılı bakışla izlemekte ve sürekli eleştirmektedirler. Suçlamalar, hataların ve başarısızlıkların suçunun karşı tarafa atılması, olağan davranış haline gelmektedir. Bu suçlama ve ağır eleştiriler bazen başkalarının ve hatta şirket çalışanlarının önünde de sürmektedir.</p>
<p>Bazen ortaklardan biri diğerinin bir konudaki kararını, örneğin yeni bir elemanı işe almasını, yeni bir ürüne ya da yeni bir pazara girmesini onaylamaz. Bu kararın başarısız olacağını, elemanın çalışmayacağını, ürünün tutmayacağını ve yeni pazarın bekleneni veremeyeceğini öne sürer. Daha sonraki günlerde de kendisinin haklı çıkmasını sağlamak için, adeta bilinçaltı bir dürtü ile yeni elemanın çalışamaması, ürünün başarısız ve pazarın verimsiz olması için bilerek ya da bilmeyerek çaba gösterir. Yeni eleman işten ayrıldığında, yeni üründen vazgeçildiğinde ve girilen pazardan çıkmak durumunda kalındığında gizli bir gururla ‘ben biliyordum, baştan söylemiştim’ der.</p>
<p>Bazen bir karara sonuna kadar karşı çıkan ve uygulanmaması için elinden geleni yapan bir ortak daha sonra ortağının bu kararından dönmeyeceğini ve ne pahasına olursa olsun uygulamaya koyacağını anladığında taraf değiştirir. Kararı sahiplenir, uygulanmasına ve başarılı olmasına yardımcı olur. Daha sonra da çevresine kararın başarılı olmasının kendisinin devreye girmesiyle sağlandığını, aslında ortağına acıdığını ve onu kurtardığını anlatır.</p>
<p>Ortaklık, şüphesiz kolay bir süreç değildir. Ancak, günümüzde iş yaşamının gerekleri ve ekonomik, teknik, yasal ve yönetsel boyutları karşısında kişisel girişimlerin çok zayıf ve yetersiz kaldığı da bir gerçektir. Ortaklıklar oluşturmadan büyük ve kalıcı iş girişimlerinde bulunma olanağı artık yoktur. Yapılması gereken, iş kuracak veya işini büyütecek insanların müzakere, iletişim, ekip çalışması, liderlik becerilerine ve herşeyden önemlisi güvene dayalı ortaklık kültürünü geliştirmesidir</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Güven duymak, güvenilir olmak]]></title>
<link>http://esenkal.org/2009/10/31/guven-duymak-guvenilir-olmak/</link>
<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 16:14:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>eesenkal</dc:creator>
<guid>http://esenkal.org/2009/10/31/guven-duymak-guvenilir-olmak/</guid>
<description><![CDATA[İş hayatında güvene dayalı ilişkiler kurmak, kendine ve başkalarına güven duymak ve güvenilir bir ki]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="99%" valign="bottom"><strong><span style="font-size:x-small;color:#333333;font-family:Verdana;">İş hayatında güvene dayalı ilişkiler kurmak, kendine ve başkalarına güven duymak ve güvenilir bir kişi olmak başarının temel anahtarlarından biridir. </span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> <img class="alignnone" title="ddd" src="http://www.pragia.cz/domain/pragia/templates/default/images/velke/duver.jpg" alt="" width="459" height="360" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2"><span style="font-size:x-small;color:#333333;font-family:Verdana;"> </span></p>
<div><span style="font-size:x-small;color:#333333;font-family:Verdana;">Güvenmek, bir şeye inanmak, ondan emin olmak ve bunu eyleme dönüştürmektir. Diğer bir ifadeyle, güvenmek yalnızca inanmaktan öte, inandığını açıkça ifade etmek ve buna göre davranmaktır.</span></div>
<p><span style="font-size:x-small;color:#333333;font-family:Verdana;">Güven duygusu kolay kazanılmaz ve eyleme dönüşmesi çoğu kez uzun zaman alır. Buna karşın, güvenin kaybedilmesi çok kolaydır ve bir anda olabilir. Bu nedenle, güven duymak, başkalarının güvenini kazanmak ve bu güven duygusunu korumak gerçekten emek ve zaman harcanmasını gerektiren bir süreçtir.</p>
<p>Güvenin kendine güvenmek, başkalarına güvenmek ve güvenilir olmak şeklinde ifade edebileceğimiz üç boyutu vardır. Bu üç boyut bağlantılıdır ve birbirlerini etkiler. Üç boyutun bir arada ve dengeli olması gerekir. Kendine güveni olmayan bir insan çoğu kez başkalarına da güvenmez ve başkalarından da kendisine güvenmelerini beklemez. Bu nedenle, güvenilir olmak gibi bir endişesi de yoktur.</p>
<p>Güven, bir insanın kontrolü dışındaki olaylardan zarar görmesini önleyen veya olumsuz etkilerini azaltan bir süreçtir. Korkunun yeni korkuları beslemesi gibi güven duygusu da güveni artırır. Korku ve güvensizlik; bir tehdit ve tehlikeyi olduğundan daha büyük algılamamıza neden olur, savunmacı davranışlara yol açar ve gerginliği artırır. İletişimi zayıflatır, ilişkileri koparır. İnsanı; yalnızlığa, içe kapanmaya, mutsuzluğa ve acizliğe götürür. Diğer taraftan, güven insanı tekrar denge ve kontrol noktasına getirir, iletişim ve ilişki süreçlerinin işlemesini kolaylaştırır. Korku olumsuz düşünce ve duyguları, güven ise olumlu duyguları, sağlıklı ilişkileri ve huzurlu bir ortamı besler.</p>
<p>Güven düzeyi yüksek insanlar sorunları daha kolay çözecek ve engelleri de kolaylıkla aşacaklardır. Güven düzeyi düşük olduğunda ise, insanlar gerçekte var olmayan engeller görecekler ve kendilerini olumsuzluğa koşullandıracaklardır. Güven ruhsal enerjinin akışını kolaylaştırır. Enerji beklenmedik bir şekilde ortaya çıkar, eyleme geçer ve etkili sonuçlara yönlenir. Engeller mücadele edilmesi gereken ve yeni kazançlar sağlayabilecek fırsatlar olarak görülür. Bir amaca yönelik olarak eyleme geçen insan, doğrudan, bilinçli ve etkili bir biçimde davranır.</p>
<p>Güven duygusu; kişilik, aile, eğitim, çevre, inanç ve değer sistemleriyle bağlantılıdır. Bütün bunlar insanın zihinsel tutumunu oluşturur ve niteliklerine göre onun güven duygusunu olumlu ya da olumsuz yönde pekiştirebilir. Günümüzde ne yazık ki yaygın görülen durum; çevrenin, eğitimin, ailenin ve inanışların güveni değil daha çok güvensizliği vurgulamakta olmasıdır. Çoğu kez yaşanan deneyimler de güvensizliği pekiştirmektedir.</p>
<p>Ancak, gerek kişisel gerek organizasyonel yaşamda arzulanan huzur ve başarı ise güvenin temel oluşturduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Dostluk, açıklık, paylaşma ve adalet duygularıyla pekiştirilen güven duygusunun yaratıcı enerjiyi ortaya çıkaran, engelleri ortadan kaldıran ve kayıpları azaltan bir güce dönüşmesine çaba gösterilmelidir.</p>
<p>Bu anlamda atılacak ilk adım, özgüven duygusunu geliştirmek olmalıdır. Bir insan, öncelikle, kendisini kısıtlayan ve olumsuz tutum içinde olmasına yol açan faktörleri görebilmeli ve bunlardan kurtulmanın yollarını bulmalıdır. Özgüven duygusunu geliştiren güçleri harekete geçirmeli, bunları kullanmalı ve geliştirmelidir. Özgüveni destekleyecek şekilde düşünmek, konuşmak, davranmak ve alışkanlıklar geliştirmek gerekir.</p>
<p>Diğer taraftan, çevresinde güven ortamı yaratmak isteyen bir insan, başkalarına şüpheci, eleştirici, suçlayıcı ve şikâyet edici bir tutumla bakma alışkanlığından (eğer varsa) vazgeçmeli, önyargılarından kurtulmalı ve diğer insanlarla iletişim ve ilişki kurarken en azından tarafsız bir noktadan başlamasını bilmelidir.</p>
<p>Bütün bunlardan öte, eğer bir insanın güvene dayalı ilişkiler kurma isteği ve ihtiyacı varsa herşeyden önce güvenilir bir insan olması gerektiğini bilmesi gerekir. Sözü ve özü bir, söylediğini yapan ve yaptığını söyleyen bir kişi olmak, ilişkilerinde adil ve tutarlı davranmak ve bütün bunları sürekli yapmak güvenilirliğini sağlayacaktır. Güvenilir bir kişi olmak, insanın yaşamda kazanabileceği en önemli ve üstün özelliklerden biridir.</p>
<p></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Harun Yahya, Domuz Gribi ve Bakirenin Kıçı ]]></title>
<link>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/10/30/harun-yahya-domuz-gribi-ve-bakirenin-kici/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 18:08:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel taylan</dc:creator>
<guid>http://yukseltaylan.wordpress.com/2009/10/30/harun-yahya-domuz-gribi-ve-bakirenin-kici/</guid>
<description><![CDATA[Mizahın en zor olan tarafı herhalde sosyalist pencereden bakıp yapmak. &nbsp; Aslında sosyalist olar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Mizahın en zor olan tarafı herhalde sosyalist pencereden bakıp yapmak.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Aslında sosyalist olarak Türkiye’de yaşamak zor. Kafanızın sandalyeye çarpma ihtimali ile domuz gribinin bulaşması ihtimalleri birbirine eşit nerdeyse. Kaldı ki bu söylediğim hiç komik değil, komik olduğunu zannedenler varsa ki muhtemelle bunlar iktidara her yönüyle ortak olan kesim (öyle sanıyorum) çünkü bu tür olaylar çok sık tekrar ediyor.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Burnumu çekip duruyorum kaç gündür. Muhtemelle hastayım, zaten sinüzitte var, baş ağrısı yapıyor, ayrıca malum sürekli bir burun akıntısı hali. Çekilmiyor, birde hastaneye gidecek parayı arayacak halimde yok, o yüzden domuz gribi duası ediyorum sürekli. Bana bulaşmasın diye.<!--more--></p>
<p>&#160;</p>
<p>Bütün bunların üzerine birde aşı şirketi milyon dolar kar ettiğini duyurmuş. Daha da edecekmiş. Gözümüz yok! Ne diyelim. Herkesin karı kendine şu fani dünyada. Müslüman olsalardı hiç olmazsa 40 ta bir zekatından faydalanırdık ama maalesef Müslüman değiller.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Bu zamana kadar bize bir şey olmaz diyen Türkiye halklarına şöyle bir bakınca, televizyondan gördükçe aslında bize bir şey oluyormuş da biz bilmiyormuşuz dediklerini düşünür oldum. Çünkü ciddi anlamda toplumsal tepkide değişim var.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Mesela birini indirmişler otobüsten hapşırdığı için.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Yine de bazı şeyler kesinlikle değişmez, yakında güzel Anadolu’mun sağında solunda domuz gribi savarlar izlemeye başlarız. Bir süre sonra halk arasında bir fısıltı dolaşmaya başlar; falanca doktor domuz gribine çare buldu da, hapse attılar adamı.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Bir tek başbakanın ekrana çıkıp, bakın ben aşı oldum, bence sizde olun demediği kaldı.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Çünkü aşı konusunda da bir muamma var. Ortalığı kim niye velveleye veriyor belli değil. Birde bunlar yetmezmiş gibi sağlık bakanı ayrıcalıklı halk olduğumuzu söylüyor. Ülkede aşı olmasının ayrıcalık olduğunu vurguluyor. Aşı olmayabilirmiş.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Ama asıl gerçekler Harun Yahya’da.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Her zamanki gibi toplumsal bir felaketi tanrısı ile açıklamayı başaran bu (din mi bilim mi hangisi adamı bilemiyorum) arkadaşımız, domuz etini tanrının yasaklamış olmasının bir hikmeti olarak açıklıyor domuz gribini.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Daha başka tespitleri de var bu hayvanlar hakkında, bahsettiği hastalıklara, Avrupalı Amerikalılar kitlesel olarak yakalandığı için haklılık payı var arkadaşın. (enfeksiyon, kireçlenme, bel fıtığı, bu hastalıklara Müslümanlar domuz eti yemediği için yakalanmıyor malum)</p>
<p>&#160;</p>
<p>Bence Yiğit Bulut tekrar televizyona çıkarmalı Harun Yahya’yı, yakışıyorlar.</p>
<p>&#160;</p>
<p>Başlıktaki Bakirenin Kıçı kısmını bir önceki domuz gribi yazımda var, Tuğrul Bey sormuş ya halifeye; hiçbir şey için savaşmadın, şimdi bir bakirenin kıçı için mi savaşacaksın, şaşırılacak bir şey bu diye, o işte.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
