<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>somuru &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/somuru/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "somuru"</description>
	<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 17:19:23 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Dünya tasarlama oyunu oynayalım. . .]]></title>
<link>http://meraba.wordpress.com/2009/03/25/dunya-tasarlama-oyunu-oynayalim/</link>
<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 05:54:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>zeynel</dc:creator>
<guid>http://meraba.wordpress.com/2009/03/25/dunya-tasarlama-oyunu-oynayalim/</guid>
<description><![CDATA[Dünyayı tasarlama işi size verilseydi nasıl bir dünya tanımlardınz? Dünya kurucu varsayımınız olarak]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Dünyayı tasarlama işi size verilseydi nasıl bir dünya tanımlardınz?</p>
<p>Dünya kurucu varsayımınız olarak hangi ifadeyi seçerdiniz?</p>
<p style="text-align:center;">***</p>
<p>Newton bir tek varsayımdan başlayıp bugün içinde yaşadığımız dünyayı yaratmıştır.</p>
<p>Newton&#8217;un kabul ettiği o tek varsayım neydi?</p>
<p>Mutlak.</p>
<p>Newton mutlakı kabul etti; her boyutta.</p>
<p style="padding-left:30px;">+ Toplum düzeninde mutlak kraliyet;</p>
<p style="padding-left:30px;">+ Evrenin yaratıcısı ve düzenleyicisi olarak mutlak tanrı;</p>
<p style="padding-left:30px;">+ Tabiatta mutlak bölünmez, yani madde;</p>
<p style="padding-left:30px;">+ Evrenin mutlak kanunu, yani güç.</p>
<p>Ve insan olarak bütün bu keyfi tanımlamaları &#8220;bulan&#8221; kendisini mutlak deha ilan etti.</p>
<p style="text-align:center;">***</p>
<p>Newton, tanımlamalarını kullanarak kendi içinde tutarlı bir dünya sistemi yarattı ve bu sistemin gerçek doğru olarak kabul edildiği Newtoncu okulu kurdu. Bu maddeci Newton kültü insanlara hala tabiatın gerçek kanunları olarak öğretilmekte.</p>
<p style="text-align:center;">***</p>
<p style="text-align:left;">İnsanlar olarak mutlak kraliyet düzeninden vaz geçtik; mutlak yaratıcıdan vazgeçtik; evren görüşümüz genişledi, evreni Newton&#8217;un bulduğu bir gücün idare etmediğini biliyoruz.</p>
<p>Kendilerini yarı tanrı ilan edenlere artık inanmıyoruz; onları şarlatan olarak görüyoruz. Darwin gibi, Newton gibi kitap kültlerinin İngiliz propagandasının sömürü markaları olduğunu biliyoruz.</p>
<p style="text-align:center;">***</p>
<p>Bütün mutlak tanımların altında bir sömürü yattığını artık anladık.</p>
<p>Peki neden hala mutlak madde tanımlamasına inanıyoruz?</p>
<p>Bütün mutlak tanımlar, tanımlamayı yapanlar tarafından sömürü aracı olarak kullanılıyorsa; bu gerçek neden madde tanımlaması için de geçerli olmasın?</p>
<p>Tabii ki geçerli.</p>
<p style="text-align:center;">***</p>
<p>Mutlakı varsaymazsak kendimizi bilimsel ve maddesiz bir dünyada buluyoruz.</p>
<p style="text-align:center;">***</p>
<p style="text-align:left;">Tasarladığınız dünyayı nasıl pazarlardınız? </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir tarafta Çin bir tarafta ABD. Paylaşmayana adam demem.]]></title>
<link>http://tuketicitakipte.wordpress.com/2009/03/07/bir-tarafta-cin-bir-tarafta-abd-paylasmayana-adam-demem/</link>
<pubDate>Sat, 07 Mar 2009 18:34:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>tuketicitakipte</dc:creator>
<guid>http://tuketicitakipte.wordpress.com/2009/03/07/bir-tarafta-cin-bir-tarafta-abd-paylasmayana-adam-demem/</guid>
<description><![CDATA[Bir tarafta Çin bir tarafta ABD. Türkiye ABD nin finans araçları [IMF, WB, VISA, MASTER] tarafından ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Bir tarafta Çin bir tarafta ABD. Türkiye ABD nin finans araçları [IMF, WB, VISA, MASTER] tarafından nasıl işgal ediliyor.</p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/Kq3REKb03kE&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/Kq3REKb03kE&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
<p>Bir tarafta Çin bir tarafta ABD. Türkiye ABD nin finans araçları [IMF, WB, VISA, MASTER] tarafından nasıl işgal ediliyor.</p>
<a name="pd_a_1434825"></a><div class="PDS_Poll" id="PDI_container1434825" style="display:inline-block;"></div><script type="text/javascript" language="javascript" charset="utf-8" src="http://static.polldaddy.com/p/1434825.js"></script>
		<noscript>
		<a href="http://answers.polldaddy.com/poll/1434825/">View This Poll</a><br/><span style="font-size:10px;"><a href="http://answers.polldaddy.com">answers</a></span>
		</noscript>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KAPİTALİZMİN AHLAKI VAR MI?...]]></title>
<link>http://ucnoktaaforizma.wordpress.com/2008/10/05/kapitalizmin-ahlaki-var-mi/</link>
<pubDate>Sun, 05 Oct 2008 08:14:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>ucnoktaaforizma</dc:creator>
<guid>http://ucnoktaaforizma.wordpress.com/2008/10/05/kapitalizmin-ahlaki-var-mi/</guid>
<description><![CDATA[Leylâ Erbil ‘Mektup Aşkları’ romanında savruk bir gençliğin acılarını dillendirir. Kimlik sorunların]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Leylâ Erbil ‘Mektup Aşkları’ romanında savruk bir gençliğin acılarını dillendirir. Kimlik sorunların]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA['Kâfir...']]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2008/07/02/kafir/</link>
<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 19:16:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2008/07/02/kafir/</guid>
<description><![CDATA[Yeni yayımlanan bir kitabın adı bu: Kâfir. Somalili genç bir kadının hem yaşamöyküsünü veren hem de ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Yeni yayımlanan bir kitabın adı bu: Kâfir.</span></span></div>
<p style="color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Somalili genç bir kadının hem yaşamöyküsünü veren hem de düşüncelerindeki, duygularındaki değişimi anlatan bir yapıt. (Altın Kitaplar-Haziran 2008)</span></span></p>
<p style="color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><strong>Ayaan Hirsi Ali</strong><span>, Somalili bir ailenin kızı</span><span>. </span><span>İslam kurallarına göre yetiştirilen bir kız çocuğu. Küçük kız, çocukluğundan başlayarak din kurallarına göre yaşanan bir evdeki çocukluğu öğreniyoruz. Sonra Ayaan</span><span>’</span><span>ın ailesi, babanın Suudi Arabistan</span><span>’</span><span>da çalışması amacıyla bu ülkeye gidiyor.</span></span></p>
<p style="color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Sonra Ayaan Hirsi Ali Hollanda</span><span>’</span><span>ya gidiyor ve orada düşünmeye başlıyor.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>İnsanlar neden kendilerine öğretilenleri sorgulamıyor?</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Kadının itaatini sorgulayan </span><em>‘</em><em>İtaat</em><em>’</em><span> konulu bir sergi açmayı düşünüyor.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><em>“</em><em>Böyle bir serginin Müslümanlar için kabul edilebilir bir şey olmayacağının farkındaydım. Eğer dininizin ve kutsal kitabınızın mutlak olduğuna inandırılarak yetiştirilmişseniz geri kalan herkesin sizin gibi düşünmeyebileceğini ve kitabınızın tamamen kutsal olmadığını düşünebilmesini kabul etmek çok zor olacaktır.</em><em>”</em></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Ancak bu sergi girişimi ve benzeri çalışmaları fanatik din kesiminin tepkilerini almakta gecikmiyor ve Ayaan tepkiler, arkasından tehditler almaya başlıyor.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Yaşanmış ve yaşanmakta olan bu öykü, bir genç kadının öyküsü değildir.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Günümüzde din fanatizminin boyutlarını göstermesi bakımından çok dikkat çekicidir.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><em>“</em><em>İnancını istediği gibi yaşamak</em><em>” </em><span>adı altında sunulan masum demokratik bir istek görüntüsünün nasıl bir bağnazlık içerdiğini ortaya koyan yapıt, ilgi ile okunması gereken bir yaşam deneyimini gözler önüne seriyor.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Günlük yaşamda, eğitimde, ev yaşamında, erkek-kadın ilişkilerinde din eksenli bir anlayışın yaşamı nasıl biçimlendirdiği açıkça görülüyor.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Ülkemizde de </span><em>‘</em><em>türban</em><em>’</em><span>la başlayan isteklerin yavaş yavaş nerelere uzandığını artık herkes gördüğü için çok fazla bir şey söylemek gerekmiyor.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Önce üniversite öğrencilerine </span><em>‘</em><em>türban özgürlüğü!</em><em>’</em></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Sonra ilköğretim öğrencilerine bu</span><em> ‘</em><em>özgürlüğün yaygınlaşması</em><em>!’</em></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Arkadan inanç temelli okullar.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Sonrasında şeriat hukuku.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Dahasında din eksenli yaşam. İbadet yapmanın zorunluluğu.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Mahalle baskısı, çevre baskısı, çıkar baskısı</span><span>.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Aynı dinden olanlara ekonomik öncelikler.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>İnanmayanların suçlanması</span><span>.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Din temelli yaygın ayrımcılık.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;">Atatürk’<span>ün ve yaptıklarının reddi.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Sosyal travma açıklamaları</span><span>.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Atatürk</span><span>’</span><span>ü sevmeme, </span>Humeyni’<span>yi sevmeler.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><em>“</em><em>Halk bunu istiyor</em><em>” </em><span>zorlamaları</span><span>.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><em>“</em><em>Bir halifemiz olsun</em><em>”</em><span> istekleri.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><em>“</em><em>Halk isterse şeriat da gelir</em><em>” </em><span>meydan okumaları</span><span>.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Bu arada </span>Graham Fuller’<span>in Yeni Türkiye kitabındaki açıklamalar.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>CIA</span><span>’</span><span>nın eski Türkiye Masası</span><span> </span><span>Şefi</span><span>’</span><span>nden Türkiye analizleri.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Amerika</span><span>’</span><span>nın </span><em>‘</em><em>ılımlı</em><em> </em><em>İslam</em><em>’ </em><span>projesi.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>B(üyük) O(rtadoğu) P(rojesi).</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>AKP</span><span>’</span><span>nin açıkça desteklenmesi.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Amerika</span><span>’</span><span>nın Türkiye</span><span>’</span><span>ye biçtiği stratejik rolün uygulama aşamaları</span><span>.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Halkın gündelik yaşamdaki değişiklikleri zihinsel imgelere dönüştürmesi.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Hesaplanan toplumsal psikoloji.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Artık gizlenen, saklanan bir şey yok.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Her şey ortada, her şey açıkta.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Türkiye, yeniden </span><em>“</em><em>Ya bağımsızlık ya manda</em><em>” </em><span>ıkmazında.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Okunması gereken kitaplar yayımlanıyor.</span></span></p>
<p style="font-weight:bold;color:#000000;text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;"><span>Dünya küçük.</span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ahmedinecat&amp;Çin'in Ortadoğu Projesi]]></title>
<link>http://manyaqcocuq.wordpress.com/2008/06/11/ahmedinecatcinin-ortadogu-projesi/</link>
<pubDate>Wed, 11 Jun 2008 12:18:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>manyaqcocuq</dc:creator>
<guid>http://manyaqcocuq.wordpress.com/2008/06/11/ahmedinecatcinin-ortadogu-projesi/</guid>
<description><![CDATA[Hacılar biliyosunuz Ahmedinecat İran Cumhurbaşkanı.Kendisi birçok sefer cünyır buşu göt etmiştir hat]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://manyaqcocuq.wordpress.com/files/2008/06/ahmedinecat.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-52" src="http://manyaqcocuq.wordpress.com/files/2008/06/ahmedinecat.jpg?w=300" alt="" width="300" height="226" /></a>Hacılar biliyosunuz Ahmedinecat İran Cumhurbaşkanı.Kendisi birçok sefer cünyır buşu göt etmiştir hatırlarsanız.Bu vb sebeplerden dolayı kendisini merak ettim ve biraz araştırdım hakkaten saygı duyulcak bi adam olduğu kanısına vardım.Adam İnşaat Profesörüymüş,birçok olaya verdiği cevapların mükemmelliği kıvrak zekalı olduğunun göstergesi.Zaten prof olm demeyin bizim okulda ne angut prof.lar var..neyse.</p>
<p>Tabii bu sözleri ile Amerika&#8217;yı tahrik edip İran&#8217;a dalması için bir oyun oynadığı,ABD ajanı olduğu da söyleniyor,bunlar söylenti bir kesinliği yok her zamanki gibi.İyi güzel de şimdi İran daha geri sayımlarda füzeyi zor gönderirken ABD ye nası kafa tutuyor?Şimdi işte mevzu siyasete kayıyor,biraz bakınalım gözümüz gönlümüz kafamız açılsın,lütfen okuyun efem&#8230;</p>
<p>Şimdi hacılar,İran&#8217;ın böyle konuşabilmesini sağlayan,destekleyen 2 güç var;Rusya ve Çin.Tüm dünya artık biliyor ki dünyayı yönetmek için Ortadoğuyu elinde tutman gerek,bunu şimdilik sağlamaya çalışan ABD idi ama ileride işler değişiklik gösterebilir.Nedeni ise Çin oluşturuyor.Bildiğiniz üzere bu Çin harbi kocaman,biçok ülke haritada bunlar yüzünden kedi pipisi gibi kalıyor.Dünya nüfusunun 4te 1 ini oluşturuyolar,karada savaşmak için bulunan asker sayısı bazı ülkelerin toplam nüfusundan fazla.Amerikadan ise 5 kat büyüklükte bunu da belirteyim&#8230;</p>
<p>Çin Ortadoğuya ve dünyaya erişme,hükmetme emelini İran ı geçiş ülke olarak kullanarak yapmayı amaçlıyor.Dolayısı ile olası bir ABD-İran savaşının sonucu direkt olarak Türkiye&#8217;yi de etkileyecek.Her nedense bunun geleceği belli iken Irak&#8217;ta hiçbişey yapmadık,hatta pardon Irak&#8217;a ABD için asker gönderdik,süper oldu&#8230;&#8230;.Şayet bu savaşı İran kazanırsa Çin yavaştan ortama akıcak ve sömürüye başlıyacaktır ki bu durumda göte gelebiliriz çünkü Çin ABD nin 5 katı hızla sömürecektir,ye ye bitmez maşallah.Burada yenecek olansa tabii ki petrol,BOR vb gibi yeraltı ve yerüstü zenginlikleri.</p>
<p>Yerüstü zenginliği demişken sevgili SABANCI ölmeden önce dünyanın en temiz,en iyi suyu denilen ve adını hatırlayamadığım bi yerden çıkan suyun olduğu araziyi almıi,tesis kurmuş ve yabancılara satmış.Bu da demek oluyor ki en temiz su bizim ülkeden çıksa da içemiyoz,içene zehir mi olur zıkkımmı dicem de parasıyla satmışız&#8230;Neyse hacılar rasgele&#8230;</p>
<p><em>Konu yoruma açıktır,adam gibi yorum yaptıktan sonra yorumlarınız yayınlanacaktır,sövmeyin yeter&#8230;</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA['Türkiye Musul-Basra'yı almalı']]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/08/07/turkiye-musul-basrayi-almali/</link>
<pubDate>Tue, 07 Aug 2007 19:51:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/08/07/turkiye-musul-basrayi-almali/</guid>
<description><![CDATA[Almanya, İran ve PKK, Türkiye ve Arap devletlerine karşı Orta Doğu güç yarışında. Bu saldırgan polit]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Almanya, İran ve PKK, Türkiye ve Arap devletlerine karşı Orta Doğu güç yarışında.</strong></p>
<p style="float:right;margin-left:0.5em;width:220px;"><img src="http://skyturkvngenc.wordpress.com/wp-admin/img/news/basra.jpg" /></p>
<p>Bu saldırgan politikanın esasıysa, Irak’a, Türkiye’ye ve Suriye’ye karşı, Kuzey Irak’ta bulunan ve bugün fiilen ABD’nin himayesinde olan PKK üslerinden PKK’yı bir şahmerdan olarak kullanmaktır. Irak, Türkiye ve Suriye parçalandıktan sonra da Orta Doğu’da, Almanya-İran ekseni desteğinde yeni bir süper güç olarak bir PKK Kürdistanı ortaya çıkacaktır. Ağustos, Orta Doğu’da barış veya savaş için kritik bir ay.</p>
<p><strong>The Conservative Voice&#8217;dan Scott Sullivan yazdı</strong></p>
<p>ABD, Washington: Erdoğan, Türk ordusunun güçlü muhalefetine rağmen, tüm Türk kadınlarının başörtüsü takmasını; Almanya, İran ve PKK yandaşı olan Kürt devlet başkanı Mesut Barzani ile dost Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü yine Türkiye’nin cumhurbaşkanlığına aday göstermek istiyor.</p>
<p>Bu durumda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türk ordusu ile Türk milliyetçilerinden gelen desteği muhafaza etmek için ne yapabilir? Bunlar, Almanya, İran ve Kürtlerin, Irak, Türkiye ve Suriye’den başlayarak Arap devletlerini parçalama planlarından korkuyorlar. Yanıtı basit. Başbakan Erdoğan, ABD’ye danıştıktan sonra Türk barış gücü askerlerini ABD güçlerine destek için Musul’a göndereceğini açıklamalıdır. Türkiye, ABD ve İngiltere’den, Musul ile Basra güvence altına alınırken asker azaltımına gitmekten şimdilik vazgeçmelerini talep etmelidir. Bir başka seçenekse, Türkiye’nin Suriye ve Arap devletlerinden Irak’taki Türk barış gücüne katkıda bulunmalarını istemesidir. Böylece Türkiye PKK’yı, Musul dışında kalması, İran’ı da Basra dışında kalması için uyarmış olacaktır. Bir cesur adımla Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünü güvenceye alabilecektir. Böylelikle PKK, Kuzey Irak’tan bir Kürdistan yaratma planlarından cayacak, İran da Irak’ın güneyinde bir Şiistan yaratma planlarından&#8230; Üstelik Irak’ın kuzeydeki sınırlar da güvence altına alındığında Erdoğan, Türkiyeli Kürtlerle uzlaşmak için yeterince güçlü bir konuma erişmiş olacaktır. Bir Irak Kürdistanı’na katılacak ayrılıkçı bir Türkiye Kürdistanı seçeneği masadan büsbütün kalkacaktır. Gerçekten de Türk güçleri o zaman, kuzeyden güneyden saldırılarla PKK’yı kapana kıstırmış olacaktır.</p>
<p>Öte yandan Basra’ya barış gücü göndermekle Türkiye, İran’ı, ABD askerlerinin, Irak’ın tek büyük limanı Basra üzerinden çekilmesine karışmak gibi bir niyeti varsa da bundan caydıracaktır. Son olarak belirtelim; Musul ve Basra’yı güvence altına alma kararı ile Türkiye, ordusuyla PKK peşinde Kuzey Irak’a saldırmakla elde edeceğinden daha üstün bir konumda olacaktır. Zira bu tür askeri saldırılarla Türkiye’ye PKK sorununu kökten çözemez. Sözün kısası, Türk güçlerini Basra ve Musul’a konuşlandırarak Başbakan Erdoğan, PKK ve İran’ı birer tehdit olmaktan çıkarıp Türkiye Kürtlerine daha fazla esneklik göstermek konusunda pazarlık konumunu güçlendirecek, Türk ordusu ve milliyetçilerinden gelen desteği muhafaza edecek ve Basra’yı ABD askerlerinin çekilmesi için güvenli hale getirecektir. Neden harekete geçilmesin ki?</p>
<p><strong>“Erdoğan, PKK’yı Nasıl Durdurabilir?”</strong></p>
<p>Almanya, İran ve PKK -ABD politikasının da yardımıyla- Türkiye, Suriye ve Arap devletlerine karşı bir Orta Doğu güç yarışında. Bu saldırgan politikanın esasıysa, Irak’a, Türkiye’ye ve Suriye’ye karşı, Kuzey Irak’ta bulunan ve bugün fiilen ABD’nin himayesinde olan PKK üslerinden PKK’yı bir şahmerdan olarak kullanmaktır. Irak, Türkiye ve Suriye parçalandıktan sonra da Orta Doğu’da, Almanya-İran ekseni desteğinde yeni bir süper güç olarak bir PKK Kürdistanı ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Ağustos, Orta Doğu’da barış veya savaş için kritik bir ay. Almanya, İran ve PKK bu ay İran ve Türkiye’ye son bir hamle yapmayı planlıyor. PKK, Kerkük’ü Irak’tan çalarak başlayacak bir yayılma kampanyasını belirgin biçimde hızlandıracak.</p>
<p>Orta Doğu hakettiği istikrar, barış ve refahın yerine PKK’nın cebri sınır düzenlemeleri, büyük oranda Arap nüfusu hedef alan geniş ölçekli bir etnik temizlik kampanyası ve artan dış müdahalelere gebe bir yola girecek.</p>
<p>Bereket versin Başbakan Erdoğan, son seçimleri PKK karşıtı açıklamalarından sonra artık bu Almanya-İran-PKK ekseninden savaşa iten hamleleri engellemek için güçlü bir halk desteğine sahip. Savaşa sürüklenmemek için yanıtlanması gereken büyük soru şudur: Dışişleri Bakanı Gül’ün Başbakan Erdoğan ve Türkiye için artı mı eksi mi olduğudur?</p>
<p>Başbakan Erdoğan şimdi Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanı olarak Dışişleri Bakanı Gül’ü tekrar aday göstermek istiyor. Ne yazık ki Gül; çoğu kez, Avusturya’nın geçen hafta PKK için para toplayan Ali Rıza Antal’ı güvenliği için bir uçakla Kuzey Irak’a, yani Türk adaletinden uzakta bir yere gönderme kararını onaylayan Almanya; Türkiye ve Suriye’yi bölmek için PKK ile işbirliği yapan İran; hiçbir şekilde PKK’ya hayır demeyen ABD ve Kürt devlet başkanı ve PKK yandaşı Mesud Barzani gibi Türkiye düşmanlarının en iyi dostu görüntüsü veriyor. Bu noktada Dışişleri Bakanı Gül, Türk milliyetçilerinin desteğini kazanmak için ne yapabilir? Yine açık konuşmak gerekirse Türkiye’nin milliyetçileri Dışişleri Bakanı Gül’ün dışarıdaki dostlarının Türk devletini toptan parçalamak değilse de, Türkiye’yi ikinci sınıf bir güce dönüştürme planları olduğundan korkuyorlar. Dışişleri Bakanı Gül, şu üç öneriyle Türk milliyetçilerini yatıştıracak bir adım atabilir:</p>
<p>1) Bakan Gül, PKK finansörü Antal Türkiye’ye iade edilmedikçe Kuzey Irak’ın bir parya devlet olarak kabul edileceğini ve Barzani ile ilişkileri koparmayı öngören bir ortak politika üzerinde anlaşmak üzere Berlin, Tahran ve Washington’daki mevkidaşlarıyla temasa geçsin;</p>
<p>2) Bakan Gül, ABD’ye, PKK ve İran’ın saldırılarına karşı Irak’ın toprak bütünlüğünü güvence altına almak için derhal harekete geçmesi gerektiğini bildirsin. Gül, MideastWeek.com’da “ABD PKK’yı Caydırmalıdır” başlıklı yazıda, ABD’nin Irak’ı korumak için PKK’ya karşı atması önerilen adımların bir listesini bulacaktır.</p>
<p>3) Bakan Gül, ABD’ye, Türkiye’nin ABD güçlerini desteklemek için Musul’a, İngiliz güçlerini desteklemek için de Basra’ya barış gücü birliği göndereceğini bildirsin. Ayrıca Bakan Gül, Suriye’den ve Arap devletlerinden Musul ve Basra’daki Türk barış gücüne katkıda bulunmalarını isteyebilir. Bu yolla PKK’ya, Musul’dan, İran’a da Basra’dan çıkması için bir uyarıda bulunmuş olur. Üstelik Türkiye’nin güney sınırlarının güvenceye alınmasıyla Türkiye Başbakanı Erdoğan, Irak’ın toprak bütünlüğünü de korur. Musul’da Türk ve Arapların varlığı sayesinde Erdoğan Kürt bölgelerindeki ekonomik kalkınmayı destekleyebilir ve Kerkük’ün statüsü konusundaki referandumu da kabul edebilir (Bkz: Turkey plus Northern Iraq Equals to Golden Age/ Türkiye+Kuzey Irak = Altın Çağ, 3 Temmuz 2007).</p>
<p>Son olarak da Musul’da Türklerle Arapların varlığı Kürt devlet başkanı Barzani’yi PKK’yı kovmaya ikna edecektir. Bu olursa da ABD’nin Kuzey Irak’taki PKK kamplarına yapacağı hava saldırıları gibi, herkes de kabul ediyor ki, bir uç seçeneğe gerek kalmayacaktır. Kısacası Musul’da Türklerle Arapların varlığı PKK’nın, savaşçı ve yayılmacı PKK süper devleti çatısında birleşecek Türkiye Kürdistanı seçeneğinin de sonu olacaktır. Orta Doğu güvenli sınırlara kavuşacaktır. Bir diğer deyişle Irak’ı korumak Türkiye’yi korumaktır, Türkiye’yi korumak Suriye’yi ve geri kalan Arap dünyasını korumaktır. Türklerin ve Arapların Musul’daki varlığı İran’ın Basra’yı ilhak planlarını da boşa çıkaracaktır. Dışişleri Bakanı Gül tüm bunlara katılıyor mu? Bakan Gül bunları yapabilir mi? (ABD’li bir muhalif oluşuma ait internet sitesi The Conservative Voice’un 26 Temmuz 2007 tarihli web sayfası)</p>
<p>dunyagundemi.com </p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cumhurbaşkanı Sezer in Başsağlığı Mesajının Şifreleri]]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/15/cumhurbaskani-sezer-in-bassagligi-mesajinin-sifreleri/</link>
<pubDate>Fri, 15 Jun 2007 17:35:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/15/cumhurbaskani-sezer-in-bassagligi-mesajinin-sifreleri/</guid>
<description><![CDATA[Yüksekova&#8217;da şehit düşen binbaşının ardından Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, çok anlamlı bir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:center;"><img src="http://www.denetde.org.tr/images/sezer_g.jpg" style="width:204px;height:294px;" /></p>
<p>Yüksekova&#8217;da şehit düşen binbaşının ardından Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, çok anlamlı bir mesaj yayınladı.<br />
Sezer dün bu mesajında kullandığı sözler daha önceki hiçbir mesajında yer almamıştı.<br />
İşte Sezer&#8217;in Ankara kulislerini dalgalandıran sözleri:</p>
<p><strong>&#8220;&#8230;Türkiye Cumhuriyeti, acıları derinleşse de, terörle savaşımda asla yılgınlığa kapılmayacak, bu savaşımın gerektirdiği ulusal ve uluslararası düzeydeki tüm önlemleri koşullar ne olursa olsun kararlılıkla almaktan kaçınmayacaktır&#8230;&#8221;</strong></p>
<p>Sezer&#8217;in kullandığı<strong> &#8220;ulusal ve uluslararası düzeydeki tüm önlemler&#8221;</strong> ve <strong>&#8220;koşullar ne olursa olsun&#8221;</strong> ile birleştirilince kulislerde şu yorumlar yapıldı:</p>
<p><strong>&#8220;Cumhurbaşkanı şunu demek istiyor. Gerekirse Kuzey Irak&#8217;a girilmelidir. Böyle bir karara olumsuz bakmıyorum.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Koşullar ne olursa olsun&#8221; </strong>sözü ise <strong>&#8220;ABD&#8217;ye rağmen bile girilmelidir&#8221; </strong>diye yorumlandı.</p>
<p>Tecrübeli bir diplomat şu yorumu yaptı:<br />
<strong>&#8220;Cumhurbaşkanı bir başsağlığı mesajında böyle bir ifadeyi kullanıyorsa bu çok anlamlıdır.&#8221;</strong><br />
Şimdi Ankara kulisleri bu mesajı konuşuyor.</p>
<p>Sezer&#8217;in son mesajı ile daha önceki mesajlarının arasındaki fark ise şöyle:</p>
<p><strong>SEZER&#8217;İN DÜN GECE YAYINLADIĞI MESAJ:</strong></p>
<p>14 HAZİRAN 2007<br />
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER, Hakkari&#8217;nin Yüksekova ilçesinde Türk Silâhlı Kuvvetlerimizin bir mensubunun şehit olması nedeniyle aşağıdaki açıklamanın yapılmasını istemişlerdir:</p>
<p>&#8220;Hakkari&#8217;nin Yüksekova ilçesine bağlı Dağlıca köyü yoluna teröristlerce döşenen uzaktan kumandalı patlayıcının patlatılması sonucunda, 1 Binbaşımızın şehit olması, 2 Erimizin de yaralanmasından büyük üzüntü duydum.</p>
<p>Bu hain saldırıyı nefretle kınıyor, gerçekleştiren soysuzların, arkasındaki güçler kim olursa olsun hakettikleri karşılığı en güçlü ve sert biçimde alacaklarını bir kez daha vurgulamak istiyorum.</p>
<p>Alçakça eylemlerini sürdürenler bilmelidirler ki, bu hain saldırılar, terörle savaşımdaki kararlılığımızı pekiştirmekte, birlik ve dayanışmamızı daha da güçlendirmektedir.</p>
<p><u><strong><img src="http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/3220072.gif" />Türkiye Cumhuriyeti, acıları derinleşse de, terörle savaşımda asla yılgınlığa kapılmayacak, bu savaşımın gerektirdiği ulusal ve uluslararası düzeydeki tüm önlemleri koşullar ne olursa olsun kararlılıkla almaktan kaçınmayacaktır. </strong></u></p>
<p>Ulusumuzun gururu Türk Silâhlı Kuvvetlerimiz, terörle savaşımı erinden en üst rütbeli subayına kadar büyük özveriyle yürütmekte, bölünmez bütünlüğümüzün, Cumhuriyet&#8217;in değer ve kazanımlarının korunması için canını seve seve vermektedir. Kahraman Ordumuzu ve O&#8217;nun değerli askerlerini Ulusumuzun gönlünde yücelten, taçlandıran, bayrak ve yurt sevgisidir.</p>
<p>Şehit Binbaşımıza Tanrı&#8217;dan rahmet, ailesine, Ulusumuza ve Türk Silâhlı Kuvvetlerimize başsağlığı diliyor, yaralılarımıza da acil şifa dileklerimi iletiyorum.&#8221;</p>
<p>Cumhurbaşkanı SEZER, ayrıca Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt&#8217;a bir telgraf göndererek, Türk Silâhlı Kuvvetlerimize başsağlığı dileklerini iletmiştir.</p>
<p><strong>ŞIRNAK&#8217;TA İKİ SUBAY VE BİR ERİN ŞEHİT DÜŞMESİNİN ARDINDAN YAYINLANAN MESAJ</p>
<p></strong>10 HAZİRAN 2007</p>
<p>Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER, Şırnak&#8217;ın Güçlükonak ilçesinde Türk Silâhlı Kuvvetlerimizin üç mensubunun şehit olması nedeniyle aşağıdaki açıklamanın yapılmasını istemişlerdir:</p>
<p>&#8220;Şırnak&#8217;ın Güçlükonak ilçesinde karayoluna teröristlerce döşenen uzaktan kumandalı patlayıcının patlatılması sonucunda, 1 Yarbay, 1 Binbaşı ve 1 Erimizin şehit olduğunu, 5 askerimizin de yaralandığını büyük bir üzüntüyle öğrendim.</p>
<p>Bu alçakça saldırıyı nefretle kınıyor, gerçekleştirenleri ve arkasındaki güçleri lanetliyorum.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti birliğine, bölünmez bütünlüğüne yönelen bölücü teröre karşı haklı savaşımını, son terörist yok oluncaya kadar, Ulusu&#8217;yla, Türk Silâhlı Kuvvetleri&#8217;yle, tüm güvenlik birimleriyle kararlılık içinde yürütecektir.</p>
<p><u><strong><img src="http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/3220072.gif" />Türkiye Cumhuriyeti, bu savaşımın gerektirdiği adımları, çekinmeden Ulusu&#8217;yla bütünleşerek atacak, bu ve benzeri hain eylemlere kalkışanlara hakettikleri yanıtı verecektir. </strong></u></p>
<p>Ulusumuzun ve Devletimizin bu konudaki sarsılmaz istenci karşısında hiçbir güç duramayacaktır.</p>
<p>Şehitlerimize Tanrı&#8217;dan rahmet, ailelerine, Ulusumuza ve Türk Silâhlı Kuvvetlerimize başsağlığı diliyor, yaralılarımıza da acil şifa dileklerimi iletiyorum.&#8221;</p>
<p>Cumhurbaşkanı SEZER, ayrıca Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt&#8217;a bir telgraf göndererek, Türk Silâhlı Kuvvetlerimize başsağlığı dileklerini iletmiştir.<br />
 <br />
<strong>TUNCELİ&#8217;DE ŞEHİT DÜŞEN ASKERLERİN ARDINDAN YAYINLANAN MESAJ</strong></p>
<p>04 HAZİRAN 2007</p>
<p>Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER, Tunceli&#8217;nin Pülümür İlçesi&#8217;nde Kocatepe Karakolu&#8217;na teröristlerce düzenlenen hain saldırı nedeniyle Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt&#8217;a bir telgraf göndererek, olaydan duyduğu üzüntüyü bildirmiş, saldırıyı nefretle kınamış, şehitlerimize Tanrı&#8217;dan rahmet, ailelerine, Ulusumuza ve Türk Silâhlı Kuvvetlerimize başsağlığı dilemiş, yaralılarımıza da acil şifa dileklerini iletmiştir. </p>
<p><strong>BİNGÖL&#8217;DE 4 İŞÇİNİN ÖLDÜRÜLMESİNİN ARDINDAN YAYINLANAN MESAJ</strong></p>
<p>31 MAYIS 2007</p>
<p>Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER, teröristlerce Bingöl&#8217;de düzenlenen saldırıda, 4 işçinin ölmesi, 4 işçinin de yaralanması nedeniyle Bingöl Valisi Vehbi Avuç&#8217;a bir telgraf göndermiştir.<br />
Cumhurbaşkanı SEZER&#8217;in telgrafı şöyledir:</p>
<p>&#8220;Teröristlerce Bingöl&#8217;de ormanlık alanda ağaç kesimi yapan işçilere düzenlenen silahlı saldırıda 4 işçinin ölmesi, 4 işçinin de yaralanmasından büyük üzüntü duydum.</p>
<p>İşçilerimize karşı girişilen bu hain saldırıyı nefretle kınıyorum.</p>
<p>Saldırıda yaşamını yitiren işçilere Tanrı&#8217;dan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyor, yaralı işçilere de acil şifa dileklerimi iletiyorum.&#8221;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[33 Şehit ]]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/14/33-sehit/</link>
<pubDate>Thu, 14 Jun 2007 19:02:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/14/33-sehit/</guid>
<description><![CDATA[33 şehidimizin katledilişi İbretlik olayları sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyorum. Yıl 1993. Mala]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p align="center"><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:large;">33 şehidimizin katledilişi</span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-family:Times New Roman;font-size:small;"> </span><span style="font-family:Times New Roman;font-size:small;"> </span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">İbretlik olayları sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyorum. </span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yıl 1993. Malatya&#8217;dan iki sivil midibüse biniyorlar. Hepsi sivil giysili. Üniforma ve postalları çantaları&#8217;da. Hiçbirinde silah yok, kendilerine refakat eden tek bir askeri personel de. Saat 18.00. Bingöl&#8217;e 10 kilometre var. Dağlık, dar bir yol. Birden silah sesleri yankılanıyor. İlk virajı geçtiklerinde, 50 PKK&#8217;lının karşı yönden gelen Bingöl Tur&#8217;a ait bir otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil erlerden oluşan 50 yolcuyu esir aldığını görüyorlar. Şoföre bağırırlar; &#8221;Geri dön!&#8221; Şoför oralı olmaz. Zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş&#8230; Otobüsün kapısını, &#8221;Orada ben yoktum&#8221;diyen Şemdin Sakık, o zamanki adıyla &#8221;Parmaksız Zeki&#8221; açıyor.</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">OSMAN PARTAL ANLATIYOR<br />
</span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Trabzonluyum. İki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim. Van-Özalp&#8217;taki birliğime gidiyordum. Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara lastik patladığını söyleyip durdu. Lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. Aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum. Galiba telsizle konuşuyordu. Şemdin Sakık, şimdi Hürriyet&#8217;te yayımlanan açıklamalarında &#8221;Eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk&#8221; diyor. Yalan söylüyor. Çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. Yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat Sakık açtı. Toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı. Omuzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu. Şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. &#8221;Arkada, geliyor&#8221; cevabını aldı. İki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. Yani bizi bekliyorlardı.</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">DOĞULU-BATILI DİYE AYIRDILAR<br />
</span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Geceyarısına kadar teröristlerle yürüdük. Mola verildiğinde niçin kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. &#8221;TC ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız&#8221; dediler. Saat 01.00 sularıydı. Sakık&#8217;ın talimatıyla tek sıra olduk. Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup, Doğulu-Batılı diye bizi iki gruba ayırdı. Sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. Dağda koşar adım yürümeye başladık. Bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu. Toplam 300 kişiydiler. Bir köye gittik. Kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı. Kimi terörist evlere gidip istirahat etti. Bir ahıra soktular bizi öldürmek için. Sonra vazgeçtiler. Tekrar yürümeye başladık. Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. Yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm. Bir ırmaktan geçerken su içtik. Dağ yoluna çıktık. Davranışları sertleşti. Durdurdular. Saat 03.00 sıralarıydı. Yolun kenarına dizilmemizi istediler. Kolkola girip sıklaşmamızı istediler. Yanımdaki arkadaşıma &#8221;Devrem bizi vuracaklar&#8221; dedim.</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">DEVREMİ ÖLÜ GÖRÜNCE BAYILDIM<br />
</span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Tir tir titriyordum. Kalaşnikof, Bixi ve Kanvasların emniyetlerini açtılar. Sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. Taramaya başladılar. Dizime bir mermi isabet etti. Vurulanlar üzerime düşüyordu. Kafamı koruyordum. Hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar. Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. Altı yedi arkadaşım sağdı henüz. Diğerleri paramparçaydı. Can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler&#8230; Su istiyorlardı. &#8221;Anne, anne&#8221; diye bağırıyorlardı. Öldüğümü zannediyordum. Kendimi çimdikledim, ölmemişim. Devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım.</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bizi yan yana dizip 1570 mermi sıktılar<br />
Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. Dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu. Beyin, ayak&#8230; Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım. Kan kaybediyordum. Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı Karakolu&#8217;na gittim. Olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. Helikopter, tanklar geldi. Şehitleri aldık. Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu. Yani silahsız erlerin herbiri için 50 mermi kullanmışlardı&#8230;</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Şoför biliyordu<br />
</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">ERKAN UMAY ANLATIYOR<br />
</span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Adanalı hemşerim Mehmet Tura&#8217;yla Manisa-Kırkağaç&#8217;ta acemi eğitimimi tamamladım. 24 Mayıs sabahı, jandarma komando olarak Siirt&#8217;teki birliğimize gitmek üzere Malatya&#8217;dan iki sivil midibüse bindirildik. 50 askerin hiçbirinde silah yoktu. Bizi koruyan refakatçı da. Bingöl&#8217;e 10 kilometre kaldığını belirten tabelayı geçtik, ilk dönemeçte silah sesleri duyduk. Saat 18.00&#8242;di. Karşı yönden gelen Bingöl Tur otobüsünü tarayan 50 kadar PKK&#8217;lı, çoğunluğu bizim gibi asker olan yolcuları indirmişti. Şoföre geri dönmesi için bağırdım. Duymazdan geldi. Zaten tuhaf şekilde, 4 saatte 3 mola vermişti. Bizi indiren PKK&#8217;lılar &#8221;Geleceğinizi biliyor, sizi bekliyorduk&#8221; dedi. O sırada feryat figan, yaşlı bir adam çıktı karanlıklardan. &#8221;Oğluma ne yaptınız&#8221;diyordu. Adını söyleyince oğlunun otobüslerde olmadığı anlaşıldı. Çok yaşlı olduğu için babaya dokunmadılar. Geldiği gibi gitti. O baba sayesinde kurtulduk. Hepimizin öldüğü sanılıyordu. Askere gidip sağ kalanlar olduğunu söylemeseydi teröristler hepimizi öldürecekti.</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">YANLIŞLIKLA 9 ŞEHİT DAHA<br />
</span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Sürekli yürüyorduk. Ertesi gün 12.00&#8242;de silah seslerinden askerlerin yaklaştığını anladım. Asıl harekat 16.00&#8242;da başladı. Sikorsky ve F-16&#8242;lar uçuyordu tepemizde. PKK&#8217;lılar kazma kürek çıkarıp siper kazdı, kayalıklara saklandı.</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bizi hedef olarak ortada bıraktılar. Askerimiz, yanlışlıkla içimizdeki 9 eri şehit etti bu yüzden. Müthiş bir yağmur vardı. Bizi kalkan olarak kullanan Şemdin Sakık bir ara yanımıza geldi, sağ kaldığımızı görünce şaşırdı. Teröristler geri çekiliyordu. 13 kişi kalmıştık. Kurşuna dizilenlerin arasından kurtulan Osman Partal da aramızdaydı. Ellerimizi çözmeyi başardık. Kaçmaya başladık. Karşılaştığımız birkaç teröriste &#8221;Bizi serbest bıraktılar&#8221; dedik. İnandılar. Birbirimizden ayrılmış, askerlerin bulunduğu yöne koşuyorduk. Bulduğum bir dala beyaz mendil bağladım, bir yandan bağırıyordum. Tükendiğim anda korucular ve askerlerden oluşan timle karşılaştım. Mavi berelileri görünce ağlamaya başladım. Komutan &#8221;PKK&#8217;lı var mı içinizde?&#8221; diye sordu. Sonra sarılıp hepimizi tek tek öptü. Bingöl Cezaevi&#8217;ndeki bir koğuşa götürdüler bizi. Elbiselerimizi değiştirdik. Evlerimize telefon edebileceğimizi söylediler. Kafam durmuştu yaşadıklarımdan sonra. Evin telefon numarası bir türlü aklıma gelmediği için arayamadım.</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">ERKAN UMAY ANLATIYOR<br />
</span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">10 kişilik yakın korumaları arasındaki, &#8221;hemşire&#8221; diye hitap ettikleri kadın bizimle alay etti. Sakık, &#8221;Sorunumuz rütbelilerle, size bir şey yapmayacağız&#8221; dedi. Her birimize nereli olduğumuzu sordu. Aramızda Denizli ve Konya&#8217;dan olanlar çoğunluktaydı. Hemşerilerden oluşan timler daha başarılı olur, tehlikelidir diye bir kenara ayırdılar. Şehit olan 33 arkadaşımızın çoğunun bu iki ilden olmasının nedeni bu. Bu arada bir er &#8221;Ben Kürt&#8217;üm&#8221;deyince PKK&#8217;lı &#8221;Kürt-Türk fark etmez. Asker askerdir. Biz askere düşmanız&#8221; dedi. Tek sıra olmamızı istediler. En başta ben vardım. Mehmet Tura 6&#8242;ncıydı. Yan yana olalım diye gittim, 7&#8242;nci oldum. &#8221;Baştan 6 kişi gelsin&#8217; dediler. Diğer sıralardan aldıkları 6&#8242;şar kişiyle bir grup oluşturdular. &#8221;Kolkola girin&#8221;deyip götürdüler. Arkadaşlarımız kolkola ölüme gittiler.</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">SİLAHLAR 10 DAKİKA HİÇ SUSMADI<br />
</span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Derken yer gök Kalaşnikof cayırtısına boğuldu. Kalaşnikoflar 10 dakika boyunca hiç susmadı. Mehmet&#8217;in bana son bakışını unutamıyorum. Sırada yer değiştirmesem, onun önünde dursam beni götüreceklerdi, Mehmet ölmeyecekti. Adana&#8217;da ticaret lisesinde sevdiği bir kız vardı. Terhis olur olmaz evleneceklerdi.</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Askerin üniformasını çıkartıp kendisi giydi</span></span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">ERKAN UMAY ANLATIYOR<br />
</span></span><span style="font-family:Times New Roman;font-size:small;"> </span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-family:Times New Roman;font-size:small;">Sayıları 150&#8242;yi bulan PKK&#8217;lıların silah tehditi altında yürümeye başladık. Bir köyün alt tarafında durduk. 15 yaşındaki terörist &#8221;200 metreden sigarayı bile vururum&#8221; diyerek böbürleniyordu. İçimizde komando olup olmadığını sordu. Tişörtümde &#8221;Kırkağaç-Komando&#8221; yazıyordu. Beyaz gömleğimi çıkarmamı istediler.Devrem Konyalı Adnan Gebeş&#8217;in verdiği parkayı giyip, bunu sakladım. Bu sırada teröristler el koydukları çantalarımızda bulunan üniforma ve postallarımızı giydi. Türk askeri kılığına büründüler. Ellerimizi sicimle bağladılar. Mehmet Tura&#8217;yla kaçmaya karar vermiştik. Tuvalet bahanesiyle elimi çözdürdüm. O sırada korkunç suratlı bir terörist gelip Kalaşnikofu ağzıma soktu. &#8221;Bir daha kaçmayı aklından geçirirsen beynini dağıtırım&#8221; dedi. Sabahın 02&#8217;sine kadar yürüdük. Elebaşı Şemdin Sakık, Türk askeri üniforması giymiş, elindeki telsizle emir yağdırıyordu.</span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-family:Times New Roman;font-size:small;">Üstün başarılı işsiz</span></span></p>
<p><span style="color:#ffffff;"><span style="font-family:Times New Roman;font-size:small;">Erkan umay, Diyarbakır Askeri Hastanesi&#8217;nde bir hafta psikolojik tedavi gördü. Hava değişiminden sonra havancı jandarma komando olarak Eruh&#8217;taki birliğine katıldı. Sevkiyatın yine korumasız otobüslerle yapıldığını görünce tepki gösterdi, birliğine uçakla gönderildi. Katıldığı operasyonlarda çok sayıda üstün başarı belgesi aldı. Şu anda işsiz olan Omay, &#8221;En ufak bir şey olsun, askere gönüllü giderim&#8221; diyor.</span></span><span style="font-family:Times New Roman;color:#000000;font-size:small;"> </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ŞEHİT KİMDİR?]]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/14/sehit-kimdir/</link>
<pubDate>Thu, 14 Jun 2007 18:54:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/14/sehit-kimdir/</guid>
<description><![CDATA[ŞEHİT; KÜNYESİ KIRILANDIR, VATAN İÇİN CAN VEREN, VATAN İÇİN VURULANDIR.  ŞEHİT; ELBİSESİ ATEŞTEN, AK]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p align="center"><strong><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="color:red;">ŞEHİT;</span><font color="#000000"> </font></font></font></strong><strong><font size="3"><font face="Times New Roman"><font color="#000000">KÜNYESİ KIRILANDIR, </font></font></font></strong><strong><font size="3"><font face="Times New Roman"><font color="#000000">VATAN İÇİN CAN VEREN, </font></font></font></strong></p>
<p align="center"><strong></strong></p>
<p align="center"><strong><font size="3"><font face="Times New Roman"><font color="#000000">VATAN</font></font></font></strong><strong><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"> </font></strong><strong><font size="3"><font color="#000000"><font face="Times New Roman">İÇİN VURULANDIR.</font></font></font></strong><strong><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"> </font></strong></p>
<p align="center"><strong></strong></p>
<p align="center"><strong><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="color:red;">ŞEHİT;</span><font color="#000000"> </font></font></font></strong><strong><font size="3"><font face="Times New Roman"><font color="#000000">ELBİSESİ ATEŞTEN, </font></font></font></strong><strong><font size="3"><font face="Times New Roman"><font color="#000000">AK KUNDAK GİBİ KARA</font></font></font></strong><strong><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"> </font></strong></p>
<p align="center"><strong></strong></p>
<p align="center"><strong><font size="3"><font color="#000000"><font face="Times New Roman">TOPRAĞA SARILANDIR.</font></font></font></strong><strong><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"> </font></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p align="justify"><strong><font size="3"><font color="#000000"><font face="Times New Roman">ŞEHİT VASİYETİ</font></font></font></strong><strong><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"> </font></strong></p>
<p align="justify" style="margin:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p align="justify" style="margin:0;" class="MsoNormal"><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman">Gene hangi dua’yı okudun anne,<br />
Vurulduğum yerde güneş açtı<br />
Yine mi ağlıyorsun anne,<br />
Cennetime yağmur yağdı</p>
<p>Üzülme anne ağlama, sırtımdan yedim kurşunu kalbimden değil.<br />
Öylece duruyor hayallerim, vatanım şerefsizlere yar değil.</p>
<p>İzin günümde be anam.<br />
Yârime mektup yazdım o gün.<br />
Kınalı ellerinin kokusunu özledim demiş,<br />
Bir kalp çizip içine de şafağımı yazmıştım.</p>
<p>Birliğe döndüğümde erkenden yatmış,<br />
Gece beni bir üç nöbetine uyandırmaya gelen çavuşla<br />
Rüyamda seni gördüğüm ve beni uyandırdığı için tartışmıştım.</p>
<p>Sıkı giyin oğlum, hasta olma sakın ve paran varmı diye soruyordun<br />
Bende her zamanki gibi var anne diyordum, var.<br />
Hiç olmadı be anam, hiç olmadı<br />
Nasıl isterdim, ardımda bir yar birde ana bırakmıştım.</p>
<p>Sağ olsun tertibim cemil memleketinden tütün getirmiş, sigarasız kalmıyorduk.</p>
<p>O gece birlikte gittik nöbete.<br />
Yolda bana &#8220;Sanki bu gece bir şeyler olacak&#8221; der gibi bakıyordu<br />
Ama yiğitti söylemiyordu.<br />
Nöbeti devraldığımızda garip bir sızı çöktü benimde içime.<br />
Sanki terli terli su içiyor, seni üzüyordum be anam, öyle bir şeydi işte.</p>
<p>Nasıl oldu anlamadım!<br />
Cemil &#8221; yere yat &#8221; dediğinde çoktan yerde bulmuştum kendimi.<br />
Anlamadım vurulduğumu, sıcacık bir şey hissettim sırtımda<br />
Terliyordum, sanki yaz gelmiş öğlen sıcağı çökmüştü tepeme.</p>
<p>Dudaklarım kurudu birden<br />
Cemil &#8221; dayan &#8221; diyordu, ama ağlıyordu<br />
Gözyaşları yüzüme damladığında verdim son nefesimi.</p>
<p>İşte o an sana ilk ihanetimi ettim anne.<br />
Önce atalarım, sonra yârim canlandı birden gözümde.<br />
Hoş gör be anam, kızma. Bende baba olacaktım<br />
Daha adını bile koymamıştık oğlumuzun, iki ay vardı doğmasına.</p>
<p>Bilmiyorum duyuyor musunuz sesimizi<br />
Korkmayın, ağlamayın, gurur duyun.<br />
Vasiyetimizdir.</font></p>
<p align="justify">&#160;</p>
<p align="justify" style="margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;">Öyle evlatlar yetiştirin ki, adları </span></strong><strong><span style="font-size:13.5pt;color:red;">Mehmet</span></strong><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;">, soyadları <u>“</u></span></strong><strong><u><span style="font-size:13.5pt;color:red;">Şehit”</span></u></strong><strong><span style="font-size:13.5pt;color:red;"> </span></strong><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;">olsun.</span></strong></font></p>
<p align="justify" style="margin:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p align="justify"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"></span></strong></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"></span></strong></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"></span></strong></span></strong></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"></span></strong></span></strong></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"><font face="Times New Roman">BİLDİN Mİ ŞEHİDİM?</font></span></strong><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"><font face="Times New Roman"> </font></span></strong></span></strong></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"></span></strong></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"><strong><span style="color:black;"></span></strong></span></strong></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"><strong><span style="color:black;"></span></strong></span></strong></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"><strong><span style="color:black;"><font size="3"><font face="Times New Roman">Bırakıp ta sevdiğin her şeyi ardında, gittin birden bire gökten ateşin, yerden </font></font></span></strong></span></strong><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"><strong><span style="color:black;"><font size="3"><font face="Times New Roman">ölümün yağdığı sırtlara. Ne el sallamaya fırsatın oldu geride bıraktıklarına ne de selam söylemek için vakit bulabildin anana. Sevgisiyle kalbini dolduranlara veda bile etmedin; sen gittin, bir kez dönüp de bakmadın ardına. Yaşın henüz 18 idi; aklın birçok şeye ermezdi. Senin yüzün hasret, yüreğin acı nedir bilmezdi. Daha hiç tanışmamıştın ızdırabın sancısı ile. Gelecek adına umutların vardı pembe mi pembe. Komşu kızını sevmiştin, senin ile aynı tende. Sen hissetmiştin başına bir şeyler geleceğini aylar önce; başına bir kurşun isabet edeceğini ve ağlamıştın sessizce. Yüreğin olacakları ruhuna fısıldarken sen, kendini bu dünyadan ayrılığa hazırlamıştın gizlice. Düşmanlarımız her koldan saldırıya geçtiği, dost bildiklerimizin bizi içimizden vurduğu o zor günlerde, vatan için, namus için, Allah için ölmeyi, bir siperden diğerine sürünerek cennete gitmeyi planlamıştın. Sen zayıf bünyeliydin şehidim! Ama ruhun güçlüydü, imanın güçlüydü, yüreğin güçlüydü. Bu nedenle senin önünde kimse duramazdı; bu ruh ayağa kalktığı zaman elinden kimse kurtulamazdı. Daha önce hiç silah tutmamıştı nasırlı ellerin, güneş yanığından fazlasını görmemişti bedenin. Önce silahların soğukluğuna alıştı ellerin sonra imansız mevzilerin üzerinize kustuğu cehennem sıcağına. Daha önce ürperirdin, ölümü hatırladığında. Artık seni gören düşmanların ve hatta ölüm bile ürperiyordu karşında. O sabah hep birlikte kıldınız namazı. On binler saf tuttu; yüz binlerce melekle. Vatanı düşmana çiğnetmemek için edildi yeminler. Sen de katıldın namaza, yüreğin iştirak etti o kutlu ‘ant’a. Aslında kendi cenaze namazını kılıyordunuz; sen bunun farkındaydın, arkadaşların da. Koydunuz başlarınızı secdeye son defa. Ak alnınızı öptü meleklerden önce, kara topraklar; hazırlandı süngüler, yürekler ve sancaklar. Size ölmek emredilmişti; şahadete ulaşmak. Dönüp bir kez bile bakmadın ardına: “Kimse geliyor mu düşman üzerine yanımda?” Hiçbir yürek alçalmamıştı o zaman, ihanet etmemişti vatana. Tam tekmil bütün yiğitler katılmıştı savaşa. Korkuyu unuttun; geride bıraktıklarını da. Karşındaki düşmandan ve yanındaki meleklerden başka, artık, bir şey görünmüyordu sana. Dilinde dualar vardı, elinde süngü. Yürüdün düşmanın üstüne; ezdin düşmanın bütün umutlarını, bağrında söndürdün aldığın yaraların acılarını. Düştün kızıla boyanmış kara toprak üstüne, sonbaharda toprağa düşen yapraklar gibi. Bedenini bırakıp toprak üstünde, ruhunu sürdün düşman üstüne. Bedeninin ağırlığından kurtulmak o kadar hoşuna gitmişti ki bir kez bir kez daha ölmek istedin; şahadet şerbetini defalarca götürmek istedin dudaklarına. Son nefesini vermemiştin daha; annenin yüzü geldi aklına; kardeşlerinin sözleri ve seninle aynı tende komşu kızın gözleri. Kapattın gözlerini gülümseyerek bütün dünyaya; ördün hiçbir düşmanın geçemeyeceği bir kaleyi ruhunla. Başın düştü bir yana ve ellerin her iki yana. Naşın günler sonra geldi yurduna; soğuk bedenini verdiler ananın koynuna. Sarıldı sana, bir daha bir daha. Gözlerinden tek damla yaş akmadı ananın; kardeşlerin, komşu kızı ve gökler ağladı sana. Ve sonra sizin kıldığınız cenaze namazını tekrarladık, ağladık kana kana. Bildin mi şehidim, tabutuna kimin baş koyduğunu, kimin tabutunu gözyaşlarıyla ıslattığını? Annen miydi yoksa sevdiğin mi? Fark edebildin mi akan gözyaşlarının kime ait olduğunu sıcaklığından? Gözyaşlarının sel olduğunu; sellerin yüreklerimizi seninle birlikte cennete sürüklediğini izledin mi cennetle müjdelenmiş ruhunun penceresinden? Cenazene katılanların hepsini tanıyabildin mi şehidim? Gördün mü hüzünlü yüzlerini, işitebildin mi mahzun sözlerini? Şaşırdın mı senin için duaya açılmış ellerin çokluğuna ve onlar içinde samimiyetsiz tek bir kalbin yokluğuna? Yaşıtların yoktu; onlar da bir süre sonra omuzlarda taşınmak üzere cephelere taşınmıştı. Cenazeni kaldırmak ihtiyarların ve çocukların güçsüz omuzlarına kalmıştı. Gördün mü şehidim, nasıl da yükseklere, omuzlara kaldırdı senin bedenini melekler ve nasıl da taşındı ruhun yükseklere, cennetin yamaçlarına; fırsat bırakılmadan ihtiyarlara? Olmadığından değil, gerek olmadığından sarmadık seni kefene. Bedenin, üzerine attığımız topraklar altında kalırken ellerimiz göklere açıldı, duaya açılan dillerimizle birlikte. Bir resim bırakmamıştın geride; yüzünün güzelliğini biz zaten kazımıştık zihinlere. Acın sinmişti bütün gönüllere; ruhun değiyordu duaya açılmış ellere. Gördün mü şehidim şimdi, sana vaad edilen cennetin yamaçlarını. Fark edebildin mi Sırat’tan ne kadar hızda geçtiğini? Ve bildin mi şehidim; seni ne kadar çok sevdiğimizi, özlediğimizi? </font></font></span></strong><strong><span style="color:black;"><font size="3" face="Times New Roman"> </font></span></strong></span></strong></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:13.5pt;color:black;"><strong><span style="color:black;"><font size="3"><font face="Times New Roman">Sezai Şen </font></font></span></strong></span></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BAŞBAKAN'IN OĞLU, ÇÜRÜK RAPORUYLA ASKERE GİTMEDİ!!! ]]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/14/basbakanin-oglu-curuk-raporuyla-askere-gitmedi/</link>
<pubDate>Thu, 14 Jun 2007 18:29:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/14/basbakanin-oglu-curuk-raporuyla-askere-gitmedi/</guid>
<description><![CDATA[ERDOĞAN AİLESİNDE BİR BİLİNMEYEN DAHA Başbakan&#8217;ın oğlu, çürük raporuyla askere gitmedi Tayyip ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><strong><em><font size="6" face="Book Antiqua">ERDOĞAN AİLESİNDE BİR BİLİNMEYEN DAHA</font></em></strong></p>
<p align="center"><img border="0" align="absBottom" width="244" src="http://aydinlik.com.tr/sabitler/logo.jpeg" hspace="10" height="69" /></p>
<p align="center"><span class="kosebaslik"><strong><font size="5">Başbakan&#8217;ın oğlu, çürük raporuyla askere gitmedi</font></strong></span></p>
<p align="center"><img border="0" width="200" src="http://aydinlik.com.tr/20.05.2007/images/t6.jpg" height="148" /></p>
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;">
<span class="yazi"><font size="4">Tayyip Erdoğan&#8217;ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kamuoyunda pek görünmüyor. Ahmet Burak, bundan bir yıl önce gazetelerde kurduğu denizcilik şirketi için aldığı 5 milyon dolarlık gemiyle gündeme geldi. Daha önce, babası Belediye Başkanı iken ciddi bir vukuatla gazetelerde haber olmuştu. Sanatçı Sevim Tanürek&#8217;e çarpmış ve ölümüne neden olmuştu.</font></span></p>
<p align="center">
<p>http://aydinlik.com.tr/</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><strong><em><font size="7" face="Book Antiqua">Burak Erdoğan&#8217;ın çürük raporu</font></em></strong></p>
<p align="center"><strong><font size="7" color="#000000" face="Book Antiqua">GÜNE<em><font face="Book Antiqua">Ş</font></em></font></strong></p>
<p align="center"><font size="4" color="#000000" face="Tahoma"><strong>Rıza Zelyut<br />
</strong></font></p>
<p align="center"><font size="1" face="Verdana">26 Mayıs 2007 <!--ri--></font><font size="2" face="Verdana"><br />
</font></p>
<p align="center">&#160;</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Ey sevgili millet!</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Ey büyük millet!</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Binlerce yıllık tarihinde; senin çocukların vatan ve millet uğruna can verirken yöneticilerin çocukları zevkü sefa içinde yaşadı.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Ey büyük millet! Sen tarihte nice devletler kurdun. Kurduğun devletin başına geçenler; seni dışladılar; yabancıları kucakladılar. Yine de oluk oluk senin çocuklarının kanı aktı; akıyor da.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Daha geçen günlerde 6 yavrumuz yine can verdi. Uçsuz bucaksız dağlarda, dağların kovuklarında hainleri ararken canlarından oldular. Yüzlercesi gibi; binlercesi gibi&#8230;<br />
Sizler bu vatan uğruna can verirken; sizi şu sıralarda yöneten kişi; &#8216;Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!&#8217; diye fetva verdi. Yani; &#8216;Ölürlerse ölsünler!&#8217; dedi.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Ölen çocuklarımızı, şehit olarak değil değil de &#8216;Kelle&#8217; diye takdim etti.</p>
<p><strong>AHMET&#8217;İN CANI TATLI</strong></font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Bilmiyordum; öğrenince şoke oldum: Hain tuzaklarda şehit olan çocuklarımıza &#8216;Kelle&#8217; diyen Başbakan Erdoğan; büyük oğlu Ahmet Burak&#8217;a; çürük raporu almış.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">2000 yılında&#8230;</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Kasımpaşa Deniz Hastanesi&#8217;nden&#8230;</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Böylece Ahmet Bey; askere gitmekten kurtulmuş.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Gerçi Türk milleti; askere gitmeyeni yarım adam sayar; çürük raporu almayı onuruna yediremez; sakat ise sakatlığını bile saklar ama; bizim aslan gibi delikanlımız Ahmet Burak farklı düşünüyormuş&#8230;</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Gitmiş; ben sakatım veya hastayım demiş ve raporunu almış.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Şimdi dikkat sevgili okurlarım:</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Aydınlık Dergisi&#8217;nin haberleştirdiği bu olaydaki ayrıntılar önemli. Eğer kişi hasta ise; bunun tedavi edilebilir durumda olması, askerlik yapmayı kaldırmıyor. Yani kişi ancak tedavi edilemez bir hastalığa yakalandı ise askere alınmıyor.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Buradan soruyorum: Acaba Ahmet Burak; böyle kötü durumda mıdır? Hiç istemem; Allah Ahmet Burak&#8217;ı böyle çaresiz bir hastalıkla boğuşturmasın.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Askere gitmemenin ikinci yolu da şu: Asker adayı muayene sonucunda iş görme gücünün yüzde 60&#8242;ını kaybetmiş gözüküyorsa o da askere alınmaz.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Bunun anlamı şudur: Askere alınmayan insan; tedavi edilemez durumda ciddi bir sakatlığı bulunan kişidir.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Bunu da Ahmet Burak için asla dilemeyiz.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Zaten kendisi de aslan gibi bir delikanlıdır&#8230;</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Sekiz sene önce otomobil kullanırken; Şişli&#8217;de ünlü şarkıcı Sevim Tanürek&#8217;e çarparak ölümüne sebep olmuştur. Bu da gösteriyor ki o otomobil kullanmaktadır ve yüzde 60 iş göremez durumda sakat birisi değildir. Gerçi kötü niyetliler; bu olayın altında çapanoğlu aradılar; Ahmet&#8217;i suçsuz çıkartan Adli Tıp uzmanı; şimdilerde Türkiye Denizcilik İşletmeleri&#8217;nde genel müdür yardımcısı yapıldı ama ben bunu tamamen bir tesadüf kabul etmek istiyorum ve o kapıyı hiç açmıyorum.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Bugün Ahmet Burak Erdoğan, milyonlarca dolarlık iş kapasitesine sahip şirketleri yönetmektedir. Bir gemisine 4-5 milyon dolar civarında değer biçilmektedir. Böyle başarılı yeni sınıf işadamımızı kimse onulmaz hastalar veya sakatlar sınıfına sokamaz, kimse de ona o gözle bakmaz; bakamaz.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Öyleyse; Ahmet Burak neden sakat raporu almıştır?</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Acaba askere alınırsa; Şırnak&#8217;ın Gabar Dağları&#8217;nda görev yapan jandarmanın yanına gönderileceğini mi düşündü?</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Orada PKK&#8217;nin kurduğu ve uzaktan kumanda ile patlattığı bir mayına çarpacağından mı korktu?</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Yok; o bütün bunları göze aldı da anası Emine Hanım mı karşı çıktı?</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Emine Hanım; &#8216;İstemem; ben oğlumu o dağlarda PKK&#8217;ya yem yapamam!&#8217; diyerek kocası Tayyip Bey&#8217;in yakasına yapışıp ağladı mı?</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Yoksa, Ahmet gerçekten o kadar kötü durumda mı?</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Bunu öğrenmek istiyoruz&#8230;</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Çünkü o; başbakanın oğludur&#8230;</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Benim bu sorularım; özel hayata müdahale değildir. Çünkü Yargıtay kararları ile kesinleşmiştir ki; siyasetçinin özel hayatı olamaz. Siyasetçi; bu alanı seçerken sorgulanmayı baştan kabul etmiş birisidir. Sayın Başbakan&#8217;ın muhalif yazarlara açtığı ve yargının reddetttiği davalarda bunun gerekçeleri uzun uzun anlatılmıştır.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Sayın Başbakan; lütfen sorularıma cevap verin&#8230; Cevap vermez iseniz; o çürük raporu hakkında; kafamızda &#8216;çürük rapor&#8217; kuşkusu doğacak.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">&#160;</p>
<p align="center" style="margin-left:0;margin-right:0;">http://www.gunes.com/2007/05/26/yazarlar/y4.html</p>
</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<h2 align="center"><strong><em><font size="7" face="Book Antiqua">ERDOĞAN AİLESİNDE BİR BİLİNMEYEN DAHA</font></em></strong></h2>
<p align="center"><strong><font size="6" face="Book Antiqua">İlk Kurşun Dergisi</font></strong></p>
<p align="center"><span class="post-calendar">Mayıs 23 2007</span></p>
<p class="post-content">
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="4">Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kardeşlerinin aksine kamuoyunda pek görünmüyor. Ahmet Burak, bundan bir yıl önce gazetelerde kurduğu denizcilik şirketi için aldığı 5 milyon dolarlık gemiyle gündeme geldi. Ama daha önce, babası Belediye Başkanı’yken ciddi bir vukuatla gazetelerde haber olmuştu. Sanatçı Sevim Tanürek’e çarpmış ve ölümüne neden olmuştu. Aydınlık dergisi bu haftaki sayısında Başbakan’ın oğlu Ahmet Burak’ın çürük raporuyla askere gitmediğini ortaya çıkardı. </font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="4">Adı : Ahmet Burak.<br />Baba Adı : Recep Tayyip.<br />Ana Adı : Emine.<br />Doğum Tarihi : 04.07.1979.<br />Medeni Hali : Evli(23.02.2001).<br />Askerlik Durumu : ÇÜRÜK…</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="4">Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın, aldığı çürük raporuyla askere gitmediği ortaya çıktı. Rize Güneysu Askerlik Şubesi’ne kayıtlı Ahmet Burak Erdoğan, 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden verilen raporla çürüğe ayrıldı.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="4">Buraya kadar herşey normal görünüyor. Ancak çürük raporuyla ilgili ölçütler açısından Ahmet Burak Erdoğan’ın durumu biraz tartışmalı. Rapora göre, Ahmet Burak’ın hastalığı testis kanseri. Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri tedavi edilebilir bir rahatsızlık. O nedenle, ciddi bir kanser türü olarak görülmüyor. Burası önemli, çünkü çürük raporu, asker adayı açısından ancak iş görme gücünün yüzde 60’ını yitirmesi durumunda veriliyor. Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="4">Aydınlık, bu bilgiye ulaşınca konuyu farklı kaynaklardan araştırdı. Bilgi doğruydu. Ancak Ahmet Burak Erdoğan’ın testis kanseri tedavisi gördüğüne dair herhangi bir bilgiye ise ulaşılamıyor. Aydınlık, konuyu Başbakan Erdoğan’a yazılı olarak sordu. 2 Mayıs 2007 tarihinde Aydınlık’ın sorularınaysa yanıt verilmemiş.</font></p>
<p align="center">
<p>http://ilk-kursun.com/7762</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><strong><em><font size="7" face="Book Antiqua">ERDOĞAN AİLESİNDE BİR BİLİNMEYEN DAHA</font></em></strong></p>
<p align="center"><img border="0" src="http://ulusalkanal.com.tr/images/logo/ulusal.jpg" height="63" /></p>
<p class="date">
<p align="center">22 Mayıs 2007</p>
<p align="center"><img vspace="5" align="bottom" width="350" src="http://ulusalkanal.com.tr/images/fotolar/b/burak%20erdogan.jpg" hspace="5" alt=" " height="200" /></p>
<p align="center">&#160;</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="4">Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kardeşlerinin aksine kamuoyunda pek görünmüyor. Ahmet Burak, bundan bir yıl önce gazetelerde kurduğu denizcilik şirketi için aldığı 5 milyon dolarlık gemiyle gündeme geldi. Ama daha önce, babası Belediye Başkanı’yken ciddi bir vukuatla gazetelerde haber olmuştu. Sanatçı Sevim Tanürek’e çarpmış ve ölümüne neden olmuştu. Aydınlık dergisi bu haftaki sayısında Başbakan&#8217;ın oğlu Ahmet Burak&#8217;ın çürük raporuyla askere gitmediğini ortaya çıkardı.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="4"><strong>Adı        : Ahmet Burak.<br />
Baba Adı        : Recep Tayyip.<br />
Ana Adı        : Emine.<br />
Doğum Tarihi    : 04.07.1979.<br />
Medeni Hali    : Evli(23.02.2001).<br />
Askerlik Durumu    : ÇÜRÜK&#8230;</strong></p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın, aldığı çürük raporuyla askere gitmediği ortaya çıktı. Rize Güneysu Askerlik Şubesi’ne kayıtlı Ahmet Burak Erdoğan, 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden verilen raporla çürüğe ayrıldı.</p>
<p>Buraya kadar herşey normal görünüyor. Ancak çürük raporuyla ilgili ölçütler açısından Ahmet Burak Erdoğan&#8217;ın durumu biraz tartışmalı. Rapora göre, Ahmet Burak’ın hastalığı testis kanseri. Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri tedavi edilebilir bir rahatsızlık. O nedenle, ciddi bir kanser türü olarak görülmüyor. Burası önemli, çünkü çürük raporu, asker adayı açısından ancak iş görme gücünün yüzde 60’ını yitirmesi durumunda veriliyor. Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.</font></p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="4">Aydınlık, bu bilgiye ulaşınca konuyu farklı kaynaklardan araştırdı. Bilgi doğruydu. Ancak Ahmet Burak Erdoğan’ın testis kanseri tedavisi gördüğüne dair herhangi bir bilgiye ise ulaşılamıyor. Aydınlık, konuyu Başbakan Erdoğan’a yazılı olarak sordu. 2 Mayıs 2007 tarihinde Aydınlık&#8217;ın sorularınaysa yanıt verilmemiş.  </font></p>
<p>http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&#38;task=view&#38;id=4694&#38;Itemid=4</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><strong><em><font size="7" color="#000000" face="Book Antiqua">Şehit Anası :Senin oğlun çürük, benimki toprakta</font></em></strong></p>
<p align="center"><a href="http://www.yenimesaj.com.tr/index.php"><img border="0" width="244" src="http://www.yenimesaj.com.tr/resimler/logo-yenimesaj.gif" height="60" /></a></p>
<p align="center"><font color="#000000">26.05.2007</font></p>
<p align="center">&#160;</p>
<p align="center" style="margin-left:50px;margin-right:60px;"><strong><font size="4">Şırnak’ta mayın patlaması sonucu şehit olan Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu İzmir’de toprağa verildi. Törende Başbakan Recep Tayyip Erdoğan protesto edildi</font></strong></p>
<p align="center">&#160;</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">ŞIRNAK’ın Güçlükonak İlçesi yakınlarında terör örgütü PKK’nın yola döşediği mayını uzaktan kumandayla patlaması sonucu şehit olan Piyade Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu, İzmir’de düzenlenen törenle toprağa verildi. Törene katılanlar, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı alkışlarken, namaza kısa süre kala gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kalabalığa girdiği anda da ‘Yuh’ sesleri yükseldi. Türk bayrağı taşıyan vatandaşlar, ‘Başbakan istifa’ sloganı attı.</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">Ailesi İzmir’in Bayraklı Semtinde oturan Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu’nun Türk bayrağına sarılı tabutu, tören için ikindi namazı öncesi Karşıyaka Bostanlı’daki Beşiklioğlu Camii’ne getirildi. Törenden önce acılı baba Recep Dayıoğlu, anne Zeynep Dayıoğlu ve eşi Şengül Dayıoğlu tabuta son kez sarılıp gözyaşı döktü. Şehit Uzman Çavuş Dayıoğlu’nun henüz 7 aylık kızı Azra da sürekli ağlarken, acı tablo yürekleri dağladı.</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">&#8230;</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">Tören alanına ikindi namazına kısa süre kala Başbakan Erdoğan, yanında Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’le geldi. Başbakan kalabalığa girdiği anda da ‘Yuh’ sesleri yükseldi. Türk bayrağı taşıyan vatandaşlar, ‘Başbakan istifa’ sloganı attı. Başbakan Erdoğan şehit ailesinin yanına gidip başsağlığı diledi. Bu sırada şehit uzman çavuşun eşi Şengül Dayıoğlu, “Bu terör ne zaman son bulacak? Kaç çocuk babasız kalacak?’’ dedi. Başbakan Erdoğan acılı aileyi teselli ettikten sonra ikindi namazı için camiye girdi. Bu arada elleriyle bozkurt işareti yapan ülkücü grup, ‘Hepimiz askeriz, PKK’ya yeteriz’, ‘Bu asker yatmadı vatanını satmadı’, ‘Türkiye’nin imamı Amerikan papazı’ sloganlarını attı, vatandaş da bunlara alkışla destek verdi.</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">Kalabalık arasında çok sayıda şehit ve gazi yakını da dikkat çekti.</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ise namaz başladığı sırada camiye geldi. Bu sırada kalabalıktan alkış yükseldi, ‘şehitler ölmez, vatan bölünmez’ sloganı atıldı. Cumhurbaşkanı Sezer de Dayıoğlu Ailesi’nin yanına giderek baba, anne ve acılı eşe başsağlığı diledi. Cumhurbaşkanı Sezer, 7 aylık Azra’nın yanaklarını okşadı. Cumhurbaşkanı Sezer, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve kuvvet komutanları, ikindi namazının kılınmasını kendileri için hazırlanan güneşliğin altında bekledi.</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">Oğlunun şehit olduğu öğrenilen bir kadın da Başbakan Erdoğan önünden geçerken, <font color="#d70000"><strong>“Senin oğlun çürük, benim oğlum toprakta yatıyor’’</strong></font> diye bağırdı. Bu sözlerin ardından da ‘Yuh’ sesleri yükseldi. Yakalarında AKP rozeti olan gençler de ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ diye slogan atarak protestoları bastırmaya çalıştı. ‘Yuh’ diye bağıran gruba kalabalıktan başka bir grup da ‘Yuh’un Allahı’ diye destek verdi. Daha sonra cenaze top arabasına konuldu. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Orgeneral Büyükanıt ve kuvvet komutanları hep birlikte yürüdü. Bu sırada 7 aylık Azra’nın çığlıkları hiç durmadı. Törene katılanlar minik kızın bu haline bakıp gözyaşı döktü. Anne Şengül Dayıoğlu, kızını, “Bak babamız gidiyor, bak’’ diyerek susturmaya çalıştı. Tören süresinde Başbakan Erdoğan yükselen protestolara hiç tepki vermedi. Başbakan Erdoğan’ın tören süresince Cumhurbaşkanı Sezer ve komutanlarla göz göze gelmemesi dikkat çekti.</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">Şehit Uzman çavuş daha sonra Kadifekale Hava Şehitliği’nde toprağa verildi.</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">&#160;</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;">
<p>http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7008491&#38;tarih=2007-05-26</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<h3 align="center"><strong><em><font size="7" face="Book Antiqua">Çözüm hükümeti AKP</font></em></strong></h3>
<p align="center"><img width="330" src="http://www.ortadogugazetesi.net/images/ortadogu_logo.gif" height="102" /></p>
<p align="center">&#160;</p>
<p align="center"><strong><font size="5">Mehmet Çelebi</font></strong></p>
<p align="right">
<p align="center">27.05.2007</p>
<p align="center">&#160;</p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><strong><font size="4">&#8230;</font></strong></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><strong><font size="4">Başbakanın oğlunun &#8220;askerlik sorunu&#8221; vardı. 3 milyon dolar vermiş çocuk gemi almış, 15 ay askere gitsin &#8220;yan gelip yatsın da gemi çürüsün mü?&#8221; yazık değil mi gemiye. Bu sorunu da &#8220;çürük&#8221; alarak çözdüler. (AKP her şeyi vererek çözdü, bir tek bu konuyu, alarak çözdü)</font></strong></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><strong><font size="4"><br />
Başbakanın oğlunun ne işi var askerde, öyle ya &#8220;Kelleler&#8221; gitsin askere.</font></strong></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><strong><font size="4">&#8230;</font></strong></p>
<p align="center">
<p>http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?yazid=28&#38;id=3023</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center">.<img border="0" width="308" src="http://www.yeniadana.net/images/adana_logo.jpg" height="101" /></p>
<p align="center"><span style="font-weight:bold;">25.05.2007</span></p>
<p align="center"><strong><em><font size="7" face="Book Antiqua"><span>&#8220;Asıl çürük raporunu milletimiz verecektir&#8221;</span></font></em></strong></p>
<p align="center"><img src="http://www.yeniadana.net/ResimUpload/952DDE7C25BC5A7DD67C97FCC52ED695FF2B26A1.jpeg" style="width:300px;height:190px;border-width:0;" /></p>
<p align="center">&#160;</p>
<table>
<tr>
<td align="left" style="height:28px;">
<p style="margin-left:60px;margin-right:60px;"><span style="display:inline-block;width:96%;"><font size="4"><strong>MHP Adana İl eski Başkanı ve milletvekili aday adayı Yılmaz Tankut, Başbakan&#8217;ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan&#8217;ın &#8216;çürük&#8217; raporu alarak askere gitmemesine tepki gösterdi:</strong></font></span></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td align="left">
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;">
 <span style="display:inline-block;width:96%;"><font size="4">Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Adana il eski Başkanı ve 23. dönem milletvekili aday adayı Yılmaz Tankut, AKP Genel Başkanı Başbakan Tayyip Erdoğan&#8217;ın büyük oğlu armatör Ahmet Burak Erdoğan&#8217;ın &#8216;çürük&#8217; raporu alarak askere gitmemesine tepki gösterdi.</font></p>
<h5><font size="4">Geçtiğimiz günlerde yüzde 50 pay ile sahibi olduğu MB Denizcilik&#8217;in 4.5 milyon dolara ilk gemisini almasından sonra  &#8216;armatör&#8217; sıfatı da kazanan ve kamuoyunda geniş şekilde tartışılan Ahmet Burak Erdoğan&#8217;ın sıradan biri olmadığını belirten Yılmaz Tankut &#8220;Ahmet Burak Erdoğan, ülkeyi yöneten bir Başbakan&#8217;ın oğludur. Bu bakımdan çok kötü bir örnek olmuştur. Bunun toplum üzerindeki psikolojik etkisi ağır olacaktır.&#8221; dedi.</font></h5>
<h5><font size="4">Tankut, &#8220;Teröre verilen cesaretle, emperyalizme teslimiyetle, halkımızı yoksulluğa ve yolsuzluğa mahkumiyetle en kötü bir örnek olan Başbakan Erdoğan&#8217;ın oğlunun da vatani hizmetten kaçınmasına şaşırmış değiliz. ABD&#8217;ye, AB&#8217;ye hizmette kusur etmeyen ama halka efelenenler serin mavi sularda dümene geçerken, vatan nöbetini de kendi tabirleri ile garip gurebaya yüklemişlerdir&#8221; diye konuştu.</font></h5>
<h5><font size="4">Vatani görevinin en kutsal bir görev olduğunu belirten Yılmaz Tankut, &#8220;Oğul Erdoğan&#8217;ın gerçekten vatani görevini yapamayacak kadar çürük olup olmadığı bir kez daha araştırılmalıdır. Şayet rapor doğru değil ise, her gün birer beşer gencecik bedenleri toprağa veren bu millet, bu çürük zihniyeti affetmeyecektir. Asıl çürük raporunu da asil milletimiz 22 Temmuz&#8217;da verecektir. Bu böyle biline&#8221; dedi.</font></h5>
<p></span></td>
</tr>
</table>
<p>http://www.yeniadana.net/web/HaberDetay.aspx?id=12446</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><strong><em><font size="7" color="#000000" face="Book Antiqua">Aslan asker Burak!</font></em></strong></p>
<p align="center"><img width="307" src="http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/images/logo.gif" height="60" /></p>
<p align="center"><font size="4"><strong>Melih AŞIK</strong></font></p>
<p align="center">24 Mayıs 2007</p>
<p align="center">&#160;</p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><font size="4">&#8230;</font></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><font size="4">Başbakan Erdoğan&#8217;ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan&#8217;ın çürük raporu alarak askere gitmediği ortaya çıktı. Ahmet Burak&#8217;ın testis kanseri olduğu söyleniyordu.</font></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><font size="4">Kasımpaşa Deniz Hastanesi&#8217;nin eski baştabibi E. Tuğamiral Vehbi Alpman Milliyet&#8217;e yaptığı açıklamada &#8220;Teşhisin kanserle alakası yok&#8221; dedi. Ama çürük raporunun neye dayanarak verildiğini açıklamadı. Bu tür raporların neye dayanarak verildiği konusunda yaygın bir kanı vardır. O yüzden Ahmet Burak Erdoğan askeri hastanede yeniden muayeneden geçirilmeli, TSK da kuşku altında kalmaktan kurtarılmalıdır.</font></p>
<p align="center"><font size="4">&#8230;<br />
</font></p>
<p>http://www.milliyet.com.tr/2007/05/24/yazar/asik.html</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><em><font size="7" face="Book Antiqua"><strong>AKP PRENSLERİNİN EMRİNDE</strong></font></em></p>
<p align="center"><strong><font size="7" color="#000000" face="Book Antiqua">GÜNE<em><font face="Book Antiqua">Ş</font></em></font></strong></p>
<p align="center"><font size="4" color="#000000" face="Tahoma"><strong>Rıza Zelyut<br />
</strong></font></p>
<p align="center"><font size="3" face="Verdana"><strong>30 Mayıs 2007 <!--ri--><br />
</strong></font><font size="7" face="Book Antiqua"><font size="2" face="Verdana"><em><strong></strong></em></font></font></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;">&#8230;</p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;">&#8216;<font size="4">Demokrasiyi korumak, geliştirmek için&#8217; AKP&#8217;ye girdiğini söyleyen Ertuğrul Günay&#8217;a da Haluk Özdalga&#8217;ya inanmıyorum. &#8216;Demokrasi bizim için amaç değil, araçtır!&#8217; diyen AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ile mi demokrasiyi koruyacaklar&#8230;</font></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><font size="4">AKP&#8217;ye bunlar; dürüst, temiz politika yapmak için mi gittiler? AKP&#8217;de bunlar yolsuzlukları mı önleyecekler?</font></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><strong><em><font size="5" face="Book Antiqua"><u>Önce Başbakan Erdoğan&#8217;ın oğlu Burak ile ilgilensinler&#8230; Prens Burak&#8217;ın, çürük raporu almasına karşılık bu genç yaşta milyonlarca dolara nasıl hükmettiğini öğrensinler. </u></font></em></strong></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><font size="4">Sonra İçişleri Bakanı&#8217;mızın yetenekli oğlu Murat Aksu&#8217;nun İstanbul&#8217;daki yüksek başarısını incelesinler. Bunun için müteahhitlerle görüşüp Murat Bey&#8217;in moloz işinden bile iyi para kazanmasını bilen bir yetenek olduğunu keşfetsinler. </font></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><font size="4">Sonra da Maliye Bakanı Unakıtan&#8217;ın oğlu Abdullah Unakıtan&#8217;ın civciv ve yumurta üzerin&#8217;den nasıl zengin edildiğini keşfetsinler.</font></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><font size="4">Yetmiyorsa eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım&#8217;ın oğlu Erkan Yıldırım&#8217;ın aldığı trilyonluk teşvikleri nasıl hak ettiğini tahkik edip, kendileri de bu yolda adımlar atsınlar.</font></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><font size="4">Gerçek ortadadır: Ertuğrul Günay ve Haluk Özdalga, işte AKP&#8217;nin bu hızlı ve çok akıllı çocukları hakkında oluşan yolsuzluk söylentilerini göğüslemek üzere, AKP saflarına katıldılar.</font></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><font size="4">Bu kahramanlık mücadelelerinde onlara başarılar diliyorum.</font></p>
<p style="margin-left:50px;margin-right:50px;"><font size="4">Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da onları alınlarından öpecektir.</font></p>
<p align="center"><font size="4">&#8230;</font></p>
<p>http://www.gunes.com/2007/05/30/yazarlar/y4.html</p>
<p align="center"><strong><font size="6">***</font></strong></p>
<p align="center"><strong><em><font size="7" face="Book Antiqua">YOBAZ BÖYLEDİR</font></em></strong></p>
<p align="center"><strong><font size="6" color="#000000" face="Book Antiqua">GÜNE<em><font face="Book Antiqua">Ş</font></em></font></strong></p>
<p align="center"><strong><font color="#000000" face="Tahoma">Rıza Zelyut</font></strong></p>
<p align="center"><strong><font color="#000000" face="Tahoma"><font size="1" face="Verdana">12 Haziran 2007 <!--ri--></font><font size="2" face="Verdana"><br />
</font><br />
</font></strong></p>
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;"><font size="4">Asker düşmanlığı, bunların kromozomlarına işlenmiştir. Hükümet&#8217;in basındaki bir numaralı destekçileri Fethullahçı taifeden söz ediyorum. Efendileri, onlara; &#8216;Sezdirmeden sistemin kılcal damarlarına kadar sızın!&#8217; emrini verdi; onlar da sızdılar&#8230; Polisteler, adliyedeler, milli eğitimdeler, müşavirlikteler, her yerdeler&#8230; Ve basındalar&#8230; Star&#8217;ı onlara sattılar. Bugün onların oldu. Zaman Gazetesi ise bunların Kabesi&#8230; </font></p>
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;"><font size="4">İşaret, Amerika&#8217;da oturan Fethullah&#8217;tan oraya geliyor. Bunlara Yeni Şafak&#8217;ı ve küfürcü-şantajcı Vakit Gazetesi&#8217;ni de ekleyin. Basındaki Fethullahçı tosuncuklar, askeri kötülemek için çok ince numaralar çekerler. Bunlardan birisi, &#8216;Güneydoğuda erler savaşıyor, subaylar kaçıyor!&#8217; anlamına gelen yazı döşenmiş. Sanki o erler oraya, kendi kafalarına göre pikniğe gidiyorlar da&#8230;</font></p>
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;"><font size="4">Bu yobazcık, bunca subayımız şehit olmuşken onları görmezden gelir&#8230; Yobazcıklar; &#8216;Yahu bu güneydoğuya hep sıradan insanlaırn çocukları gidiyor; neden zenginlerin çocukları; neden başbakanların çocukları gitmiyor?&#8217; diye asla sormaz; soramaz.</font></p>
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;"><strong><em><u><font size="5" color="#000000" face="Book Antiqua">Hele hele; ehliyet alabilen oğluna çürük raporu alan ve onu askerden kaçıran bir başbakana bu yobazcıklar asla söz edemezler&#8230;</font></u></em></strong></p>
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;"><font size="4">Sonra da Allah&#8217;tan, Kuran&#8217;dan söz ederek sıradan insanları kandırırlar. Allah, kimseyi bunların durumuna düşürmesin.</font></p>
<p align="center"><font size="4">&#8230;<br />
</font></p>
<p>http://www.gunes.com/2007/06/12/yazarlar/y4.html</p>
<p align="center">&#160;</p>
</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><strong><font size="7" color="#000000" face="Book Antiqua"><em>Vurulduk ey anam!</em></font></strong></p>
<p align="center"><strong><font size="7" color="#000000" face="Book Antiqua">GÜNE<em><font face="Book Antiqua">Ş</font></em></font></strong></p>
<p align="center"><font size="4" color="#000000" face="Tahoma"><strong>Rıza Zelyut </strong></font></p>
<p align="center"><font size="4" color="#000000" face="Tahoma"><strong><font size="1" face="Verdana">08 Haziran 2007 <!--ri--></font><font size="2" face="Verdana"><br />
</font></strong></font></p>
<p align="center">&#160;</p>
<p style="margin-left:15px;margin-right:15px;"><font size="3" color="#000000" face="Tahoma">Şu dünyanın haline bakar mısınız:<br />
Bir tarafta, koltuk kapmak için ölümüne yarış var.<br />
Öbür tarafta, ölümüne vatan görevi yapanlar.<br />
Bir tarafta mülküne mülk, parasına para katmak için siyasette öldürücü yarış.<br />
Öbür tarafta görev uğruna su gibi ölüme akış.<br />
Bu ölenlerin babası zengin değildi.<br />
Onlar, Kasımpaşa Deniz Hastanesi&#8217;ne başvurup da çürük raporu almadılar.<br />
Askerden kaçmak için kendilerini de yaralamadılar.<br />
Davul zurna çalarak&#8230;<br />
Halaylar çekerek&#8230;<br />
Omuzlarda taşınarak&#8230;<br />
Havalara fırlatılarak&#8230;<br />
Şölenlerle askere gittiler.<br />
Ve şehit oldular&#8230;<br />
Adlarını biliyorsunuz&#8230; İlhan, Mustafa, Eraslan, Burhan, Erdem, Eyüp, Emrah idiler&#8230;<br />
Yirmili yaşlarda, su gibi genç, gelecek için hayaller kuran can idiler.<br />
Sıradan insanların sıradan çocukları&#8230;<br />
Yüreklerinde vatan sevgisi, gözlerinde bayrak çizgisi&#8230;<br />
Tunceli&#8217;de yemek yerken kafalarında el bombası patlatıldı&#8230; Sonra da makineli tüfekle tarandılar&#8230;<br />
İt takımı, insan takımına baskın yapmıştı&#8230;<br />
Binlerce askerimize yedisi daha eklendi&#8230;<br />
Dağ başında görev yaparken ölüme gittiler.<br />
Onlar, yan gelip yatmıyordu&#8230; Vatanı bekliyorlardı&#8230;<br />
Siz İstanbul&#8217;da gece kulüplerinde dans ederken, onlar sizin için can veriyordu.<br />
Siz, onların koruduğu vatanı parsellere ayırıp satarken onlar o parseller uğruna canlarını sebil ediyorlardı.<br />
Daha önceki binlerce gencimizin yaptığı gibi&#8230;<br />
***<br />
Katiller; Kürtçülük adına cinayet işliyor&#8230; Onlar yaparlar&#8230;<br />
Ya buna karşı çıkması gerekenler? Ya, &#8216;Genelkurmay, Başbakana bağlıdır!&#8217; diye iplerin kendi ellerinde olduğunu söyleyenler?<br />
Onlar neredeler?<br />
Onlar neden bu askere sahip çıkmazlar?<br />
</font><strong><em><font size="5" color="#000000" face="Book Antiqua"><u>Onlar, &#8216;Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!&#8217; derken, kendi çocuklarına çürük raporu alanlardır.<br />
Benim oğlum gitmesin, seninki gitsin; ölürse de ölsün&#8230;<br />
İşte bu mantık vurdu bizim çocuklarımızı&#8230;</u></font></em></strong><font size="3" color="#000000" face="Tahoma"><br />
&#8216;Türkiye&#8217;de Kürt sorunu vardır!&#8217; diyerek bölücü terörün sırtını okşayanlar vurdu mehmetçiklerimizi&#8230;<br />
2004 yılına kadar tek kurşun atamayan terörist takımının önünü açanlar vurdu çocuklarımızı&#8230;<br />
Bölücü teröre destek verenleri Dışişleri Konutu&#8217;nda ağırlayanlar bu cinayete ortak oldular.<br />
Silahı kullananlara değil, o silahı kullandıranlara bakın&#8230;<br />
Türk ordusunun elini kolunu bağlamaya çalışanlara bakın.<br />
Bölücü faşist terörü besleyen Barzani- Talabani takımına tek söz edemeyen yöneticilerimize bakın&#8230;<br />
O zaman terörist takımının neden azdıklarını anlarsınız&#8230;<br />
Dedim ya; oğluna çürük raporu alamayanlar ağlayacak; çürük rapor alanlar da nutuk atmaya devam edecekler.<br />
Ey analar, ey babalar!<br />
Siz, çocuklarınızın canını alanlardan hesap sormayacak mısınız?</font><font size="2" color="#000000" face="Tahoma"><br />
</font></p>
<p align="center" style="margin-left:15px;margin-right:15px;">http://www.gunes.com/2007/06/08/yazarlar/y4.html</p>
</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><em><font size="7" color="#000000" face="Book Antiqua"><strong>BAŞBAKAN AÇIKLAMALI</strong></font></em></p>
<p align="center"><strong><em><font size="7" face="Book Antiqua"><img border="0" align="middle" width="168" src="http://www.hurriyet.com.tr/images/hur_logo_alt.gif" height="44" /></font></em></strong></p>
<p align="center"><strong><font size="5" face="Book Antiqua"><span class="yazarisim">Emin ÇÖLAŞAN</span></font></strong></p>
<p align="center">12 Haziran 2007</p>
<p align="center">&#160;</p>
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;"><font size="4"><strong>BAŞBAKAN’</strong>ın oğlu <strong>Ahmet Burak Erdoğan </strong>askere gitmemek için <strong>çürük raporu </strong>almış. Bu raporlar askeri hastaneler tarafından verilir. Ancak, yıllardan beri bazı çeteler türemiştir, para karşılığında sahte veya gerçek <strong>çürük raporu </strong>verirler. Güvenlik güçleri birkaç gün önce yeni bir çeteyi ortaya çıkardı.</p>
<p><strong>Bazı çürük raporlarının ise para ödenmeden, hatır gönülle verildiği söylenir!</p>
<p></strong>Bir başbakan oğlunun böyle bir rapor almış olması çok önemlidir.<strong> </strong>Raporu ne zaman aldığını bilmiyoruz.<strong></p>
<p>Hangi rahatsızlığı nedeniyle olduğunu ise hiç bilmiyoruz!</p>
<p></strong>Bu durumda <strong>Recep Tayyip </strong>Bey’e düşen görev, oğlunun raporuna ilişkin bütün bilgi ve belgeleri kamuoyuna açıklamaktır.</p>
<p><strong>Gerekirse onu GATA’da yeniden Heyet’e sokmak ve </strong>(eğer sakıncalı ise rahatsızlığının gizlenmesi koşuluyla) <strong>yeni bir </strong>&#8220;askerlik yapamaz&#8221; <strong>raporu alıp şom ağızlıları susturmaktır!</strong></p>
<p>Oğlunun gerçek sağlık sorunu olabilir. Bu sorun askere gitmesine engel de oluşturabilir. Bu durumda hepimize düşen görev, oğluna ve aileye <strong>&#8220;Geçmiş olsun&#8221; </strong>dileklerimizi iletmektir.</p>
<p>Her gün şehit cenazelerinin kaldırıldığı şu ortamda Başbakan bu olaya mutlaka açıklık getirmeli, aksi takdirde sonucuna katlanmayı göze almalıdır&#8230;</p>
<p><strong>Çünkü bu sorun hep belleklerde çakılı kalacak ve kendisini ezecektir.</strong><br />
</font></p>
<p align="center" style="margin-left:0;margin-right:0;">http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6691349.asp?yazarid=5&#38;gid=61</p>
</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><strong><em><font size="7" face="Book Antiqua">O, ŞİMDİ RAPORLU</font></em></strong></p>
<p align="center"><img border="0" align="center" width="280" src="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/i/logo.gif" alt="logo" height="70" /></p>
<p align="center"><strong><font size="4">Sabahattin ÖNKİBAR</font></strong></p>
<p align="center">12 Haziran 2007</p>
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;">
<strong><font size="5">Kocatepe’de “Tayyip oğlunu askere gönder” sloganı</font></strong></p>
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;"><font size="4">Şırnak’ta PKK mayınıyla şehit düşen Binbaşı Ramazan Armutçuoğlu’nun cenazesi dün Ankara Kocatepe Camiinden kaldırıldı. Hüzünlü törende yankılanan bir slogan AKP’yi seçim sürecinde de vuracağa benziyor. Tören boyunca “AKP dışarı, hükümet dışarı” diye tempo tutan katılımcılar bir ara “Tayyip oğlunu askere gönder” diyerek Başbakan’ın askerliğini rapor alarak yapmayan oğlunu hedef aldı&#8230; Kuşkusuz Erdoğan’ın büyük oğlu Burak’ın askere gitmemesinde bir gerekçe elbette vardır. Ancak kamuoyu merakını gidermek için bu gerekçenin ayrıntıları ile açıklanması gerekiyor. Öyle ya vatan evlatları bir bir toprağa düşerken Başbakan’ın oğlunun hangi gerekçe ile halk deyimi ile çürüğe çıktığının net olarak bilinmesi gerekiyor. Başbakan kendisine ve oğluna yönelik bu taarruzları engellemek istiyorsa derhal bir basın toplantısı yapmalı ve oğlunun raporlarını bir bir sunmalıdır. Aksi halde spekülasyonların önünü alamayacaktır.</font></p>
<p align="center"><font size="4"><br />
</font></p>
<p>http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazarlar/selahattinonkibar/listelerin-galibi-kim.html</td>
</tr>
</table>
<p align="center">
<table border="5" bgColor="#ffffcc" width="80%" cellSpacing="1">
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><em><font size="7" face="Book Antiqua"><strong>AKP dünyasında kelle (Şehitler) paniği!&#8230;</strong></font></em></p>
<p align="center"><img border="0" align="center" width="280" src="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/i/logo.gif" alt="logo" height="70" /></p>
<p align="center"><strong><font size="4">Sabahattin ÖNKİBAR</font></strong></p>
<p align="center">14 Haziran 2007</p>
<p style="margin-left:25px;margin-right:25px;">
<font size="4">Öcalan’a Sayın diye hitap edip şehitlerimiz için kelle nitelemesinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan şimdi de şehit cenazelerinde hissiyatını dışarı vuranları terbiyesizlikle itham ediyor ve korku salıyor.<br />
Neymiş efendim cenazede bunlar olmazmış.<br />
Ne olmuş cenazede!<br />
Hükümet ve üyeleri protesto edilmiş. Bunu yapanlar için araştırma başlatılacakmış.<br />
Yahu bu bir cenaze merasimi, birkaç genç acıyla söylenmemesi gerekeni söylemiş olabilir. Bu şiddet ve celal bir devlete ve başkanına yakışır mı?<br />
Evet Başbakan işi gücü bıraktı, Kocatepe ve Manisa’daki cenaze merasimlerinde kim hangi lafı etti diye kameraları tarattırıyor?<br />
Korkarım Abdüllatif Şener’in elini sıkıp diğer bakanların yüzüne bile bakmayan şehit binbaşımızın eşleri için de soruşturma başlatacaklar.<br />
Yahu hani siz demokrasi sevdalısıydınız, hani söz etme hürriyetine sonuna kadar taraftınız. Hani bu mesajı veren afişleri caddelere astırıyordunuz!<br />
Hem yapılan neticede cenazedeki bir dışa vurum değil midir?<br />
Ermeni Hrant Dink’in cenazesinde yapılanları övüp arşa çıkarırken, Kocatepe ve Manisa’daki mini ve münferit bir kaç protestoyu niçin sineye çekemiyorsunuz?<br />
Demokrasinin sizin için tramvay olduğunu bu tahammülsüzlüğünüzle bir kez daha kanıtladınız.<br />
Şu söylenene bakın.<br />
Yapılanlar psikolojik harekatmış.<br />
Türkiye’nin Başbakanı olarak Türk Milliyetçilerine karşı, günler ve haftalarca kafatascı diye kampanya yapmak psikolojik harekat değil, ama cami de birkaç gencin acı içinde attığı slogan psikolojik harekat öyle mi?<br />
İnsanlar acı içinde, kocasını, babasını, evladını vatan adına toprağa veriyor, ülkenin Başbakan’ı bu acıya ortak olacağına buna psikolojik harekat diyor.<br />
Peki bütün bunları niye mi yapıyor?<br />
Paniktedir de ondan&#8230; Hem öyle bir paniktedir ki bütün yoldaşlarını harekete geçirip seferberlik ilan ediyor ve dezenformasyona başvuruyor.<br />
Asıl korkusu birkaç gün sonra başlayacak olan terörü telin mitingleri&#8230; Korkutması da ondan. Aklınca kameraları inceliyoruz deyip katılımı engellemek istiyor.<br />
İşte sırf bunun için sevgili okurlar bu mitinglere iki elimiz kanda olsa da gitmeli ve bu mandacılara meydan okumalıyız.<br />
Son cümlemiz şu olacak:<br />
Dün Sevgili Yılmaz Özdil yazdı bugün ben de yazıyorum.<br />
Lütfen sayın Başbakan, lütfen.<br />
Tamam şehitlerimizin cenazelerine gelmiyorsunuz, bu sizin takdirinizdir. Ama ne olur acılarını yaşamak isteyenleri rahat bırakınız.<br />
</font><font size="5" face="Book Antiqua"><strong><em>Tamam aldığı rapor sebebi ile askere gitmesi uygun görülmeyen ve çürüğe ayrılan oğlunuzla ilgili haberler canınızı sıkıyor ama bunun için şehid cenazelerinde hissiyatlarını dışa vuranlara korku salmak sizin gibi sivil ve demokrat(!) bir lidere vallahi hiç yakışmıyor!</em></strong></font></td>
</tr>
</table>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Şehit binbaşı için tören]]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/14/sehit-binbasi-icin-toren/</link>
<pubDate>Thu, 14 Jun 2007 15:47:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/14/sehit-binbasi-icin-toren/</guid>
<description><![CDATA[Hakkari’nin Yüksekova İlçesi yakınlarında PKK’lı teröristler tarafından yola döşenen mayının uzaktan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><table class="content">
<tr>
<td>
<p class="node_body">
<table align="left" class="content_images_table">
<tr>
<td align="left"><img src="http://www.8sutun.com/files/BBTORAN.jpg" class="node_image" /></td>
</tr>
</table>
<p>Hakkari’nin Yüksekova İlçesi yakınlarında PKK’lı teröristler tarafından yola döşenen mayının uzaktan kumandayla patlatılması sonucu şehit olan Kıdemli Piyade Binbaşı Murat Özyalçın için Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı’nda tören düzenlendi.</p>
<p>Tekirdağ Malkara’daki Zırhlı Tugay Komutanlığı’ndan 20 gün önce geçici görevle Yüksekova 3’üncü Taktik Piyade Tümeni’ne bağlı Dağlıca Piyade Taburu’nda göreve başlayan Kıdemli Binbaşı Murat Özyalçın, dün saat 16.00 sıralırnda Dağlıca bölgesinde bir askeri birlikle yaya olarak operasyona gittiği sırada, pusu kuran teöristler, yola döşedikleri mayını uzaktan kumandayla patlattı. Mayının patlaması sonucu Kıdemli Binbaşı Özyalçın şehit olurken, 2 er de yaralandı. Yaralılar, Yüksekova Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı.</p>
<p>Evli 3 çocuk babası olan şehit Kıdemli Binbaşı Özyalçın içi bugün saat 09.30’da Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı’nda tören düzenlendi. Törene Hakkari Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu, Yüksekova 3&#8242;üncü Taktik Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Yurdael Olcan, Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Azmi Utkan Cinek, Emniyet Müdürü Cavit Çevik ve subaylar katıldı.</p>
<p>Törenin ardından şehit Kıdemli Binbaşı Özyalçın’ın cenazesi helikopterle Van’a, buradan da toprağa verilmek üzere İstanbul’a gönderildi.</p>
<p>ŞEHİT CENAZESİ VAN&#8217;DAN UĞURLANDI</p>
<p>Hakkari’den helikopterle Van’a getirilen Şehit Kıdemli Binbaşı Murat Özyalçın’ın cenazesi, THY’nın tarifeli saat 11.30’teki Van-İstanbul uçağı ile İstanbul’a uğurlandı. Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı’na inen helikopterden alınan Binbaşı Özyalçın’ın Türk Bayrağı’na sarılı tabutu, ambulunsa konularak Van Ferit Melen Havalimanı’na getirildi. Şehit Binbaşı’nın tabutu burada da bir süre askerlerin omuzlarında taşındıktan sonra THY’nin tarifeli Van-İstanbul uçağıyla İstanbul’a uğurlandı.</p>
<p>EDİRNEKAPI&#8217;DA TOPRAĞA VERİLECEK</p>
<p>Piyade Binbaşı Murat Özyalçın’ın Hakkari’nin Yüksekova İlçesi&#8217;nde teröristlerce şehit edildiği haberi asıl görev yeri olan Tekirdağ’ın Malkara İlçesindeki yakınlarını yasa boğdu. 3 çocuk babası olan Binbaşı Murat Özyalçın, yarın İstanbul Levent Camiinde kılınacak cenaze namazının ardından Edirnekapı Şehitliğinde toprağa verilecek.</p>
<p>Malkara Zırhlı Tugay Komutanlığından 20 gün önce Hakkari 3’üncü Taktik Piyade Tümeni’ne bağlı Dağlıca Piyade Taburu’na geçici görevle giden Piyade Binbaşı Murat Özyalçın, dün kırsal alana gittiği operasyon sırasında PKK’nın yola döşediği mayının uzaktan kumanda ile patlatılması sonucu şehit düştü. Binbaşı Murat Özyalçın’ın asil görev yeri olan Malkara’daki askeri lojmanlarda yaşayan eşi ve çocuklarına acı haber ise gece saatlerinde askeri yetkililer tarafından bildirildi. Eşinin şehit düştüğü haberiyle yıkılan Malkara Atatürk İlköğretim Okulu’nda Matematik Öğretmeni olarak çalışan Serap Özyalçın ile İlköğretim kulu öğrencisi olan kızları 12 yaşındaki Ezgi, 7 yaşındaki Özge ve oğlu 4 yaşındaki Utku ile birlikte yakınları tarafından sabaha karşı İstanbul Bağcılar’daki akrabalarının evine götürüldüler.</p>
<p>Şehit Binbaşı Murat Özyalçın’ın cenazesi bugün askeri uçakla Van’dan İstanbul’a getirilecek ve yarın Cuma Namazına mütakip kılınacak cenaze namazının ardından Edirnekapı şehitliğinde toprağa verilecek.</td>
</tr>
</table>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Konferansta Kuzey Irak vurgusu]]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/14/konferansta-kuzey-irak-vurgusu/</link>
<pubDate>Thu, 14 Jun 2007 15:45:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/14/konferansta-kuzey-irak-vurgusu/</guid>
<description><![CDATA[Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Irak makamlarının kendi topraklarındaki PKK fa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><table class="content">
<tr>
<td>
<p class="node_body">
<table align="left" class="content_images_table">
<tr>
<td align="left"><img src="http://www.8sutun.com/files/gulrrrLLLLL.jpg" class="node_image" /></td>
</tr>
</table>
<p>Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Irak makamlarının kendi topraklarındaki PKK faaliyetlerini önlemek için hiçbir çaba içinde olmadıklarını ifade ederek, &#8220;Saddam rejimine karşı Irak&#8217;ın kuzeyindeki insanların karşı karşıya kaldıkları saldırılarda, Türkiye&#8217;nin bu insanlara bir gecede kucak açtığını ve yıllarca misafir ettiğini hatırlatmak istiyorum. Türkiye olarak beklentimiz Irak hükümetinin kendi sınırlarını kontrol edebilmesi, bunu yapamaz ise koalisyon kuvvetlerinin bunu gerçekleştirmesi, bunun da olmaması halinde sorunu halledebilecek olanlarla işbirliği içerisine girmeleridir&#8221; diye konuştu.<br />
İki gün sürecek olan ve 80 ülkeden bine yakın üst düzey yetkilinin katıldığı &#8220;II. İstanbul Demokrasi ve Küresel Güvenlik Konferansı&#8221;, TİM Gösteri Merkezi&#8217;nde başladı. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından organize edilen konferansa Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Bülent Arınç, İçişleri Bakanı Osman Güneş, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile 80 ülkeden bakan, bakan yardımcısı, müsteşar ve emniyet müdürleri katıldı.</p>
<p>&#8220;KUZEY IRAK&#8217;TA 3 BİN 500-3 BİN 800 PKK&#8217;LI VAR&#8221;</p>
<p>Abdullah Gül, konferansın açılışında yaptığı konuşmada, PKK&#8217;nın Kuzey Irak&#8217;taki varlığına işaret ederek, Irak makamlarını kendi topraklarındaki PKK faaliyetlerini önlemek için hiçbir çaba içinde olmamakla suçladı. PKK&#8217;nın son 23 yılda gerçekleştirdiği saldırılar sonucunda 35 binden fazla insanın yaşamını yitirdiğini hatırlatan Gül, son dönemlerde PKK eylemlerinde yeniden bir artış yaşandığını söyledi. PKK&#8217;nın Kuzey Irak&#8217;taki varlığına dikkat çeken Gül, &#8220;Bu saldırıların terör örgütünün komşumuz Irak&#8217;ın kuzeyinde yuvalanmasından ve hiçbir engellemeye maruz kalmadan hareket etmesinden kaynaklandığı verilerle sabittir&#8221; dedi. 2006 yılında güvenlik güçleri tarafından yapılan PKK&#8217;ya karşı yürütülen operasyonlarda ele geçirilen Irak menşeli plastik patlayıcı miktarının toplam 2 tona ulaştığına işaret eden Gül, halen 3 bin 500 ila 3 bin 800 arasında PKK&#8217;lının Kuzey Irak&#8217;taki kamplarda barındığını, lojistik ve silah ihtiyaçlarını bu bölgeden karşıladığını belirtti.</p>
<p>&#8220;TÜRK HALKININ GÜVENLİĞİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALIRIZ&#8221;</p>
<p>Gül, şöyle konuştu:<br />
&#8220;Üzücü olan nokta Türkiye&#8217;nin Irak&#8217;ın güvenliği, refah ve istikrarına katkı yapmak için tüm imkanlarını seferber etmesine rağmen, Irak makamlarının kendi topraklarındaki PKK faaliyetlerini önlemek için hiçbir çaba içinde olmamalarıdır. Saddam rejimine karşı Irak&#8217;ın kuzeyindeki insanların karşı karşıya kaldıkları saldırılarda, Türkiye&#8217;nin bu insanlara bir gecede kucak açtığını ve yıllarca misafir ettiğini hatırlatmak istiyorum. Türkiye olarak beklentimiz Irak hükümetinin kendi sınırlarını kontrol edebilmesi, bunu yapamaz ise koalisyon kuvvetlerinin bunu gerçekleştirmesi, bunun da olmaması halinde sorunu halledebilecek olanlarla işbirliği içerisine girmeleridir.&#8221;<br />
Türkiye&#8217;nin hiçbir ülkenin toprağında gözü olmadığını, Irak ile de herhangi bir sorunu bulunmadığını vurgulayan Gül, ancak Türk halkının güvenliğinin sağlanması için her türlü tedbiri almak konusunda kararlı olduğunu kaydetti.</p>
<p>&#8220;HİÇBİRİMİZ 11 EYLÜL&#8217;Ü TAHMİN EDEMEDİK&#8221;</p>
<p>Günümüz dünyasındaki tehditlerin giderek sınır aşan, karmaşık ve asimetrik bir niteliğe büründğünü ifade eden Gül, &#8220;Hiçbirimiz 11 Eylül&#8217;ü tahmin edemedik. Bundan sonra da neler olacağını tahmin etmek pek kolay değildir&#8221; dedi. Gül, küresel terörizme karşı tüm dünya devletlerinin işbirliği içerisinde çalışması gerektiğine vurgu yaptı. Güvenlik ve demokrasi arasında bir çatışma değil, tamamlayıcılık olduğunu dile getiren Gül, &#8220;Demokrasi ve demokratikleşme tek başına terörü durdurmaya yetmez ancak teröristleri izole eder. Terörle mücadele ederken, demokrasiden taviz vermek, düşülmemesi gerekilen bir tuzaktır&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Gül, Coğrafi konumu nedeniyle organize suç güzergahlarının kavşağında bulunan ve 1970&#8242;lerden beri terörle mücadele eden Türkiye&#8217;nin bu alanda gösterilecek uluslararası işbirliğinin en büyük savunucularından biri olduğunu vurguladı. Gül, Türkiye&#8217;nin büyük ölçüde kendi öz kaynaklarıyla sarfettiği çabaların ve elde ettiği sonuçların sadece Türkiye halkı için değil, diğer ülkeler için de olumlu getirileri zolduğuna dikkat çekti.</p>
<p>&#8220;2005 YILINDA 8 BİN 200 KİLO EROİN ELE GEÇİRİLDİ&#8221;</p>
<p>Türk polis ve gümrük teşkilatının sadece 2005 yılında Türkiye üzerinden geçirilmeye çalışılan 8 bin 200 kilo eroin ele geçirdiğine dikkat çeken Gül, bu miktarın aynı yıl 25 Avrupa Birliği ülkesinde ele geçirilen eroin miktarının yüzde 91&#8242;ini, Balkanlar üzerinden gerçekleştirilen eroin kaçakçılığının ise yüzde 53&#8242;ünü oluşturduğunu kaydetti. Gül, son 3 yılda yasadışı suç örgütlerine karşı yaklaşık 11 bin operasyon düzenlendiğini ve 170 bin yasadışı göçmen yakalandığını, 800 insan ticareti mağduruna da gereken yardımın yapıldığını sözlerine ekledi</td>
</tr>
</table>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ANAVATAN'dan Mesut Yılmaz'a tepki ]]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/12/anavatandan-mesut-yilmaza-tepki/</link>
<pubDate>Tue, 12 Jun 2007 12:00:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/12/anavatandan-mesut-yilmaza-tepki/</guid>
<description><![CDATA[Mesut Yılmaz&#8217;ın, Mumcu için &#8220;Bıraksın gitsin&#8221; sözlerine Anavatan Partisinden sert ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><table border="0" width="100%" cellPadding="0" cellSpacing="0">
<tr>
<td width="570"><span class="KullaniciBaslik"><strong><font size="3">Mesut Yılmaz&#8217;ın, Mumcu için &#8220;Bıraksın gitsin&#8221; sözlerine Anavatan Partisinden sert açıklama! </font></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="3" width="20"></td>
<td width="570"></td>
</tr>
<tr>
<td height="5" width="20"></td>
<td width="570"></td>
</tr>
</table>
<p style="margin:5px 5px 1px 25px;" class="Kullanici">
<span class="KullaniciBaslik">Anavatan Partisi Genel Sekreteri Muharrem Doğan, &#8220;Türk siyasetinin ve Anavatan Partisi&#8217;nin son 5 yıldır yaşadıklarına bakıldığında, sayın Erkan Mumcu&#8217;yu istifaya davet edecek son kişinin, sayın Mesut Yılmaz olduğu görülecektir&#8221; dedi.<br />
Doğan, yaptığı yazılı açıklamada, eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz&#8217;ın basına yansıyan ve Genel Başkan Erkan Mumcu&#8217;yu istifaya davet eden demeçlerini anlamakta güçlük çektiklerini kaydetti.<br />
&#8220;Bu demeçle, Anavatan Partisi üyeleri ve teşkilatları başta olmak üzere, genel başkanımıza ve milletvekillerimize haksızlık yapıldığı ortadadır&#8221; diyen Doğan, şunları ifade etti:<br />
&#8220;Türk siyasetinin ve Anavatan Partisi&#8217;nin son 5 yıldır yaşadıklarına bakıldığında, sayın Mumcu&#8217;yu istifaya davet edecek son kişinin, sayın Yılmaz olduğu görülecektir. Anavatan Partisi&#8217;ni 3 Kasım seçimleri sonrası &#8216;benden sonra tufan&#8217; mantığıyla terk edip gidenleri, partiyi sahipsiz bırakıp kaçanları, 5 yıl boyunca kendi fildişi kulelerinde rahatlarına bakanları, milletimiz gayet iyi bilmektedir.<br />
İki hafta önce kurucusu olduğu partisinden istifa ederken Anavatan&#8217;ı aklına getirmeyenler, iktidarda devraldığı partiyi borçla ve hacizle terk edenler, hangi haklı gerekçeyle bugün bize saldırmaktadır?<br />
Sayın Erkan Mumcu&#8217;nun, oluşturduğu ekibin ve grup kurma başarısı gösteren milletvekillerimizin partimizi yeniden canlandırmak için ortaya koydukları mücadele, şartlar ne olursa olsun sürecektir. Tarih ve milletimizin vicdanı doğruları ve yanlışları kaydetmeye devam edecektir.&#8221; </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Başbakan: "Ananı al git buradan"]]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/12/basbakan-anani-al-git-buradan/</link>
<pubDate>Tue, 12 Jun 2007 04:36:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/12/basbakan-anani-al-git-buradan/</guid>
<description><![CDATA[Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mersin&#8217;de kendisini bağırarak protesto eden ve &#8220;Anamızı a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mersin&#8217;de kendisini bağırarak protesto eden ve &#8220;Anamızı ağlattınız&#8221; diyen Kemal Öncel isimli çiftçiyi, &#8220;Lan terbiyesizlik yapma&#8221; diye azarladı.</strong></p>
<p><img align="left" width="150" src="http://skyturkvngenc.wordpress.com/wp-admin/images/gundem/erdogan.jpg" alt="Başbakan: Ananı al git buradan" height="113" /> Vatandaş: Anamızı ağlattınız be. Aşk olsun size aşk olsun. Tarım Bakanı Anayasa&#8217;yı ihlal ediyor. Yetmedi mi be? Hangi yüzle geldin buraya?<br />
<strong>Başbakan: Bırakın yanıma gelsin. Derdini bana anlatsın.</strong><br />
Vatandaş: Geliyorum&#8230; Yetti artık ya! Öldük, bittik sayın başbakan&#8230; Devletimin Başbakanı&#8230;<br />
<strong>Başbakan: Terbiyesizlik yapma!</strong><br />
Vatandaş: Terbiyesizlik yapmıyorum. Lütfen hakaret etmeyin.<br />
<strong>Başbakan: Böyle bağırılmaz ki! Artistlik yapma!</strong><br />
Vatandaş: Artistlik yapmıyorum, sanatçı değilim ben.<br />
<strong>Başbakan: Artistlik yapma! İyi bir sanatçısın. İyi bir sanatçısın terbiyesizlik yapma!</strong><br />
Vatandaş: Tarım bakanımızın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musunuz?<br />
<strong>Başbakan: Lan bana anayasayı öğretme! Terbiyesizlik yapma!</strong><br />
Vatandaş: Lan mı???<br />
<strong>Başbakan: Evet</strong><br />
Vatandaş: Lan mı??? Canın sağ olsun&#8230;<br />
<strong>Başbakan: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?</strong><br />
Vatandaş: Ne zaman?<br />
<strong>Başbakan: Şimdi.</strong><br />
Vatandaş: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağladı. Suya muhtaç olduk&#8230;<br />
<strong>Başbakan: Hadi ananı al git buradan.</strong><br />
Vatandaş: Lan diye hitap etme. Ayıp be.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Teknolojik Gelişim,Emperyalizm ve Emperyalist Sömürü ]]></title>
<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/10/teknolojik-gelisimemperyalizm-ve-emperyalist-somuru/</link>
<pubDate>Sun, 10 Jun 2007 05:17:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
<guid>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/10/teknolojik-gelisimemperyalizm-ve-emperyalist-somuru/</guid>
<description><![CDATA[1980&#8242;den günümüze kadar süregelen pasifikasyon ve depolitizasyon olgusunun en popüler söylemi,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>1980&#8242;den günümüze kadar süregelen pasifikasyon ve depolitizasyon olgusunun en popüler söylemi, &#8220;ideolojilerin öldüğü&#8221; ve &#8220;sınıf mücadelesinin önemini yitirdiği&#8221; olmuştur. Bu söylem, 1980&#8242;lerin ortalarına kadar 20. yüzyılda görülmüş en geniş ve yoğun kitle pasifikasyonu ile birlikte gündeme getirilmiştir. Mevcut düzenlerin şu ya da bu biçimde değişmesi ya da değiştirilmesi gerektiğini düşünen kitleler üzerinde yoğunlaştırılan emperyalist baskı ve terör ortamında, &#8220;her türden&#8221; ideolojik belirlemenin ve sınıf perspektiflerinin &#8220;değersizleştirilmesi&#8221;, aynı zamanda emperyalist baskı ve terörden çıkış noktası olarak kitlelere sunulmuştur. Bir başka deyişle, Amerikan emperyalizminin &#8220;<em>demokrasi</em> <em>projesi</em>&#8221; (project democracy), emperyalist baskı ve terörden kurtulmak isteyen halk kitlelerine &#8220;kurtarıcı&#8221; bir yol olarak sunulmuştur. Her türlü ideolojik ve politik ilişki ve düşünceden uzak durmak, bu &#8220;kurtuluş&#8221; yolunun en temel unsuru olmuştur.<br />
      Emperyalizmin III. bunalım dönemiyle birlikte büyüyen ve &#8220;globalleşen&#8221; pazar sorununun 1980 dünya ekonomik buhranıyla birlikte en üst boyuta çıktığı bir evrede, kitlelere yönelik emperyalist baskı ve terör ve bunun paralelinde sunulan &#8220;çıkış yolu&#8221;, aynı zamanda emperyalist metaların tüketimine yönelik bir talebin yaratılmasıyla birlikte gelişmiştir. Böylece, her türlü ideolojik ve politik düşünce ve faaliyetten uzak duran, buna paralel olarak her türden <em>emperyalist</em> <em>metanın</em> <em>tüketicisi</em> olarak ortaya çıkan bir halk kitlesi, günümüze kadar gelen sürecin en belirgin olgusu olmuştur.<br />
      Artık, tüketmekten başka bir düşüncesi olmayan ve tükettiği oranda &#8220;itibar&#8221; gören kitle, &#8220;tüketici kredileri&#8221;yle emperyalist metalara yeni ek bir talep yaratarak, 1980 dünya ekonomik buhranının aşılmasında belirleyici bir yere sahip olmuştur.<br />
      Emperyalizmin geri-bıraktırılmış ülkelerde uyguladığı baskı ve teröre paralel olarak geliştirilen &#8220;tüketim&#8221;, diğer yandan emperyalist ülkelerde küçük ve orta ölçekli işyerlerinde üretici güçlerin nispi bir gelişimini sağlamıştır. &#8220;Teknolojik değişim&#8221; olarak propagandası yapılan bu gelişim, emperyalizmin sosyalizme karşı başlattığı yeni ideolojik saldırıda en yaygın olarak kullanılan olgu olmuştur. Emperyalist propaganda mekanizması, her türlü aracı kullanarak, kapitalist üretim ilişkilerinin üretici güçleri geliştirdiğini en geniş ölçekte işlerken, iletişim ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmeleri bir &#8220;kanıt&#8221; olarak sunmuştur.<br />
      Bu ideolojik propagandayla, halk kitlelerini sömüren, onları yoksulluk, açlık içinde tutan &#8220;emperyalizm&#8221;in yerini kitlelere &#8220;refah&#8221;, &#8220;bolluk&#8221; sunan bir &#8220;yeni dünya düzeni&#8221; aldığı şeklinde bir kanı toplumlara yerleştirilmeye çalışılmıştır. Böylece salt tüketen ve tükettiği kadar &#8220;itibar&#8221; gören bireyler, emperyalist-kapitalizme ilişkin her türlü bilgi ve tahlile &#8220;itibar etmemiş&#8221;, geleceğe yönelik her türlü belirlemeyi ve uyarıyı bir yana bırakmıştır. Bu gelişimin en belirgin sonucu ise, <em>emperyalizm</em> ve <em>emperyalist</em> <em>sömürü</em> kavramlarının bir yana itilmesi olmuştur.<br />
      1980 sonrasında dünya çapında gelişen bu olayların geldiği boyut, her türden sömürünün hiçbir tepkiyle karşılaşmadan sürdürülebilmesidir. Ülkelerin ve kitlelerin emperyalizm tarafından sömürüldüğünün ortaya konulması ve bunun yarattığı ve yaratacağı her türlü olumsuzluğun sergilenmesi karşısında gösterilen &#8220;tepki&#8221; ise, &#8220;alan memnun-satan memnun&#8221; şeklinde bir vurdumduymazlık olmaktadır. Emperyalizme ilişkin her türlü uyarı, tahlil ve söz, bu vurdumduymazlık içinde bir yana itilirken, bunları kitlelere ileten devrimciler &#8220;çağdışı&#8221; kalmakla suçlanmıştır. Özellikle küçük-burjuva aydınları tarafından yazılı ve görüntülü basın-yayın araçlarıyla yaygınlaştırılan bu suçlamalar, teknolojik gelişmeler ve buna paralel olarak ortaya çıkan &#8220;modernizasyon&#8221; görüntüleriyle birlikte halk kitlelerinin koşullandırılmasında en geniş ölçekte kullanılmıştır. Ülkemizde görüldüğü gibi, böyle bir ortamda &#8220;vizyon sahibi olmak&#8221;, kişileri her türlü sömürüden &#8220;muaf&#8221; tutan bir sihirli değnek gibi görülmeye başlanmıştır.<br />
      Böylece, &#8220;kitlelerin karşısına yeni bir söylemle çıkma&#8221;, kitlelere &#8220;yeni projeler sunma&#8221; türünden bir kanı, solda yaygınlaşmıştır. Bu durumda, emperyalizmden, emperyalist sömürüden, bağımsızlıktan, devrimden, sosyalizmden vb. söz eden her kişi ve örgüt, &#8220;dünya değişti, siz hâlâ aynı şeyleri mi söylüyorsunuz&#8221; söylemiyle karşılaşır olmuştur. Sovyetler Birliği&#8217;nin dağıtılmışlığı koşullarında emperyalizmin tek sistem olarak dünya çapında egemen hale gelmesiyle birlikte, bu durum, <em>emperyalizmin </em>&#8220;<em>evrenselliği</em>&#8220;ni düşüncelerin temeline yerleştirmiştir. Artık evrenselliği tartışılmaz bir emperyalizm olgusu ile &#8220;birlikte yaşamak&#8221; gündemdedir! Ve &#8220;dogmatik olmayan sol&#8221;, bu veriyi esas alarak, yani emperyalizmin evrenselliğini kabul ederek, sistemin nasıl dönüştürülebileceğini, insanlara ve toplumlara nasıl daha iyi bir şeyler sunulabilineceğini belirleyen ve bunun &#8220;projesini&#8221; yapan sol olarak &#8220;gelişen&#8221; yan olacaktır. Bunun sloganı ise, &#8220;<em>kahrolsun</em> <em>dogmatizm,</em> <em>yaşasın</em> <em>globalizm</em>&#8221; olmaktadır. Devrim ve devrimcilik bu sloganla &#8220;tarihe gömülürken&#8221;, burjuvazinin kendi tarihi yeniden yazılmaya başlanılmıştır.<br />
      Böylece, emperyalizm evrensel bir dünya sistemi olarak kabul edilirken, Amerikan emperyalizmi de, bu sistemin &#8220;tek lideri&#8221; olarak önsel olarak kabul edilir olmuştur. Ve tüm &#8220;büyük politikalar&#8221; ve &#8220;büyük politikacılar&#8221;, &#8220;bu gerçeği gören&#8221; ve &#8220;kabul eden&#8221; kişiler olarak sunulmuştur. Bu durumda, emperyalist sömürü mekanizmasının ne olduğu ve nasıl işlediğine ilişkin belirlemeler, &#8220;büyük politikacıların&#8221; &#8220;büyük politikaları&#8221; için veri haline getirilmiş ve emperyalist sömürü mekanizmasına uygun ve uyumlu &#8220;projeler&#8221; gönüllü olarak yapılmaya başlanmıştır. Örneğin, artık emperyalist sömürü mekanizmasının en temel kurumlarından birisi olan IMF&#8217;ye &#8220;karşı&#8221; olmak söz konusu değildir. Bunun yerine, &#8220;bilinen&#8221; IMF&#8217;nin &#8220;bilinen&#8221; &#8220;istikrar tedbirleri&#8221;ne <em>uygun</em> politikalar belirlenmesi gündemdedir. &#8220;Büyük politikacı&#8221; ya da &#8220;ülkesini seven bir vatansever&#8221;, <em>IMF&#8217;ye</em> <em>karşı</em> <em>çıkmak</em> gibi &#8220;ucuz&#8221; ve &#8220;ideolojik&#8221; bir tutum sergileyerek &#8220;çağdışı&#8221; kalmak yerine, İMF&#8217;yi &#8220;sosyalleştirme&#8221;ye çalışan ve bu yönde IMF&#8217;yle görüşmeleri &#8220;yönlendiren&#8221; kişiler olmaktadır.<br />
      Ama, dünya dönmeye devam etmektedir. Emperyalizm, kapitalizmin tekelci evresi olarak varlığını sürdürmekte; dünya çapında bir avuç tekelin çıkarları egemen kılınmakta ve toplumların ve ülkelerin gelecekleri daha büyük ölçüde ve daha kalıcı bir biçimde ipotek altına alınmaktadır. Emperyalist ülkelerle yapılan her türlü görüşme ve anlaşma, bu olguları daha da güçlendirmekte ve gelecek daha karanlık hale gelmektedir. &#8220;Kahrolsun emperyalizm&#8221; sloganı, her dönemdekinden daha çok temel slogan olarak ortaya çıkmaktadır. <em><br />
      Nesnel gerçeklik</em> bu olmasına karşın, kitlelerin bilinci, yani <em>öznel</em> <em>kavrayış</em>, bunun tam tersi durumda olması, günümüzdeki keşmekeşin, belirsizliğin nedeni ve devrimci mücadelenin çözmek zorunda olduğu temel sorun durumundadır. Bir başka deyişle, günümüzde, dünya çapında devrimlerin nesnel koşulları, her dönemdekinden çok daha fazla olgun olmasına karşın, öznel koşullar her dönemdekinden çok daha fazla geri durumdadır. Bu gerilik, <em>nesnelliğin</em> <em>öznellik</em> <em>tarafından</em> <em>önsel</em> <em>olarak</em> <em>reddedilişi</em>yle belirlenmektedir. <em>İnsanların</em> <em>tarih</em> <em>bilinci</em> <em>yokedilmiştir</em>. Geçmişi olmayanların geleceği olamayacağı gerçeği, bu koşullarda işlemiş ve salt &#8220;anı&#8221; yaşayan, yarınları düşünmeyen ve de herşeyin bu &#8220;an&#8221; daki gibi süreceğini düşünen bireyler, değişik olaylarla şaşkınlığa düşmüş, yarınların kaygısını duymaya başlamışlardır. Ancak, yıllardır sürdürülen propagandayla çarpılmış olan bilinçleri, bu şaşkınlık içinde hiçbir işe yaramamaktadır. Bu olgu, ülkemiz somutunda öylesine geniş ölçekte ortaya çıkmıştır ki, mevcut düzen bile kitlelere &#8220;kendi tarihini&#8221; diziler vb. aracılığıyla anlatmak zorunda kalmıştır. Örneğin, &#8220;10. yıl marşı&#8221; bu bağlamda yeniden güncelleştirilmiştir.<br />
      Şüphesiz, devrimci mücadele açısından bu olguların belirlenmesi tek başına yeterli değildir. Yapılması gereken, bu olguların ortaya çıkardığı durumu doğru tahlil etmek ve bu tahlile paralel olarak kitlelerin öznel kavrayışlarını değiştirmek yönünde devrimci propagandayı geliştirmektir. Yani kitlelerin bilinçlendirilmesi için, mevcut durumun doğru bir tahliline dayanarak siyasi gerçekleri açıklama kampanyasını yürütmektir. Bu çerçevede <em>sergilenmesi</em> <em>gereken</em> temel siyasi gerçek, emperyalizm ve emperyalist sömürü olmaktadır.<br />
      Bilinmesi gereken temel gerçeklerden birisi, emperyalizmin, bir ya da birkaç kapitalist ülkenin <em>dünya</em> <em>imparatorluğu</em> <em>kurması</em> ve bu yöndeki eylemidir. Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişiminin belirli bir evresinde (tekelci evresinde) ortaya çıkan emperyalizm, dünyanın birkaç kapitalist ülke tarafından paylaşılması ve yeniden paylaşılması demektir. 20. yüzyılın başlarında bu olgunun belirlenmesi, tahlil edilmesi ve bunun kitlelerin bilincine yerleştirilmesi, devrimci propagandanın en temel konusu olmuştur. Gelişen olaylar, I. ve II. paylaşım savaşları ve ulusal ve halk kurtuluş hareketleri, devrimci propagandanın kitleler üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya çıkarmış ve emperyalizm olgusunu tartışmasız bir biçimde görünür kılmıştır. Bu görünür olgu, emperyalizmin, bir avuç tekel dışında, tüm dünya ülkeleri ve halkları için geri kalmışlık, yoksulluk, eğitimsizlik, kültürsüzlük, kısacası <em>üretici</em> <em>güçlerin</em> <em>gelişiminin</em> <em>ulaşmış</em> <em>olduğu</em> <em>evreye</em> <em>uygun</em> <em>olmayan</em> <em>ve</em> <em>bundan</em> <em>çok</em> <em>daha</em> <em>geri</em> <em>bir</em> <em>düzeye</em> <em>denk</em> <em>düşen</em> <em>yaşam</em> <em>koşullarını</em> <em>kabul</em> <em>etmek</em> anlamına geldiğinin kitlelerce kavranılmasını getirmiştir.<br />
      Emperyalizm olgusunun kitlelerce görünür ve kavranılır olduğu koşullarda, emperyalizmin sömürge ve yarı-sömürge ülkelerde geçmiş dönemlere kıyasla ortaya çıkardığı gelişmeler, bu ölçü temelinde ele alınmış ve <em>olması</em> <em>gereken</em> yerden ne denli uzak olunduğu saptanmıştır. Yapılan tüm bilimsel tahliller, <em>emperyalist</em> <em>sömürünün</em> <em>ortadan</em> <em>kaldırıldığı</em> <em>koşullarda</em> ülkelerin ne denli <em>hızla</em> gelişebileceği ve bunun toplumun refah düzeyini ne ölçüde artırabileceği noktasında yoğunlaşmış ve bunlar bilimsel olarak belirlenmiştir. Bu belirlemeler, devrimci örgütlerin programlarında özlü ifadelerini bulmuş ve devrim mücadelesi bu program hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik bir kitleselliğe ulaşmıştır.<br />
      Tüm bu olumlu gelişmeler, öznel planda, 1980 sonrasında ortaya çıkan değişik olgularla birlikte değişmeye başlamış ve 1991 sonrasında SSCB&#8217;nin dağıtılmışlığı koşullarında tümüyle tersine dönmüştür. Artık, emperyalist ülkelerle ilişkilerin &#8220;daha da&#8221; geliştirilmesi gerektiği, bu olmaksızın &#8220;ülkelerin&#8221; gelişmesinin olanaksız olduğu, üretimin artırılması için daha fazla &#8220;teknoloji&#8221;ye sahip olmak gerektiği ve bunun ise sadece emperyalist ülkelerde &#8220;olduğu&#8221;, dolayısıyla buralardan alınması &#8220;gerektiği&#8221;, bunun yolunun ise emperyalist ülkelerle &#8220;ilişki kurmaktan&#8221; geçtiği, &#8220;kahrolsun emperyalizm&#8221; sloganları atarak ülkenin &#8220;kalkınması&#8221;nın sözkonusu olamayacağı, bağımsızlık &#8220;gibi&#8221; söylemlerle ülkenin geri kalmasına neden olunduğu söylenmeye başlanılmıştır. Bu söylem, Sovyetler Birliği&#8217;nin dağıtılmışlığını da kendisine dayanak yaparak, &#8220;koskocaman&#8221; Sovyetler Birliği bile emperyalizm karşısında dayanamadığı, emperyalizme karşı olmanın Küba gibi ülkelerde halkı nasıl yoksulluğa &#8220;ittiği&#8221; türünden eklentilerle geliştirilmiştir.<br />
      Bu söylemlerin &#8220;daha bilimsel&#8221; görünenleri ise, 1980 dünya ekonomik buhranıyla birlikte emperyalist ülkelerde yeni teknolojilerin üretim sürecine uygulanmasını kendilerine çıkış noktası yaparak, kapitalizmin üretici güçleri geliştirdiğini; Sovyetler Birliği&#8217;nin, yani sosyalizmin ise bunu başaramadığını, çünkü emperyalist ülkelerin şirketleri halka açarak &#8220;demokratikleştirdiğini&#8221;, Sovyetler Birliği&#8217;nin ise demokrasiyi engellediğini, ekonomik gelişme ile demokratikleşmenin birbirine paralel geliştiğini vb. ileri sürmüşlerdir. Ve tüm bunlar, küçük-burjuva aydınlarının geçmiş dönemdeki &#8220;sol&#8221; görünümlerinden yararlanılarak yapılmıştır.<br />
      Tek tek yanlışlığının gösterilmesi ve çürütülmesi kesin olan bu söylemler ve iddialar karşısında, yüzyılın en büyük baskı ve terörüyle yüzyüze bulunan dünya sol hareketinin fazlaca birşey yapamaması, kaçınılmaz olarak bu söylemin kitlelerce benimsenmesini getirmiştir. Küçük-burjuva aydınlarının &#8220;sol&#8221; görünümleri, bu gelişimde, söylemin &#8220;yeni sol&#8221; bir söylem olarak algılanmasını da getirdiğinden, yarattığı sonuç çok daha yıkıcı olmuştur. Dünya sol hareketinin önemli bir kesiminin (ki ağırlıklı olarak revizyonistlerin), içinde bulunulan baskı ve terör ortamında, birazcık soluklanmak ve <em>sesini</em> <em>legal</em> <em>planda</em> <em>duyurabilmek</em> <em>amacıyla</em>, bu &#8220;yeni sol&#8221; söylemle ittifaka girmesi, sonuçların uzun dönemde kalıcı olmasını getirmiştir.<br />
      &#8220;Globalizm&#8221;, &#8220;yeni dünya düzeni&#8221;, &#8220;karşılıklı bağımlılık ilişkileri&#8221; gibi kavramların günümüzdeki yaygınlığı ve yaygınlaştırıcıları, böyle bir gelişimin sonucu ortaya çıkmıştır.<br />
      Böylece, örneğin, dünya çapında meta fiyatlarının dolarizasyonu, yani dolar ile belirlenmesi gibi bir olgu karşısında kolayca kayıtsız kalınabilmektedir. Wall Street&#8217;te belirlenen meta fiyatlarıyla geri-bıraktırılmış ülkelerdeki ücretler arasındaki farkın, uzun dönemde nasıl bir sonuç ortaya çıkaracağı ve toplum ve bireylerin yaşamlarında nasıl bir yıkım yaratacağı &#8220;unutturulmuş&#8221;tur.<br />
      Geçmiş dönemlerde bu ve benzeri olguları en geniş ölçekte ortaya koyan ve tahlil eden dünya sol hareketi, bu yeni dönemde emperyalist propaganda mekanizmalarının olağanüstü gelişkinliği karşısında çaresiz kalmış ve geleneksel yayınlarının yetersizliğinden başka bir sonuç çıkaramamıştır. Revizyonizmin ideolojik egemenliği, bu durumda belirleyici bir yere sahip olmuştur.<br />
      Dünya çapında meta fiyatlarının dolarizasyonu örneğinde de görüleceği gibi, bu gelişim 1980&#8242;lerde ortaya çıkmış ve asıl olarak Sovyetler Birliği ile yapılan ticarette egemen kılınmıştır. Sovyetler Birliği, bu tarihe kadar &#8220;takas&#8221; sistemini kullanırken, Amerikan emperyalizminin dolara bağlı ticaret dayatmasını kabul etmiştir. Revizyonistler, bu gelişme karşısında sessiz kalarak, gelişmenin tahlil edilmesini önemli ölçüde engellemişlerdir. Birkaç Marksist aydının bu yöndeki çalışmaları ise, okuyucusu az dergilerin sayfaları arasında kaybolmuştur. Böylece, meta fiyatlarının dünya çapında dolara göre belirlenmesi, neredeyse &#8220;doğal&#8221; bir durum gibi algılanılmaya başlanmıştır.<br />
      Benzer bir örnek olarak bilimsel ve teknolojik alandaki gelişmeler verilebilir.<br />
      1980 yılında emperyalist sistemin içine girdiği ekonomik buhran, 1980&#8242;lerin başlarında dünya sol hareketi tarafından geniş ölçekte tahlil edilmeye ve değerlendirilmeye başlanmıştır. Özellikle buhranın temel dinamiklerinin geri-bıraktırılmış ülkelerin büyük borç stokları ve bunların ödenemez boyutlara ulaşmasından kaynaklandığı, bu dönemde en açık biçimde tespit edilmiştir. Bu borçların nedeninin ise, emperyalist sömürü mekanizmasından kaynaklandığı, yani yeni-sömürgecilik yöntemlerinin bir sonucu olduğu tartışılmaz bir kesinlikte belirlenmiştir. Ve bu belirlemelerden sonra, tüm dikkatler emperyalist sistemin bu ağır ekonomik buhrandan &#8220;nasıl&#8221; çıkacağı noktasında toplanmıştır. Revizyonizmin ideolojik etkisi bir kez daha kendisini göstermiş ve dünya sol hareketinde bu tartışma &#8220;monatarizm&#8221; mi, &#8220;keynescilik&#8221; mi tartışması haline dönüşerek, sistemin kendisini &#8220;nasıl restore edeceği&#8221; tahliline yönelmiştir.<br />
      Bu gelişim karşısında olayları ve tartışmaları izleyen kitleler, emperyalist sistemin işleyiş mekanizmasını anlamaya yönelmiş ve <em>bu</em> <em>mekanizmanın</em> <em>mantığı</em> <em>içinde</em> tartışmaları değerlendirmeye çalışmıştır. Dünyanın &#8220;önde gelen&#8221; sol ekonomistleri bu tartışmada &#8220;keynesçi&#8221; çözümün &#8220;en doğrusu&#8221; ya da sistem için &#8220;ehven-i şer&#8221; olduğu yönünde tavır belirlemişlerdir. Amerikan ve İngiltere&#8217;de Reagan ve Teacher yönetiminin uyguladığı &#8220;sıkı para politikası&#8221;, yani &#8220;monatarizm&#8221;e karşı &#8220;sol&#8221; bir tavır olarak sunulan bu belirleme, 1980&#8242;lerin ideolojik tartışması olmuştur. Ve herkesin açıkça gördüğü gibi, sonuçta &#8220;monatarizm&#8221; kazanmıştır. Bu da, &#8220;sol&#8221;un, emperyalizm karşısında <em>ideolojik</em> <em>yenilgisi</em> olarak görülmüştür. Günümüzde küçük-burjuva aydınlarının hiçbir bilimsel değeri olmayan görüşleri kolayca söyleyebilmesinin arkasında bu &#8220;ideolojik yenilgi&#8221; yatmaktadır.<br />
      Kendisini 1980&#8242;lerde Cumhuriyet gazetesinin &#8220;ekonomi&#8221; yazarı olarak tanıtan ve T. Özal&#8217;ın &#8220;vizyonu&#8221;nu paylaşan, &#8220;monatarizm&#8221;in savunucusu Osman Ulagay, &#8220;madem insanoğlunun gördüğü en radikal teknolojik değişimle karşı karşıyayız, öyleyse herşey değişecektir ve değişiyor, gelin bunu tartışalım&#8221; söylemiyle &#8220;globalizm&#8221;in sözcüsü olarak şöyle diyebilmektedir:       &#8220;Bence Marks günümüzde yaşasaydı benzer bir tahlil yapacaktı. Yani, üretim araçlarındaki (teknolojideki) muazzam değişikliklerin üretici güçleri ve üretim ilişkilerini de hızla değiştirmekte olduğunu söyleyecekti büyük bir heyecanla. Sadece bu değil tabii: Küreselleşmenin yol açtığı eşitsizlik ve adaletsizlikler de Marks&#8217;ın inceleme alanına girecek, ona da kafa yoracaktı.<br />
      Türkiye&#8217;deki Marksistlerin Marks&#8217;ın temel tahlil araçlarını kullanmamasının nedeni ise açık: Teknolojideki değişiklikleri vurgulamaya başlarsanız &#8216;Peki, bu değişim üretim ilişkilerini ve toplumsal ilişkileri nasıl değiştiriyor&#8217; sorusunu sormak zorunda kalırsınız. Bu soruya &#8216;Hiç değiştirmiyor&#8217; diye cevap verirseniz Marksist kalmaya devam edemezsiniz. &#8216;Çok şeyi değiştiriyor olmalı&#8217; diye cevap verirseniz de küreselleşmenin olgularıyla karşı karşıya kalırsınız.&#8221; <font size="-1"><sup>[<a name="1" href="http://skyturkvngenc.wordpress.com/wp-admin/#not1"><font color="#ff0000">1*</font></a>]</sup></font>      &#8220;Ekonomist&#8221; Osman Ulagay, bu girişten sonra, günümüzde &#8220;ulus-devlet&#8221;in &#8220;aşıldığını&#8221;, dolayısıyla &#8220;bağımsızlık&#8221; gibi kavramların anlamı kalmadığını söylemektedir. Ve bunun için temel dayanak olarak &#8220;teknolojik değişim&#8221;i almakta ve şöyle söylemektedir:       &#8220;Mesela elektronik ticaretin çok yaygınlık kazanması durumunda ulus-devletlerin vergi alması bir problem halinde ortaya çıkacak.&#8221; <font size="-1"><sup>[<a name="2" href="http://skyturkvngenc.wordpress.com/wp-admin/#not2"><font color="#ff0000">2*</font></a>]</sup></font>      İşte emperyalizmin &#8220;evrenselliği&#8221; böylesine gerekçelerle ve söylemlerle dile getirilebilmektedir. Sol için geriye tek bir şey kalmaktadır: <em>Emperyalizmin</em> <em>varlığını</em> <em>kabul</em> <em>etmek</em> <em>ve</em> <em>onun</em> <em>içinde</em> <em>yaşamak</em>.<br />
      Tüm bu söylemlerin, Marksizmin üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki zorunlu uygunluk yasasına dayandırılmaya çalışıldığı açıktır. Teknolojik alandaki gelişmelerin kapitalist üretim ilişkileri tarafından engellenmesinin artık sözkonusu olmadığı, dolayısıyla yeni teknolojilerin kapitalist üretim ilişkilerini daha da geliştirdiği ve geliştireceği, bu temel yasaya dayandırılarak sola kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Ancak bugün bunu sola kabul ettirmenin <em>amacı</em> değişmiştir. İstenilen, solun emperyalizmi kabul etmesi ve <em>anti</em>-<em>emperyalist</em> <em>mücadelenin</em> <em>öncülüğünü</em> yapmaktan vazgeçmesidir. Kısacası, günümüzdeki gelişmelerin, anti-emperyalist mücadelenin başarılı olmasını olanaksız kıldığının kabul edilmesi istenmektedir. Öyle ya, anti-emperyalist mücadele başarıya ulaşsa ve geri-bıraktırılmış ülkeler bağımsızlıklarını elde etseler bile, elektronik alandaki teknolojik gelişme karşısında bunu koruyamayacaklardır, çünkü kendi ulusal devlet sınırları içinde ticaretten vergi bile alması olanaksızdır!<br />
      İşte günümüzdeki emperyalist ideolojik propaganda ve demagojinin en tipik örneği böylesine basit bir akılyürütmeye dayandırılmakta ve ilan edilmektedir: Salt bir &#8220;elektronik ticaret&#8221;, yani İnternet ortamından mal alım-satımı bile artık ulusal devletlerin varlığını anlamsız kılmıştır, bu amaç için mücadele etmenin, ölmenin bir anlamı yoktur!<br />
      Ve hiç kimsenin şunu sormayacağı varsayılmaktadır: Pekala, ulusal devletler &#8220;elektronik&#8221; alandaki gelişmeler nedeniyle ticaretten vergi alamayacaklardır, ama ticarete konu olan mallar nereden alınacaktır? Doğal olarak &#8220;sanal ortamdan&#8221; &#8220;sanal mal&#8221; ticareti yapılmayacağına göre, bu malların üretildiği bir yer, üreten birileri ve bunların dağıtımının yapıldığı bir yer olmak zorundadır. Herkesin de bileceği gibi, &#8220;elektronik ticaret&#8221; hangi ülke üzerinden yapılıyorsa, o ülke üzerinden bu ticaret gerçekleştirilecektir ve dolayısıyla vergiyi de, kârı da &#8220;realize&#8221; eden o ülke olacaktır. Günümüzde İnternet alanında Amerikan şirketlerinin, özellikle Microsoft&#8217;un egemenliği, bu ülkenin hangisi olduğunu Osman Ulagay&#8217; ın bile göreceği kadar kesin bir olgudur. Dolayısıyla ABD, bu alandaki tüm ticari faaliyetlerden ve gelirlerden vergi salma ve alma olanağını kendi tekelinde tutmaktadır. Burada vergi kaybına uğrayan, &#8220;elektronik ticaret&#8221; alanında Amerikan emperyalizminin hegemonyasına boyun eğen ülkeler olmaktadır. Bunun ekonomik ifadesi ise, tekil ülkelerin ticari vergi gelirlerinin bir bölümünün bu yolla ABD&#8217;ye transfer edilmesidir. Bu ise, emperyalist ülke metalarının doğrudan pazarlanmasından başka bir anlama gelmemektedir. Bundan çıkartılabilecek tek sonuç ise, geri-bıraktırılmış ülkelerde emperyalizmin işbirlikçisi kesimler içindeki <em>ticaret</em> <em>burjuvazisinin</em> giderek eski gücünü yitireceğidir. Ve işin en hoş yanı ise, bu gelişmenin en çok Osman Ulagay gibi küçük-burjuva &#8220;ekonomist&#8221;lerini etkileyecek olmasıdır. Özellikle 1980 dünya ekonomik buhranıyla birlikte geri-bıraktırılmış ülkelere yönelik emperyalist ülke metalarının ihracındaki büyük artış sonucu ortaya çıkmış olan yeni pazarlama şirketleri (ticaret burjuvazisinin yeni unsurları), aynı zamanda Osman Ulagay gibilerinin maddi varlık koşullarını oluşturmuştur. Bunların güçten düşmesi, kaçınılmaz olarak Osman Ulagay&#8217;ın işsiz kalmasına neden olacaktır. Tabii, kendisine sözcülüğünü yapacak yeni bir işbirlikçi kesim bulmakta fazlaca zorlanmayacağı da kesindir. <font size="-1"><sup>[<a name="3" href="http://skyturkvngenc.wordpress.com/wp-admin/#not3"><font color="#ff0000">3*</font></a>]</sup></font><br />
      Emperyalizm ve emperyalist sömürünün bu şekilde ambalajlanması karşısında solda görülen sessizlik, aynı zamanda bu sunuşun mantığının kabul edilmesini de beraberinde getirmektedir. &#8220;Monatarizm&#8221;-&#8221;Keynesçilik&#8221; tartışmasında taraf olarak &#8220;ideolojik yenilgiye&#8221; uğrayan solun, bu sunuş mantığını kabul etmesi, kaçınılmaz olarak sunulan her şeyi büyük bir abartıyla öne çıkarmasına ve tüm dikkatlerin bu yöne yönelmesine neden olmaktadır. Bugün için elektronik ticaret konusunun öne çıkartılması, solda İnternet konusunun temel gözlem ve tartışma konusu haline getirmektedir. (Bu konunun solda tartışıldığı kadar uygulandığını söylemek elbette olanaksızdır. Ancak bunun nedeni, sözkonusu alanın &#8220;elektronik ticaret&#8221; alanı haline dönüştürülmüş olmasıdır. Solda bu alanda &#8220;pazarlanacak&#8221; bir şey bulunmadığı için, İnternet ortamında birşeyler yapılması çok fazla &#8220;revaçta&#8221; değildir.)<br />
      Bilinmesi zorunlu olan gerçek ise, elektronik alandaki gelişmelerin dünya çapında üretim ve tüketimin <em>merkezileştirilmesi</em> ve <em>merkezi</em> <em>bir</em> <em>planlamayla</em> <em>yürütülebilmesi</em>nin nesnel koşullarının her dönemdekinden çok daha fazla olgunlaştığıdır. Bu ise, <em>dünya</em> <em>çapında</em> sosyalizmin inşasının daha fazla olanaklı olduğu demektir.<br />
      Emperyalist sistemden kopan ülke ya da ülkelerin, aynı teknolojik araçlarla, ister tekil ülke çapında, isterse birkaç ülke çapında üretim, dağıtım ve tüketimi merkezileştirebilme olanağına sahiptirler. Emperyalist tekellerin &#8220;elektronik ticaret&#8221; alanında kullandıkları teknoloji, emperyalist sistemin dışına çıkan ülkeler tarafından, ülkesel ölçekte, malların üretim ve dağıtımı (stok kontrol sistemleri olarak) için kullanılabilir bir araçtır. Bu aracın, iletişim teknolojisinin olanaklarıyla başka ülkelerin üretim ve dağıtım ilişkileriyle bağlantılandırılıp bağlantılandırılmayacağı sorunu, o ülkenin kendi metalarını satış koşullarıyla ilişkilidir. Metanın değeri ile fiyatı arasında büyük farklılıkların ortaya çıktığı ve tekel fiyatının egemen kılındığı bir ticaretin, salt ülkeler için değil, bireyler için bile &#8220;elverişsiz&#8221; bir ticaret olduğu da açıktır. Bu nedenle, sözkonusu olan, bilimsel ve teknolojik alandaki gelişmeler değil, bunların <em>hangi</em> üretim ilişkileri çerçevesinde ve <em>hangi</em> amaçlar için kullanılacağı sorunudur. Bir tek pazara ve bu pazarda tekelin belirlediği (azami kâr oranına göre) fiyatlarla satılan metalara bağımlılık emperyalist sömürünün en tipik görünümüdür. Neo-liberalizmin tüm iddialarına karşın, bu bağımlılık ilişkisi &#8220;serbest pazar&#8221;ı değil, tekelci bir pazarı ifade eder. İşte emperyalizm de, üretim sürecinde olduğu kadar, pazarda da bir kaç emperyalist ülkenin ve tekelin bu egemenliğinden başka birşey değildir.<br />
      Bugün hiçbir ülke, salt teknolojik gelişmeler ortaya çıktı diye, kendi zararına işleyen bir ticari ilişkiyi kabul etmek durumunda değildir. Teknolojik gelişme, üretimin daha düşük maliyetle ve dağıtımın daha hızlı gerçekleştirilmesini olanaklı kılmıştır. Diğer taraftan aynı teknolojik gelişme, bürokratik işlerin alabildiğine basitleştirilmesinin gerçekleştirilmesini sağlayacak boyutlara ulaşmıştır. Bu iki alandaki gelişme, üretim ve dağıtım sürecine ilişkin olduğu kadar, devletin aygıtına ilişkin sonuçlar yaratmaktadır. Sorun, bunların nasıl ve hangi koşullarda toplumun yaşam koşullarını sürekli iyileştiren yönde kullanılacağı sorunudur. Revizyonistlerden legalistlere kadar pek çok kesimin &#8220;sol&#8221; adına &#8220;yeni projeler üretilmelidir&#8221; söyleminin boş bir söylem olmasının somut gerçekliği de burada bulunmaktadır.<br />
      Biz diyoruz ki,<br />
      Emperyalizme ve emperyalist sömürüye karşıyız. Uluslar ve devletler arasında eşit olmayan, adil olmayan ilişkilere karşıyız. Ürünlerin üretiminden dağıtımına kadar her alanda toplumun gereksinmelerini esas almak durumundayız. Halkın gereksinmelerinin azami ölçüde karşılanabilmesinin yolu, bunların üretiminin artırılması ve maliyetinin en aza indirilmesinden geçmektedir. Yeni teknolojilerin üretime uygulanmasında kapitalist ölçülerin kabul edilmesi, toplumun gereksinmesine göre değil, kâr oranlarının yüksekliğine göre yatırım ve üretim yapılmasını getirmektedir. Bu ise, kapitalist üretim ilişkilerinin doğasındaki üretim anarşisini alabildiğine artırmakta ve aşırı-üretim buhranlarına neden olmaktadır. Böylece, toplumun büyük bir kesimi (ki bu ülkesel ölçekte ya da dünya çapında ele alınabilir) temel gereksinmelerini karşılayamazken ya da çok yüksek fiyatlarla karşılayabilme koşullarında bulunurken, başka malların üretiminde salt kâr oranı yüksek olmasından dolayı aşırı-üretim ortaya çıkmaktadır. Bu da, emek-gücünden ekonomik kaynaklara kadar pekçok unsurun tüketilmesine neden olmaktadır. Kapitalist üretimin teknoloji karşısındaki yeri, kâr oranlarını azamileştirmekle sınırlıdır. Emperyalist hegemonya, bu koşullarda, emperyalist tekellerin metalarının toplumun gereksinmeleri bir yana bırakılarak, topluma pazarlanmasını getirmektedir. Ellerinde tuttukları tüm yazılı ve görüntülü basın-yayın araçlarıyla bu metaları topluma bir &#8220;gereksinme&#8221; gibi sunabilmektedirler. Bu nedenle sorun, teknolojik gelişmelerin üretim sürecine uygulanması değil, üretimin <em>hangi</em> <em>amaçlarla</em> gerçekleştirileceğidir. Marmara depreminde de görüldüğü gibi, sözkonusu olan &#8220;ucuza&#8221;, yani kâr oranı çok yüksek çok miktarda &#8220;konut üretmek&#8221; değildir. Olması gereken, insani gereksinmelerin en iyi biçimde karşılanabildiği konutların &#8220;ucuza&#8221;, yani toplumsal kaynakların en verimli kullanılmasıyla üretilmesidir. Örneğin, hazır beton duvar üretim teknolojisindeki gelişme ve bunların kolayca konut alanında montajının yapılabilmesi ile aynı hazır beton duvarın en yüksek kâr getirecek şekilde üretilmesi birbirinden farlı iki üretim ilişkisini ve yönetimi gerektirir. Bir üretim sürecinde toplumsal maliyetin düşürülmesi ile kâr oranını maksimilize etmek amacıyla maliyetin düşürülmesi bir ve aynı şey değildir.<br />
      Emperyalizmi &#8220;evrensel&#8221; ilan eden ve &#8220;globalizm&#8221;in kaçınılmazlığının kabul edilmesi gerektiğini söyleyen, buna paralel olarak ulus-devletin aşıldığını, ulusal bağımsızlığın anlamsızlaştığını ileri sürenlerin diğer bir dayanak noktası ise, geri-bıraktırılmış ülkelerin ekonomik kalkınma için gerekli <em>kaynaklara</em> sahip olmadığı ve dolayısıyla bunu &#8220;dışardan&#8221; bulmak zorunda olduğu savıdır.<br />
      Bu sava göre, kaçınılmaz olarak, ulus-devletler ekonomik olarak gelişmek için emperyalist ülkelerde birikmiş olan büyük sermaye stokundan yararlanmak zorundadır. Bu ise, emperyalist ilan edilen ülkelerden &#8220;kredi&#8221; alınması demektir ve emperyalist ülkelerin &#8220;kredi alım koşulları&#8221; da IMF tarafından belirlenmektedir. Dolayısıyla &#8220;kahrolsun emperyalizm&#8221; ya da &#8220;kahrolsun IMF&#8221; sloganları gerçekçi değildir, günümüzdeki gelişmeleri kavrayamamanın ifadeleridir!<br />
      Sava güncellik katmak için de, Marmara depreminin meydana getirmiş olduğu yıkımın boyutları ve bu bölgenin yeniden imarı için gerekli olan kaynakların büyüklüğü örnek olarak verilebilir.<font size="-1"><sup>[<a name="4" href="http://skyturkvngenc.wordpress.com/wp-admin/#not4"><font color="#ff0000">4*</font></a>]</sup></font><br />
      Dünyanın &#8220;en büyük 24. ekonomisi&#8221;ne ve kendine yeterli hammadde kaynaklarına sahip &#8220;7 ülkeden biri&#8221; olan ülkemizin &#8220;bile&#8221;, Marmara depreminin yıkımı karşısında &#8220;dışarıya&#8221; ihtiyacı vardır. Öyleyse — diyecektir &#8220;globalist&#8221;, dünyanın diğer geri-bıraktırılmış ülkeleri için emperyalizmden bağımsız bir ekonomik gelişme &#8220;hayaldir&#8221;.<br />
      İşte bu savda ve kanıtlarda gizlenen, söylenmeyen yanlar vardır. Konumuzla kendimizi sınırlayarak bunların belli başlılarını şöyle sıralayabiliriz:<br />
      İlkin, emperyalist ülkelerdeki büyük sermaye birikiminin <em>kaynağı</em> ortaya konulmamaktadır. Böylece emperyalist ülkelerdeki &#8220;büyük&#8221; bir <em>sermaye</em> <em>birikiminin</em> <em>mevcudiyeti</em> ve <em>sürekliliği</em>, <em>önsel</em> olarak tüm savın dayanağı yapılmaktadır. Ve çok iyi bilinmektedir ki, emperyalist ülkelerdeki sermaye birikiminin temel kaynağı <em>geri</em>-<em>bıraktırılmış</em> <em>ülkelerin</em> sömürülmesinden sağlanan kârlardır. Emperyalizme bağımlı ülkelerin hammadde kaynaklarının ucuza alınması, verilen kredi ve borçların koşulları ve faizleriyle elde edilen gelirler, emperyalist metaların tekel fiyatlarıyla bu ülkelere satılmasıyla ortaya çıkan tekel kârı ve bağımlı ülkelerde oluşturulmuş olan doğrudan yatırımlardan elde edilen kârların emperyalist ülkelere transferi, emperyalist ülkelerdeki sermayenin birikimini sağlamaktadır. Bu da, emperyalist sömürünün görüngüleridir.<br />
      İkinci olarak, geri-bıraktırılmış ülke içi üretimden elde edilen &#8220;katma değerler&#8221; ve kârlar, emperyalist sömürü mekanizmasıyla, ülke içinde sermaye birikimini engellemektedir. <em>Bu</em> <em>nedenle</em>, geri-bıraktırılmış ülkeler kendi ekonomik gelişimleri için mevcut bir sermaye birikimine sahip değillerdir.<br />
      Üçüncü olarak, geri-bıraktırılmış ülkelerdeki emperyalist hegemonya, ülkelerin kendi gereksinmelerine ve koşullarına uygun olarak (iç dinamikle) gelişimini engellediğinden, bilimsel ve teknolojik alanda yeni gelişmeler sağlamaları olanaksız kılınmıştır. Bu ülkelerde yetişmiş insan gücü, &#8220;beyin göçü&#8221; yoluyla emperyalist metropollere aktarılmıştır. Ülke içindeki eğitim, tümüyle emperyalizmin içinde bulunduğu koşullara bağlı olarak düzenlendiğinden, bilimsel ve teknolojik alanda araştırma faaliyetinde bulunabilecek insan gücü en aza indirilmektedir.<br />
      Dördüncü olarak, geri-bıraktırılmış ülkelerde, şu ya da bu nedenle bilimsel ve teknolojik alanda bir gelişme yaratılabilindiğinde ise, patent hakları şemsiyesi altında kolayca işe yaramaz hale getirilmektedir.<br />
      Beşinci olarak, ihracat ve ithalat işlemlerindeki eşitsizlik, ülke içi kaynakların dışarıya transferini sağlayarak sermaye birikimini engellemektedir.<br />
      Bu belli başlı yanlar, dış ticaretin devletleştirilmesinden emperyalist ülkelerden alınan kredi ve borçların iptaline kadar bir dizi önlem alınmadıkça, geri-bıraktırılmış ülkelerin ekonomik kalkınma için gerekli kaynaklara sahip olamayacaklarını göstermektedir.<br />
      Salt bir Marmara depreminin ortaya çıkardığı yıkım bilançosuna bakıldığında, &#8220;dışardan&#8221; sağlanan kaynakların 4-5 milyar dolar civarında olduğunun hükümet tarafından &#8220;övünerek&#8221; ilan edildiği görülmektedir. Ülke içi kaynaklardan sağlanamayacağı iddia edilen bu miktarın iki-üç katı ise, <em>her</em> <em>yıl</em> dış borçların faiz ve ana para ödemeleri olarak emperyalist ülkelere aktarılmaktadır.<br />
      Diğer yandan günümüzde, geçmiş dönemlerden farklı olarak, <em>meta</em> <em>fiyatlarının</em> <em>dolarizasyonu</em> yoluyla emperyalist ülkelere yönelik kaynak akışı daha da artırılmıştır. Özellikle emperyalist ülkelere hammadde ve yarı-mamul madde satmak durumunda olan geri-bıraktırılmış ülkeler, fiyatların dolarizasyonu ile büyük kayıplara uğratılmaktadır. Ulusal paraların &#8220;konvertibl&#8221; kılınmasıyla birlikte, dolar karşısında sürekli değişen ve uluslararası borsalar tarafından belirlenen düşük değerlere sahip olmaları, ülke içi kaynakların emperyalist ülkelere daha fazla oranda transferini olanaklı kılmıştır. (Tabii burada karşı-sav olarak, emperyalist ülkelerin mal satışında doları esas aldıkları gibi, geri-bıraktırılmış ülkelerin de kendi ürünlerini dolarla sattıkları ileri sürülerek, alımda yitirilenin satımda geri alındığını ve bunların da birbirini dengeleyeceği söylenebilir. Ancak geri-bıraktırılmış ülkelerin iç üretim mallarının maliyeti ve fiyatı, ülkenin kendi ulusal parası ile hesaplandığı gibi, bu malların uluslararası pazar fiyatları emperyalist ülkelerin talepleriyle belirlenmektedir. Birinci durumda dolar karşısında ulusal paranın değer yitirmesiyle ortaya çıkan ürünlerin fiyatlarının düşmesi; ikinci durumda alıcının belirlediği düşük fiyat sözkonusudur. Bu iki durum, alım-satım işlemlerinin dolar üzerinden yapılmasının hiçbir kayba neden olmayacağı savını çürütmektedir.)<br />
      Tüm bunlardan sonra emperyalizmin &#8220;evrenselliği&#8221; savunucularının elinde kalan tek şey, geri-bıraktırılmış ülkelerde ortaya çıkan &#8220;modern&#8221; yaşam görüntüleridir. Çok katlı evler, gökdelenler, son model arabalar, renkli televizyonlar, buzdolapları, çamaşır ve bulaşık makineleri, cep telefonları, hiper marketler vb., emperyalizmin hiç de &#8220;kötü&#8221; olmadığının, geri-bıraktırılmış ülkelerin gelişimini &#8220;belli ölçüde&#8221; engellemiş olsa bile, uzun dönemde &#8220;çağdaş&#8221; bir seviyeye getirdiğinin kanıtları olarak gösterilecektir. Halk kitlelerinin siyasal yönelimleri, olaylar karşısında tepkisiz kalışı, devrimci mücadelenin durağanlığı ve demokratik kitle örgütlerinin etkisizliği, hep bu kanıtların ne denli doğru olduğunun olguları olarak sunulabilmektedir.<br />
      İşte emperyalist sömürünün gizlenmesine yönelik ideolojik propagandanın son sığınağı ve kitleler üzerinde en fazla etki yaptığı yer de burasıdır.<br />
      Salt ülkemiz tarihine bakıldığında görülecektir ki, emperyalist üretim ilişkileri, benzer bir gelişmeyi 1950&#8242;li yıllarda yaratmış ve kitleleri geniş ölçüde etkilemiştir. Geçmiş dönemlere kıyasla geri-bıraktırılmış ülkelerde pazarın genişletilmesi ve buna paralel olarak toplumsal üretimin artışı ve nispi bir refahın ortaya çıkışı 1950&#8242;li yılların en temel olgusu olmuştur. Ve bu gelişmenin sonucu ise, geri-bıraktırılmış ülke içindeki çelişkilerin görünüşte yumuşaması, halk kitlelerinin düzene karşı tepkisi ile oligarşi arasında <em>suni</em> <em>bir</em> <em>dengenin</em> <em>kurulması</em> olmuştur. Mahir Çayan yoldaş bu durumu <em>Kesintisiz</em> <em>Devrim</em> <em>II-III</em>&#8216;de şöyle özetlemiştir:       &#8220;Ülke içinde pazarın genişlemesine paralel olarak şehirleşme, haberleşme ve ulaşım çok gelişmiş ve ülkeyi ağ gibi sarmıştır. Eski dönemlerdeki halkın üzerindeki zayıf feodal denetim —emperyalizmin fiili durumu bütün ülke çapında değil, ticari merkezlerde ve ana haberleşme yerlerindeydi— yerini, çok daha güçlü oligarşik devlet otoritesine bırakmıştır. Oligarşik devletin ordusu, polisi ve de her çeşit pasifikasyon ve propaganda araçları ülkenin her köşesinde egemenliğini kurmuştur.<br />
      Bütün bunlara, I. ve II. genel bunalım dönemlerindekilerle kıyaslanmayacak şekilde, bu ülkelerde emperyalizmin ve oligarşinin propaganda araçlarını korkunç seviyeye getirmesini, pasifikasyon yöntemlerini geliştirmesini ve geçmiş dönemlerde milli kurtuluş savaşlarından edindiği tecrübeleri ilave etmek gerekir.<br />
      Artık geri-bıraktırılmış ülkelerdeki oligarşik devlet aygıtı, mevcut üretim ilişkilerini —buna ülkedeki kapitalizm iç dinamikle gelişmediği için, emperyalist üretim ilişkileri demek yanlış olmayacaktır— uzun bir süre koruyabilecek seviyeye gelmiş, bu ülkelerdeki halk kitlelerinin, özellikle geniş emekçi yığınlarının tepkileri pasifize edilerek, bu tepkiler ile oligarşi arasında suni denge kurulmuştur. (Bu durum, pasifizmin, revizyonizmin bu ülkelerdeki maddi dayanağını teşkil etmektedir.)&#8221;      Geri-bıraktırılmış ülkelerde halk kitlelerinin mevcut düzene karşı tepkileri ile oligarşi arasında kurulmuş olan suni denge, bir yandan üretim artışına paralel olarak gelişen nispi refaha dayanırken, diğer yandan ve temel olarak emperyalizmin ve oligarşinin zoruyla sürdürülmektedir. 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte kitlesel ölçekte sürdürülen baskı ve terör, oligarşinin bozulmaya yönelen suni dengeyi yeniden kurma amacına yönelmiştir. Oligarşinin askeri baskı ve terörü ile pasifize edilmiş olan kitleler, 1985 sonrasında dünya ekonomik buhranının şiddetinin azalmasına paralel olarak ortaya çıkan ekonomik gelişmelerle yüzyüze gelmişlerdir. Günümüzdeki tüm ideolojik ve politik olgular, bu ikili gelişimin ürünü olmuştur. Bu ikili yönün birisi ihmal edilerek olguların doğru bir biçimde belirlenmesi ve tahlil edilmesi olanaksızdır.<br />
      Diyebiliriz ki, geri-bıraktırılmış ülkelerin ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel vb. her alanda gerçek ve kalıcı bir gelişmeye ulaşabilmesinin önündeki en temel engel, emperyalizm ve emperyalist sömürüdür. Emperyalizmden ve emperyalist sömürüden kurtulabilmenin tek yolu ise, ülkenin bağımsızlığını elde etmesidir. Bu da, günümüzde bir halk kurtuluş savaşı verilmeksizin gerçekleştirilemez. Bu savaşın verilebilmesinin en büyük engeli ise, halk kitlelerinin düzene karşı tepkisi ile oligarşi arasında kurulmuş olan suni dengedir. Suni dengenin bozulması, devrimci mücadelenin günümüzdeki en temel görevi durumundadır. Bu görev, kaçınılmaz olarak, suni dengenin oluşumu ve sürdürülmesini sağlayan temel etmenlere karşı mücadele edilmesini gerektirir. &#8220;Globalizm&#8221; propagandasına ve demagojisine karşı mücadele, suni dengeyi bozmaya yönelik savaşın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu da, emperyalizmin ve emperyalist sömürünün niteliğinin ve günümüz koşullarında biçimlenişinin kitlelere açık ve net biçimde gösterilmesi ve kavratılmasını gerektirir.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Evrendeki En Mütevazı İnsanım]]></title>
<link>http://gundemyorum.wordpress.com/2007/05/04/kapitalizm/</link>
<pubDate>Fri, 04 May 2007 14:19:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>senginy</dc:creator>
<guid>http://gundemyorum.wordpress.com/2007/05/04/kapitalizm/</guid>
<description><![CDATA[Çelişkili ve dengesiz benliğimi yansıtan paradoksal ve komik rumuz.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Çelişkili ve dengesiz benliğimi yansıtan paradoksal ve komik rumuz.]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ABARTILMIŞ/KULLANILAN CİNSELLİK]]></title>
<link>http://ipsikoloji.wordpress.com/2007/04/08/abartilmiskullanilan-cinsellik-2/</link>
<pubDate>Sun, 08 Apr 2007 11:15:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>idusunce</dc:creator>
<guid>http://ipsikoloji.wordpress.com/2007/04/08/abartilmiskullanilan-cinsellik-2/</guid>
<description><![CDATA[İnsanın cinselliği tabiatının gereği var olan bir gereksinmedir.İnsanın ihtiyaçlar hiyerarşisi vardı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[İnsanın cinselliği tabiatının gereği var olan bir gereksinmedir.İnsanın ihtiyaçlar hiyerarşisi vardı]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
