<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>sufli &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/sufli/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "sufli"</description>
	<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 00:03:14 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Sufli Jado ka Ilaj (PDF)]]></title>
<link>http://shaikhsohail.wordpress.com/2008/11/10/sufli-jado-ka-ilaj-pdf/</link>
<pubDate>Mon, 10 Nov 2008 07:27:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>Sohail Ahmed Shaikh</dc:creator>
<guid>http://shaikhsohail.wordpress.com/2008/11/10/sufli-jado-ka-ilaj-pdf/</guid>
<description><![CDATA[Download Book &#8220;Sufli Jado ka Ilaj&#8221; PDF]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Download Book &#8220;Sufli Jado ka Ilaj&#8221; PDF]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kadin dünyasina dogru]]></title>
<link>http://kumrum.wordpress.com/2008/08/29/kadin-dunyasina-dogru/</link>
<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 05:17:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>kumrum</dc:creator>
<guid>http://kumrum.wordpress.com/2008/08/29/kadin-dunyasina-dogru/</guid>
<description><![CDATA[Ünal Livaneli . İbrahim Saraçoğlu . Abdullah Purtaş . Bülent Zülfikar . Farika Teymur Artır . Gülay ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://www.kadinpenceresi.com/unal-livaneli/index.asp">Ünal Livaneli</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/ibrahim-saracoglu/index.asp">İbrahim Saraçoğlu</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/abdullah-purtas/index.asp">Abdullah Purtaş</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/bulent-zulfikar/index.asp">Bülent Zülfikar</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/farika-teymur-artir/index.asp">Farika Teymur Artır</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/gulay-atasoy/index.asp">Gülay Atasoy</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/mehtap-kayaoglu/index.asp">Mehtap Kayaoğlu</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/mine-izgi/index.asp">Mine İzgi</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/osman-denizhan-ozgun/index.asp">Osman Denizhan Özgün</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/erkan-topuz/index.asp">Prof. Dr. Erkan Topuz</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/mehmet-emin-ay/index.asp">Prof. Dr. Mehmet Emin Ay</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/osman-muftuoglu/index.asp">Prof. Dr. Osman Müftüoğlu</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/sait-camlica/index.asp">Sait Çamlica</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/senai-demirci/index.asp">Senai Demirci</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/vehbi-vakkasoglu/index.asp">Vehbi Vakkasoglu</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/yasemin-ucal/index.asp">Yasemin Uçal</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/yasemin-yalcin-aktosun/index.asp">Yasemin Yalçın Aktosun</a> . <a href="http://www.kadinpenceresi.com/yavuz-bulent-bakiler/index.asp">Yavuz Bülent Bakiler</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Msn'nizden kimler geldi kimler gecti ogrenin..]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/25/msnnizden-kimler-geldi-kimler-gecti-ogrenin/</link>
<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 07:23:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/25/msnnizden-kimler-geldi-kimler-gecti-ogrenin/</guid>
<description><![CDATA[Msn hesabı aldınız alalı kimi kişileri ekler kimi kişileri sıkılır silersiniz hani. Gelin şöyle bir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="color:#008000;"><strong>Msn hesabı aldınız alalı kimi kişileri ekler kimi kişileri sıkılır silersiniz hani. Gelin şöyle bir eskiye uzanalım msn kullanmaya başladınız başlayalı kimleri eklediniz kimleri sildiniz kimlerde msn hesabı vardı. Sildiklerinizden online kişi varmı yokmu hepsinin cevabı aslında çok basit bilmeyen arkadaşlar için açıklıyorum.<br />
</strong></span><!--more--><br />
<span style="color:#008000;"><strong> Mail adresinize giriş yaptığınızda TODAY-MAIL-CALENDAR ve CONTACT başlıkları görürsünüz burdan contact başlığına tıkladığınızda msn aldınız alalı kimleri eklediniz, kimleri sildiniz, ilk kimi eklemişsiniz gibi sorularınızın yanıtını bulabilirsiniz. Ve bir şey daha yanında msn ikonu olmayan kişi sizi silmiş demektir. SAYGILARIMLA.</strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Şairler, yazarlara göre genç ölüyor]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/22/sairler-yazarlara-gore-genc-oluyor/</link>
<pubDate>Sun, 22 Jun 2008 06:55:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/22/sairler-yazarlara-gore-genc-oluyor/</guid>
<description><![CDATA[Kaliforniya Üniversitesi&#8217;nde görevli Prof. James C. Kaufmann, yaptığı bir araştırmayla şairler]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kaliforniya Üniversitesi&#8217;nde görevli Prof. James C. Kaufmann, yaptığı bir araştırmayla şairlerin yazarlardan daha erken öldüğünü belirledi.</p>
<p>Kaufmann, 390 yıllık süre içinde Türk yazar ve şairlerin de aralarında bulunduğu, Amerikan, Çin, Doğu Avrupalı 987 yazar ve şairin yaşam serüvenlerini inceledi.<!--more--></p>
<p>İngiliz The Guardian gazetesinde yayınlanan araştırmada Prof. Kaufmann bir şairin hayatının ortalama olarak oyun yazarından bir yıl, roman yazarından 4 yıl, roman dışı kitapların yazarlarından ise 5-6-10 yıl kadar daha kısa olduğunu belirledi.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yazar Olmak İçin!]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/21/yazar-olmak-icin/</link>
<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 08:04:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>kumrum</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/21/yazar-olmak-icin/</guid>
<description><![CDATA[Arkadaslar, Sitemizin buyumesiyle birlikte artik her uye olani direk yazar yapmamaya karar verdim. T]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Arkadaslar,</p>
<p>Sitemizin buyumesiyle birlikte artik her uye olani direk yazar yapmamaya karar verdim. Tabii bu demek degil ki artik yeni yazarlar olmayacak! Sadece tedbiri elden birakmamak acisindan boyle birsey yaptim.</p>
<p>Simdi eminim ki icinizde cok engin bilgilere sahip ve bu bilgileri paylasmak isteyen ender arkadaslarim vardir. Eger yazar olmak istiyorum diyorsaniz lutfen bir adet makale yazip mail adresime gonderiniz. Akabinde Yazarlik hakki elde edebilirsiniz.</p>
<p>Bu basit tedbir icinde beni bagislayiniz.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[e-Yazar Olmak]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/21/e-yazar-olmak/</link>
<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 08:01:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>kumrum</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/21/e-yazar-olmak/</guid>
<description><![CDATA[Okuryazarlık. Okumayı bilmek, okuduğunu anlamak ve düşüncelerini bir şekilde kaleme almak olarak açı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Okuryazarlık. Okumayı bilmek, okuduğunu anlamak ve düşüncelerini bir şekilde kaleme almak olarak açıklanabilir. Daha başka açıklamaları da vardır, olabilir veya farklı anlamlar yüklenebilir ancak ben bu şekilde sade bir yaklaşımla değerlendirmeyi uygun buluyorum.</p>
<p>Teknolojik gelişmeler, artan imkanlar, ulaşılabilirlik ve internet. Bunlar okuryazarlığa yeni bir boyut kazandırdı. Çünkü artık okumak veya yazmak için yepyeni olanaklarımız var. Eskilerin önüne eklenen bir “<strong>e-</strong>” ekletisiyle ifade edilebilecek olanaklar bunlar; <strong>e-</strong>kitap, <strong>e-</strong>dergi, <strong>e-</strong>gazete, <strong>e-</strong>sohbet vs …<!--more--></p>
<p>Bu durumda <strong>e-yazarlık</strong> ve <strong>e-okurluk</strong> tanımlarının yapılması gerekmez mi ? <span style="text-decoration:underline;">Bence</span> gerekli …</p>
<p>Bu yazıda sadece e-yazarlık kısmına değinmek istiyorum. Bir süredir gözlemlediğim ve rahatsız olduğum noktaları ifade etmeye çalışacağım.</p>
<p>Yukarıda bahsettiğim gelişmeler ile bilgi girişi yapabileceğimiz, yazarı olacağımız, kısaca, bir şekilde katılımda bulunabileceğimiz çok sayıda ortam oluştu. Bu sanal ortamlar beraberinde sanal kimlikleri, denetimsiz içeriği ve bilgi kirliliğini getirdi. Kişiler görünmez olduklarını ve sahip oldukları gücün sınırsız olduğunu düşündüklerinden, ürettikleri konusunda herhangi bir sınır içerisine kendilerini sokmaz oldu. Sonuçta kendi oluşturdukları kimlikler altında, istedikleri konularda, istedikleri bakış açısıyla ve özgürce yazabilir hale geldiler.</p>
<p>Neredeyse tamamen sanal olan bu ortamda denetim yapmanın aslında pekte mümkün olmaması ve yapılacak olan denetimin özgürlüklerin kısıtlanmasına kadar uzanabilecek olması çeşitli sıkıntıları beraberinde getirdi. Tahmin edilemeyecek kadar çok sayıda yazarımızın, yorumcumuzun ve uzmanımızın olduğunu öğrendik.</p>
<p>Kişilerin katılımcı olması, bilgilerini ve yorumlarını paylaşması kesinlikle çok yararlıdır. Hataların görülmesi, ileriye gitmek ve daha fazla üretmek adına paylaşım her zaman gereklidir. Farklı bakış açıları ile çok farklı sonuçlara ulaşılabilir ve hatta gözden kaçan noktalar görülebilir.</p>
<p>Ancak günümüzde özellikle internette yaşanan bilgi kirliliği, bilgi tekrarı, doğru olmayan bilgi akışı, taraflı içerikler, kalitesiz içerikler vb. nedeniyle e-yazarlık tanımının yapılması gerektiğini düşünüyorum. Sanal kimliklerin arkasına sığınarak veya sığınmadan, çeşitli platformlarda veya araçalar aracılığı ile yapılan yayınlarda bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ABD'li askerin tarihe geçecek itirafı]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/18/abdli-askerin-tarihe-gececek-itirafi/</link>
<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 10:41:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>imdat</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/18/abdli-askerin-tarihe-gececek-itirafi/</guid>
<description><![CDATA[Irak&#8217;ta cami bombalayan, işkence yapan, cinayet işleyen bir ABD askeri yaptıklarını basın önün]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Irak&#8217;ta cami bombalayan, işkence yapan, cinayet işleyen bir ABD askeri yaptıklarını basın önünde itiraf etti. İşte ABD&#8217;li askerin tarihe geçecek tüyler ürperten Irak itirafları:</p>
<p>2003 yılından bu yana Irak&#8217;ı işgal altında tutan ABD Ordusunda görev yapan bir askerin tüyler ürperten itirafları gazetecileri şoka uğrattı. İtiraflarıyla basının önüne çıkan ABD askeri yaptıklarının pişmanlığıyla tüm olaylara açıklık getiriyor. Cami bombalamadan işkencelere, silahsız sivil cinayetlerinden dayak sıkandallarına kadar her türlü vahşeti gerçekleştirdiklerini anlatan ABD askeri yaptıklarını da barkovizyondaki fotoğraf ve görüntülerle tek tek açıklıyor. Tüyler ürperten görüntülerde bir cami minaresinin vurulması olayı, yolda yürüyen suçsuz ve silahsız bir adamın ailesinin gözü önünde vurulması, gece baskınları, işkenceler ve bunun gibi bir çok vahşete açıklık getiriliyor.<!--more--></p>
<p>İşte ABD ordusunda Makineli tüfek nişancısı olarak görev yapan ABD askerinin itirfaları:</p>
<p>&#8220;ABD Ordusu Deniz Kuvvetleri 3. Tabur &#8216;Kilo&#8217; bölüğünde makineli tüfek nişancısı olarak görev yaptım&#8221;</p>
<p>ŞİŞMAN ADAMIN ÖLDÜRÜLMESİ</p>
<p>&#8220;Bu adam masumdu. Adını bilmiyorum. Ona &#8216;şişman adam&#8217; adını takmıştım. Evine doğru yürüyordu. Onu arkadaşlarının ve babasının gözünün önünde vurdum. Silahımdan çıkan ilk kurşunlar onu öldürmedi. Boynundan yaralanmıştı. Çığlık atmaya başladı ve gözlerimin içine baktı. Yanımda bulunan arkadaşıma döndüm ve ona &#8216;bunun olmasına izin veremem&#8217; dedim. Silahımı bir daha ateşledim ve işini bitirdim. Ailesi gelip cesedini aldı. Cesedi yedi kişi ancak taşıyabiliyordu.&#8221;</p>
<p>ÜSTLERİMİZ TEBRİK ETTİ</p>
<p>&#8220;İlk &#8216;cinayetlerimizden sonra, üstlerimiz bizi tebrik etti. Bölük komutanım beni ve bölükteki diğer arkadaşlarımı şahsen tebrik etti. Bu şahıs, bize daha önce &#8216;Kim ilk &#8216;cinayeti&#8217;ni bıçakla gerçekleştirirse, Irak&#8217;tan dönüşte onu ödüllendireceğim&#8217; diyen şahıstı.</p>
<p>3. CİNAYETİN ÖYKÜSÜ</p>
<p>&#8220;Elimde Irak&#8217;ta çektiğimiz bazı görüntüler ve fotoğraflar var. Bu resimde gördüğünüz bisiklete binen adam, benim üçüncü &#8216;onaylanmış cinayet&#8217; imdi. O gün CBS televizyonundan bir kameraman da yanımızdaydı fakat o diğer mangalarla gitti. Bu yüzden, ben ve diğer iki arkadaşım cinayetleri işledikten sonra öldürdüğümüz kişilerin fotoğraflarını çekiyorduk. Savaş bölgesinde görev aldığımız için heyecanlıydık.&#8221;</p>
<p>GAZETECİLERE BELLİ ETMİYORDUK</p>
<p>&#8220;Yanımızda muhabirler olduğunda, hareketlerimiz değişiyordu. Herşeyi kuralına uygun yapıyorduk.&#8221;</p>
<p>MİNAREYİ ÖFKELENDİĞİMİZ İÇİN VURDUK</p>
<p>(Minareye ateş açılması görüntüsü) &#8220;Bu görüntüler, bölüğümüzden bir asker vurulduktan sonra çekildi. Bizim için bu, öfkemizi dışa vurmanın bir yoluydu. Camiye ateş açmanın yasal olup olmadığını bilmiyorduk fakat bütün askerler yapıyordu çünkü öfkeliydiler.&#8221;</p>
<p>GECE BASKINLARINDA AİLE REİSLERİNİ ELLERİMİZLE BOĞARAK ÖLDÜRDÜK</p>
<p>(Gece baskını fotoğrafları), &#8220;Baskınlar çoğunlukla sabaha karşı saat 3&#8242;te yapılıyordu. Kapıları tekmeyle açıyor ve aileleri korkutuyorduk.&#8221;</p>
<p>(Elleri bağlanmış, yere çökmüş Iraklı&#8217;nın fotoğrafı) &#8220;Onu tutuklattım. Ne zaman öfkelensem, sinirimi ondan alıyor ve boğmaya çalışıyordum.&#8221;</p>
<p>&#8220;Baskına gittiğimiz evlerde ailenin reisi sorun çıkarırsa, istediğimiz gibi icabına bakıyorduk. Bazen onları ellerimizle boğuyor, bazen de kafalarını duvara vuruyorduk.&#8221;</p>
<p>BUNLAR GİBİ BİNLERCE HİKAYE VAR</p>
<p>&#8220;Şimdi burada benimle oturan herkesin buna benzer hikayeleri var. Şimdiye kadar Irak&#8217;a 1 milyondan fazla asker gitti ve geldi. Yani, bunun gibi binlerce hikaye var.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bugün burada bunları anlatabildiğim için mutluyum. Bu mutluluk sadece benim değil, buraya gelip de Irak&#8217;ta yaşadıklarımızı, yaptıklarımızı anlatamayacak durumda olan arkadaşlarımın da mutluluğu.&#8221;</p>
<p>PİŞMANIM</p>
<p>&#8220;Bunlar benim itiraflarım. Masum insanlara karşı geçmişte duyduğum nefret ve onları maruz bıraktığım yıkım için üzgün olduğumu söylemek istiyorum. Bunları yapan diğer askerler adına da üzgün olduğumu söylemek istiyorum.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yaptıklarımız, o zamanlar, bizim için normal görünüyordu. Fakat gerçekte normal şeyler değil. Bunlar hala yaşanıyor. İnsanlar, bu savaşta neler yaşandığını sorgulayana kadar da bunlar devam edecek.&#8221;</p>
<p>İHA</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[AKIL NEREYE GİDİYOR?]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/akil-nereye-gidiyor/</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 23:57:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>kumrum</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/akil-nereye-gidiyor/</guid>
<description><![CDATA[Amerika Birleşik Devletlerinin bomba pazarını elinde tuttuğu gün gibi aşikardı. Gazete sayfasına yan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span class="YaziFontu">Amerika Birleşik Devletlerinin bomba pazarını elinde tuttuğu gün gibi aşikardı. Gazete sayfasına yansıyan habere göre ABD, Suudi idaresine akıllı mı akıllı bonba satışı yapacakmış! Ama, daha da önemli bir şey varmış gazete haberine göre: Satış işleminde İsrail`i kayıracak, ona, Suudiler`inkinden daha da akıllı bomba satacakmış!</p>
<p>Vatandaşlar, gazeteden haberi okurlar da, Bilgiç Dayı`ya, kafalarında oluşan soruyu sormazlar mı? Sorarlar. Sormak için Bilgiç Dayı`ya geldiler. O`na; </span><!--more--><br />
<span class="YaziFontu"><br />
&#8220;Akıllı ve daha akıllı bombaların satılacağını anladık Bilgiç Dayı!&#8220; dediler. &#8220;Ya daha daha akıllı bombalar yapılırsa ne olacak?&#8220;</p>
<p>Bilgiç Dayı;</p>
<p>&#8220;Onlar da, ABD`nin kendine kalacak!&#8220; diyerek cevap verdi. &#8220;Aklınız nerede diye soranlara, işte burada, demek için!&#8220;</p>
<p>*	*	* </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MECLİS`İN MÜÇTEHİDİ]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/meclisin-muctehidi/</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 23:53:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>kumrum</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/meclisin-muctehidi/</guid>
<description><![CDATA[Üniversitelerde başörtü yasağının kaldırılması için yapılan çalışmalarda, Meclis çalkalanıp duruyord]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span class="YaziFontu">Üniversitelerde başörtü yasağının kaldırılması için yapılan çalışmalarda, Meclis çalkalanıp duruyordu. İktidar tarafındaki üyeler, kalkması için gerekçe öne sürüyor, muhalefete mensup üyeler ise, endişelerini dile getirip, hırçınlaşıyorlardı. Muhalefetin Lideri Deniz Balkal ise, makul izahta bulunmaya çalışıyordu Meclis kürsüsünden. İslamiyet`i dile getirip, örtü hakkında fetvalar sunuyordu.</p>
<p>Ahmet Hakan, çerçeveyi kaçırmadı. Deniz Baykal`ı sütununa konu edip, O`na, &#8220;İmam-ı azam Baykal Hazretleri&#8220; ünvanını yakıştırıverdi. </span><!--more--><br />
<span class="YaziFontu"><br />
Renkli atışmalardan renk renk olan vatandaşlar, Bilgiç Dayı`ya geldilar. O`na;</p>
<p>&#8220;Söylesene Bilgiç Dayı!..&#8220; dediler. &#8220;Sayın Baykal bu çıkışlarıyla ne yapmaya çalışıyor?&#8220;</p>
<p>Bilgiç Dayı;</p>
<p>&#8220;Müthiş bir şey yapmaya çalışıyor!&#8220; diyerek cevap verdi. &#8220;Meclis`te, fetvacı eksikliğini farketmiş; oluşsun diye, hazırlığını yapıyor!&#8220; </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[DEMOKRASİNİN CİLVESİ]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/demokrasinin-cilvesi/</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 23:51:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>kumrum</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/demokrasinin-cilvesi/</guid>
<description><![CDATA[Politika arenasında, söz düellosu devam ediyordu. Ülkenin ilerlemesi-ilerlememesi konu edildiğinde, ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span class="YaziFontu">Politika arenasında, söz düellosu devam ediyordu. Ülkenin ilerlemesi-ilerlememesi konu edildiğinde, İktidardaki lider, sert bir konum aldı; `karanlığa tükürenler` olduğunu dile getirip, &#8220;Siyasetçiler arasında bile, Türkiye`nin kalkınmasını ve istikrarını istemeyenler var&#8220; deyiverdi.</p>
<p>Bu sözler duyulduğunda, aldı mı vatandaşları endişe! O endişe içinde Bilgiç Dayı`ya geldiler. Hassasiyet gösteren tavırla; </span><!--more--><br />
<span class="YaziFontu"><br />
&#8220;Söyle Bilgiç Dayı, söyle!&#8220; dediler. &#8220;Türkiye`nin kalkınmışlığını ve istikrarını istemeyenlerin siyaset kurumunda işleri ne?&#8220;</p>
<p>Bilgiç Dayı;</p>
<p>&#8220;Demokrasi özgürlüğünden arkadaşlar, demokrasi özgürlüğünden!&#8220; diyerek cevap verdi. &#8220;Her yaşantıya izin verilecek, her tip düşünce serbest olacak vaadleri vardı ya, işte onun yüzünden!&#8220;</p>
<p>*	*	* </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Osmanli Tarihi" Yazarlari]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/osmanli-tarihi-yazarlari/</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 23:48:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>imdat</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/osmanli-tarihi-yazarlari/</guid>
<description><![CDATA[1299-1922 yillari arasinda 623 yil yasamis olan Osmanli Imparatorlugu hakkinda 5 asirdir birçok eser]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span class="XTnCnt">1299-1922 yillari arasinda 623 yil yasamis olan Osmanli Imparatorlugu hakkinda 5 asirdir birçok eser yazilmistir. Osmanli&#8217;nin askeri, siyasi, sanat ve uygarlik tarihi zengin sayfalarla doludur. Bu nedenle her yabanci dilde Osmanliyi anlatan bir çok eser vardir. Türkçe olarak yayinlanmis eserlerin konu ve yayin durumlari yaninda yazarlarinin yasamlari da bu eserde verilmistir. Bu eserin ön sözü de size tamalayici bilgi verecektir. &#8220;Osmanli Tarihi&#8221; yazarlari adli bu eserin 20 yil önceki ilk baskisi için söylenen sözler arasinda sunlar yazili idi:</span><!--more--><br />
<span class="XTnCnt"><br />
Son Havadis: 30.11.1982, Kitaplar Arasinda, Kami Suveren.</p>
<p>&#8220;Yazarin genis bir tarih bilgisi ve mükemmel bir arsivi oldugu kanisindayiz. Bayrak, bir ansiklopedi niteligindeki bu eserinin önsözünde &#8220;savas, siyaset, sanat ve uygarlik tarihlerine ait eserler yazmis olan Türk ve yabanci tarihçileri&#8221; böyle bir kitapta topladigini belirtiyor, Tarihe merakli olanlarin mutlak ilgilenecekleri bir çalisma.&#8221;</span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[cem yılmazın sonu ne olacak ?]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/cem-yilmazin-sonu-ne-olacak/</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 06:25:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>imdat</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/cem-yilmazin-sonu-ne-olacak/</guid>
<description><![CDATA[Türkiye&#8217;yi gürdüren adam Cem Yılmaz&#8217;ın, İstiklal Marşı&#8217;ndan esinlenerek yazdığı bi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Türkiye&#8217;yi gürdüren adam Cem Yılmaz&#8217;ın, İstiklal Marşı&#8217;ndan esinlenerek yazdığı bir şiir, şu sıralarda elden ele dolaşıyor. Cem Yılmaz, bu şiirinde Türkiye&#8217;nin sorunlarını ele alarak ülkemiz gerçekleri hakkında inanılmaz tespitler yapıyor. İşte Cem Yılmaz&#8217;ın Türkiye&#8217;nin durumuna mizahi, ve bir o kadar da entelektüel bakış açısıyla yazmış olduğu şiir: <!--more--></p>
<p>İSTİKBAL MARŞI</p>
<p>Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!<br />
Dönmeyip Amerika&#8217;da, arlanmaksızın yaşayacak!.<br />
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,<br />
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!</p>
<p>Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!<br />
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!<br />
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,<br />
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!</p>
<p>Ben ezelden beri aç yaşadım, aç yaşarım!<br />
Hangi hükümet beni kurtaracakmış, şaşarım!<br />
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!<br />
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!</p>
<p>Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,<br />
Benim .ceğiz, .cağız diyen bir hükümetim var!<br />
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar?<br />
&#8216;Avrupa Birliği&#8217; denen tekdişi kalmış canavar!</p>
<p>Arkadaş, Meclis&#8217;e namusuyla çalışanları uğratma sakın!<br />
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!<br />
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,<br />
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!</p>
<p>Yaktığın yerleri &#8216;orman&#8217; diyerek geçme, tanı!<br />
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!<br />
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,<br />
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!</p>
<p>Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!<br />
Semizlettin Apo&#8217;yu, mezarında dönsün Şüheda!<br />
Uydurma kanunlarla Meclis&#8217;ten getirin seda!<br />
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!</p>
<p>Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?<br />
Yediginiz herzelere başka ne demeli!<br />
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,<br />
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!</p>
<p>O zaman durur belki gözümden akan yaşım,<br />
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,<br />
O zaman boşa gitmez yıllarsüren uğraşım!<br />
HESABINI VERİP DE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,</p>
<p>Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!<br />
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,<br />
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!<br />
Hakkıdır &#8216;garip yaşamış vatandaş&#8217;ın da gülmek,<br />
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!</p>
<p>Cem YILMAZ</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[3 Doğru Bir Yanlışı Götürmez mi?]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/3-dogru-bir-yanlisi-goturmez-mi/</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 06:14:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>BirIz</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/3-dogru-bir-yanlisi-goturmez-mi/</guid>
<description><![CDATA[İlk bölümde, 2008&#8242;den sonra kaldırılacağı söylenen OKS sınavı ile birlikte SBS ve ÖSS sınavlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>İlk bölümde, 2008&#8242;den sonra kaldırılacağı söylenen OKS sınavı ile birlikte SBS ve ÖSS sınavları hakkında, her anne babanın ve sınavlara girecek öğrencilerin mutlaka bilmeleri gereken teknik ve yapısal bilgiler yer almaktadır. Sınav hazırlık süreci içinde bilinmesi gereken bu bilgiler sayesinde, ileride karşılaşılması muhtemel pek çok sorunu daha en başta çözmüş olacaksınız. İlave edilen sık sorulan sorular bölümüyle, sınavlar konusunda kafanıza takılan pek çok sorunun cevaplarını bizzat konu uzmanları tarafından verilen bilgilerle öğrenmiş olacaksınız. İkinci bölüm, anne babalar için ayrılmıştır. İster ÖSS isterse OKS olsun, tüm sınavlara hazırlanacak gençlerin anne babaları için, sınav hazırlık süreci içinde karşılaştıkları sorunlara karşı çözüm önerileri sunulmaktadır. Çocukları yakın zaman içinde sınava girmeyecek bile olsa, her anne babanın er ya da geç öğrenmek zorunda kalacağı bu bilgiler sayesinde, sınav öncesinde ve sonrasında, çocuklarınızın başarısını artırmak için nasıl destek sağlayabileceğinizi öğrenecek ve onlara daha bilinçli biçimde yaklaşmış olacaksınız.            <!--more--></p>
<p>Üçüncü bölüm, öğrenci arkadaşlara hitap edecek türde hazırlanmıştır. Öğrenciler, hem okul hem dershane boyunca sınava hazırlık sürecinde, soruları çözebilmek için gereken teknik bilgileri fazlasıyla öğrenmiş olmaktadırlar. Oysa artık, bilgi tek başına sınav geçmeye yeterli olamamaktadır. Artık herkes bir şekilde aynı bilgilere sahip olabilmektedir. Artık asıl ayırıcı unsur bilgi olmaktan çıkmış, o bilgileri etkili biçimde kullanabilmeye doğru kaymıştır. Bu bölüm boyunca, hem sınav tekniği hakkında hem de sınavlara çalışma konusunda işe yaracak çok özel bilgileri sizlere sunmaya gayret ettik.</p>
<p>Dördüncü bölümde ise sınavlarda Türkiye çapında büyük başarılar göstermiş sınav şampiyonu gençlerimizin, arkadan gelen arkadaşlarına yaptıkları çok özel tavsiye ve önerilerin yer aldığı rehberlik bölümü bulunmaktadır.<br />
Ek bölümlerde ise kitap boyunca bahsi geçen konulara, gereken tüm ilave bilgi ve belgeler sizleri bekliyor olacaktır.Dileğimiz ve temennimiz odur ki, hem öğrenci arkadaşlarımız hem de onları yetiştiren değerli anne babaları için, faydalı ve işe yarar bir eser sunmuş oluruz. Gayret bizden, destek ise sizden.<br />
Güzel bir hayat sürmeniz dileği ile&#8230;<br />
-B.Tugay Keçeci<br />
-T. Tülay Parsak<br />
(Tanıtım Yazısından)</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ben nerde yanlış yaptım]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/ben-nerde-yanlis-yaptim/</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 06:09:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>imdat</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/ben-nerde-yanlis-yaptim/</guid>
<description><![CDATA[Hangi birinden bahsetmek gerek ki, şöyle durup geçmişe doğru bir baktığımızda yılların nasıl geçtiği]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Hangi birinden bahsetmek gerek ki, şöyle durup geçmişe doğru bir baktığımızda yılların nasıl geçtiğini anlayamaz insan! Belki şu an çok mutluyuz… belki de az… beklide hiç değiliz!<br />
Acaba bu günkü durumumuzu geçmişte yaptığımız hata veya başarılar mı belirledi? Şüphesiz bu, su götürmez bir gerçek.<br />
Formdaki “yanlış” kelimesi çok geniş bir kavram olarak kullanıldığı için, şahsen hangi konu üzerinde yoğunlaşacağımı saptayamıyorum. Yani bana göre doğru olduğu düşünülen herhangi bir şey, adına kavram diyelim. Yasaya göre veya ananeniye göre yanlış olarak lanse edilebilir. Bu sebeple ben, neyi nerede yanlış yaptığımı kestiremiyorum. İnsanlar yaptığı bir mutabakatta veya her hangi bir eylemde karlı çıkılmış ise son derece doğru iş yaptığını memnuniyeti ile dile getirir. Yok eğer zarar etmişse üzüntü duyarak nerede yanlış yaptım kanısına varır. <!--more-->Her kes az çok bir işlerle meşgul olurlar. Yani bu demek oluyor ki; bir kişi ne kadar az başarı elde edebilmiş ise ya fırsattan yoksun kalmıştır yada çok fazla yanlışları olmuştur ve bu sebepten dolayıdır ki yanlışları yüzündeki burukluk ifadesine yansır ! Bir de olayın şu tarafı var ki bu da pek yabana atılır cinsten değil. Bir vakit güçlü olursunuz erkiniz geçer sırf kendi şahsi menfaat ve çıkarlarınız için birilerini ezmeniz gerekiyor ve eziyorsunuz da. Siz bu yapılan eylem ile karlı çıkıyorsunuz. Ama ne kadar sonra olur onu kestirmek mümkün değil yine bir vakitte vicdanınız sizden yaptığınız adaletsizliği ve eşit şartlarda mücadele etmeden haksızlık ederek kazandığınız başarıları kınayıp ve siz bundan da büyük bir pişmanlık duyarak ne kadar yanlış yaptığınızın farkına varırsınız. Benimde hayatta epey yanlışlarım oldu ama hangi birini kayda değer sayayım ki!<br />
Eğer sözün temeline indirgenirsek, şayet örnek olarak ele bir ilişkiyi alabiliriz. İnsanların sık sık yaşadıkları ve hayıflandığı en genel konulardan bir tanesi, iki insanın yaşadığı ilişkilerdir. İnsanlar eğer bu gün eşlerinden.. dostlarından…ayrılmışlar ise veya tarafın biri bitmesini istemediği halde son bulmuş ise, kendine hemen şu soruyu sorar “Ben nerde yanlış yaptım” Sanırım konuyu bir çok kişi bu şekille ele alabilir ama ben olayın birazda farklı tarafını anımsattım.<br />
Formu açan arkadaşım, teşekkür ederim.<br />
Öngörülü bir konuya temas ettiğiniz için de yüreğinize sağlık dilerim…</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ekonomi takıyye götürmez]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/ekonomi-takiyye-goturmez/</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 06:04:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/17/ekonomi-takiyye-goturmez/</guid>
<description><![CDATA[DEVLET Bakanı Ali Babacan, gazetelerin ekonomi müdürleriyle yaptığı toplantıda epeyce zorlanmış. Öze]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><strong>DEVLET </strong>Bakanı <strong>Ali Babacan</strong>, gazetelerin ekonomi müdürleriyle yaptığı toplantıda epeyce zorlanmış. Özellikle <strong>Faik Öztrak</strong>&#8216;ın görevden alınmasıyla ilgili sorulara doyurucu yanıt veremediğini, arkadaşlarımızın hemen hepsi yazmış&#8230;</strong></p>
<p><strong>Babacan</strong> burada zorlanmış ama bazı sorularda sıkışmamak için doğru söylememeyi tercih etmiş. Arkadaşlar IMF&#8217;in, 1.6 milyar dolarlık 4. gözden geçirme parasını bile taksitlendirdiğini hatırlatınca, <strong>&#8216;Taksitlendirmeyi biz istedik&#8217;</strong> demiş&#8230;<!--more--></p>
<p><strong>Babacan</strong>&#8216;ın bu yanıtı kesinlikle doğru değil&#8230;</p>
<p><strong>Babacan</strong>, iki haftanın bu tartışmayla geçtiğini, IMF anlaşmasının bu nedenle uzadığını, <strong>&#8216;Kesinlikle bunu kabul edemeyiz&#8217;</strong> diye rest çekip, sonunda IMF&#8217;in bu talebini kabul etmek zorunda kaldıklarını, kimsenin bilmediğini mi zannediyor? IMF&#8217;le anlaşma uzayınca, eurobond&#8217;lardan kaynaklanan büyük sıkıntı çıktığını, Merkez Bankası&#8217;nın döviz likiditesi için faizleri düşürmek zorunda kaldığını, hafta sonunda büyük patronların Erdoğan ve Gül ile Dışişleri Konutu&#8217;nda toplanıp, <strong>&#8216;Ne  talepleri varsa kabul edip IMF&#8217;le anlaşın, yoksa piyasaları tutmak mümkün olmaz&#8217;</strong> diye uyardığını, bunun üzerine alelacele talepleri kabul edip, hafta sonunda anlaşma sağlandığını ilan ettiklerini, bütün bu gerçekleri yok mu zannediyor.</p>
<p>O zaman IMF Başkan Yardımcısı <strong>Anne Krueger</strong> neden <strong>&#8216;Hükümetin hemen güven sağlaması lazım&#8217;</strong> diye açıklama yapıyor. Krueger&#8217;ın sapmalara ilişkin eleştirisini de <strong>&#8216;Bizden önceki dönemde sapma olmuş&#8217; </strong>diye geçiştirmeniz mümkün mü?</p>
<p>Eğer işler bu kadar iyiyse, IMF dediğiniz kadar güven duyuyorsa, siz hiç hata yapmadıysanız; o zaman IMF Başkanı Koehler, neden sizle o tür bir konuşma yaptı. Neden <strong>Köhler&#8217;</strong>in sorularına vahim hatalarla yanıt verdiniz ve gelen ağır eleştirileri nasıl içinize sindirebildiniz? Neden <strong>Krueger</strong> sizle yeniden baş başa görüşme gereği duydu, aslında bizim memurumuz olan Kiekens bile size neden o kadar çıkıştı?</p>
<p>Yapmayın, siyasette yutturabilirsiniz ama, ekonomi yalan ve takiyye götürmez&#8230;</p>
<p><strong>MERKEZ BANKASI&#8217;NDAN HÜKÜMETE BRİFİNG</p>
<p></strong>Devlet Bakanı Babacan, faizlerle ilgili sorulara, <strong>&#8216;faizler emirle düşmez&#8217;</strong> yanıtı vermiş. Çok doğru, bir bakanın yapması gereken bir açıklama ama bu söyleminde samimi olup olmadığı konusunda ciddi şüpheler var. Kendisi böyle düşünüyor olsa bile, <strong>Erdoğan</strong> ya da <strong>&#8216;parti büyükleri&#8217;</strong>nden talimat gelince ne yapacak, şüpheli&#8230;</p>
<p>Geçtiğimiz son bir-kaç aylık dönemde, Irak Savaşına rağmen piyasaların bu kadar sakin seyretmesinde, sadece ve sadece Merkez Bankası&#8217;nın etkisi olduğunu kimse unutmamalı. Eğer bu sürede, Hükümetin tezkere başta olmak üzere, yaptığı vahim hatalar hatırlanırsa, herkes herhalde şu savımızı kabul edecektir: <strong>&#8216;Eğer Merkez Bankası özerk olup kendi başına karar vermeseydi, iş zerre kadar güvenin kalmadığı Hükümete kalsaydı, Türkiye ekonomisi Irak savaşı dönemini kaldıramazdı.&#8217;</p>
<p></strong>İşte bugün Merkez Bankası Bakanlar Kurulu&#8217;na brifing verecek. Bu rutin yapılan bir toplantı ama bu kez faizler nedeniyle büyük önem taşıyor. Geçen haftaki toplantıda faizler konusundaki bazı bakanların kestikleri ahkam, orada kalmalı. Hükümet hata yapıp da, faizler konusunda Merkez Bankası ile çatışmamalı&#8230;</p>
<p>Piyasalara da iş düşüyor. Bütün bankalar daha fazla kar yazmak için faizlerde hızlı düşüş istiyor. Ancak unutmamalılar; Merkez Bankası ne yaptığını biliyor..</p>
<p>Ne zaman, ne kadar indirim yapılacağına  Merkez Bankası karar verir.</p>
<p>Piyasalar aşırı iyimserlik içinde. Bütün hedefleri Haziran sonu bilançoları ve bütün banka yöneticileri &#8216;kár baskısı&#8217; altında. Bütün bunlar normal de, piyasa oyuncuları bari geçmişten aldıkları dersleri hatırlayıp, bu kez, biraz yukarı çıkıp tepeden baksınlar ve daha sakin ve sağduyulu olsunlar. Aksi takdirde hepsi altında kalacak.</p>
<p>Hangi anlayışa sahip bir hükümetle, bakanlarla işin götürüldüğünü unutmasınlar..</p>
<p><span class="yazarisim">Erdal SAĞLAM</span> &#8211; Hürriyet</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Ben bu seçimden ne anladım?]]></title>
<link>http://sonuclar.wordpress.com/2008/06/15/ben-bu-secimden-ne-anladim/</link>
<pubDate>Sun, 15 Jun 2008 04:45:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>Harfiyen</dc:creator>
<guid>http://sonuclar.wordpress.com/2008/06/15/ben-bu-secimden-ne-anladim/</guid>
<description><![CDATA[Tanıklık ettiğim ve az çok hatırladığım ilk seçimim 1977 seçimleriydi. Dokuz yaşındaydım ve nedenini]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Tanıklık ettiğim ve az çok hatırladığım ilk seçimim 1977 seçimleriydi. Dokuz yaşındaydım ve nedenini pek çözememekle birlikte o yaşta bile memleket meselelerine meraklıydım.</p>
<p>Televizyonun karşısına tüneyip çok geç saatlere kadar sonuçları takip ettiğimizi hatırlıyorum. Hatta hafızam beni yanıltmıyorsa, yattığımızda birinci parti başkaydı, kalktığımızdaysa başka.<!--more--></p>
<p>Bu seçimler beni hayal kırıklığına uğrattı.</p>
<p>Saat 19:00 da ilk sonuçlar geldiğinde skor belli olmuştu.</p>
<p>En hayvani hata payı bile AK Parti&#8217;yi tek başına iktidar olmaktan alıkoyamazdı.</p>
<p>Aylarca süren tansiyon, 30 saniyede bitiverdi yani.</p>
<p>Bi&#8217;tür erken boşalma gibi&#8230;</p>
<p>Oysa gecenin daha uzun sürmesini, daha heyecanlı olmasını isterdim.</p>
<p>Yapacak bi&#8217; şey yok. Hız çağındayız ve iyi/kötü tüm sonuçlarına da katlanmamız gerek.</p>
<p>Peki ben bu seçimden ne anladım?</p>
<p>Yıllar sonra bu seçimden aklımda kalanlar ne olacak?</p>
<p>Meydanlardan malzeme çok çıkmadı. Sıkıcı sıkıcı polemikler dışında pek hikaye yok.</p>
<p>Medya da meydanlara ayak uydurunca, yorum yapan milyarlarca bilirkişinin, vatandaşın vıdı vıdısından başka bi&#8217; numara yok.</p>
<p>Ancak çeşitli vesilelerle dile getirdiğim Necmettin Erbakan&#8217;ın televizyon şovları bağımlılık yarattı diyebilirim.</p>
<p>Aşağı yukarı on kişilik bir taraftar gurubu oluşturduk. Hocamızı televizyonda yakaladık mı birbirimize hemen haber verir olduk.</p>
<p>Peki ne öğrendik Erbakan Hoca&#8217;nın derslerinden.</p>
<p>Ders: 20&#8242;nci yüzyıl Haçlı Seferleri (HS 101), üç kredi&#8230;</p>
<p>Ders: Firavunlar Tarihi (FT 103), iki kredi&#8230;</p>
<p>Ders: İsrail Vilayetleri&#8217;nin gelişimi (ISVI 202), üç kredi&#8230;</p>
<p>Ders: Leopar Tankları&#8217;nda verimlilik (LEO 401), dört kredi&#8230;</p>
<p>Ders: Milli Görüş ve parti kapattırma teknikleri (MG 402), üç kredi&#8230;</p>
<p>Hocam sınava hazırız, dersimizi çalıştık!!!</p>
<p>Başka?&#8230;</p>
<p>Deniz Baykal&#8230;</p>
<p>Nedense bana hep Cliff Barnes karakterini hatırlatıyor. Hani Dallas dizisinin meşhur kaybedeni vardı ya? En kazanabileceği anda bile JR Ewing&#8217;e kaybetmesiyle nam salmıştı bu arkadaş.</p>
<p>22 Temmuz seçimleriyle ilgili tuttuğum notlar arasına şöyle bir kayıt düşüyorum: Deniz Baykal, Türk Siyaset Tarihi&#8217;nin Cliff Barnes&#8217;ıdır.</p>
<p>Başka?&#8230;</p>
<p>Başka da bi&#8217;şey yok gibi&#8230; Yani oturup &#8220;Artık Türk halkının siyasi vizyonu dayatılandan çok daha ileridir&#8221; gibi büyük cümleli analizler yapacak halim de yok.</p>
<p>Ne diyelim?</p>
<p>İyi oldu diyelim, hayırlara vesile olur diyelim&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Besmele Mikroskopla İncelendi İşte Sonucları]]></title>
<link>http://sonuclar.wordpress.com/2008/06/15/besmele-mikroskopla-incelendi-iste-sonuclari/</link>
<pubDate>Sun, 15 Jun 2008 04:35:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>kumrum</dc:creator>
<guid>http://sonuclar.wordpress.com/2008/06/15/besmele-mikroskopla-incelendi-iste-sonuclari/</guid>
<description><![CDATA[&#8216;İslam’a göre hayvanı besmele ile kesmek neden şarttır’ sorusundan hareket eden bilim adamları]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>&#8216;İslam’a göre hayvanı besmele ile kesmek neden şarttır’ sorusundan hareket eden bilim adamları, besmeleli ve besmelesiz kesilen etleri inceledi. İşte sonuç:</p>
<p>Halka ve Olaylara yazarı Osman Özsoy köşesinde kaleme aldığı Kurban ve Besmele konusunda çarpıcı tespitlerde bulundu.<!--more--></p>
<p>“Besmeleli etlerde her hangi bir mikroba rastlanmıyor, Besmelesiz etlerin teşhisinde ise, sürekli çoğalan, büyük ölçüde zararlı mikrop ve bakteriler tespit ediliyor” İşte Osman Özsoy’un konu ile ilgili çarpıcı yazısı:</p>
<p>Kurban ve Besmele</p>
<p>Kurban kesimi konusunda okuduğum ilginç bir araştırmanın sonuçlarını sizlerle paylaşmak için, uzun zamandır bekliyordum. Nitekim o gün geldi çattı. 2 gün sonra bayram. İmkanı olan Müslümanlar Perşembe günü kurbanlarını kesecekler. Gelelim ilginizi çekeceğini düşündüğüm araştırmaya.</p>
<p>Çeşitli üniversitelerde görev yapan ve tıbbın farklı alanlarında uzman olan 30 profesörden oluşan bir araştırma grubu, besmeleyle kesilen hayvan etleriyle, besmelesiz kesilen hayvan etleri arasında herhangi bir fark olup olmadığını ortaya koymak amacıyla laboratuar ortamında deneysel incelemeler yapıyorlar.</p>
<p>Besmelenin sırrı …</p>
<p>Bilim adamları, hayvan kesimi sırasında dinen yerine getirilmesi zaruri olan ‘Bismillah, Allahu Ekber’ sözünün kesilen etler üzerindeki herhangi bir etkisi olup olmadığını araştırınca şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşıyorlar.</p>
<p>Araştırmanın metot ve tekniği konusunda bilgi veren Şam Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nebil Şerif; ‘Besmele ile kesilen kuş cinsi hayvan, sığır ve küçük baş hayvanların etlerinden ve besmelesiz kesilen aynı cins hayvanların etlerinden ayrı ayrı nûmuneler alarak özel laboratuarlarda uzun süreli mikroskobik incelemeler yaptıklarını söylüyor.</p>
<p>Sonuçta, Besmele ile kesilen hayvan etlerinin numunelerinin açık kırmızı gül rengini aldığı, besmelesiz kesilen et nûmunelerinin ise, siyaha yakın koyu kırmızı bir renge büründüğünü görülüyor.</p>
<p>Şaşırtan sonuç …</p>
<p>Prof. Şerif ayrıca, Besmeleli etlerde her hangi bir mikroba rastlamadıklarını, Besmelesiz etlerin teşhisinde ise, sürekli çoğalan, büyük ölçüde zararlı mikrop ve bakteriler tespit edildiğini söylüyor. Besmelesiz kesilen etlerin dokularındaki kanlarda iltihaplı akyuvarlar ve alyuvarlar tespit edilirken, Besmele ile kesilen etlerin dokularında ise, buna benzer herhangi bir sonuca rastlanmadığı tespitinde bulunuluyor.</p>
<p>Araştırmada yer alan bilim adamlarında Dr. Abdulkadir Dirani: ‘Kuran’da; <img src="http://www.minare.net/forum/Smileys/default/iccon04.gif" border="0" alt="Allah" /> adı zikir edilmeden kesilen hayvan etini yemeyin’ şeklindeki İlahi emre rağmen; hayvan kesiminde kimi zaman besmelenin ihmal edilmesi, bizleri bu konuyu bilimsel olarak araştırmaya sevk etti. Besmele ve tekbir ile hayvan kesimi konusunu araştırmaya başlarken, ekipteki bazı arkadaşlar konuya baştan soğuk baktılar. Ancak araştırmalar sırasında her safhada çarpıcı sonuçlar ortaya çıkınca, ekibin konuya olan ilgisi de artmaya başladı.</p>
<p>Besmele ve tekbirle kesilen hayvan etlerinde, Besmelesiz kesilen hayvan etlerinin aksine, et dokularında kan ve mikropların bulunmaması, besmelenin büyük bir mucizesi olarak karşımıza çıktı’ şeklinde görüşlerini dile getiriyor.</p>
<p>Araştırmayı yürüten grup adına Kuveyt Haber Ajansına açıklama yapan Prof. Dr. Halid Halave ise, laboratuar ortamında yapılan deneylerde, besmelesiz kesilen sığır, küçük baş ve kuşların et dokularında pıhtılaşmış kan, çoğalmaya müsait bakteri ve mikroplar tespit edilirken, besmele ile kesilen hayvan et dokularında ise kan, mikrop ve bakterilere rastlanmadığını ifade etmiş</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bak böyle yaparsan gitmem amaaa!!]]></title>
<link>http://sonuclar.wordpress.com/2008/06/15/bak-boyle-yaparsan-gitmem-amaaa/</link>
<pubDate>Sun, 15 Jun 2008 04:30:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sonuclar.wordpress.com/2008/06/15/bak-boyle-yaparsan-gitmem-amaaa/</guid>
<description><![CDATA[Zaman gelmiş kaplumbağalar ülkesinde su tükenmiş napçez netçez derken aralarında en yaşlı olanı şu d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Zaman gelmiş kaplumbağalar ülkesinde su tükenmiş napçez netçez derken aralarında en yaşlı olanı şu dağı görüyor musunuz dağın arkasında bi göl var koca dağı hepsi aşamazlar ya aralarında en genç iki kişiyi seçip onların gitmesine karar verilmiş.<br />
Genç kaplumbağalar 25 yıl sonra göle ulaşmışlar.<!--more--><br />
Ohhaaa demeyin anca çıkmışlar dağı uzun yıllar yaşıyorlar nasılsa ve o anda fark etmişler yanlarına suyu götürecek kap almadıklarını eee napıcaz şimdi.<br />
Kaplumbağalardan biri birimizin gidip kap alması lazım birimizde burada suyu bekleyelim demiş en iyisi sen git demiş olmazzz ya sen sudan içersen o zaman köy susuz kalır hepimiz ölürüz demiş<br />
Valla söz veriyorum içmiycem demiş ve kaplumbağa yola koyulmuş.<br />
Aradan 30 yıl geçmiş.. 50 yıl.. 60 yıl…<br />
Sonunda bekleyen kaplumbağa bu böyle olmayacak demiş bu gelmeyecek heralde…<br />
Köydekilerde ölmüştür susuzluktan.<br />
En iyisi biraz su içeyim de ben bari hayatta kalayım.<br />
Kaplumbağaların soyu devam etsin…<br />
Tam eğmiş kafasını göle doğru bir yudum alacakken çalıların arasından bir ses duyulmuş,</p>
<p>Bak böyle yaparsan gitmem amaaa!!</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türk ve Amerikan Dizilerinin Farkları]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/turk-ve-amerikan-dizilerinin-farklari/</link>
<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 23:01:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/turk-ve-amerikan-dizilerinin-farklari/</guid>
<description><![CDATA[Türk dizilerinde karakterlerin en çok yaptıkları iş muhabbet etmektir. Planlar yaparlar, aşık olurla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Türk dizilerinde karakterlerin en çok yaptıkları iş muhabbet etmektir. Planlar yaparlar, aşık olurlar, yalan söylerler, öfkelenir, kavga eder, barışır, sarılır, evlenir, kumpaslar düzenlerler, ve bu arada konuşur, aynı komik sözleri tekrar eder dururlar.</p>
<p>En aptal sitkomları hariç tutalım, Amerikan dizilerinde ise insanlar mesleklerini icra ederler. Öğretmenler çeşitli isteksiz ya da zor durumdaki öğrencilere öğrenme azmi aşılarlar. Dedektifler ileri teknoloji ve zekalarının yardımıyla suçluları yakalarlar. Doktorlar ileri teknoloji ve tecrübelerinin yardımıyla hastaları iyileştirirler. Polisler ateş ederler. Avukatlar enteresan vakalarla uğraşırlar. Askerler ya savaşırlar ya da en azından yeni gelen denizcilere sert bir eğitim verirler. Emlakçılar ev satarlar. Reklamcılar kampanya tasarlarlar.<!--more--></p>
<p>Neden bir öğretmen amerikan dizisinde sınıfta ders anlatırken gösterilir de türk dizisinde öğretmenler odasında çay içip dedikodu yaparken gösterilir? Doktorlar ameliyat esnasında değil, çıkmış hasta yakınlarına hastanın durumu şöyle, böyle derken gösterilir? Askerlik dizilerinde mesleği asker olanlar değil, sakar acemiler gösterilir? Neden Türk dizilerinde iş yerleri çalışılan, üretim yapılan yerler değil, iş arkadaşlarıyla çay içip hoşbeş etmek için var olan buluşma yerleridir?</p>
<p>Bu noktada yazı çatallanıyor. Akla gelen ilk açıklama bu durumun gerçekten de iki toplumun işlerine karşı tutumlarının farklılığını yansıttığı ve nedenin iki toplumun kültürleri arasındaki farklarda yattığı. Bu noktada protestan iş ahlakı&#8217;ndan, batılılıktan, doğululuktan, vesaireden dem vurup, konuyu &#8220;işte bu yüzden geriyiz ya zaten!&#8221; diyerek bağlayabiliriz.</p>
<p>Yakın ama bu şekilde ezik olmayan bir açıklama da neden sonuç ilişkisini tersine döndürerek yapılabilir. Onlar daha gelişmiş, daha iyi organize olmuş bir toplum oldukları için meslek erbapları gerçekten de işlerini yapabiliyorlar. Nerde bizde avukatlar öyle davalarin ilginç noktaları hakkında kafa yorabilsin, akşama kadar yok adliyede dosya takip et, yok icra takip et, canları çıkıyor.</p>
<p>Ya da belki, ya da belki başlangıçtaki varsayımımız yanlıştır. Belki dizilerde görülen fark toplumların işlerine olan tutumlarının farkından değil, orada kapitalist sistemin bu konuda daha etkili propoganda yapabilmesinden kaynaklanıyordur. Belki çalışmak Amerika&#8217;da da can sıkıcıdır. Öğretmenler çok az para karşılığı çok uzun saatler çalışıyor, sağlık sigortalarını zorlukla ödüyorlardır. Onlar da gelecek kaygısı taşıyor, çocuklarını üniversiteye gönderememekten korkuyor, akşamları taksi şöförlüğü yapıyorlardır. İdealistliklerini tez zamanda yitiriyor, hiçbir öğrenciye yardımcı falan olamıyor, sınıfta da vakitlerini çaktırmadan saate baka baka geçiriyorlardır. Belki polislik Amerika&#8217;da da büyük oranda rutin bir iştir. Belki orada da lokanta sahibinden çok McDonalds&#8217;ta boğaz tokluğuna çalışan garson, iş adamından çok görevi &#8220;şimdi bir toplantıda&#8221; demek olan sekreter, mimardan çok bahçıvan, operatör doktordan çok tuvalet temizleyen kaçak Hispanik göçmen vardır. Belki gördüğümüz işinden zevk alan ve kariyerinde ilerleyen kişiler orada da çok küçük bir mutlu azınlıktır.</p>
<p>Belki çalışmanın Amerika&#8217;da zevkli ve tatmin edici bir uğraş olduğu, &#8220;yeterince istiyorsan başarabilirsin&#8221; gibi, &#8220;doğruyu bilen, cesur bir kahraman tüm sistemi alt edebilir&#8221; gibi, &#8220;fakirler tembel oldukları için fakir&#8221; gibi bir mit, bir yalandır. Dünyanın kalanına propaganda yapmak amacıyla bile değil, kendi halklarına, aksine ne kadar çok kanıt olursa olsun insanların yeterince tekrarlanan her yalana inanacağından cesaret alarak anlatılan bir yalandır: &#8220;siz aslında mutlusunuz&#8221;, &#8220;aslında işiniz ne kadar keyifli, siz aslında işinizi severek yapıyorsunuz&#8221;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ünlü dizilerin geleceği tehlikede]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/unlu-dizilerin-gelecegi-tehlikede/</link>
<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 22:52:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/unlu-dizilerin-gelecegi-tehlikede/</guid>
<description><![CDATA[ABD&#8217;deki büyük stüdyolar, greve giden senaristlerle sözleşmelerini feshedince, CSI, Lost, Desp]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>ABD&#8217;deki büyük stüdyolar, greve giden senaristlerle sözleşmelerini feshedince, CSI, Lost, Desperate Housewives ve 24 gibi Türkiye&#8217;de de çok izlenen dizi filmlerin yeni bölümlerinin çekilmesini tehlikeye düşürdü. CSI&#8217;nin hazır senaryosu kalmadığı için yayınına ara verildi. Kontratların iptal edilmesi dizilerin gelecek sezonlarda da yayına girmeyeceğinin sinyalini veriyor. ABD&#8217;de senaristlerin 2 aydır devam ettikleri grev nedeniyle yapılan anlaşmaların iptal edilmesi en fazla seyirciyi vuracak. <!--more--></p>
<p>Anlaşmalarını iptal eden ABD&#8217;li şirketler şunlar: 20th Century Fox Television, CBS Paramount Network Television, NBC Universal ve Warner Bros. Yayınları tehlikeye giren diğer dizilerden bazıları ise, Desperate Housewives, House, Lost, ve 24. Syracuse Üniversitesi popüler kültür uzmanı Prof. Robert Thompson, grevin yaz aylarında da devam etmesi halinde, &#8216;televizyona bakışta büyük değişimler yaşanabileceğine&#8217; dikkat çekti.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Pana film in önlenemez yükselişi(hikayesi)]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/pana-film-in-onlenemez-yukselisihikayesi/</link>
<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 22:48:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/pana-film-in-onlenemez-yukselisihikayesi/</guid>
<description><![CDATA[Daha iki yılını bile doldurmamış bir şirketin, 10 milyon dolarlık bir sinema filmini çekmeyi nasıl b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Daha iki yılını bile doldurmamış bir şirketin, 10 milyon dolarlık bir sinema filmini çekmeyi nasıl başardığını anlamak için başladık. Ondan önce, kurulur kurulmaz Türkiye’nin en önemli dizisini, yanında yine başarılı bir diziyle nasıl bünyesine kattığını öğrenmeye çalışarak.</p>
<p>Bu yazıda 2004’te 6 ortak tarafından kurulan Pana Film’in hikayesini okuyacaksınız. Daha doğrusu, öykü Pana Film’le bitiyor ama siz Pana Film’le birlikte onun asıl yaratıcısı Tayyar Raci Şaşmaz’ı ve<!--more--></p>
<p>çevresindeki ilişkileri okuyacaksınız. Çünkü her ne kadar şimdi herkes önde Polat Alemdar’ı görüyor olsa da, bu vadinin esas oğlanı o. Sayılan sevilen bir dededen başlayarak, yıllar içinde ondan ona, ondan ona yavaş yavaş kurduğu ilişkileri, herkesin teslim ettiği yeteneğiyle birleştirerek sonunda Türkiye’nin şimdiye kadar yapılmış en büyük prodüksiyonuna çeviren asıl Şaşmaz o. Pana Film’in hikayesi, aslında diğerlerinden çok onun öyküsü.</p>
<p>CAFERİ TAYYAR ŞAŞMAZ (1902-73)</p>
<p>Elazığ’ın tanınmış ailesi Mücazoğulları’ndan. Kökeni Kadiri tarikatı kurucusu Abdülkadir Geylani’ye uzanıyor. Derici çıraklığıyla hayata atılıyor. Kadiri ve Yesevi tarikatı şeyhlerinden eğitim alıyor. Sonra kendi Kadiri dergahını kuruyor. Elazığ çevresinde çok sayıda müridi oluyor. Hikayesi, &#8220;Harput Kültüründe Din Alimleri&#8221; kitabında ayrıntılı olarak anlatılıyor. Harput’ta Tayyar Baba Türbesi’nde yatıyor.</p>
<p>ABDÜLKADİR ŞAŞMAZ (5http://forum.kurtlarvadisi.com/images/smiles/icon_cool.gif</p>
<p>Marmara Üniversitesi ilahiyat mezunu. Babasının ardından dergahın başına o geçiyor. 1989’da Ankara’ya geliyor. 1991’de dönemin Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’e danışmanlık yapıyor. Türk-İslam sentezini savunan, radikal İslam’a karşı çıkan bir dünya görüşüne sahip. Abisi Mehmet Tahir Şaşmaz ise, emekli bir öğretmen. 1977’de MHP’den, 1987’de de DYP’den iki dönem Elazığ milletvekilliği yapmıştı.</p>
<p>MÜCAZOĞLU</p>
<p>Tanıtım, reklam şirketi. 90’ların başında Abdülkadir Şaşmaz, Cengiz Solak, Zülfü Canpolat ve Fahir Yüksel tarafından kuruluyor. İyi gitmeyince bir dönem de Raci Şaşmaz deniyor ama yine olmuyor.</p>
<p>Fahri Yüksel, 1999’da MHP’den Malatya milletvekili seçilip, mazbatasını alamamıştı. Oral Çelik’e yakınlığı biliniyor. 1979’da siyasi bir cinayete karıştığı iddia edilmişti. Mecidiyeköy’de Simit Mekanı diye bir işyeri var. Kurtlar Vadisi ekibinin uğrak yeri.</p>
<p>Zülfü Canpolat, Avrupa Nizam-ı Alem Federasyonu Kurucu Genel Başkanı. Muhsin Yazıcıoğlu’nun BBP’sine yakın. Kardeşi Mehmet Canpolat ile tanıtım, reklam işleri yapıyorlar. Kurtlar Vadisi Irak’ın Avrupa’da dağıtımını sağlayan şirketle bağlantıyı kuran kişi.</p>
<p>Cengiz Solak ise, Harp Okulu’ndan ayrılma bir tüccar. Bir dönem Ankara’da da gelinlik dükkanı vardı. TAKVA’nın kurucularından.</p>
<p>MUHAMMED NECATİ ŞAŞMAZ (35)</p>
<p>Elazığ doğumlu. Liseye kadar Elazığ’da okuyor. Türkiye’de üniversite kazanamayınca Kanada’da gidiyor. Mesleği turizmcilik. Oradan Amerika’ya geçip Green Card alıyor. Amerika’da 6 sene yaşıyor. Askerliğini 1999 depreminden sonra çıkan bedelli askerlik yasasından yararlanarak 1 ay Kütahya’da yapıyor. Türkiye’ye gelişlerinden birinde dönüş bileti 11 Eylül 2001 tarihli olunca, dönemiyor. Mecburen ertelediği dönüş planı, sonra ailesinin de ısrarıyla temelli bir kalışa dönüşüyor. Araya bir Ukrayna dönemi giriyor ama yine Türkiye’ye dönüyor. Ankara’da bir sigorta acentesi açıyor. Kardeşinin sayesinde İstanbul’da Osman Sınav’la tanışıyor ve Kurtlar Vadisi’nde oyuncu oluyor. Polat Alemdar.</p>
<p>HİLMİ ZÜBEYR ŞAŞMAZ (23)</p>
<p>2000’de ailesinin yanında Ankara’daki ODTÜ Geliştirme Vakfı’nı bitiriyor. Fen bölümünden. Ardından Bilgi Üniversitesi’ne giriyor. Abisi Raci Şaşmaz sayesinde &#8220;Deli Yürek Bumerang Cehennemi&#8221; filminde, Oktay Kaynarca’nın canlandırdığı Cemal karakterinin kardeşi Celal rolünü oynuyor. Kurtlar Vadisi Irak filminde ise yapımcı olarak görev alıyor.</p>
<p>TAYYAR RACİ ŞAŞMAZ (33)</p>
<p>Ailenin şimdiki beyni. 1993’te okumak için Ankara’daki ailesinin yanından ayrılıp İstanbul’a geliyor. Marmara Üniversitesi sinema televizyon bölümüne giriyor. Karizması ile İstanbul’da yaşayan birçok Elazığlı genci çevresinde topluyor. Dedesinden gelen itibarla herkesin saygı gösterdiği bir kişilik oluyor. Çevresindekilerle sık sık Ömer Lütfi Mete’nin liderliğinde düzenlenen Mecidiyeköy’deki toplantılara katılıyor. Senaryo yazma işine de yine ilk Mete’nin sayesinde Deli Yürek dizisi ile başlıyor. Başlarda Mete’nin yardımcısı gibiyken, 1999’da senaryo ekibine dahil oluyor. Ardından Osman Sınav ile birlikte Deli Yürek Bumerang Cehennemi filmini yazıyor. Ekmek Teknesi ve Kurtlar Vadisi dizileri ile de asıl sükseyi yapıyor. Senaryo çalışmaları bir yandan sürerken, bir tanesi babasından devraldığı iki şirket denemesi oluyor. İkisi de başarılı olmuyor. En sonunda abisi, kardeşi ve 3 yakın arkadaşı ile Pana Film’i kuruyor.</p>
<p>TAKVA</p>
<p>Tam adı Tasavvuf Kültürünü Araştırma ve Geliştirme Vakfı. 13.2.1990’da kuruluyor. Merkezi Ankara’da Altıdağ ilçesinin İskitler semti. Oto tamirhanelerinin de bulunduğu Maslak İş Merkezi adlı bir binada. Bazı işyeri sahipleri vakfın bulunduğu yere Maslak Mescidi de diyor. Kurucusu Abdülkadir Şaşmaz, halen vakfın başkanı gözüküyor. Şube açma yetkileri var ama aile, vakfın başka bir şubesinin olmadığını söylüyor. Ankara’da tasavvuf çevrelerinin uğrak yeri. Sık sık Şaşmaz’ın yönettiği sohbetler yapılıyor.</p>
<p>ÖMER LÜTFİ METE</p>
<p>Gazeteci, yazar, senarist. Abdülkadir Şaşmaz ile 1989’da Ankara’da tanışıyor. TAKVA’nın kurucularından oluyor. Çağrışım’ı çıkarıyor. O yıllar, derginin merkezinde sık sık, tasavvufa dair konuşmaların yapıldığı çiğ köfte toplantıları düzenliyor. İzzet Altınmeşe, Ahmet Özhan gibi ünlüler geliyor. Raci Şaşmaz’ı İstanbul’da gözeten, Osman Sınav ile tanıştıran, senarist olarak işe başlamasını sağlayan kişi.</p>
<p>PANA ELEKTRONİK</p>
<p>2002’de bilgisayar güvenlik sistemleri satmak için kuruluyor. Yüzde 40’ı Osman Sınav’a, gerisi 30-30 Raci Şaşmaz ve Mustafa Kızılilsoley’e ait olacak şekilde. Sonra Sınav’ın yüzde 10 payını satın alarak Nilüfer Sinanlı da ortak oluyor. Tutmuyor. Şirket şu anda tasfiye halide. Kızılilsoley ve diğer ortaklar arasında ihtilaf var.</p>
<p>Nilüfer Sinanlı, Diyarbakır’da köyleri ve arazileri olan bir hanımağa. Geçtiğimiz aylarda ayaklanan Sinanlı Köyü de onun. Sınav ve Şaşmaz ile 2001’de tanışıyor. Bumerang Cehennemi, köylerinden Bademli’de çekiliyor.</p>
<p>Mustafa Kızılilsoley, 2000’de Osman Sınav ile tanışıyor. Deli Yürek’in çok popüler olduğu bir dönemde böyle bir şirket kurmak onun fikri. Hipnoterapist doktor olduğunu söylüyor ama etrafındakiler yalan söylediğini iddia ediyorlar. Bir ara kurduğu psikolojik gelişim enstitüsü adlı yeri 2004’te kapatmış. Ama internetteki adresi (www.mksoley.com) hálá duruyor. Şu anda web sitesi tasarımı yapıyor.</p>
<p>OSMAN SINAV</p>
<p>Reyting rekorları kıran TV dizilerinin yönetmeni ve Sinegraf şirketinin sahibi yapımcı. 1998-2001 arasında 90 bölüm süren Deliyürek dizisini çekiyor. Ardından aynı yıl, Deliyürek Bumerang Cehennemi filmini tamamlıyor. Raci Şaşmaz’la yakınlığı iyice gelişiyor. En flaş iki projesi Ekmek Teknesi ve Kurtlar Vadisi’ne de beraber başlıyorlar. Ancak bir süre sonra çekilip ikisini de Raci Şaşmaz’a bırakıyor.</p>
<p>BAHADIR ÖZDENER</p>
<p>Eski gazeteci. Raci Şaşmaz ile 1993’te Marmara Üniversitesi’nde gazetecilik okurken tanışıyorlar. Radikal, Sabah, Net Haber ve Aktüel’de çalışıyor. Bir türlü başarılı olamıyor. Şaşmaz’ın sayesinde önce Amerika’ya gidip TRT için senaryo yazıyor sonra Osman Sınav’la tanışıyor, Deli Yürek’in senaryo ekibine giriyor. Ardından da Kurtlar Vadisi’ne geçiyor. Şimdi Pana Film’in ortaklarından. Kurtlar Vadisi’nin danışmanı gazeteci-yazar Soner Yalçın ile bağlantıyı kuran o. Yalçın ile 1999’da çalıştıkları Sabah gazetesinden tanışıyorlar.</p>
<p>ÇAĞRIŞIM</p>
<p>TAKVA’nın yayın organı olarak, 1991-97 arası 100’ün üzerinde sayısı yayınlanan dini dergi. Merkezi, İstanbul Mecidiyeköy’de İbrahim Polat’a ait bir bina. Başyazılarını Abdülkadir Şaşmaz yazıyor. Genel yayın yönetmeni Ömer Lütfi Mete. Yazı işleri müdürü Ahmet Tezcan. Çıkan yazılar, genelde radikal İslam karşıtı. Erbakan hükümetine muhalefet ettiği biliniyor. Ayda en az bir kere, her sefer yaklaşık 1500 tane basılıyor ve 1000 adet satılıyor.</p>
<p>AHMET TEZCAN</p>
<p>Eski gazeteci. Halen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın basın danışmanı. Abdülkadir Şaşmaz ile Ankara yıllarından tanışıyorlar. Fotoğrafları basına yansıyan, 1991’de Ankara’da yapılan zikir töreninde Necati Şaşmaz ile birlikte o da gözüküyor. TAKVA’nın kurucuları arasında. Çağrışım dergisinin de asıl fikir babası. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kurtlar Vadisi Irak filmini, gösteriminden 2 hafta önce Pana Film’in stüdyosunda özel olarak izlemişti.</p>
<p>HASAN KAÇAN</p>
<p>Mizah yazarı. Osman Lütfi Mete’nin, Mecidiyeköy’deki toplantılarına arada bir katılıyor. Raci Şaşmaz’la da orada tanışıyor. İlerleyen dostlukları, iş ilişkisine dönüşüyor. Nasreddin Hoca yaşasa nasıl olurdu, deyince Şaşmaz ile Ekmek Teknesi’ni yazmaya başlıyor. Sınav’ın şirketi Sinegraf’tan kopuş sürecinde de Şaşmazlar’la birlikte kalıyor. Pana Film’in ortağı oluyor.</p>
<p>EKMEK TEKNESİ</p>
<p>2002’nin Kasım ayında atv’de yayınlanmaya başlıyor. 2004’te Show TV’ye geçtikten sonra 2005’in haziran ayına kadar da 106 bölüm boyunca devam ediyor. Konusu, Kuzguncak’ta geçen bir mahalle hayatı. 72. bölümden sonra Osman Sınav’ın Sinegraf’ından Pana Film’e geçiyor.</p>
<p>KURTLAR VADİSİ</p>
<p>İlk bölümü 2003’ün Ocak ayında Show TV’de yayınlanıyor. Kısa sürede de bir fenomen haline geliyor. Konusu, çökertmek için mafyanın içine sızan bir devlet ajanının başından geçenler. Sinegraf’tan Pana Film’e geçişi 56. bölüm. Son 11 bölüm için Kanal D’ye geçen dizi, toplam 97 bölüm sürüyor.</p>
<p>PANA FİLM</p>
<p>Osman Sınav, ayda yaklaşık 2 trilyon ciro yapan iki diziyi neden bıraktı diye o kadar çok konuşuldu ki&#8230; Sonuçta 2004’te Raci Şaşmaz’ın kurduğu Pana Film, iki büyük diziyi devralarak yola çıktı. Şirketin diğer ortakları da kardeşleri Necati Şaşmaz ile Zübeyr Şaşmaz ve arkadaşları Bahadır Özdener, Hasan Kaçan, Faruk Çetinkaya. Hiçbir şey açıklamak istemedikleri gibi aralarındaki hisse paylaşımını da söylemiyorlar. Tek bilinen yönetim kurulu başkanı Raci Şaşmaz. Şaşmaz’ın Elazığlı hemşerisi ve İstanbul’da okuduğu günlerden tanıdığı Avukat Çetinkaya ise, şirketin hukuk işlerine baktığından sembolik bir hisseye sahip.</p>
<p>Elde edilen gelir nasıl paylaşılıyor bilinmiyor. Film çekmek için 10 milyon dolarlık finansman nasıl sağlanıyor o da meçhul. Ancak birkaç rakam, şirketin sahip olduğu ekonomik boyut hakkında fikir veriyor.</p>
<p>Kurtlar Vadisi, Show TV’den bölüm başına 350 milyar alıyorken, Kanal D’ye geçerken 400 milyarın üzerinde bir rakama anlaşıldı. O dönem, dizinin maliyetinin ise 90-130 milyar olduğu tahmin ediliyordu. Dizinin sadece tek bölümünde 8 kuşakta,198 reklam, 30 sanal reklam ile yaklaşık 67.5 milyon dolarlık bir tanıtım yapıldı.</p>
<p>Arada, oyucular için yapılan reklam anlaşmaları var. Siemens Mobile için çekilen ve Necati Şaşmaz’ın dizi oyuncularıyla rol aldığı reklam filminin anlaşması Pana Film üzerinden yapılmış, bu anlaşmanın da yaklaşık 400 bin dolar olduğu söylenmişti.</p>
<p>Pana Film, şu anda İstanbul Kızıltoprak’ta 2 katlı müstakil ve mütevazı bir binada çalışmaya devam ediyor.</p>
<p>Alıntıdır Arkadaşlar</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TV' DİZİLERİNDE KARİYER YAPMAK!]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/tv-dizilerinde-kariyer-yapmak/</link>
<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 22:43:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/tv-dizilerinde-kariyer-yapmak/</guid>
<description><![CDATA[Büyüklüğü 5.5 milyar dolara ulaşan reklam ve yapım sektörü, birçok meslekten insan için hobi ya da i]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Büyüklüğü 5.5 milyar dolara ulaşan reklam ve yapım sektörü, birçok meslekten insan için hobi ya da ikinci iş kapısı oldu. Cast ajanslarına başvuran oyuncu adaylarının arasında ekonomist, bankacı, doktor, mühendis, öğretmen ve öğrencilerin sayısı ciddi bir paya ulaştı.</p>
<p>Serdar Artuç 38 yaşında. Elektrik-Elektronik Yüksek Mühendisi. Amerikalı bir enerji şirketinin yöneticileri arasında&#8230; Alexander Dawe 33 yaşında ve İngilizce öğretmeni&#8230; Ayla Başkurt ise 70’inde emekli bir tercüman&#8230; Her biri profesyonel, mesleklerinde başarılı insanlar. Bunun dışında başka bir ortak noktaları daha var: Hobi olarak oyunculuk yapmaları. Son dönemde dizi ve reklam patlaması avukattan, doktora, mühendisten, öğretmene kadar kariyer sahibi binlerce kişiyi oyuncu yaptı. Birçoğu oyunculuğu hobi olarak yapıyor. Ama bu arada ceplerine de hatırı sayılı ek bir gelir girmiş oluyor. Bazen bir günlük oyunculuktan profesyonel işlerinde bir hafta hatta bir ayda kazanabilecekleri parayı kazanabiliyorlar.</p>
<p>Bir markanın yüzü ya da sesi olmak, ekranda kendilerini görmek ayrıca kazançlarını zevk aldıkları bir işle artırmak kariyer sahibi insanların yeni hobisi oldu. Bu ortamı yaratan sayıları hızla artan reklam, dizi ve sinema yapımları.Yapımların sayısının artması profesyonel oyuncuların iş alanını büyütürken, başka meslekten insanlara da sektörün kapılarını açıyor.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Cast ajanslarına kayıtlı 45 bin oyuncu var</p>
<p>Medya raporlama şirketi Bileşim Medya Pazarlama Sorumlusu Erdem Toron’un verdiği bilgilere göre, 2006 yılında televizyon kanallarında 5 milyon 252 bin 808, radyolarda 3 milyon 450 bin 927 adet reklam yayınlandı. Aynı yıl 33 tane sinema filmi vizyona girdi. 2007 şubat ayı itibariyle televizyonlarda yayınlanan yerli dizi sayısı 330’a ulaştı. Sadece 2006’nın TV reklamları adet bazında yüzde 52, radyo reklamları yüzde 19 büyüdü. Bu rakamlara eğlence programları, organizasyonlar, yabancı film ve belgesel dublajı, şirketlerin uluslararası tanıtımı için çekilen tanıtım filmleri eklenince sektörün oyuncu ve seslendirme yapacak amatörlere ihtiyacı arttı. Kariyer sitelerinde &#8220;oyuncu aranıyor&#8221; ilanları çoğalmaya ve cast ajanslarının kapılarını çalan insanların sayısı ciddi oranda artmaya başladı. Şu anda Türkiye’de 60 cast ajansı faaliyet gösteriyor ve bu ajanslara kayıtlı 45 bin oyuncu adayı bulunuyor.</p>
<p>6 bin kayıtlı oyuncu adayı ile Türkiye’nin en eski ve büyük cast ajanslarından biri olan Duygu Başara Cast Ajans’ın sahibi Duygu Başara, son dönemdeki yükselişi şu sözlerle anlatyor: &#8220;Ajansımı 15 yıl önce kurdum. O zamanlar yeni yüz bulmakta çok zorlanıyorduk. Genellikle işi gücü olmayan ya da hiçbir konuda eğitim almamış insanlar başvuruyordu. Hayalleri oyuncu olmaktı, birçoğunda iş disiplini yoktu. Ama şimdi durum değişti. İş güç sahibi belirli bir sosyal konumu olan insanlar başvuruyor. Oyuncu adaylarımızın büyük bir kısmının iyi para kazandıkları sürekli işleri var.&#8221;</p>
<p>Her gün ortalama 50 kişi başvuruyor</p>
<p>Başvuruların web üzerinden yapıldığını belirten Duygu Başara, &#8220;Türkiye’nin her yerinden hatta yurtdışından başvuru alıyoruz. Hergün ortalama 50 başvuru geliyor. Bu ayda bin 500 başvuru eder. Bu insanların çoğunluğu iş güç sahibi. Bir markanın yüzü olmak, sesi olmak ya da ekranda kendilerini görme fikri insanlara çok cazip geliyor. Bu aslında Türk insanının kendine olan güvenini zaman içinde arttığının da bir göstergesi. Ayrıca bu tarz oyunculuk, insanlara işlerini bırakmadan ek kazanç imkânı sunuyor&#8221; diyor.</p>
<p>Amatör olarak oyunculuk yapan insanların kazançları profesyonel oyuncularla kıyaslandığında düşük kalıyor. Çünkü profesyonel bir oyuncu rolüne ve filmin reytingine bağlı olarak bölüm başına 15 bin dolar kazanabiliyor. Dizide ya da reklamda konuşma olmadan sadece görünmeleri için bile amatörlere ödenen para en az 300 YTL.</p>
<p>Cast sayısında da patlama oldu</p>
<p>Dizi ve reklam sayısındaki patlamaya paralel, cast ajanslarının sayısında son dönemde ciddi bir artış söz konusu. 1990’lı yılların başında sadece 5 olan cast ajans sayısı bugün 60’a ulaşmış durumda. Ajansların artması sektörde oyuncular için mağduriyeti, cast ajansları arasında haksız rekabeti gündeme getiriyor. Sektöre standart getirmek amacıyla ocak ayında kurulan &#8230;. Kastder de bu sorunların ortadan kaldırılması için çalışıyor. Derneğin 23 üyesi olduğunu belirten Kastder yönetiminden BG Model Reklam Organizasyon Ajans’ın ortağı Murat Özsümer, her yıl cast ajanslara başvuran oyuncu adayı sayısının arttığını belirtiyor. Birkaç yıl önce ayda ortalama 400 başvuru alırken bu yıl aylık başvuruların 1000’e yükseldiğini anlatan Özsümer, &#8220;Sektöre giren insanlar genellikle tecrübesiz oldukları için parasal anlamda suistimal edilebiliyor. Başvuru aşamasında 200 YTL’ye kadar para isteyen ajanslar olduğunu duyuyoruz. Bu yasadışı, ancak katologlara girecek adayların fotoğraf çekimleri için çok küçük meblağlarla talep edilebilir. Oyuncu ve oyuncu olma talebi artıkça cast ajanslarında sayısı artıyor. Kayıtdışı ve hukuk dışı çalışan çok. Mesela ünlü ajansların isminin kullanıldığını, anlaşmalara aykırı oyuncuların ücretlerinden yüzde 20 fazla kesinti yaptığını da duyuyoruz. Sektörün bir standardı olması için derneği kurduk&#8221; diye konuşuyor. Cast ajanslarına başvuran kişilere özellikle ilk önce bu işe profesyonel bir iş olarak bakmamaları telkinin de bulunduklarını anlatan Özsümer, profesyonelliğin eğitim ve zaman istediğini kaydediyor.</p>
<p>Akmerkez, Kanyon en iyi keşif noktaları</p>
<p>Karşısına geçip teklifte bulunuyoruz</p>
<p>Cast ajanslarının oyuncu adayı bulma yolu sadece yapılan başvurular değil. Sokakta yürürken, ya da alışveri merkezlerinde de oyuncu avına çıkılıyor. Duygu Başara İstanbul Akmerkez, Kanyon gibi alışveriş merkezlerinin en iyi keşif noktalarından biri olduğunu söylüyor. Başara, &#8220;Bazen sokakta yürürken birinin karşısına geçip ’oyuncu olabilirsiniz’ diye teklifte bulunduğumuz bile oluyor. Sokak keşiflerinde lokasyon çok önemli. Ekonomist, bankacı, doktor, öğretmen ve mühendis gibi kariyer sahibi oyunculara ihtiyacımız olduğunda en iyi adresler alışveriş merkezleri&#8221; diyor. Duygu Başara, oyuncu adaylarının fiziksel özelliklerinin yanı sıra kamera karşında rahat olmalarının da çok önemli olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Ses castına da ilgi gittikçe artıyor</p>
<p>Maliyetleri düşürmek isteyen yapımcılar aslında eğitimli ve tecrübeli insanların tercih edildiği bu alanda sadece ses tonunu beğendiği insanları değerlendirmeye yöneliyor. Reklam ve film müzikleri konusunda çalışan Jingle Box’ın ortaklarından Aysun Kırtaş ve Şeyma Ayık, talep nedeniyle 2004’de ses castı üzerine bir projeyi hayata geçirdiler. Voice Box isimli bu projede belgeseller, filmler ve reklam filmleri için dublaj sesi sağlıyorlar. Seslendirmelerde genellikle aynı seslerin kullanıldığına dikkat çeken Kırtaş, &#8220;İki farklı markanın aynı alandaki ürünlerinde, aynı seslerin kullanılması marka imajı için olumsuz bir durum. Piyasada kaliteli ve farklı seslerin kullanılması gerekiyor&#8221; diyor. Sesinin güzel olduğunu düşünen insanların ses castı için başvuru yaptığına dikkat çeken Ayık ise, bu konuda önemli bir uyarı yapıyor: &#8220;Ses castında yetenekli ve eğitimli seslerin kullanılması şart. Bazen haber spikerleri bile müşterilerimiz için doğru ses olmuyor. Bu nedenle normlarımız yüksek&#8221; diyor.</p>
<p>Ekran kendini ifade etme yolu</p>
<p>Meslek sahibi orta ve üst kazanç grubundan insanların hobi olarak ya da ek iş olarak oyunculuk yapmalarını Sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı, Türkiye’de görsellik kültürünün öne çıkmasının bir sonucu olarak yorumluyor. Görselliğin statü kazandırdığını ya da var olan statüyü güçlendirdiğini kaydeden Narlı, &#8220;Medyanın toplum üzerindeki etkisi hızla artıyor. Bu nedenle herkes medyanın kendini ifade aracı olduğunu düşünüyor. Birçok insan yeteneğini kullanmak, kendini realize etmek, statü kazanmak, ego tatmini gibi iç güdülerle bu alana yöneliyor&#8221; diye konuşuyor.</p>
<p>Elektrik-Elektronik Yüksek Mühendisi olan Serdar Artuç</p>
<p>Gülşen’in sevgilisi oldu</p>
<p>Serdar Artuç 1993’den bu yana iş hayatının içinde. Son bir yıldır Amerikalı bir enerji şirketinde yöneticilik yapan Artunç, daha önce çeşitli TV kanallarında teknik müdür olarak görev yapması nedeniyle sektöre yakın olduğunu belirtiyor. Yönetmen bir arkadaşının ısrarıyla oyunculuk denemelerine başladığını kaydeden Artuç, ilk olarak şarkıcı Gülşen’in ilk klibi olan &#8220;Gel Çarem&#8221;de sanatçının sevgilisi rolünü üstlendiğini ardından sanatçının ikinci klibi &#8220;Be Adamda&#8221; da ikinci rolünü aldığını belirtiyor. Oyuncunun deneyimleri arasında OyakBank, Türk.net, Sabah Gazetesi ve Phia parfüm markası var. Oyunculuğu hobi olarak gören, bu işi para için yapmadığını dile getiren Artuç, &#8220;Bazı çekimlerde bir günde kazandığım parayı, profesyonel mesleğimde bir haftada ancak kazanıyorum. Ama bu her zaman böyle değil. Bu işin verdiği tatmin paradan çok daha önemli. Paraya ihtiyacım yok. Kendimi iyi hissettirecek bir hobiye var&#8221; diyor.</p>
<p>Sağır Oda’nın CIA ajanı</p>
<p>Amerikalı Alexander Dawe’in mesleği İngilizce Öğretmenliği. 1986’da babasının Robert Kolej’de müdürlük teklifi almasıyla Türkiye’ye gelen Dawe, daha sonra eğitimini tamamlamak üzere Amerika’ya gitmiş, 1998’de tekrar Türkiye’ye dönmüş. Şu an Üsküdar Amerikan Lisesi ve özel bir kursta öğretmenlik yapan Dawe, arkadaşları sayesinde cast ajanslarla tanmış. Yabancı ve Türk şirketlerin tanıtım filmleri, belgesel ve sinema filmleri için dublaj yapan Dawe, ajansta çalışanların ısrarıyla oyuncu adaylarının arasına katılmış. Son Osmanlı filminde İngiliz askeri, Maskeli Beşler filminde Amerikan askeri gibi küçük rollerle sinemaya adım atan Dawe, son olarak Sağır Oda dizisinde CIA ajanı rolünü üstlendiğini belirtiyor. Dawe, bir yandan da Boğaziçi Üniversitesi’ne Türk Dili ve Edebiyatı üzerine yüksek lisans başvurusu yapmaya hazırlanıyor. Dawe, &#8220;Ben çok utangaç ve içine kapalı bir insandım. Oyunculuk sayesinde özgüvenim arttı bu nedenle oyunculuktan çok keyif alıyorum&#8221; diyor.</p>
<p>Alışveriş yaparken keşfedildi</p>
<p>70 yaşındaki emekli tercüman Ayla Başkurt, yaklaşık 10 yıldır Duygu Başara Cast Ajans’na oyuncu adayı olarak kayıtlı. Şu ana kadar oyunculuk alanında çok fazla tecrübesi olmayan Başkurt, Finansbank’ın reklam filminde oynadığını ve son olarak da Friezer ilaç firmasının fotoğraf çekimlerine katıldığını belirtiyor. &#8220;Benim yaşıma geldiğinizde anlayacaksınız bu yaşlar en çok kendinizi önemli ve işe yarar hissetmek istiyorsunuz. Çocuklarım büyüdü, torumlarım büyüdü. Kimsenin bana ihtiyacı kalmadı. Ama küçük işlerde olsa oyunculuk ya da reklam fotoğraf çekimlerine katılmak kendimi iyi hissettiriyor. Pazandığım para da yanıma kâr kalıyor. Çok para kazandığımı söyleyemem ama kendimi iyi hisediyorum&#8221; diye konuşuyor. Başkurt’u keşfeden de Duygu Başara Ajans çalışanları. Akmerkez’de 10 yıl önce alışveriş yaparken oyuncu adaylığı teklifi alan Başkurt, son iki yıl içinde küçük roller almaya başladığını kaydediyor.</p>
<p>Cast ajansları nasıl çalışıyor</p>
<p>* Cast ajansları web sayfaları üzerinden başvuru kabul ediyor.</p>
<p>* Başvurular arasından seçilen adayların fotoğrafları çekilerek, ajansın kayıtları arasına alınıyor.</p>
<p>* Oyuncu adaylarıyla her yıl yenilenen sözleşme yapılıyor.</p>
<p>* Daha sonra fotoğraflar ajansın web sitesinde yayınlanmaya başlanıyor.</p>
<p>* Prodüksiyon şirketleri, reklam ajansları müşterileri için bu fotoğraflar arasından seçilen adaylar için cast ajanslarıyla irtibata geçiyor.</p>
<p>* Cast ajansları oyuncu adaylarını arayarak görüşmeye yönlendiriyor.</p>
<p>* Reklam, dizi ya da sinema filmi için yapılan seçmelerde beğenilen adayların ücretlere ajanslarına ödeniyor. Anlaşmalar 13 bölüm üzerinden yapılıyor.</p>
<p>* Ajanslar sözleşmeleri gereği oyuncularının kazançlarından yüzde 20 pay alıyor.</p>
<p>* Cast ajanslar genellikle oyuncu, yabancı oyuncu, yerli-yabancı dublaj sesi, aile, çocuk ve pet (hayvan) gibi kategorilerde hizmet veriyor.</p>
<p>* Ayrıca baz cast ajansları eğlence programlarına seyirci bile buluyor. 50 YTL karşılığı bir çok insan, otobüslerle toplanıp götürülüyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Google'da meşhur olan Türkler]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/googleda-meshur-olan-turkler/</link>
<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 22:32:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/googleda-meshur-olan-turkler/</guid>
<description><![CDATA[Google&#8217;da en çok hangi Türk aranıyor? En çok tıklanan ilimiz hangisi? İşte yanıtlar&#8230; Dün]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Google&#8217;da en çok hangi Türk aranıyor? En çok tıklanan ilimiz hangisi? İşte yanıtlar&#8230;<br />
Dünyanın en büyük arama motorlarından Google&#8217;ın &#8221;trends&#8221; hizmetiyle hangi kelimelerin nerelerden ne kadar yoğunlukta arandığı öğrenilebiliyor.</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.google.com/trends" target="_blank">www.google.com/trends</a> adresinde kelimelerin aranma oranlarıyla ilgili<br />
ayrıntılı bilgi veriliyor. Sayfada yoğun olarak aranan kelimelerin tüm dünyada<br />
hangi olaylar sonucunda, hangi siteler üzerinden popüler olduğu bilgisine<br />
ulaşılabiliyor. Bilgilerin grafiklerle desteklendiği sayfada, kelimelerin<br />
yazılışlarına göre alınan sonuçlar ise faklılık gösteriyor. Uluslararası<br />
sonuçlara ulaşmak için Türkçe karakter kullanmadan arama yapmak gerekiyor. <!--more--></p>
<p>Sayfada ayrıca, kelimelerin arama oranları karşılaştırılabiliyor.<br />
Buna göre, &#8221;Mustafa Kemal Atatürk&#8221;ü Türklerden sonra en çok arayanlar Hollandalılar olarak görülüyor. Tüm dünyada en çok aranan Türk ibarelerinden olan &#8221;Turkish Delight&#8221; (Türk Lokumu) ise özellikle Avustralya ve Yeni Zelanda&#8217;da ilgi görüyor.</p>
<p>BELÇİKALILAR&#8217;IN GÖZÜ BODRUM&#8217;DA<br />
Turizm bölgelerimizden Bodrum&#8217;u Belçikalılar, Marmaris&#8217;i Sırbistan Karadağ<br />
ve Hollandalılar, Fethiye&#8217;yi İngilizler arıyor. İstanbul ise Almanlar tarafından<br />
yoğun ilgi görüyor. &#8221;Turkey&#8221; kelimesi de yine İngilizler tarafından aranırken,<br />
İtalyanlar, &#8221;Gallipoli&#8221; (Gelibolu) kelimesini aramada, I. Dünya Savaşı&#8217;nda<br />
ataları bu topraklarda savaşan Avustralya ve Yeni Zelandalılardan önde yer<br />
alıyor.</p>
<p>SİYASİLERİN &#8221;TRENDS&#8221; PROFİLİ<br />
Sitede siyasilerle ilgili aramalarda da ilginç sonuçlar çıkıyor. Son genel<br />
seçimlerde partisi 81 ilin büyük bölümünde birinci olan Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a Konyalı internet kullanıcıları yoğun ilgi gösterirken, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal en çok Samsun&#8217;dan aranıyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de Başbakan Erdoğan gibi en fazla Konyalılardan ilgi görüyor.</p>
<p>Üç liderin isimleri karşılaştırmalı arandığındaysa son yapılan genel<br />
seçimlerdekine benzer bir sonuç çıkıyor. Başbakan Erdoğan, Baykal ve Bahçeli&#8217;nin önünde yer alıyor.</p>
<p>Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz, Trabzon&#8217;dan daha çok aranırken, memleketi Rize, Google&#8217;dan Mesut Yılmaz&#8217;ı arayan iller listesinde ilk 10&#8242;da yer almıyor.</p>
<p>Tansu Çiller Adapazarı&#8217;ndan, Süleyman Demirel Aydın&#8217;dan, Bülent Ecevit<br />
Mersin&#8217;den, Necmettin Erbakan da İzmit&#8217;ten daha fazla aranıyor.</p>
<p>EZELİ REKABET TRENDS&#8217;TE DE VAR<br />
Türkiye&#8217;nin üç büyük kulübü Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş&#8217;ın rekabeti internet ortamında da devam ediyor. Fenerbahçe&#8217;nin Google&#8217;daki aranma yoğunluğu Roberto Carlos&#8217;un transferi ve Şampiyonlar Ligi&#8217;ndeki 1-0&#8242;lık İnter zaferiyle tavan yaparken, Galatasaray ve Beşiktaş da Avrupa kupalarında oynadıkları karşılaşmalarla aranıyor.</p>
<p>Fenerbahçe ve Beşiktaş İstanbul, Galatasaray ise Diyarbakır&#8217;daki internet<br />
kullanıcıları tarafından sıklıkla aranıyor. Üç büyük takım Avrupa&#8217;da başta<br />
Almanya olmak üzere çok sayıda ülkeden de takip ediliyor. Ezeli rakiplerin<br />
karşılaştırmalı aramalarında ise Galatasaray az farkla Fenerbahçe&#8217;nin önünde yer alırken Beşiktaş onları takip ediyor.</p>
<p>BULGARLAR TARKAN DİYOR<br />
Öte yandan, sanatçı Türklerden Tarkan&#8217;ı Bulgarlar, Mustafa Sandal&#8217;ı<br />
Avusturyalılar, Fazıl Say&#8217;ı İsviçreliler yoğun olarak arıyor.</p>
<p>13 Mayıs 1981&#8242;de Vatikan&#8217;da Papa II. Jean Paul&#8217;e suikast girişiminde bulunan Mehmet Ali Ağca, Hollandalılar, Almanlar ve Polonyalılar tarafından aranırken, bir dönem &#8221;İnternet Mahir&#8221; olarak sanal alemde ün yapan Mahir Çağrı da İsveç, Kanada, ABD ve Avustralya&#8217;da internette aranan ünlü Türkler arasında yer alıyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Eurovision Nereye Gidiyor?]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/eurovision-nereye-gidiyor/</link>
<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 22:29:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/eurovision-nereye-gidiyor/</guid>
<description><![CDATA[Eurovision sonuçlarından sonra, kendimi kaybetmiş biçimde yazıyorum bunları. Benim bildiğim, pop yar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Eurovision sonuçlarından sonra, kendimi kaybetmiş biçimde yazıyorum bunları.</p>
<p>Benim bildiğim, pop yarışması olan Eurovison’u bu yıl Finlandiyalı bir metal grubu kazandı.</p>
<p>Finlandiyanın şarkısının kötü olduğunu söylemek tamamen şahsi görüşüm olsa da, yine de insanların bu grubun nesini beğendiklerini merak etmekteyim.<!--more--></p>
<p>Farklı oldukları için mi bunca oyu aldılar?</p>
<p>Ayrıca bu yarışmada niye objektif olmak gibi bir durum yok ki, her ülke komşusuna verirse oyu, kaliteli müzik seçimi diye bir şey kalır mı ki?</p>
<p>Ben son birkaç yılda, sadece aynı tip kıyafetler giyinen, seksi, yakışıklı adamlar, kötü bir müzik ve iyi dans görüyorum Eurovision’larda.</p>
<p>Kaliteli müziğe ne oldu merak ediyorum.</p>
<p>Güzel fizik satar politakası söz konusu artık sanırım.</p>
<p>Türkiye’nin bu kadar kötü bir solist ve şarkı ile yarışmaya katılmasını da esefle kınıyorum. Bir ses, detone olacaksa eğer neden Türkiye adına koskoca yarışmaya katılır ki?</p>
<p>Artık Eurovision’a saygım kalmadı. Bir metal grubu birinci oldu diye değil, o grubun müziğini sevenler elbet olmuştur ama, bu yarışmada artık ne oylama objektif, ne de şarkılar ve şarkıyı söyleyenler (fizikleri hariç) iyi.</p>
<p>Seneye finale de direk kalamadık. 2 puan ile yarı finali geçemedik 2007 için.</p>
<p>Sanırım Finlandiya yarışma için epey değişik bir konsept sunmuş oldu, bakalım seneye kaç heavy metal grubunu göreceğiz Eurovision şarkı yarışmasında&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Web 2.0 Gidişatı, FoxyTunes &amp; Pownce]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/web-20-gidisati-foxytunes-pownce/</link>
<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 04:10:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/2008/06/14/web-20-gidisati-foxytunes-pownce/</guid>
<description><![CDATA[Web alışkanlıkları çok ilginç bir noktada değişmeye başlamıştı Web 2.0 kavramı çıkmaya yüztutmuş ike]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Web alışkanlıkları çok ilginç bir noktada değişmeye başlamıştı Web 2.0 kavramı çıkmaya yüztutmuş iken. Her ayrı işlev için ayrı siteler ve servisler kullanmaya başlamıştık; link kaydetmek için bir tane, dinlediğimiz müzikler için bir tane, vidyolar için bir tane, … Şimdi trendin tümevarım doğrultusunda ilerlediğini gözlemliyorum. Artık o kadar çok ayrıştırdık ki bu servisleri, her biriyle ilgilenmek gitgide zorlaştı.</p>
<p>Artık devir 3-4 servisi bir arada sunanların devri &#8211; kazanç zaman olduğu için bu tür oluşumlar gitgide prim görecek <!--more--></p>
<p>Benim şimdilik prim verdiklerim arasında FoxyTunes var. FoxyTunes dinlediğiniz müziği (XMMS, AmaroK, Last.FM, Noatun gibi bir çok müzikçaları destekliyor) Firefox ve Thunderbird’e entegre etmenize yarıyor. Kısacası müzikçaların her türlü kontrolünü Firefox ya da Thunderbird’den ele geçiriyorsunuz.</p>
<p>Şu şekilde görünüyor:<br />
foxytunes çubuu</p>
<p>Aslında FoxyTunes’un tek yaptığı bu olsaydı, saçma sapan bir eklenti olduğunu düşünür ve boşuna belleğimi yemezdim . Fekat, müzik dinlerken “dur şarkı sözlerine bakayım”, “bir de youtube’de klibini izleyeyim”, … diyerek kopup gittiğim ve saatlerimi kaybettiğim eziyetten kurtaran bambaşka bir eklenti bu.</p>
<p>FoxyTunes çubuğunda şarkı çalarken tıkladığınızda karşınıza şarkının &#38; grubun Youtube vidyoları, şarkı sözü, Flickr’da grupla ilgili fotoğraflar, Last.FM’de bu gruba benzer sanatçılar,… gibi bir çok bilgiyi tek bir yapıda sunan böyle bir sayfa çıkıyor:</p>
<p>FoxyTunes’un yaptıkları bununla da sınırlı değil, programın son sürümü o an dinlediğiniz şarkıyı imzanıza ekleyen bir özellik ile geldi. Şimdilik Gmail, Yahoo, WordPress, .. gibi birçok servisi desteklemekte.</p>
<p>Mesela benim Gmail’imde böyle bir etki yarattı kendisi</p>
<p>Öte yandan tüm Internet camiası olarak, büyük bir (ve durumun götürüsü olarak, kalitesiz içerikle beraber) bilgi yağmuruna tutuluyoruz. Bunları paylaşanlardan öğrendiğimiz için, bizim de paylaşmamız çok önemli.</p>
<p>Bu yüzden Digg’in yaratıcısı, arkadaşlarınızla linkleri, dosyaları, .. mobilize olarak hızlıca paylaşabileceğiniz bir servis başlatmış &#62;&#62; Pownce.</p>
<p>Site henüz beta aşamasında o yüzden davetsiz üye olamıyorsunuz. Ben de Wolkanca’dan edindiğim davet ile siteyi inceledim, eğer nette çok arkadaşınız varsa ve her biri web2.0 manyağı ise tavsiye edebileceğim bir servis</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
