<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>tecrube &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/tecrube/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "tecrube"</description>
	<pubDate>Mon, 07 Dec 2009 23:40:36 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[HÜZÜN]]></title>
<link>http://nurmektebi1.wordpress.com/2009/10/16/huzun/</link>
<pubDate>Fri, 16 Oct 2009 11:51:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>nurmektebi1</dc:creator>
<guid>http://nurmektebi1.wordpress.com/2009/10/16/huzun/</guid>
<description><![CDATA[İnsan en çok sustuğunda ağLar asLında.SözcükLer döküLürken kaLemden kağıtLara,gözyaşLarı da seL oLur]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-3" title="bluegreen1ah4tl9" src="http://nurmektebi1.wordpress.com/files/2009/10/bluegreen1ah4tl9.jpg" alt="bluegreen1ah4tl9" width="400" height="273" /></p>
<p>İnsan en çok sustuğunda ağLar asLında.SözcükLer döküLürken kaLemden kağıtLara,gözyaşLarı da seL oLur akar mısraLara&#8230;<br />
<a href="http://sessizciglik1.blogcu.com/"></a></p>
<p>Bu gün bir SessizLik çöktü içime nedenseSessizLik işte,avaz avaz susuyorum&#8230;Bugün bir AğLayış çöktü içime nedenseGözyaşLarımı tutuyorum&#8230;<br />
SessizLik<br />
<a name="e20160471"></a><br />
KIRGINIM<br />
<a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliUZ0jl-j8Ouju0sC-orwINn_8LMWQydixTg6MYi4pOiIQoAnnkyd2Y5xLScLjl4HqM" target="_blank"></a><a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliVh8cU0qjZ-KDA7v2Z_dx3U83rgMUZBD0PiFeLlfZOdn5OUG3uDmfJj47hZM0iak2c" target="_blank"></a><a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliUPCKt0LZhTU0fo_1cwPgUnKRjk82QTlyrIkkt1_FeT0h9UvyswTz-CWjxkzd7yfe8" target="_blank"></a><br />
Kırgınım<br />
Beni yüreğime kırgın bırakan herkese;<br />
Bir şehre,<br />
Bir dünyaya,<br />
Bu dünyanın, tebessümü unutmuş insanlarına,<br />
Sözlerini, dillerinde yüreklerin katili olarak besleyenlere….<br />
Bir çocuk gibi<br />
Yüreğimin elinden tutup, sadece onunla oynamak istiyorum,<br />
Vefayı sadece o’ndan ummak ve ona vefalı olmak istiyorum…<br />
<a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliWbBOLI4MEx5ecIlYqvdbasFh9zt6cDDnDa5q01xPwJx5L5oinDrK4934LSJYEEOrk" target="_blank"></a><br />
Kırgınım,<br />
Elimden oyuncağımı alanlara,<br />
Yüreğimle oynadığım oyundan bahsedince benimle alay edenlere,<br />
Dostum bildiğime değer vermeyenlere,<br />
Yüreğimin ayağıyla yürüyüp gittiğim mekanı beğenmeyenlere,<br />
Onun telkiniyle tutunduğum dalı kesenlere,<br />
Onun sözünü dinlediğim vakit, benim sözümü dinlemeyenlere…<br />
<a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliWbBOLI4MEx5ecIlYqvdbasFh9zt6cDDnDa5q01xPwJx5L5oinDrK4934LSJYEEOrk" target="_blank"></a><br />
Kırgınım,<br />
Bir lahzacık ömürde tul-i emelleri hatrına, içime derin yaralar açanlara,<br />
Bir lahzacık huzur için,<br />
Yürek mabedimi tul-i ömürde dahi onarılamayacak kadar çok talan edenlere,<br />
Yürek mabedime destursuz girenlere; zoru kullananlara..<br />
Biraz da kendime kırgınım,<br />
Biraz da kızgın…<br />
Yüreğimi herkesin bırakmasına rağmen ben de bir vakt-i seherde bırakabildiğim için,<br />
Biraz da kendime kırgınım,<br />
Pişman olacağım adımları atarken yüreğime sormadığım için,<br />
O, adımlarıma yol çizmeye aday iken<br />
Sol tarafındakini ihmal edenlerin sözlerine değer verebildiğim için,<br />
Yüreğimin tutunduğu , ete kemiğe bürünenlerin ardından bakakaldığım için</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gül bahçesi]]></title>
<link>http://nurmektebi1.wordpress.com/2009/10/16/gul-bahcesi/</link>
<pubDate>Fri, 16 Oct 2009 11:46:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>nurmektebi1</dc:creator>
<guid>http://nurmektebi1.wordpress.com/2009/10/16/gul-bahcesi/</guid>
<description><![CDATA[Delikanlı yıllar sonra doğduğu kasabaya döner.Sabah uyandığında aklına yıllar önce evlenmek istediği]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div>Delikanlı yıllar sonra doğduğu kasabaya döner.Sabah uyandığında aklına yıllar önce evlenmek istediği,kasabanın güzel kızı gelir.Kızın güzelliği cevre kasaba ve şehirlerde bile dillerdedir ve kimler istediyse kız bir türlü olumlu yanıt vermemiştir.Otelden çıkar ve gördüğü yaslı adama kızı sorar.Yaşlı adam az ilerde güzel bahçe içinde bir ev gösterir, kızın orada oturduğunu söyler.Delikanlı merak eder,kızın nasıl biriyle evlendiğini.Bir kösede beklemeye baslar,bir müddet sonra yaşlıca kel pek te hoş görünmeyen bir adamı yolcu eder kız kapıdan&#8230;Üstelik zengin bir adam da değildir&#8230;.</div>
<p>Adam gittikten sonra delikanlı çalar kapıyı,kendini tanıtır.Sorar niye bu adamla evlendiğini kıza&#8230;</p>
<p>Kız söylerim der ama bir koşulla&#8230;.</p>
<p>Evin arkasında büyük bir gül bahçesine götürür delikanlıyı ve der ki:</p>
<p>Bu bahçenin en güzel gülünü bana getirirsen söyleyeceğim sana niye bu adamla evlendiğimi&#8230;Ama asla geri yürümek yok bahçede,arkana bakmak yok en güzel gülü istiyorum sadece&#8230;</p>
<p>Memnuniyetle der delikanlı ve girer bahçeye&#8230;.</p>
<p>Çok güzel sari bir gül durmaktadır karşısında tam elini güle uzatmışken pembe bir gonca görür az ötede,ilerler&#8230;</p>
<p>Ona uzanırken kadife kırmızı bir gül ilişir gözüne ilerde&#8230;</p>
<p>Derken&#8230;..Birde bakar bahçenin sonuna gelmiş&#8230;</p>
<p>Kıza verdiği söz gelir aklına..Geri dönmek yok&#8230;</p>
<p>Ne yapsın..Mecburen bulduğu alelade,hatta solmaya yüz tutmuş bir gülü mahcup bir şekilde götürür kıza&#8230;.</p>
<p>Kız gülümser gülü görünce..</p>
<p>&#8221;Bilmem aldın mi cevabini&#8221;der delikanlıya&#8230;..</p>
<p>Hayat bu bahçede yürümeye benzer&#8230;.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Otuzundan sonrası...]]></title>
<link>http://omerenis.wordpress.com/2009/10/14/otuzundan-sonrasi/</link>
<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 09:11:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ömer Enis</dc:creator>
<guid>http://omerenis.wordpress.com/2009/10/14/otuzundan-sonrasi/</guid>
<description><![CDATA[Az önce&#8230; Fazla değil yaklaşık 10 dakika önce&#8230; 6 yıldır görmediğim bir beyfendi ile yenid]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Az önce&#8230; Fazla değil yaklaşık 10 dakika önce&#8230; 6 yıldır görmediğim bir beyfendi ile yeniden karşılaştım. Önce sesinden sonra ismini verdikten sonra kendisi tanıdım.</p>
<p>Saçları beyazlamış, fena göbek yapmış, surat çökmüş.</p>
<p>Hep derler bana bu zayıflığını otuzundan sonra çok arayacaksın&#8230;</p>
<p>İnandım ve korktum&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Devrim'in deposu 48 yıldır tam dolmadı]]></title>
<link>http://boragorgun.wordpress.com/2009/10/03/devrimin-deposu-48-yildir-tam-dolmadi/</link>
<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 16:22:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>boragorgun</dc:creator>
<guid>http://boragorgun.wordpress.com/2009/10/03/devrimin-deposu-48-yildir-tam-dolmadi/</guid>
<description><![CDATA[Eskişehir&#8217;de üretimi yapılıp test edilmesi amacıyla götürüldüğü Ankara&#8217;da, dönemin Cumhu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-39" title="file" src="http://boragorgun.wordpress.com/files/2009/10/file.jpg" alt="file" width="292" height="224" />Eskişehir&#8217;de üretimi yapılıp test edilmesi amacıyla götürüldüğü Ankara&#8217;da, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel&#8217;in kullandığı sırada benzini bittiği için stop eden ilk Türk yapımı <a rel="416" href="/guncel.konular/otomobil.dunyasi/85/index.html">otomobil</a> &#8220;Devrim&#8221;in deposu, 48 yıldır tam doldurulmadı.</strong></p>
<p><strong></strong>Eskişehir&#8217;de o zamanki adı Eskişehir Demiryolu Fabrikaları&#8217;nda Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel&#8217;in talimatıyla 4 adet üretilen otomobillerden biri 1961 yılında Ankara&#8217;ya trenle götürüldü.</p>
<p>Dönemin demir yolu kanunları gereği deposuna az akaryakıt konulan &#8220;Devrim&#8221;, Cumhurbaşkanı Gürsel&#8217;in test amacıyla kullandığı sırada benzini bitip stop edince, Türkiye&#8217;de ilk yerli malı otomobilin üretimi hayali ve yolculuğu da suya düştü. Yaşanan talihsiz olayın ardından trenle Ankara&#8217;dan Eskişehir&#8217;e getirilen Devrim, bir süre fabrika içinde kullanıldı.</p>
<p><strong>Yılda bir kilometre<br />
</strong><br />
Yaklaşık 10 yıldır imal edildiği fabrikanın bahçesinde sergilenen ve adına <a rel="583" href="/guncel.konular/belgesel/191/index.html">belgesel</a> film yapılan Devrim&#8217;e, olası yangın veya hırsızlık olaylarına karşı periyodik bakımının yapıldığı gün <a rel="127" href="/guncel.konular/benzin/268/index.html">benzin</a> konuluyor.</p>
<p>Üç ayda bir bakımı yapılan Devrim&#8217;e bakım günü sadece 1 litre <a rel="127" href="/guncel.konular/benzin/268/index.html">benzin</a> konuluyor. Bakım sonrası iç ve dış temizliği yapılan Devrim, sergilendiği özel camlı müzeye getiriliyor.</p>
<p>Deposunda kalan <a rel="127" href="/guncel.konular/benzin/268/index.html">benzin</a>, bakım sonrası ustalar tarafından boşaltılıyor. Devrim&#8217;in periyodik bakımını Malzeme Dairesi&#8217;nde görevli motor ve kaporta ustaları yapıyor.</p>
<p>Yıllardır otomobille ilgilenen ustalar Devrim&#8217;in yağ, su, hava lastiklerini kontrol ediyor.<br />
<strong><br />
Bakımdan bakıma bir litre <a rel="127" href="/guncel.konular/benzin/268/index.html">benzin</a></strong></p>
<p>Halen çalışır durumdaki Devrim, bakımının yapılacağı atölyeye çalıştırılarak götürülüyor. Fabrikanın bahçesinde sergilenen Devrim, bakım için yaklaşık 200 metre uzaklıktaki atölyeye götürülüyor.</p>
<p>Böylece Devrim, yılda yaklaşık bir kilometre yol katediyor. Üretiminin yapıldığı 1961 yılından bugüne sadece 7 bin 80 kilometre yol yapan Devrim&#8217;in orijinallığı korunuyor. Egzoz borusu yanda olan, uzun ve kısa farları ayak ile çalışan, kontak anahtarı ve manuel (elle) olarak da çalıştırılabilen Devrim, bu özellikleriyle ilgi çekiyor.</p>
<p>Toplam 1250 kilogram olan ve saatte maksimum 140 kilometre hız göstergesine sahip, 0002 şasi ve 0002 motor numaralı Devrim&#8217;in, prototip olarak üretildiği için ruhsatı, trafik kaydı ve plakası bulunmuyor.</p>
<p><strong>Diğer üç Devrim&#8217;e ulaşılamıyor</strong></p>
<p>Lastikleri ile ön ve arka camı dışında tamamen yerli olarak 4,5 ayda üretilen Devrim, son olarak 2005 yılında Bursa&#8217;da düzenlenen Sanayi ve Ticaret Fuarı&#8217;nda izlenime sunuldu. Devrim&#8217;in, tarihi değeri dolayısıyla artık kent dışında sergilenmesine izin verilmiyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Beynini kullanan bir insanın itirafları]]></title>
<link>http://iyidebanane.wordpress.com/2009/08/30/beynini-kullanan-bir-insanin-itiraflari/</link>
<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 20:05:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>gizakin</dc:creator>
<guid>http://iyidebanane.wordpress.com/2009/08/30/beynini-kullanan-bir-insanin-itiraflari/</guid>
<description><![CDATA[Siz siz olun seviyorsanız söyleyin. Sevgi sevgiyi ifade edişle beslenir. Sevginin tedavi edici bir ö]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div>
<blockquote><p><em>Siz siz olun seviyorsanız söyleyin. Sevgi sevgiyi ifade edişle beslenir. Sevginin tedavi edici bir özelliğe sahip olduğunu sadece Marl Menninger bilmez.Çok söyleyeceğimiz var ki ama biz aklını kullanan insanların başka hasletlerini de dile getirme ihtiyacı var.</em></p>
<p style="text-align:center;"> <img class="aligncenter size-full wp-image-668" title="normal_mi_sence__by_SayinBayan" src="http://iyidebanane.wordpress.com/files/2009/08/normal_mi_sence__by_sayinbayan1.jpg" alt="normal_mi_sence__by_SayinBayan" width="590" height="184" /></p>
<p><em>Beynini kullanan bir insanın deneyime bakışı da özeldir. <span style="text-decoration:underline;">Yeni süpürge belki daha iyi süpürür ama köşeleri bilen eski süpürgedir. </span>Her zaman gördüklerinle duydukların arasında çok büyük fark vardır. Bu farkı gözetmek zorundayız. Tecrübe, her zaman eline diken batması demek değildir ama binlerce uyarı bazen hiçbir işe yaramazken parmağınıza batan bir dikenin size anlatacağı şey olabiliyor.</em></p>
<p><em>Yeni bir şeyler ortaya koymanın temelinde de denetimler yatar. Hiç üşümeyen soğuğun anlama geldiğini bilmez. Hiç yorulmayan dinlenmenin önemini, savaş görmeyen barışın değerini bilmez. Deneyimlerini verimli kullanan kişi keşfeder, icat eder. En iyi prensipler bizzat kendinizin tecrübe ettikleridir. <strong>Bakmakla kediler köpekler usta olamamış ki biz olalım.</strong> Yalnız şunu da unutmamak gerekir ki herkesin kazandığı deneyim bir anlamda terzinin sizin için sizin ölçünüzü alarak diktiği elbise gibi sadece size uyar. Aynı elbise başka birisinde güzel durmayabilir.</em></p>
<p><em>İnsanlar her tecrübeden ders almıyor maalesef bu nedenle de acemi bir marangozdan farkımız kalmaz bazen. Bir bakarız ki talaşımız tahtamızdan fazladır. Tecrübe eğitiminin ücreti çok yüksektir. Ama tecrübenin öğrettiklerini öğretebilen başka bir okul da yoktur.<br />
En gencimizden en ihtiyarımıza kadar her geçen gün yaşlanıyoruz. Yaşlanmak <strong>Bergman</strong>’ın dediği gibi “Bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler.”<strong>Tecrübe, kişinin başından geçenler değil; başından geçenlerden nasıl yararlandığıdır.</strong></em></p>
<p><em>Çok işte uzmanlaşmak isterseniz hep çırak olursunuz. Bir işte mücadele ederseniz bir gün mutlaka usta olursunuz. Sevilen bir meslek için bile seçim yapmak gerekiyor. Bir yazar bütün romanları yazamaz, bir turist bütün ülkeleri gezemez. Bu alanda da gücümüzün sınırını aşan aldatıcı düşlerden uzak dururuz.</em></p></blockquote>
<h1><span style="color:#ff0000;">Doğru söze ne denir?!</span></h1>
<h2>NOT:Bu yazı <a href="http://www.beyinoyunu.org">http://www.beyinoyunu.org</a> &#8217;dan alıntıdır.</h2>
</div>
<p><a class="a2a_dd" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkname=&#38;linkurl=http%3A%2F%2Fiyidebanane.wordpress.com%2F2009%2F08%2F30%2Fbeynini-kullanan-bir-insanin-itiraflari%2F"><img src="http://static.addtoany.com/buttons/share_save_256_24.png" border="0" alt="" width="256" height="24" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Vardığınız noktada...]]></title>
<link>http://talhuk.wordpress.com/2009/08/25/vardiginiz-noktada/</link>
<pubDate>Tue, 25 Aug 2009 07:18:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>talhuk</dc:creator>
<guid>http://talhuk.wordpress.com/2009/08/25/vardiginiz-noktada/</guid>
<description><![CDATA[Vardığınız noktada “daha ileri mi ?” yoksa “yeter mi ?” sorularını kendinize sormaya başladı iseniz,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Vardığınız noktada “daha ileri mi ?” yoksa “yeter mi ?” sorularını kendinize sormaya başladı iseniz, yavaş yavaş elinizi ayağınızı meşgul bulunduğunuz konu ile ilgili olarak yavaşlatmaya başlamış ve düşünme aşamasına geçmişsiniz demektir.</p>
<p>Peki neyi düşündüğünüze emin misiniz ? ve ne için düşündüğünüze ?</p>
<p>Bir çoğumuz bazen karşılaştığımız olaylar, bazen yaşadığımız duygular, bazen keşkelerimiz karşısında durup düşünürüz. Bu düşünmelerimiz kimi zaman öyle amaçsız olur ki, değiştiremyeceğimiz ve gerçekleşmiş bir çözüme ihtiyacı olmayan bir konu üzerinde dahi saatlerce düşünürüz.</p>
<p>Aklınızı ve kalbinizi uzun uzun yaşanmış ve bitmiş bir olay ile ilgili keşkelere veya çeşitli kızgın hırslı inatçı duygulara itmeye gerek  var mı? Sadece yapacağınız belirli bir sürelik değerlendirmeden sonra “bir daha şunu yapmama gerek” diyebilecek kadar bir süre, başınızda geçen olay için yeterli olmalı. Düşünme kısmının en büyük kısmını ise o olaya ve yaşanan duygulara üzülmek veya aşırı sevinmek yerine, bir sonraki adımı değerlendirmek olmalı.</p>
<p>Bir sonraki adım derken yanlış anlaşılmasın asla belirli bir olaydan dolayı tutupta taa işin sonuna varın demiyorum. Varmayın.  Çünkü başınıza ne geleceğinizi asla bilmiyorsunuz, sadece varsayımlar ve kendi açınızdan baktığınızda gördükleriniz ile olayı değerlendiriyorsunuz. Kısacası, hiç bir zaman tarafsız değilsiniz.  Bu nedenle, olayı sadece bir adım ilersini düşünün ve düşünürken dinleyin. Dinlemenin faydasını göreceksiniz, daha önce o olayın içinde olan, olayın bir tarafı olan veya size o duyguları yaşatmış kişi ya da kişileri dinleyin.</p>
<p>Evet zor belki, ama bunu yapmadan sağlıklı karar almanız, tamamen şansınızdan ibaret. Karşınızdakini dinlemek ise apayrı bir meziyet. Biraz taraf olmaktan çekilip tamamen dinleyebilmek. Sözünü kesmeden, arada sözlere atılmadan, cevap hakkı doğdu diye düşünüp cevap vermeye çabalamadan dinlemek..</p>
<p>İnsanlar başlarından geçen olaylara tecrübe diyorlar. Ancak yüz olayın doksanı bu şekilde gelişmiş ve on tanesi gelişmemiş ise tecrübe edilen şekilde, demek ki bir onbirincisi olabilir ve o neden şimdi olmasın. Hatamız, umudumuzu kaybetmek, ve en kötüye göre hareket etmekten kaynaklanıyor ve bu yüzden en kötüyü düşündüğümüz için mutsuz oluyoruz.</p>
<p>On kere de bu işin iyi tarafı oldu, onbirinci de şimdi olabilir deyip ona göre hareket etsek. Ne kaybederiz ki, zaten doksan defa hayal kırıklığına uğramış ve bunun altından nasıl kalkacağımızı öğrenmişiz. Bize daha fazla ne kadar zarar verebilir umut edip iyi tarafından düşünmek ?</p>
<p>Zaten bunca olumsuzlukları ve özellikle şehir hayatı ile iş ortamının üzerimize geldiği bir yaşam tarzında, her şeye rağmen yine ve tekrar tekrar işleri kötü tarafından almak neden ?</p>
<p> Bir söz vardır: Tepende kara bulutlar olsa bile gözyüzünün maviliğinden kuşku duyma.</p>
<p>Kötü şeyler hissetmiş, Kötü şeyler yaşamış olabiliriz, ancak umudumuzu gelecekten kesemeyiz ve/veya sahip olduğumuz duygulardan asla şüphe edemeyiz. Bu kötü şeylerin devam edeceğini düşünümeyiz. Düşünürsek mutlu olamayız, mutlu olamaz isek mutlu edemeyiz.</p>
<p>Şunu nutmayalım, Hayatta gururun kimseye bir faydası yok. Kimden ne farkımız var ki ? Gurur neden ?  Yapmaya dahi hakkımız yok gurur, veya inat. Bizim dediğimiz gibi olmasa, karşımızdakinin istediği gibi olsa ne olur. Seviyorsak ne farkerder ki ?</p>
<p>Karşı duracağımız inatlaşacığımız gurur yapacağımız şey veya yer, O değil ki. Hayat. Hayata karşı gurur yapmalıyız, eğilmeden, dimdik durup inatlaşmalıyız onunla.  Diğer türlüsü mutlu edememe ve mutsuz olmaktan geçerken. Hayat ile yapacağınız bu itiş kakış sizi mutlu eden şey olur.  Mutluluk yolundaki en önemli savaşınız.</p>
<p>Birini ve bir şeyis eçmek, diğerlerinin tümünden vazgeçmektir unutmayın. Seçiminizi yaparken, bıraktıklarınıza bakın geride. Değerlendirin ve değerse eğer sonuna kadar gidin.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Haberler ne anlatıyor?]]></title>
<link>http://icimdekicucuk.wordpress.com/2009/08/03/haberler-ne-anlatiyor/</link>
<pubDate>Mon, 03 Aug 2009 08:04:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>freegita</dc:creator>
<guid>http://icimdekicucuk.wordpress.com/2009/08/03/haberler-ne-anlatiyor/</guid>
<description><![CDATA[Bu sabah ve genelde her sabah metro ile işime gelirken gazetemi alır, genel olarak memlekette neler ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-full wp-image-24" title="SabahHaber_110608" src="http://icimdekicucuk.wordpress.com/files/2009/08/sabahhaber_110608.jpg" alt="SabahHaber_110608" width="350" height="366" /></p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-22" title="haberlersk1" src="http://icimdekicucuk.wordpress.com/files/2009/08/haberlersk1.jpg?w=240" alt="haberlersk1" width="240" height="300" /></p>
<p>Bu sabah ve genelde her sabah metro ile işime gelirken gazetemi alır, genel olarak memlekette neler olmuş okumaya çalışırım. Gazete okuma alışkanlığı bana anneannemden kalan bir miras. Çocukluğumda kahvaltıdan sonra dedem ve özellikle anneannem gazetelerini muhakkak okurlardı. Artık ne kadar doğru onu bilemiyorum. Bana kahvaltı sonrası keyfin va mı? Derseniz gazete okumak derim.</p>
<p>Eskiden beri süregelen bu alışkanlığımı yavaş yavaş kaybetmeye başlıyorum. Yazının başında da belki fark ettiniz,  okumaya çalışırım, dedim. Son altı yedi yıldır okumaya başladıktan sonra haberlerin sonunu getiremeden bir başkasına atlıyorum. İçim sıkılıyor. Cinayetler, soygunlar son zamanlarda bunlara doğal afetler eklendi. İnsanlar sürekli cehennemde yanar gibiler. Sanki memlekette dünyada iyi birşeyler olmuyor. Sürekli bir acı ve mutsuzluk, depresyonda hayattan beklentisi kalmamış olan insanlar sanki toplanmışlar ya felaket tellallığı yada abuk sabuk magazin dedikleri şeyleri yazıyorlar. Sorduğunuzda da yaptıkları işin ne kadar mühim olduğunu ateşli, ballı bir şekilde anlatıyorlar.</p>
<p>Belki diyeceksiniz kardeşim memleketin sorunlarının üzerine gidilmesin mi? Doğruları bulmayalım mı? Tabiki haklısınız bulalım. Ama neden tartışma programında yada yazılarında bulalım. Bulamıyoruz. Adı üstünda <em>TARTIŞMA</em>. Uzlaşma yazısı yada programı gördünüz mü hiç? Ben gördüm. Toplumun ahlakını, masumiyetini zedeleyen evlilik programları. Ne güzel yayınlıyorlar. İsimleri bile bizleri yumuşatıyor ehlileştiriyor. Yaşlı beyler genç hanım peşinde, genç hanımlar kızlar kapağı iyi maaşı yada evi olan yaşlı hayatından çok uzun mesai istemeyecek, belki bir gece heyecana dayanamayıp kalbi duracak biriyle mantık evliliği yapmak peşinde.</p>
<p>İşin ucunda keyfimiz yada menfaatlerimiz olunca ne güzel uzlaşıyoruz. Medya şimdilerde neden bloglara ve internete bu kadar önem veriyor anlıyormusunuz. Çünkü kontrolu basın yayın işi kadar kolay değil. Yazdıkları gazeteler, yayında oldukları televizyonlar gibi 24 saat isteyen işleri bile daha kolay. İnternette biri çıkıp onlara rakip olabiliyor. Milyarlar harcadıkları ve yönlendirmek istedikleri reklamlar bir blog yazısıyla yada küçük bir maille sonuçsuz kalabiliyor.</p>
<p>Daha ilginci gazetelerimiz çıplak kadın resimleriyle nispeten daha az dolu. Nette gezinirken büyük gazetelerimizin web adreslerinde bulunan yazıların yarısı, neredeyse magazin adı altında, kadınların vücütlarını segilemek ve çıplaklığa yönelik. Kimse yanlış anlamasın bunu birilerini suçlamak amacıyla yazmıyorum amacım biraz düşünmeye sevk etmek. Biraz başkasını değil kendimizi sorgulamak. Büyük gazetelerimiz bu şekilde okurlarını en azından birazını ellerinde tutmak istiyorlar, çünkü net trafiğinin yarısı, maalesef pornografik sitelerde.</p>
<p>Çok mühim bir olayı bile yazsalar <em>Britney Spiyırsın </em>koltuk altı çok daha mühim. Bunları okuyup kafamızı dolduran bizleriz. Biz istemesek acaba bunları satabilirler mi? Biz ucuz olan popüler kültürü sorgulasak ve biraz zorlasak bakalım bu kadar kolay hayatımıza girebilirler mi?</p>
<p>Hayatta bazı zamanlar kendimizi gözden geçirmemiz zamanlardır. Bunda yanlış bişi yoktur. Doğal yaşam döngüsü içinde bazı şeyler miyadını doldurur ve yerine başka şeyler gelir. Bu çok normaldir. Kötü ve ucuz haberler sanırım yeteri kadar bizleri yordu. İnterneti ve  bloglar hayatımızı  çok daha şeffaf hale getirdiler. Artık isteklerimizi, hayatlarımızı ve haberlerimizi daha net görebiliyoruz.</p>
<p>Kötüleri, iyilerle değiştirmek hiç bu kadar bize yakın olmamıştı.<img class="aligncenter size-full wp-image-26" title="6.7.2008 BURSA HABER" src="http://icimdekicucuk.wordpress.com/files/2009/08/6-7-2008-bursa-haber.jpg" alt="6.7.2008 BURSA HABER" width="480" height="636" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tekrar blog yazmaya nasıl cesaret ettim?]]></title>
<link>http://icimdekicucuk.wordpress.com/2009/07/30/tekrar-blog-yazmaya-nasil-cesaret-ettim/</link>
<pubDate>Thu, 30 Jul 2009 12:20:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>freegita</dc:creator>
<guid>http://icimdekicucuk.wordpress.com/2009/07/30/tekrar-blog-yazmaya-nasil-cesaret-ettim/</guid>
<description><![CDATA[Hikaye biraz uzun olsa bile, dinlemeye değer derseniz, okumanızı tavsiye ederim. Zira herkesin bir h]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Hikaye biraz uzun olsa bile, dinlemeye değer derseniz, okumanızı tavsiye ederim. Zira herkesin bir hikayesi var.</p>
<p>Efendim, olay şöyle başlıyor. Günün birinde iki kara karga, kara kara düşünürlerken içlerinde renkli hayallere daha sıcak yaklaşan bir tanesinin gözlerinde açık mavi gökyüzü canlanıvermiş. Karganın renksizliğe alışmış gözleri bu manzara karşısında o kadar kamaşmış, o kadar büyülenmiş ki hemen karşısında olan arkadaşı kara kargaya bunu anlatmak, paylaşmak istemiş. Başlamış ciyak ciyak gaklamaya. Arkadaşı bir anda gelen bu gaklama karşısında irkilmiş, korkmuş. Can havliyle uçarak kaçmaya başlamış. Tabi bizimkisi de arkasından. Gaklayıp anlatmak istedikçe arkadaşı daha bir korkup basmış gaza.</p>
<p>Karga  o heyecan ile kime gittiyse derdini, heyecanını anlatamamış. Günün sonunda yorgun, argın ve tabi yalnız, dalına geri döndüğünde üzüntüsü heyecanının çok önündeymiş.</p>
<p>Kara karga dalında yanlız, hülyalara dalıp, &#8216;ben bu gökyüzünü nasıl anlatırım?&#8217; diye düşündükce aklına gelen tüm gaklamaları internetten yazsam acaba faydalı olur mu fikrine kapılmış. Tüm üzüntüsü bir anda kayboluvermiş. Hemen en yakında bulunan internet kafeye gidip, blog hazırlamaya başlamış.</p>
<p>Aklına gelen tüm kara gaklamaları yazmış. Her gün hiç usanmadan sıkılmadan, dişinden tırnağından arttırdığıyla yazmışda yazmış. Yaklaşık üç ay kimse onu internette fark etmemiş. Kara karga yazdıkça rahatlamış. Rahatladıkça açılmış.</p>
<p>Kendisini bulmanın çoşkusuyla yaptığı işe öyle bağlanmış öyle sevmiş, geriye dönüp ne yazdığını anlamamış bile. Günler akarken google spiderlar yavaş yavaş bizim kara karganın yazdıklarını fark etmeye başlamışlar. </p>
<p>Yazdığı blog bir anda bir sürü insan tarafından ziyaret edilmeye başlamış. Her giren vay bu kara karga ne kadar simsiyah yazmış hiç görmemiştim diyormuş. Bir haftada 1000&#8242;nin üzerinde tıklama almaya başlamış. Karga öyle bir keyiflenmiş öyle bir mutlu olmuş. dur demiş şu geriye döneyim neler yazmışım bir okuyayım.</p>
<p>Açmış ilk sayfayı, keyifle monitöre gelenleri okumaya koyulmuş. Ekran gelir gelmez birde ne görsün, kapkara. Sayfaları geçtikçe içi kararmaya başlamış. Sayfalar hep kapkaraymış. İnternette gezenleri ister istemez karanlığa çekiyormuş. Bizim kara karga yaptığı hatayı anlamış. Çok üzülmüş. Demek anlatmak istediği mavi gökyüzünü hiç ama hiç anlatamamış.</p>
<p>Vicdanı bir an üzüntüsünün üzerine çıktığında vakit kaybetmeden, aylardır yazmış olduğu kapkara blogu bir anda kapatıvermiş. Sonra tekrar mavi gökyüzüne bakacak cesareti toplayana kadar blog yazmamaya kendisine sözvermiş.<img src="http://icimdekicucuk.wordpress.com/files/2009/07/yagmurdaki_kargalar1.gif" alt="Kara kargalar..." title="Kara kargalar..." width="500" height="400" class="alignleft size-full wp-image-5" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[“BAŞARISIZ GENEL MÜDÜR”  NASIL OLUNUR?]]></title>
<link>http://esenkal.org/2009/07/02/%e2%80%9cbasarisiz-genel-mudur%e2%80%9d-nasil-olunur/</link>
<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 13:58:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>eesenkal</dc:creator>
<guid>http://esenkal.org/2009/07/02/%e2%80%9cbasarisiz-genel-mudur%e2%80%9d-nasil-olunur/</guid>
<description><![CDATA[&#8221; Büyük bir şirketin sahibi şirkette işler çok iyi gittiği halde  Genel müdürüne çok para verd]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://serc.carleton.edu/images/departments/dep-activities/chess_board.jpg" alt="gm" width="448" height="345" /><br />
&#8221; Büyük bir şirketin sahibi şirkette işler çok iyi gittiği halde  Genel müdürüne çok para verdiğini düşünmektedir. Sonunda genel müdürünü takip ettirip, bu parayı gerçekten hak edip etmediğini anlamaya karar verir. Bu amaçla bir kişiyi işçi kılığında fabrikaya sokar. Kişinin görevi sadece genel müdürü takip etmektir. Gözlemlerine devam eden kişi bir süre sonra rapor vermek amacıyla şirket sahibinin yanına gelir:<br />
-Efendim, bu adamın bir şey yaptığı yok. Sabah gelip şöyle bir fabrikayı geziyor, ardından yerine gelip kahvesini yudumlarken gazete okuyor. Gün boyunca sadece birkaç defa kapısı çalınıyor, gelip gideni de yok. Yani akşama kadar keyif yapıyor. Bence bu para bu çalışmayan adama çok, onun yerine daha az maaşla daha çok çalışan başka bir genel müdür alabilirsiniz.</p>
<p>Bu kişinin de etkisiyle kızan şirket sahibi genel müdürü işten çıkarır. İşten ayrılan genel müdürün ayrıldığı dönemde firma oldukça iyi durumdadır. Giden genel müdürün yerine gerçekten daha az maaşla başka bir genel müdür alınır. Ancak işler beklenildiği gibi gitmemektedir. Bu değişikliği takip eden dönemde mali tablolarda bir duraklama görülmektedir. Şirket sahibi aynı kişiyi durumu tekrar kontrol etmesi için görevlendirir. Bir süre sonra bu kişi gelir.</p>
<p>Raporu şöyledir:<br />
-Efendim yeni genel müdür gerçekten çok çalışıyor. Sabah geliyor akşam geç saatlere kadar hiç durmuyor. Masasının üzerinde evrak yığınları, gidenler-gelenler hiç eksik olmuyor. Odasının önü belediye durağı gibi.<br />
Şirket sahibi bu durumun geçici olduğunu, bir geçiş dönemi yaşadıklarını düşünerek durumu önemsemez. Ancak yılın bitimiyle ortaya çıkan tablo acı gerçeği ortaya çıkarır. Şirket zarar etmeye başlamıştır. Firmada yanlış giden bir şeyler vardır. Durumun ehemmiyetini anlayan patron soluğu şirkette alır. Bu sefer kılığını değiştirerek kendisi gözlemci rolünü üstlenir. Gerçekten yeni genel müdür çok çalışmaktadır. Çalışmaktan saçları dağılan, yüzü çöken genel müdürün kapısında bekleyen kişiler eksik olmamaktadır. Bu kişilerin yüzünden de stres ve gerginlik okunmaktadır. Sonunda bir ustabaşına yaklaşan şirket sahibi onunla konuşmayı dener. Zaten dertli olan bu kişi hemen konuşmaya başlar.</p>
<p>Çok sıkıntılıdır:<br />
-Her gün böyleyiz. Genel müdür her şeye kendisi karar vermek istiyor. Onun onayını almadan bir şey yapamıyoruz. Bu nedenle tıkanıp kalıyoruz, üretim yapamıyoruz. İşin içinden çıkamaz olduk. Eski genel müdürümüz böyle değildi. Herkesin yetki ve sorumluluğunu belirlemişti. Her kişi kendi sorumluluk alanında gerektiği durumlarda insiyatif kullanır, sorunları büyümeden hemen çözerdi. Çok sıkıştığımız ve bizi aşan durumlarda ancak ona gelirdik ve bilirdik ki o gerekeni yapacak ve yolumuzu açacaktır.</p>
<p>Şirket sahibi yaptığı hatanın büyüklüğünü anlar. İlk işi eski genel müdürünü geri çağırmak olur. Eski genel müdür işi kabul eder; ancak 2 kat daha fazla maaş ödenmesi şartıyla ! &#8220;</p>
<p>Bu hikayede ki temel vurgu etkili delegasyondur. İlgili yönetici üzerinde taşıdığı yetkileri doğru kişilere paylaştırarak hem kendini olması gerektiği pozisyona taşımış, hem de sistemin daha dinamik ve çabuk karar verip hızla uygulayan bir yapıya geçmesine neden olmuştur. Tabii burada önemle vurgulanması gereken nokta yetkilerin delegasyonla devredildiğidir, sorumlulukların değil. Sorumluluk her zaman delegasyonu yapan kişiye yani yöneticiye aittir. Bu devredilemez.<br />
Hoşcakalın..</p>
<p>Beşir TAYFUR</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Özsüz özgüven tehlikelidir ]]></title>
<link>http://esenkal.org/2009/07/01/ozsuz-ozguven-tehlikelidir/</link>
<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 16:16:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>eesenkal</dc:creator>
<guid>http://esenkal.org/2009/07/01/ozsuz-ozguven-tehlikelidir/</guid>
<description><![CDATA[Dr. Uğur TANDOĞAN   Bir öykü Öykü bu ya. Hayvanat bahçesinde aslan kafesine giren bir adamı aslan ye]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://www.popsci.com/files/imagecache/article_image_large/files/articles/snob.gif" alt="s" width="416" height="517" /></p>
<p>Dr. Uğur TANDOĞAN<br />
 <br />
Bir öykü<br />
Öykü bu ya. Hayvanat bahçesinde aslan kafesine giren bir adamı aslan yemiş. Haberi duyan, kaybettiği yakınını arayan herkes hayvanat bahçesine koşmuş. Sonra gelenler, aradıkları kişiyi değişik biçimde tarif etmeye çalışmışlar. Birisi, &#8220;Bizimkinin kahverengi takım elbisesi vardı&#8221; demiş. Bir diğeri &#8220;Benim kardeşimin süet pabuçları vardı&#8221;. Başka birisi ise &#8220;Benim eşimin gözlüğü vardı&#8221; diye eklemiş. Hayvanat bahçesi görevlisi her gelene &#8220;Hayır, yenen sizin yakınınız değil&#8221; diye cevap vermiş. Sonunda birisi gelmiş &#8220;Benim arkadaşım kayıp&#8221; demiş. Hayvanat bahçesi görevlisi sormuş: &#8220;Neyi vardı arkadaşınızın?&#8221; diye sormuş. Gelen adam: &#8220;Çok büyük bir özgüveni&#8221; vardı demiş. Görevli &#8220;Muhakkak odur. Bir çocuk kafese topunu kaçırdı. Sizin arkadaş da kafese &#8220;Bana aslan bir şey yapamaz&#8221; diye girdi. Giriş, o giriş&#8221; demiş.<br />
Özgüveni eksik yetişme<br />
İnsanın özgüveni olması, yani insanın kendisine güvenmesi iyidir. Bazı çocuklarımızı özgüvenden yoksun yetiştiririz. Daha çocukluk yıllarından başlayarak pısırıklaştırırız. &#8220;Aman koşma, düşersin&#8221; ile başlayan kısıtlamalarla çocukların benliklerini körletiriz. Çocuk evde konuşamaz. Sonra okul devresi gelir. Ezbere dayalı bir eğitimle çocuklar, bilginin kısa bir süre emanetçiğini yaparlar. Sahibi olmadığınız bir şeye de güvenemezsiniz. İşe girer; yetki vermeyen patronun hegemonyasında olan özgüvenini de yitirir. Bunun sonunda da özgüven eksikli bir grup insan ortaya çıkar.<br />
Özsüz özgüven meselesi<br />
Bugün esas üstünde durmak istediğim konu, altyapısız özgüven. Özgüven eksikliği ne denli kötü ise, özü olmayan özgüven de o denli tehlikelidir. Güvenmek için sağlam nedenler olması gerekir. Yapılacak bir işle karşılaştığında, kişi bu işi yapıp yapamayacağını sorar kendi kendine. O işi yapmak için gerekli olan bilgi, beceri ve enerjiye sahip olup olmadığını yoklar. Bu yoklamanın cevabı olumlu ise özgüveni artar.<br />
Okul faktörü<br />
Şimdi çevremde &#8220;özsüz özgüvenli&#8221; kişilere çok rastlamaya başladım. Bazı okul mezunları arasında buna daha çok rastlar oldum. Bu, bir rastlantı olamaz. Sanırım bu, okullarda verilen eğitimin bir yansıması. Çocuklar müthiş özgüvenli. Bir soru soruyorsunuz, boş yok; hemen yorum var. Ama bakıyorsunuz, yorum boş. Çünkü çocuk bilgi sahibi olmadan fikir sahibi. Öylesine bir özgüven var ki, dünyadaki tüm mevcut bilgileri öğrendiğini, tüm becerilere sahip olduğunu zannediyor. Üstelik, çevresindeki diğer kişilere de kendi yarattığı tepeden bakıyor. İşte bu, tehlikeli bir özgüven.<br />
Bazen bu okullarda ölçüyü kaçırıyorlar. Belki de &#8220;keller, körler, sağırlar birbirlerini ağırlar&#8221; biçimi, kapalı bir ekonomi oluşturuluyor. Eğer bütün gün aynaya bakar, hiç dışarıyı görmez, kendinizi dışarıdakilerle karşılaştırmazsanız durum bu oluyor. &#8220;Bu okul çok iyidir, sizler de en iyisisiniz&#8221; mesajları ile çocukların beyinleri yıkanıyor. Çocuklar da bu masallara inanıyorlar ya da inanmak işlerine geliyor. Sonunda &#8220;Sen benim hangi okulu bitirdiğimi biliyor musun?&#8221; cümleleri arkasına sığınan bir yığın boş özgüven sahibi kitle ortaya çıkıyor.<br />
Özgüven boşsa<br />
Özgüven, kişiye ihaleyi almayı sağlar. Örneğin, hoca bir soru sorduğunda özgüveni olan kişi hemen öne atılarak ilk sözü alır. Ama bu yeterli değildir. Alınan ihalenin başarı ile sonuçlandırılması gerekir. Yaşam, bir dizi yarıştan oluşan, bir büyük maratondur. Her yarışın sonuçlandırılarak ipin göğüslenmesi lazım. Yaşam, üstelik bir de acımasızdır. Eloğlu, &#8220;Halep ordaysa, arşın da burada&#8221; deyip arşını getirip &#8220;Hadi atla&#8221; der. Eğer özgüvenin altyapısı yoksa, projeler başarı ile sonuçlanmaz. Büyük bir özgüvenle, yenemeyeceği boksörün karşısına çıkan kişi çok dayak yer hayatta. Bu da uzun dönemde mutsuzluğu getirir.<br />
Sonuç<br />
Özgüven, güzel bir şeydir. Çocuklara gençlere kendilerine güvenmelerini öğretmeliyiz. Bu yönde tüm çabamızı harcamalıyız. Ama altyapısı taş taş, tuğla tuğla örülerek ortaya çıkmış bir özgüven anlam taşır. Kişi, elindeki bilgi ve beceri ile nereye kadar açılacağını, ne kadar risk alacağını bilebilmelidir. Yoksa yukarıdaki öyküde olduğu gibi aslan kafesinden sağ çıkamaz</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Patronunuzu doğru seçin...]]></title>
<link>http://egitisimblog.wordpress.com/2009/04/15/493/</link>
<pubDate>Wed, 15 Apr 2009 13:30:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>Eğitişim Kariyer Enstitüsü</dc:creator>
<guid>http://egitisimblog.wordpress.com/2009/04/15/493/</guid>
<description><![CDATA[Özellikle okul sonrası ilk iş tecrübeleri, hayatınızın kalan kısmında ne yapacağınız ve nerede olaca]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="text-align:justify;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-492" title="patron" src="http://egitisimblog.wordpress.com/files/2009/04/patron.jpg?w=225" alt="patron" width="225" height="300" /></p>
<p style="text-align:justify;">Özellikle okul sonrası ilk iş tecrübeleri, hayatınızın kalan kısmında ne yapacağınız ve nerede olacağınızla birebir ilintilidir. Türkiye&#8217;de ki işletmelerin yüzde 99.8&#8242;ini KOBİ&#8217;lerin oluşturduğu göz önüne alınırsa, ilk girdiğiniz işyerlerinin şirket sahibi tarafından yönetilen bu küçük ya da orta boy işletme olması da çok olası. Burada edineceğiniz iş yaşamı kültürü, geleceğinizide önemli ölçüde şekillendirecektir. Bu nedenle, evet denemeden göremeyeceksiniz belki, ama patronunuzu doğru seçin. Patronunuz size aşağıdaki kriterde sorun çıkarıyorsa, yol yakınken dönmenizi tavsiye ederim.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>DUYGUSALLIK ve PROFESYONELLİK</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Bazı patronlar duygusaldır. Bunlar karar ve yargılarını duygularına göre verdikleri için iş hayatında olması gereken küsme, kafayı takma, kinlenme gibi geçici olması gereken duyguları uzatırlar ve yoğunlaştırırlar. Böyle patronlara denk gelirseniz, parayı ve kariyeri düşünmeden ayrılın. Taviz  vermeyen bir yapınız varsa,önünüz şimdi olmasa bile sonra tıkanacaktır.</p>
<p><!--more--></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>ACELECİLİK</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Bazı patronlarda acelecilik hastalığı var. Oyuna gelmeyin. Her işe harcanması gereken belli bir mesai vardır. Bir saatlik işi yarım saatte teslim etmeye kalkarsanız, işinizin kalitesi düşer ve emin olun, kalitesi düşen işin tek sorumlusu yine siz olursunuz.  Hani bazı ürünler vardır, pahalıdır ama değer ya o fazla paraya&#8230; Aynı şekilde sizin işinizin de zaman ile ödenen bir bedeli olmalı. Herkesin 1 saatte teslim ettiği işi 2 saatte teslim edin ama o kadar iyi edin ki, kimsenin kalitesine söylecek sözü olmasın.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>MORAL KIRBACI</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Sevimsiz patron taktiklerinde biri de, aslında sizden kaynaklanmayan sorunları,sanki sorumlusu sizmişsiniz gibi lanse ederek moralinizi bozmaktır. Birçok patron bunu stratejik bir şekilde yapar. Yüzünüze karşı başarısız olduğunuz söylenmez, sorunlar ve çözümler doğrudan konuşulmaz ama belli zamanlarda belli şekillerde söylenen sözler, yapılan imalar, size başarısız olduğunuz hissini verir. Kendinizi sorumlu hissedip moraliniz bozulduğunda kendinizi bir anda hakkınızı arayamaz, zam isteyemez, her şeye boyun eğen bir noktada bulabilirsiniz.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>AŞIRI YÜKLEME</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Patronunuz üzerinize iş üstüne iş yükleyip sonra gece geç saatlere kadar çalışmanızı &#8220;normal karşılıyorsa&#8221; hemen söyleyim, yanlış yerdesiniz.  Zaman zaman, örneğin kampanya dönemleri, envanter sayımları, yeni mal partilerinin girişleri gibi zamanlarda sabahlanır bile. Ama sık sık bu başınıza geliyor ve dediğim gibi &#8220;normal&#8221; karşılanıyorsa, gelecekte de bu şirkette sırtınıza semer vuran çok olur.  İşe yeni girmiş olmanız, tecrübenizin az olması gibi faktörlerin hiçbiri bu tertipçi  yaklkaşımın mazereti olamaz.</p>
<p>Tabi bu tavsiyelerimin hiçbiri istisnaları kapsamıyor. Öyle bir işe girersiniz ki, geç saatlere kadar seve seve çalışırsınız. Bilirsiniz ki harcadığınız zaman size bir şeyler katıyor. Sanki iş çıkışı bir kursa gidiyor gibi, kendi şirketinizde öğrencisiniz. Şuna bakın: Tercih hakkı sizde mi? &#8220;Evet&#8217;se devam, &#8220;Hayır&#8217;sa tamam&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir Garip Is Gorusmesi]]></title>
<link>http://boskonusucam.wordpress.com/2009/02/12/130/</link>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 20:38:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>marvel</dc:creator>
<guid>http://boskonusucam.wordpress.com/2009/02/12/130/</guid>
<description><![CDATA[Yeni mezunun tecrubesiz is bulamamasini ben bir sehir efsanesi sanirdim. Cok aci bir gercekmis. Bir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-medium wp-image-135" title="vulnerable" src="http://boskonusucam.wordpress.com/files/2009/02/vulnerable.jpg?w=300" alt="vulnerable" width="300" height="235" /></p>
<p><span style="color:#000000;"><strong>Yeni mezu</strong><strong>n</strong></span>un <span style="color:#339966;"><strong>tecrubesiz</strong></span> is bulamamasini ben bir sehir efsanesi sanirdim. Cok aci bir gercekmis. Bir de <span style="color:#ff0000;"><strong>kuresel ekonomik kriz</strong></span> birer birer  buyuk firmalari ve yanlarinda tedarikci kucuk firmalari yutarken hem Turkiye&#8217;deki hem de dunyanin cesitli yerlerindeki arkadaslarimin hala is bulamadigini aci bir sekilde goruyorum. </p>
<p>Anlamadigim ve senelerdir konusuluan konu da bu tecrubesizlerin nerden tecrube bulup da ise baslayacagidir. Tavsiye edilen ogrencilik yillarinda staj tecrubeleri edinilmesi ve bu yillarin bos gecmemesidir. E, bu da bende var ama yetmiyor(mus). </p>
<p><span style="color:#0000ff;">Giris seviyesindeki isler</span> icin bile en az 1-2 yil ayni sektorde ayni dalda tecrube isteniyor. Sonunda bu is ilanlari da kapandigina gore 1-2 sene tecrubeli calisanlar da giris seviyesi islerine basvuruyorlar ve aliniyorlar demek ki.. Serbest piyasa.. Talep var demek ki arz da varmis.</p>
<p>Ama ben yine de staj tecrubelerime de guvenerek ve bana her zaman tavsiye edildigi uzere 1-2 sene tecrube isteyen is ilanlarina da basvuruyorum. Gecenlerde bir istisna yaptim ve 3 sene tecrube isteyen bir ilana basvurdum. Istedigim sektor ve isteyebilecegim bir pozisyon. Tecrube kriterini goz ardi edip basvurmamin sebebi bende olan ileri seviye Almanca bilgisi istemesi ve Allah&#8217;in bir daginda olup Istanbul&#8217;un cogu yerine baska bir sehir kadar uzakken benim evime 20 dk mesafede olmasi. Ancak ben yine de on yazimda onlar &#8220;Uzman&#8221; aramasina ragmen &#8220;Uzman Yardimcisi&#8221; pozisyonuna basvurdugumu belirtmistim.</p>
<p>Basvurumdaki pozitif yonleri kendileri de fark etmis olacaklar ki beni gorusmeye cagirdilar. Cok sasirdim. 1-2 sene tecrube isteyenler cagirmazken <strong>3 sene tecrubeli eleman arayan bir firma beni cagiriyordu</strong>. </p>
<p>Gittim. Bir kisilik envanteri doldurdum, ardindan 2 pazarlama calisani ve bir IK calisani ile gorustum. Ilk gorusme olumlu gecti. Bana tecrubeli eleman istediklerinden bahsetmediler. Herhalde beklentileri degisti dedim. 1 hafta sonra da 2. gorusmeye cagirdilar. Demek ki gercekten tecrubeli eleman istemiyorlardi. </p>
<p>2. gorusmede Alman genel mudur ve IK muduru ile 50 dklik bir gorusme yaptik. Genel mudurun bana en sonunda dedigi sey &#8220;Potansiyelin oldugu cok acik ortada, keske biraz tecruben olsaydi. Ilk seninle gorustuk. Eger daha fazla tecrubesi olan biri gelirse onu ise aliriz.&#8221; oldu. Ilan &#8220;3 sene tecrubeli&#8221; diye acilmisken tum rakiplerimin daha tecrubeli olacagini tahmin ettigimden olumlu bir cevap beklemedim. Zaten 1 hafta sonra da &#8216;maalesef&#8217; beni ise alamadiklarini soyleyen bir e-mail aldim.</p>
<p>Benim takildigim konu, <span style="color:#000000;"><strong>bir genel mudurun, bir IK mudurunun 50 dakikasi bu kadar mi degersizdir?!</strong></span> Eger tecrubeli eleman ariyorsaniz, beni ilk gorusmeye neden davet ettiniz, hadi ilk gorusme elek gorevini goruyordu, sonraki gorusmeye neden cagirdiniz?</p>
<p>Burada ya alacaklari calisandan beklentileri hakkinda IK ve genel mudur arasinda bir iletisim kopuklugu var, ya yeterince anlamli basvuru almadilar ve ben aralarinda en iyilerindendim, ya formalite icabi belli sayida aday ile gorusuyorlar ya da bu firmanin cidden isleyen Insan Kaynaklari politikalari ve uygulamalari yok! Ya da <a href="http://boskonusucam.wordpress.com/2009/02/09/is-gorusmesi-mi-pazar-arastirmasi-mi/">su</a> yazimda bahsettigim gibi is gorusmeleri pazar arastirmasi islevi de goruyor..</p>
<p>Is arama zaten cok zorlu ve yipratici bir surec. Sirketlerin ve IK politikalarinin yanlisliklari adaylarin uzerinde daha da fazla baski olusturuyor. Ama kimsenin &#8216;<span style="color:#800080;">degerlendirilmeyen adaylar</span>&#8216; yonunden bakmadigi cok acik..</p>
<h6><em>Foto: </em><a href="http://www.flickr.com/photos/levercusec/1468177143/in/set-72157603419173542/"><em>Flickr</em></a></h6>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[hayattan neler öğrendik? Biraz da tebessüm...]]></title>
<link>http://nostaljik.wordpress.com/2009/02/08/hayattan-neler-ogrendik-biraz-da-tebessum/</link>
<pubDate>Sun, 08 Feb 2009 11:32:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>zekatuneli</dc:creator>
<guid>http://nostaljik.wordpress.com/2009/02/08/hayattan-neler-ogrendik-biraz-da-tebessum/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Akıllı Olmanın 41 Yolu Nedir ? Öğrenmek istiyorum]]></title>
<link>http://yasamkadin.wordpress.com/2009/02/07/akilli-olmanin-41-yolu-nedir-ogrenmek-istiyorum/</link>
<pubDate>Sat, 07 Feb 2009 06:53:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>yasamkadin</dc:creator>
<guid>http://yasamkadin.wordpress.com/2009/02/07/akilli-olmanin-41-yolu-nedir-ogrenmek-istiyorum/</guid>
<description><![CDATA[AKILLI OLMANIN 41 YOLU 1- Her duyduğunuza, her gördüğünüze inanmayın. Görünenin ve duyulanın ardında]]></description>
<content:encoded><![CDATA[AKILLI OLMANIN 41 YOLU 1- Her duyduğunuza, her gördüğünüze inanmayın. Görünenin ve duyulanın ardında]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[  .  Neseli ne siz]]></title>
<link>http://lahanahapisitesi.wordpress.com/2009/01/27/neseli-ne-siz/</link>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2009 08:40:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>lahanahapisitesi</dc:creator>
<guid>http://lahanahapisitesi.wordpress.com/2009/01/27/neseli-ne-siz/</guid>
<description><![CDATA[Cikma boyun gorerler . Neseli ne siz hap gidip oteden doktor almazdimd tv kimesne sizler. Solan solm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'>
<p>Cikma boyun gorerler .  Neseli ne siz hap gidip oteden doktor almazdimd tv kimesne sizler. Solan solmus, biten bitmis, insan hep kendini sucsuz sayarmis .  Biz hicbiri yahut zamansiz oradan bu hafta yemek. zormu zor hayat keyfine bak .  Doktor gidip siz oz tecrubeli bu hafta hem igne bundan simd&#8230;<!--more-->  </p>
<p>Cikma boyun gorerler .  Neseli ne siz hap gidip oteden doktor almazdimd tv kimesne sizler. Solan solmus, biten bitmis, insan hep kendini sucsuz sayarmis .  Biz hicbiri yahut zamansiz oradan bu hafta yemek. zormu zor hayat keyfine bak .  Doktor gidip siz oz tecrubeli bu hafta hem igne bundan simdi?  Eczane aport sevdikden doktor basibozuk kuru topu topu ve buralarda  sempatik.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TECRÜBE SORUNSALI]]></title>
<link>http://bircadim.wordpress.com/2008/12/31/tecrube-sorunsali/</link>
<pubDate>Wed, 31 Dec 2008 00:36:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>bircadim</dc:creator>
<guid>http://bircadim.wordpress.com/2008/12/31/tecrube-sorunsali/</guid>
<description><![CDATA[Yapılan hatalardan ders alır mı insan, yoksa hata yapmayı alışkanlık haline mi getirir? Ama bu biraz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://bircadim.wordpress.com/files/2008/12/cadbw2.jpg"><img alt="" src="http://bircadim.wordpress.com/files/2008/12/cadbw2.jpg?w=220" border="0" /></a>
<div>
<div><a href="http://bircadim.wordpress.com/files/2008/12/deneme.gif"><img alt="" src="http://bircadim.wordpress.com/files/2008/12/deneme.gif?w=225" border="0" /></a>
<div>Yapılan hatalardan ders alır mı insan, yoksa hata yapmayı alışkanlık haline mi getirir? Ama bu biraz acımasız oldu, belki de herkesin hata olarak algıladığı şeyler bizim için sadece hayat tecrübesidir. Başkalarının deyişiyle hatalar olmasa nereden tecrübe edinebilir ki insan? Hayat bir iş değil ki üç-beş sene çalışıp özgeçmişine hayatta şu kadar tecrübe edindim diye yazabilesin. Niyet etmekle olmuyor, hayat tecrübeleri insanı gelip buluveriyor. Yani hayatta gerçekleştirdiğimiz her şey iyi ya da kötü olsun sonuçta tecrübe olarak adlandırılacak, bunları hata yada değil diye sınıflandırmak neden? Benim için hata gibi görünen şey başkasının hayatı için öyle olmayabilir, bunun tam tersi de geçerli. Soyut kavramlar bunların hepsi, o yüzden de göreceli. Önyargılı olma meselesi de işta burada ortaya çıkıyor sanıyorum. Evet herkesin hata ve hata değil kriterleri var ama bunlar kişisel. Bu konuyu yazmak da nereden çıktı bilmiyorum. Belki de sürekli hata yapmayayım diye verilen öğütlerden baymış olduğumdandır da hata, hata, hata diye düşünürken, hatanın tanımına takılmışımdır. Bugüne kadar yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymadım, çünkü hata yapmadım. Ama eleştirildiğim zamanlar oldu, pek dinlemedim. O yüzden diyorum ya hata yapmak göreceli diye, ben bunları kendimce yanlışlık olarak yorumlamadım. Ay hele bir de çok bilmiş sürüsü var ki Allah düşmanımın başına vermesin. Bilip bilmeden, tamamen düz mantıkla ve kötü niyetle başkalarını eleştirmeyi, üstüne vazife olmayan konularda başkalarına kulp takmayı kendine iş edinmiş insan topluluğundan sözediyorum. Hiç çekilmiyorlar yani. Kendimce hata=tecrübe diyorum ve bitiriyorum.</div>
</div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sek sek]]></title>
<link>http://dipsizkuyu.wordpress.com/2008/12/19/sek-sek/</link>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 22:52:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>the.one</dc:creator>
<guid>http://dipsizkuyu.wordpress.com/2008/12/19/sek-sek/</guid>
<description><![CDATA[Running Ahead of Oneself by orangeacid, originally uploaded by putplace. İnsan tecrübeleriyle yaşar.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:left;padding:3px;"><span style="font-size:.8em;margin-top:0;"><a href="http://www.flickr.com/photos/24038409@N07/2284437290/"><span style="font-size:xx-small;">Running Ahead of Oneself by orangeacid</span></a><span style="font-size:xx-small;">, originally uploaded by </span><a href="http://www.flickr.com/people/24038409@N07/"><span style="font-size:xx-small;">putplace</span></a><span style="font-size:xx-small;">.</span></span><a title="photo sharing" href="http://www.flickr.com/photos/24038409@N07/2284437290/"><img style="border:solid 2px #000000;" src="http://farm3.static.flickr.com/2264/2284437290_fed99724a4.jpg" alt="" /></a></div>
<p>İnsan tecrübeleriyle yaşar. Bilerek ya  da bilmeyerek ama tecrübe ettiklerinin gölgesinde karar verir. Davranışları, düşünce sistemini, karakteri daha önce yaşadıklarına bağlı olarak değişir veya şekil alır, belirginleşir. Bir anlamda, çevredir bizi şekillendiren.</p>
<p>Etrafımızı saran her ne ise, çevre de odur. Kimi zaman aile ortamı ve birkaç arkadaş, bazen de sert iklimli bir coğrafya. Orada yetişen bitkiler ve buna bağlı belirlenmiş, ünlenmiş yemek çeşitleri belki. Yaşadıklarımız, yaşayacaklarımızı biz istesek de istemesek de etkiler.</p>
<p>Fikirdir yani önemli olan. Fikir sahibi olabilmek için gün görmüş olmak, çok okuyan mı çok gezen mi yoksa ikisini birden mi ne olmak gerek. Deyişlerimizin bizi tercih zorunda bırakmasına kimi zaman karşıyım, hem oku, hem gez derim ben o açıdan. Konumuza dönersek, fikir sahibi insanlar başarılı olur hayatta. Bir de öngörülerinde keskinlik sağlayabilenler. Genel kabul budur.</p>
<p>Öngörü, gelecek tahmini nasıl yapılır? Yine tecrübeye, daha önce görmüş olmakla alakalı girdileri, gelecekteki bir zaman dilimine uyguladığında olası sonuçları tahmin etmeye çalışarak. Ne kadar gerçeğe yakın bir tahminde bulunabilirsen, o kadar başarılısın işte o noktada. Girdilerin çokluğu ve isabetli olması çok önemli yani. Tecrübeler yine.</p>
<p>Her ne kadar konunun hakimi olsan da, sonucu kestiremiyor olabilirsin. İşte buna da, standart sapma diyenler var. Yani senin kontrol edemeyeceğin değişkenler yüzünden sonuçları tam anlamıyla kestiremiyorsun denebilir. Standart sapma ne kadar küçükse, sen o kadar keskin tahminlerde bulunabilir ve aldığın riski ufaltabilirsin.</p>
<p>Konumuz kadın olunca ne oluyor peki? Tecrübelerinden yola çık çıkabiliyorsan. Biraz çetrefilli yerlere geldik, ağır ağır atalım adımlarımızı. Tecrübeliyim ya da değilim gibi başka kadınlara ucu değerecek yorumlardan kaçın. Bunları dile getirme sakın, zira döner dolaşır aleyhine bir noktaya varır. Bahsetmiyorsun ve tecrübelisin diyelim, bu güzel. Ama senin söylediklerine vereceği tepkileri düşünürsek, standart sapma çok büyük. O kadar büyük ki, konu onun yanında ufak kalıyor. Standart sapmanın gölgesinde kalıyor. Utanmasam, kadın standart sapmadır, standardı sapmadır bile diyebilirim. O derece.</p>
<p>Öyle bir malzeme ki bu kadın, içine girdiği her konunun öznesi olmayı çok seviyor. Dolayısıyla, tahminlerde bulunarak karar veren beynimiz, tahminleri için daha önce yaşanmış zaman dilimlerine ait kayıtlardan uygun olanı seçip karar yönünde olasılıkları belirliyor fakat genellikle yanılıyor. Şuna benziyor: Yanan bir sobaya dokunmam gerekiyor, daha önce dokunmuştum, elim yandı, dokunmamalıyım. Bu zincir sonunda vardığın karar, içinde kadın varsa, genellikle yanlış bir karardır. Beynin, beyinciğin ya da istatistiklerin hatası değil bu. Aslında hata da yok.</p>
<p>Kadının tepkileri, bir lastik top üzerine düşen bilyalar gibi. Ne tarafa, ne sebeple düşeceğini kestirmek mümkün değil. Onu memnun edebilmen için, bilmelisin. Ne düşüneceğini, o bilyanın nereye sekeceğini tahmin etmeli ve avcunun içine almalısın böylece. Alamadıysan, düşürdüysen, yandın demektir dostum!</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Beni suçlayabilirsin]]></title>
<link>http://dipsizkuyu.wordpress.com/2008/12/12/beni-suclayabilirsin/</link>
<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 12:11:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>the.one</dc:creator>
<guid>http://dipsizkuyu.wordpress.com/2008/12/12/beni-suclayabilirsin/</guid>
<description><![CDATA[TIE ME UP, originally uploaded by THE ULTRAVIOLET. Sakin ol! Derin nefes al&#8230; Derin. Hepsi geçe]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div style="text-align:left;padding:3px;"><span style="font-size:.8em;margin-top:0;"><a href="http://www.flickr.com/photos/djultraviolet/3100316253/"><span style="font-size:xx-small;">TIE ME UP</span></a><span style="font-size:xx-small;">, originally uploaded by </span><a href="http://www.flickr.com/people/djultraviolet/"><span style="font-size:xx-small;">THE ULTRAVIOLET</span></a><span style="font-size:xx-small;">.</span></span><a title="photo sharing" href="http://www.flickr.com/photos/djultraviolet/3100316253/"><img style="border:solid 2px #000000;" src="http://farm4.static.flickr.com/3103/3100316253_a89905d15f.jpg" alt="" /></a></div>
<p>Sakin ol!<br />
Derin nefes al&#8230; Derin.<br />
Hepsi geçecek, buna inanmalısın.<br />
Dinlemeye başlamadan sakinleşmeye çalış.<br />
Nefes al. Nefes aldığını farketmeye, hissetmeye çalış.<br />
Aldığının nefesin tüm bedenine bir hareketlenme getireceğini hatırla.<br />
Düşün ve hisset; sana iyi gelecek bu, ne yaptığının farkına vardıkça, eminim.</p>
<p>Bir hastaymışsın gibi konuşmuş olabilirim seninle, bir doktormuşum gibi. Değilsin, değilim. Bireyleriz, olabildiysek eğer, kendi kendimize, bağımsız düşünüp, var olabiliyorsak. Olabiliyorsam. Evet, olabiliyorum. Sanırım. Birey olabilmek için, genel kanıların aksine mi hareket etmeli? Sıradışı mı olmalı? Tanım gereği belki böyle olabilir, ama öznel anlamda, yani mesela seninle konuşurken, senin hakkında düşünürken böyle olman gerektiğini düşünmüyorum hiç. Benim için sıradışı olman; saçlarını turuncuya boyatman, ofisime sarındığın mantonun içinde çıplak gelmen gerekmiyor.</p>
<p>Sıradışı olma, olmaya çalışırken kendini yorma, benim bunlara bakarak seni seveceğimi, değer vereceğimi düşünme. Bunları anlatmam gerekiyor ve gerçekten yoruluyorum seninle konuşurken. Zira, bir fikir belirttiğimde, tartamıyor musun yoksa geçmişinde acı tecrübeler, mutsuz bir anne baba mı var bilemiyorum, tam tersi yöne ve sert adımlarla ilerlemeye çalışıyorsun. Bunu sana söylediğimde de ben suçlu oluyorum. Sıradanlık konusuna da nereden geldik?</p>
<p>Hepiniz aşk arıyorsunuz, daha önce de söylemiştim, duymuş, görmüş, bıkmıştım; dürüstlük arıyorsunuz, romantik komedi filmlerinden vazgeçemez, omzuna başını koyup kah gülümseyerek kah ağlayarak ama sıcağını hissederek filmi izleyebileceğin bir erkek olsun istiyorsun. Bunları belki kadın olsam ben de isterdim, belki istemezdim. Konumuz bu değil ki. Senin istediklerin, benim istediklerim, bitmez, sonu gelmez hayallerin perdelendiği gösteri merkezinde koltuğumuza oturmuş, her bir dileğini, renklere boyadığın hayatının kenar süslerini eleştiriyor değilim ki.</p>
<p>Karıştı mı? Sakin olmalısın. Derin bir nefes şimdi. Başın dönünceye kadar çek içine, kokusunu da almaya çalış dünyanın.</p>
<p>Bazen anlatabilmek için abartmak, tam tersine -önce- inandırmak, sonra duvara çarparcasına fikirlerini un ufak etmem gerekiyor. Sonuna kadar kaybolmayıp, ancak sabredenler ve bir de acıya katlanabilenler bu yolculuğun sonundaki parlak günleri görebilecekler. Tekrar bir nefes, konsantre ol. Bana değil. Bu önemli: bana vereceğin cevaplara da değil. Aklının içine attığım tohumların serpiştiği sırada çıkardığı sesteki ahenge.</p>
<p>Sıradan olma dedim, sussan yeter aslında. Çünkü hepiniz aynı şeyleri söylüyorsunuz. İnan, senden az önce bir arkadaşım kalktı senin oturduğun koltuktan, sanki aynı kanalı izliyorum ve sadece televizyonum değişti. Senden çok heyecanlı beklentilerim de yok. Tamam var, yok dememeliyim, biraz heyecanı kim istemez ki? Ama bu heyecan için aslında olmadığın birisine dönüşmeni istemiyorum, belki böyle anlatmalıyım. Seni değiştirmek değil derdim, seni benim kabul edebileceğim şekle, pakete, kılıfa sokmak değil. Sadece düşünmeni, nerede durduğunu, ne olduğunu, ne yapman gerektiğini düşünmeni istiyorum.</p>
<p>Hastaymışsın gibi davranıyorum sana bazen. Kobay gibi de diyebilir miyiz? Sanmam. Deneme yapmayacak kadar eminim, bunu bana güvenmen için söylediğimi de bilmelisin, zira tedavinin ilk adımı psikolojik kabuldür. İnanmaktır.</p>
<p>Sen kendin için olduğunu iddia etsen de, benim için, bizim için, hemcinslerin ve arkadaşların için giyiniyor, boyanıyor, parfümlerle yıkanıyorsun. Sana bunlar için bir reçete yazmayacağım. Hatta reçete yazmak ne ki, sana ihtiyacın olanı vereceğim, o hapı vereceğim. Ama sadece bir doz. Daha fazlasını istiyorsan, iyileşeceğine beni inandırmalısın ve bunun için çeşitli sınavlarım var hazırladığım. Bir doz.</p>
<p>Bir hap vereceğim sana. Sadece bir tane!<br />
Ne ve hangisini istediğini iyi düşün.</p>
<p>Zarafet? Akıl, bilgelik, hikmet? Seksapel? Kültür? Kabul görme? Denge? Tecrübe, saflık, hayalgücü, yaratıcılık?</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Che-vrim Arabaları]]></title>
<link>http://enerjivodka.wordpress.com/2008/10/29/che-vrim-arabalari/</link>
<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 23:37:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>tnrzclk</dc:creator>
<guid>http://enerjivodka.wordpress.com/2008/10/29/che-vrim-arabalari/</guid>
<description><![CDATA[ASlında benim 29 ekimden ya da Cumhuriyet bayramından bir parçada olsa bahsetmem gerekti. Ama içimde]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter" title="Devrim Arabaları" src="http://img223.imageshack.us/img223/7158/devrim021a09071bb9.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p>ASlında benim 29 ekimden ya da Cumhuriyet bayramından bir parçada olsa bahsetmem gerekti. Ama içimden gelmedi. Gelemedi. Çoşkulu bayram kutlamalarına bakıyorum da Kızılmeydan&#8217; da Kızıl Ordununn geçişi gibi ya da durun durun Berlin&#8217; de Hitler önünde Adolf&#8217;un askerlerinin führerin önünden geçmesi gibi Vatan &#8211; Millet &#8211; Sakarya Caddelerinden herhangi birinde cumhuriyet adına askeri gövde gösterileri. Güçlüyüz! Yapıldıkları yerleri de çok manidar aslında. Ülkenin en fakir dönemlerinde inşaa edilmiş &#8220;büyük &#8211; gösterişli&#8221; faşizm zamanının planlarına sahip bina &#8211; yapı ya da yollarda&#8230; sadece manidar ya da garip&#8230;</p>
<p>Dev stadyumlarda binlerce insanlar. Çocuklara zorla öğretilmiş kareografiler like  HJ ( Hitler Jugends ) .. Bir tek ein führ , ein nich, ein voch demiyorlar&#8230; garip garip..</p>
<p>Cumhuriyet böyle mi kutlanmalı? Tek anlamlı yer; Atam rahat uyu kabrinde&#8230;</p>
<p>Temsili demokrasinin olduğu yer; Oligarşi&#8230; Zenginler&#8230; ÜStler altları, altlar üstleri seçer&#8230; Demokrasinin çarkları yağlanmaya gerek kalmadan işler. Niskanen bürokrasi modeli..</p>
<p>TRT&#8217; de cumhuriyet filmi&#8230; Filmdeki olgu: Atatürk - adalet; Mustafa değil!</p>
<p><strong>Yıl 1961</strong></p>
<p>Cemal Gürses tamamen yerli üretimi bir araba için emir verir. TCDD&#8217; nin 23 mühendisi <strong>Ya Yaparsak </strong>diye yola çıkar.  130 gün içerisinde Devlet Demiryolları&#8217;nın Eskişehir&#8217;deki Cer Atölyesinde, kısıtlı imkanlarıyla bir meydan okuma gerçekleşir. Kime bu meydan okuma?</p>
<p>Dünya&#8217;ya, kapitallere, liberallere, O&#8217; na &#8211; buna &#8211; şuna cümle aleme&#8230; Biz üretebiliyoruz. Kapital &#8211; küreselleşen dünyaya entegre olmaktansa, kendi kendine yetebilen bir ülkenin ilk adımı olacağız. gibi gibi&#8230; Bir <strong>Devrim </strong>yapacağız&#8230; Mühendisi &#8211; içşisi &#8211; dökümcüsü yapacak bu devrimi.. Düşüncesiyle , bilgisiyle , ideolojisiyle&#8230;</p>
<p>130 günün sonunda bir 29 Ekim.. <strong>Devrim </strong>hayata geçecek&#8230;  Daha doğrusu bir düş, bir <strong>Devrim </strong>gerçekleşecek. Niyesiyle, niçiniyle o devrim kurulan bir düş oluyor. Devlete karşı &#8211; hükümüte karşı &#8211; topluma &#8211; sana -bana -geleceğe karşı birileri&#8230; <strong>bızbız &#38; bıtbıt </strong></p>
<p><strong> Bir toplumun kaderini, makus talihini çevirebilecek olan Che-vrim Arabaları, ne bir değişimin parçası ne de bir Devrimin başlangıcı oluyor. Arabanın da üzerinde yazdığı gibi bir topluma &#8220;Tecrübe&#8221; oluyor!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Özlü Sözler]]></title>
<link>http://ikitepe.wordpress.com/2008/09/25/ozlu-sozler/</link>
<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 13:53:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>ikitepe</dc:creator>
<guid>http://ikitepe.wordpress.com/2008/09/25/ozlu-sozler/</guid>
<description><![CDATA[özlü sözler &gt;Tecrübe aklın hocası, düşüncenin de rehberidir. &gt;En çok yaşayan insan en çok düşü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_35" class="wp-caption alignnone" style="width: 70px"><a href="http://ikitepe.files.wordpress.com/2008/09/index1.png"><img class="size-full wp-image-35" title="index1" src="http://ikitepe.wordpress.com/files/2008/09/index1.png" alt="özlü sözler" width="60" height="65" /></a><p class="wp-caption-text">özlü sözler</p></div>
<p>&#62;Tecrübe aklın hocası, düşüncenin de rehberidir.<br />
&#62;En çok yaşayan insan en çok düşünen insandır.(Bailey)<br />
&#62;Izdırap en doğru ilham kanyağıdır.<br />
&#62;Hayatını din aleyhtarlığına vakfetmiş bir kısım inançsızların, hiç olmazsa dinsizliğin neye yaradığını bir kısım meyveleriyle göstermeleri gerekmez miydi&#8230;..?<br />
&#62;Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez.(Montaigne)<br />
&#62;Çok neşeli anınızda kimseye bir şey vaad etmeyiniz.<br />
Çok öfkeli anınızda da kimseye cevap vermeyiniz.(Çin Atasözü)<br />
&#62;Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızlı çarpma.Birgün geri dönmek isteyebilirsin.(Don Herold)<br />
&#62;Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil.(Clavdius)<br />
&#62;İnsanları neden öldürüyorsunuz ki, biraz bekleyiniz zaten ölecekler.(konfiçyüs)<br />
&#62;İki şey aklın eksikliğini gösterir:Konuşacak yerde susmak.Susulacak yerde de konuşmak.(Şadi-i Şirazi)<br />
&#62;Kim kazanmasa bu dünyada ekmek parası,<br />
Dostunun yüz karası, düşmanının maskarası (M.Akif Ersoy)<br />
&#62;Rüyaları gerçekleştirmenin en kolay ve kestirme yolu uyanmaktır.(Emerson)<br />
&#62;Zamanın değerini ancak yapacak işi olan bilir.<br />
&#62;Ya bir yol bul, ya bir yol aç ya da yoldan çekil.(Konfüçyüs)<br />
&#62;Zamanında bir adım atmayan tembeli sonradan yüz adım atmak zorunda kalır.(Giovio)<br />
&#62;Güzel söz, kökü yerde, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzer.(Ayet Meali (İbrahim, 14:24))<br />
&#62;İnsanlara, düşündürücü hikmetli szölerle yönelin ki kalpleri usanmasın.(Hz.Ali (R.A.))<br />
&#62;Ya alim, ya öğrenci, ya dinleyici ya da ilmi sevenlerden ol.Beşinci olma ki helak olursun.(Hz.Muhammed (SAV))<br />
&#62;İnsan kıyafetiyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır.(El Cahız)<br />
&#62;Cömertlik çok vermekle değil. Zamanında vermekle ölçülür.(La Bruyere)<br />
&#62;Bir mezar taşıdır, insandan geriye kalan<br />
Onu da başkası yaptırıri gayrisi yalan.(Yaşar Çalışkan)<br />
&#62;Dünyada birçok kabiliyetli kişiler, küçük bir cesaret sahibi olmadığı için kaybolurlar.(Solney Smith)<br />
.&#62;Çevremizi o kadar değiştirdik ki, şimdi bu çevreye uyabilmek için kendimizi de değiştirmemiz gerekiyor.(N.Wiener)<br />
&#62;Yerinde sayanlar, yürüyenlerden daha çok ses çıkarırlar.(Cenap Şahabettin)<br />
&#62;Yüksek fikirleri yüksek dağlara benzer, alışkın olmayanları ürkütür.(C.Şahabettin)<br />
&#62;İnsan gözden ibarettir.Geri kalan deridir.Göz ise dostu görendir.(Hz.Mevlana)<br />
&#62;Dedikodu, basit ruhlu insanların eğlencesidir.(Jorneille)<br />
&#62;Dil, cismi küçük yırtıcı bir arslandır.Onu sağlama bağla.(Hz.Ali (R.A.))<br />
&#62;Allah size bir yüz vermiş, siz kendinize bir tane daha yapıyorsunuz.(Shakespeare)<br />
&#62;Kanunları sadece yargıçlar biliyorsa O memlekette hukuk yok demektir.(Herbert Hoover)<br />
&#62;İyi dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur.(Malava)<br />
&#62;Büyüklük kuvvetli olmak değildir.Kuvveti yerinde kullanmaktır.(Makr Orel)<br />
&#62;Dileğim şunlardır rabbimden sadece:kitap dolu bir ev ile çiçek dolu bir bahçe.(Konfüçyüs)<br />
&#62;Okumaz yetinir yaldızlı kapla<br />
Tavası delinmiş avunur sapla<br />
Pınarın başında susuz ölüyor<br />
Kitaplığı süslü cilt cilt kitapla (Kul Sadi)<br />
&#62;Kızdığı zaman sırrı ifşa edenler, aşağı kimselerdir.(Zünnun-i Mısri)<br />
&#62;Çocuklarımızı kuzu gibi büyütmeyelim ki ilerde koyun gibi güdülmesinler.(Sadi-i Şirazi)<br />
&#62;Dostlarınızı sık sık siyaret ediniz, çünkü üzerinde yürünmeyen yollar diken ve çalılarla kaplanır.(Şark Atasözü)<br />
&#62;Biri sizi bir defa aldatırsa suç onundur.<br />
İkinci defa aldatırsa bilin ki suç sizindir.(Sarah Bernhardt)<br />
&#62;Çok işte çırak olacağına, bir işte usta ol.(İmam Gazali)</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Franchise Almak?]]></title>
<link>http://goforsale.wordpress.com/2008/09/08/franchise-almak/</link>
<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 21:05:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>goforsale</dc:creator>
<guid>http://goforsale.wordpress.com/2008/09/08/franchise-almak/</guid>
<description><![CDATA[Kac zamandir franchise iyimidir kotumudur tartisilir gider.. Ancak oyle bir gercek varki Turkiyede f]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Kac zamandir franchise iyimidir kotumudur tartisilir gider.. Ancak oyle bir gercek varki Turkiyede f]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Banka Kredileri?]]></title>
<link>http://goforsale.wordpress.com/2008/09/07/banka-kredileri/</link>
<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 12:16:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>goforsale</dc:creator>
<guid>http://goforsale.wordpress.com/2008/09/07/banka-kredileri/</guid>
<description><![CDATA[Hangi banka olursa olsun banka kredi faiz oranlari sabit degildir. Siz siz olun bankalardan kredi ku]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hangi banka olursa olsun banka kredi faiz oranlari sabit degildir. Siz siz olun bankalardan kredi ku]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
