<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>tusiad &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/tusiad/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "tusiad"</description>
	<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 01:44:10 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[croissance turque]]></title>
<link>http://akgonul.wordpress.com/2009/11/17/2717/</link>
<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 09:35:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>akgonul</dc:creator>
<guid>http://akgonul.wordpress.com/2009/11/17/2717/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://www.cepii.fr/francgraph/club/reunions/renc.htm"><img class="aligncenter size-full wp-image-2715" title="cepii_Page_1" src="http://akgonul.wordpress.com/files/2009/11/cepii_page_1.jpg" alt="" width="455" height="321" /></a><a href="http://www.cepii.fr/francgraph/club/reunions/renc.htm"><img class="aligncenter size-full wp-image-2716" title="cepii_Page_2" src="http://akgonul.wordpress.com/files/2009/11/cepii_page_2.jpg" alt="" width="455" height="321" /></a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YÖK Üniversitelerde Sermayenin Egemenliğini Arttıracak Bir Kurul Tanımlıyor!]]></title>
<link>http://kentseldonusumehayir.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 21:18:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>ivmedergisi</dc:creator>
<guid>http://kentseldonusumehayir.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</guid>
<description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img alt="" src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/ivme_logo1.JPG" /></p>
<p>Yükseköğretim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/kurulu">Kurulu</a> (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “<em>Yükseköğretim Kurumlarında <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari">Danışma Kurulları</a> Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı</em>”, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634">Avrupa</a> emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> Süreci&#8217;nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.</p>
<p>Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve siyaset kurumlarının biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/sanayi">Sanayi</a> ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ticaret">Ticaret</a> <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/odasi">Odası</a> başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/616">yetki</a> tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.</p>
<p>Türkiye <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2008">2008</a>) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK&#8217;ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK&#8217;ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/subat">Şubat</a> 2007&#8242;de yayımladığı “<em>Türkiye Yükseköğretim Stratejisi</em>” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco">UNESCO</a>, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.</p>
<p>Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d&#8217;lilerin 33/a&#8217;ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.</p>
<p>Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca insancıl değerlerden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.</p>
<p>YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> 27 Ekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2009">2009</a> tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve &#34;hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını&#34; duyurmuştur.</p>
<p><a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> süreci kapsamında sermayenin egemenliğini kuracak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.</p>
<p><strong>Mühendislik, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/345">Mimarlık</a> ve Planlamada<br />
<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/arti-ivme">Artı İvme</a> Dergisi</strong></p>
<p>Etiketler: <a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/egitim" title="">Eğitim</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/tmmob" title="">TMMOB</a> &#124; <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/yok" title="">YÖK</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco" title=""> UNESCO</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tusiad" title=""> TÜSİAD</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/emperyalizm" title=""> Emperyalizm</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/dto" title=""> DTÖ</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari" title=""> Danışma Kurulları</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/650" title=""> Bologna Süreci</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634" title=""> Avrupa</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/50/d" title=""> 50/D</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YÖK Üniversitelerde Sermayenin Egemenliğini Arttıracak Bir Kurul Tanımlıyor!]]></title>
<link>http://yetkinmuhendisligehayir.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 21:18:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>ivmedergisi</dc:creator>
<guid>http://yetkinmuhendisligehayir.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</guid>
<description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img alt="" src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/ivme_logo1.JPG" /></p>
<p>Yükseköğretim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/kurulu">Kurulu</a> (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “<em>Yükseköğretim Kurumlarında <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari">Danışma Kurulları</a> Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı</em>”, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634">Avrupa</a> emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> Süreci&#8217;nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.</p>
<p>Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve siyaset kurumlarının biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/sanayi">Sanayi</a> ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ticaret">Ticaret</a> <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/odasi">Odası</a> başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/616">yetki</a> tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.</p>
<p>Türkiye <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2008">2008</a>) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK&#8217;ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK&#8217;ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/subat">Şubat</a> 2007&#8242;de yayımladığı “<em>Türkiye Yükseköğretim Stratejisi</em>” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco">UNESCO</a>, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.</p>
<p>Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d&#8217;lilerin 33/a&#8217;ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.</p>
<p>Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca insancıl değerlerden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.</p>
<p>YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> 27 Ekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2009">2009</a> tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve &#34;hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını&#34; duyurmuştur.</p>
<p><a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> süreci kapsamında sermayenin egemenliğini kuracak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.</p>
<p><strong>Mühendislik, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/345">Mimarlık</a> ve Planlamada<br />
<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/arti-ivme">Artı İvme</a> Dergisi</strong></p>
<p>Etiketler: <a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/egitim" title="">Eğitim</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/tmmob" title="">TMMOB</a> &#124; <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/yok" title="">YÖK</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco" title=""> UNESCO</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tusiad" title=""> TÜSİAD</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/emperyalizm" title=""> Emperyalizm</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/dto" title=""> DTÖ</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari" title=""> Danışma Kurulları</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/650" title=""> Bologna Süreci</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634" title=""> Avrupa</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/50/d" title=""> 50/D</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YÖK Üniversitelerde Sermayenin Egemenliğini Arttıracak Bir Kurul Tanımlıyor!]]></title>
<link>http://ivmehaber.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 21:18:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>ivmedergisi</dc:creator>
<guid>http://ivmehaber.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</guid>
<description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img alt="" src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/ivme_logo1.JPG" /></p>
<p>Yükseköğretim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/kurulu">Kurulu</a> (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “<em>Yükseköğretim Kurumlarında <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari">Danışma Kurulları</a> Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı</em>”, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634">Avrupa</a> emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> Süreci&#8217;nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.</p>
<p>Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve siyaset kurumlarının biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/sanayi">Sanayi</a> ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ticaret">Ticaret</a> <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/odasi">Odası</a> başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/616">yetki</a> tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.</p>
<p>Türkiye <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2008">2008</a>) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK&#8217;ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK&#8217;ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/subat">Şubat</a> 2007&#8242;de yayımladığı “<em>Türkiye Yükseköğretim Stratejisi</em>” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco">UNESCO</a>, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.</p>
<p>Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d&#8217;lilerin 33/a&#8217;ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.</p>
<p>Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca insancıl değerlerden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.</p>
<p>YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> 27 Ekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2009">2009</a> tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve &#34;hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını&#34; duyurmuştur.</p>
<p><a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> süreci kapsamında sermayenin egemenliğini kuracak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.</p>
<p><strong>Mühendislik, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/345">Mimarlık</a> ve Planlamada<br />
<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/arti-ivme">Artı İvme</a> Dergisi</strong></p>
<p>Etiketler: <a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/egitim" title="">Eğitim</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/tmmob" title="">TMMOB</a> &#124; <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/yok" title="">YÖK</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco" title=""> UNESCO</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tusiad" title=""> TÜSİAD</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/emperyalizm" title=""> Emperyalizm</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/dto" title=""> DTÖ</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari" title=""> Danışma Kurulları</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/650" title=""> Bologna Süreci</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634" title=""> Avrupa</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/50/d" title=""> 50/D</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YÖK Üniversitelerde Sermayenin Egemenliğini Arttıracak Bir Kurul Tanımlıyor!]]></title>
<link>http://muhendislikmimarlikplanlamadaartiivme.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 21:17:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>ivmedergisi</dc:creator>
<guid>http://muhendislikmimarlikplanlamadaartiivme.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</guid>
<description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img alt="" src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/ivme_logo1.JPG" /></p>
<p>Yükseköğretim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/kurulu">Kurulu</a> (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “<em>Yükseköğretim Kurumlarında <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari">Danışma Kurulları</a> Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı</em>”, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634">Avrupa</a> emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> Süreci&#8217;nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.</p>
<p>Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve siyaset kurumlarının biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/sanayi">Sanayi</a> ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ticaret">Ticaret</a> <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/odasi">Odası</a> başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/616">yetki</a> tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.</p>
<p>Türkiye <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2008">2008</a>) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK&#8217;ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK&#8217;ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/subat">Şubat</a> 2007&#8242;de yayımladığı “<em>Türkiye Yükseköğretim Stratejisi</em>” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco">UNESCO</a>, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.</p>
<p>Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d&#8217;lilerin 33/a&#8217;ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.</p>
<p>Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca insancıl değerlerden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.</p>
<p>YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> 27 Ekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2009">2009</a> tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve &#34;hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını&#34; duyurmuştur.</p>
<p><a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> süreci kapsamında sermayenin egemenliğini kuracak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.</p>
<p><strong>Mühendislik, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/345">Mimarlık</a> ve Planlamada<br />
<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/arti-ivme">Artı İvme</a> Dergisi</strong></p>
<p>Etiketler: <a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/egitim" title="">Eğitim</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/tmmob" title="">TMMOB</a> &#124; <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/yok" title="">YÖK</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco" title=""> UNESCO</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tusiad" title=""> TÜSİAD</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/emperyalizm" title=""> Emperyalizm</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/dto" title=""> DTÖ</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari" title=""> Danışma Kurulları</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/650" title=""> Bologna Süreci</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634" title=""> Avrupa</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/50/d" title=""> 50/D</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YÖK Üniversitelerde Sermayenin Egemenliğini Arttıracak Bir Kurul Tanımlıyor!]]></title>
<link>http://ivme.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 21:17:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>ivmedergisi</dc:creator>
<guid>http://ivme.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</guid>
<description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img alt="" src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/ivme_logo1.JPG" /></p>
<p>Yükseköğretim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/kurulu">Kurulu</a> (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “<em>Yükseköğretim Kurumlarında <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari">Danışma Kurulları</a> Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı</em>”, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634">Avrupa</a> emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> Süreci&#8217;nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.</p>
<p>Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve siyaset kurumlarının biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/sanayi">Sanayi</a> ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ticaret">Ticaret</a> <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/odasi">Odası</a> başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/616">yetki</a> tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.</p>
<p>Türkiye <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2008">2008</a>) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK&#8217;ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK&#8217;ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/subat">Şubat</a> 2007&#8242;de yayımladığı “<em>Türkiye Yükseköğretim Stratejisi</em>” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco">UNESCO</a>, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.</p>
<p>Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d&#8217;lilerin 33/a&#8217;ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.</p>
<p>Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca insancıl değerlerden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.</p>
<p>YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> 27 Ekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2009">2009</a> tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve &#34;hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını&#34; duyurmuştur.</p>
<p><a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> süreci kapsamında sermayenin egemenliğini kuracak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.</p>
<p><strong>Mühendislik, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/345">Mimarlık</a> ve Planlamada<br />
<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/arti-ivme">Artı İvme</a> Dergisi</strong></p>
<p>Etiketler: <a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/egitim" title="">Eğitim</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/tmmob" title="">TMMOB</a> &#124; <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/yok" title="">YÖK</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco" title=""> UNESCO</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tusiad" title=""> TÜSİAD</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/emperyalizm" title=""> Emperyalizm</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/dto" title=""> DTÖ</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari" title=""> Danışma Kurulları</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/650" title=""> Bologna Süreci</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634" title=""> Avrupa</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/50/d" title=""> 50/D</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YÖK Üniversitelerde Sermayenin Egemenliğini Arttıracak Bir Kurul Tanımlıyor!]]></title>
<link>http://ivmedergisi.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 21:16:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>ivmedergisi</dc:creator>
<guid>http://ivmedergisi.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</guid>
<description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img alt="" src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/ivme_logo1.JPG" /></p>
<p>Yükseköğretim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/kurulu">Kurulu</a> (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “<em>Yükseköğretim Kurumlarında <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari">Danışma Kurulları</a> Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı</em>”, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634">Avrupa</a> emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> Süreci&#8217;nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.</p>
<p>Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve siyaset kurumlarının biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/sanayi">Sanayi</a> ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ticaret">Ticaret</a> <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/odasi">Odası</a> başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/616">yetki</a> tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.</p>
<p>Türkiye <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2008">2008</a>) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK&#8217;ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK&#8217;ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/subat">Şubat</a> 2007&#8242;de yayımladığı “<em>Türkiye Yükseköğretim Stratejisi</em>” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco">UNESCO</a>, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.</p>
<p>Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d&#8217;lilerin 33/a&#8217;ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.</p>
<p>Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca insancıl değerlerden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.</p>
<p>YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> 27 Ekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2009">2009</a> tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve &#34;hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını&#34; duyurmuştur.</p>
<p><a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> süreci kapsamında sermayenin egemenliğini kuracak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.</p>
<p><strong>Mühendislik, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/345">Mimarlık</a> ve Planlamada<br />
<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/arti-ivme">Artı İvme</a> Dergisi</strong></p>
<p>Etiketler: <a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/egitim" title="">Eğitim</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/tmmob" title="">TMMOB</a> &#124; <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/yok" title="">YÖK</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco" title=""> UNESCO</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tusiad" title=""> TÜSİAD</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/emperyalizm" title=""> Emperyalizm</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/dto" title=""> DTÖ</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari" title=""> Danışma Kurulları</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/650" title=""> Bologna Süreci</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634" title=""> Avrupa</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/50/d" title=""> 50/D</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YÖK Üniversitelerde Sermayenin Egemenliğini Arttıracak Bir Kurul Tanımlıyor!]]></title>
<link>http://devrimcidemokratmuhendisler.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 21:16:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>artiivme</dc:creator>
<guid>http://devrimcidemokratmuhendisler.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</guid>
<description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img alt="" src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/ivme_logo1.JPG" /></p>
<p>Yükseköğretim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/kurulu">Kurulu</a> (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “<em>Yükseköğretim Kurumlarında <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari">Danışma Kurulları</a> Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı</em>”, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634">Avrupa</a> emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> Süreci&#8217;nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.</p>
<p>Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve siyaset kurumlarının biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/sanayi">Sanayi</a> ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ticaret">Ticaret</a> <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/odasi">Odası</a> başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/616">yetki</a> tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.</p>
<p>Türkiye <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2008">2008</a>) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK&#8217;ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK&#8217;ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/subat">Şubat</a> 2007&#8242;de yayımladığı “<em>Türkiye Yükseköğretim Stratejisi</em>” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco">UNESCO</a>, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.</p>
<p>Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d&#8217;lilerin 33/a&#8217;ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.</p>
<p>Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca insancıl değerlerden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.</p>
<p>YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> 27 Ekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2009">2009</a> tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve &#34;hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını&#34; duyurmuştur.</p>
<p><a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> süreci kapsamında sermayenin egemenliğini kuracak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.</p>
<p><strong>Mühendislik, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/345">Mimarlık</a> ve Planlamada<br />
<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/arti-ivme">Artı İvme</a> Dergisi</strong></p>
<p>Etiketler: <a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/egitim" title="">Eğitim</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/tmmob" title="">TMMOB</a> &#124; <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/yok" title="">YÖK</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco" title=""> UNESCO</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tusiad" title=""> TÜSİAD</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/emperyalizm" title=""> Emperyalizm</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/dto" title=""> DTÖ</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari" title=""> Danışma Kurulları</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/650" title=""> Bologna Süreci</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634" title=""> Avrupa</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/50/d" title=""> 50/D</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YÖK Üniversitelerde Sermayenin Egemenliğini Arttıracak Bir Kurul Tanımlıyor!]]></title>
<link>http://artiivme.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</link>
<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 21:16:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>artiivme</dc:creator>
<guid>http://artiivme.wordpress.com/2009/10/28/yok-universitelerde-sermayenin-egemenligini-arttiracak-bir-kurul-tanimliyor/</guid>
<description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img alt="" src="http://www.ivmedergisi.com/files/resim/ivme_logo1.JPG" /></p>
<p>Yükseköğretim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/kurulu">Kurulu</a> (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “<em>Yükseköğretim Kurumlarında <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari">Danışma Kurulları</a> Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı</em>”, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634">Avrupa</a> emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> Süreci&#8217;nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.</p>
<p>Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve siyaset kurumlarının biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/sanayi">Sanayi</a> ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ticaret">Ticaret</a> <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/odasi">Odası</a> başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/616">yetki</a> tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.</p>
<p>Türkiye <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/bologna">Bologna</a> sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2008">2008</a>) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK&#8217;ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK&#8217;ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/subat">Şubat</a> 2007&#8242;de yayımladığı “<em>Türkiye Yükseköğretim Stratejisi</em>” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco">UNESCO</a>, <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/341">piyasa</a> ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.</p>
<p>Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d&#8217;lilerin 33/a&#8217;ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.</p>
<p>Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca insancıl değerlerden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.</p>
<p>YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a>’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> 27 Ekim <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/2009">2009</a> tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve &#34;hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını&#34; duyurmuştur.</p>
<p><a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tmmob">TMMOB</a> bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/ab">AB</a> süreci kapsamında sermayenin egemenliğini kuracak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.</p>
<p><strong>Mühendislik, <a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/345">Mimarlık</a> ve Planlamada<br />
<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/arti-ivme">Artı İvme</a> Dergisi</strong></p>
<p>Etiketler: <a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/egitim" title="">Eğitim</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/konu/tmmob" title="">TMMOB</a> &#124; <a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/yok" title="">YÖK</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/unesco" title=""> UNESCO</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/tusiad" title=""> TÜSİAD</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/emperyalizm" title=""> Emperyalizm</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/dto" title=""> DTÖ</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/danisma-kurullari" title=""> Danışma Kurulları</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/650" title=""> Bologna Süreci</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/taxonomy/term/634" title=""> Avrupa</a> &#124;<a href="http://www.ivmedergisi.com/etiket/50/d" title=""> 50/D</a></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Conversations sur le Bosphore]]></title>
<link>http://acturca.wordpress.com/2009/10/24/conversations-sur-le-bosphore/</link>
<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 22:35:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>acturca</dc:creator>
<guid>http://acturca.wordpress.com/2009/10/24/conversations-sur-le-bosphore/</guid>
<description><![CDATA[Le Temps (Suisse), 24 octobre 2009 Bernard Guetta La scène se passe à Istanbul, fenêtres ouvertes su]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Le Temps (Suisse), 24 octobre 2009</p>
<p>Bernard Guetta</p>
<p>La scène se passe à Istanbul, fenêtres ouvertes sur le Bosphore. La Tusiad, l’organisation du patronat turc, y organisait, hier, une journée de discussions sur les relations entre la France et la Turquie, sujet brûlant depuis que Nicolas Sarkozy s’est fait l’adversaire le plus déterminé de l’entrée des Turcs dans l’Union européenne.<!--more--> Le débat vole haut, histoire, géopolitique, civilisations, et soudain une philosophe, professeure à l’Université Galatasaray, s’adresse aux invités français: «Le problème, leur dit-elle, est que vos sociétés sont beaucoup moins sécularisées que la société turque.»</p>
<p>Aussi bien disposés qu’ils soient vis-à-vis de la Turquie, les Français en restent cois mais cette dame poursuit, dans un français comme on n’en parle plus à Paris. «Les Turcs, dit-elle, ne voient aucune difficulté à s’intégrer à un monde chrétien alors que beaucoup d’Européens ont le plus grand mal à envisager qu’un pays musulman entre dans leur Union.» Que répondre à cela? Rien.</p>
<p>Rien parce que c’est vrai et cette philosophe en rajoute, d’une voix égale: «L’Europe ne peut pas être européenne sans la Turquie», conclut-elle dans une seconde provocation qu’un Français approuve aussitôt. Rappelant la présence turque dans les Balkans et le poids politique que les hommes qui en venaient avaient pris dans l’ancien Empire ottoman, il lance, lui: «On ne peut pas imaginer l’Europe sans cette ville, l’ancienne Constantinople, où se mêlaient la philosophie grecque, le droit romain et la chrétienté.»</p>
<p>On a, alors, envie d’ajouter qu’on le pourrait d’autant moins que la conquête de Constantinople n’avait rien changé à cela; qu’il y a un siècle et demi que l’Empire ottoman s’était tourné vers les capitales et la technologie européennes; que le XIXe siècle appelait cet empire «l’homme malade de l’Europe» – de l’Europe et pas de l’Asie – et que la laïcité turque passe victorieusement l’épreuve d’un gouvernement islamiste qui ne la remet pas en cause et ferraille, aux côtés des élites modernistes de ce pays, en faveur de l’adhésion à l’Union.</p>
<p>Il y a des instants qu’on ne regrette pas d’avoir vécus, mais revenons aux temps présents. Pourquoi le refus de la Turquie est-il pratiquement le seul point sur lequel Nicolas Sarkozy n’ait pas varié entre ses discours de campagne et sa présidence?</p>
<p>Parce que c’est la manière la plus consensuelle, dira-t-on, de s’attacher l’électorat du Front national. C’est, en effet, une partie de la réponse. En disant «non» à la Turquie au nom de la géographie et de la nécessité de fixer des frontières à une Union dont les capacités d’extension ne sont pas illimitées, le président français revêt d’habits décents le rejet des musulmans par une extrême droite qui lui en sait gré. C’est électoralement efficace, encore plus que la brutalité des expulsions de sans-papiers qui finit par choquer beaucoup de gens, mais cette politique a une autre explication, bien plus profonde.</p>
<p>«France d’en bas» et «France d’en haut», la France n’a jamais vibré pour aucun des élargissements de l’Union parce qu’elle a toujours vu dans l’Europe une super France, à même de lui conserver le poids qu’elle n’a plus dans le monde et que, plus l’Union a de membres, plus l’influence française y devient relative. L’argument est tout sauf vil, mais le paradoxe est que la France ne sait pas voir que la Turquie a la même ambition qu’elle et que son adhésion, celle d’une puissance militaire, politiquement influente au Proche-Orient et en Asie centrale, en pleine expansion économique, contribuerait de façon décisive à faire de l’Union un acteur de la scène internationale. Il serait temps que la France s’intéresse aux atlas.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sermaye kuşları ve AKP'nin taşları]]></title>
<link>http://gizlibelge.wordpress.com/2009/10/14/sermaye-kuslari-ve-akpnin-taslari/</link>
<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 22:19:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>gizlibelge</dc:creator>
<guid>http://gizlibelge.wordpress.com/2009/10/14/sermaye-kuslari-ve-akpnin-taslari/</guid>
<description><![CDATA[Sermaye kuşları ve AKP&#8217;nin taşları Medya, finans ve sanayi alanında başat holdinglerin sahiple]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h2>Sermaye kuşları ve AKP&#8217;nin taşları</h2>
<p><img class="alignnone" src="http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/anamanset-full/images/yolunmus_kuslar-477x266.jpg" alt="" width="477" height="266" /></p>
<p><strong>Medya, finans ve sanayi alanında başat holdinglerin sahipleriydiler. Belki başka iktidarların gözdesiydiler ancak AKP hükümeti ile sürtüştüler. Şimdi vergi borcu, TMSF ile boğuşuyor, Fransa&#8217;ya iltica ediyorlar.</strong></p>
<p>AKP hükümetinin bir zamanların büyük sermaye grubu Uzanları tasfiye operasyonuna son nokta, Cem Uzan&#8217;ın Fransa&#8217;dan sığınma talep etmesi ile kondu. Cem Uzan&#8217;ın avukatı Şaylan Çığgın dün yaptığı yazılı açıklama ile müvekkilinin kendisi aleyhine yürütülen siyasi linç kampanyası ve baskılar nedeniyle Fransa&#8217;dan sığınma hakkı aldığını ve bundan sonraki yaşamını Fransa&#8217;da devam ettireceğini açıkladı. Fransız yetkililer de Cem Uzan&#8217;ın sığınma talebini doğruladılar ve Uzan&#8217;ın başvurusunun “rutin süreç” içerisinde değerlendirileceğini açıkladılar.<!--more--></p>
<p>Uzan ailesi 2003 yılına kadar Türkiye&#8217;nin en zengin sermaye grupları arasındaydı. 90&#8242;lardaki özelleştirmeler sürecinde satın aldıkları fabrika ve işletmelerle, çimento ve elektrik gibi kritik sektörleri ellerinde bulunduruyorlardı. Uzanlar Telsim ile iletişim, Star Gazetesi ve televizyonu ile medya, İmar Bankası ve Adabank ile de bankacılık sektöründeki en büyük isimler arasındaydı. Genç Parti ile siyasete de el atan ve 2002 seçimlerinde yüzde 7&#8242;nin biraz üzerinde oy alan Cem Uzan ve ailesinin mallarına, AKP&#8217;nin iktidara gelmesinden bir yıl sonra Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konuldu.</p>
<p>Tasfiye operasyonu öncesi Başbakan Erdoğan ile Uzan ailesi ve özellikle Cem Uzan arasında gittikçe sertleşen karşılıklı polemikler yaşanmıştı. AKP böylelikle bir dönem kendisi ile en fazla sürtüşme yaşayan Uzan ailesini davalar ve hacizler yoluyla hem ekonomik hem de siyasi olarak Türkiye sahnesinden sildi.</p>
<p>Varan bir&#8230;</p>
<p><strong>Varan iki</strong><br />
Önceki gün gündeme gelen bir diğer gelişme de Doğan Grubu ile ilgiliydi. Maliye&#8217;nin 4.8 milyar liralık vergi borcuna karşılık gösterdiği teminatı kabul etmediği Doğan Grubu hakkında haciz kararı alındı.</p>
<p>Doğan Grubu Maliye&#8217;ye olan vergi borcuna karşılık geçtiğimiz hafta 4.8 milyarlık teminat gösterdiğini açıklamıştı. Teminat olarak gösterilen varlıkları ve hisse senetlerini inceleyen İstanbul Vergi İdaresi, hisse senetlerini teminat olarak kabul etmedi ve cezaya konu olan şirketler hakkında ihtiyati haciz kararı alınmasını kararlaştırdı. Doğan Grubu da haciz kararının kendilerine ulaştığını doğruladı.</p>
<p>Haciz kararı Doğan Grubu gazetelerinde kısaca yer alırken, AKP&#8217;ci basın karara geniş yer verdi. Söz konusu gazeteler, geçerli teminat gösterilmediği taktirde ihtiyati haciz kararının “gayri menkuller ve banka hesaplarının yanı sıra şirket yönetim kurulu üyelerinin mal varlığına kadar uzanabileceğine” dikkat çekti.</p>
<p>Yeni Şafak gibi gazeteler bir süredir Aydın Doğan&#8217;ın sonunun da Cem Uzan gibi olup olmayacağı sorusunu gündeme getirmişti. Bundan 15 gün önce Yeni Şafak, yazarı Fehmi Koru&#8217;nın Taha Kıvanç imzalı yazısını gazetenin manşetine taşımıştı. Yazıda Uzan&#8217;ın son ana kadar “bir şey olmaz” diye telkin edildiğini anlatan Koru, Doğan Grubu&#8217;nun şu sıralar içerisinde bulunduğu süreç ile benzerliklere dikkat çekiyordu.</p>
<p><strong>Varan 3</strong><br />
AKP hükümetinin “uyumsuz sermaye”ye karşı operasyonlarından son olarak payını alan Koç Grubu oldu. Geçtiğimiz günlerde Koç Grubu&#8217;na ait Tüpraş&#8217;ta vergi incelemesi yapıldığına dair haberler basında yer aldı. Koç Grubu tarafından Habertürk gazetesinden Fatih Altaylı&#8217;ya yapılan açıklamada bunun damga vergisinden kaynaklanan bir inceleme olduğu ancak bununla ilgili bir rapor hazırlanıp hazırlanmadığı konusunda bir bilgileri olmadığı belirtiliyor.</p>
<p>Konuyla ilgili Tüpraş da 10 Ekim&#8217;de İMKB&#8217;ye bir açıklama göndererek, şirkette bir vergi incelemesi olduğunu kabul etti.</p>
<p>Ekim ayı başında gerçekleşen Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında, YİK Başkanı Mustafa Koç, Doğan Grubu&#8217;na kesilen vergi cezasını kastederek “son dönemlerde vergi kurumunun siyasallaşmasından ciddi şekilde endişe duyduğunu” belirten bir konuşma yapmıştı. Aynı toplantıda, Ali Koç da, TÜSİAD&#8217;ın vergi cezaları konusunda güçlü bir ses çıkaramamış olmasını eleştirerek, &#8220;masaya yumruğumuzu vurmalıyız&#8221; minvalli bir çıkış yapmıştı.</p>
<p>Mustafa Koç&#8217;un bu çıkışının arkasında Doğan Grubu&#8217;na arka çıkmak kadar kendi şirketlerinde başlatılan vergi incelemelerinin de etkili olduğu iddia edilmişti.</p>
<p><strong>Karamehmet de vardı</strong><br />
Bu süreçte tasfiye olan bir diğer büyük sermaye grubu Çukurova Holding ve patronu Mehmet Emin Karamehmet olmuştu.</p>
<p>Karamehmet Yapı Kredi Bankası, Pamukbank, Turkcell&#8217;in sahibiydi. Karamehmet&#8217;in İnterbank&#8217;tan kaynaklanan borcu nedeniyle TMSF Pamukbank&#8217;a el koymuş, Çukurova Holding borcunu, bankaların tamamını Turkcell&#8217;de de bir miktar hisse satarak ödeyebilmişti.</p>
<p>Show Tv ve Akşam gazeteleri sahibi Karamehmet kısa süre önce Ergenekon ile bağlantılandırılmıştı. Bu yılın Şubat ayında Taraf gazetesi “İşte Ergenekon Medya Patronu İşbirliğinin Belgesi” başlığıyla Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile Karamehmet arasında geçen görüşme kayıtlarına yer vermişti. Buna göre 2002 yılında Pamukbank&#8217;a el konulması sürecinde ve sonrasında Danıştay&#8217;da açılan davalarda dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur da devreye girmişti.</p>
<p>(soL &#8211; Haber Merkezi)</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Al Capone'a hakaret…]]></title>
<link>http://sadoglu.wordpress.com/2009/10/09/al-caponea-hakaret%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Fri, 09 Oct 2009 13:52:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>sadoglu</dc:creator>
<guid>http://sadoglu.wordpress.com/2009/10/09/al-caponea-hakaret%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[Başbakan Erdoğan’ın; sinsi bir bölücü, sömürücü ve bozguncuların en dehşetlisi olan Aydın Doğan’ı ün]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Başbakan Erdoğan’ın; sinsi bir bölücü, sömürücü ve bozguncuların en dehşetlisi olan Aydın Doğan’ı ün]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[10==  ....potron, ....işçi]]></title>
<link>http://fatmaaktas.wordpress.com/2009/09/30/61/</link>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2009 19:51:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>Fatma Aktaş</dc:creator>
<guid>http://fatmaaktas.wordpress.com/2009/09/30/61/</guid>
<description><![CDATA[Kimse uzerine alinmasin.Bu konu parayla dogrudan ilgili. Kucuk ve orta olcekli birkac firma hakkinda]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Kimse uzerine alinmasin.Bu konu parayla dogrudan ilgili.</p>
<p>Kucuk ve orta olcekli birkac firma hakkinda bir iki sey dedim.</p>
<p>YONETICI SORUNU</p>
<p>Kucuk isletmelerin cogunda gordugum firma sahibi ayni zamanda sirket yonetimini de</p>
<p>üstleniyor.</p>
<p>Zamanında daha küçük çaplı islerden bu gune getirdigi firmasini daha profosyonel yoneticiye</p>
<p>teslim edememek gibi bir durum soz konusu.</p>
<p>Bu problemi  yasiyor pek çok firma. Bir kismi Mahmutpasa&#8217; da, yada merdiven altında</p>
<p>üretimden bu güne getirmis firmasını.</p>
<p>Ancak firmasının bu gun daha donanimli yönetime geçmesi gerekirken benim şirketim ben</p>
<p>kurdum psikolojisiyle kimseciklere bırakmak istemiyorlar.</p>
<p>Firmaları büyüyünce yetersiz kaldiklarini görmek istemiyorlar. Pek çoğu aslında</p>
<p>kurumsal kimlik kazanmayı teoride istiyor .</p>
<p>Profosyonel yöneticiye emanet etmek  denetlemelerine mani olmasa da, denetleyememe  ya</p>
<p>da güven sorunları olsa gerek.</p>
<p>Yonetici  seçimine yanaşmayan işletmeler diğer yandan çalışan personel seçiminde de yeterli</p>
<p>özeni gosteremiyorlar.</p>
<p>Çoğu aile sirketi ve isin basindakiler yeterli egitime sahip degil. İşe  alım aile</p>
<p>fertleri dışında  da yine akraba ve hemsehrilik esasına  göre  oluyor.</p>
<p>Eğer akraba yada hemsehriden tanidik bulamazlarsa yabanci eleman aliyorlar. Ancak bu eleman her zaman bu firmalarda tutunup kalamiyor.</p>
<p>Çünkü  bu eleman ne kadar iyi olsa da  firma içinde bu firmayı  koruma içgüdüsündeki personelin negatif tavrını  aşamamakta .</p>
<p>Burada  firmalara mesajim bir yabanci firmaniza zarar verse hukuki olarak hesap sormaniz</p>
<p>daha  kolaydır.</p>
<p>Oysa akrabanızın verdiği zararlardan dolayi cogu zamana hukuki bir süreçte</p>
<p>başlatamıyorsunuz.</p>
<p>Ve firmaniza beceriksiz akraba alarak daha cok kendiniz zarar vermektesiniz. Ve yabancı elemani isten  cikarirken nedense ona neden cikarildigini soyleme konusunda fazla durust olunamıyor.</p>
<p>Acikca akraba personelin gazina geliyor cogu zaman patronlar. Kalite belgeleri ve diger belgeler cogu zaman para verilerek aliniyor ve sirket duvarinda gostermelik olmaktan ileri</p>
<p>gidemiyor.</p>
<p>Bu konuda ; isteyen bu belgeye sahip firmaları ,önceden haber vermeden  rastgele  denetlesin,</p>
<p>Görülecektir   ki bu belgelerin coğu hak etmeden para yada tanidikla alinmistir.</p>
<p>Web sitesi yaptiriyorlar ama siteyi kullanmaya gerekli onem verilmedigi icin en az verimle</p>
<p>Kullanılıyor.</p>
<p>Hatta e-mail yerine halen faksi daha guvenli buluyoruz diye kullananlar var.</p>
<p>Faks gonderirken kaybettikleri zaman ve sonra faksi aldilar mi diye teyit aramasi yapmak</p>
<p>onlara daha avantajli geliyor. Bilgisayar uzerinden faks gondererek kagit ve zaman</p>
<p>tasarrufunu bilmediklerinden herhalde halen siparisleri faks ile yapiyorlar.Ve sanirim firma e-</p>
<p>mailinden gonderdikleri yazilarinda en az faks kadar firmalarinin imaji ve sorumlulugu</p>
<p>bakimindan onemli oldugunu dusunemiyorlar.</p>
<p>Elemanimiz cok mesgul e-mailleri kontrol etmeye firsatimiz yok diye savunma yapanlari gordum.</p>
<p>Web sitelerine gerekli onemi vermedikleri icin çoğu işin  ehline değil akraba yada tanıdığı</p>
<p>gence    üç    beş lira  vererek öylesine bir web sitesi yaptiriyorlar.</p>
<p>Ne estetik kaygilari var ne de imal ettikleri yada sattikları ürünler  yada hizmetleri hakkında</p>
<p>yeterli bilgi yer almıyor.</p>
<p>Daha işin ehli web master bulanlar ise maalesef web mastere yeterli teknik bilgiyi</p>
<p>vermemektedir.</p>
<p>Pek cogu muhasebesini resmi ve gayri resmi ayri tutuyor.Ve gayri resmileri genelde excelde</p>
<p>tuttuklari icin alacaklarını yeterince takip edememekte.</p>
<p>Pek cok karisIkliga neden oluyor bu onlar icin. Resmi muhasebe</p>
<p>icin muhasebe programini kullaniyorlar. Ancak genelde bu muhasebe programinda urunler</p>
<p>stok kodlariyla degil daha cok fatura miktari ile giriliyor.Ve muhasebede alis ve satis fiyatlari</p>
<p>tutulmadigindan musteriye alisveris sirasinda degil de 10 gun icinde keserek kargoyla</p>
<p>gonderiyorlar.</p>
<p>Bu masrafi patrona izah ederken aslinda buna zorunlu olmadiklarini patron</p>
<p>bilmiyor. Paket programlarinda gercek muhasebeyi tutmadiklari icin stok sayimlari da</p>
<p>bilgisayarda tutulmuyor.</p>
<p>Cogu zaman depoda olan urunu bile musteriye su anda elimizde yok</p>
<p>diye satamadiklari gibi,ellerinde olan malzemeden tekrar siparis ediyorlar.</p>
<p>Ihracat elemanlari firmalarda en sIk degisen elemanlar arasinda.Surekli degisen elemanin firma itibarini ne kadar</p>
<p>zedeledigi ve karsi taraf acisindan guven sarsmasini umursamaz gorunuyorlar.</p>
<p>Ve her eleman kendince bir yontem ile tanitima basliyor.Ve daha tanitim bitmeden ortalama 2</p>
<p>-3 ay icinde eleman degisiyor.Yine sorsaniz hepsi istisnasiz ihracat yapmayi cok istiyor.</p>
<p>Ihrac fiyatı oluşturmayi bilmedikleri icin ihracat elemanina sadece mal sat diyebiliyorlar.</p>
<p>Satilan malın cinsine gore gerekli olan kalite belgeleri yada sertifikalari yok çoğunun.</p>
<p>Maliyet hesabını tutmadiklari icin birim maliyetini bilemeyenlere ihracat elemani ne kadar</p>
<p>yardim edebilir?</p>
<p>Bir kismi elinde olmayan urune var diyor ve musteri o malin numunesini isteyince o yok</p>
<p>bundan var edebiyati geliyor. Temrin kavrami cok olusmamis.Uretim ve yukleme,teslimat</p>
<p>konusunda hassas  olmayanlar da var.</p>
<p>Bir de fuarlara katılım  ve bundan randıman  alınması   konusunda sözüm</p>
<p>var.</p>
<p>Ziyaretçilere fuardan sonra dönmek ve iletişime geçmek konusunda gereken önem</p>
<p>verilmiyor.</p>
<p>Sigortalı eleman calistırma konusunu hiç açmasam daha iyi. Şirket elemanını</p>
<p>sigorta ettirmek yerine kendi aile fertlerini sigorta edenler az değil.</p>
<p>Personele vergi iadesinin  maaşla bereber ödenmesi  konusunda ise patronlarin nasıl</p>
<p>davrandığını  hiç demiyorum.</p>
<p>Bunlar benim tespitlerimden bir kaçı.Ve ben tüm firmalar böyle demiyorum.</p>
<p>Kimsenin çıkıp haklısın benim firmamda da bu eksiklikler  var demesini de beklemiyorum.</p>
<p>Ben sadece gördüğüm eksiklikleri tanımlamak, adını  koymak istedim. Dahaçok küçük ve orta</p>
<p>ölçekli işletmelerde gördüm ben bunları.Umarım bu yazdıklarıma  öneri i getirerek yardımcı olacak  kişiler çıkar.</p>
<p>selamlar</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Anadolu - İstanbul meydan muharebesi / H.B.Kahraman]]></title>
<link>http://farukkartal.wordpress.com/2009/07/11/anadolu-istanbul-meydan-muharebesi-h-b-kahraman/</link>
<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 13:08:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>farukkartal</dc:creator>
<guid>http://farukkartal.wordpress.com/2009/07/11/anadolu-istanbul-meydan-muharebesi-h-b-kahraman/</guid>
<description><![CDATA[Birinci yazı: Doğan-Erdoğan arasında cereyan eden tartışmayı çok farklı ve sanıyorum ilk kez bu yazı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://farukkartal.wordpress.com/files/2009/07/musiad.jpg?w=106" alt="Müsiad" title="Müsiad" width="106" height="150" class="alignright size-thumbnail wp-image-195" /><strong>Birinci yazı:</strong></p>
<p>Doğan-Erdoğan arasında cereyan eden tartışmayı çok farklı ve sanıyorum ilk kez bu yazıda benim değineceğim şu açıdan değerlendirmeden anlamak ve işlerin nereye varacağını kestirmek çok zor. Uzatmadan sonunda söyleyeceğimi başında da söyleyeyim ve bu gerilimi belki de bir kopuşun başlangıcı olarak görmemiz gerektiğini şurada belirteyim. Niye öyle düşündüğümü de açıklayayım.<!--more--> </p>
<p>Bir sınıfın tarihi</p>
<p>Bugün Türkiye bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşüm ilk kez ortaya çıkmıyor. 150 yıldır devam eden sosyal ve siyasal farklılaşmanın bugünkü durağını meydana getiriyor.</p>
<p>Nedir o dönüşüm?</p>
<p>Türkiye&#8217;de modernleşme veya çağdaşlaşma denilen değişim daha önceki dönemlerde bir hiyerarşi içinde yaşandı. Bu hiyerarşi bilenler-bilmeyenler, yönetenler-yönetilenler, seçkinler-halk şeklinde toplumsal ayrışmaları gerektirdi.</p>
<p>Fakat ortadaki büyük mesele dönüşümü taşıyacak olan sınıfların yaratılmasıydı. O sınıf burjuvaziydi ve burjuvazi devlete bağımlı, iktidara yandaş, koşullara uyumlu bir nitelik taşıyordu. Öyle Batı&#8217;daki gibi kendi başına buyruk ve özgürlükçü değildi.</p>
<p>Burjuvazinin bu niteliği, birçok incelememde göstermeye çalıştığım gibi, ilk kez 24 Ocak 1980 kararları sonrasında kırıldı. Hatırlayanlar olacaktır, dönemin işveren sendikaları başkanı olan zat 12 Eylül darbesi ilan edilince &#8220;Artık gülme sırası bizde&#8221; demişti. Özal dönemi onları doya doya güldürme olanağı sundu. Fakat gene ortada bir iç çelişkisi vardı. Çünkü her ne kadar burjuvazi devleti kendisine bağlamış ve ona istediğini yaptırıyor idiyse de devlet kendi yandaş burjuvazisini geliştirmekten vazgeçmemişti. Mesela Prof. Korkut Boratav&#8217;ın bu dönemi özellikle bu yanıyla irdeleyen iktisat tarihi çalışmalarında bunun örnekleri-kanıtları bulunabilir.</p>
<p>Bugünkü sorun işte bu noktada patlak veriyor. O burjuvazi 12 Eylül sonrasındaki alışkanlıklarını sürdürüyor. Elindeki medya veya başka imkanları kullanarak ve devleti-iktidarı güdümleyerek hala gücüne güç eklemek istiyor . Bu o kadar böyle ki, daha önce medya patronlarının kamu ihalelerine giremeyeceğini öngören yasa dahi sonradan değiştirildi. Bu, burjuvazinin medyayı artık bir &#8220;sermaye üretme aracı&#8221; olarak kullandığının şaşmaz göstergesiydi. </p>
<p>Yeni dönem yeni siyaset</p>
<p>Oysa öbür tarafta başka bir oluşum dip dalgası halinde gelişiyordu. 1991 sonrasında başlayan siyasi gelişme 2002 sonrasında doruğa çıkmış ve başka bir mecraya girmişti. Bu dalga, geleneği, İslam&#8217;ı ve muhafazakarlığı derece derece ve farklı bireşimler halinde kullanan siyasetlerin söz konusu burjuvazi-iktidar ilişkisine karşı bir kutup olarak gelişmesiydi. Önce 1994&#8242;te yerel yönetimlerde, 1995 sonrasında merkezi yönetimde koalisyonlarla ve nihayet 2002 sonrasında mutlak güçle bu siyaset iktidar oldu.</p>
<p>Bugünkü iktidar belki de Cumhuriyet tarihinde ilk kez (doğru veya yanlış) yerleşik burjuvaziyi karşısına alıyor. Bu sadece Doğan-Erdoğan tartışması değildir. Bu bana kalırsa AKP-burjuvazi çatışmasıdır. Anadolu&#8217;ya dayanan, farklı bir sermayeden yana olan, yeni bir sosyopolitik dinamik yaratmaya çalışan AKP nihayet burjuvaziyle büyük savaşına girdi.</p>
<p>Bu savaş bekleniyordu, kaçınılmazdı. Sonunda patladı. Savaşın tarafları tekrar edeyim Doğan-Erdoğan değildir. İstanbul burjuvazisiyle Anadolu burjuvazisidir. Erdoğan rant ekonomilerini yerleşik İstanbul burjuvazisinin tasallutundan kurtarmak ve dağıtım ekonomileri aracılığıyla Anadolu&#8217;ya aktarmak istiyor. ( Bu mekanizmanın nasıl işlediğini merak edenler dünkü Sabah&#8217;ta Yavuz Donat&#8217;ın yazısına baksın.)</p>
<p>Sonucu ne olur, kim haklıdır, doğru mu yapılıyor, bunlar ayrı sorular ama bu bence bir &#8220;devrim&#8221; hamlesidir.</p>
<p><strong>İkinci yazı:</strong></p>
<p>Pazartesi günü yazdığım yazı hem beklediğim hem beklemediğim ölçülerde yankı uyandırdı. Görüşlerimin yeni ve özgün olduğu öne sürüldü. Belki Doğan-Erdoğan tartışmasına bakış açısı olarak yenidir ama hemen belirteyim ki ben bu düşüncelerimi ilk kez Türk Sağı ve AKP isimli kitabımda açıkladım. O kitabımda öne sürdüğüm görüş AKP&#8217;nin Anadolu sermayesine-burjuvazisine dayanan yeni bir parti olduğu şeklindeydi. O kesim AKP&#8217;yi iktidara taşımıştı. AKP de şimdi o kesimi daha fazla güçlendirmek için çalışacaktı.</p>
<p>Son altı yıl bu gerçekte gizlidir. Sadece burjuvazi-sermaye ilişkisi olarak değil, halk arasında kendisine özgü bir örgütlenme ve dayanışma modeli geliştirerek de bu dönem devam ediyor. Bugünkü tartışma böyle bir dönüşümün odak noktası. Çünkü bugüne kadar İstanbul burjuvazisi kendisini medya aracılığıyla etkinleştirmişti. O medya gruplarının neler yaptığı 1990&#8242;lardan sonrasına bakarak anlaşılabilir. Erdoğan şimdi o kesime yüklenerek temsilcisi olduğu çevreyi onlardan ayrıştırıyor. Bunu çok katı bir biçimde vurguluyor. Açıkça onlar ve biz ayrımını pekiştiriyor. İşte bu noktada iki şey söyleyeyim. </p>
<p>1. 1950&#8242;den bu yana iktidarlar basınla çatışınca ecellerini davet ederlerdi. Bu defa öyle olmuyor. Herkes açıkça görüyor ki, Başbakanın üslubu, tavrı ne kadar yanlış ve demokratik bakımdan ne kertede zarar verici olursa olsun bu tartışma ona prim yaptırıyor. Bu 1990&#8242;lardan beri devam eden suiistimale dayalı siyaset-iş dünyası ilişkisinden halkın duyduğu tepkinin bir uzantısıdır ve AKP&#8217;yi 2002&#8242;de iş başına getiren o tepkinin hâlâ bütün canlılığıyla devam ettiğini göstermektedir. Buna bağlı olarak şunu ekleyeyim: önümüzdeki yerel seçimlerde AKP&#8217;nin stratejisi bellidir. AKP İstanbul burjuvazisine çatarak, yüklenerek siyaset yapacaktır.</p>
<p>2. Niye daha önceki dönemlerde basınla ve yerleşik İstanbul burjuvazisiyle çatışanlar yaralanıyor, mağlup oluyordu da bu defa iş öyle tecelli etmiyor? Nedeni çok açık. Bugün Anadolu&#8217;da yerleşik ve artık çok güçlü bir sermaye var. Anadolu kendisine özgü bir dayanışma ağı içinde yaşıyor. Muhafazakâr sermaye eskiden sadece el işçiliği (manifaktür) düzeyinde üretim yapıyordu ve sermayesi de kazancı da kendisinden başkasına destek olmaya yetmiyordu. Şimdi o kesim tam anlamıyla sanayi temelinde bir burjuvaziye dönüşüyor. Daha iyi eğitim veriyor kendisinden sonraki kuşaklara, yardımlaşma-hayırseverlik ilişkisi içinde çok daha geniş bir taban yaratıyor.</p>
<p>Fakat hepsinden önemlisi merkezi ve yerel iktidarı neredeyse mutlak bir güçle ele geçirdiği için devlet elindeki rantın kendisine aktarılmasına olanak buluyor. Şunu açık konuşalım: imar sorunu sadece Hilton ve Aydın Doğan için geçerli değildir. Bütün yerel yönetimler ve bütün sermaye için geçerlidir. Muhafazakâr sermaye de bu sistemden pay almaktadır. Kaldı ki, AKP açıkça dağıtım ekonomisiyle kendisine bir taban yaratmakta ve rant kullanımını yaygınlaştırmaktadır.</p>
<p>Bütün bunları ben &#8216;devrim&#8217; diye nitelendirdim, son yazımda. Kuvvetli bir kavram devrim. Ona olumlu veya olumsuz bir anlam yüklemiyorum. Hatta olumsuz boyutu daha fazla. Ama devrim böyledir: Burke Fransız Devrimi&#8217;ne karşıydı, bazıları da onu alkışlıyordu. Ortada alıştığımız klasik yapıyı kökünden sarsmış bir yeni düzen var. Sadece Anadolu değil metropoller de bugün yeni bir insan ve siyaset coğrafyası yansıtıyor. Öncekinden farklı olarak ortada artık mutlak manada kontrol edilemeyen bir toplumsal yapı var. Bu önemlidir.<br />
Bu yeni bir siyasal yapı inşa edecek bir husustur ki, işte bunu yarın ele alayım.</p>
<p><strong>Üçüncü yazı:</strong></p>
<p>Bugün devam eden Doğan-Erdoğan çatışmasının sisteme ait, sisteme dönük bir çatışma olduğunu, münferit bir nitelik taşımadığını son iki yazımda vurguladım. Nedeni, ortaya yeni bir siyaset coğrafyasının çıkmasıdır.</p>
<p>Bu coğrafya kendisini özellikle büyük şehir varoşlarında ve gecekondu mahallelerinde sergilemektedir. Buna mukabil Anadolu&#8217;da da yeni bir burjuvazi doğmaktadır. Bu burjuvazinin ekonomik gücü yükselmiştir. Böylece ortaya çıkan bu yeni yapı daha önceki köylülük dönemlerindeki gibi kontrol edilebilir olma özelliğini yitirmiştir.</p>
<p>Bugünkü iktidar bu kesimler tarafından oluşturulmuştur. İktidar da o kesimleri desteklemek zorundadır. Bunun yolu Türkiye&#8217;de siyasetin neredeyse asli işlevinden geçer. Yani, iktidar kontrol ettiği rantları bu kesimlere aktarmak zorundadır. Bunlar artık bilinen şeyler. Bilinmeyen veya yeni olan iki nokta ise şunlar:</p>
<p>1. Bugünkü kavga Anadolu ile İstanbul burjuvazisi arasında cereyan ediyor. Doğan-Erdoğan tartışması yarın bastırılır. Ama bitmez. Nedeni açık: AKP, askeri muhtıraları, kapatma davasını aştı. Böylece sistem kendisini istemese de yerleşik bir parti niteliği kazandı. Bir anlamda sistemi geriye itti. Bu özelliğiyle AKP&#8217;ye karşı sistemik bir muhalefet arayışı yoğunlaşarak devam edecektir.</p>
<p>Ben o muhalefetin gitgide artan bir dozda İstanbul burjuvazisinden geleceği kanısındayım. İstanbul sermayesi daha önceki dönemde (2007 seçimleri) AKP ile koalisyon yapmıştı. O koalisyon Kürtler, Aleviler, liberaller, entelektüeller gibi farklı toplum kesimlerini de kapsıyordu. Fakat zamanla AKP&#8217;nin ideolojik yanının ortaya çıkmasıyla birlikte koalisyon parçalanma eğilimine girdi. Bundan sonrasında ise burjuvazi AKP&#8217;ye desteğini açık bir biçimde geri çekebilecektir. Çünkü, bu kavgada taraf olmazsa, tavır almazsa altındaki zeminin boşalacağını hissetmektedir. Bu, şimdilik yatıştırılsa bile kavganın devam edeceğinin çok önemli bir göstergesidir.</p>
<p>Şunu da ekleyeyim : AKP sadece Anadolu burjuvazisinin partisi değildir. Daha önce yukarıda da belirttim. AKP çok geniş ölçüde yoksulların, ezilenlerin, varoşların, gecekonduların partisidir. (Kentsel burjuvazinin partisi &#8220;solcu&#8221; CHP&#8217;dir.) Bu kesimin bu kavgadan memnun olduğu kesindir. Bu kavga özellikle bu kesim tarafından desteklenmiştir. AKP&#8217;nin ve Erdoğan&#8217;ın bu kavgayla mesaj vermek istediği ana kesim budur.</p>
<p>Ama&#8230;</p>
<p>2. Eğer daha ayrıntılı olarak bakılırsa bu kavgadan en çok rahatsız olan taraf Anadolu burjuvazisi dediğim çevredir. O kesim daha 1960&#8242;ların sonundan itibaren hazırlanıyordu. Daha sonra Erbakan&#8217;la birlikte siyasallaştı. Erbakan o çevreyi güçlendirdi ve 1973&#8242;te de 1995 sonrasında da iktidara taşıdı. Bu büyük bir imkandı.</p>
<p>Fakat aynı Erbakan sistemin dışladığı bir siyasetçiydi. İşbaşına geldiği her dönemde orduyla ve çeşitli çevrelerle zıtlaştı. Tayyip Erdoğan ve AKP&#8217;nin oluşturulmasının en önemli nedenlerinden birisi devletle ve sistemle kavga etmeyen yeni bir iktidar aracı yaratmaktı. Çok zor dönemlere ve birçok dışlamalara rağmen Erdoğan uzun süre bu işi başardı. Her defasında daha uzlaşmacı bir siyasetçi profili çizdi. Nihayet bu kavganın ve uzun süredir sistemle devam eden gerilimin (haklı haksız) devletle çatışma içinde olmamayı hedefleyen o kesimleri tedirgin ettiği kanısındayım. </p>
<p>Buradan geleceğe dönük olarak söylenecek şey şudur: önümüzde yerel seçimler var. Kavga belki taraf, belki görüntü, belki içerik değiştirecektir ama alttan alta veya açıkça devam edecek, yeri geldiğinde büyüyecektir.</p>
<p>Çünkü Türkiye dönüştürülüyor!</p>
<p><strong>Hasan Bülent KAHRAMAN / 15 &#8211; 17 &#8211; 18 Eylül 2008 SABAH</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye de Kriz Bitiyor]]></title>
<link>http://2009yerelsecimleri.wordpress.com/2009/06/20/turkiye-de-kriz-bitiyor/</link>
<pubDate>Fri, 19 Jun 2009 23:22:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>lida fx15 biber hapı ikibindokuz seo yarışması</dc:creator>
<guid>http://2009yerelsecimleri.wordpress.com/2009/06/20/turkiye-de-kriz-bitiyor/</guid>
<description><![CDATA[IMF Birinci Başkan Yardımcısı John Lipsky, krizden çıkışta Türkiye’nin dünyada rolünün artacağını sö]]></description>
<content:encoded><![CDATA[IMF Birinci Başkan Yardımcısı John Lipsky, krizden çıkışta Türkiye’nin dünyada rolünün artacağını sö]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sermaye sınıfımız ve gündem üzerine notlar]]></title>
<link>http://farukkartal.wordpress.com/2009/04/27/sermaye-sinifimiz-ve-gundem-uzerine-notlar/</link>
<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 17:34:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>farukkartal</dc:creator>
<guid>http://farukkartal.wordpress.com/2009/04/27/sermaye-sinifimiz-ve-gundem-uzerine-notlar/</guid>
<description><![CDATA[Bir süredir; Ergenekon operasyonu kapsamında art arda gelen gözaltlarıyla, sonra AKP’nin kapatılma i]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-69" title="aydin_dogan011" src="http://farukkartal.wordpress.com/files/2009/04/aydin_dogan011.jpg?w=150" alt="aydin_dogan011" width="150" height="100" />Bir süredir; Ergenekon operasyonu kapsamında art arda gelen gözaltlarıyla, sonra AKP’nin kapatılma ihtimaliyle çalkalanıp durulan Türkiye gündemi geçtiğimiz gün Başbakan Erdoğan’ın suya attığı yeni bir taşla tekrar dalgalandı; ama bu sefer ki taş hepsinden daha büyük!</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Başbakan Erdoğan, bir zamanlar kendisine her türlü desteği vermiş olan Doğan Media Grubuna öyle bir çattı ki yenilir yutulur cinsten değil. Erdoğan, Doğan Mediası’nı ve Aydın Doğan’ı “kendisi ve ailesi hakkında asılsız ve yalan-yanlış haberler yapmakla, partisini hedef göstermekle” suçladı ve hemen ardından “bütün bunların nedeni olarak, Hilton projesinde alınamayan izinleri” işaret etti.</span></span></span></p>
<p><!--more--></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Aydın Doğan tarafından yanıt gecikmedi; Doğan, “Hükümetin media’ya saldırdığını, basın özgürlüğünün kısıtlanmaya çalışıldığını, Hilton projesinin ise şantaj aracı haline getirildiğini” söyleyerek kendini savundu.</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Özellikle Doğan’ın yanıt metninde benim dikkatimi çeken “Erdoğan’ın dikta rejimine kaydığına, basın özgürlüğünü tehdit ettiğine” dair olan cümleleriydi. Ve bir başka nokta; Aydın Doğan bey Devletin bütün organları ile AKP hükümetinin elinde olmasından rahatsızlık duyuyormuş, bak sen şu işe! Peki, sayın Aydın Doğan aynı rahatsızlığı ve duyarlılığı neden Cıtybank’ın iki milyar dolar küsürlük vergi borcu silinirken göstermedi? 22 Temmuz 2007 günü Hürriyet’in “Türkiye uçuyor” sürmanşetiyle çıktığı nüshasını hatırlıyorum, ekonomik büyümeden ve hükümetin başarılarından söz ediyordu! O günden bu güne…</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Aydın Doğan beyin AKP hükümeti döneminde aldığı ihaleler ve elde ettiği diğer kazançları detayı ile bilmiyorum bile: fakat Doğan Media grubunu takip eden birisinin, yakın zamana kadar, Büyük Sermaye’nin hükümeti nasıl desteklediğini görmemek için kör olmak gerekiyordu!</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Peki ne oldu da İktidar partisi ile Büyük Sermaye (Ara not: yazımda geçen Büyük Sermaye sözünden TÜSİAD’ı anlayınız) arasında 3 Kasım 2002 sabahı -belki de daha önceden- başlayan mutabakat bugün sona erdi ve şemsiye terse döndü?</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Sorunun cevabı içinde “Hilton olayı” mutlaka var tabi; ama biz olayın nicel değil nitel nedenleriyle ilgilenirsek, duruma tepeden bir projeksiyon tutarsak daha sağlıklı tespitlerde bulunuruz sanıyorum.</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Birinci tespitimiz şudur: Türk sermayesi çift başlıdır.</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><img class="size-thumbnail wp-image-66 alignright" title="tusiadbig" src="http://farukkartal.wordpress.com/files/2009/04/tusiadbig.jpg?w=120" alt="tusiadbig" width="120" height="150" /></span></span></span>Ne demektir bu? Açıklayalım: Türkiye’de Batılı anlamda köklü ve ulusal çıkarları savunabilen bir “Burjuvazi” sınıfı yoktur; var olan sermayedarlar yalnızca “zengin”dirler, üretim araçlarına sahiptirler ama kültürel olarak, yaşam biçimi olarak Batı özentisi, taklitçi ve eğretidirler. Çünkü köklü ve ulusal değildirler. En zenginimizin kökenine bakın, sıradan bir esnaf yada tüccarken devletin önüne sunduğu imkanlardan faydalanarak sınıf atlamış, birini bin yapmayı başarmış sıradan adamlar olduğunu görürsünüz. Peki cebi para gören, çevresi değişen bu adamın kafa yapısı ve kültür seviyesi o kadar hızlı ve sağlam sınıf atlamamış mıdır? Hayır… Halen köy-kent çelişkisi taşımaktadır. Bu nedenle Burjuva demek yanlış olacaktır; bu sınıfın üyeleri ancak ve ancak paralı Lumpenlerdir. Ardı sıra gelen kuşakları ise çağdaşlık adına yanlış bir Batılılaşmanın içine düşmekte ve içinden çıktığı toplumun değerlerinden kopmaktadır, kültürünü yadsımaktadır. Bu sınıf, ekonomik çıkarlar bakımından zaten  Batı emperyalizmine bağımlı olduğu için de bu ülke ile maddi-manevi hiç bir çıkar ortaklığı kalmamaktadır! Bu tanımladığım sermaye sınıfımız, TÜSİAD adlı örgütlenme ile bir araya gelmiştir, ekonomik çıkarları doğrultusunda siyaseti yönlendirmek için!</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Türk sermayesi çift başlıdır dedik: İkinci sermaye sınıfımızın birincisinden, iki farkı vardır: Birincisi, ekonomik ve ticari güç açısından. İkincisi; yaşam biçimi ve kültür bakımından. Kimdir bu ikinci tür sermayedarlarımız? Bunlar zenginleşirken köklerinden kopmayan, muhafazakar değerlere bağlı bir yaşam sürdüren Anadolu tüccarı, taşralı zenginlerimizdirler. Ticari ilişkilerini ağırlıklı olarak çevre ülkeler ile, Müslüman ülkelerle, “Doğulu devletlerle” yürütmektedirler. Her Kapitalist gibi bunlarda daha iyi yaşamak, daha çok kar elde etmek amacıyla iş yaparlar ve kafaları da bu çalışır. MÜSİAD adlı örgütlenme ile bir araya gelmişlerdir, ticaret pastasından daha fazla pay kapmak için! Öyleyse gelsin ikinci tespitimiz: Çift başlı sermayenin kendi içinde çelişkileri vardır.</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu çelişkiler: Marksist anlamda, altyapıda, ekonomik açıdan pastadan daha çok pay almak olduğu gibi üstyapıda, birbirlerinin yaşam biçimlerine de karşı olmak şeklinde ortaya çıkmaktadır!</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Somutlaştıralım: Her kapitalist karını arttırmak ister, işlerini büyütmek ister. Ticari rekabet için en somut örnek, küçüğünün büyüğüne, yani TÜSİAD’a karşılık MÜSİAD adlı sivil toplum kuruluşuyla örgütlenmesidir.</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Üstyapısal anlamda somutlaştıralım: “Kentli ve Laik” zenginlerimiz, “Dindar ve taşralı” ötekilerle aynı lokantada yemek yemek, aynı marka arabaya binmek, aynı alışveriş merkezinden alışveriş yapmak istemiyor, onlarında kendileri gibi yaşamalarını, aralarında yer bulmalarını hazmedemiyor! Çünkü kendilerince, onlar görgüsüz, geri kafalı, yobaz ve köy kökenli! Ne kadar ironik değil mi? Amerikan kültürüne özenmek, Batılı zengin yaşam biçimini kopya etmek, Hıristiyan ahlakın temelini oluşturan aile ve insan ilişkilerini kendi yaşamına uygulamak ne kadar da ilericilik sayılıyor! Ötekinin kendisi kadar olmasa da para kazanıp, çıktığı kültürü ve yapıyı koruyarak arasına girmesinden rahatsızlık duyuyor. Çünkü bu ikinci sınıf zengin tabaka evde ayakkabı ile değil ayakkabısız geziyor, eşinin başında türban yada başörtüsü var, içki içmiyor, batı mutfağından yemiyor, kuru fasulye pilavla besleniyor, ama et de yiyor, BMW’ye de biniyor, yeri geliyor Starbucks’dan kahve de içiyor. Birincisi ne kadar Amerikan kültürünün özentisi olarak eğreti duruyorsa diğeri de Arap kültürünün kopyacısı olarak gerici ve eğreti duruyor, altını çizelim, çizelim ki adımız Liboşa, şeriatçıya çıkmasın.  </span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Altın kural biliyoruz: toplumda yükselen sınıfın değerleri de yükselir ve kabul görür; türban olayına bir de bu açıdan bakın derim ben. Ne de olsa yükselen sınıf sermaye ama dindar olanı, iktidarda olan da bunların siyasi uzantıları; e tabi ki dini değerler ve metalar da yükselişe geçecek. Ama “şeriat” denen farklı bir siyasi ve toplumsal düzeni bırakın Büyük Sermaye, taşralı dindar küçük sermayemizin kendisi bile istemez!</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">İşte çift başlı sermayemizin çelişkisi bu. Yazımın başında bahsettiğim İktidar-Büyük Sermaye gerilimi ile ne alakası olduğunu şu üçünü tespitimin ardından siz kurun: Türk toplumu bilinçli bir istekle değil, içgüdüsel olarak “daha iyi yaşamak ve sınıf atlamak” istediği için kurtuluş olarak Kapitalizm’i görüyor, bu nedenle de Sermaye partilerine oy veriyor, çünkü üretim araçlarını geliştiren o, yatırım yapan o, ekonomik pastayı büyüten o, kendisine akmasa da damlıyor, o kadar önemli mi? Bir gün bir yolunu bulur o da bu düzenin tepesine bayrağını diker; yeter ki açık olsun yollar, değil mi ama? Fakat bir sıkıntı var; bu bilinçsiz, örgütsüz seçmen kitlesi, Köy-Kent çelişkisinin getirdiği düşünce yapısı ile “Dini duygularına fazla kapılıyor”, acından ölse de “Ne Müslüman adamlar” diyerek gidip “Kapitalist ama Dindar” partilere oy verip duruyor.</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Hal böyle olunca, yani ikinci sınıf sermayedarlarımızın siyasi destekçileri halk tarafından onaylanınca Büyük sermaye için tek çıkar yol kalıyor: “İktidar” ile anlaşmaya varmak, ortak amaç olan “Kar” için el sıkışmak.</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Ama bu anlaşmada, “içinde ekonomik çıkar olan her anlaşmanın kaderi” gibi zamanla geriliyor geriliyor ve bir yerde kopuyor; tarafların artan bencillik duyguları, pay büyütme talepleri birbirlerinin gırtlaklarına sarılmaya kadar gidiyor.</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Son yıllarda yaşanan “Türban tartışmalarını da, AKP’nin kapatılma davasını da, Ergenekonu’da, Şeriat geliyor yaygaralarını da” bu çelişkiler ve gerçekler ışığında bir daha düşünün bakalım; bana nasıl da hak vereceksiniz.</span></span></span></p>
<p style="background:white;line-height:170%;text-align:justify;"><span style="color:#333333;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yoksa, kırk yıllık sermaye, kendi gazetesinde “Sol çıkışını arıyor” başlığı altında hazırladığı yazı dizisi ile “AKP iktidarına karşılık CHP alternatifini” ısıtıp ısıtıp durur muydu? Eee, ne de olsa kapitalistin çıkar ibresi hangi yönü gösterirse o yöne secde eder değil mi?</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sektör Dergisi- VBG HOLDING Gizem Deniz Sultan gemisini suyla buluşturdu]]></title>
<link>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/20/sektor-dergisi-vbg-holding-gizem-deniz-sultan-gemisini-suyla-bulusturdu/</link>
<pubDate>Fri, 20 Mar 2009 14:44:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>tummgazeteler</dc:creator>
<guid>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/20/sektor-dergisi-vbg-holding-gizem-deniz-sultan-gemisini-suyla-bulusturdu/</guid>
<description><![CDATA[VBG Holding Gizem Deniz Sultan kimyasal tankerini mavi sularla buluşturdu Gemi indirme töreninde Öze]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://tummgazeteler.wordpress.com/files/2009/03/veyselkadayifci24.jpg?w=150" alt="veyselkadayifcioglu" title="veyselkadayifcioglu" width="150" height="136" class="aligncenter size-thumbnail wp-image-80" /><br />
VBG Holding Gizem Deniz Sultan kimyasal tankerini mavi sularla buluşturdu</p>
<p> Gemi indirme töreninde Özel sektör tersanelerinin 1980’lerde Tuzla’ya geldikten sonra düşük kapasiteyle daha çok koster yapımıyla işe başladığına değinen Veysel Kadayifcioglu, bugün bu tersanelerin 1999 sonu 2000 tarihlerinde krize rağmen modernleşme yolunda dünyaya açılma yolunda önemli, adımlar attıklarını kaydetti.<br />
Kadayıfçıoğlu  bu tersanelerin 2001 yılına kadar olan devrede 45 civarında olduğunu bugün ise 2008 yılı sonu itibariyle sayılarının 104’e çıktığını belirtti. </p>
<p>Ayrıca Veysel Kadayıfçıoğlu  Gelibolu’da planlanan Gelibolu endüstri tersanesi devreye girerse 300 bin DWT gemileri inşa eder bir ülke durumuna gelebileceğimizi belirtti. </p>
<p>VBG yönetim kurulu başkanı ; krizin her şeyi değiştirdiğine dikkat çekerken; kriz öncesi tersanelerimizde yaklaşık 34 bin civarında, yan sanayide de 75 bin civarında kişinin çalışmakta olduğunu; ancak krizden sonra sayının 34’lerde 26 binlere kadar düştüğünü ve sektörde işçi çıkarmaların hızla devam ettiğini söyledi. Kadayıfcıoglu ; tersanelerin ellerinde bulunan siparişleri bitirmek durumunda olduklarından ellerinde bulunan işçi sayısının yan sanayi ile birlikte 65-70 binin altına düşmeyeceğini umduklarını belirtti.<br />
Veysel Kadayıfcıoglu  yat sanayin de ABD ve Kanada’dan sonra dünya üçüncüsü olduğumuzu ve hedefimizin dünya birinciliği olduğunu söylerken; yat sanayinde krizin çok fazla gözükmediğine dikkat çekti.<br />
Veysel Kadayıfçıoğlu sektordeki gelişmelerden bahsederken , gemi sökümcülüğüne değindi ve Aliağa bölgesinde Bakanlar Kurulu kararı ile arsa ofisinden kiralanan bu yerin 20 müteşebbisin 25 parsel üzerinde dünya standartlarında bir gemi sökümü yapılmakta olduğunu anlattı<br />
İnşası yeni biten   M / T  GIZEM DENIZ SULTAN kimyasal tankeri gerçekleşen bir törenle mavi sularla buluştu.Gerçekleşen törene, VBG Holding Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Kadayifcioglu  başta olmak üzere birçok sektör temsilcileri katıldı.<br />
KAYNAK:Sektör Dergisi</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Milliyet Arsivi-Veysel Kadayıfcıoğlu]]></title>
<link>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/19/milliyet-arsivi-veysel-kadayifcioglu/</link>
<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 20:40:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>tummgazeteler</dc:creator>
<guid>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/19/milliyet-arsivi-veysel-kadayifcioglu/</guid>
<description><![CDATA[VEYSEL KADAYIFÇIOĞLUVBG Holding Yonetim Kurulu Başkanları Veysel Kadayıfcıoglu da 40 dönümlük tersan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><div id="attachment_78" class="wp-caption aligncenter" style="width: 127px"><img src="http://tummgazeteler.wordpress.com/files/2009/03/veyselkadayifcioglu11.jpg?w=117" alt="VEYSEL KADAYIFÇIOĞLU" title="veyselkadayifcioglu11" width="117" height="150" class="size-thumbnail wp-image-78" /><p class="wp-caption-text">VEYSEL KADAYIFÇIOĞLU</p></div>VBG Holding Yonetim Kurulu Başkanları Veysel Kadayıfcıoglu da 40 dönümlük tersane alanı satın alıp yaklaşık 100 milyon dolarlık yatırım yaparak;  &#8221;Türkiye &#8216;nin en büyük tersanesi konumuna gelecek olan Altinova &#8216;daki tersanenin,Türk Gemicilik sektorune önemli katkılar sağlaması bekliyoruz’’ dedi&#8230; VBG Holdingin Altınova daki tersanesinde   80-90 bin tonluk kapasiteye sahip gemiler üretilebiliyor  ve mega yatların yapımı için de  oldukca büyük bir kapalı alana sahip.</p>
<p>kaynak<br />
milliyet gazetesi</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[“M/T Veysel Bey”  kimyasal tankeri coşkulu bir törenle ve başarıyla denize indirildi.]]></title>
<link>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/17/veyselbeygemisiind/</link>
<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 21:06:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>tummgazeteler</dc:creator>
<guid>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/17/veyselbeygemisiind/</guid>
<description><![CDATA[VEYSEL Bey gemisi suyla buluştu Gemi İndirme Töreni M/T Veysel Bey isimli gemilerini gectiğimiz haft]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>VEYSEL Bey gemisi suyla buluştu</span></p>
<p><strong><span style="font-size:9pt;color:#363636;font-family:Verdana;">Gemi İndirme Töreni</span></strong></p>
<div></div>
<p><span style="font-size:9pt;color:#363636;font-family:Verdana;">M/T Veysel Bey isimli gemilerini gectiğimiz hafta suya indiren VBG HOLDING Yönetim Kurulu Baskanı Veysel Kadayıfçıoğlu İstanbul ‘daki tersanelerin dünyanın en güzel gemilerini inşa eder duruma gelmesinden gurur duyduğunu söyledi.</p>
<p>Bunun bir serbest bölge başarısı olduğuna dikkat çeken Veysel Kadayıfçıoğlu <span> </span>konuşmasını şöyle sürdürdü:<br />
“Serbest bölgeler 40 bin kişiye istihdam sağlayan 24 milyar dolar dış ticaret hacmi olan yerler haline geldi. Serbest bölgelerde gemi inşaya yönelmeyi çok doğru buluyorum. Gerçekten Tuzla’ya da tamamlayıcılık kazandırdı.”</p>
<p>Başbakan hükümet ve Denizcilik Müsteşarlığına sektöre gösterdikleri destekten dolayı teşekkür eden Kadayifcioglu <span> </span>şunları kaydetti.<br />
“Artık ihracatı geçtik esas Türkiye’nin ana problemi istihdam için çok büyük katkı yapıyoruz. Daha fazlasını yapacağız. Bu sektör Türkiye’ye uygun bir sektör, hedef sektör. Bu açıdan hükümetinin desteğiyle inanıyoruz .Bu oranlar Türkiye’nin büyüme oranlarının çok üstünde, emeği geçen herkese ve törene gelen tüm bürokratlarımıza,milletvekillerimize ve işadamlarına <span> </span>çok teşekkür ederim”dedi.</p>
<p>Konuşmaların ardından “M/T Veysel Bey”<span>  </span>kimyasal tankeri coşkulu bir törenle ve başarıyla denize indirildi.</p>
<p></span></p>
<div><span style="font-size:9pt;color:#363636;font-family:Verdana;">Milliyet Gazetesi &#8216; nden alıntıdır.</span></div>
<p><span style="font-size:9pt;color:#363636;font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Posta Gazetesi Arsiv- Veysel Kadayıfçıoğlu VBG Holding olarak sekizinci gemilerini denize indirdiler]]></title>
<link>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/09/posta-gazetesi-arsiv-veysel-bilal-kadayifcioglu-kardesler-vbg-holding-olarak-sekizinci-gemilerini-denize-indirdiler/</link>
<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:30:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>tummgazeteler</dc:creator>
<guid>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/09/posta-gazetesi-arsiv-veysel-bilal-kadayifcioglu-kardesler-vbg-holding-olarak-sekizinci-gemilerini-denize-indirdiler/</guid>
<description><![CDATA[45 MILYON DOLARLIK DEV YATIRIM   Holding 8’inci Kimyasal Madde Tankerini geçtiğimiz gün denize indir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>45 MILYON DOLARLIK DEV YATIRIM</p>
<p> </p>
<p>Holding 8’inci Kimyasal Madde Tankerini geçtiğimiz gün denize indirdi. 20 bin dwt taşıma kapasitesine sahip olan Mt Halit Bey tankeri, 160 metre boyunda ve 23500 metreküp kimyasal madde ve petrol ürünleri taşıyabiliyor. Modern teknolojinin tüm donanımına sahip olan tankerin piyasa değeri yaklaşık 45 milyon dolar. VBG Holding’in  yon kurulu bask. Veysel Kadayıfçıoğlu “Denizcilik Sektörü krizden en fazla etkilenen sektörlerden biri, ancak kimyasal madde taşımacılığının daha hızlı toparlanacağını ve çıkışa geçecegini düşünüyoruz. Doğrudan döviz getirici etkisi ve istihdam yaratma kapasitesiyle ülke ekonomisine büyük etkisi olan denizcilik sektörüne yatırımlarımız devam edecek” dedi. VBG Holding in diğer gemileri de hálá uluslararası sularda Türk bayrağı altında taşımacılık yapmaya devam ediyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Veysel Kadayıfcıoglu okul acilisi]]></title>
<link>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/07/veysel-kadayifcioglu-okul-acilisi/</link>
<pubDate>Sat, 07 Mar 2009 03:17:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>tummgazeteler</dc:creator>
<guid>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/07/veysel-kadayifcioglu-okul-acilisi/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-full wp-image-36" title="veyselkadayifcioglu1" src="http://tummgazeteler.wordpress.com/files/2009/03/veyselkadayifcioglu1.jpg" alt="veyselkadayifcioglu1" width="500" height="336" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Veysel Kadayıfçıoğlu Homestore un yeni sahibi]]></title>
<link>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/05/veysel-kadayifcioglu-homestore-un-yeni-sahibi/</link>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 22:27:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>tummgazeteler</dc:creator>
<guid>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/05/veysel-kadayifcioglu-homestore-un-yeni-sahibi/</guid>
<description><![CDATA[Home Store el değiştirdi Levent Penso, ailesine daha fazla zaman ayırabilmek uğruna, sahibi olduğu H]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-30" title="home_store" src="http://tummgazeteler.wordpress.com/files/2009/03/home_store.gif" alt="home_store" width="100" height="100" />Home Store el değiştirdi</p>
<p></strong>Levent Penso, ailesine daha fazla zaman ayırabilmek uğruna, sahibi olduğu Home Store mağazalar zincirini Veysel Kadayıfçıoğlu’na sattı. Asıl işleri deniz nakliyatçılığı olan Kadayıfçıoğlu ailesi, artık Ankara, İzmir ve İstanbul’daki Home Store mağazalarının yeni sahibi&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Hürriyet gazetesi</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Veysel Kadayıfçıoğlu 8. gemisini denize indirdi VBG HOLDING ]]></title>
<link>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/05/veysel-bilal-kadayifcioglu-8-gemisini-denize-indirdi-vbg-holding/</link>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 22:11:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>tummgazeteler</dc:creator>
<guid>http://tummgazeteler.wordpress.com/2009/03/05/veysel-bilal-kadayifcioglu-8-gemisini-denize-indirdi-vbg-holding/</guid>
<description><![CDATA[  VBG Holding 8’inci Kimyasal Madde Tankerini geçtiğimiz gün denize indirdi. 20 bin dwt taşıma kapas]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignleft size-full wp-image-3" title="veyselkadayifcioglu3" src="http://tersanehabercisi.files.wordpress.com/2009/02/veyselkadayifcioglu3.jpg?w=430&#038;h=640#38;h=640" alt="veyselkadayifcioglu3" width="430" height="640" /><img class="alignleft size-full wp-image-4" title="halitbey1veyselkadayifcioglu2" src="http://tersanehabercisi.files.wordpress.com/2009/02/halitbey1veyselkadayifcioglu2.jpg?w=450&#038;h=367#38;h=367" alt="halitbey1veyselkadayifcioglu2" width="450" height="367" /></p>
<p> </p>
<div class="entry">
<div class="snap_preview">
<p>VBG Holding 8’inci Kimyasal Madde Tankerini geçtiğimiz gün denize indirdi. 20 bin dwt taşıma kapasitesine sahip olan Mt Halit Bey tankeri, 160 metre boyunda ve 23500 metreküp kimyasal madde ve petrol ürünleri taşıyabiliyor. Modern teknolojinin tüm donanımına sahip olan tankerin piyasa değeri yaklaşık 45 milyon dolar. VBG Holding’in ortakmarından Veysel Kadayıfçıoğlu “Denizcilik Sektörü krizden en fazla etkilenen sektörlerden biri, ancak kimyasal madde taşımacılığının daha hızlı toparlanacağını ve çıkışa geçecegini düşünüyoruz. Doğrudan döviz getirici etkisi ve istihdam yaratma kapasitesiyle ülke ekonomisine büyük etkisi olan denizcilik sektörüne yatırımlarımız devam edecek” dedi. VBG Holding in diğer gemileri de hálá uluslararası sularda Türk bayrağı altında taşımacılık yapmaya devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p>hurrıyet ekonomi</p></div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ümit Boyner'le söyleşi]]></title>
<link>http://huelyasancak.wordpress.com/2008/11/30/umit-boynerle-soylesi/</link>
<pubDate>Sun, 30 Nov 2008 00:42:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>huelyasancak</dc:creator>
<guid>http://huelyasancak.wordpress.com/2008/11/30/umit-boynerle-soylesi/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Türkiyesiz Avrupa Birliği bir dünya gücü olamaz&#8221; Hamburg&#8217;ta Türkiye Avrupa Merkez]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div><a href="http://tr.qantara.de/webcom/show_article.php/_c-670/_nr-339/i.html" target="_blank"><strong>&#8220;Türkiyesiz Avrupa Birliği bir dünya gücü olamaz&#8221;</strong></a></div>
<p><a href="http://tr.qantara.de/webcom/show_article.php/_c-670/_nr-339/i.html" target="_blank"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-276" title="4937e03f265b2_umit_boyner_portre" src="http://huelyasancak.wordpress.com/files/2009/06/4937e03f265b2_umit_boyner_portre.jpg?w=74" alt="4937e03f265b2_umit_boyner_portre" width="74" height="96" /></a>Hamburg&#8217;ta Türkiye Avrupa Merkezi&#8217;nin kuruluş toplantısına katılan TÜSİAD Genel Başkan Yardımcısı ve Boyner Holding Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ümit Boyner&#8217;</strong>le, Avrupa Birliği Türkiye ilişkileri ve Türk toplumunda kadının yeri konularında <strong>Hülya Sancak</strong> söyleşti. <a href="http://tr.qantara.de/webcom/show_article.php/_c-670/_nr-339/i.html" target="_blank">www.qantara.de</a><strong></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
