<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>ugur-mumcu &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/ugur-mumcu/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "ugur-mumcu"</description>
	<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:58:09 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Fettullahçılar ve Hizbullahçılar]]></title>
<link>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/05/fettullahcilar-ve-hizbullahcilar/</link>
<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 13:15:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>Nn</dc:creator>
<guid>http://caaglarr.wordpress.com/2009/11/05/fettullahcilar-ve-hizbullahcilar/</guid>
<description><![CDATA[Dr. Necip Hablemitoğlu Fethullahçıların son iki yıl zarfında başlarına gelen tüm olumsuzluklardan so]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Dr. Necip Hablemitoğlu<br />
<a href="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/11/resim1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1233" title="resim1" src="http://caaglarr.wordpress.com/files/2009/11/resim1.jpg?w=224" alt="resim1" width="224" height="300" /></a><br />
Fethullahçıların son iki yıl zarfında başlarına gelen tüm olumsuzluklardan sorumlu tuttukları -biri TSK kökenli- beş &#8220;can düşmanı&#8221; için taşeron peşinde olduklarını hiç bileniniz var mıydı?!. Dahası, önce Ülkü Ocakları vasıtasıyla bu beş &#8220;can düşmanı&#8221;nın korkutularak pasifize edilmesi talebini içeren girişimlerin sözkonusu olduğunu; ancak Devlet Bahçeli&#8217;nin cemaate ve diğer şeriatçı yapılanmalara mesafeli davranışı nedeniyle olumlu yanıt alınamadığını kaç kişi bilir?!. Keza, cemaate bağlı emniyetçilerin devreye girmesi önerisinin riski nedeniyle geri çevrildiğini?!. Ve en önemlisi de &#8220;tedbir merhalesi&#8221;ndeki fethullahçıların, tedbiri bir kenara bırakarak hizbullahçılara müstakbel taşeron olarak yeşil ışık yaktıklarını?!.</p>
<p>Bu haberlerin, Kasım 2000&#8242;in ilk haftası itibariyle ışıkevlerinde konuşulmaya başlanması, çözülme ve fakirleşme sürecinin eşiğindeki bir cemaatin, müritlerine moral verme çabası olarak değerlendirilmiş ve hatta dışarıdan fazla ciddiye bile alınmamıştır. Ta ki, Fethullah Gülen&#8217;in, FP Genel Başkanı Recai Kutan ile aynı gün, gündemdeki Diyarbakır Emniyet Müdürü ve beş polisimizin şehit edilmesi olayı ile ilgili yaptıkları ortak temalı açıklamalara kadar!..</p>
<p>Recai Kutan, basın açıklamasıyla Hizbullahçı tabana şu dolaylı moral mesajını vermiştir: &#8220;Elde delil yokken niye Hizbullah? &#8230; Ya arkadaş elinde delilin var mı? Yok!.. Ee, niye Hizbullah?&#8230; Emniyet olarak özellikle Gaffar Okkan rahmetlinin gayretiyle bu uyuşturuculara darbe vurulunca, e onlar da boş duracak değil herhalde. O halde ihtimallerden birisi de o ve en önemlisi de dış güçler var. Ola ki bu işin gerisinde yahudi MOSSAD var, belki CIA var, belki Alman istihbarat teşkilatı, İngiliz istihbarat teşkilatı var. Niye birden bire sadece Hizbullaha yüklendi ve bu ihtimallerin hepsi geri plana atıldı&#8221; (1)</p>
<p>FETHULLAH GÜLEN VE ÖRTÜLÜ DESTEĞİ</p>
<p>Fethullah Gülen&#8217;in tüm dünyaya dağılmış müritlerini yönlendirdiği internet sitesinde (2), Recai Kutan ile aynı gün, aynı doğrultuda &#8220;Türkiye&#8217;de Cinayetlerin Perde Arkası&#8221; başlıklı bir röportajı yayınlanmıştır. Burada verilen mesajların tümü, bağnazlığın ve yobazlığın, nasıl bilinen hukuksal gerçekleri bile yok sayabileceğinin en tipik örneğini oluşturmaktadır:</p>
<p>&#8220;&#8230; Bahriye Üçok, Turan Dursun, Uğur Mumcu gibi basın-yayının önemli ve önde gelen insanları, faili meçhul cinayetlere kurban gittiler&#8230;gitti ve sahip oldukları kimliklerden dolayı da cinayetler müslümanlara maledildi. Medya da olayı tahkik ve tetkik etmeden, niçin ve neden sorularına cevap verecek sır perdelerini aralamasını beklemeden aceleden hüküm verince Müslümanlar bu menfur olayların katili oldu çıktı. Halbuki devletin yetkili organları biliyor ki, bu cinayetleri Müslümanlar işlemedi. Bu insanlar -isim tasrih etmeyeceğim- dünya çapındaki istihbarat örgütlerinde eğitim görmüş, profesyoneller tarafından öldürüldü.</p>
<p>Pekala bu faili meçhul cinayetler neden Müslümanların üzerinde kalıyor denecek olursa:</p>
<p>1. Bu ülkede Müslümanlara karşı son yıllarda daha da belirginleşen güven ve itimadı sarsmak için İslami terör havasının estirilmek istenmesi önemli bir amildir. Bazıları bununla, gerek halk, gerekse elit tabakada oluşan, İslam&#8217;a yönelişin önünü kesmeyi planlamaktadır.<br />
2. Bu olaylar vesilesiyle askeriyeye darbe adına davetiye çıkartıldığı da diğer bir saik. &#8230;<br />
3. Faili meçhul bu cinayetlerin Müslümanlar tarafından işlenmediğini ispat etmek çok zor, hatta imkansızdır. Zira hukuk mantığına göre &#8216;nefy ispat edilemez&#8217;&#8230;.<br />
4. Bence soruya esas cevab teşkil eden noktaya şimdi geliyoruz. Esas itibariyle Müslümanlıkta terör yoktur&#8230;. Netice itibariyle, terörizmi, İslamiyet ile telif etmek imkansızdır. Allah&#8217;ın rızasını gaye edinmiş bir Müslüman, kim olursa olsun adam öldüremez. Hatta bu müslüman, İslamı devlet çapında temsil etme, böylece bütün dünya ülkelerine örnek olma, devletlerarası muvazenede belli bir yeri alarak, Müslümanların hak ve hukukunu gözetme vs. gibi dolambaçlı yollardan Rabbin rızasına doğru yürüse bile yine adam öldüremez; zira bu neticeye adam öldüre öldüre varılmaz ve varılamaz&#8221; (3).</p>
<p>Görüleceği üzere, Fethullah Gülen&#8217;in gerçeği yansıtmayan söylemleri, Recai Kutan ve de &#8220;bana sağcılar için katil dedirtemezsiniz&#8221; diyen eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel&#8217;in söylemleri ile örtüşüyor: Kurbanlarını arkadan vahşice öldürürürken tekbir getiren, üstüne şükür namazı kılan, sonra da evinin bodrumuna gömen, Sivas&#8217;da 37 Cumhuriyet Aydınını yakanlar sanki uzaydan gelmişçesine.</p>
<p>Değişen gündeme uygun makaleleri ile cemaatine talimat-yön veren Fethullah Gülen&#8217;in gerçekdışı söylemleri sadece Hizbullahçıları dolaylı gündemden düşürerek cemaatinin desteğini göstermeye yönelik mi? Elbette ki hayır!.. Gülen, isim vermemekle Hizbullahçıların yanısıra selamcılara, islami kürt hareketçilerine, kaplancılara, talibanlara ve diğer terörist şeriatçı yapılanmalara da örtülü destek-dayanışma mesajı veriyor. Söz açılmışken, bir başka yayınında şeriat yolunda savaşma -nefs ile değil- anlamına gelen cihat kavramı ile ilgili olarak Fethullah Gülen, yukarıdaki insan öldürmeye ilişkin sözlerini bizzat kendisi yalanlıyor: &#8220;Cihad bir hayır kapısıdır; o kapıdan giren iki hayırdan birine mutlaka kavuşacaktır. Evet, ya şehid olup ebedi bir hayat, ya da gazi olup hem dünya, hem ukba nimetlerine kavuşacaktır. İşte bu cihadda bir de böyle bereket var&#8230;. Cihad sözcüğü; içinde bulunulan asır ve şartlara göre değişkenlik arz eden geniş kapsamlı bir kelimedir. Gün olur, mal-mülk her şey feda edilerek bu vazife yerine getirilir, zaman gelir, yollar gider bir can pazarına ulaşılır ve can alınır verilir&#8221;. Ne kadar insancıl (!) ve hümanist (!) bir söylem!.. Bu söylem çerçevesinde sadece cihad uğruna can alıp verenler şehit ve gazi sayılacak ve bu kapsamın içine Hizbullahçılar girecek ama PKK ve Hizbullah&#8217;a karşı vatanı ve kamu düzenini korurken canlarını ya da uzuvlarını veren onbinlerce TSK, Emniyet ve Eğitim mensubu kapsam dışı kalacak!..</p>
<p>FETHULLAH GÜLEN VE HİZBULLAHÇILAR</p>
<p>Fethullah Gülen&#8217;in yukarıda yeralan söylemlerinin internetteki yayın tarihi 29 Ocak 2001. Tedbir gereği, bu katil sürüsünün adını vermiyor ama maksadını açık-net bir biçimde ifade ediyor. Oysa, daha önceleri, bizzat kendisi bir kasedinde bu şeriatçı katilleri yücelterek adeta kutsamaktadır:</p>
<p>&#8220;Sürekli ittikaya kendisini salmış, kaptırmış, arayışına girmiş, yakalamış dahasını arayan, takvanın dahasını arayan derinlerden derin kutsiler&#8230; Hz. Muhammed Mustafa&#8217;nın askerleri, Cindullah; Allah ordusu&#8230; HİZBUL-LAH; Allah cemaati, tabiri caizse Allah Partisi&#8230; Siyasi boğuşmalar, siyasi partiler karşısında Allah Partisi&#8230;.Rüyalarınıza girerler. Hayal alemlerine girdiğiniz zaman sizi yakalarlar. Misali levhalarla her yerde sizi kovalarlar. Her köşe başında karşınıza çıkarlar. Bazen kendinizi tam onların içinde görürsünüz, onlarla beraber kılıç çalıyorsunuz&#8230;.Duygu ve düşünce birliğine vardığınız zaman, siz aynı ordunun erleri haline gelirsiniz. Ve ben bunu size anlatmaya çalışıyorum. Allah&#8217;ın askeri olduktan sonra kutsiler ordusu olduktan sonra, Allah&#8217;ın kulu olduktan sonra, Hz. Muhammed&#8217;in erleri olduktan sonra zaman ve mekan onları ayıramaz&#8221; (4).</p>
<p>Fethullahçılarla Hizbullahçıları birbirine bu kadar yakınlaştıran birden çok etmen bulunuyor. Bir kere Fethullah Gülen ve Hüseyin Velioğlu, iki yapılanmanın diğer mürit-militanları gibi nurcu kökenli. En önemli neden bu. İkincisi, her iki sapkın illegal yapılanmanın da doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;nin, ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğini ve de laik hukuk sistemini hedef almış olmaları. Aradaki farka gelince, biri İran&#8217;a, diğeri ABD&#8217;ne bağlı olarak faaliyet sürdürmekte. Biri, takiyye yaparak devleti içten içe elegeçirme mücadelesi verirken, diğeri bunu silahla yapmaya çalışmakta. Ancak, her iki yapılanmanın yolları, geçtiğimiz yıl geçici bir süre için ayrıldı. Hatırlayacaksınız, kürtçü nurcuların liderlerinden biri (5), Hizbullahçılar tarafından öldürüldüğünde, Fethullahçılar kıyameti kopardılar ve bu yapılanmaya isim taktılar: Hizbülvahşet!..</p>
<p>ULUSLARARASI TAŞERON OLARAK HİZBULLAHÇILAR</p>
<p>Yabancı istihbarat servislerinin Türkiye&#8217;de terör amaçlı kullandığı taşeronlar arasında solda TİKKO, DHKP-C neyse, sağda da Hizbullahçılar aynısı. İşte, bu yakınlaşma gayretlerinin altında, Fethullahçıların Hizbullahçıları kullanma niyetleri sezilmekte. Kime ya da kimlere karşı?!. Cemaat içindeki kaynaklara göre sadece beş &#8220;can düşmanı&#8221;na!.. Bu beş kişinin suçları da çoktan belirlenmiş durumda:</p>
<p>1. 1990&#8242;da başlayıp 2005&#8242;de tamamlanacak olan &#8220;demokrasiye daha 15 yıl tahammül&#8221; programı çerçevesinde, devletin her kademede ve kansız biçimde elegeçirilmesi, belirsiz bir tarihe sarktı.<br />
2. Halkla ilişkiler ve reklam faaliyetleri için yabancı danışmanların yanısıra, Nail Keçili gibi oldukça pahallı profesyonellerin uzun yıllardır sürdürdükleri &#8220;ılımlı-hoşgörülü-diyalogdan, sevgiden, barıştan yana imajı, sağ-sol ayırdetmeksizin tam ülkeyi kaplamışken, şimdi bu imaj yerlebir oldu.<br />
3. Cemaati ayakta tutan himmet paralarında toplam yıllık tutarında ciddi gerilemeler kaydedildi.<br />
4. Cemaate sempati ile bakan Cumhurbaşkanı, Başbakan, Yargıtay Başkanı başta olmak üzere, siyasal parti liderleri, 200&#8242;ü aşkın milletvekili, &#8220;adliyede, mülkiyede, maarifde&#8221; ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en stratejik makam ve mevkileri işgal eden kadroları, binlerce doktoralı elemanı, onbinlerce öğretmeni, yurtiçi ve dışındaki yüzlerce okulu ve yurdu, binlerce ışıkevi, yüzlerce şirketi ile Türkiye&#8217;nin en örgütlü ve dinamik yapılanması olmasına karşılık, yüzbinlerin uğrunda ölmeye hazır oldukları Fethullah Gülen, bunca güce rağmen vatanına dönememekte, dönmesi de zor bir ihtimal olarak değerlendirilmekte.</p>
<p>İşte, cemaatin &#8220;can düşmanı&#8221; ilan ettiği kişiler, yukarıdaki olumsuzluklardan sorumlu tutulmakta ve haklarında &#8220;gereğinin yapılması&#8221; istenilmekte. İşte, Hizbullaha dolaylı mesaj gönderilmesinin nedeni olarak, cemaat düşmanlarının kesin biçimde &#8220;etkisizleştirilmesi&#8221; öngörülmekte. Akıllara şu soru gelmekte, ışıkevlerinde dillendirilen terör yoluyla etkisizleştirme çözüm mü? Ya da bu çözüm cemaate ne kazandırıp ne kaybettirecektir? Belli ki bu hesap yapılmıştır. Fethullahçılar intikam peşindedir ve bunu taşeronlara havale etmek eğilimi hissedilmektedir.</p>
<p>FETHULLAHÇILARIN SON GÜÇ DENEMESİ</p>
<p>Cemaate dahil kaynaklara göre, cemaatin &#8220;can düşmanı&#8221; ilan edilen kişiler için Kasım 2000&#8242;in ilk günlerinden itibaren başlatılan kapsamlı bir soruşturma el&#8217;an sürdürülmektedir. Hazırlanmakta olan kişisel dosyaların teknik danışmanlığını ise, cemaate bağlı istihbaratçılar yapmaktadır. Hedef isimlere ait her türlü bilgi -dedikodu ya da anekdot niteliğindeki bilgilerden yargı kararlarına kadar- toplanmakta; varsa zaafları, zayıf noktaları saptanmakta; hiçbir somut bilgi ve belgeye ulaşılamadığında ise, fabrikasyon haberler -ileride kullanılmak üzere- üretimine başvurulmaktadır.</p>
<p>Tüm bu hazırlıkların sonucunu görmek için düğmeye basıldığında ilk hedef belli olmuştur: Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı ve Sivil Toplum Kuruluşları Platformu Dönem Başkanı, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Sayın Gülseven Yaşer. Sayın Yaşer ile ilgili fabrikasyon haberleri içeren tamamı düzmece haber metninin yayın merkezi ise, ABD&#8217;de New Jersey&#8217;dedir. Bu ne rastlantıdır ki, yayın merkezinin adresi, Fethullah Gülen&#8217;in Ankara&#8217;da yargılandığı 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi&#8217;ne sunduğu ikamet adresi ile aynıdır (6). Bu metnin dağıtımını yapan fethullahçı gruplardan birinin moderatörü de yine ne rastlantı ki, Zaman gazetesinde Ferhat Barış kod adıyla köşe yazarlığı yapan bir mürittir. Cemaat yöneticileri (imamları), bu düzmece haber metnini onbinlerce adrese gönderirken, olası bir tazminat davasına muhatap olmamak için kendi periyodiklerinde yayınlamaktan kaçınmıştır. Halk deyimi ile bu ikiyüzlülük, namertlik, sadece bu düzmece haber metninden ibaret mi kalmıştır. Elbette ki hayır!.. İşte, en acı olanı, cemaatin devlet içinde mevcut yaptırım gücünü kullanmasıdır. Nasıl mı?.. İşte belgesi:</p>
<p>&#8220;12.12.2000 Tarihinde Çağdaş Eğitim Vakfına, T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü&#8217;nden 11.12.2000 tarih ve B.02.1.13.06.180.903-26/2000/3648-1 sayılı yazı gelir. Yazıda, Vakıflar Genel Müdürlüğü&#8217;nün (15.11.2000) tarih ve (24418) sayılı araştırma talimatı ile Vakıflar Bölge Müdürlüğü&#8217;nün (30.11.2000) tarih ve (3648) sayılı görev emri gereğince, araştırma ve tahkikata esas teşkil etmek üzere;</p>
<p>1. 1.01.1999-1.12.2000 tarihlerini ihtiva eden zaman içerisinde, Vakfınıza bağış yapan özel ve tüzel kişilerin (yurt içinden ve yurtdışından) isimlerinin, bağış tarihlerinin ve bağış makbuzu numaralarının listesini,<br />
2. Yukarıda belirtilen tarihler içerisinde, Vakfınızın burs verdiği öğrencilerin isimlerinin ve hangi öğrenciye hangi miktarda burs verildiğinin,<br />
3. Vakfınızın Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu ve diğer organlarında (çalıştırılan personel dahil) halen görevli bulunanların isimlerini ve ifa ettikleri görevlerini,<br />
4. Vakfınızın hangi banka şubelerinde hesaplarının bulunduğunu ve bu hesapların 1.01.1999-1.12.2000 tarihleri arasındaki işlemleri (hesaba yatırılan ve çekilen para hareketlerini) gösteren hesap ekstrelerinin, herhangi bir şüphe ve tavzihe sebebiyet vermeyecek şekilde yazılı olarak 15.12.2000 Cuma günü saat 16.00&#8242;ya kadar, aşağıda belirtilen adrese intikal ettirilmesini rica ederim&#8221;.</p>
<p>İster istemez yargılarsınız, bir kısmı Fethullahçılara ait olmak üzere, Türkiye&#8217;de laik düzene karşı mücadele amacıyla kurulmuş şeriatçı nitelikli bini aşkın vakıf var; üstelik bunların bazıları, &#8220;okuma odası&#8221;, &#8220;temsilcilik&#8221;, &#8220;lokal&#8221; gibi farklı adlarla tüm ülke çapında örgütlenmiş durumdalar. Sadece Fethullahçı vakıfların, her ay &#8220;himmet parası&#8221; adı altında halktan yasadışı yöntemlerle trilyonlar topladıkları ve yine yasadışı yöntemlerle bunları çantalı kuryelerle yurtdışındaki okulların finansmanı için gönderdikleri biliniyor. Bugüne kadar bunların hangisi böyle bir soruşturma geçirdi? Bini aşkın Cumhuriyet düşmanı vakıf içinde, Çağdaş Eğitim Vakfı gibi Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkan ve özellikle de Fethullahçı kadrolara karşı onurlu ve cesur mücadele veren kaç vakıf var? Türkiye&#8217;de şeriatçı kadrolaşmanın en yoğun biçimde gerçekleştiği kamu kurum ve kuruluşlarının başında gelen Vakıflar Genel Müdürlüğü, acaba kendi içindeki bu zararlı unsurları tasfiye etti de sıra şimdi Çağdaş Eğitim Vakfına mı geldi? Kamuoyuna devlet ve rejim yanlısı olarak kendini tanıtmaya çalışan Vakıflar Genel Müdürü bu soruşturmadan ne ölçüde haberdar? Değilse, sorumluları kim? Fethullahçılar için müthiş denilebilecek istihbari bilgileri içeren bu soruşturmada elde edilecek belgelerin, sözkonusu Cumhuriyet düşmanı cemaate sızdırılmaması mümkün mü? Yangından mal kaçırırcasına niçin sadece üç günlük süre veriliyor, bu süre rutin mi, yoksa Çağdaş Eğitim Vakfı için özel mi? Vakıflar Genel Müdürü&#8217;nün bu ve benzeri soruları açıklaması, sorumlular hakkında yasal işlem başlatması ve kurum içindeki Fethullahçı bağlantılı elemanlara görevden el çektirmesi gerekiyor.</p>
<p>MÜRİTLERE TEDBİR (İHTİYAT) TAŞERONLARA SALDIRI</p>
<p>Fethullahçıların, cemaat düşmanlarına karşı Ülkü Ocakları&#8217;nı kullanma girişimini, MHP içindeki nurcular vasıtasıyla yaptıkları biliniyor. Kamuoyuna &#8220;kaba kuvvet&#8221; imajı ile tanınan Ülkü Ocakları yönetiminin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli&#8217;nin tepkisinden çekinerek red yanıtı verdikleri gelen duyumlar arasında. Fethullahçıların emniyet içindeki kendi yandaşlarını kullanma düşüncelerinin ise, zaten izlenmekte olan bu kadroların deşifre olması ve tasfiyeye yolaçması gerekçeleriyle yaşama geçirilemediği kaydediliyor. Buna rağmen, İstanbul&#8217;daki kimi üst düzey bölge imamlarının, hedef kişilerin, diğer muhaliflere de gözdağı olacak biçimde etkisizleştirilmesi doğrultusunda sürekli arayış halinde oldukları da gözlemleniyor.</p>
<p>Fethullah Gülen, diğer taraftan sözkonusu internet sitesinde 24 Ocak 2001&#8242;de yayınlanan yazısında, riski üstlenerek, cemaat mensuplarına ise koşulsuz &#8220;ihtiyat&#8221; önermeye devam ediyor:</p>
<p>&#8220;İhtiyat, bir iş ve bir hamlede zarar ihtimallerine karşı ve maruz kalınan musibetler neticesinde ah u vaha düşmemek için ehemmiyetli bir davranıştır. Sebeplere tevessülde gerekli hazırlığı yapmamış nice müteşebbis vardır ki, neticede ya dizini döver ya da kadere taş atar. &#8230; Bir hamle ve teşebbüste hedef alınan netice ne kadar büyükse, o uğurda gerekli görülen tedbirlere riayet de o nispette ehemmiyetlidir&#8230;. İhtiyatlı olma, korkup geriye durmaktan tamamen farklı olduğu gibi, tedbirsizce davranışların da cesaret ve yiğitlikle hiçbir alakası yoktur&#8230;. Her kötü haslet gibi, sırf bir aldatmaca olan kitle ruh haletiyle yine kitle avına çıkmak, Batının bize armağan ettiği şeylerdendir. Bu sakat ve nesebi gayrisahih düşünceyi benimseyenlere göre, bir yumurtanın başında bir sürü &#8216;gak gak gıdak&#8217; normal görülse de, bize göre her milli mesele, bir mercan sabrı ve sessizliği içinde, en kuytu yerlerde ve mercan kuluçkalarının ızdıraplı, fakat gürültüsüz hallerine uygun bir çizgide cereyan etmelidir&#8221; (7).</p>
<p>Fethullah Gülen&#8217;in cemaati yönlendiren -Ocak 2001&#8242;in son haftasında yayınlanmış- yazılarından kısa alıntıları okudunuz. Belli ki, ABD&#8217;de rahat durmuyor, örgütsel faaliyetlerini devam ettiriyor. Kendisi, devletimizin istihbarat birimleri tarafından sadece yakından izlenmesi değil, ABD dışına çıktığı saptandığında derdest edilmesi ve uçakta kendisine &#8220;memlekete hoş geldin Fethullah Gülen&#8221; denilmesi gereken çok önemli bir kişi. Hiç şüphesiz, cemaati tek başına yönettiğini zaten hiç kimse iddia etmiyor ama onu bir simge, karizma sahibi bir yönlendirici olarak önemini kabul etmek, &#8220;burnu akan&#8221; bir vaiz nitelemesi ile geçiştirmemek gerekiyor. İstihbarat birimleri açısından ne kadar önemli olduğu, 30 Ocak 2001 tarihinde sözkonusu internet sitesinde yayınlanan şu satırlardan net bir biçimde anlaşılıyor:</p>
<p>&#8220;İç ve dış mihraklar, ellerindeki terör alternatiflerini daima muhafaza edeceklerdir. Bunlardan birisi yıpranıp işlemez hale gelince, bir başkası öne sürülecektir. Nitekim dün, çeşit çeşit isimler altında nice örgütler vardı ve bunlar anarşiyi komünizm adına körüklüyorlardı. Şimdilerde PKK ve benzeri illegal örgütler de etnik grupları harekete geçirme çabasındalar. YARININ TÜRKİYE&#8217;SİNİ BEKLEYEN EN KORKUNÇ TERÖR VESİLESİ İSE, MEZHEP DUYGUSUNA YENİK DÜŞENLER OLACAĞA BENZER. BU YENİ TEHLİKE, TERÖR ADINA PKK&#8217;DAN ELLİ KAT DAHA FAZLA BİR POTANSİYEL GÜCE SAHİPTİR&#8221; (8).</p>
<p>Evet, iç ve dış tehdit odağı olarak Fethullahçıların şu ana kadar bir terör (cinayet veya cinayete teşebbüs, bombalama vb.) girişimi sözkonusu olmadı. Ancak bu, -ipleri dışarıdan yönetildiğinden- olmayacak anlamına da kesinlikle gelmiyor. Türkiye Cumhuriyeti, giderek büyüyen ve sorumsuz-çıkarcı-düşük politikacıların himayesinde adeta kangrene dönüşen fethullahçı yapılanmayı bertaraf etmek zorunda, çünkü başka seçeneği yok!.. Hep birlikte izleyelim, görelim!&#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Neşe Düzel Erdal Özdemir Adını Duydu Mu?]]></title>
<link>http://gizlibelge.wordpress.com/2009/11/02/nese-duzel-erdal-ozdemir-adini-duydu-mu/</link>
<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 20:59:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>gizlibelge</dc:creator>
<guid>http://gizlibelge.wordpress.com/2009/11/02/nese-duzel-erdal-ozdemir-adini-duydu-mu/</guid>
<description><![CDATA[NEŞE DÜZEL ERDAL ÖZDEMİR ADINI DUYDU MU? Erdal Özdemir… 33 askerimizin PKK tarafından şehit edildiği]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><h2>NEŞE DÜZEL ERDAL ÖZDEMİR ADINI DUYDU MU?</h2>
<p>Erdal Özdemir…</p>
<p>33 askerimizin PKK tarafından şehit edildiği Bingöl Katliamı’ndan ağır yaralı olarak kurtulanlardan bir er. Yani bir Gazi.<!--more--></p>
<p>Tarih: 24 Mayıs 1993</p>
<p>PKK, asker sevki yapan iki aracı Elazığ-Bingöl karayolunda durdurdu. Silahsız olarak rehin alınan erler, saatlerce süren bir yürüyüşün ardından kurşuna dizildi.</p>
<p>İşte Erdal Özdemir, tarihe Bingöl Katliamı olarak geçen, 33 askerimizin şehit olduğu o gün, vücuduna 7 kurşun yarası almıştı. Aylarca tedavi gördü ancak felç oldu ve tekerlekli sandalyeye mahkum kaldı.</p>
<p>Gazi Erdal Özdemir’i neden anlatıyorum?</p>
<p>Taraf’ta Neşe Düzel, bir dönem ANAP milletvekilliği yapmış, eski askeri hakim ve savcı Faik Tarımcıoğlu ile bir röportaj yaptı.</p>
<p>Düzel’e göre; Tarımcıoğlu “çok ilginç analizler” “çok çarpıcı iddialarda” bulundu!</p>
<p>Keza, Neşe Düzel röportajın spotuna da Tarımcıoğlu’nun “bu çok ilginç analizlerinden’ bir bölümü koymuş.</p>
<p>Yukarıdaki sorunun cevabını vermeden önce, röportajdan şu bölümü okuyalım:</p>
<p><strong>“Türkiye gene bir cumhurbaşkanlığı seçim sürecine giriyor. 2011’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine neredeyse bir yıl kaldı. Siz, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hep çok gerginlik yarattığını söylüyorsunuz. Ortaya çıkarılan darbe planı, Erdoğan’ın muhtemel cumhurbaşkanlığını engellemeyi hedeflemiş olabilir mi?</strong></p>
<p>Elbette. Hiç şüpheniz olmasın. 1993 senesi tarihe en büyük kara leke olarak geçti. Darbe ortamını hazırlamak için pek çok suikast yaşandı. Uğur Mumcu 1993 başında öldürüldü. Birkaç gün sonra Özal şaibeli bir şekilde öldü. Arkasından Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis suikasta uğradı. Hemen ardından 33 er Bingöl’de öldürüldü. Sivas’ta 37 kişi yakıldı. Üç gün sonra Başbağlar’da 33 kişi katledildi. Bu 33 rakamı, Mustafa Muğlalı olayına bir referanstır ve kasten seçilmiştir. Sonra JİTEM’in karanlık yüzü Cem Ersever öldürüldü.</p>
<p><strong>Bütün bu cinayetler niye işlendi?</strong></p>
<p>Bütün bunlar darbeye ortam hazırlamak ve darbenin meşruiyetini sağlamak için yapıldı. Çatışmalar sürdü, Kürt sorunun demokratik ve siyasi yoldan çözülmesi engellendi. Ama Özal ölüp de Demirel Cumhurbaşkanı olunca işler normalleşti. Özal dönemi bitti ve bir süre darbeye gerek kalmadı. Çünkü Demirel’le 12 Eylül’ün darbe düzeni devam ettirildi. 28 Şubat ise bir nokta operasyondu.”</p>
<p>Ne büyük cahillik: “Bingöl’de şehit edilen erlerin sayısı olan 33 kasten seçilmiş”.  Tarımcıoğlu’nun bu kulaktan duyma yakın tarih bilgisiyle söylediği, kulağa heyecanlandırıcı gelen teori ne kadar da gerçeklikten uzak. Neşe Düzel de heyecanlanmış olmalı ki; bu açıklamayı spota yerleştirmiş.</p>
<p>Gazetecilik açısından ne acı bir örnek.</p>
<p>Belli ki Neşe Düzel Erdal Özdemir’i tanımıyor ya da görmek istemiyor. Halbuki çalıştığı gazete Taraf, 30 Kasım 2008 tarihinde kendisiyle röportaj bile yaptı. Başlığı neydi o röportajın biliyor musunuz: 34. asker soruyor!</p>
<p>Biz anlatmaya devam edelim.</p>
<p>Erdal Özdemir, o katliamdan şans eseri kurtuldu. PKK’lılar onun öldüğünü sanıyordu. Tıpkı, onun gibi sağ kurtulan diğer 4 asker gibi… Yani o da, diğer arkadaşları gibi ölebilirdi. Şehit sayısı 33 değil, 34 ya da 35 de olabilirdi. Ama olmadı.</p>
<p>Neymiş, 33 rakamı kasten seçilmişmiş!!!</p>
<p>Geçiniz…</p>
<p>Hala vücudunda bulunan mermi parçaları, tekerlekli sandalyeye mahkumluğu ve daha da önemlisi; gözlerinin önünde 33 arkadaşının katledilmesi o günü Özdemir’e unutturmuyor.</p>
<p>Ancak birileri bilerek O’nu unutuyor. Görmek istemiyor.</p>
<p>Barış Pehlivan</p>
<p>Odatv.com</p>
<h3><a href="http://www.odatv.com/Medya/nese_duzel_gazeteci_mi-16984.html">NEŞE DÜZEL GAZETECİ Mİ? </a></h3>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Don Meselesi]]></title>
<link>http://anlamametmem.com/2009/10/17/don-meselesi/</link>
<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 07:44:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>pekadam</dc:creator>
<guid>http://anlamametmem.com/2009/10/17/don-meselesi/</guid>
<description><![CDATA[İkizlere Takke Hojam Mahmutpaşa&#8217;da, Salı pazarında, semt pazarlarında filan bu teşhirin danisk]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><div id="attachment_1599" class="wp-caption aligncenter" style="width: 110px"><a rel="attachment wp-att-1599" href="http://anlamametmem.com/2009/10/17/don-meselesi/ikizlere-takke/"><img class="size-full wp-image-1599" title="ikizlere takke" src="http://anlamametmem.wordpress.com/files/2009/10/ikizlere-takke.jpg" alt="İkizlere Takke" width="100" height="160" /></a><p class="wp-caption-text">İkizlere Takke</p></div>
<p>Hojam Mahmutpaşa&#8217;da, Salı pazarında, semt pazarlarında filan bu teşhirin daniskasını bulursun. Adamlar etekleri bellerine giyer, sütyenleri üstlerine takar, kırıta kırıta, &#8220;ikizlere takke&#8221; diye bağıra çağıra iç çamaşırı satar. Kadınlar alt alta üst üste dona, sütyene saldırır. <!--more-->Çataçat pazarlık eder, satıcılarla sütyenin numarasıydı, donun kaşıntısıydı, en mahreminden konuşur. En seksi, en iç gıcıklayıcı parçaları başörtülü ablalar kapışır. O yüzden bu muhafazakarlık mevzuunda ben biraz şüpheliyim, yani muhafazakar olduğumuz şüphesiz de sınırları nerelere uzanıyor veya ne muhafaza ediyoruz bilemiyorum. Uğur Mumcu, muhafazakarlığı &#8220;kar muhafaza etmek&#8221; diye tanımlamıştı. Cem Yılmaz da, &#8220;ulan gazetelere, televizyonlara bakıyorum, işte kocası komşuyla aldattı, kaynıyla ilişki kurdu, baldızıyla kaçtı, sevgilisiyle duşta basıldı, hani biz sanatçılar marjinaldik, bu toplum bizden hızlı yaşıyor&#8221; diyor. Anlamametmem, bir bilene sormalı. Haydar Dümen anlar mı acaba? Bence bu meseleyi don lastiği gibi çekiştirelim, anlamametmem diyen herkes yazsın.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ergenekonu ilk Susurlukta gördük]]></title>
<link>http://haber21.wordpress.com/2009/06/25/ergenekonu-ilk-susurlukta-gorduk/</link>
<pubDate>Thu, 25 Jun 2009 01:48:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>haber</dc:creator>
<guid>http://haber21.wordpress.com/2009/06/25/ergenekonu-ilk-susurlukta-gorduk/</guid>
<description><![CDATA[Susurluk, Andıç ve Şemdinli, PKK ayrılıkçılığının ve PKK ile savaşın etkisi altında, yargı ve basın ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Susurluk, Andıç ve Şemdinli, PKK ayrılıkçılığının ve PKK ile savaşın etkisi altında, yargı ve basın ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ergenekon'un suikast planını gördüm, kanım dondu]]></title>
<link>http://kritikderinlik.com/2009/06/15/ergenekonun-suikast-planini-gordum-kanim-dondu/</link>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2009 02:36:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>tiefenmesser</dc:creator>
<guid>http://kritikderinlik.com/2009/06/15/ergenekonun-suikast-planini-gordum-kanim-dondu/</guid>
<description><![CDATA[9 Mart 2009 On beş gün önce Savcı Zekeriya Öz ile görüşen Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Al]]></description>
<content:encoded><![CDATA[9 Mart 2009 On beş gün önce Savcı Zekeriya Öz ile görüşen Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Al]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Albay Özden cinayeti Ergenekon'a dahil edildi]]></title>
<link>http://kritikderinlik.com/2009/06/11/albay-ozden-cinayeti-ergenekona-dahil-edildi/</link>
<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 16:47:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>tiefenmesser</dc:creator>
<guid>http://kritikderinlik.com/2009/06/11/albay-ozden-cinayeti-ergenekona-dahil-edildi/</guid>
<description><![CDATA[25 Aralik 2008 Ergenekon davasının savcılarından Mehmet Ali Pekgüzel, 1995&#8242;te öldürülen Albay ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[25 Aralik 2008 Ergenekon davasının savcılarından Mehmet Ali Pekgüzel, 1995&#8242;te öldürülen Albay ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Darbecilikten, cuntacılıktan demokrasi kahramanlığına...]]></title>
<link>http://kritikderinlik.com/2009/06/08/darbecilikten-cuntaciliktan-demokrasi-kahramanligina/</link>
<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 22:34:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>tiefenmesser</dc:creator>
<guid>http://kritikderinlik.com/2009/06/08/darbecilikten-cuntaciliktan-demokrasi-kahramanligina/</guid>
<description><![CDATA[Hasan Cemal, Milliyet İlhan Selçuk gözaltına alınınca neredeyse kırk yıl öncesine gittim. 1969’u, 19]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Hasan Cemal, Milliyet İlhan Selçuk gözaltına alınınca neredeyse kırk yıl öncesine gittim. 1969’u, 19]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Veli Küçük'ün ajandası faili meçhullerle dolu]]></title>
<link>http://kritikderinlik.com/2009/06/05/veli-kucukun-ajandasi-faili-mechullerle-dolu/</link>
<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 08:13:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>tiefenmesser</dc:creator>
<guid>http://kritikderinlik.com/2009/06/05/veli-kucukun-ajandasi-faili-mechullerle-dolu/</guid>
<description><![CDATA[Ergenekon iddianamesinde, örgütün lideri olarak gösterilen Veli Küçük&#8217;ün evindeki bazı doküman]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Ergenekon iddianamesinde, örgütün lideri olarak gösterilen Veli Küçük&#8217;ün evindeki bazı doküman]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Prof. Dr. Erdal Yavuz'un 24.02.2008 Radikal Gazetesi'ndeki Yazisi]]></title>
<link>http://kritikderinlik.com/2009/06/05/prof-dr-erdal-yavuzun-24-02-2008-radikal-gazetesindeki-yazisi/</link>
<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 02:33:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>tiefenmesser</dc:creator>
<guid>http://kritikderinlik.com/2009/06/05/prof-dr-erdal-yavuzun-24-02-2008-radikal-gazetesindeki-yazisi/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;1 Mayıs 1969 günü bir haber ortalığı karıştırır. Yargıtay Başkanı İmran Öktem vefat etmiştir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[&#8220;1 Mayıs 1969 günü bir haber ortalığı karıştırır. Yargıtay Başkanı İmran Öktem vefat etmiştir ]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye' de Ekonomik Krizler - 1994, 1998-1999 ve 2001 Krizleri]]></title>
<link>http://sinestezi.wordpress.com/2009/04/04/turkiye-de-ekonomik-krizler-1994-1998-1999-ve-2001-krizleri/</link>
<pubDate>Sat, 04 Apr 2009 07:05:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>editor</dc:creator>
<guid>http://sinestezi.wordpress.com/2009/04/04/turkiye-de-ekonomik-krizler-1994-1998-1999-ve-2001-krizleri/</guid>
<description><![CDATA[1991 Ekonomik Krizinin ardından ülkemizde 2008 yılına kadar 3 büyük kriz daha oldu. Bu krizlerin dah]]></description>
<content:encoded><![CDATA[1991 Ekonomik Krizinin ardından ülkemizde 2008 yılına kadar 3 büyük kriz daha oldu. Bu krizlerin dah]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sen Merak Etme, Unutmadık,Unutturmayacağız]]></title>
<link>http://okans.wordpress.com/2009/01/24/sen-merak-etme-unutmadikunutturmayacagiz/</link>
<pubDate>Sat, 24 Jan 2009 18:46:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>okans</dc:creator>
<guid>http://okans.wordpress.com/2009/01/24/sen-merak-etme-unutmadikunutturmayacagiz/</guid>
<description><![CDATA[Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimiz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="alignnone size-full wp-image-538" title="ugur2" src="http://okans.wordpress.com/files/2009/01/ugur2.jpg" alt="ugur2" width="323" height="306" /></p>
<p><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong></strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong>Vurulduk ey halkım, unutma bizi…</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi…</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong>Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi…</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong>Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong>Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi…</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Bağımsızlık, Mustafa Kemal’ den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong>Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi…</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi…</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong>Asıldık ey halkım, unutma bizi…</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;">Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi…</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong>Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi… Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong>Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi…</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong>________________________________</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Arial,Helvetica;font-size:small;"><strong> </strong></span>Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu Başkanı Ersönmez Yarbay, Mumcu&#8217;nun &#8220;laik kesimin duyarlılığını artırmak amacıyla laikler tarafından&#8221; öldürüldüğünü iddia etti. Böyle bir ülkede yaşıyoruz .Ya akepeyi desteklersiniz ya da darbeci olursunuz. Bu durumdayız artık.yazık yazık uğur mumcu bu düzene karşı çıktığı için öldürüldü<br />
ve onu öldürenler kimlerdir her kez biliyor ama üstü kapatılıyor.<br />
Ersönmez gibi yobazlar kendilerini kandırmaktan başka bir şey yapmıyorlar&#8230;<br />
Düzene karşı çıkmak yobazlara karşı çıkmak emperyalizme karşı çıkmak kapitalizme karşı çıkmak tam bağımsızlık istemek darbecilikse hepimiz Uğur Mumcu&#8217;yuz.
</p>
<p style="text-align:justify;">
<div class="walltext">
<div id="text_expose_id_497b60074fb008196231235"><span>EY DERİN DEVLET DİYE ORTALIGI TOZ DUMAN EDENLER VATAN HİZMETİNDE CANLARINI GÖZLERİNİ KIRPMADAN FEDA ETMEYİ GÖZE ALANLARI PİSLİKLERİN DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDAKİ İFTİRALARINA İNANIP DEVLETİN TV SİNDE KONUŞTURANLAR SİZLERDEN UTANIYORUM.BULABİLİYORSANI</span>Z UĞUR MUMCUNUN KATİLLERİNİ YAKALAYIN.AMA ONLARIN KİM OLDUĞUNU SİZDE BİZDE BİLİYORUZ.YAPAMAZSINIZ.</div>
<div><strong>Sen Merak Etme Uğur Abi, Seni Unutmadık, Unutturmayacağız.Unutturmak isteyenlerede hadlerini bildireceğiz.</strong></div>
<div><strong><img class="alignnone size-full wp-image-539" title="ugur" src="http://okans.wordpress.com/files/2009/01/ugur.jpg" alt="ugur" width="813" height="609" /><br />
</strong></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
</div>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Unutmadık Üstadım Unutmadık!]]></title>
<link>http://tayfunsazak.wordpress.com/2009/01/24/unutmadik-ustadim-unutmadik/</link>
<pubDate>Sat, 24 Jan 2009 16:00:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>Tayfun Sazak</dc:creator>
<guid>http://tayfunsazak.wordpress.com/2009/01/24/unutmadik-ustadim-unutmadik/</guid>
<description><![CDATA[Unutmadık Üstadım Unutmadık! Uğur Mumcu 22 Ağustos 1942’de doğdu. 12 Mart döneminde “Ordu Uyanık Olm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Unutmadık Üstadım Unutmadık!</p>
<p>Uğur Mumcu 22 Ağustos 1942’de doğdu. 12 Mart döneminde “Ordu Uyanık Olmalı” yazdığı için “orduya hakaret etmek” ve “sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak” suçlarını işlediği söylenerek gözaltına alındı. 7 yıl hapse mahkûm edildi. Ama kararı Yargıtay bozdu ve serbest bırakıldı. Daha sonra askere alındı Tuzla Piyade Okulu’nda 3 aydan sonra “sakıncalı” denerek askerliğini er olarak yapmak üzere Ağrı Patnos’a gönderildi. Dava açtı, kazandı ve yedek subaylık hakkını elde etti. Ama “Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem!” diyerek askerliğini Patnos’ta er olarak tamamladı. Askerliğini ağır koşullar altında sürdürürken önceden var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi. Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM, Ortam, Yeni Ortam ve benzeri gazetelerde yazıları yer aldı. Ve Tam 16 yıl önce arabasına yerleştirilen bombayla öldürüldü. Kemalist kavganın en büyük neferlerindendi. Tanıdığımız tek önder olan Mustafa Kemal’in düşüncelerini bizlere öğreten en büyük adamdı Uğur Mumcu. Onun yazılarını okuyarak, yaptığı konuşmaları tüm dikkatimizle dinleyerek öğrendik aydın olmayı. Söylediği her söz kulaklarımızda yankılandı defalarca…<br />
“Ben Atatürkçüyüm.<br />
Ben cumhuriyetçiyim.<br />
Ben laikim.<br />
Ben anti-emperyalistim.<br />
Ben tam bağımsız Türkiye’den yanayım.<br />
Ben özgürlükçüyüm.<br />
Ben insan hakları savunucusuyum.<br />
Ben terörün karşısındayım.<br />
Ben yobazların, vurguncuların, çıkarcıların,<br />
Düşmanıyım!..”<br />
diyerek bize bir aydının kimliğini çizmişti. Ve bizler Atatürk’ün ilkelerini gerçek anlamda kavrayabilmek ve uygulayabilmek için önce bunları ilke edindik.<br />
Peki bizler neden Kemalist kavgada yer almak istedik? Çünkü bizler herkese karşı sorumluyduk, sorumluluğumuzun bilincine de Uğur Mumcu sayesinde varmıştık…</p>
<p>“Sorumlu Olmak</p>
<p>Demokratik toplumlarda bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma karşı yapılmış sayılır. Bu bilinç yerleşmedikçe haksızlıkların adaletsizliklerin önüne geçmeye olanak bulunamaz.<br />
- Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.. felsefesi toplumun bütün bireylerini sarar ve bir çok insan:<br />
- Adam sen de.. bencilliği ve bireyciliğiyle yetişir. Herkes kendi küçük dünyasının kabuklarında, sessiz sedasız yaşamayı hüner sayar.<br />
- Sen mi kurtaracaksın?.. gibi sorularla kavgadan gürültüden uzak tutulmak, günlük yaşamın mutluluk zırhlarıyla sarılıp sarmalanmak hiçbir yasanın suç saymadığı ve birçok insanın da küçük görmediği bir yaşam biçimi olarak belirir.<br />
- Beni düşünmüyorsan çocuklarını da mı düşünmüyorsun? gibi duygusal tepkilerin gözdağlarıyla sıkıştırılmış sorumluluk duygularının sınırladığı insanlar, yaşamlarında bir başka mutsuzluğun gölgeleri ile boğuşup dururlar öylece.<br />
Düşündüklerini bir kez bile yüksek sesle söyleyememiş, öfkesini karşısındakinin yüzüne bir kez bile söylememiş, öfkesini karşısındakinin yüzüne bir kez bile haykırmamış bir insanın bilinç ve duygu dünyasında doğan girdaplar belki de sabah akşam boğmuştur bu kişiliğini.<br />
Kendi kişiliğinin katili olmak da güç iştir basbayağı.<br />
Susmak.. susmak, hep susmak. Konuşmamak, konuşmamak. Üstlenilen görev budur bütün yaşam boyunca. İnsanları saran küçük çemberler büyüye büyüye demokrasinin boynuna bir halka gibi geçer. Suskunluk kural, konuşmak ve eleştirmek de kural dışı olur bir süre sonra.<br />
Bir kişiye yapılan haksızlığı her insan yüreğinde ve bilincinde duymalıdır bütün ağırlığınca. Bu sorumluluk bilinci kurulmamışsa her yeni haksızlık bir “kader” gibi benimsenir bütün toplumda.<br />
Oysa ne yoksulluk ne de haksızlık “kader” değildir. Yoksulluğun ve haksızlığın nedenleri vardır. Bunları birer birer saptayıp toplumun önünde haykırmak gerekiyor.<br />
Toplumdaki her insandan beklenen bu da değildir aslında bakarsınız. Herkes, kendi görevinin sınırları içinde dirençli olabilse bir ölçüde kolaylaşır işler.<br />
Yargıçsınız: Önünüzdeki sanığın suçsuz olduğunu biliyorsunuz. Fakat emir almışsınız. Mahkum ederseniz bile bile.<br />
Doktorsunuz: Önünüze işkence evlerinden getirilen bir hasta çıkardılar. Verilen emirlere uyar sahte raporlar düzenlersiniz.<br />
Memursunuz, amirsiniz: Bir altınızdaki memurun sicilini bozmak için verilen emirleri körü körüne yerine getirirsiniz. Belki sivilsiniz. Terfi bekliyorsunuzdur. Belki de albaysınız, generallik sırasındasınız. Hemen bozarsınız sicilleri. Başkalarının mutsuzluğu üzerine kendi mutluluğunuzu kurmak istersiniz.<br />
Kimler gelir, kimler geçer böylece…<br />
Aynı çarklar insanı öğütür. Dönme dolap gibidir yaşam: Bakarsınız yüksektesiniz, bir bakarsınız inmişsinizdir o yüksek yerlerden. Geriye sadece insanın kişiliği ve onuru kalmıştır.<br />
Ben onuru daha yükseklere sıçrayabilmek için bir “pey akçesi” olarak sürenler eninde sonunda bir insanlık yıkıntısı, bir “enkaz” olarak kalırlar belleklerde.<br />
Yirminci yüzyılda uygarca direnişin adıdır “medeni cesaret.”<br />
Bu konuda çok zengin değil toplumumuz. Bir kaplumbağa gibi yaşamayı, bir sürüngen gibi beslenmeyi, bir yılan gibi beslenmeyi, bir “yılan” gibi yükseklere tırmanmayı hüner saymışız yıllarca.<br />
Sorumluluk pınarlarından, bilinç çeşmelerinden gürül gürül akan kişilikleri, köhneleşmiş yasaların kıskacı altında yaşatmayı tek çıkar yol bilmişiz yıllarca.<br />
Karanlıklarla beslenen korkuları, bir tel örgü, bir dikenli tel gibi sarmışız dört bir yanımıza. Yüreksizliğin özrünü bir parça da kendi küçücük dünyalarımızın mutluluğuna sığınarak gidermek istemişiz.<br />
Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenmiş bir suçtur. Bu bilinci paylaşmak ve bu sorumluluğu yerleştirmek zorundayız. Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci, özgürlüğün de, demokrasinin de tek güvencesidir. Bu güvence sağlanmadıkça, demokrasinin temeline bir tek taş bile konmuş olamaz.<br />
Unutmayalım ki “cesur bir kez, korkak bin kez ölür.” Önemli olan, insanın böyle bir toplumda bir “mezar taşı” gibi suskunluk simgesi olmamasıdır.” (Uğur Mumcu, Yeniortam, 9.12.1974)</p>
<p>Bu yazısıyla bize bütün topluma karşı sorumlu olmayı ve hayatta bir kez ölümü tatmayı öğretmişti. Mücadeleyi ve cesaret etmeyi öğrenmiştik… Bedenini yok ederek onu öldürebileceklerini sandılar ama daha da güçlenmesine sebep oldular. Çünkü kendilerine “İslami terör örgütü” diyerek adam öldüren zavallıların bir aydının fikirlerini yok etmesi düşünülemez… Üstadımızın her ölüm yıl dönümünde sokaklara döküldük ve “Uğurlar Olsun” diye haykırdık defalarca…<br />
“Uğurlar olsun uğurlar olsun/ Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun/ Bir keskin kalem bir kırık gözlük/ Yürekli yiğitlere hatıran olsun..”<br />
dizelerini yaşadık yüreğimizde ve keskin kaleminin hiçbir zaman kırılmamasını sağlamaya çalıştık. Sürekli bizleri sokak ortasında vurdular, hapse attılar, işkence yaptılar, öldürdüler. Ama bizler yılmadık. Çünkü;<br />
Pablo Neruda’nın bir şiirindeki “Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.” dizesine<br />
Uğur Mumcu’nun bir yazısındaki “Bir kalem susar, yerini bir başkası alır. Bu kalemler tükenmez. Ne kelepçeler ne demir kapılar, ne iddianameler ve ne de beş yıldan yirmi yıla uzanan hapis cezaları, bu kalemleri korkutamadı, bundan sonra da korkutamaz.<br />
Kalemler vardır, sömürünün, vurgunun zırhıdır. Kalemler vardır, özgürlüğün ve barışın silahıdır. Kalemler vardır, gençlerin ve barışın silahıdır. Kalemler vardır, yılmadan, usanmadan, eğilmeden, bükülmeden yazar…” bölümüne<br />
Ve Ahmet Taner Kışlalı’nın “Terörizme en büyük darbeyi mi vurmak istiyorsunuz, Atatürk’ün cumhuriyetine inananlar, birleşiniz! Teröristi umutsuzluğa düşürecek olan, öldürmesinin hiçbir işe yaramadığını, tersine mumcuların çoğaldığını, alçakça eyleminin düşmanlarını birleştirdiğini, Atatürkçü değerleri savunma istencini güçlendirdiğini görmektir. Sönen her mumun ardından onlarcasını yakın, mumlar değil, karanlık isteyenlerin nefesleri tükensin.” sözüne inancımız sonsuza kadar sürecektir. Halk olmaya, usanmadan yazan kalemler olmaya, karanlığı yırtan mum olmaya ve yeni mumlar yakmaya devam edeceğiz. Uğur Mumcu’nun “Sesleniş” isimli yazısı hala günceliğini korumaktadır ve öldürülen aydınları çok güzel anlatmıştır. Şöyle bir bölüm vardır yazıda:<br />
“Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler. Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi…”<br />
Korkmadan öldürüldü ve bizler bunu hiçbir zaman unutmayacağız! Kemalist devrim neferini şükran ve minnetle anıyoruz.<br />
Unutmadık Seni Üstadım Unutmadık!</p>
<p>24.01.09<br />
Tayfun Sazak</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[tarihte bugün neler oldu]]></title>
<link>http://isilisil.wordpress.com/2009/01/24/tarihte-bugun-neler-oldu/</link>
<pubDate>Sat, 24 Jan 2009 13:07:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>chichille</dc:creator>
<guid>http://isilisil.wordpress.com/2009/01/24/tarihte-bugun-neler-oldu/</guid>
<description><![CDATA[1993 &#8211; Gazeteci ve yazar Uğur Mumcu, otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldür]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><a title="1993" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1993">1993</a> &#8211; Gazeteci ve yazar <a title="Uğur Mumcu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/U%C4%9Fur_Mumcu">Uğur Mumcu</a>, otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldürüldü.</strong></p>
<p><object width="425" height="254"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/k4Sx3EwibihwEhNcbH"></param><param name="allowfullscreen" value="true"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/k4Sx3EwibihwEhNcbH" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="334" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Youtube yasak oldugundan Dailymotion&#8217;da buldugum bir Uğur Mumcu konuşmasını koyuyorum. Youtube&#8217;da daha çok konuşması var tabii. Sabahtan beri youtube&#8217;da Uğur Mumcu&#8217;yla ilgili videolari izlerken ilişkili videolara kayaraktan Abdullah Gül&#8217;ün 95&#8242;te yaptığı Avrupa Birliğine asla ve asla giremeyeceğimizi söylediği videoya, ardindan Tayyip&#8217;in &#8220;ya islamcı olacaksın, ya laik, hem laik hem islamcı olunmaz!&#8221; videosuna, ergenekona, susurluka, Hrant&#8217;a, Engin Çeber davasına, geçtiğimiz 1 mayıslarda olanlara filan geçtim bir süre sonra&#8230; Bir cumartesi sabahi insan kendine bu işkenceyi yapmamalı demek isterdim ama demiyorum. Arada bir en azindan bir kendimizi dürtmeliyiz böyle diye düşünüyorum. En azından böyle tarihi günlerde. Hep aynı kokuşmuş suratların kokuşmuş laflarının maske değiştirme suretiyle ağzımızdan burnumuzdan zorla sokulmasına bünyemiz, miğdemiz el vermemeli, tepki göstermeli. Tıpkı 1 gün beklemiş bir kusmuğu kokladığımızda, 2 senedir çürümeye bırakılmış bir cesedi kokladiğimizda olduğu gibi. Gerçi artik zaman aşımından kokulari da kalmadi hiçbirinin. Havaya ve ortama ayak uydurdular, kokmuyorlar artik. Hafızamızı da bu çağda bile silmeyi ve köreltmeyi başarabiliyorlar. Veya belki biz kendi kokumuzdan onlarinkini alamıyoruz. Sustukça içimizde birikenler çürütüyor bizi. Unuttukça, beynimizin bir dehlizinde birikenler çürüyor. Biz de leş gibi kokuyoruz.</p>
<p>Uğur Mumcu&#8217;nun öldürülmesi kanımca Türkiye için karanlık günlere geçişimizi garantileyen süreci başlatan tarihi bir olaydır. Kendisini çok özlüyorum, Ve Türkiye adına gördüğüm tablo benim midemi gerçekten bulandırıyor.</p>
<p><strong><a title="1984" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1984">1984</a> &#8211; <a class="mw-redirect" title="Macintosh" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Macintosh">Macintosh</a> bilgisayarlar piyasaya sürüldü.</strong></p>
<p><object width="425" height="254"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/k6zxpXYhiJu23HkfdM"></param><param name="allowfullscreen" value="true"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/k6zxpXYhiJu23HkfdM" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="334" allowfullscreen="true"></embed></object><strong><br />
</strong></p>
<p>Bu her ne kadar tarihe teknolojiyle alakali bir gelişme olarak geçmiş olsa da,  reklamını hemen üstte bahsettiğim Uğur Mumcu cinayeti ve Youtube yasağıyla ilişkilendirmek işten bile değil. 1984&#8242;te yapılmış bu reklama karşılık olarak diyorum ki ben, her ne kadar teknoloji gelişmiş olsa da, bir takım şeyleri daha etraflı görebiliyor, duyabiliyor, dünyada gelişen olaylara eş zamanlı ulaşabiliyor olsak da, Big Brother&#8217;lar hala bilgiğini okuyor, görüyor olmamız birşeyi değiştirmiyor. Hepimiz aha işte bu videodaki mallar gibi malız, ağzımız açık izlemekten başka birşey yapmıyoruz.</p>
<p>Bugün karamsarım. Bugün yaradılışımın zavallılığına kızıyorum. Bugün dünyayı değiştirebilecek birer Hirro olmadığımıza ağlıyorum.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sivas ve Başbağlar Ergenekon işi]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/01/18/sivas-ve-basbaglar-ergenekon-isi/</link>
<pubDate>Sun, 18 Jan 2009 11:52:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2009/01/18/sivas-ve-basbaglar-ergenekon-isi/</guid>
<description><![CDATA[JİTEM, Sivas olayları öncesi PKK, Dev-Sol ve TİKKO&#8217;lu teröristleri cezaevinden kaçırarak şehre]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img style="float:left;margin-top:10px;margin-bottom:10px;margin-right:10px;" src="http://timeturk.com/images/news/33480.jpg" alt="" /><b>JİTEM, Sivas olayları öncesi PKK, Dev-Sol ve TİKKO&#8217;lu teröristleri cezaevinden kaçırarak şehre getirdi. Aydınlık, Şeytan Ayetleri&#8217;ni yayınlayarak provokasyona zemin hazırladı. </b>
<p><em>Olaydan önce JİTEM&#8217;ciler basına Aydınlık ve Aziz Nesin&#8217;i suçlayan &#8216;İslami bilidiri&#8217;ler gönderdi. Sivas&#8217;tan sonra Başbağlar&#8217;da 33 kişiyi katlettiren JİTEM &#8220;Madımak&#8217;a fazla üzülmeyin, Başbağlar&#8217;da öcünüzü aldık&#8221; propagandası yaptı.</em></p>
<p>Salman Yüksel çetelerle mücadeleye hayatını adamış bir isim. Bu uğurda ölümden bile dönmüş. Sivas olaylarının Ergenekon kapsamında yeniden incelenmesi için Sivas Cumhuriyet Savcılığı&#8217;na başvuran Yüksel&#8217;in dilekçesi işleme bile konulmamış. İlk olarak 1985&#8242;te Ankara Batıkent&#8217;te Koparal ailesininin odağında olduğunu ileri sürdüğü bir çete ile yüzyüze kalan Salman&#8217;ın yıllar süren mücadelesi onu Ergenekon terör örgütüne götürmüş. İşte Salman&#8217;ın ilginç tespitleri:</p>
<p><!--more-->
<p><strong>GENERAL ERDAL ŞENEL ENGEL OLDU</strong></p>
<p>1985&#8242;te Ankara Batıkent&#8217;te tespit ettiğim Albay Tandoğan Koparal&#8217;ın başını çektiği çetenin içinde savcı, polis ve askerler var. Genelkurmay Başkanlığı&#8217;na, Jandarma Genel Komutanlığı&#8217;na, İçişleri Bakanlığı&#8217;na, Adalet Bakanlığı&#8217;na, Sivas ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılıklarına, 1988&#8242;de yüzlerce dilekçe verdim. Genelkurmay&#8217;da Adli Müşavir Tümgenera Erdal Şenel (Ergenekon kapsamında gözaltına alındı) Albay Koparal ve çetesi hakkında verdiğim bütün dilekçeleri kapattı.</p>
<p><strong>ERGENEKON SAĞ VE SOLDAKİ TERÖR ÖRGÜTLERİNİ KULLANIYOR</strong></p>
<p>Sonradan Ergenekon olduğunu öğrendiğim bu çete PKK, Dev Sol, TİKKO, Hizbullah, İBDA-C, gibi tüm terör örgütlerini yönetiyor. Sivas&#8217;ta bizzat buna tanık oldum. Terör örgütlerinin üst yöneticileri tamamen askeri istihbaratçıların kontrolünde çalışıyorlar. Kadın ticareti, uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı, soygun, hırsızlık, kap-kaç faaliyetlerini de bu çete yönetiyor.</p>
<p><strong>TERÖRİSTLER SİVAS&#8217;A GETİRİLDİ</strong></p>
<p>33 kişinin yanarak öldüğü Sivas olaylarının perde arkasını anlamak için çetenin 1993&#8242;te gerçekleştirdiği olayları iyi bilmek gerekiyor. 24 Ocak 1993&#8242;te Uğur Mumcu öldürüldü. Bundan 22 gün sonra 16 Şubat 1993 günü Nevşehir Cezaevi&#8217;ndeki PKK, Dev-Sol ve TİKKO militanları askeri elbiseler giydirilerek firar ettirildi. Sivas&#8217;a getirildiler. Hürriyet Gazetesi, Adalet Bakanlığı yetkililerinin açıklamasına dayanarak bu askeri elbiselerin Sivas Askeri Dikimevi&#8217;nden gönderildiğini yazdı.</p>
<p><strong>JİTEM KOMUTAYI SAKIK&#8217;A VERDİ</strong></p>
<p>Eşref Bitlis&#8217;in öldürülmesinden 3 gün sonra İstanbul Bayrampaşa Cezaevi&#8217;nde tutuklu PKK, Dev-Sol ve TİKKO militanları, infaz koruma memuru elbisesi giydirilerek yine Sivas&#8217;a getirildiler. Güneydoğu&#8217;da görevli PKK&#8217;nın 2 numaralı elemanı Şemdin Sakık bu teröristlerin başına komutan olarak atandı. Hem bu teröristleri hem Şemdin Sakık&#8217;ı JİTEM yönetiyordu. 24 Mayıs 1993 günü Bingöl&#8217;de 33 asker şehit edildi. Bu olay da bölgedeki Şemdin Sakık&#8217;a ve PKK&#8217;ya maledildi.</p>
<p><strong>POLİS FAKSINDAN PROVOKASYON</strong></p>
<p>Pir Sultan Abdal Derneği&#8217;nin Sivas&#8217;ta etkinlik düzenlemeye başladığı 30 Haziran 1993 günü bazı JİTEM&#8217;ciler hazırladıkları &#8216;İslami bildiriler&#8217;i Sivas Emniyet Müdürlüğü&#8217;nün faksından basına göndermeye başladı. Bu bildirilerde iki önemli tema işleniyordu: Biri Aziz Nesin&#8217;in dinsiz olması, ikincisi de Şeytan Ayetleri kitabını Aydınlık Dergisi&#8217;nin yayınlamasıydı. Aydınlık olaylara zemin hazırlamıştı. Madımak Oteli&#8217;nin yakılmasından 3 gün sonra Erzincan Başbağlar&#8217;da 33 Sünni vatandaşın katledilmesi de bölgede oynanan kirli oyunun bir başka sahnesiydi. Madımak olayı çetecilerin deyimi ile &#8216;dincilere&#8217; Başbağlar katliamı da PKK&#8217;ya maledilmiştir. Oysa her iki olayı da JİTEM&#8217;ciler organize etti. Arkasında da Ergenekon örgütü vardır. Bingöl&#8217;de 33 askerin şehit edilmesi de aynı senaryonun bir parçasıydı ve JİTEM&#8217;in işiydi.</p>
<p><strong>93&#8242;TEKİ CİNAYETLERİ ERGENEKON İŞLEDİ</strong></p>
<p>Mumcu, Bitlis cinayeti ile Sivas, Başbağlar ve Bingöl katliamları, İstanbul Gazi Mahallesi&#8217;nde Alevilerin kahvehanesinin taranması olayı 1993 yılı içerisinde Ergenekon örgütünün gerçekleştirdiği olaylardı. Aynı zincirin halkaları olan bu olayların tamamı Ergenekon soruşturması kapsamına alınmalıdır.</p>
<hr />
<h3>JİTEM elemanlarından canımı zor kurtardım</h3>
<p>Yıllardır büyük bir çetenin izini süren Salman Yüksel, Ergenekon soruşturmasından sonra örgütün ismini koyduğunu söylüyor. Bu süreçte Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya&#8217;nın başına gelenleri bir öğretmen olarak yaşadığını anlatan Yüksel, &#8216;Deli diye hastaneye kapattılar, hapishaneye tıktılar, sürgün ettiler. JİTEM defalarca beni evimden kaçırıp öldürmek istedi&#8217; dedi. Yüksel&#8217;in &#8216;Ankara Çetesi&#8217;nin Vatan Kurtarma Operasyonları&#8217; &#8216;Çete&#8217;nin Kimliği&#8217; &#8216;Kim Bu Çeteciler&#8217;, &#8216;Çetenin Suçüstü Tutanakları&#8217; adlı 4 kitabı bulunuyor.</p>
<p><strong>Bitlis soruşturma açınca öldürüldü</strong></p>
<p>İstanbul&#8217;dan teröristlerin firar ettirilmesi tartışılırken 17 Şubat 1993&#8242;te Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis öldürüldü. İlginçtir. Ben Eşref Bitlis&#8217;e de bu çete hakkında bir dilekçe vermiştim. Bitlis&#8217;in bu dilekçe üzerine bir soruşturma başlattığını Jandarma Genel Komutanlığı&#8217;ndan önemli bir yetkili bana bildirdi. Eşref Bitlis&#8217;in uçağına sabotaj yapılan Güvercinlik Kara Havacılık Okulu&#8217;nun o zamanki sorumlusu <strong>Armağan Kuloğlu</strong> idi. Armağan Kuloğlu daha sonra Milli Savunma Bakanlığı Teknik hizmetlerden sorumlu Müsteşar Yardımcılığı&#8217;na getirildi. İlginçtir, Uğur Mumcu ve Bahriye Üçok cinayetinde kullanılan plastik patlayıcıların da İnşaat Emlak bölümünden çıkarıldığı iddia edildi.</p>
<p><strong>Mumcu suikastinde albay izi</strong></p>
<p>Suikast günü eski Milletvekili Ömer Çiftçi, pencereyi açarak Mumcu&#8217;ya bugün dışarı çıkacak mısın, çıkmayacak mısın diye soruyor. Uğur Mumcu da çıkacağını söylüyor. Bu bilgi eşi Güldal Mumcu&#8217;nun ifadelerinde var. Çiftçi bu bilgiyi yine Uğur Mumcu&#8217;nun komşusu İbrahim Öncül&#8217;e bildiriyor. Mumcu evden çıkmadan önce Öncül kendi arabasını yıkamak bahanesiyle bahçeye çıkıyor daha sonra Mumcu gelip aracına binerken bombayı patlattığı iddia ediliyor. İlk önce polis cinayet zanlısı olarak İbrahim Öncül üzerinde duruyor fakat çetenin devreye girmesiyle Öncül zanlı sınıfından çıkarılıyor. Öncül, Milli Savunma Bakanlığı İnşaat Emlak Bölümü&#8217;nde Teknik Hizmetler Birimi&#8217;nde yani Albay Tandoğan Koparal&#8217;ın emrinde çalışıyor. Bu bölümün elemanlarının tamamı Genelkurmay istihbaratçılarından oluşuyor.</p>
<p><strong>Sivas&#8217;ta da &#8216;Binbaşı Tamer&#8217; var</strong></p>
<p>Uğur Mumcu öldürülmeden önce iki önemli konu üzerinde çalışıyordu. Bunlardan birisi Kuzey Irak&#8217;taki Kürt liderlere ve PKK&#8217;ya gönderilen silahlardı. İkinci konu ise Abdullah Öcalan&#8217;ın PKK ve Genelkurmay Başkanlığı arasındaki bağlantılarıydı. Bu iki konuyu da aydınlatmıştı. Tuncay Güney Kuzey Irak&#8217;a gönderilen silahlarla ilgili <strong>Binbaşı Tamer</strong> diye birinden bahsetti. 1999 yılında Aydınlık Dergisi, Sivas Bölgesi&#8217;nde PKK-DEV-SOL ve TİKKO&#8217;ya silah temin eden şahsın kod adının &#8216;Binbaşı Tamer&#8217; olduğunu yazdı.</p>
<p><strong>(YENİ ŞAFAK)</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Uğur Mumcu'dan Mossad-Barzani İlişkisi..! ]]></title>
<link>http://beyde.wordpress.com/2008/12/30/ugur-mumcudan-mossad-barzani-iliskisi/</link>
<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 20:58:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>beyde</dc:creator>
<guid>http://beyde.wordpress.com/2008/12/30/ugur-mumcudan-mossad-barzani-iliskisi/</guid>
<description><![CDATA[Mossad &amp; Barzani Ortadoğu&#8217;nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Mossad &amp; Barzani Ortadoğu&#8217;nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kan]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Uğur Mumcu Ölümüyle MİT İlişkisi]]></title>
<link>http://parabolizm.wordpress.com/2008/11/11/ugur-mumcu-olumuyle-mit-iliskisi/</link>
<pubDate>Tue, 11 Nov 2008 07:36:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>parabolizm</dc:creator>
<guid>http://parabolizm.wordpress.com/2008/11/11/ugur-mumcu-olumuyle-mit-iliskisi/</guid>
<description><![CDATA[Şemdinli Suç Üstüsü, Uğur Mumcu Suikasti Ve Ergenekon Şemdinli olayı kuş gribi, lig ve ve magazin ha]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Şemdinli Suç Üstüsü, Uğur Mumcu Suikasti Ve Ergenekon Şemdinli olayı kuş gribi, lig ve ve magazin ha]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[PKK-MİT ilişkisi]]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2008/11/03/pkk-mit-iliskisi/</link>
<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 08:17:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2008/11/03/pkk-mit-iliskisi/</guid>
<description><![CDATA[“Uğur Mumcu&#8217;nun öldürülme nedeni de buna bağlanıyor. Çünkü Uğur Mumcu, ciddi bir biçimde iz üz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><b><img style="max-width:800px;float:left;margin-top:10px;margin-bottom:10px;margin-right:10px;" src="http://habermerkezi.files.wordpress.com/2008/11/serafettin-elci.jpg" />“Uğur Mumcu&#8217;nun öldürülme nedeni de buna bağlanıyor. Çünkü Uğur Mumcu, ciddi bir biçimde iz üzerindeydi.” Uğur Mumcu&#8217;nun öldürülme nedeni ile ilgili en çarpıcı değerlendirmeler. Öncesi ve sonrasıyla bölücü faaliyetler ve PKK-MİT ilişkisi.</b></p>
<p><span class="mnb">Türkiye&#8217;nin en tanınan Kürt siyasetçilerinden biri olan Şerafettin Elçi ile Gaziosman Paşa&#8217;daki bürosunda Türkiye&#8217;nin en önemli meselelerini masaya yatırdık. 1977 Milletvekili Genel Seçimleri&#8217;nde Mardin Milletvekili olarak, Parlamentoya giren ve Ecevit Hükümeti&#8217;nde 1978–1979 yılları arasında, Bayındırlık Bakanı olarak görev yapan KADEP (Katılımcı Demokrasi Partisi) Genel Başkanı Şerafettin Elçi, Türkiye&#8217;nin bu en önemli meseleleri ile ilgili çok konuşulacak değerlendirmelerde bulundu.&#160;<!--more--></p>
<p>İşte Elçi ile yaptığımız röportajın ilk bölümü:&#160;</p>
<p><strong><br />PKK HANGİ ŞARTLARDA KURULDU?&#160;</p>
<p>PKK&#8217;yı istihbarat örgütleri mi kurdu?&#160;</strong><br />Tabi bu mesele dünyanın her yerinde böyle. İstihbarat örgütleri her türlü yapılanmanın içine sızmaya çalışırlar bu doğaldır. Bunun Ergenekon iddianamesinde de ifadesine rastlıyoruz. Ergenekon&#8217;un sol örgütlerden sağ örgütlere kadar sızabildiklerini görüyoruz ama doğal olarak etkilenmeleri normal ama her örgütün esas oluşmasına neden olan iç dinamikler var. PKK&#8217;yı etkileyen bazı gizli servisler olsa bile onu besleyen başka özlem ve talepler de göz ardı edilmemeli. Devletin kuruluştan itibaren esirgediği hakların elde edilmesi ile ilgili özlemlerdir PKK&#8217;yı güçlendiren. Çünkü PKK olmadan önce de Kürt hareketleri vardı. Devlet, Osmanlı&#8217;nın çoğulcu yapısı üzerinde kuruldu. Osmanlının farklı yapısını etnik farklılığında olan bir sürü milletler vardı. Cumhuriyet o miras üzerine kurulunca çoğulcu yapıyı devraldı. Homojen bir yapı yok. Şimdi devleti kuranlar, bu çoğulcu yapıdan tek bir millet yapma hedefini güttüler.&#160;</p>
<p><strong>DEVLET ASİLİMASYON POLİTİKASI MI UYGULADI?</p>
<p>Bu hedef kimler tarafından belirlendi?&#160;</strong><br />Bunu Mustafa Kemal çok açık ve belirgin bir şekilde ifade etti. Diyor ki, &#8216;devletin amacı, ırk ve kültür birliği olan Türk milleti yaratmak&#8217;. Yani var olan üzerine bir devlet kurmak değil, devlet kuruluyor. Bu gelişme dünyadaki bütün devletleşmenin tersi olan bir yapı. Başka devletlerde milletler kendi devletlerini kurmuşlar. Ama Türkiye&#8217;de önce devlet kurulmuş. Kendi sınırları içerisinde bir Türk milleti yaratmayı hedefliyor. Bu hedefe varmak için Türk olmayan bütün unsurların asimile edilmesi, Türklük potasında eritilmesi ve Türkleştirilmesi lazımdı. Türklerin dışındaki diğer kavimler için bu zor olmadı. Çünkü onlar zaten ana yurtlarından kopup bu coğrafyaya gelmiş ve bu devletin statüsünü benimseyerek ve devlete sığınarak gelmişlerdi. Devletin onlara uygun gördüğü statüyü beğenmişlerdi. Hiç bir sıkıntı çekmediler. Burada sıkıntı Kürtlerde oluştu. Kürtler tarihin bilinen döneminden beri üzerinde yerleşik olduğu anayurtlarında yaşıyorlardı ve devlet kurulurken onlara verilen sözler, vaatler vardı. İşte kurulurken onların da devleti olacak. Amasya protokolünde 20 Ekim 1919&#8242;da açık ve net bir şekilde Kürtlerin her türlü ırki ve içtimai ve sosyal hakları korunacaktır diye açıkça vaat ediliyor. Meclisteki konuşmalarda, bu meclisin Türklerin ve Kürtlerin Meclisi olduğu, 2 Aralık 1922 de başbakan Fethi Bey, kalkıp açıkça iki necip milletten bahsediyor. Kürt ve Türkler diye. Var olan bir milletin birden bire yok edilmesi fiziki anlamda değil asimile edilerek, koparılarak kendisinin manevi varlığına son verilmesi Kürtler razı olmadı. Tarihin hiç bir döneminde kendini Türk kabul etmedi. Her zaman Türk ayrı Kürt ayrı bir millet. Kendini onun bir parçası olarak görmedi. Ama yıllardan beri beraber yaşaya gelmişlerdi. Herkes kendi benliğini koruyarak beraber yaşama umudu ve inancıyla devletin kuruluşunda destek oldular.&#160;</p>
<p><strong>VAATLER UNUTULDU MU?</p>
<p>Ne değişti peki?</strong>&#160;<br />Ama özellikle Lozan&#8217;dan sonra bu vaatler bir kenara itilince Kürtler de tamamen bir asimilasyon programına içine sokulunca Kürtler isyan ettiler. Direndiler kendi varlıklarını korumak için. Devlet, onları Kürtleştirmek için Kürtler de karşı bir direnç gösterdi.</p>
<p><strong>PKK KİME KARŞI SAVAŞTI?</p>
<p>PKK&#8217;nın kuruluşu ve silahlı mücadelesi kime karşıydı?</strong><br />Bilindiği gibi 1978&#8242;de PKK kuruldu. Bununla birlikte PKK kendi mücadelesini silahlı mücadele temeline oturttu. Çıkışında da öyleydi tamamen silahlı mücadele ile bu ulusan mücadeleyi verebileceğini ön görmüştü ve ilk başta devletten ziyade Kürtlere karşı mücadele verdi. Belli alanlarda KOK denen bir grupla belli alanlarda KAVA ile mücadele etti. Siverek tarafında Bucak aşiretine karşı çok kanlı bir mücadele verdi. 12 Eylül darbesinden sonra, bunlar Suriye&#8217;ye çekildiler. Orada daha fazla örgütlenme ve güç alma imkanına kavuştular. 1984&#8242;ün 15 Ağustos&#8217;unda Şemdinli ve Eruh&#8217;ta karakol baskınları ile silahlı mücadeleyi yürüttüler. Bu mücadele bugüne kadar sürdü.</p>
<p><strong>SİLAHLI MÜCADELE ASLA TASVİP EDİLEMEZ</p>
<p>Siz bu yolu nasıl buluyorsunuz?</strong>&#160;<br />Bizim mücadelemiz, bir şiddetin, silahlı mücadelenin siyasi sorunların çözümünde araç olamayacağı üzerinde duruyoruz. Bize göre bu tamamen siyasi bir sorundu. Barışçıl yöntemlerle bu sorun çözülebilir. Şiddet sorunu çözmeye el vermediği gibi çözümsüzlüğe doğru da sürükler. Biz başından beri silahlı mücadelenin bu konuda ilerleme sağlayamayacağına ve Türkiye&#8217;nin geleceğine zarar vereceğini bu nedenle parti olarak şahıs olarak da bu konudaki tavrımı takındı. Silahlı mücadeleden uzak durdum ve bunu yürüten insanlarla aramıza mesafe koyduk. Parti programımızda da bunu açıkça belirtmişizdir.&#160;</p>
<p><strong>PKK YANLISI SİYASİ OLUŞUMLARA NEDEN DOKUNULMUYOR?</p>
<p>PKK ve ona yakın görünen siyasi yapılanmalara göz mü yumuluyor?</strong><br />Bizim şanssızlığımız şu. Biz silahsız mücadeleyi ön gördüğümüz için PKK bizden daha güçlü oldu. Çünkü PKK, Kürtlük kulvarında kendisinden başka her hangi bir oluşumun varlığına razı değil. Olabildiğince de buna müsaade etmemeye çalışıyor. Bu ayrı bir dert. Bizi esas üzen, devletin de bu konuda bize karşı PKK&#8217;dan daha gaddarca üzerimize gelmesi oldu. Biz yine bir grup arkadaşla tamamen Türkiye&#8217;de var olan siyasi sınırlara sadık kalarak Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümünü ön gören bir siyasi partiyi 3 Ocak 1997&#8242;de kurduk. Kurduğumuz parti, Türkiye&#8217;nin demokrat çevreleri tarafından çok sıcak ve sempati ile karşılandı. Ilımlı Kürtler partileşiyor diye çok sıcak ilgi gördü. Fakat ne hikmetse, mesela bizden önce PKK&#8217;nın güdümünde kurulan partiler faal iken, 1994&#8242;te kurulan partiler vardı, onlarla ilgili kapatılma davası açılmazken bizim kuruluşumuzdan hemen 5 buçuk ay sonra partimizin kapatılması ile ilgili Anayasa Mahkemesi&#8217;nde dava açıldı. Bu dava çok sürdü. Yılları buldu. Ne yazık ki partimiz kapandı. Demokratik Kitle Partisi AYM tarafından kapatıldı. AİHM&#8217;e götürdük. AİHM AYM&#8217;nin bizimle ilgili kararını haksız buldu. Türkiye&#8217;yi tazminata mahkûm etti. Meyletmek isteyenlerdeki arzu ve istek de törpülendi ve uzun bir süre öyle geçirdik. 19 Aralık 2006 yılında Katılımcı Demokrasi Partisi altında bir partileşmeye gittik. Fakat istediğimiz düzeyde örgütlenemedik. Parti yaşatmak her şeyden önce bir maddiyat meselesi. Bir de şu var, savaş ortamında silahın sesi sözün sesinden daha gür ve daha fazladır. Biz maalesef böyle bir ortamdayız. Silahların sesinin gür çıktığı bir ortamda böyle oldukça etkili olamıyoruz.&#160;</p>
<p><strong>AHMET TÜRK BİLMECESİ&#8230;</p>
<p>Kastettiğiniz DTP&#8217;li Ahmet Türk&#8217;ün partisi mi?&#160;</strong><br />Kendileri bunu açıkça söylüyor zaten. Tamamen her türlü faaliyetlerini Öcalan&#8217;a endekslemiş durumda. Seçilmeden önce bir imza kampanyasında ‘Öcalan irademizdir&#8217; diye imza verdiler. Orada her hangi bir tereddüt yok. Bu konuda onları suçlamayalım diye dikkatli oluyorduk ama onlar bunu artık rahatlıkla söylüyorlar.&#160;</p>
<p><strong>KARAYALÇIN VE CHP-DTP FLÖRTÜ</p>
<p>Karayalçın konusunda yapılan flörtü nasıl buluyorsunuz?</strong><br />Seçim ittifakları her zaman ideolojik temellere oturmaz. Çünkü bu seçim ittifakıdır. O andaki seçimden ne kadar yararlanabilirim mantığı geçerli. 1991&#8242;de Erdal İnönü de HEP&#8217;le ittifak kurmuştu. Bugünkü ekipleri meclise soktu. Bu konuda henüz konuşmak çok erken.&#160;</p>
<p><strong>BAŞBAKAN ERDOĞAN&#8217;IN SORUNA BAKIŞI VE ÇÖZÜM ÇABALARI</p>
<p>Erdoğan&#8217;ın Kürt sorununa bakışı ve konuya ilişkin gelişmeler nasıl değerlendiriliyor. Ana muhalefet çok tepkili&#8230;&#160;</strong><br />Sayın Erdoğan Diyarbakır&#8217;da o söyleminden ötürü büyük sempati topladı ve 2007 milletvekili seçiminde meyvelerini topladı. Çünkü bölgede Türkiye ortalamasının üstünde büyük bir oy aldı. MHP ve CHP&#8217;nin anti-kürt söylemleri ve Sayın Başbakan&#8217;ın sadece o söylemi, aslında olumlu adım atılmadı o söylenenlerin dışında. Yapılan hizmetlerin dışında, Kürtlerin beklentisi salt hizmetler değil ulusal ve kültürel taleplerdir. Öncelikli tercih nedenleri bu. Karınlarının doyurulması değil. Siyasi tercihlerinde en etken unsur budur. Başbakan bu konuda önemli bir adım atılmadı. Hem askeri, hem MHP, hem ulusalcı çevrelerden aşırı bir Irak&#8217;ın kuzeyindeki bölgesel yönetimine bir saldırı söylemleri vardı ve Başbakan ona karşı da tavır aldı ve büyük ilgi göstermesine neden oldu. Ama sonradan halk hayal kırıklığına uğradı. Diyarbakır&#8217;dan gelen sivil yetkililerinin kendisiyle yaptığı toplantıda ana dille eğitim talebine karşı, çok sert bir tarzla terslemesi ve toplantıdan kovması olayı güven sarsıcı oldu. Aradan bir yıl geçmesine rağmen, sınır ötesi operasyon yapıldı. Ama görüldü ki bu operasyon hiçbir şeyi çözmedi buna rağmen yeni bir tezkere çıkartıldı ve bu da bir hayal kırıklığı yarattı. Bu sorun Türkiye&#8217;nin sorunu ve çözülmezse sayın Başbakan&#8217;ın iktidarının başını da yer. Son derece dikkatli davranmak zorunda. Askeri alan askeri alan büyüdükçe siyasi iktidarların alanı daralır. Görevini yapamayan askerler şiddetin tırmanmasını durduramayan askerler hükümeti görevden indirdiler. Bu nedenle çok dikkatli olmak lazım.&#160;</p>
<p><strong>UĞUR MUMCU BU İZ ÜZERİNDEYKEN ÖLDÜRÜLDÜ</p>
<p>PKK&#8217;nın kuruluşu ve varlığı nasıl değerlendirilmeli? Kimler kurdu PKK&#8217;yı? Bazıları Kürtlerin siyasi ve kültürel taleplerini fırsat bilerek PKK&#8217;yı kurdu mu demeliyiz?</strong><br />PKK&#8217;nın kuruluşunda kuşkular var. İddianamede çok açık bir şekilde var. Bunun dışında Avni Özgürel&#8217;in Radikal&#8217;de sözleri var. Daha önce Abdullah Öcalan&#8217;ı Ankara&#8217;daki MİT&#8217;in bürosunda kendisini gördüğünü ifade etti. Bunun dışında bugün Ergenekon&#8217;un en önde gelen sanıklarından olan Perinçek&#8217;in Öcalan&#8217;ın akıl hocası ve can dostu olduğuna dair çok açık deliller var. Öcalan&#8217;ın kendisi bizzat yakalanmadan önce dedi ki ‘biz kuruluşumuzdan itibaren devletle dirsek teması içindeyiz.&#8217; Biraz düşünen, iyi bir gözlemci olan insanların kanaati şu ki, devlet PKK&#8217;yı özellikle diğer Kürt hareketlerine karşı adeta kurdu. Uğur Mumcu&#8217;nun öldürülme nedeni de buna bağlanıyor. Çünkü Uğur Mumcu, ciddi bir biçimde iz üzerindeydi. PKK&#8217;nın MİT tarafından kurulduğuna dair. Öldürülmesi de bununla bağlantılı. Kesin delil olmadığı için bunu ispatlayamıyoruz ama bu artık bilinen bir şey.&#160;</p>
<p><strong>Yarın: Asker askerliğini yapmalı!</p>
<p>Yener Dönmez-Engin Kaşdaş/habervaktim.com/ÖZEL</strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Sanıkların Mumcu suikastiyle ilgisi yok"]]></title>
<link>http://blackdark.wordpress.com/2008/10/24/saniklarin-mumcu-suikastiyle-ilgisi-yok/</link>
<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 18:58:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>blackdark</dc:creator>
<guid>http://blackdark.wordpress.com/2008/10/24/saniklarin-mumcu-suikastiyle-ilgisi-yok/</guid>
<description><![CDATA[Avukat Ceyhan Mumcu, Ergenekon sanıklarının Uğur Mumcu suikastiyle ilgili kişiler olmadığını söyledi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[Avukat Ceyhan Mumcu, Ergenekon sanıklarının Uğur Mumcu suikastiyle ilgili kişiler olmadığını söyledi]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA['Mumcu cinayetini Alaattin Çakıcı'ya sorun!']]></title>
<link>http://habermerkezi.wordpress.com/2008/10/21/mumcu-cinayetini-alaattin-cakiciya-sorun/</link>
<pubDate>Tue, 21 Oct 2008 15:13:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://habermerkezi.wordpress.com/2008/10/21/mumcu-cinayetini-alaattin-cakiciya-sorun/</guid>
<description><![CDATA[20. Dönem Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyon Başkan Vekili Tevfik Diker, Ergenekon savcısı Zek]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img style="float:left;margin-top:10px;margin-bottom:10px;margin-right:10px;" src="http://habervaktim.com/resim/resim38658_2.jpg" class="hbrm" height="240" width="240" /><b>20. Dönem Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyon Başkan Vekili Tevfik Diker, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz&#8217;ün Alaattin Çakıcı&#8217;ya &#8221;Uğur Mumcu Cinayeti&#8221;ni sormasını istedi.</b><span class="mnb"></p>
<p>Mumcu cinayetinden iki gün önce Çakıcı&#8217;nın Ankara&#8217;da Büyük Otel&#8217;de kaldığı iddiasında bulunan Diker, &#8221;Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyon Başkan Vekili iken güvenilir bir kaynaktan aldığım bir iddia da Alalattin Çakıcı&#8217;nın Uğur Mumcu Cinayetinden iki gün önce Ankara&#8217; ya gelerek Büyük Ankara Oteli&#8217;ne yerleştiği konusunda bilgi almış ve bunu komisyon ile paylaşmıştım. Büyük Ankara Oteli, TBMM Çankaya Kapısı&#8217;nın hemen karşısında Atatürk Bulvarı üzerindedir.&#8221; dedi.<!--more--></p>
<p>Bu olayla ilgili komisyonun çalışmalarını da anlatan Diker, komisyonun da bu iddianın doğru olup olmadığı konusunda araştırma yapmak üzere kendisi ile birlikte Ahmet Piriştina&#8217;yı görevlendirdiğini hatırlattı. Diker, otelde yaptıkları incelemede kayıtların iddiayı doğruladığını da açıkladı. Diker, Piriştina&#8217;nın daha sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunu ve vefatı ile başta İzmirliler olmak üzere tüm sevenlerini üzdüğünü ifade etti.</p>
<p>Yapılan inceleme sonrası &#8221;Çakıcı&#8217;nın 22-23 Ocak 1993 tarihlerinde Büyük Ankara Oteli&#8217;nde 806 numaralı odada kaldığının tespit ettik&#8221; diyen Diker, &#8221;Daha sonra Büyük Ankara Oteli Genel Müdürlüğü de 19 Şubat 1997 günü komisyona yazdığı yazıda Alaattin Çakıcı&#8217;nın 22-23 Ocak 1993&#8242;te otelin 806 numaralı odada kaldığını belirtmişti.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Çakıcı&#8217;ya yönelik iddialarını Araştırma Komisyonu&#8217;na ifade veren eski Astsubay Hüseyin Oğuz&#8217;un açıklamaları ile de delillendiren Diker şöyle konuştu: &#8220;Astsubay Hüseyin Oğuz ifadesinde, Çakıcı&#8217;nın Mumcu Suikastı&#8217;na adı karıştığı konusunda iddialar bulunduğunu söylemişti. Devam eden Ergenekon Davasıyla ilgili medyaya yansıyan haberlerde Uğur Mumcu Cinayeti de yer almaktadır. Savcı Zekeriya Öz, bu bilgiler ışığında Alaattin Çakıcı&#8217;yı sorgulayarak bu ikametin bir tesadüf mü yoksa perde arkasında başka bir şeylerin olup olmadığını araştırmalıdır. Geçmişte bu konuda Alaattin Çakıcı TBMM Komisyonu veya bir başka yetkili tarafından sorgulanmadı. Uğur Mumcu&#8217;nun eşi TBMM Başkan Vekili Güldal Mumcu&#8217; yu da bu konuda adım atmaya ve Savcı Öz ile bir görüşme yapmaya davet ediyorum. Ergenekon Davası&#8217;nın tutuklu sanıkları arasında olan İP Başkanı Genel Başkanı Doğu Perincek&#8217;in Avukatı Ceyhan Mumcu da bu konuda mahkemeye bir dilekçe vererek Çakıcı&#8217;nın ifadesinin alınmasını sağlayabilir. Ergenekon ve Uğur Mumcu olayında Mumcu Ailesi üyeleri arasında bir ayrı düşme söz konusu mu? Bu konuda da kamuoyu aydınlatılmalıdır. Güldal Mumcu, TBMM Başkan Vekili olmasının verdiği imkanlarla geçmişte bizim komisyon olarak önerdiğimiz ama bir türlü sonuç alamadığımız &#8220;Soruşturma Komisyonu&#8221; kurulmasını sağlamalıdır. Konjonktür bu konuda sonuç almak için çok müsaittir.&#8221;</p>
<p>(CİHAN) <br /></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ŞOK! 100 bin silahın sırrı çözüldü]]></title>
<link>http://ergenekoncetesi.wordpress.com/2008/08/30/sok-100-bin-silahin-sirri-cozuldu/</link>
<pubDate>Sat, 30 Aug 2008 19:40:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>oktay571</dc:creator>
<guid>http://ergenekoncetesi.wordpress.com/2008/08/30/sok-100-bin-silahin-sirri-cozuldu/</guid>
<description><![CDATA[KİMLERİN YÜREĞİNİ YAKTI? ŞOK! 100 bin silahın sırrı çözüldü Kuzey Irak&#8217;ta bir kısmı PKK&#8217;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span class="habermetin"></p>
<p class="detay_manset" style="margin-top:0;margin-bottom:0;" align="center">KİMLERİN YÜREĞİNİ YAKTI?</p>
<p><img src="http://resim.samanyoluhaber.com//haber/1/1/1/6/0/111609.jpg" alt="ŞOK! 100 bin silahın sırrı çözüldü" hspace="2" vspace="2" width="270" height="200" align="left" /><span class="manset2">ŞOK! 100 bin silahın sırrı çözüldü</span><br />
<span class="manset_ozet"><strong>Kuzey Irak&#8217;ta bir kısmı PKK&#8217;ya gönderildiği iddia edilen silahlarla ilgili ilginç bir şikayet ortaya çıktı.</strong></span></p>
<p><span class="manset_detay">Ergenekon tutuklularından Ümit Oğuztan&#8217;ın 2001 yılında Kuzey Irak&#8217;a gönderilen 100 bin silahı TBMM Uğur Mumcu Araştırma Komisyonuna şikayet ettiği belirlendi.</p>
<p>25 Şubat 1997 tarihli şikayet dilekçesinde Oğuztan şu iddialara yer veriyor: &#8220;Ocak 1991&#8242;de MKE yetkililerinin eline geçen mesajda 100 bin silahın üzerinden seri numaralarının çok gizli yürütülecek bir işlemle silinmesi isteniyordu. 4 gece süren bir çalışma sonucunda silahları hazırlattılar.&#8221;</p>
<p>Ümit Oğuztan&#8217;ın dilekçesinde yer alan iddialara göre 11 kamyonla birlikte gelen üst rütbeli subay bu silahları Jitem adına teslim alarak Kuzey Irak&#8217;a götürüyor. Oğuztan&#8217;ın iddiasına göre sevkıyata şahit olan askerlerden biri gizli dosyanın fotokopilerini çekerek gazeteci Uğur Mumcu&#8217;ya gönderiyor. Oğuztan, Mumcu&#8217;nun bu konunun peşine düşmesi üzerine öldürüldüğünü iddia ediyor. </span></span><!--more--><br />
<span class="habermetin"><span class="manset_detay"></p>
<p><strong>EN KRİTİK KONU</strong></p>
<p>Güney 1991&#8242;de kendisinin de aralarında olduğu bir gazeteci heyetinin arkasına takılan iki TIR&#8217;la Talabani&#8217;ye silah götürüldüğünü ifade etmişti.</p>
<p>Ergenekon İddianamesi&#8217;nin Ek Delil klasörlerinde yer alan delil CD&#8217;lerinde, Veli Küçük&#8217;ün evinde ele geçirilen Uğur Mumcu&#8217;yla ilgili belgelere yer verildi.</p>
<p>Belgelerde; Mumcu, seri numarası silinmiş 100.000 silahın resmi otorite tarafından gayri resmi yollardan Talabani&#8217;ye gönderildiğini öğrendiği ve bu yüzden öldürüldüğü belirtiliyor… Eşref Bitlis de Mumcu&#8217;dan 25 gün sonra şüpheli bir uçak kazasıyla hayatını kaybetti.</p>
<p>Böylece Tuncay Güney&#8217;in yıllar önce söylediği &#8220;Talabani&#8217;ye TIR&#8217;larla silah götürüldüğü&#8221; ifadeleri, Veli Küçük&#8217;ün evinden çıkan belgelerle doğrulandı.</p>
<p>Tuncay Güney, yıllar boyu Veli Küçük&#8217;ün mutemetliğini yaptığını belirtiyordu.</span></span><br />
<span class="manset_detay"><strong>05.Ağustos.2008 14:05:53</strong></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
