<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>unuttuk &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/unuttuk/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "unuttuk"</description>
	<pubDate>Fri, 25 Dec 2009 15:23:35 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[SiL]]></title>
<link>http://fotografmakale.wordpress.com/2009/06/09/sil/</link>
<pubDate>Tue, 09 Jun 2009 20:57:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>MxDönence</dc:creator>
<guid>http://fotografmakale.wordpress.com/2009/06/09/sil/</guid>
<description><![CDATA[Yeni cep telefonuma eskisinin rehberini geçiriyordum dün&#8230; Baktım, bazı isimlerin numaraları du]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img class="aligncenter size-medium wp-image-3008" title="KoLye" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2009/06/kolye.jpg?w=220" alt="KoLye" width="220" height="300" /></p>
<p>Yeni cep telefonuma eskisinin rehberini geçiriyordum dün&#8230;<br />
Baktım, bazı isimlerin numaraları duruyor; kendileri yok&#8230;<br />
Bir deprem sonrasının hazin sınıf yoklaması gibi:<br />
&#8220;- Cem Karaca?&#8221;<br />
&#8220;- Yok!&#8221;<br />
&#8220;- Barış Manço?&#8221;<br />
&#8220;- Yok!&#8221;<br />
&#8220;- Erol Mutlu?&#8221;<br />
&#8220;- Yok!&#8221;.<br />
&#8220;- Melih Kibar?&#8221;<br />
&#8220;- Yok!&#8221;</p>
<p>* * *</p>
<p>Sanki mazinin kumsalına yazılmış isimler&#8230; Eninde sonunda geleceğini adımız gibi bildiğimiz halde hiç gelmez zannettiğimiz bir dalga geliyor ve yıllar yılı özene bezene sahile işlediğimiz o güzelim yazıları bir darbede siliyor. Kum gibi dağıtıp ummana sürüklüyor.<br />
Sonrası boşluk&#8230; Sonsuz bir boşluk&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Yitik dostların, tanışların ekrandaki isimleri üzerinde geziniyor parmağım&#8230; &#8220;Sileyim mi&#8221; diye soruyor telefon&#8230;<br />
Başparmağın ucunda bir ömür&#8230;<br />
Can, bir tuş mesafesinde&#8230;<br />
&#8220;Sil&#8221; komutuna elim varmıyor.<br />
&#8220;Sil&#8221;mek ihanet gibi geliyor.</p>
<p>* * *</p>
<p>Rehberim isim dolu&#8230; Kimi canlı, kimi ölü&#8230; &#8220;Sil&#8221;meye kıyılamamış nice isim, yaşayanlarla birlikte duruyor orada&#8230; &#8220;Yaşayanlar&#8221; dediğim, sırasını bekleyenler&#8230; Kim bilir hangisi, hangisinin ardı sıra&#8230; &#8220;Ha 3 gün önce, ha 5 gün sonra&#8230;&#8221;<br />
Kimi vakitli, kimi apansız, bir anda&#8230;<br />
Rasgele arıyorum yitenlerden birini&#8230;<br />
Gençten bir kadın sesi yanıtlıyor:<br />
&#8220;Aradığınız numaraya şu an ulaşılamıyor.&#8221;<br />
Gelecekte ulaşılması da mümkün görünmüyor. &#8220;Daha sonra tekrar deneyiniz&#8221; tavsiyesine gülüyorum.<br />
Denemeye söz veriyorum.<br />
Ölmüş de hafızadan silinmemiş dostlar, ölmeden silinenlerden daha uzun yaşıyor bu rehberde&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Hep merak ederim:<br />
Nereye gider bu bilgisayarların, cep telefonlarının posta kutularından silinen mesajlar, mektuplar, yazılar&#8230;<br />
Onca harf, cümle, satır?.. Sanal âlemin görünmez kablolarına tutunup bir ekrandan yüreklere ulaşan haykırışlar, özlemle tuşlanmış, mesaj kutularında saklanmış aşklar&#8230; ne olur silinince?..<br />
Uzay boşluğunda dağılır mı?<br />
Yoksa bir yerlerde saklanır mı?<br />
Bir gün yeniden toplanır mı?<br />
Silinmiş yazılar diyarında&#8230;<br />
Bir pişmanlık kurultayında&#8230;<br />
Ya ölenler?<br />
Onlar hangi keşfedilmemiş ülkeye gider?..</p>
<p>* * *</p>
<p>Galiba hayattan kayıt sildirdikten sonra ilkin gelip sevenlerinin hafızasına kaydoluyorlar.<br />
Bilgisayar gibi değil insan hafızası&#8230;<br />
Bir tuşluk &#8220;sil&#8221; komutuyla silmiyor sevdiğini&#8230; silemiyor.<br />
Emir, ferman dinlemiyor.<br />
Hatıralara sarıp saklıyor orada&#8230; anıyor, yâd ediyor, &#8220;yaşatıyor&#8221;.<br />
Belki hiç unutmuyor ve yanına gidene dek orada koruyor. Belki -5-10 yıl sonra- bir gün &#8220;hafızası doluyor&#8221;, onu silip yerine bir başka ismi yazıyor.<br />
İşte insan asıl o zaman &#8220;sil&#8221;iniyor.<br />
Sözün özü, demem o ki;<br />
Unutmazsak yaşatırız!</p>
<p style="padding-left:60px;"><em>Can Dündar</em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Asırlık Tozlar]]></title>
<link>http://fotografmakale.wordpress.com/2008/11/26/asirlik-tozlar/</link>
<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 14:30:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>MxDönence</dc:creator>
<guid>http://fotografmakale.wordpress.com/2008/11/26/asirlik-tozlar/</guid>
<description><![CDATA[  &#8220;Sattım..&#8221; derken, ağzından tükürükler savuran adam, kalkan yüklü tabelayı görünce, hı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2008/11/kurani_kerim.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1946" title="kurani_kerim" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2008/11/kurani_kerim.jpg?w=300" alt="kurani_kerim" width="300" height="224" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8220;Sattım..&#8221; derken, ağzından tükürükler savuran adam, kalkan yüklü tabelayı görünce, hızlıca tokmağı eline aldı. Kazanacağı para ile akşam kuracağı çilingir sofrasını düşünürken, gözleri parlıyordu.<br />
Hemen yanı başına sertçe inen tokmakla, sayfalarının arasında bulunan toz zerrecikleri titremişti. Fakat o vakarından hiç taviz vermeden, kürsünün kenarında olduğu gibi duruyordu. Üzerinde asırlık bir cilt ve kapağında binlerce parmak izi barındırıyordu. Şimdi bir kere daha yeni tecrübelere gebeydi. Yeni sahibinin adı ise hiç fark etmezdi. Bu türe kısaca &#8220;insan&#8221; deniyordu. Unutan, unutulan… satan, satılan… gülen, ağlayan… hasılı muhteva zengindi. </p>
<p>O neler görmüş, neler geçirmişti. Fakir sofralarında yer alan tabaklar misali; her türlü kütüphanede bulunmuştu. Gizli açık, boş dolu bir çok konuşmaya şahit olmuştu.  En çok zorlandığı da, unutulduğu kütüphanelerdi. Böylesi raflarda, kendini hep Ashab-ı Kehf&#8217;e benzetir, kendince telkinde bulunurdu.  Bazen hatırına, geçirdiği depremler gelirdi. Unutulduğu için üzerinde biriken toz toprak yetmezmiş gibi, bir de yıkıntıların içinde kalırdı. Sonrasında harabeden onu çekip kurtaran eli hatırlar, aynı el tarafından bir antika dükkanına satıldığını da hiç unutmazdı.  Geçirdiği tamirler, yenilemeler… tezhiplerinin en ince ayrıntısına kadar sayfalarını  inceleyenler… neler neler.  Meraklıydı şimdi. Kim bilir yeni sahip kimdi. Okur muydu kendini. Bilir miydi değerini. Belki de onu şatafatlı ışıkları bulunan bir gümüşlüğe hapsedecekler ve zaman zaman başına gelip; güzelliğinden, özelliğinden, nasıl bir sanat zevki ile yazıldığından dem vuracaklardı.  Üzerine akan nice gözyaşlarına rağmen, ah ederdi hep ağlayamadığına. Derdine Hızır gibi yetişirdi hafızası ve annesini hatırlayan bebekler gibi kendini yazanı hatırlardı. Kendini yazan Hattat Osman Efendi&#8217;nin döktüğü tefekkür gözyaşları, teselli olurdu derdine. Sabahlara kadar yumulmayan gözleri, yorulmayan elleri, mürekkeple yoğrulan varakları hayal ederdi. Şimdilerde kendisi için biçilen değerlerde var mıydı karşılığı? Güldü kendince.  Bütün bunlar sayfalarının arasında eserken, bir çantaya koyulduğunu fark etti. Karanlık ve sıkışık bir çanta. Ya koleksiyonerdi, ya da iş adamı. Ne de olsa herkesin parası yetmezdi kendini satın almaya. Ama o rahattı. Lakin cümlelerin maverası her kişiye açılmazdı. Zira aranan şart para değildi.  Oldukça uzun geçen bir seyahatten sonra, biraz sallanarak, biraz da zorlanarak çıkartıldı sıkışık çantadan. Çok konuşmadı yeni sahibi, sadece birkaç cümle:  &#8220;Üstadım, oldukça zor buldum. Ama buldum. Tahminimce başına gelmeyen kalmamış. Artık size emanet efendim.&#8221;  Şefkatli bir el kavramıştı kapağını. Rahleye gayet nazik bir şekilde yerleştirilmişti. Uzun zamandır bu kadar rahat etmemişti. Nihayet ilk sayfası açıldı. Karşısında feraset sahibi gözler ilk cümleleri süzmekteydi. Davudi bir ses, asırlık toz zerreciklerini bile mesrur etmişti:  <span style="color:#930f1d;">&#8220;Rahman ve Rahim Olan Allah&#8217;ın Adıyla.&#8221; </span></p>
<p><em>Ceyhun Emre Teoman / Ankara </em></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Unuttuk]]></title>
<link>http://fotografmakale.wordpress.com/2008/11/22/unuttuk/</link>
<pubDate>Sat, 22 Nov 2008 17:22:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>MxDönence</dc:creator>
<guid>http://fotografmakale.wordpress.com/2008/11/22/unuttuk/</guid>
<description><![CDATA[  Alp-Eren Gaziler, ulu sultanlar Eğlenceye daldık.. unuttuk sizi. Bin yıldır toprakta uyuyan canlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><a href="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2008/11/unuttuk.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1833" title="unuttuk" src="http://fotografmakale.wordpress.com/files/2008/11/unuttuk.jpg?w=241" alt="unuttuk" width="241" height="300" /></a></p>
<p> </p>
<p>Alp-Eren Gaziler, ulu sultanlar<br />
Eğlenceye daldık.. unuttuk sizi.<br />
Bin yıldır toprakta uyuyan canlar<br />
Televizyon aldık.. unuttuk sizi.</p>
<p>Ey Hazreti Ahmed Yesevî Hoca!<br />
Dedem Korkut adlı mübarek koca,<br />
Zemzemi lağıma eyledik boca<br />
Avrupalı olduk.. unuttuk sizi.</p>
<p>Çağrı bey, Alparslan, cümle erenler<br />
Cennet bahçesinde çiçek derenler<br />
Allah rızasına gönül verenler<br />
Arasat&#8217;ta kaldık.. unuttuk sizi.</p>
<p>Mevlâna çalgıda oyunda gitti<br />
Hacı Bektaş cemde, ayinde gitti<br />
Yunus her derenin suyunda gitti<br />
Partilere dolduk.. unuttuk sizi.</p>
<p>Ak Şemsettin ak sevginin dışında<br />
Şanlı Fatih gök sevginin dışında<br />
Bizim sevgi Hak sevginin dışında<br />
Küfrü nimet bildik.. unuttuk sizi.</p>
<p>Lâkabı muhteşem, adı Süleyman,<br />
Yavuz Sultan Selim, ender kahraman<br />
Affet, ulu hakan Abdülhamit Han<br />
Memleketi böldük.. unuttuk sizi.</p>
<p>Tarihe taht kurup oturan canlar<br />
Âleme adalet götüren canlar<br />
Üç kıt&#8217;ayı dize getiren canlar<br />
Prensleri bulduk.. unuttuk sizi.</p>
<p>Abdurrahim Karakoç</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Unuttuk]]></title>
<link>http://islamcokguzel.wordpress.com/2008/09/11/unuttuk/</link>
<pubDate>Thu, 11 Sep 2008 13:21:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>islamcokguzel</dc:creator>
<guid>http://islamcokguzel.wordpress.com/2008/09/11/unuttuk/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/tmZ8EXTSLMk&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/tmZ8EXTSLMk&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
