<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>yolcu-dergisi &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://en.wordpress.com/tag/yolcu-dergisi/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "yolcu-dergisi"</description>
	<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 06:49:20 +0000</pubDate>

	<generator>http://en.wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[MORGUN SON DELİKANLISI]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2007/03/27/morgun-son-delikanlisi/</link>
<pubDate>Tue, 27 Mar 2007 13:31:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2007/03/27/morgun-son-delikanlisi/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://img251.imageshack.us/img251/2628/kitappz8.jpg" alt="" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[FERHAT KALENDER/MORGUN SON DELİKANLISI(üç vakte kadar)]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2007/03/19/ferhat-kalendermorgun-son-delikanlisiuc-vakte-kadar/</link>
<pubDate>Mon, 19 Mar 2007 10:04:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2007/03/19/ferhat-kalendermorgun-son-delikanlisiuc-vakte-kadar/</guid>
<description><![CDATA[yazar hakkında; 1966 yılında Trabzon/ Vakfıkebir&#8217;de doğdu. İlköğretim ve liseyi Samsun’da Tama]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://img242.imageshack.us/img242/893/tantmxiz6.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>yazar hakkında;</p>
<p>1966 yılında Trabzon/ Vakfıkebir&#8217;de doğdu. İlköğretim ve liseyi Samsun’da Tamamladı. 1992 yılında, Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Tarih bölümünü bitirdi. Diyarbakır, Elazığ ve Samsun’da değişik liselerde görev yaptı. Üniversite döneminde ulusal çapta yayınlanan Gelecek Dergisi’nin yayın danışmanlığını yürüttü. &#8220;Taş Çocukları&#8221; adıyla üniversite gençlik dergisini çıkarttı. Halen Samsun’da yayınlanan ve ulusal yayın olan kültür dergisi Yolcu’nun genel yayın yönetmenliğini yürütmektedir. Samsun&#8217;da kente özgü yayın yapan &#8220;Kent Kültürü&#8221; Dergisi&#8217;nin editörlüğünü yürütmektedir. Bir çok ulusal dergide alanıyla ilgili makale çalışmaları, öykü ve denemeleri yayınlandı. ‘ Gelişim sürecinde Avrupa Birliği ve Türkiye’ isimli derlemesi yayınlanmış olup iki adet deneme kitabı üzerinde çalışmaktadır</strong>.</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KALBİ OLAN BİR DÜNYAYA]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2007/01/25/kalbi-olan-bir-dunyaya/</link>
<pubDate>Thu, 25 Jan 2007 12:56:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2007/01/25/kalbi-olan-bir-dunyaya/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/F2xtMZqqDic&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/F2xtMZqqDic&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[VAY GÜLÜM]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2007/01/18/vay-gulum/</link>
<pubDate>Thu, 18 Jan 2007 12:56:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2007/01/18/vay-gulum/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/FDUKM4PqLBM&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/FDUKM4PqLBM&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KIRILGAN BİR ZAMANDI/YOLCU DERGİSİ]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2007/01/18/261/</link>
<pubDate>Thu, 18 Jan 2007 12:39:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2007/01/18/261/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/8P-4A2sRqBA&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' /><param name='allowfullscreen' value='true' /><param name='wmode' value='transparent' /><embed src='http://www.youtube.com/v/8P-4A2sRqBA&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;showsearch=0&#038;hd=0' type='application/x-shockwave-flash' allowfullscreen='true' width='425' height='350' wmode='transparent'></embed></object></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ ve söz "yolcu"nun... "biz sözün coğrafyasına inanıyoruz !!! " ]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/12/25/ve-soz-yolcunun-biz-sozun-cografyasina-inaniyoruz/</link>
<pubDate>Mon, 25 Dec 2006 10:41:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/12/25/ve-soz-yolcunun-biz-sozun-cografyasina-inaniyoruz/</guid>
<description><![CDATA[yolcu dergisi genel yayın yönetmeni sayın ferhat kalender ile selçuk küpçük&#8217;ün milli gazete]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><span style="color:red;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>yolcu dergisi genel yayın yönetmeni sayın ferhat kalender ile selçuk küpçük&#8217;ün milli gazete&#8217;de yayınlanan röportajı&#8230;</strong></span></span></p>
<p><img width="123" src="http://img153.imageshack.us/img153/3699/bizsozun019aji6.jpg" height="200" style="width:123px;height:200px;" /></p>
<p><strong><em>YOLCU Dergisi 40. sayısına ulaştı. Taşradan bir dergi yolculuğunu 40 sayıya ulaştırabilmek oldukça zor bir yürüyüş. Çıkmaya başladıkları dönem itibariyle Anadolu’nun değişik merkezlerinde boy veren bir çok dergi ne yazık ki kısa sürede kapılarını kapatırken YOLCU okuru ile kurmuş olduğu özel ilişki ve ekibinin direnci sayesinde bugünlere kadar gelebildi. YOLCU deyince kuşkusuz muhalif, protest bir tavırı da hatırlamamız gerekli. Sonra geneleksel hale gelen ve Türkiye’nin önemli şair/yazar/entelektüeli ile yaptıkları orta sayfa söyleşileri.. Ön kapak ve arka kapak tasarımlarını da unutmamalıyız. YOLCU’nun en önemli özelliklerinden birisi de hiç kuşkusuz fotoğraf merkezli bir metin sunumu yapması. Kimi zaman metinlerin yanında yayınlanan bu fotoğrafların, metnin önüne bile geçtiği oluyor. Derginin Genel Yayın Yönetmeni sevgili FERHAT KALENDER ile YOLCU’yu yolcu yapan bütün bunları 40. sayılarına ulaşmaları vesilesi ile konuştuk…</em></strong><strong><em> </em></strong><span style="color:red;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Yolcu Dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Kalender:</strong></span></span><span style="color:red;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>“Biz sözün coğrafyasına inanıyoruz!”</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>YOLCU dergisi 40. sayısını çıkardı. Hiç durmadan 40. sayıya ulaşan bu uzun koşu nasıl başlamıştı, hangi süreçlerden geçti?</strong></span></p>
<p></strong></span></span>İnsan duruşunun öyküsü ne ise Yolcu Dergisi’nin öyküsü de odur. Yol varsa Yolcu’da vardır her zaman. Bu derginin yoldaşları sert ve kaypak bir zaman aralığında işe koyuldular. İlk çıkış tarihi 28 Şubat ‘97 sonrasına rast gelir. Ve kapağımızda aynen şu yazıyordu: “Burası Türkiye; tarih kaydediyor!” ve ikinci sayımızın kapağı halimizi daha açık ele veriyor; “ Çoraplarımızın rengiyle uyumlu değilse, değişmesi gereken kanunlardır!” Her ne sebeple olursa olsun insanın yeryüzündeki yürüyüşüne ket vuracak her türlü barbarlığı ve bağnazlığa karşı sahici bir söz duruşu sergilemek gerektiği söylemiyle hareket ediyor Yolcu. Özgürlüğü insanın kendini tanrılaştırması ve ötekini bu tanrılaştırmaya secde hali olarak gören alçaltıcı bir söyleme karşı, insanın özündeki İlahi duruşa işaret eden bil dil kullanımına özen gösteriyor. Kalbimizde bu ülke için her dem taze baharlar düşü kurma istenci hayat ve hareket noktamızı oluşturuyor. İnsanı globalizm denilen makinaştırma çağının basit bir argümanı olarak gören verili dünyanın ötesinde, özgürlük, adalet ve erdemli bir topluma vurgu yapmaya gayret ediyoruz. Sesimizi duyurabildik mi? Evet! Ses verdiğimizde bunu dinleyecek oldukça kaliteli bir kitleyle muhatabız ülkenin her yanında. Dergimiz ideolojik mi? Asla! Sistemlerin ve hatta toplumların gelip geçtiğine ama ‘sahici sözün’ zamanlar arasında sürüp gittiğine inanıyoruz. Örneğin Mevlana’nın yazıtlarının üzerinden kaç devlet, kaç toplum, kaç kırılma geçti lakin Mevlana halen Mevlana’dır. Çünkü söz zamanlar üstü bir işlevi barındırır içerisinde… Biz buna inandık böyle başladık ve böyle de sürüyor yolculuğumuz. Şu cümle dergimize yakışıyor; “Dergi; Kalbi olan bir dergi!”</p>
<p><span style="color:red;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Yolcu’nun yürüyüşü iki bölüme ayrılabilir</strong></span></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>İlk sayıdan bugüne bütün YOLCU’ları inceledim bu soruları size sormadan evvel. İlk sayıdan beri aslında siz bir kadrosunuz. Bazı isimler ilk sayıdan beri sürekli varolmuş dergide. Oysa bir çok dergi ekibi zamanla dağılıp gitme tehlikesi yaşadığı halde sizi bir arada tutan bağ nasıl bir şey?</strong></span></p>
<p>Yolcu’nun yürüyüşü iki bölüme ayrılabilir. Birinci çıkışı 94 yılına dayanır. O zamanki ekip tarafından bir sayı çıkarılmış ve çeşitli nedenlerden dolayı akamete uğramıştı. İkincisi yani benim başında bulunduğum Yolcu birincisinden gerek içerik, gerekse ebat ve söylem bakımından oldukça farklı olarak ortaya çıktı. Sanırım konjonktürün de etkisiyle olağanüstü kabül gördü tüm Türkiye’de. Önceleri bir ekip ruhundan söz edilebilirdi. Lakin her dergide olduğu gibi eğer profesyonel değilseniz ve amatör tadda kalmak istiyorsanız ‘kadro’lu hareket edemezsiniz. Genelde tek kişinin uğraşısı ile bir araya gelen bir yapı bizimkisi. Ancak aramızda vefa diye bir şey var… Uzun süreli dostlukların bir süreği… Ne kadar birbirimize kızsak, bağırsak, çatlasak da Yolcu ortak değeri var aramızda. Yolcu her sayısında farklı bir tad ve heyecanı sürüyor belleklerimize.  Aynı zamanda Türkiye’nin sahiplenmesi diye bir şey var. Bir çok insan ülkenin değişik yerlerinde kendi dergisi bilip Yolcu için bir şeyler yapma gayretinde. Bu onur verici bir şey.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>YOLCU’nun muhalif, protest bir tavrı var. Kapak resimleri, spot cümleler, alıntılar, hatta görselliği besleyen fotoğraflarda bu ortada. Bu duruşunuzu hangi edebi, siyasi, kültürel kaygılar, saikler besliyor?</strong></span></p>
<p>Bir endişeden söz ediyoruz biz. Tek düzeleşen ve anlamsızlaşan bir yaşama biçimini önümüze servis eden küreselleşme denilen olgunun, omurgasızlaştırma ve standartlaştırmaya yönelik çabalarına karşı duyarlı bir duruşa çağırıyoruz muhatabımızı. Edebi, siyasi, kültürel saikler… Bütün bunların üzerinde ‘söz’ üzere durmak. Verilmiş bir söz üzere iz sürmek. Sözün kavlinde yürümek, bize her daim korunması gereken bir öfkeyi ve isyanı salık veriyor. Modern paradigma insanın her duyusuna yönelik özenle seçilmiş illizyonlarla hareket ediyor. Yolcu kendisine has üslubu ve diliyle bu illizyona vurgu yapıyor. Olan budur diye yan gelip yatmak. Bu olanın üzerinden bir dünya oluşturmak yerine olması gereken bu mu sorusuna yanıt bulma yolculuğu bizimkisi. Sağlam sorular edindiğimizde sağlam cevaplara ulaşabiliriz diye düşünüyoruz.<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
Her sayıda gelenek haline gelen orta sayfa söyleşileri yapıyorsunuz. İlk sayılarda mesela Hakan Albayrak, Mehmet Efe, Gökhan Özcan, Nihat Genç gibi benim ruh akrabalıkları bulunduğunu düşündüğüm isimlerle yapılmış bu söyleşiler. 40. sayıya ulaştıktan sonra YOLCU’ya bu söyleşilerden ve genel anlamda da okuyucuya bu söyleşilerden neler kaldı?</strong></span></p>
<p>Orta sayfada konuşturduğumuz kişilerin sözün iz sürücüleri olmasına dikkat ediyoruz. Unumu eledim eleğimi astım kabilinden insanlar değil bunlar. Özellikle söyleşileri yapan Ahmet USTA, heyecanla ve sabırla bekleyen okurlarını en iyilerle buluşturma gayreti içerisinde. Onun kıvrak zekasına, münbit ve geniş kalbine uyan kişiler orta sayfanın  konukları. Ve görebildiğim kadarıyla okur her biriyle tanışmaktan ayrı bir zevk alıyor. Derginin oluşturduğu tarzın tamamlayıcısı, çok önemli bir tamamlayıcısı olarak görüyor okur bu söyleşileri.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>YOLCU’nun görsel tasarımını bir kişisel eleştiri olarak abartılı buluyorum. Yani bazen metinlerden çok fotoğraflar ilgi çekiyor, hatta fotoğraftan bir metin okumasına yönlendiriliyor belki okur. Bu konuda neler söylemek istersiniz?<br />
</strong></span><br />
Doğrudur. Aslında her yazıyı ya da şiiri bir kartpostal inceliğinde sunma kaygısı bizimkisi. Biliyorum ki okullarda duvar gazetelerinde, üniversite yurtlarında, öğrenci odalarında dergimizden alınmış materyallerle oluşturulan köşeler hazırlanıyor. Bu biraz da hayatı yorumlama biçimimizle doğrudan orantılı bir şey. Çarpıcı bir görsel malzeme belki de sayfalarca yazının anlatmak istediğini verebiliyor okurlara. Dergi bu anlamda yeni bir tarzı sundu yazın dünyasına. İyi bir şiir, iyi bir görsellikle sunulduğunda insanların belleklerinde daha güzel yer bulabiliyor. Biliyoruz ki fotoğrafın da kendine özgü bir dili ve anlatış biçimi var. Okuyanımızdan gelen tepkiler genelde olumlu. Fotoğraftan metin okuması bizim bilerek yapmak istediğimiz bir şey. Çünkü ilk çıkışımızdan okurumuza söylediğimiz şey bu; salt edebiyat dergisi değiliz biz. Kendimizi söz dergisi olarak adlandırıyoruz.<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
Sizin derginizin ismi anılınca sanırım bütün okurlarda Halil Cibran ismi hatırlanacaktır. YOLCU’nun Cibran’ı önemsediği ortada. Ekibinizden sevgili Nevzat’ın cafesinin ismi de Cibran olduğuna göre Halil Cibran’ın sizdeki etkisi, algısı, çağrışımı nedir?</strong></span></p>
<p>Halil Cibran, araftakilerden birisi. Bir mesel efendisi. Amerikalı bir devlet başkanının söylediği gibi, doğudan gelerek, batının edebiyat dünyasını tarumar eden kalem kasırgası. Hayatı doğulu bir okuma biçimiyle yorumlayan, bunu yaparken de insan olmaklığın ortak değerlerine vurgu yapan, arındırılarak şirazesinden çıkarılmaya çalışılan akla, hikmeti, hürmeti, erdemi giydirmeye çalışan bir insan. Bir hristiyan lakin, kitapları kilise tarafından meydanlarda toplatılıp yakılan, yasaklanan. Ermiş, kitabındaki El Mustafa vurgusuyla peygambervari bir anlatış biçimini öne çıkan biri. Küçükcük meselleriyle okuyanının anlam dünyasına mütevazi tadlar sunan bir filozof. Onun mesellerinde sunduğu sükunet kalbimizi dinginleştiriyor.<br />
<span style="color:red;"><span style="font-family:Verdana;"><strong><br />
<img width="160" src="http://resim2.resimupload.com/r2/thumb_189198846.jpg" height="108" style="width:160px;height:108px;" /></strong></span></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>Biz sözün coğrafyasına inanıyoruz</strong></span></span><span style="color:red;"><span style="font-family:Verdana;"><strong><span style="text-decoration:underline;"><font color="#000000">YOLCU’nun aslında beslendiği düşünce geleneği İslamcılık. Ama daha geniş bir söylem alanından sesleniyor. Mesela arka kapak alıntılarınızda Pink Floyd, Brecht, Kavafis, Lorca, Neruda gibi kimisinin sosyalist olduğu isimler çıkıyor karşımıza. YOLCU’yu bu isimler ile buluşturan nedir?</font></span></p>
<p></strong><font color="#000000">Biz sözün coğrafyasına inanıyoruz. Erdemin, onurun, vefanın, aşkın ve adaletin dili, dini, cinsi vesairesi olmaz. Müslüman hikmet arayıcısı ise –ki öyledir- nerde ve kimde iyi şeyler varsa kapısını çalmak, güzellikleri hayatımıza katmak ve bunu paylaşmak isteği…<br />
</font><span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
<font color="#000000">Okuyucu kuşkusuz önemli ama YOLCU’nun kendi okuyucusu ile kurduğu farklı bir ilişki var gibi. Yanılıyor muyum?</font></strong></span></p>
<p><font color="#000000">Derginin sahibi ve taşıyıcısı okurdur. Zaten ilk çıkışımızdan beri künyemizde bunu belirttik; ‘yayınlanan yazılardan okur da sorumludur.’ diye. İnsanlar söylemek isteyip de bir türlü söyleyemedikleri ‘söz’ü Yolcu’nun sayfalarında buluyorlar gibi geliyor bana. Gelen tepkiler bu yönde. Yani ‘sözün en güzelini – bu ister deneme, ister şiir, ister öykü olsun- söyleme çabamızın okurda nahif bir karşılık bulduğunu gözlemliyoruz. Şunu da belirtmek isterim ki bu ülkenin insanı gerçekten de samimi, özverili ve hayata sahici bakan bir duruşu önemsiyor. Bizim bir sloganımız var; ‘Kalbine sahip çık/ Dergine sahip çık!’ ya da ‘Kalbin kadar özgür ol; kalbim kadar tedirgin…’ Bu her şeyi özetliyor sanırım.</font><font color="#000000"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Oradan bakınca metropol nasıl görünüyor?</strong></span></p>
<p>Kent, insanın içinde büyüttüğü bir şeydir. Yolcu Dergisi taşra tabir ettiğiniz bir yerde çıkıyor ama sözü kentin tam ortasına ve kitabın tam da ortasından söylüyor. Kentli bir duruş, söylediğiniz ‘söz’ün ağırlığı ve bu sözü söyleme biçiminizle kaimdir. Kentli bir duruş, her şeyden önce bir medeniyet perspektifine işaret eder. Yolcu dergisi bunu önemsiyor, bunu önceliyor. Altımızda kaypak zemin; fildişi kulelerden esip savurmuyoruz. Yolcuyuz… Yürüyoruz… Adımlarımız sağlam, sözümüz sahici olmalı… Biz buna iman ediyoruz.</p>
<p><span style="color:red;"><span style="font-family:Verdana;"><strong>sözün ve kalbin sahibine HAMD olsun&#8230;</strong></span></span><br />
<font color="#000000">vesSELAM</font></p>
<p></font></span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HERKES DEĞİLSİN!{Yolcu dergisi.sayı:40}]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/12/20/herkes-degilsinyolcu-dergisisayi40/</link>
<pubDate>Wed, 20 Dec 2006 08:24:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/12/20/herkes-degilsinyolcu-dergisisayi40/</guid>
<description><![CDATA[Bİr vicdan ayaklanmasına doğru genişlerse kalbin/ şiir gibi yürürse ince ve narin&#8230; Anla ki her]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img width="550" src="http://img142.imageshack.us/img142/8581/jr5g84odbn7.jpg" height="387" style="width:550px;height:387px;" /></p>
<p><span style="font-family:comic sans ms;"><span style="font-size:12pt;line-height:1.3em;">Bİr vicdan ayaklanmasına doğru genişlerse kalbin/ şiir gibi yürürse ince ve narin&#8230;<br />
Anla ki herkes değilsin!</p>
<p>Gel sevgilim biraz soluklanalım. Çok düştük biraz soluklanalım.<br />
Maviye çalan bir çocuk geçsin gözlerimizden. Kara bir günü daha ifşa ettik mavilenelim.<br />
Bir geceye daha sızdığımızın resmidir bu, bir karanlığı daha patlattığımızın.<br />
Çok sesli bir koro orotoryomuzu yapın.<br />
Cümlelerin arasından sızıp bulanık bir ırmakta sır olalım.</p>
<p>/ Son virdine yataklık yapacağımız bir derviş bulalım.Çıtı pıtı bir kente, tedavülden kalkmış ağır nefeslerle girelim. Ve kenarı çentikli bir bilboardın tam ortasına bağdaş kuralım.<br />
Gel sevgilim, kapısı çalınmış evleri, yüzüne bakılmayan yetimleri hırkamızın altında, yüreğimizin boşluğunda saklayalım. /</p>
<p>Ah toprak künhüne varamadığımız rüyalar, kaç yerinden çatladı bir tohum, sis neden ellerimizden akar, hangi işaret bu kumpası bozar ve gözlerin neyin rengine çalar?<br />
Bir geceyi daha bölelim, bir dilim sana bir dilim aç kurtlara&#8230;<br />
Dudaklarım mühürlendi sevgilim sandım yeryüzü mühürlendi. Tenimde zahit bir ateş.<br />
Ey aşk suretinde gelen yalan. Kocaman bir yüreğe değer gibi geçtin sokaklarımdan.<br />
Ne kadar da sırnaşık bir heyüla göğümüzde asılı kalan güneş.<br />
Dışın zaptedilmez harami. İçin sevgilim uyut beni.</p>
<p>Ruhumuzu darp eden isyan, erimez de saçaklarımızdan sarkarsa ihanet.<br />
Cinneti o zaman sözlerinde tutuklu kalmış susuşlarım say.<br />
Kabil emziren bir zamanla sürgit yoldaşların kahrı düşlerimizi kundakladığında bir sen bil herkes değilsin.</p>
<p>Ruhumuzun aynasında saklı kalan bir vahadır örgütlenmiş bu bahar.<br />
Sen bilirsin bu kokuyu, yusuf&#8217;un zindanındaki küf, bu buğu.<br />
Üzerimize serpilmiş kıyımdır; ya coğrafyamız talan ya da sevincimizin atıldığı bu dipsiz kuyu.<br />
Alnımızın çatından sarkıtılmış sarkaç mahşerin tam ortasından geçip hüznümüze dokunuyor.<br />
Ve ruhumuz sevgilim ölüm görmüş yalnızlıklara gömülüyor.</p>
<p>Uzatmalı bir iklim bu. Hiçbir şey kadar masum.<br />
Buğday teninde bir sözcük düşer kalbine. Başak renginde bir  bahar çağır.<br />
Ağlayan coçukların gözyaşlarnı çal. Sıkılmış bir yumruğun öfkesini tasdik et.<br />
Ve öğret bana sevgilim demirin ve mizanın kavlince<br />
Nedir sabrımızın  gergefine takılıp kalan bu ayrıksı<br />
Bu sukunet&#8230;</p>
<p>Ömer İdris Akdin<br />
Yolcu Dergisi<br />
sayı: KıRk</span></span></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YOLCU AFİŞ]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/12/14/yolcu-afis/</link>
<pubDate>Thu, 14 Dec 2006 12:12:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/12/14/yolcu-afis/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://img402.imageshack.us/img402/794/yolcuwe7.jpg" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA["DİRİ TUTUN KALBİNİZDE ÖFKEYİ" ( Yolcu Dergisi )]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/11/08/diri-tutun-kalbinizde-ofkeyi-yolcu-dergisi/</link>
<pubDate>Wed, 08 Nov 2006 08:12:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/11/08/diri-tutun-kalbinizde-ofkeyi-yolcu-dergisi/</guid>
<description><![CDATA[Bu ülkede başörtüsü sorunu diye bir sorun yoktur! Bu ülkede mesele insan kalitesidir! Salt aklını ku]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span style="color:purple;">Bu ülkede başörtüsü sorunu diye bir sorun yoktur! Bu ülkede mesele insan kalitesidir! Salt aklını kullanarak işleri düzene koyacaklarına inananlarla, kalbiyle düşünen ve akledenler arasındaki çelmişkidir bu! Genç kızların saçlarını göstermeleri kadar basit bir duygusallıkla vatan kurtardıklarını sananların küçük beyinlerine kazıdıkları faşist şablonların bir ülkeye nerelere getirdiklerini seyrediyorsunuz.</span></strong><strong><span style="color:purple;">Sizi gördük ve iliklerine kadar tanıyoruz bayım! Kudretiniz mazlum milletten emdiğiniz güçle kaimdir. Ve kuvvetiniz aç ve aciz bıraktığınız bu halka yeter!</span></strong><strong><span style="color:purple;">Haydi savurun bakalım tehditlerinizi bir kerecik olhsun efendilerinize! Global dünyanın basit ve sıradan bir figürü olmaktan öte nedir ki şahsiyetiniz! Utanma ve ar perdesi yırtıldığından beri yüzlerinizden herşeye vurdumduymaz ve aymazsınız. Kaç dolara tekabül eder kasılmalarınız? Bu toprağın çocuklarına ekşittiğiniz suratlarınızın dünya piyasalarındaki değeri nedir bayım! İstediğiniz başörtüsü müydü? Bakın yüreklerimize kazıdık onu! Bakın ve çıldırın! Ve her şeyden önemlisi unutmamayı öğrendik. Ve hiç bir şeyi unutmayacağız! Çocuklarımıza öğreteceğiz ve işaret parmaklarımızın ucunda olacaksınız! İşaret parmaklarımızın menzilinde! &#8220;Bunlar&#8221; diyeceğğiz; &#8220;Geleceğimizi soyup, geleceğinizi karartmak isteyenler&#8221; Tanıyın bunları, çok iyi tanıyın; &#8221; Tebbet yeda Ebu Leheb!&#8221; Haydi her şafakta ve her gecede tekrar edin; &#8221; Tebbet yeda Ebu Leheb!&#8221;</span></strong><strong><span style="color:purple;">Bir gün yargılanacaksınız. İnsanlığınıza ihanetten yargılayacak sizi vicdanlarımız! Hükmünüz verilecek ve &#8216;değmez&#8217; diyeceğiz! Boş kütükler gibi yıkılacaksınız kahrınızdan. Musa&#8217;nın Firavunu muhatap kabul ettiği kadar bile karşılığınız yok bizde. Sizden yana baktığımızda gördüğümüz loş ve koyu bir karanlık!</p>
<p>&#8220;Geri dönün, dedi Musa; O kibirlenmekte olanlar size hayat hakkı tanımıyorlarsa, geri dönün ve evlerinizi gelecek için hazırlayın!&#8221;</p>
<p>Biz hazırız, evlerimiz hazır!</p>
<p>Haydi kalpleri diriltmeye!</p>
<p><span style="color:red;">Ferhat KALENDER</span></p>
<p></span></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MÜTEŞABİH]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/09/22/mutesabih-2/</link>
<pubDate>Fri, 22 Sep 2006 12:54:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/09/22/mutesabih-2/</guid>
<description><![CDATA[İnsan müteşabih bir ayettir Cinnet yazılı bütün sahifelerindeDaha bir kaç gece önce /Dönüp dönüp/ Pi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><span style="color:black;font-family:Georgia;"><font size="3">İnsan müteşabih bir ayettir</font></span></strong><strong><span style="color:black;font-family:Georgia;"><br />
<font size="3"><strong><span style="font-family:Georgia;">Cinnet yazılı bütün sahifelerinde</span></strong></font></span></strong><strong><span style="color:black;font-family:Georgia;"><font size="3"><strong><span style="font-family:Georgia;">Daha bir kaç gece önce</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">/Dönüp dönüp/</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Pike yaparken kendime</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Bana &#8220;hiçbir şey&#8221; oldu</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Öyleyse ha ben </span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Ha aşk </span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Ha o dipsiz kuyu</span></strong></font></span></strong><strong><span style="color:black;font-family:Georgia;"><font size="3"><strong><span style="font-family:Georgia;">Şair-sen</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Bir kelime bul kendine</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Sonra onu</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Yalnızlığın sularında yuğ</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Bir çocuk yap kendine</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Yani bir kadın</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Kadınlar kadınlar Allah&#8217;ın elleri</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">İnsan müteşabih bir ayet,</span></strong><br />
<strong><span style="font-family:Georgia;">Secde: tanrı ile insanın öpüşme yeri</span></strong><span style="font-size:7.5pt;color:black;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:7.5pt;color:black;font-family:Verdana;"></span><strong><span style="color:#000066;"><font size="3"><font face="Times New Roman">İbrahim TÖKEL</font></font></span></strong></p>
<p></font></span></strong></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><strong><span style="color:#000066;"><font size="3" face="Times New Roman">(YOLCU DERGİSİ)</font></span></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MIRILDANMALAR]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/09/02/mirildanmalar/</link>
<pubDate>Sat, 02 Sep 2006 10:28:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/09/02/mirildanmalar/</guid>
<description><![CDATA[I içimden dedim beraber yürüyelim olur mu varsın gemilerimizi taşıyamasın sular varsın yarı yolda uy]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><font color="#ff0000"><strong><em>I </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>içimden dedim beraber yürüyelim olur mu </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>varsın gemilerimizi taşıyamasın sular </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>varsın yarı yolda uyuya kalsın bize gönderilen bahar. </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>içimden dedim beraber yürüyelim olur mu </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>varsın gölgemiz olsun hüzün </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>dilediği gibi uzatsın canevimize ayaklarını </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>varsın annemiz olsun tütün hayat daha sert vursun yumruklarını. </em></strong></font></p>
<p><strong><em><font color="#ff0000"> </font><font color="#ff0000">II </font></em></strong></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>içimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>nedir yalnız bize yakışan bu serüven. </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>bu serüven ki </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri ve terketti bizi huzur denen sevgili kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>billur bir kuş gibi. </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>III </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu </em></strong></font></p>
<p><font color="#ff0000"><strong><em>beraber yürüyelim olur mu… </em></strong></font></p>
<p><strong><em><font color="#ff0000">İbrahim Tenekeci</font> </em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[GÜLÜMSEMEYE DEVAM ET]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/09/01/gulumsemeye-devam-et/</link>
<pubDate>Fri, 01 Sep 2006 07:41:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/09/01/gulumsemeye-devam-et/</guid>
<description><![CDATA[]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><img src="http://img167.imageshack.us/img167/3289/hayatst4.jpg" /></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[EBUZER]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/23/ebuzer/</link>
<pubDate>Wed, 23 Aug 2006 08:42:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/23/ebuzer/</guid>
<description><![CDATA[Kimdir bu çağın Ebu Zerr’i kardeşim? Kim savaşa durur, çağdaş, özgür, ilerici ve dahi çanak yalayıcı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><em>Kimdir bu çağın Ebu Zerr’i kardeşim? Kim savaşa durur, çağdaş, özgür, ilerici ve dahi çanak yalayıcı ikonlara… Yetimin hakkını kim korur? Kimdir vicdanını hiçbir hesapla kirletmeden hesap sorma yürekliliğini sıcak bir namlu gibi göğsünde taşıyacak olan? Yanık bedenlere, buğday başağı saçları okşayacak merhamet eli nerde? Kimdir, parlak, cilalı, kaypak ve konjonktürel albenileri Muhammedi duyarlılıkla hesaba çekecek…</em></strong></p>
<p><strong><em>  Egemen gücün ulusal ve uluslar arası şeytanlarıyla gırtlağımıza basmaya yeltendiği bir zaman aralığı bu.</em></strong></p>
<p><strong><em>  Her gün biraz daha onursuzlaşan, kişiliksizleşen ve kemiksizleşen  ve en acısı yüreğinde yeni sürgün gibi devrim taşıyanlarını lime lime öğütmeye hazırlanan dünya. Güç dengeleri arasında unufak olan kimlikleriyle kaybetmenin verdiği acıyı ‘piyasa’ denilen yüzsüz ve düzenbaz oyunun içerisinde kazanca tahvil etmeye çalışan adamlarımız. Kişilik buharlaşmasıyla konformizmin hizaya soktuğu duyarlılıklar şimdi ilgilerimizi, sevgilerimizi ve inanma gücümüzü beş para etmez bir metaya dönüştürüyor. Söz tükeniyor ve geriye kalan postmodern evhamlardan başkası değil…</em></strong></p>
<p><strong><em>  Öyleyse kimdir bu kahredici yönelişi durduracak olan kardeşim!</em></strong></p>
<p><strong><em>  Sen kimsin?</em></strong><br />
<strong><em>Ferhat kalender<br />
</em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MÜTEŞABİH   ]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/23/mutesabih/</link>
<pubDate>Wed, 23 Aug 2006 08:39:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/23/mutesabih/</guid>
<description><![CDATA[İnsan müteşabih bir ayettir Cinnet yazılı bütün sahifelerinde Daha bir kaç gece önce /Dönüp dönüp/ P]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>İnsan müteşabih bir ayettir<br />
Cinnet yazılı bütün sahifelerinde</strong></p>
<p><strong>Daha bir kaç gece önce<br />
/Dönüp dönüp/<br />
Pike yaparken kendime<br />
Bana &#8220;hiçbir şey&#8221; oldu<br />
Öyleyse ha ben<br />
Ha aşk<br />
Ha o dipsiz kuyu</strong></p>
<p><strong>Şair-sen<br />
Bir kelime bul kendine<br />
Sonra onu<br />
Yalnızlığın sularında yuğ<br />
Bir çocuk yap kendine<br />
Yani bir kadın<br />
Kadınlar kadınlar Allah&#8217;ın elleri<br />
İnsan müteşabih bir ayet,<br />
Secde: tanrı ile insanın öpüşme yeri </strong></p>
<p><strong>İbrahim TÖKEL<br />
 <br />
</strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[VE İSA GELDİĞİNDE]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/23/ve-isa-geldiginde/</link>
<pubDate>Wed, 23 Aug 2006 08:36:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/23/ve-isa-geldiginde/</guid>
<description><![CDATA[Hızır&#8217;ı bekleriz. Hızır gelir. Hızır her zaman gelir. Boz atıyla yetişir. dara düştüğümüzde da]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p>Hızır&#8217;ı bekleriz. Hızır gelir. Hızır her zaman gelir. Boz atıyla yetişir. dara düştüğümüzde darlığımızı, yoksul kaldığımızda yoksulluğumuzu alır götürür. hızırın gelişini baharın gelişinden, yerleri çimen çiçek bürümesinden biliriz. hızır aramızdadır. hızır her zaman aramızdadır. unutulmaya görelim; hele bir yardıma ihtiyacımız oldun, içimizden biri mutlaka hızır olur.</p>
<p>     Meydiyi de bekleriz. beklediğimiz mehdi iyiliktir, esenliktir. Mehdi de her zaman gelmektedir. her zaman doğa kendini yeniler, insan kendini yeniler, kentler kendini yenile; yaralarını sarar ve esenliğe kavuşur. Mehdi tanrısal yardımdır. mehdi de hızır gibi he zaman aramız da dolaşır. yolumuz sarpa sardığında elimden tuttan Mehdi&#8217;dir; bilmesek de. Mehdi kalabalığımızda kaybolan, kaybolmuş görünen, aradığımız ve beklediğimizdir. kaybolursa bile aramızda kaybolur; içimizde dolaşır, uzaklaşmaz. Kalnimiz kadar yakındır</p>
<p>     Bazıları Mehdiyi Oniki&#8217;nin onikincisi kabul eder. kaçıncıolursa olsun Mehdi Mehdi&#8217;dir ve yolumuzu kaybettiğimizde elimiz de, bir sıcak el olarak belirmesi yakındır.</p>
<p>     Biz Mesih&#8217;i de bekleriz. Mesih gelecektir. Mesih dirilten nefesiyle insanlığın kurtuluş ümididir. Aramızda dolaşacak, eli elimize, dirilten nefesi nefesimize değecektir. Mesih geldiğin de yüzümüz aydınlanır. cinnetimizden kurtarır bizi. Doğu&#8217;nun ve Batı&#8217;nın tüm çocukları çiçekten gülüşlerle karşılar. yeryüzü çiçek çıkarır Mesih aramıza karıştığında.<br />
Mesih, iyiliktir.<br />
Diriliştir.<br />
Şifadır.<br />
Mesih içsel zenginliğimizdir bizim.<br />
Mesih muştudur, erdemin ve esenliğin muştusu<br />
Mesih İSA&#8217;nın ta kendisidir.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. ..</p>
<p>Mehmet AYCI</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MU’TEDİL DÜŞÜR ÖFKEYİ KALBİNE !	]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/23/mu%e2%80%99tedil-dusur-ofkeyi-kalbine/</link>
<pubDate>Wed, 23 Aug 2006 08:30:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/23/mu%e2%80%99tedil-dusur-ofkeyi-kalbine/</guid>
<description><![CDATA[Bir çocuk nasıl gülümsüyorsa gökyüzüne,gökyüzü nasıl merhametini indirirse hayatın omuzlarına ve hay]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong><em>Bir çocuk nasıl gülümsüyorsa gökyüzüne,gökyüzü nasıl merhametini indirirse hayatın omuzlarına ve hayat nasıl tedirgin alışkanlığını sürdürüyorsa,öyleyiz biz de.<br />
Yeryüzü çerağında yanmışız da külümüz Hüseyin dergahına savrulmuş gibi. Sevgilimizin ak mendilini kerbela kanıyla ıslattığımızdan beridir,iflah olmaz ateşi ile isyan damarlarımızda dolaşır durur.Hırçın sözleriyle deniz,kabına sığmaz başkaldırıyla  nasıl yontuyorsa ,sivriltiyorsa dağları,taşları öyleyiz biz de.<br />
Çığlıklarına sarılıp tükenen zamandan geçiyoruz.Ay yutmuş katran karası gecelerde,yalnızca eşkıya tılsımlarının kol gezdiği,harami suretlerinin parıldadığı bir dünya bu.Bol ışıklı  neonların kustuğu etiketlerle ünlenen adamlar.Kadınlığı yontulmuş,erkekliği cilalı,insanlığını unutmuş kentleri,bir Nebi ardına bile bakmadan nasıl terk ediyorsa öyle terk etmek diledik.<br />
Yalan ve illüzyonla örülmüş bir perdedir bu.Mahir kalpazanların eliyle ilmek ilmek işlenen ve adına “modern kültür/global yaşam” denilen katiller ve alçaklar evreni!Bütün kavram ve kelimelerin içini boşaltarak kendi tarzına indirgeyen ve bunu da dünyaya olmazsa olmaz gereklilikler olarak dayatan soysuzluk cehennemine dekor ne kadar da albenili.Bütün insanlık sarhoş ve kendinden geçmiş halde bu iğreti sahnede yerini almak için soyunuyor “insanlığından.”Yeni dünya düzeni adı verilen sahtekarlık,habis bir ur gibi öylesine yayılmakta ki,böyle bir düzenin içerdiği değerler ancak “insanlık terk edilerek” elde edilebilir.Böyle de sürüyor.Her taraf konuşan,yürüyen,gülen,eğlenen,markaya endekslenmiş suretlerle doluyor.Bütün renklerin flulaşıp tek  bir renge dönüştüğü,bütün düşünme biçimlerinin dilsiz ve sözsüz kaldığı,bütün duyargaların edilgen bir hal aldığı bir çağ bu.Adına küreselleşme dedikleri,kuralları caniler tarafından edilmiş vahşi bir oyun.İşin daha da vahimi bu kahredici fırtınaya karşı onurla ve dik durması gerekenlerin,çoktan hazırlanan sahnede kendileri için biçilmiş rolü kabul etmiş olmalarıdır.Müslüman dünyayı daha bir sıkı denetimde tutan bu kirli kuşatmanın İslam’a yüklediği tanım,bu düşünce sistemini bayraklaştıranlarca çoğunluk kabul edilmiş durumda.Aykırı ve sıra dışı bir çıkış,bizzat bunlar tarafından terörize bir hal olarak görülmektedir.Şimdilik kulaklara fısıldanan,önü alınmazsa yürekleri ele geçirmeye hazırlanan vehimdir bu.Yayılmaya devam ediyor.<br />
Sesimiz yükselmeli ve keskinleşmeli pahası ne olursa olsun.Her adımımızda toprağa ses verdiğimizin farkına vararak,toprağın dilini göklerin söylemi ile buluşturmak gibi onurlu bir yürüyüş olmalı.Uçurumun kenarına tutunmuş dağ lalesi gibi yüreğine son sevdasını sürenlerden devralınmış bir emanet olmalı yol aydınlığımız.<br />
Saygıdeğer Okur!<br />
Kendimize ve varoluşunuzu simgeleyen her değerlere sahip çıkma zamanıdır.Korku ve umut arasındaki yol,her şeyden önce fedakarlık,vefakarlık ve berrak bir bilinç öngörmektedir.Yaşadığımız anın sıradan figürleri münzeviliğinde değil,geleneğin temiz mirasını geleceğin erdemli insanlarına ulaştırmak müjdeciliğinde olunmalı.<br />
Ve yol,ancak birbirimize tutunduğumuzda,birbirimizde buluştuğumuzda,kutlu bir yol olmalı…<br />
Çünkü bizler şahid olmaya geldik,sahip olmaya değil….</em></strong></p>
<p><strong><em>yolcu dergisi (28. sayı /seyir defteri)<br />
</em></strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BİRGÜN VAR YA BU MÜNZEVİ ÇOCUKLAR;TAA ALNINIZIN ORTASINDAN SEVECEKLER SİZİ BAYIM]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/23/birgun-var-ya-bu-munzevi-cocuklartaa-alninizin-ortasindan-sevecekler-sizi-bayim/</link>
<pubDate>Wed, 23 Aug 2006 08:14:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/23/birgun-var-ya-bu-munzevi-cocuklartaa-alninizin-ortasindan-sevecekler-sizi-bayim/</guid>
<description><![CDATA[Efendim!.. Sevgini kazanmak için elimizden geleni yaptık inan.Tayfalarını evlerimizde ağırladık. Ölü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p align="center"><strong>Efendim!..<br />
Sevgini kazanmak için elimizden geleni yaptık inan.Tayfalarını evlerimizde ağırladık. Ölü kadın ve çocuklar bir de yitik medeniyetler adına. Cehenneminde yak bizi bayım. Ne olur yak bütün  tövbelerimizi. Özgürlük naraları senindir şimdi her vuruluşumuzda.<br />
Bütün kurbanlar sizin bizi sevmeniz içindi, yinede bilemediniz. Hayat bize acı, bize  ateş, bize zümrüd-ü Anka  bayım.<br />
Yanılıyorsun. Sinirli değilim.Tepeden tırnağa ebu Zer. Sen acının ötesini bilir misin bayım. Sürekli payımıza ölüm düşse ne yazar. Ölmek çoğalmaktır. Bilemezsin. Bütün gerekçelerine kardeleniz bunu da bilmezsin.<br />
Şimdi çocuklarımız ne çok yetim&#8230;<br />
 Yapayalnız olabilirim. Kanımız akmaktan donmuş olabilir.Gövdem bana yabancı olabilir. Limanlar bomboş olabilir. Dost meclisimizde vefa unutulmuş olabilir. Ayaklarımız sürçmüş olabilir. Sermayem sitem olabilir. Söz söyleneceği anı bilir..      <br />
 Aşk kabardığında isyan yoldadır unutma.Sen saldırdıkça uslandık bilendi bıçaklarımız. Tohumun bozuk bayım.Yeşermez. Sürekli sarktınız Gecelerimize/ Gündüzlerimize. Cümle alem kan revan. Kan yalattınız köpeklerinize. Avazımın yanardağ oluşunu bekle.<br />
 UNUTMA BAYIM </strong></p>
<p align="center"><strong>( Yolcu Dergisi )</strong></p>
<p align="center">&#160;</p>
</div>]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İYİ Kİ İSMET ÖZEL VAR]]></title>
<link>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/14/iyi-ki-ismet-ozel-var/</link>
<pubDate>Mon, 14 Aug 2006 10:07:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>iedebiyat</dc:creator>
<guid>http://iedebiyat.wordpress.com/2006/08/14/iyi-ki-ismet-ozel-var/</guid>
<description><![CDATA[Şair ve düşünür İ. Özel, son çıkışlarıyla yine düşünce hayatımıza girmiş bulunuyor. Özel&#8217;in so]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><p><strong>Şair ve düşünür İ. Özel, son çıkışlarıyla yine düşünce hayatımıza girmiş bulunuyor.<br />
Özel&#8217;in son birkaç yıldır ortaya koyduğu &#8220;Türklük&#8221; bağlamındaki farklı çıkışlar,<br />
Ankara&#8217;da verdiği son konferansla devam ediyor.<br />
Konferansın ismi de alabildiğine ilginç; &#8220;Tanrı, Türkleri diğer milletlerden üstün yarattı…<br />
&#8220;Bu konuşmada ve konuşmanın yankıları üzerine verdiği röportajlarda,<br />
Özel, şaşırtıcı ve bir o kadar etkileyici üslubuyla yine zihinleri bulandırdı, kafaları karıştırdı.<br />
Ama eklemek gerekir ki yine O&#8217;nun üslubuyla söylersek; &#8220;Karışık kafa iyidir!&#8221;<br />
Bu yazıda İsmet Özel&#8217;in “ne” söylediğinin değil, “nasıl” söylediğinin üzerinde durmak istiyorum.<br />
Gerçekten de Özel&#8217;in söyledikleri kadar, bunları nasıl söylediği de önemli.<br />
Özel&#8217;in üslubu hiçbir zaman kolay olmadı.<br />
Ne şiirleri ne de düz yazıları öyle hemen sindirilebilecek metinler değil.<br />
Hatta içinde bulunduğu bütün ideolojik gruplar veya sevenleri dahi onu anlaşılmazlıklar, seçkincilikle,<br />
elitizmle suçladılar. <br />
Özellikle İslamcı çevreler İ. Özel&#8217;i daima anlaşılmaz buldular.<br />
Özel hiçbir zaman kolaycılığa, popülizme, kendi deyimi ile &#8221; hokkabazlığa&#8221; kaçmadı.<br />
O, kulağını gösterecekse elinin en kolay uzanabildiği kulağını değil, uzanırken zorlanacağı uzaktaki kulağını seçti.<br />
Bizlerse bunu anlaşılmaz bulduk. İsmet Özel bunu niçin yapıyordu?<br />
Ya da bunun sebebi neydi?Hemen vurgulamak gerekir ki bu sadece İ. Özel&#8217;e özgü bir durum değildir.<br />
Bütün has düşünürler (edipler) böyle bir üslubun sahibi oldular.<br />
Sorun galiba, bütün kelimeleri bilip, yazılı olan her şeyi anlayabileceğini zanneden bizlerde.<br />
Ahmet Haşim, şiir poetikasında bu durumu şöyle bir örnekle açıklamıştı;<br />
&#8221; Şair, diğer sanat erbebına göre biraz daha talihsizdir.<br />
Bir ressamın, palet, tuval, boya gibi kendi sanat dallarına özgü materyalleri  vardır.<br />
Aynı şekilde müzisyenin de elinde, nota, ses veya herhangi bir enstürümanı bulunur.<br />
Bütün bu malzemeler, gündelik hayattan uzak, ancak bir uzmanın kullanabileceği malzemelerdir.<br />
Oysa şairin elinde herkesin bildiği veya kullanabileceği &#8216;kelimeler&#8217; vardır.<br />
Bu yüzden herkes her şiiri anlayabileceğini zanneder. Çünkü o bu malzemeyi zaten her gün kullanmaktadır.<br />
&#8221; Haşim, bu durumu şairin talihsizliği olarak görür. Bizler de dil denilen ortak kullanım alanını kullanıcıları olarak,<br />
okuyabildiğimiz her metni anlayacağımız ön kabülü içindeyiz. Ancak durum tamamen farklıdır.<br />
Diğer yandan dilbilimsel yöntemlerde ve edebiyat estetiğinde son iki yüzyıla damgasını vuran bir tartışmaya da değinmek gerekiyor.<br />
Buna göre; bir metin, her zaman için iki boyutludur.<br />
Basitçe ifade edersek, acaba bir metnin ( özellikle bir sanat metninin) “ne” söylediği mi yoksa, “nasıl” söylediği mi önemlidir?<br />
Alman düşünür İ. Kant tarafından formülleştirilen bu soruya yine Kant tarafından verilen cevap, edebi ya da estetik bir metnin<br />
&#8221; ifade düzleminin&#8221; daha önemli olduğu yönündedir.<br />
Hegel ise hangi türden metin olursa olsun, asıl önemli olanın o metnin<br />
&#8220;anlam düzeyinin&#8221; olduğunu belirterek Kant&#8217;ı eleştirir.<br />
Son iki yüzyıla damgasını vuran bu tartışmalar halâ sonuçlanmış değil.<br />
Bir düşünürün veya bir edebiyatçının en temel görevi, &#8220;dünyayı çoğaltmak&#8221;tır.<br />
Yeni anlam düzeyleri yaratarak bize, ruhun ve düşüncenin başka başka yollardan da yürüyebileceğini göstermektir.<br />
O meselenin &#8220;hiç de öyle olmadığını&#8221; &#8220;böyle de olabileceğini&#8221; söylemektedir. <br />
Kadim gelenekte de belirtildiği gibi,<br />
&#8221; Gök kubbe altında söylenmemiş söz yoktur.<br />
&#8221; Ancak, sanat, edebiyat, şiir, belki de aynı şeyleri farklı şekilde söylemek, değil midir?<br />
Divan Edebiyatı şairleri, altıyüz yıl boyunca aynı temaları  farklı şekillerde söylemenin peşinde koşmadılar mı?<br />
İsmet Özel&#8217;e dönecek olursak, O sorunlar(ımız)ı ele alırken,<br />
bu sorunlara hiç kimsenin fark etmediği bir yönden bakma cesaretini ve &#8220;yol&#8221;unu bulur.<br />
Ve bunu bize hiçte alışık olmadığımız bir üslup ile aktarır.<br />
Ben İ. Özel&#8217;in anlaşılma zorluğunun bu noktan kaynaklandığını düşünüyorum.<br />
Yani sorunlara yaklaşımı ve bunları aktarma biçimi çok farklı.<br />
İyi hatırlıyorum, onca yıkıcılığına, Türk siyasi hayatını bariz bir biçimde değiştirmesine rağmen ve <br />
örtülü bir darbe olduğuna kani olduğumuz 28 Şubat için,<br />
&#8221; Ne olacak, takvimdeki bir yapraktın 28 Şubat&#8221; demiştir.<br />
İsmet Özel, her zaman söylediklerini çarpıcı şekillerde söylemeyi seviyor.<br />
Bu bir seslenme, ünleme, dikkat çekme ve uyarma biçimi olarak da görülebilir.<br />
Örneğin; &#8221; Toparlanın gitmiyoruz!&#8221; veya &#8220;Tanrı Türkleri diğer milletlerden üstün yarattı.&#8221; gibi.<br />
Ancak kendisi bu tür konu başlıklarına açıklama getirdiğinde aslında o kadar da sert veya aykırı şeyler söylemediğini görüyoruz. <br />
Mesela &#8221; Tanrı Türkleri diğer milletlerden üstün yarattı:&#8221; derken, bu üstünlüğün farklı bir üstünlük olduğunu,<br />
hatta bir üstünlük olmadığını, &#8220;sorumluluk&#8221; kelimesinin konuya daha uygun olacağını ama bunu söylerse,<br />
kimsenin dikkat kesilmeyeceğini ya da daha da önemlisi, bunu böyle ifade ediyor olmasının sorunları daha net ortaya koyacağını vurguluyor olabilir.<br />
Bu bir düşünme ve özel bir aktarım (üslup) biçimi.<br />
Anladığım kadarıyla İ. Özel&#8217;de &#8220;Türklük&#8221;, bir ırkın, bir milletin veya bir kavmin isminden öte bir şey.<br />
Bu bir &#8221; kavramsallaştırma.<br />
&#8221; Evet, Özel, isimden yola çıkarak bir &#8221; kavramsallaştırma&#8221; yapmaktadır.<br />
Öyleyse Özel, niçin bir kavramsallaştırma yaparken son derece hassas bir ortamda &#8220;Türk&#8221; kelimesinden yola çıkmaktadır?<br />
Açıkçası bu bir  muamma. Ancak şöyle bir açıklama getirebilir;<br />
&#8220;Türkler, bizzat tarihi sebeplerden kapitalizm ve emperyalizmle olan kan uyuşmazlığı ve<br />
Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun bir türlü &#8220;kapitalistleştirilememesinden&#8221; yola çıkarak böyle bir kavramsallaştırmanın zeminini oluşturmaktadır.<br />
Yukarıda bir şeyin söyleniş &#8220;biçiminin&#8221;, söylenenin &#8220;anlamı&#8221; kadar (hatta bazılarına göre daha da) önemli olduğunu<br />
vurgulamaya çalıştık.<br />
İsmet Özel, şair olmanın da getirdiği avantajlarla bütün bu söyleyiş biçimlerinin imkânını sonuna kadar kullanmayı seçmiş bir düşünür.<br />
Bir şeyi doğrudan söylemekle, onu farklı (veya karmaşık) bir şekilde söylemek arasındaki tek fark sadece karmaşıklaştırmak veya bulandırarak söylemek değildir.<br />
Edebiyat, sanat, incelik ve üslup buradan doğar işte.<br />
Çünkü bir şeyi farklı biçimde söylemek yeni &#8220;varlık alanları ve imkânları&#8221; açığa çıkarır.<br />
Ve düşünce dünyamızda bu tür düşünüş ve söyleyiş biçimi o kadar az ki.<br />
İsmet Özel&#8217;in söyledikleri bizleri şaşırtsa, ürkütse bile, O&#8217;na katıl(a)masak bile, O&#8217;nun söyleyiş biçimine,<br />
düşünce üretme tarzına bigane kalmak, tek kelimeyle ahmaklık olur.<br />
O&#8217;nu her okuduğumda veya dinlediğimde söylediğim tek şey şu oluyor; </strong></p>
<p><strong>&#8220;İyi ki varsın İsmet Özel!&#8221;</strong></p>
<p><strong>İbrahim TÖKEL ( Yolcu D. sayı :32 )<br />
 </strong></p>
</div>]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
